"Ben benim, ben evrenim, öncesi-sonras, olmayan zaman ve mekân m!" Pozitivizm Ça da Putçuluktur...3

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download ""Ben benim, ben evrenim, öncesi-sonras, olmayan zaman ve mekân m!" Pozitivizm Ça da Putçuluktur...3"

Transkript

1

2 NDEK LER... Pozitivizm Ça da Putçuluktur...3 Tarih Olarak Toplum Evrenin Kendi Fark na Varma Hamlesidir...11 nsan Dü üncesi En Geni Kullan m Kapasitesine Toplumsall kça Ula r...23 Yap lanan ve Yap land ran Kurmay Öge: Dil Devrimi...38 Ekolojik-Demokratik Toplumsal Ya am ve Tar m...56 "Ben benim, ben evrenim, öncesi-sonras, yak -uza olmayan zaman ve mekân m!" Toplum Esas Olarak Ana-Kad n Etraf nda Kurulur...66 Toplumsall k Neden Ahlaki ve Politiktir ve Öyle Olmak Zorundad r...77 Siyaset Toplumun Vazgeçilmezidir...87 Burjuvazi Taraf ndan Gasp Edilen Bir Halk Devrimi: ngiliz Devrimi...100

3 KOMÜNARDAN... Merhaba Dergimizin 45. say yla yine birlikteyiz. Bu birliktelik an, özgürlük mücadelemiz aç ndan da önemli olman n ötesinde kader belirleyici bir dönemi göstermektedir. Önderli imiz bu dönemi "PKK tarihinin 4. A amas olma özelliklerini ta maktad r." diye de erlendirdi: ; ; Newroz'una kadarki dönem ve Newroz sonras geli melerle birlikte ad konulacak olan 4. Dönem. te biz de KOMÜNAR olarak böylesine kader belirleyici bir döneme 45. say zla girerken dergimizi bir bütün olarak 'Toplumsal Ya am' konusuna ay rd k. Toplumsal Ya am konusunun alt ba klar Önderlik taraf ndan belirlendi Bunlar:1-Tarih, 2- Zekâ, 3- Dil, 4- Tar m, 5- Kad n, 6- Ahlâk ve Politika konular olmaktad r. Elbette bu ba klar d nda da toplumsal ya am anlatmak için ele al nmas gereken ba klar vard r. Ancak biz Önderli imizin belirledi i çerçeveye ba kalarak bu konular ele ald k. Yan ra demokratik siyaset ve halk devrimlerinden ngiliz Devrimi'ne dair yaz lar yer almaktad r. Kader belirleyici bir dönem ya da Önderli imizin deyi i ile 'Özgürlük mücadelesinin 4. A amas ' önümüze çok kapsaml görevler koymaktad r. Ve bu görevlerin yerine getirilmesi yüksek bir tempo gerektirmektedir. Bunun için de özellikle toplumsal ya- am konusunda ideolojik netli e sahip olmam z zorunlu olmaktad r. Çünkü 4. A ama denilen bu süreç, sadece Kürt sorunu de il bölge sorununa yakla mda da tüm güçlerin kendi çözümlerini bir biçimde ya amsalla rmaya çal aca dönemi ihtiva etmektedir. Yani tart ma ve çat malar n yan s ra uygulamalar n da önemli oranda devreye konulaca bir a amaya girmi bulunuyoruz. Statükocu ya da BOP yanl güçlerin neleri ya amsalla rd ya da ya amsalla raca gelinen a amada belli olmu tur. Klasik inkar-imha savunucular önemli oranda etkisizle irken, onlar n var olan gücü BOP taraftarlar nca de erlendirilecektir. Yani bir politika devre d kal rken, o politikay yürüten güçler de devre d kalmayacakt r. Geriye bizim ne yapaca z kalmaktad r. Teorik olarak Önderli imiz olmas gerekenleri belirtti. 'Fikirlerin mant ' olarak ideolojimizi 'ya am n tan mlanmas ve düzenlenmesi' konusunda derinle tirdi. Önderli imizin netle tirdi i bak aç toplumsal ya am anlama ve bu ya am n ortaya ç ka- lmas nda önümüze ba ar lmas gereken büyük görevler koymaktad r. Bu görevi yerine getirme de ' u an'da gerçekle melidir. "Bir insan n fikri neyse zikri de odur" deyimi do al olarak da bizi fikir üzerinde yo unla rmal r. Bu yo unla ma imdi toplumsal ya am üzerine olmal r. Kader belirleyici anlar, fikirlerin toplumsal ya amda hayata geçti i anlard r. Söz konusu olan Kürt sosyal ya am olunca, bu konu daha da ciddi olmaktad r. Belirlenen ba klar bütünlüklü ele al nd nda toplumsal ya ama ili kin do ru bir bak aç olu- ur. Toplum özünde bunlardan olu maktad r. Bu ba klardan sadece birinin ele al narak di er ba klar n görmezlikten gelinmesi ciddi problemlere neden olur. O zaman geçmi te ve günümüzde ya ananlar gibi kapitalist moderniteye kar olma ad alt nda onun yedek lasti i durumuna dü ülür. Önderli imizin s k s k bahsetti i ve mutlaka ya amsalla lmas istedi i 'Siyaset Akademileri' i te bu kader belirleyici sürecin temel fikir do rultusu rolünü oynamak durumundad r. Toplumsal gerçekliklerin in a edilmi gerçeklikler olmas gerçe i, bu akademileri toplum aç ndan olmazsa olmaz k yor. Toplum ancak bu akademilerin yapaca zihniyet çal malar yla devletçi sistemin olmaktan kurtulabilir. Toplum ancak bu ekilde kendisinin olabilir. Ele ald z konular toplumun zihniyet dönü ümüne katk sunmak amaçl r. Özellikle anayasa tart malar, bask n seçim olas klar, siyasal soyk m sald lar ve askeri konsept projelerinin yo un olarak lendi i bu dönemde, siyaset akademilerinin neden gerekli oldu unu anlamamak; ya körlük ya da bilinçli bo a ç kar k olarak de erlendirilmelidir. Özgürlük mücadelesini tasfiye ad mlar giderek daha güçlü at lmak istenecektir. Ama 15 ubat ile birlikte ba lay p 8 Mart ile devam eden, üç Kürt'ün sömürgeci devletlerce ehit edildi i Newroz etkinlikleri ile doruk noktas na t rmanan Kürt halk n Önderli ini ve özgürlü ünü sahiplenmesi, geçmi te oldu u gibi bugün de tüm oyunlar bo a ç karacakt r. Özellikle Newroz'da ortaya ç kan halk iradesi, dü man olanlar n bile dudaklar uçuklatm a benzemektedir. Amed, stanbul ve am Newrozlar gelmi geçmi en büyük kat ml Newrozlar olmaktad r. stanbul Newrozu bu anlamda Önderli imizin 'Türkiyelile me' ça na verilen olumlu yan t biçiminde ele al narak bu, acil bir örgütlülü e dönü türülmelidir. Amed, Van ve Kürdistan' n di er parçalar nda gerçekle en Newrozlar Kürt ulusal birli i için güçlü bir zemin olu turmaktad r. Kürdistan' n her parças nda ya anan özgürlük tutkusu güçlü bir öz savunma ve politik ç yapma zemini olarak görülmelidir. Önderli imizin son dönemlerde belirtti i Rus ve Frans z devrim anlar n resmini vermek anlam na geliyordu NEWROZ. imdi biz Özgürlük Sava lar olarak bu resmi gördük. O zaman gereklerini bir an önce yerine getirme görevimiz var. Bu görev en yüksek tempo ile yerine gelmelidir y l önce Demirci KAWA'n n çekici ile dövülerek çelikle en özgürlük bilinci, Mazlum DO AN'lar n, Mahsum KORK- MAZ'lar n, Zekiye ALKAN'kar n, Rah an DEM REL, Ronahi ve Berivan yolda lar n kl yolunda ve ehitlerin özlemlerini gerçekle tirme iddias n ad olan Önderli imizin öncülü ünde her zamankinden daha fazla gerçekle me olana na kavu mu tur. Kahraman Kürt halk n Önderli ine, ehitlerine ve Partisine olan sars lmaz ba, bu olana n en temel zemini olmaktad r. Bu zemin bizleri 'fikri ve zikri bir olan' özgürlük sava lar olarak görmek istemektedir. KOMÜNAR fikir ve zikir birli i için üzerine dü en görevi yerine getirmeye devam edecektir y n Önderli imiz ve Halk z için özgürlük y olmas dile iyle Yolda ça Selam ve Sayg lar zla

4 Say KOMÜNAR POZ ZM ÇA DA PUTÇULUKTUR Abdullah ÖCALAN Yak n döneme kadar hükümranl sürdüren pozitif bilimlerin hiç de lanse edildikleri gibi anti-metafizik ve anti-din perspektifli olmad klar, en az ndan metafizik ve din kavramlar kadar dinsel ve metafizik bir boyut ta- klar aç a ç kmakta ve tart lmaktad r. Avrupa sosyal bilim hegemonyas, uzun süre kat pozitivist metafizikle bu gerçe i yads yarak, belki uygarl k hegemonyas na hizmet etmi tir. Ama sosyal bilimde de büyük karga- aya yol açm r. Bilim esas olarak 'kendini bilmek'se, san ld n aksine, en çok da sistemin resmi ideoloji olarak benimsedi i pozitivizm bu gerçeklikten uzakla rol oynar. Çok ele tirdi i din ve metafizik a amalar, belki de pozitivizmden daha fazla bilime yak n- rlar. Tabii ki ba ta insani bilimler. Kald ki, tabii bilimler denilen disiplinlere de derinli ine bak ld nda, onlar da son tahlilde insani bilim kategorisinden say r. nsanl k tarihin hiçbir a amas nda bu denli zincirlerinden vah- ice bo almam. Yine bu denli k sk vrak ba lanmam. Do a ve toplum üzerine bu denli iktidar icras na girilmemi ti. Bunlar ancak pozitivist din ve metafizikle gerçekle ir oldu. Pozitivizm dinsel niteli ini olguculu undan al r. Özü itibariyle pozitivizm için olgu en temel gerçekliktir. Olgusal olmayan gerçeklik yoktur. Hâlbuki ara rmalar ve felsefe (bir bütün olarak) olgunun alg yla ayn oldu unu (yani olgu=alg ) göstermektedir. Alg k ise, en basit zihni i lemdir. Nesnenin en yüzeysel gözlemlenmesi sonucu olu up kaba bilgilenmenin (bilimsel olmayan en yan lg bilgi türü) yöntemidir. Olguyu olguculuk haline getirmek, nesneye temel gerçeklik rolü bah etmektir. Paganizmin (putçulu un) temelinde de ayn yakla m vard : Nesneyi tap nma konusu yapmak. Bu durumda pozitivizm istedi i kadar din ba ta olmak üzere metafizi e sald rs n, kendisi de nesne hakikatçili i nedeniyle en kaba materyalist bir din haline gelmi tir; yani nesnelci putçulu un modernitedeki yeni bir türevi, temsilcisi olarak metafiziktir. Pozitivizm özden, derinlikten yoksun, yüzeysel, olgular ölçüp biçmekten ötesini görmeyen, ç karlar gere i görmek istemeyen bir yap ya sahiptir. Pozitivizmi 'bilimcilik' k yla sunmas na ra men, tarihin en putperest (Heykel bollu u, bu s f döneminde ç gibi büyümü tür) s r. Görünü te laik ve dünyevidir, özde en dinci ve hayalperesttir. Buradaki dincili i, ba nazl k derecesinde 'olgucu' inanç ve dü ünceleridir. Olguculu un asla gerçe in bütünlü ü olmad biliyoruz. Sözde laikli i, özde ise laik kar tl en hayali projeleri (bir nevi ahiretlik projeler) toplumun önüne utanmadan habire sunmas r. Hem de en yüzeysel halidir. 3

5 KOMÜNAR 'Olguculuk' olarak tercüme edebilece imiz bu din, bizzat insan zihniyetinin ürünü olma karakterinden ötürü zaten metafiziktir. Olguculuk (pozitivizm), toplumsal yakla m söz konusu oldu unda, bir nevi ça da putçuluktur. Putçuluk, anlamsall yitirmi tanr sal- n bo çerçevesidir. Bir dönemler toplum için büyüleyici, kutsal bir i levi olan bir kavramsall k olarak tanr sall k bu i levini yitirince, geriye putla hali kal r. Putlara ise anlambilimden yoksun kesimlerin tap nmas anla r bir husustur. Onlar putun i levsellikten kaynakland bilmedikleri gibi, tersine putçulu un anlam üretece ini, eski yüceli e, kutsall a eri ece ini sanmakta ya da gafletinde bulunmaktad r. Anti-put dinleri bu ba lamda çözmek hayli ayd nlat olacakt r. Olguculu- a mahkûm pozitivistlerin ça da putçulukla- ndan üphe etmiyorum. Ça da putçuluk da diyebilece imiz bu modern putçular n en iyi 'tüketim nesnelerine bir put gibi sar ld klar ' bizzat modernizm sahas ndaki filozoflar söylemektedir. nsan n zihniyet itibariyle metafizik karakterli bir varl k oldu unu bu amaçla yöntem konusunda uzunca i ledim. Pozitivizm, far- nda olmadan, bu olguculu un eski dönemin en s 'putçulu u' oldu unu göremiyor. Olguculuk = putçuluk ideam önemle ileri sürüyorum. Olguculuk bir gerçe i yorumlay biçimi de ildir. Ne kadar tersini iddia etse de, olgulara dayal bilimin felsefesi de de ildir. Çünkü böyle bir felsefe olamaz. Göze çarpan, kula titreten her görüntü ve ses olgudur. Her hissedi de olgudur. Evren gerçekli inin bunlardan ibaret oldu unu hangi ç lg n veya cahil idea edebilir? Ne yaz k ki, modernite olguculuk üzerine in a edilmi bir ya am n resmidir. Bilinçli olarak 'resmidir' kelimesini kullan yorum. Çünkü modernite ya am n özüyle de il, en yüzeysel biçimiyle ilgilidir. Metafizi in önemini inkar eden kesim materyalist âlemi, maddi uygarl, son dönemde rasyonalite ve pozitivizmi bayrak edinerek sald ya geçmi tir: Metafizik kokan her ey hastal kt r, aldatma arac r, toptan reddedilmelidir. Fakat sonradan daha iyi fark edildi ki, özellikle kapitalist modernitenin sahip oldu u rasyonalite ve pozitivizminin 'fa ist sürü', 'robot-mekanik insan' ve 'simülasyondan' ibaret ya am alg lamalar na yol açarak, çevreyi de yok ederek bir tarihsel toplum y na yol açmas söz konusudur. Fizik yasalar na ba k, toplumun y ve çözülü ünden kendini al koymamaktad r. 'Bilimcilik'in en kötü metafizik oldu u da böylece kan tlan- oluyordu. E er toplumsal ya am n bir anlam varsa tabii! 'Bilimcili in' en s materyalizm oldu unu, iktidar ve istismar n en iyi e itilmi uzman oldu unu, dolay yla bilerek veya bilmeyerek kendini en çok aldatan konumunda tutarak metafizi in bu en tortu biçimini temsil etti ini önemle belirtmeliyim. Metafizi e kar tl k pozitivizmin en cahilce sald lar ndan biridir. Metafizik olu tu- undan beri (insan olu umu) insanl k için bir zarurettir. Sadece devlet etraf nda örülmü uygarl klar için de il, tüm insanlar için, hatta zihni geli kin hayvanlar için bile ihtiyaçt r. Hiçbir insan tam bilgiyle, bilimle, haydi diyelim pozitivistlerin diliyle bilimcilikle donan- olarak ne geçmi te, ne de günümüzde donanma yetene inde de ildir. Bu imkâns z olmasa bile, zihni gücü buna yetmez. Elinden metafizik dünyas al rsan z veya y karsan z, ölüsü elde kal r. Ya da hiçbir kural tan mayan lg n insanlar (Bat toplumu bu olguya çok tan k oldu) ortaya ç kar. Yine olan bu oldu. Kald ki, olgular gerçe in gerçekten her eyini de il, genelgeçer yan te kil eder. Pozitivist olgucular toplumu bilimsel olarak tan mlad klar iddia etmelerine ra men, pozitivist olguculuk toplumun gerçek ak en az tan yan dü ünce okuludur. Toplumu tarihsiz, kaba materyalist bir y n gibi yorumlayarak, en çarp k, eksik bir tan yla en tehlikeli toplumsal operasyonlar n yolunu açarlar. Toplumsal mühendislik kavram pozitivizmle ba lant r. Bunlar d tan müdahaleyle topluma istenilen ekli verebileceklerini san rlar. Modernitenin de resmi anlay olan bu yakla mlar, toplumun içinde ve d nda yürütülen iktidar ve istismar sava lar n me ru gerekçelerini olu tururlar. 4

6 Say Konuyu biraz daha aç mlarsak; bilim gibi pozitivizm (bilimcilik) de en kaba olguculuk felsefesidir. Olgu, gerçe in görüntüsüdür; pozitivizmde ise gerçe in kendisidir. Olgu olmayan hiçbir ey gerçek de ildir. Kuantum fizi i, astronomi ve biyolojiden, hatta dü üncenin öz olarak kendisinden biliyoruz ki, gerçek, azami olarak göze görünen olaylar n ötesindeki âlemlerde cereyan eder. Gözlemlenen ve gözleyen ili kisinde gerçek (hakikat) en rl bir mahiyete bürünmü tür ki, hiçbir fiziki ölçe e ve tarife s mama noktas ndad r. Pozitivizm bu derinli in inkâr olarak, en çok ilkça daki putçulu a (paganizm) benzemektedir. Put bir olgu olarak görünüm kazand için, paganizm ile pozitivizm aras ndaki ortak ba yans r. Pozitivizm en az ortaça teolojisi kadar zihinler üzerinde tahribat yaratt. nsan toplumlar n büyük manevi dünyas n fark nda bile olmad. Metafizik dünyan n sonu geldi deyip, milyonlarca y n birikimi olan insani kutsall klar çöp sepetine att. Tam bir cehalet hareketi idi. Hz. Muhammed'in Ebu Cehil için kulland söz veya unvan tam da pozitivistler içindir: Toplumbilimi aç ndan ça da Ebu Cehiller. Din d k (laikos) ve olguculu- un (pozitivist felsefe veya din) kaba materyalizmle (" nsan zihni ayna gibidir. Sadece yans r") birlikte kapitalist tekellerle yak ndan ba lant ideolojik örgüler olduklar çok iyi kavramak gerekir. Pozitivizm ile Gerçekle en Sosyalizm de il, Küresel Kapitalizm Oldu Pozitivistlerin en büyük günah, toplumsal gerçeklikleri fiziki gerçeklikler gibi olgular niteli iyle ayn kategoriye koymalar olmu tur. Toplumsal olguyu de mez gerçeklikle bir tuttu umuzda, büyük yan lg lar içeren toplumsal paradigmalara kap ard na kadar aralam oluruz. Ekonomiye pozitivist aç dan Pozitivizm en az ortaça teolojisi kadar zihinler üzerinde tahribat yaratt. nsan toplumlar n büyük manevi dünyas n fark nda bile olmad. Metafizik dünyan n sonu geldi deyip, milyonlarca n birikimi olan insani kutsall klar çöp sepetine att. Tam bir cehalet hareketi idi. KOMÜNAR bakt zda, bu sak ncalar görmemek mümkün de ildir. O zaman milliyetçilikler nesnel gerçe in ifadesi olarak anla ld nda, de ik konumlarda da olsalar, felsefi bak mdan ayn olan Hitler ve Stalin konumuna dü ersiniz. Bu ikisi de, yani tüm pozitivistler de, kaba materyalistler de toplumda kabul ettikleri gerçeklere mutlak olgu de eri vermekten kurtulamazlar. Para konusunu son derece nazik k lan bir etken de topluma bu pozitivist yakla mla bakan anlay tan gelir: Paray tam gerçek saymak. Dolay yla onun arac yla el de tirme, giderek gerçek alg lamas na dönü ür. Pozitivist bilim anlay yla, di er bir dey- le paradigmas yla geli tirilmek istenen toplumsal bilimler tamamen ç kmaz içinde kal- r. Aksi halde bu denli yükselen sömürü ve sava olgusunu izah edemeyiz. Bilim adam topluma kar bir din adam veya ahlakiyatç dan daha az sorumlu olamaz. Madem bilim; mitoloji, din ve felsefeye kar daha yüksek bir anlam gücüdür, o halde neden kendi devrimini yap p (17. yüzy l) zaferini sa la- halde, bu üstünlü ünü i görülmemi sava ve sömürü olgular na kar gösteremedi? Bilimin iktidarla mas buna neden olarak gösterilebilir. ktidarla an bilim özgürlü ünü kaybeder. Bilimi en geli kin anlam yorumu olarak tan mlarsak, bu kadar h zla iktidarla bütünle mesi ya bilim ad na bir yenilgidir ya da bilim diye tan mlanan n ciddi bir anlam sorunu var- r. Bu sorunu pozitivizmle ba lant land rmak istedim. Kendisi çok ele tirmesine ra men, pozitivizmin din ve metafizi in de gerisinde, en kaba materyalizmle iç içe bir din ve metafizik oldu u, pozitivist bilimler denen disiplinlerin sorumsuzluk (Sömürü ve sava a kar bir ey yapmad lar. Kendi sorunlar saymad lar. Daha sonra iktidar n bilimi idiler) düzeyinden aç kça ortaya ç km bulunmaktad r. Bundan ç kar lmas gereken en önemli bir so- 5

7 KOMÜNAR nuç, bilimin yeniden bir anlam yorumuna iddetle ihtiyaç duydu udur. Bilimin yeni bir paradigmatik devrime ihtiyac vard r. Yorum gücümü anlam yetene imin uygulamas olarak bu çal mada s nad m. Sonuçlar bu s namayla ilgilidir. Pozitivizmin en büyük tahribat toplumbilimi alan nda olmu tur. Pozitivistlerin bilimsellik ad na fizikte oldu u gibi toplumsal konular da indirgemeci bir anlay la nesnelle tirmeleri, alt ndan ç lmas zor sorunlar do urmu tur. Her ne kadar postmodernizm denilen kesimler pozitivizmi ele tirip Avrupa merkezli sosyal bilimi reddediyorlarsa da, bu yakla mlar n kolayca liberalize edilmesi ve daha anti-hakikatçi olan bir anti-avrupac k olarak biçim kazanmas mümkündür. Sosyal bilimin kriz halinden yararlanarak bu postmodern ara rmalar toptan reddedilmese de, son derece ele tirel yakla mak önem ta r. Modernist pozitivizmin evrenselci, ilerlemeci, çizgisel yöntemi ve perspektifi ne denli sapt - ise, birçok postmodernistin a göreci (izafi) döngüsel yöntemi de benzer sapmalara aç kt r. Pozitivist toplum anlay hem görecili i, hem de a evrenselcili i ba nda ta yan en kaba model olarak an lmaya de erdir. Pozitivist sosyal bilim bu konuda toplumu do adaki di er nesneler gibi nesnelle tirerek genel bir yan tla cevapland rmak konumundayd. Bilimsel sosyalizm bu bilim anlay n sol yans mas olarak ekillenmi olup daha ka- ve olgucuydu. Katk niteli inde toplumu üretim tarzlar na göre bir s flamaya tabi tuttu. Evrenselci düz çizgisel ilerlemeci pozitivizm sanki mutlak do rularm gibi alg lan p uyguland. lkel, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist-komünist ekillenme böyle ortaya kt. Bunda biraz da kadercilik vard r. Ne de olsa er geç s ra sosyalizme gelecekti. Bu, dogmatik yan aç k bir yakla md. Tüm sosyal eylemlili e bu zihniyetle yakla man n sonuçlar zannedildi inden çok daha a r olmu tur. Gerçekle en sosyalizm de il, çok ele tirdikleri ama fark nda olmadan en çok hizmet etmek durumunda kald klar küresel kapitalizm oldu. Rus devlet kapitalizminin sisteme en az as rl k ömürler kazand rmas herhalde bu gerçe i do rular niteliktedir. Pozitivist bilimcilik ideolojisi özellikle felsefi varyant olarak liberalizme güçlü katk sundu. Do al bilimlerin güçlü itibar ndan yararlanan pozitivist ideoloji, hem sa hem de sol ideolojileri etkilemede ba at rol oynad. deolojilere kolayca bilimsel etiket olarak tak p muazzam sapt rmalara yol açt. Özellikle tüm sol ideolojik ç lara damgas vurdu. Reel sosyalizm bu konuda ba çekiyordu. Kapitalist modernizmin tuza na pozitivist bilimcilikle dü üldü. Sa da ise, fa- izm gücünü pozitivist bilimcilikten alan en önde gelen ak m konumundayd. Böylelikle pozitivizm liberalizme en a soldan en a sa a kadar bir yelpazede ideolojik seçenekler sunuyordu. Gereken her mekân ve zaman ko- ullar nda liberalizm bu seçenekleri kendisine eklemleyip kullanmakla sistemin yap sal krizlerini a mada azami olarak yararlanm oluyordu. Çok büyük bir ac ve öfkeyle belirtmeliyim ki, yüz elli y a an çok soylu bir mücadelenin 'bilimsel sosyalizm' ad na ba ndan beri yitirmeye mahkûm kaba maddeci bir pozitivizmle yürütülmesi büyük bir talihsizlik olmu tur. üphesiz bu tutum alt nda çokça mücadele ettikleri 's fsall k ad na'l k yatmaktad r. Ama bu s f, sand klar gibi kölece proleterle meye direnen i çiler ve di er emekçiler de il, modernite içinde çoktan erimi, teslim olmu 'küçük-burjuva' s r. Pozitivizm tam da bu s n kapitalizme körce bak n ve içi bo tepkisinin ideolojisidir. Toplumsal ya am n gerçekte nas l olu tu undan habersiz, her zaman k r tarikatç n zemini olmu bu kent soylu esnaf s, ideolojik olarak hâkim resmi düzen taraf ndan en kolay elde edilen toplumsal kesimdir. Ortaça dan beri, hatta tüm uygarl k tarihi boyunca zihinlerimize yüklenen imgesel yakla mlardan kurtulmadan, pozitivist dalgan n zihinlerimizi adeta esir almas kaç lmazd. Bu durum a tekrarlay, içi bo, kuru bir retori i (söz ustal, cambazl ) gerçek sanmaktan öte bir geli meye f rsat tan mad. Es- 6

8 Say kiden " mam ne derse do rudur"un yerine, "Ö retmen, filozof ne derse do rudur" tekerlemesi geçti. Zihin verimsizli imizin temelinde bu gerçeklik yatar. Dolay yla kendi toplumsal do am za ili kin tek bir yorum yapma hakk ndan bile yoksun kald k. Bu çok vahim bir durumdur. Kendi kendine beyinsel körle me ve esarettir. Dinsel dogmatizm hiç olmazsa gelene in bir nevi ta gücüyle baz tarihi gerçekleri an msat r. Pozitivizmde bu da yoktur. Gerçeklerimizle aram za kocaman bir yabanc la ma bendi örer. Bat 'n n ideolojik hegemon gücü olarak, bir nevi silah s kmadan (beynini kullanmadan) teslim almaya benzer. Aç k ki, bu dogmatizmi k rmadan, genelde resmi uygarl k, özelde kapitalist modern paradigmay k rmak mümkün olamad. Dola- yla özgür yorumlama gücüne eri ilemedi. u dü üncemde ikna olmu durumday m: deolojik silahlar askeri silahlardan daha fazla yasaklay rol oynar. Dolay yla zirvesine Avrupa modernitesinde eri en, genelde bilimin özelde sosyal bilimin üzerinde yükseldi i bu nesnelli in genel felsefesi olan ve halen tüm iddetiyle devam eden pozitivizm, kapsaml ele tiriler temelinde tarihin çöp sepetine at lmadan, anlaml bir sosyal bilim paradigmas (köklü antiuygarl kç bilim felsefesi) geli tirilemez. Avrupa merkezli bilimin, özelikle sosyal bilimin çok parçalanm ve hakikati yitirme tehlikesi de bulunsa, olumlu kazan mlar ve hakikat paylar anlamak ve özümsemek artt r. Pozitivizm ne kadar ele tirilip a lmak durumundaysa, aç a ç kar lm hakikat paylar n özümsenmesi de o denli benimsenmek durumundad r. Hakikat ara rmas nda toptan anti- Avrupac k en az toptan Avrupac k kadar olumsuz sonuçlara yol açabilir. KOMÜNAR Kapitalizmin Kutsal deolojisi Olarak Pozitivizm Kapitalist modernitenin ilk büyük devriminin zihniyet alan ndaki özne-nesne ayr na dayal felsefi-ideolojik devrim oldu u önemle kavranmak durumundad r. Modernitenin ideolojik devriminin öne ç kard kavramlar n ba ta gelenlerinden olan ulusall k bo- una seçilmi bir kavram de ildir. Bu kavram kapitalist teolojinin ana ilkesidir. Ulusall k ve daha da geli tirilecek ulus-devlet en önemli tanr sal kavram, hatta yeryüzündeki tanr n kendisi olacakt r. Pozitivist teolojinin Akropol'ündeki en büyük tanr kesinlikle ulusall k ve ulus-devlet olarak yerini alacakt r. Di er modernite tanr lar önem s ras yla sisteme yapt klar katk lar yla orant yer tutacakt r. Pozitivist teoloji sözde 'bilimcilik'le ulus ve ulus-devlet olgusunu abart p dinsel ümmet olgusu yerine ikame edince, bu sefer din ve mezhep sorunlar ve çat malar yerine ulusal sorun ve çat malar geçmi tir. Hem de daha kanl sava lar ve soyk mlarla dolu bir sürece yol açarak. Dolay yla pozitivizmin kapitalizmin kutsal ideolojisi oldu unu çok iyi bilmek gerekir. Kapitalizmin zihniyet tan mlanmas çe- itli aç lardan yap labilir. Ba ta yap lmas gereken eklektik, her kal ba giren, aldat riski yüksek, bir yandan en kat dinsel dogmalardan daha dogmatik, en soyut felsefelerden daha saçma, spekülatif, putçulu un bile asla dü medi i kadar s putçuluk olan pozitivizm ve liberalizm olarak tan mlamakt r. Pozitivizmle bilimi i di edip inanç ve ahlak dünyas na kar ç kar rken, liberalizmle de toplumun ca- na okuyan, bireycili i soyk ma kadar t rmanan ulus-devletçi tanr ya dönü türmü tür. Hiçbir dini zihniyet kapitalizm zihniyeti kadar sava, bask ve i kence do urmad. Hiçbir toplum bireyi kapitalizmin zafer kazand toplumdaki birey zihni kadar sorumsuz, ç kar dü künü, zalim, soyk mc, asimilasyonist, diktatör do urmad. Kapitalist modernitenin bilimi, pozitivist yap yla kendisine çok güvendi. Büyük olgusal ke ifleri her ey sand. Mutlak hakikati olgular n yüzeysel bilgisinden ibaret sayd. Sonsuz ilerleme sürecine girildi inden emindi. Fakat burnunun dibindeki çevre felaketini öngörmemesi neye yorumlanabilir? Sava ba ta olmak üzere, son dört yüz y n tüm tarihi a an bütün toplumsal felaketleri hakk nda köklü çare öngörmemesi, pratikle tirmemesi neye 7

9 KOMÜNAR yorumlanabilir? Toplumun tüm gözeneklerine iktidar olarak s zm sava engellemesini bir yana b rakal m, do ru tespit etmemesine ne demeli? Aç k ki, tekel egemenli inin azami hegemonik ça nda bilim, san ld n aksine ideolojik ku atmay en çok ya ayan ve sistemin hizmetine en iyi uyum sa layan yap yla bu sorulara cevap veremezdi. Yap, hedefi ve tarz sistemi me rula rma amaçl olarak ilan edilmi, düzenlenmi bilim, dinler kadar bile etkili olamad göstermi tir. Fakat ideolojik olmayan bilim olmad da anlamak gerekir. Önemli olan, hangi toplumun ve s n ideolojisi olarak bilme ve bilim oldu unu fark edip ona göre konumunu belirlemektir. Ekoloji en yeni bilimlerden biri olarak bu çerçevede konumunu belirlerse, sadece çevrenin de- il, toplumsal do an n da ideal çözüm gücü olabilir. Söylenmesi gereken, kapitalizmin tüm dü- ünce biçimlerinden t pk mal, para spekülasyonundan kâr-sermaye sa lama gibi istifade etmesidir. Tüm dü ünce formlar tart ya vurarak ç kar na olanlar yeni felsefe veya din okullar biçiminde istifleyip, liberalizm ve pozitivizm ad alt nda piyasaya yeniden sürmü tür. Daha hazin olan, yeni bir kuma gibi müthi bir kâr oran yla satmay, yani hakîm zihniyet durumuna getirmeyi, ta rma ustal veya kurnazl sergilemeyi ba arm r. Modernitenin tüm bilimsel yap na damgas vuran pozitivist felsefeyi yorumlay nca, uygarl k-iktidar-bilim ili kisinin içyüzünü daha iyi aç a ç karabiliriz. Pozitivist felsefenin kesin nesnel olgulardan yola ç kt, bunun nda hiçbir bilimsel yakla ma yer vermedi ini biliyoruz. Yak ndan bak nca, nesnelerin ili kisi olarak bilimin tüm eski puta tap lardan ve metafizik güçlerden daha putçu ve metafizikçi oldu u kavranacakt r. Bu konuda tarihsel diyalekti i k saca hat rlat rsak daha çok ayd nlan z. Nas l tek ve soyut tanr dinler, paganizmi (putçuluk, bir nevi olgular tanr salla rma dini) ele tirme temelinde ortaya ç - p kendilerini ekillendirmi lerse, pozitivizm de bir nevi kar atak olarak yeni putçuluk biçiminde ortaya ç km r. Din ve metafizik ele tirisi, yeni putçuluk (Olgulara dayal hakikatçilik kesinlikle neo-paganizmdir) olarak, neo-metafizik olarak ekillenmi tir. F. Nietzsche'nin bu gerçe i ilk tespit eden filozoflardan olmas son derece önemlidir ve de erlendirmeleri hakikat ara rmalar nda katk niteli indedir. Nesnel olgu denilen kavram n hakikatten uzak bir kavram oldu unu belirlemek büyük önem ta r. Olgular kendi ba na hakikate ili kin ya hiçbir anlaml bilgi sunmazlar ya da sunduklar kadar yla çok yanl sonuçla- beraberinde getirirler. Olgular e er karma k ba lant lar kapsa- nda anlam bulamazlarsa, ya hiç bilgi sunmazlar ya da en yanl sonuçlara yol açabilirler demi tik. Fizik, kimya, biyoloji olgular bir tarafa b rakal m. Yaln z bir toplumsal olgu örne i üzerinde durarak yol açt klar sonuçlar yak ndan görelim. Pozitivizme göre ulus-devlet bir olgudur. Onu olu turan bütün ö eler de birer olgudurlar. Binlerce kurum, milyonlarca insan hepsi birer olgudur. Aralar ndaki ili kileri de kat nca resmi tamamlam oluruz. Pozitivizme göre bilimsel kavram olu turduk demektir. Art k mutlak bir hakikatle kar kar- yay z: Ulus-devlet hakikati. Pozitivizm bu tan ma bir yorum olarak bakmaz. Mutlak hakikat olgusu olarak bakar. Di er tüm toplumbilim olgular na da bu anlay la bakar. T pk birer fizik, kimya, biyoloji olgusu gibi bunlar da birer olgudur. Hakikat tan mlamas böyledir. Görünü te masum, hiç tehlike içermeyen bu yakla n hiç de öyle olmad, özellikle etnik temizlik-soyk m hareketlerinde bütün deh etiyle fark etmeye ba lad k. Hitler'den tutal m sözde en ml ulus-devlet liderine kadar hepsi, yapt klar n bilime göre son derece do ru (pozitif bilimlere göre) oldu- unu, ulus gerçeklerini ar nd rd klar, daha homojen bir ulus olu turman n sadece hak de- il, do al evrim yasas na uygun bir geli me oldu unu söyleyeceklerdir. Esas ald klar bilime göre do ru söylüyorlar. Onlara bu gücü pozitif felsefe ve bilimleri vermektedir. Nitekim tüm modernite dönemi bu pozitivist anla- gere i s rs z vatan, millet, devlet, etnisite, ideoloji, sistem sava na giri ti. Çünkü bu 8

10 Say kavramlar n hepsi kutsald ve u runa sonuna kadar sava gerekirdi. Bilindi i üzere bu anlay sonucunda tarih kan banyosuna dönü tü. Görünü te masum pozitivizm, özünde kanl çehresi böyle s yordu. Hakikat Parçalay Olarak Pozitivizm Ulus-devletin teokratik ve teolojik unsurlar, üzerinde daha önemle durmay gerektirir. Hegel, ulus-devleti yeryüzüne inmi tanr olarak tan mlarken, salt simgesel bir de erlendirme yapm olmuyor. Ulus-devleti tüm ça lar boyunca tanr ad na biriktirilmi fikirlerin bir gerçekle mesi olarak yorumluyor. Bunu anlamak için sadece Fransa Devrimi'ne yol açan fikirler toplam incelemek yeterlidir. Pozitivistler Bugün sanal toplum ça na eri tik. Hiçbir gerçek, sanal toplum kadar olguculu u aç klayamaz. Olgucu toplum sanal toplumdur. Sanal toplum olgucu toplumun gerçek yüzü, yüzünün ötesinde hakikatin ta kendisidir KOMÜNAR ulus-devletle egemenli in tanr dan al p ulusa devredildi ini söylerken ne denli tanr k yapt klar n far- nda de ildirler. Çünkü egemenli in kendisinin ne oldu undan habersizler veya do ru aç klanmas yapmak karlar na uygun dü müyor. Egemenli in kendisi tarih boyunca hiyerar ik ve devlet iktidarlar n toplam olarak tanr (efendi) ad na toplum üzerinde yürütülen tekelci tahakküm ve temelde sa lanan art k-ürün ve de erler sömürüsüdür. Tanr sal kaynakl egemenli- in kendilerini efendi (Rab demektir) k lm insan kaynakl oldu u çözümlemeyi gerektirmeyecek kadar aç kt r. Kalk p da Frans z Devrimi ile birlikte "Tanr kaynakl olmaktan ç - p ulus kaynakl oldu" demek sosyal bilim ad na en büyük sahtekârl kt r. Pozitivizm bu sahtekârl n mucididir. Pozitivizm ulus-devleti bilim ve sanat n somutla hali olarak yans tmaya büyük özen gösterir. Kapitalist modernite bu yüzüyle en büyük yalan dola ma sokmu olur. Ne kadar olgusal, nesnel, bilimsel oldu unu srarla iddia eder. Ulus-devlet tüm gücünü bu propagandaya adar. Muazzam büyüklükte bir akademik dünya in a eder. Tarihte hiçbir tanr ve dinin (kral ve me ruiyeti) gerçekle tiremedi i mitoloji ve propagandas bu modernite döneminde olu turulup pazara sunulur. Tüm ahlâkî ve politik gözenekleri tahrip edildi i gibi, anlam odaklar da tahrip edildi i için, bu ça da mitleri ve propagandalar yemeyecek bir beyin ve yürek kalmam gibidir. Anla lmad ysa biraz daha aç klayal m. Dünya'da günümüzde yakla k iki yüz ulusdevlet vard r. Hepsi yukarda belirtti imiz kurum ve vatanda kitlesiyle ili kiler yekûnuyla kar kar ya gelirse, en az iki yüz tanr, binlerce mabetli, s rs z tarikatl bir düzen veya hercümerçlik durumunun do mas kaç lmazd r. Çünkü temsil ettikleri tüm olgular kutsal ve u runa ölmeye de- erdir. Dikkat edelim, kar - zda gerçek toplumsal do- ay yans tan ahlaki ve politik toplumdan ad düzeyinde bile bahis yoktur. Gerçekten sald ya u ramas halinde runda ölünecek bir gerçek varsa, o da ahlaki ve politik toplum gerçekli idir. Ulusdevlette ise, herkes kendi kendine olu turdu u ve olu turulup önüne sunulan olgu putlar ad na sava maktad r. Eskinin putlar runa sava ndan bin kat daha az tm bir putlar u runa sava lar dönemiyle kar kar yay z. Sonuç sermaye ve ulus-devlet tekellerinin azami kâr kanununun i lemesidir; mutlu az nl a firavunlar n bile ya amad ya ant lar n pe ke çekilmesidir. Modern ya am denilen, pozitivizmin bu gerçe inin, daha do rusu gerçekleri katletmesinin sonuçlar ndan ba ka bir ey de ildir. Bugün sanal toplum ça- na eri tik. Hiçbir gerçek, sanal toplum kadar olguculu u aç klayamaz. Olgucu toplum sanal toplumdur. Sanal toplum olgucu toplumun gerçek yüzü, yüzünün ötesinde hakikatin ta kendisidir. Olgular n anlams zl (daha do rusu kan banyosu, hayali toplum, tüketim toplumu anlam nda anlams zl k anla lmal ) sanal toplumla zirve yap yor. Medyatik toplum, ov 9

11 KOMÜNAR toplumu, magazinel toplum hep nesnel, olgucu anlay n, pozitivizmin aç a ç km hakikatidir. Bu da asl nda hakikatin inkâr r. Konumuz gere i fazla incelemeye gerek duymadan, benzer sonuçlar daha da s ralayabilirim. slam, H ristiyan, Musevi, Budist, kapitalist, sosyalist, feodal, köleci toplum kavramlar ayn yakla n gerçekleridir. Pozitivizmin metafizik yüzü burada da kar za yor. Evet, slam toplumu, kapitalist toplumu ayn yakla n sonucudur. Yani bunlar olgu kavramlar r; ba ka deyi le yak rma, görüntü kavramlar r. Ayn ey ulus aidiyetleri için de söylenebilir. Alman, Frans z, Arap, Türk, Kürt ulus kavramlar pozitivist karakterde birer hakikattirler. Özde ise, hakikatin silik görüntüleridir. Peki, gerçek, hakikat nedir diye sorulabilir. Bence cevap basittir. Toplum gerçe inde do al olan ahlaki ve politik toplum hakikati ile bunu sürekli a nd rmak isteyen uygarl k hakikati vard r. Bunun d ndaki s fatlar, isimler hiç gerçe i temsil etmez demiyorum. Özünü de il, görüntüsünü, basit ve s k de kenli formunu temsil eder diyorum. Örne in Arap ulus gerçe i diyelim. Çok zay f da dü mü olsa, Arabistan denilen mekânda ahlaki ve politik özellikleri olan bir toplumla, bu toplumun s rt ndan binlerce y l sulta sürmü ve günümüzde çürüme noktas na getirmi iktidar gerçe i d nda Arapl k çok az ey ifade eder. Binlerce farkl, çeli kili, hatta can dü man Arap vard r. Yani binlerce çeli kili hakikat! Pozitivizme göre böyle olmas gerekir. Ama çok iyi biliyoruz ki, Arap gerçe i özde bu olmasa gerekir. Daha anla labilir bir örnek a açlard r. Bir de a ac n olgu olarak binlerce dal ve say lamayacak kadar çok yapra vard r. E er ürünü bilinen ve de erli olan bir a açsa, ona göre anlam bulur; dallar na ve yapra na göre de il. Pozitivizm hepsine ayn rl verme körlü üdür. Evet, dallar ve yapraklar da gerçektir. Ama anlaml gerçek de illerdir. Bir tiye in, bir kilo üzümün de eri, anlam vard r. Ama bir yapra n ancak bir görüntüsü, özünü yans tmayan, biçimsel görü kazand ran bir olgusal gerçekli i vard r. Bilimlerin olguya bo ulmas, her gün yeni bir bilimsel disiplinin do mas, hepsinin kendini ayn a rl kta hakikat saymas bilimsel krizin ana nedenidir. Sistemle ba ba ta da belirledik. Hakikatin özne-nesne, biz-öteki, beden-ruh, din-bilim, mitoloji-felsefe, tanr kul, ezen-ezilen, hâkim-mahkûm vb. sürekli ve gittikçe derinle en biçimde kar t ikilemler halinde parçalanmas, özünde ahlaki ve politik toplumla onun üzerinde kurulu uygarl kç tekel ebekelerinin yaratt a nd rma ve sömürgele tirme eyleminin sonucudur. Kapitalist modernite bu uygarl k ikilemini s rs zca ço alt p derinle tirerek, toplumu bugünkü da- lma ve çürüme noktas na getirmi tir. Bunda sistemin i birlikçi biliminin de büyük pay vard r. Kriz, ideolojik özle araçsal yap lanma aras nda can çeki me noktas na gelince, fark na var lan hal oluyor. sizlikle, sava la, açl k ve yoksullukla, bask ve k mla, e itsizlik ve özgürlüksüzlükle kendini ezici çokluklar n e- tinde, ruhunda ç klara dönü türmesi oluyor. Pozitivizmi ele tirirken baz yanl anlamalara dü ülmemesi konusunda uyarma gere i duyuyorum. Birincisi, olgular n hiçbir de eri yoktur, gerçeklikle ba yoktur gibi yakla m içinde de ilim. Sadece oldukça rl r diyorum. Olgusall n bir felsefe düzeyine ta nd nda büyük sak ncalara yol açaca belirtiyorum. Avrupa dü ünce sisteminde bu durumun fazlas yla aç a ç kt vurguluyorum. kinci husus, belki bir nevi Eflatunculu a kayd m yönünde bir ele tiri getirilmesi olacakt r. Özün belirleyici oldu unu söylerken, özellikle a aç örne inde bu ele tiri beklenir. Fakat belirtmek istedi im 'a aç' fikri, ideas de ildir. Toplumca a ac n ihtiva etti i gerçekli i belirtmek istiyorum. Faydac kç bir yakla m da sunmuyorum. Sadece gerçekli inin ancak ahlaki ve politik toplumca belirlenmesi gerekti ini söylüyorum. Bir bireye veya gruba çok faydal olabilir. Ama e er ahlaki ve politik toplumca ayn biçimde yorumlanm yorsa, gerçek fayda de eri yoktur demek istiyorum. 10

12 Say KOMÜNAR TAR H OLARAK TOPLUM EVREN N KEND FARKINA VARMA HAMLES R "Tarih olarak toplum. nsan topluluklar n milyonlarca y l süren, zorlu mekânlarda çok ac geçen ve büyük mücadele isteyen çabalar sonucunda daha geli kin tekil topluluklar olu turulmu tur. Baz mekânlar ve dönemler toplumsal s çramalarda belirleyici olmu tur." Modernist paradigman n bilim yakla - nda fizik merkezi bir rol oynar. Fizikteki geli melerden yola ç karak di er tüm bilimler fizikteki geli meleri 'yasa' kabul ederek bilimsel olmaya çal r. 'Do ay bilmenin bilimi' olarak tan mlanan fizik, olu 'un görünen yüzüyle ilgili olarak 'gerçek'e ula maya çal r. Özellikle dinsel dogmatizme kar bir ç olan ve insan bilginin öznesi haline getiren Rönesans sonras geli meler, bilimsel dü üncenin hâkim olmas sa lam r. O güne dek bilgiyi tekelinde tutan, toplumu sürüle tirmek suretiyle yönetenlere kar kazan lan her mevzi bilime olan inanc ve güveni artt rm r. Ula lan teorik sonuçlar pratikte s nan nca ve buna paralel teknikte de geli meler olunca, insanlar art k eski tanr inanc n yerine özü pozitivizm olan bilimi koymu lard r. Bilginin kayna olarak görülen do adan edinilen bilgiler 'evrensel yasa' olarak kabul edilerek bu yasalar toplum ve insana da uygulanm r. Özellikle Frans z Devrimi'nden sonra yayg n- k kazanan toplumsal mühendislikler de bu pozitivist yasac anlay temelinde gerçekle mi tir. Toplum bilim olan sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen Auguste Comte, pozitif bilimlerle insan ve toplumun da aç klanabilece- ini vurgulamak için toplum için 'fizik toplum' tan mlamas yapar. Pozitivizmin kurucusu olan Comte'a göre toplumun görünmeyen eyleri, en genel anlamda manevi kültür sosyoloji d r, ilgilenmeye de mezdir ve gerçekler le ili kisi olmayan bir eydir. Bu görü ün temelinde fizik biliminin ula 'bilimsel' verilerin topluma ve insana uyarlanarak insan ve toplumunun yasalar na ula lmaya çal lmas yatmaktad r. Bu yönüyle insan ve toplum, birinci do an n ara lmas ndan elde edilen sonuçlardan hareketle tan nmaya çal r. Fizikteki geli meler o denli ileri gitmi ve ona inananlar o denli iddial olmu lard r ki evrenin tüm yasalar aç a ç kard klar ndan emin olmu lard r. Yani geçmi in tanr n yerini yeni dönemde fizik ve fizikçiler alm r. Her eyi bilen, kadere hükmeden tanr sal görü ün yerini, her eyin bilgisine varan, evrensel ve mutlak yasalara ula an, geçmi i ve gelece i bilebilen fizik bilimi ve onun klasik dönemine damgas vuran Newton al r. Modernist paradigman n bu fizik merkezli yakla son derece sak ncal r. Farkl sa- ncalar bir yana, her eyden önce insan ve toplum gibi evrensel ak ta daha geli kin olan olu umlar kendilerini daha geriden takip eden ve insana göre donan ms z olan eylerle aç klanmaya çal lm r. Evrimsel ak ta geride olan n i leyi esaslar (insan öncesi do a), daha geli kin olana (insan ve topluma) uyarlanmaya çal lm r ki, bunun yanl sonuçlar vermesi kaç lmazd r. Zaten gerçekle en de bu olmu tur. Art k birinci do ay da yeterince izah edemedi i her geçen gün daha iyi anla- lan pozitif bilimlerdeki formülasyonlar, toplum ve insan gerçekli ini do ru bir ekilde veremez. Bu çabalar n gelinen a amada pek sonuç vermedi i ve insanl a büyük kaybettirdi i yeterince anla lm durumdad r. Hâlbuki esas olan insan ve toplum gerçekli inin do adaki hiçbir eyle ayn la lamayaca ve benze tirilemeyece idir. nsan ve toplum gerçekli i 'evrensel bir hamle' sonucu gerçekle en ve bilinebildi i kadar yla evrenin en yetkin halidir. Di er canl - 11

13 KOMÜNAR lar ya da evrenin di er bile enleri evrensel tarihin bir parças ifade ederken, insan evrensel tarihin bütününü ifade eder. Evrimsel ak ta her olu um kendine kadarki evrensel tarihi içinde ta r, di er deyi le her olu kendine kadarki evrenin bir ifadesi, dile gelmesidir. An'da gerçekle en evrenin kendisidir. Evrensel ak devam ederek insanla maya do ru evrildi inden, birinci do a bile enleri evrensel tarihin kendilerinden sonraki dönemlerini ifade etmezler. Yeni olanda ya arlar, ama 'yeni'nin ayn de ildirler, 'yeni' yani do al evrimsel ak ta kendilerinden sonras, onlardan daha donan ml olarak devam eder. nsan niteli indeki 'olu ' sadece bir insan de ildir, insan n tüm öncesidir, yani evrenin tarihidir. Önderli imizin "Big-bangdan beri evrene yay lan gerçekliklerin toplam " olarak tan mlad 'insan'da dile gelmeyen, insa- n içermedi i hiçbir evrensel olu um yoktur. Yani evrenin tümü insandad r. Zaten bu nedenledir ki insan için ayn zamanda 'mikro kozmos' yani 'küçük evren' tan - yap lmaktad r. Evrene dair ne aran rsa insanda aranmal r ve insanda vard r. Taoizm'de geçen "Tao ta ta uyur, çiçekte rüya görür, hayvanda uyan r, insanda uyand n fark na var r." özdeyi i evrensel ak ve insan n kapsay çok özlü bir ekilde vermektedir. Uyand n fark na varan insan, hem uyumay hem rüya görmeyi hem uyanmay hem de kendi ay rt edici özelli i olan uyand n fark na varmay içinde ta r. Ta ta, çiçekte, hayvanda ve insanda gerçekle en evren olurken, hepsinde de evren farkl bir nitelikte gerçekle ir. nsandaki gerçekle me niteliksel bir s çramad r ve muhte emdir. nsan-evren Diyalekti inde Parçalay Yakla mlar nsan d nda evrende kendi olu umunun fark nda olan herhangi bir varl k yoktur. Kendindeki evreni aç a ç karma, kendini tan 12 Evrimsel ak ta her olu um kendine kadarki evrensel tarihi içinde ta r, di er deyi le her olu kendine kadarki evrenin bir ifadesi, dile gelmesidir. An'da gerçekle en evrenin kendisidir oranda evreni tan ma ayr cal sadece insana hast r. Evrensel bir olu um olan insan, bu far- ndal k yetisi ve kapasitesi sayesinde tüm bilmelerin kayna haline getiren de bu gerçekliktir. Bu, evrensel olu um aç ndan bir hamle niteli indedir. Yani evren insanla arak yeni bir amaya geçmi oluyor. Bu a ama, kendini dü ünebilme ve kendi fark na varma yetisidir. Yan s ra zaman n olu turucu etkisini en yetkin halde insanda görebiliriz. Çünkü zaman n tümü insanda dile gelmektedir. nsanda atom alt dünyadan tutal m tüm canl k dönemlerini gözlemlemek mümkündür. Bu nedenledir ki Önderli imiz "kozmosu ve kuantumu bilmek istiyorsan kendini bil!" dedi. nsandaki bu gerçeklik nedeniyledir ki evrenin tüm geli im a amalar ana karn ndaki dokuz ayl k sürede gerçekle ir. Anan n yapt, esas nda evrenin milyarlarca y l boyunca olu turduklar dokuz ayl k sürede gerçekle tirmektir. Bu bir yan yla ana ahs nda insan n kapasitesinin ve farkl n bir ni anesi olurken, öte yandan yarat olmas itibariyle ana'y evrenle ayn la r. Ana ile evren aras ndaki en temel fark, olu um h zlar nda ya ad klar fark- kt r. Yani zamanlar n farkl olmas r. Evrenin milyarlarca y lda gerçekle tirdi ini ana yine evrenin bir parças ve devam olarak daha sa sürede yapmaktad r. te bu durum ana ahs nda insanda gerçekle en niteliksel farkl la may ve potansiyeli ortaya koymaktad r. Bir niteliksel s çrama olarak insan n olu- umu kaba anlamda yedi milyon y l öncesine kadar gider. Bu u anlama gelmektedir: Kendisine 'homo' yani 'insan' denilen türe yeryüzünde yedi milyon y ld r rastlanmaktad r. Ancak bu, insan ömrünün yedi milyon y lla s - rl oldu unu göstermez. Yo unluk kazanm bir varl k olarak insan n ya evrenin ya r. Bu aç dan gerçek anlamda insan bilebilmek için evreni, evreni de bilebilmek için insan bilmek gerekir. Bu yönüyle evreni bilmeye

14 Say dair her giri im özü itibariyle insan bilme çabas iken bunun tersi de do rudur. lk insanlar henüz do an n ba ndan ç kt klar ndan ve onlarda do an n i leyi esaslar i ledi inden do a-insan aras ndaki bu ili kiyi bilmektedirler. nsan-do a bu dönemde bir bütündür. Ancak zamanla bu içiçelik ve bir olma bilinci çarp lacakt r. Hiyerar iyle ba layan toplumsal yar lma, toplumdaki parçalanmaya paralel olarak insan-do a ili kilerinde de bir parçalanma ve kopman n gerçekle mesinin zihni alt yap olu turmu tur. Hiyerar inin açt yolda geli me imkân bulan ve kent, s f ve devlet üçlüsüne oturan uygarl k döneminde toplum-do- a tamamen birbirine yaban- ve kar t eyler olarak ele al nm r. Önderli imizin 'özgürlükten geriye kalan posa' ola-rak tan mlad uygarl k döneminde egemenlerin kölele tiren düzenlerini me rula rmaya yarayan mitolojiyle insan-do a ili kisi tümden bir yabanc la maya sahne olmu tur. Do al toplumdaki ana-çocuk ili kisi eklindeki do a-insan ili kisi yerini dü manl k ili kisine rakm r. Yan s ra ana ile çocuk yer de tirmi tir. nsan geli tiren, yaratan bir do an n yerini do ay insan da dâhil tüm bile enleriyle birlikte yaratan bir egemen insan motifi alm r. Sümer mitolojisi ayn zamanda devleti yöneten krallar olan tanr lar n do ay (bitkileri, hayvanlar, sular, da lar, yeri-gö ü ve nihayetinde insan ) nas l yaratt na dair söylencelerle doludur. Kendilerini insanlar n ihtiyaç duyaca her eyin yarat olarak gösteren egemenler böylelikle insanlar kendilerine tamamen ba ml hale getirmi oluyorlard. lk uygarl k olan Sümerlerde kurulan bu düzen daha da güçlenmi olarak halen devam etmektedir. Bu ideolojik formülasyonun sadece Sümerlerle s rl kalmayarak devletçi sistemin Yo unluk kazanm bir varl k olarak insan n ya evrenin ya r. Bu aç dan gerçek anlamda insan bilebilmek için evreni, evreni de bilebilmek için insan bilmek gerekir. Bu yönüyle evreni bilmeye dair her giri im özü itibariyle insan bilme çabas iken bunun tersi de do rudur KOMÜNAR zihni örgüsü haline geldi ini gözetti imizde, durumun vahameti daha iyi anla r. Nitekim devletçi sistemin yaratt olumsuzluklar a ma iddias yla ortaya ç kan tek tanr dinler de dâhil pek çok kalk ma, devletçi sistemin bir devam olmaktan hatta onu daha da derinle tirmekten kurtulamam r. Ayn yolun yolcusu olan tek tanr dinler insan-do a ili kisindeki yabanc la may daha da derinle tirmi tir. Do ay gerçeklikler dünyas (ya an lan ve as l olmayan yer) ve idealar dünyas (ahret ve gerçek ya am yeri) olarak ikiye bölerek do ay tüm kutsall klar ndan ar nd rm lard r. Do an n ve canl olman n en temel özelli i olan yarat tümden soyut bir tanr ya ait k lm lard r. Günümüz verileriyle ömrü milyar y l olarak hesaplanan uçsuz bucaks z evren, tanr taraf ndan alt günde hiyerar ik bir ekilde yarat lm r. Hiyerar inin tepesine de evrene ve onun içindekilere efendilik yaps n diye insan yerle tirilir. nsanlar içinde de erkek kad n hâkimi k nm r. Do a kendisinden gelinen yer de il de tüm zenginlikleriyle tanr taraf ndan insana sunulan bir nimet haline getirilmi tir. nsanlar onu diledikleri gibi kullanacakt r. Üzerinde ya an lan evren gerçek olmay p ilk insan çifti(adem-havva)'nin tanr sal buyru a uymamas sonucu çarpt ld klar cezay çektikleri ve s nand klar bir yerdir. Bu zihniyetin evreni canl görmesi, evrenin yarat özelli ini ke fetmesi mümkün de- ildir, çünkü tek yarat güç tanr r ve her ey onun yarat r. Donan ms z, sahte ve herhangi bir niteli i olmayan bu dünyadan bir an önce göçmek ve 'gerçek dünya'ya gitmek en gerekli olan r. Her eyi tanr ya, ruhani olana ba layan ve insanlar di er dünya aldatmacas yla bu dünyan n egemenlerine kar koyamaz hale getirerek sürüle tiren dinsel dogmalara kar gerçekle ecek olan bilimsel dü- 13

15 KOMÜNAR ünü de olmas gerekti i kadar do adaki can- tespit edemeyecektir. Özellikle Rönesans döneminde do ay canl ve tanr do an n tümüne yay lm olarak gören ç lar olsa da zamanla bu yakla m yerini bu defa bilimsel dü ünü ad na cans z do a anlay na b rakacakt r. Devletçi zihnin ördü ü so uk ve gerçekd dü ünü tarz böylece devam edecektir. Bilimsel dü ünü ün mekanistik dönemi diye adland labilecek bu dönemde evren bir makine gibi ele al nacakt r. Evrenin kendisi tanr taraf ndan yarat lan muhte em bir makine olarak tasarlanacakt r. Bu mükemmel makine yani evren, içinde hareket edece i yasalarla birlikte tanr taraf ndan yarat lacakt r. Buna göre evrenin her bile eninin nas l hareket edece i önceden tanr taraf ndan zaten ona içerilmi tir ve kimin ne yapaca bellidir. Hareket yasalar belirlenmi herhangi bir eyin belirlenmi olan n d nda hareket etmesi, özgür davranabilmesi bu nedenle de yarat olmas mümkün olamaz. Zaten makinelerin de özgür ve yarat olmalar beklenemez. Önderli imizin 'Ça da Levh-i Mahfuz' dedi i durum tam da budur. Bilimsellik ad na evrenin cans z ve bir makine olarak tasarlanmas n çok önemli sonuçlar olacakt r. Makinecilik (Mekanizm, Kartezyencilik) do adan tüm öznelli i almay ve nesnele meyi gerektirir. Tanr taraf ndan yarat lan evrene nas l hareket edece i önceden kodland ndan ve bu yasalar n d na ç kmak mümkün olmad ndan do ada herhangi bir canl k, yarat - k emaresi de olmayacakt r. Nas l ki makinenin parçalar aras nda herhangi bir varolu sal ili ki yoksa evrenin bile enleri ara- nda da herhangi bir ili ki mevcut de ildir. Bu de mez, birbiriyle ba lant z ve özü itibariyle tamamen nesnele tiren evren anla- 14 Gelinen a amada do rulanan, devletçi zihniyetin parçalayan, özne-nesne ayr na tabi tutarak egemenli i me rula ran zihniyeti de il de ahlaki ve politik toplumun birbirini tamamlayan, do ay canl gören ve animizm olarak tan mlanabilecek olan komünal zihniyeti olmu tur. Bu yönüyle "geçmi daha gerçektir" zamanla de meye ba layacakt r. Birbirinden ba ms z olarak Darwin ve Wallace dünyan n farkl yerlerindeki canl lar inceleyerek, canl lar n ya am ko ullar ndaki de- im ve dönü ümlere paralel olarak kendilerinin de de im ve dönü ümlere u rad kla- belirleyeceklerdir. Hiçbir eyin oldu u gibi kalmayarak sürekli de ti i hususundaki bu yakla mlar ifade etmek için de 'evolution' (evrim) kavram geli tirilecektir. Ara rmala- n derinle tirilmesiyle insan da dâhil olmak üzere evrenin tüm bile enleriyle bir canl organizma olarak sürekli de ti i, dönü tü ü ve çevresindeki de imlere paralel olarak her canl n kendisinde de de im ve dönü ümü gerçekle tirdi i gittikçe ortaya ç kacakt r. Özellikle de kuantum fizi indeki geli melerle art k 20. yüzy ldan itibaren do al toplumdaki animizmi and racak denli güçlü bir canl evren anlay olu acakt r. Sapk n zihniyetin ba lang olan hiyerar iden günümüze geçen en az be bin y ll k sürenin sonunda, kuantumdaki geli melerin ortaya ç kard en önemli tespit, do an n muhte em bir dengeyi bar nd ran bir canl a sahip oldu- udur. Gelinen a amada do rulanan, devletçi zihniyetin parçalayan, özne-nesne ayr na tabi tutarak egemenli i me rula ran zihniyeti de il de ahlaki ve politik toplumun birbirini tamamlayan, do ay canl gören ve animizm olarak tan mlanabilecek olan komünal zihniyeti olmu tur. Bu yönüyle "geçmi daha gerçektir." nsanla mam Evren Dönemi milyar y l önce gerçekle en Big- Bang (Büyük Patlama) ile aç klanan evrenin olu umuna dair de erlendirmeler, her geçen gün daha da derinle tirilmektedir. Potansiyeli adeta her eye yeten i ne ucu kadar bir enerji

16 Say yo unlu unun patlamas ile evrenin olu tu u ve geni ledi i bilimce kabul edilen görü tür. Varl k-yokluk ikilemine oturan ve gerçekle mek isteyen bir potansiyelin kendini var etmesi anlam na gelen evrensel olu umun temel yap ta enerjidir. Yani evren tüm bile enleriyle enerjinin çocu udur. Do adaki tüm de im, dönü ümün buna ba olarak olu un temel nedeni enerji-madde ve mekân üçlüsünün sabit kalmayarak sürekli de mesidir. Olu, özünde enerjinin bir halden ba ka bir hale geçmesidir. Bunun anla r nmas için bilim insanlar bir gram H2O'nun yani suyun davran örnek gösterirler. Buna göre; enerji yo unlu unun az oldu u bir ortamda moleküller birbirine s s - ya ba oldu undan su yani H2O buz halindedir. Bu durumda moleküllerde hareketlilik görülmez. Ortamdaki enerji yo unlu u artt rsa, moleküller aras ndaki ba lar gev- er ve gram ba na 80 kalorilik enerji ba layarak su haline geçer. Bu kez moleküller hareket haline geçer ve enerji yüklenir. Enerji yo unlu u yani s cakl k artarsa, her bir derece art na kar k bir kalorilik enerji daha yüklenerek daha da hareketli bir hal al r. Buharla ma a amas na gelindi inde gram ba na 540 kalorilik bir enerji ba layarak bu kez de buhar haline gelir. Böylesi bir durumda su molekülleri ara- ndaki ba lant çok daha azalm olur. S cak- n daha da artt lmas durumunda H2O da- p kendisini olu turan hidrojen ve oksijen atomlar na ayr larak çok daha fazla enerjik olurlar. Enerji yo unlu unun daha da artt lmas durumunda onlar da kendilerini olu turan parçac klara bölünürler. Tüm bu olu lar gerçekle irken, olu un özelli ine göre mekânda da de imler gerçekle ir. Buzdan H2O parçalar na ayr ncaya kadar olu 'un her a amas nda o maddenin kaplad yer farkl la - r. Örne in madde buz halindeyken farkl bir mekândad r, buhar haldeyken farkl bir mekândad r, atom alt parçac klar halindeyken de farkl bir mekândad r. Dolay yla enerjinin ya ad de imlere paralel olarak o eylerin mekânlar nda da de imler gerçekle ir. Bu yönüyle mekân da mutlak ve ayn de ildir. KOMÜNAR Görüldü ü gibi görünen ve cismi olan bir madde(su) ortamdaki enerji yo unlu unun artt lmas na paralel olarak cisimsel özelli ini atarak enerjiye dönü üyor. Tersi de do rudur. Enerji de maddeye dönü mektedir. Zaten Einstein' n me hur E=mc2 formülü ile sembolize edilen maddenin ve enerjinin dönü ümü yasas, bunu anlat r. Buna göre hiçbir ey yoktan var edilemez, vardan da yok edilemez. Gerçekle en birbirine dönü medir. Madde enerjiye dönü ebildi i gibi enerji de maddeye dönü mektedir. Bu, felsefe tarihi boyunca yap lan madde mi ruh mu tart mas da sona erdirmi tir. Gerçekte madde ve ruh ayn özün farkl yo unluklarda gerçekle meleridir. Maddenin enerjiye dönü ebilmesi için enerji yo unlu unun artmas gerekli iken, enerjinin maddeye dönü ebilmesi için de tersinin yani enerji yo unlu unun azalmas gerekir. Maddenin nas l enerjiye dönü tü ünü k saca yuka- da su örne inde ele ald k. imdi de enerjinin nas l maddeye dönü tü ünü k saca ele alal m. Maddenin saptanabilen en küçük parça- klar quark ve leptonlard r. Bu parçac klar enerji yo unluklar n azalmas sonucu gerçekle en tepkimelerle biraraya gelerek atom çekirde ini olu turan proton ve nötron gibi daha büyük parçac klar olu turur. Bu ayn zamanda ilk ve en hafif atom olan hidrojen atomunun olu umu anlam na gelir. Ortamdaki enerji yo unlu u biraz daha azal rsa bu parçac klar n biraraya gelmesiyle di er elementler (demir, bak r, karbon, azot, uranyum vb) olu ur. Bu elementlerin de biraraya gelmesiyle do ada molekül denilen bile ikler (su, tuz, amonyak vb) olu ur. Bu moleküllerin de uygun ko ullarda biraraya gelmesiyle organik yap lara do ru bir geçi gerçekle ecek ve evren 'ya am' ile tan acakt r. Su, karbondioksit, metan ve amonyak gibi moleküllerin uygun ko ullarda biraraya gelmeleriyle daha büyük moleküller olu acakt r. Bunlar n üçlü reaksiyonlar ndan da aminoasit denilen ve proteinlerin temel yap ta olan organik moleküller olu acakt r. Proteinlerin ya- nda eker ve ya moleküllerinin olu umu gerçekle ecektir. 'Abiyotik devrim' olarak ad- 15

17 KOMÜNAR land lan bu süreçle birlikte art k bilinen anlamda canl a rastlanm r. Evrimde 'cans z' âlemden canl a geçi in nas l gerçekle ti i uzun bir süre tart ma konusu olmu ve evrim fikri bu nedenle önemli sald lara maruz kalm r. Miller 20. yüzy n ortalar nda laboratuar ortam nda gerçekle tirdi i deneyle evrim zincirindeki bo lu u doldurarak önemli bir ba ar ya imza atar ve pek çok tart man n önünü al r. Miller canl n dünyada görülmeye ba lad dönemin ko- ullar laboratuar ortam nda olu turarak deneyini gerçekle tirir. Miller dönemin temel molekülleri olan su, karbondioksit, metan ve amonya bir cam tüpün içine koyar. Hava almayacak ekilde d dünyayla temas engeller. Sonra dönemin güne n yerine elektrotlarla tüpün içine elektrik enerjisi aktar r. Aradan bir süre geçtikten sonra normalde son derece cans z görülen su, karbondioksit, metan ve amonyak bile iminin renginin gittikçe sarard ve suyun içinde aminoasitlerin temel yap ta lar olan adenin, timin, guanin ve sitozinin olu tu u saptan r. Defalarca tekrarlanan deneyden hep ayn sonuç al nacakt r. Bu deney, cans zdan canl ya geçi in nas l gerçekle ti ini ortaya koyar. Deneyde suyun kulla- lmas n nedeni ise ilk canl lar n suyun içinde olu mas r. lk canl lar n görüldü ü 3-3,5 milyar y l önceleri dünyam n çevresi bugünkü gibi istikrarl ve oturmu bir atmosfere sahip de ildi. Bu nedenle de dünyam z bugünküyle k yaslanamayacak denli s cakt. Güne ten gelen frekans yüksek ve canl hayat için öldürücü etkide bulunan ultraviyole nlar tutacak bir ozon tabakas mevcut de ildi. Bu da suyu canl a dair olas geli meler için son derece stratejik k yordu. Nitekim ilk canl lar suda olu mu tur. Çünkü günümüzde ultraviyole nlar n gücünü azaltarak bu nlar canl lar için tehlikeli olmaktan ç karan ozon tabaka- n rolünü o dönem su oynam r. Su gelen ultraviyole nlar n gücünü k rm ve canl - n olu umu için uygun bir ortam olu turmu tur. Dönem canl n tamamen suda oldu u bir dönemdir ve bu milyonlarca y l böyle sürecektir. Ancak suda ya ayan canl lar, bildik canl lar de ildir. lk canl hücresi 3,5 milyar y ll kt r. Henüz oksijenli solunum yapamayan, fotosentez yapmayan, çekirdeksiz olan bu hücreye hala rastlanmaktad r. Yo urt mayas nda ve çürümü ortamlarda bu bakteri türüne rastlamak mümkündür. Tek hücreliden çok hücreliye geçi yakla k 1 milyar y l önceleri gerçekle mi tir. skeletsiz ve kabuksuz olan, herhangi bir koruyucu sistemi olmayan yumu ak gövdeli yarat klard r, bu ilk canl lar. Solucanlar, yosunlar, süngerler ve ilkel ahtapotlar ilklerdendir. Literatürde bu canl lara "kabuksuz veya kavk z omurgas zlar" denmektedir. 430 milyon y l önce ya am n denizden karaya do ru kayd görülür. Karada da ilkin ya am k larda gerçekle ir. Bu bir geçi tir esas nda. K da ilkin sularda ya ayan yosunlar n kara versiyonlar görülmeye ba lar. Bu aç dan yosunlar karalar n ilk canl lar r. Kara yosunlar yla ba layan karaya geçi daha çok batakl kl yerlerde olu ur. Denizlerde günümüzden milyon önceleri pek çok ba- k türünün ortaya ç kt görülür. T pk yosunlarda oldu u gibi bu bal k türlerinin de kara versiyonlar gittikçe olu ur. Bunlar n ilk örnekleri kurba alard r. Kurba alar da bu yönüyle karaya ç kan ilk hayvanlardand r. Yan ra baz sürüngenler ve kanatl böcekler de olu mu tur. Böylelikle gittikçe kanatl hayvanlara da rastlanmaya ba lanm r milyon y l önceleri sürüngenler ça r. Timsah, kertenkele, kaplumba a ve dinozorlar bu dönemde ya am r. Sürüngenlerden de s cakkanl hayvanlar olan memeliler türü do acakt r. En büyük sürüngen cinsi olan dinozorlar n 60 milyonlu y llarda yok olmalar beraberinde memeliler için uygun geli me ortam sa lar. Memeliler bu tarihten itibaren oldukça çe- itlenerek otuz üç tak m olu tururlar. nsanla man n henüz olu mad dönem insan türü aç ndan primatl k dönemidir. nsan primattan koparak insanla acakt r. Kendi içinde çe- itlilik gösteren primatlar n her birinin zamanla farkl eylere dönü tü ü de erlendirilir. n- 16

18 Say sana do ru evrimle en primat n 'promisiyen' ad nda fare görünümlü ve a açta ya ayan bir canl oldu u kabul edilmektedir. Zaman içinde ilerleyen bölümlerde belirtece imiz nedenlerle bu primat n a açtan inerek hominidlerin (insans lar) geli mesini sa lad belirtilir. Ya ortalama olarak milyar y l hesaplanan evrende insan n olu umu, ya kabaca 5 milyar y l olarak hesaplanan dünyada ve dünyada da yedi milyon y l öncesine kadar uzan r. Bu u anlama gelir: insan insan oluncaya kadar milyarlarca y l geçmi tir ve öncesi olmasayd, insan da onlar n bir toplam olarak olamazd. Evrenin nsanla Mekân: Do u Afrika lk insan n dünyayla dolay yla evrenle bulu tu u mekân Do u Afrika'd r. Yani evrenin insanla ilk yer Do u Afrika'd r. nsan n ayn veya farkl zamanlarda dünyan n farkl farkl yerlerinde mi yoksa bir yerde olu- arak oradan m dünyaya yay ld konusu uzun süre tart lm r. Gelinen a amada insanl n ortak bir atadan türedi i ve bu atan n ya ad yer olan Do u Afrika'n n da insanl - n olu um mekân oldu u üzerinde uzla lan bir husustur. Bu yer Kenya, Tanzanya ve Etiyopya aras ndaki yöredir. nsanl k buradan tüm dünyaya yay lm r. Bu geli imde bu co rafyan n nitelikleri ve ya ad de im belirleyici bir rol oynam r. Bilimin ula jeolojik verilere göre 8-10 milyon y l önceleri Do u Afrika'da literatürde 'domla ma' denilen ve yerkabu unun mesi, buna ba olarak yar lmas anlam na gelen bir süreç ya anm r. Bu yar lman n sonucunda önemli çöküntüler, yeni rmak ve göller olu mu tur. Victoria, Kioga, Rudolf gölleri ile Omo ve Havvas rmak sistemlerinden olu an bu havza ilk insanlar n görülece i yer olacak- r. Yeryüzünde gerçekle en bu farkl la malar sonucunda kuzeydo u-güneybat yönünde uzanan ve dünyan n en uzun graben(çöküntü) hatt olarak bilinen bir rift(iki kara aras yar k) olu acakt r. Yüzey ekillerinde gerçekle en bu de imler beraberinde yörenin bitki örtüsünü KOMÜNAR yani floras ve hayvan çe itlili ini yani faunas de tirecektir. O güne de in ormanl k olan bitki örtüsü yerini savana denilen yüksek ota b rakacakt r. A açlarda daldan dala atlayarak güvenli ini sa layan ve a açta ya amaya al k maymunlardan olan bir tür gittikçe savana ortam na uyum sa layarak insanla ma yolunda mesafe almas sa layacak de iklikler ya ar. Maymundan gittikçe farkl la an ama henüz insan olamam olan bu tür Australopitechus'tur. Primatlarla insan aras ndaki son halka olan Australopitechus'un beyin kapasitesinin yakla k olarak cm3 oldu u hesaplanmaktad r. Savana ortam nda kendini savunabilmek ve besin arayabilmek için bu türün gittikçe iki ayak üzerinde durmaya ba la- öngörülebilir. Henüz hominid yani insa- ms olan Australopitechus, homo yani insan de ildir. Australopitechus insan ve insan ms lar aras ndaki son ortak atad r. Ondan sonras art k insan türünün ortaya ç kmaya ba lad dönem olacakt r. lk nsan: Homo Habilis (Yetenekli nsan) Bu dönemlere dair tarihlemeler farkl olmakla birlikte Önderli imizin toplumun tarihini yakla k olarak yedi milyon y l olarak ele almas ndan hareketle biz de bu tarihlemeyi esas al yoruz. Zira toplumsall k insan türünün var olu ko ulu oldu undan, ayr bir toplumsall k ve insanla ma süreçleri söz konusu olamaz. nsanla ma ve toplumsalla ma birlikte gerçekle en hususlard r. Dolay yla insan n oldu u yerde toplum var demektir. nsan n tarihi ayn zamanda toplumun da tarihi olmaktad r. Beyin hacmi yakla k 650 cm3 olan Homo Habilis için 'yetenekli' nitelemesinin ya- lmas n en büyük nedeni, bir ta ba ka ta lara vurmak suretiyle onlardan kesici ta parçalar (yonga) elde etmesidir. Bu insan türü, sert ta lar birbirine sürterek ta tan de ik aletler üretmi ve bunlar kullanm r. Homo Habilis'in on civar nda ta tan yap lma alet kulland söylenmektedir. Homo Habilis henüz iki aya üzerinde durabilecek nitelikte olma- p fiziksel olarak insan-primat aras bir noktadad r. 17

19 KOMÜNAR kinci nsan: Homo Erectus (Dikilen nsan) Yakla k olarak 1,5-2 milyon önceleri Homo Habilis'ten Homo Erectus'a do ru evrimle me ya an r. Art k iki aya üzerine durabilen bu türün beyin hacmi 900 cm3'tür. Homo Erectus'un ta tan daha geli kin aletler yapt ve kulland ortaya ç kan tarihi bulgulardan anla lmaktad r. A ölyen El Baltas dönemin önemli bir aletidir civar nda alet kulland klar ndan bahsedilir. Homo Erectus yakla k be yüz bin y l önceleri ate i de kontrole alarak kullanm r. Homo Erectus'a kadar insan türü henüz dünyan n di er yerlerine yay lmam r. lk insan olan Homo Habilis Do u Afrika ile s rl kalm r. Homo Habilis'e ait fosillerin tümü Do u Afrika ile s rl olup, daha çok Kenya, Tanzanya ve Etiyopya aras ndaki bölgede yo- unla maktad r. Homo Erectus döneminde Do u Afrikadan Afrika'n n ba ka bölgelerine oldu u gibi di er k talara do ru da bir fiziksel göç gerçekle mi tir. Do u Afrika'dan dünyaya yay lma esas olarak Süvey ve Do u Akdeniz üzerinden Toros-Zagros kavisine do ru yap lan göçtür. Büyük Sahra ve Arabistan çölleri bu güzergâh daha uygun hale getirmi tir. Bir di- er göç yolu olan Güney Akdeniz'den Cebelitar k Bo az üzerinden spanya ve Avrupa'ya yay m gerçekle ir. Ancak bu güzergâh hem co rafik ko ullar olarak hem de besin sorunla- nedeniyle Do u Akdeniz hatt kadar verimli de ildir. Göç için en ideal yol, hem besin kaynaklar hem korunma olanaklar hem de iklimi nedeniyle Mezopotamya üzerinden gerçekle en güzergâht r. Mezopotamya topraklar Homo Erectustan beri insan türünü bar nd rmaktad r. Bu da, Verimli Hilal'de milyonlarca y ldan beri insan türünün ya ad anlam na gelir. Bunda en temel etken co rafik elveri liliktir. Zaten co rafyas n bu elveri lili i nedeniyledir ki mezolitik dönemden hemen sonra tarihin en büyük devrimi olarak tan mlanan Tar m ve Köy Devrimi'ni de gerçekle tiren co rafya olacakt r. Homo Sapiens (Dü ünen ve Bilgili nsan) Homo Sapiens'e 'dü ünen ve bilgili' gibi nitelemelerin yap lmas önceki insan türlerinin bilgisiz ve dü üncesiz oldu u anlam na gelmez. Bu yönüyle ba k özü itibariyle gerçe i tam yans tmaktan uzakt r. nsan n oldu u yerde dü ünce ve bilgi vard r. Belki ilk insanlar n beyin hacimleri günümüzdeki kadar geli kin de ildi, yine bilgileri, etraflar de- tirme güçleri günümüz insan kadar yoktu. Ancak aletleri dü ünce gücüyle yapt klar, ate i dü ünce gücü ve bilgiyle kontrole ald klar, dahas gittikçe geli en toplumsall n her amas n dü üncenin ürünü oldu u aç kt r. Dü üncenin yarat özelli i kullan lmadan toplumsalla man n geli mesi mümkün olamaz. Bu nedenle geçmi insan n dü ünen ve bilgili olup olmad tart ma konusu yapmak, en büyük cehalet anlam na gelir. Dönem insan n zekâs nas l i letti ine ili kin verilebilecek örnekleri ço altmak mümkündür. Hatta b rakal m evrenin en muhte em bir gerçekle mesi olan ve analitik zekâs bulunan insan, evrendeki en küçük zerrecikten tutal m tüm di er bile enlerde de bir canl k vard r. Her eyin kendisinden geldi i tespit edilen atom alt parçac klar n zihninden, seçi yapabilmelerinden, sezgiselli inden bahsedilmekte, bunu ispatlayan deneyler yo unca yap lmaktad r. Bilgi olu turma ve bu bilgiyi gelecek ku- aklara aktarma canl n en temel özelli idir. Canl lar âleminde her ö e nas l olu tu unun kayd tutarak parçalar na ayr lma zaman geldi inde tuttu u bu kay tlar kendinden sonrakilere (hücrelere) de aktar r. Böylelikle o türün tarihi boyunca edinilen bilgiler kendinden sonrakilere aktar lm ve o türün genetik kodlamas olu turulmu olur. Yoksa her eye s rdan tekrar tekrar ba lamak zorunda kal nacak- ki bu da büyük bir k rdöngü anlam na gelecekti. Böylesi bir durumda da evrimsel geli im gerçekle meyecekti. Bu aktar m i i gerçekle tikten sonra o türün her ö esi içinde ya- ad çevresel ko ullar n de im ve dönü ümünü de gözeterek kendinden de bir eyler katarak kodlamas tamamlar. O nedenle hiç- 18

20 Say bir yeni bir önceki gibi olmaz. Yine her canl çevresinde gerçekle en de ikliklere kay ts z kalmayarak kendini de bu de imlerle uyumlu hale getirmek durumunda kal r. Her canl böyle yapmamas halinde neslinin yok olaca bilinciyle hareket eder. Örne in verem hastal na neden olan bakteriler üretilen antibiyotikler kar nda ilkin çok dirençsiz kalm ve antibiyotikler çok etkili olmu tur. Zamanla bakteriler ya ad klar ortamda gerçekle en bu de imler nedeniyle kendilerini de tirmeleri gerekti inin fark na varm ve bu antibiyotiklere kar dirençlerini geli tirmi lerdir. Bu da ilk dönemlerde o çok etkili olan antibiyotiklerin zamanla etkisiz olmas beraberinde getirmi ve bakterilere kar yeni antibiyotikler geli tirilmek zorunda kal nm r. Hatta en cans z gibi görünen eyler bile etraflar nda ya anan de imlere kay ts z kalmaz. Bir ta n ya ad kimyasal çözülmeler, bir termometrenin de en ya göre ibresinin de ime ramas tüm bunlar her eyin de mekte oldu unu göstermektedir. Her de iklik de ya- ad niteli e göre bir canl k anlam na gelir. Dolay yla içinde hem duygusal zekây hem de analitik zekây bar nd ran bir varl k olan insan için dü ünme ve bilgili olmay evrimsel ak ta üçüncü dönemi temsil eden Homo Sapiens ile ba latmak veya insansal geli imde sadece Homo Sapiens'i öyle nitelemek yanl r. Evrimsel ak ta Homo Erectus'tan Homo Sapiens'e geçi yakla k olarak iki yüz binli llarda gerçekle ir. Beyin hacmi 1400 cm3 olan Homo Sapiens de iki türe bölünür. Bunlardan biri Homo Sapiens Sapiens iken di eri de Homo Sapiens Neandertal'dir. lk fosillerine Almanya'da Neander Vadisi'nde rastland ndan 'Homo Sapiens Neandertal' olarak adland lan bu tür, yirmi binli llarda ortadan kalkm bir türdür. Sadece Avrupa ile s rl olmay p pek çok de ik yerde de fosillerine rastlanm r. Güney Kürdistan'da anidar Ma aras 'nda yüz binli y llara tarihlenen ve ölülerini ya ad klar yere gömdükleri anla lan kal nt lar n da yine Neandertal insana ait oldu u saptanm r. Günümüz insan na göre daha t knaz, daha kasl, daha k sa olan bu türün üyelerinin al nlar daha KOMÜNAR bas k, elmac k kemikleri ç kt r. Buzul devrine iyi uyum sa lam olan bu türün ta lardan zrak ve ok yapt avc kta uzmanla kal nt lardan anla lmaktad r. Daha çok buzullar n ve so uk iklim insan olan Neandertal zamanla ortadan kaybolur. Neandertal'in ortadan kaybolmas n nedeni tam olarak bilinemese de yap lan en gerçekçi ve yayg n de erlendirme, Neandertal'in buzul dönemine a uyum sa layarak özelle ti i, bu nedenle de de en ko ullara paralel olarak kendini de tiremedi i ve bunun da ortadan kaybolmas na neden oldu u eklindedir. Homo Sapiens'in di er kolu olan Homo Sapiens Sapiens (dü ünen ve bilgili insan) ise art k biyolojik olarak tamamen günümüz insan haline gelmi insand r. Günümüz insan na da Homo Sapiens Sapiens denmektedir. nsanl n dünyaya yay lmas n Homo Erectus döneminde gerçekle ti inden bahsetmi tik. Ancak bu yay m dünyan n tümüne do ru gerçekle en bir yay m de ildir. Daha çok Afrika, Asya ve Avrupa ile s rl olan bir yay md r. Amerika ve Okyanusya'ya ise ya- m Homo Sapiens döneminde gerçekle ir. Würm Buzul Dönemi denilen otuz binli llarda kuzey yar mkürede kal nl 2-3 km'yi bulan buzullardan bahsedilir. Bu dönemde tüm Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika buzullarla kapl r. Bunun sonucunda ise deniz seviyesi günümüzdekinden yakla k olarak 130m daha dü üktür. Bu nedenle de Basra Körfezi, Ege Denizi ve Bering Bo az gibi yerler kara haline gelmi tir. te insanlar n Amerika k tas na geçi leri (yakla k olarak 20 binli y llar) bu döneme rastlar. nsanlar Asya üzerinden Bering Bo az yoluyla Kuzey Amerika'dan Amerika k tas na geçmi lerdir. nsanlara ait bulgulara Amerika k tas nda bu tarihten itibaren rastlanm r. Yay m bu k tada kuzeyden güneye do ru zamanla gerçekle mi tir. Ayn ekilde Asya'dan Avustralya'ya o dönemlerde yay lma gerçekle mi tir. Böylelikle bilinen anlamda dünyan n tümüne insanlar n gidi i gerçekle mi tir. Görüldü ü gibi insan n olu umu tek tanr - dinlerdeki gibi 'ol' demekle olan bir gerçekle me de ildir. Hominidlerin (insan ms lar n) 19

Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar,

Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar, Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar, Orman ve Su İşleri Bakanımız Sn. Veysel Eroğlu nun katılımları ile gerçekleştiriyor olacağımız toplantımıza katılımlarınız için teşekkür ediyor,

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,

Detaylı

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına

Detaylı

Meriç Uluşahin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Beşinci İzmir İktisat Kongresi

Meriç Uluşahin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Beşinci İzmir İktisat Kongresi Meriç Uluşahin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili Beşinci İzmir İktisat Kongresi Finansal Sektörün Sürdürülebilir Büyümedeki Rolü ve Türkiye nin Bölgesel Merkez Olma Potansiyeli 1 Kasım

Detaylı

Tasarım Raporu. Grup İsmi. Yasemin ÇALIK, Fatih KAÇAK. Kısa Özet

Tasarım Raporu. Grup İsmi. Yasemin ÇALIK, Fatih KAÇAK. Kısa Özet Tasarım Raporu Grup İsmi Yasemin ÇALIK, Fatih KAÇAK Kısa Özet Tasarım raporumuzda öncelikle amacımızı belirledik. Otomasyonumuzun ana taslağını nasıl oluşturduğumuzu ve bu süreçte neler yaptığımıza karar

Detaylı

Cümlede Anlam İlişkileri

Cümlede Anlam İlişkileri Cümlede Anlam İlişkileri Cümlede anlam ilişkileri kpss Türkçe konuları arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Cümlede anlam ilişkilerine geçmeden önce cümlenin tanımını yapalım. Cümle, yargı bildiren,

Detaylı

Araştırma Notu 15/177

Araştırma Notu 15/177 Araştırma Notu 15/177 02 Mart 2015 YOKSUL İLE ZENGİN ARASINDAKİ ENFLASYON FARKI REKOR SEVİYEDE Seyfettin Gürsel *, Ayşenur Acar ** Yönetici özeti Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan enflasyon

Detaylı

DEVRİM KOLEKTİF DEHADIR Toplumda her gün tekrarlanan, olup biten olaylara yüzeysel bakmak yaygındır, neredeyse bir düşünce sistemi özelliği

DEVRİM KOLEKTİF DEHADIR Toplumda her gün tekrarlanan, olup biten olaylara yüzeysel bakmak yaygındır, neredeyse bir düşünce sistemi özelliği DEVRİM KOLEKTİF DEHADIR Toplumda her gün tekrarlanan, olup biten olaylara yüzeysel bakmak yaygındır, neredeyse bir düşünce sistemi özelliği kazanmıştır. Özel mülkiyet ilişkilerine dayalı düşünce biçimi

Detaylı

Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor?

Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Doç.Dr. Nilgün GÖRER TAMER (Şehir Plancısı) Her fakülte içerdiği bölümlerin bilim alanına bağlı olarak farklılaşan öznel

Detaylı

SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > ogulseren@gmail.com

SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > ogulseren@gmail.com SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > ogulseren@gmail.com Giriş Yönetim alanında yaşanan değişim, süreç yönetimi anlayışını ön plana çıkarmıştır. Süreç yönetimi; insan ve madde kaynaklarını

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN-SYMES IN "INSTITUT DU BOSPHORE YILLIK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN-SYMES IN INSTITUT DU BOSPHORE YILLIK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN-SYMES IN "INSTITUT DU BOSPHORE YILLIK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI 18 Mart 2016 İstanbul, Hilton Hotel Harbiye Sayın Büyükelçiler, Değerli Konuklar, 2009 yılında

Detaylı

İçindekiler Şekiller Listesi

İçindekiler Şekiller Listesi 1 İçindekiler 1.GĠRĠġ 3 2. Mekânsal Sentez ve Analiz ÇalıĢmaları... 4 3. Konsept....5 4. Stratejiler.....6 5.1/1000 Koruma Amaçlı Ġmar Planı.....7 6.1/500 Vaziyet Planı Sokak Tasarımı....7 7.1/200 Özel

Detaylı

Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı. Panel Konuşması

Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı. Panel Konuşması Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı Panel Konuşması Erdem BAŞÇI 7 Nisan 2012, İstanbul Değerli Konuklar, Dünya ekonomisinin son on yılda sergilediği gelişmeler emtia fiyatları üzerinde

Detaylı

Endüstri Mühendisliğine Giriş. Jane M. Fraser. Bölüm 2. Sık sık duyacağınız büyük fikirler

Endüstri Mühendisliğine Giriş. Jane M. Fraser. Bölüm 2. Sık sık duyacağınız büyük fikirler Endüstri Mühendisliğine Giriş Jane M. Fraser Bölüm 2 Sık sık duyacağınız büyük fikirler Bu kitabı okurken, büyük olasılıkla öğreneceğiniz şeylere hayret edecek ve varolan bilgileriniz ve belirli yeni becerilerle

Detaylı

Öncelikle basın toplantımıza hoş geldiniz diyor, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle basın toplantımıza hoş geldiniz diyor, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Gümrük Ve Ticaret Bakanı Sn. Nurettin CANİKLİ nin Kredi Kefalet Kooperatifleri Ortaklarının Borçlarının Yapılandırılması Basın Toplantısı 24 Eylül 2014 Saat:11.00 - ANKARA Kredi Kefalet Kooperatiflerinin

Detaylı

SOSYAL ŞİDDET. Süheyla Nur ERÇİN

SOSYAL ŞİDDET. Süheyla Nur ERÇİN SOSYAL ŞİDDET Süheyla Nur ERÇİN Özet: Şiddet kavramı, çeşitli düşüncelerden etkilenerek her geçen gün şekillenip gelişiyor. Eskiden şiddet, sadece fiziksel olarak algılanırken günümüzde sözlü şiddet, psikolojik

Detaylı

ARAŞTIRMA PROJESİ NEDİR, NASIL HAZIRLANIR, NASIL UYGULANIR? Prof. Dr. Mehmet AY

ARAŞTIRMA PROJESİ NEDİR, NASIL HAZIRLANIR, NASIL UYGULANIR? Prof. Dr. Mehmet AY ARAŞTIRMA PROJESİ NEDİR, NASIL HAZIRLANIR, NASIL UYGULANIR? Prof. Dr. Mehmet AY Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü 29.03.2012 / ÇANAKKALE Fen Lisesi ARAŞTIRMA PROJESİ

Detaylı

Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet. Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1

Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet. Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1 Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1 18 Aral k 1979 da Birle mi Milletler Genel cinsiyet ayr mc l n yasaklayan ve kad n haklar n güvence alt na alan

Detaylı

YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ

YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ Savaş AYBERK, Bilge ALYÜZ*, Şenay ÇETİN Kocaeli Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü, Kocaeli *İletişim kurulacak yazar bilge.alyuz@kou.edu.tr, Tel: 262

Detaylı

Topoloji değişik ağ teknolojilerinin yapısını ve çalışma şekillerini anlamada başlangıç noktasıdır.

Topoloji değişik ağ teknolojilerinin yapısını ve çalışma şekillerini anlamada başlangıç noktasıdır. Yazıyı PDF Yapan : Seyhan Tekelioğlu seyhan@hotmail.com http://www.seyhan.biz Topolojiler Her bilgisayar ağı verinin sistemler arasında gelip gitmesini sağlayacak bir yola ihtiyaç duyar. Aradaki bu yol

Detaylı

KLASİK MANTIK (ARİSTO MANTIĞI)

KLASİK MANTIK (ARİSTO MANTIĞI) KLASİK MANTIK (ARİSTO MANTIĞI) A. KAVRAM Varlıkların zihindeki tasarımı kavram olarak ifade edilir. Ağaç, kuş, çiçek, insan tek tek varlıkların tasarımıyla ortaya çıkmış kavramlardır. Kavramlar genel olduklarından

Detaylı

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır.

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. KAVRAMLAR Büyüme ve Gelişme Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. Büyüme Büyüme, bedende gerçekleşen ve boy uzamasında olduğu gibi sayısal (nicel) değişikliklerle ifade edilebilecek yapısal

Detaylı

2001 yılında otomotiv sektörünün dolar bazında cirosu 1997 yılı düzeyine, tekstilin cirosu ise 1999 yılı düzeyine geriledi.

2001 yılında otomotiv sektörünün dolar bazında cirosu 1997 yılı düzeyine, tekstilin cirosu ise 1999 yılı düzeyine geriledi. REEL SEKTÖRDE DE YENİDEN YAPILANMA ŞART GİRİŞ Prof. Dr. Necmi GÜRSAKAL BTSO tarafından beş yıldan beri gerçekleştirilen Bursa da 250 Büyük Firma çalışması bize göre bu şehirde yapılan en önemli çalışmalardan

Detaylı

TİSK GENEL SEKRETERİ BÜLENT PİRLER'İN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ÇOCUK İŞGÜCÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİDİR

TİSK GENEL SEKRETERİ BÜLENT PİRLER'İN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ÇOCUK İŞGÜCÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİDİR TİSK GENEL SEKRETERİ BÜLENT PİRLER'İN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ÇOCUK İŞGÜCÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİDİR Çocuğun çalışması, hemen bütün ülkelerde yaşanmakta olan evrensel bir olgudur ve önemli bir sosyal

Detaylı

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL

SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL Sözlerime gayrimenkul ve finans sektörlerinin temsilcilerini bir araya

Detaylı

Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi

Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi özcan DEMİREL 1750 Üniversiteler Yasası nın 2. maddesinde üniversiteler, fakülte, bölüm, kürsü ve benzeri kuruluşlarla hizmet birimlerinden oluşan özerkliğe ve kamu

Detaylı

YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü

YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİNİN TANIMI Yetişkinler din eğitimi kavramını tanımlayabilmek için önce yetişkinler eğitimini tanımlayalım. En çok kullanılan ifade ile yaygın

Detaylı

KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ

KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ 12 NİSAN 2013-KKTC DR. VAHDETTIN ERTAŞ SERMAYE PIYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Sayın

Detaylı

TÜRKİYE SERMAYE PİYASALARINDA MERKEZİ KARŞI TARAF UYGULAMASI 13 MAYIS 2013 İSTANBUL DR. VAHDETTİN ERTAŞ SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ

TÜRKİYE SERMAYE PİYASALARINDA MERKEZİ KARŞI TARAF UYGULAMASI 13 MAYIS 2013 İSTANBUL DR. VAHDETTİN ERTAŞ SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ TÜRKİYE SERMAYE PİYASALARINDA MERKEZİ KARŞI TARAF UYGULAMASI 13 MAYIS 2013 İSTANBUL DR. VAHDETTİN ERTAŞ SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Sayın BDDK Başkanım, İktisadi Araştırmalar Vakfı, Borsamız

Detaylı

Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası

Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası 2007 NİSAN EKONOMİ Milli Gelir Büyümesinin Perde Arkası Türkiye ekonomisi dünyadaki konjonktürel büyüme eğilimine paralel gelişme evresini 20 çeyrektir aralıksız devam ettiriyor. Ekonominin 2006 da yüzde

Detaylı

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1 Sağlık Reformunun Sonuçları İtibariyle Değerlendirilmesi 26-03 - 2009 Tuncay TEKSÖZ Dr. Yalçın KAYA Kerem HELVACIOĞLU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Türkiye 2004 yılından itibaren sağlık

Detaylı

Güç Artık İnternette! Power is now on the Internet!

Güç Artık İnternette! Power is now on the Internet! ISSN 2148-7286 eissn 2149-1305 DOI 10.15805/addicta.2015.2.2.R036 Copyright 2015 Türkiye Yeşilay Cemiyeti addicta.com.tr Addicta: The Turkish Journal on Addictions Güz 2015 2(2) 149-153 Review Başvuru

Detaylı

CMK 135 inci maddesindeki amir hükme rağmen, Mahkemenizce, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine karar verildiği görülmüştür.

CMK 135 inci maddesindeki amir hükme rağmen, Mahkemenizce, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine karar verildiği görülmüştür. Mahkememizin yukarıda esas sayısı yazılı dava dosyasının yapılan yargılaması sırasında 06.05.2014 günlü oturum ara kararı uyarınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ndan sanık... kullandığı... nolu,

Detaylı

REFORM EYLEM GRUBU BİRİNCİ TOPLANTISI BASIN BİLDİRİSİ ANKARA, 8 KASIM 2014

REFORM EYLEM GRUBU BİRİNCİ TOPLANTISI BASIN BİLDİRİSİ ANKARA, 8 KASIM 2014 REFORM EYLEM GRUBU BİRİNCİ TOPLANTISI BASIN BİLDİRİSİ ANKARA, 8 KASIM 2014 Reform Eylem Grubu nun (REG) ilk toplantısı, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Volkan

Detaylı

Anaokulu /aile yuvası anketi 2015

Anaokulu /aile yuvası anketi 2015 Anaokulu /aile yuvası anketi 2015 Araştırma sonucu Göteborg daki anaokulları ve aile yuvaları ( familjedaghem) faaliyetlerinde kalitenin geliştirilmesinde kullanılacaktır. Soruları ebeveyn veya veli olarak

Detaylı

A N A L Z. Seçim Öncesinde Verilerle Türkiye Ekonomisi 2:

A N A L Z. Seçim Öncesinde Verilerle Türkiye Ekonomisi 2: A N A L Z Seçim Öncesinde Verilerle Türkiye Ekonomisi 2: Sektör Mücahit ÖZDEM R May s 2015 Giri Geçen haftaki çal mam zda son aç klanan reel ekonomiye ili kin göstergeleri incelemi tik. Bu hafta ülkemiz

Detaylı

Gürcan Banger Enerji Forumu 10 Mart 2007

Gürcan Banger Enerji Forumu 10 Mart 2007 Enerji ve Kalkınma Gürcan Banger Enerji Forumu 10 Mart 2007 Kırılma Noktası Dünyanın gerçeklerini kırılma noktalarında daha iyi kavrıyoruz. Peşpeşe gelen, birbirine benzer damlaların bir tanesi bardağın

Detaylı

HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU?

HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU? HİZMET ALIMLARINDA FAZLA MESAİ ÜCRETLERİNDE İŞÇİLERE EKSİK VEYA FAZLA ÖDEME YAPILIYOR MU? Rıza KARAMAN Kamu İhale Mevzuatı Uzmanı 1. GİRİŞ İdareler, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarına çıkarken

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Şubat 2014, No: 85 i Bu sayıda; 2013 Cari Açık Verileri; 2013 Aralık Sanayi Üretimi; 2014 Ocak İşsizlik Ödemesi; S&P Görünüm Değişikliği kararı değerlendirilmiştir.

Detaylı

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Değerli konuklar, Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) çalışmaları kapsamında düzenlediğimiz Kurumsal Yönetim konulu toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. 11 Aralık 2001 tarihli Bakanlar

Detaylı

İçinde x, y, z gibi değişkenler geçen önermelere açık önerme denir.

İçinde x, y, z gibi değişkenler geçen önermelere açık önerme denir. 2. Niceleme Mantığı (Yüklemler Mantığı) Önermeler mantığı önermeleri nitelik yönünden ele aldığı için önermelerin niceliğini göstermede yetersizdir. Örneğin, "Bazı hayvanlar dört ayaklıdır." ve "Bütün

Detaylı

MÜDÜR YARDIMCILARI HİZMET İÇİ EĞİTİMİ

MÜDÜR YARDIMCILARI HİZMET İÇİ EĞİTİMİ MÜDÜR YARDIMCILARI HİZMET İÇİ EĞİTİMİ 1-2 Kasım 2013 tarihlerinde TED Okulları nda görev yapan müdür yardımcılarına yönelik olarak Antalya da bir hizmet içi eğitim gerçekleştirilmiştir. 25 TED Okulu ndan

Detaylı

Ek 1. Fen Maddelerini Anlama Testi (FEMAT) Sevgili öğrenciler,

Ek 1. Fen Maddelerini Anlama Testi (FEMAT) Sevgili öğrenciler, Ek 1. Fen Maddelerini Anlama Testi (FEMAT) Sevgili öğrenciler, Bu araştırmada Fen Bilgisi sorularını anlama düzeyinizi belirlemek amaçlanmıştır. Bunun için hazırlanmış bu testte SBS de sorulmuş bazı sorular

Detaylı

BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ

BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ Dr. Ayhan HELVACI Giriş Müzik öğretmeni yetiştiren kurumlarda yapılan eğitim birçok disiplinlerden

Detaylı

01 OCAK 2015 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBA PARLAKLIĞI SALİH MERT İLİ DENİZLİ ANADOLU LİSESİ 10/A 436

01 OCAK 2015 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBA PARLAKLIĞI SALİH MERT İLİ DENİZLİ ANADOLU LİSESİ 10/A 436 01 OCAK 2015 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBA PARLAKLIĞI SALİH MERT İLİ DENİZLİ ANADOLU LİSESİ 10/A 436 ELEKTRİK AKIMI VE LAMBALAR ELEKTRİK AKIMI Potansiyelleri farklı olan iki iletken cisim birbirlerine dokundurulduğunda

Detaylı

KİTAP İNCELEMESİ. Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri. Tamer KUTLUCA 1. Editörler. Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice AKKOÇ

KİTAP İNCELEMESİ. Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri. Tamer KUTLUCA 1. Editörler. Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice AKKOÇ Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 18 (2012) 287-291 287 KİTAP İNCELEMESİ Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri Editörler Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice

Detaylı

Akreditasyon Çal malar nda Temel Problemler ve Organizasyonel Bazda Çözüm Önerileri

Akreditasyon Çal malar nda Temel Problemler ve Organizasyonel Bazda Çözüm Önerileri Akreditasyon Çal malar nda Temel Problemler ve Organizasyonel Bazda Çözüm Önerileri Prof.Dr. Cevat NAL Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarl k Fakültesi Dekan Y.Doç.Dr. Esra YEL Fakülte Akreditasyon Koordinatörü

Detaylı

8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder.

8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder. 8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder. Soru : Din nedir? Din, Allah tarafından gönderilmiştir. Peygamberler

Detaylı

Veri Toplama Yöntemleri. Prof.Dr.Besti Üstün

Veri Toplama Yöntemleri. Prof.Dr.Besti Üstün Veri Toplama Yöntemleri Prof.Dr.Besti Üstün 1 VERİ (DATA) Belirli amaçlar için toplanan bilgilere veri denir. Araştırmacının belirlediği probleme en uygun çözümü bulabilmesi uygun veri toplama yöntemi

Detaylı

Yaşam Dönemleri ve Gelişim Görevleri Havighurst'un çeşitli yaşam dönemleri için belirlediği gelişim görevleri

Yaşam Dönemleri ve Gelişim Görevleri Havighurst'un çeşitli yaşam dönemleri için belirlediği gelişim görevleri Yaşam Dönemleri ve Gelişim Görevleri Havighurst'un çeşitli yaşam dönemleri için belirlediği gelişim görevleri Gelişim psikolojisi, bireylerin yaşam boyunca geçirdiği bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal

Detaylı

AİLE DİNİ REHBERLİK BÜROSU

AİLE DİNİ REHBERLİK BÜROSU DİN HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TİREBOLU MÜFTÜLÜĞÜ AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU MUTLULUĞUNUZA REHBERLİK EDER Yüce Allah ın aileye bahşettiği sevgi ve rahmetin çeşitli unsurlarla beslenmesi gerekir. Bunların

Detaylı

DÜNYA EKONOMİK FORUMU KÜRESEL CİNSİYET AYRIMI RAPORU, 2012. Hazırlayanlar. Ricardo Hausmann, Harvard Üniversitesi

DÜNYA EKONOMİK FORUMU KÜRESEL CİNSİYET AYRIMI RAPORU, 2012. Hazırlayanlar. Ricardo Hausmann, Harvard Üniversitesi DÜNYA EKONOMİK FORUMU KÜRESEL CİNSİYET AYRIMI RAPORU, 2012 Hazırlayanlar Ricardo Hausmann, Harvard Üniversitesi Laura D. Tyson, Kaliforniya Berkeley Üniversitesi Saadia Zahidi, Dünya Ekonomik Forumu Raporun

Detaylı

HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ *

HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ * HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ * Doç. Dr. Meral TEKİN ** Son yıllarda halk eğitimi, toplumdaki öneminin giderek artmasına koşut olarak, önemli bir araştırma alanı olarak kabul görmeye

Detaylı

KURUL GÖRÜ Ü. TFRS 2 Hisse Bazl Ödemeler. Görü ü Talep Eden Kurum : Güreli Yeminli Mali Mü avirlik ve Ba ms z Denetim Hizmetleri A..

KURUL GÖRÜ Ü. TFRS 2 Hisse Bazl Ödemeler. Görü ü Talep Eden Kurum : Güreli Yeminli Mali Mü avirlik ve Ba ms z Denetim Hizmetleri A.. KURUL GÖRÜ Ü TFRS 2 Hisse Bazl Ödemeler Görü ü Talep Eden Kurum : Güreli Yeminli Mali Mü avirlik ve Ba ms z Denetim Hizmetleri A.. Kurul Toplant Tarihi : 18/10/2011 li kili Standart(lar) : TFRS 2, TFRS

Detaylı

Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi

Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi ÜN VERS TEYE G R SINAV S STEM NDEK SON DE KL E L K N Ö RENC LER N ALGILARI Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi

Detaylı

ÇEVRE KORUMA TEMEL ALAN KODU: 85

ÇEVRE KORUMA TEMEL ALAN KODU: 85 TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİM YETERLİLİKLER ÇERÇEVESİ () TEMEL ALAN YETERLİLİKLERİ ÇEVRE KORUMA TEMEL ALAN KODU: 85 ANKARA 13 OCAK 2011 İÇİNDEKİLER 1.BÖLÜM: ÖĞRENİM ALANLARI VE ÇALIŞMA YÖNTEMİ...3 1.1.ISCED 97

Detaylı

Kadınları Anlamak Erkeklere Düşüyor

Kadınları Anlamak Erkeklere Düşüyor Kadınları Anlamak Erkeklere Düşüyor Kadınların Yaşam Koçu Tuğba Güneş, kadına şiddetti ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldıracak önlemler alınması gerektiğini söyledi. Kahramanmaraş ın tek yaşam ve wellness

Detaylı

5651 Sayılı Kanun. 5651 Sayılı Kanun Maddesinin Amacı

5651 Sayılı Kanun. 5651 Sayılı Kanun Maddesinin Amacı 5651 Sayılı Kanun 5651 Sayılı Kanun Maddesinin Amacı Kanun maddesi internet erişiminin kontrol altına alınmasını amaçlamaktadır. Bu sayede internet üzerinden işlenen bilişim suçlarının önemli ölçüde önüne

Detaylı

Araştırma Notu 11/113

Araştırma Notu 11/113 Araştırma Notu 11/113 29 Nisan 2011 MİLLETVEKİLİ DAĞILIM SENARYOLARI VE YENİ ANAYASA Seyfettin Gürsel 1 Yönetici Özeti 12 Haziran milletvekili seçimlerinden çıkacak yeni TBMM nin bileşimi sadece iktidarı

Detaylı

TEDAŞ Dışında Bir Elektrik Tedarikçisinden Elektrik Almak İçin Hangi Koşullar Gerekmektedir?

TEDAŞ Dışında Bir Elektrik Tedarikçisinden Elektrik Almak İçin Hangi Koşullar Gerekmektedir? Sık Sorulan Sorular? TEDAŞ Dışında Bir Elektrik Tedarikçisinden Elektrik Almak İçin Hangi Koşullar Gerekmektedir? TEDAŞ dışında elektrik alabilmeniz için Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulu'nun belirlediği

Detaylı

S V L TOPLUM, YEREL YÖNET MLER VE GENÇL K AB ÜYEL YOLUNDA" S V L TOPLUMLA D YALOG TOPLANTISI 4 SONUÇ B LD RGES 11 ARALIK 2010, STANBUL

S V L TOPLUM, YEREL YÖNET MLER VE GENÇL K AB ÜYEL YOLUNDA S V L TOPLUMLA D YALOG TOPLANTISI 4 SONUÇ B LD RGES 11 ARALIK 2010, STANBUL S V L TOPLUM, YEREL YÖNET MLER VE GENÇL K AB ÜYEL YOLUNDA" S V L TOPLUMLA D YALOG TOPLANTISI 4 SONUÇ B LD RGES 11 ARALIK 2010, STANBUL "Sivil Toplum, Yerel Yönetimler ve Gençlik AB Üyeli i Yolunda Sivil

Detaylı

Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği

Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği Dursun Yıldız SPD Başkanı 2 Nisan 2016 Giriş Gelişmenin ve karşı duruşun, doğuya karşı batının, kuzey kıyısına karşı güney kıyısının, Afrika ya karşı

Detaylı

Parti Program ve Tüzüklerin Feminist Perspektiften Değerlendirilmesi i

Parti Program ve Tüzüklerin Feminist Perspektiften Değerlendirilmesi i Parti Program ve Tüzüklerin Feminist Perspektiften Değerlendirilmesi i Parti içi disiplin mekanizması (cinsel taciz, aile içi şiddet vs. gibi durumlarda işletilen) AKP CHP MHP BBP HDP Parti içi disiplin

Detaylı

Fizik ve Ölçme. Fizik deneysel gözlemler ve nicel ölçümlere dayanır

Fizik ve Ölçme. Fizik deneysel gözlemler ve nicel ölçümlere dayanır Fizik ve Ölçme Fizik deneysel gözlemler ve nicel ölçümlere dayanır Fizik kanunları temel büyüklükler(nicelikler) cinsinden ifade edilir. Mekanikte üç temel büyüklük vardır; bunlar uzunluk(l), zaman(t)

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Şam da Emevi Caminde namaz kılmayı hayal eden Başbakan, hava sahamızı koruyabilmek için NATO dan Patriot füzeleri istemekte, gençlerimize adam gibi ölmekten bahsetmektedir.

Detaylı

TÜBİTAK BİDEB YİBO ÖĞRETMENLERİ

TÜBİTAK BİDEB YİBO ÖĞRETMENLERİ TÜBİTAK BİDEB YİBO ÖĞRETMENLERİ ( FEN ve TEKNOLOJİ FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ ve MATEMATİK ) PROJE DANIŞMANLIĞI EĞİTİMİ ÇALIŞTAYLARI YİBO 5 ( Çalıştay 2011 ) TÜSSİDE / GEBZE 30 Ocak 06 Şubat 2011 GRUP BEN

Detaylı

ALGILAMA - ALGI. Alıcı organların çevredeki enerjinin etkisi altında uyarılmasıyla ortaya çıkan nörofizyolojik süreçler.

ALGILAMA - ALGI. Alıcı organların çevredeki enerjinin etkisi altında uyarılmasıyla ortaya çıkan nörofizyolojik süreçler. ALGILAMA Duyum Algı ALGILAMA - ALGI Duyum Alıcı organların çevredeki enerjinin etkisi altında uyarılmasıyla ortaya çıkan nörofizyolojik süreçler. Algılama Duyu verilerini örgütleyip yorumlayarak çevredeki

Detaylı

MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının

MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının bağlantıları kontrol edilir. Güz ve Bahar dönemindeki

Detaylı

MÜSİAD Kadın Girişimciler Zirvesi. Kapanış Konuşması. 27 Mayıs 2016. İş Dünyamızın, STK'ların Değerli Bşk ve Temsilcileri,

MÜSİAD Kadın Girişimciler Zirvesi. Kapanış Konuşması. 27 Mayıs 2016. İş Dünyamızın, STK'ların Değerli Bşk ve Temsilcileri, MÜSİAD Kadın Girişimciler Zirvesi Kapanış Konuşması 27 Mayıs 2016 Saygıdeğer (Emine Erdoğan) Hanımefendi, Sayın Bakanım, (Fatma Ramazanoğlu), İş Dünyamızın, STK'ların Değerli Bşk ve Temsilcileri, Değerli

Detaylı

2.000 SOSYOLOG İLE YAPILAN ANKET SONUÇLARINA DAİR DEĞERLENDİRMEMİZ. Anayasa nın 49. Maddesi :

2.000 SOSYOLOG İLE YAPILAN ANKET SONUÇLARINA DAİR DEĞERLENDİRMEMİZ. Anayasa nın 49. Maddesi : 2.000 SOSYOLOG İLE YAPILAN ANKET SONUÇLARINA DAİR DEĞERLENDİRMEMİZ Anayasa nın 49. Maddesi : A. Çalışma Hakkı ve Ödevi Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,

Detaylı

Amacımız Fark Yaratacak Makine Mühendisleri Yetiştirmek - OAIB Moment Expo

Amacımız Fark Yaratacak Makine Mühendisleri Yetiştirmek - OAIB Moment Expo Sayfa 1 / 6 OCAK 2016 SAYI: 92 Gelişen teknolojiye ayak uydurabilen, teknik bilgi ve becerilere sahip fark yaratacak lider makine mühendisleri yetiştirmek üzere yola çıktıklarını belirten MEF Üniversitesi

Detaylı

Danışma Kurulu Tüzüğü

Danışma Kurulu Tüzüğü Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu Otel Yöneticiliği Bölümü Danışma Kurulu Tüzüğü MADDE I Bölüm 1.1. GİRİŞ 1.1.1. AD Danışma Kurulu nun adı, Özyeğin Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu ve Otel

Detaylı

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç: Madde 1. (1) Bu yönergenin amacı, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinin önlisans, lisans ve lisansüstü

Detaylı

SEKTÖR UYGULAMASI STAJ DEFTERİ

SEKTÖR UYGULAMASI STAJ DEFTERİ T.C. ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ ARTVİN MESLEK YÜKSEKOKULU SEKTÖR UYGULAMASI STAJ DEFTERİ STAJYER ÖĞRENCİNİN; Bölümü Programı : Tasarım Bölümü : İç Mekan Tasarım Programı Adı Soyadı : Sınıf - Yarıyıl : Yüksekokul

Detaylı

DEVLET KATKI SİSTEMİ Devlet katkısı nedir? Devlet katkısı başlangıç tarihi nedir? Devlet katkısından kimler faydalanabilir?

DEVLET KATKI SİSTEMİ Devlet katkısı nedir? Devlet katkısı başlangıç tarihi nedir? Devlet katkısından kimler faydalanabilir? DEVLET KATKI SİSTEMİ Devlet katkısı nedir? Katılımcı tarafından ödenen katkı paylarının %25 i oranında devlet tarafından katılımcının emeklilik hesabına ödenen tutardır. Devlet katkısı başlangıç tarihi

Detaylı

Otizm lilerin eğitim hakkı var mıdır? Nedir ve nasıl olmalıdır?

Otizm lilerin eğitim hakkı var mıdır? Nedir ve nasıl olmalıdır? Nisan, 01.04.2013 OTĠZM, EĞĠTĠM HAKKI VE UYGULAMALARI Nisan ayı otizm farkındalık ayı olarak belirlenmiştir. Gün, ay ve yıl olarak belli amaçlara hasredilen tema lar, toplumda dikkat çekmek, konunun önemini

Detaylı

YURTDIŞI VATANDAŞLAR DANIŞMA KURULUNUN ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK

YURTDIŞI VATANDAŞLAR DANIŞMA KURULUNUN ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK 24 Aralık 2010 CUMA Resmî Gazete Sayı : 27795 YÖNETMELİK Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığından: YURTDIŞI VATANDAŞLAR DANIŞMA KURULUNUN ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ

Detaylı

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA. Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve gerekçeleri ektedir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA. Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve gerekçeleri ektedir. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve gerekçeleri ektedir. Gereğini arzederim. M. Akif HAMZAÇEBİ İstanbul Milletvekili 1 GENEL GEREKÇE

Detaylı

İ.Esenyurt Üniv.2016 Yüksek Lisans / Bahar Dönemi Yönetimde Yeni Gelişmeler Sunum 02. Hazırlayan; Erkut AKSOY

İ.Esenyurt Üniv.2016 Yüksek Lisans / Bahar Dönemi Yönetimde Yeni Gelişmeler Sunum 02. Hazırlayan; Erkut AKSOY 1 Yönetimde Yeni Gelişmeler Yalın Organizasyonlar Sunumu; Erkut AKSOY Kaynak; Öğrenci No.:1432110032 2016 Bahar Dönemi Yüksek Lisans III.Dönem YALIN ORGANİZASYONLAR ZASYONLAR; Daha önceki konularda değindiğimiz

Detaylı

Fizik I (Fizik ve Ölçme) - Ders sorumlusu: Yrd.Doç.Dr.Hilmi Ku çu

Fizik I (Fizik ve Ölçme) - Ders sorumlusu: Yrd.Doç.Dr.Hilmi Ku çu Fizik I (Fizik ve Ölçme) - Ders sorumlusu: Yrd.Doç.Dr.Hilmi Ku çu Bu bölümde; Fizik ve Fizi in Yöntemleri, Fiziksel Nicelikler, Standartlar ve Birimler, Uluslararas Birim Sistemi (SI), Uzunluk, Kütle ve

Detaylı

ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 10 Kasım 2015

ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 10 Kasım 2015 ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 10 Kasım 2015 3 Kasım 2015 tarihli Alpha Altın raporumuzda paylaştığımız görüşümüz; RSI indikatörü genel olarak dip/tepe fiyatlamalarında başarılı sonuçlar vermektedir. Günlük bazda

Detaylı

İşte Eşitlik Platformu tanıtıldı

İşte Eşitlik Platformu tanıtıldı İşte Eşitlik Platformu tanıtıldı Ocak 15, 2013-3:55:02 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın himayesinde kurulan ''İşte Eşitlik Platformu'' tanıtıldı. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikle mücadele

Detaylı

Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015

Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015 Başbakanlık (Hazine Müsteşarlığı) tan: 30.11.2015 BİREYSEL EMEKLİLİK SİSTEMİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİĞİN UYGULANMASINA İLİŞKİN GENELGE (2015/50) Bu Genelge, 25.05.2015

Detaylı

SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç

SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Siirt Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama

Detaylı

ZAĞNOS VADİSİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ

ZAĞNOS VADİSİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ ADANA KENT SORUNLARI SEMPOZYUMU / 15 2008 BU BİR TMMOB YAYINIDIR TMMOB, bu makaledeki ifadelerden, fikirlerden, toplantıda çıkan sonuçlardan ve basım hatalarından sorumlu değildir. ZAĞNOS VADİSİ KENTSEL

Detaylı

BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR

BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR BAŞINI BİRAZ DAHA YUKARI KALDIR 1 Aralık 2008 de hilal şeklini almış ay ile Venüs yıldızı birbirlerine o kadar yaklaştılar ki, tam bir Türk Bayrağı görüntüsü oluştu. Ay ve Venüs ün bu hali bana hemen Üsküp

Detaylı

SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır.

SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır. SAYI: 2013/03 KONU: ADİ ORTAKLIK, İŞ ORTAKLIĞI, KONSORSİYUM ANKARA,01.02.2013 SİRKÜLER Gelişen ve büyüyen ekonomilerde şirketler arasındaki ilişkiler de çok boyutlu hale gelmektedir. Bir işin yapılması

Detaylı

İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET. Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2

İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET. Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2 İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET DOI= 10.17556/jef.54455 Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2 Genişletilmiş Özet Giriş Son yıllarda

Detaylı

DENEY 2: PROTOBOARD TANITIMI VE DEVRE KURMA

DENEY 2: PROTOBOARD TANITIMI VE DEVRE KURMA A. DENEYİN AMACI : Protoboard kullanımını öğrenmek ve protoboard üzerinde basit direnç devreleri kurmak. B. KULLANILACAK ARAÇ VE MALZEMELER : 1. DC güç kaynağı, 2. Multimetre, 3. Protoboard, 4. Değişik

Detaylı

İNGİLTERE DE ÜNİVERSİTE PLANLAMA VE BÜTÇELEME ÖRGÜTÜ

İNGİLTERE DE ÜNİVERSİTE PLANLAMA VE BÜTÇELEME ÖRGÜTÜ İNGİLTERE DE ÜNİVERSİTE PLANLAMA VE BÜTÇELEME ÖRGÜTÜ University Grants Committee (UGC) Çeviren : Doç. Dr. M. ÂDEM UGC, üniversitenin parasal gereksinmeleri konusunda Hükümete danışman olarak Temmuz 1919'da

Detaylı

Firmadaki Mevcut Öğrenme Faaliyetleri 2.2. Aşama

Firmadaki Mevcut Öğrenme Faaliyetleri 2.2. Aşama DE/11/LLP-LDV/TOI 147 420 Firmadaki Mevcut Öğrenme Faaliyetleri 2.2. Aşama 1. Adınız: 2. İşletmenin Adı: 3. Tarih: Evet Hayır Bilmiyorum 1. Mevcut işinizde mesleki eğitim fırsatlarına erişebiliyor musunuz?

Detaylı

ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 26 Ocak 2016

ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 26 Ocak 2016 ALPHA ALTIN RAPORU ÖZET 26 Ocak 2016 19 Ocak 2016 tarihli Alpha Altın raporumuzda paylaştığımız görüşümüz; Kısa dönemde 144 günlük ortalama $1110.82 trend değişimi için referans takip seviyesi olabilir.

Detaylı

Bodrum da hafriyat atıkları geri kazanım tesisi hizmete başladı

Bodrum da hafriyat atıkları geri kazanım tesisi hizmete başladı Bodrum da hafriyat atıkları geri kazanım tesisi hizmete başladı Bodrum da hafriyat atıkları geri kazanım tesisi hizmete başladı Büyükşehir Belediyesi tarafından yatırımı gerçekleştirilen çevreci yatırım;

Detaylı

Psikolojiye Giriş. Gözden geçirme oturumları. Evrim ve Akılcılık Ders 10. Pazartesi, 26/02, 16.00-18.00 Salı, 27/02, 18.00-20.00

Psikolojiye Giriş. Gözden geçirme oturumları. Evrim ve Akılcılık Ders 10. Pazartesi, 26/02, 16.00-18.00 Salı, 27/02, 18.00-20.00 Gelecek Çarşamba Yapılacak Sınav (olası dağılım) Psikolojiye Giriş Evrim ve Akılcılık Ders 10 Giriş: 4 Beyin: 9 Freud: 9 Skinner: 9 Bilişsel Gelişim: 9 Dil: 9 Algı/Dikkat: 9 Bellek: 9 Aşk: 7 Evrim: 4 Akılcılık:

Detaylı

Sayın Valim, Sayın Rektörlerimiz, Değerli Hocalarımız ve Öğrencilerimiz Ardahan Üniversitesi Değerli öğrenciler, YÖK Kültür Sanat Söyleşileri

Sayın Valim, Sayın Rektörlerimiz, Değerli Hocalarımız ve Öğrencilerimiz Ardahan Üniversitesi Değerli öğrenciler, YÖK Kültür Sanat Söyleşileri Sayın Valim, Sayın Rektörlerimiz, Değerli Hocalarımız ve Öğrencilerimiz Ardahan da, Ardahan Üniversitesi nde sizlerle birlikte olmaktan memnuniyetimi bildirerek sözlerime başlamak isterim. Hepinizi sevgi

Detaylı

ken Türkçe de ulaç kuran bir ektir. Bu çal ma konumuzu seçerken iki amac m z vard. Bunlardan birincisi bu konuyu seçmemize sebep olan yabanc ö

ken Türkçe de ulaç kuran bir ektir. Bu çal ma konumuzu seçerken iki amac m z vard. Bunlardan birincisi bu konuyu seçmemize sebep olan yabanc ö G R ken Türkçe de ulaç kuran bir ektir. Bu çal ma konumuzu seçerken iki amac m z vard. Bunlardan birincisi bu konuyu seçmemize sebep olan yabanc ö rencilerin Türkçe ö renirken yapt anla malardan dolay,

Detaylı

Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar

Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar 2013 / 2014 SAYI: 04 Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları ve Çözümleri Tartıştılar Haftanın Bazı Başlıkları Sağ ve Sol Beynin Şifreleri Öğrencilerimiz TED Kayseri Kolejinde Ulusal Sorunları

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KASIM AYI VELİ BÜLTENİ ÇOCUĞUNUZLA TEKNOLOJİNİN DOĞRU KULLANIMI

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KASIM AYI VELİ BÜLTENİ ÇOCUĞUNUZLA TEKNOLOJİNİN DOĞRU KULLANIMI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI KASIM AYI VELİ BÜLTENİ ÇOCUĞUNUZLA TEKNOLOJİNİN DOĞRU KULLANIMI Teknoloji çağı olarak adlandırılan bu çağda bilgisayarın, televizyonun ve diğer teknolojik ürünlerin kullanılmaması

Detaylı

DÜNYA KROM VE FERROKROM PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER

DÜNYA KROM VE FERROKROM PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER DÜNYA KROM VE FERROKROM PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER Dünyada üretilen krom cevherinin % 90 ının metalurji sanayinde ferrokrom üretiminde, üretilen ferrokromun da yaklaşık % 90 ının paslanmaz çelik sektöründe

Detaylı