ESKİ TÜRK EVİ NİN BUTİK OTELE DÖNÜŞÜMÜNDE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER (SAFRANBOLU EVLERİ VE SOĞUKÇEŞME SOKAĞI KARŞILAŞTIRMALAR DAHİLİNDE)

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ESKİ TÜRK EVİ NİN BUTİK OTELE DÖNÜŞÜMÜNDE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER (SAFRANBOLU EVLERİ VE SOĞUKÇEŞME SOKAĞI KARŞILAŞTIRMALAR DAHİLİNDE)"

Transkript

1 ESKİ TÜRK EVİ NİN BUTİK OTELE DÖNÜŞÜMÜNDE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER (SAFRANBOLU EVLERİ VE SOĞUKÇEŞME SOKAĞI KARŞILAŞTIRMALAR DAHİLİNDE) SANATTA YETERLİK TEZİ Y. Mimar İlknur YÜKSEL Anabilim Dalı: İç Mimarlık Tez Danışmanı: Prof. Dr. Onur ALTAN ŞUBAT

2 İÇİNDEKİLER TABLO LİSTESİ ÇİZİM LİSTESİ RESİM LİSTESİ GİRİŞ 1. TANIMLAR 1.1. Turizm 1.2. Otel 1.3. Butik Otel 1.4. Türk Evi 1.5. Koruma Koruma Teknikleri Sağlamlaştırma Bütünleme (Reintegrasyon) Yenileme (Renovasyon, Rehabilitasyon) Çağdaş Ek Yeniden yapım (Rekonstrüksiyon) Temizleme Taşıma Arkeolojik Restorasyon Korumada Malzeme 1.6. Değişim-Dönüşüm (Yeniden Kullanım) 1.7. Sürdürülebilirlik 2. TÜRK EVİ 2.1. Türk Evi Mekan Organizasyonu Sofa Sofasız Dış Sofalı İç Sofalı Oda Hayat Çıkmalar Haremlik-Selamlık Gusülhane Hamam Avlu-Bahçe Mutfak Kiler Çamaşırhane Harem-Selamlık Merdivenler Kapı Tavan Ahır, samanlık, ambar Renk 2.2. İstanbul Evi 2

3 Konak Köşk Kasır Yalı Saray 2.3. Safranbolu Evi 3. BUTİK OTEL 3.1. Otel Organizasyonu Operasyonel bölümler Ofisler 3.2. Yasa ve Yönetmelikler 4. TÜRK EVİNİN OTEL OLARAK YENİDEN KULLANIMI 4.1. Mekansal Dönüşüm 4.2. Yapı Sistemi 4.3. İşlevsellik 4.4. Tasarım 4.5. Çevre 4.6. Teknoloji 4.7. Malzeme 4.8. Yasa ve Yönetmelikler 4.9. Yeniden Kullanıma İlişkin Örnekler ve Analizi Soğukçeşme Sokağı nın Otel Olarak Yeniden Kullanımı Ayasofya Konakları Konukevi Safranbolu Evleri nin Otel Olarak Yeniden Kullanımı Havuzlu Asmazlar Konağı Hacımemişler Konağı Hatice Hanım Konakları Mehveş Hanım Konağı Kabakçılar Bağ Evi Saraçlar Şehir Evi 5. KARŞILAŞTIRMA-SORUNLAR-ÖNERİLER 6. SONUÇ KAYNAKLAR EKLER GİRİŞ Türkiye, binlerce yıllık bir geçmişe dayanan zengin uygarlıkların yaşadığı bir ülke olarak insanlığın kültürel mirasının korunması konusunda evrensel sorumlulukları yüksek olan ülkelerin başında gelmektedir. Kültür mirasının korunmasındaki önemi sadece geçmiş değerlerimizi gelecek kuşaklara tanıtabilmek amacıyla sınırlandırılamaz. Geçmiş birikimin geleceğin yaratılmasında en önemli kaynak olarak değerlendirilmesi yaşamsal bir zorunluluktur. Kişilikli bir toplum olarak gelişebilmek için ulusların kültürel kimliklerini yeni yaşam çevreleriyle entegre etmeleri önem kazanmaktadır. 3

4 Mimarlıkta ve şehircilikte ulusal ve tarihsel değerleri dikkate almadan gerçekleştirilen modern oluşumlar toplumda yabancılaşmayı süratlendirmektedir. Farklı kültürlerin kültürel mirasını, aynı dikkat ve saygınlık içinde korumak, globalleşen dünyada barış ve kardeşlik duygularının kökleşmesini sağlayacak, hem de farklı kültürlerin birbirlerine olan etkileşimi ile zengin ve çok renkli bir kültür mozaiğinin gelişmesinde itici bir güç oluşturacaktır. Ülkemizde bu güne kadar 2425 adet arkeolojik sit, 269 adet doğal sit, 146 adet kentsel sit, 17 adet tarihi sit olmak üzere 2857 adet sit alanı ile adet korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı tescil edilmiştir. 1970'li yıllardan beri uluslararası platformlarda yoğunlaşarak sürdürülen çabalarda ülkemiz de yerini almıştır. UNESCO' ya üye ülkelerle birlikte ülkemizin de 1983 yılında benimsediği "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi" hükümlerine göre taraf devletler toprakları dahilindeki kültür ve doğa varlıklarının korunmasını taahhüt etmiştir. 7. TANIMLAR 7.1. Turizm 20.y.y. da kolektif turizmin şahsi turizmin yerini alması, 20.y.y. turizminin ilk özelliklerinden biri olmuş. Bu dönemde yeni konaklama imkanları (kamping, çadır, köy, apart oteller, tatil kolonileri ve köyleri, vagon evler vb.) modern turizme geniş imkanlar ve seçenekler sağlamıştır. Kentin büyümesi sürecinde, şehirsel fonksiyonlar dengesi devamlı şekilde değişim sürecine girmektedir. Bu dinamizmin ulaşamadığı tarihi kent bölgeleri ise zaman içinde yıpranma sürecine girerler. Bu süreci durdurup, tersine çevirecek en önemli etkenlerden birisi Kentsel Turizmdir lerde turizm kavramında değişimlerin meydana gelmesi ve tarihi kentlerin önem kazanması ile kentsel turizm olgusu ön plana çıkmaktadır. Kentsel doku, kentsel mekan ve tarihi yapılara gerçek yapısal ve estetik özelliklerini kaybettirmeden turizm amaçlı işlevlerin verilmesi önem kazanmaktadır. Kentsel Turizmin tarihi kent alanlarına etkisi dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde görülen kent mekanındaki transformasyon süreci İstanbul da da yaşanmış ve yaşanmaktadır. Tarihi çevreyle güçlü ekonomik mekanların yakın etki alanı içinde olması, bu çevrenin kırsal alanlardan gelen yoksul kitlelerin yerleşme alanları olmasına yol açmıştır. İstanbul un metropolitenleşme süreci sonunda bu alanlarda alan ve yapı kullanma eğilimi değişmiş, konut olarak konut alanları, işlevsel ilişkiler ve ulaşım sisteminde görülen farklılaşmalar sonucunda azalmıştır. Yapı ve çevre standartlarındaki değişim sonucunda bölgede çok yüksek oranda kullanılmayan boş yapı ortaya çıkmıştır. Yerli halk geleneksel yaşam tarzına göre konut kullanımını devam ettirirken, sonradan yerleşen grup konutların yapısını değiştirmekte, üst katları pansiyon olarak değerlendirmektedir. Bu farklılık konutların iç mekan organizasyonuna yansımaktadır. Mekan sadece turistik merkez olarak görülüp, konutlardan arındırılıp bir otel ve eğlence merkezine dönüştürüldüğü taktirde yaşamayan bir yer haline gelebilmektedir. Sürdürülebilirlik açısından özellikle gece canlılığını sağlayacak ve burayı boş şehir olmaktan kurtaracak olan ailelerin oluşturduğu konut nüfusunun buradan uzaklaşmaması gerekmektedir. 1 Yerellik kavramı da giderek turizmin öncelikli tüketim malzemesi haline gelmiştir. Yerellik coğrafi bir gerçek olmaktan çok; kurulmuş bir sanallık, yapay kimlik oluşturmada bir pazarlama tekniği olarak ele alınmaktadır. Değişense, yerellik kavramının coğrafya ve kültürle kurduğu doğrudan referans ilişkisinin yok edilmiş olmasıdır. Turizmin içinde geliştiği çevre ne tek başına fiziksel ve doğal ne de tarihi sitlerden oluşan bir çevredir. İnsanların ekonomik ve sosyal yaşamları, gelenekleri ve yaşam biçimleri kötü planlanmış bir turizmden kötü etkilenebilir. Çevrenin taşıma kapasitesinin limitlerini koruyabilmek önemlidir. Karşılık vermekte güçlük çekilen yoğun talepler ve aşırı yükleme çevreye zarar verebilir. İnsanların eskiye olan eğilimleri, tutkuları ile değerlendirilmesi de turizmde çok önemli bir kaynağı oluşturmaktadır. Turizmin ekonomik boyutlu oluşu yanında sosyal olay olması, insanın duygu, düşünce ve isteklerinin tatmin edilmesi zorunluluğu getirir. İnsanların eskiye olan ilgilerinin 1 KAZANCIOĞLU Nuray, Kentsel Turizmin Tarihi Konut Alanlarına Etkileri ve Zeyrek Bölgesinin Kentsel Turizm Açısından Değerlendirilmesi, TEZ,

5 başlangıç noktalarını genellikle geride, kendisinden, özünden bir şeyler bırakma arzusu, din ve merak gibi öğeler oluşturmuştur. İnsanların eskiye dönük özlemlerini gidermek için aşağıdaki olanaklardan yararlanılır: 1. Arkeolojik kalıntılar a. kazı alanları b. müzeler 2. Eski yerler, tarihsel çevre 3. Eski eşyalar, çeşitli el işleri 4. Folklor 5. Yeşil alanlar, milli parklar Turizmin gelişmesi iki türlü fayda sağlar. Birincisi şehrin veya bölgenin özgün olduğunun vurgulanması, ikincisi sitlerin eşsiz atmosferinin daha geniş alanlara kanalize edilmesi ve bu yolla potansiyel olarak o şehir veya bölgede turizmin gelişmesine yardımcı olacak unsurların artmasıdır. Turistik yatırımlar için sit in seçimi sürecinde her zaman aşağıdaki noktalar dikkate alınmalı; - Fiziksel çevreye ait veriler - Sosyo-kültürel veriler - Ulaşıma ait veriler - Bölgenin kapasitesi - O bölgedeki tesislerde hizmet verilecek turistin özellikleri ve talepleri - O bölgedeki yatırımlar - Bölgenin turizm olanakları - Yapılacak tesislerin büyüklüğü Fakat bu süreç boyunca göz önünde tutulması gereken iki nokta; - Doğal ve tarihi yapıyı korumak - Şehrin sosyo-kültürel, doğal, fiziksel veriler doğrultusunda statik potansiyelleri ve turist tipini belirlemek. Tarihi ve kültürel değerler birbirleri ile kaynaşmış ve bir bütün halinde algılanmalıdır. Bugün kültürel ve tarihi değerler turizm kavramı içinde önemli yer tutmaktadır. Tarihi değer kavramı geniş kapsamlıdır. İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze ulaşan tüm veriler bu değerler içinde yer alır. Kültür ise toplumların çok uzun süreç içinde bıraktıkları maddi ve manevi anlamlardır. Tarihi birikim içinde kültürel değerlerle zenginleşip çeşitlenirler. Yapı tek başına değil, çevresi ile birlikte korunmalı ve değerlendirilmelidir. Bu nedenle yapı ve çevresi her anlamda birlikte gözden geçirilmelidir. Yapının çevre ile ilişkileri zamanla değişir. O değişmeyi bir emrivaki olarak kabul etmek, bugünkü anlayışa göre doğru değildir. Onu da kontrol etmek gerekir. Almanya Fransa İsviçre Avusturya Hollanda Tarihi çekiciler Deniz, kum, güneş Kent merkezi yoğunluluk Bir dizi çekim merkezli turda bir çekim merkezli olarak TABLO 1: Tur operatörleri açısından Türkiye deki tatil programlarının ana özellikleri Avrupa da yer alan beş ülke üzerinde yapılan araştırmaya göre ülkemizdeki tatil programlarını saptarken tarihi çekicilerin önde geldiği gözlenmiştir. Daha sonra deniz, kum, güneş tercih edilirken, kent merkezleri veya bir bölge merkezi özellikleri turistlerin ilgisini çekmektedir. 2 (Tablo 1) 7.2. Otel Birçok ülkede otel ödeme karşılığında seyahat edenlere yatak ve yemek hizmeti gibi iki temel servis sunan, umumi bir tesistir diye tanımlanır. 2 ÖZGÜVEN Safiye, Tarih-Kültür Varlıkları Eski Yapıların Korunması, Yeniden Kullanımı ve Turizm Açısından Önemi (Özgün bir örnek, Soğukçeşme Sokağı ve evleri), Y. Lisans Tezi, İstanbul

6 Turizm Dayanışma Vakfı ndan çıkan Turizm Tesisleri Yönetmeliği nin 19. maddesinde oteller Asıl fonksiyonu müşterilerin geceleme ihtiyaçlarını sağlamak olan, bu hizmetin yanında yeme-içme, spor ve eğlence ihtiyaçları için yardımcı ve tamamlayıcı birimleri de bünyelerinde bulundurabilen tesislerdir. Otelciliğin gelişimi, insanların tatil ihtiyaç ve beklentilerinin gelişimine paralel olarak seyretmiş ve bu durum turizm ürünleri sayılarının ite inin, çeşitlerinin de artmasına sebep olmuştur. Bunlar tatil köyleri, tatil otelleri, iş otelleri, spa otelleri, temalı oteller, design oteller, butik oteller, art oteller vb. gibi farklı tasarım anlayışlarına ve/veya sundukları hizmete göre sınıflandırılmış tesislerdir. 19.y.y. da basılan seyahat rehberleri modernleşen turizmi kolaylaştırmış. Zaman geçtikçe 17. ve 18.y.y. ın küçük konaklama birimleri, yerlerini daha büyük otellere bırakmıştır. İstanbul otel endüstrisi büyümüş olmasına rağmen başlıca Avrupa şehirleri ile karşılaştırıldığında yeterli büyüklüğe ulaşamamış olduğu görülür. Avrupa Birliği, İstanbul un ismini uluslar arası arenada daha fazla duyulur hale getirmiş bu sayede geçtiğimiz iki yılda şehir, sayısız uluslar arası organizasyona evsahipliği yapmıştır. Artan iş hacmi otellere olan talebin de artmasına sebep olmuştur. Artan talep, işletmeciler dışında hem uluslar arası hem de yerel yeni otel işletmeci ihtiyacını beraberinde getirmektedir. Kentin büyüklüğü ve ulaşımda yaşanan sorunlar nedeniyle turistler genel olarak şehrin merkezinde veya geliş amaçlarına paralel yakın noktalarda konaklamak istemektedir. Bunun sonucunda otellerin çoğu iç bölgelerde kümelenmektedir. Bu da tarihi kent merkezine yakınlık anlamına gelir. Venedik Tüzüğü nde, çok gerekli olmadıkça fonksiyon değişikliklerine gidilmesine karşı çıkılıyor. Şehrin tarihi çevresinin insandan arındırılarak sadece turizm için bir dekor olmasına itiraz edilir. İstanbul da tarihi yarımada otelleri, şehrin tarihi ve turistik alanlarına yakınlığına avantajlarını kullanmaktadır Butik Otel Konaklama tesislerinde kimlik adeta bir program girdisi gibi yapının Pazar değerini, işletme verimliliğini etkileyen bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Yapının anlamsal dışavurumu, doğrudan çekiciliğini, farklılığını ve tüketim objesi olarak Pazar değerini etkileyen bir unsur olarak meşruiyet kazanmaktadır. Butik otel kavramı dünyada giderek yayılan turizm işletmeciliği uygulamalarındandır. Bu otel tiplerinin yaygınlaşmasının ardında, müşterinin şıklık ve konforu bir arada bulabilmesi, yüksek kalitede kişiye özel hizmet sunularak müşterilerin kendilerini evinde hissetmelerinin sağlanmaya çalışılması ve az sayıda oda kapasitesine sahip olmasına rağmen üst gelir gruplarından turistleri çekebilmesinin bir sonucu olarak yüksek gelir elde edilebilmesi gibi sebepler yatmaktadır. Bugün Türkiye de toplam 500 butik otel bulunmaktadır ve bu sayı yeni yatırımlarla hızla artmaktadır. Bire-bir ve yoğun ilişkiler kurularak ihtiyaç ve istekleri öğrenilen müşterilere kişiye özel hizmetin sunulmaya ve uzun dönemli ilişkilerin oluşturulmaya çalışıldığı ilişki pazarlaması uygulamalarının butik otellerde mi yoksa 5 yıldızlı otellerde mi daha etkin yapıldığının ölçülmesi ve bu oteller arasında müşteriler tarafından algılanan farklılıkların değerlendirilmesi yapılmıştır. 100 adet anket Alaçatı daki butik otellerde konaklayan müşteri grubu ile, diğer 100 adet anket ise Çeşme deki 5 yıldızlı otellerde konaklayan müşteri grubu ile olmak üzere, toplam 200 adet anket uygulanmıştır. Araştırma kapsamında yer alan otellerde konaklayan müşterilerin cinsiyet dağılımına bakıldığında, butik otel müşterilerinin % 60 ının kadın, % 40 ının erkek olduğu görülmektedir. 5 yıldızlı otellerde ise müşterilerin % 44 ünü kadınlar, % 56 sını erkekler oluşturmaktadır. Müşterilerin yaş dağılımına bakıldığında ise; butik otellerde yaş grubu müşteriler %49 ile en yüksek orana sahipken, 5 yıldızlı otellerde yaş grubu müşteriler % 49 ile en yüksek orana sahiptir. Yine araştırma kapsamında yer alan otellerde konaklayan müşterilerin eğitim durumlarına bakıldığında, butik otellerde konaklayan müşterilerin % 40 ının lisans eğitimi ve % 37 sinin de lisanüstü eğitimi aldığı, 5 yıldızlı otellerde konaklayan müşterilerin % 37 sinin lisans ve % 28 inin ise önlisans eğitimi aldığı 3 BERSE Ömer Enes, Tarihi Yarımada İçerisinde Yer Alan Çeşitli Kamu Taşınmazlarının Turizme Tahsisi İle Elde Edilecek Değerin Tespiti, Y. Lisans Tezi, 2008, Danışmas: Yrd. Doç. Dr. Hakan YAMAN 6

7 görülmüştür. Müşterilerin meslek dağılımlarına bakıldığında ise; butik otelleri tercih eden müşterilerden birinci sırayı % 17 ile mühendisler, ikinci sırayı % 16 ile öğretim üyeleri ve üçüncü sırayı % 12 ile finans sektöründe çalışanların oluşturduğu görülmüştür. 5 yıldızlı otellerde ise birinci sırayı % 18 ile finans sektöründe çalışanlar, ikinci sırayı % 17 ile mühendisler ve üçüncü sırayı % 12 ile serbest meslek sahibi müşterilerin oluşturduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamında yer alan otel müşterilerinin konakladıkları oteli tekrar tercih sayılarının dağılımına bakıldığında, butik otel müşterilerinin % 28 ile % 29 u konakladıkları otelleri 3. kez ve 4. kez tercih ederken, 5 yıldızlı otel müşterilerinin % 35 inin 2. kez aynı oteli tercih ettiği görülmektedir. Butik otellerde personel hizmetiyle ilgili sorulara verilen cevapların ortalamalarının yüksek olması bu otellerin bireyselleştirilmiş hizmet gibi önemli bir ilişki pazarlaması uygulaması açısından daha başarılı olduğunu göstermektedir. Otel odası açısından butik otel lehine anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Müşterilerin butik otellerde kendilerini evlerinde gibi hissetmeleri, otel odasının müşteri istek ve ihtiyaçları doğrultusunda düzenlenmesi gibi farklı hizmetlerin butik oteller tarafından sunulması, bu hizmet unsuru açısından butik otelleri 5 yıldızlı otellerin önüne geçirmektedir. Otelin kendine özgü bir mimariye sahip olması, ulaşımın kolay olması ve otelde huzurlu bir ortamın bulunması açısından butik otel müşterilerinin 5 yıldızlı otel müşterilerine göre anlamlı biçimde daha fazla memnun kaldığı görülmüştür. Yemek kalitesi ve yemeklerin çeşitliliği açısından 5 yıldızlı otel restoranlarının butik otellere göre daha ileride oldukları, 5 yıldızlı otel müşterilerinin butik otel müşterilerine göre sunulan yemek kalitesinden daha fazla memnun kaldıkları görülmüştür. İlişki pazarlaması yaklaşımının odağında, müşteriyle yakın ilişkilerin kurulması ve uzun dönemli ilişkilerin geliştirilmesi amaçları yer almaktadır. Bu yaklaşıma göre, yeni müşteri elde etmek firma performansı için sadece bir ara basamak iken, asıl amaç, mevcut müşterilerle yakın ilişkiler kurmak, geliştirmek ve sürdürmektir. Özellikle hizmet endüstrisinde, müşterilerin sunulan hizmetten ortalama düzeyde bir memnuniyet elde etmeleri, müşterilerin tekrar aynı işletmeyi tercih etmelerinde ve müşteriyle kurulmak istenen uzun dönemli ilişkiyi yaratmada etkili olsa bile yeterli değildir. İlişki pazarlaması yaklaşımları yardımıyla, sunulan hizmetten çok memnun kalan müşterilere sahip olmak ve onların bir sonraki satın alma kararlarında yine aynı işletmeyi tercih etmesi mümkün olabilir. Hizmet sektöründe, müşteriyle bire-bir ve yakın ilişkilerin kurulması açısından personel hizmeti ve otel yönetiminin müşterilere sunduğu hizmet unsurlarının ilişki pazarlaması uygulamalarının temelini oluşturduğu savunulabilir. Elde edilen bulgular butik otellerin 5 yıldızlı otellere göre personel hizmeti ve otel yönetiminin sunduğu hizmetler açısından daha üstün olduğunu göstermektedir. Buradan hareketle butik otellerin 5 yıldızlı otellere göre ilişki pazarlaması uygulamaları açısından daha ileri bir noktada olduğu söylenebilir. Bununla bağlantılı olarak, müşterilerin konakladıkları otelleri tekrar tercihlerine bakıldığında, butik oteller 3. kez ve 4. kez tercih edilirken, 5 yıldızlı otellerin çoğunlukla 2. kez tercih edildikleri görülmüştür. Bu bulgular, butik otellerin 5 yıldızlı otellere göre hem müşteriyle uzun dönemli ilişkiler kurmak bağlamında daha başarılı olduğunun, hem de müşteriyi çok memnun edecek seviyede kişiselleştirilmiş hizmetler sunabildiğinin işaretleridir. Butik otellerin karlılık düzeylerinin yüksek olması, üst gelir gruplarından sadık bir müşteri kitlesine yönelmesinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan, 5 yıldızlı otellerin müşterileri ise, büyük çoğunlukla, kârlı müşteri, büyüyebilecek müşteri ve kâr getirmeyen müşteri olarak ayrışmaktadır. Yakın ilişkiler ve kişiye özel hizmet ise, doğaldır ki, genellikle az sayıda müşteriden oluşan karlı müşteri grubuna sağlanmaktadır. 5 yıldızlı oteller hakkında elde edilen verilere bakıldığında, müşterilerin çoğunlukla bire-bir ve yakın ilişkilerin kurulması, adlarının ve özel isteklerinin bilinmesi, bir sonraki gelişinde hatırlanması ve personel hizmetleri açısından butik otel müşterileri kadar memnun olmadığı görülmektedir. Bu durum, 5 yıldızlı otel müşterilerinin çok az bir kısmının kar getiren müşteriler olarak görüldüğünü ve bu tür bir hizmetin çok küçük sayıdaki bir müşteri grubuna sunulduğunu ortaya koymaktadır. Bu da 5 yıldızlı otellerde sadık müşteri kitlesinin yaratılmasını ve bu kitlenin önemli rakamlara ulaşmasını olumsuz yönde etkilemektedir. 5 Yıldızlı otel yöneticileri, müşteri portföyü ayrımlarını yaparken büyüyebilecek müşteri grubunu daha iyi tanımlamaya çalışmalı ve bu yönde müşteri bilgisi oluşturmaya girişmelidir. 5 yıldızlı otellerde 7

8 sunulan bazı eğlence ve spor gibi tesis altyapılarına sahip olmasa da, butik otel uygulamalarının müşterilerin bireysel gereksinmelerine uygun hizmetle ve ilişki pazarlaması yaklaşımlarını barındıran uygulamalarıyla, üst düzey müşteri memnuniyeti seviyelerine ulaşmak ve uzun dönemli ilişki kurmak bağlamında görece daha başarılı olduğu söylenebilir. Konaklama sektöründe, ilişki pazarlaması temelinde müşteriyle kurulan yakın ilişkilerin ve sunulan kaliteli hizmetin müşteri sadakati ve memnuniyetini sağlamak konusundaki etkileri bulgularla desteklenmektedir. Bu durum, aynı zamanda, günümüzde yakın ilişkilerin kurulmasını ve kişiye özel hizmetin sunulmasını talep eden bir müşteri kitlesinin oluştuğunu da ortaya koymaktadır. Müşteri ile işletme arasındaki uzun dönemli ve yakın ilişkilerin kurulabilmesi için 5 yıldızlı oteller tarafından yapılması gereken, bu konuyla ilgili stratejilerin ve uygulamaların geliştirilmesidir. Örneğin, müşteri hizmetlerine daha çok önem vermek, müşteri ilişkileri temsilcilerinin sayılarını ve niteliklerini arttırmak veya müşteri memnuniyetini yükseltmek amacıyla sadece bu konuda yetkili, uzmanlaşmış, eğitim almış ve iletişime açık kaliteli çalışanlardan meydana gelen bir ekip kurmak bunlar arasında yer alabilir. Ayrıca, 5 yıldızlı oteller, müşterilerin bireysel ihtiyaç ve isteklerini göz önünde tutarak, bu gereksinmeleri karşılamayı amaçlayan kapsamlı veri tabanları ve yeni ürün (hizmet) tasarımları geliştirebilir. Öte yandan, butik oteller ise müşterilerin otel hakkında bilgi edinmelerini kolaylaştırmak amacıyla kapsamlı ve etkin internet siteleri oluşturmaya çalışabilir. Müşterilerin doğum günü ve evlilik yıldönümü gibi özel günlerinde müşterilerine yıl içinde mesajlar yollayabilir, özel bazı kampanyaları duyurabilir. Aynı zamanda butik oteller sundukları yemek seçeneklerini ve kalitesini artırarak müşteri memnuniyetini yükseltebilir. 4 İşletmeler çoğu zaman, memnun ve çok memnun müşterilerinin arasında işletmeye sadakat açısından ayrım yapamamaktadır. Memnun kalan müşteriler eğer aynı ya da daha fazla memnuniyet verecek bir başka tedarikçi bulursa onu tercih edebilmektedir. Özellikle, hizmet sektöründe konaklama ve ağırlama alanında bu durum belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Müşteri tatmini sağlanmış olsa bile müşteri başka bir otelde kalmak veya başka bir restoranda yemek yemek isteyebilir. Öte yandan, çok memnun kalan müşterilerin, kendilerini aynı düzeyde tatmin edecek bir başka tedarikçiyi bulma olasılığı çok düşüktür. Bu durumda, müşteriye yüksek memnuniyet yaratan seviyede bir hizmet sunmak müşteri sadakatini de beraberinde getirecektir. Müşteri memnuniyet seviyelerini bu derecede yüksek tutabilmek ise ancak o müşterinin istek ve ihtiyaçlarının öğrenilip kişiye özel hizmetin üretilebilmesi ve yakın ilişkilerle o kişiye verilen değerin gösterilmesi ile mümkün olabilir. Özellikle endüstriyel pazarlarda ve hizmet sektöründe, iş hacmi ve karlılık, arayışta olan ve diğer işletmeleri de tercih eden müşteriler tarafından değil, memnuniyet seviyesi yüksek düzeyde olan ve yine aynı işletmeyi tercih eden sadık müşteriler tarafından sağlanmaktadır. Sadık müşteriler, zaman içinde işletmeden daha çok mal ve hizmet satın almaya başlarlar ve bu müşterilere sunulan hizmetin maliyeti de zaman içinde azalır. Sadık müşteri çoğu zaman satıcıyı diğer olası alıcılara tavsiye eder. İstanbul da ve Türkiye nin diğer kentlerinde butik otel kurmaya elverişli sahalar tarihi dokusu bozulmamış yerler tercih edilmektedir. Aynı zamanda şehir merkezlerinin işadamlarına yönelik hazırlanan residence ler de butik hizmet veriliyor. İstanbul un Tarihi Yarımadası, Kapadokya, Safranbolu, Urfa gibi birçok bölge kendiliğinden butik özelliğe sahip. Butik olmak için yüksek kalite, otantik ve orijinal binalar, iç mimari ve konfor önemlidir. 5 Butik oteller küçük ölçekli olmalarına rağmen, seçkin müşterilerine 5 yıldızlı otel konforunu sunabilmektedir Türk Evi Ev kültürel bir oluşumdur. Onun biçimini ve işlevini ait olduğu kültürel çevre belirler. Koruyucu olma ve güven veren barınak dışında evin kurgusundaki asıl amaç; insanın yaşam tarzına en 4 Araş. Gör. Başak KARAKAŞ, Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü, Yrd. Doç. Dr. Bülent BİRCAN, Yaşar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, İstatistik Bölümü, Yrd. Doç. Dr. Osman GÖK, Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, HİZMET SEKTÖRÜNDE İLİŞKİ PAZARLAMASI: BUTİK OTELLER VE 5 YILDIZLI OTELLER ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA 5 TUROB - Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği.htm 8

9 iyi uyan çevreyi yaratmaktır. Geleneksel Müslüman şehirlerinde dini kısıtlamalar nedeniyle veya savunma gibi bazı ihtiyaçların etkisiyle hareketler sınırlıdır ve kontrol altında tutulur. Toplumsal, ekonomik, kültürel ilişkilerin köy ve kırsal yerleşim birimlerine göre daha karmaşık ve yoğun olan kent yaşamı Osmanlı da aile mâsumiyeti ve mahremiyeti çevresinde gelişen bir mimari karakter ortaya koyar. Kent mimarisinin temel unsurlarının başında evler gelir. Evler belirli anlayışlar çevresinde mahalleleri oluşturur. Evden mahalleye ve semte yönelen bu sürecin tüm aşamalarında aile değerleri etkili olmuştur. Vakfiyelere göre klâsik dönemde saray, yalı, köşk, konak gibi üst düzey mensuplarına ait konutlar haricinde Osmanlı da beş konut tipinden söz edilir: Menzil, hâne (dar, beyt, ev), yehudhâne, müteehhilin odaları ve bekâr odaları. Bunlardan son ikisi dışında diğerleri bugün ev olarak anlaşılan barınağın tüm fonksiyonlarına sahip konutlardır. Bu konutlarda evli barklı, çocuk sahibi veya dul erkek ve kadınlar, normal aile yaşamlarını sürdürmektedirler. Müteehhilîn odaları evli çiftlerin barındığı bir çeşit pansiyonlardır. Bu odaların belgelerdeki planlarında her birinin ayrı ayrı kapıları, sofaları, helâları ve ortak avluları görünmektedir. Yehudhâneler ise Yahudilerin bir arada oturdukları, bir çok evlerden ibaret yerlerdir. Osmanlı dönemi Arap kentlerini çalışan André Raymond özellikle Arap kentlerinde görülen bazı özgün konut tiplerinden söz etmektedir. Bunlar, İstambulli, Kal a lı ev, meşrebiyeli ev, reb, funduk, vekâle, havş. Bu sonuncusu yoksul insanları barındıran halk konutu olarak ilginç bir konut örneğidir. Bu konutların içleri dört ayak yüksekliğinde sefil evlerle dolu ve hayvanlarıyla iç içe, üst üste yığılmış bir sürü yoksul insanı barındıran büyük avlular ya da duvarlar... geniş, kapalı avlular... belirsiz yerleşimler... Bütün pislikler buraya atılır ve nüfusun en yoksul kesimi buradaki viranelerde yaşar, aylık kirası on para tutan bir kulübedir. Tüm mobilya, karıları ve çocuklarıyla üstünde yattıkları bir hasır parçasıdır. Karılarının da, kendilerinin de tek giysisi, basit mavi bir gömlektir. Çocuklar ise ya çıplaktır ya da yırtık pırtık kumaş parçaları vardır üstlerinde. Clerget e göre havşların her birinde otuz ya da kırk aile barınabiliyordu. Bir tür ayrı, küçük köy gibiydi. Klâsik dönemde Osmanlı kentli ailenin kullandığı evin toplumsal kategorilere göre farklılaştığı görülür. Kamu görevlileri ile reâyaya mensup ailelerin evleri arasındaki bu fark ise sadece gelir düzeyini değil kültür düzeyini de ortaya koyar. Bu farka rağmen Osmanlı evinin toplumsal zümreler için ortak boyutlarından söz edilebilir. Bu da büyüklüğü değişebilen avlu ve bahçedir. Avlu ve bahçe ailenin günlük işlerini rahat yapmasını sağlamak üzere dış dünyadan ayrılmış olarak yüksek ve kalın duvarlarla çevrilmiştir. Aileyi toplumun gözü önünden çeken dinsel inançlar mimari tarzı da etkilemiştir. Özel yaşamı dışarıyla yalıtan (soyutlayan) bu anlayışın Osmanlı da da kabul gördüğü gözlenmektedir. Osmanlı evlerinde hayat adı verilen dış dünyayı tümüyle avluda düşünen bir mekan bulunur. iki katlı evlerin ilk giriş katları bahçe duvarının devamı olup penceresiz yapılmıştır. Kalın bahçe duvarıyla çevrili olan evlerin alt katında samanlık, ahır, odunluk, kiler, ambar, aşhane, mutfak, kış odası, fırın damı; üst katta ise divanhane denen ana oda, harem yani iç oda, selamlık yani dış oda, kahve odası ve yaz odası bulunur. Evler cumbalıdır. Kısaca Osmanlı evi iki bölümden meydana gelir: Haremlik ve selamlık. Şer iyye sicillerinin verilerine göre Osmanlı evinin iç bölümleri şöyle bir ayrıntı ortaya koyar: iki göz çatma ambar, tahta odunluk, tahta samanlık, bir ite ini, fırın damı, kiler, sagir aşhâne, hane-i matbah, tabbahâne, taşra oda, bir bâb kış evi, iki bâb fevkânî oda, fevkânî harem odası, bir bâb fevkânî kahve odası, divanhâne, yaz odası, baş oda, harem, üst kat sofası, mabeyn sofası, selamlık, aralık, hamam. Bu bölümlerin alt ve üst katlara dağılımı genellikle şu şekilde olmaktadır: Alt katta samanlık, ahur, kiler, ambar, aşhane-matbah ve bazen kış odası, fırın damı; üst katta ise divanhane yani baş oda, harem yani iç oda, selamlık yani dış taşra oda, kahve odası ve yaz odası bulunmaktadır. Evlerde katlar da dahil olmak üzere ev içi bölümlerin belirtilen ayrıntısı gelir düzeyi ve toplumsal kategorilerin niteliğine göre değişmektedir. Evin iç bölümlerinde toplumsal farklılığı aşan ortak birimler ise ocak, yüklük ve gömme dolapların varlığıdır. Osmanlı aile değerlerinin başında gelen mahremiyetin yol açtığı içe dönük ev kültürü evin sade dekorasyonunda da kendini belli eder. Bu durum yabancı konukların ilk dikkatini çeken boyuttur: 9

10 Odalar sade olarak döşenmiştir. En itibarlı Türk evlerinde sadece bir kaç ayna görülebilir. Kur an insan sûretlerini gösteren tabloları Türklere yasaklamıştır. Duvarlarda kağıt kaplama yerine parlak yağlı boya ile boyarlar. Ekseriya duvarlar çoğu evlerde beyazdır. Tavanlar tahta ile kaplı olup mavi, kırmızı ve sarıya boyanır. Odalar, insanın arkaya rahatça dayanabilmesi için üstünde iki veya üç sıra yastıklı alçak ve geniş sedirlerle donatılmıştır. Sedirlerin üstüne etrafı püsküllerle süslü ekseriya beyaz bir ipek konur. 6 Çok değişkenli kültür birikimlerinin katkıları sonucu, tarımsal düzene geçişle birlikte başlayıp gelişen, konut mimarisinin büyük bir bölümünü ahşap oluşturmaktadır. Ana taşıyıcı sistemi, ahşap malzemeden meydana gelen yöresel mimari olgusunun etkisi ile ahşap yığma, ahşap karkas ve karma yapı tekniklerinde benzer plan düzeninde üretilen evlerin tarihleri 18.y.y dan geriye gidememektedir. S.H. Eldem, ahşap inşaatın tercih edilmesini şöyle ifade eder; Ahşap inşaat, evleri daha ferah, havadar ve aydınlık olmalarına olanak vermekte, çıkmalar, girintiler, büyük saçaklar sorun olmadan uygulanabilmekte, pencerelerin açılmasında bir engel, sınır kalmamakta, duvarlar hava alıp, rutubet olmamaktadır. Ayrıca ahşap evin yıkılması kolay ve enkazı yeniden kullanılabilir. Diğer yapım sistemlerine oranla ahşap sistemler depreme daha çok dayanabilmektedir. Bütün bu etkenlerin yanı sıra, evler Türkler için geçici ikametgah olarak dayanabilmektedir. Bu etkenlerin yanı sıra, evler Türkler için geçici ikametgah olarak anlaşılmasından dolayı kalıcı olmaları önemli olmamakta, aksine kolay tadil edilebilecek, hatta yıkılıp yeniden modaya uygun inşa edilebilecek tarzda olmalarından tercih edilmektedir. Bu saptamalar, ahşap yapı sistemlerinin bazı olumsuz özelliklerine rağmen (yanıcı olma, fiziksel dış etkenlerden kolay etkilenme) yöresel koşulların elverdiği oranda oldukça yaygın yapılmalarının bir gerekçesi olabilir. Farklar yerel malzeme, iklim durumuna uyma zorunluluğu ve yerel yapım tekniklerinin benimsenmesinden doğmuştur. Farklılıklara rağmen evlerde değişmeyen özellik plan tipindedir. Ana katlar her zaman benzer tipte oluşmuşlardır. Bölgesel verilerin sonucu oluşan bu mimari günümüzde Yöresel (Vernaküler) mimari olarak ifade edilmektedir. Ahşap evler de yöresel mimarinin bir parçasıdır. Yöresel mimarinin tanımı; Tarihsel, coğrafi, ekonomik ve toplumsal etkenlere bağlı olarak, belli bir yörenin yapı gelenekleri çerçevesinde üretilmiş, ancak bilinen anlamıyla herhangi bir tarihsel ya da bilimsel sınıflandırmaya konu edilmemiş yapıların tümü diye ifade edilebilir. Bugün mimarlık tarihinde Türk Evi olarak kabul edilen mimari tarz 17. yüzyıl Osmanlı Döneminde kendini gösteren ev tipidir. Ancak belirli bir kalıba oturtmak söz konusu değildir başta mekana ve zamana bağlı olmak üzere Tarih boyunca coğrafi bölgelere ve o evi kullanan insanların farklı etnik kimliklerine göre değişse de belli başlı özellikleri sabit kalır. Bu mimari özellikten bazıları şunlardır; Genellikle çok katlıdır. En az iki kattan oluşur. Ev zemin katları sokağa çoğunlukla açılmaz. Bir bahçe ya da avlu aracılığı ile sokağa çıkılır. Evin esas katı ve gündelik hayatın ağırlıklı olarak geçtiği yer birinci kattır. Bu kat cumbaları aracılığı ile yapıda bir çıkıntı oluşturarak sokağa taşar. Evin iç bahçesi veya avluyla olan ilişkisi yine önemli fonksiyonlardan biridir. Anadolu nun çoğu bölgelerde bu ev-avlu bağlantısı hayat adı verilen ve odaların önünde ve arasında bulunan üstü örtülü açık galeri aracılığı ile olur. Üst katı taşıyan payandaların strüktürsel görüntüsü, bahçe ve avlu tarafında gölgeli hayat ve revaklar, açıktan çıkan merdivenler Türk Evi için karakteristik özellikler arasında yer alır. Ahşap tavanlar, çoğu kere basit bir bindirme tekniği, biraz oyma bir çevre suyu ya da bir göbekle süslenir. Odalarda giriş kısmını ayırmak için seki kullanılır. Dolaplar ve sedirler evlerin vazgeçilmez mobilyaları arasında yer alır. Çatı dört yana eğimlidir ve girintilerden kaçınılmıştır. Saçaklar geniş ve yatay tutulmuştur. Tavan geometrik bölünmüş ve bazen boyayla bezenmiştir. Bu özellikler Türk evinin en önemli ayırıcı niteliğidir. Türk Evlerinin önemli özelliklerinden biri de odaların kullanımıdır. Her oda her işleve uygun şekilde kurulmuştur. Aynı oda yemek yenen, yatılan, misafir ağırlanan oda olabilir. Bunun göçebe toplumun bir parçası olan çadır düzeninden gelen bir alışkanlık olduğu kabul edilir. Bu yüzden odaların ortası genelde boş tutulur. Sedirler odaların kenarına yerleştirilir. 6 Prof. Dr. DOĞAN İsmail, Korumacılığın Geleneksel Kent Kültüründen Çıkarması Gerekli Dersler 10

11 Bu ev türünün ahşap Strüktür+kerpiç dolgu olarak kullanılmasına Hımış denir. Bu yapının sadece kerpiç ahşap ve taş malzemeden yapılmış örneklerine bugün hala Anadolu da rastlamak mümkün. Hımış İnşaatı daha çok Batı Anadolu da Marmara ve Orta Anadolu nun kuzeyinde kullanılır. (Safranbolu, Kütahya, Bursa ve Kula bunların en iyi örnekleridir.) Orta Anadolu daha çok kerpiç esas alınarak kullanılan evi tercih eder. Ahşap Yapı ise daha çok Kuzey Anadolu da görülür. Taş esas alınarak yapılan Türk Evi ne ise daha çok D. Anadolu da, G. Doğu Anadolu da Ayrıca Kayseri ve Niğde de rastlanır. Ev genel olarak bütün halk kesimleri tarafından kullanıldı. Ancak zengin ve fakir ev kendini oda, kat ve süsleme fazlalıklarıyla ayırıyordu. Bu fark en çok İstanbul da hissediliyordu. Eğer yapıda orta kat varsa, genelde alçak kat tercih edilmiş yarım kat veya tam kat olarak kullanılmıştır. Üst katlarda kullanılan pencere çıkmaları eve hareketlilik kattığı gibi genel olarak sokak ve şehir görüntüsünde de hareketlilik sağlamıştır. İstanbul da yaygın olan Türk Evi modeli ağırlıklı olarak ahşaptı. (zaten meşhur İstanbul Yangınları bu yüzden olmuştur). İstanbul da görülen Türk Evi tipi daha çok yalı ve konaklara uygulanmıştır. Anadolu dan esintiler taşımasıyla beraber Batı Mimarisinden de ciddi oranda etkilenmiştir. Bu yeni mimari görüntü şehirleşme kültürü yaşanan yerlerde etkisini göstermiştir. Bu evlerde batı mimarisinin izleri olarak kabul edilen belli başlı özellikler ise şunlardır; Orta salonu merkez alan simetrik planlar (Anadolu da asimetrik bir yapı söz konusuydu), oval hacimler, simetrik büyük merdivenler, evin cephelerindeki pilastr düzenleri kendini batı etkisi olarak gösterir. İstanbul da görülen yalı ve konakların sayındaki artış özellikle Lale Devrinde zirveye çıkar. Ayrıca Batıya olan hayranlıktan dolayı oradaki mimari eserlerin taklitleri de yapılmıştır. İstanbul da i bulan 18.ve 19.y.y. a ait Osmanlı-Türk evi mevcuttur Koruma Yenileme Keleş (1980) e göre koruma, kentlerin belli kesimlerinde yer alan tarihsel ve mimari değerleri yüksek yapıtlarla anıtların ve doğal güzelliklerin kentte bugün yaşayanlar gibi gelecek kuşakların da yararlanması için her türlü yıkıcı, saldırgan ve zararlı eylemler karşısında güvence altına alınması olarak ifade edilmektedir. Venedik tüzüğünün 1. maddesine göre, tarihi anıt kavramının kapsamı sadece bir mimari eseri içine almaz, bunun yanında belli bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşmeyi de içerir. UNESCO nun 1976 tarihli genel kurul toplantısında şu ifade yer almıştır: Her tarihi alan ve çevresi, özel karakteri ve dengesi, onu oluşturan parçaların birbirleriyle kaynaşmasına bağlı olan ve yapılar, mekansal organizasyon ve çevresi kadar insan faaliyetlerini de içeren bir bütün olarak görülmelidir. (Ahunbay, 1999) Bir başka yazar (Zeren 1981) ise koruma varlıklarını belgesel, tarihsel, arkeolojik, estetik, mimari, kentsel görünüm ve doğal görünüm gibi kültürel değer taşıyan, merak, hayranlık ve övünç gibi duygusal değerler uyandıran ve işlevsel, ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kullanım değeri olan tüm varlıklar olarak yorumlamaktadır. Dolayısıyla, Kaya mezarları, yazılı, resimli ve kabartmalı kayalar, resimli mağaralar, höyükler, tümülüsler, ören yerleri, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, tabya ve istihkâmlar ile bunlarda bulunan sabit silahlar; harabeler, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, su yolları, sarnıç ve kuyular; tarihi yol kalıntıları, mesafe taşları, eski sınırları belirten delikli taşlar, dikili taşlar; sunaklar, tersaneler, rıhtımlar, tarihi saraylar, eski köşkler ve evler, yalılar ve konaklar; camiler, mescitler, musallalar, namazgâhlar; çeşme ve sebiller, imarethane, darphane, şifahane, muvakkithane, simkeşhane, tekke ve zaviyeler; mezarlıklar, hazireler, arastalar, bedestenler, kapalı çarşılar, sandukalar, ite in, sinagoglar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar, külliyeler, eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler ve benzeri taşınmazlar; taşınmaz kültür varlıkları kapsamında yer alır. Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri ise taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir (Özen vd. 2006). 11

12 Korumanın ana amacı fiziksel ve kültürel mirasın sonraki nesillere aktarılmasıdır. Fiziksel çevrenin korunan öğeleri, günümüzün hızla değişen dünyasında kişilerin ve toplumların kimliklerini belirleyen düşünsel ve duygusal ipuçları, yabancılaşmaya karşı tutunulacak değerlerdir. Tarihi çevreler kültürel ve duygusal değerlerinin yanı sıra işlevsel, ekonomik, sosyal ve siyasal yönden de önemli ölçüde kullanım değerine sahiptirler. Tarihi mekanlar, çevresel kullanım ve sosyal denge açısından ve süreklilik etkisiyle o yörede yaşayan halkın birbirleriyle sosyal ilişkilerini sağlamlaştıran, insan ve çevresiyle olan organik bağı sağlayan ve devam ettiren en önemli değerlerdir. Koruma kapsamındaki doğal ve kültürel varlıklar ayrıca sahip oldukları alt donanımları ve yapı potansiyeli ile bir kaynak niteliğindedir ve ekonomik değer taşımaktadır. Günümüzde çok sayıda onarılarak geniş imkanlar sunabilecek tarihi çevreler, yeni işlevler yüklenerek yeniden kazanılabilir ve bu sayede ekonomik tasarruflar sağlanabilir Tarihi çevreyi koruma düşüncesinin gelişimi sanat değeri taşıyan anıtsal yapıların korunmasından kent koruma düşüncesine geçişle birlikte, yerleşme dokusunu oluşturan öğelerin biçimsel ve tarihi değerlerinin anlaşılmasından sonra olmuştur. Tarihi binayı yaşatmanın en uygun yönü tarihi yapıyı insanlarla yaşanır kılmaktır. Bunun için de binanın fiziksel koşullarını düzeltmek veya binaya yeni fonksiyon kazandırmak için bir takım müdahaleler yapmak zorunluluğu doğar. Bunun için çağdaş tasarım ve uygulamalardan faydalanılmaktadır. Bunların başında su ve ısı yalıtım problemlerini çözmek gelir. Bunun için günümüzde çeşitli temel, zemin, duvar ve çatıda kullanılmak üzere su ve ısı yalıtım malzemeleri geliştirilmiştir. Turizm ve koruma çelişen iki alan olarak görülmektedir. Korumacılar, tarihi yapıya yeni bir işlev verilmesini baştan bir zorunluluk olarak görmekle birlikte, yapıların gerek mekân organizasyonuna, gerek yapı ve taşıyıcı sistemine, gerekse yılların birikimi olan patinaya en düşük düzeyde müdahale edilmesini isterler. Kültür Bakanlığı, 1970 lerin başından buyana (1710 Sayılı Eski Eserler Yasası ve 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası) geleneksel dokularda ve arkeolojik alanlarda saptama, belgeleme (tesbit ve tescil) ve sit alanlarının sınırlarını belirlemek işlevini sürdürmektedir. Kent merkezlerinde yer alan tarihsel kent merkezleri ve geleneksel kent dokuları, kentin hızlı büyümesi, yoğunluk artışı ve çok katlı olarak yıkılıp yapılaşmalardan etkilenmekte, geleneksel kent dokuları tüm çabalara ve yasal sınırlamalara rağmen yer yer yok olmaktadır. 7 Ülkemizin çeşitli yörelerinde, geleneksel Türk toplum yaşantısını, yerleşim kültürünü, dinsel, anıtsal yapı kültürünü, ev kültürünü yansıtan birçok yerler ve eserler bulunmaktadır. Dahası, bunlardan bazıları, alanlarında birer şaheserdir ve Safranbolu daki benzerlerinden daha üstün nitelikler taşımaktadır. Ancak, bu yerlerin hiçbiri Safranbolu dakiler gibi bütüncül bir mekanda sunulma şansına sahip bulunmamaktadır. İlçe merkezinde son üç yüz yıl içinde yapılmış iki bin kadar geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu evlerden sekiz yüz kadarı yasal koruma altındadır. Geleneksel mimarlık ürünlerini kültür ve kullanım zenginliği olarak değerlendirilememesinden evlerin içinde yaşanılacak koşulları sağlamak yerine onları ortadan kaldıran farklı uygulamalara gidilmiştir. Böylece yüzyıllar içinde gelişen yaşama kültürümüz kesintiye uğramıştır. Restorasyon çalışmalarında genel sorun tarihi evlerin bir zamanlar içinde yaşadıkları dönemle günümüz arasında onlarca yıl süren ihmal sürecinin yarattığı yıpranmışlık ve değişikliklerdir. Restorasyon konusunda eski ustalar artık kalmamış ve deneyimli, yörenin yapı kültürünü tanıyan yeterli sayıda teknik eleman bulunmamaktadır. Oysa eski ustalar yaşadıkları dönemin sınırlı olanaklarına rağmen zengin birikimleri sayesinde zamanın yaşam koşullarına, beğenilerine uygun her biri ayrı bir kimlik taşıyan evleri yaratmışlardır. İstanbul da eski ahşap evlerde meydana gelen değişiklikler yüzünden çok az Osmanlı mimarisi ayakta kalabilmiştir. Bu da İstanbul daki orijinal ahşap evden sadece %1 kadarını oluşturmaktadır. Yani Osmanlı konut kültüründen geriye fazla bir şey kalmamıştır. Özellikle cami ve 7 12

13 hamamların dışında hemen hemen tüm yapıların ahşap olması yüzünden pek çoğu büyük yangınlarda yok olup gitmiştir. Venedik Tüzüğüne göre korumadaki amaç, anıtları birer sanat eseri olduğu kadar birer tarihi belge olarak da korumak şeklinde belirlenmiş ve korumanın sürekliliğinin sağlanması, tarihi yapıların çağdaş yaşam içinde toplumsal amaçlarla kullanılarak değerlendirilmeleri ve her türlü kazı onarım ve düzenleme çalışmasının belgelenmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bugün resmî ya da yarı resmî pek çok uluslararası kuruluş ve sivil toplum örgütü, kültürel ve doğal değerlerin korunması, onarımı ve değerlendirilmesi konusunda çaba sarfetmektedir. Bu kuruluşların bir bölümünün ulusal komite ya da dernek formatında ulusal uzantıları da bulunmaktadır. Koruma konusundaki uluslar arası kuruluşlar; AVRUPA KONSEYİ: Avrupa topluluğu üye ülkeleri, aynı zamanda Avrupa Konseyi nin de üyeleridir tarihinde Paris te imzalanan Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme, çevre ve korum politikaları için önemli bir gelişmedir. Avrupa Konseyi kültürel kimliği korumak ve geliştirmek çalışmaları içinde yer alan kültürel, mimari ve arkeolojik mirası korumak ve geliştirme görevini, kuruma bağlı olan Kültürel Miras Komitesi vasıtasıyla yürütür. UNESCO: Amacı ülkeler arasında eğitim, kültür ve dış ilişkiler dallarına bağlı kalarak hukuk, insan hakları, temel özgürlükler yolu ile koordinasyon sağlayarak, dünyada barışı ve güvenliği sağlamak yılı verilerine göre, 188 üye ülkeyi içermektedir. ICOMOS: Profesyonel kişilerden oluşan, dünyadaki anıtlar ve sit alanlarının korunması için oluşturulmuş uluslar arası bir kuruluştur. Açılımı; International Council on Monuments and Sities, yani Uluslar arası Anıtlar ve Sitler Konseyi dir yılındaki Venedik Tüzüğünde yer alan Anıtların ve Sitlerin Korunması ve Restorasyonu Beyannamesi ne dayalı olarak kurulmuştur ve UNESCO ya bağlıdır. UNESCO nun dünyadaki anıtlar ve sitlerin korunması konusundaki yetkili kurumu olan ICOMOS, Dünya Miras Komitesine bilgi vermek ve dünya mirası listesine yeni sit alanları bulup eklemek açısından uluslar arası bir rolü vardır. ICOMOS un 107 ülkede milli komitesi bulunmaktadır. ICCROM: Evrensel kültür mirasının korunması amacı ile UNESCO tarafından kurulmuş olan bir başka kuruluştur yılında Roma da kurulmuştur. Merkezi Roma dır. Bu kurumun, korumanın bilimsel sorunları üzerine belge toplama ve yayma, bu alanda araştırmaları destekleme, teknik sorunlara danışmanlık yapma, teknik eleman yetiştirme ve restorasyon uygulamalarının düzeyini yükseltme gibi görevleri vardır. Açılımı; International Centre for Study of the Preservation and Restoration of Cultural Property, (Uluslar arası Kültürel Varlıkların Restorasyonu ve Korunması Çalışmaları Merkezi) dir. 100 den fazla üyesi vardır. Kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara iletilmesine katkıda bulunmak için 5 çeşit aktivite uygulamaktadır: 1) Eğitim 2) Bilgi verme 3) Araştırma 4) İşbirliği 5) Taraftarlık Koruma Teknikleri Günümüzde anıtların korunmasındaki temel yaklaşım sürekli bakımlarının sağlanmasıdır. Birçok ülkede tarihi yapılar yıllık ve beş yıllık programlar çerçevesinde incelenir ve saptanan hasarlara göre gerekli bakım ve onarımları yapılır;böylece yüksek maliyetli müdahalelere gerek kalmadan korunmaları sağlanır. Birdenbire ortaya çıkan yangın, deprem, toprak kayması gibi felaketler ise büyük ölçekli müdahaleler yapılmasını gerektirebilir. Bilimsel restorasyonda olabildiğince az müdahaleyle, anıtın tarihi belge ve estetik değerinin korunması amaçlanır. Onarım sırasında yapılan müdahalelerin derecesi, sağlamlaştırmadan yeniden yapıma doğru artar. Koruma açısından en uygunu, sağlamlaştırmayla yetinmektir. Ancak anıttaki 8 PEHLİVANOĞLU Sinan, Sultanahmet Akbıyık Mahallesinde Koruma Yaklaşımlarının Potansiyellerinin ve Sorunlarının İrdelenmesi, Y. Lisans Tezi, 2003, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Funda YİRMİBEŞOĞLU 13

14 hasar derecesi arttıkça, müdahalenin kapsamı genişler; tarihi yapıya ekler getiren, dokusunu değiştiren tekniklerin (örneğin: bütünleme, yenileme) uygulanması zorunlu olabilir. Çoğu kez bir anıtın restorasyonu için aşağıdaki tekniklerden birkaçı bir arada uygulanır. Örneğin yeniden kullanılması kararlaştırılan bir Osmanlı kervansarayının gelişigüzel eklerden arındırılması, tehlikeli durumda olan taşıyıcılarının sağlamlaştırılması, bir bölümü yıkılmış olan tonozlarının yeniden yapılması ve içinin çağdaş kullanıma uygun olarak donanımı gerekli olabilir. Depremde kubbesi çatlayan, son cemaat yeri ve minaresi yıkılan bir caminin, hem strüktürel açıdan sağlamlaştırılması, hem de yıkılan son cemaat yeri ve minare gibi öğelerinin yeniden yapımı ile tekrar mimari bütünlüğüne kavuşturulması söz konusu olabilir. Anıtların onarımları için yararlanılan teknikler; Sağlamlaştırma Sağlamlaştırma çalışmaları, anıtın malzemesinin, taşıyıcı sisteminin ve üzerinde bulunduğu zeminin sağlamlaştırılması olmak üzere üç düzeyde ele alınabilir. 6. Anıtın yapıldığı malzemelerin sağlamlaştırılması Anadolu nun I.Ö.7000 e kadar giden yerleşik tarihi içinde binalar yörenin olanaklarına ve geleneklere bağlı olarak kerpiç, tuğla, ağaç, taş gibi doğal kökenli malzemelerle yapılmışlardır. Malzemeler doğal etkilerle, zamanla bozulup harap olur. Açıkta kalan kerpiç yağmur karşısında eriyip dağılır, tuğla aşınır, çatlayıp ayrışır, ağaçtan yapılan kiriş ve dikmeler, çatılar çürür. Soylu ve dayanıklı olarak kabul edilen taşlar da düzgün yüzeylerini yitirir, oyuk ve çatlaklarla dolu, kötü bir görünüm sergilerler. Koruma uzmanları özel kimyasal birleşimler kullanarak malzemelerin dokusunu sağlamlaştırır; bozulma sürecini bir ölçüde yavaşlatıp, özgün yapıyı daha uzun süre yaşatmaya çalışırlar. Kerpiç malzemenin sağlamlaştırılması: Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan ve açıkta, doğanın insafına bırakılan kerpiç buluntular: kent surları, konutlar, temel izleri yağışlarla yumuşayıp erimekte, güneşte çatlamakta, rüzgaria aşınıp toz olmaktadır. Kayıpları önlemek için çeşitli yöntemler denenmiştir. Eski koruma uygulamalarında, kerpiç mimari kalıntılar zift sürülerek, yada üstleri çimentolu harçla sıvanarak korunmaya çalışılmıştır. Renk ve doku açısından kerpiç malzemeyle uyumlu olmayan bu müdahaleler artık terk edilmiştir. Kerpiç kalıntılar ve hala içinde yaşanmakta olan köy evleri, binlerce yıldır Anadolu da uygulandığı gibi, sürekli bakım yöntemiyle, çamur harcı ile sıvanarak korunabilir. Yenilenebilir olan bu sıva, kerpiç yapıyı hava koşullarına karşı korur, eriyerek yok olmasını engeller. Ancak kerpiç üzerine yapılmış bir kabartma ya da boyalı bezemenin korunması daha gelişmiş yöntemlerle çalışan uzmanların çabalarını gerektirir. Malzemenin dağılmaması için çatlamış, ayrılmak üzere olan sıva tabakaları miller ve/veya mikro enjeksiyon yardımıyla ana taşıyıcıya tutturulur; hava koşullarından etkilenecek konumda bulunan kalıntılar müzeye taşınır, ya da yerinde korunması için üzerine çatı yapılır. Ahşap mimari öğelerin korunması: Geleneksel Türk evini ve anıtsal mimarlığımızın yoğun bezemeli öğelerinin ana malzemesini oluşturan ahşap nem etkisiyle zamanla çürümekte; kurt yenikleri ile dayanımı azalmaktadır. Kapı, pencere kapağı, minber gibi mobilya niteliğinde işlenmiş mimari öğelerin, furuş, balkon korkuluğu, tavan bezemesi gibi ayrıntıların böceklerinin öldürülmesi ve dokularının sağlamlaştırılması için kimyasal maddelerle işlem görmeleri söz konusudur. Pahalı ve zahmetli olan bu tür konservasyon çalışmaları önemli kültür varlıklarımızın ahşap minber, kapı, pencere kapağı, rahle ve benzeri ahşap öğelerinin onarımlarında uygulanmaktadır. Çoğu kez yörede bulunan yumuşak ağaçlaria yapılan geleneksel konutlarımızda ise ahşap iskeletin eskimiş olan öğeleri yenilenmekte; onarımlarda emprenye edilmiş ahşap kullanılarak, yeni öğelerin yaşamlarının daha uzun süreli olması güvence altına alınmaktadır. Taş öğelerin sağlamlaştırılması: Günümüzde taşların sağlamlaştırılması, atmosfer etkilerinden korunması için sürekli araştırmalar yapılmakta, bu konuda bilimsel çabalar sürmektedir. Bozulma sürecini geriye döndürmek olası değildir ancak çok önemli özel ayrıntıların (rölyefler, yazıtlar, figürlü plastik) dayanımlarını arttırmak, özgün ayrıntıları daha uzun süre yaşatabilmek için sağlamlaştırma uygulamalarına gidilmektedir. Taşa püskürtülerek, fırça ile sürülerek veya vakumla uygulanan taş sağlamlaştırıcıların uzmanlar tarafından seçilmesi ve onların önerileri doğrultusunda, denetim altında 14

15 uygulanması gerekir. Sağlamlaştırma yöntemi taşın türüne ve bozulma durumuna göre belirlenir. Kimya ite inin geliştirdiği ve harikalar yaratıyor diyerek piyasaya sunduğu malzemelerin dayanımları, eskime süreçleri bilinmeden kullanılmaları sakıncalıdır. b. Taşıyıcı sistemin sağlamlaştırılması: Depremler, zemin hareketleri, anıtların taşıyıcı sistemlerinde hasara neden olmaktadır. Tarih boyunca mimarlar anıtların duvar ve örtülerinde oluşan düşeyden ayrılma, çatlama gibi hasarları payandalarla desteklemiş, gergiler yerleştirmiş, ya da aksak olan bölümleri yıkıp yeniden yaparak binanın ayakta durmasını, işlevini sürdürmesini sağlamışlardır. Eski restorasyonlarda uygulanan strüktürel sağlamlaştırma tekniklerine günümüzde çağdaş teknolojinin sağladığı enjeksiyon, ön germe, ankraj, temel genişletme ve sağlam zemine inen kazıklı temellerle destekleme gibi teknikler eklenmiştir. Kesit genişletme, mantolama: Düşeyden ayrılan yapılarda taşıyıcı sistemin güvenliği kabaca üçte bir kuralına göre değerlendirilir. Eğer bir yapının ağırlık merkezinden sarkıtılan çekül, onun zemine oturduğu alanın ortadaki üçte biri içinde kalıyorsa, yapının güvenli olduğu kabul edilir. Ağırlık merkezinden sarkıtılan çekül, duvarın zemindeki izinin dışına düşüyorsa, ciddi bir yıkılma tehlikesi vardır. Kesit genişletme işlemlerinde yapının veya duvarın tabanına ek kütle yapılarak ağırlık merkezinin güvenlik sınırları içinde kalması sağlanır. Günümüzde kargir ve ahşap tarihi strüktürler üzerinde deneyim sahibi mühendisler restore edilecek anıtı inceler, hasarları saptar ve depreme, ya da düşey yüklere karşı yetersiz buldukları öğelerin (temel, duvar, sütun, ayak, kemer) sağlamlaştırılması için öneriler geliştirirler. Anıtın genel görünümünü bozan, değiştiren müdahaleler tercih edilmediğinden, bu tür sakıncalar yaratacak sağlamlaştırma önerilerinden olabildiğince kaçınılır. Anıtın iç bünyesinde gizlenebilen, görünmeyen sağlamlaştırma teknikleri yeğlenir. Destekleme-payandalama: Zemindeki aksaklıklar, deprem, kemer, tonoz, kubbe gibi eğrisel öğelerden duvarlara gelen itkiler onların düşeyden ayrılmasına, çatlamasına neden olabilir. Eski mimar ve ustalar hasar görmüş kargir yapıları özellikle köşelere, kemer mesnet hizalarına masif, ya da uçan payandalar yerleştirerek sağlamlaştırmışlardır. Deprem kuşağı üzerinde yer alan yurdumuzda, yer sarsıntıları da ciddi hasarlar yaratmıştır. Birçok önemli anıtta deprem sonrası onarımlara ait izler gözlenmektedir. Osmanlı dönemi onarımlarında masif payandalar çoğunluktadır. Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yer alan tarihi kentlerimizde bulunan tarihi yapılarda deprem sonrası onarımlara ait izleri gözlemek mümkündür. Payandalama günümüzde de uygulanan bir sağlamlaştırma yöntemidir. Ancak görsel nedenlerle, eskiden yapıldığı gibi anıtın genel görünüşünü bozan, ağır kütleli payandalar yapmaktan kaçınılmaktadır. Çoğu kez geçici payandalar uygulanmakta; taşıyıcı sistem sağlamlaştırıldıktan sonra payandalar kaldırılmaktadır. İngiltere de York Katedrali nin onarımı sırasında doğu ve batı cephelerine yerleştirilen çelik makas türündeki payandalar onarım sonrasında kaldırılmışlardır. Payandaların duvar yüzeyine tek noktadan uygulanan destekler biçiminde tasarlanması tehlikelidir; yan itkilerle zorlandığında payanda duvarı delerek hasar verebilir. Bu nedenle yastıklama yapılması, desteklerin geniş bir yüzey üzerine uygulanması tercih edilir. Payandaların cephelerin özel ayrıntılarının bulunduğu bölümlerine yerleştirilmemesine, bundan kaçınılamıyorsa, cephe bezemelerinin zedelenmesini engelleyecek önlemlerin alınmasına özen gösterilmelidir. C. Çemberleme, bağlantı çubukları- gergi uygulanması: Çatlamış, dağılma tehlikesi gösteren düşey taşıyıcıların çevrelerinin metal çemberlerle sarılarak sıkıştırılması çok eski çağlardan bu yana uygulanan bir sağlamlaştırma tekniğidir. Bu tekniğin uygulandığı örnekler İstanbul da sıkça gözlenir; camilerin son cemaat yerlerinde, ya da iç mekanlarında deprem, yangın gibi nedenlerle çatlayan sütunlar, çemberlerle sarılarak pekiştirilmişlerdir. Metal gergiler ya da çubuklar kullanılarak duvarlar birbirine bağlanır, ya da düşeyden ayrılmış bir duvar gerideki sağlam bölüme tutturularak, yerinde korunmaya çalışılır. 19. yüzyılda İstanbul da yapılan kargir duvarlı, ahşap veya volta döşemeli binalarda karşılıklı duvarları birbirine bağlayan gergilerin uçları kılıçlaria sıkıştırılmıştır. Su deposu, hazne gibi binalar da yanal itkiler nedeniyle 15

16 açılma tehlikesine karşı duvarları sağlamlaştırmak için gelişmiş gergi sistemleri ya da kuşaklama uygulanmıştır. Osmanlı Klasik dönem yapılarında gergiler strüktürün iç bünyesinde kalır, dış cepheye yansımazlar. Ancak onarımlarda konulan gergi ve kılıçları cephelerde gözlemek olasıdır. Günümüzde de strüktürlerin depreme karşı takviye edilmesinde kuşaklama ve gergilerden yararlanılmaktadır. Bir bölümü yıkılmış olan arkeolojik kalıntılarda, strüktürel açıdan desteksiz, tehlikeli durumda olan parçalar metal çubuklarla geriye bağlanarak yıkılmaları önlenir Bütünleme (Reintegrasyon) Bir bölümü hasar görmüş, ya da yok olmuş yapı ve öğeleri ilk tasarımlarındaki bütünlüğe kavuşturacak biçimde geleneksel, ya da çağdaş malzeme kullanarak tamamlama işlemine bütünleme reintegrasyon denilmektedir. Bütünlemeyi yönlendiren etmenler estetik, işlevsel, ya da strüktürel denge kaygıları olabilir. Yıkık durumda göze hoş gelmeyen bir yapı bütünlenerek, hem estetik bütünlüğüne kavuşur, kullanılabilir duruma getirilir, hem de tümüyle yok olmaktan kurtarılabilir. İlk yapılışındaki işlevini yitirmiş, tekrar kullanılamayacak durumda olan arkeolojik yapıların bütünlenmesi söz konusu değildir. Arkeolojik ve peyzaj değeri taşıyan kalıntıların sağlamlaştırılarak korunması daha uygun bir yaklaşımdır. Bütünleme yapabilmek için ilk tasarıma ilişkin sağlıklı veriler gereklidir; örneğin bir son cemaat yerinin yarısı yıkılmışsa, tekrar eden öğelerin varlığından ve simetriden yararlanılarak bütünleme yapılabilir. Bütünleme ancak gerçek yapısal verilere, ya da belgelere dayandırıldığında kabul edilebilen bir uygulamadır. Güvenilir verilere dayanmadan, yalnız varsayım ve analojilerden hareket edilerek yapılan bütünlemelerin hatalı olması kaçınılmazdır. Yeni bölümlerin özgün olandan ayrılabilmesi için farklı bir yüzey dokusu uygulanması olumlu sonuç verebilir. Onarım sonrasında anıtın uygun bir yerine restorasyonun yapıldığı tarih, yaptıran ve yapan mimarla ilgili bir yazıt konulur Yenileme (Renovasyon, Rehabilitasyon) Zamanla değişen yaşam biçimi ve ona bağlı istekler nedeniyle birçok tarihi yapı özgün işlevini yitirmekte, ilk yapılış amacından farklı bir işleve hizmet etmek için uyarlanmaktadır. Hamam, kervansaray, tekke, manastır gibi tarihi yapı türleri ancak özel durumlarda özgün işlevlerini sürdürdüklerinden, bu yapı türlerinin farklı amaçlaria kullanılmaları zorunlu olmaktadır. Konut, otel gibi işlevleri günümüzde de geçerli olan binalar ise bugün yapılan benzerlerinin konfor koşullarını sunmaktan uzak olduklarından, işlevsel olarak eskiyerek standart altı kalmakta, güncelleştirme yapılmadığında, terk edilerek harap olmaktadır. Yeniden işlevlendirme eski binaların yıkımdan kurtarılması için bir araçtır. Yeniden işlevlendirilmesi büyük zorlamalar getirecek olan tarihi binaların müzeye dönüştürülmesi yoluna gidilmektedir. Özel mülkiyete geçmiş olan hamam, tekke gibi vakıf yapılarının yeniden işlevlendirilmeleri, önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni kullanım zorlamasıyla eklenen ara katlar, duvarlara açılan yeni geçitler özgün mekansal özellikleri zedelemektedir. Çevresel özellikleri nedeniyle korunması istenen yapıların yeniden kullanımlarında, yeni işlevin dış görünümü bozmadan gerçekleştirilmesi arzu edilir. Bu binaların kurtarılması için tek ekonomik yol olan yeniden kullanım sırasında, iç düzenlemede daha esnek uygulamalara gidilmesi söz konusudur. Yangın, bakımsızlık nedeniyle döşeme ve tavanlarını yitirmiş ve ilk tasarıma ait yeterli veri bulunamayan 2. grup yapılarda, yeni bir iç düzenleme yapılmasına izin verilebilir. Çok önemli plan ve iç mekan değerlerine sahip olan yapılarda ise yeni kullanıma elverişli, serbest iç düzenlemeler uygulanmaktan çok tarihi mekanların anısını sürdüren düzenlemelere gidilmesi uygun olur Çağdaş Ek Venedik Tüzüğü nün 13. maddesinde Eklemelere ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağlantısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir denilmektedir. Tarihi yapıların yeniden kullanılmaları, çağdaş yaşam içinde etkin olarak yer almaları amacıyla yapılan projelerin başarılı olabilmesi bazı eklerle birlikte 16

17 düşünülmelerini gerektirmektedir. Örneğin müzeye dönüştürülen tarihi evlerde bekçinin barınabileceği ve ziyaretçilere ikram, tuvalet vb. hizmetleri sunmaya elverişli mekanlara gerek duyulmaktadır. Bu durumda mümkün olduğunca görünümü az etkileyen, çevreye uyan çağdaş tasarımlar geliştirilir. Ekler bu ölçütler gözetilerek tasarlandığında başarılı olmaktadır. Yeniden kullanımları sırasında ağır programlar yüklenen tarihi binalarda, ekler büyümekte, kütlesel uyum sağlanamamaktadır Yeniden Yapım (Rekonstrüksiyon) Tümüyle yıkılmış, yok olmuş, ya da çok harap durumda olan bir anıtın veya antın elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması ancak özel durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı anıtın tarihi dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir kopya, tarihi yapının kütle ve mekanlarını ancak biçimsel olarak canlandırabilir, anıtın yerini alması olanaksızdır; kısaca tarihi değer taşımaz. Bazı durumlarda yeniden yapıma gitmek kaçınılmaz olabilir. Bir kentin siluetinin önemli bir parçası, tarihi bir kompozisyonun öğesi olan yapıların yeniden yapılması gerekebilir. Rekonstrüksiyonun gerçekleşebilmesi için yeniden yapımı olanaklı kılacak teknik verilerin, fotoğraf, rölöve ve benzeri grafik belgelerin var olması gerekir. Yıkılan yapıya/ yapılara ait korunmuş parçaların, kapı, pencere, tavan bezemesi, silmeler vb. özenle ayrılarak saklanması, sağlanabilen tüm özgün parçaların yeni yapıda kullanılması rekonstrüksiyonun tarihi yapıyla ilişkilerini güçlendireceğinden yararlıdır. Bir anıtın tıpkısını inşa etme uygulaması tarihi açıdan bir anlam taşımasa da, bir yapım tekniğini sürdürme, geleneği yaşatma bakımından korumaya yönelik olabilmektedir. Mevcut bir yapının başka bir yerde tıpkısını yapmak türünden uygulamalar ise, ancak özel durumlarda gerçekleşmektedir Temizleme Anıtların ve kentsel sitlerin genel etkisini bozan, tarihi ve estetik değer taşımayan eklerden arındırılması işlemidir. Bir binaya, uzun yaşamı sırasında, çeşitli tarihlerde, değişen sanat akımlarının temsilcileri tarafından yapılan ek ve bezemelerin üslup birliğine ulaşma kaygısıyla kaldırılması ise temizleme değildir. 19. yüzyılda geçerli olan stilistik rekompozisyon üslup birliğine varma anlayışının hortlaması olarak yorumlanabilecek bu tutum, çağdaş koruma ilkelerine aykırıdır. Topkapı Sarayı nın mekanlarının bütünlüğünü veya estetik etkisini değiştiren, gizleyen birçok ek Cumhuriyet dönemi restorasyonları sırasında kaldırılmış; böylece gizlenen olağanüstü güzellikleri ortaya çıkarmak mümkün olmuştur. Kaldırılacak eklerle ilgili karar verme yetkisi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları na aittir. Kaldırılması istenen yapısal ekler (duvar, döşeme, çıkma vb.) farklı bir gösterimle (renk veya tarama) plan, kesit ve görünüş rölöve paftalarına işlenir ve temizlik sonrası durum öneri proje olarak Kurul a sunulur. Yetkili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ndan onay alındığı takdirde, ekler kaldırılabilir. Temizleme işleminden önce ve işlem sırasında fotoğrafik belgeleme yapılmalıdır. Bezeme temizliği: Anıtların restorasyonu sırasında, iç veya dış mekanlarında çeşitli sıva, boya tabakaları ile karşılaşılır. Kalem işi, fresk gibi bezemelerin onarımları bu konularda yetişmiş uzmanlar tarafından yürütülür. Geç dönem sanatçılarının eseri olan bezeme programlarını yok eden, onların yerine klasik dönem kopyalarını koyan bu müdahalelerin de terk edilmesi gerekmektedir. Cephe temizliği: Otomobil egzostlarından, ev ve fabrika bacalarından çıkan kurum ve isler havayı kirletir ve binaların cephelerinin kararmasına neden olurlar. Koyu bir kir tabakası mimari güzellikleri gizler; cepheleri kirli yapılar, çevrede yaşayanlara kasvet verir. Özellikle güneşe hasret kuzey ülkelerinde kara cepheli endüstri kentleri insanları olumsuz olarak etkilediklerinden, kent yönetimleri cephe temizliğine önem vermektedir. Cephe temizliği turizm açısından da önemlidir. Bakımlı, temiz cepheli tarihi çevreler daha çekici olduklarından, Londra, Paris, Roma gibi kentlerde anıtların cephe temizlikleri periyodik olarak ele alınmaktadır. Tarihi binaların cephelerinin temizliği, dikkatli yapılması gereken bir işlemdir; özensiz yapıldığında yüzeye zarar verir, bozulmayı hızlandırır. Temizliğin hangi teknikle yapılmasının uygun olduğuna karar verilebilmesi için önce cepheyi oluşturan malzemenin türü, kir tabakasının niteliği, yüzey bozulmaları ve yapının bulunduğu ortamın 17

18 özellikleri incelenir. Bu araştırmalar koruma kimyacıları tarafından yürütülür.istanbul da Kültür Bakanlığı na bağlı Konservasyon ve Restorasyon Merkez Laboratuarı uzmanları bu konuda bilimsel araştırma ve uygulamalar yapmaktadırlar. Örneğin taş yüzeylerin temizliği için tel fırça, zımpara kağıdı veya spiral gibi aşındırıcılar kullanılarak yüzeyler zedelenmektedir. İzin alınmadan temizlenen Molla Çelebi Camii cephesinde taşçı ustaları tarak ve madırga ile cephenin en üst tabakasını kazımışlardır. Temizleme işlemi sırasında yalnız kir tabakasının kaldırılmasına, taş veya tuğla yüzeyin tahrip edilmemesine özen gösterilmelidir. Oysa bu tür denetimsiz uygulamalarda, hem ilk taşçı ustasının taşı işlerken yüzeyde bıraktığı özgün izler, hem de taşın zamanla kazanmış olduğu patina yok edilmektedir. Temizlik için mekanik, kimyasal, ya da ısı kaynaklı teknikler arasından seçim yapılması söz konusudur. Bu amaçla önceden yüzey üzerinde değişik teknik ve kimyasallarla temizlik denemeleri yapılır ve koruma açısından en uygun olanı seçilir. 7. Mekanik temizlik: Aşındırıcı kum, cam küresi ya da alüminyum tanelerinin düşük basınçla püskürtülmesiyle yüzeydeki kirlerin uzaklaştırılması sağlanabilir. Aşındırmanın fazla olmaması için düşük basınçla ve özenli çalışılmalıdır. Bu teknikte çalışan kişilerin iyi yetişmiş olmasına dikkat edilmesi gerekir. Bu teknik, bezemesiz, büyük yüzeylerin temizliği için uygundur. Bozulmuş yüzeylere kumlama uygulanması doğru değildir. 8. Kimyasal temizlik: Bezemeli, sanat ve tarihi değeri yüksek, hasara uğramış yüzeylerde bu teknikle temizleme yapılması tercih edilir. Kağıt hamuruna emdirilen kimyasal madde cepheye uygulanır. Belli bir süre bekletildikten sonra, bol suyla yıkanır. Eğer ilk uygulamada istenilen temizlik sağlanamıyorsa yüzeyin korunma durumuna göre, aynı işlem birkaç kez tekrarlanabilir. Kimyasal maddenin yüzeye zarar vermemesi için her uygulamadan sonra yıkama işleminin tekrarlanmasına dikkat edilmelidir. 9. Suyla yıkama: Cephelerin yıkanarak temizlenmesi, suda çözünen kirler söz konusu olduğunda başarılı sonuç vermektedir. Ancak cepheye fazla su verilmesi sakıncalıdır. Kılcallıkla (kapilarite) su taşın yüzeyinden içeri doğru hareket etmekte, duvar bünyesi içindeki tuzları harekete geçirerek, iç yüzeyde çiçeklenmelere neden olmaktadır. Bunu önlemek için suyu zerre halinde püskürten özel uçlar kullanılır. Adeta bir bulut gibi yayılarak kirli yüzeyi saran su zerreleri sayesinde çok az su ile geniş yüzeyleri ıslatıp temizlemek mümkün olmaktadır. 4. Emici kil ve kağıt hamurları uygulama: Çok kirli, çiçeklenme sorunu olan cephelerde, sepiolite ve attapulgite gibi killerle hazırlanan hamur yüzeye sıvanır, sıvanan tabaka kuruduktan sonra kaldırılır. Gerektiğinde bu işlem tekrar edilerek duvar, içindeki çözünür tuzlardan, yüzeyindeki yağ, mum gibi yabancı maddelerden arındırılabilir. Cephenin çözünebilir tuzlardan arındırılması için deiyonize su ile hazırlanan kağıt hamurundan da yararlanılmaktadır. 10. Emici jeller uygulanması: Düşey yüzeylere uygulanan şeffaf jeller çok zayıf bazik karışımlardır. Fırça ile yüzeye sürülen macun kıvamındaki çözeltinin üstü plastik veya alüminyum folyo ile örtülür; çözücünün buharlaşmasına engel olmak için kenarları sıkıca kapatılır. Belli bir süre sonra üstü açılır, yüzey temizlenir ve deiy6nize su ile yıkanarak bazik kimyasal maddelerin uzaklaşması sağlanır. Yıkama güçlüğü nedeniyle bu yöntemi bol gözenekli taşlarda uygulamak pratik değildir Taşıma Bayındırlık etkinlikleri (yol, baraj yapımı), jeolojik yapı, ya da doğal afetler bir anıtın, ya da tarihi yerleşmenin bulunduğu yerde korunmasını zorlaştırabilir, hatta olanaksız kılabilir. Bu durumda anıt veya yerleşmenin önceden belirlenen uygun bir konuma taşınarak orada yaşamını sürdürmesi gerekebilir. Taşıma işlemi, anıtın boyutlarına, malzemesine ve yapım tekniğine göre çeşitli tekniklerle gerçekleştirilmektedir. En kolay olanı anıtın tüm elemanlarının numaralanarak sökülmesi, başka bir yerde kurulmasıdır. Ahşap yapılar bu uygulama için çok elverişlidir. Yerinde korunamayacak taş anıtlar taşınmadan önce ayrıntılı rölöveleri yapılır ve fotoğrafları çekilir. İç ve dış cepheler üzerindeki her taş sırası ve her taş numaralandırılır; taşların birbirleriyle ilişkisini göstermek üzere her sırayı kateden yatay ve her taşın komşularıyla ilişkisini belirleyen düşey çizgiler çizilir; genel durum ve 18

19 ayrıntı fotoğrafları çekilir. Sonra yapı özenle, taş sökülür ve yeni konumunda yatay sıralar karışmayacak biçimde düzenli olarak istiflenir. Söküm sırasında dağılan, yeniden kullanılamayacak durumda olan blokların yerine benzer malzemeden yenisi hazırlanır ve önceki numaralama düzenine uygun olarak parçalar hazırlanan temel üzerinde birleştirilir. Bu teknik kesme taştan yapılmış anıtların taşınmasında uygulanmaya elverişlidir. Moloz taşla yapılmış binaları bu teknikle taşımak olası değildir. Söküm sırasında dağılan taşları tekrar aynı ilişkiler içinde birleştirmek çok zahmetli, hatta olanaksızdır. Bu durumda anıtın parçalanmadan bir bütün olarak taşınması olasılığının araştırılması uygun olur. Anıtın en az hasarla taşınmasına olanak veren bu teknik ileri mühendislik bilgisi gerektirir. Anıtın taşınacağı uzaklık, aradaki yol durumu, anıtın boyutları, ağırlığı, taşıma sistemini etkiler Arkeolojik Restorasyon Arkeolojik alanların korunmasıyla ilgili ilkeler çeşitli uluslararası toplantılara konu olmuş, kalıntıların bakım ve onarımı, buluntuların saklanması yükümlülüğü kazıyı yapan arkeologlara verilmiştir. Bu görevler kazı yetki belgesinde tanımlanır ve bağlayıcıdır. Ancak koruma bir ekip çalışmasıyla gerçekleştirilebilir; strüktür ve zemin mühendisliği, malzeme, kimya gibi bilim dallarıyla yakın ilişki kurulması gerekir. Önemli olan kazıda çalışan arkeolog ve mimarların koruma konusunda bilinçli olmalarıdır; gerektiğinde ivedi koruma işlemlerini yapabilecek kadar donanımlı olmalı fakat sorunları kendi birikimleriyle çözemediklerinde, özel koruma yöntemlerini uygulayabilecek uzmanlara başvurarak deneyimlerinden yararlanmalıdırlar. Arkeolojik sitlerde koruma daha çok doğanın ve insanların zararlı etkilerine karşı yapılmaktadır. Kazı sonrasında ortaya çıkan duvar, döşeme, tonoz ve diğer mimari öğelerin sağlamlaştırılarak korunmaları söz konusudur. Açıkta kalması sakıncalı olan malzeme ve ayrıntılar (kerpiç, mozaik döşeme, çini kaplı duvar, fresk vb.) bir çatı altına alınarak korunabilir, Bu durumda çatının sit alanı içinde yaratacağı olumsuz etkiyi düşünmek ve önlem almak gerekir. Koruyucu çatıların tasarımında, kendi başına anıtsal bir nitelik taşıyan, iddialı mimari çözümlerden kaçınılması uygun görülmektedir. Yurdumuzda birçok arkeolojik ite değişik boyutlarda koruma çatıları bulunmaktadır. Arkeolojik sitlerin olabildiğince kendilerini açıklayan, anlatımı güçlü bir sunuşa kavuşturulması istenir. Böylece arkeolog ve diğer uzmanların kazı raporları ve yayınlarına ek olarak, kalıntının ve kazı yerinin halkın da kolayca anlayabileceği biçimde iyi bir sunuşa kavuşturulması hedeflenir. Bunlar bütünlemede kullanılan eklerin az ve ayırt edilebilir olması biçiminde özetlenebilir. Taşıyıcı düzenle ilgili sorunlar: Arkeolojik alanlarda kazı sırasında ortaya çıkarılan mimari parçalar ender olarak sağlam ve bütündür. Restorasyon sırasında hasarlı, kırık parçaların birleştirilmesi, bütünlenmesi gerekir. Antik yatay ve düşey taşıyıcılara (sütun, arşitrav) yük bindirmek malzemeyi zorlayıcı olabileceğinden, yeni bir taşıyıcı sistem oluşturulması yeğlenmektedir Malzeme sorunu: Onarımda kullanılamayacak kadar harap durumda olan mimari parçaların yerine kopyalarının hazırlanması gerekebilir. Öncelikle bütünleme ve yenilemelerin hangi malzeme ile yapılacağının belirlenmesi gerekir. Eğer özgün malzeme hala sağlanabiliyorsa, en iyisi özgün malzeme kullanılmasıdır. Ancak eski taş ocaklarının yerinin bilinmemesi, ocakların artık işletilmemesi, özgün malzemenin çok pahalı olması uygulamacıyı başka çözüm yollarına yöneltebilir. Bu durumda yapay taş kullanımına gidilebilir. Özgün taşın rengine ve yapısına uyum sağlayabilmek için malzeme araştırması yapılır; taş tozu ve kırığı ile gerekli bağlayıcı katkılar eklenerek uygun fiziksel ve kimyasal özellikler elde edilebilir. Dökme tekniğiyle hazırlanan yeni parçaların gerçeğe yakın biçim alabilmeleri için silikon kauçuk, Iateks gibi kalıp malzemelerinden yararlanılmaktadır. Özgün parçalardan alınan ayrıntılar aynen veya soyutlama yapılarak kullanılmaktadır. Bütünlenecek parçalarda yapay taşın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin doğal taşa uyumuna dikkat edilmelidir. Özellikle boşluklu taşlardan yapılmış sütunların gövdelerinin oyulması ve çekirdeğin betonla doldurulması sakıncalı olabilmekte, yapay taş farklı genleşerek doğal taşı çatlatacak gerilimler yaratabilmektedir. Bu tür hasarlar Yunanistan da yapılan bazı onarımlarda gözlenmiştir. İklim koşullarının zorladığı durumlarda, yüzeysel yamalar da uzun ömürlü olmamaktadır. Özgün parçaların kırıklarını birleştirmek için titanyum, paslanmaz çelik gibi 19

20 malzemelerden yararlanılır. Korozyona karşı güvenlik sağlamak için metal bağlantı elemanlarının kurşun ya da epoksi reçine gibi koruyucularla iyice örtülmesi gerekir Korumada Malzeme Geleneksel mimarlığımız taş, kerpiç, tuğla, ağaç gibi doğal kökenli malzemelerle oluşturulmuştur. Günümüz teknolojisiyle de orijinal özelliklere sahip birçok restorasyon tuğlası, restorasyon harcı, kireç harcı ve kireç boyama sitemleri üretilmeye başlanmıştır. Hatta birçok yapı malzeme firması restorasyon konusunda özelleşmiş ürünleriyle sektöre çeşitlilik katmıştır. Çünkü restorasyonda kullanılan malzemelerin iyi nitelikli olmaması, yapıların bozulmasını hızlandırmaktadır. Taşların içinde kil tabakalarının, başka yabancı maddelerin bulunduğu tabaka ya da damardan kopup ayrılmasına neden olur. İşlenmeleri sırasında cepheye gelecek kısımlarına dikkat edilmeli, tabakasına başka bir deyişle suyuna- göre biçimlendirilmelidir. Eğer blok, taşın suyuna ters olarak hazırlanır ve tabakalaşmasına dikkat edilmeden yerine konursa, bozulma tabakaların cepheden geriye doğru katman katman dökülmesine neden olur. Taşın genel yapısının dayanıksız olması da kolayca ayrışıp dağılmasına neden olur. Tuğla yapılarda da tuğlanın iyi pişirilmiş olması yapının dayanımını artıran önemli bir etkendir. İstanbul Karasuları nda ve Ayasofya nın yapımında kullanılan tuğlalar çok iyi bir hamurla hazırlanmış, gereğince pişirilmiş, yüksek dayanımı olan malzemelerdir. Kagir yapılarda ana malzemeyi birleştiren harcın niteliği de binanın mukavemetini etkileyen önemli bir etkendir. Ahşap strüktürlerde sert ağaç kullanılması yapının ömrünü uzatır. Bol yağış alan yörelerde, çatıların eğimli yapılması, iyi bir kaplama malzemesi ile örtülmesi binaları korur. Koruma ve restorasyonda kullanılan harç ve sıvalar: Eski yapıların sağlıklı olarak onarılması ve yaşayabilmesi için restorasyon aşamasında yapıya yeni girecek malzemenin mevcut özgün malzemelerle uyumlu olması gerekir. Aksi takdirde yapılan restorasyon yapının ömrünü kısaltır hatta yapıya zarar verebilir. Ne yazık ki yapılan bir çok restorasyon çalışmasında özgün malzemeyle uyumlu olmayan harç ve sıvaların kullanılması sonucu restorasyon sonrasında bir çok problemle karşılaşılmıştır. Örneğin bağlayıcı olarak piyasada kolaylıkla bulunabilen, işlenebilirliği ve prizlenme süresi kısa olan portland çimentosu kullanılmıştır. Yoğunluğu ve ısıl iletkenlik katsayısı yüksek olan bu tür ürünler yoğuşmaya yol açarak rutubet oranının artmasına neden olur. Ayrıca yapı malzemesine suda çözünebilen tuzlar yüklenir. Dolayısıyla özgün malzeme bundan zarar görür. Anıtın yıpranma hızı da artar. Bu kapsamda onarım malzemelerinin özelliklerinin iyi bilinmesi gerekir. Onarım aşamasında gerek özgün malzemeler gerekse yeni kullanılacak malzemeler tüm özellikleri bakımından sınıflandırılır. Harç ve sıvalarında kimyasal içerikleri ve fiziksel özellikleri saptanır. Bu durum yeni malzemenin yapının özgün malzemeleriyle uyumlu olmasını sağlar. Aslında harç ve sıvalar dönemlerinin yapı teknolojisi hakkında bilgi veren önemli kaynaklardır. Çünkü bölgelere göre değişen geleneksel yöntemler ve malzemelerle hazırlanmışlardır. Yapının özgün malzemesiyle uyumlu ya da ona benzer malzeme kullanımı için özgün malzemenin yapıldığı dönemde ki hazırlama, uygulama tekniklerini, bağlayıcıları, katkı maddelerini iyi bilmek gerekir. Eskiden ustalar harç ve sıvaların dayanımlarını arttırmak için içine kan, yumurta, albümin, peynir, reçine gibi organik veya pişmiş toprak gibi (Kırılmış ve öğütülmüş olarak) inorganik maddeler katarlarmış. Bu maddelerden bazıları sertleşmeyi sağlamak bazıları sertleşmeyi geciktirmek bazıları ise sertleşmeden sonra dayanımı arttırmak için kullanılmışlardır. Bazı yerlerde ise saman, bitki lifleri, hayvan kılları hatta insan saçı kireç ve alçı sıvalarda (kıtıklı sıva) bağlayıcı olarak kullanılarak dayanım güçleri arttırılmıştır. Dolgu maddeleri olarak ise kum, puzzolana kireçle birleşerek su karşısında sertleşme özelliği kazanan ve bağlayıcı olarak kullanılan bir çeşit volkanik toprak. Daha çok Romalılar tarafından kullanıldığından Roma Çimentosu olarak da bilinir-, kırılmış taş, mermer ve tuğla parçacıkları kullanılmıştır. Harç ve sıvaların dayanımları dolgu maddelerinin ebatları ve kalitesiyle yakından ilgilidir. Eski Türk yapım teknolojisinde en çok kullanılan harçlardan biri de horasan harcıdır. Horasan kırılmış ya da öğütülmüş pişmiş toprak ürünleridir. Horasan harcı ise horasan ve kireç ile üretilen bir harçtır. Bazı uygulamalarda içine kum da katılmıştır. Dayanımı yüksek olan bu harcın Mısır şehirlerinde bile kullanıldığına dair bulgular vardır. Bizans, Selçuklu ve Osmanlı eserlerinde de geniş ölçüde kullanım 20

21 alanı bulan horasan harcı özellikle 15.yy dan sonra daha çok kullanılmıştır. Eski eserlerin restorasyonu çalışmalarında eseri tarihi belge olarak korumak önemlidir. (Resim 1) Bunun için eskiden kullanılan yapım sistemlerini ve malzemeleri tanımak gereklidir. Koruma ve restorasyonda kullanılan boyalar: Doğal Boyalar: Resim 1: Ayasofya cephe rengi Doğal boyalar kaynaklarına göre 4 grupta incelenir: 1) Toprak Boyalar: Kaya ve taşlardan elde edilen boyalar kırmızı tonları ve kızıl renk topraktan elde edilir. Aşı boyada topraktan elde edilmektedir. Kayalar dövülür toz haline getirilir ve tabii renklerine ayrılarak kullanılır. 2) Bitkilerden Elde Edilen Boyalar: Bazı bitkilerin tümü boya için kullanırken bazılarının belirli kısımlarından yararlanılır. Böylece bitkiler üç grupta incelenir: a- Çiçekler, yapraklar, tohumlar. b- Lacivert ve mavi renkler: önceleri çivit otundan daha sonraları ise indigo bitkisinin yapraklarından elde edilmektedir. Yıldız çiçeği,iris,kaynar otu, papatya, gibi çiçeklerden sarı renk elde edilir. c- Dallar ve kabuklar:kızıl ağaç kestane,kızılçam gibi ağaçların dal ve gövde gibi kabuklarından kahverengi renk elde edilmiştir. 3) Hayvanlardan Elde Edilen Boyalar: Mor ve eflatun renkler elde edilmiştir. Murex, purpura adlı iki kabuklu deniz hayvanının salgı bezlerinden elde edilir. Kırmızı böceği denilen böcekten kırmızı renk elde edilir. Hayvansal boyaların elde edilebilmesi güç olduğundan pek kullanılmamıştır. 4) Madenlerden Elde Edilen Boyalar: Sarı renk potasyumdur, kromat ile arsenik sülfürden elde edilir. Beyaz renk kurşun korbanatın tabiattaki doğal şeklinden elde edilir. Mısır mavisi de kireç ve bakır tozu karışımından elde edilir. Siyah, kömür tozundan, yanmış kemik isinden ve hat sanatında kullanılan, kandil yağı isinden is mürekkebi elde edilir. Resim 2: Eski eserlerin boya renkleri Tabii boyaların hazırlanması; Tabiattan çeşitli şekillerde temin edilen bu ham maddeler bir takım işlemlerden geçerek boya ham maddesi haline getirilmiştir ilk insanların dövülmüş renkli toprakları iç yapı ile ezdikten sonra kemik borularla püskürterek duvarlara resim yaptıkları tahmin edilmektedir. Doğal boyaların kullanıldığı dönemlerde günde 5 ila 10 kg. boya hazırlanabilmektedir. Bu işlemle düz taş ya da mermer üzerine yapılan boya sıvama bıçağı olarak kullanılan müşterek adı verilen basit bir aletle yapılırdı. Ezme işlemi devam ederken bir yandan da su ilave ediliyordu. 21

22 Boya iyice ezildikten sonra ilave edilen su ile eritilen bu toprak boyaların uzun süre dayanabilmesi için boyama sırasında içine yumurta sarısı ilave edilir böylece boya parlaklık kalıcılık ve hafif bir kabarıklık kazanmış olur. Yumurta sarısı çabuk kuruduğundan az miktarda hazırlanır. Yapıştırıcı özelliği katmak için arapzamkı, tutkal ve kitre katılır. Bu işlemlerin güçlüğü nedeniyle 18, yüzyıldan sonra tutkal kullanılmıştır. Daha önceleri arapzamkı kullanılıyordu. Tutkalın miktarı önemlidir fazla olursa boyada çatlamalar, oluşur. Tutkal suyuna parlaklık katmak için saf pekmez ve üzüm suyu karıştırılır. Tabii boyalar elde edilirken elde edilen madde önce suyla kaynatılır ve içine arapzamkı ve kitre karıştırılır karışım kıvama geldikten sonra içine çinko tozu bezir yağı ilave edilir. Elde edilen boya kullanıma hazır hale getirilir. Kalem işi restorasyonu farklı usullerle yapılır. Bazı örneklerden çatlak ve bozuk renkler önce macun sürülerek düzeltilir ve bunun üzerine bir sıra alçı veya üstübeç astar sürülür. Nakışlar ya da süslemeler bu işlemlerin üzerine tutkallı boya ile yapılır astar işlemi daha çok Ankara ve çevre camilerinde görülür. Beylikler dönemi camilerinde de uygulanmıştır. Bazılarında bezir yağıyla zemin düzenlenir nakışlar zemin üzerine uygulanır. Bu süslemeler önce güvercin kanadından çıkarılan samur ve üç aylık kedinin ense tüyü ve atkuyruğundan alınan kıllarla yapılırdı. (Resim 2) Kalem işi; Binaların iç duvarlarını, kubbelerini ve tavanlarını sıva, ahşap taş, bez, ve deri gibi malzeme üzerine renkli boyalar (toprak ya da kök boyalar) bazen de altın varak kullanılarak ince kıllı kalem tabir edilen fırçalarla yapılan nakışlara kalem işi denilir. Bu nakışları yapan kişiye kalemkar, projeyi hazırlayan kişiye nakkaş denir. Teknik açıdan kalem işleri 4 gruba ayrılır. 1- Sıva Üstü Kalem İşleri: Klasik mimari eserlerimizin hemen hemen hepsinde uygulanan bir tekniktir. Bu teknikte kalem işinin uygulanacağı zemine önce kireç badanası yapılır. Süslemelerin ya da nakışların yapılacağı zeminler ölçülüp bölümlere ayrılır önceden kağıtlar üzerine hazırlanan desenler iğne ile delinerek kalıp haline getirilir ve özel bir kömür tozu ile tamponlanarak desen zemine geçirilir. Boyandıktan sonra en son olarak kontörler çekilir. Klasik kalem işleri 2 boyutludur. Işık - gölge yoktur kullanılan malzeme iyi olursa ve dış etkenlerden korunursa kalıcı olur. 2-Ahşap Üstü: Sıva üstünden sonra Osmanlı döneminde çok uygulanmış olup 4,5 asırlık çok eski örnektir hiç restore edilmeden günümüze gelmiştir sıva üstüne göre daha dayanıklıdır. bunun nedeni dış etkenlerden sıva üstüne göre temas halinde olmaması başka bir sebebi de nakışların üzerine çekilen bir sır tabakasıdır bu işlere de lake işlerde denilebilir sır tabakası inceltilmiş bezir yağı ve verniktir Mimar Sinan işlerinde ve hünkar mahfili ve müezzin mahfili tavanlarında görülür bu çalışmalarda altın varak bolca kullanılmıştır 3-Taş ve Mermer Üstü Kalem İşi: Bu teknikte kullanılan boya malzemesi tutkallı ve yağlı boya türündedir sıva üstü tekniğinde olduğu gibi çalışılır mermer üstü çalışmalarda altın varak kullanılır sıva üstü çalışmaya göre daha zor bir tekniktir özel ve daha çok zaman isteyen bir tekniktir 4- Deri ve Bez Üstü Kalem İşi: Ahşap konstrüksiyon üzerine çakılan kaplama tahtaları üstüne deri veya keten bezinin gerilerek bir tuval teşkil etmesinden sonra kalem işinin uygulanmasına geçilir kullanılan malzeme genellikle yağlı boya veya tutkallı boyadır 16.ve 17. yüzyıllarda örnekleri görülmektedir 18. ve 19 yy. da daha çok kullanılmıştır Aşı Boyası Özellikle tarihi ahşap yapıların cephe boyası olarak kullanılan aşı boyası, Osmanlı Beziri, Oksit Sarı, Kırmızı Aşı ve Neft karışımıyla elde edilmektedir. 2.3 Altın Varak Yaldız Uygulaması; Altın varak yaldız yapımının, bilinen en eski tarih olarak 14. ve 15. y.y. olduğu tahmin ediliyor. Yapımı bir hayli zor ve sabır isteyen bir iş ve maliyetinin yüksek olması nedeni ile bugün sahteleri yapılmakta ve altın varak yaldız yerine matbaacıların kullandığı "sıcak" yaldız bir diğer adı ile "çıkartma" yaldız kullanılmaktadır. Böylece altın yaldız görünümü tam olarak verilemese de fiyatlarının ucuzluğu ve çalışma kolaylığı "sahte altın" yaldızı cazip kılmış olup yapımcısı atölyelerin de sayılarını arttırmıştır. Ağırlığı yok denecek kadar hafif olan "altın varak" yaldızın ölçüleri 8 x 8 cm dir. İmalatını yapan ülkeler başta kalite itibarı ile Almanya, Fransa ve İtalya dır. Uzakdoğuda da imalatı yapılmakta olup Türkiye de pek bilinmemektedir. Ayar 18 karat tan başlayıp karat'a kadar yükselir. Altının ayarı yükseldikçe rengi de "Orange" tabir 22

23 edilen hafif kızılımsı bir renge döner. Altın varak kaplanacak olan mobilya öncelikle tamamen kazınır ve ahşap iskeleti meydana çıkartılır. Daha sonra birtakım maddelerden oluşan bir karışım ile yeniden 5 kat kaplanır. Zımpara aşamasından sonra kırmızı renkte olan ve adına "lambez" denilen kırmızı bir toprak eritilerek eşya bu toprak ile tekrar kaplanır. Kuruma süresinin sonunda altın kaplanmaya başlanır. En son olarak ise "jade" taşından yapılan "mazgala" isimli alet ile parlatılarak yaldız kaplama işlemi tamamlanır. 2.4 İşçilik ve Detay Kullanımı; Tarihi yapılarda bilinçsizce yapılan değişiklikler strüktür düzeninde aşırı yükleme veya süreksizliklere neden olmaktadır. Beyoğlu ndaki Çiçek Pasajı, kullanıcıların zemin altında yer kazanmak amacıyla yaptıkları bodrumlar, kaldırdıkları duvarlar nedeniyle aniden çökmüştür. Restorasyon uygulamalarında kullanılan malzemeler kadar işçilik ve detay kullanım da çok önemlidir. Örneğin, kesme taş yapılarda blokları birleştirmek için kullanılan kenet ve mil gibi korozyona uğrayabilecek demir bağlantı elemanlarının çok iyi izole edilmesi gerekmektedir. Demir mil ve kenetleri paslanmaz çelik ya da titanyum ile yenilemek uygun bir çözümdür. Venedik Tüzüğü nün 9. maddesinde de belirtildiği gibi, onarım, uzmanlık gerektiren bir iştir. İyi yetişmiş mimar ve ustalar tarafından, uygun malzeme ve teknik kullanılarak gerçekleştirilmeyen onarımlar kaba tamirden öte geçememektedirler Değişim-Dönüşüm (Yeniden Kullanım) Onarılıp, kullanılmayan binalar çevrelerinde de bozulmaya yol neden olmaktadır. Sağlıksız duruma gelmiş kent bölgeleri koruma kararları ile canlandırılmadıkça gitgide daha da bozuluyor, sonunda spekülatif yaklaşımlar ile tümüyle yok edilebiliyorlar. Mevcut binaların değerlendirilmesi, turizm yatırımcısının en önemli sorunlarından bir olan yer seçimi konusunda da yararlı olmaktadır. Kentlerde yeni otel gereksinimi kültür turizmi amacıyla seyahat eden turistler göz önüne alındığında genellikle kent merkezlerinde ortaya çıkar. Mevcut binaların konaklama işlevine uyarlanarak kullanılması ise yatırım harcamaları açısından da yararlı olacaktır. Sürenin kısalmasının başka ekonomik yararları olduğu da kesindir. Ancak bu durumlarda yeni bina yapmaya göre daha da uzayabileceği ve buradaki süre uzamasının kültürel ve ekonomik amaçlar açısından göze alınmalıdır. Ayrıca inşaatın bir konaklama tesisinin ilk yatırım masraflarının yaklaşık %50-%70 ini oluşturduğu düşünülürse ekonomik açıdan yararı ön plana çıkar. Fiziksel eskimenin onarılması için yapılacak harcamaların yüksek olması bile mevcut bina kullanımının cazibesini azaltmayacağı da düşünülebilir. Turizm sektöründeki hareketlilik, bir otelin yaklaşık olarak altı yılda bir yenilenmeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Restore edilmiş bir otel, yeni inşa edilmiş bir otelden çok daha az maliyetle sonuçlanmakta ve kullanıcı açısından etkili bir çözüm olmaktadır. Yeniden değerlendirilecek bina fiziksel açıdan aşırı eskimeye uğramamışsa ve önerilen yeni kullanım, mevcut binanın taşıyıcı sisteminin kullanılmasına olanak veriyorsa, inşaatın kaba yapı ve ince yapısı iş programında yer almayacak ve işletmeye açılabilme zamanı öne alınabilecek demektir. Mevcut bir binanın temsil ettiği gereç miktarı ve bu gereçlerin üretimi ile inşaat sahasına getirilişinde kullanılan enerji, ölçülebilir. Mevcut binanın yıkılmasından doğan gereç ve enerji kaybı, yeni inşaat için atan maliyetlerle temin edilen gereç ve enerji de düşünüldüğünde önem kazanır. İşlevsel açıdan eskiyen binaların kaynak olarak yeniden değerlendirilebilir olması, korumanın başlıca ekonomik nedenidir ve çevre açısından da daha çok arzu edilen durumdur. Yapısal eskime ile işlevsel eskime farklıdır. Bina ömrü çok daha uzundur. Mevcut binaların yeniden kullanımının ekonomik yararları; - Mevcut kaynakların yeniden değerlendirilmesinden doğan enerji tasarrufu - İnşaat süresinin çoğu kez yeni inşaattan saha kısa olması nedeniyle, binadan yararlanmaya başlamanın öne alınabilmesi, - Yeniden kullanımın maliyetinin yeni inşaat maliyeti ile karşılaştırılmasında değişik görüşler bulunmakta. Onarım ve yeniden kullanım bazen yeni inşaattan daha ucuza gelir. - Ekonomik açıdan dolaylı da olsa, yararlarından biri de yatırımcı, işletmeci ve işletmeye sağladığı prestijdir. 23

24 Yeni bina enerji yoğun çaba gerektirirken, mevcut binanın dönüştürülmesi emek yoğun çalışmaları gerektiren bir olgudur. Türkiye gibi emeğin Avrupa ve Amerika ya göre ucuz olduğu ülkelerde bu avantaj değerlendirilmelidir. Eğer kullanılacak binaların tarihsel ya da mimari özelliği varsa, yatırımcı için ayrı bir çekiciliği olmaktadır. İlk yatırım masrafları sıradan binalardan fazla olsa bile, tarihi ve mimari özelliği olan binalar müşteri için özel bir tercih nedeni olduğundan işletmeye açıldıktan sonra belirli bir zaman içerisinde doluluk garanti altına alınmış olmaktadır. Mevcut binayı yeniden değerlendirirken dikkat edilmesi gerekenler, hem binanın özelliklerinden doğan hem de kullanım özellikleri ile ihtiyaçlarından doğan olmak üzere iki gruba ayrılır. Mevcut binanın belirlenen özellikleri ile amaçlanan yeni fonksiyonun ihtiyacı olan özelliklerin çakıştırılmasına çalışılmalıdır. Yeniden kullanım yöntemlerini müdahale ölçüsüne göre sınıflarsak; - Yalnızca yapısal eskimenin onarımı sonunda yeniden kullanım, - Bina kabuğunun onarılıp, iç mekanlarda taşıyıcı sisteme müdahale etmeden yapılan değişikliklerle yeniden kullanım, - Bina kabuğunun onarılıp, içinin tümüyle yeniden inşası ile yeniden kullanım, - Binanın taşıyıcı sisteminin korunup, dış ve iç duvarlarının yeniden inşası ile yeniden kullanım, - Binanın tümüyle yıkılıp, yerine iç mekanları işlevi, cephe ve kütlesi ile yıkılan binaya uygun olarak yeni bina yapılması ile yeniden kullanım Kültür varlığı olarak kullanım dışı kalmış binaların dönüştürülmesi sözkonusu olduğunda ilk bağlayıcı unsur, bunlara ilişkin koruma amaçlı kanunlardır. Sanayi devrimiyle kentlerin hızla değişmesi ve işlevsel değişmeler durağan fiziki çevre ile çelişkilere yol açmıştır. 19.y.y. ın ikinci yarısında Paris te büyük imar hareketleri, kentin yapısını yeni işlevlere ve mimari değer yargılarına uyuşturmak çabalarıdır. Diğer Avrupa ülkelerinde de bu düzenleme tutumu, tahrip edilmekte olan kent dokusu sorununun belirginlik kazanmasına, geçmişin mirasının korunması yönünde düşüncelerin gelişmesine yol açmıştır. Türkiye de sorun, fiziki çevre ile işlevsel içerik arasındaki çatışmaların yavaş doğması sebebiyle daha geç ortaya çıkmıştır. Korunması gereken kültür varlıkları şunlardır: - 19.y.y. sonuna kadar yapılmış taşınmazlar - Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup, önemi ve özellikleri bakımından Kültür Bakanlığınca korunmalarına gerek görülen taşınmazlar - Sit alanları içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları, - Milli tarihimizdeki önemleri sebebiyle Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile M. Kemal Atatürk tarafından kullanılmış evler. Kültür varlıklarının dönüştürülmesinde bağlayıcı olan bu sistem, üç bileşenden oluşmaktadır, T.C. Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, Bölge Kurulları. Kültür Bakanlığı kimin mülkiyetinde olursa olsun taşınmaz kültür varlıklarının korunmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve bunların her türlü denetimini yapmak durumundadır. Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının tespitini de doğrudan Kültür Bakanlığı yapmaktadır. Tespitler yapılırken kültür varlıklarının tarihsel, sanatsal, bölgesel ve diğer özellikleri dikkate alınmaktadır. Kültür varlıklarıyla ilgili hizmetlerin bilimsel esaslara göre yürütülmesini sağlamak üzere Kültür Bakanlığına bağlı merkezi Ankara da bulunan Taşınmaz Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ile Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları kurulmuştur. Yüksek Kurulun görevleri; - Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması, restorasyonu ile ilgili işlerde kullanılacak ilkeleri belirlemek, - Kültür bakanlığınca tespit olunan korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının tescilini yapmaktır. Bölge Kurullarının görevleri ise; Yüksek Kurulun verdiği ilke kararlarına uymak şartıyla, uygulamaya yönelik kararlar almaktır. Müdahale biçimi binanın grubuyla ilişkilidir. Gruplama, 24

25 Yüksek Kurulca yapılmaktadır. Bu gruplama olmaksızın Bölge Kurullarının onarım ve yapı esaslarını belirlemesine olanak yoktur. Buna göre binalar, kendi başlarına bir tarihi ve estetik değer taşıması ya da kentlerin tarihi kimliğini oluşturan kentsel sitler, sokaklar, silüetlerin öğesi olmaları bakımından iki gruba ayrılmıştır: 1. Grup Yapılar: toplumun maddi tarihini oluşturan kültür verileri içinde (askeri ve dini binaları da içermek üzere) tarihi, anı ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapılardır. 2. Grup yapılar; kent ve çevre kimliğine katkıda bulunan, giderek yok olan geleneksel ve yöresel biçimini yansıtan yapılardır. Korunacak binaya müdahale biçimi, kendine özgü koşullarına göre yapılmalıdır. Buna göre iki yöntem belirlenmiştir; bakım, onarım. Çağdaş konaklama işlevine uygun mevcut binaların seçimi için gereken ölçütler, çağdaş konaklama işlevinin standartlarının incelenmesi ile saptanabilir. Bu ölçütler; - konum (binanın mahalledeki, semtteki, şehirdeki hatta ülkedeki yeri) - birim olarak oda - ihtiyaç programı ve mekan standartları ve işlev ilişkileri Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında 5366 no lu Kanun da; Yenileme projelerini onaylamak üzere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 51. maddesine göre gerektiği kadar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu oluşturulur. Kurulca onaylanan projeler, il özel idaresi veya belediyece uygulanır. Kanunlar ve koruma kurulları ile beraber, kültür, ekonomi ve tüm idari mekanizmaların tavrı, Türkiye deki dönüştürme olgusunda son derece etkilidir. Özellikle son yıllarda sözü sıkça edilen arsa rant değeri, gerek kent ölçeğinde, gerek bina ölçeğinde, mimari tasarımla ilgili tüm mekanizmaların tavrını belirlemektedir. Yüksek rant değeri, pek çok mevcut binanın dönüştürülerek kazandırılması mümkünken, geri dönüşsüz yıkımına sebep olmaktadır. Bunun son örneği, 1879 da yapılmış, 1993 yılında kullanım dışı kalmış Yedikule Gazhanesi tüm çelik strüktürü sökülüp geriye sadece kagir duvarları bırakılmıştır. Böylelikle Türkiye nin sanayileşme döneminin belgelerinden çok önemli bir öğesi, tescilli olmasına rağmen, Anıtlar Kurulu nun onayı ile yıkılmıştır. Halbuki 1993 de yapılmış olan Gazhane II etkinlikleri, geçici bir fonksiyon değişikliği de olsa, buranın kültür ve sanat etkinlikleri özelinde dönüştürüldüğünde kente yeni bir kimlikle kazanılabileceğinin habercisi olmuştu. Boş bir arsada yeni bir bina yapılacağı zaman konum, amaçlanacak olan pazarı etkileyen başlıca öğelerden biriyken, mevcut bir binanın yeniden kullanımında binanın özellikleri de eklenecektir. Mevcut binaların işlev değişikliği ile yeniden kullanımında en temel sorunlardan biri binanın özüne ne ölçüde sadık kalınabileceğidir. İtalya da yayınlanan Carta de Restauro da Yaşayan diyebileceğimiz kullanılmakta olan anıtlarla ilgili olarak, binaya esasta bozacak değişiklikleri getirecek uygulamalar ile bunların yapılış gayelerinden farklı şekillerde kullanılması kabul edilmemelidir. şeklinde yaklaşmıştır. Mekanlarının da korunması gereken binalar, ancak bir otel oda boyutlarında tekrarlanan birçok mekanı varsa otel olarak yeniden kullanma eğilimini güçlendirir. Ancak ortaya konacak yeni otel kavramlarının bu güçlü eğilimi sarsabileceğine de işaret edilmelidir. 9 Diğer ülkelerde konuya yaklaşım örneklerine bakarsak; Portekiz de kimisi tamamen terkedilmiş ve harabeye dönüşmüş, kimiyse özel yerleşim için gereğinden büyük olmak üzere, mevcut binalar devlet sponsorluğunda yeniden canlandırılması programı başarılı olmuştur. İspanya da Toledo kentinin tarihi bir kent olma özelliği ve ilgi çekici kültürel mirasa sahip olması nedeniyle burada turizm fazladır. Buraya yılda 1 milyonun üzerinde turist gelmektedir. Ancak gelen turistlerin çoğu Madrid yakın olduğu için günübirlik turlarla birkaç saatliğine gelip sonra yine Madrid e dönen turistlerdir, konaklayan turist azdır. Bu arada bu tarihi kentte sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Ekonomide sadece turizme bağlı kalma, turistlerin de gelişi ile aşırı kalabalık ve yoğunluk, trafik 9 ÖZKAN Özgür, Mevcut Binaların Lüks Otellere Dönüştürülme Olanakları ve Tasarlama Yaklaşımları, Y. Lisans Tezi, 2002, Danışman: Doç. Dr. Nezih AYIRAN 25

26 tıkanıklığı, suç oranının artması ve yerleşik nüfusun azalması önemli sorunlardır. Bu sorunları çözmek için yerel yönetim, tarihi yerleşmeyi düzenleyici bir plan hazırlamıştır. Bu planda, konut alanlarını düzenlemek ve anıtsal merkezi koruyup, gelecekte de gelişimini sürdürmesinin temellerini hazırlamak temel ilkelerdir. Planda, kamu aktiviteleri, konut, kamu alanları, enfrastrüktür ve açık alanlar olmak üzere dört kategoride gruplamıştır. Konutla ilgili binaların dış cephelerinin korunması ve düzenlenmesi, kamu aktiviteleriyle ilgili tarihi merkezde yaşama şartlarının ve çevreyle ilişkilerin geliştirilmesi ile düzenlenmesi, enfrastrüktür ile ilgili ulaşımda tarihi merkeze özel araç yokolmayıp dışarıda park alanları yapılması ve tarihi merkezde toplu ulaşıma yer verilmesi, mal yükleme boşaltma yerlerinin düzenlenmesi, acil durumlar için alan düzenlenmesi ve yaya yollarının düzenlenmesi, açık alanlarla ilgili halka açık yaya alanlarının yapılması, mevcut açık alanların korunması, düzenlenmesi ve geliştirilmesi öngörülmüştür. Başka bir örneğe bakarsak; İtalya da Floransa Üniversitesi nde korumaya yönelik birçok çalışma yapılmaktadır. Bu projelerde ilk aşama olan analiz aşamasında Coğrafi Bilgi Sistemi önemli yer tutar. Bu yolla oluşturulan veri sistemi, tarihi merkezin ve eserlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve koruma yaklaşımlarında önemli rol oynar. Ayrıca koruma konusunda donanımlı teknik eleman yetiştirmeye de önem verilmektedir. Toledo ve Floransa örneklerinde görüldüğü gibi Avrupa da tarihi kentlerde korumaya önem verilmektedir. Kentlerdeki tarihi ve kültürel miras öğelerinin yanı sıra, kent bütününün de korunmasına önem verilmektedir Sürdürülebilirlik Sürdürülebilirlik kelime anlamı olarak devamlılık, süreklilik sağlama olarak olumlu bir anlam taşımaktadır. Halkın kavrama bakış açısı, katılımı, doğal kaynakların devamlılığının sağlanması, ekolojik duyarlılık, ekonomik verimlilik ölçülerine sahip sürdürülebilirlik kavramı turizm olgusu ile bütünleştirilmektedir. Sürdürülebilirlik, çevre ile barışık, ekonomik alanda kazanç sağlayabilen yapıya sahip olarak turizmin tamamlayıcısı olmaktadır. Sürdürülebilir turizm turist sayılarındaki artışa gereksinim duyarken, gelişmiş yaşam standardı, çevre ve kültürel mirasın korunması, ev sahibi nüfusun ihtiyaçlarının karşılanmasını da temin etmektedir. Bu tür turizm ölçütleri, kitle turizmine karşıdır, çünkü kitle turizmi çevresel etkilere ilgisizdir. Bu turizm çeşidi de bu gibi durumlara tepki vermektedir. Doğayla uyum içinde bir turizm gelişimini başarmak için sorumluluklar ve gelecek bağlamında şu ilkeler benimsenmelidir; - Harekete geçmek için ihtiyaçları belirlemek - Yerel halkı, toplulukları desteklemek, - Kurallı bir şekilde gelişmenin amaçlarını oluşturmak, - Alan üzerindeki kontrolleri yapmak, alanın gelişimi ve alanın sahibine karşı sorumlu bir politika izlemek, - Malzemelerin politikasını oluşturmak, - Doğayı korumak, - Tarımı ve orman alanlarının kullanımını güçlendirmek, - Ekonomik aktivitelerin düzenini genişletmek, - Yerel mimariyi, gelenekler, kültür ve folklor mirasını korumaya yardımcı olmak, - Turizm pazarlamasını, promosyonunu ortaya koymaktır. Sonuçta, gelecek nesillere, sağlıklı evreler bırakabilmek için bazı girişimlerde bulunmak gerekmektedir. Turizm alanı da çevrenin ve çevresel faktörlerin kendini en iyi ifade ettiği sektörlerdendir. Korunması, korunurken sürdürülmesi ve hatta insanlığın vazgeçilmez olgusu olan çağdaş gereksinmeler bağlamında değişmesi gerekmektedir. Bu açıdan sürdürülebilirlik turizm-çevre ilişkisi birbirine zarar vermeden sürdürülmelidir. Sürdürülebilir turizm bileşenleri; Merkezi yönetim: Ulusal düzeyde verilmesi gereken hizmetler mevcuttur. Turizm alanında yasal mevzuatlar, yönetmelikler, politika ve planlama, yürütme ve denetlemeyi sağlayacak şekilde oluşturulmalıdır. Denetleyici,koordine edici bir rol üstlenmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir turizm 26

27 bölgelerinde ÇED raporlarının hazırlanması gibi çalışmalar ile halkı eğitici programlar düzenlenmelidir. Yerel yönetim: Her kesim için işbirliği içinde olması gerekmektedir. Altyapı, hizmet sektöründe faaliyetlerde bulunmaktadır. Personel, ekipman, teknik ve finans yeterlilikler içinde olmaları beklenmektedir. Merkezi yönetim ile koordinasyon içinde hareket ederek yetkilerin tam kullanımı sözkonusu olmaktadır. Yerel halk: Yerel insanlar ikiye ayrılır: ilk grup hizmet eden, ulaşım, ticaret, seyahat acenteside, dükkanlarda, yemek sektöründe çalışanlar olarak turizmle direk ilgisi olanlardır. Gelirlerini turizm endüstrisinden sağlar ve bu insanların turizme toleransları vardır. Diğer grup yerel insanın ise turizmle ilgisi yoktur çünkü turizm endüstrisinden gelir elde etmemektedir ve de turizm aktivitelerine çok fazla hoşgörü duymamaktadır. Turist: Yerel çevre kaynaklarının kullanıcı potansiyelidir. Kitle turizmi turisti, iyi bir şekilde organize edilmiş paket turlarla seyahatlerini gerçekleştirebilmektedir. Kendi ülkelerindeki lükse sahip olmak isterler ve doğal çevrelere alışkın olmamakla beraber turizmin iyi bir şekilde geliştiği çevrelere gitmeyi tercih etmektedirler. Bireysel seyahat eden turist, bir öncekine benzer, ancak düzenlemeler seyahat acentaları tarafından yapılmakta, kararlarda özgürce hareket ederek doğa ile teması tercih etmektedirler. Kaşifler: Tatillerini özgürce düzenlerler ve gelişmiş turizm yerlerine gitmek yerine çevreye duyarlı bir şekilde tatil anlayışı benimsemektedirler. Avare, başıboş tatil yapanlar: Seyahatlerini özgürce yapar ve yerli insanlarla beraber yaşayarak yerli yiyecek yiyip, yerel bir şekilde yaparlar. Çevresel zararları minimumdur ve korumacılık olgusu fazladır. Tur operatörleri: Önemli rol oynamaktadırlar. Turistik alana inanılmaz rakamlarla turist yolladıklarından turistik alanın doğal kaynaklarını reddetmekte rol oynamaktadırlar. Turistik alanda hızlı ve irrasyonel bir gelişme izlenmektedir. Bu arada geleneksel olarak ulusal ve bölgesel turizm çevreleri turistik yerin turizm planlaması ve gelişiminden sorumlu olmaktadır. Çok turist gelişi demek turistik bölgenin daha çok ekonomik kazanca sahip olması demektir. Bu şekilde çalışan tur operatörleri bölgenin doğal yapısından çok ekonomiyi düşünmektedirler. Yatırımcı: Yatırımcılar için esas hedef karlılığı sağlamaktır. Yatırım yapılacak yerin ne kadar ekonomik getirisi olacağı ile ilgilidirler. İşletmeci: Bir bölgenin turizm açısından cazip hale gelmesi işletmecilerin tercih ettiği bir olgudur. Ancak sürdürülebilir turizm kapsamında gelişmenin kontrollü, çevre ve doğa kaynaklarına zarar vermeden yapılması gerekliliği, işletmecilerin turizmden beklentilerine ters düşebilmektedir. Tasarımcı: Turizm alanlarında fiziksel çevrenin oluşumunda tasarımcının rolü önemlidir. Turizm alanlarında planlama, tasarım, disiplinler arası iletişim ve koordinasyonun sağlanması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bölge ile ilgili farklı yaklaşımlar ve stratejilerin oluşturulmasında katkıda bulunmaktadırlar. Sürdürülebilir turizmin amacı; turizmi, çevreye, topluma, doğal ve kültürel varlıklara zarar vermeden, bölge ekonomisine ve toplumsal yaşantıya sürekli katkıda bulunacak biçimde geliştirmektir. Sürdürülebilir turizmin genel ilkeleri de bu amaç ve alt amaçlar doğrultusunda gelişir; - Talebe göre değil, arza göre turistik düzenlemeler yapılması - Önceliklerin yerel halka verilmesi, - Oniki ay turizm, - Toplu taşıma, - Toplumsal katılım, - Temiz enerji kullanımı, - Gerçek yaşamın konu edilmesi, - Mevcut yapı stokunun kullanılması - Toplumsal ve kültürel kimliğin korunması, - Turizm yatırımcılarının esnek, gelişmeye açık ve uzun vadeli olması olarak sıralanır. 27

28 Turizm sektörü ile ilgili gelişme politikaları ve hedefleri, ülkenin ulusal kalkınma politikaları ve hedefleri ile bütüncül düşünüldüğü taktirde arada fark olmadığı görülmektedir. Sürdürülebilir turizm politikaları ve faaliyetleri, korunması gerekli ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken sanatsal, arkeolojik ve kültürel mirasların sürdürülmesini sağlamalıdır. Ziyaret edilen bölge nüfusunun yaşam standardının yükseltilmesi, mimarinin yerel halk, ekonomi ve sosyal doku ile bütünleşmesi ve yerel işgücünün kullanılması asıl politikalardır. Sürdürülebilir turizm yerel halkın turizm olayı içinde yer almasını ilke edinmiş turizm sektöründen ekonomik kazanç sağlamayı da hedef almış bir turizm çeşididir. Turizm sektöründe hakim rol oynayan sürdürülebilirlik; ekolojik, kültürel, sosyal, ekonomik, kurumsal ve estetik boyutta pek çok maddesel yürütme politikaları ile ifade bulmaktadır TÜRK EVİ Ev Türkçe de konut için kullanılan en yaygın addır. Geleneksel Türk evi yurttan konağa uzun bir evrim geçirmiştir. Hayatlı Türk evi Anadolu ya özgü bir konut tipidir; ama kesinlikle kırsal bir yaşamı yansıtır. Bu evrimin sonucunda ortaya çıkan konak, sıradan bir evden çok daha büyüktür ama önceli olan ev tipleriyle aynı mimari öğeler sözlüğünü paylaşır. Ev; genel olarak bütün halk kesimleri tarafından kullanıldı. Ancak zengin ve fakir ev kendini oda, kat ve süsleme fazlalıklarıyla ayırıyordu. Bu fark en çok İstanbul'da hissediliyordu. Eğer yapıda orta kat varsa, genelde alçak kat tercih edilmiş yarım kat veya tam kat olarak kullanılmıştır. Üst katlarda kullanılan pencere çıkmaları eve hareketlilik kattığı gibi genel olarak sokak ve şehir görüntüsünde de hareketlilik sağlamıştır. Hemen her coğrafi yörenin, kimi ayırımlarla kendine özgü biçim özellikleri oluşmuştur. Sedad Hakkı Eldem, Karadeniz sahili evi, Rize evi, Kuzey Anadolu evi, Ankara evi, İstanbul ve Marmara Bölgesi evi, Ege ve Batı Anadolu Bölgesi evi, Ege sahili ve Adalar evi, Güneydoğu Anadolu evi, İç Anadolu kerpiç evi, Kayseri evi, Doğu Anadolu evi, Diyarbakır evi olarak ayırt edebiliyor. Taş evler, toprak (kerpiç) evler, ahşap evler gibi coğrafyaya, iklime bu nedenle gerece bağlı ayırım sonunda 7 ayrı bölüme indirgeniyor: - Karadeniz sahili ve hinterlandı - İstanbul ve Marmara Bölgesi - Ege ve hinterlandı - Akdeniz Bölgesi - İç Anadolu Bölgesi - Doğu Anadolu Bölgesi - Güneydoğu Anadolu Bölgesi İstanbul'da yaygın olan Türk Evi modeli ağırlıklı olarak ahşaptı (İstanbul Yangınları bu yüzden olmuştur). 200 yılı geçen ev sayısı az olmakla beraber ortalama 80 yıl denebilir. Anadolu da çeşitli iklim yapıları görüldüğü için çeşitli yapı tipleri ve çeşitli yapı malzemelerine yönelmeler önem kazanmıştır. Mesela; Kuzey Anadolu da ahşap, Orta Anadolu da kerpiç ve taş, Batı Anadolu da taş, Güneydoğu Anadolu da ahşap-taş malzemelerden yapılmış yapılara sıklıkla rastlanır. Çok çeşitli iklimler sonucu konutlarda her iklime uygun farklı odalar yapılmış yada yaz ve kış için ayrı evler yapılmıştır. Kış odaları genelde ara katlarda ve yapı içinde uygun yönde yapılmışlardır, duvarları kalındır, alçak ve az pencereli mekanlardır. Genelde iç avlu vardır, bu avluda evin kadını günlük işlerini ve hayatını gerçekleştirir. Sokaklarda ağaç yoktur. Ancak avlu ve çeşmelerde ağaçlara rastlanmaktadır. Türk konutlarında temel kısım, yarı değişken kısım ve değişken kısımlardan oluşur. Temel kısım genelde en üst katta olup, çevre verilerine göre pek değişmez. Alt katlar doğal koşullara göre değişim gösterir. (Çizim 1) İstanbul'da görülen Türk Evi tipi daha çok yalı ve konaklara uygulanmıştır. Anadolu'dan esintiler taşımasıyla beraber Batı Mimarisinden de ciddi oranda etkilenmiştir. Bu yeni mimari görüntü 10 BEYHAN Gülin, Kültürel Süreklilik ve Çağdaş Gereksinmeler Bağlamında Sürdürülebilir Turizm ve Kimlik Kavramsal Modeli: Pamukkale Örneği, Doktora Tezi, 2004, Danışman: Prof. Dr. S. Mete ÜNÜGÜR 28

29 şehirleşme kültürü yaşanan yerlerde etkisini göstermiştir. Bu evlerde batı mimarisinin izleri olarak kabul edilen belli başlı özellikler şunlardır; orta salonu merkez alan simetrik planlar (Anadolu'da asimetrik bir yapı söz konusuydu), oval hacimler, simetrik büyük merdivenler, evin cephelerindeki plastr düzenleri. İstanbul'da görülen yalı ve konakların sayındaki artış özellikle Lale Devrinde zirveye çıkar. Batıya olan hayranlıktan dolayı oradaki mimari eserlerin taklitleri de yapılmıştır. Türk ev tipinde zemin kat taş veya kerpiç bir duvarla sokağa kapalıdır, üst kat ağır taşıyıcı duvarlar veya ahşap direkler üzerine oturur. Üst katlar ahşap çatkılıdır. Orta kat varsa alçak tavanlı yarım veya tam kattır. Üst kat, zaman içinde çok pencereli ve çıkmalarla hareketli bir görünüm kazanmıştır. Pencereler önceleri camsızdır, camın yaygınlaşmasıyla iki yana kanat açılan çerçeveler yapılmıştır. Batı nın etkisinden sonra ise düşey sürme pencereler görülmeye başlar. Pencerelerin standart ölçülerde olması ortak bir ritm yaratarak tek eve olduğu kadar, sokağa ve kente de bütünlük sağlamıştır. Tavan geometrik bölünmüş ve bazen boyayla bezenmiştir. Çatı daima dört yana eğimlidir. Resim 3: Mehveş Hanım Konağı Çizim 1: Evlerin sokağa oturuş örnekleri. Plan İstanbul da üretilen kültür, Anadolu ya başka ülkelere örneklik eder. Anadolu daki evlerin iç hatta kimi kez dış duvarlarına bile İstanbul manzaraları boyanır. İstanbul un, Edirne nin evleri, Anadolu ve Rumeli de yinelenmeye çalışılmıştır. Göçebe bir hayattan yerleşik hayata geçilmiş olmasının etkisiyle taşınabilir eşyalar kullanılması yaygındır. Genelde oda yerine kişiler ısıtılır. Ancak bazı örneklerde kış odası daha korunaklı olması açısından merkeze alınmıştır. Bazı çözümlerde ayrı ve daha korunaklı bir kış evi çözümü uygulanmıştır. Türk Konutları gerek boyut gerek tasarım açısından göçebe çadırları ile büyük benzerlikler taşırlar. Geleneksel Türk evi esnektir, evler ailenin büyümesine uyarak birim birim büyüyebilir ya da sonradan bölünebilir. Eski evler son çağlarda bölünerek ayakta kalmayı başarmıştır. 29

30 Geleneksel Türk konutunun evrimi konakla doruğa ulaşmış ve son bulmuştur. Konaklar imparatorluğun her yerinde yaygındı. Prof. Dr. Doğan Kuban a göre 16. ve 17. y.y. larda bile İstanbul daki konutlar, imparatorluğun her yerinde geçerli olan hayatlı ev tipinden farklı olarak yoğun kent dokusu içinde içe dönük planlarla şekillenmişlerdir. 18.y.y. ın başlarından itibaren, Türk evlerinin bahçeye açık hayatlı cepheleri kapatılmaya ve zaman içinde de konakların tipik iç ve orta sofalarına dönüşmeye başlar, fakat hayatlı ev modeli de terk edilmemiş, 20.y.y. a kadar değişik yörelerde sürdürülmüştür. Mimari tipoloji olarak klasik kentsel konak ise, 18.y.y. ın ikinci yarısına ve 19.y.y. a ait bir olgudur. Sekisiyle, seki altıyla, dolapları, ocağıyla tümüyle aynı odayı, toprak evde de, taş evde de, ahşap çatkılı evde de bulmak ancak yaşama kültürüyle açıklanabilir Türk Evi Mekan Organizasyonu Türk evi plan tipleri, yapı öğesinin biçimine göre değil, plan tipine göre, ortak yaşamın geçtiği hayat (sofa) ın konumuna göre belirlenir. İlk kez Sedad Hakkı Eldem tarafından sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmada en önemli olanlar, plan gelişim sırasına göre: Dış sofalı, iç sofalı ve orta sofalı tiplerdir. Türk evinde plan, odaların bir sofa çevresine dizilmesiyle oluşur. Oda, biçimi, büyüklüğü, nitelikleri az değişen bir yaşama birimidir. Odalar arası alan olan sofa ise, her özelliğiyle değişkendir. Bu yüzden ev tipini sofa belirler. Plan şemaları içinde dış ve açık sofalı tipler, köşklü ve eyvanlı uygulamalarla dikkat çeker. Odaların birbirine bitişik olmasından çok, sofanın uzantılarıyla birbirinden ayrılarak özerklik kazanması plan şemalarının en özgün niteliğidir. Daha sonraki dönemlerde orta sofalı tip görülmeye başlar Sofa Odalar sofaya açılır ve sofa ile birbirine bağlanır. Ayrıca abdestlik-hela, kiler, merdiven sofa ile bağlantılıdır. Bunun dışında sofa oturma, yemek yeme, çalışma, uyuma eylemlerini de karşılar. Kalabalıklar burada toplanır, sıralar, düğünler, mevlidler, kutlamalar burada yapılır. Oyunlar burada oynanır, yer sofraları buraya kurulur, yayım, baklava ve börek yufkaları burada açılır ve serilir. Orta ve üst kat sofaları arasında bazı değişiklikler olabilir. Örneğin üst kat sofalı, orta kat köşe sofalı ya da orta kat sofası hayata bakan galerili olabilir. Safranbolu da sofaya çardak denir. Sofanın odalara göre konumu açısından; dış sofalı, köşe sofalı ve en çok görülen orta sofalı çözümleri vardır. İlerlemiş çözümlerde en çok ısıdan veya soğuktan korunacak sofa, planın içinde ortada yer alır. (Çizim 2) Çizim 2: Sofanın plan kurgusu içindeki yeri Sofasız Sofanın ya da hayatın yerini bahçe ya da taşlık almıştır. Ev iki katlıysa üst kattaki odaları, önlerindeki bir balkon sağlar. Oda sayısı fazla olduğunda, aralarında bir de eyvan yer alabilir Dış Sofalı Odalar sofanın birbirine bitişik iki kenarına dizilmiştir, yan sofalı plan tipi de denir. Sofa bir köşededir ya da L biçimlidir, dış sofalı L plan tipi denir, odalar sofanın 3 kenarında da varsa, dış sofalı U plan tipi denir. Türk evinde eski ve güzel örnekleri olan bir tiptir, çeşitlemeleri çoktur, simetri az görülür. Sofa bir ya da üç cephesi duvarsız olarak dış dünyaya açıktır. Bu durumuyla Türk'ün doğa 30

31 içindeki yaşamının, başka bir deyişle çadırlı göçebe yaşamının yerleşik düzene yansımasıdır. Sofa iyi havalarda veya yazın yoğun bir yaşama ve üretim alanıdır. Bu şemada her oda çadır, dışa açık sofa ise biraz denetim altına alınmış doğayı simgeler. Çoğunlukla sofanın iki dar ucu yan duvarların uzantısı ile kapanmıştır. Eyvanlar iki oda arasında kalan korunmuş mekânlardır. Çok sonraları sofa direkliği camekânla kapatılmıştır. Köşe sofalı tip yakın zamana kadar sofası dışa kapalı olarak yapılagelmiştir. Bu tip 19. yüzyıla kadar devam etmiştir İç Sofalı Sofa karşılıklı iki yanına odalar dizilerek ortada kalmışsa, iç sofalı çözümdür. İç sofalı çözüme karnıyarık da denir. Bu sofanın iki yanda da çıkma ları olabilir. İstanbul Boğaziçi evleri genellikle bu türdedir. Böylece sofa bir ucuyla denize açılırken, öteki ucuyla yeşile, bahçeye açılır. Bir yanından balık tutulabilir, öteki yanında bülbül dinlenir, yediveren gül seyredilir. Bir yanından güneşin batışı, öteki yanından ayın doğuşu algılanır. 18. yüzyıldan itibaren belirginleşmiş, ancak 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Kentlerin kalabalıklaşması, arsanın küçülmesi ve değer kazanması daha içe dönük ve sıkışık planlamaları gerektirmiştir. Daha rahat yaşama biçiminin arzulanması, tozdan, soğuktan kaçılması, sofa alanını da her zaman kullanma ihtiyacı, bu tipin tercih edilmesinin sosyal nedenleri arasındadır. Bu derli toplu plan, daha çok sayıda odaya yer verir, yanyana gelen odalar sayesinde duvarlar azalır ve ekonomi sağlanır. Bir başka görüşe göre ise orta sofalı plan tipi, Orta Asya'dan beri kullanılan bir tip olup Anadolu Türk mimarisinde daha çok medrese, cami, köşk gibi yapı türlerinde uygulanmışken 18. yüzyıldan itibaren önce büyük kentlerde yönetici evlerinde sonra da çevresinde tekrar uygulama alanı bulmuş bir ev tipidir. İç sofalı tipte bir yönde, orta sofalı tipte ise genellikle birbirine dik iki yönde simetri görülür Orta Sofalı Çizim 3: Türk evi planında sofa Sofanın tüm çevresinde odalar sıralanmış, sofa ortada kalmışsa orta sofalı plandır. (Çizim 3) Sofa, odalar arasından çıkmalar yaparak dışarıya açık bölümler kazanır. Bu çıkmalar iki yana olduğu gibi dört yana da olabilir. Barok biçimde, orta sofa oval biçimde yapılmıştır. Türk evinin bu ana kurgusu, kalabalık ailelerde oda sayısı yetişmezse, aynı plan tipleri yan yana getirilerek ev büyütülebilir. Çoğu sahil sarayının, örneğin Dolmabahçe Sarayının planı böyledir. 31

32 Türk evi hayatın üzerinde tek oda olarak başlayabilir. Aile büyüyünce bir oda bir oda daha eklenerek yan sofalıdan L sofalıya, U sofalıya gelişebilir. U sofalı bir ev bölünerek L sofalı, iki ayrı aileye, örneğin iki kardeşe hizmet edebilir. Kısacası Türk evi, aile ile birlikte büyüyüp, küçülebilir Oda Ev tasarımında esas olan oda ve çevresidir. Oda büyüklüğü ve tasarımı az çok belirgindir, bu oda tasarımından başka oda tasarımı yoktur. Evin ana öğesi bellidir, diğer öğeleri işlevden doğan öğelerdir. Odalar dışında hela-abdestlik, kilerlik ve merdivenler bulunur. Evin zemin katının ayrı işlevi vardır ve buna göre çözümlenmiştir. Evin her odası bir karıkocayı barındıracak niteliklere sahiptir. Her odada oturulabilir, yatılabilir, yıkanılabilir, yemek yenilebilir hatta yemek pişirilebilir. Bu nitelikler bütün odalarda aynıdır. Ölçüler değişebilir fakat nitelikler değişmez. Ama tasarımı aynı olsa bile kullanışı bakımından bazı ayrıcalıklar vardır, mutfak (aşevi) olarak ayrılmış odanın bulunması gibi. Orta kat odaları daha çok gündüz oturmaya ve çalışmaya ayrılmıştır. Üst kat odaları gelinlere, misafir yatmasına ve genel anlamda yatak odası olarak ayrılır. Kışlık evde olduğu gibi yazlık evde de daha iyi ısınması, yön, büyüklük ve düzenleme ile tasarlanmış bir kış odası bulunur. Erkeğin konuklarını kabul ettiği bir oda vardır, bu oda ya evin selamlık bölümündedir ya da merdivenden çabuk ulaşılabilen bir yerdedir. Çok kalabalık zamanlarda mutfak bile yatak odası olarak kullanılabilir. Oda planı kare ya da kareye yakındır. Oda yükseklikleri üst katta 3m den fazla, orta katta 2,3-3m arasındadır. Zemin kat evin temelini oluşturur. Üretimle ilgili görevler yüklenmiştir. Biçim endişesi yoktur. Türk evinin en önemli öğesi olan odada, izlenebilen dönemler boyunca nitelikleri çok az değişmiştir. Çizim 4: Modulor ile Safranbolu dan üç odada döşeme-sedir-pencere-sergen-tavan ilişkisi Dinlenme, boş zamanı geçirme, keyiflenme, karşılıklı konuşma, toplantı, ısınma ve çalışma amacı ile sedir üzerine oturulur. Sedirler, odada ve sofada çoğunlukla pencere önüne gelir. (Çizim 4) Genellikle odaların iki yüzü pencereli olduğundan iki yüzde boydan boya sedirler bulunur. Bazen ocak duvarında da ocağın iki yanında sedirler yapılmıştır. Böylece oda giriş duvarı dışında çepeçevre bir oturma alanı doğar. Safranbolu evlerinde çardak ın çıkartma sı sokağı daha iyi gören, daha aydınlık bir oturma alanıdır. Üç yüzeyli çıkartmalarda (yazlık) bütün çıkartmayı kaplayan sedirlerle geniş bir oturma alanı yaratılmıştır. Burası kadınların oturup iş işledikleri, dizlerinin dibindeki küçük çocuklarıyla oynaşıp söyleştikleri yoğun bir yaşama alanıdır. Sedir döşemenin biraz yükseltilmiş bir yeridir. (Resim ) 32

33 Resim 2: Pencere önünde sedirler. Katı yastık ve yanlıklar serilmeden önce (Memişoğulları bağ evi) Resim 3: Sedir üzerine yayılan birkaç örtü ile hemen sıcak bir yuva kuruluverir. Resim 4: İçleri ot dolu katı yanlık ve yastıklar Resim 5: Tepe pencereli bir odanın pencere duvarı ve halı örtülü sedirler. Tepe penceresi, sergen, pencere kanatları, yastık, sedir ilişkisi (Şekerci Osman şehir evi, Akçasu) Türk ün oturma biçimi çeşitlidir: bağdaş kurma, bir ayağını altına alarak oturma, dizlerinin üzerine oturma gibi. Bu oturuş biçimleri geniş bir yere gerek göstermektedir. Bu nedenle sedirin genişliği cm kadardır. Kerevit üzerine Safranbolu da yanlık denilen çeltik otuyla doldurulmuş minderler konur. Sedirin yanlık la beraber yüksekliği cm kadardır. Sedir ölçüleriyle, duvar ilişkisi çok iyi kurulmuştur. Sedirde oturan kollarını yastığa dayayıp dışarısını rahatlıkla seyreder. Genç kız yanındaki dolaptan işini alıp oturduğu yerde işler. Erkek, sedir üzerinde doğrularak sergen den kitabını alır. Oda bir çekirdek ailenin, yatmaktan, yıkanmaktan, oturmaktan yemek gereksinimine her 33

34 şeyi karşılayarak barındırabilir. Odada yere serilen yataklarda en az 4-5 kişi yatabilir. Çok sayıda insan oturup sohbet edebilir. Sandalye sayısına bağlı değildirler, ayakta durup sohbet de edilmez. 19.y.y dan başlayarak Batı mobilyaları girmeye başlar bu odalara. Kimi yerlerde ilginç karşıtlık, ilginç çözümler getirebiliyor, ama genelde Türk odası kerevette oturan insan için çözümlendiğinden Batılı mobilyalar yeni ve yabancı oranlarla bir çatışkının nedeni olabiliyor.odaların hemen hepsinde ısınmak, yemek pişirmek ve hatta aydınlanmak için de kullanılan birer ocak vardır. Odaların en önemli özelliği, yatak ve yorganların muhafaza edildiği ve bir köşesinin de banyo olarak kullanıldığı yüklük bulunmasıdır. Bu yüklükler, evdeki bütün eşyaların saklanmasını sağlar. Bir köşedeki banyo ise, genellikle gusül abdesti almak maksadıyla kullanılır. Çünkü bu dönemlerde asıl yıkanma yerleri, sıhhi olduğu da kabul edilen şehir hamamlarıdır. Odaların; oturma, yatak, misafir, çocuk odaları gibi belli işler için tahsis edilmemesi, Türklerin göçebe anlayışıyla ve gelenekleriyle doğrudan ilgilidir. Çünkü Osmanlı ailesi aynı odada yemek vakti yemek yer, sair zamanlarda oturur, gece olunca yatakları serip uyur, sabah olunca da sergileri kaldırıp hayatına devam ederdi. Evlerdeki döşemeler oldukça sade olup, mobilya yerine, pencere kenarında divan ve sekiler, yerlerde çoğu zaman kilim, bazen halı ve yer minderleri bulunurdu. (Resim 6) Resim 6: Bugüne kalmış geleneksel odaların önemli örneklerinden biri olan bu oda sahibi Nezihe Aycan tarafından titizlikle korunmaktadır. (Emirhocazade Ahmet Bey bağ evi) Çadırda ortada olan ocak, evde odanın bir duvarına dayanmış böylece dumanı kolaylıkla dışarı atılmıştır. Mangal ise tıpkı bir ocak gibi ortadadır. Oda iç cephesinin biçimlenmesi insan eylemlerinin gerektirdiği boyutlara göre sağlanmıştır. Odanın değişik işlevleri zaten çok olan taşınabilir eşya ile, eylem süresince sağlanır. Eylem bitince eşya ortadan kaldırılır. Yataklar yüklük denilen dolaplar içinde durur, uyunacağı zaman yere serilir, sabah tekrar dolaba konur. Yemek yenileceği zaman dolaptan çıkarılan sofra bezi, altlık, bakır sini veya tahta tabla ile yemek düzeni kurulur. Yemekten sonra her şey tekrar yerine kaldırılır. Bu amaçla odanın orta alanı boş bırakılmıştır. Oturmak için kullanılan sedirler duvar diplerindedir. Yemek ve yatma düzeni sarayda da çadırda da aynıdır. Odanın çok amaçlı kullanımı ve ortada eşya bulunmaması Japon evinin de bir özelliğidir. Pek çok kültür ve kullanım öğesini Çin'den almış olan Japonya'nın Çin eşyasını almaması düşündürücüdür. Bu konuda Japon toplumunun iki kökeninden biri olan Orta Asya'yı hatırlamamak imkânsızdır. Hayattan odaya ya da odalara geçilir. Bu geçişi sağlayan kapının çözümü ilginçtir. Kapı, odanın içini görebilecek biçimde açılmaz. Kapıyı açtığımızda, önünde bir yaşmak duvarı (belki de örtüsü, perdesi) vardır; önce neredeyse bir dolabın içine girersiniz, sonra ikinci bir açıklıktan odaya girersiniz. Böylece kapının açılma sesinin duyulmasından girenin oda içini görebileceği ana dek geçen sürede, oda içindekiler toparlanabilir. Dolap kapakları, kapılar, kısacası ahşap yüzeyler kimi kez ayna da kullanılarak bağa, gümüş tel, fildişi kakmalarla, sanat işlerine dönüştürülürler. Oda iki bölümden oluşur. Kapı açılınca girilen bölüm seki altı dır. Burası asıl odadan (sekiden) bir basamak aşağıdadır. Bir koridor gibi ince uzun olan seki altının bir yanı odanın kendisidir bir yanında ise gömme dolaplar vardır. Bütün bu duvar, değişik işlevleri içeren, dolaplardan oluşur. Dış duvara bitişik ucunda yunmalık vardır cm derinlikte, cm genişlikteki yunmalıkta, yıkanma suyu hep hazırdır. Kimi evlerde bu yunmalıkla ocak yan yana çözülmüştür. Böylece kışın su hep sıcaktır. Yunmalığın bir yanında iki kapaklı yüklük vardır. Yüklükte üçe katlanmış olan yataklar bulunur. Akşam olunca buradan alınıp odaya serilen yataklarda uyuyanlar, sabah onları bir güzel havalandırdıktan sonra katlayıp yüklüğe koyarlar. Yüklüğün alttan cm yüksekliğe dek bölümü, odunla ya da başka taka tuka için, dolaplar vardır. Bu dolaplarda en alttaki 34

35 bölümün tabanı hareketlidir. Bilen açınca, herkesin ulaşması istenmeyen şeylerin konulabileceği gizli bir göz çıkar. Kapıya en yakın yerde de lambalık (içi alçı ile sıvalı) fincanlık vardır. Kahve cezvesi, fincanları burada durur. Kısacası, bütün bir günün hizmetleri burada görülebilir. Bu seki altının büyüyüp, içine girilen bir oda olduğu da vardır. Odada fazla bir eşya yoktur. Yatak gibi yemek sinisi de işi bitince ortadan kaldırılır. Odaya pabuçla girilmez. Oda dışarının tozundan, toprağından, pisliğinden korunur. Seki altı, sekiden (odadan) hem bir basamakla hem de kimi zaman korkulukla ayrılır. Oda kare ya da kareye yakın dörtgendir. Bir duvarı ocak duvarıdır. Ocak, hem ısıtır hem havalandırır. Rugan ve deri üzerine altın tezhip de kullanılmıştır. Ocakların etekleri (davlumbazları) çini olabilir, alçı süslemeler bezeli olabilir. İznik ya da Kütahya çini işleri olabilir. Daha az varsılların evlerinde, ahşap üzerine toprak renkleriyle süslemeler yapılmıştır. Resim 7: Külâhlı bir ocak. Sergen, külah üzerinde devam ediyor. Yaşmak, aynalı yöntemde yapılmıştır. Sedir örtülerine kıvılcım sıçramasını önleyen süslü koltuk başları (Emirhoca zade Ahmet Bey bağ evi). Resim 8: Tablalı dolap kapağı, yontma bezemeli binisi ve oymalar (Emirhoca zade Ahmet Bey bağ evi) Resim 9: Aynı dolabın kapakları açık görünüşü. Raflarda bohçalara sarılı eşyalar ve kapakların yapılışı görünüyor. İki yanında ahşap kapaklı dolaplar ya da taş dolaplar, kibritlikler, lambalıklar vardır. (Resim 7-8-9) Ocakların, yazın sürme kapakla kapatılabilenleri vardır. Süslemeleri, biçimleriyle, odanın içinde kimliğiyle ağır basanları vardır. Ocaktan geri kalan duvarlarda sedir dolaşır. Türk oturuş biçimine göre yapılmış, alçak bir divandır. Oturma yeri kapaklı yapılarak altları dolap olarak da kullanılır. Odanın duvarlarında yerden cm yükseklikte, sergen dolaşır. Buraya mevve, kimi çini, bakır kaplar dizilir. Sergende ayvalar, sedirin altında kışlık kavunlar saklanır. Sergenin altında elden geldiğince bol ve büyük pencereler vardır. Üstünde de tepelik pencereleri bulunur. Bunlar sokağa ve hayata bakarlar. Tepelik pencerelerinin camları renklidir. Böylece odanın ışığının da belli bir rengi, tonu vardır. Pencereler oturanın ve ayakta duranın görüşünü kesmeyecek biçimdedirler. Genellikle sürmedirler, ½ oranındadırlar. Alt yarı bölüm yukarıya sürülür. Kimi kez bütün pencerenin üstündeki sağır duvarın içinde kaybolacak biçimde yukarıya sürüldüğü de olur. Aynı oranlardaki pencerelerin kanatlı oldukları da görülür. O zaman pencerenin tavan ortasında çoğu kez bel tahtası olur. Alt yarısı da parmaklıdır. Kısacası çocuklar da büyükler de düşünülmüştür. (Çizim 5) Çizim 5: Pencere ve üzerinde perde demiri. Bu düzenekle perde toplayıp asmak çok kolay olmaktadır 35

36 Pencere dışarıda nereyi görmek istiyorsanız orayı görmek üzere açılmıştır. Dıştan görülmek istemediğiniz yerde açılmaz. Örneğin bu nedenle odanın bütün bir cephesi sağır kalabilir. Yalnız çıkma yanlarında, sokağı derinlemesine görecek gibi pencere açılır. Çünkü dar bir sokakta cepheye pencere koysanız, karşı komşunun içine bakarsınız, ya da o sizin içinize bakar. Kısacası pencere evin dıştan görünüşüne göre açılmaz; içteki yaşama göre açılır. Yalnız başına bu bile Türk evinde çözümün içten başladığının kanıtıdır. (Resim 10) Resim 10: Türk evinde çözüm içten başlar Odanın tavanı, ahşap kaplama üzeri çıtalarla, değişik desenlerle bezenir. En alçak gönüllülerin tavanları bile pasalıdır. Kaplama tahtalarının birleşme yerleri profilli ahşap latalarla kapatılarak bir düzen, bir süsleme elde edilir. Tavanın göbeği konkav kesitli olabilir. Daha özenlilerde kubbe de yapılır. Bu değişik tavanlar, sedirler üzerine serili işlemeli örtüler, yere serilen halılarla ya da kilimlerle odayı insancıl bir oyluma dönüştürür. Yazın daha hafif örtülerle mevsim değişikliği vurgulanır. Varlıklı evlerde başodada sergenin üzerindeki duvar bölümleri, kimi düşsel manzaralar, tabaklar, çiçek salkımları yanında, bahçe, köşk, camii motifleri bu resimlerde en çok karşılaşılan konulardır. Odaya giriş çok önemlidir. En ilkel ve en süslü çözümlerde bile kapılar oda içine açılır. Ancak dolap ve kapı arasında sürekli bir bağlantı kurulmuştur. Dolap odanın genel yerleşiminde en büyük girdi olarak etki eder. Bazı çözümlerde oda giriş mekanının üzeri alçaltılmıştır. Kapı üst sınırı da daha önce belirtilen yapı kullanım hizası ile ilişkilendirilmiştir. Kapı tavanın alçaltılması ile tavan baskınlaştırılmış ve odaya geçmek yerine odaya çıkılması hissi uyandırılmıştır. Odalarda zamanla tavan kaplamaları çok önem kazanmaya başlamıştır. Hatta kaplama öyle bir boyuta gelmiştir ki döşeme malzemesinin ne olduğunu anlamak mümkün olamamaktadır. Odalarda duvar kaplamalarına hiç önem verilmemiştir. Odalarda çıkıntı yapan tek öğe ocaktır ve bu çıkıntıda duvarlar kalınlaştırılarak bu çıkma azaltılmıştır. 11 Odalardan en büyüğü başodadır. Başoda, babanın ve annenin odası, evidir. En çok özen gösterilmiş odadır. Konuklar da bu odada kabul edilir. Örneğin oğulla gelinin odası da, işlev açısından tümüyle başoda gibidir ama daha az süslüdür. Ev sahibinin toplum içindeki konumuna ya da işine göre özel odalar da vardır. Namaz odası, kitaplık kimi kez arz ya da divan odası. Bu oda, ana evden yarı bağımsız duruma gelip selamlık olarak gelişmeye başlar, giderek selamlık, tümüyle ayrı bir yapı da olur. Resim 11: Safranbolu evinde zemin kat kullanımı Kimi yörelerde kullanıcının işine göre, özel odalar belirir, dokuma tezgahı odası, ipekçilikle uğraşanların böcek odaları, tütüncülerin kurutma bölümleri gibi. (Resim 11)

37 Resim 12: Asmazlar Bağ evi nde odaların bugünkü durumu Resim 13: Mehveş Hanım Konağı nda odaların bugünkü durumu Asmazlar Bağ evinin bazı odalarında bulunan sedirler gerektiğinde yatak olarak kullanılabilir. Sedir bulunmayan diğer odalara yatak ilave edilebilir. (Resim 12-13) Hayat Kapıdan girilen yere hayat denir. Zemini çoğunlukla topraktır. Bu zeminin arasıra bakımı yapılır. Su ve saman serpilerek dövülür, süpürülür. Hayat taş kaplıysa taşlık denir. Merdivenin başladığı yere pabuçluk denir. Burada ayakkabı çıkarılır. Hayat ın bir ya da iki yanı dışarı bakar. Burada yerden cm kadar yükselen ve o kadar genişlikte temel duvarı üzerinde binanın taşıyıcı dikmeleri belirli aralıklarla yer alırlar. Bu dikme aralarına kor, duvar üstüne bahna denir. Bahna üzerine odun yığılır. Bahna dan hayat tavanına kadar yükselen bina yüzü giliste denilen ahşap çubuklarla bir boş, bir dolu düşey kaplanmıştır ya da kafes biçiminde iki sıra çapraz çatılmıştır. Bu parmaklık düzeni odunların kuruması için gerekli havayı sağlar, hayatı aydınlatır, havalandırır ve dış tehlikelerden korur. Hayat ın bir duvarında ya da hayat tan geçilen bir işlikte toplu yiyecek hazırlamada çok önemi olan bir kazan ocağı yer alabilir. Kazan ocağı nın bulunduğu yerin döşemesi taş kaplı ise buraya taş mutfak denir. Hayat ın bir duvarına bitişik iki kademeli büyük bir ambar vardır. Hayat tan bir kapı ile bahçeye çıkılır, yine bir başka kapı ile ahıra geçilir. İneğin bağlı olduğu yerin döşemesi ahşaptır. At ve eşeğin durduğu yer ise topraktır. Damı tömek denilen pencereler aydınlatır ve havalandırır. Bir mazgal 37

38 deliğini andıran bu pencereler camsızdır. Ahırda bir eşek, 1 at, 1 inek bulunur. İnek sayısı seyrek olarak artar. İnek ahırı bazen kokmaması için bahçede samanlığa yakın yapılır. Eğer evde tek hayvan varsa saman ahırın bir yanına konur. Birkaç hayvan varsa eve bitişik ya da bahçede ayrı samanlık yapılır. Hayatlı evde tüm zemin katı kaplayan taşlığın yerini, konaklarda misafirlerin karşılanıp uğurlandığı ferah, yüksek tavanlı giriş holü almıştır. Bu mekan, evin birkaç basamak çıkınca ulaşılan özel mahrem alanından, yani ev içinden önce düzenlenmiş bir tampon bölgeydi. Taşlığın tavanı çoğunlukla yüksekti ve asma katta yer alan odadan açılan bir pencere, taşlığı ve eve girişi üstten gözetlerdi. Bu odada ya konağın kahyası otururdu ya da evin hakimi bir büyükanne yerinden kalkmadan ucu elindeki uzun bir ipi çekerek misafirlere kapıyı açardı Çıkmalar Safranbolu evlerindeki çıkmalar, evin dış görünümünü tek düzelikten kurtardığı gibi, bu çıkmaların yanlarında yer alan pencereler sedirde oturanların sokağı baştan başa görmesine olanak sağlar. Sofalarda, eyvanlarda ve odalarda zaman zaman kalemişi süslemelere rastlanır Haremlik-Selamlık Çizim 6: Emirhocazade Ahmet Bey evinin selamlık odası, Bağlar. Bu oda bugün sahibesi Nezihe Aycan tarafından titizlikle korunmaktadır. Bazı konaklarda selamlık tek başına bir ev haline gelmiş, böylece konakta ortasında mabeynle birbirine bağlanan bitişik iki eve dönüşmüştür. Mabeyn, haremlikle selamlık arasında üzerinde hizmetlilerin odalarının yer aldığı bir koridordan oluşan bir tampon bölgeydi. Mutfak dahil, hizmet mekanlarını çoğu haremliğin bir parçasıydı ve selamlığa yiyecek içecek servisi haremlikten yapılırdı. (Çizim 6) Bazı küçük konaklarda selamlığın servis sorunu, üzerine yiyeceklerin bir tepsiyle konup arda göz teması olmadan selamlık bölümüne aktarılabildiği bir döner dolapla halledilmişti Gusülhane Sözlük anlamı; Eski evlerde, içinde yıkanılabilir biçimde yapılmış çinko kaplı küçük bölme demektir. Dinin gereği olarak ibadet etmeden önce abdest almak zorunludur. Evde bu işler için ayrılmış abdestlik ve gusülhaneler bulunur. Yaşama birimi olan odanın boy abdesti almak için de 12 ALTINER Ahmet Turhan, BUDAK Cüneyt, Konak Kitabı, Tepe Yayınları,

39 düzenlenmiş olması aile içi yaşayışın gizliliği bakımından doğru çözümlenmiş bir sonuçtur.yine abdest bozma ve abdest alma yakın ilişkisi hela-abdestlik düzeni ile çözümlenmiştir. Gusülhaneler odanın 3 ayrı yerinde yapılmışlardır. 1. Yüklük Gusülhaneler Yüklüklerin alt bölümü gusülhane haline getirilmiştir. Yüklüğün kapakları açıldıktan, yataklar yere indirildikten sonra, yüklük tabanı olan kapak kaldırılınca gusülhane ortaya çıkar. Odaya bakan bölüme atlanarak içeri girilir. Yıkanmak için gerekli su ocakta veya soba üzerindeki bakır suluk ta ısıtılır ve gusülhanede kapağın yanındaki rafa konulan bakraç içinde, güğümde getirilen soğuk su ile ılıştırılır ve maşrapa ile dökülür. Kürsü denilen, arkalıksız alçak bir iskemleye oturularak yıkanılır. Burası küçük bir hacim olduğu için yıkanma suyunun buharı ile ısınır. Duş alma niteliğinde kısa süreli yıkanmadır. Kışın ocak veya soba yandığından yıkandıktan sonra sıcak odaya geçilmiş olur. Gusülhane döşemesi eğimli tahtadır, ayak altında tahta ızgara vardırpis sular tahta oluklarla bahçeye akar. 2. Odanın Zemininde Gusülhaneler Kapının solunda veya sağında zemine yerleştirilmiş 0,80 m²lik kapaklı bir bölümdür. Kapağı kapatılıp üzerine kilim veya örtü serilince burada gusülhane olduğunu kimse anlamaz. 3. Makatların Ucunda Olan Gusülhaneler Makat; odalarda yer alan sabit sedirlerdir. Bazı odalarda bunların ucunda gusülhane vardır. Gusülhane döşemesi eğimli tahtadır. Ayak altında tahta ızgara vardır. Pis sular tahta oluklarla bahçeye akar. Gusülhanelerin akıntıları borularla bahçeye veya kehrize bağlanır. (Resim 14) Resim 14: Gusülhane Resim 15: Asmazlar ın bağ evinde ıslak mekanların bugünkü durumu 39

40 Gusülhanelerin günümüzdeki otel fonksiyonuna dönüşümlerinde kullanımları banyo şeklinde olmaktadır. Datça'nın son iki yüz yıllık tarihine tanıklık eden Mehmet Ali Ağa Konağı (1809) otele dönüştürülmüş Türk konak mimarisine örnek teşkil etmektedir. Aşağıda gusülhanenin banyoya dönüşümünü görmekteyiz. Yüksek giriş eşiği korunmuştur. Yalnız gusülhanenin içinde revizyon gerçekleştirilmiştir. 13 (Resim 16) Resim 16: Mehmet Ali Konağı, Datça İstanbul'un en eski semtlerinden, yüzlerce yıllık bir hikayeyi sokaklarında barındıran ve Unesco tarafından "Dünya Kültür Mirası" olarak tespit edilip koruma altına alınan Balat'ta, 200 yıllık, 2. derecede tarihi eser bir konak, bir dönümlük arsa üzerinde kurulu, zamanında haremlik ve selamlık olarak ayrı ayrı kullanılan 2 evi, hizmetkarların yaşadıkları bölümleri, bahçesindeki meyve ağaçları, üzüm bağları olan bu konakta, gusülhanede ve mutfağında yapılan değişimi aşağıda görüyoruz. 14 (Resim 17) Resim 17: Balat ta 2. derece tarihi konakta banyo ve mutfak değişikliği Hamam Geleneksel Türk evlerinde özel ev hamamlarında genellikle ocaklı bir soyunma odası, çamaşırlık olup binadan içli dışlı çift kanatlı bir kapı ile mermerlik denilen bir hamam sokağına girilir. Burada ayak yolu ve halvet vardır. Halvette içi cm çapında ve cm derinliğinde bir

41 tekne bulunur ve bunun soğuk ve sıcak akan muslukları vardır. Buradan sıcak halvete yani hamama geçilir. 15 (Resim 18) Resim 18: Modern Hamam Türk hamamı, halka açık, genel bir hizmet yapısıdır. Ama parası yeten ailelerin konaklarına bitişik küçük özel hamamları da olurdu. Günlük vücut bakımı ve temizliği, çoğu odanın dolapları içinde düzenlenmiş gusülhanelerde yapılırdı. Hamamlar, uzun müddet kalmamak şartıyla, sıcak su ve sabunla yapılacak vücut temizliği için iyi bir yıkanma ve temizlenme yerleridir. Hamamda terleyen vücudun, bir bez veya süngerle ovularak yıkanması, vücutta kan dolaşımını kolaylaştırarak insana rahatlık verir Avlu-Bahçe Avlu, konut içinde ve özelinde aile içi ilişkilerin bir sosyal mekanı, konut ile dış çevre arasında bir ara eşik mekanı, kent yapısının ve kurgusunda bu anlamda ilk sahnesi olmaktadır. İster tek konut ister konut grubu tasarımında olsun avlunun üstlendiği görev, doğrudan insanın sosyal ihtiyaçlarından ötürü açığa çıkan yarı kentsel-kentsel mekanı sağlamak ve bu organizasyon içindeki yerini almak olarak gösterilebilir. Avlu, tamamen psiko-sosyal ve sosyo-demografik ihtiyaç ve eylemlerin belirlediği, biraraya gelme, ortak eylemlerde bulunma, bireyden çıkıp sosyal yapıya dönüşmenin fiziki 15 ARAT Bekir Sıtkı, TEZ Konutlarda Yıkanma Hacimlerinin Geçirdiği Evreler ve Çağdaş Çözümlerin İrdelenmesi, MSÜ 1994, Danışman: Prof. Aydın ESEN 16 Türkler in İslamiyeti kabul etmeleri ve temizliğe ait hükümleri uygulamaları neticesinde, İstanbul un fethinden sonra burada ve Osmanlı Devleti nin dört bir yanında binlerce hamam yaptılar. On yedinci yüzyılda, sadece İstanbul da 168 büyük çarşı hamamı vardı. Türk hamamları başlıca üç kısma ayrılır: Soyunma yerleri Yıkanma yerleri: o Soğukluk, o Hamam; Isıtma yeri (Külhan) Soyunma yerleri, geniş bir sofa ve çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler. Yıkanma yerleri, Soğukluktan geçilerek girilen hamam kısmına denir. Burası da bazı bölümlere ayrılır: Kurna başı denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, halvet adı verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen göbek taşı bulunur. Burası, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmış ve çeşitli geometrik şekillerde olabilen yerdir. Isıtma yeri (külhan), hamamın altında olup burada ateş yanar. Ateşten yükselen alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, tüteklik adı verilen bacadan çıkar. Külhandaki ocağın üzerinde sıcak su kazanı, onun da üzerinde soğuk su deposu bulunur. Ocağın dip kısmındaki birkaç kanal, hamamın yıkanma yerinin ortasındaki göbek taşının altına kadar uzanır. Ocakta yanan odunların tesirli alev ve dumanları, bu kanallardan göbek taşının altına gider. Bu taşın altındaki karanlık yer çok ısındığından buraya cehennem denir. Çarşı hamamları, haftanın belli günlerinde kadınlara, başka günlerde erkeklere açıktır. Çifte hamam olanlar ise birbirine bitişik iki hamam olup, biri kadınlara, diğeri erkeklere ayrılmıştır. Bu hamamlar hergün açıktır. İstanbul un hamamları bütün dünyaca tanınmıştır. Eski oluşu bakımından Beyazıt, Çemberlitaş, Hoca Paşa, Fındıklı hamamları, Fatih te Mehmedağa hamamı vs. vardır. Ayrıca zamanla tahribata dayanamayıp yıkılmış hamamlar da bulunuyordu. Meşhur konak hamamlarından hemen hiçbiri bugün kalmamıştır. Saray hamamları (Topkapı ve Dolmabahçe), ayrı devirlerin mimarlık abidelerine örnek olarak ayaktadır. Türk hamamlarının bir değişik tarafı da, buhar banyosu esasına dayanan Fin hamamı oluşlarıdır. Bugün dünya spor aleminde, çabuk terleyerek, çok kilo vermek için bu hamamlardan faydalanılmaktadır. Bu bakımdan Türk hamamlarından bütün sporcular istifade ederler. 41

42 mekandaki modellerini konut içinde ortaya çıkaran mekandır. Bu genel tanımı besleyen yüzlerce alt ve alt sistem vardır. Klimatik veriler, konstrüktif veriler, sosyal büyüklük ve kent yoğunluğunun oluşturduğu sayısal ve niceliksel veriler; doğal ve topoğrafik veriler vb. Sonuç olarak avlulu ev bir kent prototipi olması itibariyle önemli bir yapı olarak görünür. - Avlu kurgusunun boyut, büyüklük, yönelim avlu çevresi gruplaşması, kat veya katlar yüksekliği; avlu duvarının niteliği vb. bütün organizma dikkate alınır. - Avlu çevre duvarını oluşturan konut veya konutların sayısına bağlı; gruplaşma niteliğinde - Avlu tekil olarak içe dönük ve konuta yönelik bir alan, çoğul olarak da dışa dönük ve kent morfolojisine yönelik olarak ikili bir anlam içerir. Bu dualite, kent kurgusunun nüvesini oluşturmaya yönelik bir yapı gösterir, buradan tipolojik bir çözüme varılabilir. Avlu ev kurgusunda hem içe çekilme ve kapanma (kendileşme) hem de dışa açılma ve katılma (sosyalleşme), iç içe ve dengeli bir yapı içinde birlikte vardır. 17 Resim 19: Mehveş Hanım Konağı onarım öncesinde helalarında bulunan büyük boyutlu yontma hela taşları, bugün bahçede sergilenmektedir. Bahçenin bir çeşmesi, bir kuyusu ve bir havuzu vardır. (Resim 19) Buradan akan su, bahçeyi sulamaya gider. Üzüm ezme teknesi, pekmez ocağı, çamaşır ocağı, çamaşır taşı, tandır, dibek, ambarlar, depolar, odunluk, ahır, kümes, wc gibi kimi kez aşevi (mutfak) ve hamam da buradadır. Bahçenin dışa, kapıdan başka açıklığı yoktur. Burası hizmet alanıdır. Bahçede bir bölüm sebzeye ayrılmıştır; bir bölüm de çiçeklere. Elden geldiğince çeşitli meyve ağaçları vardır. Havuz çevresinde gölgelikli bir oturma yeri (çardak, kameriye) vardır. Anadolu lu topraktan kopmak istemez. Yer katının kullanımına göre döşemesi değişir. Toprak olması gereken yerlerin dışında taş kaplama (bu nedenle taşlık) ya da çakıl döşenmiş olabilir. Evin önündeki bahçe pek büyük tutulmaz. Bir karı kocanın bakabileceği büyüklüktedir. Evler büyüdükçe (konak, saray yavrusu, saray) bahçeler de ona göre değişir. Geç çağlarda geometrik düzene girmiş bahçeler de vardır ama genellikle doğacıl bir bahçedir. Bahçeden, taşlıktan bir merdivenle birinci kattaki hayata çıkılır. Tek katlı en basit evler bile topraktan en az diz boyu kaldırılır. Böylece nemden kurtulunmuş olur. Türk evi genelde iki katlıdır. Yer katı hizmetkar katıdır. Orta hallilerin evlerinde bu yer katının üzerinde bir kışlık kat vardır. Ana kat bir üst kattır. Orta halliler, yazlık-kışlık durumunu tek yapıda çözmüşlerdir. Gitgide asıl yaygın olan çözüm de bu olmuştur. Bu durumda yer katı iki kat yüksekliktedir. Altta hizmet bölümleri vardır. Merdiven en üst kattaki hayata çıkarken, bir ara sahanlıkla, kışlık kata geçişi sağlar. Bahçe duvarı hemen hemen tamamen sağır olduğu için yabancılara ardındaki yaşama ilişkin hiçbir ipucu vermezdi. Ev, bitişikteki sokağın üzerine çıkma yapacak şekilde bu duvar üzerine yerleşir. 17 ÇELİK Hasan, Konut Mimarisinin Tarihsel Gelişim Süreci İçinde Avlu Mekanının Yeri ve Önemi, Şubat 1995 Y. Lisans Tezi, Danışman: Prof. Esad SÜHER 42

43 Resim 20: Kiremit örtülü çatısı ile doldurma kuyu (büğet) ve el tulumbası, Bağlar. Resim 21: Mehveş Hanım Konağı avlusu Osmanlı toplumunun yaşadığı meskenlere bakıldığında, hemen hepsinin bir avlu ve bunun bir kenarına yapılmış evden meydana gelir. İçinde yaşayanların hususî dünyasını oluşturan bu meskenlerin cephesi yola bakar. Ev-şehir bağlantısını sağlayan yollar, ya bir caddedir veya birkaç evle son bulan çıkmaz sokaklardır. Cadde veya sokağa cepheli olan bu evlerde ilk göze çarpan unsur, etrafının yüksek ve penceresiz duvarlarla çevrili olmasıdır. Aynı zamanda ev sahiplerinin mahremiyetini ve emniyetini sağlayan, bir insan boyundan daha yüksek bu duvarlar, bu dünyanın geçit vermez sınırları gibidir. Duvarların caddeye bakan tarafına açılan kapı, tek giriş yeridir. Osmanlı evlerinin dış kapılarına bakıldığında; bu milletin ahlâk, komşuluk ve örf-âdet anlayışlarını şekillendiren bir kültür görülür. 3-3,5 m genişliğinde ve yüksek kapı, önünde duranları yağmur ve güneşten koruyan küçük bir çatı ile örtülüdür. İki büyük kanattan oluşan bu ahşap kapılar, üç unsurdan meydana gelir. İki büyük kanat sadece evin avlusuna araba giriş-çıkışında açılır, diğer zamanlarda arkadan açılabilen bir mekanizmayla kapalı durur. Kanatlardan birisi sürekli sabit iken, diğer kanat, eve hayvan giriş-çıkışlarında kullanılır. Bu hareketli kanat içerisinden açılan daha küçük bir kapı ise, insanlar içindir. Yerden cm kadar yüksek ve insanın sığabileceği büyüklükteki bu kapı, adım atılarak geçildiği için, avludaki küçük çocukların kontrolsüzce dışarı çıkmalarına mani olur. Yabancılar, Osmanlı toplumunun ahlak ve mahremiyet anlayışı çerçevesinde, ev sahibinden izinsiz, bu kapıdan giremezlerdi. Kapıdaki tokmaklar da bir kültür ve medeniyet örneğidir. Kapıdaki iç içe iki demir halkadan büyüğü, daha tok ses çıkarır, eve gelen kişi erkek ise, bu halkayı çalar; içte olan halka, daha ince bir ses çıkarır, bu eve gelen kadın ziyaretçiler içindir. Çalan tokmağın sesine göre ev sahibi gelenin cinsiyetini anlar kapıyı açmaya ona göre birisi gider, gelene göre kendilerine çeki-düzen verirler. Kapıdan evin avlusuna girilir. Osmanlı ailesinin devamlı kullandığı avlu, Orta-Asya'da da yaygındır. Avluda ihtiyaç ve meşguliyete göre; ahır, samanlık veya pekmez yapılan şırahane, kilim, bez dokuma atölyeleri de bulunur. Geriye kalan geniş boşlukta ocak, çamaşır taşı, dibek taşı, ağaçlar, çiçekler, çeşme veya kuyu, ark, fırın vs. vardır. (Resim 20-21) Arsası geniş olan evlerin avlusunun bir kenarında sebze de yetiştirilir. Avlu, çoğunlukla evin kadınının nefes alması, dinlenmesi, çalışması, komşularıyla sohbet edebilmesi için uygun bir mekândır. 1835'te İstanbul'a gelen Miss Julia Pardoe, bu avlular için; "Keşke Shakespeare, Romeo ve Juliet'in bahçe sahnesini yazmadan önce buraları görmüş olsaydı." demiştir. Avlu, ev sahibi için dış dünya ile şahsî dünyası arasında bir geçiş alanıdır. 43

44 Burada ev kıyafetiyle de dolaşıldığı için, komşuların, başkalarının avlularını görecek şekilde ev yapmaları yasaklanmıştır. Avlunun uygun bir köşesine inşa edilmiş ev; tek veya çift katlı olup, komşuluk, emniyet ve kıble gibi faktörlere bağlı olarak konumlanmıştır. En fazla dikkat edilen unsur ise, kıble olmuştur. Çünkü Müslüman Osmanlı ailesi için bu o kadar önemlidir, yalnız ibadet ederken değil; yatarken, otururken, sokağa çıkarken vs. her hususta kıbleyi hesaba katmak hayatın olmazsa olmazlarındandır Mutfak Doğu ile Batı kültür ve alışkanlıklarının içiçe geçtiği İstanbul'da, bu iki kültürün özelliklerini ve güzelliklerini ihtiva eden bir mutfak zenginliği ortaya çıkmıştır. İstanbul mutfağı, bir saray ve payitaht mutfağı olarak geleneksel Türk yemeklerini sunmaktadır. Et, balık, sebze, meyve ve baharatların her türlüsü İstanbul mutfağında kullanılmaktadır. Birçok deniz ürününden, dana, kuzu, oğlak, piliç, kaz, ördek, tavşan ve bazı kuşların etinden yapılan yemekler, etle sebzenin beraber piştiği tencere yemekleri, sebzeden yapılan ve soğuk yenen zeytinyağlılar, dolmalar, salatalar, birçok meyve ile yapılan şerbet ve hoşaflar, sütlü tatlılar ve hamurdan yapılan tatlılar İstanbul mutfağını oluşturur. Safranbolu nun mutfak ve yöresel yemek kültürü de ileridir. Geleneksel Türk mutfağı içinde yerini almış ve yaygın şekilde bilinenlerin yanında; cevizli yayım, perohi, borana, haluşka, höşmerim, galle, papara, garuşduma, banduma, safranlı zerde, bükme, göbü, bütünet, mısır helvası önemli yöresel yemek adlarıdır. Safranbolu nun su böreği ve koz böreği de kendi türü içinde özel bir üne sahiptir. Yörede yetişen zengin çeşitteki meyvelerin mevsiminde yaş kullanımının dışında kurutulmuşunun, şerbetinin, pekmezinin, turşusunun ve salamurasının kullanımı da yaygındır. Safranbolu da kent içinde kapalı ekonomi sonucu herkes kendi yiyeceğini kendisi üretir. Bunlar sebze, meyve ve mevsimlik hazırlanarak saklanabilen yiyecek maddeleridir. Bunun dışında dışarıdan et, yağ, şeker satın alınır. Safranboluluların çok büyük bir bölümünün kent çevresinde tarlaları vardır. Şimdi Demir Çelik Fabrikalarının bulunduğu alanda da eskiden çeltik tarlaları vardı. Buğday, arpa, pirinç ve saman ortakçıya verilen bu tarlalardan gelirdi. Doğu Karadeniz kıyı kesimi evlerinin ana mekânı mutfaktır. Ancak mutfak terimi, bu mekânın tanıtımına yetmez. Çünkü mutfak, sadece yemek pişirme eylemini değil, yemek yeme, oturma, dinlenme, yıkanma ve bunun gibi işlevleri de karşılayabilen çok amaçlı bir mekândır. Evin plan şemasının temel elemanı sayılan mutfak, yörede Aşhane, Ohomonduni olarak da adlandırılmaktadır. Bazı örneklerde iç mekânlar toplamının yarısı kadar alan kaplayabilir. Evin arazideki yeri ve konumu belirlenirken aşhane, genellikle korunmuş yöne yerleştirilir. Aile bireylerinin ev içindeki yaşamlarının büyük bir bölümü bu mekânda geçmektedir. Aşhane'nin özellikle kış aylarında yağıştan, soğuk rüzgardan korunmuş olması istenen çözümdür. Odalara, hayata, yıkanma yerine ve tuvalete bu mekândan ilişki kurulur. Evin girişi bile genellikle doğrudan aşhaneye açılır. Geleneksel kullanımda bahçeyle sürekli ilişkisi olan insanların çamurlu ayaklarıyla içeri girebilmeleri için, aşhanenin döşemesi sıkıştırılmış topraktır. Resim 22: Safranbolu evinde mutfak kullanımı

45 Aşhanenin çok amaçlı kullanılabilmesi, araç ve gereçlerin taşınabilir olmasını gerektirmiştir. (Resim 22) Aşhane'de ocak ve dolaplar dışında sabit olan donatı elemanları yoktur. Oturma elemanları elle, kolayca taşınabilen arkalıksız iskemlelerdir. Üzerinde yemek yenen eleman ya bakır sini ya da ahşap sofradır. Açılıp katlanabilen ayaklar üzerine yerleştirildiğinden işi bittikten sonra duvardaki yerine asılmakta, mekân diğer kullanımlara hazırlanabilmektedir. Aşhane'de, Hayat bölümüne geçiş kapısının karşısına gelen duvarda sürekli ateş yanan bir bölüm ayrılmıştır. Bu ateş yemek pişirme, su ısıtma, mısır ekmeği pişirme gibi eylemler, dışında kışın ısınma, korlarından yararlanılarak mangal yakma gibi çok yönlü yararlar sağlamaktadır. Tavandan, ucunda yüksekliği ayarlanabilir bir çengeli bulunan zincir sarkıtılmıştır. Zincirin çengeline hazırlanacak yemeğin türüne göre büyüklükleri ve biçimi farklı kazan asılarak ve altındaki ateş canlandırılarak pişirme işlemi gerçekleştirilir. Bazı örneklerde ateş yakılan bölümde içinde insanların oturabileceği büyüklükte kemerli ocak yapılmıştır. Bazılarında ise ateşin dumanları serbest yükselmekte ve tavanda özellikle bırakılmış boşluktan dışarı atılmaktadır. Aşhane'de yanan ateş korları kül altına saklanarak gece sönmeden sabaha kadar korunur ve ateş yeniden canlandırılır. Bu işlem kuşkusuz kibritin henüz yaygın olmadığı dönemlerden çağımıza ulaşmıştır. Ancak sosyal yaşamda öyle yer etmiştir ki, yoldan giden biri gördüğü evin bacasından çıkan dumana bakarak rahatlar. Tersine duman çıkmayan evler için de huzursuzluk duyar. Çünkü evin çatısının üstündeki duman içinde yaşamın devam ettiğini gösterir. Halk arasındaki en büyük beddualardan biri "Ocağın sönsün" sözleridir. Aşhane mekânının hayat bölümüne geçilen kapısının yanları da yüksekliği insan elinin uzanabildiği düzeye kadar olan kapaklı dolapları vardır. Bu dolabın alt bölümleri daha çok toprak zemine de konabilen kazan, bakraç, tencere ve benzeri diğer eşyalar için ayrılmıştır. İnsan elinin rahat uzanabildiği orta bölüm ise en çok kullanılan araç gereçlerin korunduğu yerdir. Dolabın üst bölümündeki kapalı gözler ise, daha az kullanılan araç gereçlere ayrılmıştır. Bunların dışında, bakır sinilerin geçici olarak ahşap duvara iliştirildiği mandallar, bazı küçük araçların asıldığı çengeller ve açık raflar aşhanenin uygun duvarlarına yerleştirilmiştir. Evin en önemli mekânı olan aşhanenin girişi, uzaklardan bile farkedilecek çözümlerle biçimlenmiştir. Evlerin tümüne cm arasında değişen yükseklikten girilir. Bir başka deyişle öncelikle iç mekâna kolay geçişi sağlamak üzere kapının bulunduğu bölüme bir platform hazırlanır. Genellikle bu platformun üstü kapalıdır. Giriş terası olarak tanımlanabilecek olan bu açık alanın uzunluğu aşhanenin boyu kadardır. Genişliği ise 1,5-3 m kadardır. Bu platformdan eve, evin önünde yer alan setlenmiş düzlükten bir merdivenle ulaşılır. Ayrıca platformdan evin alt katına ulaşan bir ikinci merdiven bağlantısı bulunmaktadır. Mutfak tasarımında sakınılması gereken yönler, batı ve güneybatı yönleridir. Nedeni, havanın sıcak olduğu öğleden sonra saatlerinde güneşin yakıcı etkisinin fazlalaşmasıdır. Önünde gölge verecek geniş saçak veya üstü örtülü balkon veya teras gibi önlem alınacaksa mutfak güney yönünde de olabilir. Mutfaktaki yiyeceklerin çabuk bozulmasını önlemek için mutfağın güneş alan yönlere açılması sakıncalıdır. Mutfağın çok önemli gereksinimi olan suyun mutfağa girişi, zamanla gelişim göstermiştir. Başlangıçta dışarıdan taşınan su ile mutfak işleri görülürdü. Daha sonraları mutfak çevresine kuyu, sarnıç, tulumba girmiştir. Konutların kentin su tesisatına bağlanarak mutfak ve yıkanma mekanlarında akan suya kavuşmaları bugün olağan olsa da yarım yüzyıl önce büyük bir kolaylıktı. Geleneksel evin mutfağı çoğunlukla açık havadaki bir çalışma alanından başka bir şey değildir. Avluda veya evin altındaki korunaklı alanda düzenlenmiş büyük bir ocak, yemek pişirilen mekanın esasını oluşturur. Yangın tehlikesine karşı önlem olarak mutfaklar sıklıkla bahçede evden ayrık kagir bir yapıda yer alırlardı. Geleneklerin sonucu olarak bulaşık suları, helâ suyu ile karıştırılmaz. Bulaşık yıkamak için bir tasarım yapılırsa kullanılan su ayrı bir yolla başka bir çukurda toplanır. Evde ibadet için özel bir yer ayrılmamıştır. İnançlara göre temiz olan her yerde, her odada namaz kılınabilir. Konaklarda ise mutfak, zemin katın bir parçası olarak düzenlenir, ayrı bir kapıdan bahçedeki özel bir bölüme açılır, böylece kadınlara ait mutfağın mahremiyeti korunurdu. Yemek mutfakta pişer ama orada yenmezdi. Geleneksel evde çok amaçlı oda yemeğin de yendiği yerdi, ancak geç dönem 45

46 konaklarında zemin katta, ailenin yemek saatlerinde bir araya geldiği büyük yemek odaları da kullanılmaya başlandı. Geleneksel Türk evinde temiz ve pis su ile ilgili mutfak, hela, el yüz yıkama yeri, yıkanma yeri gibi hacimler tasarımda önemli birer sorun olmuşlardır. Çağdaş tesisat malzemelerinin (boru, vana, musluk) ve şehir içme suyu şebekesinin bulunmadığı dönemlerde ıslak hacimlere su getirmek, özellikle üst katlara çıkarmak mümkün olamamıştır. Evin kendisine ait çeşmesi, kuyusu, sarnıcı varsa bu kaynaklardan taşıma suretiyle su kullanımı söz konusu olmuştur. Evde, gündelik suyun depolanması için, elle taşınabilen büyük bakır kovalar ve toprak testiler kullanılmıştır. Pis su tesisatı, temiz su kadar problem olmamıştır. Pişmiş topraktan yapılmış pöhrenkler löğün denilen özel harçlarla kalafatlanarak zemin ve üst katlardan pis suların tahliyesi için kullanılmıştır. Evlerin pis su giderleri ya sağlıksız pis su çukurlarına, ya yakındaki bir dereye (halk arasında boklu dere diye anılır) veya şehir kanalizasyonuna bağlanmıştır Kiler Depo olarak kullanılan "Kiler" adı verilen bir kısım vardır. Mutfağın erzak deposu olan kiler, konaklarda özel bir anlam kazandı. Kilerler imparatorluğun uzak bölgelerden gelen egzotik tadı barındıran birer hazine dairesi olarak zenginlik ve güvencenin simgesiydi Çamaşırhane Zemin katta yerini bulan çamaşırhane, avluya (bahçeye) taşar. Bahçenin bir parçası durumundadır Harem-Selamlık Din ve gelenekler evi dışarıya kapar, bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, pencereler kafeslidir, kadın yabancı erkeğe görünmez. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Safranbolu'da selâmlık ve harem olarak ikiye bölünmüş böyle evler vardır. Bu düzen daha çok zengin evlerinde görülmekteydi. Hacı Memişler in bağ evi yanyana bitişik harem ve selâmlıklıdır. 46

47 Çizim 7: Kaymakamlar şehir evi Bu evde orta sofanın nasıl merkezileştiği kat kat izlenir. Orta katta sofa, geniş bir sedirle ve muşabaklar la dışa açılır. Bu kafesler sonradan pencereye dönüştürülmüştür. Üst katta sofa köşeleri pahlandırılarak odalara giriş sağlanır, sofanın bir yüzü ise dışa doğru uzayarak yine geniş bir sedir ve muşabaklar la biter. İki ayrı sokaktan iki ayrı kata girilir. Zemin katın yarısını kaplayan hayat, gilistelerle çok güçlü bir görünüm verir. Kaymakamlar Evi'nde harem ve selâmlık girişleri değişik katta iki ayrı sokaktan sağlanmıştır. (Çizim 7) 47

48 Çizim 8: Hacı Salih Paşa bağ evi. Tarihi belli olan evlerin en eskilerinden (1820) olan bu ev terk edilip harap olduktan sonra 1971 de yıktırılarak yerine kargir iki katlı bir ev yaptırılmıştır. Üst kattaki açık köşe sofası, haremlik ve selamlık girişleri, büyük kazan ocakları, üst katta altı kilerlik olan yüksek sofası, tipik odalarıyla Türk evi örneğiydi. Başodadaki yelkenliler resmi diğer odalarda daolan kalemişi süslemelerden kalan tek izdi. Hacı Salih Paşa Evi nde de harem ve selâmlık için iki ayrı giriş ve iki ayrı merdiven vardır. (Çizim 8) Diğer evlerde giriş tek olmakla beraber aile yaşantısını tedirgin etmeden evin merdivenden kolay ulaşılabilen bir odası selâmlık odası olarak kullanılır. Selâmlık odaları biraz daha özenlidir. Eski örneklerde tepe pencerelidir. Tavanları daha süslüdür. 48

49 Çizim 9: Hacı Hüseyinler in havuz odası, Akçasu. Plan ve kesit Çizim 10: Rauf Beyler in havuzlu köşkü, Bağlar. Plan ve kesiti Bazı evlerin bahçelerinde selâmlık köşkleri vardır. Bu köşkler bir ya da birkaç odalıdır. Ana oturma alanında çoğunlukla bir havuz yer alır. Bazı evlerin alt katlarındaki selâmlık odalarında da havuzlara rastlanır. (Çizim 9) Asmazlar'ın her iki Şehir evinde böyle havuzlar vardır. Havuz yerden cm kadar yüksektedir. Çevresinde duvar dibinde sedirler yer alır. Curtlar'ın yazlık selâmlık köşkünde pencere duvarında direkli bir sekilik, kahve ocağı, yanda iki oda abdestlik-helâ vardır. Pencerelerde hala cam yoktur. Havuz, ana zemin kat üzerine kurulmuştur. Bağlar da Rauf Beyler'in Evi nde de görkemli bir selâmlık köşkü vardır. (Çizim 10) Simetrik planı az bulunur niteliktedir. İki odası ve arasındaki eyvanı, orta büyük havuzu ve çevresindeki sedirleriyle 8 m açıklıklı havuz odası kalem işi süslemeleriyle olağanüstü bir mimarlığı yansıtır. Selâmlık köşklerine ayrı bir sokak kapısı ile bahçeden girilir. Bir tek odadan oluşan havuzlu bahçe köşklerine havuz odası denir. Orta havuzu, fıskiyesi, çevresinde sedirleri ve bazen kahve ocağı olan bu havuzlu odalar genellikle çokgen planlıdır. Bağlar da çeşme suyu olmayan bazı evlerde ortada bir kuyu, kenarında sedirler olan kuyu odaları vardır. Bu odada da havuz odası gibi yazın serinlemek için oturulur. Kuyuda su ve meyve soğutulur Merdivenler 49

50 Çizim 11: Dış sofalı plan tipinde Merdiven Çizim 12: İç sofalı plan tipinde Merdiven Çizim 13: Orta sofalı plan tipinde Merdiven 50

51 Çizim 14: Harem Selamlıklı plan tipinde Merdiven Katlar arası ilişkiyi sağlayan merdivenler Safranbolu' da çok yalın tutulmuştur. Genellikle düz kollu olan merdivenler, bazen sahanlıkla iki kollu ya da köşe sahanlıklı "L" biçiminde olur. Ender olarak döner ve üç kollu merdivenler vardır. (Çizim ) Hayat tan orta kata çıkan merdivenler bir taş sahanlık yada birkaç taş basamaktan sonra ahşap olarak devam eder. Ayakkabılar bu taş sahanlık ta çıkarılır. Buraya Pabuçluk denir. Merdivenler bir yanda duvar diğer yanda çoğunlukla bir tahta perde (daraba) ile sınırlandırılmıştır. Böylece korkuluk sorunu da çözümlenmiş olur. Altta ve bazen üstte kapı olan evlerde merdivenin sofa yüzündeki açıklığını örten kepenkler vardır. Merdiven üstündeki boşluktan çoğunlukla yararlanılmış, burası birkaç basamak yüksek sekilik biçimine getirilmiştir. Buraya yüksek sofa denir. Resim 23: Asmazlar ın bağ evi merdiveni 51

52 Resim 24: Mehveş Hanım Konağı nda merdiven sekisi Asmazların bağ evinde üst kat sofasına çıkan merdivenin minber kapısına benzeyen süslü bir kapı çerçevesi vardır. İki yanından birkaç basamakla merdiven üstündeki sekiliğe çıkılır. (Resim 23-24) Merdivenler iki limon kirişi arasına geçme rıht ve basamaklardan oluşur. Limon kirişlerinin arası kaplamalı yada açık olabilir. Basamağa ise basak denir. Merdivenler dış sofalı eski tiplerde tamamen dışarıda ve sofaya paralel bir konumdadır. Tek kollu ve genelliklede sahanlıksızdırlar. Bu tipte merdiven sofa içine alındığında ise eğer ara kat varsa bir sahanlık yaparak o odaya giriş sağlarlar. Eğer ara kat yoksa merdivenler tek kolludur. Sofa içindeki yerleri de rasgeledir. Merdivenlerin oda sıraları arasına alınması hali, orta ve iç sofalı tiplerde daha çok görülür. O zaman plan şemasında merdivende önemli bir rol oynamaya başlar. Hatta öyle ki 19.yy. Evlerinde merdiven biçimi, çevre galerileri, korkuluk ve basamakları ile merdivenler evin ziyneti haline gelirler. Merdivenler evin konumuna uygun olarak ahşap kagirdirler Kapı Kapı, Türk evinde önemli bir unsurdur. Sıradan bir dışarıya açılma elemanı olmanın ötesinde, halkın inanç, gelenek kültür birikimler ile de önem kazanmıştır. Safranbolu evlerinin kapılarında madeni bölümleri incelerken geleneksel devamlılığa bağlı kalındığı görülür. Geometrik şekillerin bir araya getirilmesi ile elde edilen bezeme, Safranbolu nun bütün eski geleneklerini koruyan evlerinin kapılarında görülebilir. Eşkenar bir üçgen çeşitli şekillerde madeni levhalar üzerine işlenmiştir. Ortasında bir nokta bulunan eşkenar üçgen, halkın inanç ve törelerine göre Nazara karşı kullanılan bir tılsımdır. Bazı insanların bakışlarında var olduğu sanılan zararlı güç, kişiye, hayvana, nesneye bakmada sakatlık, hastalık, ölüm gibi zararlı bir etkinin meydana geleceği var sayılır. Üst üste konmuş eşkenar üçgenin oluşturduğu altı kollu yıldız motifi nazara karşı etkiyi iki kat çoğaltan iki gözün simgesidir. Mührü Süleyman olarak halk arasında bilinen bu geometrik şekil, aynı zamanda musevi dininin de simgesidir. Safranbolu kapılarından bezeme öğelerine yer verilmeyen öbür madeni elemanlar; menteşeler, rezeler, halkalar, kilitler, ahşabı ayakta tutan büyük kapıların görevlerine uygun olarak kullanılmışlardır Tavan Tavanlar tasarımla doğrudan ilişkilidir. Hacimlerde yapılan değişiklikler tavanda da tekrarlanır. Oda girişlerinin tavanı, oda tavanından alçak ve ayrıktır. Çardak eyvanları, çardak tavanından daha alçak ve yalındırlar. Çizim 15: Tekne tavan çeşitlemeleri. Kesit. 52

53 Bazı oda ve çardaklarda tekne tavanlar görülür. (Çizim 15) Bazı oda girişlerinde az kademeli bir tekne tavan yapılmıştır. Orta sofalar, oda girişlerinin köşelere gelmesi ile sekiz kenarlı bir biçim alır, tavanda da aynı biçim devam eder. Bazen odalarda sekiz ya da daha çok kenarlı bir tavan görülür. (Resim 25-26) Resim 25: Nermin Hanım Konağı tavan işçiliği Resim 26: Mehveş Hanım Konağı nda tavan süslemeleri Ahır, samanlık, ambar Bir çok evlerde ahır, samanlık ve ambar ayrı bir yapı olarak inşa edilmişse de bir çoğunda evin zemin katında yer almışlardır. Özellikle köylerde ve kasabalarda yaşayan tarımla uğraşan insanlar için büyük baş hayvanlar çok önemli olduğundan, onların bakımı, beslenmesi ve korunmasını sağlayan ahır ve samanlık evin ayrılmaz bir parçası olmuştur Renk Cephe renk özellikleri ve üslup açısından Türk mimarlığı; - Eski Anadolu Mimarlığı ve cephe renkleri - Osmanlı Mimarlığı ve cephe renkleri - Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı ve cephe renkleri olmak üzere üç ana bölüme ayrılabilir. Eski Anadolu Mimarlığı ve Cephe Renkleri: Resim 27: Eski Anadolu Mimarlığı cephe örneği Eski Anadolu daki yapılar kerpiç ve taş duvarlardan yapılmıştır. (Resim 27) Duvarlar, içten ve çoğu yapıda dıştan, neme karşı sıvanmıştır. Çatal Höyük te, demir oksidi (kırmızı, kahverengi ve sarı toprak boya) bakır (acık gök mavisi, malaşit yeşili), cıva oksidi (zincifre kırmızısı), hamatit kırmızısı, manganez moru ya da erguvan, gri için kurşun gibi madenlerden elde edilen çeşitli renkli boyalar kullanılıyordu. Fildişi ve beyaz renk deniz kumundan, siyah ise odun isinden elde edilmekteydi. Ayrıca, yer yer yapıların cephelerinde çeşitli duvar resimleri ve kabartmalarda yer almaktaydı. Eski Anadolu Mimarlığında, yapıların duvar dikmeleri ve kapı söveleri kırmızı renge boyanmaktaydı. Daha sonraları, gelişmelerle birlikte sıva kalınlaşmaya başlamış ve cephelerde beyaz renk kullanılmıştır. 53

54 Osmanlı Mimarlığı ve Cephe Renkleri: Osmanlı mimarlığı, ana ilke olarak insanları etkileyecek güzellik duyguları, süsleme ve bezelemelerle sağlanabilir ilkesini benimsemiştir ve bundan geniş ölçüde yararlanılmıştır. Süsleme içte ve dış cephede yapılmaktadır. Resim 28: Osmanlı Mimarlığında Cephe Yapı örtüsü olan kubbeler, dış duvarlar renkli sırlı tuğla kullanılarak, çok ince bir biçimde bezenmiştir. Doğal olarak cepheler, malzemenin kendi rengindeydi. Osmanlı Mimarlığında Barok ya da Rokoko dönemlerinde, insanlar eski yapılarını yeni düşüncelere göre değiştirip kullanabilirler ilkesiyle oluşmuştur. Daha önce kullanılmayan kıvrımlı, girintili çıkıntılı, yapı öğeleri, taşmalar, bitkisel süslemeler, yuvarlak minare altlıkları, süslü girişler bu dönemde, yalın ama etkileyici bir kubbe kurmaktan daha önemli olmuştur. (Resim 28) Doğal taş ve mermerin yontulmasıyla yapılan bu süslemelerle, cephe bu doğal malzemelerin renginde oluşmaktaydı. Ayrıca Türk Mimarlığın en önde gelen süsleme sanatlarından biri de çini ile sırlı tuğla kullanılarak yapılan süslemelerdir. Osmanlı Döneminde süslemelerin en yoğun olarak kullanıldığı yapı alanları tavanlardı. Osmanlıda özellikle yaldızlı, kırmızı, sarı ve yeşil renklerin kullanıldığı tavan göbekleri çok kullanılmıştır. Duvar ve cephelere göre çok yoğun olarak süslemenin bulunduğu tavanlar yapım sisteminin de değişimi ile birlikte, cumhuriyet dönemine doğru giderek sadeleşmeye başlamıştır. Küçük parçalar biçiminde hazırlanan çiniler kapladıkları yüzeyi bir pano gibi örterler. Bunların üstünde organik bitkisel ya da geometrik, yazı, hatta çeşitli renklerde somut figürlü resimler bulunmaktadır. (Resim 29) Resim 29: Osmanlı Mimarlığında Tavan Süslemeleri Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı ve Cephe Renkleri: 19. ve 20.yüzyıllar, mimarlıkta önemli değişmelerin olduğu dönemdir. Bu değişim yalnız Türk Mimarlığında değil, bütün öteki ülkelerin yapı sanatında yaşanan değişikliklerdir. Yeni mimarlık akımları, yeni yapım yöntemleri, yeni yapı gereçleri ortaya çıkmış, bunlar da yeni biçimlenmelere imkan tanımıştır. Demir, çelik, çimento, beton, cam, alüminyum, plastik gibi endüstri yön temleriyle üretilen çağdaş yapı gereçleri kullanılmaya başlanmış, tuğla ve ahşap gibi geleneksel gereçler, endüstriyel yöntemlerle üretilmiştir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, işlevlere öncelik veren, yalın, akılcı ve ekonomik bir mimarlık yaratılmaya çalışılmıştır. Çağdaş yapı gereçleriyle, yapım yöntemlerinin kullanılması da bu düşünceleri desteklemiştir. Düz çatı, geniş pencere, çok katlı yüksek yapıların kullanılması mimarlığın dış görünüşünü değiştirmiştir. Cephede farklı renk türleri kullanılmamıştır. Beyaz, gri ve sarımsı gri rengi cephede kullanılan renklerdir. 54

55 Resim 30: Cumhuriyet Dönemi Cephede Renk Kullanımı Odaların içleri özellikle tefriş elemanları ve süslemelerle son derece zengin bir görünüm kazanmıştır. Tepe pencereleri iklim kontrolü ve cephe zenginliği yanında ışığın kullanımı ve ışık kontrolü içinde önemli bir faktör olmuştur. Türk evinde önemli bir yere sahip alt örtü ve sedirler tüm yörelerde benzerlik gösterirken, cephelerde yapım malzemelerine göre süsleme ve kaplamalarda farklılıklar gözlenmiştir. Tavan süslemelerinde ise daha çok Osmanlının kurulup geliştiği Bursa, Çanakkale bölgelerinde Klasik Osmanlı süslemeleri yoğun bir şekilde görülürken, doğuya yaklaştıkça bu etkinin azaldığı görülmektedir. Yoğun renk ve süslemeler, gösterişli girişler, çiniler, malzeme ve iklimin de etkisiyle farklılaşmıştır. Geçmişte yapılan bu konutlarda günümüz konutlarının aksine, renge önem verilmeye çalışılmış ve tasarımda önemli etkenlerden olmuştur. (Resim 30) Değişik bölgelerdeki renk kullanımı ve tasarımı evlerin yapıldığı bölgeyi anlatan, iklim ve kültür etkileşiminde şekillenmiştir. Bu oluşum kimi bölgelerde boyama ve süsleme ile yapılırken taş yapıların bulunduğu Güneydoğu Anadolu bölgesinde uygun olan malzemenin kendi rengi kullanılarak, beyaz derzler ve kabartmalar kullanılarak yapılmıştır. 19 İç mekanda ise; Sedirlere çok önem gösterildiğinden, oluşturulmalarına da oldukça önem verilmiş, özel dokumalar kullanılmıştır. Bu dokumalar açık ve koyu kırmızı, mavi, sarı, yeşil kahverengi ve siyahtır. (Resim 31) Resim 31: Türk Evi odasından bir görünüm 8.2. İstanbul Evi İstanbul da restore edilebilecek eski evlerin çoğu 19.y.y a ait evlerdir. 19.y.y. da İstanbul da görülen konut türleri şunlardı: - Saraylar-kasırlar - Köşkler ve yalılar. Saraya mensup kimselere, devlet adamlarına veya yönetime yakın olan varlıklı ailelere ait olduklarından, batı etkilerini görsel olarak uyguladıkları binalar olmuşlardı. - Avlulu veya bahçeli küçük evler - Mahalle evleri - Bekar odaları İstanbul'da, hanedana mensup kişilere, devlet büyüklerine ve varlıklı kesime ait büyük saraylar, köşkler, yalılar, kasırlar ve konaklara ilave olarak, halka ait evler de kent dokusunun ve görünümünün 19 Yrd. Doç. Dr. BARAN Mine, Yrd. Doç. Dr. YILDIRIM Mücahit, Geleneksel Türk Evi ve Renk Kullanımı, Dicle Üniv. Müh. ve Mimarlık Bölümü, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, ISSN:

56 önemli öğelerinden olmuştur. Bu evler, bir yandan Anadolu'daki ev mimarisine, diğer taraftan da büyük yapılara benzeyen yanlarına rağmen, İstanbul'a özgü orijinal bir mimari tarza sahiptirler. İstanbul'da en yaygın olan ev tipini şöyle tasvir edebiliriz: Biraz yüksekte bir bodrum üzerine iki katlıdır. Bodrumun yüksek yapılması nedeniyle giriş kapısına, birkaç basamakla ulaşılır. Zemin kat sokağa kapalıdır, bu nedenle az sayıda küçük pencereleri vardır. Bu pencerelerin dışında parmaklık veya ahşap kafesler bulunur. Zemin kat yaşama alanı değil, servis alanı olarak kullanılır. Üst kat, bir çıkma ile alt katın üzerinden sokağa doğru taşar ki bu "cumba" olarak isimlendirilir. Üst katın cumbası ve pencereleri sokağı daha iyi görebilecek şekilde tasarlanmıştır. Üst kat yaşama alanıdır. Özellikle üst katta bulunan ve yabancılar tarafından "Türk Odası" olarak anılan büyük oda gündelik yaşamın büyük kısmının içinde yaşandığı bir mekandır. İçi, oturmak için sedirlerle kaplı bu odanın. en az iki duvarında çok sayıda pencere olur. Bu oda oturma, misafir ağırlama ve uyumanın dışında, yemek için de kullanılır. Yemek, odanın ortasında çok alçak bir sehpa üzerinde, yerde yenir. Bu odaların içerisinde bazen bir ocak ve "gusülhane" adı verilen yıkanma yeri de olabilmektedir. Resim 32: Eski İstanbul evleri İçleri ve dış yüzeyleri ahşap süslemelerle bezenmiş bu evlerin çatılarında da ahşap saçaklar vardır. 1950'li yıllardan itibaren hızlanan göç nedeniyle bu evlerin bir çoğu yerlerine daha çok katlı apartmanlar yapılması maksadıyla yok edilmiştir. Fakat günümüzde hala Süleymaniye, Üsküdar, Boğaziçi, Kadırga ve Koca Mustafa paşa semtlerinde bu tür eski İstanbul evleri bulunmaktadır. 20 (Resim 32) Osmanlı döneminde kentin konut bölgesinin merkez ve iç kısmında müslüman nüfus, periferide gayrimüslim azınlıklar ve sistem dışı gruplar yerleştirilmişti. İstanbul da bugünkü Aksaray, Laleli, Şehzadebaşı, Süleymaniye, Vefa, Zeyrek, Çarşamba, Fatih, Atikali, Dizdariye müslüman nüfusun yaşadığı geniş bölgeydi. İstanbul daki azınlık yerleşimleri, Müslüman nüfusun yaşadığı bölgelerin dışındaydı. Patrikhanenin bulunduğu Fener, konakları ve evleriyle Rumlar, Balat evler ve Yahudihane denen ahşap apartmanlarıyla Musevilerin, Sulukule çingenelerin, Samatya, Kumkapı Ermenilerin bir arada yaşadıkları yerlerdi. Gayrimüslim bir Osmanlı vatandaşı müslüman bölgesinde konut yaptıramazdı. Azınlık semtlerinde konut ve özellikle kilise, okul, yetimhane gibi binaların yapım onarımı, bundan başka alt yapısal tesislerin genişletilmesi özel izine bağlıydı. Bu uygulamaların sonucunda İstanbul da yer darlığı ve sıkışık bir yerleşme düzeni ortaya çıkmıştı ve bu durum kentsel hizmetlerin düzensizliğine ve temizliğin noksanlığına neden oldu. Özellikle ticaret ilişkilerinin gelişmesiyle İstanbul un Müslüman halkı, gayrimüslimlerin yerleştiği Galata-Pera bölgesine doğru yaşantı sınırlarını genişletmeye başladı. Bu durumun doğal bir sonucu olarak da, gündelik hayatın gündelik içeriği, çok merkezli bir görüntü kazanmaya başladı. Diğer yandan Tanzimatın ilanıyla (1839) birlikte, iskan kısıtlamaları büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştı. 19.y.y. da İstanbul, Galata, Üsküdar bölgeleri kültürel açıdan birbirine yakınlaştılar. Kent içi ulaşım olanaklarının artması bu yakınlaşmada önemli rol oynadı. 19.y.y. da eski İstanbul da konut bölgesinde büyük değişmeler gözükmezken, Beyoğlu tarafında hızlı bir değişim görülmekteydi. Beyoğlu konut bölgesinde mimari bakımdan bitişik düzen binalar, kagir yapılar artıyor, etnik yönden karışma ve sosyal sınıflaşmaya giren bir mekansal biçimlenme ortaya çıkıyordu. Konut alanı Beyoğlunda genişlemiş, o vakte kadar kentin periferisi ve mezarlık olan yerlerini bile kapsamaya başlamıştı

57 Örneğin bugünkü Taksim gezisi önceleri Latin mezarlığı iken bu mezarlık Feriköy e nakledildi. Mezarlıktan boşalan yer konut alanı olarak ayrıldı. Park igbi kamusal eğlence alanları düzenlendi. Buna karşılık İstanbul yakasında bu konuda değişmeler yavaş oluyordu. Beyoğlunda ise mekan düzeni etnik dini ayırıma göre biçimlenme özelliğini hızla kaybetmekteydi. Bununla beraber bu bölge İstanbul da henüz dar bir alandaydı. Asıl büyük alanda eski özelliklerin devam etmesi kentin tümünde belediye hizmeti birliği konusunda güçlükler yaratacaktı. Özellikle sur dibindeki mahallelerde ayak esnaflığı, hamallık gibi işlerle geçinen alt gelir grubundan ailelerin yerleştiği sefalet mahalleleri doğarken, -Karagümrük, Haseki- azınlık mahallelerinde de slumlaşma sözkonusu oluyordu. 19.y.y. ikinci yarısından itibaren özellikle azınlık mahallelerinde kagir küçük evler yapımına başlandı. 2 ve 3 katlı, cepheler 4-5m olan içlerinde tek ailenin yaşadığı meskenlerdi. Devlet ileri gelenlerinin konakları da taş ve tuğladan yapılmaya başlandı. Ahşap konaklarla birlikte teşvik edilmesinden dolayı kagir alanlar da yayılıyordu. Yüzyıllardır eski geleneklere bağlı ev mimarisinin hakim oluşu İstanbul da başta devlet daireleri olmak üzere büyük konaklarda başlayan kagirleşme kendini belli ediyordu. İstanbul da 18.y.y. da ev tipi değişmeye başlamış, oda ve sofalar büyümüş, kalın duvarlar yerine ince duvarlar tercih edilmiştir. Duvar yüzeyleri parlak renklere boyalıdır. Dış sıva genellikle mavi, yeşil ve aşı renginde iken, iç sıva genellikle beyazdır. Pencereler tek cephelikten çok cepheliğe dönüşmüştür. Kendi içine kapalı ev yerine, her yönde dışarıya uzanan girintisi ve çıkıntısıyla dış dünya ve doğa ile kaynaşan bir ev tipi çıkar karşımıza, pencerelerin üst kısmını oluşturan kemerler bir tür taş ve tuğla örtüsü ile süslenmiştir ve çoğu zaman pencere kemerine veya evlerin uygun bir köşesine kitabeler konulmuştur. Ocak ve dolaplar önceki yüzyıllarda olduğu gibi duvar içine gömme şeklinde değil de, oda içine çıkıntı yapar durumdadır. 18.y.y. sonlarından 19.y.y. ortalarına kadar büyük yalı ve konaklarda eliptik planlı orta sofalar ortaya çıkmış ve yaygın olarak kullanılmıştı. 19.y.y. başında daha çok iç ve hatta merkezi sofalar tercih edilmiş. Merkezi sofalarda köşeler ovala yaklaşan şekil almış. Türk evi daha sonraları büyük bir sadeliğe bürünüp iç sofanın tercih edildiği ve merkezi sofanın hemen hemen terk edildiği gözlenir. O yüzyılda düz hatlar hakim olduğundan, sofalarda köşe pahları planlardan kalkmış, odalarda da muntazam dörtgenler kullanılmaya başlanmıştır. Sultan Aziz evlerinin iç dekoru kendine özgü bir özellik taşır, odaların bölünüşü simetriktir. Çift kanatlı kapılar daha çok odanın ortasındadır. 19.y.y. da pencere dizileri mimarinin en önemli elemanıdır. Cepheler, duvar köşelerinde geniş pervazlar ile çerçevelenmiş, iskelet tahta veya sıva kaplama arkasında gizli tutulmuştur. Bunun başlıca nedeninin duvar yapı malzemesinin kalite düşüklüğü olduğu sanılmaktadır. Üst pencereler önemini yitirmiş ve zamanla pencere kapakları yerine kafesle yetinilir olmuştur. Sofa pencereleri oldukça büyütülmüş ve o yüzyılın sonlarına doğru pervaz ve pencere bordür tahtaları süslenmeye başlamış ve biçimciliğe daha çok önem verilir olmuş. 19.y.y. da İstanbul da taş, tuğla, kireç gibi sağlam inşaat yapmaya yarayacak her türlü malzeme kolaylığı bulunmasına rağmen, hemen hemen bütün evler ahşap yapılmıştır. Yangınlar ve tahtanın çok çabuk yıpranması bile o yüzyıla ait evlerin ahşap yapılmasını engelleyememiştir. 19.y.y. da alçı süsleme ve boyamalar iç dekorda kullanılmış, alçı zırhlarla yapılan kitabeler ve çiçek motifleri önem kazanmıştır. Dolap cepheleri bir önceki yüzyıla göre daha sadeleşmiş ancak daha özenli evlerde dolap kapakları fildişi kakma, gümüş tel ve bağ ile süslenmiştir. İstanbul da 19.y.y. da anonim halk evleri genellikle sıkışık bir yerleşim dokusuna sahiptir ki, bu da 19.y.y. Türk evinin belli başlı özelliklerindendir. 19.y.y. da evlerin dış yüzeylerinde ve odalarda renk skalasında genellikle pastel renkler tercih edilmiştir. En çok tercih edilen renkler pembe, açık mavi, nil yeşilidir Batılılaşma çabalarının mekansal yapıya ilk etkileri; Lale devrinden ( ) başlayarak, Tanzimatla şekillenen mekansal alandaki batılılaşma süreci, önceleri bezeme alanında, Barok ve Ampir motiflerle tavanların bazılarında görülmeye başlandı. Sonraları bu değişim mobilya, kapı, pencere, altın varak çerçeve gibi küçük sanatlar yoluyla ve sonunda tasarımda değişime kadar gitti. Duvar resimlerinde ve çerçevelerinde, kapılarda, kompozit başlıklı sütun-kiriş sistemi, alınlık gibi neo-klasik mimari elemanlar, girland dizileri, resimlerin kompozisyonunda ise, perspektifle verilmiş derinlik izlenimi batıdan alınıp benimsenerek değerlendirildi. Lale devriyle İstanbul a girmeye 57

58 başlayan batı zevki, Fransız usulü bahçeler merakını da getirmişti. Bilhassa ilkbaharda kentin açıklığa çıktığı yer öteden beri Kağıthane deresinin iki yanındaki çayırlardı. Burada arasıra padişahın da kalması için yapılmış ufak kasırlar bulunuyordu. Zengin aileler, yaşantının tekdüzeliğinden sıkılarak, sivil konut kalıbının dışına çıkarak 19.y.y. da yazlık konutlar edinmeye başladılar. Yabancı elçilikler Tarabya daki yazlık konutları bu yeni düşüncede önemli rol oynamışlardı. Özellikle Boğaziçi sahilleri, Adalar ve sur dışında gelişmeye başlayan Yeşilköy bu yeni düşüncenin uygulandığı mekanlar arasındaydı. İmparatorluk ekonomisi, Batı ya daha fazla borçlanır ve dış güçlerin içerideki uzantıları ve temsilcileri olan yabancılar, Levantenler ve azınlıklar daha fazla etkinlik kazanırken, bunların yaşadıkları yerler de, yeni durumlarına uygun çevreler haline geliyordu. Yüzleri taş oymalı, yerine göre heykelli, duvarları tavanları kalem işi desenlerle, yağlı boya resimlerle süslü konutlar Şişli, Nişantaşı, Taksim de artan yoğunlukta yapılıyordu. 19.y.y. la birlikte artan nüfus, iktisadi etkenler, batılılaşmanın etkisiyle, Osmanlı mahalle sınırı sosyo kültürel çerçevesi parçalanmış, gündelik hayatın geleneksel içeriği çok merkezli bir kent yaşantısı içinde erimeye başladı. 19.y.y. da gündelik hayat mahalle ölçeğinin dışına taşar. Mahallenin iktisadi ve kültürel kaynakları artık kendi kendini besleyecek dinamizmden uzaktırlar. Marmara ile Haliç arasındaki sur içi bölgesi, 19.y.y. da nüfus yoğunluğu patlama noktasına gelmişti. Diğer yandan İstanbul da kent dokularındaki dönüşümün hızlandırıcı etkeni; dış göçler ve iç göçlerin kırdan gelenyanında büyük alanları etkileyen yangınlardı. Geleneksel Türk evinde her odada bulunan yüklük, batılılaşma döneminde önceleri bazı odalardan kaldırılmış, daha sonraları odalar yüklüksüz olarak yapılmıştır. Türk evinde avize, duvar saati, piyano gibi batının teknoloji ürünleri görülmeye başlandı. Yüklüğün yerini gardrop, sandığın yerini konsol, sedirin yastığın yerini koltuk, sininin yerini masa ve sandalyeler almaya başlamıştı. Kent dar ve genellikle kaldırımsız sokaklar, ağaçlı meydanlar ve ufak hazirelerle bezenmiş özelliklerini sürdürüyordu. Tipik bir İstanbul sokağı yan yana sıralı evlerin bulunduğu, kıvrımlı, eğri büğrü bir sokaktır. Burada yer alan evler genellikle bir veya iki katlıdır, etraflarını kuşatan yahut arka kısımlarında küçük bir bahçeye sahiptirler yılındaki büyük yangından sonra hükümetin yasaklamasına rağmen İstanbul'da evler Cumhuriyete kadar genellikle ahşaptan yapılmaya devam etmiştir Konak Sıradan evlerden ya olağanüstü boyutlarıyla ya sahibinin sosyal konumu ya da özel mimari nitelikleri ve süslemeleriyle ayrılır. Konak; içinde büyük bir ailenin çocuklarıyla, dede ve nineleriyle, damat, gelin ve torunlarıyla farklı nesilleri ve bir hizmetkarlar ordusunun bir arada yaşadığı gerçek bir kent malikanesiydi odalı bir konak küçük, odalı bir konak büyük sayılırdı.. Hizmet yapıları ve hizmetlilerin daireleriyle bu sayı artabilir. Bunlar iki ya da üç katlı tek kütleler olarak düzenlenmiştir. İstanbul da erken yüzyılların konak tipolojisi hakkında hemen hemen hiçbir bilgimiz yoktur. Fakat Anadolu daki örneklere bakılırsa, konağın boyutsal büyüklüğü kadar sahibinin sosyal statüsü ona bu adı verdirir. Başka deyişle çok büyük olmayan bir konut da konak adını taşıyabilir. Büyük konutların planları, harem ve selamlığı birleştiren mabeyin bölümünün düzeniyle biçimlenir. İki bağımsız konut şemasının birleşmesi, araya bir yeni bölüm eklenerek yapılabildiği gibi, selamlığın merdiveninin sahanlığından harem bölümüne bir kapı açarak, orta sofaya açılan ve iki bölümü birleştiren koridorlarla (ki bu yöntem oldukça yaygındır) harem ve selamlık sofalarını ayıran ara duvarda bir kapı ile ya harem ya da selamlık bölümlerinden birisinin bir odasını mabeyin odası şeklinde kullanarak yapılır. Yüzyıllar boyunca pek fazla değişmeyen oda, eyvan, hayat, sofa gibi plan öğeleri, içte ve dışta belirgin kompozisyon ilkelerine uyan iki odalı hayat evinden, orta sofalı karnıyarık ve haçvari sofalı kent dokularına ve daha zengin yaşam isteklerine yanıt olarak, konak, yalı gibi büyük konutlara ulaşılmıştır. Boyutlar büyüyüp, plan şemalarındaki odaların yerine bazen birkaç odadan oluşan küçük daireler geçmiş, ev şemaları ikili, üçlü gruplar halinde yan yana getirilerek çok odalı konut kompleksleri ortaya çıkmıştır.yoğun kent labirentindeki konakların bile büyük bahçeleri olurdu, fakat 19.y.y. da sıraevler arasında da konaklar boy göstermeye başladı. 58

59 Türk ev mimarisi bir zanaat geleneğidir. Alt kat kentsel kültürün gerektirdiği mekansal düzenlemelere uyarak gittikçe daha çok ayrıntılı olarak tasarlandı. Bahçenin üzeri örtülü ve zemini taş döşeli uzantısı, hasatın işlenip kurutulduğu ve depolandığı, çiftlik hayvanlarının barındığı ve üst katta yapılamayacak bazı ev işlerinin görüldüğü yerdir. Ambar, samanlık, çamaşırlık, mutfak, hamam ve helalarla ahırlar ya bahçede bağımsız yapılarda yer alırdı ya da yapıya bitişik kargir eklentiler şeklini de almıştır. Geç dönem konaklarında bu tahtani (olmayan zemin kat) kat, asma katlara çıkan ve bodrumlarla yemek odalarına inen merdivenlerle çevrili, yüksek tavanlı ve taş döşemeli iç avlulara dönüşmüştür. 21 Konakların evrimi boyunca fevkani ev ilkesi korundu. Üst kat yaşama katı olarak kaldı ve biçimci bir düzenlemeyle şekillendi. Alt kat ise özgün bir kentsel kültürün gerektirdiği mekansal düzenlemelere uyarak gittikçe daha çok ayrıntılı olarak tasarlandı. Erken yüzyıllarda konakların büyük duvarlarla çevrili bahçeli yapılar olduğu anlaşılıyor. Fakat 19.y.y da küçük sokaklar içinde, ön cepheleri sokağa açılan ve yanlarda diğer evlere bitişik, daha küçük boyutlu kent konakları da olmuştur. Bu konakların da diğer evler gibi arka bahçeleri vardı. Kent içinde hali vakti yerinde olanların konak adı verilen büyük evlerine, doğrudan sokaktan girildiği gibi, bir ön ya da yan bahçeden de girilebilirdi. Yapının büyüklüğüne göre bu bahçe evin bütün servis bölümlerini içerebildiği gibi, kapıcıların, bekçilerin bulunduğu bir dış bahçe, ahır, samanlık, arabalık ve yatakhanelerin olduğu bir iç bahçeden de oluşabilirdi. Harem tarafında ise bir iç bahçeye ve hareme girilen bir dış avlu olabilirdi. Mutfak, kiler, odunluk, fırın, hizmet edenler için odalar, genelde hareme bağlı olurlardı. Aslında bu ilişkiler küçük evlerde de uygulanmıştır. Küçük konaklarda orta ya da haçvari sofalı harem bölümüne eklenen ikinci bir sofa ya da bir mabeyin odası selamlığı haremden ayırmaya yeter. Ailenin erkek misafirleri ve erkekler selamlık kapısını kullanırlardı. Genellikle haremin ya da selamlığın zemin katından girilen büyük giriş hacmi taşlık diye anılırdı. Zemin katın mermer ya da seramik kaplı olması, bunun Anadolu ev geleneğiyle sürekliliğini belirler. Bu taşlık, harem bölümünde bahçedeki mutfakla ilişkili olurdu. Genellikle bu katta harem mutfağında hazırlanan yemeklerin selamlık tarafına geçirilmesi için, İstanbul evlerinde karakteristik bir dönme dolap bulunurdu. İmparatorluğun son döneminde, özellikle yüzyıl başından sonra mutfaklar ev içinden kullanılmaya başlayınca taşlıktaki hacimler mutfak ve yemek odasına dönüştürülmüştür. Son dönem evlerinde olduğu gibi, konak, yalı ve köşklerde de plan tasarımına orta sofanın, uzunlamasına (karnıyarık) ya da haç biçimli olarak egemen olduğu görülür. İlginç olan son dönemlerden önce büyük orta sofaların daha çok sirkülasyon alanı olarak kullanılmalarıydı. Fakat Batılı bir yaşam anlayışı yerleşmeye başladığı zaman eski boş sofa, Avrupa konutlarının oturma salonuna dönüşmüştür. Yeni eşyaların, piyanoların girmesiyle geleneksel sofanın mekansal etkisi de değişmiştir. Mahalle içlerinde büyük konakların sağır duvarları ve vurgulanmış kapılarıyla belirgin olan görünümleri, 19.y.y. ın ikinci yarısında, özellikle 1900 lerin başında pek kalmamıştı. Kent konakları çokluk sokağa açılmışlar, kendilerini sokaktan ayıran yüksek duvarlarını genellikle yitirmişlerdi. Duvarlarla çevrili büyük bahçeler içinde tasarlandığı zaman konakların dış tasarımlarında zemin katların kapalı olmadığı görülür. 21 ALTINER Ahmet Turhan, BUDAK Cüneyt, Konak Kitabı, Tepe Yayınları,

60 Çizim 16: Üst kat planı restitüsyonu Çizim 17: İstanbul Yerebatan Baltacı Konağı, 18. y.y. Üstte birinci kat, altta giriş kat planı restitüsyonu ALTINER Ahmet Turhan, BUDAK Cüneyt, Konak Kitabı, Tepe Yayınları, İstanbul, ELDEM Sedad Hakkı, Türk Evi Osmanlı Dönemi, TAÇ Vakfı,

61 Çizim 18: Yan cephe, arka cephe ve ön cephe restitüsyonları Sedad Hakkı Eldem in verdiği Yerebatan Baltacı Konağı örneğinde zemin katlar revak ve pencerelerle bahçeye açılmaktadır. (Çizim ) Fakat Melling in gravürlerinde Sultanahmet Meydanı çevresindeki, cepheleri meydana bakan konakların zemin katları sağırdır. Temel tasarım konutun içinin görünmemesi olduğu için, bahçeli ve bahçesiz evlerin ve konakların cephe tasarımı birbirinden farklı olmuştur. Yapının genel tasarımında da zemin katları sağır olmak zorunda olan sokak üzerindeki yapıların üst katlarında, bahçe içinde olanlara göre daha abartılı olarak çıkma motifine yer verilmiştir. Konaklarda geleneksel hayat evinin temel öğesi olan yarı açık galerinin yok olmasına karşın, plan öğelerinin bazı özellikleri yaşar. Bunlar özellikle oda tasarımında, sofa çevresindeki eyvanlarda ve dış mimari biçimlenmede alt katların göreceli olarak az delikli, üst katların payandalar üzerinde dışarı taşan ve çok pencereli cephe düzenlerinde görülür. Fakat daha iyi bildiğimiz 19.y.y. ın ikinci yarısından kalan konak, köşk ve yalılarda boyutlar giderek büyümüş, merdivenler Avrupa geleneğinin etkisi altında, kendi mimarimizde hiç alışmadığımız anıtsal biçimlerde tasarlanmışlar, simetri önemli bir tasarım ilkesi olarak kullanılmış, orta sofalar tasarımın özenle vurgulandığı öğeler haline gelmiş, iç süsleme ise 18.y.y. ın birinci yarısından bu yana başlayan köklü değişmelerle tümüyle Batılı bir bezeme geleneğini yansıtmış, II. Abdülhamit döneminde ( ) peyzaj konulu panolar duvar ve tavanları süslemek için daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Batılı mobilya geleneği ise mimariyle birlikte tasarlanan sedir, dolap, ocak gibi öğelerin ortadan kalkmasına neden olmuş, masalar, büyük karyolalar, gardroplar, koltuklar, avizeler konakların iç mimarisini Avrupa konutlarına benzetmiştir. Yaratılan bu mimari ortam Osmanlı toplumunun egemen üst tabakaları ve sarayın köklü olarak Batılılaşmak isteklerinin en belirgin tanığı olmuş, bu yeni eşyalar, yabancı dil öğrenmenin, piyano dersi almanın ve Avrupa gezilerine çıkmanın paralelinde yeni bir konut ve yaşam ortamı yaratmıştır. Yine de I. Abdülhamit e kadar güçlü olarak yaşayan geleneksel konut tasarımı konak, yalı ve köşk tasarımına egemen olmuştur. Fakat bugüne kalmış olan yapıların hemen tümü, büyük konut tasarımını bir yana bırakarak, genelde yabancı mimarlar tarafından Avrupalı modellere göre tasarlanmışlardır. II. Abdülhamit döneminin konakları plan özelliklerini yitirmişlerdir. Kent içinde, Süleymaniye nin, Cerrahpaşa nın, Fatih in artık tükenmiş küçük konaklarına bakıldığı zaman, malzemenin getirdiği benzerlik dışında, eski konut mimarisinin özgün niteliklerinden uzaklaştıkları görülür. İstanbul a özgü bu ahşap konut mimarisi Cumhuriyet tarihi boyunca yavaş yavaş yok olmaktadır. 24 Yakın zamanlara kadar Süleymaniye, Fatih, Cerrahpaşa, Beyazıt, Sultanahmet ve Cihangir de ilginç örnekleri olan bu büyük konutlar, ailelerin parçalanması, yangın, arsa ve yapı spekülasyonu nedeniyle hemen hemen tümüyle yok olmuşlardır Köşk 24 Dünden Günümüze İstanbul Ansiklopedisi, c:5, s:51 61

62 İstanbul da ev sözcüğünün ifade ettiği sınırları, boyut, gösteriş, zenginlik ve sosyal statü olarak geçen yazlık konutlara köşk denir. Saray bahçelerinde veya bağlarda görülen, çoğunlukla tek hacimli bahçe pavyonlarına verilen addır, ama İstanbul da büyük bahçe içindeki yazlık evlere konak kadar büyük de olsalar, köşk denilmiştir. Fakat konağa göre farkı, kesinlikle bahçe içinde olmasıdır. Bahçesiz köşk olmaz. Kent içindeki büyük konuta da köşk denmez. Onun için Aksaray ve Sultanahmet te konak, Çamlıca, Erenköy ya da Boğaz koruları içinde köşk olur. Aynı nitelikte bir yapı kıyıda ise yalı ve sahilhane dir. Yalıların konaklardan tek farkı, yaz için tasarlanmış olmalarıdır. Bu da genellikle ısınma sorununun düşünülmemesi anlamına gelir. Fakat planların genel tasarımında konaklardan farkları yoktur. Köşk ve yalılarda, yazlık kullanımın özelliklerine bağlı olarak orta sofalar daha çok kullanılırdı. Konak ya da yalıların tek çatı altında, ayrı girişli harem ve selamlık bölümleri, avlu ya da bahçelerinde mutfak, kiler ya da mutfaklar, hareme bitişik fakat bağımsız kagir hamam, bahçe ya da avluda hizmet yapanlar için daireler, ahır ve arabalıklar, seyisler ve arabacılar için daireler olabilir. Sadrazamların, vezirlerin muhafızları için özel bölümler, ayrı mutfaklar, hatta özel mescitler de olmuştur. Saray avlularında yer alan irili ufaklı köşklerden başka, padişahların İstanbul un çevre köylerinde kısa süreli konaklamalar için yaptırdığı küçük, süslü ve çoğunlukla kagir yapılara da köşk denir, av köşkleri gibi. Bir diğer anlamı da hayatlı ev in hayattan bahçeye çıkma yapan açık bir loca şeklindeki sekiliğe de köşk denir. Köşkler, İstanbul un batılılaşmış çehresini ve zanaatçı geleneğinden kopuşu yansıtır Kasır Sultanlara ait kıyı köşklerine kasır adı verilir. Batı dillerindeki şatoya karşılık gelir. Türkçe de köşkle eşanlamlıdır, ama kasır padişaha özgü bir konut yapısıdır. Kasır, geçici konaklama için yapılmış küçük bir saraydır, köşkten büyüktür. Kasırların çoğu su kıyısında, ya Boğaz da ya dere, havuz, gölet kenarında yapılmıştır. (Resim 33) Kasırların planı temelde evlerinkiyle aynıydı Ama daha büyük mekanlar kesin simetrilerle kurulmuşlardı. Ayrıca geleneksel ev ve konaklar hep bahçelerin kenarında sokağa bitişik yapılmalarına karşın, kasırlar da köşkler gibi bahçenin tam ortasında bir anıt gibi yer alabiliyorlardı. Resim 33: Küçüksu Kasrı Yalı İstanbul boğazı boyunca kıyıda dizili evlere yalı denir. Boğazdaki çoğu yalı, plan ve boyut açısından konak tipolojisine akrabadır. Çünkü bu eşsiz ve prestijli konumda yaşamak, ancak konaktan aşağısında tenezzül etmeyecek kadar zengin ya da güçlülerin harcı olmuştur. Hanedan üyeleri için yapılan saray boyutundaki yalılara hiçbir zaman yalı denmez, sahil sarayı denirdi. Konakların korunaklı yapılarına karşın yalılar Boğaz a tamamen açılabilmek için zemin katlarında da büyük pencerelerle ve cam satıhlarla dışa dönerler. Yalıların altındaki kayıkhane de zemin katların parçasıdır. (Resim ) Resim 34: Sadullah Paşa Yalısı, Üsküdar 62

63 Resim 35: Amcazade Hüseyin Paşa (Meşruta Yalısı), Beykoz Resim 36: Nuri Paşa Yalısı, Beykoz Saray Hükümdarlık konutudur. Hanedan mensupları konakta değil, sarayda oturur. Osmanlı sarayları esas olarak duvarlar ve bölmelerle birbirinden ayrılmış bir dizi avlu ve bahçeden oluşur. Yapılar araziye uyan ve birbirine galerilerle bağlanmış bağımsız pavyonlar olarak belirir. İstanbul ve taşradaki daha küçük saraylar büyük konakları örnek almıştır Safranbolu Evi Safranbolu bir vadi yerleşmesidir. Yamaca yerleşen evler birbirlerini kapamazlar. Evler, sokaklar ve bahçe duvarları birbirini tamamlar. Zemin kat ile bütünleşen bahçe duvarı sokağın devamıdır. Üst katlarda çıkmalar ve geniş saçaklar cepheyi oluşturur. Safranbolu da evler, iki ayrı kesimde toplanmıştır. Çarşı veya Şehir (Eski Safranbolu) adıyla bilinen kışlık kesim, Çarşı, Akçasu, Musalla, Tabakhane, Gümüş ve Kıranköy semtlerinden oluşmaktadır. Bu bölgede evler, düşük rakımda, Akçasu ve Gümüş derelerinin oluşturduğu iki vadinin yan yamaçları üzerinde, olumsuz iklim koşullarına karşı korunaklı ve bu nedenle de kışlık ikamet bölgesidir. Buraya kışın daha az kar düşmektedir. Bağlar adıyla bilinen yazlık kesim, şehirden birkaçyüz metre daha yüksek rakımda, daha geniş araziler üzerinde yer almaktadır. Bu kesim Değirmenbaşı, Taşlı Boğaz, Harmanlar, Kavaklar, Köyiçi, Müftü Pınarı, Aslanlar ve Kirkille Bağları gibi semtlerden oluşmaktadır. Şehirde evi bulunan hemen her Safranbolulu nun Bağlarda da yazlık evi bulunmaktadır. Bağlardaki evler dış görünümleri ile şehirdeki evlere benzese de iç düzen bakımından daha sadedir. Şehir merkezinin farklı yükseklikler üzerinde kurulmuş olması ve çevresinde ormanların bulunması nedeniyle Çarşı kesimiyle Bağlar arasında ısı farklılıkları vardır. Daha yüksekte bulunan Bağlar kesimi ise hava akımlarına açık, yaz aylarında serin, kış aylarında karlıdır ve bu özellikleri nedeniyle şehrin yazlık ikamet bölgesidir. Ev tasarımına etki eden en önemli etken arsanın biçimi, topoğrafyası, manzara ve sokağa göre durumudur. Bu yönden Şehir ve Bağlar daki evler arasında bazı farklılıklar vardır. Çünkü Şehir de arsalar daha küçüktür, düzgün kenarlı değildir ve en önemlisi fazla eğimlidir. Bağlar da ise az eğimli ve geniştir. Genellikle ev, sokağı çevreleyen bahçe duvarının üzerine kurulmuştur. Fazla eğimli arsalarda bu duvar bir istinat duvarı olarak daha kalın ve yüksek olabilir. Bazen ara katı da içine alabilir. Düzgün olmayan arsalarda zemin kat arsanın bu biçimine uyar. Orta kat ise ya çıkmalar yaparak dik kenarlı üst katı hazırlar ya da bir ara kat olarak kendini fazla belli etmez. Bu çıkmalar çoğunlukla üçgen ya da yamuk tabanlıdır. Payandalar da bundan dolayı değişik boyda olabilir. Bu çıkma ve payandalar eve büyük bir hareketlilik verir. Küçük arsalarda odaların çıkmalarla büyümesi 63

64 önem kazanır Üçgen çıkmalar odaların manzarayı ve sokağı birbirlerini engellemeden görmelerini sağlar. Fazla eğimli arsalarda eve değişik düzeylerden girilebilir. Bunlar haremlik, selamlık girişleri olarak kullanılabileceği gibi hayat taki ambar ve bahna lara erzak ve odun taşımak için de düzenlenmiş olabilir. Düzgün arsalarda özellikle Bağlar da ise alt ve üst katlar dik kenarlı bir düzen içinde beraber gelişirler. Orta kat ya zemin katın ya da üst katın devamı gibidir. Üst kat çok ender olarak zemin katın devamı olarak yükselir. Çoğunlukla orta sofanın eyvanı ya da odalar çıkma yapar. (Resim 37) Resim 37: Safranbolu evi Evin sokak yanındaki duvarı sokağın doğal çizgisini izler. Bu duvar bahçe duvarının devamıdır. Onun üzerinde ise başka bir düzen gelişir. Son kat varılmak istenen amaçtır. (Resim 38) Resim 38: Safranbolu evi İki farklı eğimli sokağın birleştiği köşe başlarında yapılan evler, sokağa ve topoğrafyaya çok uygun ve doğru çözümlenmiş evlerdir. Engebeli arazide, Çuhadar ve Gümüş Sokak ın birleşiminde Karaosmanlar ın şehir evi, köşe evi olarak çok büyük bir ustalıkla biçimlendirilmiştir. Taştan zemin katı, destek duvarı görevini de yaparak üst katları taşır. Üst katlar çıkmalarla hem enine hem yüksekliğine büyüyerek sokağa perde perde açılır. Köşedeki kapı, orta ve üst katlarda büyüklük ve aralıkları ustaca düzenlenmiş pencereler, orta ekseni güçlendiren üçgen alınlık ve ortasına yerleştirilen tuğra biçiminde Maşaallah ile bir cephe düzeni kurulmuştur, bu cephe şimdi bozulmuş durumdadır. Kent dokusuna özgünlük kazandıran unsurların başında yollar, sokaklar, bahçe duvarları ve avlular gelmektedir. Şehirdeki evler mimari bakımdan daha gösterişli ve ayrıntılıdır. Şehirde sokaklar dar ve evler birbirine yakındır. Avlular, yollar, sokaklar ve meydanlar tamamen taş kaplıdır. Aynı şekilde taştan yapılmış, çok sade ve oldukça düzgün biçimli bahçe duvarlarının üzerleri alaturka kiremit alınlıkla kapatılmıştır. Sarmaşıklarla süslenmiş duvarlar mekanları birbirinden ayırırken estetiği ve bütünlüğü bozmamakta, bir kopma etkisi yaratmamaktadır. Özellikle Bağlar kesiminde yoğun biçimde yer alan yeşil bitki örtüsü, dış mekanların yapı malzemesi olan taşın görünümünü yumuşatmaktadır. (Resim 39) Resim 39: Safranbolu evleri 64

65 Türklerin göçebe hayatından miras kalan, toplu yaşama birimi olan çadırlar Safranbolu evinde odaya dönüşmüştür. Safranbolu Evleri 2-3 katlı, 6-8 odalı, cumbalı, her odasında fazla sayıda penceresi olan ve odalarının her ayrıntısı büyük bir ustalıkla meydana getirilmiş yapılardır. Bu yapılarda taşın estetik kullanımı, ahşap işçiliğinin kalitesi, tavan ve duvar süslemeleri, iç mekanlarda kurulmuş havuzlar, merdiven korkulukları ve nihayet kapı tokmakları, yaşam biçimi ve geleneklerin, yöresel doğa koşullarıyla birlikte oluşturduğu bir mimaridir. Ahşap çatkılı, taş ve kerpiç örgülü duvarlar beyaz badanalıdır. Meyve bahçeleri içindeki konumları, planları, selamlık köşkleri, iç düzenlemeleri, sedirlerle çevrili fıskiyeli havuzları, ahşap işleri (tavanlar, kapılar, dolaplar), yaşmaklı ocakları, geniş saçakları, kabaralı süslü halkalı kapıları ile Türk konut mimarlığının en özgün örneklerini oluşturur. 25 Bu evler 18. ve 19. y.y. Türk toplum yaşantısını günümüze aktaran mükemmel mimarlık örnekleridir. Çizim 19: Taşatarlar şehir evi 25 Safranbolu Evleri.htm 65

66 Sokağa oturuşu, sokak cephesinin güzel oranları ile dikkat çeker. Orta kat galerilidir, sofası camsızdır. Üst katta sofa köşede olup çok pencerelidir. Sanki açık sofanın bir sonraki gelişim evresi gibidir. Ölçüleri ile Taşatarlar Evi çok dengeli bir mimarlığı yansıtır.(çizim 19) Resim 40: Saraçlar Şehir evi Hayatın ara katı da kapsayan ahşap kaplaması üst katı taşıyan dikmeleri saklar. O zaman bu koca beyaz kütle, sanki bir gölge üzerinde yükseliyor gibidir. (Saraçlar şehir evi) (Resim 40) Varlıklılar kışlıkla yazlığını ayrı çözmüştür. Olanağı olmayan orta halli ise, yazlığını ve kışlığını bir evde çözmüştür. Kışlık kat var, yazlık kat vardır. Kışlık kat elim değmesin yeter (2,20-2,25 m) yüksekliktedir. Duvarları yer katında olduğu gibi kalındır, pencereleri küçüktür. Kısacası korunmalıdır, kolay ısıtılır. Planı ana katınkine benzer. Geç çağlarda bir ana kata benzeyecek denli büyümüş, yükselmiştir. Kışlık katın üstü ana kattır. Birbirinden ayrı, birbirine geçişi olmayan odaları önlerindeki hayat bağlar. Hayat Türk evi planında en önemli özelliktir. İklim koşullarının uygun olduğu yerlerde en az bir yanıyla bahçeye açıktır. Burası yabancı gözlerden korunmuş, yarı gölge, doğaya doğrudan açık bir oylumdur. Ortak kullanım ve yaşama alanıdır. Burada el yıkama yeri, kahve pişirme yeri, kimi kez ocak vardır. Köşk vardır, seki vardır, köşk de sedir de bahçeye yukarıdan bakan, açık oturma, seyir yeridir. Taban ve tavan hareketleri birbirine uyan (yerde basamak-seki varsa, tavana da ona göre biçimlenme, sınırlanma, kot değişimi vardır) özenle tasarlanmış, içle dış arasında bir oylumdur. Açık hayatlarda kimilerinin kafesleri vardır; mevsime göre sökülüp takılabilen camları vardır. Kapalı biçimine daha çok sofa denir. Hayat evin ortak yaşam alanıdır. Hayatın ya da sofanın odalara göre konumu, Türk evinin sınıflandırılmasını da belirler. Çatı ile son kattaki odaların tavanları arasında bir hava yastığı oluşturulur. Burada kimi zaman, banyonun, mutfağın sıcak havalarını atan bacalar ağızlanır. Bağlar da sokaklar dardır. Yol kenarındaki arktan sulama suyu akar. Evin yola göre biraz çapraz oturtulmasıyla sokağa, manzaraya bakış elde edilmiş ayrıca ev çeşitli çıkmalarla hareket kazanmıştır. (Taşlıboğaz Sokağı, Hacı Baki Evi ) Sokak zeminlerinin kaplanmasında egemen uygulama olan Arnavut kaldırımı tarzı, yarattığı doğal görünümün ötesinde kullanım avantajları da sunmaktadır. Kenardan ortaya doğru eğimli olarak döşenen geniş yüzeyli taşlar, binalarda rutubeti azaltmakta, yol yüzeyinde su birikimini önlemekte, bunu sağlarken ağaç köklerinin yeterli suyu almasına engel oluşturmamaktadır. Orta çizgide daha geniş ve ağır taşların kullanılmış olması sel sularına karşı direnç yaratmakta, büyük yağışlarda tahribatı önlemektedir. Safranbolu da evlerin oturtulmuş olduğu arsaların biçimi ne olursa olsun, yapının üst katlarında düzgün geometri, estetik görünüm ve kent mimarisine uygunluk mutlaka sağlanmıştır. Bu özellik kent ölçeğinde bütüncüllüğü egemen kılmıştır. Evlerin yerleştirilmesinde bir yandan işlevsellik, diğer yandan estetik kaygılar ön planda tutulmuştur. Her yeni yapının inşasında, insan ihtiyaçlarına ve komşuluk ilişkilerine uygunluk aranmıştır. Bir yapının dış çevreyi nasıl göreceği konusuna özen gösterildiği kadar bu yapının diğer yapılar karşısında nasıl bir görünüm oluşturacağı konusuna da büyük özen gösterilmiştir. Eski evlerin çoğu, büyük bir kültür birikiminin, maddi zenginliğin ve ustalığın ürünü olan genelde üç katlı, konak tarzı yapılardır. Safranbolu evlerinin büyüklüğünü ve biçimini belirleyen üç ana unsur bulunmaktadır. Bunlar; çok nüfuslu geniş aile yapısı, yağışlı iklim, 66

67 halkın kültürel ve maddi bakımdan zenginliğidir. Safranbolu da iklimin yağışlı olması nedeniyle kapalı alan ihtiyacı fazladır. Eve ait hayvanlar evin zemin katındaki ahırlarda barındırılırlar. İnsan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar, benzeri mal ve eşyalar çoğunlukla evin alt katında ve duruma göre diğer kısımlarında saklanmaktadır. Geleceğin daha fazla güvence altına alınabilmesi için el altında bulundurulan stok miktarı mümkün olduğu kadar fazladır. İklime ve hayat zorluklarına karşı koyma ihtiyacı Safranbolu evinin büyük ve geniş hacimli olmasının ikinci bir nedenidir. İklimin Safranbolu evi üzerinde belirleyici bir diğer etkisi de çatıların uzun saçaklı ve sağlam yapılmalarını zorunlu kılmasıdır. Bu yüzden, Safranbolu evleri anlatılırken zaman zaman çatıyı da cephe sayan beş cepheli yapı ifadesi kullanılmaktadır. Yağışlı iklim nedeniyle kapalı alan ihtiyacı da fazladır.insan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar hepsi evin uygun bölümlerinde muhafaza edildiği için Safranbolu evi büyük hacimlidir. Safranbolu evinde soğuğa karşı tasarlama; sert rüzgara karşı çare kara kapaklardır. Kışın oturulan odalar evlerin daha çok orta katlarındadır. Bu katın yüksekliği daha azdır ve iki kat arasında daha iyi korunmuştur. Penceresi daha küçük ve bazen sayısı daha azdır. Kışlık odalar daha küçüktür. Safranbolu da avlusu ve bahçesi bulunmayan evlere dış kapı ile doğrudan girilir. Ancak avlusu veya bahçesi bulunan birçok eve önce bahçe kapısı ve daha sonra evin dış kapısı geçilerek girilir. Her iki durumda da kapının büyüklüğü ve ihtişamı evin zenginliği ve ev sahibinin asaleti hakkında fikir verir. Zengin evlerinin avlu ve giriş kapıları daha büyük ve gösterişlidir. Kimi evlerde bir selamlık girişi ve bundan ayrı bir harem girişi bulunmaktadır. Harem girişi ev halkının kullandığı bir servis kapısı niteliğindedir. Safranbolu evlerinde nineler, dedeler, teyzeler, halalar, çocuklar ve torunlar hayatlarının gelişimine bağlı olarak bir arada yaşayabilmektedirler. Ortalama iki ya da üç çocuklu aileler, gelinleri için ayrı ev açmayarak onları evlerine almaktadırlar. Oluşan yeni çekirdek aile, ekonomik bakımdan kendine yeterli hale gelinceye kadar geniş aile ile aynı evde ancak bağımsız bir yaşama birimi olan odalarda yaşamaktadır. Bu büyük evlerin hizmet ihtiyacını karşılamak üzere küçük yaşta evlatlık kız (besleme) alınması ve bu evlatlığın evlendirilinceye kadar aile içinde bakılması geleneği de yaygındır. Bu kalabalık aile yapısı Safranbolu evinin büyük olmasını zorunlu kılan unsurların başında gelmektedir. Safranbolu evlerinde geniş bir sofa evin ortasında yer alır. Odalar köşelerdedir. (Çizim 20) Ortadaki sofa köşelerdeki odaların arasına doğru uzandığından değişik manzaralara bakan çardak denilen eyvanlar biçimlenir. Evlerde tavanlar ahşap kaplamalı ve epeyce süslüdür. Orta göbekte yıldız şekillerine yer verilmiştir. Pencere önlerinde geleneksel olarak yine bir sedir dolaşır. 67

68 1. Odaya köşeden giriş örnekleri 2. Odaya pahlı köşeden giriş örnekleri 3. Odaya doğrudan giriş örnekleri Çizim 20: Odaya giriş örnekleri Çizim 21: Saraçlar şehir evi. Orta sofa üç eyvanı ile dışa uzanır. Eyvanlar yerden birer basamak yükseltilmiştir. Ana eyvan direkli ve tepe pencerelidir. Oda girişleri sofanın pahlı köşelerinden yapılır. Orta kattaki galerili büyük sofa görkemlidir hayat ta yoğun eylemler olduğunu gösterir. (Çizim 21) Yenileme çalışmalarında ahşap elemanlar değiştirilirken aynı yöntemle elde edilmiş, aynı cins ağaçların kullanılması özgünlüğün korunmasında önemlidir. 68

69 Çizim 22: Ahşap döşemede yalıtım Ahşap çatkı arasındaki kerpiç dolgu iyi bir yalıtım sağlar. Döşeme altı açıkta ise bulgurlama ile yalıtım yapılır. (Çizim 22) Safranbolu evinde güneşten yararlanma, çok sayıda pencereden odaya bol güneş girer ve oda çeşitli yönlere bakan pencerelerden değişik saatlerde güneş alır. Kışın çok yararlı olan bu güneş yazın çok sıcak verir ve her şeyi soldurur. Pencere buna karşı kara kapaklarla kontrol altına alınır. Kara kapak; pencerenin, dolayısıyla evin en son ve en iyi koruyucusudur. Çevre ormanlardan getirilen sarıçamdan yapılan bu kapaklar zamanla karararak kızılkahverengiye dönüşür. Beyaz badanalı duvarla zıtlık yarattığından kara kapak denilmiştir. Kanatlar, tek parça tahtadan yapılır. Ahşabın dönmesini engellemek için iki ya da üç kuşak çakılmıştır. (Çizim 23) Bir kanatta da bini bulunur. Güllaplar (menteşe) bu kuşak doğrultusunda çakılır. Kara kapakları açık tutan iki tane kancalı uzun demir vardır. Bu demir, kanadın tam ortasına tutturulur. Safranbolu da camlı çerçevelere cam evi denir. (Çizim 24) Ahşap kapaklarla, cam evi arasında kalan hava ısı yalıtımı sağlar. 19.y.y. sonuna kadar en azından bağ evlerinin çoğunda, pencerelerde cam evi bulunmuyordu. Dış etkenlerin denetimi kara kapaklarla sağlanıyordu. Yazlığa gidildiğinde, kışlık ev, kapatılan kara kapaklarla zararlı güneş ışınlarından korunur. Bu yazlık yaşama biçiminin özelliğidir. Çizim 23: Kapı mandalının işleyişi. Kesit ve içeriden görünüş. Çizim 24: Cam evi, kara kapak, pencere topu, yel demiri, kanca, düğme. Plan 69

70 Cam evi ince tahtalarla yapılmıştır. Çerçeveler geçme ve kavelalarla birbirine bağlanmıştır. Camlar, çerçeveye açılmış bir kinişe otururlar. Yani dışarıdan çivi ve macunla takılmaz. Kırılan camı değiştirmek için pencere kanadı yukarı kaldırılarak menteşeden kolayca çıkarılır. Sonra camı tutan kayıt iki ucundaki kavelalar itilerek çıkarılır. Cam takıldıktan sonra kavelalarla yine yerine oturtulur. Safranbolu da gördüğümüz ikinci cam evi biçimi düşey sürme pencerelerdir. Bunlar daha sonraki devirde takılmış olmalıdır. Çoğunlukla iki parçalıdır ve her parça dörde bölünmüştür. Ahşap kanatlı pencerelerde ayrıca muşabak denilen kafesler bulunur. (Resim 41)Pencere sayıları oda büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle fazladır. Tarihi evlerin pencereleri ahşap parmaklıklı ve kapaklıdır. Resim 41: Ahşap perde ya da kafes olarak işlev gören muşabak Resim 42: Safranbolu evinde cephe düzeni Zemin katı penceresizdir. Orta katı zemin katın devamıdır. Üst kat odaları çıkma yapar. Değişik boyda payandalar simetriyi bozar. Büyük kütle çıkma ve pencere tekrarı ile yumuşatılmıştır. Orta kat sofası camsız olup muşabaklarla dışa açılır. (Gökçüoğlu bağ evi) (Resim 42) Safranbolu evinde güvenlik, evi dış saldırılardan korumak ve çocukların aşağı düşmelerini önlemek için önlemler alınmıştır. Klasik pencere parmaklığı: Çoğunlukla üç düşey dişi çubuk içinden, yedi yatay erkek çubuk geçirilerek kareler oluşturulmuştur. Bu geçme yerlerinde dişi çubuklar kalınlaştırılarak düğüm noktaları yaratılmıştır. Pencere korkuluğu; kasanın iki yanına tutturulmuş yatay bir tahta ve bu tahta ile pencere denizliği arasına geçme oymalı üç tane düşey tahtadan oluşur. Pencere topları; tornada çekilmiş profilli çubuklarla oluşturulan pencere korkuluğudur. Düşey çubukların sayısı birden dörde kadar değişir. Bu korkuluklar örtücü olarak da pencere gerisini gizlerler. Ama en önemli görevleri kara kapakların açık ve kapalı tutulmalarına yarayan demir düzeneklerin dayanak noktası olmalarıdır. Safranbolu evlerinde bir üst kat daima bir alt kata göre daha önemlidir ve sokağın üzerine taşan üst katlar her evde ulaşılmak istenen amaç durumundadır. Evin girişinde zemin katta hayat vardır. Bu bölüm eğer taş kaplıysa taşlık adını alır. Burada ışık almayı sağlayan ve aynı zamanda odunların dizilerek hava akımıyla kurutulduğu ahşap kafesten gliste mevcuttur. Zemin katlarda ayrıca ahırlar, büyük kazan ocakları ve ambarlar bulunur. İlk katta her ev kendine göre bir çevre düzenler. Safranbolu evlerinde ilk kat avluyu oluşturur. Taş ya da beton avlu, bazı evlerde yerini direk toprağa bırakır. Genellikle iki ya da üç katlı olan evler ikinci kattan itibaren ahşaba ve kerpice 70

71 dönerler. İkinci katın tavan yüksekliği de üçüncü kattan daha azdır. Az sayıda dar pencereleri olan ikinci kattan üçüncü kata işlemeli ahşap merdivenle çıkılır. Çıkma ve cumbalarla alan yönünden genişletilen son kat çok sayıda dar pencere ile süslenmiştir. Üst kat pencereleri ışığı ve görüntüyü en iyi alacak biçimde ileri doğru itilmiştir. Bu çıkmaları taşıyan destekler, çıkmalar, cumbalar, saçaklardır. Üçüncü kat Safranbolu evinde mükemmelliğe varılan noktadır. Bu katta tavanlar daha yüksektir. Odalara sekiz kenarlı bir çokgenden oluşan sofa nın (çardak) daha kısa olan dört çapraz kenarından açılan kapılardan girilir. Odaların giriş kapıları köşelerdedir ve daima içeri doğru açılır. Kapı girişlerinde ahşaptan yapılan minik L koridor oda içinin kapı girişinden görülmesini önleyerek oda ile doğrudan teması kesen özel ahşap paravana düzeni bulunur. Sofalar ve odaların tavanları ahşap süslemelerle kaplıdır. Her odada sedir düzeni ve çoğu zaman ocak vardır. Oda yan duvarlarında ahşap dolaplar ve sergen yer alır. Odaların her biri bir çekirdek aileyi ya da bir aile yakınını barındırabilecek tüm unsurlara sahip, bağımsız birim olarak tasarlanmıştır. Safranbolu evinde günlük yaşantı, tüm geleneksel Türk evlerinde olduğu gibi orta katta geçer. Zemin kattan çoğu zaman ahşap ve bazen taş merdivenle çıkılan orta kat, diğer katlardan daha alçak tavanlıdır. Bunun ana nedeni orta katın, yaz-kış oturulan evin kışlık kullanımı için tasarlanmış olmasıdır. Orta katta mutfak, kiler ve iki, üç yatak odası bulunur. Orta katların bazılarında, yemeğin hazırlandığı mutfakla misafire sunulduğu selamlık denilen misafir odası arasında dönme dolap bulunur. (Resim 43) Resim 43: Mehveş Hanım Konağı nda dönme dolap Bu düzenek, misafire gösterilen saygının gereği olarak küçüklerin ve ev işlerini yürütenlerin misafirin karşısına çıkarılmamalarından doğmuştur. Sanıldığının aksine Safranbolu da kadın ya da erkek olsun, ev büyükleri ile misafirler arasında bir kaç-göç söz konusu değildir. Evlerde ısınma ocaklarla sağlanır. Ocaktan alınan közler mangala konarak taşınır. Katlar arasında zaman zaman tecrit malzemesi kullanılmış olsa da ahşap evlerde ısının muhafazası güçtür. Bu nedenle prensip mekanın değil insanın ısıtılmasıdır. Soba ise son dönemlerde kullanılmıştır. Evler soba, ocak ya da mangalla ısıtılır. Bazı odalar özellikle kolay ısınacak ve geç soğuyacak biçimde tasarlanmıştır. Ocaklarda genişletilmiş olan ateş yakma yeri, olabildiğince yalın yapılmıştır. Aydınlatma aracı gaz yağı lambasıdır. Son zamanlarda lüks lamba diye tanımlanan, daha büyük boyutlu ve daha fazla ışık veren lambalar kullanılmıştır. Safranbolu insanı, üstün bir ustalıkla oluşturduğu yaşama mekanlarını zengin el sanatları ile de süslemiştir. Geleneksel evlerin pencere perdeleri, yaygın olarak kullanılan sedirlerin örtüleri, masa ve yatak örtüleri ve benzeri birçok unsur tamamen el işlemesi ile süslenmiştir. (Resim ) 71

72 Resim 44: Külahlı bir ocak ve oyalar (Kabakçılar bağ evi) Resim 45: Oymalı bir ocak. Sedir-ocak ilişkisi, koltuk taşları. Davlumbaz sonradan küçültülerek baca deliği açılmıştır. Resim 46: Aynı ocaklı odanın ocak duvarı. Oda girişi, ahşap yüzeylerin sergen le bitirilmesi, sedirler ve dolaplar (Kızıl Ayan evi, Bulak köyü) Resim 47: Odanın ocak duvarı, dolaplar, sedir (Asmazlar bağ evi) 72

73 Resim 48: Mehveş Hanım Konağı nda ocağın günümüzdeki kullanımı Geleneksel Türk evlerinde kapı düzenekleri zaman içinde kendine özgü bir tarz oluşturmuştur. Hemen hemen her kapıda büyük boyutlu anahtar kilitleri, şakşaklar, çekme halkaları ve mandallar bulunur. Çift kanatlı kapıların birbirine birleşme noktalarındaki ahşap bini ler de çoğu kez ince işlemelidir. Bu derece ayrıntılı inşa edilmiş kapıların çalınmasında da ilginç bir gelenek oluşmuştur. (Resim 49) Resim 49: Safranbolu evinde kapı halkaları Ev halkı ile yakınlığı olmayan yabancılar, bir resmiyet gereği olarak kapının zili konumunda olan şakşak ı vurmak suretiyle kapı çalmaktadırlar. Ev halkı ile samimiyeti bulunan komşular ve yakınlar, bunu ev sahibine bildirmek istercesine kapı üzerindeki çekme halkalarını çarparak kapı çalarlar. Ev halkından olup dışarıdan dönenler ise kapı mandalını kaldırıp indirirler. Bu durumda mandal içeriden kilitli değilse kapı kendiliğinden açılır. Kilitli ise çıkan ses gelenin ev halkından olduğunu bildirir. Evdekiler kapıyı mandala bağlı ipi çekmek suretiyle açarlar. Kapılar düz, düşey tahtalarla yalın bir görünümdedir. İki kanatlıdır. İri başlı çiviler (kalpaklı çivi) hem kapıyı süsler hem de arka kuşaklara tahtaları bağlar. Bini, klasik üslupta süslenmiştir. (Kayyumlar şehir evi) (Resim 50) Resim 50: Safranbolu evi giriş kapısı 73

74 Ev kapıları yalın ama güven veren bir görünümdedir. Menteşelerin (güllap) geldiği yerlerde çiviler güllapa yer ayırmak üzere iki tane çakılmıştır. Üst katın çıkması kapıya bir saçak oluşturur. (Kaymakamlar şehir evi.) Safranbolu evinde temizlik, büyük ev temizliği yazlığa ve kışlığa taşınırken yapılırdı. Döşeme tahtaları sodalı sıcak su ile fırçalanır, kirli yerleri bulaşık teli ile ovulur, dolap kapakları da telle ovulur. Günlük ev temizliği ise süpürmek, tozunu almak, camları ve gerekli yerleri silmekle yapılır. Çamaşır derede ya da bahçede yıkanır. Dereye uzak olan çamaşırını bahçede yıkar. Evinde çıkma suyu olanlar bu sudan yararlanır, olmayanlar çeşmeden taşır ya da Bağlar da sulama suyunu kullanır. Çamaşır yıkama günü, ark suyu önce havuzda toplanır, çünkü çamaşır günü çok suya ihtiyaç vardır. Yıkama yöntemi gereği taş ve tokaç gereklidir. Ancak çok soğuk havalarda kapalı yerde leğende yıkanır. Evdeki odaların her biri bağımsız bir yaşama birimidir. Oturma, yeme-içme, temizlenme ve yatma aynı mekandadır. Bu doğrultuda odaların çoğunda, ahşap dolapların içinde, günümüz duş kabinleri ile benzeşen ve yunmalık denen bölümler bulunmaktadır. Isınma, mekanın ısıtılması prensibiyle değil, şömine ve mangal aracılığı ile kişinin ısıtılması prensibiyle sağlanmaktadır. Bir yandan ısının diğer yandan mahremiyetin korunması amacıyla her oda kapısında doğrudan girişi önleyen paravana yer almaktadır. Bu doğrultuda her odada ahşap dolapların (yüklük) içerisinde bugünün duş kabinlerini andıran gusülhaneler mevcuttur. Kişisel temizlikte din gereği yıkanmaya gusül abdesti almak denir. Evlerde genel olarak gusülhanelerde yıkanır. Her odanın bir aileye ayrılmasıyla doğan yaşama biriminde gusül abdesti alma eylemi odanın gizliliği içinde çözümlenir.yüklük kapağı açılınca gusülhane ortaya çıkar. Odaya bakan bölme atlanarak içeri girilir. Yıkanmak için gerekli su ya ocakta karagüğümde ya da soba üzerindeki bakır suluk ta ısıtılır, gusülhanede kapağın yanındaki rafa konulan bakraç içinde, güğümle getirilen soğuk su ile ılıştırılır, maşrapa ile dökülür. Sabun bezi, kese, hamam tası kullanılır. Burası küçük bir hacim olduğu için yıkanma suyunun buharı ile ısınır. Duş alma niteliğinde kısa süreli bir yıkanmadır. Kışın, ocak ya da soba yandığından yıkandıktan sonra sıcak odaya geçilir, üşünmez. Gusülhane temizlendikten sonra kapağı kapatılır. Yerdeki yatak, yorgan, yastık katlanarak kapak üzerine yüklüğe konur. Yüklük kapakları kapatılır. Gusülhane döşemesi eğimli tahtadır. Ayak altında tahta ızgara vardır. Pis sular tahta oluklarla bahçeye akar. Safranbolu evinde üst ve orta katta bulunan Abdestlik bölümünde abdestlik, tahtadan yapılmış bir tezgahtır, çalışma tezgahı yüksekliğinde cm genişliğinde düz bir tahta üzerine çoğunlukla oval biçimde ve kenarları süslü oyulmuş bir deliği vardı. Bunun altında eğimli bir tahta tıpkı bir çörten gibi pis suları dışarıya akıtır. Bu tahta üzerinde, sabun elden kaçtığı zaman kayıp dışarı düşmemesi için bir tuzak düzeni vardır. Tezgah üzerinde duran ibrikten su dökülerek delik üzerinde el yıkanır. Pis sular hela çukurunda birikmez doğrudan bahçe toprağına akar. Bir akarsu düzeni olmadığı için temizlikte çok su harcanmaz, dolayısıyla akan pis su miktarı azdır, toprak tarafından emilir ve buharlaşır. Resim 51: Tahtadan abdestlik tezgahının süslü oyulmuş deliği Hela kısmı ise, abdestlikten bir kapı ile ayrılır. Döşemesi tahta kaplıdır. (Resim 51) Çokluk üçgen biçiminde bir deliği vardır. Delik kenarları yine ahşapla yükseltilmiştir. Delik, tahtadan yapılmış kare kesitli düşey bir yolla hela çukuruna bağlanır ya da deliğin altı boştur, dışkılar doğrudan 74

75 toprağa açılmış hela çukuruna düşer. Bu yüzden orta ve üst kat helaları alt alta gelmez şaşırtılmıştır. Helada taharetlenmek için ibrik ve herkesin ayrı taharet mendilleri bulunur. (Resim 52-53) Resim 52: Tahtadan oyulmuş hela Resim 53: Tahtadan hela ve bir ibrik. En çok görülen biçim budur (Kabakçılar bağ evi) Helaların ev içinde yapılması uygulamasının yaygın olmadığı bir dönemde Safranbolu evlerinde abdestlik ve hela için ayrılan bölme iç mekanlardan uzak tutulmuş ve havalandırmanın sağlanabilmesi için kör cephede küçük pencereler bırakılmıştır. Pis sular ''algun'' denen pis su yolu düzenine ya da hela çukuruna akıtılır, bulaşık suları ise bahçeye ya da ayrıca yapılan 'çirkef çukuru''na dökülür, pis su ile karıştırılmazdı. (Resim ) Resim 54: Abdestlik-hela. Plan. Sabun tuzağı. Kesit ve dışarıdan görünüş. 75

76 Resim 55: Pis su oluğu ve sabun tuzağının dışarıdan görünüşü (Kabakçıalr bağ evi) Resim 56: Abdestlik ve helanın tahtadan dış duvarı (daraba). El yıkama suyunun bahçeye döküldüğü oluklar (Sarı Mehmetler bağ evi) Tüm bu ıslak hacimlerden çıkan pis suların toplanması için çok eskiden beri algun denilen pis su yolu düzeni ile sağlanır. Algun levha taşlarla yapılır. Bazı evler birleşerek tek bir pis su yoluyla, diğerleri ise tek tek kendi pis su yollarıyla dereye bağlanır. Bağlar da ise hela çukuru yapılır. Kenarları kuru duvarla örtülür. Pis sular toprak tarafından emilir. Çirkef çukuru ile bulaşık suları diğer pis sularla karıştırılmaz, ya doğrudan bahçeye dökülür, ya da özel yapılan çirkef çukuru na dökülür. Derelerde aynı zamanda çamaşır yıkandığından, çamaşır derenin pis sularla kirlenmediği üst başlarında yıkanır. Evlerde her ne kadar yunmalık denen yıkanma düzenekleri bulunmaktaysa da asıl temizlik hamamlarda yapılırdı. Bu nedenle kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı hamam düzenleri ve geleneği vardı. Kişisel temizlikte, Kızma Hamama 19.y.y. ın ilk yarısında bazı zengin evlerinde rastlarız. 76

77 Çizim 25: Emirhocazade Ahmet Bey Bağ evinin bahçesinde kızma hamam. Plan. Bunlardan biri Bağlar da Emirhocazade Ahmet Bey evinde bahçededir. (Çizim 25) Kubbeli olan bu hamam özenle yapılmıştır ve klasik devir üslubu gösterir; bugün girişi ve külhanı yıkılmış durumdadır. Çizim 26: Asmazlar Bağ evinde üst katta kızma hamam. Plan Bir diğer hamam da Asmazlar ın bağ evinde üst kattadır. (Çizim 26) Tek kurnalı ve tavandan ışık alan bu hamam yerden yükseltilerek alttan ısıtma sağlanmıştır; külhanı yandadır. Örneklerin Bağlar da olması çarşı hamamına Bağlar ın uzak kalması neden olabilir. Çarşı hamamına on-onbeş günde bir gidilir. Kadınlar genellikle komşuları ve akrabaları ile topluca yemekli olarak hamama giderler ve sabahtan akşama dek yıkanarak eğlenirler. Yazlıkta oturulduğunda eşeklerle hamama gidilir, hamam takımları ve çamaşırları bohçalarda taşınır. Şehirde su kültürü, dönemine göre oldukça ileridir. 5 km mesafeden ve tarihi İncekaya Su Kemeri'nin üzerinden şehre su getirilmiştir. Bir kısım büyük konaklarda havuzlu odalar bulunmaktadır. Havuzlar büyük hacimli ve insan boyu derinliktedir. 26 İsmail Asmaz'a ait konakta havuz zemin katın bir üstüne inşa edilmiştir. Asmazlar Konağı'nın içinde de olduğu gibi Safranbolu'da pek çok konağın içerisinde havuz bulunur. 26 GÜNAY Reha, Geleneksel Safranbolu Evleri ve Oluşumu, Kültür Bakanlığı Yayın No: 456, Kültür Eserleri Dizisi: 8,

78 Havuzlar bazı konaklarda selamlık köşkü denilen bahçe içindeki bağımsız binalarda yer almaktadır. (Hacı Hüseyinler Evi). Evlerin sokak cephelerinde, ev içlerinde, bahçelerde, sokaklarda çeşmeler vardır. Bahçelerde havuz ve kuyular, Bağlar'da yoğunluktadır. 9. BUTİK OTEL Butik Otel ve konukevleri 1000 yılı aşkın zamandır, düşük maliyetli kalacak yerler olarak bilinmektedir. Bu akım, sanıldığı kadarıyla bir Alman okul hocası Richard Schirmann tarafindan 1900 lu yılların başında geliştirilmiştir. O zamanlarda adı Nette olan bir okulda, genç gezginlere yatacak yer sağlanarak başlanmış, her gece sınıflar temizlenmiş ve buralar kişilere kiralanmış, ertesi gün tekrar sınıf haline dönüştürülmüş ve bu yöntem gelişerek ticari bir müessese haline gelmiştir. Butik otellerde her çeşit kitle ve sosyal yapıdan, dünyanın her köşesinden insanlar kalmaktadır. Her ne kadar birçoğu, genç yaştaki gezginlerin, öğrencilerin kaldığını düşünse de, aslında kitle genelde tatili bir yere bağlı kalmaya yönelik yaşamayan, bu yüzden ucuz yerlerde konaklamayı düşünen ve daha çok çevreyi gezip görmeyi tercih eden kişilerden oluşmaktadır. Ayrıca bu sempatik küçük otellerin veya pansiyonların bir diğer keyifli tarafı, çok güzel,sıcak ve samimi arkadaşlıkların kurulması, eğlence ve aktivitelerin birlikte yaşanmasıdır. Her pansiyon ve butik otelde değişik tema ve sahnelerle karşılaşılabilir. Bazen uyurken tavukların, çekirgelerin sesleriyle uyanabilir, bazen de sabahın erken saatlerine kadar parti yapılabilir. Odanın özel banyosu olabilir, veya banyo diğer odalarla paylaşılabilir Otel Organizasyonu Otelin, müşterilerin yalnızca konaklama ve yeme-içme ihtiyaçlarını değil bunun yanında bir takım sosyal ihtiyaçlarını da karşıladığı dikkate alındığında, otel işletmeciliği kavramı günümüzde daha da derinleşmektedir. Otel işletmelerinde; ürünün doğrudan doğruya müşterilerin önünde oluşturulması ve sunulması, müşteriler ve otel çalışanlarının gece gündüz aynı mekanda bulunması, ürün sunumu yanında müşterilerin, can ve mal güvenliğinin de (otelde kaldığı süre içinde) otel işletmesinin sorumluluğunda olması sonucunda, otellerin yoğun sosyal ve ekonomik ilişkilerin yaşandığı yerler olarak karşımıza çıkar. Çok büyük bir otele adım attığınızda ilk işiniz resepsiyona gitmektir, burada işlemleriniz yapılır, çoğu zaman yoğunluktan beklemek zorunda kalırsınız, daha sonra yanınıza bir belboy verilerek odanıza gönderilirsiniz. Butik otellerde ise kapıdan karşılamadan itibaren başlayan kişiye özel hizmet, otelden ayrılana kadar devam eder. Müşteri bu nedenle butik otelleri benimsemektedir. Mekanların tasarımında ana mekanlar, ikincil mekanlar, geçiş mekanlarını kapsayan hiyerarşik bir sistem oluşur. Ana mekanların tasarım özellikleri tasarıma hakim olur. İkincil mekanlar çoğu özelliklerini ana mekanlardan alırlar. Geçiş mekanları da tüm tasarımı bir arada tutan yapıştırıcıdır. Hem ayırımı, hem bağlantıyı, hem geçişi, hem sürekliliği, hem kesintiyi, hem sınırı hem girişi sağlar. Bir otelin ana mekanları aynı zamanda geçiş mekanları olabilmektedir. Müşteriyi, resepsiyona, katlara, restorana ve diğer mekanlara yönlendiren mekanı, ana mekan olarak ifade edebiliriz. Çünkü bu mekanlar sadece dağılım ve yönlenme mekanı değil, aynı zamanda sosyal ve genel kullanım mekanlarıdır. Müşteri otele girdiğinde öncelikle ana mekanla karşılanır. Sonra gitmek istediği yere yönlenir. Ana mekanlar otelin tasarım kimliğini yansıtan müşteriler üzerinde en etkili mekanlardır. Bu mekanlar geniş açıklıklı, giriş lobileri, avlu gibi örneklenebilir. Ana mekanda ilk yönlenilen alan resepsiyon alanıdır. Resepsiyon, otelin beyni olarak görülen yönetim mekanları yani ofislerle, otelin kalbi olarak kabul edilen lobi ile ilişki içindedir. Otel mekanları arasında süreklilik olmalıdır. Sözü edilen süreklilik, biçim, renk, doku ile sağlanabilir. Mekan olarak oda birimleri ile genel kullanım alanları yani ortak mekanlar birbirinden ayrı olsa dahi bu mekanlar arasında süreklilik olmalıdır. Butik otel olmanın şartları; modern, reprodüksiyon, antika gibi özelliği olan mobilya ve malzemeler ile tefriş ve dekorasyona sahip olmalı, beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odaları olmalıdır. Kapasiteye göre yeterli kabul holü, kahvaltı salonu, oturma salonu, yönetim odası, alakart lokantası, genel mahallerde klima sistemi, yirmi dört saat oda servisi, çamaşır 78

79 yıkama ve kuru temizleme hizmeti, otopark hizmeti, odalara müşteri tarafından seçilen en az bir adet günlük gazete servisi olmalıdır. Oteli genel olarak beş ana gruba ayırmak mümkündür. Otel yatak katı, otel odaları, idari ofisler, genel kullanım alanları, servis alanları. Otelin genel kullanım alanları arasında müşteriler üzerinde en etkili mekan lobilerdir. Ön büroların otelin beyni olarak nitelendirilmesi yanında lobiler de otelin kalbi olarak nitelendirilmektedir. Lobiler aynı zamanda otelin prestij mekanlarıdır. Lobiler ana sirkülasyon mekanları olarak müşterileri resepsiyona, toplantı ve balo salonlarına, asansörlere, rekreasyon alanlarına ve diğer genel mekanlara yönelterek hizmet verir. Oturma salonunun kapasitesi, oda sayısının 0,5 ile çarpımına eşit olacak şekilde düzenlenmelidir. Genel kullanım alanları içinde genel ve özel konuları içeren birçok restoran yer alır. Genellikle restoranlar lobi çevresinde konumlandırılır. Restoranların toplam kapasitesi otelin tür ve sınıfına göre yatak odası başına 2,2 m² ye kadar değişmektedir. Restoranlar çok amaçlı kullanımlara imkan sağlamalı, farklı zamanlarda ve durumlarda çeşitli ışık ve ses teknikleri ile değişik atmosferler sağlanabilmelidir. Temel ihtiyaç olan yatma ve yeme içme merkezli planlanıp, özel şartlarla ilave mekan kullanımı için farklı işlemler düşünülmelidir. Servis alanları, müşteri ile direk teması olmayan bölümlerdir. Otelin başarısı, servisin başarısıdır. En önemli ve tasarım açısından dikkat edilmesi gereken alanlar mutfak ve yiyecek hazırlama alanlarıdır. Depolama, hazırlama, pişirme, servis ve yıkama alanlarının birbiri ile ilişkili ancak ayrı alanlarda gerçekleşmesi gerekmektedir. Yeterli ekipman kullanımı ve enerji tasarrufu gereklidir. Servis alanları için dikkat edilmesi gereken noktalar; minimum 1,1 m genişlikte geçişler, özellikle pişirme üniteleri üzerine otomatik yangın söndürme sistemleri gereklidir. Aynı kompresörleri kullanarak tüm soğuk depo ve dondurucuları gruplamak, ortak kullanım alanlarını merkeze yerleştirmek gereklidir. Her binanın yakınına ikinci bir depo yerleştirmek, kesişen dolaşım alanlarını aza indirmek, mutfakla restoran ve servis alanlarının yakın planlanması gereklidir. Aşağıdaki formül, otel mutfakları için ilk alan isteklerini vermektedir: Ana mutfak 0,6 m²/restoran oturması 0,2 m²/balo salonu ve banket oturması 0,1 m²/kokteyl salonu oturması 0,1 m²/otel odası Yiyecek-içecek depolama yeri 0,3-0,5 x Ana mutfak alanı Servis alanlarının ikincil önemli alanları mal kabul, çöp ve genel depolama alanlarıdır. Bu alanlar net olarak birbirinden ayrılmalıdır. Mal kabul ve çöp alanları her oda başına 0,2 ve 0,3 m² alan gerektirmektedir. Yiyecek depolama alanı, çarşaf depolama alanı, balo salonu ve banket odalarının yanındaki depolama alanları, idari büroların arşivleri gibi. Servis alanlarının üçüncü önemli kısmı personel alanlarıdır. Personel büroları, soyunma odaları, personel yemek salonları birbirinden bağımsızdır. Ancak otelin diğer servis alanları ile ilişkilidir. Alan gereksinimi 0,55 ve 0,9 m² arasında değişir.(oda başına personel alanı gereksinimi) Servis alanlarının dördüncüsü çamaşırhane ve kat hizmetleridir. Bu alanlardaki fonksiyonlar, yatak, banyo ve masa kumaşlarını, mutfak çamaşırlarını, üniformaları ve müşteri kıyafetlerini temizlemek ve dağıtmaktır. Gerekli alanlar oda başına 0,9-0,13 m²dir. Odalara göre belirlenmesinin nedeni, çamaşırlarının çoğunun odalardan çıkmasıdır. Çamaşırhaneler genellikle gürültü ve vibrasyondan uzak bir alanda otelin en alt katında yer almaktadır. Çamaşırhanede duman kontrolünü ve havalandırma şartlarını sağlayan buhar bacası temin edilmelidir. Servis alanlarının sonuncusu, mühendislik ve mekanik odalardır. Mekanik ekipman alanları etkili bir çalışma sistemi için çamaşırhane, mutfak ve yüksek enerji kullanımı olan alanlara yakın olmalıdır. Ayrıca mühendislik alanlarının servis alanlarına ve servis asansörlerine direk bağlantısı olmalıdır. Mekanik ve elektrik alanlar için alan gereksinimi değişir. Ofisler ve atölyeler için oda başına 0,3 ve 0,5 m² alan gerektirir. 79

80 Mevcut yapıların otel amaçlı kullanımı, günümüz turizm hareketinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Turizm açısından gelişen ülkemizde gün geçtikçe artan turizmin önemi ve buna bağlı olarak hızla artan yatak kapasitesinin artırılma gereksinimi mevcut yapıları da otel olarak kullanıma zorlamıştır. Ayrıca giderek turizmin öncelikli tüketim malzemesi haline gelen otelleri her daim gündemde tutmak için onlara farklı anlamlar yüklemek gerekmektedir. 27 Yapının en iyi şekilde mekansal dönüşümünün yapılması için mevcut yapı ile uygulanan kurgunun sağlayacağı uyum, yapının eski işlevinden kaynaklana detayların (özellikle bir merdiven gibi) yapıya verilen işlev içinde değerlendirilmesine bağlıdır. Turizm sektöründeki hareketlilik, bir otelin yaklaşık olarak 6 yılda bir yenilenmeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Restore edilmiş bir otel, yeni inşa edilmiş bir otelden çok daha az maliyetle sonuçlanmakta ve kullanıcı açısından etkili bir çözüm olmaktadır Operasyonel bölümler Otel ticari bir mekandır. Amacı; kaliteli ve süratli hizmet sunup, para kazanmaktır. Bir otelin para kazanması, işletme biliminin öngördüğü gibi; gelirlerinin artması, maliyetlerin düşmesi ile ilgilidir. Gelirlerin artması iki faktöre bağlıdır; doluluk oranının yüksek olması (365 günün çoğunda otelin açık olması ve mevsimin müsait olması, ve tüm odaların her gün misafirler tarafından doldurulması), yüksek yatak satış fiyatı (bir gecelemenin müşteriye satış fiyatının yüksek olması). Maliyetlerin düşmesi ise bir kaç faktöre bağlıdır; personel tasarrufu (otelin öyle bir fonksiyonel mimariye sahip olması gerekir ki, asgari personel sayısı ile arzu edilen en iyi hizmet verilebilsin), enerji tasarrufu (öngörülen mekanik ve elektrik proje ve tesisatlarının buna müsait olması gerekir), yiyecek ve içecek tasarrufu (satın alım maliyetinin düşmesi, ve stok kontrol sisteminin doğru yapılması ile ilgilidir) Ofisler Ofisler otellerin düğüm noktalarıdır. Otelin beyni olarak görülen yönetim mekanları girişe yakın, kontrol edebilmesi kolay olacak bir yerde bulunmalıdır. Diğer yandan yardımcı hizmetlerin olduğu kısımlara da ofis diyebiliriz. Servis hizmetlerinin müşteriye görünmeden, ayak altında dolaşmadan işlerini gerçekleştirmesi beklenir. Olabildiğince (mümkünse hiç) müşteri ile karşılaşmadan oda hizmetlerini gerçekleştirmesi istenir. Gerektiği noktalarda dışarı çıkar, göz önünde olması istenmez Yasa ve Yönetmelikler Suriçi içerisinde tüm yapılaşmalar ile ilgili karar alma yetkisi 2863 sayılı tarihli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde koruma kurullarına aittir. Zira 2863 sayılı Kanun un 61. maddesinde belirtildiği üzere kamu kurum ve kuruluşları ve belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler, Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurullarının kararlarına uymak zorunda odlularından koruma bölge kurulunca uygun bulunan bir planın belediyeler veya valiliklerce reddedilmesi ya da değiştirilmesi de yasal açıdan olanaksızdır. Ancak koruma bölge kurulunun kararlarına karşı Koruma Yüksek Kurulu na itirazda bulunulabilir. Turizmi teşvik kanunu nun 7. maddesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, re sen onaylamaya ve tadil etmeye yetkili kılınmıştır. Ancak bölgenin öncelikle koruma alanı olarak tayin edilmesi sebebi ile 2863 sayılı kanunun koruma kurullarınca onanmış olduğu hak öncelik arzeder. Tarihi yarımada içerisinde turizm projeleri geliştirilmesinde izlenecek süreçte iki farklı yol vardır. Esas izlenmesi gereken yol olan Turizm Bakanlığı kanalı ile yürütülen geliştirme sürecinde, 1) Öncelikle alanın Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ve Turizm Merkezleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sayede buradaki onay mercii Turizm Bakanlığı olmaktadır. Alanın bu kapsama alınması tamamıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisindedir. 27 BAŞA Banu Apaydın, Yapıların Otel Olarak Yeniden Kullanımı Bağlamında Mekansal Dönüşümlerinin Kavramsal ve Kamusal Analizi, TEZ, Danışman: Cengiz Eren, TECİM Ahu, Yataklı Turizm Tesislerinde Nitelik Sınıflandırmasına Göre İç Mekan Tasarımı ve Otel Kavramı, Y. Lisans TEZİ, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Saadet Aytıs,

81 2) Koruma bölge kurulları görüşü ile hazırlanan 1/1000 koruma amaçlı uygulama imar planı tadilatı, alanın turizm alanı kapsamına alınması sebebiyle belediye yerine Bakanlıkça kabulünden ve geçerlilik kararnamesinden sonra ruhsat aşamasına geçilebilmektedir. 3) İnşaat ruhsatı aşamasında hazırlanan projeler Koruma bölge kurulu görüşü ile onayı ile birlikte belediyeden izin istenir. Bu süreçte Koruma Bölge kurulu arazide Arkeolojik sondaj ile buluntu olup olmadığının araştırılmasını istemektedir. 4) Arazide arkeolojik bulgu yer almadığı taktirde koruma kurulu kontrol ve denetiminde yatırım tamamlanabilmektedir. Yatırım sürecinde Turizm Bakanlığından Turizm Yatırım Belgesi almak gerekmektedir. Turizm Tesisleri Yönetmeliğinin 43. maddesinde Butik otelin özellikleri; Yapısal özelliği, mimari tasarımı, tefriş, dekorasyon ve kullanılan malzemesi yönünden özgünlük arz eden, işletme ve servis yönünden üstün standart ve yüksek kalitede, deneyimli veya konusunda eğitimli personel ile kişiye özel hizmet verilen ve aşağıda belirtilen nitelikleri taşıyan en az on odalı otellerdir: a) Modern, reprodüksiyon, antika gibi özelliği olan mobilya ve malzemeler ile tefriş ve dekorasyon, b) Beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odalar, c) Kapasiteye yeterli kabul holü, kahvaltı salonu, oturma salonu, d) Yönetim odası, e) Alakart lokanta, f) Genel mahallerde klima sistemi, g) Yirmi dört saat oda servisi, h) Çamaşır yıkama ve kuru temizleme hizmeti, j) Otopark hizmeti, k) Odalara, müşteri tarafından seçilen en az bir adet günlük gazete servisi. Olmalıdır. Butik otellerin olması istenen beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odaların özellikleri şunlardır: Odalarda; çalışma masası, yatak baş ucunda merkezi aydınlatma düğmesi ve priz, boy aynası, bornoz, diş temizlik kiti, tek kullanımlık terlik, dikiş kiti, ayakkabı sileceği, cilası, duş köpüğü, makyaj temizleme pamuğu, kutu kağıt mendil, şemsiye gibi en az on adet amblemli malzeme, banyolarda; küvet, resepsiyonla bağlantılı telefon, büyüteçli ayna, odalarda; uydu veya video yayınları ile oda sayısının yüzde 10 u oranında internet imkanı sağlanması, Turizm Tesisleri Yönetmeliğinin 18. maddesinde ise Asli konaklama tesislerinin özelliklerinde butik otellerle ilgili olarak şunlar yer alır: a) Butik otel odalarının tümü suit şeklinde düzenlenebilir. Butik otellerdeki suit odaların tümünde apart üniteler dışındaki toplam oda sayısının en fazla yüzde yirmibeşi kadar sayıdaki suit odada içecek ve basit yeme ihtiyacını karşılayabilecek kapsamlı olmayan mutfak nişi düzenlenebilir. Suit odalar, bir adedi oturma bölümü olmak üzere doğal aydınlatmaları bulunan en az iki bölümden oluşur. Büyüklüğü banyo dahil 40 m² ye kadar olan suitler üç yataklı, 40 m² den büyük suitler dört yataklı olarak kabul edilir. Oturma bölümlerinin yatak odası şeklinde düzenlenmesi halinde; suit odalar, aile odası olarak adlandırılır ve belge kapasitesinde belirtilir, bu durumda mutfak nişi düzenlemesi yapılamaz. Aile odalarında banyo hariç; 10 m² ye kadar olan odalar tek, daha büyük olanlar ise iki yataklı olarak düzenlenir. Bodrum katlarda yatak odası yapılamaz. Ancak, eğim dolayısıyla taban döşemesi mevcut arazi seviyesinden aşağı olmayan ve yeterli doğal ışık alan katlar bu hükmün dışındadır. Yatak odalarının pencereleri, mutfak, tuvalet gibi müşteriyi rahatsız edebilecek mahallerin bulunduğu aydınlığa açılamaz. Aydınlığın dar kenarı iki metreden, alanı ise 6 m² den az olmamak kaydı ile toplam oda kapasitesinin %20sini aşmayacak sayıda aydınlığa bakan oda yapılabilir. b) Personel ve mahalleri: Turizm tesislerinde eğitimli personel ile hizmet verilmesine özen gösterilir. Yetkili kurum ve kuruluşlardan alınmış sertifikalara haiz personel de eğitimli personel kapsamında değerlendirilir. Tesislerde sağlık, güzellik ve bakım, masaj, su sporları, okçuluk, atıcılık, binicilik gibi üniteler bulunması durumunda bu birimlerde sertifikalı personel çalıştırılır. Asli konaklama tesislerinde kadın ve erkek personel için ayrı soyunma yerleri, dolapları, duş, tuvalet ve 81

82 ortak oturma, dinlenme ve yemek ihtiyaçlarını karşılayan bir mahal bulunur. Tesis bünyesinde yatakhane bulunması halinde yeterli doğal havalandırma ve aydınlatma imkanı, doğal havalandırmanın yeterli olmaması durumunda ise mekanik havalandırma desteği bulunur. Yatakhanelerin düzenlenmesinde kişi başına dört metrekare alan esas alınır. c) Bedensel özürlüler için düzenlemeler: Toplam kapasitesi seksen oda ve üzerinde olan otellerde en az bir oda olmak üzere toplam oda kapasitesinin yüzde biri oranında odada, ayrıca tesis girişi, genel tuvaletler ile en az bir adet yeme-içme ünitesinde, mola noktaları, temalı parklar ile eğlence merkezlerinde ise kendi türlerinin asgari niteliklerinde belirtilen şekilde bedensel özürlülerin kullanımına uygun düzenlemeler yapılır. Bu düzenlemeler, özel işaretlerle belirtilir. d) Asansör düzenlemesi: Asansör kullanımı zorunlu olan tesislerde, asansörün ulaştığı kattan aşağı veya yukarı doğru müşterinin ineceği veya çıkacağı kat sayısı; bir, iki ve üç yıldızlı oteller için en fazla üç, dört yıldızlı oteller için en fazla iki, beş yıldızlı oteller için ise en fazla bir olması durumunda bu katlar için asansör aranmaksızın müşteri merdiveni kullanımı işlev ve yöre özellikleri göz önünde bulundurularak kabul edilebilir. Asansörlerde alarm tertibatı ile havalandırma düzeneği bulunur TÜRK EVİNİN OTEL OLARAK YENİDEN KULLANIMI Otel, geçiciliği önceden kabul edilmiş bir aidiyet oluşturur. Öte yandan yerellik kavramının en çok temsil edilmeye çalışıldığı yapı türlerinden biri de otellerdir. Yerellik kavramı kimlik üretme işlevinin önemli bir malzemesidir. Kimlik, adeta yapının pazar değerini ve işletme verimliliğini etkileyen bir unsur olmaktadır. Mekanların tasarımında ana mekanlar, ikincil mekanlar, geçiş mekanlarını kapsayan hiyerarşik bir sistem oluşur. Ana mekanın tasarım özellikleri tasarıma hakim olur. İkincil mekanlar çoğu özelliklerini ana mekanlardan alırlar. Geçiş mekanları ise tüm tasarımı bir arada tutan yapıştırıcıdır. Hem ayırımı, hem bağlantıyı, hem farklılığı hem geçişi, hem sürekliliği, hem kesintiyi, hem girişi sağlarlar. Bir otelin ana mekanı aynı zamanda geçiş mekanları olabilmektedir. Müşteriyi resepsiyona, katlara, restorana ve diğer mekanlara yönlendiren mekanı, ana mekan olarak ifade edebiliriz. Çünkü bu mekanlar sadece dağılım ve yönlenme mekanı değil, aynı zamanda sosyal ve genel kullanım mekanlarıdır. Müşteri otele girdiğinde öncelikle ana mekanla karşılanır. Sonra gitmek istediği yere yönlenir. Ana mekanlar otelin tasarım kimliğini, yansıtan müşteriler üzerinde etkili mekanlardır. Bu mekanlar geniş açıklıklı, giriş lobileri, atriumlar vs. örneklenebilir. Ana mekanda ilk yönlenilen alan resepsiyon alanıdır. Resepsiyon otelin beyni olarak görülen yönetim mekanları yani ofisler, otelin kalbi kabul edilen lobi ile ilişki içindedir. Bir otelin hem işletme hem mimari açıdan başarısı resepsiyon, ofis ve lobi mekanlarının entegrasyonu ile doğru orantılıdır. Otel lobileri insanların kentsel dış mekandan binaya geçişlerinde yarı kamusal olarak kullanılmaktadır. Otelin düğüm noktaları olan ofisler ve genel kullanım alanlarından sonra en önemli mekanlar otel odalarıdır. Otel olarak yeniden kullanımda mekansal oluşum şemasında yer alan en önemli birim otel odasıdır. Otel odası yeniden kullanımda uygunluğu belirleyen ana elemandır. Otel mekanları arasında süreklilik olmalıdır. Sözü edilen süreklilik, biçim, renk, doku ile sağlanabilir. Mekan olarak oda birimleri ile genel kullanım alanları yani ortak mekanlar birbirinden ayrı olsa dahi, bu mekanlar arasında bir süreklilik olmalıdır. Bir otelin hem mimari hem işletme açısından başarısı, resepsiyon, ofis ve lobi mekanlarının entegrasyonu ile doğru orantılıdır. Otel lobileri insanların kentsel dış mekandan binaya geçişlerinde yarı kamusal olarak kullanılmaktadır. Bu mekanların kamusal mekanlardaki artan önemlerinin anlaşılmasıyla kentsel ve mimari tasarımda değişimler olmuştur. 31 Türk evinin tekrar eden asıl birimi olan sofa ve oda, otel binasında tekrar eden otel odalarına karşılık gelir. Türk evi planlamada her oda çekirdek ailenin ihtiyaçları için planlandığı için, otel odasında kalacak ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamasını bekleyebiliriz ERUZUN Cengiz, Konutlarda Mekan Özelleşme Düzeyinin Saptanmasına İlişkin Bir Yöntem, Doktora Tezi, 1980, Danışman: Prof. Muammer Onat 82

83 Safranbolu da turizm açısından önemli bir gecikme, ev pansiyonculuğunun, kentsel kültürel değerlerin korunmasına olan katkılarının geç farkına varılmış olmasıdır. Safranbolu konaklarını, konaklama tesisine dönüştürmek suretiyle sağlanacak getirilerin, eski evlerin onarımını hızlandırabileceği görüşü başlangıçta hiç kimseye benimsetilememiştir. Safranbolulular, konuklarını bir bedel karşılığı evlerinde barındırmayı hemen kabullenememişlerdir. Safranbolu, turizm olanaklarından ve ev pansiyonculuğundan, 1990 lı yılların ortalarında yararlanılmaya başlamış; ancak çok gecikildiği için, önemli kayıplar olmuştur. (Çizim 27-Resim 57) Çizim 27: Sultanahmet te Şükrü Bey Konağı nın Otel olarak yeniden işlevlendirilmesi Resim 57: Tahir Efendi Konağı, Kastamonu Mekansal Dönüşüm Konaklamaya açılan eski Türk evleri teknik ve teknolojik ihtiyaçlara cevap vermeye çalışmaktadır. Eski Safranbolu da taşıt trafiğini düzenleyecek, sınırlayabilecek, geleneksel evlerin çatılarındaki uydu antenlerini ve güneşle ısıtma sistemlerini kaldırtabilecek bir otorite bulmak güçtür. Geleneksel evlerde aydınlatma nasıl olacaktır, oda formları bozularak her odaya ıslak hacim konulabilecek midir, ısıtma düzenleri nasıl olacaktır, hangi eşyaların kullanımı önerilmektedir, tanıtım ve reklam tabelaları nasıl olmalıdır, trafik, otopark hizmetleri nasıl düzenlenmelidir gibi bir çok konuda genel kabul görmüş öneriler mevcut değildir. (Resim 58) 83

84 Resim 58: Mehveş Hanım Konağı nda günümüzdeki aydınlatma elemanı Günümüzde yerelliği en fazla koruyabilmiş olan Safranbolu da bile gerekli ustalık, teknik bilgi birikimi bulunmamaktadır. Bu alanda eldeki olanakların ivedilikle geliştirilmesine, Arnavut kaldırımı, taş ve ahşap ustalarının teminine, eğitilmesine ve arttırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bugüne kadarki uygulamalardan bazıları haklı sayılabilecek eleştirilere konu olmaktadır. Örneğin, Bağlar kesimi yeterince korunamamış, burası düşük yoğunluklu da olsa genel doku ile uyuşmayan yapılaşmaya açılmıştır. Çarşı da Kültür Bakanlığı nın öncülüğünde yaptırılan Kazdağlı Meydan Düzenlemesi Safranbolu Kent dokusu ile uyumlu olmamıştır. Türk evi iken konaklamaya açılan evler değişik tarzda konaklamaya imkan verir. (Resim 59) Resim 59: Hacımemişler Konağı otele dönüştürülürken orta kat sofasına orijinal olmayana oda yerleştirilmiş. Sağda Hayatla at ahırı arasına açılmış kemer Mehveş Hanım Konağı bir otel ya da bir pansiyon değildir. Örneğin; kayıtlı bir kültür eseri niteliğindeki Mehveş Hanım Konağı, bugün özel mülk statüsündedir ve sahipleri tarafından konut olarak kullanılmaktadır. Özel bir konut hukukunda ve niteliğinde olan konakta, konak pansiyonculuğu çerçevesinde sınırlı sayıda misafire konaklama imkanı verilebilmektedir. Safranbolu daki diğer butik oteller de sahipleri tarafından hem konut olarak hem de butik otel olarak hizmet vermektedir. Mehveş Hanım Konağında; 32 tüm konak (yardımcı elemanla) 12 kişiye kadar 32 Yaklaşık 600 m2 alan üzerinde, üç katlı olarak inşa edilmiş bulunan konağın iki kademeli bahçesi, üst bahçesinde bir havuz ile selamlık köşkü ve alt bahçesinde bir çeşme bulunmaktadır. Kısmen yere gömülü olan zemin katta mutfak, yemek salonu, çay salonu ve lavabo bölümü bulunmaktadır. Tamamen taş duvarlarla örülü olan bu katın özelliği yazın serin kışın ılık olmasıdır. Bu kattan orta kata yarısı taş, yarısı ahşap olan bir merdivenle çıkılmaktadır. Ahşaptan ve Bağdadi olarak yapılmış olan orta katta; üç oda, bir kiler, bir banyo-tuvalet ile sokağa, bahçeye alt ve üst kata bağlantı sağlayan koridorlar yer almaktadır. Bu katta, eskiden mutfak olarak kullanılan ve kazan ocağının bulunduğu oda ile misafirlere yemek ikram edilen oda arasında yemekleri aktarmakta kullanılan bir dönme dolap mevcuttur. Orta katın üst bahçeye çıkışında tamamen ahşaptan yapılmış veranda vardır. Katın her bölümü ayrı bir mekan olarak düzenlenmiştir. 84

85 konaklamaya uygundur 2 adet başoda tavan göbekli ve ortak banyoludur, 2 adet gelin odası banyosu içindedir, geriye kalan 4 oda ortak banyoludur. Konağın kullanıcılara tümüyle tahsis edilmediği zamanlarda bireysel başvuru sahiplerine de oda tahsisi yapılabilmektedir. Bu durumda konuklardan diğer konuklarla bir arada yaşamanın gereklerine uymada titizlik ve koşullara anlayış göstermeleri beklenmektedir. Konakta 8 yatak odasında 16 standart yatak bulunmaktadır. Ayrıca her odada mevcut sedirler yatak olarak kullanılmaya uygundur. 5 odada çift kişilik ikiz yatak, 3 odada ikişer adet tek kişilik ikiz yataklar mevcuttur. Mehveş Hanım Konağı kaloriferle ısıtılmakta ve her zaman sıcak suyu bulunmaktadır. Çay salonunda bulunan televizyonun dışında odalarda televizyon bulunmamaktadır. Konakta bilgisayar ve internet bağlantısı mevcuttur. Konağın tümü ile kiralanması halinde kullanıcıların kahvaltı hazırlama ve yemek pişirme imkanları bulunmaktadır Yapı Sistemi Geleneksel mimarlığımızda evlerin plan tiplerini içinde yaşayan ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı belirler. Doğal etkenler, daha çok binaların yapı sistemleriyle ilgili çözümler üzerinde kendini göstermektedir. En belirgin yapım sistemi ahşap çatkı arası dolgu veya bağdadi olan örneklerdir. Bütün bu özellikler halk evinde olduğu kadar yönetici evlerinde de aynıdır. Zenginlik, oda sayısına ve süslemeye etki eder. Bu ev tipi, Türk kültürünün gittiği her yere vurduğu bir damga gibidir. Diğer kültürlerin oluşturduğu evlerden hemen ayrılır, kendi ağırlığını ortaya koyar. Türk evinde ana yapım malzemesi ahşap, yapım yöntemi olarak da ahşap çatkı seçilmiştir. Bu yöntem bir geleneğin devamı olduğu kadar, Anadolu ve Rumeli'nin ormanlık bitki örtüsüne uygun olduğu gibi, bölgenin deprem alanı olması dolayısıyla da yararlıdır. Yığma ahşap yönteme göre daha az ahşap malzeme istediğinden ahşabı az yöreler için de uygundur. Dolgu malzemesi yörede kolay bulunan bir malzeme olabilir. Ayrıca bu yöntem çadır gibi çabuk kurulmaya elverişli olduğundan devamlı hareket ve yayılım halinde olan bir toplumun ihtiyaçlarına kolay ve hızlı cevap vermekteydi. Yine aynı nedenle ahşap yapı detayları basit olup, karmaşık geçme detayları yerine kolay geçmeler ve çivili birleşimler tercih edilmiştir. Alman, İngiliz, Japon toplumlarındaki kalın kesitli ahşap elemanlar ve özenle tasarlanmış detaylar Türk evinde görülmez. Aynı basit yapım yöntemini tarihte devamlı hareket halinde batıya yayılmış olan Amerikan toplumunun yapı detaylarında izlemek rastlantı değildir. Bu yapım tekniği aynı zamanda, yangınlar sonucu bir anda yok olan mahallelerin, kısa sürede yapılmasını da kolaylaştırıyordu. Ahşap yapım tekniğinde, ayrıca toplumun hayata bakış açısının da rolü vardır. İnsan hayatı geçicidir. O zaman evinin de geçici olması normaldir, mala tamah etmek yersizdir. Toplum yapıları ve dini yapıların ise kalıcı olması gerekir, onun için kâgir yapılıyordu. Böylece eskidikçe yenilenen evler zamanın sanatına uyum sağladığı kadar ailenin yeni ihtiyaçlarını da karşılıyordu. Ahşap çatkı inşaat, dış ortama daha çok açılmaya imkân verir böylece açık sofalar yapılmasına, daha çok pencere açılmasına, çıkmalar ve geniş saçaklara da olanak sağlıyordu. Böyle bir ev, iklim denetimi sağlıyor, rutubetli ortamda iyi nefes alıyor, nemin yoğuşmasına izin vermiyor, oda içleri fazla nemli olmuyordu. Ahşap çatkı çok beğenilen bir sistem olmalıdır ki yüzyıllar boyu devam etmiş, gelişmiş ve sanat akımlarına kolaylıkla cevap verebilmiştir. Barok döneminde eğri çizgiler ahşaptan oyularak kolaylıkla elde edilmiş, eğri yüzeyler ise bağdadî yöntemle en doğru şekilde uygulanmıştır. Neo- Klasik dönemde yarım gömme sütunlar, üçgen alınlıklar, daire ve düz kemerler, iri silmeler ahşap evlere de kolaylıkla uygulanır. Abdülhamid döneminin süslü, dekupajlı yapıları ahşap için tam bir Üçüncü katta oda sayısı ilk görüşte beklenilenden fazladır. Bu alana bu kadar fazla sayıda odanın, farklı özellik ve görünümlerde, zengin bir biçimde yerleştirilmiş olması hayret uyandırmaktadır. İki gelin odasından sokağa bakmayan ve sınırlı görüş alanına sahip olanı yeni gelin içindir. Yeni gelin ancak belli bir olgunluğa erdikten sonra sokağı gören diğer gelin odasına geçebilirdi. Üçüncü katın son odası Besleme Odası dır. Bu oda küçük olmakla birlikte çok sevimli ve geniş görüş alanına sahip bir odadır. Bir kısım odalarda, ahşap dolap içinde Yunmalık denilen, daha çok abdest almak için kullanılan ve günümüz duş kabinlerini andıran bölümler mevcuttur. Odaların Cumba olarak adlandırılan çıkmaları, oda sakininin sokağı boydan boya görmesine olanak sağlamaktadır. Mehveş Hanım Konağının Mescit Sokağa bakan cephesinde, diğer geleneksel Türk evlerinden farklı bir cumba mimarisi mevcuttur. Bu cumbalarda kuşlar için suluklar yer almaktadır. Konağın pencere mimarisi de diğerlerinden farklı özelliktedir. Yabancı mimarlar, evin iç mekanlarının tasarımında hava akımını idealize eden bir tarzın seçilmiş olduğuna işaret etmektedirler. Konak bahçesinde bir çitlembik ağacı ile hurma, ıhlamur, fındık ve ceviz ağaçları bulunmaktadır. 85

86 rönesans olmuş evler adeta bir dantel gibi işlenmiştir. Art-Nouveau Türkiye'de ahşaba büyük bir başarıyla uyarlanmıştır. Erenköy üslubunun hemen arkasından gelen bu yeni kıvrımlar hem çok sevilmiş hem de ustaca ve yeniden yaratılırcasına ortaya konulmuştur. Çatı katı balkonları, korkuluklar, yaşmaklar çok güzel örnekleri sergiler. 19. yy'ın sonlarında bütün bu son dönem akımları ve Neo-Klasik Osmanlı üslubu birbirine katılmış olarak ahşap evlerde çok iyi uygulanmıştır. Birbirine eklenen tahta, çıta ve profillerle bütün ve detay arasında oranlamalar, ritmik bölünmeler, gölge ve ışık etkileri yaratılıyor, bunlara bazen renkli nakışlar, resimler ve silmeler de katılıyordu. Resim 60: Safranbolu Cebeciler evinin eski dönem ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu duvarları, (1981) Oldukça eğimli arazi üzerinde olup, üç katlıdır. Sokak yüzündeki üçgen çıkmaları ve çıkmaları taşıyan eliböğründeler (ayı bacakları) vardır. Üst katta en arkadaki üçgen çıkmanın sıvası dökülmüş olduğu için eski tip yegdane sistemi görülür. İkinci çıkmadaki ufak bir sıva döküntüsü tüm cephenin aynı sistemde olduğunu ifade eder. Yegdane sistemi diğerleriyle aynı şekildedir. Kerpiç dolgu da aynı sistemde olup yalnız Hacı Salih Paşa Evi nde kerpiçlerin geniş kenarları genellikle yatay durumda iken, Cebeciler Evi nde dar kenarları yatay olarak istiflenmiştir. Resim 61: Safranbolu Kavsalar evi eski dönem ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu duvarları (1976) Çatkı örneği eski döneme ait tiptedir. Zemin kat ahşap hatıllı moloz taş olarak yapılmıştır. Üst kat ise eski tip yegdanedir. Yüzey sıvalı olup ancak alt kısımlarda kerpiçler görülebiliyor. Kerpiçlerin geniş yüzleri düşey durumda yerleştirilmiştir. 86

87 Resim 62: Safranbolu Bulak Köyü Kızıl Ayan evi ahşap karkas arası kerpiç dolguludur (1981) Zemin kat duvarları moloz taş olarak üst iki katı kerpiç dolgulu eski tip yegdane düzeninde yapılmıştır. Yegdane dikmeleri ve ayı bacaklarındaki sistem düzgündür. Ahşap karkas arasını dolduran kerpiçler, Hacı Salih Paşa Evi ndeki düzenleme şeklindedir. Resim 63: Safranbolu Hacı Salih Paşa Bağ evi 1850 de yapılmış, ahşap karkas arası kerpiç dolguludur (1981) Ahşap, çok yağış alan Bolu, Kastamonu, Rize, Trabzon gibi ormanlık bölgelerde ahşap boldur. Buralarda ahşap yığma yöntemi uygulanmıştır. Ahşap çatkı (iskelet) yapı yöntemiyle ise geri kalan bütün Anadolu yörelerinde, Balkanlarda, Adalarda karşılaşılır. Ahşap çatkı yöntemi: hafiflik, az ağaç kullanımı, ince duvarlardan ötürü yer kazancı, yapım süresinin kısalığı, işçilik ve yalıtım kolaylığı nedeniyle yeğlenmektedir. Yer katı ahşap hatıllı taş duvar yapılmakta, üst katlarda da ahşap çatkı uygulanmaktadır. (Resim ) Ahşap çatkının araları: - Kerpiç dolgu - Tuğla dolgu - Kırma taş dolgu (en çok Karadeniz de) - Ahşap dolgu - Kamış, sap, hımış (ağaç dalları) ahşap çıta çakılı (bağdadi) yapılmıştır. Bu dolgunun iki yanı sıvanır ya da yalnızca içi sıvanıp dışı ahşap kaplanabilir. Ahşap çatkı arasındaki taş ya da tuğla dolgu, bir desen elde edecek biçimde örülebilir. Örneğin Ankara da tuğla örgü dışta gösterilip, duvarın iç yüzü sıvanır. İçte ve dışta ahşap çıtalama üzerine sıva yapılması (bağdadi-sandviç duvar) ve arada kalan boşluğun bir ölçü uyarınca giriş çıkış delikleriyle havalandırılması, yüksek nemli ılıman iklim bölgelerinde çok karşılaşılan bir yöntemdir. Bu yöntem çok ince duvarlarla bile, kusursuz bir sıcak-soğuk yalıtımına olanak vermektedir. Ahşap işçiliği, özellikle odalarda, duvar dolaplarında, tavanlarda eşsiz örnekler yaratmıştır. Ahşap kapı, pencere ayrıntılarında bile belli çözümlere varılmış, yapı teknolojisinde önemli aşamalara ulaşılmıştır. 87

88 18.y.y da İstanbul da padişahın önünden geçen zanaatkar alayı içinde yapıcıların da, bugün ön yapım (prefabrike) denilen yönteme eş bir yöntemle önceden yapılmış belli öğeleri birbirine çatarak bir yapıyı kuruverdikleri biliniyor. (Resim 64) 19.y.y da Amasya da Yeşilırmak kıyısında taşkına yakalanmamak için önceden üretilmiş pencere, kapı, dolap, tavan vb. öğelerle 16 odalı bir konağın 80 işçiyle bir günde kuruluverdiğini biliyoruz. Bu ev türünün ahşap Strüktür+kerpiç+dolgu olarak kullanılmasına Hımış denir. Bu yapının sadece kerpiç ahşap ve taş malzemeden yapılmış örneklerine bugün hala Anadolu'da rastlamak mümkündür. Hımış İnşaatı daha çok Batı Anadolu'da Marmara ve Orta Anadolu'nun Kuzeyinde kullanılır. (Safranbolu, Kütahya, Bursa ve Kula bunların en iyi örnekleridir.) Resim 64: Mehveş Hanım Konağında yapısal yenileme Eski binalarda oturma ve deprem yükleri nedeniyle bina statik sistem stabilitesini kaybedebilir. Yapı tekniği açısından geleneksel yapı temelleri şu gruplarda incelenebilir; A. Sağlam zeminlerde genellikle sığ temeller (yüzeysel temeller) a. Ayak ve kolon altına gelen (ayrık temeller) b. Sürekli duvar altlarına gelen (sürekli temeller) B. Derin temeller (ahşap kazıklı temeller) Dolgu ve yumuşak zeminlerde, genellikle su içinde bulunan zeminlerde, yapılan yapılar zemine çakılan kazıkların oluşturduğu bir temel sistemine oturtulmuştur. Bazı hallerde kazık başlarının, ahşap bir ızgara ile de bağlandığı görülür. Ahşap kazıklar genellikle su içinde bulunduğundan ve hava ile temas etmediğinden bozulmamıştır. Yapı sistemindeki bozulmaların nedenleri, yüzeysel temelli ve derin temelli (kazık temel) farklı nedenlere dayanır. Yüzeysel temelli yapılarda oturmalar sözkonusu olur. Geleneksel yapılardaki oturmalar uzun bir zaman süreci içinde tamamlanmıştır. Geleneksel yapıların yıllık oldukları kabul edildiğine göre, bu süre içinde yapı yükleri etkisi ile olan oturmaların tamamlanmış olmasıdır. Eski yapılardaki çatlamaların çoğu, taşıyıcı sistemi hiperstatik olanlarda görülmüştür. Çatlamalar 88

89 sonucu hiperstatik sistemler izostatik sistemlere dönüştüğünden, yüklerin temellere iletilme biçimlerinin değişmesi sonucu, temel zemini bu yeni durumdan etkilenerek tekrar oturmaya başlar. Bu oturmalar nedeni ile, yeni çatlamalar oluşur. Temel zeminindeki bu farklı oturmalar, temel taşıyıcı elemanlarında Piza Kulesi nde olduğu gibi, dönmelerin oluşmasına neden olur. Yapının stabilitesi bozulur. Yer altı suyunun yapı stabilitesine olan etkisi: Yumuşak zeminlere oturan yapılarda, yer altı suyunun alçalması ve yükselmesi de yapının çatlamasına neden olur. Yer altı suyunun alçalması sonucu, su içinde yüzen zemin danelerinin ağırlıkalrı artacağından daha altlardaki zeminlere ilave yükler gelir. Bu ilave yükler etkisi ile zemin tabakaları tekrar oturmaya başlar. Bu oturmaların belli değerlere ulaşması sonucunda yapıda çatlaklar meydana gelir. Suyun oturması ile kuruyan zemin tabakalarında ayrıca rötre oluşur. Rötre sonucu özellikle killi zeminlerde aşırı bir hacim küçülmesi olacağından, oturmalar bir evvelki durumdan daha büyük boyutlara ulaşır. Aynı durum, buharlaşmanın sözkonusu olduğu zeminler için de geçerlidir. Aşırı buharlaşma sonucu kuruyan zeminde yine rötre olayı oluşacağından, oturmalar ani olarak başlar. Yer altı suyunun yükselmesi sonucunda ise, zemin boşlukları tamamen su ile dolacağından, doygun hale geçer. Bu durumda zemin yumuşayarak, zeminin kayma direncinin azalması ile, taşıma gücü de azalır. Bu durumda yine oturmalar başlar ve belli değerlere ulaştıktan sonra, yapıda yine çatlamalar oluşur. Aşırı yükleme sonucu zeminlerin göçmesi: Kohezyonsuz zeminlerde oturma sonucu çatlakların oluşmasından pek söz edilemez. Bu tür zeminlerde daha çok aşırı yükleme sonucu oluşan zemin göçmelerinin neden olduğu yapı çatlakları ndan söz edilir. Yapıda yapılacak değişikliklerin temel zeminine etkisi: Yapıya yapılacak ek bölümler sonucu yapı yüklerinin artması veya yapının taşıyıcı sisteminde yapılacak değişiklikler (masif duvarlara delik veya pencere açma) nedeni ile temel zemini farklı biçimde zorlanarak, yapıda yine çatlamalar oluşabilir. Ayrıca yapı çevresinde yapılan kazılar veya mevcut binaların yıkılması da zeminin mevcut durumunu etkiler. Maden ocaklarının yapılara etkisi: Maden ocaklarında oluşan boşluklar üzerinde sağlam bir zemine oturmuş olsa bile, bir yapı bu boşluklardan etkilenir. Bu boşlukların varlığı temel zemininin dengesini bozacağından, yapılarda büyük zararların meydana gelmesine neden olur. İstanbul un tarihsel geçmişinden gelen kent içinde yeraltında bulunan eski kent ve sarnıçların varlığı da benzer bir etkiye neden olabilir. Depremlerin yapılara etkisi: Yamaçlarda bulunan, kaymaya zorlanan kohezyonsuz (kumlu ve çakıllı) zeminler üzerindeki yapılarda, deprem zararlara neden olabilir. Yapıların deprem etkisine karşı duyarlılığı incelenmiştir. Bu incelemede yapıya deprem sonucu gelen titreşimin ivmesi, titreşimin hızı ve gücü ele alınmıştır. Depremin yapıya olan etkisini belirleyen, bir kriter bugüne kadar verilememiştir. Yapılan çalışmalarda, depremlerin yapılarda oluşturduğu zararlar, bir yandan titreşimin ivmesine diğer yandan titreşimin hızına veya gücüne dayandırılmıştır. Bununla beraber depreme karşı özel bir durumu olmayan yapıların duyarlılığını belirleyen bazı kriterler vermek mümkündür. Düşük frekanslarda, her yapının öz titreşim frekansından daha düşük frekanslarda, temelin titreşimi baz olarak alınır. Depremin sınıflandırılması, şiddetine göre yapılır. Yüksek frekanslarda ise rezonans olayı ortaya çıkar. Bu durumda, bir yapının sistemine göre durum değişir. Yapıların boyutlandırılmasında ve yapımında, deprem bölgeleri için bazı kriterler verilmiştir. Zararlı oturmalar: Yapıda zararlı oturmaların büyüklüğü ile ilgili limit değerler verilemez. Bu, büyük ölçüde yapı taşıyıcı sistemine bağlı bir olaydır. Yalnız şunu söyleyebiliriz; tuğladan yapılmış kagir bir yapı, betonarme yapıya oranla daha fazla deformasyon yapabilir. Bu nedenle kabul edilebilir oturmalarla ilgili bazı değerlerin belirlenebilmesi için, farklı yapı türleri ayırt edilmelidir. Çatlakların oluşmasında en büyük neden farklı oturmaların olmasıdır. Üst yapı yüklerinin düzensiz iletilmesi ve zemin yapısının farklı olmasın nedeni ile bir yapıda oluşan en önemli oturmaların %50-75 inin oturma farkları olduğu anlaşılmıştır. Zararlı olmayan en büyük oturmaları saptamak mümkündür Bu değerler, temelin ayrık, sürekli ve radye oluşuna, zemin cinsinin kum ve kil oluşuna 89

90 göre değişir. Bu değerler; geleneksel yapılarda, ayrık temellerde kum için 4 cm, kil için 6 cm olarak verilebilir. Bir yapının deformasyon kabiliyetini, yalnız oturma farklarına göre değil, ayrıca oturmaların olduğu noktalar arasındaki uzaklığa göre belirlemekte yarar vardır. Zeminde kayma kırılması güvenliği: Alman normlarında göçmeye karşı güvenliğin 1,3 ~ 2 arasında kalması öngörülmektedir. Bu değer yüklerin normal veya anormal oluşuna göre değişir. Derin temelli yapılardaki oturmalar; geleneksel yapılarda, derin temeller ahşap kazıklardan oluşmaktadır. Bu tür yapılarda genellikle yer altı suyun varlığı nedeni ile, kazık derinliği ve dolayısıyla kazığın taşıyıcı zemine mesnetlenip mesnetlenmediği hakkında bilgi edinmek çok zordur. Kazıklara gelecek olan ilave yükler, zemin şartlarının değişmesi sonucu, kazık boyuna ve kazığın zemin içindeki mesnetlenme biçimine bağlı olarak değişir. Bu gibi hallerde kazıkların oturması ile ilgili bir ölçü saptanamaz. Bugüne kadar yapılmış gözlemlerden anlaşılacağı gibi, kazık oturmalarının çoğu kazıkların çürümesinde oluşmuştur. Yeraltı suyunun alçalması sonucu hava ile temas eden kazık çürüyerek ezilir ve yapıda çatlamalar oluşur. Su içinde kalan ahşap kazıkların ömrünün en az yüz sene, pratik olarak sonsuz olacağı anlaşılmıştır. Ayıca farklı temel sistemlerine sahip yapılarda, oturmalar da çok farklı olur ve yapının çatlama ihtimali artar. Temel oturmalarının geneldeki nedenleri; a. yapıda yapılacak değişiklikler, çatlamalar ve yük sistemindeki değişiklikler, b. Yer altı suyunun alçalıp yükselmesi, c. Kazıkların çürümesi, d. Yapı altında veya çevresinde kazılarak açılan boşluklar e. Yapıya yol trafiğinden, çevredeki makinelerden gelecek titreşimler ve deprem etkileri İşlevsellik Eski Türk evlerinde ev halkının ve misafirin kullanacağı banyo ve tuvaletin ayrıldığı bilinir. Banyonun gömme dolap içine yerleştirilmesi de hem mekânı gizlemek hem de tasarruflu kullanım içindir. Konya'da bu tür bir evde büyüyen mimar Sema Kayıkçıoğlu şimdi, içinde duş kabini olan yatak odalarını müşterilerine kabul ettirmekte zorlanıyor. Ona göre sebep değer yargılarımızın değişmesi. "Yatak odasındaki banyoyu odaya dahil edenler ya da balkona çevirenler çok oldu." diyor; "İnsanlar salonun ve mutfağın büyük olmasını istiyor, başka talepleri yok. Evde nasıl rahat yaşayacakları üzerine kafa yormuyorlar." Tasarım Türk evi tasarımını meydana getiren tarihsel ve biçimsel etkenler Türk evi karakterinin oluşmasına yol açmıştır. Bu ev tipi ortaya çıktıktan sonra aralarında büyük iklim farklılıkları olsa bile sınırları belirlenemeyen yörelerde aynen uygulanmıştır. Bir Antalya evi ile bir Kütahya evinde aynı açık sofanın görülmesi güçlü bir tasarım geleneğini gösterir. Bu tasarımda aynı evde hem kışlık hem yazlık yaşam için çözümler bulunması, aynı ev tipinin çeşitli iklim bölgelerinde uygulanmasına imkân vermiştir. Yine de Türk evi, belirli bir şablonun aynen uygulandığı bir yapı değildir. Yörenin yaşama ve üretim biçimi, mevcut yapı malzemesi ve ona göre oluşmuş yapı teknolojisi, topografyanın ve arsanın özellikleri, ailenin yapısı ve zenginliği, ev tasarımını etkiler. İkinci etken yörenin kültür merkezine olan uzaklığıdır. En etkin kültür merkezi, başkent olan İstanbul'dur. Daha sonra Edirne ve diğer önemli kentler gelir. Merkez modasının taşraya yansıması, o yöredeki ev sahipleri ile merkezler arasındaki yönetim ve iş ilişkilerinin yoğunluğuna bağlıdır. Böylece daima başkent modası taklit edilmeye çalışılmıştır. Bu taklit her yerde eş zamanda olmamış, özellikle son zamanlarda çoğu kez taşra, eski bir modaya ayak uydurmaya çalışırken, başkent mimarlığı başka bir üsluba yönelmiştir. Türk evinde yer katlarının dışa sağır olan taş duvarları, ya da bahçe duvarları, sokağa uyar. Onunla birlikte eğilip bükülür. Evlerin birinci katları yer katlarının bu eğri duvarları üzerinde çıkmalarla, planlarını düzeltirler. Dörtgen (elden geldiğince kare) odalar yapabilmek için eğrilikleri düzelten üçgen çıkmalar yaparlar. Böylece aynı zamanda çıkma, köşelerine yerleştirilen pencerelerle sokağı derinlemesine görüşü sağlar. 33 Prof. Dr. ÇAMLIBEL, A. Nafiz, Geleneksel Yapılarda Stabilitenin İyileştirilmesi Temellerin Takviyesi, İstanbul, Birsen Yayınevi,

91 10.5. Çevre Geleneksel konut alanları, hemen tümüyle, kent ve kasabaların ilk yerleşim alanlarıdır. Bu nedenle altyapıları sorunludur. Bunlar arasında su, kanalizasyon şebekelerinin yokluğu ya da yetersizliği, çağdaş trafik gereksinimlerine cevap vermemesi, ortak kentsel alanların yokluğu, görsel kirlilik yaratan elemanlar ilk akla gelen sorunlardır. Korumaya yönelik planlama girdilerinin yokluğu ve/veya yetersizliği, çevre ölçeğinde bütünleşmiş bir koruma ve sağlıklaştırma eylemine geçirilmesini zorlaştırmaktadır. Koruma alanlarının kendine özgü nitelik ve potansiyellerini değerlendirmeden yapılan konvansiyel imar planları ise hem dokuyu bozan, hem de yarattıkları yeni aşırı haklarla bu alanların terk edilmesi sonucunu doğuran uygulamalar gerektirmektedir. Giderek yoğunlaşan merkez kullanımları, konut işlevini daha fazla rant gerektiren başka işlevlere dönüştürme isteği de, çevrenin yarattığı bir başka sorun türüdür. Sonuç olarak, geleneksel konutların bulunduğu alanlar bir yaşam çevresi olarak giderek prestij yitirmekte böylece bozulma ve yok olma hızlanmaktadır. Kullanıcılar tarafından gündeme getirilen sorunlar arasında konfor koşullarının olmaması da önemli yer tutar Teknoloji Çağdaş yaşama isteği ile gelişen teknoloji ile birlikte yapılarda kullanılan elektrik, su, ısıtma ve havalandırma vb. tesisatlarında çağdaş malzeme ve teknikler kullanılmaktadır. Geçmişte meşalelerin, kandillerin, gaz lambalarının aydınlattığı tüm mekanlar bugün modern tasarımlı aydınlatma araçlarıyla ışıklandırılmaktadır. Ancak teknolojinin getirdiği bu kolaylık ve çeşitlilik geleneksel yapılarda genellikle yanlış kullanılmakta olup, yapının iç estetiğini bozmaktadır. Elektrik tesisatı ve aydınlatma konusunda yenilemede varsa- mevcut elektrik tesisatı iyi bir şekilde gözden geçirilmelidir. Mevcut düzenek muhafaza ediliyorsa, otomatik olarak devreye girecek bir jeneratörle desteklenmesi öngörülür. Yangın önleme tertibatının elektriğe bağlı olması halinde yedek jeneratör şarttır. Yenilemeden önce kurulmuş olan tesisatın yetersiz ya da yer yer aksaklık göstermesi durumunda ise tamir yoluna gitmeden tamamen kaldırılarak yeniden kurulması, en doğru çözümdür. Tüm değerlendirme ve düzenlemelerde gösterilecek titizlik, binanın yangın güvenliği açısından önemlidir. (Elektrik kontağı nedeniyle oluşan yangınlar, büyük oranda meydana gelir) Taç Vakfı uygulamalarında elektriğin neden olacağı tehlikeleri önlemek amacıyla çeşitli yöntemler kullanmaktadır: a. Yapıdaki monofaze düzeneğin kaldırılarak, ana kofradan trifaze elektrik alınması ve her katın elektriğinin ayrı sigortalara bağlanması. b. Duvar içinde yer alan elektrik kablolarının ahşapla temasının kesilmesini sağlamak amacıyla yalıtkan borular içerisine yerleştirilmesi. (Hekimbaşı Salip Efendi ve Sait Halim Paşa Yalılarındaki uygulama) Türkiye dışındaki uygulamalarda bu amaçla iki malzeme kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi polivinyl clorid esaslı malzeme ile kaplanmış kablolar; ikincisi ise üzeri mineral ve plastik katmanlarıyla yalıtılmış tellerdir. Son örnek ilkinden %30 oranında pahalı olmakla birlikte; dayanımı ve yangın önleyiciliği açısından daha olumlu niteliklere sahiptir. Yeni tesisatın uygulanmasında dikkat edilecek en önemli sorun, kabloların yerleştirilmesiyle ilgilidir. Teller mümkün olduğunca bir araya toplanmalı, bir boru içine gizlenmeli, mümkünse duvar içine sokulmalıdır. Açıkta kalma zorunluluğunda olanlar ise, tavan köşeleri veya süpürgelikleri izleyerek yapı içinde dağıtılmalıdır. Teknik olgunun yanı sıra, aydınlatma düzeneğinin oluşturulmasında dikkat edilecek bir diğer husus da, yapının havasını, karakterini yansıtıp, tarihi ve estetik değerlerini, özelliklerini belirginleştirecek biçimde gerçekleştirmektir. Günümüzdeki çağdaş aydınlatma metotları tarihi yapılarda daha özenle seçilmeli, elektrik kabloları gizlenmeli, anıtsal yapılardaki önemli yapı elemanlarının sanatsal değerini bozmayacak, zarar vermeyecek şekilde düzenlenmelidir. Işık kaynaklarının yerlerinin iyi tespit edilmesi ve doğru ışık kaynaklarının seçimi ve derinlik yaratmak amacıyla renk ile desteklenmesi sağlanmalıdır. 35 Aydınlatmada ışık ayna yerinin iki yanından 34 OKÇUOĞLU Yıldız, ÖZGÖNÜL Nimet, BATKAN Önder, GÖKÇE Fuat, Tarihi Konut Stokunun Sağlıklaştırılması için Bir Finansman ve Örgütlenme Modeli, TOKİ Konut Araştırmaları Dizisi: 7,

92 gelmelidir. Küçük banyolarda genel aydınlatma, ayna önü aydınlatması ile ya da bunun yalnızca bir bölümüyle elde edilebilir. Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan seçilirken, yatak odasında romantik ışığı ile ampul tercih edilir. Ancak en çok kullanılan floresan olmuştur. Bunun sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardır. 18 Watt'lık bir floresan lamba, 75 Watt'lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık % 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz. Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur. Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlılıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ultraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz. Isıtma Sistemi konusunda, ahşap yapılarda özellikle I. grup uygulamalarda çağdaş ısıtma sistemlerinin kullanılması, yangın tehlikesi açısından oldukça sakıncalıdır. Bina içinde oluşan ısının havadaki bağıl nemi düşürmesi, herşeyiyle ahşap olan binanın en ufak bir kıvılcımda kolayca tutuşmasına yol açmaktadır. Bu nedenle dış duvar ile karkas arasında ve çatıda gerekli izolasyonları oluşturarak, geleneksel sistemle ısınmayı gerçekleştirmek, ülkemiz koşulları içinde en uygun çözüm olur. II. grup yapı yenilemelerinde ise, yapının çağdaş teknikle yeniden yapımı halinde bu sorun ortadan kalkmakta, ancak estetik endişelerle radyatörlerin pencerelerin altına konumlandırılması yerine, kat döşemesi arasına yerleştirilmesi daha doğru olur. Sıhhi Tesisat açısından, ıslak hacimler tesisatların yerleştirilmesinde kendini gösterir. I. grup uygulamalarında, duvar aralarında konumlandırılarak ana borularda toplanan, oradan foseptik ya da denize ulaşan mevcut tesisatın; a. Korunarak sağlıklaştırılması ve alt yapı sistemine bağlanması. b. Düşük döşeme ihtiyacı doğuran durumlarda ise sözkonusu mekan zemininin kat nivosundan yükseltilerek mevcut ahşap döşeme kirişlemesi üzerine yerleştirilecek bir betonarme döşeme parçası (bir tür tekne) içine yerleştirilmesi şeklinde uygulanır. Havalandırma Sistemi açısından, özellikle çok sayıda insanın bir arada bulunacağı fonksiyonlar verilen yapılarda bir havalandırma düzeneği kurma zorunluluğu doğacaktır. Bu sistem ısıtma, serinletme ve hava tazeleme işlemlerini görmelidir. Yapı bodrumundaki bir oda, tesisatın yerleştirildiği ana mekan olarak değerlendirilebilir. Ancak havalandırma kanallarının yapı içindeki dağılımı problem oluşturmaktadır. Bu doğrultuda olanaklar dahilinde tavanların askıya alınıp alçaltılarak kanalların yatayda yerleştirilmesi tercih edilir. 36 Ahşap malzemedeki bozulmalar biyolojik, fiziksel ve kimyasal oluşumlar sonucu ortaya çıkmaktadır. Bozulma biyolojik nedenlere göre ele alındığında böcek ve mantarlarla mücadeleyi gerektirmektedir. Bu nedenle ahşap yüzeylerin ilaçlanarak korunması için sistemler geliştirilmiştir. Böcek mücadele ilaçları ahşabın yüzeyine sürülmekte veya bünyesine basınçla enjekte edilmektedir. Amaç, larvaların öldürülmeleri ve yumurtlama sürecine geçmeden yok edilmeleridir. Yüzeye yapılan uygulama organik solventli yüzey koruyucuların sürülmesidir. DDT, Dieltrin, Gamma-BHC gibi organik çözücülü yüzey koruyucuları yıl süren etkinliklerine rağmen ağır ve uzun süren kokuları ve ahşap yüzeyini matlaştırarak, ahşabın rengini koyulaştırmaları gibi nedenlerle yeni çözümlerin aranmasına yol açmıştır. 20 yıldır uygulama sonuçları gözlemlenen fumigation -tütsüleme, 36 YONAT Rengin, Gelişim Süreci İçinde XIX. y.y. Ahşap İstanbul Evleri ve Günümüz Koşullarına Uyarlanması, Y. Lisans Tezi, 1986, Danışman: Haluk Sezgin 92

93 gazla dezenfeksiyondur. Yöntem, yapının tümünün bitümlü muşamba, naylon ile gaz sızdırımsız biçimde yalıtılması ve yalıtım malzemesinin eklerinin mühürlenmesi ile yapının kendisini gaz odası haline getirmekle uygulanabilir. Mantarla mücadelede de bu yöntem kullanılabilir. 37 Islak hacimleri havalandırmada, banyo boyutu ile orantılı pencere boyutu düşünülmelidir. Penceresi olan banyolarda bile aspiratör koymakta fayda vardır. Klozet kokusunu uzaklaştırır, buharlaşmayı ve nemi büyük ölçüde giderir. Her sıhhi tesisat apareyi kirli suları bir S veya sifonla, döşeme kirli suları ise yer süzgeçleri ile pis su kolon veya yatay ara borularına bağlanır. Banyo, duş vs. için 40ºClik, çamaşır eylemi için 60ºClik sıcak suya ihtiyaç vardır. En eski Roma hamamlarında mermerin her türü, mozaik gibi vitrifiye kaplama malzemeleri o zamandan beri bilinmekte ve yoğun şekilde kullanılmaktadır. Suyun bünyesindeki kireç, zaman içinde silinmeyen mermerde leke yapar. İslam dünyası bunlara çini türünden özel pişmiş toprak kaplamaları eklemiştir. Gusülhanenin banyo mekanına dönüşümünde karşılaşılan problemler açısından bir öneri olarak (Hacımemişler Konağı nda karşılaşılan problemler açısından) hazır banyo kabinleri önerilebilir. Prefabrikasyon ürün anlamında ileri bir örnek olan hazır banyo kabinleri, bir banyonun tesisat borularından aydınlatma armatürüne, havlu askısından aspiratöre kadar tüm elemanlarını bünyesinde içeren sistemi ile, banyo yapımını bu sistemlerin planlanan yere getirilip tesisat bağlantılarının yapılmasına kadar indirgemektedir. Hazır banyo kabinlerinin duvar, taban ve tavan panelleri cam elyafı takviyeli plastik malzemeden çift cidarlı olarak ve ortada sert poliüretan köpük ile sandviç yapıda imal edilmektedir. Cam takviyeli plastik panellerin içe bakan yüzleri ile birbirleri ile birleşme yüzeylerinden suya, kimyasal maddelere, darbe ve çizilmelere dayanıklı olan ve panele rengini veren jelkot katmanı bir kaplama malzemesi değil, panel yapısının bünyesinde bulunan bir malzemedir. Hazır banyo kabinleri, değişik ölçülerdeki plan tipleri ve formlara göre ve her tip için özgün olarak tasarlanmış taban, tavan ve duvar panellerinin birleştirilmesiyle oluşan prefabrike bir kabin sistemidir. Çizim 28: Örnek bir toplu konut projesinden alıntı, banyo+wc+ebeveyn banyosu düzenlemeleri 37 OKUTGEN Sema, Geleneksel Mimaride Çağdaş Malzeme Kullanımı, Y. Lisans TEZ, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Oğuz Ceylan,

94 Çizim 29: Hazır banyo kabinleri kullanılarak bir konut yapısının pansiyona dönüştürülmesi Çizim 30: Hazır banyo kabininde temiz ve pis su bağlantıları Hazır banyo kabinlerine prefabrike niteliğini veren öğelerden en önemlisi tüm banyo elemanlarının ve aksesuarlarının panellere monte edilmiş olmasıdır. (Çizim ) Taban panelinde kendinden çukurlaştırılmış duş teknesi, duş gideri ve yer sifonu mevcuttur. Duvar panellerinde ise, klozet, rezervuar, lavabo, duş ve lavabo armatürleri, duş askısı, sabunluk nişi, havlu ve tuvalet kağıdı askılıkları, ayna, dolap, aydınlatma armatürü, havalandırma aspiratörü vb. banyo elemanları imalat sırasında monte edilmektedir. Bu elemanları, tümü hazır banyo kabinlerinin standart donanımını oluşturmaktadır. Hazır banyo kabinleri, tesisat bağlantıları yapıldığı anda kullanıma hazırdır. Hazır banyo kabinleri, genellikle bir toplu konut projesinde, tipik otel odaları planlamasında, bir konut yapısının pansiyona dönüştürülmesinde ya da bir restorasyon projesinde uygulama alanı bulur. Hazır banyo kabini kullanılmakta olan yapılara da monte edilebilir. Projelendirme aşamasında hazır banyo kabini kullanma kararı verilen yapıda, kabin tiplerinin boyutları, temiz su, pis su, havalandırma bağlantı noktaları veri alınarak uygulama projeleri hazırlanır. İnşaat aşamasında, hazır banyo kabini fabrikada paneller ve donanımlar monte edilmiş olarak, demonte edilmeden, ambalajlı 94

95 olarak, monte edileceği kata, kamyondan bir vinçle alınıp çıkartılır. Üstünde temiz su, pis su boru sistemi, elektrik tesisatı monte edilmiş olarak, yerleştirileceği kesin yerine kadar getirilebilir. Kullanılır hale gelmesi için sadece temiz su, pis su tesisatı, havalandırma kanalı bağlantısının yapılması yeterli olacaktır. Hazır banyo kabini üzerindeki elektrik tesisatına akım verilmesiyle montaj tamamlanacaktır. Montajdan önce yapılması gereken hazırlıklar dört bölümde toplanabilir; pis su bağlantısı, temiz su bağlantısı, elektrik bağlantısı, havalandırma bağlantısı. Hazır banyo kabini binanın katlarına insan gücüyle çıkartılabilmesi ve kapılardan geçirilebilmesi için önce demonte edilir. Hazır banyo kabinlerindeki en ağır ve en geniş panel dahi iki kişi tarafından taşınabilir ve 90 cm genişlikteki bir kapıdan geçirilebilir. Bina dışında demonte edilmiş panellerden taban paneli, hazır banyo kabininin yer alacağı mekana, montajın rahatça yapılacağı bir şekilde yerleştirilir. Taban paneli altına yekpare pis su boru sistemi, duş teknesi gideri ve orta gider montajı ile tutturulur. Taban paneli, üstüne duvar panelleri montajına başlamadan önce kesin montajın yapılacağı esas yerine getirilir ve burada ayareğim civatalarının yardımıyla teraziye getirilir. Tekrar montaj çalışması mesafesi ihtiyacına kadar geriye çekildikten sonra duvar panelleri, hem duvarla taban panelinin birleşme yüzlerine, hem de duvar panellerinin birleşme yüzlerine silikon tatbiki yapılarak birleştirilir ve civataları sıkılarak birleşimler sağlamlaştırılır. Duvar panelleri ve kapı kasasının civatalarının sıkılmasından sonra tavan paneli oturtulur ve panellerin birleşimi tam anlamıyla hazır banyo kabinini oluştururlar. Temiz su, pis su, elektrik ve havalandırma bağlantılarının tamamlanmasıylahazır banyo kabini kullanılır hale gelir. 38 Türk evinin dönüşümü kapsamında karşılaşılacak problemlerden biri de ısıl konfor verimidir. Örnek oluşturması açısından Hacı Hüseyinler evi incelenmiştir. Evin özellikleri: Kapıdan girişte taşlık vardır, bu katta oturulmaz, burada hayvanlar için ahır, samanlık yer alır. Buradan yarım kat yukarı çıkılarak ulaşılan yerde, Kazan ocağı denilen büyük bir ocak ve ambarlar vardır. Buradan hem bahçeye çıkış hem de merdiven ile üst kat mutfağına bağlantı vardır. Yüksek duvarlarla çevrili bahçede ayrıca havuzlu bir oda yer alır. Orta kat alçak tavanlı, küçük pencereli, daha küçük odaları olan kışlık kattır. Sofa evin ortasında yer alır. Köşe odalarda her yüzde üçer pencere yer alır. Pencerelerin en dışında kara kapak denilen ahşap kepenk vardır. Kepenkten sonra ahşap parmaklıklar gelir. Camlı çerçeveler dört kanat halinde içeri açılır. Kullanılan malzemeler; taş yığma üzeri ahşap iskeletli bir taşıyıcı sistem kurgulanmıştır. Taş bir zemin kat üzerine oturtulmuş iki kat yüksekliğindeki ahşap taşıyıcıların arasında kerpiç dolgu yer alır. Bina dışarıdan kıtıklı sıva ile sıvanmış, içeride ise ahşap dolap, yüklük ve gusülhane kapakları dışında kalan duvar parçaları aynı sıva ile kaplanmıştır. Döşemeler ahşaptır. Tüm pencereler ahşap doğramalı tek cam olup, iki kanatlı ahşap kepenk vardır. Tüm dış ve iç kapılar ahşaptır. Serinletme için sadece doğal havalandırma kullanılırken, ısıtma için önceleri odalarda yer alan ocaklar kullanılmış, daha sonra bu ocakların bacalarına bağlanan soba ile ısıtma sağlanmıştır. Bugün de evde ısıtma için kömür sobaları kullanılmaktadır. Önemli olan, mekanların yapay olarak ısıtılıp soğutuluyor olması değil, mekan bileşen ve malzemeleri, yönlenmeler, mekan organizasyonları gibi pasif iklimlendirme sistemine ait olanaklar yardımı ile mekan ısıl konforunun ne düzeyde denetlenebiliyor olduğudur. Bu nedenle analizlerde sadece doğal havalandırma yapıldığı ve hiçbir ısıtma sisteminin çalıştırılmadığı duruma ait bilgiler değerlendirildiğinde; Safranbolu iklimi aşırı sıcak aylar içeren bir iklim olmadığı için, yerel mimaride kullanılan malzeme ve bileşenler çoğunlukla ısıtmaya ve ısının korunmasına yöneliktir. Bu nedenle, en sıcak günde iç mekanla, dış ortam arasındaki sıcaklık farkı 3-4 dereceyi geçmezken, en soğuk gün için yapılan analizde sıcaklık farkı dereceyi bulmaktadır. Hacı Hüseyin evi mekan organizasyonuna göre, orta kat kışlık, üst kat ise yazlık mekanlar barındırmaktadır. Odaların bulundukları yönlere ve katlara göre ısıtma ve soğutma yüklerinde azalma ya da artma sözkonusu olduğu görülmektedir. Örneğin, güney ve batıya bakan üst katta yer alan ve yüksek tavanlı bir odanın ısıtma yükü ile doğu ve kuzeye bakan ara kattaki bir odanın ısıtma yükü arasında belirgin fark vardır. Odaların birbirlerine göre konumları da önem kazanmaktadır. Özellikle ahır ve samanlık üzerinde yer 38 ARAT Bekir Sıtkı, Konutlarda Yıkanma Hacimlerinin Geçirdiği Evreler ve Çağdaş Çözümlerin İrdelenmesi, Y. Lisans TEZİ, MSÜ 1994, Danışman: Prof. Aydın ESEN 95

96 alan kışlık oda ve ocaksız diğerlerine göre ısıtma yükü en az olan odalardır. Oda2 hem güney ve doğu yönlerine bakan, alçak tavanlı ve ara katta bulunan bir oda olması, hem de altında samanlığın yer alması nedeni ile, kışlık oda olarak kullanılmaktadır. Analiz sonuçları da, bu odanın diğerlerine göre çok daha az ısıtma yüküne gereksinim duyduğunu göstermiştir. Güney ve batıya Oda1 in yani; batı yönünde hiç penceresi olmayan, ara katta, alçak tavanlı ve daha küçük, ocaksız odanın, yıllık sıcaklık dağılımlarına bakıldığında, sıcaklığın konfor aralığı içinde ve üzerinde saat sayısının %60 ı bulduğu görülmektedir. Kerpiç blokların ve zemin kattaki taş duvarların ısıl kütle olarak görev yapması ve geçiş dönemi olan ilkbahar ve sonbahar aylarında dış ortamın sıcağını içeriye geciktirerek ulaştırması ya da içerideki sıcak havanın depolanarak ısıtılmayan zaman diliminde kullanılabilmesi yoluyla mekan konfor aralığının korunması, ısıtma ve soğutma yükleri üzerinde etkendir. En önemli ısı kaybının, pencerelerin tek cam olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Doğal havalandırma; geleneksel konutlarda, yapay iklimlendirme sistemleri yerine, serinletme için tercih edilen bir yöntemdir. Evin mekan organizasyonu da bu yönteme uygun olarak şekillenmiştir. Özellikle odaların ortasında yer alan sofa, bir anlamda serin çekirdek olarak çalışmaktadır. Üst kattaki sofanın daha yüksek tavanlı olması, daha serin olmasını sağlıyorsa da, her iki kattaki sofa da ev sahiplerinin yazın sıklıkla oturmayı tercih ettikleri mekanlardır. Uluslararası Enerji Ajansı nın (IEA) 2001 Türkiye raporunda, enerji tüketiminin azaltılabilmesine yönelik öneriler içerisinde, binaların m² başına tükettikleri enerjinin ortalama 250 kwh den kwh civarına çekilmesi gerekliliği yer almaktadır. Hacı Hüseyinler Evi nin 98,6 kwh/m² olan yıllık enerji tüketimi ile yıl öncesinin teknik, malzeme ve bileşenleri ile bu hedefi yakalamış olduğu görülmektedir. (Çizim ) Çizim 31: Hacı Hüseyinler evi kat planları Çizim 32: Hacı Hüseyinler evi A-A ve B-B kesitleri 96

97 Çizim 33: Hacı Hüseyinler evi cephe görünüşleri Ahşap dış duvarlarda kabul edilen ısı geçirim katsayısı 0,6 W/m²Cº yi aşmamalıdır. Geleneksel ahşap yapıda tavan, yer döşemeleri ve iç bölmelerde ısı kaçakları olmaktadır. Karadeniz Bölgesi için en az ısı geçirgenlik direnci 0,43 m²k/w (ya da 0.50 m²cº/kcal) olması gerekirken geleneksel dolgu duvarlarda 0,12 m²k/w olarak belirlenmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesindeki yapılan çalışmada geleneksel ortalama ahşap konstrüksiyon kalınlığı 4.33 cm alınmış, bu kalınlığın da ahşap duvarlarda yeterli ısı geçirgenlik direnci olmadığı 0,43 m²k/w olması gereken değerin ancak 0,23 m²k/w olarak hesaplandığı görülmüş. Çizim 34: Çeşitli saçak çözümü planları 97

98 Ahşabın ömrünü azaltan en önemli sebebin nem ve rutubet olduğu düşünülürse bu konuda önlemler alındığında yapının uzun ömürlü olacağı anlaşılır. Geleneksel yapılarda bunun sağlanması, temellerin taş duvarlar olarak yapılması, saçakların ise geniş tutularak, cephedeki ahşabı korumaya alması ve detayların su tutmayacak şekilde hazırlanmasıyla gerçekleşmiştir. (Çizim 34) Dayanıklılık açısından; geleneksel ahşap yapılarda dayanıklılık konusunda sadece organik olarak elde edilebilen türlerin seçimine dikkat edilmiş, toprağın nemden ve hava şartları ile ahşap yağmurdan korunmaya çalışılmış. Çağdaş yapı malzemelerinde ise malzemenin masif olarak emprenyesiyle birlikte koruyucular sürülerek yeni elde edilebilen malzemelere koruyucu ilavesiyle doğal koşullara karşı korunma sağlanmıştır. Donatı ve servis elemanlarının kurulmasında geleneksel sistemlerde ancak ıslak hacimler (wcyıkanma) kargir olarak inşa edilmiş, ahşap, sudan ve rutubetten korunmaya çalışılmıştır. Bunlar bazen yer ve bölgelere göre yapıdan tamamen koparılarak gerçekleştirilmiştir. Mutfak ise aynı zamanda oturma mekanı olarak kullanılmaktadır. Islak hacimler ise kargir veya taş duvarlara gömülmüştür. Islak mekanlar tek bir duvarın etrafında tasarlanabilirse, temiz su getiren ve pis su götüren borulardan ekonomi sağlanır. Muslukların kullanılması sırasında çıkacak gürültüleri önlemek için, bir konutun bütün su tesisat bağlantılarının bir yerde toplanması en iyi çözümdür. Bir konutun yapım masrafının %15-20 sini sadece mutfak ve banyoda bulunan donatım içerir. Bu nedenle mutfağın alanının boyutlarının iç çalışma düzeninin iyi seçimi kadar ıslak mekanların ortak duvar ile birlikte düzenlenmesinin, temiz ve pis su donatımının en ekonomik en kolay yapılabilir ve tamir edilebilir olması, mutfak, çamaşırlık, banyo gibi ıslak hacimlerin yan yana veya üst üste planlanması ile mümkün olur, donatım masrafları minimuma çekilir. Eskiden tuğla duvarlara veya demir borulara oturtulan beton tezgahlar dökülür, üstüne fayans kaplanırdı. Beton kalınlığı dolap m³ ünden kayıp anlamına gelir, ayrıca tezgahla dolap yüzeyi arasında bağlantı zorluğu yaratır. Fayans ve seramik darbeye dayanıklı değildir, kolayca çatlar. 39 Yangın açısından; geleneksel yapılarda kesit kalınlığının önemi, yangınlarda fayda sağlamakta, zira yangında büyük kesitli ahşabın taşıyıcılığı yangına rağmen devam etmektedir. Geleneksel ahşap yapı sistemlerinde yangın açısından önlem olarak kagir yangın duvarları kullanılmış, ocak ve ısıtma sistemlerinin bulunduğu kısımlarda döşemeler sıkıştırılmış toprak veya tabii taş kaplama, ocakların ve bacaların bulunduğu duvarlarda ise taş olarak yapılmıştır. Bitişik nizamdaki evlerde genel olarak yangın duvarı kullanılmıştır. Karadeniz bölgesinde ahşap kullanımı o kadar ileri gitmiştir ki, baca dahi ahşapla kaplama yapılmıştır. Bu da yangın açısından sorun getirmektedir. Çağdaş yapılarda ise direncin sağlanması için ½ saat için 12,7 mm lik alçı panolarla veya kaplamalarla, 1 saat için zikzaklı birleşimler gerçekleştirilir. İki ahşap yapıda katlar arasında yangın direncini 1 saate kadar sağlayan ve ses izolasyonunu da engelleyen ayırıcı duvarlar kullanılmaktadır. Karadeniz Bölgesindeki değişik ahşap yapım sistemlerindeki farklılıklar incelendiğinde, ahşabın bol bulunduğu dönemlerde bu malzemenin yapı sisteminin tümünde kullanılma imkanı bulmuş olduğu, sonraki dönemlerde ahşap malzemenin azalması ile ahşabın dolgu malzemeleri ile birlikte kullanıldığı, karkas sistemlere geçilmesiyle de yapım tekniğinin gelişerek doruk noktaya ulaştığı görülür. Ancak teknoloji ürünü ara elemanlar devreye girince yapımda kolaya kaçılmış, geçme sistemler yerine tespit elemanlarından yararlanıldığı için doruk noktadan düşüş başlamıştır Malzeme Yeşil örtü demek, ağaç demek; yapı gereci olarak ahşabın kullanılabilmesi demektir. Yağış almayan yerlerde de varsa taş, o da yoksa toprak (kerpiç) yapı malzemesi kullanılmış. Taş, kerpiç ve ahşap kullanılmıştır. Taş kullanılan yerler; temel ve zemin duvarları, yeğdane (ahşap çatkı) dolgusu, bahçe duvarları, yol kaplamaları, sulama kanalları (ark), su kanalları (algun), kapı kemerleri, kapı 39 SAVAŞ Aynur, Konut Tasarımına Mutfağın Etkisi ve Mutfak Tasarımı, Ağustos 1986, Y. Lisans Tezi, Danışman: Doç. Dr. Fatih GORBON 40 ÇAKIR Suat, Geleneksel Karadeniz Ahşap Konut Yapım Yönteminin Çağdaş Teknoloji Açısından Değerlendirilmesi, Mart 2000, Doktora Tezi, Danışman: Prof. Dr. Saadettin Ökten 98

99 önlerindeki binek taşları, ocak yanlarında koltuk taşları. Küfünk taşı yeğdane (ahşap çatkı) dolgusu olarak ve kesilmiş kerpiç biçiminde baca yapımında kullanılır. Kerpiç kullanılan yerler; ocak yapımında, yeğdane dolgusu olarak, bahçe duvarı yapımında kullanılır. Ahşap kullanılan yerler; evlerin ana çatkısı ahşaptır. (Çizim 35) Döşeme, tavan, dolap, kapı, pencere ve dam örtüsü olarak da ahşap kullanılmıştır. Ahşap cinslerinin kullanıldığı yerler; Köknar: Yük taşıyıcı olarak çatkıda kullanılır. Dikme, taban ve kirişler köknardan yapılırsa daha iyi sayılır. Ayrıca pedavra yapılır. Sarıçam: Köknar olmazsa çatkıda sarıçam kullanılır. Döşeme (karaçam da olur) tavan, iç ve dış kapılar, karakapaklar, daraba, dolap kapakları, muşabak, davlumbaz, hela döşemesi, abdestlik tezgahı, tura, tahtaboş sarıçamdan yapılır. Dış yüzeyler zamanla karararak kızılkahverengiye dönüşür. Çizim 35: Safranbolu evinde çatkı yöntemi Karaçam: Çakma pedavra yapılır. Kavak: Hırhırcı işi merdiven korkulukları, pencere topları nda kullanılır. Ceviz: Tavan, dolap ve oda kapılarında kitabe (ayna) olarak kullanılır. Gökçe ağaç (Gürgen): Kırma pencereler (kanat pencereler) yapılır Yasa ve Yönetmelikler Türk evinin korunması ile ilgili Korumaya dönük yasal düzenlemelerle birlikte butik otel ile ilgili yönetmeliklere de uyulması gerekmektedir. Eski yapıların korunması ve onarımıyla ilgili ilkeler üzerinde karara varmak ve bunları uluslar arası bir temele yerleştirmek amacıyla da Venedik te Mayıs 1964 tarihleri arasında toplanan II. Uluslar arası Tarihî Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresinde Venedik Tüzüğü adıyla anılan kararlar alınmıştır. Tüzükte; korumanın sürekliliğinin sağlanması, anıtların çağdaş yaşam içinde toplumsal amaçlarla kullanılıp değerlendirilmesi ilke olarak kabul edilmiş, onarımda çağdaş teknolojiden yararlanma, çevre düzenleme, arkeolojik sitlerde yapılacak onarımlar konularında açıklamalar getirilmiştir. Bu içeriği ile Venedik tüzüğü tarihî anıt ve çevrelerinin korunmasıyla ilgili çağdaş düşünceleri bir araya getirmektedir. Türkiye de Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi olarak bilinen ICOMOS un kuruluşunun arka planında 1964 tarihli Venedik Tüzüğü ile bu konuda sürekli çalışacak uluslararası bir konseyin kurulması tavsiye kararı yatmaktadır. Bu kongreden bir yıl sonra Varşova da toplanan ICOMOS un birinci genel kurulu niteliğindeki kongre hem Venedik Tüzüğünü uluslararası düzeyde kabul etmiş hem de ICOMOS un kuruluş kararını vermiştir. Uluslararası ICOMOS veya Ulusal Komitelerin gerek aldıkları kararlarda gerekse yerel veya tematik tüzük 99

100 niteliğindeki metinlerde 1964 Venedik Tüzüğü nün esas alındığı ve bu tüzüğe referans verildiği görülmektedir Venedik kongresi ve 1965 yılında Uluslararası ICOMOS un kurulmasının hemen sonrasında ülkemizde GEEAYK (Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu) bir kararla Venedik Tüzüğü nü kabul etmiş ve 1968 yılında ilk defa Vakıflar dergisinde yayınlanmıştır. Kültürel ve doğal mirasın korunması konusunda uzmanlık alanları ortaya çıkmış konu ile ilgili ölçütler belirlenmiş, kanuni düzenlemeler yapılmaya başlanmıştır. Bu amaçla, dünyada 20.yüzyılın başlarından itibaren 1931 yılında Carta Del Restauro, 1964 yılında Venedik Tüzüğü gibi yasal sorumluluklar getirilmiş, 1965 yılında kültür varlıklarına ilişkin araştırma, dökümantasyon ve teknik yardımla ilgili olarak ICOMOS Vakfı (International Council on Monuments and Sites) kurulmuştur. UNESCO tarafından 1972 yılında düzenlenen konferansta Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme imzalanmıştır. Avrupa Konseyi, Mimari Miras konusunda bir takım kararlar almış, bu kararlara göre ülkelerce oluşturulması gereken yasal prosedürler ortaya konulmuştur. Venedik Tüzüğünde, tarihi yapıların onarımı ile ilgili olarak belirlenen bazı temeller şunlardır: Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir ve amacı anıtın estetik ve tarihi değerini ortaya çıkarmak ve korumaktır. Onarımda, özgün malzeme kullanılmalı, güvenilir belgelere saygı duyulmalı ve bu belgelere bağlı kalınmalıdır. Koruma, onarım ve güçlendirme işlemlerinde, geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı durumlarda bilimsel deneylerle saptanmış çağdaş yöntemlerden yararlanılabilir. Eksik kısımlar tamamlanırken yenilenen kısım bütünle bağdaşmalı ancak onarım yapılan bölge, sanatsal ve tarihi tanıklığı yanıltmamak amacı ile özünden ayırt edilebilir nitelikte olmalıdır. Mimari Miras konusunda Avrupa Konseyi tarafından alınan kararlara göre: Kültürel mirasın bozulması ve yıkılması devlet tarafından önlenmeli, kültürel mirasın korunması için gerekecek projeler yetkili makamlarca gerçekleştirilmeli, ulusal, bölgesel ve yerel yetkililer, bakım ve onarım çalışmalarına mali destek bulabilmeli, mimari mirasın onarımında geleneksel tekniklerin uygulanması ve bu anlayışın geliştirilmesi sağlanmalı, karar süreçlerinde yerel yönetim, ilgili dernekler, halk vb. birlikler arasında bilgi alışverişini sağlayacak bir sistem oluşturulmalı, mirasın korunmasında yerel ustaların, zanaatın vb. gelişimi sağlanmalı, sözleşmeyi kabul eden devletler bu alandaki çalışmalarda, uzmanlar aracılığıyla birbirlerine yardım etmeli, gerekirse teknik yardımlaşma yapılabilmelidir. Yukarıda söz edilen uluslararası anlaşmalara Türkiye tarafından imza konulmuş, tarihi yapıların korunması ile ilgili yasa ve yönetmelik uygulaması konusunda kurulların görevleri ve birbirileriyle ilişkileri belirlenmiştir. Son olarak 27 Temmuz 2004 tarihli resmi gazetede yayınlanan, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile aşağıda birkaçı verilen konular ele alınmıştır: Koruma Yüksek Kurulu ve Koruma Bölge Kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında inşai ve fiziki müdahalede bulunulamaz. Büyükşehir belediyeleri tarafından kültür varlıkları ile ilgili işlemleri ve uygulamaları yürütmek üzere, valilik ve Bakanlıkça izin verilen belediyeler bünyesinde sanat tarihi, mimarlık, şehir planlaması, mühendislik, arkeoloji gibi meslek alanlarından uzmanların görev alacağı koruma, uygulama ve denetim büroları kurulur. Konu ile ilgili olarak ayrıca sertifikalı yapı ustaları yetiştirecek eğitim birimleri kurulur. Emlak vergisinin %10 u nispetinde Taşınmaz varlıklarının Korunmasına Katkı Payı tahakkuk ettirilir ve ilgili belediye tarafından emlak vergisi ile birlikte tahsil edilir, bu pay valinin denetiminde kullanılır. Toplu Konut Kanunu uyarınca verilecek kredilerin en az %10 u tescilli taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı ve restorasyonu işlemlerine ilişkin başvuruda kullanılır. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tadilat ve tamiratlar, özgün biçim ve malzemeye uygun olarak yapılır. Yukarıda açıklanmaya çalışılan anlaşmalar, yasa ve yönetmelikler dikkate alındığında, tarihi yapılar ile ilgili tadilat ve tamiratların geleneksel teknikler uygulanarak özgün biçim ve malzemeye uygun olarak yapılması gerektiği açıktır. Onarımda kullanılacak malzemelerin doğru seçimi için, özgün malzeme özelliklerinin çok iyi belirlenmesi gerekir. Yapılarda malzeme özelliklerinin belirlenmesi için yerinde ve laboratuarda yapılan çalışmalar önem kazanır. Tarihi yapılarda malzeme özelliklerinin belirlenmesi için öncelikle yapının projesi temin edilir, proje ile yapı karşılaştırılır, eklenti, yıkım vb değişiklikler ve hasarlar tespit edilir. Proje temin 100

101 edilemez ise veya proje ile yapının mevcut durumu arasında önemli farklılıklar var ise yapının rölöve projesi hazırlanır, yapıda hasarlı bölgeler belirlenir, proje üzerinde gösterilir. Hasar tespiti ve malzeme özellikleri ile ilgili olarak ölçüm yapılması gereken elemanlar ve bölgeler belirlenir. Bu elemanlarda aşağıda belirtilen deney ve ölçümler yapılır. Yerinde Yapılan Çalışmalar: Ölçüm yapılacak bölgeler kodlanır, Ölçüm yapılacak bölgelerde varsa kaplama kaldırılır, yüzey temizlenir, Yüzey sıcaklığı ve nemi belirlenir, Ultrases aleti ile ses geçiş süresi ölçülür, Yüzey sertliği ölçülür, Yapıdaki basınç gerilme seviyesi Flat-Jack aleti ile belirlenir, gerilme-şekil değiştirme ilişkisi araştırılır, Yapıda tuğla veya taş ile harç arasındaki kayma dayanımı belirlenir, Gerektiğinde georadar ve endoskopik muayene yöntemlerine başvurulur, Yapıdan yeterli sayıda örnek alınır (karot vb.). Laboratuarda Yapılan Çalışmalar: Alındığı yapıya, kata ve elemana göre kodlanmış numuneler deneye hazırlanır, Ultrases aleti ile karşılıklı yüzeylerde ses geçiş süresi ölçülür, Kondisyonlanan numunelerde birim ağırlık, su emme, özgül ağırlık deneyleri yapılır, Tek eksenli basınç deneyi yapılır. Onarımda kullanılacak malzemelerin fiziksel ve mekanik özellikleri belirlenen bu özgün malzeme ile uyumunun araştırılması için, yapıdan alınan özgün taş, tuğla ve özellikle harç numunelerin mikroyapısal özellikleri belirlenir. Bu amaçla; a) İç yapı incelemesi yapılır (XRD, SEM-EDS, ). b) Renk ölçümü yapılarak, orijinal malzeme ile onarımda kullanılacak malzemenin renk uyumu araştırılır. Tarihi Mirasın Korunması ile ilgili ulusal ve uluslararası yasa, tüzük ve yönetmeliklerin incelenmesinden; Tarihi Yapıların korunması için yapılan bakım, onarım ve güçlendirme işlemlerinde yapının tarihi değeri, estetiği ve kimliği korunmalıdır. Koruma, onarım ve güçlendirme çalışmaları bilimsel ilkelere dayanmalı, yapının sistemine ve özgün malzemelerine en az müdahale ile gerçekleştirilmelidir. Onarımda kullanılacak malzemenin doğru seçilebilmesi veya üretilmesi için, özgün malzeme özelliklerinin iyi belirlenmesi gerekir. Bu amaçla Tahribatsız deney yöntemlerinden ve laboratuar deneylerinden yararlanılır. Doğru kullanılması ve yeterli sayıda deney yapılması koşulu ile bu deneylerin uygulanması kolay, ucuz ve hızlıdır. Onarımda kullanılacak malzemenin özgün malzeme ile uyumu için fiziksel ve mekanik özelliklerin belirlenmesinden başka içyapı incelemesi de yapılmalıdır. 41 Türkiye de Venedik Tüzüğü nün kabul edilmesinden önce yalnız eski yapıt ya da tarihsel anıt olarak belirlenen yapılar koruma altına alınıp onarılmış ancak içinde bulundukları çevre düşünülmemiştir. Bu durum bir süre sonra anıtların olduğu gibi kalmasına karşın, çevrelerinin hızla değişmesine, hatta yapıtla çevre arasında bir yabancılaşmanın doğmasına yol açmıştır. Tarihsel yapıların çevreleriyle birlikte ele alınması gereği 1970 lerin başında benimsenmeye başlamıştır. Sit, tarihsel sit, sit alanı, sit bölgesi, sit koruma, sit koruma planı gibi kavramlar da bundan sonra ortaya çıkar ve ilgili yasal düzenlemeler başlar. Sit alanından anlaşılan, estetik, etnolojik veya antropolojik açıdan istisnai düzeyde evrensel bir değere sahip olan, arkeolojik sitlerin de dahil olduğu, insan tasarımı eserlerin veya doğayla insanın birlikte yarattığı eserlerin bulunduğu alanlar olarak kabul edilir. Türkiye de sit alanları ilanları dünyaya göre geç bir tarihte gerçekleştirilir te çıkarılan Eski Eserler Kanunu Türkiye de bu konudaki ilk yasadır. Kültür Bakanlığı, 1970 lerin 41 AKÖZ Fevziye, YÜZER Nabi, Tarihi Yapılarda Malzeme Özelliklerinin Belirlenmesinde Uygulanan Yöntemler, YTÜ İnş. Müh. Bölümü 101

102 başından bu yana (1710 Sayılı Eski Eserler Yasası ve 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası) geleneksel dokularda ve arkeolojik alanlarda saptama, belgeleme (tespit ve tescil) ve sit alanlarının sınırlarını belirlemek için işlevini sürdürmektedir. Koruma amaçlı planın kimin tarafından yapılacağı, kimin tarafından onarılacağı ve hangi aşamanın kim tarafından uygulanacağı ise hala tartışmalı konulardandır. Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı (TAÇ Vakfı), bilim adamları ve yöneticiler ile T.C. Turizm Bakanlığı ve T.C. Turizm Bankası A.Ş. tarafından 1976 da İstanbul da kurulmuş bir vakıftır. Bu vakıf, Anadolu uygarlığının sanat ve kültür varlıklarını ve mimari mirasını; doğal, tarihsel, kültürel, estetik ve turizm değerlerini ve bu kavramlar içine girecek her çeşit belgesel değerleri korumak, yaşatmak, bu değerlerin geçmişle gelecek arasında kültürel bir bağ dokusu şeklinde devamlılığını sağlamak için her türlü çalışmayı amaçlar. Ülkedeki korunması gerekli ve risk altındaki tüm doğa ve kültür varlıkları vakfın çalışma alanını oluşturur. Rölöve çıkarılması, restitüsyon ya da restorasyon önerileri geliştirilmesi ve gereken ayrıntı tasarımların hazırlanması gibi konularda çalışan vakıf, öncelikli olarak İstanbul ve Boğaz daki yapıt ve çevreleri örnek çalışma programına alır. Rejans Lokantası (2001), Çengelköy Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı (2005) ve Tophane I. Mahmud Çeşmesi (2006) TAÇ ın uyguladığı restorasyon çalışmalarına güncel örneklerdir. Türkiye de günümüze kadar sürdürülen tarihsel ve kültürel çevre koruma politikalarının tam başarılı olduğunu söylemek zordur. Kent merkezlerinde yer alan tarihsel kent merkezleri ve geleneksel kent dokuları, kentin hızlı büyümesi, yoğunluk artışı ve çok katlı olarak yıkılıp yapılaşmalardan etkilenmekte, geleneksel kent dokuları tüm çabalara ve yasal sınırlamalara rağmen yer yer yok olmaktadır. Kentsel ölçekte (doku ölçeğinde) koruma olgusunun ülkemizde gecikerek ele alınması, İstanbul, Bursa, Edirne, İzmir, Kayseri gibi pek çok kentin pitoresk görünümlerini kaybetmesine neden olmuştur. Venedik Tüzüğü maddelerine yakından bakıldığında; 16 maddeden oluşan Venedik Tüzüğü, tanım, amaç, koruma, onarım, tarihi yerler, kazılar ve yayın alt başlıklarına ayrılmıştır. Hem teknik hem de kavramsal bir içeriğe sahip olan tüzüğün diğer restorasyon adına yapılan çalışmalardan farkı, konuya soyut ve somut yönden bakan içeriğinde saklıdır. Mimari mirasın korunması düşüncesi genel olarak Avrupa uygarlığının bir ürünü ve anlayışı olarak kabul edilmektedir. Venedik Tüzüğü yle birlikte korunması gereken yalnızca mimari eser değildir. Bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşme de aynı derecede korunma gerektirir. Görülmektedir ki, korunması gerekenin tanımı genişlemiş, daha fazla kapsayıcılık kazanmıştır. Madde 1 yalnız büyük sanat eserlerini değil, zamanla kültürel anlam kazanmış daha basit eserleri de kapsar. Tüzüğün 3. Maddesi ise kültür varlığının bir sanat eseri olduğu kadar, bir tarihi belge olarak da değerlendirilmesi gerektiğine işaret eder. Ancak, kültür varlığına başka bir rol yükleyen bu madde muğlaklık içerir. Çünkü, neyin sanat eseri olduğu gibi, nelerin tarihi belge olarak sayılacağının kriterleri belirgin değildir ve tanımlamalar tartışmalı anlamlara yol açabilmektedir. Benzer belirsizlikler korumanın sürekliliği ve kalıcılığı nın söz konusu olduğu 4. Madde için de geçerlidir çünkü madde bu iki hedefe nasıl ulaşılabileceğini, olası ipuçlarını veya yöntemleri sunmamaktadır. Maddeler birbirini zaman zaman desteklese de, tüzüğün genel olarak yoruma açık ifadeler içerdiğini söylemek yanlış olmaz. Tüzük, korumanın yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaştırılabileceğini önerir, fakat bu amacın neler olabileceğine ve kimin amacın faydalı olduğuna karar vereceğiyle ilgili bir detay içermez. Korumada sürekli bakım hasarı ortadan kaldırmak için temel ilke olarak sunulur ve küçük müdahalelerle büyük maliyetli sorunların engellenebileceği vurgulanır. Buna göre az ya da yerinde restorasyon daha çok müdahaleden daha yararlıdır. Binanın sağlamlaştırılması kadar bir binanın ya da çevrenin bütünlüğünün korunması da o kadar önemlidir. 7. Madde nin belirttiği gibi bir kültür varlığı tanıklık ettiği tarihin ve içinde bulunduğu ortamın ayrılmaz bir parçasıdır. Burada parçabütün ilişkisinin altı çizilmiştir. Ancak, kültür varlığının korunması bunu gerektirdiği ya da ulusal 102

103 veya uluslararası çıkarların bulunduğu durumlar bu ayrılmazlık ilkesine istisnai durum yaratabilmektedir. Onarım alt başlığı altında koruma ve onarımın uzmanlık gerektiren bir iş olduğunu vurgulayan 9. Madde, onarım işleminin öncesi ve sonrasında kültür varlığının arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılması gerektiğinin altını çizer. Bunun ne amaçla yapılması gerektiği belirtilmese de analiz ve belgeleme yapmak bakımından önemli olduğu varsayılabilir. 11. Madde kültür varlığının onarımının amacının Viollet-le Duc e atfedilen üslup birliği olmadığını savunur: Bir kültür varlığı üst üste çeşitli dönemlerin izlerini taşıyorsa, alttaki dönemlerin açığa çıkarmak ancak bazı özel durumlarda yok edilen malzemenin önemi azsa, açığa çıkarılan malzeme büyük tarihi, arkeolojik ya da estetik değer taşıyorsa ve koruma durumu böyle bir davranışı gerekli gösterecek kadar iyi ise haklı çıkarılabilir. Madde 16 ise belgelemenin öneminin vurgulanması bakımından önemlidir. Maddeye göre bütün koruma, onarım ve kazı işlerinde, her zaman çizim ve fotoğraflarla açıklık kazanmış, çözüm getirici ve eleştirici raporlar hazırlanmalıdır. Raporda her aşamanın gösterilmesi, korumacılıkta da sonuç kadar sürecin, dolayısıyla uygulama aşamalarının da önemli olduğuna işaret eder. Oluşturulan belgelerin resmi kurum arşivlerine konması gerektiğini belirten tüzük, araştırmacıların da bu kaynaklardan yararlanabilmesini ve ulaşılabilirliği önemser. Bu da tüzükte pratikle kuram arasında bir bağ yaratılmaya çalışıldığına işaret eder. Venedik Tüzüğü ne göre, kütle ve renk ilişkilerini değiştirecek hiçbir yeni eklentiye, yok etmeye ya da değiştirmeye izin verilmemelidir. Tüzük, onarımın sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmaması ve yapının geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağına zarar gelmemesi gerektiğini savunur. Bütünleşik koruma bağlamında, Türkiye nin gündeminde önemli yer tutan, Bizans döneminden beri Roman kültürüne sahip Sulukule ye bakmak yerinde olacaktır. Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında 2006 dan beri süren yıkımlarla, Sulukule nin hem çevresel hem de kültürel mirası tehdit altındadır. Çevre düzenlemelerinin ardından bölgede gökdelenlerin dikilmesi planlanmaktadır, bunun yanısıra, Roman halkı Sulukule den Taşoluk ta inşa edilen TOKİ konutlarına, taşınmaya zorlanmaktadır. Bu örnekte sadece bir yerleşim yerinin ve çevrenin yıkımını değil, sosyo-kültürel yapının da yok edilmesi söz konusudur. Yıkımın hakim olduğu bu çevrede korumacılıktan bahsetmek ne kadar mümkündür? Korumanın aksine burada amaçlı bir yıkım söz konusudur. Roman kültürünün, ancak Sulukule Mahallesiyle birlikte yaşayacağı düşüncesi çevre ve kültürün içiçeliğine işaret eder. Ancak, Sulukule gerçeği, bütünleşik korumaya taban tabana zıt bir durum oluşturmakta, kültürel çeşitlilik ile mirasın korunması ve geliştirilmesini engelleyici kentsel politikaları göz önüne serer. 42 Avrupa'da daha sonra UNESCO kanalıyla tüm dünyada uygulanan Venedik Tüzüğü nün önerdiği yöntemler, Venedik, Barcelona, Milano, Bologna, Selanik, Floransa ve son olarak Bulgaristan'daki Filibe'de başarıyla hayata geçirildi. Buna göre, uzmanlar, yerel yönetim ve sivil toplum temsilcilerinden bir üst kurul oluşturuyor. Kentin rehabilite edilmek istenen alanıyla ilgili tüm bürokratik kademeler geçici olarak bu üst örgüte bağlanıyor. Böylece projelerin bürokrasi labirentinde kaybolması ve işlerin gecikmesi engelleniyor. Beyoğlu da bu formülü uyguladı. Mimar Sinan Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu'yla Beyoğlu Belediyesi arasında bir protokol imzalandı. Mimar Tülin Ersöz'ün başkanlığında bir mimari-kentsel tasarım ofisi oluşturuldu. Bu ofis, Mimar Sinan ve İstanbul Teknik üniversiteleriyle birlikte projeler üretti. Projeler Cihangir, Galata, Kasımpaşa, Beyoğlu Dernekleri'nin temsilcilerinin önüne getirildi. Genişletilmiş üst kurul adı verilen bu mecliste onaylanarak hayata geçirildi. Projeler 6 etap olarak programlandı: Sırasıyla İstiklal Caddesi, Sıraselviler, Tarlabaşı, Büyük Hendek, İnönü ve Meşrutiyet Caddeleri. Ofisteki 10 mimar ve restoratörle 10 öğrenci önce arazide daha sonra atölyede çalıştı. Bu ekip, İstiklal Caddesi'ndeki 220 binanın tek tek açısız dış cephe fotoğraflarını çekti. Bu fotoğrafları kağıda aktararak tüm cephelerin mimari çizimini bitirdi. Fotoğraf, çizim ve restorasyon projelerini İstanbul 1. Bölge Koruma Kurulu'na onaylattı. Bu çalışma dokuz ayda tamamlandı. Beyoğlu'nun renk skalası oluşturuldu. Uygulamada da 42 ULUSOY İpek, Korumacılık Tarihinde Bir Dönüm Noktası: Venedik Tüzüğü 103

104 titiz olmak gerekiyordu. Son yıllarda rastgele yapılan restorasyonlarda ortaya çıkan dış cephe renkleri kargaşa yaratmıştı. Atölyede Beyoğlu'nun eski renkleri üzerine yoğunlaşan uzmanlar bir renk skalası oluşturdu. Binasını restore etmek için harekete geçenler bu skalaya göre hareket etmeye başladı. Uzmanlar tüm binaların dış cephelerinden birer parça örnek aldılar ve Anıtlar Kurulu Konservasyon Müdürlüğü laboratuvarına götürdüler. Laboratuvar bunları analiz ederek kullanılacak malzemelerle ilgili bir kılavuz oluşturup Beyoğlu Belediyesi'ne verdi. Bu kılavuz ayrıntılıydı. Dış cephe yenilenirken hangi binada kumlama, hangisinde tazyikli sıcak ya da soğuk su, hangisinde taraklama (kılavuz, çelik tarakların diş aralığına kadar bütün bilgileri veriyordu) metodu kullanılacağı açıkça belirtilmişti. Projenin uygulama aşamasına geçildiğinde onarım sırasında dış cepheye kaplanan güvenlik örtüsünde ince kafesli şeffaf çadır bezi kullanıldı. Bu bezin dış kısmında binanın ne hale geleceğini gösteren restorasyon projesinin cephe çizimi yer aldı. Tüm binalardan klimalar söküldü, reklam tabelaları çıkarıldı. Yeni tabelaların, binaların özelliklerine uygun olarak çizilmiş ahşap ya da pirinç malzeme üzerine yazılması şartı getirildi. Belediye mülk sahiplerine, fotoshop sistemiyle ortaya çıkardığı binaların orijinal görüntülerinin kopyasını verdive uygulamanın buna göre yapılmasını istedi. Proje ekibi, daha sonra arka sokaklara yöneldi. Önce Mis Sokak ve Oba Sokak projeleri yapıldı. Bugün o sokaklar, diğerleriyle kıyaslanmayacak ölçüde ışıldıyor. Cihangir Oba Sokak konut ağırlıklı olduğu için daha çok yayaların kolayca geçebileceği bir tasarım yapıldı: Geniş kaldırımlar, tek yönlü trafik, ağaç ve çiçeklerle donatılmış bir kaldırım düzeni. Daha önce sokakta araçların hız yapmasını önlemek için bir sürü kasis bulunuyordu. Belediye bunları kaldırarak yerine şaşırtma sistemini koydu. Bir yere kadar belirli bir simetride akan sokak yumuşak bir kıvrımla başka bir simetriye geçiyor. Kıvrımın başladığı noktalardan kazanılan boşluklara ağaç ve çiçekler ekilip, yeşil cepler yaratıldı. Ülkelerin toplumsal,ekonomik ve teknolojik sistemlerinin bir sentezi olan tarihi yapı ve kent dokularının sürekliliğinin büyüyen kentlerin çağdaş mimarisiyle bir bütünlük içinde ele alınması, bu amaçla toplumun eğitilmesi ve gerekli maddi kaynakların sağlanması, tarihi yapıların ve yerleşmelerin restorasyonunu gerçekleştirecek teknolojik gücün yetiştirilmesi, sit alanlarıyla, tarihi yapıların belgelenmesi ve depolanmasında enformasyon teknolojilerinden yararlanılması ve böylece binlerce yıla ilişkin kültürel birikimin gelecek kuşaklara eksiksiz olarak aktarılması sürdürülebilir bir tarihi miras için temel vizyondur. Bu vizyonun gerçekleşmesi ekonomik kalkınma ile kültürel değerlerin korunmasının birbirleriyle çatışan kavramlar olmadığının, kalkınma amaçlı yatırım projelerinin hazırlanmasında sosyal ve kültürel değerlerden taviz verilmesini gerektirmeyecek alternatif çözümlerin bulunabileceğinin ilke olarak toplumun tüm kesimlerince benimsenmesine bağlıdır Yeniden Kullanıma İlişkin Örnekler ve Analizi Soğukçeşme Sokağı nın Otel Olarak Yeniden Kullanımı Soğukçeşme sokağı, Bab-ı Humayun un sonunda, tarihi İstanbul evlerinin bulunduğu sokaktır. Topkapı Sarayı nın duvarına yaslanmış cumbalı, kafesli, 2-3 katlı, 8-10 odalı ahşap evlerin oluşturduğu sokağın isminin kökeni 1800 yılında yapılan çeşmeye kadar uzanır. Sık çıkan yangınlar ve bakımsızlık nedeniyle giderek yıpranan evler, özellikle 1960 lardan itibaren eski sahiplerinin terk etmesiyle enkaz haline gelmiştir yıllarında Turing tarafından günün malzemesi kullanılarak restore edildi. Sokağın ilginçliği fiziksel konumundadır: bütün evler arkadaki saray duvarına yapışık olarak inşa edilmişlerdir. İçeriye doğru yüründüğü zaman fark edilir ki, başka bir çözüme de imkan yoktur, yani yol epeyce dardır. Sol tarafta Ayasofya binası, sonra bahçesi yer alır, sağ taraftaki yüksek saray duvarın önüne de, bu dizi tarihi evler sıralanmıştır. İstanbul un bütün özelliklerini taşıyan, cumbalı, kafesli, kimisi iki kimi üç katlı tipik evlerin 1970 ler ve 80 lerdeki hali iç açıcı değildi.yol boyunca ilerleyince sağ tarafta önce küçük bir konak hamamı, ondan birkaç ev ötede ise yine yolun sonunda ve yokuşun başında, büyük bir Bizans sarnıcı yer alır. Yoldan yüksekliği 4m kadar, uzunluğu ise 16metreyi bulan bu masif Bizans yapısı, dışından epey bozulmuş, üstünde ağaçlar bitmiş ve tek katlı beton barakalar yapılmıştı. 6 adet masif taş sütunların taşıdığı tuğla kemerlerden oluşan, kazıldığında 10 metreyi bulan derinliğe sahip bir mekandı. Yokuşun 43 Prof. Dr. AKIN Nur, Prof. Dr. TAPAN Mete, Prof. Dr. SEY Yıldız, Vizyon 2023 Öngörü Panelleri, Sürdürülebilir Kalkınma/ Tarihi Kültürel Mirasın Korunması, Bugünkü Durumun Türkiye ve Dünya Açısından Değerlendirilmesi 104

105 giriş yerinde III. Selim dönemine ait mermer Türk çeşmesi yer alır, sokağa ismini veren bu çeşmedir. Sol köşede ise bozuk bir arsanın içinde Roma eseri bir ayazma odası, bu bileşimi ile sokak İstanbul mozaiği ni temsil eder. Bu ilginç yolun 1960 lardan itibaren 1986 yılına kadar harap ve hüzünlü durumundan sıyrılıp tarihteki asıl görünümlerine ulaşılmak istendiğinde fotoğrafın Osmanlı başkentinde yaygınlaşmaya başladığı li yıllarda çekilmiş fotoğraflar (Sebah-Joailler ve Abdullah Biraderler) gelir. Fotoğraflardan daha geri gidilmek istendiğinde gravürlere (Fossati ve Lewis) ulaşılır. Zamanla ve özellikle hanedanın Dolmabahçe ye taşınmasından sonra sokaktaki sosyal dokuda değişim olmuş ve İstanbul un orta sınıf tabakasından diğer aileler de ev sayısı sınırlı olan bu iç sokağa yerleşmişlerdir. Bunlara bir örnek, sokağın ortasında Ayasofya nın aşevlerinin eski kapısının tam karşısına gelen 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ün doğduğu evdir. Korutürk ün babası Şura-yı Devlet azasıydı. Sokak 1940 lı yıllara kadar değişmeden kaldı. O tarihten itibaren, bütün bu evlerde oturan aileler çıktıkça, yerlerini yoksul kesim işgal etti ve oda oda kiralama dönemi başladı. Bu kullanım hepsi ahşap olan evleri hızla tahrip etti lere gelindiğinde sura yaslanmış 12 bina ile yokuş tarafında, sol koldaki 3 ahşap ev, tam anlamıyla enkaza dönüşmüş bulunuyordu da yeni sokak İstanbul turizmindeki ve kültür yaşamındaki yerini almıştır. Adını suyu serin bir çeşmeden alan bu yol, beton bir apartman binasının yer almadığı, bir İstanbul sokağı halindedir. 44 Çok önemli bir sit alanında bulunan Soğukçeşme Sokağı yetkililerin ve bazı çevrelerin dikkatini çekmiş, kültürel ve turistik önemi fark edilerek korunması, bakım onarım restorasyon ve fonksiyon değiştirme işlemleri yoğun tartışmalara yol açmış. Hukuki durumu ile ilgili iki önemli karar bulunmaktadır. Birincisi Turizm Bakanlığı tarafından verilen karar; Soğukçeşme Sokağı, Bakanlık tarafından turizm bölgesi içine alınmıştır. Özellikle bu kararda Topkapı Sarayı na en yakın ev olan Naziki Tekkesi Vakıflar mülkiyetinde olduğundan sökülüp aynen yapılması uygun görülmüştür. İkincisi Anıtlar Kurulu nun verdiği karar göre bu evler yıkılamaz ve yerine apartman yapılamazdı, yeni ancak evlerin sökülüp aslına uygun restore edilmesine izin veriyordu. Sokak 1984 te temel hukuk kanunlarına dayanarak Turing tarafından imar edilmeye başlandı. İmar edilmesinden önce 2 yıl süren istimlak yoluna gidilemeyip ancak değerinden biraz fazla ödeme ve inandırma gibi yöntemlerle önce buradaki mülkler satın alınıp tek elde toplama, bu suretle ileride turistik kullanımı bozacak fonksiyonları saf dışı bırakma politikası uygulanmıştır. Evlerin asıllarına uygun yapımına başlanma aşamasında Fatih Sultan Mehmet in Saray duvarı olarak yaptırdığı bu surun önünü kapatacağı ve Padişah Sarayı önünde ev olamayacağı, bu evlerin olsa olsa gecekondu olabileceği gerekçesi ile engellerle karşılaşıldı. Sokağın, İstanbul kültürüne turizm açısından önemli konumda olduğunu fark eden Turing, Bakanlar Kurulu tarihli kararnamesi gereğince, stratejik kültürel menfaat noktalarını tespit yetkisi içinde, bu sokağı turizm bölgesi haline getirdi. Kültür Bakanlığına bağlı Anıtlar Yüksek Kurulunun tarih ve 8268 sayılı kesin kararları, sokaktaki evlerden tek tek alınan taahhütnamelerle, sökülüp aynen yapılmalarını hukuki zorunluluk haline getirmiş, hatta evlerin yeni cephelerini de bu projelere bağlamıştı. Yine Bakanlar Kurulun tarih ve 83/7210 sayılı bit kararnamesinde sokağın başındaki Naziki Tekkesinin sökülüp aynen yapılması zorunlu kılınmaktaydı. Belediye nin bu tutumuna karşı bir kısım bilim ve sanat adamı tapu kayıtlarının incelenmesi sonucunda bu sokaktaki evlerin gecekondu değil, saray ve Ayasofya mensuplarına ait olduklarını doğruladılar. Turing tarafından ele alınan evler, on ayrı mimara restore ettirilmiş ve 2 yıl içinde bu eski evler küçük oteller dizisini oluşturan İstanbul evlerine dönüşmüştür. Evlerden sadece bir tanesi ve en büyük ev bugün kütüphane 45 olarak işlev vermektedir. Yol boyunca yer alan sekiz adet yapı kurumun mülkiyetindedir. Evlerden diğeri olan Naziki Tekkesi, Vakıf mülkiyetindedir. Sokakta beş ile on 44 Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt:7, sayfa: Kitaplık tarih boyunca İstanbul üzerine yazılmış Batı kaynakları da içermektedir. Arşiv İstanbul semtleri ve yapılarına göre düzenlenmiş, gravür ve fotoğraf cinsinden görsel malzeme ile İstanbul un yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimleri inceleyen zengin bir kaynak oluşturmaktadır. 105

106 arasında değişen oda sayısına sahip dokuz ev vardır. Bunlar toplam 120 yatak kapasitesi oluşturmaktadır. Evler, küçük iç bünyeleri dolayısıyla klasik birer otel değil, pansiyon dizisi halindedir. Her evde gündüzleri bir vale bulunur. Gece sipariş sadece telefonla mümkün olabilmektedir. Yapılara, evlerin çevrelerine dikilen bitki ve çiçek isimleri verilmiştir. Yaseminli Ev, Hanımelili ev, Boruçiçekli ev, Leylaklı ev gibi. Evlerin içindeki odalarda sarı, mavi, yeşil oda gibi isimler almıştır. 19.y.y. İstanbul modasına göre döşenmiş odalarda, genellikle pastel renkler hakim olup, ipek ve kadifeden oluşmuş döşemeler kullanılmıştır. Evlerin sonun da sokağın alt başında bulunan eski İstanbul tarzındaki ofis, rezervasyon ve müracaat bürosu olarak hizmet vermektedir. Rezervasyonu yapılan turist buraya geldiğinde kendisine biri dış, diğeri iç oda kapısının olmak üzere iki anahtar verilir. Sokağın Gülhane Parkına en yakın ucunda yer alan yapı erken dönem bir Bizans sarnıcıdır. 46 Şık bir Roma tavernasına dönüştürülmüştür. Ortaçağ stilinde masif, ahşap masalar, siyah demir avizeler, şamdan vb. gibi iç donanım elemanları ile dizayn edilmiş olan tavernaya, Anıtlar Kurulu izni ile bir şömine eklenmiş. Her gece bu şık mekanda, mum ışığında, hoş bir müzik eşliğinde lezzetli yemekler sunulmaktadır. Bu sokağın başka bir köşesinde de, Gülhane Parkına inerken solda kalan bölümüdür. İstanbul un kültür ve sanat yaşamı ile dış turizm dünyasına kazandırılmakta olan ve yine Soğukçeşme Sokağı bünyesinde olan Konuk evidir. Eski ve çirkin beton bina sökülerek Abdülhamit dönemi fotoğraflarından saptanan bir konağın aslına uygun olarak yapılmıştır. Konuk evi 20 oda, 40 yatak ve 3 salona sahiptir. Daha önceleri otopark olarak kullanılan 1254 m² lik arsanın ortasında iki bölümden oluşan bir başka sarnıç daha bulunmaktadır. Sarnıcın bir bölümü bar olarak hizmet vermeye hazırdır. Sarnıcın etrafında kalan alan bahçeye dönüştürülmüştür. Bahçeye ayrıca çevre duvarları ve karşı cephedeki Bizans sarnıcı ile uyum sağlaması açısından taş ve camdan oluşan kafe-restoran inşa edilmiştir. Soğukçeşme Sokağı nda iki ev arasına sıkışmış olan ve zamanında yapışık olduğu evin hamamı olarak kullanılan küçük yapı, bugün aynı eve (pansiyona) hizmet veren mutfak olarak kullanılmaktadır. Sokağı oluşturan yapılardan biri de sur duvarlarıdır. Topkapı Sarayı na ait bu duvarlar aynen korunmaktadır. Restorasyondan sonra tipik Osmanlı Sokağı görünümü kazanan sokakta bugün, bir pansiyonlar zinciri oluşmuştur. Soğukçeşme Sokağı, İstanbul un kültür ve sanat mirasının değerlendirilmesi hareketinin öncülerinden biri olmuştur. Soğukçeşme Sokağı nda yerli müşterilerden başka iki çeşit müşteri grubu bulunmaktadır. Birinci grup; şehir sakinlerinin yurt içi ve yurt dışından kendilerine gelen konuklarının oluşturduğu müşteri grubudur. İstanbul lular artık misafirlerine bu tarihi sokağı gezdirmekten, onlara bu sokakta ikramda bulunmaktan farklı bir tat almaktadırlar. İkinci tip müşteri grubu; bireysel olarak veya acentalar kanalıyla gelen yabancı turistler oluşturur. Günlük gazete ve dergilerden başka yurtdışında yayınlanan Türkiye ve İstanbul rehberlerinde bu sokağa yer verilmeye başlanmıştır.soğukçeşme Sokağı tamamlandığı yılın hemen ertesinde rantabl sonuçlar vermeye başlamıştır. Doluluk oranları yıllara ve aylara göre farklılık göstermektedir. Doluluk oranı kış aylarında daha düşük iken turizm mevsimi diyebileceğimiz Nisan ayı başından Ekim sonuna kadar oldukça yüksek bir oran sergiler. 46 Bu sarnıçla ilgili elimizde bilgi yoktur. Sarnıç su deposu olduğuna göre yapım tarihinin Ayasofya kadar eski olabileceği tahmin edilir. Restore edilmeden önce oto tamir atölyesi olarak kullanılan sarnıcın, altı adet masif ve bölünmemiş taş sütun ayakta tutmaktadır. 106

107 Resim 65: Gravür tekniği ile yapılmış en eski desenlerde, Ayasofya nın önündeki bahçeli evler yerleşimi Resim 66: Fotoğraf döneminde, Ayasofya nın önü, lar. 19.y.y. sonunda açılıp tekrar meydan yapılıncaya kadar görünüm böyleydi Resim 67: Eldeki en eski resim.girişte ilk bina, biraz taşra konağı üslubunda. Padişahların henüz Topkapı Sarayı nda oturduğu tarihler lar durumu. (Lewis albümünden) Resim 68: 1840 lar durumu. Sağdaki ilk bina İstanbul üslubuna uymuş. (Fossati albümü) Resim 69: 1800 ler sonu 107

108 Resim 70: 1900 ler başları (20 ler, 30 lar) Resim 71: 1950 ler başı durumu. Özgün sokak aynen duruyor (hatta pencerelere çiçek süslemesi adeti de girmiş. (Paris 1955 baskılı İstanbul albümünden) Resimlere göre zaman içinde evlerin durmadan yapılıp yenilendiği anlaşılıyor. (Resim ) Bu da bu sokağa mahsus bir şey değil, eski İstanbul un tümüne ait bir özellikti. Üç sebepten kaynaklanıyor: birincisi, hemen bütünü ahşaptan yapılmış olan İstanbul başkentinde bu sebeple sık sık yangın çıkardı. Soğukçeşme evlerinin değişim sebeplerinden ikincisi, yine ahşap bünye dolayısıyla, yapının zamana karşı koyamayıp, çabuk yıpranıp eskimesidir. Üçüncüsü, Doğu medeniyetinin devamlı bakım alışkanlığı olmamasıdır. Bu özellikler dolayısıyla en çok iki nesil içerisinde görünüm değiştiren eski İstanbul un bu çizgisinin bir devamı olarak, bu sokak da tarihte hep değişmiştir lerin sonuna kadar, sokağın eski nüfusu yani bina sahibi ya da kiracısı eski aileler burada oturdu. Eski nüfusun iç dokusu, tarihi İstanbul un tam bir projeksiyonu idi lerden sonra şehirdeki genel değişim, doğal olarak buraya da yansıdı. Bu bozulma, şu faktörlere dayanıyordu. Olağanüstü nüfus artışı. Tarihte nüfusu 1 milyonu aşmamış olan şehir, liberal ekonomik akımlarla önce 3-5 sonra milyona doğru kalabalıklaşmaya başladı. Tek ailenin oturduğu eski evler, yerlerini yavaş yavaş 5-6 katlı binalara terk etti. Bunun sonucunda kültür faktörü de değişti; tutarlı birer üslubu olan eski yapıların yerini acele ile yapılmış demiri az, çimentosu eksik, üslupsuz ve çirkin binalar almaya başladı. Ekonomik olmaktan çok sosyal yanı ağır basan bu faktörler sonucunda, Soğukçeşme sokağı da 20 yılın içinde iki çok bozuk duruma ulaştı: Bir kısım ahşap evler söküldü, yerlerine çirkin beton binalar oturtuldu. Çoğunluk böyleydi. Yani 10 evden 6 sı bu durumdaydı. Ahşap kalan evler ise, 2 si terk edildiğinden (özellikle Topkapı sarayı girişindeki ilk ev) çökmüş ve birkaç kalastan ibaret kalmıştı. İlk evin yanındaki arsaya, matbaa kağıtlarının depo edildiği ve ağır kamyonların girip çıktığı, tek katlı bir beton baraka yapılmıştı. 47 Çoğunluğu 3 katlı ve 8-10 odalı bu evler yapıldıkları dönemlerin konak benzeri konutlarıydı. Saray girişindeki birinci ev, İsmail Ağa adında biri tarafından vakıf yapılmış, daha sonra Naziki Dergahı haline sokulmuştu. Naziki ailesi bireyleri hala yaşayan, eski İstanbul un makbul ve üst seviyeden bir kesimidir. Türkiye Cumhurbaşkanlarından Sayın Fahri Korutürk de bu sokağın bir çocuğuydu. Duvara bitişik olmamakla birlikte sokakta yer alan Konuk Evi özgün halinde ahşap bir konakken, Cumhuriyetimize ilk Dışişleri Bakanını yetiştirmiş olan, tarihi bir evdi. 47 GÜLERSOY Çelik, Soğukçeşme Sokağı, Turkiye Turing Otomobil Kurumu Yayını, İstanbul,

109 Resim 72: Soğukçeşme Sokağı nın genel görünümü, 1976 yılı Resim 73: Sokağın alt başında, 1970 lerdeki durum. Cephesi bozulan sarnıç ve üstünde beton eklentiler. Sağda bugün resepsiyon olan parseldeki beton ev (altı bakkal) Resim 74: Aynı bina, bugünkü resepsiyon binası Resim 75: Beton Bakkal Resim 76: Bakkalın yanı, bugün İstanbul Kitaplığı ve yanındaki bina 109

110 Resim 77: Sokağın 1985 durumu, Saray tarafına doğru yürümeye devam edildiğinde, sokağın orta yeri Resim 78: Beton binalar sökülürken Resim 79: Bu ev, 1970 lerde, ahşap binanın sökülüp yeni beton inşaatın ahşapla kaplanmasıyla ortaya çıkmış bir yapıydı (2. grup uygulaması) Resim 80: Sokağın sonuna doğru, beton kulübe, dev kamyonların girip çıktığı ünlü 3 gazeteciye ait bir depo idi. Arsa vakıflara ait, depo tahliye edildi, kulübe söküldü. Yeri bugün ağaçlar dikilmiş bir bahçe Resim 81: Sokağın üst başı, Topkapı Sarayı girişinde, soldaki görünüm, içi semt çöplüğü olmuş, yanık kalaslar 110

111 Resim 82: Soğukçeşme Sokağı Çizim 36: Soğukçeşme Sokağı Çizim 37: Goad Sigorta Haritası, 1904 yılı Çizim 38: Alman Mavisi, 1913 yılı 111

112 Resim 83: 1918 yılı hava fotoğrafı Resim 84: 1966 yılı hava fotoğrafı Resim 85: 1982 yılı hava fotoğrafı Resim 86: 2005 yılı hava fotoğrafları 112

113 Çizim 39: Vaziyet planı Çizim 40: Soğukçeşme Sokağı çizimleri 48 Resim 87: Soğukçeşme Sokağı 48 İstanbul Anıtlar Kurulu Arşivi 113

114 Resim 88: Dükkan Resim 89: Cumbadan detay Resim 90: Yoldan yan cephenin görünüşü Resim 91: Cumbalı odadan dışarıya ve kapıya bakış 114

115 Resim 92: Bugünkü kullanımında yıkılıp yeniden yapılan binada elektrik tesisatı geçirilebildiği için avizelere yer verilmiş. Resim 93:Yangın güvenliği açısından otomatik yangın söndürme sistemleri yerleştirilmiş Resim 94: İstendiğinde aydınlatma elemanı bağlanabilmesi için tavanda kablo çıkışları 115

116 Resim 95: Odalarda başlıklı karyolalara yer verilmiş 116

117 Resim 96: Geleneksel banyo kullanımı hamam ile modern banyo kullanımına aynı oda içinde yan yana yer verilmiş. Banyo aydınlatmasında ayna önü duvar apliği yeterli görülmüş te az ilerideki Reji Nazırı Konağı nın aynı üslubu içinde bir otele dönüştürmüş olan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, bu örneğin meydana çıkardığı ilgi ve uluslar arası başarı üzerine 1985 programında Soğuk Çeşme Sokağı na öncelik verdi. Kurumun kamulaştırma yetkisinin bulunmayışı dolayısı ile çeşitli zorluklar yaşandı. Soğukçeşme Sokağındaki evlerin içeriden betonarme ve tuğla olarak yapılması, eski eserlere uygun bir yöntem değildi. Ancak günümüz Türkiye sinde eski İstanbul evlerine vücut veren o dolgun ahşap malzemeyi ve eski el emeğini bulmak imkansız olmakla birlikte, yürürlükteki imar mevzuatı da ahşap inşaata imkan vermemekteydi. Eski evler geçmiş kuşaklar tarafından yeterince bakım altında tutulabilseydi ve yeniden yapılmayı gerektirecek kadar harap hale düşmeseydi. İdeal olan o idi. Tarihi bir şehir için eski yapıların vücudu, yani aynen devam etmeleri esas olduğu kadar, onların şehir bakımından da dış genel görünüşleri de önemlidir. (Resim 96) Tarihi yapının içini olduğu gibi devam ettirmenin imkanı kalmadığı hallerde, dış görüntüsünü olsun kurtarmak, kültür ve korumacılık doktrininin ana prensibi, Avrupa ülkelerinde tercih edilen bir yöntemdi. Büyük savaşlar sonrasında Avrupa II. Dünya savaşında yerle bir oldu. Ayakta kalmayan şehirler ya da semtler pek çoktur. Elden çıkan bütün tarihi yapılar, hatta mahalleler, hep yeni baştan yapılmıştır. Ünlü kişilerin müze olmuş evleri bile böyledir. İstanbul böyle bir savaş geçirmedi. Ama geleneksel ihmallerin ve son yıldaki nüfus akımının yaptığı bir yıkım oldu. Onun için bu sokaktaki yeni yapımlar hem zorunlu oldu hem de dünya uygulamasına ayak uydurdu. Evlerin içi İstanbul un artık biraz Batı etkisinde kaldığı (yani karyola ve konsol gibi mobilyalar kazandığı) 19.y.y. üslubu ile döşenmiştir. İpek perdeleri, kadife koltukları, yaldızlı aynaları ile 1800 ler dekoru gibidir. (Resim 95) Evler küçük iç bünyeleri nedeniyle, klasik birer otel değil, bir pansiyon zinciri meydana getirmektedir. Soğukçeşme Sokağı ndaki yeni yapımlar zorunlu olarak içeride betonarme karkas, dış yüzler ahşapla kaplanarak cephelerde Anıtlar Kurulu çizimlerine uyulurken, iç mimaride ise proje mimarlarının bir kısmı, hem eski üsluba uyan hem bir turizm işletmesine ayak uyduran buluşları gerçekleştirdiler. Ancak bazı çözümler için aynı şey söylenemez. Giriş hollerinde ve odalarda gereksiz kirişler vardır, fazla daraltmalara yol açmıştır. Binalardaki renk konusuna gelince; sokağı tek renge boyamaya gerek olmadığından, bir sokağı oluşturan evlerin sahibinin zevkine göre ve tarihsel şehre hakim olan genel renk armonisi içinde, ayrı bir boyası, ayrı bir yüz rengi ve böylece ayrı bir kişiliğinin bulunması geleneksel olduğundan her eve ayrı bir pastel renk seçilmiş. Pastel tondaki renkler arasında uyum yakalamak daha kolaydır. Aşı boyası, en eski geleneksel renkti: koyu kırmızı. Özel bir toprağın ahşaba sıvanmasıyla ortaya çıkıyordu. Bu toprak hem ahşabın deliklerini kapatarak onu yağmura-kara karşı koruyor, hem de doğal bir renk veriyordu. Bu en eski kökenli tek renkten sonra, özellikle Lale Devrinden (18.y.y. başları) itibaren İstanbul evleri, insanların kılık kıyafetlerindeki zenginliğe ve bahçelerindeki türleri ve renk çeşitleri artan çiçek bolluğuna paralel olarak, yeni boyalara, yeni tonlara ve yeni nüanslara sahip olmuştu. İşletmesinde Türkiye de ilk defa yeni bir sistemin uygulanması planlanmış. Sokağın alt başında yer alan eski İstanbul dükkanı üslubunda bir ofis, rezervasyon ve müracaat bürosu olarak çalışır. Turist buraya başvurduğunda kendisine tek anahtar verilir. Hem dış kapının hem de odasının. 117

118 Telefonla sipariş edildiğinde odalara hizmet de sunulmaktadır. Anahtarını alan turist, kapıyı açıp odasına girdiğinde, içeride 19.y.y. İstanbul modasına göre döşenmiş, pastel renkli eşyalar, ipekler ve kadifelerden oluşmuş bir dekor bulur. Her oda ayrı bir rengin ışıklarına sahiptir. Sarı oda, pembe oda gibi. Pencere açılınca her evin karşısında manzara Ayasofya dır. (Resim 97) Resim 97: Yapıların çevresine dikilen bitki ve çiçeklerin adı verilmiştir. Birincisi Yaseminli Ev, ikincisi Hanımelili Ev, üçüncüsü Boru Çiçekli Ev, dördüncüsü Leylaklı Ev sonuncusu Mor Salkımlı Ev. Buradaki ev lerden oluşan işletme pek verimli değildir. Bunun sebepleri üç grup: Önce kriz dönemleri var. Bu sadece burayı değil tüm sektörü etkiliyor. İkincisi; buradaki evlerin aynı kaliteyi tutturamayan taklitleri çıktı ve çoğaldı. Üçüncüsü; ve asıl sebep mali mevzuat ile konulmuş olan ve her yıl ağırlaştırılan şartların hepsine, gerek devlete gerek personele karşı çeşitli vergi ve sosyal sigorta gibi yükümlülüklerden kaynaklanan durumudur. Rakiplerin çoğunun böyle bir kaygısı yoktur. Sokakta evler bittikten sonra turizm projesi fazla kaçıyor, bir de kültür eseri koyalım denerek bir bina kitaplığa ayrılır, tarih boyunca İstanbul üzerinde yazılmış Batı kaynaklarını içerir. Son 400 yılın en nadide Avrupa eserleri, dışarından bir Anadolu evini andıran bina içinde yer alır. Zengin bir arşiv, şehir semtlerine göre tasnifli olarak, gravür ve fotoğraf cinsinden görsel malzemeyle, İstanbul un yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimleri belgeleyen önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Resim 98: Soğukçşeme Sokağı Soğukçeşme Sokağı; Ayasofya Konakları, Konuk Evi, Sarnıç Restorandan teşkildir. Ayasofya Konakları 3 katlı ayrık birimler, Konuk evi bahçe içinde 4 katlıdır. Sarnıç Restoran, Bahçe restoran ve soğuk Çeşme restoran olarak üç adet özel restorana sahiptir Ayasofya Konakları 118

119 Resim 99: Ayasofya Konakları nın 1976 yılındaki durumu Resim 100: Ayasofya Konakları nın 1984 yılındaki durumu 49 Resim 101: Restorasyon öncesi Soğukçeşme Sokaktan ön görünüşler (1980 ler) Resim 102: Restorasyon öncesi binalarda oda içleri 49 Bir Kolye nin İncileri, Turing Eserleri,

120 Çizim 41: Vaziyet planı Yapıların biçimlenmesinde yörenin birinci derecedeki tarihsel niteliği göz önünde tutularak boyut ve malzeme özellikleri açısından, kat kullanımları ve bu kullanımların cepheye yansıması açısından, varolan dokuya özgü niteliklere bağlı kalan, süreklilikleri koparmayan, çağdaş ama yumuşak bir mimari dil benimsendi. Açık mekan düzenlemelerinde, tümüyle yaya kullanımı için düşünülen bu alanda sokak ve meydancık ilişkilerinin eski yol-bahçe-avlu ilişkisine aykırı düşmeyecek bir örgütlenme ve boyutlanma içinde kalmasına özen gösterildi. Projenin gerçekleşmesinde, uygulama modeli ve aşamaları açısından esneklik sağlayan bir ilke, mülkiyet bölünmeleriyle sınırlı, ancak gelecekte birleşme olanağı bulunan aşamalı işletme birimleri düzenidir. Öyle bir ilke hem toplu uygulamaya, hem aşamalı operasyonlara ve hem de farklı mülkiyet/işletme biçimlerine sahip birimlerin yan yana yaşamasına olanak tanımakta ve böylece seçim esnekliği sağlamaktadır. 50 Çizim 42: Soğukçeşme Sokağı girişinin 1890 lardaki durumu 50 Eldem Nezih, Yücel Atilla, Kamil Melih, Sultanahmet Meydanı Çevresi ve Ayasofya Soğukçeşme Sokağı Koruma ve Geliştirme Projesi, Çevre Mimarlık ve Görsel Sanatlar Dergisi, Mayıs/Haziran 1979, c:3, s:19 120

121 Çizim 43: Soğukçeşme Sokağı ndan restorasyon öncesi bir görünüş Çizim 44: Soğukçeşme Sokağı nın restorasyon öncesi mevcut durum cephe rölövesi Çizim 45: Soğukçeşme Sokağı nın düzenlemeden sonra alması öngörülen durumuydu Ayasofya Konakları nın bugünkü durumu; Resim 103: Alt katı sıva, üst katı ahşap kaplamalı dış cephe 121

122 Resim 104: Sokak boyunca yangına karşı önlem için su vanaları Resim 105: Odalardan yangın merdivenine çıkışlar Ancak bugünkü yönetmelikte yasaklanmış olan metal konstrüksiyon yangın merdivenleri yenilenmemiş. Yine yönetmelikte güvenlik açısından; yangın merdivenlerinin cepheden açık olarak inmesi yasaklanmıştır. Her birimden sağlı-sollu iki odadan olmak üzere yan cephelerde düşeyde iki yangın merdiveni çıkışı verilmiştir. Resim 106: Birimler arası boşluklara denk gelen yerlerde bulunan tarihi öğeler korunmuş. Ancak fon teşkil eden arka duvarda metal konstrüksiyon merdiven tezat teşkil etmektedir. Sokağa adını veren 1800 tarihli çeşme Resim 107: Birimler arasındaki küçük boşluklar alçak ahşap beyaz paravanlarla kapatılarak tadilat ve/veya depolama amaçlı kısa ya da uzun süreli kullanımlara izin vermektedir. 122

123 Resim 108: Çatı yağmursuyu iniş boruları tarihi sur duvarı dibinden inmektedir. Bu tercih cepheyi bu öğe ile bozmamak için olabilir ancak çatıda oluşabilecek sorunlar açısından sur duvarı zarar görebilir. Resim 109: Tarihi sur duvarları servis inişlerinin yanaştığı yüzeyler olarak düşünülmüş. Daha çok tersine; tarihi sur duvarlarının ortaya çıkarılarak, teknik servis inişlerinden olabildiği kadar uzak tutulması daha doğru olurdu. Resim 110: Sur duvarındaki kapı; sokak tarafından ve Saray avlusu tarafından da kullanılabilir durumda ama kapalıdır. Resim 111: Sarnıcın üzeri kafe için teras olarak kullanılmaktadır. Resim 112: Binalar tarihi sur duvarına yaslanmaktadır. Sur duvarına uzun vadede zarar verebilir. Tarihi sur duvarını kaplayan yeşil doku Soğuk çeşme sokağa yeşil doku olarak katılmaktadır. Ancak tarihi sur duvarına zarar verir. 123

124 Resim 113: Gülhane Parkı girişi tarafında sergiler için kullanılan alan, duvarında Graffiti çalışması Resim 114: Ayasofya Konakları odalarında pencere ölçü ve oranlarında Türk evindeki oranlar Resim 115: Binalar yeniden inşa edildikleri için oda içi banyolar, günümüz banyo standartlarındadır Resim 116: Bazı özel odalarda banyo ile beraber, banyonun içinden geçilen Hamam düşünülmüştür. Resim 117: Yazın soğutma içi oda içi klimalar, dış üniteleri ile birlikte oda içindedir.kışın ısınma; merkezi sistem doğalgaz, radyatörle olmaktadır. Dolayısıyla her odada ısıtma için radyatör, soğutma için klima düşünülmüş. Hem radyatör hem klimanın bulunması, dekorasyonda kullanılan üslupla çelişki teşkil etmekle birlikte uyumlu değildir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği'yle birlikte belediye kurulu tarafından alınan ilke kararlarını uygular. 27/322 Sayılı Kurul Kararı: Binaların yol cephelerinde, saklansa dahi kesinlikle klima kullanılması yasaktır. 8/630 Sayılı Kurul Kararı: Klimalar sökülerek merkezi ve/veya arka cephede, arka balkon içlerine dışarıdan gözükmeyecek şekilde yapılmalıdır İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği 124

125 Resim 118: Klima dış ünitelerinin dış cepheye yansımaları; havalandırma pencereleri ve küçük bir hortum çıkışı ile yoğuşmadan oluşan suyun dışarı atılması sağlanmış. Resim 119: Ortak alanlar. Oda içleri gibi ortak mekanlar da Fransız üslubunda dekore edilmiş. Resim 120: Pansiyon birimlerinde elektronik ve teknolojik olanaklar kullanılmış. Resim 121: Binanın betonarme olmasından dolayı sarkan kirişler; tavan kaplaması ile kaplanmış. Eski Türk evinde yatay taşıyıcılar (kiriş) odayı yukarıdaki gibi çok parçalamaz. Oda tavanda fazla parçalanmaz. Statik açıdan bakarsak; bir kirişin iki uçunda kolon olması gerekir, kirişin kirişe yüklenmesi de statik açıdan tercih edilmez, yeniden yapılan bir bina için yanlış karardır. Resim 122: Eski Türk evinde ahşap dikme, burada kolon beton olmuştur. 125

126 Resim 123: Lobilere örnekler Resim 124: Odalardan örnekler Resim 125: Gülhane parkı girişinde sokağın başında yenilenmiş binanın hemen yanında harap durumda birkaç eski ahşap ev bulunmaktadır. Benzeri şekilde yenilenmesi gerekecektir. Ancak; Turing Kurumu nun yenilemesini yaptığı Soğukçeşme sokağı evleri; mevcut binaların yıkılıp yeniden betonarme olarak inşa edildikten sonra ahşap kaplama dış cephesinde yeni malzemeyle eski görünüm verilmiş.. Evler hizmete girdikten sonra yol yeşillendirildi ve çiçeklendirildi. Evlerin arasına ve önüne İstanbul un geleneksel ağaçları; manolyalar, ıhlamurlar, at kestaneleri, serviler, erguvanlar konuldu. Resim 126: Yan cephenin eski ve yeni halinde pencere oranları 126

127 Odalar; süit odalar, çift kişilik odalar, Paşa Süit odaları, Aile süit odaları, yol/arka taraf tek kişilik odalar, yol/arka taraf çift kişilik odalar, yol tarafı üç kişilik odalardan oluşur. Bütün odalar özel tuvaletli ve banyoludur. Tüm odalarda; direkt telefon, duş, wc, saç kurutma makinası vardır. Yol tarafı ve duvar tarafı odalar arasındaki temel fark; yol tarafı odaların Ayasofya Müzesi, Konuk Evi Bahçesi veya Topkapı Sarayı girişi manzaralarına sahip olması, arka taraftaki odaların ise otelin diğer ahşap binasına bakıyor olmasıdır. Bütün odalar duşlu ve tuvaletlidir. Bazı odalarda yarım küvetli banyolar, Paşa Süit odalarında ise küvetli banyolara ek olarak küçük birer Türk Hamamı bulunmaktadır. Bütün odalar klimalıdır. Bütün odalar 19 yy Batı-Osmanlı sentezi mobilyalar ile döşenmiştir. Resim 127: Metal başlıklı karyolalar Resim 128: Köşe yatak odaları Ayasofya pansiyonlarındaki dokuz evin bazılarında bodrum katı vardır, bazılarında yoktur. Isıtma, su deposu, depo gibi mahaller bodrumu olan evlerin altında çözülmüştür. Resepsiyondan- Topkapı Sarayı girişine doğru numaralandırılmış olan pansiyonlarda; 4. evde bodrum katı depo, 5. evde merkezi ısıtma doğalgaz santrali, 6. evde büyük su deposu, 8. evde evlere ait doğalgaz santrali (baca çıkışı yer altından bir baca ile yerüstüne çıkış uzatılmış), 9. evde depo, yazın müşterilerin kullanımına açılan wc, eski su deposu bulunmaktadır. 4. evin bodrum katına ait görseller; 5. evin bodrum katına ait görseller; Resim 129: 4 numaralı konak Bodrum katı, depo 127

128 Resim 130: Merkezi ısıtma doğalgaz santalinin bulunduğu bina ve dağıtım kutusu Resim 131: Zemin kattan bodrum kata iniş merdiveni Resim 132: Merkezi doğalgaz ısıtma santrali Resim 133: 5 numaralı konak Bodrum katı, Merkezi doğalgaz ısıtma tesisatı 6. evin bodrum katına ait görseller; Resim 134: 6 numaralı konak Bodrum katı, Su deposu 128

129 8. evin bodrum katına ait görseller; Resim 135: 8 numaralı konak Bodrum katı, numaralı konaklara ait merkezi doğalgaz ısıtma santrali 9. evin bodrum katına ait görseller; Resim 136: 9 numaralı konak Bodrum katı, depo, kullanılmayan (eskimiş) ısı merkezi, müşteri wc 129

130 Resim 137: Teknik servis girişi, girişi dışarıdan, konak bodrum katında Konukevi Topkapı Sarayı ile Ayasofya arasında uzanan sokağın, sonuncusu ve en yeni tarihli (1994) birimi, inişte sol köşede kalan, Konuk Evi Otelidir. Konukevinin konumlandığı alan, iki set halindedir. Otopark ve kömür deposu olarak kullanılan mezbele arsanın, moloz duvarları taş ile yenilenmiş, tarihi üslupta düzgün taş-tuğla karışımı duvarlar örülerek, buraya uygun bir görüntü kazandırılmış. Arsanın ortasında 2/5 oranında bir bölümünü yer altı sarnıcı kaplamaktadır. Sarnıç iki bölümdür. Önce arsaya doğrudan açılan 55 metrekarelik, iki sütunlu ve tonozlu özel ve süslü bir bölümü vardır. Prof. Freely bu mekanın Bizans kayıtlarında geçen bir ayazma olduğu kanısındadır. Sonra bunun da altında, fakat ayrı bir inişi merdiveniyle güneş ışığına açılan, üç adet bacası bulunan, bir dip mahzen bulunmaktadır. Bahçe zemininden 4,5 metre derinlikte, alttaki bu mekanın, kendi içinde iç hücreleri vardır. Dipteki bu mahzen bugün su deposu olarak kullanılmaktadır. Bahçe zeminine (alt terasa) açılan sütunlu medhal yeri ise bar yapıldı. Burası gece mumların parıldayacağı, antik üslupta bir içki-keyfi mekanı olmuş. Alt terasın kuzey-batı cephesine, temelsiz ve taş-cam karışımı, uzun bir salon oturtulmuştur. Mermer cephe, çevre duvarlarıyla, karşısındaki bu Roma sarnıcı arasında bir uyum sağlamak içindir. Ama içerisi, camın, yeşil kristal avizelerin, zümrüt renkli yapraklarla sarmaş-dolaş olduğu, çay ve sahleplerin, öğle vakti bütün büfe ürünlerinin gruplara sunulduğu mekan olmuştur. Resim 138: Konuk Evine komşu binanın yerindeki eski asıl ahşap konak Resim 139: Eski özgün ve ahşap konağın içten-dıştan iki kat daha çıkılarak betonlaştırılması lerde meydana getirilen, beton Otel. Görüldüğü gibi eğiktir. 130

131 Resim 140: Konuk Evine komşu binanın yanındaki parselin kullanımı. Üst teras otopark, alt teras kömür deposu Resim 141: Turing imarı başlarken, yenilenen duvar. Sağda Soğukçeşme Sokağı nın son binası yeni yüzü ile. Tam karşıya gelen beton yapı ise, sahibi olan Halk Bankası ndan satın alınarak, ahşap kaplanmış, panjurlar takılmış ve peyzaja kazandırılmış Resim 142: Yan parselin enkaz durumu. Roma mekanının (Ayazma) girişinin yer aldığı alt teras. Üst teras, otopark (arka planda). Soğukçeşme 1985/86 imarının biten ilk binaları görülür Resim 143: Konuk Evi nin yanındaki binanın (hippy oteli) arkadaki dar sokağa bakan cephesi Resim 144: Girişteki üst teras 131

132 Resim 145: Arka yüzü Konuk Evi bahçesine bakan, yokuş üstündeki yapı (Halk Bankası ndan satın alınan bina) Resim 146: Odalardan biri Resim 147: Bahçede alt sette bar yapılan Roma mekanı Resim 148: Otelin giriş holü (Konuk Evi) 1994 yılında tümü klimalı olan 12 konuk evi Osmanlı Tarzında dekore edilmiştir. Çok bozuk bir çimento binanın sökülüp, geçen yüzyıl fotoğraflarına göre buradaki konağın aynen yapılmasıyla oluşmuştur. Konak eşyası ile döşeli, tipik 10 odası ve 2 süiti, vardır metrekarelik geniş bahçe, iyi havalarda ağaçlı terasları, yağmurda ise mermer ve kristalden serası ile, yemek ve çay servislerine mekan olur. bahçe ortasında otantik bir Roma binası (ortası sütunlu taş ve tuğla örmeli küçük mekan, ayazma, 1500 yıllık olsa gerek) ise, bar olarak hazırlanmıştır. Restorasyon sırasında, Çelik Gülersoy'un binanın iç ölçüleri konusunda proje mimarından özel bir isteği olur; giriş katı tavanının yüksek tutulması. Bunun birden fazla sebebi vardır. Konuk Evi'nin içine koyulmak istenen bazı tarihi eserler, oldukça yüksek bir tavan gerektirmektedir. Abdülmecid'in poz verip yaptırdığı özgün bir portresi ve Erenköy'deki Reşat Paşa Konağı'ndan alınan 2 büyük boy aynası, giriş holüne Serasker Sarayı'ndan çıkma, az bulunur ve her bir kristal tanesi elmas gibi parlayan bir bacarat avizesi asılıp üst katın odaları da 19. y.y. konağı gibi döşenir. Konuklara binanın dış kapı anahtarı ile oda anahtarı birlikte verilir, misafir bir eve girer gibi girer. Sokakta yenilenmeyi bekleyen birkaç ahşap ev daha vardır. Ancak yıkılmadan korunarak yenilenmesi daha doğru olacaktır. 132

Teknikleri. yöntemlerin yani sıra, gereksinime göre restorasyon ilkelerinin elverdiği ölçüde çağdaş teknolojiden de yararlanılmaktadır.

Teknikleri. yöntemlerin yani sıra, gereksinime göre restorasyon ilkelerinin elverdiği ölçüde çağdaş teknolojiden de yararlanılmaktadır. Restorasyon Teknikleri Rölöve, restitüsyon önerileri ve restorasyon projesi çalışmalarına başlamadan önce her türlü belgeleme ve arşiv araştırmaları, tescillieserin ayrıntılı biçimde tanımlanmasına yardımcı

Detaylı

YAPILARDA HASAR SYON - RESTORASYON PROJE DÜZENLEME ESASLARI. Yapılarda Hasar Tespiti-I Ögr. Grv. Mustafa KAVAL AKÜ.Afyon MYO.Đnşaat Prog.

YAPILARDA HASAR SYON - RESTORASYON PROJE DÜZENLEME ESASLARI. Yapılarda Hasar Tespiti-I Ögr. Grv. Mustafa KAVAL AKÜ.Afyon MYO.Đnşaat Prog. YAPILARDA HASAR TESBĐTĐ-I 3. RÖLEVE RESTĐTÜSYON SYON - RESTORASYON PROJE DÜZENLEME ESASLARI RÖLEVE RESTĐTÜSYON SYON - RESTORASYON PROJE DÜZENLEME D ESASLARI: (Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Gruplandırılması,

Detaylı

13/03/2012 tarih ve 28232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

13/03/2012 tarih ve 28232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 13/03/2012 tarih ve 28232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. KORUNMASI GEREKLİ TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARININ VE SİTLERİN TESPİT VE TESCİLİ HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç,

Detaylı

SANAT TARİHİ SANAT TARİHİ NEDİR? Sanat Tarihi, geçmişte varlık göstermiş uygarlıkların ortaya koyduğu her tür taşınır ve taşınmaz maddi kültür varlıklarını inceleyen bir bilim dalıdır. Güzel Sanatlar ve

Detaylı

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR T.. KÜLTÜR VE TURİZM AKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI ÖLGE KURULU KARAR TOPLANTI TARİHİ VE NO : 30.01.20172 35.002/1 KARAR TARİHİ VE NO : 30.01.2011789 T ^ ' İZMİR İzmir İli, ııca İlçesi'nde

Detaylı

6.15 TURİZM. 6.15.1 Ana Konular

6.15 TURİZM. 6.15.1 Ana Konular 6.15 TURİZM 6.15 TURİZM 334 6.15 TURİZM Başkent Lefkoşa çeşitli dönemlere ait tarihi, mimari, ve kültürel değerler açısından oldukça zengindir. Ayrıca Başkent olması nedeniyle ülkenin yönetsel, iş ve alışveriş

Detaylı

YAPI İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÖRESEL MİMARİ ÖZELLİKLERE UYGUN TİP KONUT PROJESİ TRABZON-RİZE EVLERİ

YAPI İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ YÖRESEL MİMARİ ÖZELLİKLERE UYGUN TİP KONUT PROJESİ TRABZON-RİZE EVLERİ YÖRESEL MİMARİ ÖZELLİKLERE UYGUN TİP KONUT PROJESİ TRABZON-RİZE EVLERİ Trabzon ve Rize, doğu Karadeniz'de topografya, iklim ve doğal çevre koşullarının hemen tümünü içeren bir ilimizdir. doğu Karadeniz

Detaylı

Yapıblok İle Akustik Duvar Uygulamaları: Digiturk & TV8

Yapıblok İle Akustik Duvar Uygulamaları: Digiturk & TV8 Yapıblok İle Akustik Duvar Uygulamaları: Digiturk & TV8 Ümit ÖZKAN 1, Ayşe DEMİRTAŞ 2 Giriş: Yapıblok, Yapı Merkezi Prefabrikasyon A.Ş. tarafından 1996 yılından beri endüstriyel üretim yöntemleri ile üretilen

Detaylı

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI UNESCO DÜNYA MİRASI ALANI İÇERİSİNDE YER ALAN ZEYREK BÖLGESİNDE 2419 ( 13,34,35,42,45,50,51,52,58,59,68 PARSELLER) NO'LU ADADA SİVİL MİMARLIK ÖRNEĞİ YAPILARIN RÖLÖVE, RESTİTÜSYON, RESTORASYON PROJELERİ

Detaylı

MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ YÖNETİMİ (PZL208U)

MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ YÖNETİMİ (PZL208U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ YÖNETİMİ (PZL208U)

Detaylı

MESLEK RESMİ DERSİ. Giriş Özet Yapı Bilgisi Mimari Tasarım Esasları ve Mimari Proje Örnekleri İncelemeleri. Hazırlayan. Öğr. Gör.

MESLEK RESMİ DERSİ. Giriş Özet Yapı Bilgisi Mimari Tasarım Esasları ve Mimari Proje Örnekleri İncelemeleri. Hazırlayan. Öğr. Gör. MESLEK RESMİ DERSİ Giriş Özet Yapı Bilgisi Mimari Tasarım Esasları ve Mimari Proje Örnekleri İncelemeleri Hazırlayan Öğr. Gör. Cahit GÜRER 26.02.2009-Afyonkarahisar YAPI Canlıların beslenmek ve barınmak

Detaylı

Hafif çelik yapı sisteminin raporu

Hafif çelik yapı sisteminin raporu Hafif çelik yapı sisteminin raporu Yapısal çeliğin inşaat sektöründe kullanımı, Avrupa'da özellikle İngiltere'de 18. yüzyıl sonlarında, ABD de 19. yy ortalarına doğru başlamıştır. 2. Dünya Savası nın ardından

Detaylı

Marka ya üyelik farklılık yaratır

Marka ya üyelik farklılık yaratır Marka ya üyelik farklılık yaratır bestwestern.com Best Western, dünyanın en büyük otel zincirine katılmanın avantajları. Best Western bağımsız kişiler tarafindan sahip olunan ve yönetilen bir otelciler

Detaylı

GELENEKSEL YAPILARIN RESTORASYONUNDA MALZEME, TEKNOLOJİ VE TEKNİKLERİN ARAŞTIRILMASI GELİŞTİRİLMESİ

GELENEKSEL YAPILARIN RESTORASYONUNDA MALZEME, TEKNOLOJİ VE TEKNİKLERİN ARAŞTIRILMASI GELİŞTİRİLMESİ GELENEKSEL YAPILARIN RESTORASYONUNDA MALZEME, TEKNOLOJİ VE TEKNİKLERİN ARAŞTIRILMASI GELİŞTİRİLMESİ Yrd. Doç. Dr. Mustafa YEĞİN Ç.Ü.Müh. Mim. Fak. Mimarlık Bölümü, ADANA, myegin@mail.cu.edu.tr ÖZET Tarihi

Detaylı

YAPILARIN SINIFLANDIRILMASI

YAPILARIN SINIFLANDIRILMASI YAPILARIN SINIFLANDIRILMASI Celal Bayar Üniversitesi Turgutlu Meslek Yüksekokulu İnşaat Bölümü Öğretim Görevlisi Tekin TEZCAN İnşaat Yüksek Mühendisi YAPI Canlıların beslenme ve barınma gibi doğal ihtiyaçlarını

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

(11 Ocak 1995 tarihinde Bakanlık vekillerinin 525inci toplantısında Bakanlar Komitesince kabul edilmiştir)

(11 Ocak 1995 tarihinde Bakanlık vekillerinin 525inci toplantısında Bakanlar Komitesince kabul edilmiştir) Mimari Mirasa Ait Tarihi Anıt ve Binalarla İlgili Belgeleme Metod ve Sistemlerini Düzenlemekle Görevli Üye Ülke Bakanlarından Oluşan Komitede Alınan Tavsiye Kararı No. R(95)3, (COE 1995) Recommendation

Detaylı

Turistik Ürün, Turistik Ürün Çeşitlendirmesi ve Alternatif Turizm 1.Hafta Öğr. Gör. Özer Yılmaz

Turistik Ürün, Turistik Ürün Çeşitlendirmesi ve Alternatif Turizm 1.Hafta Öğr. Gör. Özer Yılmaz Turistik Ürün, Turistik Ürün Çeşitlendirmesi ve Alternatif Turizm 1.Hafta Öğr. Gör. Özer Yılmaz Turistik Ürün; turistin seyahati boyunca yararlandığı konaklama, yeme-içme, ulaştırma, eğlence ve diğer birçok

Detaylı

RESTORASYON RAPORU SEDES MİMARLIK

RESTORASYON RAPORU SEDES MİMARLIK KINALIADA 46 ADA 10 PARSEL SİVİL MİMARLIK ÖRNEĞİ TESCİLLİ YAPI RESTORASYON RAPORU SEDES MİMARLIK KINALI ADA AHŞAP ESKİ ESER RESTORASYON RAPORU İLİ : İstanbul İLÇESİ : Adalar MAHALLESİ : Kınalı Ada CADDESİ

Detaylı

İçinde hareket edilen, günlük aktivitelere sahne olan, insanı çevresinden yalıtan, sınırlandırılmış ve algılanabilir özel ortam.

İçinde hareket edilen, günlük aktivitelere sahne olan, insanı çevresinden yalıtan, sınırlandırılmış ve algılanabilir özel ortam. MİMARİ ÇEVREDE FORM VE MEKAN KAVRAMLARI MEKAN İnsanın içinde eylemlerini yerine getirdiği, onu saran ve ait olma duygusu yaratan, yatay ve düşey elemanlarla sınırlandırılmış üç boyutlu düzenlemeler. İçinde

Detaylı

EDİRNE DEKÎ ESKÎ ESER ONARIM ÇALIŞMALARI

EDİRNE DEKÎ ESKÎ ESER ONARIM ÇALIŞMALARI EDİRNE DEKÎ ESKÎ ESER ONARIM ÇALIŞMALARI N.Cansen KIUÇÇOTE Rest.Uzm.Y.Mimar ayın Konuklar, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Eski Eser Onarım çalışmaları içerisinde Edime İlinde oldukça kapsamlı restorasyonlara

Detaylı

yapıda uzman eller www.hilaryapi.com

yapıda uzman eller www.hilaryapi.com MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ PREFABRİK YAPILAR PEYZAJ VE ÇEVRE DÜZENLEME CEPHE KAPLAMA ZEMİN DÖŞEME VE YER KAPLAMA ÇATI KAPLAMA İZOLASYON VE YALITIM DEKORASYON İŞLERİ EMLAK MÜŞAVİRLĞİ 0312 5661166 0544 Turgut

Detaylı

KARPA & VENA ORTAK GIRIŞIMI

KARPA & VENA ORTAK GIRIŞIMI KARPA & VENA ORTAK GIRIŞIMI yılların birikimi tek bir çatı altında KARPA & VENA YAPI ORTAK GİRİŞİMİ hakkımızda İnşaat sektöründe 20 yılı aşkın süredir geniş bir yelpazede hizmet veren KARPA YAPI VE VENA

Detaylı

HASAR TÜRLERİ, MÜDAHALEDE GÜVENLİK VE ÖNCELİKLER

HASAR TÜRLERİ, MÜDAHALEDE GÜVENLİK VE ÖNCELİKLER HASAR TÜRLERİ, MÜDAHALEDE GÜVENLİK VE ÖNCELİKLER Yapım amacına göre bina sınıflandırması Meskenler-konutlar :Ev,apartman ve villalar Konaklama Binaları: Otel,motel,kamp ve mokamplar Kültür Binaları: Okullar,müzeler,kütüphaneler

Detaylı

ESKİ VE YENİ KONUTLARIN KARŞILAŞTIRILMASI: BURDUR ÖRNEĞİ

ESKİ VE YENİ KONUTLARIN KARŞILAŞTIRILMASI: BURDUR ÖRNEĞİ 1314 I.BURDUR SEMPOZYUMU ESKİ VE YENİ KONUTLARIN KARŞILAŞTIRILMASI: BURDUR ÖRNEĞİ Feyza SEZGİN * ÖZET Konut, uygarlığın başından beri insanın en temel gereksinimlerinin gerçekleştirildiği mekândır. Bu

Detaylı

ZEMİN KAT: 1. NORMAL KAT: 2. NORMAL KAT: ÇATI KATI: ÇATI ARASI KATI: 230 ADA 22 PARSEL :

ZEMİN KAT: 1. NORMAL KAT: 2. NORMAL KAT: ÇATI KATI: ÇATI ARASI KATI: 230 ADA 22 PARSEL : AHMET AFİF PAŞA YALISI 1 230 ADA 21 PARSEL EK-1 Ahmet Afif Paşa Yalısı, Boğaziçi İstinye Koyu nun yakınında, Köybaşı Caddesine 25 m, Boğaz a 40 m cepheli 2.248,28 m² yüzölçümlü arsa üzerinde 1910 yılında

Detaylı

YAPININ TANIMI VE SINIFLANDIRILMASI

YAPININ TANIMI VE SINIFLANDIRILMASI YAPININ TANIMI VE SINIFLANDIRILMASI İnsanlar ihtiyaçlarına bağlı olarak çevreyi değiştirerek daha rahat yaşayabilmeleri için yeni bir çevre meydana getiriler. Bunlar yapıyı oluşturur. İnsanların ihtiyaçlarını

Detaylı

Sağlık Hizmetlerinde Pazarlamaya Neden İhtiyaç Duyulmaktadır?

Sağlık Hizmetlerinde Pazarlamaya Neden İhtiyaç Duyulmaktadır? Sağlık Hizmetlerinde Pazarlamaya Neden İhtiyaç Duyulmaktadır? Alvin Toffler in endüstrinin gelişmesi yaklaşımı Pazarlama nedir? Kullanımı neden önemlidir? Pazarlama olanaklarının kullanımı, eğitim ve geliştirme

Detaylı

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü lisans programında yer alan Arch 471 - Analysis of Historic Buildings dersi kapsamında Düzce nin Konuralp Belediyesi ne 8-14 Ekim 2012 tarihleri

Detaylı

7. Ulusal Çatı & Cephe Sempozyumu 3-4 Nisan 2014 Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş - İstanbul

7. Ulusal Çatı & Cephe Sempozyumu 3-4 Nisan 2014 Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş - İstanbul CEPHE KAPLAMA TUĞLASININ KULLANIM PERFORMANSI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Doç. Dr. Emrah GÖKALTUN 1 Konu Başlık No: 2 Çatı ve Cephe Sistemlerinin Performansları ÖZET İnsan, doğaya müdahale edip, çevresini

Detaylı

Helena Center Helena Wood Art. Elegance of The Wood

Helena Center Helena Wood Art. Elegance of The Wood Helena Center Helena Wood Art Elegance of The Wood HELENA WOOD ART. 1993 yılında sedef ve ahşap el sanatları sektörüne hizmet etmek üzere kurulmuştur. Türk el sanatlarının güzel sedef işlemelerinin en

Detaylı

İL: Mersin İLÇE: Tarsus KÖY/MAH.: Sofular SOKAK: 37 ve 42. Sokaklar

İL: Mersin İLÇE: Tarsus KÖY/MAH.: Sofular SOKAK: 37 ve 42. Sokaklar K - 60 - İL: Mersin İLÇE: Tarsus KÖY/MAH.: Sofular SOKAK: 37 ve 42. Sokaklar - 61 - K BİLGİ FÖYÜ: BULUNDUĞU YER İL İLÇE MAHALLE SOKAK MÜLKİYET : Mersin : Tarsus : Sofular : 37 ve 42. Sokaklar : Hazine

Detaylı

Birinci Bölüm: Yatırım ve Proje Kavramları Turizm Yatırımlarının Türleri

Birinci Bölüm: Yatırım ve Proje Kavramları Turizm Yatırımlarının Türleri Birinci Bölüm: Yatırım ve Proje Kavramları Turizm Yatırımlarının Türleri Y. Doç. Dr. Şevki ULAMA 1 Yatırım: Şans oyunları oynamak Eldeki fonları uzun bir süre kullanmak Fonların yatırıldığı ve kullanıldığı

Detaylı

Cami Mimarisi Üzerine Fikir Yarışması

Cami Mimarisi Üzerine Fikir Yarışması Cami Mimarisi Üzerine Fikir Yarışması İhtiyaç duyulan büyük bir boşluktur, ışığa ihtiyaç duyan büyük bir boşluk, çok uzun zamandır unutulmaya yüz tutmuş olan da budur. Yapılmak istenen ihtiyaç duyulan

Detaylı

1935 ten bugüne... Sektörde kendi öz sermaye ve güçlü finans destekleri ile Kayseri de üst düzey ve saygın şirketler arasında yerini almıştır.

1935 ten bugüne... Sektörde kendi öz sermaye ve güçlü finans destekleri ile Kayseri de üst düzey ve saygın şirketler arasında yerini almıştır. 15 ten bugüne... Dandin İnşaat 15 yılından bugüne Kayseri ve civarında sektöründe. kuşak inşaat firması olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Firmamız; konut, alt yapı ve üst yapı konularında yüzlerce

Detaylı

H+Bredgatan H+ BREDGATAN KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ. Erik Giudice Architects sunar. Helsingborg, İsveç

H+Bredgatan H+ BREDGATAN KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ. Erik Giudice Architects sunar. Helsingborg, İsveç Görseller: EGA H+ BREDGATAN KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ Helsingborg, İsveç İsveç in en iddialı planlama ve kentsel dönüşüm projelerinden biri olan H+ projesi, Helsingborg kentinin güney kısımlarının mavi-yeşil

Detaylı

Cepheler için silikon reçine emülsiyon boyalar. Sürekli ve uzun vadeli koruma

Cepheler için silikon reçine emülsiyon boyalar. Sürekli ve uzun vadeli koruma Cepheler için silikon reçine emülsiyon boyalar Sürekli ve uzun vadeli koruma Cepheler için modern Ağ 2 Silikon reçine emülsiyon boyalar duvarları hem Bu ağ yapısı, yağmur ve sprey suyu, kar ıslaklığı ve

Detaylı

İÇ MİMARLIK ANABİLİM / ANASANAT DALI

İÇ MİMARLIK ANABİLİM / ANASANAT DALI İÇ MİMARLIK ANABİLİM / ANASANAT DALI ANABİLİM / ANASANAT DALI BAŞKANI: Doç. Dr. İpek FİTOZ İÇ MİMARLIK SANATTA YETERLİK PROGRAMI Program Sorumlusu: Yrd.Doç. Cem DOĞAN Tel: 0 212 252 16 00 / 269 Üniversitemiz

Detaylı

Mühendislik. www.sksmuhendislik.com.tr

Mühendislik. www.sksmuhendislik.com.tr Mühendislik 2015 HAKKIMIZDA Firmamız SKS MÜHENDİSLİK tavan sistemleri, duvar kaplama ve zemin döşeme sistemleri,izalasyon malzemeleri,alüminyum doğrama ve pvc doğrama olmak üzere 4 ana grupta 40 ayrı

Detaylı

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,.. j ~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..!r islam MiMARi MiRASINI KORUMA KONFERANSI THE CONFERENCE ON THE PRESERVATı"ON OF AACHITECTURAL HEAITAGE OF ISLAMIC CITIES 22-26/4/1985 ISTANBUL ~"":"'.;.-;.:.

Detaylı

TEKİRDAĞ- MALKARA. G-17-b-13-b PAFTA. Kültür Merkezi Alanı Oluşturulması ve Yeşil Alan Yer Değişikliği NAZIM İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKLAMA RAPORU

TEKİRDAĞ- MALKARA. G-17-b-13-b PAFTA. Kültür Merkezi Alanı Oluşturulması ve Yeşil Alan Yer Değişikliği NAZIM İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKLAMA RAPORU TEKİRDAĞ- MALKARA G-17-b-13-b PAFTA Kültür Merkezi Alanı Oluşturulması ve Yeşil Alan Yer Değişikliği NAZIM İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ AÇIKLAMA RAPORU 1. PLANLAMA ALANININ GENEL TANIMI İlçemiz Yenimahalle,

Detaylı

ÇATI KONSTRÜKSİYONLARINDA GAZBETON UYGULAMALARI Doç.Dr.Oğuz Cem Çelik İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Statiği ve Betonarme Birimi

ÇATI KONSTRÜKSİYONLARINDA GAZBETON UYGULAMALARI Doç.Dr.Oğuz Cem Çelik İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Statiği ve Betonarme Birimi ÇATI KONSTRÜKSİYONLARINDA GAZBETON UYGULAMALARI Doç.Dr.Oğuz Cem Çelik İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Statiği ve Betonarme Birimi ÖZET Donatılı gazbeton çatı panellerinin çeşitli çatı taşıyıcı sistemlerinde

Detaylı

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz.

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz. Karahanlılar Dönemine ait Kalyan Minaresi (Buhara) Selçuklular Döneminden kalma bir seramik tabak Selçuklulara ait "Varka ve Gülşah adlı minyatür Türkiye Selçuklu halısı, XIII. yüzyıl İlk dönemlere Türk

Detaylı

AKROPOLİS de ONARIM YÖNTEMLERİ Eylül-2011

AKROPOLİS de ONARIM YÖNTEMLERİ Eylül-2011 Bilgi Paylaştıkça Değerlenir AKROPOLİS de ONARIM YÖNTEMLERİ Eylül-2011 Tarihi eserlerin onarım ve güçlendirmesi ile ilgili önemli bilgi ve tecrübe birikimine sahip olan ACIBADEM Restorasyon Mimarlık İnşaat

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

Sürdürülebilir Kırsal Planlamada Doğa Turizmi ve Yerellik

Sürdürülebilir Kırsal Planlamada Doğa Turizmi ve Yerellik Sürdürülebilir Kırsal Planlamada Doğa Turizmi ve Yerellik Yrd.Doç.Dr. Gül GÜNEŞ Atılım Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Turizm ve Otel İşletmeciliği Bölümü İşletme Fakültesi ggunes@atilim.edu.tr

Detaylı

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,.. j ~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..!r islam MiMARi MiRASINI KORUMA KONFERANSI THE CONFERENCE ON THE PRESERVATı"ON OF AACHITECTURAL HEAITAGE OF ISLAMIC CITIES 22-26/4/1985 ISTANBUL ~"":"'.;.-;.:.

Detaylı

İÇİNDEKİLER. ÖZET..i. İÇİNDEKİLER...ii. ŞEKİLLERİN LİSTESİ...iv. TABLOLARIN LİSTESİ.. vi. ÖNSÖZ...vii

İÇİNDEKİLER. ÖZET..i. İÇİNDEKİLER...ii. ŞEKİLLERİN LİSTESİ...iv. TABLOLARIN LİSTESİ.. vi. ÖNSÖZ...vii ÖZET Ahşap konstrüksiyonlu gezi tekneleri ve yatların iç mekan tasarımı isimli çalışmanın konusu,kısıtlı ve dar hacimlere sahip, 30 metre boyutlarının altındaki gezi teknelerinin iç mekan biçimlenmesiyle

Detaylı

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 461 ADA, 6 PARSEL RÖLÖVE AÇIKLAMA RAPORU İLE İLİŞKİLİ FOTOĞRAF VE GÖRSELLER

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 461 ADA, 6 PARSEL RÖLÖVE AÇIKLAMA RAPORU İLE İLİŞKİLİ FOTOĞRAF VE GÖRSELLER SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 461 ADA, 6 PARSEL RÖLÖVE AÇIKLAMA RAPORU İLE İLİŞKİLİ FOTOĞRAF VE GÖRSELLER TARİHİ YAPININ FOTOĞRAFI Foto no: F01 BÖLGEYE AİT TARİHİ PERVİTİTCH HARİTASI TESCİLLİ YAPI

Detaylı

9.2. Örnek ÇED Raporları. 9.2.1. Sultanahmet Four Seasons Oteli. Sayın Meslektaşımız,

9.2. Örnek ÇED Raporları. 9.2.1. Sultanahmet Four Seasons Oteli. Sayın Meslektaşımız, 9.2. Örnek ÇED Raporları 9.2.1. Sultanahmet Four Seasons Oteli Sayın Meslektaşımız, İstanbul, 1. derece arkeolojik sit alanında yer alan ve 1985 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınarak, bilimsel

Detaylı

Durusu Park Çatı Strüktürü. Yapısal Lamine Ahşap...

Durusu Park Çatı Strüktürü. Yapısal Lamine Ahşap... Durusu Park Çatı Strüktürü Yapısal Lamine Ahşap... Ahşap Kubbe - Türkmenistan Tarihi Eser - Sultantepe, Üsküdar Yapısal Lamine Ahşap Yüksek teknoloji ürünü Yapısal lamine ahşap, büyük budaklar, reçine

Detaylı

FİRMA TANITIM. Bünyemizde bulunan ekiplerle beraber verdiğimiz hizmet inşaat nitelikleri ve inşaat kalemleri aşağıdaki gibidir.

FİRMA TANITIM. Bünyemizde bulunan ekiplerle beraber verdiğimiz hizmet inşaat nitelikleri ve inşaat kalemleri aşağıdaki gibidir. FİRMA TANITIM Kuruluşundan itibaren doğru işi zamanında teslim etme anlayışı başarı odaklı yaklaşımıyla sektörün yetkin şirketlerinden biri haline gelmiştir. Şirket politikası gereği yalnız inşaat sektöründe

Detaylı

9.2.12. Beşiktaş Residence Tower 11.11.2008 / 28.10.14185. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi

9.2.12. Beşiktaş Residence Tower 11.11.2008 / 28.10.14185. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 9.2.12. Beşiktaş Residence Tower 11.11.2008 / 28.10.14185 Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Mesleki Denetimde Çevresel Etki Değerlendirmesi Çekince Raporu Projenin adı: Residence Tower Müellifi:

Detaylı

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE MAHALLESİ PAFTA NO:131 562 ADA 11 PARSEL Küçük Dolap Sokak Kapı No:2 MEVCUT DURUM: Süleymaniye yenileme

Detaylı

ARKEOLOG TANIM A- GÖREVLER

ARKEOLOG TANIM A- GÖREVLER TANIM İnsanın dünya üzerinde görülmesinden ortaçağa kadar geçen süreç içinde insana ilişkin her türlü kalıntı ve buluntuyu, doğal çevre ile insan arasındaki ilişkileri, yüzey, sualtı araştırmaları ve kazılarla

Detaylı

MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar

MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar Bu kitabın sahibi:... Tüm zamanların insanları, bütün dünyada, her zaman içinde yaşadıkları ve barındıkları bir yaşam alanına, bir eve ihtiyaç duymuşlardır. Öncelikle, mimari,

Detaylı

MUĞLA-BODRUM-MERKEZ ESKİÇEŞME MAHALLESİ-BARDAKÇI MEVKİİ 9 PAFTA 14 ADA 70 ve 90 PARSELLER KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ PLAN AÇIKLAMA RAPORU

MUĞLA-BODRUM-MERKEZ ESKİÇEŞME MAHALLESİ-BARDAKÇI MEVKİİ 9 PAFTA 14 ADA 70 ve 90 PARSELLER KORUMA AMAÇLI İMAR PLANI DEĞİŞİKLİĞİ PLAN AÇIKLAMA RAPORU İÇİNDEKİLER TABLOSU 1. PLANLAMA ALANININ TANIMI... 1 2. MEVCUT PLAN DURUMU... 2 3. PLANLAMA GEREKÇESİ-PLANLAMA KARARLARI... 5 4. EKLER... 9 i 1. PLANLAMA ALANININ TANIMI Plan değişikliği yapılan alan;

Detaylı

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015 Sayın YÖK Başkanı, Üniversitelerimizin Saygıdeğer Rektörleri, Kıymetli Bürokratlar ve Değerli Konuklar, Kalkınma Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan Yükseköğretimin Uluslararasılaşması Çerçevesinde

Detaylı

Hakkımızda LAVİSER olarak 2003 yılında; gayrimenkul, dekorasyon, mobilya ve tadilat sektöründe ilk adımı attık. 2014 yılında bünyemize kattığımız Laviser markamızla dekorasyon sektöründe inovatif düşünce

Detaylı

Bitkilerle Alan Oluşturma -1

Bitkilerle Alan Oluşturma -1 Bitkilerle Alan Oluşturma -1 Peyzaj Mekanlarının 3 Temel Elemanı Yüzey Zemin Düzlemi: Mekanın tabanını oluşturur. Mekanın diğer elemanları bu tabanın üzerinde yer alır.örneğin üstünde hiçbir bitki veya

Detaylı

Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik

Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik Resmi Gazete Tarihi: 11.06.2005 Resmi Gazete Sayısı: 25842 BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç

Detaylı

GAZBETONLU. HAFİF ÇELiK YAPI. SiSTEMLERİ

GAZBETONLU. HAFİF ÇELiK YAPI. SiSTEMLERİ GAZBETONLU HAFİF ÇELiK YAPI SiSTEMLERİ Patentli Sistemimiz PACKET Gazbetonlu ÇELİK YAPI MESKEN Çelik Yapı nın kendine ait patentli yapı sistemi olan PACKET, çelik yapının bildiğiniz tüm avantajlarından

Detaylı

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI UNESCO DÜNYA MİRASI ALANI İÇERİSİNDE YER ALAN ZEYREK BÖLGESİNDE 2419 ( 13,34,35,42,45,50,51,52,58,59,68 PARSELLER) NO'LU ADADA SİVİL MİMARLIK ÖRNEĞİ YAPILARIN RÖLÖVE, RESTİTÜSYON, RESTORASYON PROJELERİ

Detaylı

BOMONTİ TURİZM MERKEZİ

BOMONTİ TURİZM MERKEZİ BOMONTİ TURİZM MERKEZİ K - 32 - BOMONTİ TURİZM MERKEZİ - 33 - BOMONTİ TURİZM MERKEZİ - 34 - BOMONTİ TURİZM MERKEZİ - 35 - BOMONTİ TURİZM MERKEZİ - 36 - BİLGİ FÖYÜ: BULUNDUĞU YER BOMONTİ TURİZM MERKEZİ

Detaylı

HAKKIMIZDA. Çalışmak bizden rahat ve huzur içinde yaşamak sizden ŞİRKETLER GRUBU İŞTİRAKİDİR

HAKKIMIZDA. Çalışmak bizden rahat ve huzur içinde yaşamak sizden ŞİRKETLER GRUBU İŞTİRAKİDİR HAKKIMIZDA Mimari özgünlüğün, teknoloji ve mühendislikle birlikte önem kazanacağına inanan Gama Grup un inşaat sektöründeki deneyimleri, bu kez de STUDİO GARDEN projesiyle hayat bulmaktadır. Rahat ve huzur

Detaylı

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Oğuz Gündoğdu ACİL DURUMLAR PANELİ KalDer Bursa Şubesi Çevre ve İş Güvenliği Kalite Uzmanlık Grubu 27 Mayıs 2015 Ülkemizde çağdaş anlamda Afet Yönetimi

Detaylı

UNESCO Dünya Mirası. http://whc.unesco.org/en/list/

UNESCO Dünya Mirası. http://whc.unesco.org/en/list/ UNESCO Dünya Mirası UNESCO Dünya Miras Listesi, Dünya Miras Komitesi nin üstün evrensel değere sahip olduğunu onayladığı kültürel, doğal ve karma miras alanlarını içermektedir. 802 si kültürel, 197 si

Detaylı

TÜRKİYE DE KORUMA VE YENİLEME UYGULAMALARI

TÜRKİYE DE KORUMA VE YENİLEME UYGULAMALARI TÜRKİYE DE KORUMA VE YENİLEME UYGULAMALARI YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK FAKÜLTESİ ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA BÖLÜMÜ ŞEHİR YENİLEME KORUMA DERSİ Doç. Dr. İclal Dinçer TARİHİ KENT DOKUSUNUN DÖNÜŞÜM BASKISI

Detaylı

Doğal Afetler ve Kent Planlama

Doğal Afetler ve Kent Planlama Doğal Afetler ve Kent Planlama Yer Bilimleri ilişkisi TMMOB Şehir Plancıları Odası GİRİŞ Tsunami Türkiye tektonik oluşumu, jeolojik yapısı, topografyası, meteorolojik özellikleri nedeniyle afet tehlike

Detaylı

Gelecek nesilleri yeşille buluşturuyoruz.

Gelecek nesilleri yeşille buluşturuyoruz. Gelecek nesilleri yeşille buluşturuyoruz. Misyonumuz Dört mevsimin yaşandığı, iklim, toprak, ekolojik zenginlikler bakımından bereketli olan ülkemizde; üstlendiğimiz projelerin müşteri memnuniyeti açısından

Detaylı

MOBİLYANIN YENİ ADRESİ ŞEHRİN ÇEKİM MERKEZİNDE...

MOBİLYANIN YENİ ADRESİ ŞEHRİN ÇEKİM MERKEZİNDE... 4 5 MOBİLYANIN YENİ ADRESİ ŞEHRİN ÇEKİM MERKEZİNDE... KONSEPT 4 İHRACAT DESTEĞİ 10 TASARIM 12 MİMARİ KONSEPT 14 KONUM 18 HAKKIMIZDA 19 İLETİŞİM 20 6 7 KONSEPT MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN YENİ ÇEKİM MERKEZİ! Türkiye

Detaylı

İstanbul Otellerinin 360 Derece Değerlendirmesi

İstanbul Otellerinin 360 Derece Değerlendirmesi İstanbul Otellerinin 360 Derece Değerlendirmesi Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü Burçin Hatipoğlu Maria Dolores Alvarez Kıvanç İnelmen Dilek Ünalan Değerlendirme... İnsan Kaynağına Yatırım

Detaylı

1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ. Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü

1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ. Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü 1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü Yüksek Mimar Orhan Ersan tarafından tasarlanmış olan Balıkesir

Detaylı

1. ULUSLARARASI ÇELİK ZİRVESİ SUNUMU

1. ULUSLARARASI ÇELİK ZİRVESİ SUNUMU 1. ULUSLARARASI ÇELİK ZİRVESİ SUNUMU Hazırlayan Akşan Grup Şirketler Yönetim Kurulu Başkanı Melih ŞİMŞEK İnşaat Mühendisi 2.000.000 m 2 lik tecrübesi ve Akkon çelik fabrikasında yıllık 25.000 ton üretim

Detaylı

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Toplantı Tarihi ve No : 17.04.2015-128 Karar Tarihi ve No : 17.04.2015-2746 Toplantı Yeri: AKSARAY Aksaray İli, Güzelyurt İlçesi, I.,II.,III.Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Ihlara Vadisi sit sınırlarına

Detaylı

ONAY A.Ş DURUKENT DURUKENT

ONAY A.Ş DURUKENT DURUKENT DURUKENT insan odaklı tasarım... Niğde nin en güzel bölgelerinde markalı lüks konut projeleri gerçekleştiren ONAY A.Ş., yeni bir proje DURUKENT i sizlere sunmanın kıvancını yaşıyor. Yaptığımız her iş

Detaylı

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ Özgür ZEYDAN Öğr. Gör. Dr. Kasım 2014 Ankara Sunum Planı Önceki bildirimlerde Turizm bölümleri İklim Değişikliği

Detaylı

Üç Şerefeli Camii. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Üç Şerefeli Camii. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Üç Şerefeli Camii Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Üç Şerefeli Cami......................... 4 0.1.1 Osmanlı Mimarisinde Çığır Açan İlklerin Buluştuğu Cami............................

Detaylı

. TAŞIYICI SİSTEMLER Çerçeve Perde-çerçeve (boşluklu perde) Perde (boşluksuz perde) Tüp Iç içe tüp Kafes tüp Modüler tüp

. TAŞIYICI SİSTEMLER Çerçeve Perde-çerçeve (boşluklu perde) Perde (boşluksuz perde) Tüp Iç içe tüp Kafes tüp Modüler tüp 1 . TAŞIYICI SİSTEMLER Çerçeve Perde-çerçeve (boşluklu perde) Perde (boşluksuz perde) Tüp Iç içe tüp Kafes tüp Modüler tüp 2 Başlıca Taşıyıcı Yapı Elemanları Döşeme, kiriş, kolon, perde, temel 3 Çerçeve

Detaylı

ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ

ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ ÇEVRENİN GENÇ SÖZCÜLERİ KENTSEL DÖNÜŞÜM Öğrencinin adı- soyadı: ERDEM EGE MARAŞLI Proje Danışmanı: MÜGE SİREK Bahçeşehir - İSTANBUL Kentsel Dönüşüm Son günlerde haberlerde gazetelerde çok fazla rastladığımız

Detaylı

BİLECİKTE YATIRIMIN DOĞRU ADRESİ KAYI PLAZA. www.kayiplaza.com

BİLECİKTE YATIRIMIN DOĞRU ADRESİ KAYI PLAZA. www.kayiplaza.com BİLECİKTE YATIRIMIN DOĞRU ADRESİ KAYI PLAZA www.kayiplaza.com BİLECİKTE YATIRIMIN DOĞRU ADRESİ www.kayiplaza.com BURÇEV İnşaat Bilecik te yatırımınıza değer katıyor... Bilecik te Bilecik marka şehir oluyor,

Detaylı

CEPHE KAPLAMA MALZEMESİ OLARAK AHŞAPTA ORTAM NEMİNİN ETKİSİ

CEPHE KAPLAMA MALZEMESİ OLARAK AHŞAPTA ORTAM NEMİNİN ETKİSİ CEPHE KAPLAMA MALZEMESİ OLARAK AHŞAPTA ORTAM NEMİNİN ETKİSİ Öğr. Gör. Hakan ÜNALAN (Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu) Yrd. Doç. Dr. Emrah GÖKALTUN (Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü)

Detaylı

HACIBAYRAM MEYDANI. Resim 1. Hacıbayram Meydanı düzenleme öncesi Kale'ye bakış(1984 / Fotoğraf M.Tunçer)

HACIBAYRAM MEYDANI. Resim 1. Hacıbayram Meydanı düzenleme öncesi Kale'ye bakış(1984 / Fotoğraf M.Tunçer) HACIBAYRAM MEYDANI Resim 1. Hacıbayram Meydanı düzenleme öncesi Kale'ye bakış(1984 / Fotoğraf M.Tunçer) Türkiye kentlerinin meydan açısından çok farklı ve bir bakıma batı kültürü etkisinde biçimlenen meydanlardan

Detaylı

Geleneksel Ahşap Yapıların Özgün Çatı ve Cephe Detaylarının Bursa Görükle Köyü Örneklerinde İncelenmesi

Geleneksel Ahşap Yapıların Özgün Çatı ve Cephe Detaylarının Bursa Görükle Köyü Örneklerinde İncelenmesi Geleneksel Ahşap Yapıların Özgün Çatı ve Cephe Detaylarının Bursa Görükle Köyü Örneklerinde İncelenmesi Özlem KÖPRÜLÜ BAĞBANCI 1 M.Bilal BAĞBANCI 2 Elif ACAR BİLGİN 3 Konu Başlık No: 8 Tarihi Yapılarda

Detaylı

Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik

Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik (Resmi Gazete Tarihi: 10.12.1987 Resmi Gazete Sayısı: 19660) BİRİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler Amaç ve kapsam

Detaylı

SULTANBEYLİ NİN YENİ CAZİBE MERKEZİYLE TANIŞMAYA, HAYATINIZI DAHA KONFORLU YAPMAYA, HAYALLERİNİZİ YAŞAMAYA HAZIR MISINIZ?

SULTANBEYLİ NİN YENİ CAZİBE MERKEZİYLE TANIŞMAYA, HAYATINIZI DAHA KONFORLU YAPMAYA, HAYALLERİNİZİ YAŞAMAYA HAZIR MISINIZ? SULTANBEYLİ NİN YENİ CAZİBE MERKEZİYLE TANIŞMAYA, HAYATINIZI DAHA KONFORLU YAPMAYA, HAYALLERİNİZİ YAŞAMAYA HAZIR MISINIZ? TÜM BEKLENTİLERİNİZE EN İYİ YANITLARI BULACAĞINIZ PROJE, SULTANBEYLİ EMLAK KONUTLARI;

Detaylı

YAPI FUARI TURKEYBUILD İSTANBUL FUARI ZİYARET ORGANİZASYONU SONUÇLARI

YAPI FUARI TURKEYBUILD İSTANBUL FUARI ZİYARET ORGANİZASYONU SONUÇLARI YAPI FUARI TURKEYBUILD İSTANBUL FUARI ZİYARET ORGANİZASYONU SONUÇLARI Övgü PINAR-Nurel KILIÇ Yapı fuarları; mal ve hizmet üreten kuruluşlar ile yine bu sektörde çalışan yöneticiler, mimarlar, mühendisler,

Detaylı

BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU

BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU Prof. Dr. Kadir PEKTAŞ* Muğla İli, Milas İlçesi, Beçin Kalesi nde 20.05.2013 tarihinde başlatılan kazı çalışmaları 24.12.2013 tarihinde tamamlanmıştır. Kazı

Detaylı

BURSA DA İLK 250 ŞİRKET VE İSTİHDAM

BURSA DA İLK 250 ŞİRKET VE İSTİHDAM BURSA DA İLK 250 ŞİRKET VE İSTİHDAM Prof. Dr. Yusuf ALPER 1. GENEL OLARAK İSTİHDAM Ekonomik faaliyetin toplumsal açıdan en önemli ve anlamlı sonuçlarından birini, yarattığı istihdam kapasitesi oluşturur.

Detaylı

Tarihi Mekan... Çağdaş Konfor...

Tarihi Mekan... Çağdaş Konfor... Tarihi Mekan... Çağdaş Konfor... www.ipekyolubutikhotel.com GRY TURİZM TİCARET LTD. ŞTİ. Kayhan Mah. Cumhuriyet Cad. Batpazarı Sok. No: A-12 ( Eskişehirhan ) Osmangazi - BURSA T.: 0224 222 50 09 - F.:

Detaylı

İZMİR. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, 8500 yıllık tarihi ve kültürel zenginliği ile Ege de parlayan bir inci tanesi...

İZMİR. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, 8500 yıllık tarihi ve kültürel zenginliği ile Ege de parlayan bir inci tanesi... İZMİR Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, 8500 yıllık tarihi ve kültürel zenginliği ile Ege de parlayan bir inci tanesi... ÇEŞME Antik çağlardan günümüze uzanan eşsiz tarihi, sakin ve huzurlu yapısı,

Detaylı

İMREN HAN OTEL & KONAKLARI

İMREN HAN OTEL & KONAKLARI İMREN HAN OTEL & KONAKLARI KATEGORİ ADRES Özel Konaklama Tesisi KONAKLAMA ŞEKLİ Yeni Mecidiye Mahallesi 1039 Sokak No:26 Alaçatı-Çeşme/İzmir TÜRKİYE Tel:+90 232 716 6002 Faks:+90 232 716 6003 info@alacatiimrenhanotel.com

Detaylı

Yapı Elemanlarının Davranışı

Yapı Elemanlarının Davranışı Kolon Türleri ve Eksenel Yük Etkisi Altında Kolon Davranışı Yapı Elemanlarının Davranışı Yrd. Doç. Dr. Barış ÖZKUL Kolonlar; bütün yapılarda temel ile diğer yapı elemanları arasındaki bağı sağlayan ana

Detaylı

keşfetmeye hazır mısın?

keşfetmeye hazır mısın? keşfetmeye hazır mısın? Kazım Dirik Mah. 372/16 Sokak No6 Bornova - İZMİR Tel 0232 339 25 55-56 Faks 0232 339 25 57 www.mevaport.com info@mevaport.com w w w. m e v a p o r t. c o m Tarihçemiz Üç kardeşin

Detaylı

Türkiye de Kırsal Kalkınma Politikaları ve Geleceği

Türkiye de Kırsal Kalkınma Politikaları ve Geleceği 2023 Vizyonu Çerçevesinde Türkiye Tarım Politikalarının Geleceği Çalıştayı Türkiye de Kırsal Kalkınma Politikaları ve Geleceği Dr. Yurdakul SAÇLI Kalkınma Bakanlığı İktisadi Sektörler ve Koordinasyon Genel

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar DEVLET MALZEME OFİSİ TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMA VE ÖDÜL YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç Madde l - Bu Yönergenin amacı, Devlet Malzeme Ofisi Merkez, Taşra Teşkilâtı ve

Detaylı