Yeni bir yıla girdik. Türk milleti, 2007 yılının

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Yeni bir yıla girdik. Türk milleti, 2007 yılının"

Transkript

1 Yıl:7 / Sayı:73 / Ocak 2007 ÜCRETSİZDİR Dilde, Fikirde, İşte Birlik Bütün Türkler Bir Ordu Yeni bir yıla girdik. Türk milleti, 2007 yılının geçen yıllar gibi kaybedilen, zararla kapatılan bir yıl olmasını istemiyor. Son on altı yılı ele alıp değerlendirecek olursak millî çıkar hanesine kaydedebileceğimiz fazla bir şey bulamayız. Yararlı bir şey yapılmadı demek yanlış olur. Elbette iyi şeyler de yapıldı. Mesela Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı faaliyete geçirildi. Ancak küresel anlamda Türkiye yi atağa kaldıracak bir millî hamle gerçekleştirilemedi. Türkiye nin zarar sayfası ise, son on altı yılda oldukça kabarık... Bazılarına değinelim: Dış güç odaklarının yaktığı bölücü, fitne ateşi söndürülemedi. Bölücü terörle mücadele, mecburen sürdürüldü ama devletin tüm imkanları seferber edilmediği ve kararlı olunmadığı için hâlâ sonuç alınamadı. Türk devlet kadrolarının ve Türk milletinin enerjisi Avrupa Birliği yollarında heba edildi. Aralık 2006 da Türkiye AB den dışlandı ama siyasi iktidar görülmemiş bir pişkinlikle gerçeği Türk halkından gizlemektedir. AB uğruna Kıbrıs ta büyük tavizler verildi, mevziler kaybedildi. Güney Kıbrıs Rum Kesimi nin Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Garanti Antlaşması na aykırı olarak AB ye üye yapılmasına göz yumuldu. Annan Planı na destek verilerek Kıbrıs Türk toplumunun egemenlik ten vazgeçmeye hazır olduğu, TSK nın Kıbrıs tan çekilmesinin kabul edileceği dünyaya duyuruldu. Türkiye Irak ta da devamlı kaybetti. ABD, Irak ı işgal ederken Türkiye nin çıkarlarına da ağır darbeler vurdu. Buna rağmen Türkiye, ABD endeksli politikasını sürdürmektedir. Türkiye de mevcut siyasi iktidar, asılsız Ermeni iddiaları doğrultusunda parlamento kararları alan devletlere karşı gereken millî tavrı göstermediği gibi bu iddialara destek veren sözde aydın ve yazarlara arka çıkarak anlaşılması zor işler yaptı. Hiçbir millî güvenlik kaygısı duyulmadan vatan toprağı yabancılara satıldı ve satılmaktadır. Millî Mücadele nin, Atatürk devrinin ve Cumhuriyet Türkiyesi nin kazanımı olan stratejik kurumlar, özelleştirme adı altında yabancılara babalar gibi satıldı. Ancak sömürgelerde görülen yabancı dille eğitim aymazlığı devam ettirildi. Türk ekonomisi IMF güdümüne sokuldu. Türk tarımı can çekişmektedir. Millî Eğitim de millîlikten uzaklaşıldığı için Türk insanı ve özellikle Türk gençliği küreselleşmenin kötü etkilerine maruz bırakıldı. Türk insanı geleceğinden ümitsizdir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti nin millî bir rotası yoktur. Türk devletini yönetenler, AB Türkiye yi dışladığı için, AB ye giriş, devlet politikasıdır yalanıyla artık Türk milletini aldatamayacaklardır. Malum çevreler ne yaparlarsa yapsınlar, artık AB defteri Türkiye için kapanmıştır den beri sürdürülen dost ve müttefik ülke ABD söylemi de, Türk halkı nazarında, artık para etmememektedir. Çünkü ABD, Türk halkını hep aldatmış, Türkiye nin çıkarlarını hiç önemsememiştir: 1991 Körfez Savaşı nda Türkiye milyarlarca dolar zarara uğratılmış, üstelik bölgenin istikrarsızlaştırılması sonucu bölücü terör azgınlaştırılmıştır. ABD, Türkiye ye karşı Kürt kartını sinsice oynamakta, Kürt yöneticileri Beyaz Saray da ağırlanmakta, PKK ile mücadeleyi savsaklamaktadır. Irak ta Türkmenleri görmezden gelmiştir. ABD, Irak ta sanki Türk milleti ve Türkiye ile savaşmaktadır. ABD, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ne Annan Planı nedeniyle verdiği sözleri tutmamıştır. ABD, Fener Rum Patrikhanesi nin sözde ekümeniklik iddialarına destek olmaktadır. ABD, maddî imkanlar sağlayarak yanına aldığı işbirlikçi sizil toplum örgütleri marifetiyle Türkiye nin politik hayatını yönlendirmektedir. Türk halkı kör değil; ABD ve işbirlikçilerinin yaptıklarını görüyor. Bu nedenle AB yandaşlığı gibi ABD yandaşlığı da artık siyasi partilere oy sağlayamayacak... Kısacası, Türk milletine AB den de, ABD den de bir fayda yok. Bu gerçeği halkımız anladı, inşallah politikacılarımız, yazarlarımız ve medyamız da anlar. Türkiye nin ABD ve AB yörüngesinde hareket etmesi millî çıkarlarıyla çelişmekte ve millî onuruna da yakışmamaktadır. Bu durumda, Türkiye nin kendi soydaş ve dindaşlarına yönelmesi, bir mecburiyet olmuştur. Bu yöneliş, ABD ve AB ile ilişkilerin kesilmesi anlamına gelmemeli, ama ABD ve AB güdümlü politikalardan uzaklaşma anlamına gelmelidir. Türkiye nin Türk dünyasına açılması, bir millî ülkü meselesi olması yanında bir stratejik mecburiyet olarak da kabul edilmelidir. Türkiye, Batı emperyalizminden yeteri kadar kötülük görmüştür. Artık onunla olamaz. Buna karşılık, Türk dünyasında yeni umutlar vardır: Türk dünyasında, Asya ya yöneliş Türk insanını mutlaka heyecanlandırcak, kardeşlerin kucaklaşması millî kalkınmaya yansıyacaktır. Türk dünyasının zenginlikleri Türk dünyasında paylaşılırsa, refah artacaktır. Türk devletleri ve Türk toplulukları arasında dilde, fikirde, işte birlik sağlanırsa Türklüğün bileği bükülmez olacaktır. Türk dünyasının bilgesi Prof. Dr. Turan Yazgan ne kadar güzel ve doğru söyledi: Tarihte kritik madde olan baharatın doğudan batıya taşınmasına Türkler aracılık yaptı. Baharat yolu üzerindeki Türk ülkeleri bu sayede zengin olmuşlardı. Günümüzün kritik maddesi de petrol ve doğalgaz... Bu krtitk-önemli maddeler açısından Türk ülkeleri çok zengin. Bu yüzden emperyalist Batı nın gözü Kafkasya da, Türkmenistan da, Azerbaycan da... Petrol ve doğalgazın Batı ya ulaştırılmasında Türk coğrafyası olmazsa olmaz bir önem arz ediyor. Türk milleti coğrafyasının kendisine verdiği bu nimet ve avantajı çok iyi kullanmalıdır. Türkiye, Kıbrıs ta sağlam durmalı; Azerbaycan la yıkılmaz köprüler kurmalıdır. Bu üç Türk devletinin beş-on yıl içinde bütünleşmeleri sağlanmalıdır. Birlik ruhu dalga dalga diğer Türk cumhuriyetlerine de yayılmalı, ama Türkiye asla ağabeylik rolüne soyunmamalıdır. Türk dünyasına açılacak bir Türkiye nin önünde çok geniş imkanlar mevcuttur. Mesela, Türkmen doğalgazının İran-Türkiye üzerinden Akdeniz e taşınması çok ciddi bir açılım olacaktır. Türk devletlerinin yakınlaşmalarında karşılıklı güven son derece önemlidir. Türkiye nin ABD ve AB güdümünde bir ülke olarak görülmesinin Orta Asya Türk devletlerinde güvensizliğe yol açması, son derece doğaldır. Türkiye, önce bu izlenimi yok etmeye çalışmalıdır. Türkiye nin Türk dünyasına açılması, komşularıyla iyi ilişkilerde bulunması, Karadeniz le kıyısı olan devletlerle karşılıklı çıkara dayanan işbirliğine girişmesi elbette ki ABD ve AB yi memnun etmeyecek; kızdıracaktır. Türkiye nin bunu göze alması, ABD tehditleri karşısında eğilmemesi gerekir. Millî çıkarlarına uygun, bağımsız politikalar izlemek, bağımsız her devlet gibi Türkiye nin de hakkıdır. Bağımsız, millî politikalar izleyen, komşularıyla barışık olan, Türk devletleri ve topluluklarıyla iyi diyaloglar kuran bir Türkiye nin ABD ve AB karşısında pazarlık gücü de artacaktır. Demek ki Türkiye nin esenliği, bağımsız ve millî politikaları kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır. Anlatmaya çalıştığımız millî politika, ABD ve AB uyduluğunu reddeden, Türk birliği ve dayanışmasını öngören, aynı zamanda da dünya dengelerini dikkate alan bir politikadır seçim yılında dileriz ki bu politikalar konuşulur, tartışılır. Bu nedenle, siyasi partilerimizin Türk dünyası ile ilgili yeni açılımları ihtiva eden programlarını, ülke sorunlarını çözmeye yönelik önerilerinin ne olduğunu merakla bekliyoruz. İÇİNDEKİLER Yorum Mustafa Aykut AKŞİT Dermansız Yara; Gelir Dağılımı Ekonomik Bakış Prof. Dr. Cihan DURA sayfa 2 Tarım Batı Uğruna Nasıl Feda Edildi? (3) sayfa 3 Öztürk çe Mustafa ÖZTÜRK Millî Eğitimde Amaç Ne İdi, Sonuç Ne Oldu? sayfa 4 Ocak tan Haberler sayfa 5 Muhsin İlyas SUBAŞI Sevda Pınarı Hakan TUNÇ sayfa 4-5 Uluslar Arası Çifte Standartlara Karşı Masumiyet Savunması sayfa 6 Morötesi Düşünceler Osman KARABABA Okullar Niçin Kaynıyor? sayfa 6 Tarihçe Mehmet ÇAYIRDAĞ Hemşehrilerimiz Sabancılar sayfa 7 Sözün Dişleri Prof. Dr. İsmail GÖRKEM Nasreddin Hoca Gerçeği sayfa 8 Sırası Geldikçe Yrd. Doç. Dr. A. Vehbi ECER Anadolu-Türk Kültürüyle İlgili İki Kitap sayfa 9 Dil Yarası Prof. Dr. Mustafa ARGUNŞAH El Diliyle Yarışmak sayfa 10 Şiir Fazıl Ahmet BAHADIR Yeni Yıl ve Çocuklar sayfa 10

2 2 Mustafa Aykut AKŞİT yılının son haftası, devletin mali durumunu ve milletin halinin nice oldu ğunu gösteren istatistiklerin yayınlandığı bir hafta oldu. Hafta sonu Müslüman Türk milleti için Kurban Bayramı nın birinci günüydü. Manevi anlamda bayram olan o günlerin mali anlamda bayram olmadığı gerçeğini görmemizi engellemedi. Devletin resmi rakamları siyasilerin söylediklerini adeta yalanlar nitelikteydi. Siyasilerin bayram ve yılbaşı mesajlarında diledikleri huzuru 2007 yılı boyunca da bu millete çok göreceklerini, sergiledikleri siyasi gerginlik yaratan tavırlarından kolayca anladık. Zerre kadar içtenlik göremediğimiz demeçlerindeki sözleri, siyasetin o çok yüzlü yanının gereği olarak sarf edildiğini, gene yalan söylemekte olduklarını bizzat kendilerinin çelişkilerinden anladık. Sayın Başbakan Ulusa Sesleniş adlı programda 2023 yılında en kalkınmış ülkeler arasında yer alacağız. buyurdular. Birkaç gün sonra Devlet Bakanı Sayın Beşir Atalay Gelir değılımında bir çok Afrika ülkesinden daha iyi durumdayız. dedi yılına daha 16 yıl var. Dağların arkasında bir umut..! Günümüz yoksullarına çok çok uzak bir zaman. Ülkemizin gerçekleri karşısında inanılması zor bir fikir yürütme olarak kalmaya mahkûm. Burası Türkiye Cumhuriyeti. Yirmi bir tür iklim yaşanan bir coğrafya. Kuru ağacı diksen yeşerecek kadar bitek topraklar çeşit meyve yetişen, bir toplumun ihtiyacı olan tüm temel ürünün yetişebildiği bir ülke. Afrika nın hiçbir ülkesi ile karşılaştırma yapılamayacak kadar zenginiz. Öyleyse sayın bakan bu yalan yanlış karşılaştırmayı neden yapıyor? TÜİK in (Türkiye İstatistik Kurumu) bir hafta önce yayınlanan 2006 Gelir Dağılımı Raporu nda yer alan rakamların ağırlığını hafifletmek için. Ama gerçekler çuvala girmiyor ve kuru lafla yüzü cilalanmıyor. Geçen yılın dile düşen rakamlarına göre 372 milyar dolar iç ve dış borç yükü vardı. İhracat ile İthalat arasındaki fark 82 milyar dolardı. Bu büyük açık içinde 7.2 milyar dolar gibi büyük bir miktar, lüks otomobil ve oyuncak ithalatında patlama olmasından ileri geliyordu. Cari açık tarihimizin en büyük rakamına, 32 milyar dolara ulaşmıştı Bütçesi 19.6 milyar dolar açıkla bağlanmıştı. Dar gelirli çalışan kesimlere ise ortalama % 4 gibi komik bir zam verilmiştir ki, bu oran bir emekli için 32 YTL den ibarettir. Bununla ancak on kiloluk bir mutfak tüpü alabilirsiniz. Devletin resmi kurumunun açıkladığı resmi bilgilere göre 32 milyon insan yoksulluk sınırının altında gelire sahip. Günde 1 dolar ile yaşayanların sayısı 3. 5 milyon kişi. En yoksul grup Diyarbakır ilimizin iki mahallesinde yaşıyormuş. Yoksulluklarının ne oranda olduğunu matematiksel ölçülere bile vuramamışlar. M. Kemal Atatürk ün Cumhuriyetimizi emanet ettiği gençlerin 14.8 milyonu işsiz. Okusun da devletimizin kazanının bir kulpundan tutsun, milletine hizmet etsin diye çırpınarak okuttuğumuz, üniversitelerde yıllarca dirsek çürüten ve bitiren gençlerimizin eline verilen diplomalar bir işe yaramıyor. İşsiz üniversiteliler ordusuna her yıl 1.3 milyon civarında ekleme/ ulama yapıyoruz. Devlet adına iktidar ise 76 bin açık bulunan eğitim hizmetleri iş koluna 40 bin öğretmen alınacağını övünerek duyuruyor. Kadrolu eleman çalıştırılan ikinci hizmet alanı ise sağlık... Bu hazin durum şüphesiz tamamı ile AKP nin yarattığı bir hâl değil. Değil ama bir taraftan yeni üniversiteler açıp, kontenjanları artırarak, öğretim üyesi bile bulunamayan okulları açan onlar. Olmayan üniversitelere rektör atama kavgası yapan onlar. Başörtülü gençler/ başı açık gençler ikilemini sürdüren ve hatta daha uzun süre sürmesi için çaba sarf eden de onlar. Oysa üniversiteye girebilen gencin de giremeyen gencin de sinirleri çok gerilmiş durumda. PKK denetimine giren üniversitelerde her an kan dökülebilir. Diğerlerinde de karşıt gruplar hızla oluşuyor. Gidişe dur demesi gereken taraflardan YÖK ve Hükümet ise birbirleri ile dalaşmaktan başka bir şey yapmıyor. Bir zamanlar orta direk adını verdikleri o hayali direk yok olduğu gibi, ülkenin bir ucunda yükselen zenginlerin kulelerinden başka görünen birşey kalmadı. Bu kapitalist, rantiyeci sınıfın yaşama biçimi de kör gözlere şiş misali bazı televizyonlar tarafından evlerimize kadar getirilip sergileniyor yılında 1.2 milyon dolar milyoneri vardı yılı sonu itibarıyla 3 milyon kişiye çıkmışlar. (TUİK Raporu) Muhafazakâr Demokratlar ın dört yıllık iktidarları döneminde 230 bin kişi iş bulabilmişken bir o kadar insan da işini kaybetmiş. Sıfıra sıfır elde var sıfır yani. 1.8 milyon dolar milyoneri paraları ile hangi fabrikayı açmış diye merak edip araştırmayın zira fabrika açıp, birkaç yüz kişiyi aş sahibi yapmayı akıllarından bile geçirmemişler. Çünkü hepsi rantiye ve repo zengini. İhale milyonerleri. İnşaat sektörüne verilen destek hiçbir sektöre verilmiyor. Neden acaba? Benim cevabım şudur: Gösterişli ve göz alıcı boyalar kullanarak yaptıkları binalar, bulunduğu kente gelişmişlik görüntüsü veriyor. Politikacılar ve belediye başkanları da, gönül rahatlığı ile demeçler verip reklam panolarına Şehrimiz güzelleşip kalkınıyor. yazılı cicili bicili kağıtlar asabiliyorlar. Oysa dikkatle bakan, yüreği açık insanlar zengini daha zengin yapan bu sistemi kolayca fark edebiliyor yılı zor yıl olacak demeye şimdiden başladılar. Türk milletini bu yıl yapacakları veya yapmaya hazırlandıkları rezilliklere alıştırmaya çalışıyorlar. Aşiret reisleri (parti genel başkanları) hiçbir zaman yapamayacakları palavraları sıralamaya başladılar. Seçim yılı geldi ya Üzerinde tutulmaz vaadler torbası yazılı naylon torbaların ağzı açıldı.yukarda sıraladığımız ekonomik verilere bakan ve doğru okuyan izan sahibi hiçbir insan, en büyük sermayeleri yalan ve palavra olan siyasetçiye inanmaz. ceğizzzz, - cağızzzz..diye biten cümleler ağızlarında sakız oldu. Bizler de diyoruz ki ; Daha önce verdiğiniz sözleri tutun da gelin Yoksulun derdine dermanı bulun da gelin Yaradanın yoluna girin de gelin Vicadınınızı yıkayıp silin de gelin. Gelir dağılımındaki denge zaten bozuktu. En zengin ile en yoksul arasındaki büyük uçurum giderek büyüyor. Aradaki makas açıklığı 267 kata çıkmış durumda. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler bu yönde minik adımlar atarak durumu idare etmeyi yeğlediler. Bir zamanlar orta direk adını verdikleri o hayali direk yok olduğu gibi, ülkenin bir ucunda yükselen zenginlerin kulelerinden başka görünen birşey kalmadı. Bu kapitalist, rantiyeci sınıfın yaşama biçimi de kör gözlere şiş misali bazı televizyonlar tarafından evlerimize kadar getirilip sergileniyor. İç güvenlik sorunları giderek büyüyor. Seri katiller, soygunlar, trafik cinayetleri sıradan olaylar olma yoluna girdi. Devletin sorumlu ağızlarının bir tek cevabı var bunlara.. Abartıyorsunuz..! Abartıyorsunuz diyenleri bir psikoloğa götürmek gerekiyor bence. Zira onlarda da gerçekleri kavrayamama adında bir ruhsal sapma belirtisi görüyoruz. * Sayın Can Baydarol un adını duymayan vatansever kalmamıştır. Yıllarca Avrupa Birleşik Devletleri ne üye olmanın veya kul olmanın faziletlerini anlatabilmek için çırpındı durdu. AB ye girince ne kadar medeni, ne kadar demokrat, ne kadar cici insanlar olacağımızı kapı kapı gezerek anlattı. Tarafımızdan ihanet içinde olanlar listesine de kondu. Ancak 2006 yılının son haftalarında öyle bir iş yaptı ki az kalsın aklımızı kaçırıyorduk. Türkiye Gümrük Birliği antlaşmasının taraflarından biri değildir. Türkiye sadece Gümrük Birliği ne basit bir protokol imzalayarak taraf olmuştur. Bu anlaşmanın hiçbir hükmü Türkiye yi bağlamaz. (Ceviz Kabuğu Programı) Türkiye AB tarafından aldatılmaktadır. Karar organlarında söz sahibi olmadan, AB hukuku içinde yer almadan AB ye gerçek anlamda eşit üye olunamaz. Gelinen aşama ise tam üyelik değil özel statülü ortaklık aşamasıdır. Bu asla kabul edilmemelidir. (aynı programdan) Bu programı izleyen her Türk vatandaşı gibi Sayın Aygün ve Sayın Cevizoğlu ile birlikte hayretler içinde baka kaldık. Politikacılar bize yıllırca yalan mı söylediler? sorusu Sayın Hulki Cevizoğlu ndan geldi. Cevap çok kısa ve gayet açıktı. Evet çünkü AB müktesabatını bilmiyorlar ve bir defa bile okuduklarını sanmıyorum. O program bu ülkenin vatanseverlerine moral veren bir ders niteliğindeydi. Ayrıca bir bayram hediyesi olduğuna inanıyorum. Sayın Başbakan ın olur olmaz vesilelerle Türkiye de 36 etnik gurup yaşamaktadır bu gerçeği artık herkes kabullenmelidir. demesi karşısında bu ülkenin vatansever bir ferdi olarak açık fikir beyanında bulunuyorum. Sayın Başbakan; M. Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Büyük Osmanlı Projesinin bir parçası değildir. Bağımsız ve mozaik olmayan bir yapısı vardır. Millî sınırlarımız içinde yaşayan her vatandaşımız bizim gönlümüzde de yasalar karşısında da birbirine eşittir. Her kim olursa olsun bu ülkeye ve bu ülke insanlarına zarar vermedikleri sürece dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin kardeş olarak biliriz. Etnikite edebiyatı yaparak siyaset yapmaya devam eden ve edecek olanlara da demokratik ve anayasal haklarımızı kullanarak karşı çıkarız. Yeni yılınızı da kutlarız.

3 3 Prof. Dr. Cihan DURA Erciyes Üniversitesi İ.İ.B.F Türkiye de Derin Merkez dayatması olan Neoliberal politikalar çerçevesinde, aramızdaki dahilî bedhahlar ın işbirliğiyle tarım sektörümüzün nasıl çökertildiğinin öyküsünün artık sonuna geldik. Yazımın bu kısmında AB-Türkiye tarım ilişkilerinin, çifte standartlık niteliğiyle, nasıl aleyhimize işlediğini ve büyük gelecek vaad eden tarım sektörümüzün çöküşünün gerçek sorumlularını sergiliyorum. Faydalandığım başlıca kaynaklar şunlar: Bağımsız Sosyal Bilimciler 2006 Yılı Raporu: IMF Gözetiminde On Uzun Yıl , Ank., Haziran 2006, ss.63-69; C. Dura, Satıldık Uyanın, İleri Yayınları, İst.,2005, ss ve C.Ertuğrul, AB nin Dönüşümü ve Gümrük Birliği, tr/etkinlikler/ktts02/21.pdf ( ). I) AB-TÜRKİYE TARIM İLİŞKİLERİ: ÇİFTE STANDART Avrupa Birliği (AB) bugünkü yüksek üretim düzeyine tarım sektörüne uzun yıllar boyunca sağladığı destekler sayesinde ulaşmıştır. Buna karşılık sanayileşmeleri engellenmiş ülkeler e, örneğin Türkiye ye gelince, merdiveni itme stratejisini devreye sokmuştur (Bu strateji hakkında bkz: C. Dura, Sömürgeleşen Türkiye, İleri yayınları, İst.,2004, ss ). Başka bir deyişle AB Türkiye nin tarımda kendine yeterli bir noktaya gelmemesi, hattâ geriye gitmesi için elinden geleni yapmıştır. Bu tutumu tavizli tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri ticareti bakımından ortaya koyabiliriz. A) Türk tarımı özellikle son altı yıldır Batı nın gelişmiş ülkelerinin çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırılmakta, - esas gayesi gelişmiş ülkelerin yeni pazarlara girişini kolaylaştırmak olan- Dünya Ticaret Örgütü Cenevre Anlaşması na daha kolay uyacak bir yapıya doğru itilmektedir. Dahası, Türkiye; tarımını Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) sistemine uyuma yöneltilirken dahi -her şeye rağmen- elinde tuttuğu esneklikleri de IMF ve Dünya Bankası (DB) ile AB koşullarını kabule zorlanarak tamamen elinden kaçırma yolundadır. Öte yandan, AB tarım politikalarına uyum sağlanmasıyla IMF ve DB dayatmaları arasında önemli çelişkiler olmasına rağmen, AB yetkilileri tam bir çifte standart örneği vererek Türkiye ye, IMF ve DB reçetelerinden sapmamasını şiddetle dayatıyor. Şu uygulama farkına bakın: AB ülkelerinde tarıma sağlanan destek tarımsal katma değerin yarısı ya da üçte ikisi oranında! Türkiye de ise sadece yüzde 7 dolayında! bütçesinde tarımsal desteklemeye sadece 4 milyar YTL (yaklaşık 2.4 milyar Avro) ödenek ayrılmıştır. Bu rakam bütçe borç faiz ödemelerinin onda birinden bile azdır (Bir devletin dış borçlanma yoluna gitmesinin ne büyük bir belâ olabileceğinin bir kanıtı daha, burada karşımıza çıkmış bulunuyor). Ayrıca ekleyelim ki AB üyesi ülkelerde ve ABD de doğrudan gelir desteği (DOGED) tek başına kullanılmıyor. Nitekim ABD de bu destek toplam tarımsal desteğin yalnızca yüzde 21 idir. AB de ise sadece yüzde 6 lık kısmını oluşturuyor. Üstelik oralarda kullanılma amacı, fazla üretimi kısmaktır. Bizde ise tam tersine üretimi kısmak değil, artırmak gerekiyor. Ülkelerin yapıları farklı!. Bizim cahil yöneticilerimiz yapı nedir, yapısal farklılık nedir, bu farklılık neden önemlidir, bilmiyorlar; ya da bilmiyor görünüyorlar. Eğer bileni varsa, gereğini yapmıyor; bu da kötü niyetliliği gösterir. Türkiye tarıma 2000 yılında yalnızca 2 milyar dolar destek sağladı. Aynı destek ABD de 97 milyar dolar, AB ülkelerinde 127 milyar Avro idi. Avrupa Birliği nin (AB) 2004 Yılı İlerleme Raporu na göre, bugünkü Ortak Tarım Politikası (OTAP) çerçevesinde, AB nin Türk tarımına ayıracağı destekleme miktarının, 9 milyar Avro olması gerekmektedir. Yani Türkiye, OTAP a yaklaşmak için bugüne kıyasla tarıma 4.5 kat daha fazla kaynak ayırmak zorundadır. Bu da millî gelirin şimdiki gibi yüzde 0.7 sinin değil, yaklaşık yüzde 3.2 sinin destekleme ödemelerine ayrılması anlamına gelir. Görüldüğü gibi, bu bile AB deki oranların gerisinde kalacaktır; oysa minimum hedef bu olmalıdır. A.K.P. nin Nisan 2006 da çıkardığı Tarım Kanunu, tarıma yönelik destekleri GSMH nın yüzde 1 ine getirmekle yetinmiştir. Bu göstermelik düzenlemelerin dahi, 2006 yılı konjonktüründen anlıyoruz ki, uygulanma olasılığı kalmamış gibidir. B) Türkiye nin 2003 sonrasında net tarım ithalatçısı olmasının arkasında yatan en önemli etkenlerden biri, özellikle Avrupa Birliği nden yaptığı tarımsal ürün ithalatıdır. Bu ithalat artmıştır. Türkiye nin tarım ürünleri ithalatında AB nin payı 1993 te yüzde 59.5 ti, yani zaten yüksekti. Ama bu pay 2002 de yüzde 73.9 a tırmandı; Artışı AB istatistiklerinde de görebiliyoruz: AB nin tarımsal ürün ihracatında Türkiye nin payı 2001 de %1.3 den, 2004 de%1.9 a yükselmiştir. Demek Mustafa Kemal bir çiftçinin sorunlarını dinliyor. ki Türkiye AB nin önemli bir tarımsal ürün ihracat pazarı olma yolundadır. Kuşkusuz, bazı ürünlerde Türkiye de AB nin önemli bir tedarikçisidir. AB Türkiye açısından da önemli bir ihracat pazarıdır. Nitekim AB nin tarımsal ürün ithalatında Türkiye nin payı 2001 de %3.5 di; bu oran 2004 de %4.1 e yükselmiştir. Bununla birlikte olası bir tarım ürünleri serbest ticareti senaryosunda, bizzat AB nin saptamalarına göre, Türkiye nin rekabetçi kalabileceği tarımsal ürün sayısı çok az olacaktır. Türkiye; tarım işletmelerinin yapısında bozukluk, teknoloji kullanımında yetersizlik, düşük verimlilik gibi çetin sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bundan dolayı, doğal kaynakları nedeniyle avantajlı konumda olduğu ve meyve-sebze, tütün pamuk gibi Topluluk tarımını tamamlayıcı nitelikte olan ürünler dışında, çoğu tarımsal üründe, hele hele hayvansal ürünlerde AB ile rekabet edemeyecektir. Tarımsal üretimde ve üretici gelirlerinde artış sağlanamayacak, hatta azalmalar ortaya çıkabilecektir. Türkiye çoğu stratejik tarım ürününde dışa bağımlı hale gelmeyi sürdürecektir. Birileri çıkıp AB yardımları var diyebilir; oysa bundan da umut yoktur. Şu bakımdan ki AB, bütçe disiplini çerçevesinde, üye olacak ülkelerin tarımsal potansiyelini göz önünde bulundurarak, her yeni üye kabulünden önce tarımsal harcamaları kısma yoluna gitmektedir. Böyle bir uygulama Türkiye nin tam üyeliği öncesinde de ortaya çıkabilecektir. Topluluk ayrıca, son yıllarda tarım da dahil olmak üzere, bütün alanlarda, mâli destek sağlamaktan çok düzenleyici bir rol üstlenme yoluna gitmektedir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) çerçevesinde ortaya çıkan gelişmeler tarımsal harcamaların kısılması yönündeki süreci daha da hızlandırmaktadır. Bu gelişmeler göz önüne alındığında denebilir ki Türkiye nin OTAP çerçevesinde AB den sağlayacağı mâli destek çok sınırlı bir düzeyde kalacaktır. C) Son 10 yılda AB ile tarımsal ticaretin, aleyhimize gelişmesinin başlıca sebepleri şu konularla ilgilidir: Tavizli tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri ticareti. i) Tavizli tarım ürünleri ticareti: Gümrük Birliği nin tarım ürünleri hariç olarak uygulanışı, fazlaca basite indirgenerek algılanmaktadır. Bazı tavizli tarım ürünleri kapsamı içinde, vergi alınmayan ya da düşük gümrük vergisi alınan tarım ürünleri kategorisi de vardır. Şöyle ki Türkiye nin AB den olan tarım ürünleri ithalatının yüzde 33 ü düşük vergili ya da vergisiz bir ithalat rejimi kapsamındadır. Dolayısıyla tavizli tarım ürünleri sorunu ciddî bir sorundur. ii) İşlenmiş tarım ürünleri ticareti: İşlenmiş tarım ürünlerinde -ki bunlar sınaî ürün sayılmaktadır- Türkiye ile AB dış ticaret dengesi negatiftir; mevcut fark da artmaya devam etmektedir da Türkiye ile AB arasında işlenmiş tarım ürünlerinde (İTÜ) 30 milyon dolarlık bir negatif fark varken, bu miktar 2002 de 80 milyon dolara çıkmıştır. Buna karşılık bütün ülkeler hesaba katıldığında, Türkiye nin bu ürünlere ilişkin ticareti pozitif bakiye vermektedir. AB ye işlenmiş tarım ürünleri (İTÜ) ihracatımızın en önemli kalemlerini çikolata, şekerleme, çiklet ve makarna oluşturmaktadır. Bu ihracatta AB nin payı 1996 da yüzde 6 iken, 2000 lerin başlarında yüzde 12 ye çıkmıştır. Sağlanan artış ilk bakışta olumlu görülebilir; ancak Türkiye nin İTÜ ithalatında AB nin payını göz önüne aldığımızda görüşümüz değişir; çünkü bu oran, itibariyle ortalama %85 dir. Başka bir deyişle, İTÜ de Avrupa ezici bir üstünlüğe sahiptir. İşlenmiş tarım ürünü ticaretini asıl yapan, AB dir; Avrupa Birliği İTÜ üretiyor, biz tüketiyoruz. İşlenmemiş ya da işlenmiş (sınaî) tarım ürünleri ticaretinde neden Türkiye aleyhine bu kadar olumsuz bir durum var? Sorunun yanıtı şu olabilir: 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren, Dünya Ticaret Örgütü nün (DTÖ) tarıma ilişkin yeni politikaları yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Bununla eşzamanlı olarak AB özellikle işlenmiş tarım ürünlerinde önlem almakla yetinmemiş; diğer tarım ürünlerinde de gümrüklerini yükseltmiştir. AB nin İTÜ de gümrükleri yükseltmesinin Türkiye ye etkisi olmuş mudur? Elbette, hem de olumsuz etkisi olmuştur; çünkü Türkiye gümrüklerini yükseltmemiştir; dolayısıyla yeni bir rekabet dezavantajıyla karşı karşıya kalmıştır. Bundan başka, Türkiye; 2004 te AB ye katılan ülkelerin neredeyse 10 yıldır yararlandığı bu tercihli rejimden yararlanamadığı için, yeni üye ülkeler karşısında da rekabet dezavantajına uğramıştır. AB nin fanatik, şifa bulmaz savunucusu olan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) da bu izah şekline katılmış bulunuyor: Türkiye nin AB ne yaptığı ihracatta, işlenmiş tarım ürünleri (İTÜ) küçük bir paya sahiptir (1994: %7, 2002: %15). Gümrük Birliği sonrası İTÜ sektörünün AB ne ihracatında ilk yıllarda çok küçük oranlarda artış kaydedilmiştir. Sektörün toplam ihracatında AB nin düşük payının sebebi, AB ne ihraç edilen işlenmiş tarım ürünlerinin tarım payı için Ortak Tarım Politikası kapsamında son derecede yüksek gümrük vergileri ödenmesidir. Buna karşılık AB, Türkiye ye ihracatında ilgili ürünlerin tarım payına çok daha düşük oranlarda vergi ödemektedir (H. Soğuk ve E. Uyanusta, Gümrük Birliği nin Türkiye Ekonomisine Etkileri, İKV yayını, İstanbul, 2004, s. 133]. Türkiye AB ile İTÜ ticaretinde neden dezavantajlıdır? Bunu anlamak için mekanizmayı biraz daha açıklayıp netleştirmek gerekmektedir. Şöyle ki: Türkiye nin AB nin işlenmiş tarım ürünleri piyasasındaki rekabet gücü, Birliğin bu ürünlerin tarım payına uyguladığı yüksek vergiler nedeniyle düşüktür. Türkiye sektörün AB ne ihracatında sanayi paylarına uygulanan gümrük vergilerinden muaf olmakla birlikte, üçüncü ülkelere uygulanan yüksek tarım payı vergisine maruz kalmaktadır. AB nin temel tarım ürünleri süt, hububat ve şeker olarak sıralanabilir. İlgili ürünlerde AB nin koruması devam etmektedir. AB sektör ürünleri ihracatında ilgili ürünün tarım payına Birlik fiyatı ile dünya fiyatı arasındaki fark kadar sübvansiyon uyguluyor. Bu ürünlerin işlenmiş tarım ürünleri olarak piyasaya girişini engellemek amacıyla belirlenmiş olan tarım ve sanayi payı ayrımı, Gümrük Birliği ne rağmen Türkiye nin AB piyasasındaki avantajlarını kısıtlamaktadır. II) TARIMSAL ÇÖKÜŞÜN SORUMLULARI: TESLİMİYETÇİ HÜKÜMETLER AB nin çifte standartları, merdiveni itme stratejileri; ancak Türkiye nin aydın ve yönetici sınıflarının işbirliğiyle etkili olabilirdi ki ne yazık ki öyle de olmuştur. Zaten emperyalizm dahilî ortaklar bulmadıkça, bir ülkede hiçbir şey yapamaz. Türkiye her alanda olduğu gibi tarımda da, kendi öz buluşumuz olan Atatürkçü kalkınma politikalarından tamamen uzaklaştırıldı. Artık ortada köşeleri iyice sivriltilmiş, çok bilinçli ve uzun vadeli olarak tasarlanmış, emperyalizm patentli yeni politikalar var. Bunları oluşturanlar, anlaşılıyor ki kendi insanımız değildir, Türkiye nin tarım politikası sorumluları değildir. Ancak iyi niyetliler de görülmüştür; 1999 sonrası hükümetlerinin kimi tarım bakanları uygulanan tarım politikalarının dışa bağımlı niteliğinden yakınmışlar, ama başlangıçtaki çare arayışlarının etkisizliğini görünce kısa sürede onlar da teslimiyeti seçmişlerdir da iktidar olan DSP-MHP-ANAP Koalisyonu, hükümet olduktan 8 ay sonra IMF programını kabul ederek harfi harfine uygulamaya koyulmuştur. A.K.P. ise kuruluşu sonrasında ve 2002 seçim kampanyasında IMF politikalarını ve özellikle tarım politikalarını değiştirme vaadiyle iktidara talip olmuş, ama seçimleri kazanıp iktidar olduktan sonra o da teslimiyeti seçmiş, Derin Merkez in taşeronları IMF v DB nın politikalarına, öncekilerden de ileri bir şevkle angaje olmuştur. Altıncı yılını dolduran uygulamalar sonunda tarımsal katma değerin göreli payının hızla gerilediği bir dönem yaşanmıştır (Tarım/GSMH oranı 1999 da %15, 2005 de %10). Daha hızlı gerileme ise tarımda çalışan nüfusun toplam istihdam içindeki payında görülmüştür. Gerçekten sivil istihdamın tarımdaki payı 1999 da %42 iken, 2005 de %30 a düşmüştür. Önümüzdeki dönemde bu payın daha hızlı olarak azalması beklenmektedir. Bu eğilimler tarımın göreli konumunu hızla değiştirmektedir; ancak bununla da kalmayıp kırsal göçü kontrol edilemez hâle getirmekte, kentsel ve kırsal işsizlik oranlarını ve âdi suç vakalarını tırmandırmaktadır. Tarımdaki değişmelere bağlı olarak tüm ekonomik ve toplumsal yapılar altüst olmakta ve yeniden şekillenmektedir. Türkiye yi istikrarsızlaştıracak, sömürgeleşmeye götürecek bütün bu tehlikeli ögeler birer birer oluşurken, Türkiye nin yönetici sınıfları, aydınları, parafesörler i ne yapıyorlar acaba? Ne yapacaklar, hayırsızlar olup bitene seyirci kalmakla yetiniyorlar.

4 4 Bir bakıma, gençliğin bugünkü buhranı, Türk-İslam değerleri ile Batı nın yaşama biçiminden hangisini benimseyeceği konusundaki kararsızlığından kaynaklanmaktadır. Bu noktada devlet de bir karar vermelidir. Batı nın köleleşmiş bir parçası mı olalım, yoksa medeniyet yürüyüşümüzü Türk-Müslüman kimliğimizi muhafaza ederek mi sürdürelim? Millî Eğitimde Amaç Ne İdi, Sonuç Ne Oldu? Millî Eğitim Temel Kanunu nda eğitimin amacı şöyle belirtilmiştir: Atatürk İnkılâp ve İlkelerine, Anayasa da ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlakî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar yetiştirmek. Ne kadar güzel, ne kadar açık ama yetmedi ve yetmiyor. Çünkü bugün varılan nokta ile amaç arasında herhangi bir uyum bulunmamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı, ülkenin kalkınmasında birinci derecede gerekli olan nitelikli insan unsuru nu yetiştirememiş ve bu görevini hakkıyla yapamamıştır. Bunun sebepleri üzerinde düşünürsek şunları söyleyebiliriz: 1. Gençliğe Türklük şuuru kazandıracak dersler öncelikle Türk Tarihi ile Türk Dili ve Edebiyatı-Türkçe dersleridir. Bu derslere gereken önem verilmemiştir. Üniversitelere giriş sınavlarında tarih ve edebiyatla ilgili soruların sorulmaması, öğrencilerin bu derslere ilgisini yok etmiştir. 2. Üniversiteye girişin tek veya en önemli hedef sayılması sonucu, ilköğretim okulları ve liseler yalnızca öğretim yapan mekânlar haline gelmiştir. Bu durumda Millî Eğitim Bakanlığı nın adını da değiştirseler, Öğretim Bakanlığı deseler daha uygun olur. 3. Okullarda disiplinin D si bile yoktur. Demokratik eğitimde ölçü kaçmış ve anarşi patlamıştır. Okullardaki şiddetin bilançosu oldukça ağır: son sekiz ayda meydana gelen 2 bin 990 şiddet olayına 7 bin 193 öğrencinin karıştığı Bakanlıkça açıklanmıştır. Bu konuda da Atatürk ün direktifleri göz ardı edilmiştir. Ne demişti Ulu Önder, okuyalım: Hayatın her çalışma safhasında olduğu gibi, özellikle maarif hayatında sıkı disiplin, başarının şartıdır. Yöneticiler ve öğretim kadroları disiplini sağlamaya, öğrenciler ise disipline uymaya mecburdur. 4. Küreselleşme, Türkiye yi Batı nın bir parçası yapma politikası, millî eğitimi çok olumsuz etkilemiş ve etkilemektedir. Asıl yanlış burada Türk gençliği, Hıristiyan Batı nın tüm rezilliklerine, ilerlemedir diye, açık hâle getirilmiştir. Amerikan yaşam tarzı övülmüş, yüceltilmiştir. Batı! Batı! diye Türk gençliğinin beyni yıkanmıştır. Sonuç ortada: Gasp ve hırsızlık çeteleri, esrar ve eroin partileri, millî meselelere ilgisizlik Bunları ve benzerlerini yabancı filmlerde görürdük, şimdi kendi ülkemizde yaşıyoruz. Oysa eğitim, yaşama biçimine uygun olursa, millî kültür değerleri üzerinde yükselirse eğitim olur. Bir bakıma, gençliğin bugünkü buhranı, Türk-İslam değerleri ile Batı nın yaşama biçiminden hangisini benimseyeceği konusundaki kararsızlığından kaynaklanmaktadır. Bu noktada devlet de bir karar vermelidir. Batı nın köleleşmiş bir parçası mı olalım, yoksa medeniyet yürüyüşümüzü Türk- Müslüman kimliğimizi muhafaza ederek mi sürdürelim? Sağlıklı ve doğru olan elbette ikincisi Atatürk ün devrinde de yapılan bu idi. Eğitim politikası iki temel ilkeye dayanıyordu: 1 Millîlik, 2. Çağdaşlık. Eğitimde millîlik denildiği zaman: a. Türklük şuurunu uyandıran, b. Millî birlik ve dayanışmayı kuvvetlendiren, c. Türk tarihini bir bütün olarak ele alan, d. Türk dilinin tam öğretilmesini amaç edinen, eğitim ve öğretimin Türk diliyle yapılmasını ön gören, e. Millî bağımsızlık, millî egemenlik gibi kavramları yüce tutan düşünce ve aksiyon anlaşılmalıdır. Eğitimde çağdaşlık denildiği zaman da, eğitim ve öğretimin bilimsel olması anlaşılmalıdır. Bu ne demektir? a. Peşin hükümlerden sıyrılmak, b. Araştırıcı ve yaratıcı beyin gücüne sahip olmak, c. Üretimi artırıcı bilgilere ulaşmak, d. Düşünen, fikir yürüten; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirmek. e. Ders araç ve gereçlerine teknolojik gelişmelere uymak. Millîlik ve çağdaşlık (Batıcılık değil) ilkelerinden kademe kademe sapıldığı için bugünkü menfi noktaya gelinmiştir. Temel yanlışlık, ülke içindeki ve dışındaki ihanet odaklarının etkisiyle, Türk milliyetçiliğinin etkisizleştirilmesidir. Bu hareket Atatürk ün ölümünden hemen sonra başlatıldı. Türk milliyetçiliğinin karşısına Batı tipi hümanizm, Türk kültürünün karşısına da Yunan-Roma kültürü konuldu. Türklük sevgisi şovenizm sayılıp kötülendi. Batı sevgisi ilericilik sayılıp övüldü. Türk insanı kendi yüksek kültür ve medeniyetinden habersiz bırakıldığı için Batı karşısında ezik ve mahkûm bırakıldı. Ne yazık ki bu yanlış politika günümüzde de devam ediyor: 1. Türk tarihini karalama kampanyaları siyasî iktidardan destek buluyor. Türkler bir milyon Ermeni yi, otuz bin Kürt ü katletti. diyen Orhan Pamuk a ve yine Ermeni iddialarını destekleyen Elif Şafak a arka çıkılıyor. 2. Okullarda yabancı dille eğitim ve öğretim e destek sürdürülüyor. 3. İş yerlerine yabancı adlar verilmesi faciasına göz yumuluyor. 4. Türk kimliği yerine Türkiyelilik kimliği savunuluyor. 5. Avrupa Birliği ne uymak amacıyla eğitim ve öğretimde sık sık yapılan değişiklikler, yeni olumsuzluklara yol açıyor. Küreselleşmenin kötü etkisini iliklerine kadar hisseden Türk gençliğinin millî ve manevî değerlerle silahlandırıp korunması gerekiyor. Ancak bunu kim yapacak? Bugün için okul da aile de bunu yeterince yapamıyor. Ailenin çabası, okulun gayreti yetmiyor. Çaba ve gayretler bir televizyon programında veya sinsi bir internet sitesinde sonlanabiliyor. Yine de gençliğimizi suçlayamayız. Onlara ne verdik ki Türk gençliği, Dede Korkut hikâyelerinde anlatılan iyilik, cömertlik, mertlik, cesaret ve bilgelik timsali alpları tanısaydı; Ahmet Yesevî yi, Hacı Bektaş veli yi, Yunus Emre yi kavrayıp sevgi ye ulaşabilseydi; Yakup Kadri nin, Peyami Safa nın nesirlerindeki Türk dili zevkini tadabilseydi ne yönünü Batı ya çevirir ne de kendisine yabancı kahramanlar arardı. Gençlik ne yapsın? Kimi örnek alsın? Şaibeli ihaleler, banka hortumcuları, yolsuzluk haberleri, ahlak dışı ilişkiler, haram paralarla yaşanan çok renkli hayatlar Gençliğin bunlardan etkilenmemesi mümkün değil. Gençlik sahipsiz ise Türk milletinin geleceği yoktur. Eğitimciler kolları sıvayın! Tozlu raflarda kalmış kitaplarınızı indirin ve Millî Eğitim Temel Kanunu nun birinci maddesini tekrar tekrar okuyun. Ne kadar başarılısınız, notunuzu kendiniz veriniz. Ve lütfen düşününüz! Yunan ordusunu Sakarya ya dayandığı o çok zor günlerde 16 Temmuz 1921 de Mustafa Kemal in Ankara da Maarif Kongresi ni toplamasının sebebi ve anlamı neydi? Cumhurbaşkanı olmasaydınız ne olmak isterdiniz? sorusuna yine o büyük insanın verdiği şu cevabı da, ne olur unutmayalım: Millî Eğitim Bakanı olarak eğitim davasına hizmet etmek isterdim. Türk milleti için en büyük ve ana davanın millî eğitim davası olduğu Ulu Önder tarafından ne kadar açık anlatılmış. SEVDA PINARI MUHSİN İLYAS SUBAŞI OĞLUMUN ZİYARETİ Oğlum görüşe geldi, bir ziyaret gününde. Basamadım bağrıma, öpemedim ne yazık. Bir kuş gibi çırpındı, tel örgüler önünde Görür mü halimizi, acır mı bize Hâlık? İlk defa o gün duydum, can evimde zindanı Korlanmış demirlerle beynim dağlanırverdi. Hiç böyle yaşamadım, benliğimde hüsranı İçimde alev alev bir şeyler yanıverdi. Gizleyip gözyaşını ağladı sessiz sessiz İnce bir gülümseme dudaklarında dondu. Yüzünde, tanıdığım acı dolu o bir iz Kanayan yüreğime dokundu çok dokundu. Baba m diyen sesinde hıçkırık var, hasret var Yıllarca hep bu sesi derinden duyacağım. Sona erse ziyaret ve ayrılsak ne çıkar Yavrum Gökhan ım seni, kalbime koyacağım. MUSTAFA ÖZTÜRK Cuma vaktidir; dışarıda hüzzam makamına yakın bir salâ sesi var. Mustafa Öztürk dostumun, ilk şiir kitabı Sevda Pınarı elimde ve en içerde bu şiiri okuyorum. Şiirin ikinci kıtasının sonuna gelmiştim ki, devamına dayanamadan göz pınarlarımda tomurcuklanan yaşlar yanaklarımdan süzülürken içimde düğümlenen hıçkırığı kontrol edemedim. Kitabı bıraktım ve öylece sonsuzluğa dalıp geçmişe doğru sessiz bir yolculuğa çıkıverdim: Marksistlerin 68 Kuşağı dedikleri nesildeniz. Cephenin solunda onlar, sağında sise biz varız. Osmanlı aydınının yanlış Batılılaşma macerası içerisinde, Jöhtürk jakobenliğinin kalıntılarıydı karşımızdakilerin önemli bir kısmı. Bunlar, ilkel bir devrimcilik anlayışını savunuyor ve bu ülkenin topraklarında, Rus millî marşı, Enternasyonal i söylemeye vardıracak kadar kimlik buhranı içinde yaşıyorlardı. Hiçbir değer anlayışları yoktu. Proleter Devrimciliği nin katı taassubu gözlerini olduğu kadar ruhlarını da öylesine köreltmişti ki, kendilerinden olmayan herkes gerici ya da faşist ti. Bizler ne yapıyorduk? Bu satırları okuyan herkes kendi geçmişinin muhasebesini yapabilir. Ben, Birinci Cihan Harbi nde Rus işgali sırasında, yurdunu yuvasını terk etmek zorunda bırakılan bir neslin çocuğuyum. Babam 11 yaşındadır; yolda annesi yol şartlarına dayanamaz hastalanır. Bir dağ başında, gece yarısına doğru dondurucu ayazın altında annesinin başı dizindedir ve çaresizliğin yüreğini kanattığı bir acı içinde onu kaybeder. Zaman her sıkıntının ilacıdır. O küçük çocuğa ayakta durmayı öğretir. O büyür evlenir, bizler doğarız ve bize ninni yerine hep bu hikâyeler anlatıldı. Öyle bir duygu donanımı kazandım. İlkokulda öğrenci iken, 17 milyon insanın ki çoğu Türk tür bunların- katili Stalin in öldüğü günü, Stalin geberdi, yaşasın Türkiye! diye bağırıp okul binasının etrafında sevinç turları atarak hayata yöneldim Öyle ki, Rus denince Moskof Zulmü titretir heyecanlarımı. Böyle bir yapıya sahip bir genç olarak ideallerimi besleyip geliştirdim. Rusçuların karşısında dimdik ayakta durdum. Çünkü ben o sadist ve zalim adamın oluşturduğu kaosun çocuğuydum. Ortaokulu bitirdiğimde, bir Marksist öğretmenin, Okuduğun İmam-Hatip Lisesi ni bırak, lise ye geç, lise ve üniversite dâhil bütün tahsil masraflarını karşılayıp seni okutalım, teklifini beş kuruşa muhtaç bir durumda iken reddettim. Ortaokulda gazetede yazı yazmaya, lise kısmında okurken de yazdıklarından dolayı hâkim karşısına çıkmaya başladım. Gerektiğinde ülkem ve bayrağım için ölmeyi ideal olarak

5 seçip ve öyle yetiştim. Bunun için 1960 lı yıllarda Alpaslan piyesini yazıp sahneledim. Bunun için, ilk şiirimi oluşturan şu mısralardan hep onur duydum: Tarih beşik oluyor, Sense koynunda bebek Yıllardır salınıyor Seni bizden çekerek. (Orkun 1963) ifadeleriyle harmanlanan Türk Ülküsü nü yazdım. Onun için daha ileriki yıllarda, Dedem Galiçya da bekliyor beni, Ölüm kapımızda nöbettedir biliriz. Yaşamak yük olunca ne anlamı var? Bir öldükçe her gün bin diriliriz!. (Aydınlığın Gözleri-1979) diye yazdım. Öztürk ün Gökhan ı nasıl baba kucağına hasret büyüdüyse, ben de öyle; Büyükanne kucağı göremedim. Birinci Cihan Harbi babamı vurmuştu, İkinci Cihan harbi de bizleri: 42 kıtlığının getirdiği çaresizlik içerisinde hayata gözlerini açan bir bebeğin kaderi başka ne olur ki?. O acılar ve yokluklar içerisinde yürümenin şanssızlığına ek olarak belki ailemden aldığım terbiye, belki gördüğüm eğitim, belki de mizacımın gereği içedönük bir yapım vardı. Onun içindir her şiir kitabımda mutlaka bir çocuk şiirleri bölümü olmuştur. Bu, kendi çocukluğumun aşılamayan buhranından olsa gerek. Olgunluk dönemimde de, hep bu sevginin arayışının içinde oldum. Sanırım bu arayış beni böyle duygusal çözülmeye götürdü. Ama Öztürk de, böyle bir etkiyi yapacak güçle gelmişti karşıma. Bir edebiyat adamının yazdığı elbette böyle olmalıydı. Çok sevdim doğrusu Sevda Pınarı nı. Mustafa Öztürk ün geçmişini çok iyi bildiğim için, inancının neferliğinde kalıp, onun rantına heveslenmediği için hep gönlümde özel bir yeri olmuştur. Sanırım ona bu şiirleri yazdıran da böyle bir ruh donanımına sahip olmasıdır. Peki, Öztürk ün suçu neydi ki hapsedildi? Ülkesini sevmeyi ülküye dönüştürmek!. Artık o defterlerin sayfalarını gelecek nesillere bırakarak ben Mustafa Öztürk ün şiirine dönmek istiyorum: Aydın bir insan, Üniversiteyi bitirmiş, devlette görev almış ve bu görevini ekmeği kadar aziz bilerek çocuklarımıza ülkesini, bayrağını ve insanını sevmeyi öğretmiş. Onun gerçek kavgası cehaletle idi. İnsanına reva görüleceğinden korktuğu Rus despotizminin ambalajlanmış ideolojisiyle idi. Böyle bir insan, sevmenin bedeli olarak hapse düşer Yaralanan bir kuşun çırpınışından acı duyan bir insan hapse düşünce ne yapsın? Öztürk, bu şiirinin ilk kıtasında, bir çaresizliğin o kahreden dünyasına götürür bizi: Oğlum görüşe geldi, bir ziyaret gününde. Basamadım bağrıma, öpemedim ne yazık. Bir kuş gibi çırpındı, tel örgüler önünde Görür mü halimizi, acır mı bize Hâlık? Ocak tan Haberler 5 Şimdi düşünün, bir çocuk tel örgüler önüne gelir, babasını görür. Çocuk onun kucağına uzanmak için çırpınır ama arada engel vardır. Aynı şekilde baba da bu engele asmıştır duygularını; o da çaresizlik içerisinde bu çırpınışı seyreder ve kahrolur. Sanırım gerçek mahkûmiyet budur. Ki, o da öyle der: İlk defa o gün duydum, can evimde zindanı Korlanmış demirlerle beynim dağlanırverdi. Hiç böyle yaşamadım, benliğimde hüsranı İçimde alev alev bir şeyler yanıverdi. Zindan ın can evinde hüsranı duyurması, cezaevi ortamının doğal sonucudur. Burada önemli olan o psikolojik çözülüşün ustaca verilmesidir. Aynı lirizmi aşağıdaki mısralarda da görürüz: Gizleyip gözyaşını ağladı sessiz sessiz İnce bir gülümseme dudaklarında dondu. Yüzünde, tanıdığım acı dolu o bir iz Kanayan yüreğime dokundu çok dokundu. Şiiri ilk mısraından alarak okuyup düşünürseniz bir tablo çıkar karşınıza. Bir olayın hikâye edilişi, dramatik bir tiyatro gibidir adeta. Şairin bir çaresizliğin lifleri arasında kaybolan insan iradesini dillendirişindeki başarısını sağlayan, olayın ütopik olmayıp bizzat kendi hayatının yansıması olarak karşımıza gelmesidir. Şiir bu hikâyenin hayatın arka planına taşınacak duygu yoğunluğuyla biter: Baba m diyen sesinde hıçkırık var, hasret var Yıllarca hep bu sesi derinden duyacağım. Sona erse ziyaret ve ayrılsak ne çıkar Yavrum Gökhan ım seni, kalbime koyacağım. İnsanın fiziğine, hürriyetine, hatta ekmeğine bile el koyabilirsiniz, ama duygularına asla!. Mustafa Öztürk, ülkesini sevmeyi ülküye dönüştürmüş bir idealistti. Bunun için haksız yere hapse girdi yattı ve beraat ederek çıktı. Böyle bir haksızlığın onun hayatındaki yansıması, hatta tahribatı elbette küçük değildir. Ama teselli bulduğumuz taraf, böyle şiirleri üretmiş olmasıdır. Şair, bu şiirini 37 yaşında yazmış. Cezaevi ortamının getirdiği şiir yazmaya çok müsait o ıstıraplı ortamı böyle güçlü mısralara çok rahat zemin hazırlayacaktır. Zaten şiirin anasının çile oluşu, çaresizlik, umutsuz aşk oluşu bu yüzdendir. Necip Fazıl ın o meşhur Zindan dan Mehmed e Mektup şiirinden sonra okuduğum en güzel ve en duygusal şiir Oğlumun Ziyareti adını verdiği bu şiirdir. Mustafa Öztürk, böyle bir ortamda keşke çok daha fazla şiir üretebilseydi. Prof. Dr. Turan Yazgan dan Unutulmaz Konferans Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan YAZGAN, 14 Aralık 2006 Perşembe günü saat 19:30 da İl Kültür Müdürlüğü Konferans Salonunda verdiği konferansta, Türk dünyasının dünü, bugünü ve geleceği hakkında önemli ve ilgi çeken bilgiler verdi. Savaşların sebebinin kritik madde yi ele geçirmek olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Turan Yazgan, bu maddenin tarihte baharat günümüzde ise petrol ve doğalgaz olduğunu, 16. yüzyıla kadar Türk devletlerinin gücünün ve Türk halkının mutluluğunun kritik madde ye hâkim olması ve onu mamül madde yapıp taşımasından kaynaklandığını ifade etti. Prof. Dr. Turan Yazgan ilgiyle izlenen konferansında, bilge kişiliğine yakışan, atasözü değerinde görülen, gönle ve beyne işleyen hayati sözler söyledi. İşte bunlardan bazıları: Bir dilin iki alfabesi olmaz. SSCB, her Türk kavmine ayrı ayrı Kiril alfabesi yaptı; çok korkunç bir kültürel ve ekonomik sömürü düzeni kurdu. Borç alan emir alır. Türkiye borçlandırılarak dış baskılara boyun eğmek zorunda bırakılıyor. Batı baskı ve etkisiyle sık sık yeni yasalar yapılması, bir süre sonra da bunların değiştirilmesi Türk toplumunu bozmuştur. Bu sebeple bugün Türkiye de neredeyse, suçsuz fert kalmamıştır. Petrol ve doğalgaza hâkim olmak isteyen ABD, Afganistan ve Irak ta Türk milleti ve kaynaklarıyla savaşmaktadır. Tarihteki Türk devletleri akılla yönetilmiştir. Geri kalmışlığın sebebi, aklî ilimlerin terk edilmesi ve düşünmeme olarak özetlenebilir. Türk dünyasında dilde, fi kirde, işte birlik bir akıl işidir. Türk coğrafyasında kritik madde bizimse, bu maddenin taşındığı yol ve ülke bizimse, egemenlik de biz Türklerin olmalı. Batı emperyalizmi milletimizi çökertmek için kendi vatanımızda ajan okulları açtı, kendi soyuna düşman aydınlar yetiştirdi. Bunlar okullarımızdan Türkçe yi kovdular. Türkistan da açılan okullarda İngilizce ile eğitim ahmaklığını bize yaptırdılar. Bir de tüketim çılgınlığı başlattılar. Tasarruf terbiyesini okullardan kovdular. Atatürk örnek alınmalı... O bize gurur verdi. Onunla ekonomik, sosyal, kültürel savaşlar kazandık. Onunla yüksek maneviyat kazandık. 72 millet O nun ayağına geliyordu. Ümidimizi kaybetmeyelim. Ben Türk üm diyen insanlar siyasete soyunmalı. Çünkü zafere, akılcı siyaset uygulamalarıyla ulaşılacaktır. Sayın Hoca nın bu konferansı asla unutulmayacak.

6 6 Hakan TUNÇ Okullar Niçin Kaynıyor? Gençlik, yiğitlik, mertlik, aşklar, sevmek.. oyuncak oldu, oyuncak kafa larda. Oyuncak silah lar, oyuncak kafa ların elinde. Türkiye adam değil bol bol oyuncak üretiyor.. Bakın, ne itler, ne bitler yetişiyor okullarda.. Eğitim, ilim başka kulvarda, okullar başka kulvarda. Öğrenci aşkla oynuyor.. Okullar böyle kaynıyor. Ve böyle devam ediyor acı, feci, cani olaylar.. Ankara da meslek liseli sevgilisine annesini ve babasını pırasa gibi doğratan nice kahpeler.. Bütün insanlık değerlerini tepeler. Okulları neler neler fitiller!. Fitillerin ucunda itler!. Çünkü bazı damarlarda bozuk sütler.. Fitlerle, fitillerle öteyi boyluyor yiğitler. İşte birkaçı: Dün. 19 Mayıs Lisesinden bir cani.. Hani külhani hareketle doğradı iki fidanı.. Başka bir dramatik perde: Bir ilköğretimde bir öğrenci izlediği filmin etkisiyle pompalı bir tüfekle arkadaşını hakladı. İzmir Karşıyaka Gümüşpala Anadolu Lisesi öğrencisi arkadaşını bıçakladı. Bugün. İğrenç bir sahne: Tunceli Akpazar Hasan Ali Yücel Yatılı İlköğretim Okulu nda 4 öğrenci cinsel istismara maruz.. Bunlardan ikisi tecavüze uğramış. Olayın sanıkları 3 öğrenci kodeste.. Son yıllarda öğrenci olayları görüldüğü gibi ayyuka çıktı. Zaman: 26 Nisan Aralık 2006 arası. İşte okulların genel mostrası: 8 ayda toplam 3 bin şiddet olayı. Sözde eğitimin yüz karası bunlar. Nerde anneler babalar, nerde sorumlular? Tren sağlam olsa ne yazar; oynuyor yerinden raylar. Baylar, bayanlar!.. Sizsiniz sorumlu makinistler, sizsiniz ailedeki kurmaylar!.. Dikkat edin kırılıyor eğitimde, kültürde faylar. Güneşten gebe kalıyor taylar. Adını aşk koymuşlar; fuhşun kucağında toy lar. Böyle türüyor naylon soylar. Nice utanç tablosuna gebe, aşka açılan koylar. Ve sonra sokaklarda babasız birçok bebe. Cinayetler boy atar kanunlar gölgesinde; büyükbaş cinayetler Çocukevi ni boylar. Nesil: Üstüne titrenen âti!. Bu konular hayati.. Namusun, ırzın, şerefin kuralı katı verilmezse bakire kor mu sokağın piçi!. Ve dağıtır, sabi, masum suratı!. Eğitimdir her şeyin asıl sanatı!.. Nasıl olsa AB, ahlakta kaldırdı şartı.. Sen bugün dizginlemezsen elindeki atı, yarın birileri yedirir sapık arpayı, o zaman görürsün muhteşem hayatı, kalafatı, işlenen haltı.. Okullar kaynıyor.. Okulların temeli oynuyor. Okullar cinnete, cinayete doymuyor!.. Herkes nemelazımcı, kimse taş üstüne taş koymuyor. İlgililer, sorumlular yatmış, uyuyor; kimse hesap sormuyor. Olmuyor sayın velim! Olmuyor, sayın öğretmenim! Suçlu olan, körpeler değil: ruhsuz öğretim. Cibilliyetsize asillik katar mı boynundaki kravat? Salmış sokağa kızgın bir kancık iti, işletir aklı olmayana cinayeti. Koparılan ham ayvalar ailelerin ihmalliğinin diyeti değil mi? Böyle düşünmezse toplumun ekseriyeti, masum görünür içimizdeki canavarın sülieti. Uluslar arası sistem, büyük güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda oluşturdukları bir düzene göre şekillenmektedir. Bu sistemde iki unsur bulunmaktadır. Birincisi bu sistemi şekillendirip uygulayanlar, ikincisi ise bu sistemde şekillendirilip üzerinde her türlü oyun sergilenenler. Bu sistemin meşruluğu sistemdeki hâkim gücün çıkarlarına uygunluğu oranında gerçekleşmektedir. Bundan dolayı uluslar arası hukuk, uluslar arası adalet gibi kavramlar, uluslar arası adaletsizliğe ve hukuksuzluğa karşı geliştirilen yalandan başka bir şey değildir. Çünkü uluslar arası ilişkiler hak üzerine değil güç üzerine kurulmuştur. Yani klasik bir söylemle belirtecek olursak Devletler arasında dostluk yoktur, sadece menfaat vardır. Büyük devletlerin uluslar arası sistemi yönlendirmede kullandıkları başlıca yöntem, sabıkalı oldukları konuların karşıtı söylemlere çok sık bir şekilde başvurmalarıdır. Örneğin mazisi soykırım ve sömürge temeline dayanan Avrupa Türkiye yi sürekli soykırımla suçlamaktadır. Demokrasi savunuculuğu konusunda hiçbir tartışmaya gerek görmeden kendisini tek ülke olarak gören Norveç 25 yıl önce Sami ırkından olanlara karşı kısırlaştırma politikaları gütmüştür. Samilerin kamusal alan içindeki bütün faaliyetlerini kısıtlanmıştır. Nobel ülkesi olan İsveç teki Nobel Vakfı ABD deki silah firmalarıyla ortaklık yapmaktadır. Aynı şekilde İsveç barış savunuculuğunu hiç kimseye vermeyen bir ülke görünümü sergilemesine rağmen dünyanın en büyük silah satıcı ülkelerinden birisidir. Bu örnekler uluslar arası çıkar ilişkilerinin önemini göstermektedir. (Banu Avar, Sınırlar Arasında) Kullanılan söylem ve yapılan eylem arasındaki paradoksal ilişki aynen varlığını sürdürmektedir. Büyük güçler silahların üzerinde oturur ama dünyaya barışı anlatırlar. Uluslar arası ilişkiler çıkar temeline dayalı kendi iç adalet mekanizmasını oluşturmuştur. Büyük güçlerin etkinliğinde olan devletler kendi politikalarını oluşturamazlar. Sadece kendilerine empoze edilen buyrukları yerine getirirler. Ancak bunları yerine getiren devletler bile mutlaka büyük güçlerin etkinliğinden kurtularak kendi politik gerçeklerini oluşturacak adımlar atmaya çalışırlar. Söz konusu edilgen ülkeler, uluslar arası sistemin sarkaçlarında fırsat buldukça kendi menfaatlerini yerine getirmekte hiç tereddüt etmezler. Çünkü uluslar arası ilişkilerde asıl belirleyici olan menfaat ilişkileridir. Türkiye nin uluslar arası ilişkilere bakışı genelde büyük güçlerin şemsiyesine girerek kendisine bir aidiyet kazandırma arzusu şeklindedir. Herhangi bir sisteme entegre olmamayı varlık yokluk meselesi yapacak kadar aciz bir vizyona sahip olan dış politika anlayışı Türkiye nin uluslar arası ilişkilere tek yönlü bağımlı olmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı Türkiye nin uluslar arası ilişkilere bakışı, gücü kullanmak yerine güçlüden yana olmak şeklindedir. Türkiye dünyanın en önemli stratejik alanı üzerinde otururken benimsediği içe kapanık, dışa açık politikalarla yaşadığı coğrafyaya tezat bir görünüm vermektedir. Çünkü Türkiye nin bu coğrafya üzerinde, dünya gündemini etkileyen bütün olaylara müdahale etmeyi gerektirecek meşru hakları vardır. Dış siyasetle pasif bir politika güdülmesi Türkiye nin güçsüzlüğünden değil; gücü kullanma konusundaki çekimserliğinden kaynaklanmaktadır. Türkiye sahip olduğu doğal kaynaklar, dinamik bir nüfus yapısı ve güçler dengesini etkileyecek nitelikteki askeri gücüyle uluslar arası sistemin belirleyici güçlerinden birisi olması gerekirken, uluslar arası sistemlere şekillendirilme uğruna entegre olma isteğini tercih etmektedir. İzlanda Adasının karasularını korumak için sadece birkaç sahil güvenlik gemisiyle İngiliz donanmasına kafa tutması örnek alınması gereken bir olaydır. Buna karşılık Yunanistan ın sürekli olarak Türkiye aleyhine hareket ederek genişleme politikasını; Türkiye, sürekli savunma pozisyonunda ve olayı büyük devletlerin inisiyatifine bırakarak gidermeye çalışmaktadır. Türkiye, kendi gücünün farkına ancak başka ülkelerin bu gücü benimsemesi ile varmaktadır. En başta, Türkiye nin siyasal yapılanmasındaki akademisyen eksikliği Türkiye yi aşiret türü bir siyasal açılıma yönlendirmektedir. Bu yapı sadece günü birlik ihtiyaçlara veya var olan eksikliklere tepkisel cevaplar verecek dar görüşlü bir görünüm sergilemektedir. Bu dar görüşlü yapılanmada, kendi öz kaynaklarını değerlendirmek yerine başkalarının sadakasını elde etmeyi zafer gibi sunmaya dayalı bir ortam söz konusudur. Aşiret türü yapılanmalarda, aşiret ağasının yaptığı her türlü aşağılamayı kabullenmenin manevi bir görev sanılması anlayışı bulunmaktadır. Bu anlayış maalesef Türk dış politikasına hâkim olmuş durumdadır. Sürekli büyük devletlerin aşağılamalarını sessizce ve onlara hak vererek kabul eden Türk dış politikası, bu aşiret anlayışından kurtulmak zorundadır. AB nin Türkiye ile müzakereleri dondurma kararı almasına rağmen hala bunu milli gurur haline getirememiş bir dış politika anlayışıyla nereye gidebiliriz? Dışardan bakılınca; başka ülkelerin Türkiye üzerine bu kadar rencide edici hareketlerine Türkiye nin sessiz kalması adeta Türkiye yi bir Afrika ülkesi görünümüne sokmaktadır. Türkiye kaynakları ile Dünya nın en zengin ülkeleri arasında iken yaptığı politikalar ile Dünya nın en yoksul ülkelerinden biri durumuna düşmektedir. Yıllarca en küçük komşularımızın bile saldırgan politikalarını ses çıkarmadık. Acaba Türkiye kendisi üzerinde hak iddia eden devletlerden daha mı güçsüz? Acaba Türkiye kendisini aşağılamayı bir gelenek haline getirmiş Avrupa ya gerçekten de bu kadar mı muhtaç? Hiç şüphesiz, Türk dış politikası böylesine aciz bir anlayışı benimsediği sürece bu soruların arkası gelmeyecektir. Türkiye, artık uluslararası ilişkilerde karşılıklılık esasına dayalı milli bir politika anlayışı benimsemelidir. Türk dış politikası, kendine güvenmeme hastalığından kurtulmalıdır. Dış politika yapımcılarının, bu ülkenin tarihi birikimi ve coğrafi zenginlikleri konusunda iyi bir eğitimden geçmeleri gerekmektedir. Sadece burnunun ucunu gören bir siyasal yapılanma, Atatürk dönemiyle oluşan Türkiye nin saygınlığına inanılmaz derecede zarar vermektedir. Atatürk döneminde Uluslar arası ilişkilerde ne kadar saygın bir konumda olduğumuzu şu örnekle açıklamak istiyorum; Bir İngiliz gazeteci Atatürk e: Milletler Cemiyeti ne üye olmayı düşünmüyor musunuz? diye sorar. Mustafa Kemal in cevabı aynen şöyledir: Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz. Buna karşın Milletler Cemiyeti, sadece Türkiye yi davet edebilmek için yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke Türkiye olur. Günümüzde ise Türkiye nin AB ye girebilmek için bütün aşağılamaları kabul etmesi birer ibret belgesi olarak tarihin sayfalarında yerini alacaktır. Uluslar arası ilişkilerde bir devletin, haklılığı ancak haklarını koruyabildiği veya haklarına sahip çıkabildiği oranda gerçekleşir. Bundan dolayı Türkiye uluslar arası ilişkilerde haklarını elde etmek için büründüğü masumiyet duvarlarını aşmak zorundadır. Çünkü Uluslar arası ilişkiler, devletlerin masumiyetliğine göre değil, gücüne göre şekillenir.

7 7 W. Bartold Kırgızistan daki eski Talas ı anlatırken, Bu şehir iki bölümden oluşuyordu, Kiçi Talas (yani Küçük Talas) ve Uluğ Talas (Büyük Talas) diye nakleder. Gerçekten oradan gelip Anadolu daki Talas ı kuranlar, burasının da bir bölümüne Kiçiköy demişler. Büyük kısmı da, Kiçiköy ün doğusunda uzanan Harman Han ve Tablakaya nın oluşturduğu Büyük Talas olmuştur. Yine Bartold, Kırgızistan daki Talas ın hemen yakınında bulunan bir köyden bahseder: Akcıköy. Bizim Talas ın çok yakınındaki köyün adı da bilindiği gibi Akçakaya dır. İşte burasını da Türkistan dan gelen ecdadımız kurmuş ve eski memleketlerinin adını buraya taşımışlardır. Sabancı ailesi de bu çok eski Türk köyü olan Akçakaya dan olur. Akçakaya on dördüncü yüzyılda Somuncu Baba yı yani Hamiddedin-i Kayserî isimli büyük mutasavvıfı yetiştirecek kadar ilmî seviyeye sahip. Hâlâ onun, yarısı kaya içine oyulmuş (çilehâne) mescidi köyde muhafaza edilir. Somuncu Baba, Anadolu da herkesin hürmet ettiği büyük bir veli. Mesela kendisine intisap etmek üzere Kayseri ye gelen Hacı Bayram-ı Veli, bir bayram günü O na kavuşmuş olduğu için şeyhi tarafından kendisine Bayram ismi verilmiştir. Somuncu Baba bilindiği üzere Kayseri den Bursa ya (o zamanki Osmanlı Devleti nin başşehri) göçer ve Yıldırım Bayezid in yaptırmış olduğu Camiikebir in açılışı -devrin âlimlerinden Emir Sultan ın ikazı üzerine- Padişah tarafından O na yaptırılır ve ilk Cuma hutbesi okutulur. İşte Sabancılar böyle bir milletin ve böyle âlimlerin torunudurlar. Ayrıca Talas, Reşadiye, Zincidere, Endürlük gibi çevre köylerde Osmanlı döneminde Rum ve Ermeni azınlıklar bulunduğu hâlde, Akçakaya tamamen, halis-muhlis Türk ve Müslümandır. Sabancıların büyük babaları Hacı Ömer Ağa, köyde bir çiftçi çocuğu. Gelirleri mahdut. Bütün köylüler gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında sıkıntı içinde. Ancak diğer Kayserili iş adamları gibi çok zeki ve müteşebbis. O devirde Kayserililerin iş aramak için gittiği yer, iklimi sıcak, toprağı verimli, bu sebeple ticari faaliyetleri canlı olan Adana. Kayserililer akın akın buraya gidip çalışırlar, üç-beş kuruş para kazanıp dönerler. Ama ne dönüş: Çoğu Çukurova nın sıtmasına yakalanmış, iğne iplik olarak. Bunların içinde tek tük gözü açıklar Adana da küçükten başlayarak iş kurup, sonra bu iş yerlerini (bu yerler daha ziyade Çukurova da yetiştirilen pamuğun desteklediği mensucatla ilgili) geliştirip büyük iş adamı hatta Adanalıları dâhi gölgede bırakacak şekilde özel teşebbüs sahibi olmaya başlarlar. Tabii Cumhuriyetle bu alandan çekilen Rumlar ve Ermenilerin olmayışı bizimkilere fırsatlar doğuruyor. Hacı Ömer Bey in hayatını çoğumuz biliyoruz, yazıldı çizildi, oğlu Rahmetli Sakıp Sabancı tarafından çok anlatıldı. Büyük müteşebbis. Celal Bayar la teması var. Onlardan büyük destek görüyor. İşini büyütüyor. Kendisinden sonra çocukları da işleri dünya çapına çıkarıyorlar. Binlerce aile, insan, onların fabrikaları ve iş yerlerinde iş, ekmek buluyorlar. Birçok yan kuruluşa faydaları oluyor. Allah razı olsun. Madalyonun bir tarafı bu. Bir de tabii diğer tarafı var. Sabancı ailesi anlaşılmayacak şekilde memleketleri Kayseri ye küskün. Tabii öyle tamamen açık şekilde değil de daha ziyade mesafeliler. Herhalde başlangıçtaki kazanç kapıları Adana olduğu için onların birçok yatırımlarının yeri Adana. Nerede ise kendilerini oralı kabul etmişler ve sonra ağırlığı İzmit-İstanbul bölgesine vermişler. Adana bir tarafa, Türkiye nin önemli merkezlerine yaptıkları hayır hizmetleri, yardım tesisleri yanında, doğup büyüdükleri Kayseri dekiler devede kulak mesabesinde. Hatta yok gibi. Benim bildiğim Erciyes Üniversitesi ne yapılan küçük bir kültür sitesi (onun da eksiklerini üniversite tamamlattı) ve köyü civarına yaptırdığı küçük bir okul. Rahmetli Sakıp Ağa kendisine bunu hatırlatanlara da kızarmış. İşin başka cephesi daha var. Yazımızın başında Sabancıların yetiştiği muhafazakâr Türk muhitini anlatmaya çalışmıştım. Ancak onlar, herhalde dünyadaki globalleşen iş anlayışının gereği olarak Türkiye nin kayıtsız şartsız, hatta her türlü ağır şartlarını kabul ederek, neye mâl olursa olsun Avrupa Birliği taraftarları, Yeni Dünya Düzeni yanlıları. Tıpkı hemşehrimiz Tuncay Özilhan gibi. Zenginler kulübü TÜSİAD ın başında bulunan Ömer Sabancı, millî davamız Kıbrıs dâhil Avrupa Birliği nin, daha doğrusu Rum ve Yunanlıların istekleri olan her tavize, yine ABD ve AB uğruna razı ve bunun savunucusu. Gerçi mensup oldukları kulüpte, başta Koç lar gibi böyle düşünmeyen mi var? Yaşam tarzları tabii ki buna uygun. Ailenin şimdi başında bulunan Güler Sabancı kardeşimiz, bir televizyon programında Güneri Civaoğlu na, şaraptan çok iyi anladığını ve buna çok meraklı olduğunu, işin kalitesi konusunda çok tereddüt etmesine rağmen kurmuş olduğu şarap fabrikasında çok iyi netice aldığını iftiharla anlatmıştı. Sabancıların asıl kültür faaliyetleri üniversitelerindedir. Hayır kurumu, vakıf olarak meydana getirdikleri üniversitelerinin bilhassa tarih bölümlerini, bu milletle kavgalı, Ermeni dostu, sözde ilim adamı insanlarla doldurup, milletin bütün üzüntü ve tenkitlerine rağmen, onların millet aleyhindeki faaliyetlerine sonuna kadar destek vermektedirler. Kayserili Sabancılar bunu niye yapar, anlamak mümkün değil. Bir gün gelir durumu takdir ederler herhalde. Çünkü taş üstüne taş koyan bu aileyi millet çok sevmekte. Rahmetli Sakıp Sabancı, Amerika da hastanede milletin kendisine teveccühünü gözleri yaşararak anlatmıştı. Ailenin katili, Avrupa da dolaşan terörist, bütün milletin katili gibi algılanıp, halkın ona karşı nefreti ve kini, ele geçip gerekli ceza verilmedikçe, gün geçtikçe daha da artmaktadır. Sabancılar da artık bu milletin hissiyatını daha fazla rencide etmemek için bir muhasebe yapmalı millî konularda daha dikkatli davranmalıdırlar. Tabii onların hesaplarını, içinde bulundukları şartları bilemeyiz. Ama hemşerilerimizin bütün şartlara rağmen millî çizgide, millî müteşebbis olması bizim ve bütün milletin dileği. Böyle olursa onlar diğer iş adamlarımıza da örnek olacaklardır. TEŞEKKÜR Gazetemizin bu sayısı, Türk Ocakları kurultay delegesi, hayırsever sanayici Sayın Abdurrahim KOYUNCU nun maddi yardımlarıyla çıkarılmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz. Türk Ocakları Kayseri Şubesi Yönetim Kurulu TÜRK ÇOCUKLARINA MİLLİ ŞİİRLER Temmuz 2006 / Şiir seçkisi, 96 s. DİL YARASI / Mustafa Argunşah Mart Yazılar, 320 s.

8 8 Nasreddin Hoca Gerçeği Prof.Dr. İsmail GÖRKEM Önceki yazımızda Nasreddin Hocanın kimliği ve nereli olduğu meselesi üzerinde durmuştuk. Türkiye nin pek çok şehir ve beldesinde yüzlerce festival düzenleniyor. Her şehir ve kasaba, kendini en çok tanınan bir tarafıyla (tarihî şahsiyet, ürün, gelenek vs.) kamuoyuna duyurma ihtiyacını hissediyor. Konu tarihi şahsiyet olunca ister istemez N. Hoca da gündeme geliveriyor. Sivrihisarlılar (Eskişehir) ile Akşehirliler (Konya) arasındaki N. Hoca yı sahiplenme mücadelesi yıllardır devam ediyor. Son zamanlarda bu iki şehrimize maalesef yenileri de eklendi. Dikkat edilecek olursa yapılan şey, N.Hoca yı mümkün olduğu kadar mikro düzeyde yerelleştirmektir. Bu davranış doğru, tutarlı ve bilimsel değildir. Çünkü N. Hoca Doğu Türkistan dan kıt a Avrupası içlerine, Sibirya dan Kuzey Afrika ya kadar Türk dünyasında ortak temsil yeteneği kazanmış bir tip tir. Öncelikle şu hususu belirtmemiz gerekiyor: Fıkra, bir sözlü edebiyat türüdür. Fıkralarda ifade edilen gerçeklik, tarihî hakikatlerle örtüşmeyebilir. Onun için fıkralarda yer alan bazı bilgilerden hareketle, bu edebiyat eserlerini birici dereceden birer tarihî belge gibi kabul etmek yanlıştır. Fıkra tipleri, fıkra türü denilen edebî metinlerin ana tipleridir. N. Hoca fıkralarında, ana tip olan N. Hoca sabittir. Bu fıkralarda Hoca, hazırcevap, nüktedan, sağduyulu, aynı zamanda da saflık ve tuhaflığıyla öne çıkan bir tip olarak görünür. Bu özellikler onun bir halk filozofu olduğunu gösterir mahiyettedir. N. Hoca nın bir fıkra tipi olma meselesini daha iyi anlatabilmek için, edebî metinlerde var olan tip kavramına bakmakta yarar vardır. Bu hususta öncelikle rahmetli Prof. Dr. Mehmet Kaplan ın şahsiyet ile tip arasındaki ilişkiyi değerlendiren görüşleri önemlidir. Tipler, genellikle şahsiyetleri aynı kalan kişiler dir; bunlar, basit ve sabit karakterli kişiler dir. Şahsiyet yegâne olduğu halde tip ler küçük farklarla, başka eserlerde de karşımıza çıkar. Tipler, sosyal bakımdan mânâlıdır. Onlar muayyen bir devirde toplumun inandığı temel kıymetleri temsil ederler. Bunların arasında toplumun sevmediği, küçük gördüğü, alay ettiği tipler de vardır.. Tipler toplum içerisinde birtakım sosyal değerleri temsil ederler. Tipler çoğu kez, edebî eserlerin anahtarı vazifesi ni görür (Mehmet Kaplan, Önsöz, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar-3: Tip Tahlilleri, 4. baskı, Dergâh Yay., İst. 2001, s. 5). Türk edebiyatında fıkralar konusunda çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Dursun Yıldırım dır. Yıldırım ın bu husustaki değerlendirmeleri, bilim dünyasında tartışmasız kabul edilecek değerdedir. Yıldırım Fıkra Türü (Türk Bitiği, Akçağ Yay., Ank. 1988) isimli incelemesinde, fıkra tiplerinin iki şekilde fıkra metinlerinde ortaya çıktığını kaydediyor: 1. [Y]aşamış bir insanın özelliklerinin gerekli biçimde zenginleştirilmesi, ona istenen temsil gücü yüklemek suretiyle, 2. [E]tnik, dinî, kültürel özelliklerin gerekli seviyelerde insan gömleği içine yerleştirilmesiyle (Yıldırım 1998: 228). N. Hoca fıkra tipinin, birincisiyle ilişkili olduğu görülüyor. Yıldırım, Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları (Akçağ Yay., Ank. 1999) isimli doktora tezinde Türk fıkraları içerisinde fıkra tipi bakımından N. Hoca yı ortak şahsiyeti temsil yeteneği kazanan ferdî tipler içerisinde Türkçenin konuşulduğu coğrafî alan içinde ve dünyada ünü kabul edilen tipler den en birincisi olarak kabul eder. Hiç tereddütsüz şu tespiti yapabiliriz: Nerede Türkçe iletişim dili ise, orada N. Hoca fıkralarının anlatıldığını görürüz. Bu durum da Türk sözlü kültürünün tarihî ve sürekli olduğunun en önemli delili olsa gerektir. Kendisi hem bir halk bilgesi olarak hem de fıkra tipi olarak, Türk milletinin yarattığı en büyük mizah temsilcisidir. Tarihî bir hüviyete sahip olması itibarıyla kendisini ferdî zekânın ve yaratıcığın en büyük temsilcisi sayan görüşe iştirak etmek mümkün değildir. Çünkü o, halkın ortak yaratıcılığını, zekâsını, aklını, sağduyusunu temsil eden bir fıkra-tipidir. Öyle olduğu için sevilmiştir, büyümüştür ve ölümsüzlüğe ulaşmıştır. (Yıldırım 1999: 25). Yıldırım ın da işaret ettiği gibi N. Hoca nın tarihî bir kimliğinin olması, onu ferdî zekânın ve yaratıcığın en büyük temsilcisi saymamızı gerektirmeyecektir. Sadece N. Hoca değil, bütün fıkra tipleri, sözlü gelenek içerisinde bireysel kimlikleri unutulmuş ve bu kimliklerinden kurtulmuş şahıslar arasından yaratılmıştır. Doğduğu ve yaşadığı cemiyetin ortak yönlerini temsil ettiği ölçüde de tip, yayılma, tanınma ve kabul edilme alanını genişletmiştir.(...)... hiçbir fıkra-tipi, ferdî bir şahsiyet olarak ifade edilemez. Tipin şahsiyeti cemiyetin ve bu cemiyette yaşayan insanların ortak eğilimlerinden şekillendiğine göre, bu tip hiçbir zaman ferdî tip olarak değil, ortak şahsiyeti temsil eden fıkra-tipi olarak açıklanabilir. (Yıldırım 1999: 18). N. Hoca nın Türk dünyasında ortak şahsiyeti temsil yeteneği hâlen artarak devam etmektedir. Bu durumu, N. Hoca nın Almanya maceralarının anlatıldığı fıkralarda görmek mümkündür. Bize göre fıkra tipi N. Hoca, Türk dünyasında çok eski dönemlerde elbette bir fert kimliğinde idi. Bu ilk N. Hoca nın özellikleri, Türk sözlü kültür geleneğinde Türk insanı tarafından gerekli biçimde zenginleştirilmiş ve ona istenen ve arzu edilen temsil gücü verilmiştir. Yani Türk milletinin toplumsal hafızasında zaman içerisinde N. Hoca fıkra tipi yaygınlaşarak yerleşmiştir. Daha sonra da Türklerin yaşadığı farklı coğrafyalarda, ortaya çıkan bazı komik şahsiyetlerin veya o yörelerin- maceraları, milletin sözel belleğinde var olan bu tipin işlev ve maceralarıyla yeniden kurgulanarak (=re-construction) yeniden üretilmiş (=re-production) olmalıdır. Bu görüşümüzü doğrular mahiyetteki örnekleri Pertev N. Boratav ın tespitlerinden özetle aktarmak istiyoruz (bk. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yay., İst. 1969, s ): XV. yüzyılda kaleme alınan Saltuknâme isimli eserde Sivrihisar (Eskişehir) halkının saflıkları ve tuhaflıklarıyla ün almış insanlar oldukları kayıtlıdır. Sivrihisarlıların bu ünleri içlerinden Nasreddin Hoca nın çıkmış olmasından mı geliyor? Yoksa Nasreddin Hoca tuhaf hikâyelerin kahramanı olarak yaygın ününü bu tuhaf insanların yurdu olan kasabada doğmuş olmasına mı borçludur? Biz her iki yönden açıklamada da birer gerçek payı bulunduğu kanısındayız. Boratav ın Akşehir (Konya) ile ilgili değerlendirmesi ise şöyledir: [G]elenekten gelme bir bölük anlatmalarla türbesinin canlı tanıklığında büyük bir gerçeklik payı bulunması ve Nasreddin Hoca nın XIIIüncü yüzyılda Sivrihisar da doğmuş, Akşehir de yaşamış ve ölmüş bir kişi olması gerektiği sonucu çıkar kanısındayız. ( ) Epey eski bir tarihten, belki de Hoca nın ölümünden az sonra başlayarak Sivrihisarlılar üzerine anlatılan hikâyelerle Hoca ya mal edilen fıkralar birbirine kaynaşmış, ve giderek Hoca nın kişiliği ağır bastığı için- sade Sivrihisarlılar üzerine anlatılanlar değil, Türk mizah yaratmalarının büyük toplamı da onun ünlü adı etrafında çevrelenmiş olmalıdır. Sözlerimizi Prof. Yıldırım ın şu cümleleriyle bitirmek istiyoruz: Nasreddin Hoca nın temsil ettiği şahsiyet, asla fert olarak ifade edilemez. Zaten aksi olmuş olsa idi, tipleşmesi söz konusu bile olamazdı. Nasreddin Hoca nın durumu tıpkı Yunus Emre ye benzer. Yani, tarihî, yaşadığı bilinen Yunus Emre değil, halkın gözünde şahsiyet kazanan Yunus Emre gerçek olanıdır. (Yıldırım 1999: 26). Şunu unutmayalım: Folklor, tek tek olay larla değil, olgu larla ilgilenir. Onun amacı sonuçta bir sentez e varmaktır. Analiz yapmak folklorun amacı olmamalıdır. Küreselleşmenin rüzgâr ına kapılarak, bir takım anlamsız ve kısır çekişmelerle vakit kaybetmemeliyiz!. FIKRALAR: [NASREDDİN HOCA KÂBE DE] Nasreddin Hoca bir gün Kâbe ye varır. Kapının halkasına yapışır, çalar. Aydur [söyler] ki: Tanrım aç. Evinde misin? der. Bir hâdim [=hizmetçi/ görevli] Arap gelip buna: Bire küfürgâh der. Hoca aydur: Eğer küfürgâh olaysım benim de senin gibi yüzüm kara olurdu der. (Pertev Naili Boratav, Nasreddin Hoca, Edebiyatçılar Derneği Yayınları, İstanbul 1996, s XVII. yüzyıla ait bir yazmadan). KUŞAĞINA BAKIP FİYAT BİÇTİM Bir gün Timurlenk Hoca Nasreddin e: Benim fiyatım kaç akçe yapar? diye soruyor. Hoca ona; Yedi akçe eder diye cevap veriyor. Timurlenk: Ben az önce sizin şehrinizden belimdeki kuşağı yedi akçeye aldım; sadece şu kuşağın fiyatı yedi akçe deyip hiddetlendiğinde, Hoca ona: Şu kuşağın olmasaydı, senin özün bir tenge (akçe) bile etmezdi diye cevap veriyor. (Şamuhammed Emedov, Türkmen Fıkra Tipleri Üzerine Bir Araştırma (basılmamış yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2004, s. 154.) [KAÇ AKÇA EDERİM?] Bir gün Temürlenk hamama gider. Hoca yı davet eder. Hoca dahi hamama varıp buluşur. Timur Şah Hoca ya ziyadesiyle saygı gösterir. Hey Hoca! Beni satsalar ne kadar akçe ederim der. Hoca dahi: Kalk, karşımda yürü bakayım der. Timur kalkıp ileri gidip gelir. Ey Hoca söyle der. Hoca dahi: Altmış akça edersin der. Timur Şah: Be Hoca! Benim peştemalım dahi ziyade eder der. Hoca: Ben dahi onu derim demiş. (Pertev Naili Boratav, Nasreddin Hoca, Edebiyatçılar Derneği Yayınları, İstanbul 1996, s XVI. yüzyıla ait bir yazmadan). BENİMKİ TEKE BURCU Hoca yı iş arkadaşı [eve] yemeğe çağırır. Yemeklerini yerler. Hoca yı merak eden komşuları da Hans ın evine gelir. Hep birlikte kahve içerler. Almanların içtiği süzme kahvenin telvesi olmadığından kahve falına bakılmaz. Ala onların da kendilerine özgü boş inançları vardır. Hans ın hanımı Helga magazin dergilerinden birini masanın üzerinden alıp oradakilere burçlarını sorar ve bir tür fala bakar gibi dergiden burçların okur ve şakalaşırlar. Sıra Hoca ya gelir. Helga Hoca nın burcunu sorar. Hoca: Benim burcum Teke Burcu dur der. Oradakiler hayretle Hoca ya bakarlar; böyle bir burç ismi duymamışlardır. Helga: Hoca, o nereden çıktı, Teke Burcu yoktur deyince Hoca cevabı yapıştırır: Ben küçükken annem bana oğlak burcundan olduğumu söylerdi. O zamanki oğlaklar büyüdüler ve teke oldular. Benim burcum da Teke Burcu oldu der. (Halim Demirci, Nasreddin Hoca Almanya da, Berlin 1999, s ). HANS IN İNADI Hoca çalıştığı işyerinde değişik uluslardan iş arkadaşları [ile] bir arada oturup söyleşirler. Konu inatçılıktır. Yunanlı: Her hafta sonu tavernaya giderim ama bugüne kadar karıma inat olsun diye orada tabak kırmadım der. Fransız: Karım beş yıl önce bir davette şarap içmeme müdahale etti; o günden bugüne şaraf içmiyorum der. İtalyan: On yıl önce karım pişirdiği makarnaya tuz atmamıştı; o günden bu güne makarna yemiyorum der. Hoca: Yedi yıl önce karım bir yemekli toplantıda sigara içmemi tenkit etti; o günden bu yana sigarda içmiyorum der. Sıra Alman a gelir: Dokuz yıllık evliyim. İlk gece karımla bozuştuk. O günden bu yana karımla konuşmuyoruz deyince Hoca: Hans, senin üç tane çocuğun var, bu nasıl olur? deyince Hans: İnadımdan karıma o çocukların kimden olduklarını bile sormadım der. (Halim Demirci, Nasreddin Hoca Almanya da, Berlin 1999, s ). HOCA YA KÜFREDEN BAŞÇAVUŞ Hoca yorgun argın evine dönerken, yerel üyelerin gittiği bir lokale girer. İçerdekileri selamlar. Birkaç kişiye hal hatır sorar ve evine gider. Orada oturan emekli bir başçavuş, Hoca nın arkasından küfür sayılabilecek bazı laflar eder. Bunu duyanlardan biri başçavuşun söylediklerini Hoca ya iletir. Hoca bir tepki göstermez. Aradan iki gün geçer. Hoca lokale [tekrar] gelir. Başçavuş orada oturmaktadır. Hoca yı masasına çağırır ve [ona] içecek bir şeyler ısmarlar. Sonra Hoca ya: Biri size küfretse ne yaparsınız? der. Hoca: Küfredenin yaşına bakarım. Yaşı benden küçükse fazla kızmam. Benim yaşımda ise kızar ve neden küfrettiğini sorarım der. Hoca dan daha yaşlı olan başçavuş: Hoca, ya yaşı sizden büyükse? diye sorar. Hoca: Yaşı benden büyük olanlar haddini bilir ve bana küfretmez der. Bunu duyan emekli başçavuş ayağa kalkar ve: Hoca ben haddim olmayarak sizin arkanızdan küfrettim. Şimdi sizden özür diliyorum der. Böylece Hoca diplomatik dille ona özür diletir. (Halim Demirci, Nasreddin Hoca Almanya da, Berlin 1999, s ).

9 Kültürümüzle ilgili iki kitabı tanıtmadan önce kültürün sosyal ilimlerde hangi anlamları taşıdığını çok kısa olarak aktarmak istiyorum. Kültür, atalarımızdan gelen hayatımızı yönlendiren maddî ve manevî değerler toplamıdır. Tarihçilerimizden Prof. Dr. Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi adlı eserinde (Ankara 1990, 13) şöyle bir tarif verir: Kültür bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her türlü dil, duygu, düşünce, inanç, sanat ve yaşayış öğelerinin tümüdür. Kültürü toplum kendisi oluşturur ve topluma da kültür, yaşama ve kimlik kazanma imkânını verir. Bu bakımdan, toplumların milletleşmesinde kimlik kazanmalarında, birlik ve beraberlik şuuru içinde yaşamalarında birinci derecede rol oynar. Bir toplumda beslenme ihtiyacından mutfak kültürü, tabiat ve dış tehlikelerinden korunma ihtiyacından giyim-kuşam ve yapı kültürü, birbirleriyle anlaşma ihtiyacından dil kültürü, neslin devamı ihtiyacından evlenme, düğün-dernek kültürü, inanma ihtiyacından din ve ahlâk kültürü, birlikte düzenli yaşama ihtiyacından hukuk, töre kültürü ve estetik (güzellik) ihtiyacından edebiyat ve sanat kültürü ortaya çıkmıştır. Kültürün neyin nasıl olması gerektiği hakkındaki inanç bölümüne manevî, teknik uygulamalarla ilgili bölümüne de (giyim-kuşam, yemek yapma usulleri gibi) maddî kültür denmiştir. Ancak her maddî kültürün arkasında manevî kültür öğesi (unsuru) vardır. Burada okurlarımıza tanıtmaya çalıştığım iki eser manevî kültürümüz, ikincisi ise atalarımızdan bizlere ulaşan maddî kültürümüzle ilgilidir. 1) ELAZIĞ EFSANELERİ E.Ü. Emekli Öğretim Üyesi (İsmail Görkem, Elazığ Efsaneleri, Elazığ 2006, Manas Yayınları, Renkli karton kapak, 290 sayfa). Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyelerinden halk bilimci Prof. Dr. İsmail Görkem ülkemizde ihmal edilmiş bir alan olan efsanelerle ilgili Elazığ Efsaneleri adlı bir kitap yayınladı. Manas Yayıncılık (Elazığ) tarafından yayınlanan bu eser Elazığ halkının geçmişten süzülüp gelen manevî kültürleriyle ilgilidir. Yazarın özgeçmişinden sonra iki Önsöz ile başlayan eserde Giriş bölümünde (s ) Elazığ ın tarihî ve kültürel önemine işaret edilmekte. Birinci Bölüm de (s ) efsane kavramının sözlüklerde ve araştırıcıların tariflerinde nasıl yer aldığı ve efsane-mit, efsane-masal, efsane-destanın ayrıştıkları ve örtüştükleri hususlar açıklanır. Yazarın vardığı tarif ise [ş]ahıs, yer ve hadiselerle ilgili olarak anlatılan, esas vasfı inandırıcılık olup, belirli bir üslûbu ve şekli olmayan; şahıs ve hadiselerle ilgili olanlarında olağanüstü vasıflar görülebilen, bazılarının kaynakları çok eskilere dayanan anonim halk edebiyatının bir türü şeklindedir. Yapılan tespitlere göre efsaneler, destandan farklı olarak düzyazı (nesir) biçiminde olan yazı türüdür. En önemlisi anlatılan şeylerin inanç konusu olmasıdır. Tabiatüstü olaylar konu edilir ve belirli bir yazarı olmadığı için anonimdir. Efsanelerde konu zenginliği vardır. Hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, kayalar, ırmaklar, insanlar, dünya, gök kubbe ve benzeri konulara yer verilir. İkinci Bölüm de (s ) Efsane Tasnifl eri ile Evliya Menkıbeleri, Kutsal Kabirler, Mecnunlar, Hızır İlyas, Taş Kesilme, Cinler, Yer Adları, Hayvanlar ve benzeri konularla ilgili menkıbeleri içermektedir. Üçüncü Bölüm de (s ) Elazığ Efsanelerinin Motif Yapısı konu edilmekte Netice başlığı altında eserin değerlendirilmesi yapılmaktadır. Burada Prof. Dr. İsmail Görkem şu açıklamaları yapar: Anonim halk edebiyatının önemli bir nev i sayılan efsanelerle ilgili olarak, bugüne kadar epeyce metnin neşredildiği bilinmektedir. Fakat bu neşirlerin çoğunun, bazı amatör derleyiciler tarafından, sistemli ve metotlu bir tarzda yapılmamış olduğunu da hesaba katmamız gerekmektedir Bir ilin sınırları dâhilinde anlatılmakta olan efsane metinlerinin derlenerek bunların ilmî metotlarla incelenmesi, halk edebiyatı sahasında yeni sayılabilecek çalışmalardandır Efsaneler, diğer halk edebiyatı nevilerine göre, bünyelerinde daha çok millî motifler bulundurur. Elazığ efsanelerindeki motiflere bu açıdan baktığımızda, bunlarda bulunan millî motiflerin benzerlerine, Anadolu nun çeşitli yöreleri ile Türk dünyasında anlatılmakta olan efsanelerde de rastlanabileceği sonucuna varılmıştır Elazığ Efsaneleri başlığı altında 80 efsane metninin (s ) yer aldığı eser Kaynak Şahıslar, Sözlük, Efsane Derleme Fişi, Elazığ İl Haritası, Bildiriler ve Makaleler ekleri (s ) ve Bibliyografya (s ) ile son bulmaktadır. Yurdumuzda şimdiye kadar önemsenmeyen anonim halk edebiyatının bir kolu durumundaki efsanelerle ilgili olan bu eser ilmî metotlara titizlikle bağlı şekilde ve ehliyetle hazırlanmıştır. Bu alanda çalışacaklara da -metot bakımından- çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Artık anonim Türk halk edebiyatımızın önemsenmesinin zamanı gelmiştir. Bu ilim dalının bir nevi olan efsaneler, millî kültür bakımından çok önemlidir. Zira halkımız âdet ve geleneklerinin büyük bir kısmını bu efsaneler ile korumaktadır. İyiliklerin ve iyilerin anlatıldığı efsaneler halka yön vermekte, ahlâkî davranışlar kazandırmakta, büyüklerine ve oturdukları mekânlara bağlanmalarını sağlamaktadır. Efsaneler manevî kültürün, halk inançlarının, ideallerinin, davranış beraberliği sağlayarak birlik ve beraberliğin oluşmasında rol oynar. Din bilginlerinin, din sosyologlarının, psikologların, kültür tarihçilerinin, etnologların, hukukçuların efsaneleri iyi değerlendirmeleri, birlikte yaşadıkları halkı daha iyi tanımalarını ve anlamalarını sağlayacaktır. Çünkü efsanelerde, destanlarda olduğu gibi, tarihten gelen özlemler, üzüntüler, ümitler, değer yargılarının gizli olduğu görülür. Prof. Dr. İsmail Görkem Bey e böyle bir malzemeyi bizlere sunup değerlendirdiği için tebrik ve takdirlerimizi sunuyor, kitabı ilgilenenlere tavsiye ediyorum. 2) 15. YÜZYIL OSMANLI MUTFAĞI (Mehmed bin Mahmud Şirvanî, 15. Yüzyıl Osmanlı Mutfağı, Hazırlayanlar: Mustafa Argunşah Müjgan Çakır, İstanbul 2005, Gökkubbe yayını, renkli karton kapak, 356 sayfa) Her insanın doğuşuyla birlikte, akıl ve düşünceden bağımsız olarak doğuştan gelen bilinçsiz hareket ve davranışlara sahip olduğu bilinmektedir. Eskiler buna insiyak veya sevk-i tabiî demişler. Okul kitaplarımıza içgüdü olarak geçen bu davranışlar insanın hayatının korunmasıyla ilgilidir. Bir tehlike karşısında tavır alma olayı gibi görülen bu davranışların tekrarıyla, denemelerle elde edilen, sonradan kazanılan bil- 9 gilenmeler sayesinde azalırlar. Aç kalma, üşüme, yırtıcı hayvanlardan korunma ile ilgili bilgiye, deneye, akla dayalı önlemler hayatı kolaylaştırır, güven sağlar, belirli bir yaşama tarzı ortaya çıkar. C. Weisler in bir topluluğun yaşama tarzı diye tarif ettiği kültür oluşur. Beslenme, soğuk sıcaktan korunma, dış tehlikelerden korunma alanlarında meydana getirilen oluşumlara maddî kültür diyenler olmuştur. Bütün insanların hayatlarını devam ettirmek için beslenmeye ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaca dayalı olarak mutfak kültürü, sofra kültürü, yemek kültürü denilen bir kültür oluşmuştur. Ancak bu kültür her millette ayrı ayrıdır. Bütün maddî kültürlerin olduğu gibi mutfak kültürünün arkasında da bir manevî kültür unsuru vardır, inançlar büyük ölçüde etkilidir. Bir Hintlinin sofrasında inek eti, bir Müslüman ın sofrasında domuz etinden yemeklere rastlanmaz. Yani her milletin fertleri açlık tehlikesini yemekle giderir, ama her milletin yemek çeşnileri, pişirme biçimleri ayrı ayrıdır. Yemek türlerinde halkın inancının, zenginliğinin olduğu kadar yaşanan coğrafyanın, iklimin, sosyal yaşantının da rolleri vardır. İnsanlar kendi coğrafyalarında şekillenirler. Tabiat fukarası Araplarda deniz ürünleriyle ilgili yemek çeşitleri yer almaz. Baharat (ipek) yolunun geçtiği Anadolu çok çeşitli meyve, sebze ve tabiat zenginlikleri ile dopdolu. Bu sebeple yakın zamanlara kadar Anadolu Türk mutfağında et, süt, buğday meyve ve sebzelerle yapılan çok değişik yemeklerin varlığını biliyoruz. 15. yüzyılda yaşadığı bilinen Mehmed b. Mahmud Şirvanî Osmanlı döneminde ilk müstakil yemek kitabını yazmış. Aynı zamanda hekim olan Şirvanî yemeklerin malzemelerini, yapılış biçimini anlatmakla kalmamış, bu yemeklerin hangi hastalıklara şifa olacağını ve başka yararlarını da anlatmış. Onun bu yemek kitabını iki değerli akademisyen (Prof. Dr. Mustafa Argunşah, Dr. Müjgân Çakır) 15. Yüzyıl Osmanlı Mutfağı başlığı altında yayımladılar. Eser, Ön Söz (s ), Kısaltmalar (s ) ve Bibliyografya dan (s ) sonra, yayıncılar tarafından Şirvanî yi tanıtan, eserinin dil özelliklerinin anlatıldığı bir Giriş (s ) bölümü ile devam etmektedir. Daha sonra Şirvanî nin yemek kitabının transkripsiyonlu (çeviriyazılı) metni (s ) yazma nüshalarıyla karşılaştırmalı olarak verilir. Gene yayıncılar tarafından Dil Notları (s ) başlığı altında bir bölüm ile çok büyük ve titizlikle hazırlandığı anlaşılan Sözlük ve Dizin (s ) eklenmiştir. Eser 15. yüzyıl Türkçesi için bir örnek olduğu kadar Osmanlı dönemi mutfağının zengin çeşitleri, başka deyişle yemek, sofra kültürü bakımından da önemlidir. Bu kitapta alternatif tıp ile ilgilenenler, hangi yemeklerin ne gibi hastalıklara iyi geldiği hakkında 15. yüzyıldaki tabiplerin anlayış ve tespitlerini bulabilir. Eser tamamen ilmî metotlara uygun ve büyük bir emekle hazırlanmıştır. Yayına hazırlayan değerli dil uzmanları akademisyenleri tebrik eder; aşçılara, ev hanımlarına ve ilgililere tavsiye ederim.

10 YENİ YIL VE ÇOCUKLAR Türkçe utanmadan ve çekinmeden konuşulmaya, yazılmaya, şarkılarda, türkülerde söylenmeye, bilim ve sanat yapılmaya layık bir dildir. Türkçenin bir dünya dili olduğu sosyal bilimlerden birazcık anlayan yahut dünyayı hasbelkader tanıyan kişilerin bile bildikleri bir gerçektir. Bu tespiti doğrulayan yüzlerce delili bir çırpıda saymak mümkündür. Defalarca yazdığımız, dilimiz döndüğünce her ortamda söylediğimiz gibi dilimiz dünyanın en yaygın ve en çok konuşulan dillerinden birisidir. Türkler tarihleri boyunca asla sömürgecilik yapmadıkları, zorla kimsenin dilini ve dinini değiştirmeye kalkmadıkları hâlde zengin bir dilleri vardır. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Türkçe bin iki yüz yıldır bilim ve sanat dilidir. Dünya kütüphaneleri bu dille yazılmış binlerce kitapla doludur. Dokuzuncu yüzyıl başlarında yazılan Irk Bitig adlı fal kitabı bunun güzel bir örneğidir. Göktürk harfleriyle kitap biçiminde yazılan yüz dört sayfalık bu eser, Taygüntan mağarasında genç bir mürit tarafından ağabeyi Sangun İtaçuk için yazılmıştır. Taşlara yazılan, Bilge Kağan, Köl Tigin ve Tonyukuk adına dikilmiş Orhun Yazıtları nda Türk tarihinin altın sayfaları anlatılırken yüz yıl sonra dilimiz 65 falın yorumlarını içeren bu kitabı yazma gücüne sahipti. Üstelik Irk Bitig kuru bir dille değil, sanatkârane bir üslupla kaleme alınmış telif (özgün) bir kitaptır. Biz Türkler ata yurdumuz olan bugünkü Moğolistan bozkırlarında sekizinci yüzyılda Orhun Yazıtları nı dikerken Fransızlar, Almanlar neredeydi? Irk Bitig yazılırken İngiliz milleti diye bir millet var mıydı? Uygurlar Altun Yaruk gibi dev bir eseri dünya edebiyatına kazandırırken Avrupa milletlerinin birçoğunun esamisi okunmuyordu? Türkçeyle 1500 yıldır eserler meydana getirilmektedir. Bu eserler asırlardır üç kıtada yazılmış ve okunmuştur. Bırakın Doğu Türkistan da, Sibirya da, Rusya bozkırlarında Türkçe konuşulup yazılmayı, Türk atlarının geçtiği her yerde türkülerimiz söylenmiştir. Yalnız biz değil, bu dilin büyüsüne kapılan Cezayirliler, Macarlar, Ermeniler, Rumlar da duygularını Türkçe terennüm etmişler, dilimizden kelime yanında şekil de almışlardır. Bugün dilimiz hâlâ güzelliğini korumaktadır. Bir yabancılaşma ve yozlaşma varsa da bu asla tehdit noktasında değildir. Duyarlı insanların feryadı, tedbir alınarak durumun kötüleşmemesi içindir. Şundan eminim ki, bugün yeni nesillerin ana dili bilinciyle yetişmesi, Türkçenin gücüne inananların ve onu koruma gayreti içerisinde olanların sayısının çığ gibi büyümesi, ilk ve orta okullardan yabancı dille öğretimin kaldırılması, Millî Eğitim Bakanlığı nın 100 temel eseri Türk çocuklarına okutma düşüncesi, Türkçe okuma ve yazma derslerinin müfredata girmesi, Türk Dil Kurumunun gayretleri ve bazı kamu kurumlarının duyarlılıklarının artmasıyla ileriki yıllarda daha güzel bir Türkçeye sahip olacağız. Bu gerçeklerin yanında Türkçe, Türklükten nasibini almamış, kendi manevi değerlerinden habersiz ve köksüz kimi yarı aydınlar tarafından horlanmaya, avam (halk) dili olarak görülmeye devam etmektedir. Bir tarafta Orhan Pamuk Nobel ödülü töreninde konuşmasını İngilizce yerine ana diliyle yapıp bütün dünyaya Türkçe mesaj verirken, diğer tarafta TRT nin Mayıs 2007 de Helsinki de yapılacak Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye yi temsil etmek için seçtiği Kenan Doğulu, Türkçeyi küçümseyerek İngilizce bir parçayla katılmak istemiş ve aynen şunları söylemiş: Türkiye den giden bir şarkının Türkçe olması lazım gibi kanılar, bence biraz eski kafalı düşünceler. İngilizce daha çok insana hitap etmesi açısından önemli. İçinde yabancıların da kolayca anlayıp söyleyebileceği birkaç söz de olsun Türkler tarihleri boyunca asla sömürgecilik yapmadıkları, zorla kimsenin dilini ve dinini değiştirmeye kalkmadıkları hâlde zengin bir dilleri vardır. Açıkça demek istediği şu: Ben Türkilizce bir şarkı söyleyeyim, hem Türkçe bilen Türkler memnun olsun hem de İngilizce bilen Avrupalılar. Böyle bir mantık dünyanın hiçbir yerinde olamaz. Asıl gericilik, kendi dilini İngilizce karşısında aşağıda görmek, sömürdüğü her yerden aldığı kelimelerle melez bir görüntü veren İngilizceyle ülkemizi temsil etmektir. Siz bu kafayla kime hizmet ediyorsunuz? Bu ülkenin ekmeğini yiyenler, bu ülkeden kazandığı parayla ABD de yaşayıp üç beş kelime İngilizce öğrenince Türkçe şarkı söyleyemezler mi? Üstelik Doğulu ve onun gibi düşünenler, Sertap Erener le katıldığımız yarışmada İngilizce şarkıyla birinci olduk. demektedirler. Doğulu yu sarf ettiği sözlerden dolayı Türk milletinden ve Türkçeden özür dilemeye çağıran Türk Dil Kurumu yaptığı açıklamada bu densizliklere bakın nasıl cevap veriyor: Keramet İngilizcede olsaydı, Sertap Erener in İngilizce şarkıyla birinci olduğu yıl İngiltere İngilizce şarkıyla katıldığı yarışmada sonuncu olmazdı. Yapılması gereken, Türkiye nin yarışmaya Türkçe sözlü şarkıyla katılmasıdır. Müzikten anlayanların ortak görüşüne göre, Erener İngilizce söylediği için değil, parçası güzel olduğu ve iyi seslendirdiği için kazandı. Ayrıca kerameti İngilizceye yüklemek Erener in başarısını gölgelemek olur. Merak edip geçmiş yıllardaki listelere baktım, öyle İngilizce şarkı söyleyenlerin birinci geldikleri gibi bir durum yok, bu tamamen tesadüf. Ne pahasına olursa olsun kazanalım! diyenlerden değilim. Türkçe ile katılıp şerefli sonuncu olmayı tercih edenlerdenim. Bu, sıradan bir şarkı yarışmasıdır. Kendi dilimizle, Anadolumuzdan yerel motiflerle, kültürel varlığımızdan örnek görüntülerle kendimizi ifade etmenin daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bu yarışmayı bizim kadar başka hiçbir ülkenin önemsemediğini, zaten öznel (subjektif) bir yarışma olduğunu, ülkelerin puan sıralamasını kendilerine yakınlıklara göre dağıttığını bilmeyen var mı? İsterseniz şimdiden bazılarının kime kaç puan vereceğini aşağı yukarı söyleyeyim. Rumlar Yunanlılardan, Yunanlılar Rumlardan gelecek on iki puanı peşinen hanelerine yazabilirler. Bize de kimin vereceği belli. Türklerin yoğun olduğu Batı Avrupa ülkeleriyle Bosna ve Arnavutluk gibi dost bir iki ülkeden yüksek puanlar alabiliriz. Bizim dünyayı okuyamayan hümanistler sekiz-on puanı Yunanistan a verirken onlardan bize ayıp olmasın kabilinden iki-üç puan gelebilir. Kenan Doğulu sevilen bir şarkıcı, bu yarışmada başarılı olacağına inanıyorum. Boş bulunarak böyle yanlış bir cümleyi sarf etmiş olabilir. Türk milletinden gerekli cevabı almış olmalı ki televizyon programlarına katılıp yanlış anlaşıldığını, öyle söylemek istemediğini beyan etti. Bu açıkça özür dilemedir. Duyarlı halkımızın gösterdiği tepki, Türkiye de artık herkesin içinden geçenleri pat diye söylememesi gerektiğini, basının önünde konuşanların her kelimeyi birkaç kere tartmak zorunda olduklarını, yarı aydınlar kendi değerlerine kayıtsız kalsalar da milletin hâlâ sağduyuyu muhafaza ettiğini göstermektedir. Kenan Doğulu nun Türkçeyle ilgili sarf ettiği sözlere halkla birlikte birçok aydından da tepki geldi. Bu anlamda Can Dündar ın Milliyet te yazdığı Evet Kenan Doğulu, biz eski kafalıyız biraz! ve Kenan Doğulu dan mesaj var başlıklı yazıları yüreklerimize su serpti. Dündar gibi onlarca aydın değişik biçimlerde tepkisini dile getirdi. Halkımız gibi aydınlarımızın da artık dilimize, kültürümüze ve varlığımıza karşı hissettikleri saygı ve sahiplenme duygusu iyi yolda olduğumuzun göstergesidir. Türkçe utanmadan ve çekinmeden konuşulmaya, yazılmaya, şarkılarda, türkülerde söylenmeye, bilim ve sanat yapılmaya layık bir dildir. Hâlâ ana dilimizle yarışmalara katılmamamız gerektiğini düşünenler, Türklükten ve Türkçenin gücünden habersiz zavallı cahillerdir. Onlara tepki göstermek yerine belki de acımak gerekir. Her taraf ışıl ışıl, Gece, gündüzden daha aydınlık Meydan dolusu kalabalık Kadın, erkek, çoluk, çocuk... Geriye sayım anında Mest olup geçmiş kendinden Yırtınıyor çığlık çığlık Kimin umurunda, Vagon evlerde doğan balalar Bu yeni yılda Kaç yaşına bastılar Karabağ kaçkını çocuğun Üşüyen ellerinde Donar yüreğim. Havai fişeklerle aydınlanamadı Onların gökleri. Bomba şimşekleri çaktı tepelerinde; Bir gece ansızın, Başlarına yıkıldı evleri. Lübnanlı bebekler ölmeselerdi, Onlar da yeni yılda İsrailli bebekler gibi Bir yaş daha büyüyeceklerdi. Eski yıl, Kundağıyla kefenledi bebekleri. Yeni yıl ne getirir bilmem de Emziği boynunda giden şehide Yanar yüreğim İnsanlığa öyle ırak ki Irak. Canları ziyan olmuş, malları talan Bir baskının ardından Düğün evinden geriye kalan Eski yıl hatırası: Cansız yatıyor babası Dövünen annesinden Kaçırıp gözlerini Boş boş bakıyor boşluğa Büzülmüş bir köşeye Ağlamaya korkar gibi. Yeni yıla merhaba derken dünya Iraklı çocukların Petrol renkli bahtında. Kan yanar Batı nın kandillerinde Kanar yüreğim. Fazıl Ahmet BAHADIR Dilde, Fikirde, İşte Birlik Yıl:7 Sayı:73 Ocak AYDA BİR ÇIKAR - ÜCRETSİZDİR GRAFİK TASARIM: Tel: (352) BASKI: Bütün Türkler Bir Ordu Esenyurt Mahallesi Türk Ocağı Caddesi Nu:5

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

BAĞIMSIZ BİREY SAĞLIKLI TOPLUM STRATEJİK EYLEM PLANI

BAĞIMSIZ BİREY SAĞLIKLI TOPLUM STRATEJİK EYLEM PLANI AKTİF EĞİTİM -SEN Aktif Eğitimciler Sendikası BAĞIMSIZ BİREY SAĞLIKLI TOPLUM STRATEJİK EYLEM PLANI Aktif Eğitim-Sen - 2015 2 AKTİF EĞİTİM-SEN Beştepe Mahallesi 33. Sokak Nu.:13 Yenimahalle/ ANKARA Tel:

Detaylı

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Hollanda ya ihracat yapan 361 firma bulunmaktadır. 30.06.2015 tarihi itibariyle Ekonomi Bakanlığı

Detaylı

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK VE YOKSULLUK SORUNUNA YAKLAŞIMI (SEKİZİNCİ

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu.

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu. 2-3 MART 2013 www.reisgida.com.tr Hedefimiz terör... BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Çözüm sürecinin hedefi, terörü sona erdirmek, mili birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, gündemimizden terör belasını

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

CEZAYİR ÜLKE RAPORU 11.11.2015

CEZAYİR ÜLKE RAPORU 11.11.2015 CEZAYİR ÜLKE RAPORU 11.11.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Cezayir e ihracat yapan 234 firma bulunmaktadır. 30.06.2015 tarihi itibariyle Ekonomi Bakanlığı

Detaylı

Başkan: Teşekkürler Al. (Odaya girdiler ve herkes ayağa kalkar; Başkan onları selamlayarak yerine oturur.)

Başkan: Teşekkürler Al. (Odaya girdiler ve herkes ayağa kalkar; Başkan onları selamlayarak yerine oturur.) Saat 11.30 Başkanın özel danışmanı: Buyurun Bay Başkan bugünkü programınız. Başkan: (dosyaya söyle bir göz atarak) programda neler var Al. Başkanın özel danışmanı: Efendim x bölgesiyle ilgili geliştirilen

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK. Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü

ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK. Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü ÜNİVERSİTE VE SOSYAL SORUMLULUK Prof. Dr. Yunus Söylet İstanbul Üniversitesi Rektörü Küreselleşmenin etkisi Devlet bir çok sosyal alandan çekilmiştir Küresel ekonomi sürecinde özelleştirmeler ile eşitsizlik,

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

KRİZ ÖNCESİNİN TEK İYİ HABERİ

KRİZ ÖNCESİNİN TEK İYİ HABERİ KRİZ ÖNCESİNİN TEK İYİ HABERİ Necmi Gürsakal 1 I. GİRİŞ Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Bursa daki 250 Büyük Firma Araştırması nın 2000 yılı sonuçlarını yayınladı. 1997 yılından başlayarak 2000 yılına kadar

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72 i Bu sayıda; Haziran İşgücü ve İstihdam gelişmeleri; Ocak-Ağustos Bütçe verileri değerlendirilmiştir. i 1 Gerçek işsizlikte ciddi artış

Detaylı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı - Ekonomik krizin şiddeti devam ederken, krize borçlu yakalanan aileler, bu dönemde artan işsizliğin de etkisi ile

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Ekim 2011, No:7

EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Ekim 2011, No:7 EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Ekim 2011, No:7 Bu sayıda; Ağustos ayı dış ticaret verileri, Eylül ayı enflasyon verileri, Döviz yükümlülüklere uygulanan munzam karşılıkların düşürülmesine

Detaylı

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 14 Haziran 2005, Salı A company of Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef kitleyi geleneksel

Detaylı

AKOFiS ÖDEME VE MENKUL KIYMET MUTABAKAT SİSTEMLERİ, ÖDEME HİZMETLERİ VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARI HAKKINDA KANUN. Halkla İlişkiler Başkanlığı

AKOFiS ÖDEME VE MENKUL KIYMET MUTABAKAT SİSTEMLERİ, ÖDEME HİZMETLERİ VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARI HAKKINDA KANUN. Halkla İlişkiler Başkanlığı ÖDEME VE MENKUL KIYMET MUTABAKAT SİSTEMLERİ, ÖDEME HİZMETLERİ VE ELEKTRONİK PARA KURULUŞLARI HAKKINDA KANUN Halkla İlişkiler Başkanlığı TA K D İ M Değerli; Ana Kademe, Kadın Kolları, Gençlik Kolları MKYK

Detaylı

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli www.ekrempakdemirli.com 21.05.2014 1923 sonlarında Cumhuriyet Kurulduğunda Savaşlardan yorgun Eğitim-öğrenim seviyesi oldukça düşük bir toplum Savaşlar sonrası ülke harap ve

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 i Bu sayıda; Başbakan ın Taksim Gezi Parkında vatandaş ile inatlaşmasının ekonomiye maliyeti değerlendirilmiştir. i 1 Ekonomi iç ve dış

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 i Bu sayıda; Ağustos Ayı Dış Ticaret Verileri, 2013 2. Çeyrek dış borç verileri değerlendirilmiştir. i 1 İhracatta Olağanüstü Yavaşlama

Detaylı

AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ

AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ... GENÇLERIMIZIN YANINDA 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri Yurt Dışı Gençler Seçim Beyannamesi ... IÇINDEKILER MUSTAFA YENEROĞLU SUNUS 04 --------------------------------- YURT DIŞINDAKİ

Detaylı

2 Ekim 2013, Rönesans Otel

2 Ekim 2013, Rönesans Otel 1 MÜSİAD Brüksel Temsilciliği Açı çılışı ışı 2 Ekim 2013, Rönesans Otel T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,.... T. C. ve Belçika Krallığının Saygıdeğer Temsilcileri, 1 2 STK ların Çok Kıymetli

Detaylı

01.01.2012. www.konutkredisi.com.tr

01.01.2012. www.konutkredisi.com.tr Türkiye'nin ilk konut çöpçatanı Tüketici ile bankaların arasını bulan bir çöpçatan gibi çalışıyor. Türkiye de büyüme potansiyelinin en yüksek olduğu piyasalardan biri de şüphesiz konut. Dünyada 2008 de

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI

3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI Yrd. Doç. Dr. Turgay CİN* 3647 SAYILI ve 2008 (3647/2008) TARİHLİ YUNANİSTAN VAKIFLAR YASASI VE UYGULAMALARI Ortodoks Hıristiyanlık hukukunda vakıf var mı, yok mu, bir sorgulayın. Birinci sorum bu Hıristiyan

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani:

Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Plani: Entegrasyon Ulusal Entegrasyoun siyasetinin Plani motoru Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani: Stand

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ 2014 OCAK SEKTÖREL YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörü, ekonomiye döviz girdisi, yurt dışında istihdam imkanları, teknoloji transferi ve lojistikten ihracata

Detaylı

BAKA BULUŞMALARI -I-

BAKA BULUŞMALARI -I- BAKA BULUŞMALARI -I- Onur Konuğu Isparta Belediye Başkanı Y. Mimar Yusuf Ziya GÜNAYDIN Tarih 01 Ekim 2010 Cuma Saat 10:00 Katılımcılar Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri ve Uzmanları Batı Akdeniz

Detaylı

Değerli İhracatçılar, Değerli Basın Mensupları,

Değerli İhracatçılar, Değerli Basın Mensupları, Sayın Başbakanım, Değerli Bakanlarım, Değerli İhracatçılar, Değerli Basın Mensupları, 26 ihracatçı sektörümüzdeki, 61 bin ihracatçımızın temsilcisi Türkiye İhracatçılar Meclisi nin Sektörler Toplantısı

Detaylı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? Dr. Fatih Macit, Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi, HASEN Bilim ve Uzmanlar Kurulu Üyesi Giriş Türk Konseyi nin temelleri 3 Ekim 2009 da imzalanan Nahçivan

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

tepav PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞÜN ÖTEKİ YÜZÜ Ocak2015 N201501 DEĞERLENDİRMENOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞÜN ÖTEKİ YÜZÜ Ocak2015 N201501 DEĞERLENDİRMENOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı DEĞERLENDİRMENOTU Ocak2015 N201501 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Ayşegül Aytaç 1 Araştırmacı, Ekonomi Çalışmaları PETROL FİYATLARINDAKİ DÜŞÜŞÜN ÖTEKİ YÜZÜ Petrol fiyatları, 2014 yılının

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44 i Bu sayıda; Ekim ayı enflasyon verileri, Eylül ayı dış ticaret verileri; TİM Ekim ihracat verileri değerlendirilmiştir. i 1 2012 de Türkiye

Detaylı

Bu bölümde A.B.D. nin tarihi ve A.B.D. hakkında sıkça sorulan konular hakkında genel bilgilere yer verilmektedir.

Bu bölümde A.B.D. nin tarihi ve A.B.D. hakkında sıkça sorulan konular hakkında genel bilgilere yer verilmektedir. - 1 - I. A.B.D. HAKKINDA GERÇEKLER Bu bölümde A.B.D. nin tarihi ve A.B.D. hakkında sıkça sorulan konular hakkında genel bilgilere yer verilmektedir. 1- Genel bakış A.B.D. nin değişen nüfus yapısı: http://usinfo.state.gov/journals/itsv/0699/ijse/ijse0699.htm

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

Cumhurbaşkanı Konuşması

Cumhurbaşkanı Konuşması Cumhurbaşkanı Konuşması Lefkoşa,KKTC 07 Mart 2011,Pazartesi Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu Cumhurbaşkanı Sayın Dr.Derviş Eroğlu nun Alaköprü Barajı Temel Atma Töreni nde Yaptıkları Konuşma Sayın Başbakan,

Detaylı

5 Dk. Ülke Ile Ilgili Giriş Konuşması. Değerli katılımcılar hepinizi ülkem adına saygıyla selamlıyorum,

5 Dk. Ülke Ile Ilgili Giriş Konuşması. Değerli katılımcılar hepinizi ülkem adına saygıyla selamlıyorum, 5 Dk. Ülke Ile Ilgili Giriş Konuşması Değerli katılımcılar hepinizi ülkem adına saygıyla selamlıyorum, Beşinci yılını dolduran Suriye Krizi, küresel bir meseledir doğudan batıya; güneyden kuzeye hepimizi

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

"Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde"

Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde "Kentsel Dönüşümün Anahtarı Kooperatiflerde" 16 Ağustos 2014 Haber Linki: http://www.egemetropolgazetesi.com/haber/kentsel-donusumun-anahtari-kooperatiflerde-17554.html S.S. Batı Anadolu Konut Yapı Kooperatifleri

Detaylı

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim,

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim, Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Sayın Bakanlarım, Valim 15 Ekim 2015, İzmir Sayın MV'lerim, Değerli MÜSİAD Üyeleri ve MÜSİAD Dostları, Değerli Basın Mensupları, MÜSİAD İzmir Şubemizin düzenlediği

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

GAZ ANTEP KOLEJ VAKFI ÖZEL OKULLARI

GAZ ANTEP KOLEJ VAKFI ÖZEL OKULLARI ANAOKULU LKOKUL ORTAOKUL ANADOLU L SES FEN L SES CEM L ALEVL KOLEJ GAZ ANTEP KOLEJ VAKFI ÖZEL OKULLARI ÖĞRENCİNİN Adı : Soyadı : Sınıfı : Eylül 2013 Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe 2 Eylül 2013 Pazartesi

Detaylı

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 PLANLAMAYI GEREKTİREN UNSURLAR Sosyalist model-kurumsal tercihler Piyasa başarısızlığı Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları 2

Detaylı

1- EKER: Doktorların Kırmızı Ete Özür Borcu Var Hayvancılık Akademisi - AA 17.09.2014

1- EKER: Doktorların Kırmızı Ete Özür Borcu Var Hayvancılık Akademisi - AA 17.09.2014 1- EKER: Doktorların Kırmızı Ete Özür Borcu Var Hayvancılık Akademisi - AA 17.09.2014 Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, yumurta, tereyağı ve kırmızı et tüketiminin kalp ve damar hastalıklarını

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Bu yıl 2.si düzenlenen Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu nda Akbank adına sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Bu yıl 2.si düzenlenen Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu nda Akbank adına sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Sayın Bakan, Değerli Konuklar, Bu yıl 2.si düzenlenen Euromoney Türkiye Finans ve Yatırım Forumu nda Akbank adına sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Forumun Türkiye hakkındaki genel

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 21 Ekim 2005 A company of ( Kadınlar dan hatırlatma) Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mart 2012, No: 26

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mart 2012, No: 26 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mart 2012, No: 26 Bu sayıda; 2011 yılı İşgücü ve İstihdam Rakamları değerlendirilmiştir. i İşsizler Tarım sektörüne mi gizlendi? 2011 yılı işsizlik oranı

Detaylı

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan,

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan, Yücel Terkanlýoðlu Onaylayan Administrator Cumartesi, 23 Þubat 2008 Son Güncelleme Pazartesi, 27 Ekim 2008 Besteciler.org HTML clipboard Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM. GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER

KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM. GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER KKTC de EĞİTİM ve ÖĞRENİM GÖRÜŞLER ve ÖNERİLER Prof.Dr. Ufuk TANERİ, IOM, HE 2003-03-14 Eğitim-Öğrenim Doğuş anı ndan başlayıp Ömür Boyu süren bir Süreç, yüzyılımız ve gelecek nesiller beklentilerinin

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu DÜNYA EKONOMİSİ Teknoloji, nüfus ve fikir hareketlerini içeren itici güce birinci derecede itici güç denir. Global işbirliği ağıgünümüzde küreselleşmişyeni ekonomik yapının belirleyicisidir. ASEAN ekonomik

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ MİSYON ÇALIŞMASI Tablo 1. Misyon Çalışması Sonuçları Konsolide Misyon Sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refahı arttırmak için, mali disiplin içerisinde, kaynakların

Detaylı

AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI

AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI AKP, Kendinden Önceki 42 Hükümetin, 56 Yılda Kullandığı Paranın 2 Katından Fazla Parayı 10,5 Yılda Kullandı Türkiye de, çok partili

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

Dünya ekonomisinde kartlar yeniden karılıyor!

Dünya ekonomisinde kartlar yeniden karılıyor! Dünya ekonomisinde kartlar yeniden karılıyor! Çin ABD savaşı kızışıyor. AB ile TTIP görüşmelerini sürdüren ABD`nin, TPP`yi olumlu sonuçlandırarak, Çin`in bölgede artan etkinliğini dengelemek açısından

Detaylı

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi,

Şöyle ki ; Etnik köken olsaydı Bir şiir yüzünden yere düşen yiğidi %85 oy ve Üç Millet Vekili ile Parlamentoya gönderilmezdi, BELEDİYEDE II.SELİM DÖNEMİ Merhabalar ;Bildiğiniz gibi genelde mali konularda yazılar yazarak sizleri bilgilendirmekteyim Ancak;Bu günkü konumu siyasi içerikli olarak yerel seçim sonuçlarına ayırdım, Öncelikle

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

NİTELİKLİ EĞİTİMİN TOPLUMUN REFAH SEVİYESİNE ETKİSİ. Prof.Dr. Muammer Kaya, ESOGÜ Rektör Adayı, mkaya@ogu.edu.tr

NİTELİKLİ EĞİTİMİN TOPLUMUN REFAH SEVİYESİNE ETKİSİ. Prof.Dr. Muammer Kaya, ESOGÜ Rektör Adayı, mkaya@ogu.edu.tr NİTELİKLİ EĞİTİMİN TOPLUMUN REFAH SEVİYESİNE ETKİSİ Prof.Dr. Muammer Kaya, ESOGÜ Rektör Adayı, mkaya@ogu.edu.tr Öncelikle nüfusa ve bu nüfusun ne kadarının genç olduğunu anlatan rakamlara bakalım 2013

Detaylı

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI Kahramanmaraş ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yıldönümü törenlerle kutlandı. Valilik Kavşağında gerçekleştirilen kutlama törenleri, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet

Detaylı

2nci Ulusal Pamuk Zirvesi Türkiye de pamuk Üretiminin Geleceği 17-18 Mart 2012, Şanlıurfa SONUÇ BİLDİRGESİ

2nci Ulusal Pamuk Zirvesi Türkiye de pamuk Üretiminin Geleceği 17-18 Mart 2012, Şanlıurfa SONUÇ BİLDİRGESİ 2nci Ulusal Pamuk Zirvesi Türkiye de pamuk Üretiminin Geleceği 17-18 Mart 2012, Şanlıurfa SONUÇ BİLDİRGESİ Pamuk sektörünün tarımı, ticareti ve sanayisi ile ülkemiz insanı ve ekonomisi için çok büyük öneme

Detaylı

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması 45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması İktisadi Kalkınma Vakfı nın Sayın Başkanı, Sayın Büyükelçiler, Kıymetli basın mensupları Hanımefendiler

Detaylı

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8 1/11 ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor 1. Batıya Erken Açılan Kent Selanik 1.Atatürk ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder. 2. Mustafa Kemal Okulda

Detaylı