Gerçek dergisine bir öneri: "Dağlara gel" (...) Gerçek dergisinin 24 Aralık 1994 tarihli sayısında kamu emekçilerinin 20 Aralık eylemleri ile il-

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Gerçek dergisine bir öneri: "Dağlara gel" (...) Gerçek dergisinin 24 Aralık 1994 tarihli sayısında kamu emekçilerinin 20 Aralık eylemleri ile il-"

Transkript

1

2 2 21 OCAK 1995 Merhaba, Geçtiğimiz hafta halk düşmanları, düşmanlığa devam ettiler yine... Sana düşman, bana düşman, halka düşman... Demokratik kurumlardan sosyalist basına, yüksek öğrenim gençliğinin onurlu sesi TÖDEF'lilere, işçilere, memurlara, "Sağ Aldınız Sağ İstiyoruz" diyen analarımıza kadar, tüm hedeflerine saldırırken, 'düşman'dılar. İşte geçen hafta: Saldırı ve Direnme! Milli Güvenlik Kurulu'nun meşhur toplantısının ardından, Ankara'- daki Çağdaş Sanat Atölyesi talan edildi, altı kişi gözaltına alındı, işkence gördü, Mersin Halkevi ve Mersin İnsan Hakları Derneği kapatıldı. Yurtsever-sosyalist basın Malatya, Ankara, Trabzon, Samsun ve İstanbul'da göğüsledi saldırıları. Özgür Gelecek gazetesi basılarak 7 muhabiri gözaltına alındı. Kızıl Bayrak gazetesinin Ankara bürosu basıldı. Odak, Atılım, Newroz ve Alınteri hakkında toplatma kararı verildi. Neyi denerlerse denesinler, "susmayacağız" dedik, susmuyoruz! Forumlardan, anfilerden, işkence hanelere üniversite gençliğinin sesini taşıyan dört TÖDEF'liyi Diyarbakır'da katletti düşman. Kürdistan, Arap ve Kürt milliyetinden karanfillerle bir kez daha kızıllaştı. Yüreğimizdeki öfke yeni bir rüzgarla dalgalandı. Diyarbakır, Diyarbakır... Unutma bizi/faşist kurşunlarla can verdiğimizi/diyarbakır, Diyarbakır... Yıkılacak kalelerin/kızıl bayrak dikeceğiz yeni burçlarına... Hep bir ağızdan attığımız slogan gürleşerek sürüyor. "İsmail Bahçeci Kaybedilemezî" Türkiye ile sınırlı kalmayan, emperyalizme ve faşizme karşı mücadele eden pek çok kesimden aynı ses katılıyor sesimize. Yine de daha fazla, daha gür diyoruz ve geçen hafta yaptığımız çağrıyı tekrarlıyoruz: "Herkesin yapacak bir şeyleri var." Ve bugün herkesin yapabileceği şeyleri yapma günüdür. Yaşlı analarımız İsmail Bahçeci'yi geri alabilmek için bedenlerini ölüme yatırabiliyorlarsa, coplanıyor ancak yürümeye devam ediliyorsa, sen de ses vermelisin: Sağ aldınız, sağ istiyoruz! Karadeniz'in Öfkesi Pankart Oldu Geçtiğimiz hafta Samsun'da aralarında Özgür Karadeniz muhabirlerinin de olduğu sekiz kişi gözaltına alındı. Saldırı Samsun'la sınırlı kalmadı. Trabzon'da Özgür Karadeniz gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve üç muhabiriyle Mücadele gazetesi muhabiri de dahil, 14 kişi gözaltına alındılar. Bir gün sonra ise üçü serbest bırakıldı. İşkenceci katiller, işkencehanede duymaktan bıktıkları "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" sloganıyla, 19 Ocak sabahı Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nÜn karşısına asılan pankartla karşılaştılar. Çıkardıkları yasalarla devrimci basını dört bir yandan kuşatarak boğmaya çalışıyorlar. Saldırılarının yoğun hedeflerinden biri de Mücadele gazetesi oldu. Aldığı milyarlık para cezalarıyla temsilci, muhabir ve yazı İşleri müdürlerine verilen hapis cezalarıyla, baskılarla, işkencelerle geri adım attırabileceklerini sandılar. Olmadı. Devrimci dayanışmanın basın cephesinde en güzel örneklerinden biri yaratıldı. Mücadele bir misyon olarak taşındı, kardeş dergi ve gazetelerce. Ancak bayii dağıtımına giremedik. Elden dağıtabildiğimiz ölçüde ulaşabildik sizlere. Bu, İstanbul'da bile pek çok okurumuza kavganın sıcaklığını taşımamız demekti. Bu saydığımız nedenler ve çeşitli eksikliklerimiz yüzünden sizleri yeni yayınımızla kucaklamamız gecikti. Yeni haftanın "Kurtuluş"a doğru atılmış büyük bîr adım olması dileğiyle... DHKC, Koç Holding'in araba deposunu bastı Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) ülkemiz halklarına yaşamı haram eden tekelleri, emperyalizmin işbirlikçilerini her zaman kendisine hedef olarak seçiyor, bu hedeflere vurmaya devam ediyor. Bu hedeflerden biri de Koç Holding'in Kasımpaşa'daki araba deposu oldu. 14 Ocak akşamı Kasımpaşa 'daki araba deposuna gelen 6 DHKC savaşçısı, ellerindeki tek silahları olan bir bidon benzinle depoda bulunan araçların çoğunu tahrip etliler. Silahlan olmadığı halde bekçiyi enterne eden savaşçılar, etkili kullanıldığında her şeyin silah olabileceğini gösterircesine, araçların çoğunun camlarını kırarak tahrip ettiler. Araçların içine benzin döktükten sonra da, Koç Holding 'e ait araçları ateşe verip depoyu terk ettiler. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi önderi Dursun Karataş'ın tutsaklığına karşı uluslararası tepki artarak sürüyor. Geçtiğimiz günlerde Hollanda'da bulunan Yeşil Sol Parti'nin (Groen Links) Rotterdam seksiyonu da Dursun Karataş'ın serbest bırakılmasını isteyerek, Dursun Karataş'la Dayanışma Komitesi'ni desteklediğini bildirdi. Yeşil Sol Parti'nin Fransız hükümeti yetkililerine gönderdiği Fransızca mesajda şöyle denildi: "Bayanlar, Baylar; Rotterdam Türk topluluğu içinde Dursun Karataş'la Dayanışma Komitesi kurulmuştur. DHKP-C önderi Dursun Karataş halen Fransa'da tutuklu bulunmaktadır. Yukarıda adı geçen komiteyi desteklemekle sizden Dursun Karataş'ı serbest bırakmanızı istiyoruz. Dursun Karataş'ın Kürdistan'da insafsız bir şiddet uygulayan Türkiyeli yetkililere karşı olmaktan başka herhangi suç sayılacak bir eylemi olmamıştır. Dursun Karataş'ı Türkiyeli yetkililere karşı korumamakla, karşıtlarına şiddet politikası güden ve her defasında da uluslararası insan haklan komisyonunca mahkum edilen bu sorumluları desteklemiş oluyorsunuz. Saygılanmızla..." ABD pasaportu değil, özgür vatan! "Amerika Birleşik Devlet- nin nedeni ne? ABD'ye kaçırmanın yollarını arayan leri, çeş itli ülkelerden ABD'nin niyeti açık: Yeni sömürge madık cambazlıklarla, üçkağıtlarla bir başbakan tarafından yönetiliyor. seçilecek kişiye kendi ülke halklarını bir de bu yolla çıkıyor halkın karşısına. "Şanslı" Bu ülkenin burjuvaları, doğum yapa- topraklarında iş olanakları yaratılacağını, bu kişilerin daha sonra ABD. Ekonomik, siyasi bağımlılığı dikkat çekici: Kura ile... çocukları "Amerikalı" doğsun. Böy- kendisine bağlamayı düşünüyor ABD yolcularının seçimi de ayrıca cak eşlerini ABD'ye götürüyorlar ki, da Amerikan vatandaşlığına geçebileceklerini "normal" gören, ulusal onurunu yi- Sömürücü zorbalar, yaşadıkları lesine soysuz olan egemenler, halkı- açıklamış. Bu program tirmiş bir halk yaratabilmek için, aç- çözümsüzlükler içinde iktidarlarını mızdan da aynı şeyleri istiyor. Va- kapsamında Türkiye'ye de kişilik kontenjan ayrılmış..." nıyor! Ülkemizi "küçük Amerika" olmalılar ki, halkın da yaşama şans hak getire... Bunların hepsine boşvelığa sürüklediği insanlara "şans" ta- korumanın şansa kaldığını düşünüyor tanmış, halkmış, ulusal onurmuş, Özel bir TV kanalında geçtiğimiz yapmaya kalkışan uşakların efendisi penceresinden bakmasını istiyorlar. rilmeli, herkes kendi başının çaresine günlerde yayınlanan bir haberde, olarak insanlarımızı "küçük Amerikalılar" Aynı günlerde emekçilerin vergi bakmalıdır onlara göre. özetle bu bilgilere yer veriliyordu. olmaya çağırıyor... Dilediği iadelerinin Milli Piyango olarak Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, Yine aynı habere göre, Amerika'ya gitme şansını(!) kazanacak olan bu üç bin kişi, lise mezunu olup herhangi gibi kullanabileceği ucuz işgücü de verilebileceği fikrini de ortaya atan yaklaşan sonlarını engelleyemiyorlar, engelleyemeyecekler. Bu vatanın cabası. Kısacası, ABD emperyalizmi kaz gelecek yerden tavuk esirge- çekilişine katılın, kazanırsanız Amerika emekçisi, her geçen gün daha iyi an- iktidar yetkilileri bu kez, "gelin, kura bir işte en az iki yıl çalışmış olanmiyor ve bu tür programları uzun vatandaşı olursunuz, rahat edersiniz" lıyor ki, tek başına kurtuluş mümkün lar arasından kura ile seçilecekmiş vadeli çıkarlarını düşünerek düzenliyor. Yüzleri kızarmıyor. "Vatan millet örgütlü mücadele saflarına katılan- diyorlar. değildir. Her geçen gün çoğalarak ve bu şartlara uygun herkes başvuruda bulunabılırmış. Peki, ülkemizdeki iktidar sahipleri aşkı" üzerine kopardıkları onca lar, kendileriyle alay edercesine politika yapan iktidarlardan ve bütün dü- İşte kurtuluşun yolu! ne umuyorlar böyle bir programdan. fırtınaya, devrimcileri, bu ülkenin Şansınız biraz yardım etti mi, ver Onların sorunlarının, milyonlarca gerçek vatanseverlerini "vatan haini" ilan zen partilerinden hesap soracakları elini özgürlükler cenneti Amerika! işsize iş bulmak, emekçilerin daha etmelerine karşın, kalkıp, "şansınız güne hazırlanıyorlar. "Fırsatlar ülkesi"ne kapağı atmaktan, rahat yaşamalarına yardımcı olmak yaver giderse, ABD vatandaşı O gün geldiğinde, halkın değil Amerikan rüyasına üstelik Amerikan olmadığı, halka karşı uyguladıkları olabilirsiniz" derken hiç sıkılmıyorlar. halkı "küçük Amerikalı" yapmaya vatandaşı olarak kavuşabilmekten politikalarla ortada. Emeğini, alın terini emperyalizme kalkışanların ihtiyacı olacak ABD daha büyük bir fırsat da olamaz herhalde. güçlerin de niyetleri, hiçbir şey ver- şimdi kimlikleriyle birlikte satmaya en büyük korkusu olan özgür vatan, Emperyalizmin uşağı egemen peşkeş çektikleri bu ülkenin insanlarını, pasaportuna. İşbirlikçi egemenlerin İyi de, böyle bir fırsatı ABD niçin yaratıyor? Milyonlarca işsiz, ev- bu şekilde oyalamak, sahte umutlar köle tüccarlarına ne kadar da benziyorlar. bayram yeri olacak. medikleri emekçi halkları biraz da hazırlanıyorlar. Bu halleriyle geçmişin emekçi halkların, kardeş halkların siz ve aç insanın yaşadığı, dünyada yaratmak. İktidar, kaç kişinin kendisine yönelebilecek tepkisini bastıra- Niçin utansınlar ki! Türkiye, ra bırakalım, bize gereken ABD pas- Ve bunları yaparken utanmıyorlar. ABD pasaportunu ihtiyacı olanla- suç oranının en yüksek olduğu topraklara, 50 bin insanı davet etmesibilirse, kâr sayıyor. Bu yüzden de ol- ABD vatandaşı olan ve tüm servetini portu değil, özgür vatandır. Gerçek dergisine bir öneri: "Dağlara gel" (...) Gerçek dergisinin 24 Aralık 1994 tarihli sayısında kamu emekçilerinin 20 Aralık eylemleri ile il- hareketinin politik platformu" "Şarkıların içeriği ile memur ve işçi gili değerlendirmesini okurken gözüme çarpan bir arasında ilgi kuramamak Gerçek yazıdan söz etmek istiyorum. Bu dergide "20 Aralık yazarları gibi "politik" insanlara başlangıç" başlığını taşıyan haber-yorum yazısında yakışmıyor. Pek dinleyeceklerim geçen "garip destek" altbaşlığını gördüğümde önce sanmıyorum ama ben yine de "ne acaba" diye düşünerek, merakla başlığın altındaki kısmı okumaya başladım. Aynen Gerçek yazarlarına "Başınıza bir aktarıyorum. hal gelirse" -olur ya- "dağlara gel "Memur eyleminin bütün emekçi kesimlerden dağlara'' diyorum. içten bir destek gördüğünden hemen herkes hemfikir. Ve kuşkusuz bu desteğin en içten verildiği "garip" bulunması karşısında ilk anda şaşırmadım kesimlerden biri de ilerici demokrat çevreler. Ama desem yalan olur. Gerçek dergisinden arkadaşların söylenen diğer şarkıları duymazdan gelip, sorunlara yığınların ihtiyaçlarından değil de, kendi sorunlarından kalkılarak verilen destek de niyetlerin ötesinde bir 'garip' destek oluyor. Örneğin İs- doğrusu. Ancak bu takıntıyı sırf kendileri ile sınırlı "Dağlara gel" şarkısına takmaları da ilginç geldi tanbul'da Aksaray ve Kadıköy'deki mitinglerde bırakmayıp, "pek çok memur"a mal etmeye kalkıştıklarını görünce, bîr memur olarak iki çift söz söy- bazı müzik grupları 'Dağlara gel dağlara' temalı şarkılarla memur hareketine destek verince, müziğin coşkusunun ötesinde şarkıların içeriği ile me- Öncelikle söylemeliyim ki, ben memurlarda lemek geldi içimden. mur ve işçi mücadelesinin politik platformunun ilgisi Gerçek yazarlarındaki gibi "Dağlara gel" takıntısına pek anlaşılamadığı gibi, pek çok memur da bu rastlamadım. Biz yüzlerce memur, takıntı bir yana grupların neden sahneye çıkarıldığını pek anlayamadı. " gruplarının "yığınların ihtiyaçlarından değil de, halay çekiyorduk "Dağlara gel" ile. Devrimci müzik Evet, "garip destek" buydu. kendi sorunlarından kalkarak" destek verdiğini Bugüne kadar yüzlerce eylemde, direnişte, söyleyen Gerçek yazarlarının "akıl vermek" dışında, yığınların hangi ihtiyaçlarına cevap verdiğini "dağlara gel dağlara" diyorum. Gerçek yazarlarına "Başınıza bir hal gelirse" -olur yagrevde şarkıları, türküleri, mesajlarıyla emekçilerle omuz omuza mücadele eden (Gerçek'in adını bilemiyorum. Ancak "Dağlara germekten söz edilince aniden rahatsızlandığı göz önüne alınırsa, Mücadele okuru bir memur yazmadığı, ancak pek çok memur'un adından tanıdığı) devrimci müzik gruplarının verdiği desteğin tam da "kendi sorunlarından kalkarak" bir takıntıya kapıldıkları görülüyor. "Yersizdir" diyemiyorum; binlerce işçi ve emekçi "dağlara gel" ile halay çekmekten vazgeçmeyeceğine göre, rahatsızlığın tedavisi için "dağ havası" almaktan başka çare kalmıyor. Ama bunun için de "dağlara gel"mek gerekiyor. "Şarkıların içeriği ile memur ve işçi hareketinin politik platformu" arasında ilgi kuramamak Gerçek yazarları gibi "politik" insanlara pek yakışmıyor. Ama bu anlayışsızlığın "pek çok memur da bu grupların neden sahneye çıkarıldığını pek anlayamadı" denilerek memurlara mal edilmesi doğrusu ayıp olmuş. "Madenci'nin soluğunu, "kondulardan gelmişik/açlık, yoksulluk çekmişik" diyen emekçilerin "kör olasın kahpe devran" isyanını ve "Haklıyız Kazanacağız" inancını alanlara taşıyan devrimci sanatçıların "neden sahneye çıkarıldığını" anlamayan bir tek Gerçek yazarlarıdır. Bu anlayışsızlığın tedavisi şehirlerde mümkün, bunun için "açıkgözlüğü bırakmak yeterdi. O zaman, devrimci sanatçıların alanlarda, direnişlerde, grevlerde emekçileri sözleri ve müzikleriyle nasıl kucakladıklarını görecek ve "neden sahneye çıkarıldıklarını" anlayacaklardır. Bu "zihin açıklığı" belki uçuk en-teller kazandırmaz onlara, ancak halkla kaynaşmış sanatçılar yaratmalarına mutlaka taydalı olacaktır. Pek dinleyeceklerini sanmıyorum ama ben yine de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin devrimci tutsaklara yönelik düşmanlığı sürüyor Yaklaşık 2-3 ay önce tutsakların mahkemedeki protestolarını bahane eden DGM Başsavcısı "cangüvenliğimiz yok" diyerek mahkeme girişinde ikinci bir üst araması dayatmıştı. Cezaevi çıkışında, cezaevi dış güvenliği tarafından arandıkları halde böylesi bir uygulamanın DGM nezarethanesinde tekrarlanmak istenmesinin tamamen keyfi ve tutsakların siyasi kimlik ve onurlarına saldın amaçlı olduğunu ifade eden DHKP-C tutsakları, doğal olarak bu keyfiyeti kabul etmemişler ve protesto ederek direnişe geçmişlerdi. DHKP-C tutsakları dışındaki diğer davalardan tutsakların tüm oportünist, uzlaşmacı ve direniş kırıcı tutumlarına rağmen, süren direnişin kararlılığı karşısında DGM Başsavcılığı geri adım atmak, boyun eğmek zorunda kalmıştı. Yenilgiyi hazmedemeyen DGM Başsavcılığı, tutsaklara saldırmanın her geçen gün yeni yollarını yaratıyor, kontrgerilla hukukunun temsilcileri, devrimcilere düşmanlıklarını bu kez daha kapsamlı bir saldırıyla ilan ediyorlar Salı günü cezaevi dışgüvenliği taralından DGM'ye gidecek olan tutsaklara 'DGM Başsavcılığının emri gereği' ayakkabı araması yapılacağı bildirildiğinde tutsakların bunu reddetmesiyle mahkemeye çıkılmamıştır. Tamamen keyfi ve insanlık onuruna aykırı olan bu uygulamanın tutsaklar tarafından kabul edilebilmesi mümkün değildir. Yasadışı ve keyfi olarak dayatılan bu uygulamalar, devrimci tutsakların yıllardır can, kan bedeli sürdürdükleri direnişleriyle kazandıkları tüm haklarını gasp etmeye yönelik olarak gündeme getirilmektedir. Saldırılarına yenilerini ekleme hazırlığı içinde olan faşizmin, ne bu uygulamasının ne de diğerlerinin başarılı olma şansı yoktur. Devrimci irade karşısında diz çökmekten kurtulamayacaklardır. Saldırıların bir yönü de devrimci tutsakların avukatlarına da yönelmiş olmasıdır. Duruşmalara girmeden önce avukatlarımızın da üstü tamamen yasadışı şekilde aranmak istenmektedir. DHKP-C tutsakları olarak, başta DGM Başsavcısı Ahmet Koksal olmak üzere, tüm DGM yetkililerini uyarıyoruz. Kontrgerilla ile, işkenceci polisle işbirliği içinde devrimci tutsaklara yönelttiğiniz saldırılarla sadece suçlarınızı artırıyor, devrimci tutsakların öfkesinin karşısına geçiyorsunuz. Hiçbir saldırınızın devrimci tutsakların direnişi karşısında sonuç alamayacağını bilmeli ve adımlarınızı ona göre atmalısınız. Tüm devrimci, demokrat kamuoyunu gasp edilmeye çalışılan savunma hakkımız için duyarlı olmaya ve tepki göstermeye çalışıyoruz. DİRENİŞ VE ZAFER GELENEĞİMİZDİR! YAŞAŞIN DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ! Sağmalcılar Cezaevi Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi Tutsakları Mücadele gazetesinin yeni hesap numarası: Bülent Bağcı adına,türkiye İş Bankası İstanbul Cağaloğlu Şubesi SAkdemir, Sahibi: Mehmet Kaya, Yazı İşleri Müdürü: Mehmet Akdemir, Adres; Kemalpaş a Malı. Selimpaş a Sk. No: 56/2 Aksaray-İ stanbul, Tel: Baskı : Serler Matbaacı l ı k.

3 3-HABER/YORUM 21 OCAK 1995 Diyarbakır'da 4 TÖDEF'li öğrenci kurşuna dizildi. DHKC: HESABINI SORACAĞIZ! Gazetemize gönderilen '95 tarihli DHKC: '(Halk Kurtuluş Cephesi) imzalı 4 numaralı Haber Bülteni'ni aşağıda yayınlıyoruz OLİGARŞİ KANA DOYMUYOR! Diyarbakır'da dört TÖDEF'li öğrenci kurşuna dizildi "Halkımız, Yurtsever-Devrimci Kamuoyu! 12 Ocak 1995 günü Diyarbakır'da, halkımızın dört yiğit evladı kontrgerilla ekipleri tarafından vahşice katledildiler. Olay hiçbir tereddüte yer vermeyecek açıklıkta bir "katliam"dır. Adım adım hazırlanmış ve suç "taammüden" işlenmiştir. Olayın gelişimi kısaca şöyledir: Bir süre önce Mücadele gazetesi Diyarbakır bürosu muhabirliğini gönüllü olarak üstlenen Dicle Üniversitesi öğrencisi Refik Horoz, katliam sabahı evden ayrıldıktan kısa bir süre sonra polis saldırısına uğramış ve gözaltına alınmıştır. Yine aynı gün, saat sularında Dicle Üniversitesi öğrencisi Reyhan Havva İpek, bir arkadaşıyla Diyarbakır'da yolda yürürken polis tarafından durdurulmuş ve Reyhan'ın yanında bulunan Nuray adlı şahıs gözaltına alınmıştır. Polis katledeceği kişileri özellikle bırakmıştır. Aynı gün saat sıralarında daha önce gözaltına aldığı Refik Horoz'la birlikte eve gelen polis, içlerinde Reyhan'ın da bulunduğu yine aynı üniversiteden Hüseyin Deniz, Selim Yeşilova adlı arkadaşlarımızı üzerlerine sayısız mermi sıkarak alçakça katletmiştir. Katledilen arkadaşlarımızın kimlikleri şöyledir: Reyhan Havva İpek: 1970 Siverek doğumlu, Kürt (Zaza) milliyetinden. Dicle Üniversitesi Fizik Bölümü 3. sınıf öğrencisi. Hüseyin Deniz: 1974 Adana-Ceyhan doğumlu, Kürt milliyetinden. Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıf öğöğrencisi. Refik Horoz: 1971 Antakya doğumlu. Arap milliyetinden. Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü 3. sınıf öğrencisi. Selim Yeşilova: Dicle Üniversitesi Biyoloji Bölümü 4. Sınıf öğrencisi. Yurtsever Kürdistan Gençliği! Kürdistan'ı bir baştan bir başa kana boyayan, halkımızın ocağını söndü-ren, yerinden yurdundan eden gelinlerimizi dul, çocuklarımızı yetim bırakan bu alçak düzenin cinayet ekipleri, 12 Ocak günü suçlarına bir yenisini daha eklemekte hiç tereddüt etmemişlerdir. Gençlerimizin döktüğü kanlara, analarımızın döktüğü gözyaşlarına ve gökyüzünü yırtan çığlıklara bir yenisini daha eklemişlerdir. Kayıpları, katliamları, işkenceleri, tecavüzleri günlük hayatımızın bir parçası haline getirenler, artık hiçbir hedef gözetmemekte, suçlarını gizlemeye-saklamaya gerek görmemektedirler. Dün Uğurlarımıza, Şengüllerimize, Seherlerimize kıyanlar; namusumuza, onurumuza, ekmeğimize saldıranlar; kendilerinde bu hakkı buluyorlarsa eğer, direnmek senin için bir hak olmaktan çıkmış, bir görev haline gelmiş- B u tepkilerden biri de 15 Ocak'ta Kadıköy'deki yürüyüş... Bu yürüyüş Haklar ve Özgürlükler Platformu ile Pir Sultan Derneği üyelerinin, Birleşik Sosyalist Parti ve SHP Gençlik kolu'nda bulunan duyarlı insanların, Özgür Gençlik okurlarının oluşturduğu Gözaltında Kayıplara Hayır Komitesi'nin çağrısıyla düzenlendi. Yürüyüş saat civarı başladı. Çok sayıda kişinin katıldığı yürüyüş sırasında "İsmail Poliste Halkın Adaleti Elimizde", "Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz" sloganları atılarak bugüne kadar "kaybedilen" devrimcilerin resimleri taşındı. Yürüyüşte ayrıca Haklar ve Özgürlükler Platformu pankartları da vardı. Altıyol'a kadar gelen yürüyüşçüler burada polis barikatıyla karşılaştılar. Polisin saldırısı üzerine kitle coplara taşlarla karşılık verdi. Polisle yürüyüşçüler arasında çıkan bu çatışmada bazı bankaların da tahrip edildiği öğrenildi. Polisin yürüyüşe katılanlardan 17 kişiyi gözaltına aldığı öğrenilince tekrar biraraya gelen yürüyüşçüler Kadıköy CHP binasına gelerek burada bir basın açıklaması yaptılar. Basın açıklamasında "Gözaltında Kayıplara Hayır Komitesi" olarak "İsmail Bahçeci'yi sağ istiyoruz" talebi yinelenirken, gözaltına alınanların da derhal serbest bırakılması istendi. Gözaltına alınan 17 kişi bir gün sonra serbest bırakıldı. tir artık. Görev hiçbir kaygıya ve soru işaretine meydan bırakmayacak kadar açık ve Mücadele gazetesi, TÖ-DEF, Devrimci Gençlik dergisi, nettir. Düşman açık, hedef bellidir. Halkın Hukuk Bürosu birer Düşman yok edilmelidir. basın açıklaması yaparak Bütün gücümüzü, olanaklarımızı; katliamı kınadı. düşmanı yok etmek için seferber edelim. Adana Haklar ve Özgürlükler Platformu ve "Diyarbakır'daki Silahlanalım, savaşalım. Öğrenci Gençlik! Türkiye ve Kürdistanlı öğrenci demokrat ve yurtsever öğren- gençliğinin demokratik üniversite ve insanca bir yaşam mücadelesine önderlik da olayın bir katliam olduğu beciler" adına yapılan açıklamada eden TÖDEF'in mücadelesini dün gözaltılar, soruşturmalar ve okuldan atmaya çağrıldı. lirtilerek kamuoyu duyarlı olunmalarla ezmeye çatışan oligarşi, bugün Amasya Özel Tip Cezaevi'- artık katliam silahına sarılmıştır. Daha nde bulunan DHKP-C, TKEP/L, dün okulda duvarlara afiş asarken, kitle gösterilerinde en önde slogan atarken gördüğünüz, anfileri birlikte doldurduğunuz dört kardeşinizin cesetleri üzerinde sarhoş naraları atanların namluları, yann size de dönecektir. Düşmanlarınız, yalnızca öğrenim hakkınıza saldırmakla kalmıyor; yaşam hakkınızı da gaspediyor. Uydurma senaryolarla zihinler bulandırılmaya, kanlı görüntülerle bilinç-ler dumura uğratılmaya çalışılıyor. Bunlara sessiz kalmayalım. Sesimizi yükseltelim, daha gür sesle haykıralım: Öğrenci gençliğin mücadelesi katliamlarla durdurulamaz! Bu suçları işleyenler, halkın devrimci adalelinden kaçamayacaklardır. Dostlar, Yoldaşlar! Yoksulluk, işsizlik, işkence ve zulüm düzeninden kurtuluş için, tam bağımsızlık ve onurumuz için, bilincimiz ve THKP-C/HDÖ, TKP/ML tutsakları ile Sağmalcılar Cezaevi'nde yüreğimizle düşmanı imha etmeye kilitlenelim. Başka yolumuz yoktur. Düşman dört arkadaşımızı katlederek bu bulunan DHKP-C tutsakları gerçeği bizlere bir kez daha göstermiştir. hesabının sorulacağını belirtti- yaptıkları açıklamada katliamın Bu düzen çürümüştür, kokuşmuştur. Kan ve irin üretmektedir. Çöken Devrimci Halk Güçleri taraler. ekonomi, beraberinde siyasi iflası getirmiştir. Saldırganlığı bu yüzdendir. ve Balıkesir'de, DEV-GENÇ tafından İstanbul. Adana, Gebze Ülkemiz devrime gebedir. rafından ise Adana Çukurova Karanlığın en koyu olduğu an, şafağın en yakın olduğu andır. tüğü Kanda Boğacağız'", "Yaşa- Üniversite'sinde "Oligarşiyi Dök- Silahlanacağız, savaşacağız ve nasırlı ellerimizle geceyi güne devireceğiz. sın Diyarbakır Direnişimiz" şeklinde yoğun biçimde yarılamalar yapıldı. Ayrıca Devrirmci Halk Parti beynimiz, Cephe silahımızdır. Beynimizle düşünelim, silahımızla vuralım. Vurdukça kazanacağız. Güçlen Ankara Ulus'ta Anafar- Parti-Cephe'mizin Önderliğinde, cesaretle, inançla, sabırla atıldığımız bu savaşta şehitler verdik, vereceğiz. Her gün yeni bir acıyla sarsılan yüreğimiz çelikleşecek. Canlarını feda etmekten kaçınmayan şehitlerimizin yolunda kurtuluşa kadar yürüyeceğiz. Zafer bayrağımızın kızıllığında, sloganlarımızın gürlüğünde, silahlarımızın namlularındadır. Düşmanın açtığı savaş kabulümüzdür: Dişe diş, tırnağa tırnak, cana, can! HERŞEY ZAFER İÇİN! HERŞEY KURTULUŞ İÇİN! ŞEHİTLERİMİZ ÖLÜMSÜZDÜR! OLİGARŞİYİ DÖKTÜĞÜ KANDA BOĞACAĞIZ! Arkadaşları haykırıyor: "İsmail Bahçeci Kaybedilemez" Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğrencilerin yaptığı forumda gözaltında kaybedilmeye çalışılan İsmail Bahçeci'nin yaşamı anlatıldı. Halkın mücadelesini kırmak için her türlü yönteme başvuran devletin katliamlar, gözaltılar, hapis cezalarından sonra gündeme getirdiği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı kaybetme politikası anlatıldı. Konuşmalar "İsmail Bahçeci'yi Sahiplenelim" çağrısı yapılarak devam etti- "İsmail Bahçeci Kaybedilemez", "Sağ Aldınız Sağ İstiyoruz", "Kayıpların Hesabı Sorulacak" sloganlarının atıldığı forum Haklar ve Özgürlükler Platformu ile İYÖ-DER pankartlarının açılması ve "Bize Ölüm Yok" marşının söylenmesiyle bitirildi. Cezaevleri sessiz kalmadı Amasya Cezaevi'ndeki DHKP-C tutsakları 13 Ocak günü yaptıkları açıklamada devletin halkları sindirme yönünde uyguladığı kaybetme politikasını boşa çıkarmanın yine halkın elinde olduğunu belirttiler. Aynı gün Yozgat Cezaevi'nde bulunan DHKP-C, PKK, TKP-ML, TDKP, MLKP-K, TKEP-L tutsakları da tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırdılar. Gözaltında Kayıplara Hayır Komitesi Onat Kutlar'ın cenazesindeydi Onat Kutlar'ın 14 Ocak'ta Cumhuriyet gazetesi önünde yapılan ce- nazesine katılan Devrimci Halk Güçleri sloganları ve pankartlartyla İsmail Bahçeci'nin katledilemeyeceğini haykırdılar. Aynı sese Haklar ve Özgürlükler Platformu ile Gözaltında Kayıplara Hayır Komitesi de açtıkları pankartlarıyla omuz yerdiler. Cenaze töreninde sık sık "İsmail Bahçeci Kaybedilemez", "Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz", "İsmail Bahçeci'yi Sağ Aldınız Sağ İstiyoruz" sloganları atıldı. Cenaze töreninde konuşmaya çalışan Kültür Bakanı Timurçin Savaş'ın sözleri de sloganlarla kesildi. Daha sonra kortej halinde Teşvikiye Camii'ne doğru yürüyüşe geçildi. Yürüyüş esnasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri de gözaltında kaybedilenlerin resimlerini taşıdılar. Atina Türk Konsolosluğuna yürüyüş Yunanistan'da DHKP-C, TDKP, TKP-ML, MLKP-K tarafından oluşturulan "Devrimci Dayanışma Komitesi" 13 Ocak günü gerçekleştirdikleri yürüyüş ve mitingle İsmail Bahçeci'nin serbest bırakılmasını istedi. Gerçekleştirdiği yürüyüş ve mitingte İsmail Bahçeci'nin serbest bırakılmasını istedi. Türk konsolosluğu önünde toplanan eylemciler "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Gözaltında Kayıplara Son" vb sloganları atarak Demirel ve Çiller'in resimlerini yaktılar. Yunan Komünist Partisi yayın organı Rizospastis ve Yunanistan'da yayınlanan Avgi gazeteleri mitinge oldukça geniş yer verdi. Avrupa Parlamentosu üyesi Yunanlı Sol Birlik milletvekili Mihalis Papayannakis ise İsmail Bahçeci'nin kaybedilmek istenmesini bir soru talar İş Bankası şubesiyle, İstanbul'da birçok banka şubesini bombalı ve molotoflu saldırılarla tahrip ettiler. Bu eylemlerin Diyarbakır katliamını protesto etmek için yapıldığı öğrenildi. Diyarbakır katliamına yurtdışından da çeşitli tepkiler gemeye başladı. Bremen Üniversitesi Yabancı Öğrenciler Kurulu (AISA) ve Hollanda Demokratik Halk Dernekleri Federasyonu yayınladıkları bildirilerle katliamı kınadılar. Hüseyin Deniz ve Refik Horoz için anma yapıldı Ailesi tarafından Diyarbakır'dan alınıp doğum yeri olan Adana'nın Ceyhan ilçesine bağlı olan Kızıldere köyüne getirilen Hüseyin Deniz 14 Ocak'ta topra-ğa verildi. Devrimci Halk Güçleri (DHG) köylülerle birlikte 16 Ocak'ta yeniden Hüseyin Deniz'in mezarı başına gitti ve burada tüm devrim şehitleri ile Hüseyin Deniz anısına saygı duruşunda bulun- du. Halkın Hüseyin'i anlattığı, DHG'nin ise "Şehitlerimizin hesabını mutlaka soracağız" dediği anmada ayrıca devrim andı içildi, şiirler okundu ve "Bize Ölüm Yok" marşı söylendi. Ardından "Hüseyin Yoldaş Ölümsüzdür Hesabını Soracağız DHG" yazılı bir pankart açan Devrimci Halk Güçleri, "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Hüseyin Yoldaş Ölümsüzdür" sloganlarıyla anmayı sona erdirdi. Refik Horoz'un cenazesi yine memleketi olan Hatay'ın Samandağı'na bağlı Yaylıca'da 15 Ocak'ta toprağa verildi. Jandarmanın köyün girişinde oluşturduğu 2 kontrol çemberi yüzünden köyden olmayanlar, köye alınmadılar. Siyasi şubenin, köy halkına yönelik olarak "Cenazeyi gömmezseniz, biz gömeriz, köyü tararız" tehditlerine rağmen cenaze geniş bir katılımla kaldırıldı. Cenaze sonrası görüştüğümüz Refik Horoz'un babası, "Savaşmak lazım, size söyleyeceğim, silah kullanmasını öğrenin. Devletin karşısına silahsız çıkmayın. Benim oğlum vatanı için öldü. Üzülmüyorum, üzüldüğüm tek şey silah sıkamadan ölmesidir." dedi. 3 gün sonra tekrar mezarlığa gelen Devrimci Halk Güçleri "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" yazılı bir çelengi Refik'in mezarı başına koyarak saygı duruşunda bulundu. Anma hesap sorulacağı yönünde mesajlar taşıyan metinlerin okunması ve türkülerin söylenmesiyle son buldu. Arap geleneklerine uygun olarak, Refik'in mezarı 1 hafta boyunca her sabah ziyaret edildi. Kontrgerilla savcısı Nusret Demiral kamuoyuna "yakala ve öldür" diye yansıyan ve "aranan" kişileri sivillerin de vurmalarına olanak tanıyan bir yasa öneriyor. Böylece en küçük sebeple yüzlerce kişinin "aranıyor" listelerine alınıp silahlı sivil faşistlerin hedefi haline getirilmesi, sokak ortasında kurşunlanmaları "yasal" hale gelecek. Türkeş geçenlerde "gerekirse kan dökeriz" dîye bir Geleceğe hazır olmak tehdit savurarak, ılımlı görünmek için gösterdiği sahtekarca çabaları da bir anda parçalamaktan çekinmemişti. RP Genel Başkanı Erbakan, "Şeriata geçiş kanlı mı olur, kansız mı bunu şartlar gösterecek." deyince kıyameti koparanlar, Türkeş'in sözleri daha açık olduğu halde seslerini çıkarmamışlardı. Türkeş daha sonra ikinci bir öneri daha yaptı: "Faşist milis" anlamında saldırgan bir örgütün kurulması gerektiğinden söz etti. Türkiye'de yeni bir darbe olur mu? "Yakala ve öldür" çıkar mı? Ya da MHP'ye "özel örgüt" kurma görevi verilir mi? Bunlara kısa vadede "evet" demek mümkün olmayabilir. Uzun vadede mümkün olup olmayacağını kestirmeye çalışmanın uzun tahliller yapmanın da öyle fazlaca bir önemi yoktur. Ama bu tür "öneri ve önlemlerin" konuşuluyor tartışılıyor olması önemlidir. Çünkü bunlar oligarşinin geleceğe bugünden hazırlanmak istediğini ve asıl olarak da ağır kriz koşulları nedeniyle gelecek korkusunu yansıtıyor. Peki emekçi halk ve devrimciler olarak biz önümüzdeki süreci karşılamaya nasıl hazırlanıyoruz? Sendikacısından derneklerde çalışanına, basın kuruluşlarından, gerillasına kadar toplumsal muhalefetin legal-illegal tüm halkaları geleceğe nasıl hazırlanıyor? Bizim için önemli olan budur. Oligarşinin kimi sözcüleri tarafından "reform"lardan söz edilmesi karşısında rahatlayıp, gevşemek bu süreçte düşülebilecek en büyük yanılgı olur. Kimilerinin tarihin en kanlı, baskıcı dönemini yaşayan bir ülkede değillermiş gibi yasal parti kurma gayretleri içine girmeleri böylesi bir gevşemenin ve siyasi körlüğün ifadesidir. En büyük fırtınalar eşikleyken sakin sularda siyasete hazırlanmak iyimserlik değil, gaflet olabilir ancak. En kötü olasılıklara, büyük fırtınalara göre hazırlanıp yola çıkmak ise bir kötümserlik alameti değil, tersine geleceğe güvenle bakmanın gereğidir. Yaşanılan sürecin ağır kriz koşullarını bizim de ciddiye almamız gerekli. Bu ise daha açık çalışmalara, daha da büyüyecek savaş ortamına hazırlanmak anlamına geliyor. Düzenin egemenleri darbe baskı yasaları hesabı yaparak geleceği karşılamaya hazırlanıyorlarsa bu aynı zamanda onların halkı kazanmak için ellerinde hiçbir şeylerinin kalmadığım gösterir. Devrimciler ise adaleti, onuru iyiden ve güzelden yana ne varsa temsil ettikleri tüm değerlerle halka, tüm bir insanlığı ve dünyayı kazanmayı vaadediyorlar. Devrimcileri yenilmez kılan temsil ettikleri bu değerlerdir. Ancak zafer kazanmak için daha fazlası gerekiyor. Geleceğe hazır olmak dişe diş gelişen bu 'kavgada cesareti, inadı, sabrı ve umudu daha sıcak ateşler için büyütmek gerekiyor. "İsmail poliste halkın adaleti elimizde" önergesi halinde Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'ne sundu. Sunulan önergede Türkiye ve Kürdistan'da kayıp olaylarının korkunç bir hızla arttığı vurgulanarak Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi'nin TC'ye baskı yaparak Bahçeci ve diğer kayıp olaylarının aydınlığa kavuşturulması istendi. Papayannakis ayrıca Avrupa Topluluğu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Lenz'i de bilgilendirerek Çiller'in "Agence Europe" dergisine verdiği demecin sahteliğine de dikkat çekti. Ayrıca Yunanistan Özgür Halklar Komitesi, Hollanda Demokratik Halk Dernekleri Federasyonu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kuruluş, Adalet ve İçişleri bakanlıkları ve İstanbul Valiliği, Emniyet Müdürlüğü vb. kuruluşlar nezdinde girişimlerini sürdürüyorlar. Sağ istiyoruz! Kimi zaman dört duvar arasına kapatılıp da, yıllarca her türlü baskıya, yokluğa, saldırıya karşı devrimci onuru, kimliği teslim etmemekti direnmek. Kimi zaman kuşatılan bir üste senden Öncekilerden devraldığın bayrağı en yükseklerde tutup, ölümsüzlüğü destanlaştırarak, türkülerle, marşlarla, sloganlarla düşmektir toprağa direnmek. Kimi zaman düşman eline geçip de, en soysuz işkencelere rağmen sırrını vermemektir direnmek. Ve kimi zaman celladın karanlık yüzünde sonsuza dek hiç kaçamayacağı br ışık olmaktır direnmek. Şimdi ışık olma zamanıdır. Tutalım elimizdeki tüm aynalarla güneşin ışıklarını yüzlerine. Yarasalar gibi yaşadıkları inlerini aydınlıklara boğalım. Kaçacak bir santimlik yerleri kalmasın. İsmail'imiz orada gülen ve direnen yüzüyle bizi bekliyor. İşkencecileı insanlarımızı ölümle birlikte gelen onunla birlikte anılan ve onu çağrıştıran bir yalnızlığın içine çekmek istiyorlar. Kaybedilen devrimciyle birlikte hiç kalkma- Gözaltında Kayıplara Hayır Komitesinin çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı'nda toplanan çok sayıda kişi pankartlarla, sloganlarla yürüdü. Polisle çatıştı. yan bir sis perdesi yaratarak korkuyu egemen kılmanın peşindeler. Bu yöntemle "Bir gün alınıp geri dönmemek" olasılığının sıradan bir olay olduğunu insanların beyninde sabitiemek ve sessiz bir toplum yaratmak istiyorlar. Bugün İsmail Bahçeci'dir cellatların elindeki. Yarın bu ateşin başkalarını da yakabileceği unutulmamalıdır.en yüksek sesimizle hep birlikte haykırmalıyız... Faşizmin bu aşağılık yöntemlerini boşa çıkarmak için bıkmadan yorulmadan ve çoğalarak sormalıyız: "İsmail Nerede?" Onların en çok korktuğu şey halkın öfkeli sesidir. Her sokakta, her dönemeçte, her meydanda İsmail oiup dikilelim karşılarına. Korkulan bir kabusa dönüşsün. Halkın belleğinin güçlü olduğunu gösterelim. Bir sınavla daha karşı karşıyayız. Sahiplenmenin işkencecilere olan kinimizin halkın evlatlarına olan bağlılığımızın sınavı... Biz susarsak, bencilliğimize yenik düşersek, peşini bırakırsak insanlığımızın; işkenceciler bir gün kapımızı çaldığında kendi yalnızlığımızla baş başa ve çaresiz kalabiliriz. Bu yüzden yürüyelim celladın üzerine. Tükürelim iğrenç yüzüne. Ve bıktırırcasına inatla tekrarlayalım: İSMAİL'İ SAĞ ALDINIZ SAĞ İSTİYORUZ!

4 4-KÜRDİSTAN 21 OCAK 1995 Kürt halkının özgürlük sorunu, tüm emekçi halkların sömürüden kurtuluş sorunu ile iç içe geçmiştir Kürdistan devrimle özgür olacak ULUSAL ÖZGÜRLÜK EMPERYALİZMDEN KURTU- LUŞTUR-Yeni sömürgecilik yöntemlerinin geliştirildiği emperyalist sistem içinde, "ulusal özgürlük" kavramı, sadece bağımsız devlet -ya da federasyon- kurma hakkını değil, emperyalist sömürü zincirlerinden kurtuluş anlamında kullanılırsa, doğru içeriğine kavuşmuş olur. Bağımsız görünen tüm yeni sömürge ülkelerin de bu anlamda bir "ulusal özgürlük" sorunu vardır. Emperyalizm Döneminde Ulusal Sorun ve Özgürlüğün Tanımı "Ulusal sorun" deyince, dünyada yaşanan güncel örneklerden hareketle, çoğu zaman, konu sınırlı bir çerçevede ele alınıyor; bağımsız devlet kurma talebiyle mücadele eden Kuzey İrlandalıları, Filistinlileri, Çeçenleri ve ülkemizde de Kürt halkını ve dünyada birkaç ulusu daha ilgilendiren bir sorunmuş gibi algılanıyor. Peki, sorun bu kadarla sınırlı mı? Değil elbette. Örneğin, dünyanın büyük bölümünde, milyarlarca insanın yaşadığı ülkelerde, insanlar kişi başına dolarlık bir milli gelirle yaşarken, hatta her yıl açlıktan ölenlerin olduğu birçok ülke varken, dünyanın diğer bir kısım ülkeleri kişi yapısı ve ulusal bilincin zayıf olması nedeniyle, güçlü bir ulusal hareket haline dönüşemedi. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşından önce Osmanlı ve İran devletlerinin sınırları içinde bulunan Kürtler, 1923'ten itibaren böylece Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları içinde yeni bir süreç yaşamaya başladılar. Sınırlar Kürt halkının birbirleriyle ilişkilerini tümüyle ortadan kaldıramadı. Bir taraftan ortaya çıkan bir hareket, örneğin bir isyan, dolaysız biçimde diğer tarafları da etkiledi. Ancak siyasal yapılanma ve sosyo-ekonomik ilişkiler düzeyinde ortaya çıkan bölünme, Kürt halkının uluslaşma mecrasının, yeniden birleşeceği güne kadar ayrı kanallarda akması sonucunu doğurdu. Türkiye sınırları içinde kalan Kuzey ve Kuzeybatı Kürdistan'ın ilha- başına 30 bin dolara ulaşan milli gelirleriyle zenginlik içinde yüzüyorlar. Bu büyük farklılaşmanın sebe- inkar ve asimilasyon politikasını kından sonra, Kemalist iktidar ulusal binin emperyalist sömürgecilik olduğu biliniyor. Kürt halkı üzerinde uzun yıllar süre- temel bir tutum haline getirerek, Emperyalist devletlerle, onlara cek kanlı bir baskı rejimi kurdu. bağımlı ve geri bıraktırılmış, yoksul Oligarşi bugün de Kemalistlerden devraldığı bu inkar ve asimilas- halklar arasında var olan bu büyük gelir uçurumuna yol açan sömürgecilik, ulusal nitelikli bir sorun olarak, yor. yon politikasını sürdürmeye çalışı- üstelik giderek ağırlaşıyor. Geri bıraktırılmış ve yoksul ülkelerin, ken- 1945'ten sonra yaşamaya başla- Öte yandan, Türkiye'nin dilerine ait sözde bağımsız devletleri olmasına rağmen, yeni sömür- Kürdistan'a sosyo-ekonomik ve sidığı yeni sömürgeleşme süreci, geci ilişkiler temelinde emperyalist yasal açılardan yeni özellikler katan devletler tarafından soyulması ve bir dönem başlattı. bağımlı uluslar haline getirilmesi Amerikan emperyalizminin ülkeye girişi çok yönlü ve kapsamlı ol- olarak ifade edebileceğimiz bu "sorun", olanca çıplaklığı ile dünyamızın du. Emperyalist sermaye ihracının en önemli sorunlarının başında terkibindeki değişiklikler ülke içinde, emperyalist tekellere sırtını da- geliyor. Dünyanın yeraltı ve yerüstündeki yayarak yatırım yapan işbirlikçi tekelci burjuva bir sınıf yarattı. Kapi- bütün zenginlikleri ve milyarlarca insanın emeği, emperyalist ülkeler talizm kendi iç dinamikleriyle değil, taralından talan ediliyor. 20. yüzyılın emperyalizme göbeğinden bağımlı ortalarında birçok halk, kendi ulusal olarak ve çarpık bir şekilde, yukarıdan aşağı gelişmeye başladı. Ülke devletlerini kurmuş olmasına rağmen, bu "bağımsız" görünen statüleri sınırları içinde, Kürdistan da dahil, onları emperyalist talanın hedefi pazar ilişkileri feodal kapalı ekonomik yapıların çitlerini aştı. Pazar olmaktan kurtaramadı. Çünkü emperyalizm işbirlikçi sömürücü ekonomisi gelişti. Bu arada, yine sınıflar yaratarak ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini daha gelişmiş yapıda da belirleyici değişiklikler ol- emperyalizmin güdümünde, siyasal yöntemlerle kurarak, bu ülkeleri de du. Çok partili rejime geçildi. Ordu, kendi sistemine entegre etti". polis ve bürokrasi yeni bir yapılanma sürecine sokuldu. İşte bu nedenle "ulusal özgürlük" deyince bundan sadece "bağımsız İşbirlikçilik temelinde gelişen tedevlet kurma" hakkını değil, ama aynı zamanda emperyalist sömürgecilikten de kurtulmayı anlamak gerekiyor. Buradan hareketle ulusal sorunu, emperyalizm döneminde, emperyalist devletler ile bağımlı ülkeler arasında her türden bağımlılık zincirlerinden kurtuluş sorunu olarak tanımlıyoruz ve sorunu bir devletin iç meselesi olarak değil, sistem sorunu olarak görüyoruz. Kürdistan'ın Parçalanması, İlhak Edilişi ve Sömürgeleşme Süreci Emperyalist sömürünün hedefi olan dünya halkları içinde Kürt halkı, vatanı bölünüp parçalanmış ve bölge devletleri tarafından ilhak edilmiş görünümüyle lazladan özelliklere sahip. Bunlar Kürt halkının özgürlük yürüyüşüne de Özgün yanlar kazandırıyor. Kürt halkı, emperyalizme karşı mücadelesini başlatan bütün bir ulus olarak yürütmek yerine, emperyalizm tarafından parçalanmış olma nesnelliği çerçevesinde başlanacak mücadelenin sonunda adım adım bütünselliğini kazanma durumunda kalmıştır... Bilindiği gibi Kürdistan, emperyalist devletler ile Kemalist iktidar arasında yapılan 1923 Lozan görüşmelerinden sonra dört parçaya bölünmüş ve her bir parçası bölge devletleri tarafından ilhak edilmişti. Lozan'ın öncesinde ve sonrasında gerek Türkiye sınırları içinde ve gerekse diğer Kürdistan parçalarında ulusal nitelikli çeşitli ayaklanma ve direnişler olmuşsa da, bunlar, Kürdistan'ın bölünüp parçalanması önünde ciddi bir engel teşkil edemedi. Çünkü feodal aşiret düzeninde yaşayan Kürt halkı içinde ulus olma bilinci çok zayıftı. Ayaklanmalar, feodal aşiret düzeninin parçalı TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN: EMPERYALİZMİN YENİ SÖMÜRGESİ-Bölge devletleri tarafından ilhak edilerek ulusal inkar ve asimilasyoncu baskı politikalarının hedefi olan Kürdistan, 1945'lerden sonra emperyalizmin yeni sömürgesi oldu. Emperyalizm, milli özelliği kalmayan Kürt egemen sınıflarnın da içinde yer aldığı oligarşinin işbirliğine dayanarak egemenliğini kurdu. Kürdistan Devrimi Anti-Oligarşik, Anti-Emperyalist Halk Devriminin Bir Parçasıdır Mevcut nesnel koşullar nedeniyle Kürt balkının özgürlüğünün yolu, emperyalizm ve oligarşinin iktidarını sona erdirecek bir devrimden geçmektedir. Yani nesnel durum, vatanı ilhak ve işgal edilmiş Kürt halkının tek başına ulusal kurtuluş yerine, diğer emekçi sınıflarla birlikte ulusal ve sınıfsal kurtuluş mücadelesi vermesinin, zafer için zorunlu olmasını dayatmaktadır. Kürt halkı İçin, devrim dışında bir kurtuluş yolu yoktur. Bu devrim ise iki halkın birlikte mücadelesiyle gerçekleşecek anti-emperyalist, anti-oligarşik halk devrimidir. "Emperyalizmin yeni sömürgesi Türkiye'de anti-emperyalist, anti-oligarşik halk devrimi, birbiri içine geçmiş iki halka benzeri; Türk işçi, köylü ve diğer halk kesimleri için yeni tipte ulusal kurtuluş sağlayacağı, faşizmi yıkarak siyasal demokrasiyi gerçekleştireceği gibi, ulusal baskının sosyal temelini ortadan kaldırmasıyla da, Kürt işçi, köylü ve küçük burjuva kesimlerin kendi kaderlerini serbestçe sinmiş duruma getirildiği bir süreçte, 1945'ten sonraki donem önlerine yeni olanaklar çıkardı. Kürt toprak ağaları, ürünlerini uzak pazarlara gönderme ve değerlendirme, bankalardan kredi alma gibi daha önce yabancı oldukları ekonomik olanakların cazibesi ile tanıştılar. Önlerine açılan ekonomik sürecin kapısından çıkarları gereği tereddütsüz girdiler. Ticaret ile başlayan ekonomik faaliyetleri daha ileriki süreçlerde yatırımcılık olarak gelişti. Çok partili sisteme geçiş, Kürt toprak ağalarının siyasal sistem içinde de söz hakkı ve güç kazanmalarında zemin yarattı. Dini ve fe- Her milliyetten devrimcilerin omuz omuza savaştığı, savvaş sloganlarının belirleme koşullarını yaratacak, şehirlerden dağlara, Kürdistan dağlarından Toroslar'a,, Karadeniz'e yayıldığı DHKC gerillaları birlikte savaşın ve zaferin yolumu gösteriyor. ağalarının, tefeci ve tüccarların onları tekellerin, toprak sömürüsünden kurtaracak toprak ğudan batıya gösç hızla artarken, ve demokrasi taleplerinin KÜRDİSTAN DEVRİMİ, ANTİ-OLİGARŞİK, ANTİ-EM- PERYALİST HALK DEVRİMİNİN BİR PARÇASIDIR- Kürt halkının kurtuluşu, tüm diğer emekçi sınıflarla birlikte verilecek mücadele ile zafere ulaşacak olan anti-oligarşik, anti-emperyalist halk devrimi ile gerçekleşecektir. Aynı devlet sınırları içinde oluşan ortak toplumsal formasyon ve düşmanın da ortak olması, kurtuluş için ortak örgütlenme ve ortak mücadeleyi zorunlu kılıyor. Güçlerin birleştirilmesinin ve mücadeleyi ülkenin her yanına taşımanın biricik yolu olan sınıf temelinde ortak örgütlenme devletin şovenist kışkırtma politikalarını boşa çıkarmanın da en iyi yolu. ları, Kürdistan'ın sömürgeleşme sürecinin işbirlikçi dayanağı haline Kürdistan'da savaş içindeki etkinliği her geçen gün artan DHKP-C Kürt halkının özgürlük yürüyüşünü, devrime yöneltmenin siyasal ve askeri öncüsüdür. kelci burjuvazi, ne siyasi olarak, ne de ekonomik olarak ülke yönetimini tek başına omuzlayacak bir güce sahip değildi. Bu nedenle toprak ağası ve tüccar-tefeci kesimlerde ittifak yaparak iktidar boşluğunu doldurma yoluna gitti. Bu sürecin Kürdistan'a yansıyışı Özgün durumlar ortaya çıkardı. Bunlardan ilki, feodal Kürt beylerinin ulusal kimliklerini reddederek, egemen sınıflar bloku oligarşi içinde yer almalarıdır. Kürt feodal beylerinin, devletin yıllar süren inkarcı baskı ve imha politikalarından iyice bunalmış ve odal kurumların canlı olduğu Kürt halkı içinde, ağalar ellerinde bulundurdukları oy potansiyeli ile düzen partilerinin gözdeleri haline geldiler. Bu da onları sistemin içine taşıyan bir başka köprü oldu. Tabi Kürt feodalleri önlerine çıkan siyasal ve ekonomik olanakları elde etmek için, ulusal kimlik konusunda inkarcı dayatmaya boyun eğdiler. Yeni sömürgeleşme ile birlikte iç pazarın derinlemesine açılması, ikinci önemli bir olgu olarak Kürt emekçi yığınlarının işgüçierini ülkenin her yanında saunalarına, yani iç göçe yol açtı. Kırdan kente, dogeldi. Türk egemen sınıflarının da millici hiçbir yanının kalmadığı göz önüne alınırsa, kendi ulusal kimliklerini inkar eden Kürt egemenleri ile Türk egemenlerinin emperyalizm ile işbirlikçilik açısından özde bir farklarının olmadığı söylenebilir. Oligarşi bu işbirlikçi birlikteliği ifade eden bir yapıdır. Yeni sömürgecilik ilişkilerinin işbirlikçi egemenlerin yanı sıra, her iki halkı da tek bir toplumsal formasyonda birleştirmesi, Kürt halkının Özgürlük talebinin çözüm yolunun bu temelde ele alınmasını gerekli kıldı. Kürt işçi ve emetkçileri ile Türk işçi gerçekleşmesini sağlayacaktır." ve emekçileri ay/nı ekonomik, sosyal yapı içinde birleştiler. Tek bir Ulusal baskı ve inkar politikası- (Haklıyız Kazanacağız, syf. 899) sosyo-ekonomiik formasyon oluştu. nın sosyal temeli olan oligarşi ve Sürecin yiıne gözden kaçmaması emperyalizmin egemenliğine tümüyle son veren bir devrim olma- gerekeni önemli özelliklerinden biri, yeni 'sömürge ilişkilerin gelişmesiyle birrlikte, Türkiye ve Kür- özgürlüklerini elde etmesi mümkün dan, Kürt halkının ulusal ve sınıfsal distan'ın emperyalizmin yeni sömürgesi halline gelmesidir. Emper- ekonomik ve siyasi varlığını koru- değildir. Emperyalizm ve oligarşinin yalizm sadece Türkiye'yi değil Kürdistan'ı da işbirlikçi tekelci sınıfa ve tan sınırları dahilinde son vermenin yan askeri işgaline, sadece Kürdis- iktidar ortaklarına dayanarak sömürgeleştirdi. Kürt egemen sınıftirmenin nesnel koşulları yoktur. ve Kürdistan'ı tek başına Özgürleş- Bugünkü süreçte de ortaya çıktığı gibi, oligarşi ve emperyalizmi siyasi açıdan en kötü durumu yaşasa bile, askeri varlığını koruyabilmekte ve bu arada "kırları insansızlaştırma" gibi politikalarla Kürt halkının yarısından fazlasını Kürdistan dışına sürerek, kendi konumunu kurtarmak için yöntemler geliştirmektedir. Kürt halkının batı illerine sürülmesi kurtuluş için birlikte devrim zorunluluğunu daha da açık olarak dayatmaktadır. Sadece Kürdistan parçasını kurtarmanın olanaksızlığının yanı sıra, oligarşi ile görüşme yaparak ulusal kültürel bazı hakların kazanılmasının da halkın özgürleşmesi anlamında hiçbir değeri olamaz. Mevcut mücadele potansiyelini tasfiye etmeye yol açabilecek bu tür uzlaşmacı çözümlerin sonunda, emperyalizmin yeni sömürgecilik ilişkileri ve kapitalist sistem dışına çıkmayan oluşumlarla varılabilecek yer, en fazla yeni esaret zincirlerinin boyunduruğu altına girmek olur. Bu nedenle, anti-emperyalist, anti-oligarşik devrim tek gerçek çözüm yoludur diyoruz. Zaferin Yolu Ortak Örgütlenme ve Ortak Mücadeleden Geçiyor Türkiye'de yaşayan tüm halklar, emperyalizm ve oligarşinin sömürü ve zulüm düzeninin sultası altında yaşıyor. Kürt halkı ulusal kimliği inkar edilerek, ulusal baskı ve asimilasyona tabi tutuluyor. Türk, Kürt ve azınlık milliyetlerden emekçi halklar, tekellerin her geçen gün ağırlaşan sömürüsü ile daha da yoksul bir yaşama itiliyor. Kürt emekçi halkları, gasp edilen ulusal haklarının yanı sıra, toprak reformu ve demokratik haklarını istiyor. Türk ve diğer milliyetlerden emekçi halklar tekellerin sömürü çarkını kırmak, onuru ile insanca yaşamak ve demokratik haklarını istiyor. Tüm bu talepler, ne birbirine karşıt taleplerdir, ne de birbiri ile ilgisiz, ayrı ayrı taleplerdir. Tersine, birbirlerini desteklemektedirler. Kürt halkının özgürlük talebini bastırmak için yapılan askeri harcamaların faturası, emekçi halkların sırtına yükleniyor ve daha da yoksullaşmalarına yol açıyor. Ülkemizde yaşayan halkların ulusal ve sınıfsal taleplerinin önündeki engel ise emperyalizm ve oligarşinin egemen olmasıdır. Düşman ortaktır. Kürt halkına asimilasyonu ve inkarı dayatarak kanlı bir baskı rejimi uygulayan ile, Türk ve diğer milliyetlerden emekçi halklara işsizlik ve zamlardan başka verecek bir şeyi olmayan, haklarını arayanlara işkence ve katliamları dayatan düşman hep aynıdır. Kürt halkını sindirmeyi hedef alan devletin baskıcı kurumlaşması, sonuçta tüm milliyetlerden emekçi halklara baskı uygulayan bir esaret zinciridir. Aynı devlet sınırları içinde ortak bir düşmanın varlığı, ortak mücadelenin koşullarını sadece yaratmıyor, aynı zamanda zorunlu kılıyor. İki halk için de stratejik hedefin anti-emperyalist, anti-oligarşik halk devrimi olduğu ülkemizde, Marksist-Leninist örgütlenme anlayışı ortak örgütlenme, tek parti örgütlenmesidir. Biz Kürt-Türk işçi ve emekçilerinin yoldaşça ilişkiler üzerine kurulu birliğinden yanayız. Ortak örgütlenme anlayışı, anti-oligarşik, anti-emperyalist halk devriminin sınıf mevzilenmesine uygun olduğu gibi, ülkemiz devriminin yolu olarak savunduğumuz PASS'ye de uygun düşmektedir." (Haklıyız Kazanacağız, syf. 907) Ortak bir parti ve cephe Örgütlenmesinde yer alan tüm devrimciler, kendi ulusal kimliklerini koruyor olmanın yanı sıra, kendi kimlikleriyle omuz omuza verilen mücadelede, emekçi halklar için örnek olabilecek bir kardeşliği geliştiriyorlar. Milliyetler temelinde ayrı örgütlenmelere gitmek ise, pratik olarak her şeyden önce halkların mücadelesini bölüyor. Bu mücadele ister kır alanlarında olsun, isterse bir okulda, bir fabrikada boykot, grev biçiminde olsun, milliyet temelinde ayrı örgütlenme halkın gücünün topyekün ve koordineli seferber edilmesini engelliyor. Siyasi açıdan ise oligarşinin aradaki milliyetçi önyargıları körükleyerek kendisi için güç toplama alanı yaratmasına, halkları birbirine düşürerek muhalefetin zayıflamasına yol açıyor. Ayrı örgütlenen Kürt ulusal hareketi karşısında oligarşi, Türk şovenizmini kışkırtmakta zorlanmıyor. Türk emekçilerinin çıkarları ile ulusal ve demokratik haklarını isteyen Kürt köylüsünün çıkarları birbiri ile çelişmediği halde, bunun tam tersinin propagandasını yapabiliyor. Oligarşinin şovenizmi kışkırtan politikalarına karşı ortak örgütlenme en iyi cevaptır. Kürt halkının ulusal hakları için mücadele eden bir örgütün, tüm emekçiler için de siyasal bir çekim merkezi olabilmesi ortak örgütlenme ile mümkündür. Öte yandan batıda yaşayan ve toplam sayısı Kürdistan'dakini geçmeye başlayan Kürt halkının mücadele edecekleri alan sadece Kürdistan olarak görülürse, bu büyük kitle atıl bırakılmış, lojistik destek ilişkileri ötesinde değerlendirilmemiş olur. Ortak örgütlenme, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde bulunan yüz binlerce Kürt için, sınıfsal temelde diğer halklarla omuz omuza mücadeleye katılma olanağı yaratacaktır.

5 5-KÜRDİSTAN 21 OCAK 1995 Korucuya İstanbul'da infaz İstanbul'a çocuğunu tedavi ettirmek için gelen bir korucu cezalandırıldı. Siirt in Şirvan ilçesi Tathpayam köyünde kuruculuk yapan Halil Bala, bir hafta önce çocuğunu tedavi ettirmek için İstanbul'daki arkabalarının yanına gelmişti. 17 Ocak akşamı bulunduğu eve gelen iki kişi, yanlarına Bala'yı da alıp çıkmadan önce evdekilere "Köyünüzü arayın, korucular silahlarını bıraksınlar" dediler. Korucunun cesedi ertesi sabah Anadolu Yakası Kuru Gıda Toptancıları Sitesinde bulundu. KDP-YNK çatışmasında Türkiye parmağı Güney Kürdistan'da KDP ve YNK arasındaki çatışmalar, 10 Ocak günü ilan edilen ateşkese rağmen Suleymaniye, Pencuvan ve Hevvler bölgelerinde devam ediyor. 16 Ocak günü Erbil televizyonuna bir açıklama yapan YNK lideri Talabani, Türkiye'nin KDP'ye maddi desteğinin yanı sıra silah yardımında bulunduğunu, bununla öncelikle YNK'nın güçsüz bırakılarak Saddam'la KDP yakınlaşmasına zemin hazırlamak istediğini, diğer hedefinse KDP'yi PKK'yla savaştırmak olduğunu belirtti. Talabani, Türkiye'nin iç işlerine karışmamasının şart olduğunu da sözlerine ekledi. Öte yandan DYP Hakkari Milletvekili Mustafa Zeydan'ın aşiretinden 500 korucunun başlarında Kurt giysili Türk subayları olduğu halde 11 Ocak günü KDP'nin yanında yer almak üzere Güney Kürdistan'a gönderildiği bildirildi. Basına baskılar artıyor MGK'nın son toplantısında alınan yurtsever-sosyalist basının susturulmasına yönelik karardan sonra baskılar artarak sürüyor. Keyfi toplatma, matbaa ve büro baskınları şeklinde başlayan saldırılar, bu hafta Malatya'da Mücadele, Partizan, Alınteri, Özgür Gelecek gazeteleriyle Tavır dergisinin basılmasıyla başladı. İstanbul'da Özgür Gelecek gazetesinin 7 muhabiri gözalatına alındı. Kızıl Bayrak gazetesinin Ankara bürosu bir hafta arayla yeniden basıldı. Samsun ve Trabzon'da da aralarında Mücadele ve Özgür Karadeniz gazete muhabirlerinin bulunduğu 22 kişi gözaltına alındı. Özgür Ülke gazetesi ise matbaadan çıkar çıkmaz toplatıldığı için, bir gün sonra üzerinde "sansürlüdür" ibaresi bulunan boş sütunlarla çıkmaya devam ediyor. Mardin'de köy yakmalar Mardin'in Savur ilçesine bağlı Bugustan köyü 3 Ocak'ta yakddı. Köyde daha önce 350 olan hane sayısı, yakıldığı tarihte 70'e inmişti. Geriye kalan köylüler tehditler karşısında çevre köylere gitmek zorunda kaldılar. Yakma sırasında da gözaltına alnıan 5 köylününse halen Mardin Jandarma Komutanlığı'nda gözaltında tutulduğu ve işkence gördükleri haber alındı. Ömerli ilçesine bağlı Bılakok köyü de, köylülerin koruculuğu kabul etmemesi üzerine 8 Ocak'ta eşyalarını almalarına bile fırsat verilmeden yakıldı. Kış ortasında sürdürülen köy boşaltma ve yakma operasyonları, özellikle çocuk ve yaşlıların hastalanarak ölmelerine yol açıyor. Kürt sorununda emperyalist politika ABD "çözümü" için rol kapma yarışı ABD Kürt sorunu konusunda kendi çözümü için zemin arayışında... Boyner, Burkay, Elçi gibi Kürt siyasetinde rol kapmaya çalışan siyasi kişilikler ise, Amerikan politikasının yerli sözcüleri konumunda. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Peter Tarnoff, 1994 yılında Amerikan dış politikasını değerlendirdiği basın toplantısında "Türkiye'nin Kürt sorunu ko nusunda siyasi diyalog" başlatmasını istedi. Peter Tarnoff "Terör ile askeri mücadeleyi sonuna kadar destekledikleri'ni belirterek, "bu mücadele sürdürülürken, bir yandan da hükümetin Kürtlerle diyalog kanalını açık tutması gerektiği"n\ belirtti. P.Tarnoff, basın toplantısında bir gazetecinin sorduğu "Kiminle ve hangi zeminde diyalog?" sorusuna ise "Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, demokratik yöntemle seçilmiş temsilcilerle mevcut meşru zeminlerde (...) Türk hükümetinin, Kürt toplumunda yer alan sorumluluk sahibi üyelerle diyalog artırma yollarını aramayı sürdüreceğini umuyoruz. Bu kişileri tanımlamak istemiyoruz. Ancak hesaba katılması gereken ve halkın önemli bir kesimini Her yıl yeni ve daha etkili silah almak zorunda kalması, oligarşinin başaşağı gidişinin göstergesidir. bası. Son günlerde adından sıkça söz edilen bu bombanın bir tanesi, bir köy dolusu insanı imha edebilecek kapasitede. Kürt halkını topyekün yok etmeyi hedefleyen TC'nin savaş kurmayları, ABD'nin silah üreticisi tekellerinden Day and Zimmerman firması ile bu bombalardan 3000 tane almak için anlaşma imzaladı geçtiğimiz günlerde. Hem de ABD'nin uyguladığı silah ambargosuna rağmen. Firma, bu ambargoya "bypass" yapacağı (yani ambargoyu deleceği) sözü vermişti, ancak insan haklan kuruluşları ABD Dışişleri Bakanlığı üzerinde büyük bir kampanya başlatarak bu silah ticaretini engelledi. ABD'de misket bombalarıyla yapacağı kan tacirliğini şimdilik ertelemiş oldu. Bu olay, uluslararası silah tekellerinin emperyalist ülkeler başta olmak üzere, bütün kapitalist ülkelerle nasıl bir iç içelik taşıdığını göstermesi açısından oldukça çarpıcı. ABD yönetiminin uyguladığı silah ambargosunu istedikleri zaman delebilen silah tekellerinin kâr hırsının ne boyutlarda olduğunu da ortaya seriyor aynı za- oluşturan Kürt toplumunun duygularını, düşüncelerini iyi yansıtacak liderlerin var olduğunu düşünüyorum." cevabını verdi. Aslında benzer sözler daha önce de, çeşitli Amerikalı sözcüler tarafından yinelenmişti. Bugün birbirine yakın olan bu sözlerin tekrarlanması, ilk etapta Amerika'nın kendi "çözüm'ünü dayatması şeklinde yorumlanabilir, Bundan hareketle Amerikan çözümünün uygulanabilirliği de tartışılabilir. Ama "Amerikancı çözümlerden hareket eden kimi siyaset figüranlarının ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Peter Tarnoff ve yerli uyduları... Amerika'nın çözümünde oyuncu olma çabalan daha çarpıcıdır. 13 Ocak'ta (P.Tarnoff'un açıklamasından bir gün sonra) Demirel'le görüşen Doğu Perinçek de bunlardan biri. Bu görüşmede Kürt sorununun çözümü için "Acil o.arak uygulanması koşuluyla" öneriler ileten Perinçek, "Anadille laik ve demokratik eğitm, kültür ve yayın özgürlüğü anayasal güvenceyle gerçekleştirilmelidir. Kürt siyasal partileri kurulabilmeli ve yasallaşabilmelidir." önerisiyle ABD çözümüne paralel görüşleri dile getirdi. Kuşkusuz Perinçek, bu siyasetin henüz küçük adamlarından. Siyaset pazarında boy göstermeye başladığından beri, Kürt halkını dilinden düşürmeyen Cem Boyner'in yanında lafı bile edilmeyecek biri. Bu arada yıllardır Kürt halkı adına konuşmak için sıranın kendisine gelmesini bekleyen Şerafettin Elçi gibi oligarşinin yedekte tuttuğu işbirlikçiler ile yurtdışında Kürt reformist tasfiyeciliğinin eski sözcülerinden Kemal Burkay'ı da unutmamak gerek. Hepsi de Kürt halkının silahlı direnişinin sona erdiği koşullarda ABD çözümü için rol kapmak üzere tetikte bekliyorlar. Siyaset pazarının bu "Kürt temsilcileri"(!) Amerikan çözümünü oldukça makul bulmuş olacaklar ki, bugün hepsi Kürt halkının "temsilcisi"(!) gibiymişçesine demeçler veriyor, açıklamalarda bulunuyorlar. Ancak bugün "Kürt. halkını temsil etme" meselesini bir yana bırakalım, bir politikacı olarak bile, halkların ve özelde Kürt halkının gözünde hiçbir itibarları, "temsil hakları" yoktur. Çünkü ne Kürt halkının yararına bir şey yapmışlardır, ne da yapmaları söz konusudur. Kürt halkının kurtuluşu kendi ellerindedir, gereken cevabı da bu figüranlara verecektir. Halkın mücadelesinden duyduğu korku çıldırttı Oligarşi silah tekellerinin kapısında Kürt halkına karşı oligarşinin yürüttüğü haksız savaşın yalnızca 1994 yılındaki maliyeti bütçenin yarısını geçti. Yoksul halkın sırtından çıkan bu para Amerikan silah tekellerinin kasalarına kâr olarak akıyor. Hava bombardıman uçaklarından atılıyor ve yere metre kafa patlayarak küçük bomba parçacıklarına ayrılıyor. Bu birinci etaptan sonra, küçük bombacıklardan çıkan binlerce parçacık ise çevreye yayılarak etki alanı içindeki insanları yok ediyor. Anlattığımız bu silah misket bom- manda. Çünkü Day and Zimmermann firması, bombanın fiyatını 2700 dolardan 6000 dolara yükseltmiş ve 3000 bomba için 18 milyon dolar fiyat biçmişti. Ne de olsa Türkiye yanık müşteriydi ve ne koparırsa kârdı. Aslında devletin silah alımına yönelik bu çabaları yeni de değil. Bunun yakın dönemlerdeki örneklerinden birisi yine ABD'den alınmaya çalışılan tahrip gücü yüksek CBU-87 bombalan. 28 Aralık 1994'te Amerikan Human Right Wateh Arms Project (İnsan Hakları Gözlem Komitesi'nin orduyu inceleyen bir kurumu) tarafından yapılan bir basın açıklamasıyla da iyice doğrulanan CBU-87 silahlarının alımı, 21 Haziran 1994 tarihinde yapılan bir anlaşmayla belirlenmişti. Anlaşmanın tarafları ise ABD silah tekellerinden biri olan Alliannt Techsystems ile Türk Savunma Bakanlığı idi. 493 adet CBU-87'nin satılmasını içeren bu anlaşmanın nasıl sonuçlandığı ise meçhul... Ancak bugün Kürdistan coğrafyasının, atılan bombalarla değiştiği, tonlarca bombanın sivil halk dahil ayrım gözetmeksizin her yere atıldığı düşünülürse, yapılan anlaşmanın sonucu anlaşılıyor. Kuşkusuz, açığa çıkan bu silah alımları yani Türkiye'nin daha ağır silahlara duyduğu ihtiyaç sonucu sürekli silah alması sorunun bir yanını oluşturuyor. Sorunun diğer yanı ise, Türkiye'nin neden sürekli yeni ve daha etkili silahlara ihtiyaç duyuyor olması. Kürt halkı üzerinde yoğun olarak sürdürülen baskıların her geçen gün daha da artması, devletin Kürt halkının mücadelesini engelleyememesindendir. Devlet mücadeie karşısında aciz kaldığından, halka karşı saldırılarını artırmaktan başka çıkar bir yol bulamıyor. Bu yüzden daha çok silaha başvuruyor. Devletin bu ihtiyacı ulus- lararası silah tekelleri için öf geniş bir pa-- zar ve tatlı kârlar aanlamını taşıyor. Uluslararası Amerikan Silah Tekelleri Dış Pazarlara Daha Çok Silah Satıyor Hatırlanacağı gibi ABD bir hayli açığı olan bütçe harcamalarını kapatabilmek için savunma bütçesini belli oranlarda kısmıştı. Bu yüzden 1985'te 375 milyar dolarla zirvesine çıkan savunma harcamaları 1933'te milyar dolara indirilmişti. Bu politika sonucu ABD dışındaki silah pazarlarını daha fazla zorlamaya başlayan Amerikan silah tekellerini CIA ajanlarının tezgahlarıyla çeşitli pazarlar buldularr. Örneğin yeniden başlayan KDP-YNK çatışması bir yönüyle de silah tekellerimin istekleriyle ortaya çıkmış, CI- A'ntn dta içinde bulunduğu böylesi bir çatışma 'olarak görülebilir. Bu tekellerden tüm işbirlikçi devletler milyarlarca dolarlık silah almaktadır. Böylece hem emperyalizme tatlı kârlar kazandırmış olunmakta, hem de işbirlikçi devletler halklara daha çok vahşet götürmektedir. Türkiye de en fazla sitah alan 4. ülke durumundadır. Ve bugün devletin almak için çaba gösterdiği misket bombası veya (CBU-87 gibi tahrip gücü yüksek bombalar TC'nin bağımlı olduğu silah tekellerinin de bu durumdan yararlanarak büyük kârlarla silah satması anlamına geliyor. Satılan silahlar aynı zamanda emperyalizmin gerçek yüzünü de ortaya seriyor. ABD kendisine "arabulucu" rolleri biçmeye çalışsa da, bu amaçla "sivil-siyasi çözüm" vb. demagojilere başvursa da, kendisi için sütliman bir Ortadoğu yaratmaya çalışmak için halkların üzerine binlerce ton bomba yağdırmasından çekinmiyor bu bombaları bizzat kendi satıyor. TC'nin aldığı silahlar ise dış borç yükünü artırırken, emperyalizme bağımlılığını da pekiştiriyor. Bugün ortaya çıkanların dışında pek çok gizli anlaşmayla silah alımı yine söz konusudur. Ve bu silahlar halen kullanılmaktadır. Tüm bu silahların hedefi ise aynıdır; Kurtuluş mücadelesi veren halk... Siyasal Olarak İffas Eden Devlet, Kürdistan'da Kaybetmiştir Devlet Kürdistan dağlarını bombalamakta, köyleri yakmakta yıkmakta, adeta taş üstünde taş bırakmamaktadır. Bu durum devletin siyasal olarak Kürt halkını kaybettiğinin en açık göstergesidir. Baskının en üst boyutta olduğu Kürdistan'da devletin halka vereceği başka bir şey kalmamıştır çünkü. Her seferinde daha fazla silah ve daha etkili bomba kullanma ihtiyacı, oligarşinin devrim karşısında duyduğu korkunun sürekli büyümesini ve egemenliğinin başaşağı gidişini gösteren açık olgulardır. Hiçbir zulüm düzeni, kendi halkını ve dağlarını bombalayarak ayakta kalamaz, bunlar da kalamayacaktır. Köy evlerini yakan askerler elektronik eşyaları çaldı Dersim'e bağlı Çılga ve Demirkapi köyüne gelen 600 kişilik devlet güçleri, 17 Aralık 1994'te köyü yakarak talan ettiler. Operasyon sonrasında görüştüğümüz bir köylü şunları anlattı: "Askerler daha ünce defalarca çekip gitmemizi söylemiş ve tehdit etmişlerdi. Son olarak geldiklerinde betonarme evlerin kapılarım kırarak evlerde bulunan bütün eşyaları tahrip ettiler. Toprak evleri yaktılar. Bavulları, çuvalları süngülediler. Bir de bunlar yetmezmiş gibi, bizim almamıza izin vermedikleri elektronik eşyaları kendi yanlarına alıp götürdüler." Yağmalanan köyde olaydan bir hafta sonra çektiğimiz fotoğraf yakılan bir eve ait. Kendisi kaybedilen muhtarın ailesi de açlığa terk edildi Dersim'in Pülümür ilçesi Altın- alırsın" diyerek gitmişlerdi. Muhtahüseyin köyünde ailesiyle birlikte rın kış ortasında yolların kapanatekbaşına yaşayan muhtar Adnan cağı ve karakola gelip gitmenin Şeker'in önce kışlık erzaklarına ka- mümkün olmayacağını söylemesi rakol tarafından el konuldu, daha ise fayda etmemişti, sonrada muhtar "kaybedildi': Muhtar Adnan Şeker 2 Ara- Devlet güçleri tarafından Der- lık'ta Pülümür'e alışveriş için gelisim'in kırsal alanında başlatılan köy sinden sonra "kayboldu". Onu son boşaltma operasyonları sırasında olarak gören Pülümür'deki yakın- Altınhüseyin köyü de Kasım ayı lan Balpayam karakolunu geçtikten içinde boşaltılmış, geride sadece sonra yalnız olarak köye giderken köy muhtarı Adnan Şeker ve ailesi bir daha kendisinden haber alına kalmıştı. Muhtar Adnan Şeker beş madığını söylediler. Muhtarın dire çocuğu, hasta eşi ve yaşlı annesi ile nişinin devlet güçlerince hazmedilhiçbir yere gidecek durumları olma- mediğini belirten yakınları, tek ba dığını söylemiş ve tüm tehditlere sına gördükleri bir sırada katledil rağmen "öldürürseniz öldürün, ya- miş olabileceğini belirttiler. bancı yerlerde sürünerek öleceği- Muhtarın kaybolmasından on me, kendi toprağımda ölürüm daha ra, Altınhüseyin köyünde yalnız ka iyi" diyerek köye gelen askerlere di- lan beş çocuk ve biri yaşlı iki kadırenmiş ve köyden ayrılmamıştı. nın, kışlık yiyecekleri olmadığı için Bunun üzerine askerler köyü çok zor durumda kaldıktan, yoğun terk ederken, muhtarın 16 çuval kar yağışı nedeniyle köye ulaşılaununa el koymuşlar ve "Her hafta madiği ve hayatlarından endişe ihtiyacın kadarını gelir karakoldan edildiği belirtildi. Adana'da kontra çeteleri işbaşında İşkence, kahve tarama, ev yakma İki bine yakın Kürt köyünü yakanlar, bu kez de Adana'da ev yaktılar. Silahlı saldırılar ise zincirleme sürüyor. Hedef demokratlar, yurtseverler ve tüm emekçi halk... Kürdistan'dan göç eden halkın en fazla geldiği yerlerden biri olan Adana, kontrgerillanın da terör eylemleri için pilot bölge seçtiği illerden biri durumunda. Özellikle Kürt halkının yoğun olarak bulunduğu 19 Mayıs, Dağlıoğlu. Meydan, Dumlupınar, Mutlu, Denizli, Şakirpaşa vb. gecekondu mahallelerinde polis yoğun baskı uyguluyor. Keyfi kimlik kontrolleri, sokak ortasında dayak atma, Kürdistan doğumluların gözaltına alınması gibi uygulamalar en sık rastlanan günlük baskılar haline geldi. Öte yandan suikast, bombalama ve ev yakma türü kontra eylemlerinde de artış var. 19 Mayıs Mahallesi'nde Salih Sabuktekin, Mutlu Mahailesi'nden Hacı Rebih Çabuk, Sefer Cerf ve yine Mutlu Mahallesi'nde Hacı Sait Macir, geçtiğimiz haftalar içinde kontrgerilla tarafından silahlı saldırıya uğrayarak katledilmişlerdi. KONTRA KAHVE TARADI Son olarak 12 Ocak'ta 19 Mayıs Mahallesi'nde bulunan Mehmet Sidar'a ait bir kahvehane, saat sıralarında tarandı. Açılan ateş sonucu kahvehanede bulunan Hacı Bahattin Oğuz yaşamını yitirirken, altı kişi de çeşitli yerlerinden yaralanarak hastanelere kaldırıldılar. Taranan kahvenin ise polisler tarafından sık sık basılan, arama yapılan ve genellikle yurtsever, demokrat kişilerin gittiği bir kahvehane olduğu bildirildi. Bu niteliklere sahip bir kahvehanenin güpegündüz uzun namlulu silahlarla taranması ve ardından saldırganların elini kolunu sallayarak çekip gitmeleri, eylemin bir kontra eylemi olduğu konusunda kuşkuya yer bırakmıyordu. POLİS EV YAKTI Bu saldırıdan beş gün sonra ise, yine 19 Mayıs Mahallesi'nde HADEP Mahalle Komisyon Üyesi Kazım Feke'nin evi polis tarafından ateşe verilerek yakıldı. Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı sivil polisler akşamüzeri Kazım Feke'nin evine geldiler. Evde kimsenin bulunmaması üzerine, kapıyı kırarak içeri giren polisler, evde bulunan eşyaları, birbiri üstüne yığırak halkın gözü önünde ateşe verdiler. Olay hakkında görüştüğümüz Kazım Feke'nin yakınları gazetemize yaptıkları açıklamada, "Bir şahıs, kim olduğunu bilmiyoruz. Kazım Peke üzerine ifade vermiş. İfade yüzünden Kazım Peke aranır duruma düşmüş. Polisler eve iki-üç kere geldiler, fakat Kazım'ı bulamayınca, sinirlenip gittiler. Salı günü akşam polisler gene geldiler. Evde kimse olmadığı için eşyaları bir odaya yığarak yakmaya başladılar. Bunu gören komşular evi söndürmeye çalıştılar. Polis tekrar gelerek evi söndürmeye çalışan komşulara bağırarak evi tekrar ateşe verdi. O günden beri Kazım'ın nerede olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca emniyete giden Kazım Peke'nin babasını polisler emniyette döverek, tehdit ederek geri göndermişler" dedi. Halkı sindirmeyi, korkutmayı amaçlayan bu saldırılar karşısında halkın öfkesi büyük. Cenaze törenlerinde açığa çıkan bu öfkeyi mücadeleye kanalize etmek ve örgütlü bir güç olarak faşizmin karşısına dikmek ise devrimcilerin görevidir.

6 6-İNCELEME/ARAŞTIRMA 21 OCAK 1995 Devrimin öncüsü olduğumuzu gösteriyor, Parti-Cephe ile zafere yürüyoruz Bugün yeni sömürge ülkelerde oligarşik diktatörlüklerin yıkılması, devrimci halk iktidarını kurarak kesintisiz bir tarzda sosyalizme geçilmesi, sınıflar savaşının ası! yönünü oluşturmaktadır. Halk kitlelerinin emperyalizm ve işbirlikçi sınıfların yoğun sömürüsü altında süregelen sefaleti, doğal olarak düzene karşı bir memnuniyetsizlik ve alternatif arayışını da beraberinde getirmekte, halk kurtuluş hareketleri esas olarak bu potansiyel üzerinde boy verip, serpilip gelişmektedir. Bütün sorun, bu anlayışa devrimci bir yön vermek, kitlelerin gerçek kurtuluşunu sağlayacak alternatifin bu olduğunu göstermek, halkın kendi özgücüyle bu hedefe varabileceğini, çok güçlü gibi görünen faşist devlet mekanizmasının maz olmadığını ve onu yıkmanın hangi yolla olacağını bizzat kendi özdeneyleriyle savaş içinde kavratmakta yatıyor. Dsarsıldığında nasıl vahşileştiğini, her şeyi nasıl azgın bir teröre havale ederek başka "çare" bulmakta acizleştiğini biliyoruz. Bu durum, ülkemizdeki iktidarların siyasi plandaki yönetememe esprisinden kaynaklanıyor. Bu siyasi kriz, elbette ekonomik krizin üzerinde yükseliyor. Bugün ekonomik yapıdaki bütün "çarelerin" tükendiğini, tekelci burjuvaziden burjuva partilere kadar hemen her kesim kabul etmek zorunda kalıyor. Mesut Yılmaz'ın "12 Mart muhtırasına benzer bir yönetim söz konusu olabilir deyişinin altında da aslında bu gerçek yatıyor. Halkımızın deyişiyle, "söyleyene değil söyletene baktığımızda", düzenin ekonomik ve siyasal krizinin ulaştığı boyutlar net bir biçimde gözler önüne seriliyor. Yüzde 150'lere varan enflasyon oranını resmi rakamlarla açıklamak zorunda kalan iktidar, aslında düzenin pilinin bittiğini de ilan ediyor. Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını gasp eden, emekçi sınıflar üzerindeki sömürüyü her geçen gün daha da yoğunlaştıran, emekçilerin her türlü ekonomik, demokratik, siyasal taleplerinin Önüne silahlarının namlusunu çeviren, vatanı parça parça satarak ulusal onuru ayaklar altına almaya çalışan düzen, karşımıza savaşın tüm acımasızlığını dayatıyor. Üstelik kendisiyle savaşanlara karşı elinden geleni esirgemiyor... Ülkemizin yeni sömürge bir ülke olmasından kaynaklanan bu genel durum, halka ve devrimcilere her şeyden önce savaşı bu koşullarla kabullenmekten başka yol bırakmıyor. Bu aynı zamanda, bizim gibi yeni sömürge ülkelerde savaşın yürütülüş biçimini ve stratejisini de belirleyen bir ilke oluyor. İktidara kafa tutacak, onun statülerini sarsacak duruma gelen bir devrimci hareket için bütün dünyadaki deneylerin gösterdiği gibi, başlangıcın hiç de kolay olmadığı ortadadır. Ancak Türkiye'nin artık zulüm ve sömürü düzenini "rahata" ve "istikrara" kavuşturması da artık mümkün değildir. Bundan böyle sürekli ensesinde hissettiği devrimci iç savaş "kabusu"ndan hiç kurtulamayacağını oligarşi de bilmektedir. Oligarşinin temsilcilerinin zaten sık sık "terörle yaşamaya ülke olmanın ekonomik, sosyal ve siyasal koşulları gereği "sürekli milii kriz" yaşamaktan bir türlü kurtulamayan devletin uyguladığı bu politika karşısında; birincisi, devrimcilerin ellerindeki bütün güç ve olanakların da süren savaşın gereklerine uygun biçimde harekete geçirilip seferber edilmesi; ikincisi, bu koşulların somut tahlilinin sonucunda ortaya çıkan devrim stratejisinin ve "bu Leninist çizginin örgütsel ilkesi"nin zorunluluklarını yerine getirmek gerekir. Kongre Raporu'nda da belirtildiği gibi, "Çarpık kapitalizmin her konuda, her alanda hızla geliştiği ülkemizde, bu gelişmeyle orantılı olarak emperyalizmin yeni sömürgecilik ilişkilerinde işbirlikçi tekellere ve burjuva partilerine neredeyse bir inisiyatif alanı bırakmayarak, her şeyiyle emperyalizmin yönetimi ve denetimi altına girmiştir, Yenisömürgeciliğin ve çarpık kapitalizmin getirdiği acımasız sömürünün bekası için sürdürülen baskı ve terör politikası, emperyalizmin ve oligarşinin istikrarını sağlayamayıp, bunalım çok daha derin, kapitalist sistemin çözemeyeceği boyutta yükselerek sürmektedir. Emperyalizmin devrimci mücadelenin yükselişini durdurarak, ekonomik-politik istikrar sağlamak ve emperyalizmin Ortadoğu'daki legemonyasını sağlamak için, Türkiye'ye yüklediği jandarma rolünü Türkiye yerine getirememektedir. Zorla ve şiddetle bastırılmaya çalışılan devrimci halk muhalefetti geçici bir yenilgiden sonra, geçmişe kıyasla çok daha istikrarlı ve nitelikli bir şekilde ortaya çıkmıştır. Böylece oligarşinin zorla oluşturmaya çalıştığı istikrar ve dengelerin yapaylığı da ortaya çıkarak istikrar ve denge diye gösterilen olguların aslında derin bir istikrarsızlığı ve dengesizliği taşıdığı görülmüştür." Halka açılan savaşta elimizin kolumuzun bağlı kalmasını istemiyorsak, biz de savaşı Partili dönemdeki silahlı propagandayı her cephede sürdürecek koşulları hızla yaratıp geliştirmeliyiz. Ülkemizde Halk Savaşı Öncü Savaşı Aşamasından Geçmek Zorundadır mperyalizmin bir yeni sömürgesi olan E alışmalıyız" deyişleri de bunun açıkça itiraf edilmesinden başka bir şey değildir. Oligarşi bütün güçlerini, tüm cephelerde giderek daha organize bir şiddet yoluyla bu savaşa seferber ederken bunu hesaba katmak zorunda kalıyor. Aynı şey, kuşkusuz devrimci hareket açısından da geçerlidir. Yeni sömürge bir Türkiye'de devrimci mücadelenin stratejisi, bu ilişkilerin ülkemiz koşullarında yarattığı ekonomik, sosyal, siyasal değişiklikleri göz önüne alarak oluşturulmak zorundadır. Bu perspektifle baktığımızda, evrim-devrim aşamalarının biçimlenişi, suni denge olgusu ve buna bağlı olarak da, öncü savaşı esprisi özel bir önem kazanmaktadır. Bu noktada, Lenin'in "Marksizm, savaşım biçimlen sorununun kesinlikle tarihsel bir İncelenmesini ister. Somut tarihsel durumdan uzak bir sorunla uğraşmak diyalektik materyalizmin esas ilkelerinin anlaşılmadığını gösterir. (...) Bir savaşım yöntemi ya da biçimi ancak belli bir somut durumun istemlerini tümüyle karşıladığı, uyguladığı koşullara tam uygun düştüğü, devrimci ve ilerici güçlerin cesaretini yükselttiği, onları eyleme geçirttiği, düşmanın zayıflıklarından tam olarak yararlanmaya olanak verdiği, bütün bu nedenlerden dolayı o anın geçerli güçler dengesinde mümkün en büyük üstünlüğü sağlayabildiği zaman en iyi, en uygun yöntem ya da biçimidir." (Lenin, İki Taktik) Ülkemiz dogmatik sol anlayışları tarafından kavranamadığından, çarpıtılarak istismar edilen, üzerinde sürekli spekülasyonlar yapılan, silahlı propagandanın temel alındığı bir öncü savaşı bizim gibi yeni sömürge ülkelerin bir orijinalitesidir. Savaşın biçimlerinin son derece çeşitli olduğu Marksizmde, önemli olan şaşaalı devrim programlan çıkarıp alt alta sıralanan tüzük maddelerinden oluşan örgüt kurmak değii, ülke koşullarına uygun savaşım biçimlerini devrimci yaratıcılıkla yorumlayıp hayata geçirebilmektir. Tarihsel olarak sömürge ülkelerde emperyalist sömürü metotlarının değişmesi sonucu ortaya çıkan değişikliklerin, farklı dönemlerde farklı biçimlerde yansıması kaçınılmazdır. Bugünkü koşullarda ülkemiz özgülünde düşündüğümüzde, yeni sömürgecilik ilişkilerinin ayırt edici özelliklerini şu şekilde formüle edebiliriz; a-emperyaiist işgal biçimi değişmiş, açık işgal yerini gizli işgale bırakmıştır; b-yeni sömürge ülkelerde emperyalizme doğrudan bağımlı işbirlikçi tekelci burjuvazi geliştirilerek, feodalizm yukarıdan aşağıya kısmen tasfiye edilmiştir; c-çarpık kapitalist gelişim nedeniyle güçsüz olan tekelci burjuvazi, diğer gerici sınıflarla ittifaka girmiş, oligarşik yönetim ülkenin kaderine hakim olmuştur. Güçlü merkezi devleti elinde tutan tu sınıflar, ülkeyi sürekli faşizm ile yönetmektedirler; d-gerek çarpık kapitalist gelişim, gerekse güçlü merkezi otoritelerin varlığı, diğer unsurlarla birlikte halk kitlelerinin ruh hallerinde ve davranışlarında önemli değişimler yaratmıştır. Derin memnuniyetsizliğe rağmen, bu ülkelerde örneğin, Şili'de olduğu gibi sürekli kendiliğinden köylü isyanları, yerini politik pasifliğe ve kaderci bir anlayışın gelişimine bırakmıştır. Bu durum, devrimin sınıfsal kapsamında halk kitlelerini devrim safına çekmenin ve örgütlendirmenin nasıl yapılacağı, devrimin kaderini belirleyen bir önem kazanmıştır. Yeni sömürgecilik ilişkilerinde feodalizmin kısmen tasfiye edilmiş olması, anti-feodal ağırlıklı devrim programını, anti-faşişt, antiemperyalist yönünü ön plana çıkartırken, emperyalizmin ikinci bunalım dönemindeki Çin devriminde olduğu gibi, spontane ayaklanmalar içindeki kitleleri örgütleyip zayıf merkezi otoritenin zaaflarından yararlanarak daha baştan "kızıl siyasi üsler kurmak" mümkün değildir. Bunun koşullarının oluşması için halk kitlelerinin ruh halinin değiştirilmesi ve bunu olanaklı kılan bir mücadele hattının izlenmesi, devrimin olmazsa olmazıdır. Bu ise, ülkemizde devrimci halk iktidarının kurulabilmesi için silahlı propaganda temelinde yürütülecek bir öncü savaşı aşamasından geçilmesinin zorunlu olduğu anlamına gelir. Bu durumu tespit edip gereklerini yerine getirememek, sözde tespit eder görünmek ya da yadsımak, yeni sömürge ülkelerdeki değişiklikleri görmemek ve halk savaşlarını dogmalaştırarak özünde onu savunmamak demektir, ki bu devrimin ne kadar istendiğini şüpheli hale getirir. Hatla gerçekten istenip İstenmediği noktasında bir sorgulamayı gerekli kılar... Bugün yeni sömürge ülkelerde oligarşik diktatörlüklerin yıkılması, devrimci halk iktidarını kurarak kesintisiz bir tarzda sosyalizme geçilmesi, sınıflar savaşının asıl yönünü oluşturmaktadır. Halk kitlelerinin emperyalizm ve işbirlikçi sınıfların yoğun sömürüsü altında süregelen sefaleti, doğal olarak düzene karşı bir memnuniyetsizlik ve alternatif arayışını da beraberinde getirmekle, halk kurtuluş hareketleri esas olarak bu potansiyel üzerinde boy verip, serpilip gelişmektedir. Bütün sorun, bu anlayışa devrimci bir yön vermek, kitlelerin gerçek kurtuluşunu sağlayacak alternatifin bu olduğunu göstermek, halkın kendi özgücüyle bu hedefe varabileceğini, çok güçlü gibi görünen faşist devlet mekanizmasının yıkılmaz olmadığını ve onu yıkmanın hangi yolla olacağını bizzat kendi özdeneyleriyie savaş içinde kavratmakta yatıyor. Mahir Çayan'ın klasik ama son derece geçeirli deyişiyle, "ceğiz, cağız"lara karnı tok olan ülkemiz halkları, ülkemizde ancak böyle bir bakış açısına devrime kanalize edilebilir. Bunun yolu ise, kentlerde ve kırlarda silahlı mücadeleyi temel alan Birleşik Devrimci Savaş (BDS) çizgisi etrafında silahlı propagandanın temel alındığı, öncü savaşı aşamasından geçen uzun süreli bir halk savaşıyla olacaktır. Böyle bir anlayışa sahip olmayan bir örgütün, "devrim", "zafer" söylemleri, içi boş kalmaya ve bir hayalden öte geçememeye mahkumdur. Bizim gibi bir ülkede devrimci bir parti savaş örgütü olmak zorundadır. Stratejik hedefini politikleşmiş askeri savaş stratejisi (PASS) temelinde, uzun süreli halk savaşı çizgisiyle ifade etmekle; silahlı propagandanın temel mücadele biçimi olduğu bir öncü savaşını vermek zorundadır. "Türkiye koşullarında devrimci şiddeti her bölge ve alanda devrimci örgütlenmenin önünü açan, halkın adaletini sağlayan, sömürücülere, vurgunculara, tüm halk düşmanlarına yönelik eylemler yaparak örgütlemek zorundayız. Devrimciler kitleler içindeki otoritelerini ancak namlularını halk düşmanlarına çevirerek, onları etkisiz kılarak kurabilirler. Diğer bütün mücadele biçimleri, devrimci şiddetle etkileşim içinde, devrimci otoritenin kurulmasını destekleyen, güçlendiren ve devrimci şiddeti her boyutta yaygınlaştıran bir rol oynamak zorundadır. Düşmanın silahlı güçlerine silahla karşı duran halkın silahlı güçleri olmadan, hiçbir halk örgütlülüğü yoğun baskı ve terör karşısında uzun süre ayakta kalamaz, dağılmaya ve sindirilmeye mahkumdur. Halkın silahlı güçleri, devrimci bir kitle hareketinin koruyucusu, dinamizmi ve onurudur." Ülkemizde İhtilalci İnisiyatif Tartışılmaz Bir Öneme Sahiptir ve Devrim Hedefini Belirleyen Bir Anlayıştır " Devrimci durumun bütünüyle olgunlaşmasını beklemek şart değildir. Çünkü yüreklilik, dövüşme, şevk ve kararlılık, çoğu kez eksik olan nesnel şartların yerini tutabilir. Ama asgari miktarda da olsa, nesnel şartların varlığı gereklidir." (Che, Askeri Yazılar) Ülkemizdeki halk savaşı stratejisini (PASS) diğer halk savaşlarından ayıran temel özelliklerden en önemlisi, silahlı propagandanın esas alındığı bir öncü savaşı aşamasından geçeceğini söyledik. Öncü savaşı, ülkemizdeki halk savaşının ilk aşaması olduğu gibi, ülkemiz halk savaşı içinde stratejik bir önem taşır. Bugün ülkemiz koşullarında öncü savaşını ilk durak olarak almayan bir halk savaşı stratejisi, "ömrü boyunca devrimin yüzünü göremez". Emperyalizmin gizli işgalinin söz konusu olduğu, faşizmin sürekli bir nitelik kazandığı, oligarşiyle halkın memnuniyetsizliği ve tepkileri arasında bir suni dengenin var olduğu koşullarda kitleleri devrim safına çekebilmek silahlı propaganda temelinde sürdürülecek bir öncü savaşıyla olanaklıdır. Öncü savaşı, emekçi halk kitlelerini oligarşinin ideolojik, siyasi, kültürel etki alanından çıkaracak, oligarşiyi doğrudan hedefleyecek, düzenin tüm "haşmetine" rağmen, ne kadar kof olduğunu gözler önüne serecek, kitlelerin yaşadığı sorunlar karşısında köklü çözümler aramasını sağlayacak, onlara hedeflerinin ne olması gerektiğini gösterip bilinçlendirecek, güçlü bir devrimci örgütün olduğunu gösterecek, temel bir mücadele biçimini temel alarak sürdüren öncü savaşı, silahlı propagandayı temel almak zorundadır. Buradaki "öncü" kavramı, oportünizmin yıllardır sarıldığı demagojide olduğu gibi, asla ve asla kitlelerden kopukluk anlamını taşımaz. Öncü savaşı, "Silahlı propagandanın temel olduğu, diğer mücadele biçimleriyle (ekonomik, demokratik, ideolojik ve barışçıl politik mücadele) bütünleşen bir evreyi kucaklar. Bütün dünya devrim tarihlerinden bilinir ki, politik kitle mücadelesi, kitlelerin fiili olarak mücadelede baştan beri yer alması şartına değil, kitlelerin taleplerine sahip çıkan, onu gündeme getirip bu temelde örgütlenme şartına bağlıdır. Bu genel teorinin ülkemiz somutuna uygulanması ise, bunun ülkemizde nasıl bir halk savaşı stratejisi sorusunun cevabını vermektir. Devletin zulmü, baskısı karşısında ayakta kalmak, devrim yürüyüşünü sürdürmek, ülkemizde ancak silahlı savaşı, gerilla savaşını hakkıyla yerine getirmek demektir. Gerisi boş laftan başka bir şey değildir. Oligarşinin bütün strateji ve taktiklerini ve psikolojik savaşıyla yaratmak istediği havayı değiştirmek ve ters çevirmek için gerilla savaşının' toplumu sarsan ve sınıflar mücadelesini ivmelendiren gücü "tecrübeyle sabittir". Ülkemizde ancak bu savaşçı ve militan ruhla devlet terörünün önüne geçilebilir, oligarşinin taktikleri tersine çevrilebilir ve halk elindeki avucundaki olanaklarla düşmana karşı savaştırabileceğimiz bir örgütlülüğe taşınabilir. İşte bu yüzden silahlı propaganda biçim olarak bir gerilla savaşıdır. Bu askeri savaş taktiği devrimcilerin elinde siyasal mücadelenin bir aracıdır. Bu durum Mao'dan Vo Nguyen Giap'a, Che'den Mahir Çayan'a kadar açıkça ortaya konmuştur. Emperyalizmin gizli işgali altında bir yeni sömürge olan ülkemizde de, gerek kırlarda, gerekse kentlerde sürdürülecek devrimci mücadelenin temel yöntemi "silahlı propaganda adıyla özgünleşen gerilla savaşıdır". Burada önemle altının çizilmesi gereken bir nokta da, gerilla savaşının ülkemiz koşullarında kazandığı politik muhtevadır. "İç savaşın öncü savaşı biçiminde gelişmesi, yani gerilla savaşının iktidara yönelik olarak sürekli siyasi gerçekleri açıklayan, halkı devrim saflarına çeken ve mevcut devrimci durumu daha da derinleştiren bir muhtevada olması demektir." (Devrimci Sol dergisi, sayı: 1} Buradan da anlaşılacağı gibi, silahlı propaganda siyasi gerçekleri açıklayan, politik, kitlevi bir mücadele aracıdır. Bu araç aynı zamanda halkı devrim saflarına çeken ve örgütleyen bir işlev görür. Öncü savaşı aşamasında, politik mücadelenin en üst biçimi olarak silahlı propagandanın temel alınması, emperyalizmin üçüncü bunalım dönemindeki yeni sömürge koşullarının Marksist-Leninist yöntemlerle tahlil edilmesinin üzerinde yükselir. Bizim gibi ülkelerde politik mücadelenin hedeflerinden biri olan siyasi gerçeklerin halka açıklanabilmesi, ancak politik mücadelenin en üst biçimi olan silahlı mücadele yöntemleriyle gerçekleştirilebilir. Bu elbette, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, silahlı propagandanın belirleyiciliğinde bütün mücadele biçimlerinin birleştirilip bütünleştirilmesiyle eşanlamlıdır. Yani PASS örgütlenmesi politik-askeri nitelik taşır. "Partimiz halkımızın tek umududur. Bu umudu büyütmek, geliştirmek bizim elimizdedir. Oligarşinin bütün alternatifleri tükenmiştir. Yönetemez durumdadır. Oligarşi, ideolojik, psikolojik üstünlüğü yitirmiştir. Hemen tüm düzen partileri ve bunların yansıması olan devlet kurumları içindeki çeşitli güçler birbirleriyle savaş halindedirler. Düşman dengesiz bir saldırı halindedir. Saldırganlığı güçten düşmüş, kendini savunmakta zorluk çeken bir düşmanın saldırışıdır. Devrimci savaşı büyütmemiz, devrimci halk cephesini savaştırmamız düşmanı her gün biraz daha savunmaya itecek ve zaferi sağlayacaktır. Ülkemiz devrime gebedir. Halk kitleleri artık bu yönetim tarzıyla yaşamak istememektedir. Devrimin öncüsü olduğumuzu göstermeli ve devrimi yapabileceğimiz, devrimci iktidarı yönetebileceğimiz güvenini verebilmeliyiz. Ülkemiz devrimi, dünyanın herhangi ülkesindeki bir devrim olmayacaktır. Devrimimiz Ortadoğu'dan Balkanlara, Asya'ya kadar, hatta dünyayı etkileyecek büyük bir devrim olacaktır. Partimiz bu büyük amacın öncüsüdür."

7 7-HABER/YORUM 21 OCAK 1995 Yüreğimizden ve bilincimizden daha güçlü bir silah yoktur "14 Ocak akşamı Koç Holdingin Kasımpaşa'daki araba deposuna gelen 6 DHKC savaşçısı, ellerinde hiçbir silah olmadığı halde, bekçiyi enterne ederek, tek silahları olan bir bidon benzinle depoda bulunan araçların çoğunu tahrip ettiler. Daha sonra da araçların içine yanlarında getirdikleri benzini dökerek, Koç Holding'e ait araçları ateşe verip eylem yerinden uzaklaştılar. " Burjuva basın DHKC savaşçılarının üstlendiği bu eylemi verirken, Koç Holding'e ait araba deposunu basanların silahlı olduğunu yazdı. Haberi hazırlayan, ister polisin verdiği biçimde, ister kendi bilgi kaynaklarıyla yazmış olsun, herhalde böyle bir eylemin silahsız gerçekleştirilemeyeceğine aklı yatmamış olmalı ki, ellerinde tir bidon benzinden başkaca bir silahları bulunmayan savaşçıların silahlı olduğunu ifade etme gereği duymuş. Etkili Kullanıldığında Devrimcilerin Elindeki Her Şey Bir Silahtır Silahı silah yapan, hangi amaçla kime karşı kullanıldığıdır. Bizim silahımız işkenceci katillere, ölüm timlerine, MİT ve kontrgerilla şeflerine, işbirlikçi-tekelci asalaklara, tefecilere, sivil faşist çetelere, ülkemizdeki emperyalist kişi ve kuruluşlara karşıdır. Bizim silahımız, halkın adaletini savunan haklı davamızdır. Bizim silahımız beynimizdir, yüreğimizdir. Yaratıcılık ve kararlılığımızdır. Düşmana karşı elimizdeki her aracı, istediğimizde etkili bir silaha dönüştürebiliriz. Çünkü inanç, en son teknolojiyle yapılmış bir silahın sesini bile bastırabilecek en büyük silahtır. Faşizmin devrimci mücadeleyi ve halkın ekonomik, demokratik, siyasal taleplerini bastırmak için her aracı, her tekniği kullandığı koşullarda, emeği paylaşmayı, adaleti, namusu, onuru, vatan sevgisini, yani halkı temsil eden ve örgütleyenlerin silah bulma diye bir zorluk ve sıkıntısı olamaz.yerine göre taş, sopa, ip, benzin, topluiğne, cam, toprak, düşmanın suratında bir bomba gibi patlayan tüp'gaz, ellerimiz, ayaklarımız, tırnaklarımız her şey bir silahtır.. Önemli olan, yüreğimizin ve beynimizin tetiğini çekmeye her zaman hazır olabilmektir. "Devrimci bir örgütün gelişmesi, savaşın yükselmesi daha çok komite, daha örgütlü kitle, daha çok savaşçı, daha çok silah, daha çok üs vb. yaratılması demektir. Bunları yaratmayan veya yaratmak için yoğun çaba sarf edip her gün bir adım daha ileri yönei-meyen sorumlu ve yöneticiler ne derlerse desinler, örgütlü, sistemli, programlı, sonuç alıcı çalışmayı yapmıyorlardır. Belki günlerim dolduruyorlardır, ama bu kısır çalışma olup dar pratiği yansıtmaktan başka bir şey değildir. Bu anlayış kadro yetiştirmez, hep ister. Silahlı eylem yapmaz, yapacak insanlar yetiştrmez, silah bulmaz hep ister. Teorik çalışmalar, hatta kendi bölge ve alanının bir çözümlemesini yapmaz, kapsamlı programlarla öneriler getirmez, hep ister. Bu anlayış gerilla olarak dağa çıktığında ise, özverili, yaratıcı, gerektiğinde yoktan var edici anlayışa sahip olmadan gerilla olamayacağını unutarak, 'büyük silahım yok, savaşçı yok' diyerek miskin miskin oturmayı tercih eder." Kongre Raporunda da belirtildiği gibi, savaşçı bir örgütün insanlarının yoktan var edebilmesi, istemeden elde etmesini bilmesi gerekir. Halk kitleleri içinde örgütlenmenin, halkın zengin olanaklarını devrimci bilinç, zeka ve yaratıcılıkla değerlendirmesini bilmenin savaştaki önemi büyüktür. Siper alacak tek bir ağacın ve taşın olmadığı çöllerde, Arap halklarının yarattığı zaferler, Vietnam halkının cangıllarda gösterdiği ve tüm dünyanın hayranlığını kazanan yaratıcılığı ve daha birçok halkın yaşadığı deneyler bize örnek olmalıdır. Vietnam üzerine yağdırılan milyonlarca ton bomba, ABD askerlerinin Vietnam topraklarından kaçışını engelleyemedi. Oysa onlar giysisiz, yiyeceksiz bir halka karşı savaşmışlardı. Ama asıl savaştıkları şey, her köşe başında, her çalı arkasında düşmanlarının morallerini çökerten, savaş araçlarını İşlemez hale getiren, gölgelerinde bile birer tuzak gizlemeyi başarabilen yaşlı kadınlarla 5-10 yaşındaki çocuklardı. "Sorunun ana halkası daha çok büyük silah değil, kitlelere gitmek veya gitmesini bilmektir. Her ağacı, her kayayı, her metrekare toprağı düşmana karşı kullanmasını bilmektir. (...) Yaşadığımız dünyada eğitim olanaklarından en küçük silah ve cephaneye kadar, kendi gücümüze ve özverilerimize güvenerek yaratıcılığımızı geliştirerek hareket etmek zorundayız. Bu anlayışı yukarıdan aşağıya tüm savaşçılara mal ederek, gerillanın yaratıcı düşünmesini sağlamak zorundayız. Bu düşünce içselleştiriiir ve tüm savaşan güçlere yayılırsa, silah üstünlüğüne dayanan ve gerillayı gerilla olmaktan çıkaran anlayışın aşılmasında büyük mesafe katedilecektir. ihtiyacımız olan her şeyi halk ve düşman bize sağlayacaktır. Yeter ki, biz almasını bilelim." Kitlelerle daha fazla kaynaşıp bütünleştikçe, kitle örgütlülüğümüze daha nitelikli, köklü, kalıcı siyasal biçimler verdiğimizde on binlerce el, göz, kulak ve silah olmak işten bile değildir. Halkımızın düzene duyduğu tepki çok açıktır. Ve henüz küçük kaygıları olmakla birlikte, kendisine verileni alan bir halka sahibiz. Bu nedenle, vereceğimiz hiçbir emek boşa gitmeyecek, emekçi kitlelerin, yeni insanların elinde düşmana karşı bir silah olacaktır. Cesaret, yaratıcılık ve inanç silahını kuşanıp, halka kazandırdığımızda, yapamayacağımız hiçbir eylem, başaramayacağımız hiçbir iş yoktur. Üstelik bunu başarmak Öyle zor bir iş de değildir. Yeter ki, her şeyimizle kendimizi savaşa verelim. Unutmayalım ki, bu savaşta insan iradesi devrimcilerle beraberdir, insanlarımız bütün değerlerini bu savaşa sunuyor; öfkesini, şiddetini, isyancılığını, yiğitliğini... Halkın sevgisini, desteğini kazanan, bizi onun gözünde yücelten asıl savaş malzememiz budur. Her aşamadan güçlenerek çıkmanın, durdurulamamanın, baş eğmemenin anlamı budur. "...bazen silahımız cephanemiz olmayabilir, almasını bileceksiniz.(...) Bu parti kişiliğidir. Bu kişilik, zaferin önündeki tüm engelleri aşıp geçebilecek güvene ve inanca sahiptir," Faşist saldırıya ambar işçilerinden örgütlü yanıt Emek düşmanı faşist çeteler, ellerinin uzanabildiği her yere baskıyla tahakküm kurmaya, esnafı haraca bağlamaya çalışıyorlar. Şimdi de nakliyat ambarlarına ve buralarda çalışan işçilere yöneldiler. Bu yüzden sendikalı işçilere ve onların örgütlü olduğu TÜMTİS'E saldırıyorlar. TÜMTİS İzmir Şubesi'nin basılmasının ardından, Topkapı Nakliyat Ambarlarında sendikanın işyeri temsilcisi Hasan Ercan sivil faşistlerin silahlı saldırısına uğradı. Ercan ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşama savaşı verirken, nakliyat işçileri başta İstanbul olmak üzere, örgütlü oldukları illerde iş bırakarak faşist saldırıları protesto ettiler. Saldırının başını çeken Erzurum-Palandöken Ambarı işvereni Mahmet Salih Karahan, Hasan Faşist Saldırılara Karşı kendilerinin tanıdığını belirterek, Durmak Onurumuzu, onlara inanmadılar. Sendika yöneticileri ayrıca örgütlü oldukları, baş- Ekmeğimizi Korumak İçindir ta İzmir, Ankara olmak üzere bütün Ağır yaralanan işyeri temsilcisi işyerlerinde bu saldırıyı protesto Hasan Ercan'ın tedavisi Çapa Tıp etmek için 18 Ocak'ta da iş bırakarak basın açıklaması yaptıklarını Fakültesi Hastanesi'nde devam ediyor. Bugün ambarlara saldıran belirttiler. faşistlerin dün Ankara Büyükşehır Belediye Meclisi'ni kana buladığını Faşistler Spekülasyon biliyoruz. Ülkemiz her yerinde şirin Yapıyorlar maskeler takınarak yuvalanmaya Ambarlarda kendisi ile görüştüğümüz TÜMTİS Genel Teşkilatlan- çalışan MHP'li faşistlerin devlet desteğindeki saldırılarının yarın ma Sekreteri Mustafa Okumuş gazetemize şunları söyledi. "Türki- başka işyerlerine taşıyacakları gerçeğini görmezden gelemeyiz. ye'de uzun süreden beri nakliyat Emeğe, özgürlüğe, ekmeğe, insani ambarlarında PKK'ya karşı haraç duygulara düşman bu eli kanlı faşistleri 1980 öncesinden de iyi ta- verildiği spekülasyonunu yayıyorlar. Oysa hedef sendikamız ve işçilerin Örgütlü gücüdür. İşçilerin bü- "Bize dokunmazlar" veya "Bize gelene nıyoruz. Bu nedenle işçiler olarak yük çoğunluğun Kürt olması bu ve kadar..." türünden bir rahatlık benzeri asılsız yorumları beraberinde getiriyor. Bunu yapan MHP'Ii meliyiz. Gözümüzü dört açarak anlayışını asla kendimizde görme- faşistlerdir." bunların işyerlerinde örgütlenme çalışmalarına asla izin vermemeliyiz. Yaralı işçi Hasan Ercan'a hastanede sahip çıkarak birlikteliğimizi ve faşistlere karşı mücadeledeki kararlılığımızı bu vesileyle de göstermeliyiz. Ercan'a, "Erzurum-Palandöken Ambarı'na mal gelmesini engelleyen sen misin?" diyerek tabanca kabzasıyla kafasına vurmuş, aldığı darbeyle yere düşen Hasan Ercan'ın üzerine de faşistler saldırmışlardır. Onlarca tanığın önünde olan saldırının ardından, faşistler hemen plakası işçilerce de bilinen bir arabayla kaçmışlardır. Topkapı Ambar İşçileri 17 Ocak'ta İş Bıraktı Ambarlarda yaşanan bu faşist saldırıya karşı, işçiler anti-faşist dayanış- Devrimci Halk Güçleri, geçtiğimiz haftalarda Tuzla İçmeler Bizim Ocak bürosunu, Tuzla Esenyol Ülkü Ocağını ve Darıca Osman Gazi Mahallesi'ndeki tescilli faşist Yılmaz Subaşı ve kardeşlerine ait aracı molotoflayarak tahrip ettiler. Tuzla İçmeler'deki Bizim Ocak dergisi bürosu 16 Ocak günü Devrimci Halk Güçleri tarafından molotoflandı. Gazetemizi telefonla arayan Devrimci Halk Güçleri, eylemi İsmail Bahçeci'nin kaybedilmeye çalışılmasını protesto etmek için gerçekleştirdiklerini ve bu doğrultuda eylemlerinin süreceğini açıkladılar. Tuzla Esenyol Ülkü Ocağı 9 Ocak günü Devrimci Halk Güçleri tarafından molotoflanarak tahrip edildi. Gazetemizi arayan Devrimci Halk Güçleri, eylemi son versiteyi kazanma şansımız ise neredeyse sıfıra indi. Bu sistem Öğrencilere hiçbir şey vermiyor, aksine var olanları daha da köreltiyor" dediler. Öğrenciler gözaltına alınan dört arkadaşlarından bir haber alamadıklarını ve bu öğrencilerin serbest bırakılmasını istediklerini söylediler. Devrek'te liselilere faşist saldırı Zonguldak'ın Devrek Lisesi'nde demokrat öğrenciler faşistlerin saldırısına uğradı. 5 Ocak günü öğle çıkışında kalabalık bir grup faşist tarafından saldırıya uğrayan demokrat öğrencileri polis gözaltına almaya çalıştı. Öğrenciler saldırının polis-faşist işbirliğiyle olduğunu anlatırken, "Okulun önünde her gün Gaziantep 19 Mayıs Lisesi öğrencileri, 17 Ocak günü kredili sistemi protesto polis olurdu. O zaman ise saldırıdan beş dakika sonra ortaya çıktılar ve bizi gözaltına almak istediler." dediler. etmek için bir yürüyüş düzenlediler. Okuldan çıkarak "Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Demokratik Lise Müca- Saldırıyı düzenleyen Zafer Madenci, Mustafa Madenci, Murat Kiraz, Şenol delemiz" sloganlarıyla Milli Eğitim Müdürlüğü'ne doğru yürüyüşe geçen öğ- Sakallı ve Çetin Çolak adlı faşist öğrenciler hakkında okul idaresi hiçbir soruşturma başlatmıyor ve faşist saldırılara rencilerin önü sivil polisler tarafından kesildi. Öğrenciler polis barikatını aşarak yürümeye devam ettiler. Bunun göz yumuyor. Öte yandan, 7 Ocak günü faşist saldırının gerçekleştiği Devrek Lisesi önünde toplanan yaklaşık iki yüz kişi, DLMK'h öğrenciler yürüyüşlerinin Hükümet Konağı'na yürümek istedi. amacını şu şekilde açıkladılar: "Okullarda uygulanmaya çalışılan kredili sis- Polisin yürüyüş engellemesi üzerine, topluca Devrek Halkevi ne gidilerek tem tam bir fiyaskodur. Bu sistem yüzünden derslerimiz birbirine girdi. Üni- halkevi önünde faşist saldırıları teşhir eden bir basın açıklaması yapıldı. Topkapı ambarlarında toplanan işçiler, ambarlarda hegemonya kurup, al koşturmayı düşünen faşist çetelere karşı tepkisiz kalmayacaklarını ortaya koydular. manın güzel örneklerini sergilemek "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz", Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri için harekete geçtiler kadar "Kahrolsun Faşizm", "İşçiye Kalkan Sendikası (TÜMTİS)'in örgütlü olduğu İstanbul Topkapı Nakliyat rakarak toplanmaya başladılar. İş me Mezar Olacak" sloganlarıyla ambar işçisi 17 Ocak sabahı iş bı- Elleri Kıracağız", "Ambarlar Faşiz- Ambarlan 4. Blok'ta 16 Ocak günü bırakan işçilerin başında da TÜM- çınladı. faşistler terör estirdiler. Kayseri TİS Genel Başkanı Sabri Topçu Süret Ambarı'na giren 4 silahlı saldırgan işyeri temsilcisi Hasan Er- Sabri Topçu, "Biz nakliyat işçileri Yer Yok vardı. TÜMTİS Genel Başkanı Ambarlarda Faşistlere can'ı ağır yaraladı. Olayı gören diğer işçiler ise bu faşist çetenin ba- çalışan işçileriz. Bizler örgütlü landöken ambarlarının Ambarcılar Türkiye'de en ağır şartlarda İşçiler bu arada Erzumun-Paşını Erzurum-Palandöken Ambarı gücümüzle hakkımızı arıyoruz. sitesinden atılmasını istedi. Zaten patronu Mehmet Salih Karahan'ın Verdiğimiz mücadele ekmeğimiz ambar sahibi katil, işyerini kapatıp çektiğini söyleyerek sendikaya haber verdiler. konuşmaya başlayınca, işçiler konuşmadan sonra TÜMTİS yöne- ve onurumuz içindir." diye kaçmıştı. İşçilere hitaben yapılan Sivil faşistlerin yuvalandığı Erzurum-Palandöken Ambarı 5 ay S.Topçu "Bu saldırı işçi arkakası yetkilileriyle konuşmaya gitti- slogan atmaya başladılar. ticileri Nakliyat işverenleri Sendi- önce açıldı ve açıldığı günden daşlarımız şahsında bütün sendika ler. Yapılan görüşmede TÜMTİS sonra ambar sahibinin işçi kılığında getirdiği, yakalarında üç hilal işçilerin mücadelesi.ekmek, de- güç olduklarını, işçi ve emek düş- üyelerimize yaplmıştır. Buradaki yöneticileri işverenlere örgütlü bir vb. faşist sembollerin olduğu rozetler bulunan faşistlerin yuvalandığı delesidir. Bu uçurda başta biz ambarının buradan atılmasını istemokrasi, hak ve özgürlükler mücamanı kesimlerin ve Palandöken bir yer haline geldi. Eli silahlı bu faşist çete bir yandan mafya usulü kanımızın ya çalışan bu faşist çeteleri sahip- sen-dikacılar olmak üzere diler. Zaten zorla kazanç sağlama- yöntemlerle ambarlar ve civarında son damlasına kadar mücadele lenen hemen hemen hiçbir ambar kazanç sağlamaya çalışırken, diğer yandan da işçilere ve ambar dırılar karşısnda daha güçlü olaca- sahibi bulunmuyor. edeceğiz. Buıdan sonra bu tür sal- sahiplerinin bir kısmına silah göstermek, ölümle tehdit etmek gibi tiyorlar, işçierin alın terine göz dikidar işçiler toplandıkları yerden ayğız. Bu faşister emeksiz kazanç is- Sendika yöneticileri dönene ka- saldırgan tavırlar içine girerek işyerlerinin huzurunu bozmaya başyorlar. Biz onlardan bunun hesabını soracağız." diye konuşmasını rılmadılar. Bu arada polis, Hasan ladılar. Ercan'ı vuran birinin kendilerini sürdürdü. Bu tehdit ve saldırılar TÜMTİS arayarak kimlik bildirdiğini söyledi. Gene Başkan Sabri Topçu'nun işyeri lemsilcisi Hasan Ercan'ın bu İşçiler ise, bunun olsa olsa kendi konuşması boyunca ambarlar, işçilerin "Baskılar Bizleri Yıldıramaz", faşist güruh tarafından ağır yaralanmasıyla yeni bir boyut kazandı. yalan olduğunu, asıl öfkelerini geriletmeye yönelik bir saldırganı Kavga sürüyor... Liseler... Liseler... Liseler... Gençliğin dinamizmini yansıtan liseler a'dan z'ye kadar herkesin ilgi odağı, olmaya da devam edecek gibi gözüküyor!.. Çünkü polis desteğinde sokaklara ve okullara hakim olmaya çalışan faşist çeteler, özellikle okulların civarında çörekleniyorlar. Devrimci-demokrat öğrencilerin karşısına çıkarı la bilecekleri her kılıkta çıkıyor, liseli gençliğin "Demokratik Lise" kavgasının önünde engel olmaya çalışıyorlar. Bu vüzden liselerde yaşanan her türlü gelişme, akademikdemokratik talepler için atılmış her adım, polis-faşist-idare üçgenine karşı gösterilen her tepki, yapılan her eylem gazetemizde yer almalıdır. DLMK'lı öğrencilerden kredili sistem protestosu üzerine polisler, dört öğrenciyi gözaltına aldı. dönemde artan faş;ist baskıları, gözaltında kayıpları ve DHKP-C önderi Dtursun Karataş'ın tutsak edilmesini protesto için gerçekleştirdiklerini açıkladılar. Darıca Osman Gazi Mahallesi'nde tescilli faşist Yılmaz Subaşı v/e kardeşlerine ait olan araç molotoflanarak tahrip edildi. Ayrıca buraya bir DHKP-C bayrağı asılarak, kayıplarla ilgili: el ilanları dağıtıldı. Gazetemizi telefonla arayan Devriınci Halk Güçleri eylemi gözaltında kaybedilmek istenen İsmail Bahçeci'nin bırakılması ve Diyarbakır'da dört TÖDEF'li öğrencinin kurşuna dizilmesini protesto etmek için gerçekleştirdiklerini, oligarşinin kayıp politikaları devam ettikçe de eylemlerini sürdüreceklerini açıkladılar. "İşçilere Kalkan Eller Kırılacak" TÜMTİS üyesi ve İstanbul Topkapı Nakliyeciler Sitesindeki Kayseri Sırat ambarında işyeri temsilcisi olan Hasan Ercan'ın dört faşistin silahlı saldırısına uğraması İzmir'de protesto edildi. Pınarbaşı Nakliyeciler Sitesi'- ndeki ambarlarda 18 Ocak günü toplanan yaklaşık sekiz yüz işçi, üç koldan yola çıkarak, 850li günlere gelen Ekspres Kargo grevinin pankartı altında toplandılar. Yol boyunca "İşçiye Kalkan Eller Kırılacak", "Yaşasın İş Ekmek Özgürlük Mücadelemiz", "işçiyiz Haklıyız Kazanacağız" sloganlarını attılar. TÜMTİS izmir Şube Başkanı Şükrü Günseli "İşyeri temsilcimize yönelen faşist saldırı örgütlü mücadelemizi kırmaya yöneliktir." derken, "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganları atıldı. TÜMTİS'in hedef olduğu ilk saldırı değildi. Daha önce de TÜMTİS izmir Şubesi faşistlerce basılarak talan edilmişti. Son saldırı, faşistlere karşı anladıkları dilden konuşmak gerektiğini bir kez daha ortaya çıkardı. İki gün Soma ise, akşam halkevini basan polis Müveccer Kaya adlı Eğit- Sen üyesi bir öğretmeni gözaltına aldı. Çalışanlara okuma olanağı sağlayan akşam liseleri kapatılmaya çalışılıyor Liseli Dev-Genç:"Akşam liseleri kapatılamaz" İktidarın genellikle çalışanlar ve ileri yaştakiler için okuma olanağı olan akşam liselerini kapatma kararı, Liseli Dev-Genç tarafından yapılan bir gösteri ile protesto edildi. İstanbul'da Kartal Lisesi önünde 10 Ocak günü yapılan gösteride, Liseli Dev-Gençliler önce yolu molotof kokteytleriyle ateşe verdiler. "Akşam Liseleri Kapatılamaz" sloganları ve aynı sloganı taşıyan pankartla tepkiler dile getirilirken, Liseli Dcv- Genç'in gençliğin akademik sorunlarıyla da ilgilendiği ortaya kondu. Liseli Dev-Genç'illerin eylem yaptığı saat, lisenin çıkış saati olduğundan, eylem kısa sürede şenliğe dönüştü, çünkü yolu trafiğe kapatan ateşin etrafı bir anda zafer işareti yapan ve halaylar çeken öğrencilerle doldu. Düziçi'nde idare-polis işbirliğiyle soygun Geçtiğimiz haftalarda Devrimci Halk Güçlen çeşitli illerde kayıpları ve katliamları protesto için duvar yazılamaları yaptılar ve pankartlar astılar. Balıkesir'de Bahçelievler Mahallesi'nde Parti- Cephe'ye çağrı yapan duvar yazılamaları yapıldı. Ayrıca 52 Evler mahallesinde yedi ayrı yere, Diyarbakır'da dört TÖDEF'İİ öğrencinin kurşuna dizilmesini protesto eden duvar yazılamaları yapıldı. İstanbul incirli semtindeki Ömür durağı üstgeçidine 18 Ocak günü "Kayıpların Hesabını Sorduk, Soracağız" yazılı DHKP-C/Devrimci Halk Güçleri imzalı bir pankart asıldı. Malatya'da 12 Ocak günü İsmail Bahçeci'nin ' gözaltında kaybedilmeye çalışılmasını protesto için çeşitli semtlere Dev-Genç imzalı pankartlar asıldı. Samsun'da Devrimci Halk Güçleri 14 Ocak günü Meskenler ve Zeytinlik bölgesinde faşizmi teşhir amacıyla molotoflu gösteri düzenlediler gibi kalabalık bir grup halinde İlçe Mil-li Eğitim Müdürlüğü'ne giderek İlçe Milli Eğitim Müdürüyle görüştüler. Öğrencilerin Milli Eğitim Müdürüyle görüşürken yanlarına gelen Düziçi Kaymakamı Bekir Sıtkı Hanlıoğlu'nun "Siz burada eylem yapıyorsunuz. Direnişçi misiniz? Bizim muhatabımız siz değil, velilerinizdir" sözleriyle karşılaştılar. "Biz hakkımızı arıyoruz" diyen öğrenciler, bu kez de polis çağrılıp savcılığa verilmekle tehdit edildiler. Okul idaresi de öğrencilerin isimlerini ve fotoğraflarını polise verdi. Bu arada okul müdürü Mehmet Altıntaş, hakkını arayan öğrencileri muhbirliğe zorlayarak, öğrencilerin arasındaki birliği baltalamaya çalışıyor. Liseli öğrenciye muhbirlik teklif edildi Sivas Atatürk Lisesi müdürüyle işbirliği içinde olan sivil polisler, öğrencileri muhbirliğe zorluyorlar. Okul müdürü tarafından 6 Ocak günü odasına çağrılan bir öğrenci, burada müdür yerine sivil polislerle karşılaştı. Öğrenciyi kendileriyle görüşmeye zorlayan polisler, okul çıkışında gelmesi için randevu verdiler. Bu teklife olumsuz yanıt veren öğrenci, görüşme yerine Düziçi Atatürk Lisesi'nde 50 bin lira de gitmedi. Bunun üzerine takibe alınan olan karne parasını ödeyemeyen öğrencilere, "paranız yoksa okumayın, okula dan zorla bîr araca bindirilen öğrenciye ve bir süre sonra sivil polisler tarafın- gelmeyin, parasızların okulda okumaya muhbirlik teklif edildi. Bu onursuzluğu hakkı yok" diyen Müdür Yardımcısı bir kez daha reddeden öğrenciye, polisin Mehmet Ali Dombaloğlu, bununla da tehditleri sürdü ve ekip otosuyla bir saat yetinmeyip, öğrencilere saldırdı. dolaştırıldıktan sonra şehir içinde bırakıldı. Öğrenciler buna izin vermedikleri

8 8-İÇ POLİTİKA 21 OCAK 1995 Demiral'dan yeni yasa teklifi Yakala ve açan İzale-i Şekavet Yasası'nın (Çetecilerle Mücadele Yasası) işleyişi şöyleydi: Yasadaki "eşkıya" tanımına uyanların adı açıkça ilan ediliyor ve kayıtsız şartsız teslim olmaları için bir aya kadar zaman tanınıyordu. Bu süre içinde teslim olmamaları halinde, bu kişileri yaralayanlar veya öldürenler hakkında yasal işlem yapılmıyordu. Demiral, "Bunların o dönemdeki eşkıyadan farkı yok. Yol kesip, adam öldürüyorlar. Bunlar da çete" diyerek gönlünde yatanı koyuyor. Yasadaki bazı maddeler bugün Pişmanlık Yasası ve Terörle Mücadele Yasası'nda zaten geçiyor. Demiral bunlara ek olarak devrimci, demokrat, yurtsever insanların sokak ortasında vurulabil-mesi için, sivil faşistlere daha açık ve resmi katliam öldür! izni verilmesini istiyor. Göstermelik Bugün dizginsizce silahlanmasına izin verilen sivil faşistlere ve koruculara, mahkemeleri vasıtasıyla binlerce yarın istedikleri gibi adam vurma yetkisi verilmek isteniyor. kişiye ağır hapis cezaiarı vererek dört duvar arasına göndermek biie Demiral'a az geliyor. Bir Kendin bilmez halde nereye saldıracağını şaşırıyor. zamanlar cunta şefi Evren'in "asmayalım da besleyelim mi" Besleneleriyse, efendilerine yaranmak için çoktan kaldırılmış yasaları mezarlarından çıkarıp fayda umacak ka- Amerikan ordusu Vietnam'da hak ettiği tokadı yiyip sözleri ile aynı mantığı dile getiren Demiral, yakalayıp ardına baka baka dönmeden Önce, denemediği insanlıkdışı hiçbir saldırı yöntemi bırakmamıştı. Başvurduğu öldürmeyi", yargılama ile uğraşmaktan da kurtulmayı yargılamak gibi "zahmetli" bir uğraş yerine, "yakalayıp dar aciz. Uzun süredir yeni "liberal, çağdaş kimliğiyle" cilalanıp uygulamalardan biri de Vietkong savaşçılarını tutsak almayı bırakarak "Yakala ve Öldür!" emrini uygulamaktı. zaman pişman olmadım, insan öldürmekten zevk alıyorum. öneriyor. Bunu yapabilmek için ise "Yaptıklarımdan hiçbir nalların önüne sürülen Türkeş bile bu kandırmacadan ara sıra sıkılıyor olmalı ki, "Gerekirse kan dökeriz", "Bana yetki verin 6 ayda PKK'nın işini bitireyim" sözlerini ağ- Şimdi Amerikan kontrgerillasının Türkiyeli çömezleri de Eğer yakalanmasaydım listede daha çok kişinin ismi vardı" aynı yöntemi tartışıyor. Bu "dahiyane" fikrin babası, devrimcilere karşı saldırgan tavırlarıyla ün yapan, Emniyet mesajı aldığı anlamına geliyor. Kısaca oiigarşi sivil fazndan kaçırıyor. Demiral'ın son girişimleri de yollanan diyen 9 kişiyi katletmekten sanık MHP'li Ferhat Tüysüz gibi psikopatların yarı-resmi bir kimlikle sokaklara salınmasını Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın "Onun gibi iki üç savcı şistlerin rolünü artırmak istiyor. istiyor. daha olsa terör çoktan halledilirdi" diye övdüğü Ankara Evet, bu memleketi gerçek "terörist'lerin ellerinden Gerçekleri yazdı diye yazarların, gazetecilerin yüzlerce DGM Başsavcısı Nusret Demiral. kurtarmak gerekiyor. Halk, kendisine pislik yediren, trilyonfarca lirasını çalan, işkence yapan, köy yakan, sırtın- yıl hapis cezası aldığı, onuruna sahip çıkanların işkence Ağzından salyalar saçıp "Asalım! Asalım!" çığlıkları gördüğü, kaybedildiği hatta sıradan insanların katledildiği bir atması yetmemiş olacak ki, bu kez 32 yıl önce kaldırılan da cübbesiyle peş peşe idam hükümleri veren gerçek teröristleri tanıyor. Devrimcilerin, yurtseverlerin peşinden ülkede, insan öldürmenin faşistlere bir "hak" olarak bir kanunu yeniden çıkartarak, sifahlı sivil faşistlerin istedikleri gibi adam vurma yetkisine sahip olmalarını koşmaları gerçek teröristlerin kimliklerini gizlemeye yet- sunulması tasarısına şaşmamak gerekiyor aslın-da. Sistemin tıkanışı, çürüyüp dökülüşü giderek gizlenemez sağlamak istiyor. meyecektir. Halkın adaleti gerçek teröristlerin işlediği bir hal almaya başladıkça, oligarşi hırçınlaşıyor. 1923'te çıkarılan ve binlerce kişinin öldürülmesine yo! tüm suçlar hakkında hükmünü mutlaka işletecektir. Boyner'den 8 milyarlık reklam kampanyası "İyi reklam satışı artırır" kuralı siyasette "Terör çözüm değil, Dilan! Ben seni dinliyorum" "MGK da bir öcüdür" "Solun da sağın da umudu biziz" "Üye ol, değişime öncü ol" "Özgürüm, farklıyım, eşitim, tokum" Bu sloganlar siyaset sahnesine soyundurulan Cem Boyner'in liderliğindeki Yeni Demokrasi Hareketi'nin (YDH) 8 milyarlık tanıtım kampanyasının sloganlarından birkaçt. i\'k bskrşta ttvttaiîtiit küisîğına ıtoş~ gelen, çarpıcı içerikteki bu sloganların ardında yatan gerçek ise büyük bir sahtekarlıktan başka bir şey değil. Benzer sloganları burjuva siyaset sahnesinde zaman zaman gördük. 70'li yıllarda Ecevit, 80'li yıllarda Özal, 9O'lı yıllarda da Demi-rel benzer çarpıcı sloganlarla kitleleri yanıltıp oylarını alarak iktidar koltuğuna oturdular. Bugün de sistem tıkanmış ve yaşadığı derin krizi bir türlü aşamıyor. Halk kitlelerinin önemli bir kesimi yaşadığı sorunların burjuva partilerince çözüleceğine inanmıyor. Oligarşiyi yeni arayışfara götüren de halkın düzene bu olumsuz yaklaşımıdır. İşte bu durumu gören burjuvazi, düzenden umudu kalmayan halk kitlelerini düzene döndürme gayretinin bir parçası olarak YDH'yi siyaset sahnesine sürdü. Cem Boyner ve YDH'si kendilerine bi- gelirinin hemen tamamı Kürthalkını ezmek için kullanılmaya başlandı. Bu süre çilen role uygun olarak hareket edip, düzenden umudunu kesmiş, düzen küskünü içinde Cem Boyner neredeydi? halk kitlelerini yeniden düzenfe barıştırma 11 yıldan beri Dilan'larm köyleri bombalanırken, yakılıp yıkılırken, 2000 köy misyonunun ilk adımlarını atarak, düzenden en fazla uzaklaşan kesimlere çarpıcı boşaltılırken, yüz binlerce hatta milyonlarca Kürt köylüsü yerlerinden yurtlarından sözlerle hitap etmeye başladılar. Bu politikanın bir gereği olarak, örneğin, sürülürken, Boyner neredeydi? Terör çözüm değil, Dilan! Ben seni Kürdistan'da "faili meçhul" cinayetlerin dinliyorum" diyorlar. Diğer burjuva partilerinden hiçbir farkı olmayan Boyner'in başını alıp gittiği, işkencenin ayyuka çıktığı, gözaltında kayıpların sayısının tutulmasmda zorianıldığı ayîarda, yıllarda YDH'si bu tür reformist içerikli çarpıcı, kulağa hoş gelen sloganları kullanma gereği Boynor ne yapıyordu?, Şırnak, Kulp, Doğubeyazıt vb. birçok kent topa tutulup duyuyor. Çünkü diğer burjuva partilerine insan kanı akıtılırken, Lice devlet göre daha inandırıcı, ikna edici görünmek terörüyle haritadan silinmeye istiyor. çalışılırken, Boyner ve takımı hangi köşelerinde bu durumu seyrediyordu? Nazi Al- Boyner ve partisi YDH'nin "seni dinliyorum" dedikleri Kürt Dilan'ları 11 yıidan manyasma rahmet okutan bu vahşeti neden ülke ve dünya kamuoyuna teşhir et- beri devletin açık terörüyle karşı karşıyadırlar. Bu 11 yıl boyunca binlerce "kelle medi? Orada sağ kalabilen Kürt Dilan'larının sesini neden dinleme gereği duy- avcısı" özel tim bölgeye yerleştirildi. On binlerce korucu biriikeri oluşturuldu. Ülke Faşist "şeften "yeni örgüt" önerisi - Amerika'nın Kürt politikasını yakından izliyor... Tekelci burjuvazinin cüretkar kesiminden destek alıyor... Akılcı ve çarpıcı sloganlarla ilgi yaratıyor... Boyner ve YDH, hangi soruna ne biçimde çözüm getiriyor? Bu sorunun cevabı reklamlarda yok. Faşist Türkeş, MGK Politikalarına Yeni Alternatifler Sunuyor 10 Ocak'ta, İstanbul Çırağan Oteli'nde bir basın toplantısı düzenleyen faşist Türkeş, gerilla ile mücadelenin yeterli olmadığını söyleyerek, önerdiği "yeni örgüt'ün çerçevesini çizdi. Türkeş, yabancı gazetecilerin de katıldığı basın toplantısında "Evinizde sivrisinekler var. Siz onları temizlemeye çalışıyorsunuz. Evinizin dışında çeşitli bataklıklar da var. Siz temizledikçe tekrar örüyor. Buna önlem almak için yeni bir örgüt madı? Ve halen de neden dinlemiyor? Boyner'in siyasete ısındığı günlerde Dersim'in Ovacık ve Hozat köyleri bombalanıp, yakıhp yıkılırken, "Sent dinliyorum" dedikleri Düan'ların genci, yaşlısı köylerinden ilçe merkezlerine sürülmüşlerdi. Buralarda evsiz, yersiz, yurtsuz, yağmur çamur altında aç susuz beklerken Dilan'lar, Boyner ve şürekası hiç de kendilerini gidip dinleme gereği duymadılar. Dünya alemin duyduğu Dilan'ların sesini nedense Boyner'ler duymadı, duymak istemedi. Şimdiye kadar Dilan'ların sesini duymadı, şimdiden sonra da duymayacak. Çünkü Boyner ve YDH'sinin Kürt so- (ununu çözme, Kürt halkına sahip çıkma diye bir dertleri yoktur. Boyner, Amerikan politikasının "akıllı" bir savunucusu ve oligarşinin de cüretkar bir sözcüsü olduğunu ortaya koyuyor, o kadar! Bu politikanın amacının Kürtlere birtakım kültürel haklar vererek onları dü- Türkeş daha aktif görev istiyor kurulmalı. Bu örgütün içinde sosyologlar, siyaset uzmanları, ekonomi uzmanları ve çok güçlü istihbarat birimleri yer alacak. Gelişmelerden Türk ve batı kamuoyunu aydınlatmak için kamuoyu uzmanları da olacak" diyerek, bu örgütün amaçlarını, kimlerden oluşacağını vb. ortaya koyuyordu. Türkeş'in bu düşüncelerine sıcak bakan çeşitli "siyaset uzmanı" faşistler de basın açıklamasından sonra kendini göstermeye başladı. Örneğin Türkiye gazetesinin gediklilerinden gerici faşist Ahmet Kabaklı, 12 Ocak günkü yazısında "Lider Tür- zen içinde tutmak, halkın silahlı direnişinin toplumsal temelini yok etmek olduğu biliniyor. Bcyner, böylesi bir politik tutumu geliştirme iddiasında. Demîrel'ler, Özat'lar da bir zamanlar "Kürt realitesini tanıdıklarından, "Kürt halkının sorunlarını" çözeceklerinden çokça söz edip oy avcılığına çıkmışlardı. Boyner de bugün aynı şeyi yapıyor. Sadece Kürt sorununda değil, ülke sorunlarına ilişkin jıtevsu'ıîîa aslında yeni bir şey söylemiyor. Çözüm rde üretmiyor. Çünkü bugünkü sorunların kaynağı düzenin kendisidir. Ve ne denilirse densin, buna karşı çıkmayan bir yaklaşım çözüm üretemez. Tekelci burjuvazinin "zenginler kulübü" olarak adlandı rılan TÜSİAD'a başkanlık yaptıktan sonra politikacılığa soyunan Boyner'in "ben akıllıyım, becerikliyim" demenin dışında söylediği hiçbir şey yok Eylül cuntasına başbakan yardımcılığı yapan Özal. cuntaya karşıymış gibi bir görüntü yaratarak "dört eğilimin partisiyiz" deyip halkta bilinç yanılsaması yaratıp nasıl oylarını aldıysa, şimdi aynı role "sağın da solun da umudu biziz", "MGK öcüdür" diyen C.Boyner soyunuyor. Boyner de TÜSİAD'ın başkanı olduğu dönemde MGK uygulamalarına tümüyle destek vermişti. Ama aynı Boyner bugün MGK'ya karşıymış gibi bir görüntü yaratmaya çalışıyor. Boyner hem bu yolla MGK'ya tepkisi olan kesime şirin görünüp oylarını almayı, onları düzen içine çekmeyi hedefliyor; hem de çok öne çıkan ve yıpranan MGK'yı geriye çekip devleti temize çıkarmaya çalışıyor, Çem Boyner iktidara gelse bile, ne MGK'yı ne de kontrgeriliayı dağıtabilir. Bunların devletin çekirdeği olduğunu Boyner de biliyor. Boyner ve YDH, esas olarak düzenin yıpranan kurumlarına çözüm arıyor, düzenin tıkanıklığını aşmaya çalışıyor. Kürt halkının sorunları, yoğun sömürü altında inim inim inleyen emekçilerin sorunları Boyner ve YDH'yi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Bu gerçekliği kavrayamayıp Boyner'e farklı ve biraz da olumlu roller öngörenler, tıpkı DYP-SHP koalisyon protokolünün kirli savaşı frenleyeceğini sandıkları gibi yanılmış olacaklardır. - MGK politikalarının, ordu ve polis içindeki kadroları aracılığıyla doğrudan uygulayıcısı olan MHP, ayrıca halka karşı açılan savaşta daha ince yöntemler öneriyor. Bu öneri MHP'ye yarı resmi olarak daha fazla rol verilmesini kapsıyor. keş'in bu iddiasını gerçekleştirme şansı devletçe niçin araştırılıp denenmiyor?" diyerek kendisinin de bu "örgüt" içinde görev alabileceğinin mesajını veriyordu. Hatırlanacağı gibi, geçtiğimiz aylarda MGK'da Türkiye'nin insan haklan konusunda propagandasını yapacak ve özellikle yurtdışındaki kamuoyunu bilgilendirecek bir insan haklan komisyonu kurma çabası içine girmişti. Bu komisyonun da sanatçı, yazar, sosyolog, toplum uzmanı kişilerden oluşturulması düşünülmekteydi. Daha İnce Yöntemlerle Daha Yoğun Saldırı Kontrgerillanın legal temsilcisi olan MHP ve Türkeş, bugün kendilerine verilen misyonları harfiyen yerine getirmektedirler. Bu gerçeklik yalnız, Türkeş'in söz ettiği "yeni örgüt" için değil, MHP'nin tüm örgütlenme ve politikaları için geçerlidir. Bu anlamda Türkeş'in sosyologlardan, siyaset uzmanlarından oluşacak dediği örgüt, MGK politikalarının dışında, ondan bağımsız değildir. Zaten Türkeş Çırağan'daki basın toplantısında "Dünya kamuoyunu doğru bir şekilde aydınlatmak lazım" diyerek, örgütünün MGK ile olan paralelliğini de ortaya koyuyor. Türkeş'in amaçlarından biri de faşist terörün teorisyenlerini istihdam etmek ve hazırlamaktır. Bu teorisyenler özel savaş konusunda kendi alanlarında uzmanlaştırılacak, sivil halkı etkileyici propaganda tekniklerinden, halk içinde Geniş halk yığınlarınca istenmeyen ve her fırsatta değiştirilmesi gündeme getirilen '82 Anayasası sonunda Meclis gündemine girdi. Her partinin bîr ucundan çekiştirip kendini dayattığı ve değişiklik tasarısında en son 21 madde üzerinde anlaşma sağlandı. "Din ve vicdan Özgürlüğünün istismar edilemeyeceğine" ilişkin 24. madde değiştirilmezse, hiçbir değişikliği desteklemeyeceğini söyleyen RP'nin ANAP, SHP ve DYP tarafından safdışı edilmesinin ardından, açıklanan değişiklik tasarısında seçme ve seçilme yaşının düşürülmesi, milletvekili sayısının artırılması, milletvekillerinin maaşlarına ve tatillerine getirilen kısıtlamaların kaldırılması, memurlara istisna ve sınırlamaları ayrı bir yasayla belirlenecek olan grev, sendika ve toplu iş sözleşmesi hakkının verilmesi vb. altbaşlıklar yer alıyor. "Demokratikleşme" masallarında son perde Anayasaya makyaj manevrası Tamamen faşist içerikteki '82 Anayasasının, haklarını gasp ettiği halkta memnuniyetsizlik yarattığının bilen burjuva partileri, '91 seçimlerinden Önce propagandalarında sık sık Anayasanın anti-demokratik olduğunu ve iktidara gelirlerse değiştireceklerini vurgulamışlardı. Enflasyonu düşürmekten, herkese iki anahtara kadar uzayan vaatler, gerçekler karşısında eriyiverdi. Memurlardan Öğrencilere, köylülerden işsizlere kadar, yaşama da dahil hiçbir hak ve özgürlüğü tanınmayan öfkeli yığınlar kaldı geriye. Siyasi partilerin hiçbiri halka gerekli güveni veremez hale geldi. Kitlelerdeki hoşnutsuzluğun giderek tırmandığını gören, ama halklara hiçbir şey. verebilecek gücü de olmayan oligarşi, yine demokrasicilik oyununa başvurdu. Aynı zamanda halkın değişiklik talebine de cevap vermek İçin Anayasa değişikliğini gündeme getirdi. Anayasa değişikliğinin bu haliyle pratikte göstermelik olmanın ötesinde bir anlamı olmayacağını söylemek için derin araştırmalar yapmaya gerek yok. Tasarıyla değiştirilmesi düşünülen maddeler arasında en. önemlisi olarak göze çarpan, Anayasanın cuntacı generaller hakkında soruşturma yapılmasını engelleyen 15. maddesi dahi ortadan kaldırılmıyor. Tasarıda yer alan ve değiştirilmesi düşünülen Anayasa maddelerinin sayıca önemli bir bölümü ise, "demokratikleşme" ile uzaktan yakından bir ilgili olmayan şeylerdir. Milletvekillerinin transferini engelleyen 84., milletvekillerinin ödenek, yolluk ve sosyal haklarının düzenlenmesi ile ilgili 86., milletvekili sayısını belirleyen 75., Meclis'in çalışma takvimini düzenleyen 93. vb. maddeler; MGK kararlarına onay için parmak kaldırmaktan başka bir fonksiyonu olmayan ve halklarımıza karşı açılan savaşa destek verip, işlenen insanlık suçlarına ortak olan ve uygulatan halk düşmanı burjuva politikacıların düzene hizmetlerinin karşılığı "rahat ve huzur"ları için yeniden düzenlenecek. Kaldı ki, bu düzenlemelerin bir kısmı halkta tepki bile doğuruyor. Sözgelimi, özel TV'lerden birinde milletvekilerinin sayısının artırılması konusunda yapılan mini ankete katılanların yüzde 82'si "hayır" dedi. Eskiden "aman bizim ilden daha çok milletvekili seçilsin, belki bir hizmet gelir" diyen insanlar için artık "yeni yiyiciler"den başka bir şey ifade etmiyorlar. Burjuvazinin "bu bir devrimdir" diye şişirmeye çalıştığı Anayasa değişikliği tasarısına basit bir reform bile denemez. Memurlara sendika ve toplu sözleşme hakkını düzenleyen bazı maddelerin tasarıda yer alması bu gerçeği değiştirmiyor. Söz konusu bu hakların önemli denebilecek olanları, zaten emekçi halkın direniş mücadeleleri sonucunda kazanılmış, elde edilmiş ve pratikte kullandığı haklardır. Oligarşiyi göstermelik reformist politikalar geliştirmeye zorlayan nedenler arasında en fazla tartışılanı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile bütünleşme isteği ve buna bağlı olarak, insan hakları, demokrasi konularında Avrupa'ya mesaj verme, yani Avrupa kamuoyunun TC üzerindeki baskısına karşı bir diplomasi manevrasıdır. "Demokratikleşme" manevrasının bir diğer nedeni ise, düzenin tıkanıklıklarını aşmak için "yararı olur" umuduyla vitrin değişikliğine gidilmesi, halkın düzenden beklentilerinin biraz olsun canlandırılması ve böylece mevcut düzenin desteklenerek güçlendirilmesidir. Bu amaçlarına ulaşmaları bile şüpheli. Çünkü ne kökten değiştirdikleri, ne de halk için önemli olabilecek bir şeyleri var ellerinde. Boş sözlerse artık kendilerine dinleyici bulamıyor. Anayasa değişikliği gibi ciddi bir konu halk içinde hiçbir ilgi yaratamıyor. Oligarşinin bu manevrasının, kısmi anlamda bile, hiçbir sonuç yaratmadan boşa gideceği daha şimdiden belli olmuştur. ajanlaştırma faaliyetlerine kadar her konuda bu uzman kadrolarla birlikte saldırılar örgütleyecektir. Yani Türkeş, devlet terörünün dozunu artırırken, bir dizi ek uzman kadro ile saldırıda ince teknikler kullanmayı önermektedir. Şüphesiz bunlar arasında devfet tarafından öteden beri kullanılan "psikolojik savaş" taktiklerini daha da yetkinleştirmekten de söz edilebilir. Türkeş "yeni Örgüt" derken, MHP'ye yarı resmi statüde daha fazla rol verilmesini de istemektedir. Ya da "özel ordu" gibi örgütlerin daha açık olarak MHP'nin yönlendiriciliğinde bırakılmasını istemektedir. Faşist Türkeş örgütlü ve silahlı bir halkın karşısında hiçbir baskı yönteminin ve faşist terörün sökmeyeceğini unutmuş görünüyor. Hatırlaması için fikir babası Hitler olmak üzere, tüm faşist şeflerin akıbetine bakması yeterli olacaktır.

9 9-İŞÇİLER 21 OCAK 1995 AA'DA GREV KARARI KALDIRILDI Anadolu Ajansı'nda 6 Ocakta toplu iş sözleşme görüşmelerinin uyuşmazlığa düşmesi sonucu alınan grev karan, 14 Ocak'ta kaldırıldı ve toplu iş sözleşmesinde anlaşmaya varıldı. Ekim 1994 ile 1996 tarihleri arasında geçerli olacak sözleşmede, ücretlerde her iki yıl için ortalama yüzde 45 ücret artışı sağlandı. Sosyal haklarda da yüzde 50 artış yapıldı. Söz konusu sözleşme AA 'da çalışan 529 çalışanı kapsıyor. KADIKÖY BELEDİYESİ'NDE ANLAŞMA İstanbul Kadıköy Belediyesi ile işçilerin örgütlü bulunduğu Genel-İş arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri 12 Ocak'ta noktalandı. Sözleşmede 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kayıtsız şartsız ücretli tatil sayıldı. Disiplin Kurulu Başkanlığının sürekli işverende olması yerine, üç ay işveren, üç ay sendika temsilcileri başkanlık edecek. Ücretlerde ise 1. yıl yüzde 60, 2. yıl yüzde 62 oranında artışlar sağlandı. KÖY HİZMETLERİ NDE İŞÇİ KIYIMI HAZIRLIĞI Yol-iş Sendikası'nın örgütlü olduğu Köy Hizmetleri'nde çalışan 46 bin işçinin 36 bini işten çıkartılacak. Geçtiğimiz yaz mevsiminde normalde 9 ay çalıştırılan geçici işçileri üç ay çalıştırdıktan sonra, Temmuz'da yıllık beklemeye ayırmak istemişti. Bunun üzerine ülke genelinde harekete geçen işçiler, bu kararı Ağustos ayında geri aldırdılar. Şimdi ise siyasi iktidar 46 bin işçiyi hem açlığa, hem de acil hizmet bekleyen binlerce köyü kendi kaderine terk ediyor. Bu, siyasi iktidarın işçilere ve köylülere olan düşmanlığının bir ürünüdür. TEKSTİLDE GREV KARARI Hak-iş'e bağlı Öz İplik-İş Sendikası, örgütlü olduğu 7 işyerinde 10 Ocak'ta grev kararı aldı. Öz İplik-İş Sendikası ile Türkiye Tekstil işverenleri Sendikası arasında yürütülen ve işçiyi ilgilendiren sözleşme görüşmeleri uyuşmazlıkla sonuçlanmıştı. Grev kararı alınan işyerleri şunlar Güney Sanayi (Adana), Yalova Elyaf, Roja Örme (İstanbul), Puncallar Tekstil (İstanbul), Pamuk iplik San. Tic. (İstanbul), Sünjit (İstanbul), TST Teknik Servis (Adana). TEKEL KİBRİT İŞÇİLERİ Tekel'e ait İnegöl Kibrit Fabrikası işçileri fabrikalarının kapatılacağı söylentilerine karşı harekete geçtiler. Aslında özelleştirilecek işletmeler kapsamında olmayan fabrikada, karşı propagandayı DYP Bursa Milletvekili Kadri Güçlü yürütüyor. DYP'Ii Kadri Güçlü, daha önce yerel TV'lerde konuşma yaparak, fabrikanın zarar ettiğini, kapatılarak yerine fakülte açılacağını söylemişti. Bu sözler fabrikada çalışan 135 işçinin harekete geçmesine yol açtı. İşçiler buna karşı İnegöl'de imza kampanyası başlattılar. Bu arada 1995 bütçesinde emekçilere yönelik hak gasplarına karşı da hükümet yetkililerine protesto telgrafı çektiler. İşçiler ayrıca fabrikalarının kapatılmasına yönelik, Kadri Güçlü'nün çabasına benzer başka girişimler olduğunda buna daha sert yanıt vereceklerini belirtiyorlar. Hastanelerin, bankaların, ucuz ekmek, aşevi kuyruklarının çoğunluğu emeklilerden oluşuyor Emeklinin yaşamı her geçen gün zorlaşıyor Emekliler hızla yoksullaştırılıyor. Geçen yıl yüzde 47 ücret kaybına uğrayan emekliler için önümüzdeki dönemde ancak yüzde 17 ücret artışı öngörülüyor; Bunun ne anlama geldiği şimdiden açık. En az yıl alınteri dök, sonra kendi kendine açlığı, ölümü bekle... "Kendi kendimizi karneye bağladık. Eşim, ben ve oğluma günde yarım ekmek düşüyor. Bu sınırı aşma olanağımız yok. Evimiz kira değil, ama sağından solundan akan betonarme bir ev. İçinde barınmak için sürekli tamir ediyoruz. Kira kadar masrafı oluyor. Oğlum lisede okuyor. Masraflarını karşılamak mümkün değil. Ayakları su içinde gidip geliyor... Endişeleniyorum. Böyle giderse, bir gün yaşlı halimizle açlıktan öleceğiz edemedikleri ilaçlar, emeklilerin ülkemizde değişmez kaderi haline getirilmiştir. diye korkuyorum ve kocamın harcadığı 27 yıllık emek karşısında gözlerim yaşarıyor." Bu sözler bir işçi Emekliye Verilen Vaatler emeklisi olan Nazmiye Çamcı'ya ait. Boş Çıktı Emekli aylığını alabilmek, ay sonunu Burjuva politikacıları, emeklileri getirmek için o da kocasıyla birlikte hep bir oy potansiyeli olarak gördüler. büyük bir uğraş veriyor. Bu nedenle "Şu, şu sorunlarınızı çözeceğiz' derken, aslında onlara sahip Ülkemizde 2 milyonu aşkın işçi emeklisi, dul ve yetim bulunuyor. Emekçi sınıf içinde yer alan bu kesimin, 5 Nisan kararlarıyla birlikte 1994 kapma mantığı ile hareket ettiler. Bu- çıkma, koruma mantığı ile değil, oy yılı içindeki yoksullaşma oranı ortalama nu yaparken de, onların yaşlılık duygularını rencide ettiler. İşte şimdiki yüzde 47 düzeyinde. Emeklilerin ücretlerindeki bu gerileme, emekçi sınıflar içindeki ücrel gerilemesinin en cesi emeklilere vaat ettikleri: "Emekli- koalisyon partilerinin 1991 seçimi ön* yüksek olanıdır. Uzayıp giden maaş lerin yaşamlarını insanca sürdürmeleri için ücretler yeterli düzeye çekile- kuyrukları, hastaneye yatmak için aylar sonrasına alınan randevular, elde cektir; Emeklinin ölümü halinde emekli aylığı eşi ve diğer hak sahiple- - RP'lilerin işçi kıyımına işçilerden yanıt Pendik Belediyesi'nde işgal Artık 'Adil düzen' çivi tutmuyor. RP'liler belediye başkanlıklarını RP'li Pendik Belediyesi'nde Ocak ayının ilk haftasında işten aldıkları her belediyede ilk iş olarak işçi kıyımına başlıyorlar. atılan 5 arkadaşlarına sahip çıkan Pendik Belediyesi işçile- Sadece İstanbul'da Refah Partili belediyelerden işten atılanların rinden 210'u birden 13 Ocak'ta işten çıkarıldılar. İşçiler şimdi toplamı 2362 oldu. hep birlikte direniyorlar. İstanbul Pendik Belediyesi'nde RP'li başkanın 28 Aralık'ta 2 işçiyi işten atmasıyla başlayan işçi kıyımı sürüyor. Atılan işçilerin sayısı13 Ocak'ta 215'e ulaştı, işyerinde toplu sözleşme yetkisini elinde bulunduran Belediye-iş Sendikası işçiler için sözleşme görüşmelerini yürütürken RP'li Belediye Başkanı Erol Kaya da belediyeden ne kadar işçi atacağını hesapladı. 28 Aralık'ta 2 işçi, 3 Ocak'ta 3 işçi ve en son olarak da 13 Ocak'ta 210 işçi işten atıldı. Temizlik işlerini taşerona veren işveren burada çalışan 67 işçiyi ve otobüs işletmesinin kapatılmasıyla da şoförleri işsiz Şube Başkanı Şaban Töre bıraktı. temsilcilik odası önünde işçilere yönelik bir konuşma Toplu kıyımın yapıldığı 13 Ocak gününden önce yaptı. Konuşmasında, "Bu Pendik Belediyesi işçileri, işverenin işten çıkarmaya yöye demokratik bir ülke değil. kıyımlar gösteriyor ki, Türkinelik tehditkar tutumuna Eğer işçi kıyımını artırırlarsa karşı Ocak'ta iş bırakarak direnişe geçtiler. 12 sığınırız." dedi. gerektiğinde Yunanistan'a Konuşmanın Ocak'ta Pendik'te bir yürüyüş düzenlediler. İşçi lokali İşçiler ertesi gün, yani 13 ardından işçiler dağıldılar. önünde başlayan yürüyüş Ocak'ta işe geldiklerinde işyerlerinin polis tarafından alkışlar ve sloganlarla belediye başkanlığı önüne kadar kuşatıldığını ve 210 arkadaşlarının daha işten çıkar- sürdü. İşçiler burada protestolarını ve Belediye Başkanı tıldığını gördüler. İlk başla Erol Kaya ile görüşme taleplerini dile getirdikten sonra duğu yönünde söylentilerin atılan işçi sayısının 400 ol- lokale geri döndüler. Erol dolaşması üzerine işçiler Kaya işçilerin görüşme talebini geri çevirdi. Bu arada ne yığıldılar. Ancak belediye hep bitlikte belediyenin önü- Belediye-iş Anadolu Yakası rine yansıyacak, yüzde 10 ilaç bedeli uygulaması kalkacak; Memur ve işçi emeklilerine ödenen sosyal yardım zammı eşitlenecek: Tüm emekliler için tek gösterge tablosu düzenienecek.." Bütün bu vaatlerin hepsi boş çıktığı gibi, emeklilerin üstündeki yükü daha da ağırlaştırma uygulamasına gidildi. Emeklinin 1994 yılındaki yoksullaşma oranı yüzde 47 oidu. Emeklinin ölümü halinde maaşının eşine aynen yansıması vb. konusunda da hiçbir yeni düzenleme yapılmadı. İİaç için ödeyecekleri yüzde 10'luk oran kaldırılmadığı gibi, üstelik artırıldı da. Memur ve işçi emeklileri arasındaki eşitsizlik ise hala sürüyor. Enflasyonun yüzde 150 olduğu bu dönemde emekli maaşlarında toplam o akşam belediyeden ayrılır ken, bir kısmı, belediyede gece bekleyişini sürdürdü. 14 Ocak sabahında ise yaklaşık 300 işçi belediye binasına girdi. İşten atıldığını öğrenen 210 işçiyle birlikte onlara destek veren diğer işçiler belediye binasında İşgal eylemini başlattılar. İşgal eylemi üzerine hem belediye binası ve hem de belediyenin diğer iş birimlerinde işler durdu. Geceli gündüzlü devam eden eylem sırasında işçilerin eşleri, çocukları ve akrabaları da işçilere destek için belediye önünde beklediler. Eylem süresince bazı parti yöneticileriyle çeşitli demokratik kitle örgütlerinden Pendik Belediyesine gelenler işçileri ziyaret ederek, destek sundular. Direniş devam ederken BP'li Belediye Başkanı Erol Kaya belediye önüne polis getirdi. "İşçiler bilgisayarları tahrip ettiler." söylentileri PTT emekçilerinin mücadelesine siyasi saldırı: SÜRGÜN İktidar yöneticileri, daha önce girişimde bulundukları, ancak PTT emekcilerinin 21 Kasım'da başlattıkları eylemlerle geri püskürtülen sürgün kararını, 16 Ocak'ta gündeme koydular. İralarında bir işçinin de bulunduğu çoğu Tüm Haberleşme ve İletişim Çalışanları Sendikası (Tüm Haber-Sen) kurucu, yönetici ve üyesi olan 26 PTT emekçisi Kürdistan'ın değişik il ve ilçelerine sürgün edildi. 17 Ocak'ta PTT emekçilerine gönderi-len tebliğ yazısında, "Oralarda kalifiye eleman bulunmaması, ihtiyaca binaen..." vb. keyfi gerekçeler belirtilerek, tarafların belirtilen tarihlerde görev yerine ulaşmaları istendi. Tüm Haber-Sen 18 Ocak'ta kamuoyu na duyurduğu sürgün kararında istanbul Sanayi Odası'nın rolünün olduğunu belirtti. Bu konudaki açıklamada, "KÇSP'- nin 20 Aralık tarihindeki bir günlük iş bırakma eyleminden hemen sonra, İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) şikayeti üzerine, Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca soruşturma yetkililerinden hiç kimseyi bulamayan işçilerin bir kısrnı başlatıldı ve hemen ardından da, daha önce gerçekleştiremedikleri sürgünler bize tebliğ edilmeye başlandı." denilerek, bu saldırının 1990 yılı sonrasında kamu sen dikaları üzerine yapılan en kapsamlı sal- dırı olduğu vurgulandı Şırnak, Urfa, Kars, Urfa/Birecik, Cizre, Diyarbakır. Ardahan, Bitlis, Ağrı, Suruç, Diyarbakır/Ergani, Mardin/Kızıltepe ve Mardin/Derik'e sürgün edilen PTT emekçileri şunlar: İsmail Çınar (Tüm Haber-Sen Genel Başkanı), Metin Koçhan (Genel Sekreter), Sahri Aksoy Genel Malı Sekreter), Haki Doğan (Sosyal Dış İlişkiler Sekreteri), Yunus Türkölmez, Süleyman Çiçek, İsmail Karakuş, Doğan Yoleri, Ramazan Korkut, Musa Özdemir, Naime Yoleri, Ali Ekber Kültür, Fahri Karasu Şadıman Özyürek, Aydın Türker, Oruç Demir, Mevlüt Yücel, Aydın Uğurluer Ertan Yeşilyurt, Talip Halatur, Abdullah Gök, Safiye Erdeğer, Olcay Bayraktar, İ olarak ancak yüzde 22.5'luk bir artış öngörülüyor. Türkiye'de Emekli Olmak Pabucu Dama Atılmakla Eşdeğer Ülkemizde çalışanlara olduğu kadar emekti olanlara da çok az değer, veriliyor. Öyle ki, işçinin, memurun çalışması, bir avuç asalağa daha çok imkan tanınması, daha çok zenginlik sunulması içindir. 13 Avrupa Biriiği ülkesi içinde özellikle emeklileri kapsayan sosyal güvenlik harcamaları sıralamasında Türkiye sonuncudur. Sadece AB ülkeleri arasında değil, diğer ülkeler arasında bir sıralama yapılsa yine Türkiye'nin yeri pek değişecek gîbi değildir. Sosyal güvenlik harcamalarının milli gelir içindeki payı Belçika'da yüzde 26.8; Danimarka'da yüzde 28.5; Almanya'da yüzde 26.3; Yunanistan'da yüzde 15,3: İspanya'da yüzde 17.8; Fransa'da yüzde 28; İrlanda'da yüzde 20.6; İtalya'da yüzde 23.6; Lüksemburg'da yüzde 26.7; Hollanda'da yüzde 31.2; Portekiz'de yüzde 17; İngiltere'de yüzde 20.7 iken, bu oran Türkiye'de ancak yüzde 6.8'dir. Ve her yıl yapılan bütçe hesaplarında bu pay giderek gerilemekte, sigortasızlık, sendikasızlaştırma politikaları kendi haline terk edilmiş SSK'ntn durumunu daha da güçleştirmektedir. Bunun acısını ise emekli maaşı alamayan, tedavileri paratı hale getirilen emekliler daha çok çekmektedir. üzerine ilçe kaymakamı belediye binasına girdi. Ancak tahribat olayı sadece işçilere karşı bir kışkırtma idi Yine belediye başkanı-nın suç duyurusu üzerine 16 Ocak Pazartesi günü belediye önüne gelen Pendik Savcısı işçilerin yasadışı eylem yaptıklarını iddia etti. Aslında bu işçilerin üzerine polisi saldırtmasının bir hazırlığı idi. Savcının talimatı üzerine işçileri dağıtmak için Emniyet Müdürlüğü devreye girdi. Polisin uyarısı üzerine işgalci işçiler 16 Ocak gecesi belediyeyi boşaltarak işgal eylemine son verdiler. İşçilerin bundan sonra ne tür eylemler yapacağı ise henüz netlik kazanmazken, belediyenin boşaltılmasından sonra işten atılan işçiler işyeri önünde beklemeye başladılar. İstanbul'da RP'li belediyelerin emekçi kıyımı - Güngören, Bağcılar, Bahçelievler 685 işçi, 1992 Aralık - Tuzla Belediyesi 110 işçi, 1992 Aralık - Kağıthane Belediye 346 işçi, 8 Ocak Darıca Belediyesi 75 işçi, Mayıs Gebze Belediyesi 653 işçi, 80 memur, 8 Haziran İSTON (İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı) 9 İşçi, 9 Haziran İSFALT (İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı) 9 işçi, 9 Haziran Ümraniye Belediyesi 137 memur, 13 Haziran Ümraniye Belediyesi 26 İşçi, Temmuz Pendik Belediyesi 215 İşçi, 13 Ocak 1995 Sürgün Kararı İstanbul'da Tüm PTT Emekçilerine İş Bıraktırdı 'Sürgünler durduruluncaya kadar ey lemlerimizi çeşiti yöntemlerle sürdüreceğiz" diye açıklama yapan Tüm Haber- Sen, 18 Ocak'ta PTT emekçilerini iş bırakarak Gayrettepe Telefon Başmüdürlüğü önünde toplanmaya çağırdı. Bu çağrıya uyan PTT emekçileri, özellikle sürgünlerin yoğunlaştığı telefon müdürlükleri de dahil, 22 işyerinde iş bırakarak eylemin yapılacağı yere, Gayrettepe'ye doğru yola çıktılar. PTT emekçilerinin Gayrettepe telefon Başmüdürlüğü önünde toplanmasını engellemek isteyen polis şifleri, yüzlerce polisi o işyerinin yanında ve çevresindeki sokaklara yığdılar Gayrettepe Telefon Başmüdürlüğu bahçesine bile girişleri engellenen me murlar, ısrarla o çevreden ayrılmadılar Büyük bir grup arka sokakta toplanırken, başka bir grup da işyeri girişi ve Mecidiyeköy'de toplandı. Değişik yerlerde Akgübre'de grev 67. gününde Mersin Akdeniz Gübre Sanayi AŞ'de (Akgübre) 17 Ka-sım'da başlayan grev, işverenin uzlaşmaz tulumu nedeniyle devam ediyor. Bilindiği gibi işçilerin örgütlü olduğu Petrol-İş Sendikası bu işyerinde çalışan işçiler için 1. ve 2. yol için enflasyon oranında ücret zammı ve devamlılık arz eden müteahhit işçi çalıştırılmayacağını şart koşmuştu. İşveren adına görüşmeye oturan KİPLAS (Kimya Petrol Lastik işverenleri Sendikası) ise ücretlerde birinci yıl yüzde 45, ikinci yıl yüzde 31'lik bir artış oranı dayatmıştı. Tabii işverenin dayatmacılığı bu düzeyde kalmamış, işçileri "yıda 5 ila 7 aya kadar ücretsiz izne ayırma" şeklinde bir öneri de getirmişti. İşvere- nin bu da yatmalarına boyun eğmeyen 173 işçi, grevi kararlılıkla sürdürüyor. Petrol- İş Sendikası "Akdeniz Gübre'de talep ettiğimiz enflasyon oranındaki ücret zammının kabulü, sermaye kesimini 1995 y ı l ı itibariyle iş toplanan memurla sık sık "Baskılar Bizleri Yıldıramaz", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz" sloganlarını atarken, polis kendi keyfi baskılarına boyun eğmeyen memurları ra ara döverek gözaltına alıp yıldırmaya çalıştı. Bazıları karakola götürülen, bazıları da polis otosunda bek letilen PTT emekçi leri, arkadaşlarının dayatmaları sonucu gözaltında fazla kalmadan bırakıldılar. Bir ara işyeri bahçesine girmek isteyen memurlarla polis arasında yapılan tartışma sırasında, polis köpekleri memurlara saldırarak 2 memuru kolundan yaraladı. Bu arada sürgün kararının durdurulması için Tüm Haber-Sen yöneticileri İstanbul Valisinden görüşme talep ettiklerini, büyük olasılıkla da bu görüşmenin gerçekleşeceğini söyleyerek, arkadaşları- çı ücretlerinin hızla aşağıya çekilmesi ve enflasyonun çok altında ücret artışı getirilmesi yönündeki politik hedeflerine engel teşkil edecek" diyerek, Akgübre'de grevi diğer gübre işçilerine örnek olacak bir sözleşmeyle bitirmek istediklerini belirtiyorlar. Bu arada Akgübre patronunun grevin ilk başlarında uygulamaya çalıştığı grev kırcı tavır, sendikanın çabaları sonucu boşa çıkartıldı. İşveren fabrikada bulunan 71 ton gübreyi grev öncesi Toros Gübre'ye sattığını idda ederek işyerinden çıkarmaya çalıştı. İş Mahkemesi'ne yapılan başvuru sonucu bu girişim durduruldu. Bu arada, geçen hafta içerisinde işverenin talebi üzerine bir görüşme daha yapıldı. Ancak bu görüşmede de işveren uzlaşmaz tutumunu sürdürdü. Ciba-Geigy'de direniş kısmi kazanımla bitirildi İstanbulda bulunan Ciba-Geigy ilaç fabrikası patronu, işçilerin sendikalaşma çabasına işçi çıkarımıyla karşılık verdi. Yaklaşık bir buçuk ay önce DİSK Lastikiş'te örgütlenen işçileıden 5 kişinin 13 Ocak'ta işten atılması üzerine, işçiler kendilerini fabrika yemekhanesine kapatarak direnişe başladılar. İşçilerin direnişi sürerken, Lastik-İş Genel Başkanlığından yapılan açıklamada, Ciba-Geigy işvereninin suç işlediği belirtilerek şunlar dite getirildi: "Sendikalaşmak anayasal bir haktır ve bu hakkın engellenmesi açık bir suç oluşturmaktadır. Ciba-Geigy işçileri ve sendikamız Lastik-İş, Ciba-Geigy işvereninin yanlış tutumundan geri dönmeye, sendikal hak ve özgürlüklerimize saygılı olmaya çağırmaktadır. İşten atılan arkadaşlarımız tekrar işe geri alınıncaya, anayasada ve uluslararası sözleşmelerde güvencesini bulan sendikal hak ve özgürlüklerimize saygı gösterilinceye kadar mücadelemiz devam edecektir." Ama sendikanın yaptığı bu açıklamadaki kararlı tutumunu sergileyememesi, işten atılan 5 işçinin tekrar işe alınmasını sağlayamadı. Kısmi kazanımlarla direnniş 15 Ocak'ta bitti. İşten atılanların kıdem tazminatlarında yüzde 23'lük bir artış ve atılan işçilere bir araba verilmesi sendika ile işveren arasında bundan sonra işçi çıkarılmayacağına dair protokolun yapılması direnişin bitmesini beraberinde getirdi. Ciba-Geigy işçilerinin işten atılmalar ve bunun sonucunda takındıkları tavırla işverene geri adım attırmaları, küçümsenecek bir olay değildir. Ancak işçi kıyımı patronların siyasi politikasıdır. Ciba-Geigy'de sendikalaşma mücadelesinin önünde yer alan işçiler işten atılmışlardır. Bunların iş hakkını yeniden sağlamak esas görev olmalı, sendikaya bu konuda gereğinden fazla inisiyatif verilmemeliydi. Birtakım haklar alan sendika, dilenişi zorlanmadan bitirebilmiştır. Kısmi kazanımlar sağlanmış olsa bile, Ciba-Geigy patronu önce işçileri işe almayarak kendisi daha kazançlı çıkmıştır. nın bu görüşmenin bitmesini beklemelerini istediler. PTT emekçilerinin sürgün edilmesine karşı diğer işkollarında çalışan kamu emekçilerinden de tepkiler geliyor Aynı gün Ankara da sendika tasarısının görüşülmesi sırasında memurlar sürgünleri kınadılar ve geri alınmasını istediler. Tüm Gıda-Sen Genel Merkezi ise 18 Ocak'ta PTT Genel Müdürlüğü'ne protesto telgrafı çekti.

10 10-DÜNYADAN 31 OCAK 1995 Sandinistter ve FSLN 7O'li yılların sonuna damgasını vurarak, Nikaragua'da Somoza diktatörlüğünü yıktıklarında, Latin Amerika'da emperyalizme karşı mücadelenin Önemli odaklarından biri olmaya adaydılar. Ama geçen yıllar içinde kontra saldırıları, ABD emperyalizminin ekonomik baskılan karşısında tutunamayıp burjuvaziyle seçim yarışına girdiklerinde kaybettiler. Yıllardır süren ikili iktidarla birlikte, devrimden bu yana 15 yıllık bir süreç geçiren FSLN, bugün artık bölünmenin arifesinde. Çünkü FSLN içinde etkili olan iki ana akım, mücadele biçimlerinden demokrasiye, mülkiyetin niteliğinden parti çizgisine ve öncülük misyonuna kadar birçok temel konuda farklı düşünüyor. Somoza diktatörlüğüne karşı savaş içinde doğan ve devrimden sonra partileşen FSLN'nin bugün fiilen iki ayrı önderliğe ve anlayışa sahip olması, var olan anlayışların daha iyi kavranabilmesi için Almanya'da yayınlanan Info Blatt bülteninin Aralık 1994 tarihli sayısında yer alan bu yazının yararlı olacağına inanıyoruz. Yazıda FSLN içinde yaşanan tartışmalar ve son kongrede ortaya çıkan durum ele almıyor. Üç akımın FSLN çatısı altında birleşmesinden 16 ve muhalefete düşmesinden de dön yıl sonra, gerilla hareketinden oluşan parti bölünmenin eşiğinde yılbaşında FSLN içinde iki akım açık ve aleni olarak şekillenmişti. Demokratik Sandinist Sol (Izquierda Sandiniste Democratica) ve "Çoğunluğa Geri Dönen Sandinizm" akımı, -ki bu çevre daha sonra Sandinist Yenilenme Hareketi adını aldı- arasındaki tartışma Mayıs'la gerçekleşen olağanüstü kongreyi etkilemişti. Kongrede parti içi demokratikleşmeyi yaratmak için parti tüzüğünde değişiklikler yapıldı ve yeni yönetim kurulu seçildi. Demokratik Sandinist Soi bu seçimlerden zaferle ayrıldı; zira zaten parti içi kurullarda çoğunluğa sahipti. Diğer akım ise meclis grubunda güçlüydü. Parti içi sorunlar bu kongrede ne çözüldü, ne de yumuşadı. Tam tersine, FSLN buğun bölünmenin eşiğine geldi. Akımlar arası tartışma kongrenin değerlendirilmesinde de devam etti. Kaybedenler Demokratik Sandinist Sol'a kitleleri aldatma ve parti içi temizlik suçlamalarında bulundular. Parti içi rakiplerine karşı buldozer gibi yürüdüklerini söylüyor ve Caudillo olarak itham ettikleri Daniel Ortega'- yla birlikte hiyerarşik yapıyı ısrarla savundukları suçlamasında bulunuyorlardı. Buna karşı Lopez Campos şu karşılığı verdi: "Kendilerini Caudillizme karşı olarak gösteriyorlar, ama kendi Caudillo'lan reddedilirse karşı çıkıyorlar. (Burada kastedilen Sergio Ramirez'in Ulusal Yönetim'e seçilememesidir-bn)... Ama kesinlikle mil- letvekilleri için de yenilenme zamanı gelecek. (Sergio Ramirez'i destekleyen milletvekilleri hedef alınıyor-bn)" Ve Monica Baliadano da Demokratik Sandinist Sol dan kongreden sonra parti gazetesi "Barricada" çizgisinin değiştirilmesini istedi. (...) Aradaki uçurumun ne kadar derin olduğunun göstergelerinden birisi de, "çoğunluğa geri dönen Sandınistler"in kongre sonrasında Sandinizmin Yenilenme Hareketini (Movimento Renovador del Sandinismo) kurma çabalarıdır. Bunun yanı sıra, İSD kendine akım demiyor, partiyi bütün olarak temsil ettiğini söylüyor. Kendisini parti olarak adlandırmasına gerekçe olarak da kongrede partinin yönetim kurulunda önemli yerleri kazanmasını gösteriyor. Ağustos ayı başında gerginlik yumuşar gibi oldu, çünkü Ulusal Yönetim (DN-İSD'nin elinde) ile parlamento grubu (MRS elinde) aralarında altı saat süren bir tartışmada yasal inisiyatif üzerinde bir uzlaşmaya vardılar ve (...) uzun zamandan beri hazırlanan anayasa reformunun 5 Eylül'de parlamentoya sunulacağında anlaştılar. Ama Sergio Ramirez parlamentoda projeyi açıklamadan bir gün önce AS (Asamblea Sandinista, iki kongre arasında parti kurulları arasında en yüksek organ) bu projeyi ele almak istiyordu. AS anayasa reformunun ertelenmesini istemişti, çünkü yasa paketi hakkında yeterli görüşme zamanı olmamıştı. Ama parlamento grubu bunu görmezlikten geldi, önemli ve acil olduğu gerekçesiyle bu projeyi AS'de ele alınmadan parlamentoya sundu. "Reformlar ulusun çıkarlarınadır" diyen Sergio Ramirez, bu durumu "Ulusun çıkarları kişisel ve parti çıkarlarının üzerindedir" sözleriyle gerekçelendiriyordu. Parlamento fraksiyonu partiye karşı özerkliğini vurgularken. AS. kendi "...İktidarları almadan kısa süre önce üç parçaya bölünmüş FSLN'nin birleşmesi, ideolojik olmaktan öte zorunlu bir birlik olmuştur. FSLN, bu yapısıyla parti fonksiyonunu görmekte" çok, cephe gibidir. Uzun vadeli programları hayata geçirecek ideolojik birlikten yoksun bu yapının, anti-somoza cephe içerisinde yer atan burjuva, küçük burjuva ve aydınlarla olan ittifakının sonucu iktidarı zorunlu paylaşmasının getirdiği sorunlarla, emperyalizmin baskılarını karşılama ve halkı yeni bir ideoloji ile donatmada yetersiz kalacağı açıktır...'' (Devrimci Şiddet ite İktidar Olanlar Burjuvaziyle Seçim Yarışına Girmezler- Yeni Çözüm, Mart 1990) karanımı çiğnenmesini kabullenmek istemedi ve cezalandırmaya yönelik aldığı kararları duyurdu. Genel suçlama yanında Daniel Ortega'mn milletvekilliğini kabul etmesini de istedi. Bu görevi bugüne kadar Parti Başkan Yardımcısı olarak Sergio Ramirez, Ortega'nın yerine yürütüyordu(*). Ayrıca AS, Ortega'nın parlamento grubu- - Geçtiğimiz yıl Ocak ayında isyan eden Zapatistalarla Meksika hükümeti arasında görüşmeler aracılarla sürerken, bu yıl ilk yüz yüze görüşme 15 Ocak'ta gerçekleşti. Ağustos ayındaki valilik seçimlerinden bu yana merkezi hükümet ile EZLN arasında açık bir gerginlik yaşanıyor. Meksika'nın güney eyaleti Cbiapas'ta yerli Zapatistalarla yeni hükümet arasında piskopos aracılığıyla gerçekleştirilen ilk yüz yüze görüşmelerde, ortaya çıkan gerçek, ateşkesin çok kolay bozulabileceği doğrultusunda. 15 Ocak'ta gerçekleşen toplantıdan sonra, Piskopos Samuel Ruiz, her iki taraf arasında gerçek barışın hala çok uzakta olduğunu açıkladı. Ulusal Arabuluculuk Komisyonu (CONAİ) başkanı piskopos, "Lacandon ormanlarında gerçekleşen toplantı kısaydı, fakat olumluydu" dedi. 16. yüzyıldan kalma bir katedralin küçük bir odasında okuduğu bildiride piskopos "Sadece tansiyon düşürmek bile daha sonraki görüşme ortamını ve diyalogu kolaylaştıracaktır" dedi. Üç saat süren toplantıda, Zapatista delegasyonunun başında "Başkomutan Marcos", hükümet delegasyonunun başında ise İçişleri Bakanı vardı. Komutan Marcos yine maskeliydi. Bilindiği gibi, bundan bir önceki girişim, hükümetin atadığı barış komiserini gerilla kontrolü altındaki bölge sakinlerinin reddetmesi nedeniyle başlamadan bitmişti. Geçen Ağustos ayındaki seçimlere hile karıştırıldığı şeklindeki tartışmalardan sonra, bölgede durum giderek gerginleşiyordu. Demokratik Devrim Partisi'nin (PRD), yani muhalefetin adayının seçimi kaybetmesi tansiyonu yükseltmişti. Kaybeden adayın programında "asi geçiş hükümeti" de vardı ve EZLN tarafından destekleniyordu. Chiapas'ın politik haritası yamalı bir bohçayı andırıyor. Bazı PRD kaynaklarının açıkladığına göre, ayaklanmacı Vali Amado Avendano ve zapatistalar beraberce bu bölgenin yansını kontrol ediyorlar. Bölgenin diğer yansı ise, çiftlik sahipleri ve onların "beyaz muhafızlar" olarak bilinen kiralık katilleri tarafından denetleniyor. Chisomuselo kasabasında bu ayın başında PRD de- FSLN bölünmenin arifesinde ha seçilememesi ve akrabalık koşulu, İSD'yi rahatsız ediyor, çünkü Orteganın '84-90 arası cumhurbaşkanı olnası nedeniyle seçilme hakkı olmayacak. Akrabalık koşulu Antonio Lacayts'un adaylığını da önlüyor, çünkü kendisi şimdi cumhurbaşkanının damam. Ve sadece bu nedenle anayasa reformunun kabulünü sabote ediyor. Daniel Ortega AS'nin kararına uyacağını söylüyor. (...) Ama grup başkanlığını ele geçirmek için henüz hiçbir çaba göstermedi. Tam tersine o kendisini koltuk kavgası için mücadele etmek istemeyen basit bir asker ve halkı temsil eden biri olarak nitelendiriyor. (...) Bölünme Ayrılığa Neden Olacak mı? Parti içi tarafların sertleşmesine ve MRS'nin ayrı bir örgüt gibi hareket etmesine rağmen (MRS temsilcileri FSLN toplantılarına katılmıyor) ikinci bir Sandinist partinin var olup olmadığı sorusu henüz cevaplanmamış. Parti içi çatışmada ateşkes sağlanmaya çalışılmış. Örneğin, DN üyesi Victor Tirado Lopez, 1979'daki gibi bir anlaşma önerdi seçimlerinde solcu politikacıların şansına bakarak çabuk ayrılmanın yararlı olup olmadığı tartışılabilecek bir sorun; çünkü ufukta yeterli parti içi uzlaşma görülmüyor. Belki iki ayrı parti, ayrılarak daha gerçekçi bir şekilde çalışabilirler. Sınıf Mücadelesi mi, İktidar Kavgası mı? Partiyi çalkalayanın sınıf çelişkileri olduğunu söylüyor Monica Baltoda- Daniel Ortega ve Sergio Ramirez. Birlikte verilen mücadeleden, devrim yılla rından, yol ayrımına... no. MRS'yi FSLN içinde zenginlerin akımı olarak nitelendiriyor. Sergio Ramirez ve grubun diğer üyeleri eski kabine üyeleri ya kordiplomatiktiler ya da Sandinist işadamları kesiminden geliyorlar. Buna karşın kitle tabanı yoksul. Carlos Fonseca Teran MRSnin ılımlı sağcılar ve merkezcilerle birlikte oponünist bir politika izlediğini yazıyor. "Bu güçlerin bir kısmı FSLN'yi Somoza'ya karşı mücadelenin son döneminde desteklemişti ve şimdi de FSLN'yi bırakmaya hazır görünüyor. Biz şimdi yeni bir siyasal gücün oluşumuna tanık oluyoruz; yeni FSLN'nin seksenli yıllardaki kalburüştü yöneticilerinin ılımlı sağcıların birleşimine. Bu grubun başı Sergio Ramirez tarafından çekiliyor ve eski Sandinist hükümet kabinesinin büyük bölümü, S.Ramirez'le özdeşleşiyor. Bunlar FSLN'yle ileride açıkça hesaplaşmak için, içten tamamıyla oymadan resmen ayrılmayacaklar." MRS'den Sofia Montenergo ise çatışmayı gerilla zamanından kalmış hiyerarşik biçimler ve kurtuluş konseptine bağlıyor. "Bu FSLN içinde kendisini alışkanlık haline getirmiş itaatten kaynaklanan eleştirisiz, karşıtsız bir kimliğe bağlılık üzerine inşa edilmiş hir müridin mazoistçe bağlılğı olarak karakterize olan otoriteye karşı 'disiplin'de ve önderliği sömürücü tutumunda ifade ediyor." Monlenegro'- ya göre Sandinistler bu tarihe aykırı tutumu terk etmeli ve düşünen, eleştiren kişiler olmalı. Yalnızca bu şekilde FSLN "21. yüzyıla bakabilecek bir güç haline gelebilir ve 'tarihin Jurassic Park'ı ola- nun başına geçmesini de istedi. Parlamento grubu bu duruma tepkisini Dora Maria Tellez'i grup başkanlığına seçmekle gösterdi. Tellez, Sergio Ramirez'den sonra Yenilenme Hareketinin önde gelen kişilerinden biri ve hala grup başkan yardı mcısıdır. Anayasa reformu sorunu; grup ve parti. MRS ve İSD arasında güç gösterisine yol açtı. Anayasa reforteşkil eden parlamentonun başkanlığa karşı güçlendirilmesi noktasında gruplar hemfikirler. Bazı noktalarda ise İSD uzlaşmada çok ileri gitti. Ama aslında cumhurbaşkanının bir darak kalmaz. Sadece geçmişte kalmış otoriter ahlaktan sonuçlar çıkarılarak, yerleşik dogmalara ve bunun üzerine inşa edilmiş en yüksek karizmatik otoritenin (yani genel Sekreter Danİel Ortega) herkese yönelik şefçilik ve benmerkezçilik saldırısına karşı meydan okunabilir." Üçüncü bir modele göre ise, buradaki sorun sadece iktidar kavgası. Tüm deliller göstermeliktir. Bu anlayı Zapatista Ulusal Kurtuluş Cephesi (EZLN) ile hükümet arasındaki görüşmeler aracılarla gerçekleştiriliyor Meksika'da barış görüşmeleri pamuk ipliğine bağlı Zapatistalar, ordu birlikleri ve beyaz muhafızlar karşısında ellerindeki tüm olanaklarıyla çatışmaya hazırlar. - Gelişmelerin yaşandığı Chiapas eyaletinde ise, yoksulların gücü EZLN ile çiftlik sahiplerinin beyaz muhafızları ve ordu arasında eyalet fiili olarak ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda EZLN'-nin de desteğiyle ayakta duran PRD'nin Valisi, diğer yanda ise çiftlik sahipleri ve onların beyaz muhafızları denetimi sağlıyor. netçileri, bölge belediye ofislerini ele geçirmek için çatışmaya girdiler. Çatışmalarda şu ana kadar 10 kişinin öldürüldüğü bildiriliyor. Kasaba caddelerinde beyaz muhafızlar, sivil elbiseli ve kolları bantlı bir şekilde, ellerinde orduda kullanımı yasaklanmış olan silahlarla devriye geziyorlar.hafta sonunda Chiomuselo'da bulunan bir PRD senatörü, "Sanki bir filmdeymişim gibi. Caddeleri böyle göreceğimizi hiç düşünmemiştim" dedi. "Tepeden tırnağa silahlılar, sanki bizi linç edeceklermiş gibi." Senatöre göre bu silahlı adamlar, askeri personeldir, "iki tip beyaz muhafız var. Eski emekli askerler ve günlük görevlerini yapan aktif askeri personel." Avendeno (İsyancı vali) ise kendinden çok emin olarak 400 kişilik bir beyaz muhafız kuvvetinin Chiapas'ın güneyinde emekli askerler tarafından eğitildiğini söylüyor: "Hükümet onlara hoşgörülü davranıyor. Çünkü, onun amacına hizmet ediyorlar." Avendeno, barış görüşmelerinde karamsar ve bir iç savaşın bütün şartlarının olduğunu düşünüyor. Görüşmeden sonra bölgedeki tansiyon bir ölçüde yumuşamış bulunuyor. Ordu ve EZLN, görüşmeden Önceki pozisyonlarından biraz geriye çekildiler. Bu, her iki tarafın da iyi niyet gösterisi yaptığı şeklinde yorumlanıyor. Ayaklanmacıların denetiminde olan bölge, ordu hatlarının hemen biraz ötesinde bulunuyor. Hafta sonunda her şey durağandı. 19 yaşındaki Juan şöyle diyor: "Burada barış içinde yaşıyoruz. Herkes yavaş yavaş korkusunu yeniyor ve bize ısınıyor. Hükümet çok sert ve onlar, biz yoksulların hangi koşullarda yaşadıklarını umursamıyorlar. " Bazı çevreler ise, asıl tehlikenin hükümetten giderek bağımsızlaşan ordudan geldiğine inanıyor. The Guardian /Londra Neyi savunuyorlar? Demokratik Sandinist Sol (İSD) Halkın açtığa ve şiddete karşı her yolla mücadele hakkı vardır. Parlamento dışı kitle hareketlerine ve sendikal mücadeleye destek verilmelidir. Partinin öncü rolü vardır, bu devam etmelidir. Bu konunun tartışılmasına gerek yoktur. Daha da yetkinleştirilmesi için yapılacaklar tartışılmalıdır. FSLN sonuç olarak ezilenlerin partisidir. Olmalıdır. Çeşitli ittifaklar yapabilir, bu politikanın gereği doğaldır, ancak politikasında sağ bir çizgi izleyemez. Nikaragua'da varolan mülkiyet biçimleri içinden kooperatifler ve devlet çiftlikleri gibi yapılarla temsh edilen kolektif mülkiyet biçimleri güçlendirilmelidir. Süreç içinde özel mülkiyet azaltılmalıdır. şa göre, aslında sonın hangi grubun üstünlük sağladığı ve Daniel Ortega'- nın mı, yoksa Sergio Ramirez'in mi devlet başkanı adayı olacağı değil. Krizin çözümü sadece tabandan gelebilir. Silvio Prado'nun tahminlerine göre tabanın yüzde 90'ı akımlar arası çatışmaya katılmıyor. Prado bu büyük sessiz çoğunluğa kulak verilmesi gerektiğini vurguluyor. Çelişki sıradan FSLN üyelerine hemen hemen ulaşamamış, bunun nedeni enformasyon eksikliği- Çoğu zaman ne olup olmadığı bilinmiyor. Somut sorunlar daha ön planda, bunlar kooperatiflerin ekonomik sıkıntıları, kooperatiflerin karşılıklı yardımlaşması, okul yapma mücadelesi ya da sağlık ocağının yapımı vb. Zor koşullara Sandinist Yenilenme Hareketi (MRS) FSLN siyasi talepler İçin silahlı mücadeleyi araç olarak kullanmamalıdır. Parlamenter mücadele île yetinmelidir. FSLN'nin öncülük gibi bir misyonu olmamalıdır. Öncülük misyonuyla ilgili olarak tüzüklerde yer alan maddeler çıkarılmalıdır, FSLN her kesimin temsilcisi olan bir parti olmalıdır. Kendini belirli sınıf ve tabakalarla sınırlandırmamalıdır. Tüm mülkiyet biçimleri varlıklarını sürdürebilirler. Bunlar arasında özellikle tercih yapmaya gerek yoktur. (Bu yaklaşım FSLN'- nin genel anti-emperyalist çizgisinin tasfiyesinin hedeflendiğinin utangaç bir göstergesidir.) Kim hangi safta? Bugünkü haliyle artık filli olarak iki ayrı yapı haline gelen eski Sandinistler arasındaki saflaşmada farklı bir görüntü daha ortaya çıkıyor. Bu da ayrımı ve yeni bir sosyal demokrat parti kurmayı tercih edenlerin hepsinin - tabanın eleştirilerine rağmen- Chamorro ile kurulan hükümette yer almalarıdır. Zaten bugün ayrılıkla sonuçlanan tartışmaların odağında da parlamenterlerin anti-emperyalist, anti-kapitalist Sandinist tabandan giderek uzaklaşmaları yatıyor. Ne olursa olsun, hükümete ortak olmak gerekir yaklaşımı ülkede yaşanan sorunların faturasının bir bütün olarak FSLN yönetiminde kalmasına neden oluyor. Mayıs '94 kongresinden bugüne artık ayrılma sürecinin tamamlandığı FSLN'de yer alan önemli isimlere gelince: Demokratik Sandinist Sol (İSD): Bu grubun -aslında grup demek yanlış, çünkü kongre sonunda FSLN'nin yönetimi komple bu grubun eline geçti- önde gelen isimlen Daniel Ortega, Rene Vivas, Bayardo Alce, Monica Baltadano. Sandinist Yenilenme Hareketi (MRS): Kongrede seçimleri kaybedince ayrı bir parti kurmaya kalkan parlamenter grupta ise Dora Maria Tellez, Sergio Ramirez, Henri Ruiz, Sofia Montenegro gibi isimler yer alıyor. rağmen yine de cesaretsizlik yok. Bu somut sorunları çözmek üzere yerel FSLN temsilcileri belirleniyor. FSLN'nin canlı bir tabanı olduğunu kongre sonrası parti içi seçimleri gösterdi. 300 bin üye bu'- seçimde yer almak için kaydoldu. İlk defa bu seçimlerde FSLN organları aşağıdan yukarıya belirlendi. FSLN yoksul Nikaragua halkının örgütlü, canlı gücü olmayı belki de bu süreçle başarır. (*) Nikaragua seçim yasasında her milletvekilinin bir özel vekili vardır ve kendisi yerini alamıyorsa ya da almıyorsa, o zaman bu kişi parlamentodaki yere geçer. Ortega milletvekilliğini istememişti, çünkü kendisinin mahkemelik durumu vardı, sonra da parti içi işlerle ilgilenmek için istemedi. "Vardım, Varım, Varolacağım... " 15 Ocak 1995 günü, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht'in mezarları başında bir anma düzenlendi. 76 yıl önce, emperyalist Alman burjuvazisi tarafından katledilen Alman proletaryasının devrimci önderleri Rosa Luxemburg ve Kari Liebknetlıt'i anmak için on binlerce innsan bir araya geldi. Anmaya Alman, Türk, Kürt ve çeşitli milliyetlerden ilerici, devrimci örgütler de katıldı. DHKC-Berlin Devrimci Halk Güçleri de pankartları, bayrakları ve kitlesiyle anmaya katıldılar. Devrimci önderlerin sahiplenilmesi, emperyalizmin sosyalizmi, devrimci önderleri ve sosyalist kazanımları unutturma çabalarına verilmiş en iyi cevaptı. Tekelci burjuva basın-yayın kuruluşları ise, on binlerce insanı bir araya getiren bu devrimci eylemi görmezden geldi. Eski Demokratik Almanya vatandaşlarının anmaya yoğun katılımı, Alman emperyalizminin Doğu Alman devletini ve toprağını satın almasına rağmen, halkı satın alamadığının bir göstergesi sayılma!tılir. "Vardım! Varım! Varolacağım!" Böyle diyordu Rosa Luxemburg, Berlin'de Öldürülmeden Önce yazdığı son makalesinde. Onlardan 76 yıl sonra anmaya katılan 86 binin üzerindeki insan da onların kavgasını sürdürerek Rosa Luxemburg'u haklı çıkardılar.

11 11-KÜLTÜR/SANAT 21 OCAK 1995 "Sevgili Onat, yan yana olmasak da seninle hep aynı masada olduk. Dü-şün bana hak vereceksin. Hukuk Fakültesi kantininde de hani kavga ettiğimiz Çiçek Arifte de, Kültür Sanat Vakfı toplantısında da..." (Hilmi Yavuz, Yeni Yüzyıl, 14.1.'95) "Sonra otobüsle Unkapanı köprüsü üzerinden Beyoğlu, Atlantik'te sosisli sandviç ve bira. Müteakiben seansına ya Atlas, ya Saray ya da Melek ya da Ar ya da işte öyle birşey... Müteakiben Baylan... Akşama da Hırıstaki... Yahu biz milyoner miydik Onat?" (Yağmur Atsız, Yeni Yüzyıl, 14.1.'95) "Her yanım buz gibi, beynim buz gibi... Milyonlarca sözcük ve imge saldırıyor imgelemime. Ama hiçbiri hiçbirini ele geçiremiyor sevgili Onat." (Özdemir İnce, Cumhuriyet, 13.1.'95) "Geçen yıl Şubat'ta Fransa'da birlikte katıldığımız şiir çeviri semineri o çalışmanın yapıldığı 14. yüzyıldan kalma manastır, daha sonra Paris'te Maison de la Piesie'de senin şiirlerini okuyuşun canlandı gözümde." (Cevat Çapan, Cumhuriyet, 13.1.'95) "Üniversite 1'den beri arkadaşım.'ilk öykülerimizi aynı dergilerde birlikte yayınladık. İlk öykü kitaplarımızı kendi paramızla birlikte çıkardık" (Erdal Öz, Yeni Yüzyıl, 14.1/95} Bugün de yoksunuz, bugün de direnmiyorsunuz... Evlerde, sokaklarda gerçekleştirilen kalleş katliamlara direnmiyorsunuz. Kürt köylerinin yakılıp, yıkılmasına, bir ulusun toptan imhaya çalışılmasına karşı direnmiyorsunuz. Kutlar'ın cenazesinde -belki siz de gördünüz- pankartlara ve sloganlara yansıyan "Gözaltında Kayıp"lara direnmiyorsunuz. Halkın açlıkla ölüme mahkum edilmesi sizi hiç ilgilendirmiyor. İnsan ister istemez merak ediyor: Eğer o bombalı saldırı olmasaydı ve eğer Onat Kutlar yaşamını yitirmeseydi Ocak'lı gazetelerde neler yazacaktınız? Sinemanın 100. yılının nasıl kutlanması gerektiğini mi; yoksa bilmem hangi şiir ödülünün kime verileceğini mi? Bu sözler gazeteci-yazar, sinema eleştirmeni Onat Kutlar'ın bir otelin kafeteryasına düzenlenen bombalı saldırıda yaşamını yitirmesinin ardından dostları ve arkadaşlarınca söylendi, yazıldı. Alıntıları uzun tuttuk. Çünkü ülkemiz küçük burjuva aydınının dar penceresini göstermesi ve bireyci yaklaşımını sergilemesi açısından çarpıcı sözlerdir bunlar. Bir ilerici, aydın ölüyor. Ve geride katan aydınların onun hakkında (ve aslında kendileri hakkında} söyleyebildikleri şeyler ancak gezilip tozulan yerler, yapılan sohbetler, kendileri dışında kimseyi pek ilgilendirmeyen sanatsal ürünler!.- Ve ölen insan, bir aydın. Yani yaşadığı çağın, o çağın insanlarının sorumluluğunu taşımış olması, bu sorumluluk doğrultusunda çabalamış olması beklenen biri. Onun ardından gözyaşı döken dostlarından beklenenler de farklı değil. Ama yazılıp çizilenler arasında bunlar yok. Ya hiç olmamış bu tür şeyler ya da bugün dile getirilmesinden özellikle kaçınılıyor. Her iki durumda da sonuç değişmiyor. Varılan nokta Türkiyeli aydının kendini sorgulama zorunluluğudur. Gazeteci-yazar Orhan Duru, "... bir umut ışığı göremeyeceğimizi bile bile direnmedik mi?" diye soruyor, Onat Kutlar'a hitaben yazdığı yazısında... Direnmediniz Orhan bey, direnmediniz... Halkın geleceği, 12 Eylül karanlığında tanklarla, postallarla ezilmeye çalışılırken yoktunuz. Kan uyku infazlarında kurşunlanırken devrimci ve emekçiler, yoktunuz. Ele, dile, yüreğe ve beyne kilit vurulurken yoktunuz, direnmediniz... Halkı yalnız koyup çekilirken kendi köşelerinize veya soluğu yurtdışında alırken direnmediniz... Bugün de yoksunuz, bugün de direnmiyorsunuz... Evlerde, sokaklarda gerçekleştirilen kalleş katliamlara direnmiyorsunuz. Kürt köylerinin yakılıp, yıkılma- sına, bir ulusun toptan imhaya çalışılmasına karşı direnmiyorsunuz. Kutlar'ın cenazesinde -belki siz de gördünüz- pankartlara ve sloganlara yansıyan "Gözaltında Kayıplara direnmiyorsunuz. Halkın açlıkla ölüme mahkum edilmesi sizi hiç ilgilendirmiyor. Çünkü ayaklarınız bu vatan topraklarına basmıyor. Yüreğiniz halk sevgisiyle akmıyor. Üstelik halktan söz açmayı da "popülizm" olarak değerlendiriyorsunuz. Sizin için varsa yoksa kendi dünyanız. O dünyaya dokunulmasın da isterse kıyamet kopsun... İnsan ister istemez merak ediyor: Eğer o bombalı saldın olmasaydı ve eğer Onat Kutlar yaşamını yitirmeseydi 13-14Ocak'lı gazetelerde neler yazacaktınız? Sinemanın 100. yılının nasıl kutlanması gerektiğini mi; yoksa bilmem hangi şiir ödülünün kime verileceğini mi? Direnmediniz! Ve zaten "direnmedik mi?" derken aynı zamanda direnmediğinizi de itiraf ediyorsunuz. Çünkü direniş belli bir zaman dilimiyle sınırlı olarak ele alınabilecek bir şey değildir. Hele yaşananların farkında olduğunu iddia eden bir aydın için bütün bir yaşam direniş olmalıdır. Kaldı ki; aslında hiçbir zaman direnmediğinizi şu anda da direnişi seçmediğinizi yine kendiniz ne güzel açıklıyorsunuz. "Nostaljik feryatlarınızı" dile getirirken "bir umut ışığı göremeyeceğinizi" bildi- Onat Kutlar'ın katline tepkiler ve yanıt bekleyen bir soru: ğinizi söylüyorsunuz. İşin- düğüm noktası da burası işte. Hiçbir umut ışığı göremeyen biri, hiçbir şey uğruna direnmez. Türkiyeli aydın bir umut ışığı görmüyor mu gerçekten? Buna evet diyebilmek için, ya bu halk hiç tepkisiz olmalı, ya da aydınların cahil veya kör olduğunu düşünmek gerek. Bir kere halkın durumuna bakarak umutsuzluğu teorize etmeye hakkı yok kimsenin. Halkın yaşadtğı acılara ve duyduğu memnuniyetsizliğe denk bir karşı tavır alış içinde olmadığı doğrudur, ama salt Onat Kutlar'ın cenazesinde yürüyen binler bile görmek isteyen için güçlü bir umut ışığıdır. Onat Kutlar'ın tanımadığı ve büyük çoğunluğu Onat Kutlar'ı tanımayan binlerce kişi pankartları ve sloganlarıyla bir kez daha lanetlediler kontrgerillayı. Katillerin kimliğinde kontrgerilla, dolayısıyla devlet yazdığını haykırırken de "Çözüm Faşizme Karşı Savaşta" derken de emekçiler, aydın geçinenlerin ne kadar ilerisinde olduklarını kanıtladılar. Gerçekten de emekçiler "aydınların bulunduğu noktayı fersah fersah aşmışlardır bugün. İşten atılmalara karşı arka arkaya fabrikaları, işyerlerini işgal eden işçiler; sürgün ve açığa alınma tehdidine rağmen grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı için polis copunun üstüne üstüne yürüyen kamu emekçileri; sivil faşist harekete karşı öfkesini bileyip faşist yuvalarda patlayan molotofu umut belleyen yoksul gecekondu halkı; bilim adamı onuruna sahip çıkmak için üzerindeki ölü toprağını atmaya başlayan öğretim üyeleri; demokratik üniversite-lise talebi doğrultusunda örgütlenmeye devam eden üniversiteli, liseli gençlik; kanı canı pahasına kimliğine sahip çıkan Kürt ulusu... Yani topyekün emekçi halklar, her geçen gün daha fazla umut olarak gördükleri devrimcilerle birlikte kendi ayakları üzerinde doğruluyor. Bir tek aydınlar yok bu tablonun içinde. Bir tek onlar burun kıvırıyorlar tüm bu olup bitenlere. Çünkü onlar, burjuvazinin ide olojik kültürel etkisi altında "Bu halkın adam olmayacağını" düşünüyorlar hala. Türkiyeli aydın kördür, kendi gözüne kendisi mil çekmiştir. Bunu korkuları yaptırmıştır ona. Korkunun can korkusu mu, gelecek korkusu mu, yoksa sahip olduklarını kaybetme korkusu mu olduğu çok önemli değildir. Önemli olan Türkiyeli aydının "korkak" sıfatının içini gittikçe daha fazla dolduruyor olmasıdır. Aydınlarımız ne yazık ki Rıfat Ilgaz'ın şiirlerindeki "korkuluk" bile değildirler... Tarlaya dikilen korkuluk, en azından kargaları korkutup kaçırtırken Türkiye'de aydın kimliğiyle kendilerine yer arayanlar ise sadece birbirlerine korku salar hale gelmişlerdir. Hareketsiz ve tepkisiz kalmak noktasında durmadan birbirini ikna eden bu yönde birinin söylediğini hemen diğeri onaylayan "seçkin" korku küpleridir onlar. Kazayla bir aydın kalkıp "Kürt halkının hakları tanınmalıdır. Dağlarda çarpışanlar terörist değil, gerilladır." demeye görsün, devlet yetkililerinden önce bir bölüm aydınımız Verir bu "densizin ağzının payını: Vay efendim, Türkiye nasıl olur da dışarıya şikayet edilirmiş! Vatanın bölünmesi mi isteniyormuş! Cumhuriyeti korumak lazım gelirmiş vs vs... Bu cumhuriyeti koruma teranesi de bayağı tuttu hani. Ne anlama geldiği ve niçin telaffuz edildiği dahi anlaşılamayan bu kavram, laikliğe bağlılıkla birlikte sığınacak liman, taşlanacak şeytan arayan aydınımızın oldukça "Şili'nin özgürlüğü uğruna ölen yiğit sinemacıların önünde saygıyla eğiliyorum. Kahrolsun Pinochet ve öbür köpekler! Yaşasın yeryüzü İşçi sınıflarının yeryüzü devrimcilerinin dayanışması! Yaşasın Şili'de ve Türkiye'de sosyalizm için mücadele verenler!" Bu sözler kime ait? Bu sözler Onat Kutlar'a ait! Ne acı değil mi? Onat Kutlar, 1974'de Şili halkıyla dayanışmak amacıyla gerçekleştirilen bir toplantıda haykırdığı bu sese sahip çıkamadı. Bu yüzden de bugün ardından söylenenler bu kadar boş. Çünkü o, "Şili'de ve Türkiye'de sosyalizm İçin mücadele verenlerden olamadı. Olmayı sürdüremedi. "Yeryüzü devrimcilerinin dayanışması"nı kararlılıkla savunanlardan biri olamadı. hoşuna gidiyor: Cumhuriyet; sığınılacak liman, şeriat ise taşlanacak şeytan oluveriyor... Sanki memlekette başka dert bela kalmamış gibi ille de laiklik... Açlık, yoksulluk, katliam, soykırım; kısaca faşizm bir kenara bırakılmış, ölen her aydının ardından gırtlaklar patlatılıyor. "Türkiye İran Olmayacak!" İyi hoş, Türkiye İran olmasın da bu haliyle çok mu hoşunuza gidiyor Türkiye? Bunca sefaletin içinde İran olsak ne, olmasak ne! Düzen karşıtlığını dinci akımlara mulefet boyutuna indirgediğinizde, faşizmi kendinize güldürdüğünüzün ve onun ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında değil misiniz?... Türkiyeli aydın bu çizgisiyle tam da kontrgerilla cinayetlerini pazarlayanların istediği noktadadır. Yönünü, yolunu şaşırmış, devletin "azameti" karşısında daha bir küçülmüş ve -kabul etsin veya etmesin- devletin icazeti altında aydınlık yapar hale gelmiştir. Kor-ku öyle boyutlara varmıştır ki; örneğin Atilla Dorsay, Yaşar Kemal'in yabancı bir dergide Kürt sorununu dile getirmesi üzerine Osmanlı sadrazamına öykünerek şunları yazıyor: "Bu devleti onlar dışarıdan, biz içeriden böylesine saldırıya uğrattığımız halde dayanıyorsa, demek ki gerçekten güçlü devletmiş." Evet, devletin "korku" gibi bir bekçisi olunca başka ne söyleyebilir insan: Korku dağları bekler!... Devleti nasıl beklemesin ki! Ülkemiz aydınından silah kuşanıp dağlara çıkmasını veya konduların kenar sokaklarında zulme karşı savaşmasını beklemiyoruz. Bugünkü ruh hali bunları yapabilmesine müsait değil zaten. Ama bırakalım kendi ülkelerini, bir başka coğrafyanın emekçileri faşizm tehdidi altındayken hiç tereddütsüz vagonlara doluşup dünyanın dört bir yanından İspanya'ya cepheye koşan binlerce aydını unutmamalıdırlar. Binlerce gazeteci, yazar, sinemacı, müzisyen, doktor, mühendis, avukattan oluşan Uluslararası Tugaylar'ın savaşçıları her türlü bireysel aydın kaygısından kurtularak atılmışlardı bu tarihsel ve bir o kadar da onurlu göreve. Cephede sıradan bir nefer olarak ölmek düşüncesi korkutmamıştır onları. Aksine Franko faşizmine karşı İspanya halkıyla omuz omuza veriler savaş aydın misyonuna gerçek anlamda sahip çıkılan bir pratik olmuştur... Peki biz kendi aydınımızdan ne bekleyeceğiz? evrimci mücadeleye -en azından- köstek olmamaya çalışarak işe başlayabileceklerini peşinen belirtelim ve devam edelim. Aydının öncelikli hedefi kafasındaki küçük dünyaları parçalama olmalıdır. Bunun için de; endisi için aydın olmamalıdır. Bireysellikten, kendini ön safta gösterme hastalığından kurtulmalıdır. erhangi bir mevkiye salt kendi kişisel ni- değil, halkın desteği ve gücüyle Htelikleriyle erişmeyi hedeflemelidir. Onun aydın olup olmadığına karar verecek yegane otorite örgütlü halktır. Örgütlü kitlelerin disiplinine tabi olmalıdır. ir toplumsal amaca, örgüte, disipline bağlılığı aşağılık birşey olarak görme huyundan vazgeçmelidir. Sıradan olmak da yerine göre bir erdemdi. evrimci hareketle uyuşmanın yollarını aramalıdır. ağımsız olma adına "tarafsız" olmamalıdır. BÖrneğin, "Siz şiddete karşıyız." derken sömürücü devtetle devrimcilerin uyguladığı şiddeti aynı kereye koyup her ikisini de "terör" olarak göstermemelidir. Çünkü bu iki şiddetten bir tanesi haksız olan eskiyi, çürüyeni korumaya çalışırken, diğeri haklı olarak yeniye gebe topumun ebesi işlevini görür. aypaklığı, uzlaşmacılığı, dönekliği reddetmelidir aydın. Bunlarla arasına kalın çizgiler çekebilmelidir. Kitleeri tanımayan esasta onları horlayan kinlikten hızla uzaklaşmalıdır. Halkın değer yargılarına yabancı yaşam biçimini terk etmelidir. Kitlelerle kaynaşmadan, onların çıkarlarını savunmadan "aydın" olunamaz. Olsa olsa, küçük burjuva aydın olunur. Onun de kerameti kendinden menkuldür. Kısacası aydın "ödlek", küçük burjuva aydını değil, proleter aydın olmalıdır. Toplumun ezilen baskı gören kesimlerinin geleceği başka türlü savunulamaz. İşçi sınıfının içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlar ve sahip olduğu geri bilinç düzeyi, onun aydın, üreten bir sınıf olabilmesinin önünde engeldir. Aydınların daha çok küçük ve orta burjuvazinin içinde çıkmasına yol açan nesnellik küçük burjuva aydını için çoğu zaman bir ayrıcalık vesilesi olarak görülmüştür; kibirini, kendini beğenmişliğini doğurmuştur. Oysa bu nesnellik bir ayrıcalık dürtüsünden değil, görev ve sorumluluk bilincinin kaynağı olmalıdır. Yeryüzünde Onat Kutlar'dan önce de aydınlar öldürüldü. Öldürülen aydınların ardından daha önce de bir şeyler yazıldı, Türkiyeli aydın ne zaman uyanacak? D K B D K söylendi. "Şili'nin özgürlüğü uğruna ölen yiğit sinemacıların önünde saygıyla eğiliyorum. Kahrolsun Pinochet ve öbür köpekler! Yaşasın yeryüzü İşçi sınıflarının yeryüzü devrimcilerinin dayanışması! Yaşasın Şili'de ve Türkiye'de sosyalizm için mücadele verenler!" Bu sözler kime ait? Bu sözler Onat Kutlar'a ait! Ne acı değil mi? Onat Kutlar, 1974'de Şili halkıyla dayanışmak amacıyla gerçekleştirilen bir toplantıda 'haykırdığı bu sese sahip çıkamadı. Bu yüzden de bugün ardından söylenenler bu kadar boş. Çünkü O, "Şili'de ve Türkiye'de sosyalizm için mücadele verenlerden olamadı. Olmayı sürdüremedi. "Yeryüzü devrimcilerinin dayanışmasını kararlılıkla savunanlardan biri olamadı. Bugün yaşamaya devam edenler, insan ve aydın duyarlılığını "Haliç'e karşı Piyer Loti'de kahve içmeye" indirgedikleri müddetçe de gerçek anlamda aydın olamayacaklardır. Dün "Şili'nin özgürlüğü uğrunda ölen yiğit sinemacılar" sahipleniliyordu. Bugün -o kadar uzağa gitmeye gerek yok hemen yanıbaşlarında Türkiye ve Kürdistan'ın özgürlüğü uğrunda ölen devrimciler ise "aydınlarımız için sadece ayaküstü sohbetlerin konusu veya rahatlarını kaçıran, onlara kurtulmaya çalıştıkları geçmiş düşüncelerini hatırlatan karabasan kahramanları. Dün "Kahrolsun Pinochet ve öbür köpekler!" deniliyordu. Bugün "öbür köpeklerden medet umuluyor. "... (devlet ve hükümet adamları) içinde bulundukları gafletten uyanarak cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkarak demokrasi ve özgürlükleri savunarak onun (Onat Kutlar'ın) canına ve kanına olan borçlarını ödeyebilirler." (Özdemir İnce Cumhuriyet 15.1.'95) Özdemir İnce'nin bu satırlarının içerdiği devletten çare bekleyen ruh haline kızanlar, hemen ertesi gün kızmak için acele ettiklerini anlıyorlar... TV ekranlarındaki iki kadına takılıyor gözleri. Bir tanesi bütün sevimsizliğiyle Başbakan Tansu Çiller, diğerini de spiker söyleyince tanımış oluyorlar: Onat Kutlar'ın eşi Filiz Kutlar. Başbakan Filiz hanıma eşinin Açlık, yoksulluk, katliam, soykırım; kısaca faşizm bir kenara bırakılmış, ölen her aydının ardından gırtlaklar patlatılıyor. "Türkiye İran Olmayacak!" İyi hoş, Türkiye İran olmasın da bu haliyle çok mu hoşunuza gidiyor Türkiye? Bunca sefaletin içinde İran olsak ne, olmasak ne! Düzen karşıtlığını dinci akımlara muhalefet boyutuna indirgediğinizde, faşizmi kendinize güldürdüğünüzün ve onun ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında değil misiniz?... Türkiyeli aydın bu çizgisiyle tam da kontrgerilla cinayetlerini pazarlayanların istediği noktadadır. Yönünü, yolunu şaşırmış, devletin "azameti" karşısında daha bir küçülmüş ve -kabul etsin veya etmesin- devletin icazeti altında aydınlık yapar hale gelmiştir. Biz bu filmi görmüştük 30 Aralık 1994 günü "The Marmara Oteli"nin kafeteryasında patlayan bombayla ağır yaralanan ve 12 gün sonra kurtarılamayarak ölen gazeteci-yazar, sinema eleştirmeni Onat Kutlar, 14 Ocak günü binlerce kişinin katıldığı bir törenle toprağa verildi. Onat Kutlar'ın cenaze törenine katılan binlerce kişi Cumhuriyet gazetesi önünde, Teşvikiye Camii'nde ve buralardan başlayıp polis barikatlarıyla kesilen yürüyüşlerde sık sık "Kahrolsun MİT, CIA, Kontrgerilla", "Yobazların İpleri Sermayenin Elinde" ve "Kahrolsun Faşizm" gibi sloganları atarken, bir yandan da "Türkiye Laiktir Laik Kalacak", "Türkiye İran Olmayacak" gibi sloganlar da atıldı. Polis, sabah Cağaloğlu'ndan, öğle saatlerinde Teşvikiye'den başlanan yürüyüşleri büyük bir yığınakla engellemeye çalışırken, devlet erkanı ve devlet kafalı aydınlar "halkın teröre artık yeter" dediğini söylemeye devam ediyorlardı. Cenaze törenine katılan -pek çoğu Onat Kutlar'ı tanımayan- emekçilerin büyük bir kısmı "kontrgerilla"dan, "devlet terörü"nden söz eden sloganlar atarken, bir kısım insan "laiklik", "yobazlar" ekseninde sloganlar atıyordu. Bu ikili görünüme rağmen, düzenin teşhirinin ağırlık kazandığı noktada, yürüyüşlerinin engellendiği dikkati çekti. "Halk" gerçekten de "teröre lanet" okuyordu. Bu yüzden yürütülmedi! Bir gün sonraki Cumhuriyet'te "Yeter Artık!" başlığı altında "Peki toplumun ortak eğilimi böyleyken, terörün önüne neden geçilemiyor?" sorusu soruluyordu. Bu sorunun yanıtı bir gün önce verilmişti, ama Cumhuriyet görmemekte ısrar ediyordu. "Devlet" diyen, "kontrgerilla" diyen sloganları atan "bir bölük genç"ti Cumhuriyet'e göre. "Onat Kutlar'ın da katili bulunmayacak" diyebilen Cumhuriyet yazarları, kendi arkadaşlarım katledenleri teşhir etmek yerine, "şeriat'a takılıp kalmakta ısrar ediyorlardı. "Yobazların ipleri sermayenin elinde" değil miydi yoksa? Evet, "her türlü şiddete karşı" düzenin şiddetini onaylavan, hatla az bulan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kutlar'ın öldüğü gün, Diyarbakır'da dört devrimci öğrenci katlediliyor, yine köyler yakılıyor, kayıplara yenileri ekleniyor, işkence bütün hızıyla devam ediyor ve Cumhuriyet bütün bunları yapan "devlet"!, "hükümet"i terörün önünü alması için "göreve" çağırıyor. "Devlet"in buna verdiği yanıt ise yeni katliamlardan başka bir şey değil. Çünkü devlet "görev"ini yapıyor! Açlıkla, sefaletle yüz yüze bırakılan halkın, ulusal haklarını isteyen Kürt ulusunun karşısına daha fazla terörle çıkıyor devlet. Besleyip palazlandırdığı sivil faşistlerle, yol verdiği gericilikle çıkıyor... Ondan sonra "her türlü şiddeti lanetleyelim" diyor kolaylıkla. Onyıllardır terörle bastırdığı kesimleri arkasında yedeklemeye çalışıyor böylece. Ve arkadaşlarını kurban veren aydınlar "hür türlü şiddete karşı" devletin safında yer alıyorlar. Bu devlet bunu hep yapıyor. Bu aydınlar bunu hep yutuyor. "Biz bu filmi daha önce görmüştük" diyoruz. vefatından duyduğu üzüntüyü dile getirmeye gelmiş; yüzünde istediği zaman takınabildiği o ağlamaklı ifadeyle terörden, hükümetin terörle mücadeledeki kararlılığından söz ediyor. Her zamanki işini yapıyor; yüzü kızarmadan yalan söylüyor. Ya Filiz hanıma ne demeli? Başbakan olacak o "melek yüzlü" halk düşmanından, kocasının katillerini bulmasını rica ediyor. Başbakan Filiz hanımın evinden ayrılırken, tıpkı gelişinde olduğu gibi kucaklaşıyor kendisiyle. Bu görüntü birkaç saniye sürüyor ama Türkiyeli aydınla devletin ilişkisini ne de çarpıcı somutluyor. Katledilen bir aydının "aydın" eşi, bu ve benzeri birçok katliamın doğrudan emrini veren veya gerçekleşmesine çanak tutan kontrgerilla devletinin başbakanına dert yanıyor, bu tür olayların önlenmesini istiyor. Aymazlığın bu kadarına başbakan da şaşırmıştır. O başbakan ki, arka arkaya Kürt'aydınları öldürülürken, "elimizde liste var" diyerek açıktan üstlenmişti cinayetleri. Ama kimbilir, belki de Filiz hanım '95"in birileri tarafından hoşgörü yılı ilan edilmiş olmasından dolayı böyle davranıyordur. Ne diyelim... Devrimciler, yurtseverler, Kürt aydınları yok edilirken kıtlarını kımıldatmayanlardan da başka tavır beklenemez herhalde. Ülkemiz aydınlarına "gelin devrimci saflara, parti-cephen in öncülüğünde birlikte mücadele edelim" demiyoruz. En azından şimdilik meseleye daha gerçekçi bakma adına yapmıyoruz böyle bir çağrıyı. Ayrıca böyle bir çağrıyı alan "aydınımızın kendisine akıl verildiğini düşünerek aşağılandığı hissine kapılacağını; veya parti-cephe adını duyduğunda o bildik şiddet karşıtlığının depreşeceğini kestirebiliyoruz. Türkiyeli aydın hiç olmazsa 18. yüzyıl burjuva aydınının Robes pierre'in sözlerine kulak verir. Bu sözlerin gereğini yaptığında onu çok korkutan ilk adımı attığını da göreçektir: "Zulmün dayanılmaz olduğu yerde halka isyan etmesini söylemeyen, ona ılımlılık telkin eden alçağın biridir!" Yoksa bu yargıdan kimse kaçamaz!

12 Tütüncünün bebeleri tarlada büyür... "Tütün, tütün, tütün! Yettin canımıza gayrı. Gece tarlaya kırmaya git, gündüz dizmekle uğraş. Yine de elde yok, avuçta yok. Neden dikeriz bu tütünü bilmem. Atamızdan, dedemizden miras diye mi yoksa... Yoksa bu yıl para eder de borçlarımızı kapatırız umudu mu? Umut... Umudu batsın!" (Merzifon Halk Sahnesi'nin "Altın Yapraklı Sabır" adlı oyunundan) Tütüncünün bebeleri tarlada büyür... Birkaç aylık bebeğin beşiğidir tütün küfesi; iki yaşındakilerin karyolası, dört yaşındakilerin oyuncağıdır. Sabah ayazından çatlamış elleri ve dudaklarıyla yemek yemekte güçlük çekerler. Kadınların işi ise daha zordur. Herkesten önce yataktan kalkan, yemeği, eşini ve çocuklarını tarlaya gidebilecek şekilde hazırlayan kadındır. Tarladan döndüğünde erkekler dinlenirken, yemeği hazır eden, çocuklarına bakan yine odur. Kendi tarlasındaki ürünü olgunlaştığında, gerektiğinde tefecinin tarlasına ücretsiz giden de odur. Ömrü hep tarlada geçer. İnsanlar yaşadıkları bunca haksızlıklara, adaletsizliklere karşı öfke ve kin doludurlar. Herkes devlete, tefeciye, tüccara, tekele, ekspere diş bilemektedir. Bir araya geldiklerinde, bu işlerin böyle gitmemesi gerektiğini, mutlaka hep birlikte tepki göstermek gerektiğini dile getirirler. Ancak Örgütlü mücadeleyi tanımadıklarından öfkelerini eyleme dönüştürecek güç ve olgunlukta değildirler. Birilerinin gelip kendilerini örgütlemesini, onlara yol göstermesini, mücadele araç ve olanaklarını sunmasını beklerler. Ne devletin, ne tüccarın, ne de tefecinin İnsafı vardır. Gece ayaz, sabaha karşı çiğ ve gündüz kızgın güneş altında saat çalışan tütün üreticileri, Tekeltüccar-tefeci-bankacı bezirganlar tarafından sömürünün en katmerlisine tabi tutulurlar. Sömürücüler tarafından açlığa ve yoksulluğa adeta mahkum edilmek istenen tütün üreticilerinin sorunlarını, kendi anlatımlarıyla dile getirmek amacıyla onlara çeşitli sorular yönelttik: - Yılın 12 ayının bile yeterli gel mediği, bilmek bilmeyen bir emeğin ürünü olan tütün, fidelerin yetiştiril meye başlanmasından itibaren han gi aşamalardan geçiyor? - Şubat ayından itibaren tütün fide lerini yetiştirmek için, ilkel sera bilimin de tütün ocakları hazırlıyoruz. Bu ocakların her gün bakımı gerekiyor. Fi deleri suluyor, ilaçlıyor, havalandırıyor ve içindeki yabani otları ayıklıyoruz. Bu işlemler ne bir saat önce, ne de bir sa at sonra yapılamaz. Her işi zamanında yapmak zorundayız. Bu işlemler Mayıs ayına kadar böyle devam eder. Ocaklarda büyüttüğümüz fideleri, Nisan sonunda veya Mayıs ayında tek tek açılan arıklara elle dikeriz. Daha sonra ilk çapası ve ilaçlaması, ardından İkinci çapası ve ilaçlaması gelir. Bu esnada Haziran sonuna gelinmiştir ve tütün kırmaya başlarız. Tütün kırmak için gece sıralarında tarlaya gider, tütün yapraklarını tek tek elle kırarız. Tütün kırma işlemi, gündüz saat 10.00'a kadar devam eder. Sabaha kadar kırdığımız yaprakları küfelerle eve taşırız. Eve geldiğimizde yaprakları tek tek iğneye dizerek, kargılarla kurumaya alırız. Bir gün önceden kuruması için astığımız tütünleri tersyüz ederek kurumuş olanları istife alırız. Bu işler aralıksız 2.5 ay devam eder. İstife alınan tütünler uygun şekilde iki kere tavlanır. Tavlama işlemi, iplere dizilen tütünlerin kargılarından çıkarılarak suyla tek tek ıslatılması şeklinde yapılır. Tavlanan tütünler özet mengelerle kalıp içerisinde sıkıştırılıp etrafına keten bez sarılarak balyalanır. Haftada bir balyaların yerleri değiştirilerek havalandırılır ve çürümesi önlenmeye çalışılır. Bu işlemler, ürettiğimiz tütün, Tekel veya tüccar tarafından teslim alınıncaya kadar devam eder. Tütün fidesinin ocağa ekilmesinden balyalanıp Tekel'e veya tüccara teslim edilinceye kadar geçen süre yaklaşık 15 ayı, teslim ettiğimiz tütünün parasını almamız ise 17 ayı bulabilmektedir. Yani daha elimize o yit teslim ettiğimiz tütünün parası bile geçmediği halde, gelecek yılın tütününü kırılma aşamasına bile gelir. -Peki, ürettiği tütünün parası 17 ay sonra eline geçen yoksul üretici hem o yıl teslim ettiği ürünün, hem de bu arada kırılma aşamasına gelen bir sonraki yılın ürününün masraflarıyla birlikte kendisinin ve ailesinin geçimi için yapacağı masrafları nasıl ve nereden karşılayabilmektedir? - Üreticiye 17 ay içinde yalnızca bir defa, ki o da teslim etmeyi taahhüt etti ği tütüne karşılık olarak göstermelik bir avans verilir. Ve bu avans hiçbir işimizi görmez. Geri kalan tüm giderlerimizi, hatırımız varsa bankaya, yoksa tefeci ye borçlanarak karşılamaya çalışırız. Avansla tütün parası arasında geçen süre içinde hiçbir ek gelirimiz olmadığından, bizim gibi yoksul üreticilerin tefeciye ya da bankaya borçlanmaktan başka çıkar yolu yoktur. Köylü, Şubat ayında başladığı üretime sürekli borçlanarak yatırım yapar. Aldığı ilk para, hükümetin politikararına ve köylünün bankadaki saygınlığına göre değişmek üzere Haziran aylarında verilen "avans"tır. Adına "avans" da dense, aslında bu yüksek faizli kredidir. Nihayet 17 ay sonra tütün parasının alınmasına sıra geldiğinde bu paranın içinden daha önce aldığı avans, avansın faizi ve ürünün vergisi peşin olarak kesilir. Geriye kalan miktarla toprak kirası (tütün üreticileri genellikle az topraklı köylülerdir ve başkalarının topraklarını kiralayarak üretim yaparlar), sera yapılırken kullandığı naylon vb. eşyaların parası, ilaç paraları, bakkal, manav, fırıncı borçlarını öder. Elimizde kalan para tefeciye ve bankaya olan borçlarımızı kapatmaya bile yetmeyecek kadardır. Bizim gibi yoksullar, tütün parasını aldığında evine iki kilo et, bir parça helva ve birkaç metre basma götürebildiğinde bile şükrederler. Kızına çeyiz alacak durumu olmayan kız babaları İle oğullarını evlendirecek masrafı göze alamayan oğlan babaları gençlerin gözüne bakarlar ki, kaçsınlar diye... - Devletin yıllardır tek yanlı ola rak fiyat beli Memesiyle süregelen ta ban fiyat sömürüsünün tütüncüyü her geçen gün daha fazla açlığa mahkum etmesini nasıl değerlendi riyorsunuz? - Her yıl devlet tarafından açıkla nan taban fiyatı, tüccarın çıkarınadır, ucuz alım yapmasını sağlar. Enflasyon karşısında elimize geçen para hiçbir işimize yaramaz. Borç ise, bir yıl son raya faiziyle birlikte katlanarak kalmak tadır. Sürekli borçlu olduğumuz ve bir an önce ödemek zorunda olduğumuz için ürümüzü hemen satmak zorun dayız. Özellikle bu yıl sübvansiyonların da düşürülmesiyle birlikte daha fazla borçlandık. Ve faizler sürekli arttığın dan iyice çaresiz kaldık. Yine bu yıl gübre alamadığımız için tütünün kalite si düştü. Yine tütünde sık sık görülen hastalıklara karşı, ilaç fiyatları milyon ları tuttuğundan alamıyoruz ve hasta lıklar tütünü yakıyor. Taban fiyat sömürüsüne karşı tepkimizi göstermek istememize rağmen bizi biraraya getirecek bir örgütlülüğümüz yok. Tüccarla, Tekelle konuşmaya, yetkililere derdimizi anlatmaya çalıştığımızda polisler bizleri yaka paça dışarı atıyorlar. Kimi tüccarlar tütünlerimizi alıp, paralarımızı vermeden ortadan kayboluyorlar. Paralarımızı alabilmek için aylarca mahkemelere gidip geliyoruz ama, devlet ne bir zararımızı ödüyor ne de kaçan tüccarı arayıp, buluyor. Mahkemelerde böyle yüzlerce tütüncünün davası sürüyor, ama hiçbirisi bile bugüne kadar sonuçlanmış değil. - Üreticilerin en fazla yakındıkları konulardan biri olan tütün alımları sırasındaki Tekel-tüccar ilişkisi na sıl kendini gösteriyor ve bu durum üreticiye nasıl yansıyor? - Başfiyat açıklandığında tüccar, fi yatın yüksek olduğunu öne sürerek alım yapmaz. Borç içinde yüzen biz üreticiler, tütünümüzü bir an önce el den çıkarma telaşıyla Tekel'e veririz. Bu arada tüccar da el altından düşük fiyatla kaliteli tütün toplar. Bir süre son ra Tekel, alımları durdurur ve meydan tüccara kalır. Çoğu aynı zamanda em peryalist tütün tekellerinin temsilcisi olan tüccar kesimi böylelikle yüklüce bir vurgun vurur. - Tekel ve tüccar işbirliği ile katmerleşen sömürüden tefecilerin de büyük oranda pay aldığı biliniyor. Kimdir bu tefeciler ve üreticilerle aralarında nasıl bir sömürü ilişkisi söz konusudur? - Tefeciler, genellikle köyün ileri ge len zengin üreticileri arasından çıkar. Yeterli avans alamayan insanlar bunla rın ağına düşerler. Tefeciden alınan borca karşılık senet verilir. Bu senette borç miktarı yazılı olarak belirtilmiş de ğildir. Tütün parası alındığında senet teki o boş bölüm tefecinin insafına gö re kendisi tarafından doldurulur. Yazı lan o rakam, borçlunun, onun angarya işlerini ne kadar görüp görmediğine bağlıdır. Yani, tarlasını ücretsiz sürme si, bazı getir-götür işlerini yapması, dağdan odun kesmesi, her gördüğü yerde ona ne kadar minnettar olduğunu göstermesi, başkalarının yanında onu överek yeni müşteriler bulması, tütün dikimi, kırımı ve çapasında eşini göndererek, tefecinin işine ne kadar yaradığına göre değişmektedir. Üreticiler, siyasi rengini tefecilerin belirlediği biok oylardır. Seçim sandıklarındaki oy dağılımı birkaç tefeci tarafından belirlenir. Bu durum da tefeciyi ekonomik, sosyal ve siyasi yönden bölgede güç haline getirir. - Ürününü devlete ya da tüccara satarken, tütün üreticisinin herhangi bir pazarlık gücü var mıdır? Örne ğin, tütünün kalitesinin ve fiyatının devlet ve tüccar tarafından tek yanlı olarak belirlenmesine itiraz edebilir mi? Ya da "satmıyorum" diyebilir mi? - Üretici tütününü en kaliteli şekilde üretirken, yılda sadece bir kez pazarı olan ürününün satışında hiçbir pazarlık gücü yoktur. Fiyatı beğenmeyerek tü tünümüzü satmama diye bir koşulu muz söz konusu değildir. İlk tütün ekim izni alındığında yaptığımız sözleşmeye göre, ekeceğimiz alana bağlı olarak belli bir miktar tütünü teslim etmeyi be yan etmiş oluyoruz. Borcu harcı bir ya na bıraksak bile, zaten tütün bir yıl da ha bekleyemez. Çünkü bekletirsek ev de çürür. - Eksperler tarafından, tütünün kalitesi ne şekilde belirleniyor? Rüşvet, adam kayırma vb. söz konusu oluyor mu? - Eksperler, tütünün kalitesini belirlemek için geldiklerinde onları köyün ileri gelenleri, biz diyelim ağaları karşılayıp ağırlarlar. Yayladaki su başlarında kuzular, oğlaklar yenir, rakılar içilir, dansözler oynatılır, cinsel ihtiyaçları karşılanır... Nedense bunun adına rüşvet denmez. Karnı doyurulmuş, her türlü ihtiyaçları karşılanmış olan eksper, banyosunu yapar; artık yoksul köylünün tütününün kalitesini belirlemeye hazırdır. Köyün ileri gelenlerinin tütünlerine başfiyattan, biz yoksullarınkine ise kapa veya B Grad'dan fiyat biçer. Eksper fiyat belirlerken, bizim siyasi eğilimlerimizle iktidardaki parti arasındaki bağa göre de karar verir. İktidar partisinin ileri gelenlerinin tütünü- Ege bölgesindeki tütün üreticileri diğer bölgelerdeki üreticilere göre nispeten daha örgütlü, daha fazla birlikte hareket etme eğilimi içindeler. Böylesi bir geleneğin yerleşmesinde Egeli tütün üreticilerinin devrimcilerle olan tanışıklığının da önemli bir payı vardır. Özellikle Akhisar bölgesi ve çevre köylerinde '70'li yılların başında DEV-GENÇ'liler "Tütünde Sömürüye Son" temel sloganıyla çalışmalar yapmışlar, tütün üreticilerinin kooperatifleşme, sendikalaşması yönünde adım atmalarına katkıda bulunmuşlardır. Bu yıllar tütün üreticilerinin düşük taban fiyatlarına karşı tepkilerini mitinglerle, gösterilerle ortaya koyduğu yıllardı ve geleneklerin kök salmasını sağlamıştı. İşte böyle bir geleneğe sahip olan Akhisarlı tütün üreticileri aradan geçen suskun yıllardan sonra 13 Şubat 1990 günü öfkelerini haykırdılar. Yıllardır düşük taban fiyata mahkum edilmeye, Tekeltüccar işbirliği ile alenen sömürülmeye ve insan yerine bile konulmadan yok sayılmaya duydukları öfke patladı. 15 binin üzerinde tütün üreticisinin katıldığı Akhisar direnişinde öfke Te kel'e, emek sömürüsünün en vahşisini yıllardır sürdüren tüccara, ne düşük kalitede olsa bile başfiyat verilir. Özellikle ilerici, demokrat kesimlerin tütünü A Grad bile olsa kapa fiyatına gidebilir. - Bu yoksul insanların Öfkelerini, kızgınlıklarını eylemliliklere dönüş türecek örgütlülükten yoksun olma larını nasıl değerlendiriyorsunuz? - Tütüncüler, tarım üreticilerinin hiç bir örgütlülüğe sahip olmayan kesimi dir. Bazı yerlerde tütün kooperatifleri olmasına rağmen, özünde bizlere hiç bir katkıları yoktur. Kooperatif yönetici leri zengin üretici ve tefecilerden olu şur. Üreticiler arasında blok oyları ol duğundan ve yine üreticilerin daha ön ce anlattığımız gibi onlara gebe olma sından dolayı hep bu tür adamlar yö netici olurlar. Bazı kooperatiflerde tü tün ocakları için naylon, ilaç, ip, keten çuval, ilaçlama makinesi vb. tarım araç ve gereçleri satılır. Fiyatları ise piyasadakilerle aynıdır. Yine de buralardan atmanın tek cazip yönü, faizli olmak koşuluyla tütün parası alınıncaya ka dar vadeli olmasındadır. Yani özünde kooperatiflerin bizim gibi yoksul üretici lere hiçbir yararı yoktur. Yoksul üreticiler günlük basını veya ülkede ne olup bittiğini takip edemezler. Kültürel, sosyal, siyasal birçok yönden de geridirler. Bu nedenle kendi iç dinamikleriyle tefeciye, ekspere ve devlet politikalarına karşı örgütlenip mücadele veremezler. Ama yine de zaman zaman tepki göstermek gerekti ğine inanan, karşı güçlere hadlerini bildirmek isteyen atak, cesaretli insanlar da çtkar. Bunların geçmişte de örnekleri vardır: Bir defasında Acıpayam bölgesinde, iki eksper, zengin üreticilerle yaylada alem yaparken bu insanlar tarafından basılmışlar, bir güzel dövülerek teşhir edilmişlerdi. Bu ve benzeri tepkisel eylemler, yoksul üreticiler arasında büyük bir sempati yaratmıştır. Yine başka bir defa, köye dışarıdan gelen bir tefeci, önemli bir miktarda borç para dağıtıp, borç hanesindeki rakamları boş olarak aldığı senetlerle dönerken, yolu kesilerek silahı elinden alındıktan sonra, o köyden topladığı senetleri ve aynı şekilde başka köylerden insanlara aif olan senetleri alındı ve imha edildi. Bu ve benzeri olaylarda devletin güvenlik güçleri ekspere ve tefeciye arka çıkarak bu cüretkar insanlara "hadlerini" bildirmek için aylarca soruşturma yaptılar, ama sonuç alamadılar. - Tütün emekçilerinin '80 öncesi durumu ile bugün arasında ne gibi farklar gözlenebilir? - Cunta gelmeden önce bugünkü gibi örgütsüz değildik. Özellikle Akhi sar bölgesi devrimcilerin yoğun olduk ları bir yerdi ve buraya "Küçük Mosko va" denirdi. Bizler de devrimcilerle bir likte sendika kurduk (Tütün-Sen). 80'den önce açıklanan taban fiyata karşı her yerde eylernler, mitingler yapıyorduk. On binlerce köylü, şehre gelip seslerini duyuruyordu. Taban fiyatı yükselinceye kadar köylerimize dön- iktidara ve tüm bu politikaların beslendiği kaynağa. Amerikan emperyalizmine yöneldi. Saatler boyu süren gösteride tüccara ait yazıhaneler ve Tekel taşlanırken, sloganlar hedefi de gösteriyordu: "Tütünde Sömürüye S.n", "Kahrolsun İktidar", "Kahrolsun Tekel-Tüccar İşbirliği", "Hükümet İstifa", "Çiftçiler El Ele", "Kahrolsun ABD Emperyalizmi", "Üreten Biziz Yöneten de Biz Olacağız"... meyeceğimizi söylüyorduk Bunları toplu halde yaptığımızdan, devlet aynı günde fiyatları yükseltmek zorunda kalırdı. O zamanlar bizim sendikalarımız, derneklerimiz vardı. Onlar bize yol gösterirlerdi. Tüccarın veya tekelin eksperi tütünlerimize bakmaya geldiklerinde, sendika veya dernekteki yöneticilerle birlikte kalite belirlemesi yaparlardı. '80 öncesi yapılan üretici mitinglerine on binler katılırdı Bu mitinglerin geçmişi Mahir'lere, Deniz'lere kadar uzanır. Onlar da 70'lerde Akhisar'da tütün mitingleri düzenleyip konuşmalar yapar ve binlerce köylü yürüyüşe geçerdi. - Devlet tarafından tütün ekimine kota getirilmesi sizce üreticiye ne gibi sorunları da beraberinde getire cektir? - Tütüne kota konulmasıyla duru mumuz daha kötüleşti. Daha önce dü şük taban fiyatlarından fazla etkilenme mek ve sürümden kazanmak için fazla ekim yapıyorduk. Şimdi kota ile birlikte birçoğumuz tütüncülüğü bırakmak zo runda kaldık. Daha şimdiden bu du rumdan etkilenen köylüler topraklarını, traktörlerini satmaya başladılar bile. Devlet eğer kota uygulayacaksa ve za rarımızın karşılığını ödesin ya da des tekleme alımı yapacağı ürün belirlesin. - Tütün ekecek arazileri olmayan ya da ekim izni verilmeyen dağ köy lerinden tütün ekiminde çalıştırıl mak üzere,kiralanan yoksul köylüler de sömürünün en katmerlisini yaşı yor. Hiçbir sosyal güvenceye sahip olmaksızın günde saat yarı fi yatına çalıştırılan tütün işçileri ile, işçilerin "ağa" diye adlandırdıkları zengin üretici'arasında ne tür bir sö mürü ilişkisi şekillenmektedir? -Zengin üreticiler, tütün ekecek Egeli tütün üreticisinin tarihinde onurlu bir sayfa 13 Şubat Akhisar Akhisarlı tütün üreticileri, protestolarını sürdürürken, şehirlerarası yollan trafiğe kapatarak bölgede ulaşımı felç ettiler. Ve bu direniş ülke gündeminin baş köşesine oturdu. Çünkü Akhisar tütün üreticilerinin düşük taban fiyatına karşı gösterdikleri tepki, '80 sonrası kır Üreticilerinin -hatta 71'den bu yana- ortaya koydukları en büyük kitlesel protesto eylemiydi. Akhisarlı tütün üreticileri 13 şubat 1990'da yıllardır mahkum edildikleri düşük taban fiyatına, tüccar sömürüsüne ve iktidara karşı öfkelerini sokaklara taşıdılar. Tütün üreticileri Amasya yöresinde TÜYAD'da örgütlendi Tütün Üreticileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TÜYAD) 1 Ağustos 1993'te kuruldu. Merkezi Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde bulunan derneğin amacını geçici yönetim kurulu başkanı Sadık Türk şöyle açıklamıştı: "Yöre halkının temel ge-çim kaynağı tütün. Yani tütün dışında hiçbir geçim kaynağımız yok. Toprağımız verimsiz. Tütün dışında başka bir ürün yetişmiyor. Bizler geçim kaynağımız olan tütünü değerinden satmak ve üreticiler arasındaki dayanışmayı geliştirmek amacıyla derneğimizi kurduk. " ünyada ikinci kalite olarak tanımlanan Yunanistan tütününün yetiştirildiği Gümüşhacıköy'de D üreticiler birçok açıdan zorluk çekiyorlar. Verimsiz toprağın doğurduğu ağır çalışma koşulları, bu çalışmanın karşılığının yeterince alınmaması, son yıllarda getirilen kota uygulaması ve tütün ekim yasağı örgütlenmeyi dayatıyordu. Şimdi Gümüşhacıköy ve Mersin bölgesinde üreticiler TÜYAD sayesinde ortak tavır alabiliyorlar. Sorunların çözümüne ve tütüncülerin örgütlenmesine ilişkin TÜYAD tartışma toplantıları yapıyor. Bu nedenle TÜYAD üreticilerin iigi odağı haline geldi. Dernek başlangıçta 12 kişi tarafından kurulmuştu. Bu sayı bugün dört yüz civarındadır. TÜYAD 1994 yılının Ocak ayında, tütün ekim alanlarının devlet tarafından daraltılması politikasına karşı toplantılar düzenledi. Toplantılarda tütün ekim alanlarının daraltılmasının arkasında yatan emperyalist amaç ve üreticilerinin buna karşı takınması gereken tavra ilişkin bir konuşma yapıldı, tartışma açıldı. TÜYAD 10 Haziran günü ise, "Tütünde Sömürüye Son" adı altında Gümüşhacıköy'de bir miting düzenledi. TÜYAD, üreticilerin yeniden toparlanması, mücadelelerinin önünün açılması açısından bir örnektir. Bu örnek bütün üreticiler için başlangıç olarak seçilmelidir. meyen bazı dağ köylerinden tütünde çalıştırılmak üzere işçi getirirler. Bu sistem şöyle işler: Zengin üretici, kış gelirken dağ köylerine gider. Köyde "dayıbaşı" denilen hatırlı, bu işe uygun işçi simsarı ile anlaşılır. Dayıbaşı sadece kadınlardan oluşan (bazen de hiç başkaldırmayacak ve kadına verilen ücreti kabul eden erkekler de olabilir) işçilerle anlaşılır. Kışın yiyecek, içecek, giyecek parası olmayan bu yoksul köylülerin acil paraya ihtiyacı olduğundan pazarlık güçleri de yoktur. Bu nedenle normal ücretlerin yarı fiyatına anlaşmak zorunda kalırlar. Anlaşma yapılan işçilere, bahar geldiğinde çalışacakları 4-5 aylık ücretlerinin yarıya yakını avans olarak ödenir. Çalışacakları günlerde amele ücretleri, kış öncesinde yapılan pazarlığa göre isterse üç katı artsa bile sözlerinden dönmezler. Baharda bu insanlar, evlerinden, eşlerinden ve çocuklarından ayrılıp, "ağa"nın gösterdiği ahır gibi bir yere, birer yatak sererek yerleşirler. Anlaştıkları süre içinde ağanın işlerini yaparlar, boşta kaldıklarında da yine ağaları tarafından başka ağalara kiralanırlar. Tütün işçileri genelde kadınlardan oluşur. Kadınlar yanlarında çocuklarını getiremezler. Getirirlerse ağa, üretimin düşeceğini hesap eder. Feodal bir yapıdan gelen kadın işçilerin hiçbir başkaldırma, hak isteme gibi talepleri de olmaz. Ağa ne derse onu yaparlar. Tütün işçileri de tıpkı yoksul üreticiler gibi örgütsüzdürler. Sorunlarına sahip çıkacak, onları sarsacak herhangi bir örgütlülükleri yoktur. Böylesine bir çarkın içinde ağa, yarı fiyatına işçi çalıştırarak kazanırken, dayıbaşı da böylesi bir tezgahın çarkı olmasından dolayı ağa tarafından cömertçe ödüllendirilir. Dayıbaşı, ayrıca çalıştırmak için getirdiğri işçilerden de "onlara iş bulduğu için" komisyon alır. Gecenin 'sinde tarlaya gidip öğleden sora 'ye kadar çalışan bu insanlar, gece ile gündüz arasındaki ısı farkından, (gece ayaz, sabaha kadar çiğ, öğleden sonra kızgın güneş altında saat çalışır) yetersiz beslenmeden ve ailesinden ayrılmanın psikolojik olumsuzluğundan sık sık hasta olurlar. - Son olarak sizleri açlığa, yok sulluğa mahkum etmek isteyenlere gazetemiz aracılığıyla iletmek istedi ğiniz bir mesaj var mı? - Evet, bugüne kadar ha bu yıl, ha bir daha ki yıl diyerek borcumuzu silebilme umuduyla ekip biçtiğimiz toprak lara bizleri diri gömmek isteyenlere el bette bir diyeceğim var; şunu iyi bilsin ler ki, yalnız ve çaresiz olduğumuzu düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Çakırcalılarımız bizleri yine yalnız bırakmaya caklar...

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ 162 Şubemiz, Odamızın ana yönetmeliği uyarınca ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda, yurdumuzun

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com Tarih:11.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.haberler.com

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01. Günlük Haber Bülteni 19.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 18.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.şanlıurfa.com Tarih:

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

tüm bunların değişebileceğine bir kadın dünyası var. O dünyanın zenginliğini, gücünü kullanarak, yanlışları ve doğruları kadın gözüyle yorumlanmış

tüm bunların değişebileceğine bir kadın dünyası var. O dünyanın zenginliğini, gücünü kullanarak, yanlışları ve doğruları kadın gözüyle yorumlanmış 1 MART 2013 Tasarım: Onur Baştuğ - Muzaffer Topal - Haber: Didem Tutal - Ufuk Çoban IPHONE ve IPad uygulama: Uğur Baştuğ Sahnede '11' kadın CUMHURİYET Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı, 8 Mart Dünya

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman SEÇİMİ BOYKOT ET! SOSYALİST DEVRİMİ ÖRGÜTLE! [B SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI ÇIKMAYAN HİÇ BİR PARTİYE VE KİŞİYE OY YOK 7 Haziran da genel seçimler

Detaylı

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin/Mezitli Gençlik Kolları ile TBMM de bir

Detaylı

MEMURUN HAYATI BORÇ ÖDEMEKLE GEÇİYOR! Yazar Editör Pazartesi, 20 Ocak 2014 07:48

MEMURUN HAYATI BORÇ ÖDEMEKLE GEÇİYOR! Yazar Editör Pazartesi, 20 Ocak 2014 07:48 Pazartesi 20 Ocak 2014 07:48 Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi nin yaptığı araştırma kamu görevlilerinin meslek haya tlarını borç ödeyerek geçirdiklerini ortaya koydu Yüzde 97 si borçlu olan memurların 60

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5)

İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) Eylem 1.2 Gençlik Girişimleri Projesi İNSANLIĞIN SAVAŞI YENDİĞİ YER; ÇANAKKALE SAVAŞ ALANLARI PROJESİ (TR-12-539-2007-R5) DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLÂL OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri

Değerli Çekmeköy Anadolu İmam Hatip Lisesi Öğrencileri Tarihi boyunca bağımsızlığını koruyabilmiş ve Afrika Kıtası'nın Avrupa devletlerince sömürge yapılamamış tek ülkesi olan Etiyopya (Habeşistan) dünya tarihinin en eski medeniyetlerinden biri olarak biliniyor.

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı.

Musul Sorunu'na Lozan'da bir çözüm bulunamadı. Bu nedenle Irak sınırının belirlenmesi ileri bir tarihe bırakıldı. MUSUL SORUNU VE ANKARA ANTLAŞMASI Musul, Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanmadan önce Osmanlı Devleti'nin elinde idi. Ancak ateşkesin imzalanmasından dört gün sonra Musul İngilizler tarafından işgal edildi.

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Baskınları protesto etti Pazartesi, 03 Aralık 2012 21:08

Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Baskınları protesto etti Pazartesi, 03 Aralık 2012 21:08 2 Aralık Pazar günü Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kendisine yönelik baskılara karşı ve neden tutuklandıklarını anlatan bir basın açıklaması yaparak eylem gerçekleştirdi. 2 Aralık Pazar günü saat

Detaylı

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU

21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 21.DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU 225 ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ 13 Ocak 2012 KESK Genel Merkezi başta olmak üzere bir çok ilde KESK e bağlı sendikalar, demokratik kurumlar, belediyeler ve siyasi

Detaylı

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası

Öğrenmek İstiyorum Kampanyası Öğrenmek İstiyorum Kampanyası TRABZON DA KAMPANYAYA İLGİ ARTIYOR sağlık üreme sağlığı bilgilerinin girmesine yönelik olarak başlanan Öğrenmek İstiyorum Kampanyası kapsamında Trabzon da ilgi gün geçtikçe

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 16 ŞUBAT 2011 CVK OTEL- İSTANBUL Tarihi günler yaşıyoruz. 10 Şubat-15 Şubat tarihleri arasında

Detaylı

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mezitli Belediye Başkanı nı makamında ziyaret ederek

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

T.B.M.M. (S. Sayısı: 307)

T.B.M.M. (S. Sayısı: 307) Dönem : 21 Yasama Yılı: 2 T.B.M.M. (S. Sayısı: 307) Aydın Milletvekili Bekir Ongun ve 4 Arkadaşının 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununa 4262 Sayılı Kanunla Eklenen Geçici 1 inci Maddesinin Değiştirilmesine

Detaylı

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ!

DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞMAYANA SOSYALÝST DENMEZ! Silahlý Propaganda ve Gerilla Savaþý Nikaragua da Devrim ve Seçim Proletarya ve Sosyalist Siyasal Bilinç Demokratik Muhalefette Demokrat! Türkiye Devriminde Kürt

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER

YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER YAZILI VE GÖRSEL BASINA YANSIYANLARDAN ÖRNEKLER tmmob 2002/2004 Cumhuriyet / 7 Haziran 2002 Radikal / 7 Haziran 2002 218 Evrensel / 15 Temmuz 2002 37. dönem çalışma raporu 219 tmmob 2002/2004 Cumhuriyet

Detaylı

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net 1 / 6 07.04.2015 16:07 ANASAYFA YAZARLAR GÜNDEM İŞÇİ-SENDİKA POLİTİKA DÜNYA DERGİLER 2014'te dünyada ve Türkiye'de ne oldu? Yemen'de ne oldu, bugün ne oluyor? ANASAYFA / GÜNCEL Polis Ve 'Adın elbet çocuk

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim,

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim, Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Sayın Bakanlarım, Valim 15 Ekim 2015, İzmir Sayın MV'lerim, Değerli MÜSİAD Üyeleri ve MÜSİAD Dostları, Değerli Basın Mensupları, MÜSİAD İzmir Şubemizin düzenlediği

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

EğiHm Hedefleri nereden geliyor?

EğiHm Hedefleri nereden geliyor? Önümüzdeki Nisan ayında sını0aki herkes okuma yazmayı öğrenmiş olacak 3 haneli sayılarla çarpma işlemi yapabilecek 3 haneli sayılarla bölme işlemi yapabilecek A4 kağıdın fotokopisini çekebilecek Evin anahtarıyla

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.urfastar.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ

AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ AKP HÜKÜMETİNİN 2014 İTİBARSIZLIK ENDEKSİ Demokrasi Endeksi: 2014 yılı i bariyle 167 ülke arasında Türkiye 89 (Yalnızca ilk 26 ülke tam demokrasi sayılıyor. Türkiye bu ülkelerin çok gerisinde. Sivil Özgürlükler:

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım!

Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım! Osmanlı dan Cumhuriyet e Adım Adım! Eskiden devletimizin adı Osmanlı Ġmparatorluğu idi. Başımızda padişah vardı. Egemenlik haklarımız padişahın elindeydi. Başkentimiz Ġstanbul du. 19 Mayıs 1919 da Mustafa

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ Günlük Haber Bülteni 09.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.sondakika.com.tr Tarih: 08.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi :www.haberler.com.tr Tarih: 08.02.2015 İNTERNET

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

işçiokulu FASİKÜL 22:

işçiokulu FASİKÜL 22: Emperyalizm nedir? Emperyalizm dünya üzerinde uluslararası sermayenin tek tek ülkelerdeki emekçileri sömürmesi ve baskı altına almasının adıdır. Bütün yeraltı ve üstü zenginliklere el koyma, pazarı ele

Detaylı

Radyo. Bayram teklifi. MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru

Radyo. Bayram teklifi. MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru 17 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Bayram teklifi MUSTAFA Kemal Atattürk 16 Mayıs ta annesiyle vedalaşıp Bandırma Vapuru ile Beşiktaş tan Samsun hareket etti. Bu Beşiktaş

Detaylı

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8 1/11 ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor 1. Batıya Erken Açılan Kent Selanik 1.Atatürk ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder. 2. Mustafa Kemal Okulda

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

8 MARTDÜNYAKADiNLARGÜNÜi

8 MARTDÜNYAKADiNLARGÜNÜi ~ 7 MART1997 CUMA 8 MARTDÜNYAKADiNLARGÜNÜi Tekbir gün kadinlarianlamak, dinlemekve paylasmakiçin yeterliolmasada hatirlanmak, aniimakve konularinüzerinde durmakiçin hiç düsünülmemls olmasindankuskusuzdqha

Detaylı

İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR

İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR İKİNCİ DAİRE KABUL EDĠLEBĠLĠRLĠK HAKKINDA KARAR Başvuru no. 40851/08 Ġlhan FIRAT / Türkiye T.C. Adalet Bakanlığı, 2013. Bu gayri resmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK!

KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! KATLEDİLEN ECZACILARIMIZIN VURULDUKLARI YERDEYDİK! DOMPDF_ENABLE_REMOTE is set to FALSE http://teb.org.tr/uploads/eczaci katlam//flassss.jpg Katledilen

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

Kerkük, Telafer, Kerkük...

Kerkük, Telafer, Kerkük... Kerkük, Telafer, Kerkük... P R O F. D R. Ü M İ T Ö Z D A Ğ A L A E D D İ N PA R M A K S I Z BAĞIMSIZ TÜRKMENELİ CUMHURİYETİ Kerkük Krizi ve Türkiye'nin Irak Politikası gerekçelerden vazgeçerek konuyu

Detaylı