Singrid Hunke Allahs Sonne Über dem Abendland (Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi (çev.s.sezgin). Stuttgart 1967; İstanbul 1972).

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Singrid Hunke Allahs Sonne Über dem Abendland (Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi (çev.s.sezgin). Stuttgart 1967; İstanbul 1972)."

Transkript

1 1 Singrid Hunke Allahs Sonne Über dem Abendland (Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi (çev.s.sezgin). Stuttgart 1967; İstanbul 1972). (Türk Eğitim Tarihi dersi için Şeref Akar tarafından özetlenmiştir.) Yazar Almanları günlük hayatları içinde ne kadar çok Arapça kökenli kelimeleri kullandıklarına göstermektedir. Öyle ki; günümüzde kökenini Avrupa sandığımız bir çok kelimenin, aslında Arapça dan geçtiğini ve Avrupa Dillerinin bu kelimeleri kendilerine transfer ettiğini görüyoruz. Avrupalıların günlük hayatları içinde vazgeçilmez olmuş ve yaşamlarının bir parçası haline gelmiş bir çok kelime, Avrupa ya Doğudan geçmiştir. Bunun ise bir çok sebepleri vardır. Ancak en önemeli sebepleri ise Avrupa nın yedi yüz yıllık bir karanlık dönem yaşaması buna karşılık Doğunun tam anlamıyla aydınlık bir çağ da olmasıdır. Bu dönemde Doğu ilim, sanat, edebiyat vb. alanlarda Batının çok ilerisindedir. Üretime dönük faaliyetlerinin semeresini alan Doğu yeni üretilen şeylerde isim veriyorlardı. Batı ise yeni karşılaştığı bu ürünlere yeniden isim verme gereği duymuyor onları olduğu gibi kendi dillerine ilave ediyordu. Zaten o dönemlerde Batı için Doğunun erişilmez bir üstünlüğü ve gizemi vardı. Doğuya ait bir ürüne sahip olan bir Batılı imrenilenler gurubuna dahil oluyordu. O dönemlerde kullanılan, bu günde hâlâ isimleri değişmeden gelen kelimelerin birkaçı şunlardır: kahve-cafe, ceket-jacke, alkol-alkhol, ıspanak-spinat, divan-diwan, şekersuckerkand, sofa-sofa, koyu leylak-lila, şifon-chifon, gaz-gaze, alkali, soda, boraks, safran, vb. gibi.(bu bahsedilen kelimeler Almanca içinde bulunanlardan bir kaçıdır. Ancak, Doğu Dilleri, Avrupa nın tüm dillerini etkilemiş ve bir dönem Avrupa dileri üzerinde kesin bir hakimiyet kurmuştur.) Avrupa nın günlük hayatta kullandığı eşya ve terimlere ait, İslâm memleketlerinden uzanan, Avrupa dillerinin her tarafına yayılan kelimeler, hemen apaçık görülmektedir. Bunlar bir zamanlar Avrupa nın aç, çıplak ve kirli bir şekilde yaşadığı günlük hayatları içine eklenen süsler, elbiseler, hayatlarına tat veren, koku veren onları daha temiz ve sıhhatli yapan lüks ve zarafetle güzelleştiren şeylerin isimleridir. M.S 900 yıllarda Roma ile Bizans kimse Suriye ve Mısıra ticareti göze alamaz diyerek özel bir propaganda yapmışlardı. Bu propagandalar içinde Hıristiyanların kutsal saydıkları Kudüs ü ziyaretleri esnasında, Müslümanların kötü muameleleriyle karşılaştıkları iddia ediliyordu. Aslında iddia edilenin tersine İslâm Dünyasında oldukça geniş bir hoş görü hakimdi. Bunun da en güzel örneği Halife Harun Reşidin Kudüs te ki mukaddes yerleri herkesin engelsiz bir şekilde ziyaret edebilmesi için, oldukça özverili bir jestle, zamanın Roma kayzeri Şarl a şehrin anahtarını ve hamiliğini vermesidir. Ancak bunlar dahi kötü propagandaların engellenmesine yetmemiştir. Bunun sonucu olarak Avrupa ile İslâm dünyası arasında ki kapılar kapanmış ve ticaret sönmüştür. Müslümanların asıl ticaret noktaları Çin ve Hint olduğundan bu olayda etkilenen İslâm alemi değil, Batı olmuştur. Buna bağlı olarak Batı gün geçtikçe yoksullaşmıştır. Avrupa nın tüccar sınıfı ortadan kaybolmuştur. Alışverişlerinde para yerine takas unsuruna tekrar dönülmüştür. Avrupa milletleri üzerinde çok büyük etkisi olan zengin kiliselerin dahi kilerleri bomboş kalmıştır. MS. 902 de Batının en büyük hükümdarı olan Roma Kralı Huto ya, Emir ül Mü minin elçisi olarak ziyaret eden, İbrahim Et-Tartuşi nin getirdiği hediyeler, kralın o zamana kadar hiç görmediği şeyler olmuştur. Bunun sebebi ise yukarıda bahsedildiği gibi Batı ile Doğu arasında ki ticaretin ortadan kalkmasıdır. Öyle ki bu ticaretin ortadan kalkmasının etkisiyle, Roma İmparatoru Huto, İslâm milletlerinin günlük yaşamlarında alelade bir yere sahip olan eşya ve nesneleri, hayatında ilk defa görebiliyordu. Tartuşi görevini tamamlayıp memleketine dönerken Mainza da, memleketiyle ile ilgili bir çok eşya ile karşılaşmıştı. Bunlar arsında Semerkantan gelen ve 60 yıl öncesine ait olan bir altın sikke onu oldukça şaşırtmıştı. Ayrıca burada biber, zencefil gibi memleketiyle ilgili ürünleri görmekte onu hayrete düşürmüştü. Tartuşi'nin göremediği fakat gördüğünde onu daha da hayrete düşürebilecek, Carbie Manastırının mutfağında asılı olan ihtiyaç listesinde ki bütün nesneler Doğu kökenliydi. Asılı bulunan bu listeye rağmen uzunca zaman kiliselere bu ürünler girememiştir. Çünkü bu listeler Tartuşi nin ziyaretinden tam 300 yıl önce yazılmıştı. Tartuşi'nin Roma İmparatorunu ziyaret ettiği yıllarda Avrupa ile İslâm Dünyası arsasında ticaret çok zayıftı. Bunun sonucu olarak kiliseler, Doğu için çok sıradan, çok küçük olan hediyelere dahi muhtaç kalmıştı. Doğu ile Batı arasında ki ticareti sınırlıda olsa Museviler yapmaktaydı. Museviler Batı ve Doğu dillerinin çoğunu bililerdi. Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya Septe ve Mısır yoluyla deniz ve karadan, İspanyaya seyahat ederlerdi. Batıdan haremağaları, cariyeler, Bizans ipeği, kürk ve kılıçlar taşırlar, Fransa nın

2 2 batı sahilinden gemilere binip Farama ya geçerlerdi. Dönüşte Hindistan cevizi, sarı samur, kafur ve tarçın ile Şark Ülkelerinin ürünlerini götürürlerdi. Sınırlı olan bu ticaret sonunda ürün fiyatları oldukça yüksek olurdu. Hatta karaborsada bile bu ürünler bulunamazdı. Hıristiyan Memleketler, Batlık Denizinde ki sahiller ve adalara uzanan Doğu ticaretinin gölgesinde kalıyordu. Kuzey ülkelerinde 9. ve 11. asırlarda Müslümanların madeni paraları kullanılıyordu. Kuzeyli memleketlerin başında gelen Vikinglerin kurdukları devletlerde ise Doğu ile ticaret üst düzeydeydi. Romalılar tarafından, Yakın Doğudan kovulan Musevileri kabul eden, daha sonrada Museviliği din olarak benimseyen Hazar Türklerinin kurduğu Hazar Devleti, dönemin en önemli ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Hazar Devleti bu konumundan faydalanarak, Kuzeyli Ülkelerle Doğu arasında bir köprü olmuş ve ticaretini de üst düzeyde geliştirerek oldukça varlıklı bir hale gelmişti. İbrahim Bin Yakup adında bir Yahudi nin anlattığı gibi Ruslar ve Slavlar, Krakau şehrinden taşıdıkları mallarıyla Prag a gelmekte ve bu malları Müslüman-Türk Ülkelerinde geçerli olan akçeler karşılığında, Türkler ve Yahudiler (köleler, kürkler ve kalay) satın alarak memleketlerine götürmekteydiler. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, Avrupa ve İslâm dünyası arasında ki ticaret yolu önce Hazar devletinden geçiyor, oradan da Karadeniz in kuzeyinden ilerleyerek Prag a varıyor, buradan ise Avrupa nın diğer merkezlerine ulaşabiliyordu. Bu uzun yolculuğun sonucunda çok az miktarda gelen ticaret ürünleri de oldukça pahalı satılıyordu. Roma ve Bizans İmparatorluklarının yaptıkları olumsuz propagandalardan yine en çok kendileri etkilenmişlerdi. Bu olumsuz propagandaların sonucunda kendi halkını ve tüccarlarını, İslâm Devletlerine karşı korkutan Batı, kendi eliyle kendini ve halkını açlığa ve sefalete itmişti. Avrupa nın, bu buhranlı dönemden kurtulmaya başlaması ancak Venedik in çabalarıyla gerçekleşmiştir. Venedik in deniz ortasında ki durumu, onu ticarete zorlamaktaydı. Buna mukabil Venedik in bağılı bulunduğu, Bizans İmparatorluğu, Venedik in İslâm ülkeleriyle ticaret yapmasını istemiyordu. Hatta bu konuda Bizans İmparatoru, Venedik Kralını tehdit bile etmekten geri kalmamıştı. Ancak Venedik Kralı akıllı politikalarıyla bu tehditlerden korunmuş, ticari huzurunun tehlikeye düştüğü bir dönemden zarar görmeden sıyrılmasını bilmiştir. Venedik in o dönemde başlattığı bu ticaretle birlikte, Avrupa'ya tekrar Doğu ürünleri girmeye başlamıştır. 961 yılında Bizans, Girit Adası üzerinde ki Müslüman hakimiyetini kırdı. Böylece Yakın Doğu yolu da açılmış oldu. Kayzerliğin ve Papalığın hiçbir sözü Batılı tüccarlarla Müslümanlar arasında ki ticari ilişkileri kesmeye yetmedi. Doğu ve batı arasında ticaret gün geçtikçe ilerledi. 991 yılında Venedik Kralı 2. Peter Orsoleo, hükümdarlığa başlarken, Venedik ile ilişkiler kurmaları için, bütün Müslüman hükümdarlara elçiler göndermiştir. Lido ve Cenova dan kalkan ticaret gemileri, Suriye ve Mısır limanlarına düzenli seferler yapmaya başlardır. Fatımi Halifesi El Mustansır, Kudüs şehrinin bir kısmını tamamen Hıristiyan hacılara ve tüccarlara ayırmıştır. Aslında Mısır Sultanının da Hıristiyan tacirlerinin emirlerine İskenderiye de uzun zamandan beri tahsis etmiş olduğu oteller (funduklar) bulunmaktaydı. Bu otellerde bir çok ikamet odası, insanlar ve hayvanlar barınacak yerleri, özel bir fırını, esnaf odaları, satış mağazaları bulunmaktaydı. Bu usulü daha sonra Mısırda gördükleri şekliyle, Almanlar da kullanmaya başlamıştır. Akdeniz ticaretinde meydana gelen canlanmayla birlikte, Avrupa nın bir çok yerine refah ve huzur gelmeye başlamıştır. Alplerden geçen patikalar, birden bire canlı bir ticaret yolu haline gelmiştir. Venedik te biriken mallar, artık Avrupa nın bir çok önemli merkezine ulaşabiliyordu. Böylece Avrupa da tüccar sınıfı yeniden canlanmaya başlamıştır. Eğer Şark ticareti olmasaydı Venedik asla bu hale ulaşamazdı. Müslümanlardan alınan baharat, kumaş vb. gibi ürünlerin ticaretiyle Venedik, döneminin en zengin Avrupa ülkesi haline gelmiştir. Sonuç olarak görülen şudur ki; Avrupa nın tekrar canlanmaya başlaması ve Avrupa ya zenginliğin ve gücün ulaşmasında ki temel neden Müslüman, yemeklerine konan güzel kokulu baharatlardır. Batıda erken refah, Müslümanların ürettiği biberle birlikte gelişmiştir. Biberin gelmediği zamanlarda Batıda iç ticaret çökmüştür. Batı ne zaman Doğu ile irtibatını koparmış ve kendi içine dönmüşse ticareti sönmüş, tüccar sınıfı yok olmuş ve tedavülde ki altınlar ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla Batı, Doğu ile arsında ki bağlarını kopardığı zaman toprağa dönüyor ve üretilen ürünler Batının ihtiyacını karşılamaya yetmiyordu. Doğu ile irtibatı olduğu zaman ise Batıda tekrar canlanma başlıyordu. Yani Avrupa, günlük hayatını sürdürebilmek ve aç kalmamak için Doğuya muhtaçtı. Avrupa, İslâm ülkeleriyle ilişkilerini kestiği taktirde farkında olmadan kendi kendine ceza veriyor yada kendi halkının ölümünü hazırlıyordu. Venedik in ticaretle uğraşarak varlıklı bir hale gelmesi, diğer Avrupa ülkelerinde ticarete sevk etmiştir. Bu ticari canlanma İtalya, Almanya, Fransa, ve Hollanda ya yeni gelişmeler getirmiştir. Artık Müslümanların ellerinde bulunan ham maddeler Batıya taşınarak, İslâm tarzında yeni tezgahlarda işlenmeye başlanmıştır. İslâm Dünyasından getirilen bilgiler ışığında, Avrupa da basit ve küçük el sanatkarlarından oluşan bir nesil, eski dünyanın en kudretli ve nüfuzlu sınıfı haline geldi. Öyle ki Fugger von Lilie ailesi baharat, pamuk, ipek ve bunlardan yapılan kumaşlarla o kadar büyük bir servet biriktirdiler ki bu servet, sayesinde tarihin akışında etkili olmağa başladılar. Lilie (zambak çiçeği) ismini bu aile bir İslâm ilhamına borçluydular. Haçlılar, onu 1150 de Fransa ya, 1170 te Almanya ya bir arama olarak getirmişlerdir. İslâm şövalyeciliğini örnek alan

3 3 Almanların, hayvan resimlerini flamada kullanma adetleri, arık Batının imtiyaz ve şöhret yapmaya müsait şövalyeciliği altında yayılıp, âdeta bir arma tutsaklığı, bir arma modası haline gelmişti. Hatta bu konuda ilim bile yapılmaya başlanmıştı. Mavi ve altından zambak arması ise Doğu Akdeniz bölgesinde yaygın bir sembol haline gelmiş, daha sonrada Fransa ya ulaşmıştır. Sümer ve Hitit abidelerinde çift kartal başlarına rastlanmaktadır. Bu usul, Araplar ve Türkler tarafında da kullanılmıştır. Almanlar ise Doğudan gördükleri bu simgeleri aynen kullanmışlar ve Alman Kayzeri nin armasına yerleştirmişlerdir. Batı, kendi gerçek mutluluğunu İslâm la kurduğu siyasi, kültürel, ve ticari ilişkilerde bulabilmiştir. Hıristiyan hacıların büyük hac merkezi Sandiago de Compostela da, Apostel Jacobus un, mezarını ziyaretten dönerken, Endülüs te gördükleri ilk kağıt parçalarını memleketlerine götürmüşlerdir. Ayrıca bir çok Hıristiyan hacı, Endülüs te yazı yazmayı da Müslümanlardan öğrenmişlerdi. Avrupalı Hıristiyan Devletleri tarafından kağıt üzerine düzenlenen ilk berat 1090 yılında gerçekleşmiştir. Oysa İslâm aleminde, bundan 300 yıl önce ilk kağıt fabrikası Harun Reşit zamanında Bağdat ta kurulmuştur. Avrupa da ilk kağıt değirmeni bir Müslüman tarafından kurulmuştur yılında ise Avrupa nın ilk kağıt fabrikası İtalya da, daha sonrada 1389 da Almanya da kurulmuştur. Yani Avrupa Müslümanlardan aldığı kağıdı, yine Müslümanlardan öğrendiği şekilde üretmeye başlaması arasından yaklaşık iki asır geçmiştir. Bunlardan başka Müslümanlar, bilgi ve ihtisasları dahilinde olan kağıt fabrikaları inşaatına ait ve su veya rüzgar ile işleyen değirmenlere ait her çeşit buluşlarını da Batıya sunmuşlardır. Kağıdı kullanılmasıyla birlikte yeni buluşlar ve icatlar birbirini takip etmiştir. Bunlar arasında matbaa çok önemli bir yer tutmaktadır. Ancak matbaanın mucidi Hollandalı Costar ve Alman Gutenberg olduğu düşünülmesine rağmen, bunlardan daha eski bir dönemde yaşamış olan, Halife 3. Abdurrahman nın Endülüs devlet dairelerine ve vezirlerine resmi yazılarını, hangi âletlerle teksir ettirip gönderdiği bilinmemektedir. Buda akla bazı soru işaretleri getirmektedir. Sonuç olarak Müslümanlar, resmi yazılarını, satranç, dama, bazı kağıt oyunları ve paralarını şüphe götürmeyecek şekilde kendi matbaalarında bastıkları anlaşılmaktadır. Buda matbaayı Müslümanların daha önce kullandıklarını ortaya koymaktadır. Pusulanın mucidi olarak bilinen Flavio Goya, aslında bu âletlin kullanımını Müslümanlardan öğrenmiştir. Aslında Batıda bu âleti ilk kullanan da o değildir. Çinliler daha orta çağın başında, mıknatıs ibresinin kuzeyi gösterdiğini biliyorlardı. Ancak onlarda pusulanın deniz yolcuğunda kullanıldığını yabancılardan görmüşlerdi. Bu yabancılar Müslüman tüccarlardan başkası değildi. Çağdaş İslâmi kaynaklarda bunu teyit etmektedir. Batı, İslâm dünyasından aldığı pusulayı geliştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bununla birlikte pusulanın mucidi olarak ta bir batılıyı göstermekten çekinmemiştir. Barutun mucidi olarak Batı, Fransız Berthold Schwarzı bilmektedir. Oysa barut, tarihte ilk defa Pien King de Moğollarla yaptıkları savaşta Çinlilerin güherçileli bir yanıcı madde ile attıkları oklarda görülür. Güherçilenin tahrip gücünü Moğollar ise 1270 yılında denediler. Moğol hükümdarı Kubilay, İslâm sultanından, bu silahları üretebilmek ve kullanabilmek için yardım ister ve Şam lı ve Baalbek li mühendislerin yardımıyla bu silahlar yapılır. Sonuç olarak Kubilay, Çin in son direnme kalesini de imha eder. 12. asrın İslâm alimleri, barutun formülünü kesin olarak tespit ederler. Barutun gücünden ve caydırıcılığından faydalanmak ve süregelen Haçlı saldırılarından korunmak için, İslâm hükümdarları, dünyaca meşhur kimyagerlerini, kimyevi bir harp silahı olan barutun yakıcı tahrip edici etkilerini araştırmak üzere barut fabrikalarında çalıştırdılar. Avrupa da barutu harp silahı olarak ilk defa Endülüs Müslümanları kullandı. Müslümanlar, bu konuda da Batının üstadı oldular. 1325, 1331,ve 1341 de Müslümanlar, İngiliz ve Fransızlarla yaptıkları savaşlarda barutu kullanarak, çok büyük zaferler elde etmişlerdir. Müslümanlar, dünyanın kültür ve ticaretini ileriye götüren bir camia olurken, yoksul Batıya da, kültür ve ticaretlerini sundukları devrin hatıraları, değişik şekillerde günümüzde de hâlâ devam etmektedir. Örneğin deniz ticaretinin Avrupa ya tanıttığı, Arapça kökenli, dau (iki direkli yamuk İslâm yelkenlisi), dingi (küçük ve süratli yelkenli), karavelle (15. ve 16. asırda ki açık deniz yelkenlisi), feluke(filika), kabel(kablo), arsenal(tersane), admiral(amiral), kalafeterer(kalafatçı) gibi gemiciliğe ait bir çok kelime o devri anlatır. Venedik gondolu bu devrin hatırasıdır. Müslümanlar tarafından uygulanmaya başlayan posta güvercinleri uygulaması, Haçlı Savaşları sonrasında Avrupa da uygulanmaya başlanmıştır. Her şeyden ziyade Müslümanların ekserisinin mucidi bulundukları sulama usulleri ve ince su sanatları, yalnız Müslümanlar değil, yakın ve uzak doğu milletlerinin, durup dinlenmeden asırlarca güzelleştirdikleri, ilerlettikleri, bir çok kültür bitkisinin üretimi, Batıya aktarılmış ve Batı yine bu gelişmeleri doğudan öğrenmiştir. Roma kiliselerinde kullanılan tespihler, rahip ve papazların giyindikleri süslü elbiseler, kilise adetlerinde ki merasim âletleri, tütünlü maddeler, buhurlar, mihraplar, şark tarzıyla gözleri kamaştıran debdebeleriyle, bugün hâlâ Katolik kilisenin kutsal tanrı hizmetini yükselten, Müslüman ipek dokumalarıyla süslenmiş muhteşem elbiseler,islâm mirasının varlığını devam ettirmesinden başka bir şey değildir. Batı, haçlı seferlerine kadar banyo yapmayı reddetmiştir. İslâm inancında ise temizlik imanın yarsı eder görüşü hakimdir. Müslümanlar, günde en az beş defa aptes alırlar, çünkü İslâm da dinin direği namaz kılmaktır. Namaza ise temiz bir şekilde yaklaşmak gerekir. Bu temizlik aptest ve gusül ile gerçekleşebilir.

4 4 Anlaşıldığı gibi, İslâm ın özünde temizlik yatar. Hıristiyan anlayışında o döneme ait kesin kanaat, çıplak vücudun fuhuş, şehvet ve iffetsizliği getirdiği hakimdi. Bu nedenden dolayı Hıristiyanlar, banyo yapmazlardı. Hıristiyan vaizler de çıplak vücudun utanç verici bir manzara teşkil ettiğini, banyo yapmanın da bu utanç verici manzara için bir gerekçe oluşturduğunu, itikatlarının bir parçası vaaz etmişlerdir. Batıya giden bir Müslüman için görebileceği manzara dayanılmaz bir koku ve akıl almaz bir durumdan başka bir şey olamazdı. Oysa Müslümanların yaşadığı memleketlerde binlerce umumi hamam bulunmakta ve kimse kötü kokmamaktaydı. İslâm örneğini, şiddetli direnmeye karşı ilk defa Haçlılar, İspanya ile Sicilyalı seyyahlar, kiliseye karşı savunarak, kaybolan temizlik ve sağlıklarını koruma alışkanlıklarının Batıya tekrar kazandırdılar. Hıristiyan Avrupa nın İslâmiyet e karşı oluşturduğu abluka, bir çok defa ortadan kalkmış; yüz binlerce Hıristiyan bizzat kendi gözlemleri sonucunda, İslâm medeniyetinin hayranları, köleleri, bilhassa talebeleri olmuşlardır. İslâm medeniyetinin maddi servetleri, İtalyan gemilerinin kurdukları ticari köprüler; haçlılar, tüccarlar ve seyyahlar aracılığı ile, Batının günlük hayatına, bütün sahalarda zenginleştirici, canlandırıcı etkiler yaptılar. İslâm medeniyetine ait maddi ve manevi servetlerin olağanüstü gücü sayesinde, muhteşem bir ekonomik gelişmeyi temkinli, fakat o derece ehemmiyetli bir kültürel yükselme takip etti. DÜNYADA SAYILARIN YAZIMASI Almanya da alfabeye başlayan sayılar sahasında onlar basamağına gelince işlem yaparken problem yaşamaktadırlar. Çünkü Almanca da onlar basamağında ki sayıların okunuşu ve yazılışı birbirinden farklıdır. Örneğin 23 sayısını okuyan bir kişi, önce birler basamağında ki üçü, sonrada onlar basamağında ki yirmiyi okur. Eğer, Almanlar okudukları gibi yazmış olsalardı, bu sayıyı 32 olarak okuyacaklardı. Almanca da yirmi üç rakamının okunuşu zwanzig drei değil, drieundzwanzig olarak okunur. Yüzler basamağında da buna benzer bir sorun ortaya çıkar. İlkin yüzler basamağında ki sayı okunur, daha sonra birler basamağına dönülür, en son olarak onlar basamağı okunur. Böylece ortaya okunması güç bir durun ortaya çıkar. Almanlar, bu yazı sistemini ve şeklini, Araplardan almıştır. Zaten Arap alfabesi de sağdan sola doğru okunur. Aslında dünyanın bütün medeni milletleri, sayı işaretlerini Müslümanlardan almış ve Müslümanların öğrettikleri rakamları kullanmışlardır. Bu rakamlar olmaksızın, dünya bu gün geldiği duruma asla ulaşamayacaktı. Çünkü, ekonomi, bilim, istatistik, teknoloji vb. bu rakamlar ve bu rakamlarla yapılan hesaplar üzerine kurulmuştur. Bununla beraber bizzat Müslümanlar sayıları, Hintlilerden aldıkları konusunda bir tereddüde yer bırakmaksızın, kendi Arap rakamlarına Hint sayıları demektedirler. Ancak bu sayıların dünya medeniyetlerine yayılması ve kullanışlarındaki kolaylığında Arapların çok önemli bir yeri vardır. Akdenizlilerin kendilerine has bir rakamları yoktu. Mısırlılar, bir, iki ve üçe ait sayı değerlerini birbirlerini takip eden sıralar halindeki amudi çizgilerle belirtiyorlardı. Babiller sayı yazılarını, dar ve dik açıları, bazen yatay, bazen dikey şekilde birbiri arkasına dizmek suretiyle sadece üç şekilde faydalanabiliyorlardı. Yunanlar, Hıristiyanlıktan önceki asrın ortasına kadar, sayı kelimelerinin ilk harflerini kullanıyorlardı. Bu ise bir çok birleri, onları, yüzleri meydana getirdiğinden sayı diliyle, sayı yazısı arasında uçurum meydana getiriyordu. Ancak milattan 500 yıl sonra sadece matematik ilminden faydalanılan alfabenin 24 harfi ile Sami kökenli üç ek işareti kullanılan yeni bir sayı sistemi ortaya çıktı. Yunalar bunu Fenikeliler ve İbranilerden almışlardı. Romalıların sayı sistemleri ise basit çentiklerden oluşmaktaydı. 1=I, 5=V, 10=X, 50=L, 100=C, 1000=M işaretleriyle belirtiliyordu. bu işaretler de 50, 100, 1000 rakamlarının baş harfleriydi. Bu sayı yazma sisteminde hesap ve işlem yapmak imkansızdı. Ayrıca bu işaretlerle yükselen sayıları yazmakta zordu. Örneğin; Romalılar 487 sayısını CCCCLXXXVII şeklinde gösteriyordu. Bunlarla en basit işlemleri yapmak bile imkansızdı. M.Ö. 260 yılında Myles de, Romalıların Kartacalılar'a karşı kazandığı ilk deniz zaferinin hatırasına dair ki yazıda sayısını belirtmek için 22 adet i gösteren sayı işaretleri kullanmışlardır. Hintliler, birlerin her dokuz kademesine kendi sayı işaretlerini eklediler. Bu, insanlık zekasının en önemli icatlarından biri idi. Hintliler, bu sayı sistemi ile akla gelen her değeri yazabiliyorlardı. Bu sistem, birler, onlar, yüzler, binler... olarak sonsuz bir yükseliş içinde idi. Buna benzer bir sayı sistemine sahip olan Çinliler, rakamın yanına sayı bildiren bir harf koymak suretiyle daha sağlam bir hale getirmişlerdi. Örneğin 3952 sayısını 3T9H5Z2 şeklinde yazıyorlardı. Romalılar ise bunu MMMDCCCCLII şeklinde belirtiyorlardı. Buna mukabil Hintliler, haneleri özel bir işaret ile belirtmeden, bir ila dokuz rakamlarından faydalanıyorlardı. Hintlilerin ulaştığı bu aşamaya, o ana dek yalnızca mayalar ulaşmıştı. Hintliler, M.S. 300 yılında sayıları rakamlamaya başlamışlardır. Rakamlar sağdan sola doğru yükseliyordu. 6. Asra kadar birden dokuza kadar olan rakamlarda kaldılar. Böylece bu rakamlar tamamen oluşmuş, 622 yılında Hindistan dışına taşmıştı. Fırat ta bir kolej müdürü ve manastır hukuk müşaviri olan Suriyeli bilim adamı Severus Sobokht, Hint hesabının kabiliyet ve kolaylığından bahseder. Severus, bu sayıların sınırsız bir şekilde uzatılacağını belirtiyordu. Ancak yinede bir eksiklik vardır sıfır (0). Hint rakamlarıyla hemen hemen bütün rakamlar yazılabilirken, 408 gibi bir rakamın yazılmasında ve işlem yapılmasında problem yaşanmaktaydı. 408 in 48 olarak işaretlenmesi için boş kalanlar hanesine bir işaret konulmalıydı. Hintliler, bu

5 5 haneye sembol olarak bir daire (0) veya nokta (.) koydular. Bu sayı işareti, ilk defa MS 400 yıllarında Hindistan da görülmüştür. 598 yılında astronomi bilgini Brahmagupta, 33 yaşında yazdığı astronomi kitabı Siddhanta da dokuz sayı işareti ve sıfır ile birlikte hesap kurallarından bahsetmektedir. 777 yılında ise Bağdat ta Halife El-Mansur un sarayına gelen Hintli astronomi bilgini Kankah ın çalışmalarındaki hesap cetvelleri, İslâm bilgini İbn ül-adami tarafından inci gerdanlık olarak isimlendirilmiş ve şöyle belirtilmişti : Hicretin 156. Senesinde, Sindhind ismi ile tanınan hesap usulünde, çok muktedir bulunan Hintli bir şahıs, yıldızların hareketlerini tespit konusunda, Halife El-Mansur'un huzuruna çıktı. Kardaga ların, Kral Figar adına yazılmış bir kitabı da sunmak istiyordu. El-Mansur, bu kitabın hemen Arapçaya çevrilmesini, gezegenlerin hareketlerine ait temelin Müslümanlar tarafından atılmış olduğunu belirten bir eser yazılmasını belirtti. Bu işle görevlendirilen Muhammed b. İbrahim El-Fazari, bunun üzerine, astronomlar nazarında büyük Sindhind isminde bir eser meydana getirdi. Sindhind kelimesi, Hintlilerin dilinde, sonsuz bir devamlılığı ifade eder. Bilhassa bu devrin bilim adamları, Halife El-Me mun un hükümdarlığına kadar, bu esere uydular. Bu eseri, İslâm memleketlerinde, meşhur olan astronomi cetvellerinin hazırlanmasında da Muhammed b. Musa El-Havarizmi, astronomlar için yeniden işledi. Sindhind metodunu uygulayan astronomlar eseri çok beğendiler ve onu hızla yaydılar. Arapça ya çevrilen bu eser sayesinde Müslümanlar, Hint sayısını tanıdılar. 706 yılında halife 1. Velid, İslâm hakimiyetinin bulunduğu yerlerde, Yunan dilini men etmişti. Ancak Yunan harf sayısını yasaklamamıştır. Sayıların, sağdan sola doğru yükselen rakamların anlamı ile sıfırın kavranması hususunda fikri faaliyetler ve bu faaliyetlerin doğudan batıya aktarılmasında karşılaşılan güçlükler ve engeller görülünce, o dönemin çalışmaları daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak bu sayı işaretlerinin kabulü ile iş bitmiyordu. Bu işaretlerle bilginler ve tüccarlar işlem yapmaya, kullanmaya, düşünmeye ve bunları usulünce anlamaya, onu mükemmelleştirmeye mecburdular. El-Hıvarizmi, banker, tüccar ve ölçme memurları için Hint sayı işaretlerinin izahı ve uygulamasını içeren bir ders kitabı yazdı. Burada Kur ân-ı Kerim e göre miras hukuku, kölelerin serbest bırakılması meselelerine ait örnekler verdi. O, dört asır sonra İngiliz Bath lı Alelhart tarafından Latince ye çevrilen ve batılı bilim adamlarına sunulan coğrafya ve astronomiye dair eserler yazdı. Fakat el-hıvarizmi, matematiğe ait el-cebir ve el-mukabele adlı eseri ve hesap sanatlarına dair eserleri ile ebedileşmiştir. El-Cebir ve el-mukabele, Latince ye çevrilirken, çevirmenler, bu Arapça unvanı aynen korumuş, el-cebir, bütün devirlerde Algabr olarak yaşamıştır. El- Havarizmi nin ikinci ve en önemli eseri sayılan hesap sanatlarına dair kitabında, Hint hesabını, sayı yazısını, toplama, çıkarma, ikiye bölme, iki misli artırma, çoğaltma, bölme ile kesir hesabını anlatır. Bu eser 12.yüzyıl da İspanya da Latince ye çevrildi. El-Havarizmi nin Hint rakamlarıyla yazdığı hesap kitabına ait Latince çevirilerin ilk nüshaları Alman bölgelerinde görülür. I. nüshası Viyana Saray Müzesi nde, II. nüshası ise Heidelbeg de bulunmaktadır. Ayrıca Algoritmi, Algorismus şeklinde, erkek çocuklarına verilen isim haline gelmiştir. El-Havarizmi nin ismi, yeni hesap sanatı ile Batıda bugüne kadar Algoritmus olarak yaşadı. Taraftarları, hanelerin sağdan sola doğru yükselen sistemlerden oluşan rakamlarla hesap yapmayı ve sıfırın kesin zaferi için İspanya, Almanya, İngiltere ve Fransa da Abacist lerin savunucularıyla uzun süren bir mücâdeleye giriştiler. Böylece tarihte Algoritmikler ismini aldılar. Fakat daha 13. Asırda Algorithmus kelimesinin menşei unutulmuş ve bunun menşei tekrar aranmaya başlamıştır. Ne tuhaftır ki bu arayış, araştırıcıları bu buluşla ilgisi olmayan Avrupa milletleriyle özellikle Yunan milletiyle karşılaştırıyor, araştırmacıların akıllarına İslâm dünyası gelmiyordu. Araştırmacılardan biri alleos (yabancı) gros (düşüş) kelimelerine atfediyor, ikincisi ise agris ve mos ile Yunanca bir usul olduğunu söylüyor, üçüncüsü ares (kuvvet) ve sitmos (sayı) kelimelerinden oluştuğunu, dördüncüsü ise algos (beyaz kum) ritmos (sayı) kelimelerinden oluştuğunu ve bunun daha ilk çağda, taş ve tahtalar üzerine serpilmiş beyaz kumlarla hesap yapmayı ifade ettiğini söylüyordu. Bir diğeri ise algos un diğer manası sanat ile rodos (sayı) kelimelerinden, sayı sisteminin ortaya çıktığını söylüyordu. Carmen do algorismo ya göre; bu sanatın mucidi Algor isimli bir Hintli Kral olmalıydı. O da Kastilya nın Hristiyan Kralı Algor a veya Albus isimli bir filozofa vermişti yılında Fransız Reinad, Algoridmus ile birlikte el-hıvarizmi nin ismini tekrar ortaya attı. El-Hıvarizmi nin ikinci eseri, Müslümanların Batıya sundukları önemli en belgelerinden birisidir. Müslümanların, birlerden başlayarak, rakamları sağdan sola doğru okudukları bu eserde anlaşılmaktadır. El- Hıvarizmi ise eserinde, toplama ve çıkarmada şöyle bahsetmektedir :

6 6 Sekiz diğer sekizden çıkınca, geriye bir şey kalmaz. Bu taktirde hanenin boş kalması için bir dairecik koy. Dairecik, boş hanenin yerine geçmek zorundadır, eğer bu hane boş kalırsa, diğer hanelerde tehdit edilmiş olurlar. Artık ikinci hane, birinci hanenin yerini tutar. Yani, ikinci hane, birinci haneden başka bir şey değildir. Sıfır, ilk hanenin aksine sola konsa idi, 02 gibi bir sayıda, ikinin sonundaki sıfır, değeri değiştirmediğinden, el-hıvarizmi nin yukarıdaki izahatının hiçbir manası olmayacaktı. Aslında 10. Asrın sonlarına doğru Aurilliac lı Gerbert, el-hıvarizmi nin bu eserini öğrenmişti. 945 yılında henüz bir bebekken bir kilisenin önüne bırakılan Gerbert, yirmili yaşlardayken, hükümdar el-hakem devrinde, Vich li Hotto nun yanında Kurtuba şehrinde matematik ve astronomi çalışmıştı. Gerbert, burada Arap sayılarını öğrenmiştir. Alman Kayzeri 3.Otto ve imparatoriçe Adelheid, Otto nun oğlu ve torunuyla görüşür. Kısa zamanda 2.Silvester unvanıyla papanın halefi oldu. Onun bilgisi karşısında şaşıran hasımları onun Kuzey Afrika da Müslümanlara ait şeytan âletleri ile çalışmalar yapan, şüpheli ve lanetli birisi olduğuna dair dedikodular yayıyorlardı. Öyle ki, rivayetlere göre Gerbert, Kuzey Afrikalı Müslümanlardan müneccimlik ile bazı sanatları öğrenmek için, geceleri manastırdan İspanya ya uçuyor, orada cehennemin meçhul şahıslarından sihir, insanlığa ait zararlı veya faydalı şeyleri ortaya çıkarıyordu. Gerbert, dokuz rakamla hesap yapan ilk batılıdır. O, dokuz işaretini İspanya da yaşayan Müslümanlardan öğrenmiştir. Ancak Gerbert, sıfırı tanıyamamıştır. Batının Arap sayı yazısıyla tanışması başlıca üç isimle başlar : Arap sayılarını ilk defa batıya öğreten Gerbert idi. Severus Sabokht ise bir diğeri olarak karşısına çıkar. Gerbert ve Severus sıfırı bilmiyorlardı. Ancak Gerbert ten yüzyıl sonra Türk İslâm bilgini el-hıvarizmi nin hesap kitabı sevgili Algoritmis i sayesinde yeni hesap tarzına ait bilgi, her tarafa ulaşmıştı. Zerclaer li Thomas Almanca yazdığı şiirde, Alman milletine şunları söylüyordu : Alman yurdu! Senin vakarını çok seven bu yabancıya, Misafirperver bir ev sahibesi gibi; Hoş geldin de! Öte yandan matematik tarihi, 13.yüzyılda Batının el-hıvarizmi si sayılan, Piza lı Leonardo ile tanışır. Babası, Cezayir sahillerindeki Bugia da, Pizalılara ait bir ticaret şubesinde memur olan Leonardo, Müslüman bir matematik öğretmeni olan Sidi Ömer den matematik dersleri aldı. Hint sayılarıyla hesap yapmayı ve Arap usulü kesereyi öğrendi. Ebu Kamil in, Ömer Hayyam ın, İbn i Sina nın, el-biruni nin ve el-keseri nin muayyen, murabba ve mikaplı muadeleleri tertip ve düzenini öğrendi. İskenderiye ve Şam daki bütün kütüphaneleri tepeden tırnağa inceledi. Yunan, Hint ve Arap hesaplarına ait bütün bilgilere sahip oldu yılında bu bilgiler ışığında Praxis geometri adlı eseri yazdı. Müslümanların matematik öğretmeninden hesap yapmayı öğrenip, uzun süren ticaret seyahatlerinde kullanışlarını incelediği sayılardan Leonardo şöyle bahsetmektedir : Hintlilerin 9 sayı işareti şunlardır : -9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1 Bunlarla ve sıfr adı verilen 0 işaretiyle arzu olunan her sayı yazılabilir. Görüldüğü gibi Leonardo, Araplardan öğrendiği şekli ile sayıları yazıyor ve matematik işlemlerini de o tarzda yapıyordu. Mesela; bir buçuğu ½ 1 şeklinde yazıyordu. Arap hesap öğretmeninin talebesi olan Leonardo, Arapça sifr i cephirum şeklinde Latinceleştirdi. Sıfır, Avrupa da korkunç bir şüpheyle karşılanmıştı. Çünkü sıfır, herhangi bir sayının yanına konulduğu zaman o sayıyı korkunç derece de arttırmakta, ayrıca tek başına bir hiçi ifade etmekteydi. Böylesine bir işaretin ve sembolün, Avrupa da şüphe ile karşılanması o devrin batıl inançları ve bağnazlığıyla yorumlanabilir. O devrin en açık görüşünü bir Fransız şu sözlerle göstermektedir : Kartal olmak isteyen bir kelebek, aslan olmak isteyen bir eşek, kraliçe olmak isteyen bir maymun gibi; sıfır da sayı olmak istemektedir. Roma rakamlarında da yeni düzenlemeler yapılıyor, mesela 1482 yılına ait bir sayı MCCCC8II, 1515 yılı sayısı 15X5, 1504 sayısı 15IIII şeklinde ortaya çıkıyordu yılında bir yazar 2814 sayısını II.DCCXIIII şeklinde yazmıştır. Almanlar, 1505 sayısı için sıfırın yerine yüzü belirtmek için küçük bir işaret koymuşlar, IV.V oluşturmuşlardır. O devirde, sıfır âdeta bir şeytan işareti sayılıyordu. Bu bağnazlık ise, sıfırın anlaşılmasını engelliyordu. Ancak yinede sıfır ve dokuz Arap rakamını, Roma rakamlarıyla kaynaştırmaya çalışan Romalılar, 1502 için IVOII, 1089 için IOVIIIX şeklinde tuhaf ve melez bir şekil ortaya çıkarıyorlardı. Mesela bir yazar, 1200 sayısı için ICCOO şeklinde tuhaf bir figür ortaya çıkarmıştı. Tüm bu direnmelere rağmen Arap rakamları, Alman rakamlarının üzerinde haklı bir zafer kazanmıştır. Neticede Arap rakamları Batıyı fethetti. Bu rakamların tabi ilimlerde, nakliyatta, teknik ve ekonomideki önemli rolü, Dünyanın bütün medeni milletleri tarafından kabul olundu. ÜZERİMİZDEKİ SEMA

7 7 Beşer ALLAH ın birliğini ispatta, onun emsalsiz büyüklüğünü, yüce hikmetini,muazzam kudretiyle eserinin mükemmeliyetini yıldızlar ilmi sayesinde idrake muvaffak oldu. El-Battani ( ) Günümüzde kullanılan bir çok yıldızın ismi İslâm menşeilidir. Müslüman astronomlardan ders alan Batı, bugün hâlâ Aldebaran, Algenib, Algol, Atair, Wega, Beteuges, Deneb, Fomalbaut, Rigel gibi İslâm sabit yıldızlarının isimlerini kullanırlar. Bugün astronomi ilmi ile ilgilenen her şahıs, Zenit, Azimut, Nadir, Alhidade ve Theodolit gibi astronomik sembollerin, İslâm astronomisinden kaynaklandığını bilir. İslâm astronomisi el Mansur, Harun Reşid ve özellikle el-me mun devrinde çok ileri noktalara ulaşmış ve halifelerin sarayları asırlar boyunca dünyaya rehberlik eden bir astronomi merkezi haline gelmiştir. El- Me mun, Bağdat ın en yüksek yeri Şemmasiye kapısında astronomi çalışmaları için büyük bir rasathane inşa ettirmiştir. Bu rasathaneyi Yahya b. Ebu Mansur un idaresine bırakmış, Yahya ise burada gezegenlerin hareketlerini sistematik bir şekilde incelemiştir. Burada çalışan astronomların titiz çalışmaları sonucunda, Batlamyusun astronomi cetvellerinde önemli değişiklikler yapmışlar, bu cetvelleri Me mun Cetvelleri olarak işlemişledir. Halife Me mun döneminin en önemli bilim adamlarından Musa Bin Şakir'in üç oğlundan biri olan Muhammed İbni Musa Yahya nın talebelerinden Yahya'nın talebelerinden biri idi. Musa bir gurup astronomla yeryüzünün ölçülmesi işlemine katıldı. Dünyanın ölçülmesine ilk defa Erastosthenes, güneş ışınlarından faydalanmak suretiyle teşebbüs etmiştir. Bu araştırmacılar ise Musul un batısında Sincar Ovasında, Erastoshenes ten farklı bir yol izlediler. Aynı noktadan kuzeye yürüyen bir gurup Kutup Yıldızını yükselirken, diğer gurup ise onu batarken görünceye kadar güneye ilerlediler. Böylece her iki rasat gurubunun mesafesinden, meridyen dairesinin bir derecesini, şaşılacak bir doğrulukta hesapladılar. Daha sonra Musa nın oğulları Muhammed, Ahmed ve Hasan kendi hesap modellerini yaptılar. Bu hesap metotları sayesinde Batlamyus dahil bütün astronomları gölgede bıraktılar. Kendilerinden yüz elli yıl sonra yetişen el-biruni bu hususta şöyle demektedir: görülüyor ki, her şeyden önce Musa nın Oğullarına rasatları kabul etmek ve onlara uymak zorundayız. Çünkü onlar bütün gayretlerini gerçeğe varmak için harcadılar. Müşahedelerinin doğruluğunu gözleriyle bizzat gören daha sonraki alimler, astronomi metotlarına vakıf ve bunları ustalıkla uygulamada, kendi devirlerinde onların biricik, emsalsiz astronomlar olduklarını doğrularlar. Muhammed, Ceremona lı Gerhar dın Latince ye çevirdiği Üç Kardeşler isimli, düz ve küresel yüzeylerin ölçülmesine ilişkin esrini yazar. Musa İbni Ahmed ise teknolojik âletler konusunda dahi durumundaydı. O, sıvıların ölçümü için kaplar, bir kabı boşalır boşalmaz hemen dolduran âletler, ihtiyaca göre ayrı veya karışık şarap ve su akıtan şişeler, otomatik yağdanlıklı ve rüzgarda sönmeyen lambalar, sulamanın tamamlandığını belirten otomatik sinyal veren düdüklü âletler, otomatik dolan boşalan banyo testileri ve şarap için ibrikler, değişik figürler meydana getirerek su fışkırtan fıskiyeler vb. bir çok yeni icatlar meydana getirdi. Ahmed, Yunanların semayı dokuz kürenin kuşattığına dair yanlış görüşü çürüttü. Kardeşi Muhammed ile birlikte büyük bir bakır saat imal etti. Yıldızların, doğuş ve batışında ki farklılıkları inceleyen Muhammed in verilerine dayanarak, son derece doğru çalışan bir âlet icat etti. İbni Rabban Et-Tari bu âlet hakkında şunları söyler: Samarra da ki rasat hanenin önünde Musa nın astronom ve mekanisyen oğulları Muhammed ve Ahmed kardeşlerin yapmayı başardıkları cihazı gördüm. Küre şeklinde ki bu âlet, Zodyakların sinyalleriyle yıldız resimlerini tespit ediyordu. Su ile müteharrikti. Semada bir yıldız batınca, aynı anda resmide cihazın içinde ufku gösteren dairenin altına doğru batarak kayboluyordu. Aynı yıldız tekrar doğunca, altta ufuk çizgisinin üzerende resim görünüyordu. Hasan İbni Musa ise konik kesitlere dair bir eser yazdı. O, elips adı verilen bahçe şeklinin de mucididir. Musa nın oğulları, kaybolma tehlikesi altındaki Yunan eserlerini, Arapça ya çevirerek yaşattılar. Ayrıca Musa nın çocukları, yıldızlara tapan Sabit İni Kurra yı İslâm Dünyasına kaznadırmışlar ve bilim tapan bir kişinin dini inançlarını dikkate almayarak İslâm ın bu konuda ki görüşlerini sergilemişlerdir. İlmi astronomiyi, Yunan astronomisine aykırı düşen Yunan Hipparch kurmuştur. O zamana kadar Yunan astronomisi, genellikle yoklayıcı, teorik ve birazda sistematik rasatlar halinde kaldı. Babilliler ise gökyüzü hakkında yalnızca gördüklerini yazdılar. Yunanlar, M.Ö.500 lü yıllarda gökyüzünü geometrik olarak küre şekline en doğru ve en uygun şekilde vermişler, dünyayı ise silindir şeklinde düşünmüşler ve Dünyayı kainatın merkezine hareketsiz olarak bir boşluğa koymuşlardır. M.Ö. 3. Asırda Aristo ise kâinatın merkezine güneşi koymuştur. Astronominin kurucusu Hipparch a kadar dünya kainatın merkezinde hareketsiz bir şekilde durmaktaydı. Hipparch, kendi döneminden sonra da uzun bir zaman, en dikkatli ve en titiz çalışmaları yapmış en büyük astronomu olarak anılmıştır. Onun ulaştığı düzeye ne Hintliler ne de Romalılar ulaşamamıştır. Hipparch tan sonra astronomi ilminde ki ilerleme İslâm dünyasında gerçekleşmiştir. İslâm astronomi bilginleri bu ime sarılırken, Kur ân-ı Kerim den : onlar, semaya dikkatle bakmıyorlar mı? (onun) ve dağların nasıl yaratıldığını anlamıyorlar mı? ayetleriyle, Hz. Muhammet in; Allah mutlak ve külli bilgisiyle gökleri ve yerleri yaratmıştır; karanlık ile ışık, O nun varlığını hatırlatırlar;o nun ilmi, sema ve

8 8 dünyayı kuşatmıştır. Hadislerini araştırmaları için ilke olarak alıyorlardı. Yani astronomi her Müslüman için dini bir mana taşıyor, gök cisimlerinin hareketleri Allah ın mutlak kudretine delil teşkil ediyordu. En büyük İslâm astronomlarından biri olan el-battani : yıldızlar ilmi, her insanın, eşyanın kanunlarını öğrenmeye çalışması gibi: dinin de kanun ve nizamlarını bilmek ihtiyacından doğmuştur. İnsanlık yıldızlar ilmi sayesinde Allah ın birliğini ispata; O nun emsalsiz büyüklüğünü, yüce hikmetini, muazzam kudretini ve eserinin mükemmeliyetini idrake muvaffak olur. der. Ayrıca Müslümanlar, zamanın tayini konusunda pratik astronomiden faydalanıyorlardı. Çünkü İslâm da ibadet, zamanın kontrolü ile ilgilidir. Namaz saatleri, Ramazan ayının başlangıcı ve bitişi, imsak ve iftar zamanları güneşin ve ayın konumuna göre belirlenmektedir. Güneş ve ay tutulmalarının zamanı da gözlenmek zorundaydı. Ayrıca Kıble kutup yıldızı ile tespit ediliyordu. Bütün bunlardan dolayı, İslâm astronomi bilginleri yeni gelen her bilgiyi kapıyorlar, yöneticiler ise şehrin en uygun yerine astronomi rasathaneleri kuruyorlar, buralara devrin en yetenekli ve bilgili bilim adamlarını tayin ediyorlardı. Bu rasathanelerden en meşhurlarını; el-me mun Bağdat ve Şam da, Fatımi Halifesi el-aziz ve el-hakim Kahire de, Sultan Adududdevle Bağdat taki sarayının bahçesinde, Selçuklulardan Melikşah İran Nişapur da, Hülaguhan Maragha da, Uluğ Bey Semerkant da inşa ettirdiler. Büyük matematikçi ve astronom Nasir üd-din et-tusi, on iki yılda gezegenlerin seyrini gösteren İlhan-i Cetvelleri ni hazırladı. Bu o dönem için imkansız bir şeydi. Çünkü güneş sisteminde ki Satürn, güneş çevresinde ki devrini ancak 30 yılda tamamlıyordu. Margha da ki rasat hanede bulunan bir âlette, biri zemini altında tutturulan meridyene, ikincisi ekvatora, üçüncüsü epliktik düzlemine, dördüncüsü yeryüzü dairesine, beşincisi ekinoksa ait olmak üzere bakırdan oluşan bir usturlap bulunuyordu. Bu âletler dünyanın konumunu, yıldızlar arsında ki mesafeyi gösteriyordu. Müslümanlar, bu âletleri kürer içinde daireler kesen torna tezgahlarında yapıyorlardı. Gökyüzünü incelemede kullandıkları gözlem cihazlarından faydalanan Batı, daha sonra teleskopu icat etmiştir. Yıldızları incelemede çok ileri olan İspanya Müslümanlarına imrenen, Kastilya Kıralı Alfons, kendi devletinde Müslümanlarınkine benzer bir rasat haneyi, Arapça yı çok iyi bilen Yahudilerden ve Müslüman bilim adamlarından kurduğu bir ekiple kurdu. Bir çok el yazması kitabı kendi diline çevirtti. Bu sayede İslâm metotlarıyla şimdiye kadar yapılan en mükemmel usturlabı yaptırttı. Ayrıca Afons, İslâm astronomu Es- Sarkali nin esrini kendi diline çevirtince, eseri Alfons Cetveli diye tanıtmaktan kaçınmadı. Usturlabı Avrupa ya ilk defa, seyyah öğrenciler birer hatıra olarak götürdüler. Herman, kitabında usturlabın özelliklerinden bahsetti. Batıda ilk defa 14. asırda imal edildi.17. asırda dahi denizciler usturlabı kullandılar. Müslümanlar, duvar açı kadranını, seksant ve oktant âletlerini imal ettiler. İlk defa Güneş saatini icat ettiler. Zil vasıtasıyla her tarafa öğle zamanını hatırlatan çalar Güneş saatlerini, bir madeni kupanın içine her saat başı, küreler düşüren su saatlerini, Zodyaklar sayesinde gezegenleri izleyen veya Ayın yarım devresinde geceleyin saat on ikide bir pencereye monte edilince, yarım ayın geçişini belirten devvar aynalarını buldular. Halife Harun Reşidin, Alman Kayzerine hediye ettiği saat hakkında kayzerin tarihçisi şunları belirtmektedir: saatin pirinçten yapılmış hayrete şayan bir hünerle monte edilmişti. Bu su saati, on iki saatin geçişini hesaplıyor ve saat başlarında olmak üzere on iki kürecik düşüyordu. Her bir kürecik alttaki zile çarpınca, etrafa ses yayılıyordu. Açılan kapıcıklardan aşağı düşen kürecikler, bir saatlik zamanın tamamlanmasıyla dışarı fırlıyordu. Bu sıçrayışların sonunda 12 kapının tamamı teker teker kapanıyordu. Avrupa, tecrübi araştırma kuruluşunda Bacon, Leonardo Vinci, ve Galile yi öne sürerler. Ancak tecrübi araştırmanın kurucusu da yine bir İslâm bilgin olan İbni-Heysem (Batı onu Alhazen olarak adlandırmıştır) dir. Batlamyus ve Öklid, gözün görülebilen cisimlerin üzerine ışınlar yaydığını öğretmelerine karşın, Heysem göz görmeye etki edecek bir ışık ortaya çıkarmaz, görülebilen cisimler göze pek çok ışıklar sunarak görülür hale gelirler. Demek suretiyle onların yanlışlığını ortaya çıkarır. Modern tabii bilimlerini, metotlu şekilde düzenleyip, denemelerle birleştiren de Alhazen dir. O geometrik optiğin bütün dallarına girdi. Ayın ışık kaynağı hakkında doğru bir görüş ortaya attı. Işığın kırılma nedenlerini, hava ve su gibi çeşitli tabiat olgularına bağladı. Ayrıca troposferin 15 Km kalınlıkta olduğunu şaşmaz bir şekilde bildirdi. Projektörün etki kanununu bulan Alhazen, okuma gölüklerini de ilk defa kendisi icat etti. Onun Batıya yaptığı etki çok büyüktür. Optik fizik sahasında ki çalışmaları, Yeniçağ başlarına kadar Batıya hükmetti. Bacon dan Vitello ya kadar bütün optik Alhazen Nazariyeleri ne dayanır. Karanlık oda, pompa, torna ile ilk uçak makinesinin mucidi olarak Leonardo de Vinci gözükse de, aslında buların gerçek mucidi Alhazen den başkası değildir. Galile nin teleskopu bulması da Alhazen den kaynaklanmaktadır. Bir cismin ışın yaymasını, kürevi bir ayna içinde, noktası noktasına hesaplayan Alhazen Problemi, onun yüceliğini açık bir şekilde ortaya koyar. Müslüman astronomlar, uzun süren çalışmaları sonunda, epliktik açısını buldular. Epliktik açısını bulan el-fergani dir. İslâm bilim adamlarından el-sarkali, Güneş ve Dünya arasında ki mesafeyi ölçmeye çalışmış ve Batıda Büyük Hoca ismiyle anılmıştır. El-Kindi ise açıların pergelle ölçülmesini geometriye

9 9 kazandırmıştır. Risalesinde cisimlerin parçalanması imkanı henüz tamamlanmamıştır. Eğer hâlâ daha fazla parçalanamıyorsa, bu bir şeyler yapmayı henüz başaramayışımızdandır diyerek atomun açıklamasını yapmıştır. El-Biruni, Kopernikten 500 yıl önce Dünyanın kendi etrafında döndüğünü söylemiş ve bunu en sağlam delillerle ispat etmiştir. Aritmetiği kullanmanın, aritmetikten bilimde faydalanmanın yolunu ilk defa açan ve aritmetiği sistematik bir şekilde genişleten el-hıvarizmi dir. Bu gelişme Batı aritmetiğinin temelini oluşturur. Dünya, Cebirin en yüksek noktasına ulaşmasını, Ömer Hayyam a borçludur. Leonardo ise başarısını Ebu Kasım es Suca ya borçludur. İlk defa kesirleri sağdan sola doğru basamakları yükselen sayı sisteminin içine, ters yerleştirmek suretiyle, bu sisteme en mükemmel şeklini veren el-kaşi dir. Yani şu an Batının faydalandığı matematik üslubu tamamen Müslümanlara aittir. Müslümanlar geometride sinüs ve tanjantı bularak trigonometrinin esas şeklini meydana getirdiler. Sinüs aslında şekil değiştirmiş bir kelime olup; aslen Arapların cebi, çıkıntılı veya kavisli şeyleri ifade için kullandıkları ceyb kelimesinin Latince çevirisinden kaynaklanmaktadır. İslâm bilim adamları tam Küreyi, kare kenarların veterleri yerine kürevi üçgen kenar ve açıları kullandılar. Kosinüs, tanjant ve kotanjantın fonksiyonlarını buldular. Bir daireyi altmışa böldüler. Ebu l-vefa sinüs cetvellerinin yeni hesaplama metodunu buldu. Diferansiyel hesabını bulan İbni Sina ve Gazalidir. Farabi ise musikiden hareketle intervali bulmuştur. O halde Rönesans ın üstatları Yunanlılar değil Müslümanlardır. Matematiğin, astronomini, fiziğin, kimyanın, tıppın, ticaretin vb. birçok şeyin zeki üstatları Müslümanlara Batı, çok şey borçludur. Ancak buna rağmen Batı, İslâm ın kendilerine ve dünyaya kazandırdıklarını unutmuş gibidir. Öyle ki, Müslümanlara ait bir çok icat ve buluşları Yunan medeniyetine atfetmekten geri kalmamıştır. Bu gün hâlâ cebirde bilinmeyeni gösteren X, ikinci inmeyen Y, üçüncü bilinmeyen Z işareti birer maskenin altında âdeta Latin alfabesinin sıralanışına uygun bir şekilde muhafaza edilmesine rağmen, bunlar tamamen Müslümanlara aittir. Arap alfabesinde X harfi bulunmadığından bu pek mümkün değilmiş gibi görünebilir. Oysa işin aslı şöyledir: Matematikte birinci bilinmeyeni Müslümanlar şey demişler, kısaltılmışına da Ş adını vermişlerdir. Ş sessiz harfi İspanyolca da X işareti denk gelir. Avrupa, en önemli antik eserleri Müslümanlar sayesinde öğrendi. Onlar Yunan eserlerine ait tercümeleri, komanterleri ve bizzat kendi eserleriyle, Cermen dünyasında ilmi düşünce ve araştırmayı ateşleyerek, harekete geçirip, beslediler. Rakamları, geliştirdikleri âletleri, aritmetik, cebir, kürevi trigonometri ve optikleri sayesinde, Batıyı tabii bilimler sahasında artık kendi âlet ve keşiflerine dayanarak, ilerlemeye kalkışacak bir seviye getirdiler. Orta çağa ait bir başka özellik ise yaygın olarak ortada dolaşan müneccimlikti. Müslümanların, bir ilim olarak uğraştıkları astronomi, Batı aleminde, sihir ve büyünün, temel taşları olmuştu. İslâmiyet te yalnızca gökyüzündeki belirli hareketlerle seyir eden gök cisimleri, yıldızlar, kuyruklu yıldızlar, ayın ve güneşin konumlarında ki olağan değişimler, Batıda bir felaketin habercisi, bir günahın işareti yada tanrının ikazı olarak telakki ediliyordu. Müneccimlik daha ziyade Batıda gelişmiş, İslâmiyet te ise pek fazla bir yer bulamamıştı. Çünkü İslâm Dini müneccimliği ve falcılığı yasaklamıştı. Batıda ise İslâm bilginlerinin astronomi çalışmaları ve bilgisi, yıldızlardan haber almaya dayalı skolastik düşüncenin bir ürünü olarak, müneccimlik mesleğini daha da yaygın hale getiriyordu. İslâmiyet te astronomi etütleri mecburiydi. Bizzat Kur ân da, Allah insanların gökyüzünü incelemelerini emretmiştir. Bu sebeple İslâmiyet te gökyüzü Allah adına araştırıldı. İslâmi eserlerin hepsi Onun adına başlar. Ancak İslâmiyet e giren müneccimlik, İranlıların getirdikleri geleneklerinin bir parçası olarak kalmıştır. İSLAM TIBBI Orta çağda kendi hekimlerine güvenemeyen haçlı hükümdarları, kendilerini Müslüman doktorlara teslim ediyorlardı. Çünkü Avrupa nın ilkel tedavi yöntemleri, Müslümanların modern tıp anlayışından tamamen uzak ve tehlikeliydi. Avrupalı doktorlar çoğu zaman hastaya ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlardı. Ancak yine sıtma hastalığından öldürüyorlardı. Hastalığın sebeplerini dahi bilmeden ve bilmek için bir çaba sarf etmeden, kendi hayal güçlerine dayalı açıklamalar yaparak, hastalara akıl almayacak derecede korkunç eziyetlerle öldürüyorlardı. Öyle ki Batılı doktorlar bir çok hastalığın sebebini, hastaların Şeytanla sıkı ilişkiler kurduğuna dair hayali sebeplere bağlıyor ve çoğu zaman hastayı şeytandan arındırmak için, hastanın ölümüne yol açan metotlar uygulayarak yada bilerek hastayı öldürüyorlardı. Yani Avrupa da hasta olmanın diğer adı ölümdü. Bunlara dair bir çok örnek vardır. Ancak içlerinden bir tanesi o döneme ait mukayesenin en canlı örneklerinden birini teşkil eder. Emir Usamet İbni Munkiz in anlattığı bir olay gerçektende çok çarpıcıdır. Bu çarpıcı olay şöyledir: Müslüman tıp adamı Sabit, Fransız garnizonunda dönmüş bulunuyordu. Hastaları nasıl bu kadar çabuk bir şekilde tedavi ettiğini kendisine hayretle sorduk. Doktorumuzda şöyle cevapladı: Bana bacağından çıban bulunan bir şövalye ile sıtmadan fazlaca zayıflamış bir kadın getirdiler. Şövalyenin ayağına yakı sardım. Çıban patladı; tehlikesiz bir seyir takip etmeğe başladı. Kadını diyete tabi tuttum. Vücut durumunu

10 10 bitkisel gıdalar vermek suretiyle iyileştirdim. Bu sırada oraya gelen bir Fransız doktoru, hastalara dönerek beni gösterip: bu sizi tedavi etmeyi bilmiyor dedi. Şövalyeye tek ayakla yaşamayı mı yoksa ölmeyi mi tercih edeceğini sordu. Şövalye de bir ayakla şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Fransız doktoru, kendisine kuvvetli bir şövalye ile keskin bir balta getirilmesini emretti. Şövalye elinde balta ile göründü. Henüz oradan ayrılmamıştım. Doktor, hastanın bacağını, odun yarmağa mahsus bir kütüğün üzerine koydu. Bir balta darbesi ile bacağı kesmesini şövalyeye emretti. Şövalye gözlerimin önünde hastanın bacağına bir balta darbesi indirdi. Ancak bacak ayrılmadı. Şövalye, ikinci defa baltayı, hasta şövalyenin bacağına vurdu. Bacağının ilikleri dışarıya fırlayan felaketzede, hemen oracıkta öldü. Doktor, onu takiben kadını muayene etti: Bu kadının başında aşık buluna bir şeytan var. Saçlarını kesin dedi. Kadının saçları kesildi. Hemşirelerin yemeğinden sarımsak ve hardal yedirdi. Böylece ateşi tekrar yükseldi. Doktor: kadının kafasına şeytan girmiştir diyerek bu sözlerle birlikte usturayı yakalayıp, kadının başının derisini haça benzer bir şekilde kesti. Kafa tasını örten kısım tamamen açılıncaya kadar derisini ortadan çekip sıyırdı ve kafasını sadece tuz ile ovdu. Kadın aynı anda öldü. Yapılacak hizmetin bulunup bulunmayacağını oradakilere sordum. Hayır diye cevap verdiler. Böylece benim için, o zamana kadar meçhul bulunan, onların harikulade tıbbını öğrenmiş olarak oradan ayrıldım. Kilise tıbbı neredeyse reddetme noktasına gelmişti, eczaneleri bir dinsizlik yeri, küfür merkezi ilan etmişti.tıpta ise elle hastaları muayene etmek kiliseye göre tamamen sakıncalı, şehveti ve fuhşu teşvik ediciydi. Bu ise iyi bir Hıristiyan için utanç vericiydi.kilise cerrahiyi ise kanlı ve haysiyet kırıcı sanat olarak adlandırmıştı. Papa III. İnnecent tarafından verilen bir emirde,günah itiraf ettirmeden, hasta muayene eden doktor, kilise tarafından tard cezasına çarptırılacaktı. Ayrıca Hıristiyan olmayan bir doktora muayene olanlarda, kilise tarafından afaroz edilip tard olunacaktı. Aynı şekilde, bir Hıristiyan doktorun da, bir Musevi veya bir Müslüman hastayı muayene etmesi kiliseye tarafından yasaklanmıştı. 11. asırda ise Müslüman hekim İbni Rıdvan, doktorun vazifesini açıklarken iki zihniyet arasında ki farkta ortaya çıkmaktadır. İbni Rıdvan da gerçek bir doktor düşmanlarına da, dostlarına gösterdiği ilgiyi göstermelidir. Hiç kimse arasında ayrım yapmamalıdır. 12. asırda Avrupa nın en iyi ve en büyük hastanesi olan Paris de ki Hotel Dien de manzara çok korkunçtu. Avrupa nın bu en iyi hastanesinin zemininde kat kat samanlar, burada itişe kakışa gezinen hastalar, çocuklar, ihtiyarlar, kadınlarla erkekler bir arada karışmış durumdaydı. Hafif hastalarla ağır hastalar ayrılmamıştı. Ölen birisini cesedi günler sonra hastaneden çıkarılıyordu. Odalar çok ağır bir şekilde kokuyor, hemşireler ve hasta bakıcılar, odalara ağızlarına sirkeli bezler girebiliyorlardı. İslâm da tıbba bakış, tıpta uygulama ve hastanelerde ki manzaralar bunun tam zıttıydı. İslâm şehirlerinde modern hastanelerde en uygun tedavi yöntemleri uygulanıyor, hijyenik ortamlarda hastalara bakılıyor ve onun iyileşmesi için her türlü teknolojik imkanlar kullanılıyordu. Ayrıca İslâm şehirlerinde bir hastane kurulmadan önce, sağlık için şehrin en uygun ve en sağlıklı yeri seçiliyordu. Örneğin Sultan Adududdevle, Bağdat ta yeni bir hastane yaptırmaya karar verir. Hastanenin yapılması işi içinde, Er-Razi yi görevlendirir. Er-Razi öncelikle aynı yaş ve cinsten koyunlar keser ve bunlardan pirzola ve filotalıklar ile omuz kemiklerini ve karın parçalarını Bağdat tın çeşitli yerlerine astırır. Bu etlerin içinde 24 saatte en taze kalanın bulunduğu yere Adudi Hastanesini yaptırttı. Kahire de ki saraylarından birini hastane haline getirmek isteyen Sultan Selahaddin de sarayları arasında salon ve erzak odaları şehrin caddeleri üzerinde kaynaşan karıncaları üzerine çekmeyenini seçmiştir. Halife ve Sultanlar yaptırdıkları hastaneleri, âdeta kendi saraylarına mobilya hazırlatır gibi en özel mobilyalarla donatıyorlardı. Bu hastaneler içinde en meşhurları; Bağdat ta Adudi hastanesi, Şam da Nuri Hastanesi ve Kahire de ki Mansuri Hastaneleridir. Hastanelere, o devre ait en iyi doktorlar baş tabip olarak seçiliyordu. İslâm dünyasının hastanelerinde, yumuşak yataklar, hastanın konforunu sağlayacak şekilde düzenlemeler, günlük çıkan taze yemekler, dinlenme salonları, kütüphaneler, şarkı salonları vb. vardı. hastaneler ancak günümüzde görebileceğimiz düzen ve titizlikte bir yapıya sahipti. İslâm hastanelerin de hastalar taburcu edilirken, onlara bir kat temiz elbise ve bir aylık ihtiyacını karşılayacak miktarda altın verilirdi. Hastanelerin konforundan ve rahatlığından dolayı, hastalar, hastaneden ayrılmak istemezdi. Hastaneler, zengin, fakir, hizmetçi, köle, esir, hür, kadın, erkek ayrımı yapılmaksızın halkın tamamına açık ve ücretsizdi. Doktorlar köylere kadar sağlık hizmetleri götürürlerdi. Baş hekimlik konusunda birbirine denk onlarca, yüzlerce aday yarıştırılır ve bunlar arasında bilgi ve kabiliyet bakımından en üstünü seçilirdi. Büyük hastaneler ayrıca birer yüksek tıp okullarıydı. Burada Hipokrat ve Galen ile kendi büyük doktorlarının çalışmalarını öğrenirlerdi. Doktorlar, doktor olmadan önce liyakat sınavlarından geçerlerdi. Eksik bilgi ve kabiliyetçe yetersiz olanlara doktorluk unvanı verilmezdi. Her doktor yalnızca kendi ihtisas alanında doktorluk yapabilirdi. (Böylece, ilk defa tıpta ihtisas alanı İslâm dünyasında meydana gelmiştir.) 12. asır da Bağdat ta (resmi doktorlar hariç) serbest çalışan doktorları sayısı 860 idi. (aynı yıllarda bütün Rheingau da bir tek doktor bile yoktu. ) Büyük ameliyatlarda, ameliyatı yapan doktorun yanında, asistanlar bulunurdu. Bunlardan biri haşhaş, banotu ve vik içirilmiş süngerini ıslatır, onu hastanın burnunun önünde tutar, bir diğeri nabzı gözetler, üçüncüsü müdahalede bulunurdu. Operasyon azami dikkatle yapılırdı. Günümüzde olduğu gibi tümörlü hastaların vücudunda ki tümörler alınabiliyordu. Bir hastanın muayenesi esnasında, hastanın yalnız şikayetçi olduğu durumlar değil, hastanın bütün özellikleri hakkında

11 11 çalışmalar yapılır, hastanın bünyesi hakkında fikir sahibi olunur, doktor, hastaya sorular sorarak muayenenin yönünü belirlerdi. Hastanın durumu hakkında sürekli not alınırdı. Bu notlar öylesine birikmiştir ki, Bağdat ve Rey hastanesinde ders olarak okutulacak arşivler meydana gelmişti. Günümüzden altı asır önce Paris Tıp Fakültesinde ki kütüphanede yalnızca Büyük Türk ve İslâm doktoru Er-Razi nin 30 ciltlik El-Havi (Tıbbın Muhtevası)sinin yalnızca bir cildi bulunmaktaydı. Batının, Rhases olarak adlandırdığı er-razi nin kızamık ve çiçek hastalığına dair yazdığı eseri ise, Batıda yılları arasında kırk defadan fazla bastırılmıştır. Bu gün hâlâ Paris Tıp Fakültesinin St. Cermen bulvarının yanın da ki büyük salonunda er-razi ve İbni Sina nın resimleri bulunmaktadır. İslâm tıbbının Hipokrat ı olarak ta isimlendirilen er-razi, Rey hastanesinin baş hekimi olarak görev yaptı. Buraya kendi gibi bir çok üstün hekim arasından seçildi. Karşısına gelen her hastayı çok yakından takip etti. Tüm gücünü hastalarının iyileşmesi ve tıbbın gelişmesi için harcadı. Er-Razi nin teşhiste bulunma gücü çok üst düzeydeydi. Çok ilginç rahatsızlıklardan dolayı gelen hastalarından bir tanesini çok sıkı bir muayeneden geçirdikten sonra, hastanın karnında sülük olduğunu tespit etmiş ve hastanın karnında ki sülüğü çıkarmıştır. O Galen devrinden beri hiçbir doktorun ulaşamadığı bilgi seviyesine ulaşmış, ve bu bilgisini her an geliştirmiştir. Er-Razi, o zamana kadar kendisini ilgilendiren bütün tıbbi eserleri okumuş, Yunan, Helen, Hint, Suriye ve İslâm literatüründe olan bütün doğru kaynakların özetini çıkarmış, bunlara, kendi görüş ve tecrübelerini de ekleyerek müsvette haline getirmiştir. Bu müsvetteler onun ölümünden sonra öğrencileri tarafından derlenerek ortaya çıkarılan, batının, Continens olarak adlandırdığı El-Havi(Tıbbın muhtevası)dir. El-Havi toplam 30 cilttir. Er-Razi nin yazdığı bir başka esri ise, bir saat içinde tedavi dir. Onun çiçek ve kızamık a dair monografisinde klinik denemeleri işaret ediyor, kızamık ve çiçeğin mahiyetini araştırıyordu. Bu eser yılları arsına kadar Avrupa da 40 tan fazla basılmıştır. O mafsal romatizmasının, taş, mesane, böbrek ile çocuk hastalıklarına dair bir çok tespitte bulunmuştur. Onları muayene ve tedavi etmiştir. Er-Razi sağlık için temizliği, temiz suyu, evin havalandırılmasını, Avrupa nın, ahlaksızlık olarak nitelediği, bir çeşit fuhuş saydığı banyo ve beden eğitimini gerekli görür. O bir ilaç imal ettikten sonra onu öncelikle hayvanlar üzerinde denerdi. Faydasını gördükten sonra hastalara uygulardı.. Sistematik bir şekilde,gerçek tecrübi kimyayı kurdu. O, kimyayı tıbbın hizmetine sunan ilk kişidir. Razi doktorluk mesleğini yüksek bir insanlık ahlakı içine soktu. Onun doktorluk ahlakına kendinden önce ki hiçbir doktor ulaşamamıştır. Hipokratçılıkta, doktorluğa başlayan bir genç, Apollon, Asklepis, Panakeia, hygienia ile bütün tanrı ve tanrıçaların üzerine yemin etmek zorundaydı. Hipokrata göre her doktor, içine girmek istediği her evde hastaya faydalı olmaya ve bir iş görmeğe çalışacağına dair yemin ederdi. Ancak bu yemin, tedavisi mümkün olmayan hastalar için geçerli değildi. Öyle ki ümitsiz her hastanın yardım isteğini doktorlar reddetmek zorundaydı. Hiporat eserinde : Tıp, hastaları ıstıraplarından tamamen kurtarma, ağır hastalık hallerinde ıstırapları dindirmek, tedavisi mümkün olmadığı kesin bir şekilde anlaşılan hastanın tedavisinden uzak durma sanatıdır. Der. Tedavisi imkansız bir hastaya yardım ve özen gösterilmesini ilk defa er-razi savunuyor, ve doktorun görevini şöyle belirtiyordu: Bir doktor, hastalarını daha iyi olacaklarına inandırmalı ve ona şifa ümidi vermelidir. Eğer netice alınamayacağından emin değilse, ruhun yaratıcı kudretine vücudun kulak vermesi gibi, doktor da henüz ölüm gerçekleşmeden hastanın cesaretini arttırmalı, ona yaşama kudretini telkin etmelidir. Razi nin bu görüşünü Kaiserberg li Geyler ahlaksızca bir teşebbüs olarak ifade etmiştir. Razi gibi bir diğer Türk İslâm doktoru İbni Sina: Hastadan ümidini kesen ve artık hiçbir ümidi kalmayan doktor, asla bu durumu açıklamaya yetkili değildir. demiştir. Razi nin tıp ve kimyadan başka Uzay Boşluğu adında bir risalesi ve Mıknatısın Demiri Çekme Sebebi isimli bir kitabı vardı. O dünyanın iki mihver etrafında döndüğünü, Güneşin Dünyadan büyük, Ayınsa Dünyadan küçük olduğunu ispat etmek üzere Dünyanın Şekline Dair, Derinliğin kritiği içinde kainatın müdürleri beş ilahi varlığı kabul ettiği, İslâmiyet in karşısında delalete sapanları da gösterdiği İlahi İlim adlı eserleri mevcuttur. Er-Razi bütün bu yaptıklarına karşın, önce Horasan Valisi Mansur İbni İshak ın kırbaç darbeleriyle gözlerini kaybetmiş, daha sonrada 925 yılında tam anlamıyla sefalet içinde hayata gözlerini yumuştur. O kendi döneminin çok üstünde bir doktor ve bütün çağların insanlık modeli için örnek gösterebileceği bir abide idi. İslâm tıbbının özelliği ve başarısını meydana getiren her şey, er-razi nin güçlü doktor şahsiyetinden kaynaklanmaktadır. O mesleki sorumluluk duygusuyla bir doktor, çaresizlerin yardımcısı, öğretmen, iyi yetişmiş bir doktorlar jenerasyonun hocası, kendinden öncekilerinin bütün bilgilerini toplayıp, üzerinde işleyen ansiklobedist, temkinli bir klinikçi, fikir adamı ve gözlemci, bağımsız görüşlü bir kimya araştırıcısı, deneyimci, nihayet kendi dönemine kadar gelen tıbba ait bütün bilim malzemesini düzenleyip ortaya koyan bir sistematikçidir. Er-Razi ile şahlanan İslâm tıbbı, ondan sonrada ilerlemesine baş döndürücü bir hızla devam etmiştir. Dünya tıp literatürüne bir çok yeni buluşlar hediye eden ve ortaçağın karanlık döneminde, âdeta bir güneş gibi parlayan 300 den fazla büyük Müslüman tıp alimlerinden, bugün Avrupa yalnızca birkaçından bahsetmektedir. Bunun da çeşitli sebepleri vardır. Çünkü Müslüman tıp alimlerinin buluşlarından bir çoğunu,

12 12 Avrupalı doktorlar kendilerine mal etmişlerdir. Bu bilgilere, ciddi olarak ele alınan yeni araştırmalar sonucunda ulaşılabilmekte ve eserlerin gerçek müellifleri belirlenebilmektedir. Ancak bilim tarihinde meydana gelen yeni gelişmeler ve sonuçlar, bu gün bir çok icat ve buluşların gerçek müelliflerinin, şu an bilinen isimler olamayabileceği sonucunu doğurmaktadır. Öyle ki İslâm bilim adamlarına ait bir çok buluş ve icada, bazı Batılı araştırmacılar, kendi isimlerini müellif olarak vermek suretiyle, âdeta bir eser yağmacılığı yaptıkları görülmektedir. Bu yağmadan kurtulamayan isimlerden biride İbni-Nefis tir. İbni-Nefis in bir çok çalışması, daha sonra başkaları tarafından sahiplenilmiştir yılına kadar, dünya tıbbı küçük kan dolaşımının kaşifini, İspanyol, Michael Servet (Miguel Servades) olarak biliyordu. Ancak bu tarihten sora ortaya çıkan belgeler, küçük kan dolaşımının kaşifinin, İbni-Nefis olduğunu, Servet in ise bu nazariyeyi kendine mal ettiğini gösteriyordu. Vena pulmonalislerle arteria pulmonalisler arasında, akciğerlerdeki dolaşımı tamamlayan ilişkileri ilk defa İbni-Nefis bulmasına rağmen, Batılı tabip Colombo, bunu ilk defa kendisinin bulduğunu ileri sürmekten sakınca görmemiştir. Ali İbni Abbas ın el-kitab ül-meliki ni, Kartacalı Konstantin Liber Pantegni adıyla kendine mal etmiş, ancak işin gerçeği yine bir batılı olan Stephan tarafından ortaya çıkarılmıştır. Biz ancak gözlerimizin gördüğüne inanabiliyoruz diyen, Bağdatlı doktor Abdüllatif, alt çene kemiğinin ve kuyruk sokumunun tek parça olduğunu keşfetti. İbni Abbas ise doğumun, çocuğun kendi hareketleriyle değil, rahmin takallüsü ve çocuğu dışarı atmak suretiyle meydana geldiğini ilk o keşfetti. Ayrıca rahim çıbanları, kollunyumları ve alt karın kanseri hakkında yazılar yazdı. Batının Avicenna olarak tanıdığı Büyük Türk İslâm hekimi İbni Sina, enfeksiyoner beyin iltihabını, diğer akut enfeksiyonlardan ayırdı. Bu güne kadar kimsenin daha iyisini yapamadığı bir mükemmellikte ve açık bir şekilde, menenjit, ikincil iltihap ve menenjizmin ayrı ayrı teşhisini yaptı. Plörezi, pnömoni ve interkostal nevralji karaciğer apsesesiyle peritonitini, bağırsak ve böbrek koliklerinin semptomlarını ayırdı. Yüz felcinin merkezini ve bölgesel sebeplerini belirtti. Şarbonu ilk defa tam olarak o açıkladı. Batı tıbbının, iltihabı suni bir şekilde arttırılması gerektiğine dair, Hipokrat tan beri gelmiş inancına, İbni Sina karşı çıkmış ve cerahatsiz yara tedavisini ortaya koymuştur. İbni Sina kuvvetli şarap ve sıcak sargılarla cerahati durduruyordu. Kuvvetli eski şarabın, penisilinle aynı değerde sterilize edici bir etkisi olduğu, ancak Fransız Mosquelier tarafından 1959 yılında bulunup kabul edilmiştir. Ayrıca damar içi şırıngası ile buz torbası İbni Sina ya ait icatlardır. İbni Sina, ilaçla tedavi araçlarının, ruhi tedavi araçlarıyla desteklenmesi gerektiğini, bunların, bedenin fiziksel gücünü tamamlayacağını belirtiyor ve ruhi tedavi hususunda şunları belirtiyordu: Biz en iyi ve en başarılı tedavinin, hastanın zihni ve ruhi kuvvetlerini takviye eden, cesaretini ve mücâdeleci gücünü artıran, çevresini güzel ve hoşa gider tarzda düzenleyip, müzik dinleten, onu sevdiği kimselerle bir araya getiren tedavi olduğunu, düşünmeye mecburuz. 20 asrın en önemli tıbbi buluşlarından biri olarak gösterilen antibiyotiği, Araplar daha İslâmiyet i kabul etmeden önce, iltabi yaraları iyileştirmede kullanıyorlardı. Penisilin ve aspergelius un küf maddesini, Araplar yük eşeklerinin koşumlarıyla, mandalardan temin ediyorlar ve bunu işleyerek, iltabi yaraların tedavisinde kullanıyorlardı. Boğaz iltihaplarının tedavisinde ise küflü ekmeğin yeşilimsi tozunu hastanın boğazına üflüyorlardı. Et-Tabari uyuz hastalığını meydana getiren paraziti buldu. İbni-Zühr de uyuz hastalığının tedavi yollarını belirledi. Ayrıca İbni-Zühr kan ve suni yollarla beslenme sistemini geliştirdi, mide kanserini buldu. İbni-Rüşd ise çiçek gibi enfeksiyonel hastalıklara yakalanan insanların bir daha bu hastalıklara yakalanmadığını, bu hastalıklara karşı bağışıklık kazandığını belirtti. 20. asırda yaşamış, Stuttgrat lı jinekolog Walcher den itibaren, Walcher durumu denilen doğuma yardımcı usulle, ceninin ters doğumuna müdahaleyi ilk belirten Ebul-Kasım dır. Yine doğuma yardımda özel bir yeri olan kolpeurynter âletinin mucidi de kendisidir yılında ilk defa Fransız cerrah Pare nin uyguladığı sanılan, büyük damarların bağlanmasını da, yaklaşık 500 yıl önce ilk kez Ebul-Kasım gerçekleştirmiştir. 20. asırda Alman cerrahı Freidrich Trendelenberg in ismiyle anılan, ameliyat dikişleri ve bütün cerrahi müdahaleler de, hastanın yatakta, şuurunun yüksek tutulması olarak bilinen trendelenburg durumunu ilk defa Ebul-Kasım tavsiye etmiştir. Ancak bu gün Ebul Kasım ismi pek hatırlanmamaktadır. Dünya göz tıbbı tamamen Müslümanların icat ve buluşlarına dayanır. Göz tıbbına ait ilk esri yazan Ali İbn in kitabı ile Musullu Ammarın eserleri 18. asra kadar Batıda göz tıbbının temeli olmuştur. Orta çağın Avrupa sını, en çok çaresiz bırakan şeylerden biriside, hiç şüphesiz salgın hastalıklardı. Bu salgın hastalıklardan en yaygın olanlardan birisi cüzzam, bir diğeri ise vebaydı. İslâm dünyası bu hastalıkların sebeplerini tamamen bilimsel yöntemlerle inceleyip çözümler üretirken, Avrupa da ise bu hastalıkların çoğu zaman sapkınlıklarından dolayı insanları cezalandırmak için tanrı tarafından gönderdiğine inanılırdı. İslâm dünyası cüzzamı salgın bir hastalık olarak ele almışlar, cüzzama karşı çok başarılı bir mücâdele vermişler, büyük İslâm Hekimlerinden ibni Cessar, cüzzamın sebebi ve tedavisine ait bir eser yazmıştır. Müslümanlar, cüzamlıları tıbbi şekilde yönetilen ayrı hastanelere gönderilir, onları insan ve hasta olarak tedavi ederlerdi. Batı ise cüzamlıları toplumdan dışlıyorlar, onları bazen kimsenin uğramayacağı bir adaya bazen bir hücreye

13 13 kilitleniyor dolayısıyla ölüme terk ediliyordu. Fransa da cüzamlıların elinde kilise üyeliği alınmadan önce, sözde bir lütuf olarak arzusu soruluyor ve arkasında insani varlığını terk için canlı hasta, bir cenaze ayini ile mezarlıktaki bir çukura konulup, rahip tarafından üzerine üç defa toprak atıldıktan sonra, insanlardan uzak, sapa bir yerde inşa edilmiş olan yere terk edilerek hayattan uzaklaştırılıyordu. Bir diğer salgın hastalık olan veba 14. asrın Avrupa sında çok büyük yaralar bırakmıştı. Ancak bu hastalığı sebepleri hiçbir mantıklı gerekçeyle açıklanmıyor ve çözüm üretilemiyordu. Avrupalılara göre cüzzamın akıl almayacak türden sebepleri vardı yılında meydana gelen veba salgınının raporunu hazırlayan bir profesör vebanın yayılmasının sebebini hastanın bakışlarına bağlıyor, hastayı tedavi etmeden önce hastanın gözlerini bağlatıyordu, İsviçre ve Fransa da vebanın sebebi Yahudilere bağlanmış ve akıl almaz bir şekilde Yahudiler yakılarak öldürülmüştü. Narbonne de İngilizler hastalığın sebebi ilan ediliyor ve İngilizlerin bedenlerini paramparça ediyorlardı. Megenberg li Kunrat vebayı depremden sonra yerin altından çıkan gazlara bağlıyordu, bir başka Avrupalı, gök cisimlerinin konumuna ve tanrının gazabına bağlıyordu. Bununla birlikte Batı, vebayı muska ve sihirle tedavi etmeye çalışıyordu. Buna mukabil Müslümanlar, vebanın temas yoluyla bulaştığını belirtmektedirler. Bu konuda İbni Hatib, kaleme aldığı çalışmasında, hastalığı epidemiye, hastaya veya hastanın eşyalarıyla gerçekleştirilen temasa bağlamıştır. Avrupa da, veba hastalığından etkili bir şekilde korunmanın yollarını ilk kavrayanlar, Müslümanlarla ticari ilişkilerini devam ettiren Venediklilerdir. Venedikliler, Doğu ile temasları sonucu öğrendiklerini bir araya getirdiler. İslâm örneğine uygun şekilde kurdukları sağlık servislerine Müslüman doktorlar getirdiler. Müslümanların dağarcığında bulunan geniş tecrübeler batının hizmetine geçmeye başladı. Müslümanların bir çok şeyin İslâm menşeili olduğunu Batı kabul etmemiştir. Aksine günümüzde birçok Müslüman icadı, günümüzde İngiliz, Alman, Fransız veya Yunan malı sayılmaktadır. Buna karşılık İslâm coğrafyasında ki kütüphaneler, hatta Batının kendi arşivleri bile, Batının kendi bilim ve medeniyet tarihine mal ettiği bir çok esrin müellifinin, İslâm olduğunu haykırır. İslâm medeniyeti, bilime hizmet etmek için âdeta nefes bile alamadan çalışmış, gelişebilmek için hep kendini hırpalamıştır. Kendinden sonra gelenler için, yığınlarla kitap ve doküman bırakmışlardır. Er-Razi nin El Mansuri ve emsalsiz kitabı El Havi zamanın bütün tıp bilgisini içinde toplamıştır. Ali İbni Abbas, El-Havi ve El- Mansur dan yola çıkarak meydana getirdiği eser olan Sultani kitap ı (Al-Kitab ul-meliki) sağlığın korunması ve hastalıkların tedavileri ile ilgili, her uzman doktorun bilmesi gereken, bütün mevzuların belirtildiği bir kitaptır. İbni Batuta, iklim, gıda, heyecan, karakter, sükunet ve uyku ile uykusuzluğun, faydalı ve zararlı etkilerini ele alan ve bu zararların giderilmesine dair ilaçlar belirttiği sinoptik cetveli yazmıştır. Kurtuba da II. El-Hakem in sarayında yaşayan Ebu l-kasım bir çok şahsi tecrübelerini de değerlendirdiği Et-Tasrif i yazmıştır. Enüdülüs lü bir diğer tıp alimi İbni-Zühr ise Et-Tesir i yazmış ve bunu talebesi ibni Rüşd e ithaf etmiştir. İbni Rüşd ise üstadına ithaf ettiği Külliyat Fi t-tıp ı kaleme almıştır. Doğuda ve Batıda asırlar boyunca, tıp tarihinde bir benzerine rastlanmayacak derecede muazzam bir etki meydana getiren kanun u ile İbni Sina doktorların şahı unvanını almıştır.ibni Sina nın Kanu nu, yedi yüz yıl boyunca Batının en önemli tıp kitabı olmuş, İbni Sina da en önemli hocası olmuştur. Bu gün Paris tıp fakültesinin konferans salonunun duvarında er-razi ile birlikte yan yana resimleri asılıdır. Avrupa tıbbının, Yunan ve Roma medeniyetinden ilham alarak geliştiği, her ne kadar iddia edilse de, aslında Avrupa tıbbı, İslâm tıbbından temel almıştır. Avrupa da tıptan bahsetmenin pek mümkün olmadığı bir dönemde, bir Latin, bir Yunan, bir Yahudi ve bir Müslüman dan oluşan dört kişilik bir gurup tarafından, Salermo da bir tıp okulu kurudu.bu okul Roma veya Yunan medeniyetlerinin kaynaklarıyla beslenmemiştir. Salermo Tıp Okulu tamamen bir İslâm mirasıdır. Parlak İslâm tıbbını yakalayan Avrupa da ki tek merkez olan bu okul, Avrupa da tıbbın gelişme merkezini oluşturdu. Gençlik yıllarında İbni Rıdvan, İbni Butlan ve bir çok Müslüman doktor ve bilim adamının derslerine katılan, daha sonrada Salermo ya gelerek, Salermo tıp okulunda çalışmalar yapan Kartacalı Kostantin, bu okulu İslâmi bilim kitaplarıyla donattı. Onun Batı dünyasına en büyük etkisi, kendi ismiyle yayınladığı, fakat daha sonra kendisine ait olmadıkları anlaşılan Liber Pantegni (Stephan tarafından bu esrin Ali İbni Abbas ın El-Kitab ül Melikisi olduğu ortaya çıkarılır) isimli eser, Viaticum (Demetrius tarafından, bu eser İbn ul Cessar ın Fakirler İçin Seyahat Rehberi ve İsaak Judaeus a ait Perhiz, İdrar ve Sıtma ya dair eserlerinin tercümesi olduğu ortaya çıkarılmıştır ) adlı kitaplar ile Er-Razi den iktisap ettiği kimyası ve Ali İbni Abbas ın cerrahisidir.kostantin in kendisine mal ettiği bir başka İslâm eseri ise Hunneyn in göz tıbbına dair, Oculis adlı eserdir. Hunneyn İbni İshak ve Hubeyş in Hipokrat ve Galen in Arapça tercümelerini de beraberinde getiren Kostantin bu eserlerin birkaç nüshası Salermoda bulunduğu için bunları maskeleyemedi. Salermo da henüz bilinmeyen Müslüman bilim adamlarının isimlerini ortadan kaldıran ve bu eserleri kendine mal eden Kostantin e Batılı bilim adamları çok sert tepkiler sergilemiş, fakat; İslâm eserlerini Latince ye çevirdiği ve Batı tıbbını, ölüm uykusundan uyandıran ilk çalışmaları yaptığı içinde şükran duymuşlardır. Avrupa tıbbının ilerlemesine olumlu yönden etki yapan bir diğer isim de, Burgonili Hugo dur. Hugo Filistin de İtalyan Haçlıları arasında doktorluk yaparken, İslâm tıbbını tanımış ve onu yakından inceleme

14 14 fırsatı bulmuştur. Orada Müslümanlardan, cerahatsiz yara tedavi etmeyi, haşhaş, banotu ve adam otu içirilmiş süngerle narkozu, ve kırıklarda hasta tedavisini öğrenir. Kostantinden sonra İslâm eserlerini tercüme etme işlemi oldukça hızlanır. Tıptan uzun süre mahrum kalmış Avrupa, İslâm tıbbını incelemeleri ve İslâm eserlerini tercüme etmeleriyle, İslâm güneşinden aydınlanmaya başlarlar. Emevi Halifesi el-velid in ilk İslâm hastanesini kurması ve oraya doktorlar tayin etmesinden sekiz yüz sene sonra, Batıda ilk defa 1500 yılında Strasburger Hastanesi bir memur doktora sahip olur; bunu 1517 de Leipzig Hastanesi, 1536 da Paris te Hotel-Dieu takip eder. Avrupa nın tıpla bu denli uzuca bir süre ayrı kalmasında en büyük etken kilisenin tutumuydu. Kilisenin gözünde doktorlar,tacizci, sapık ve en büyük iğfalkar durumdaydı yılında, papazlar meclisinin aldığı bir kararla, tıp okulları kapatılmış, doktorluk mesleği yasaklanarak, doktorlar tasfiye edilmişti. Bu inancın kırılması oldukça zor olmuştur. Tecrübi tıbbın ilk öncüleri üzerinde Müslümanlarla Yunanlıların etkisini Paviç Üniversitesi profesörlerinden Ferrari Da Grada şöyle tespit etmiştir : İbn-i Sina nın etkisi 3 binin üstünde el-razi ile Galen nin etkisi Hipokrat ın etkisi ise 150 dir yılına kadar Galen nin iki ciltlik eseri bir defa basılmasına karşın Kanun 16 defa basılmıştır. Daha sonraki asırlarda bu baskılar hızla devam etmiştir. Bu sebeple dünya tıp tarihinde en fazla okunan kitap İbn-i Sina nın Kanun udur. Şerhlerin baskısı ise sayısızdır. El-Razi nin el-havi si arasında 5 defa basılmış, Çiçek ve kızamığa dair isimli eseri arasında 40 defa basılmıştır. İbn-i Cezelle ve İbn-i Bultan nın sinoptik cetvelleri birçok defa Latince ye çevrildi. İslâm medeniyeti yalnız manevi kültür ve ilmin geliştiği bir memleket değildir. İslâm ülkeleri dünya ticaretinin de merkezi idi. Bu konumundan dolayı İslâm medeniyeti her türlü bitkileri tanıyabiliyor, onların üzerinde şifa kazanmak için ilaç üretme çabasına giriyorlardı. Böylece henüz bilinmeyen kahve, kafur,arke cevizi, kudret helvası, Arap sakızı ve Hindistan cevizi gibi birçok ilaç maddeleri önce İslâm ilaç hazinesine kazandırılır sonra batıya ihraç edilir. O zamana kadar ilgilenilmemiş birçok bitki tıbbi ilaç yapımında ve başka alanlarda hammadde olarak değiştirilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Müslüman doktorlar ilk defa kahveyi kalp ilacı olarak ve toz halinde bademcik, dizanteri ve ağır yaralara : kafuru ise kalp uyarısına karşı kullandılar. İbn-i Sina Kanun unda 780 ilaç belirtmiştir. İbn-i Sina Galen nin komplike ilaç terkipleri yerine birkaç misli daha basit ve zararsızlarını imal etti. İslâm tıp tarihinin en büyük botanikçisi ibn-ül Baytar hayvani ve madeni hariç 1400 den fazla bitkisel ilacın isim, oluşum, madde ve reçeteleriyle kullanış tarzlarını tespit ettiği devrinin bütün farmakolojik malzemesini kapsayan eserini meydana getirdi. Maddenin eritilmesi sonucunda, değersiz maddeleri, değerli maddelere çevirme hayalleri ile oluşmuş bir meşguliyet alanı olan simyaya İslâm dünyasının bilim adamları şiddetle karşı çıkıyor, simya ile uğraşanların birer hilekar ve düzenbaz olduklarını dile getiriyordu. Ancak kimyaya karşı çok duyarlı ilgileri ve sempatileri vardı. İngiliz tarihçisi Custom bu konuda : Müslümanlar tecrübi kimyayı, modern, organik ve anorganik kimyanın keşifleri için lüzumlu bulunan seviyeye yükselttiler der. 9.yy da Cabir bilinen basit eritilmiş yöntemlerin yerine kendi ürettiği nitrik asit, sülfürik asit ve altın eritme suyunun yardımıyla eritme metodunu geliştirdi. Cabir in takipçileri bu işlemleri daha da geliştirerek oksit, amonyak, gümüş nitrat, şap, göz taşı, kireçli potas, yakıcı potas ve birçok diğer maddeleri elde ettiler. Cabir in takipçileri havanın tükenmesi ile ateşin söneceğini ilk kez fark ettiler. Kimyasal uygulama esaslarını geliştirdiler. İslâm kimyagerleri cam üretimi faaliyetlerine hizmet ettiler. Haleb in cam ürünlerini değerli ihraç ürünleri arasında yerini aldı. Boynuzlu imbik ve deney küpleriyle cam borular laboratuarlara girdi. Bunların üst ve alt kısımlarının adları Avrupa dillerinde hâlâ alanbik ve alauel olarak Arapça şekillerini korumaktadır. Müslüman kimyagerlerin kullandığı terimler yalnız kimyagerlerin değil dünyadaki bütün ev hanımlarının kullandığı kelimeler arasında yer almıştır. Soda, talkum, boraks, alkol bunlardan birkaçıdır. Kimyayı bilinçli olarak tıpta kullanan el-razi dir. Bu bilince Batı Paracelss zamanında ulaşılabildi. Razi nin geliştirdiği ilaçlardan birisi Fransa da Blane Rhasis(Razi) ismini aldı. El-Razi kötü tadı olan ilaçları hastalara içirebilmek için özel tatlandırıcı kullandı. İbn-i Sina altın ve gümüş yaldızlı haplar yaptı. Müslümanlar pomant, plaster, pansuman, sargı bezi ve pudraları da dünyaya sundular. Düzenlenen ilacın üretimi özel bilgi ve özelliklerini belirtirlerdi ve ilacı tan etkine ait sorumluluklarını üzerine alırlardı. İlaçların hazırlanması ile reçete safhasını ayırdılar. Müslümanlar ilk resmi eczanelerini 780 yılında kurdular. Hastaneleri tam bir eczane haline getirdiler. Sahra hastaneleri ile beraber taşınan sahra eczanelerini inşa ettiler. 9.asırda el-me mun devrinden itibaren eczaneler resmi kontrole tabi idiler. Eczacılar belirli sınavlardan sonra mesleğe katılabiliyorlardı. Bunun yanında sağlık zabıtaları bütün kamu sağlığı ile ilgili noktaları denetlerdi. Batı, İslâm sağlık teşkilatını doğrudan doğruya kendine örnek aldı. Papa tarafından Ruh ül Kudüs tarikatının hastaneler tesisine memur olması sayesinde ilk başarılı adım gerçekleştirilmiştir. İslâm eczacılığının tam olarak kabul edenler arasında Sicilya vardı. Sicilya ya bir örf ve adet hukuku şeklinde yerleşen bir İslâm teşkilatı ve mevzuatı yerleşmiştir. 2. Roger in çıkardığı bir kanunla doktorları sınava tabi tutuyor, mevcut kaideyi onaylıyordu. Salermo Mektebi, doktorların imtihana tabi tutulmasına dair Roger talimatı nın bazı kısımlarını aynen almış ve yeni bir mevzuat oluşturmuş, tıp okullarını 8 yıla çıkarmıştır. Bu

15 15 dönemde İslâm devletinde olduğu gibi Sicilya da da doktor ile eczacını görevi ayrılmıştır. Kayzer Fredrick İslâm halifesi ve sultanları gibi, halkın genel sağlığını koruma vazifesini şuurlu bir şekilde anlayan, doktorluğu kabul eden eczacıların ehliyetli olmasını belirten ve eczaneleri kontrol altına alan bir nizamname çıkarmıştır. Bu tertip ve nizamname uzun yıllar batıda nizamnamelerin temelini oluşturdu. İslâm farmakolojisinin çok kuvvetli etkisi altında yazılan Simeon, Seth ve Nicolaus Myrepsos un eserleri batı eczanesinin bilgisine katılınca, İslâm medeniyeti batıda ilaç yapımında tamamen baş etken hale geldi. Müslümanların batı farmakolojisi üzerindeki direkt etkisi, hümanizm ve Rönesans ı da aşarak 19.yüzyıl içlerine kadar devam etti. İbn ül Baytar ın farmakolojisi 1758 de yeniden yazıldı. İbn ül Baytar İslâmlın en büyük botanikçisi idi. İbn ül Baytar eserinde bu kitabı ne için yazdığını ve hareket tarzının ne olduğunu kitabın giriş bölümünde belirtir. İbn ül Baytar bu eserde, ilaçların etkisini ve yan etkisini gözden geçirir, verdiği her bilginin müellifine atıflar yapar. Eski ve modern doktorlar ile kendi bilgilerini ve kişisel gözlemlerinin sonuçlarından yalnız doğrulukları kesinleşmiş olanlarını alır. Gereksiz tekrarlardan kaçınır. Öğrenciye kolaylık sağlamak amacıyla, konuları alfabetik sıraya göre tespit eder. O zamana kadar yanlışlıkları ispatlanmış ilaçları belirtmiştir. Telâffuzu güç olan ilaç isimlerini kolay telâffuz edilir hale getirmiştir. Bu tarihten sonra konu ile ilgili yazılı belge ve kitaplarla olan bağlar yani literatür ilişkileri kopar. Lakin bugün bütün teşkilatı ile her hastane her kimya laboratuarı, her eczane ve ilaç imal edilen her yer İslâm dehasının elle tutulan birer abidesi her şekerlenmiş veya yaldız kaplı hap Müslümanların iki büyük doktorunun ve batının hocalarının gözle görülebilen küçük fakat ebedi birer hatıralarıdır. FİKRİN KILIÇLARI Bilgiyi aramak için yurdunu ve ocağını terk eden, Allah a giden yolun yolcusudur. Buhari Bilgiye talip olanın mürekkebi, din uğrunda şehit düşenlerin kanından daha mübarektir. Hadis 2. asırda İbn ül Nedim in kitaplar katalogu (el-fihirs) adlı eseri on cilt olarak yayınlandı. Bu eser Arap diliyle yayınlanan felsefe, astronomi, matematik, fizik, kimya ve tıbba ait bütün eserlerin isimlerini içermekteydi. Halife 2.el-Hakem öldüğü zaman Kurtuba Kütüphane sinde yarım milyon ciltlik eser bulunmaktaydı. Bu kütüphane İspanyolların işgali esnasında yakıldı. Kahire de 200 memur tarafından korunan Kahire Kütüphanesi nde ise ciltlik kitap bulunmakta idi. Fikri yönden, büyük bir sıçrama ile dikkat çeken İslâm dünyasında, İbn ül- Heysem görme konularını keşfeder. Büyük Türk İslâm bilgini el-biruni, dünyanın, güneş etrafındaki dönüşünü tartışma ortamına taşır ve bunu ispat eder. Buna mukabil Batı, dünyanın sonunun geldiğine inanıyor ve endişeli bir bekleyişe giriyordu. Öyle görülüyor ki bütün Batı uygarlıkları dahil, Hint, İran, Suriye ve Çin medeniyeti, İslâm ın yükselmiş olduğu gelişmeye ulaşamamıştı. İslâm medeniyeti, kültür bakımından dünyaya 800 sene hüküm etmiştir. Bu bakımdan Yunanlılara göre çok daha uzun süre dünya kültürünü geliştirmek için hizmet etmiştir. Böylesine bir gelişme İslâm ın ruhundan kaynaklanmaktadır. Hz. Muhammet in vefat ettiği 632 yılında Arabistan politik ve kültürel bakımdan tamamen İslâm kontrolünde idi. 635 yılında Bizans ordusu mağlup edilmiş, 637 de İran devleti yıkılmış, 638 de Filistin, 642 de Mısır fethedilmişti. 700 lü yıllara doğru İslâm devleti batıda Atlantik e ulaşmıştı. 725 te Rohne Nehri nin yukarı kısmı fethedilmiş, Bordox şehrine yaklaşılmıştı. Avrupa yı bir yandan doğudan, bir yandan batıdan kuşatan İslâm medeniyetinin ilerleyişini ilk defa Karl Mertel Puvatya Savaşı nda durdurdu. Öte yandan Sicilya yı fetheden, daha sora Napoli yi Benevent Kontluğu ile bütün Apulia ve Kalabariya yı ele geçiren, İtalya nın güneyinde oldukça etkili olan Müslümanlar buraya beşeri yönden olumlu manada çok geniş etkide bulundular. Daha önce tarihte eşine ender rastlanan bir hoşgörü ve toleransla yerli halka hükmettiler. Annibal devrinden itibaren Roma devletinin kültürü ölüme mahkum edilmişti. Bu dönemden itibaren yalnızca imparatorluğun gerilemesi engellenmeye çalışılıyordu. Devleti ve eğitimi idare eden kurumlar çöküyordu. Elit kesim ise dini eğitimin dışında bir şeye ilgi duymuyordu. Kültürel çevrede derin bir karanlık hakimdi. Buna mukabil İslâm medeniyeti tazeliğini zekiliğinin ve öğrenme kabiliyetinin etkisi altında İslâm ın temelleriyle Batıyı yeniden canlandırmak için oldukça uzun bir dönem çaba sarf etmiştir. İslâmiyet in ortaya çıkışından 1000 yıl sonra Batı herhangi bir güdüm altında bulunmadan bilim yapmayı öğrenmeye başlayabilmiştir. İlk defa Teodorik in akıllı ve adil idaresi altında, durdurulamaz gibi görünen çöküntü, bir yükselme durumuna çevrildi. Hipokrat ve Galenin eserleri öğretildi. Fizik ve astronomiyle uğraşılmaya başlanıldı. Ancak bu da uzun sürmedi. Bizans tarafından gönderilen Yunan ordusu tarafından bu

16 16 gelişme yok edildi. Ancak kilisenin baskısından kendini kurtarabilmiş Longbardlar, devre uygun, kuvvetli bir ilim yapma gayreti içine girmesi engellenememiştir. Kilise Homer ve Virgil in okunmasını yasaklamış, İncil in okunabilmesi için de Latince tercümesini yaptırmıştı. Bu anlayışa göre; dinin kuralları yerine, tabiat araştırmaları ile bu araştırmaların sonuçlarına yönelme aklın gücünü boşa harcamak, onları kötüye kullanmaktı. Bu Allah a küfretmekten başka bir şey olamazdı. Tertullian bunu açıkça şöyle ifade etmişti : İncil in tebliğinden sonra, tabiatı araştırmaya ilgi göstermek, İsa nın kanaatince bizim görevimiz değildir. M.Ö. 48 yılında Jül Sezar ın muhasarasıyla meşhur Museion Kütüphanesi nin büyük bir kısmı yakılmıştı. Kleopatra Bergama Kütüphanesi sayesinde Roma nın kültürel gelişmesine katkıda bulunabilmişti. 3. Asırda kütüphaneler planlı olarak yakılmaya başlandı. Museion Kütüphanesi bir patrik tarafından kapatılmıştı. Valents Cesereun Kütüphanesi ni kiliseye çevirdi. Kütüphanelerin kapatıldığı, bilgin ve filozofların sihir ve büyücülükle suçlandığı 391 yılında patrik Teofilos, imparator Teodosius dan antik dünyanın son ve en büyük akademisi Serepeion u imha ve değerli kütüphanesini ateşe vermek için izin alır. İnsanlığın bir daha geri getiremeyeceği ve bir daha sahip olamayacağı serepeion ve onun değerli kütüphanesi, büyük bir trajedi içinde yakılarak yok edilmiştir. Bağnaz Hıristiyanlığın, bu çılgın imha hareketleri, bütün hızıyla devam eder. Helenist bilginin birikimleri, bu hareketlerle ortadan kaldırılır. Ogüst ün saray kütüphanesi 600 yılında yakılır. Bu arada matematik öğretimi yasaklanır. Antik yapıların kalıntıları tahrip edilir. Şurası açıktır ki, nerede taassup dini toleransa galip gelirse, daha sonra İslâm dünyasında da olduğu gibi, ilim derhal durur. Doğuda Moğolların, Batıda İspanyolların yüksek fikir tabakalarını ortadan kaldırmalarından sonra kuru taassubun Müslümanların, 622 yılında İskenderiye ye çıktıkları zaman, orada artık uzun zamandan beri büyük ve umumi kütüphaneler kalmamıştı. Müslümanların barbarca imha teşebbüslerine bir misal olmak üzere Büyük İskenderiye kütüphanesini ateşe verdiği şeklinde Başkumandan Amr a 500sene sonra âdeta zevk duyarcasına yapılan suçlamanın defalarca ve son derece itina ile yapılan araştırmalar sonunda tamamen çirkin bir iftiradan ibaret bulunduğu bu gün anlaşılmıştır. Gerçekte bu İskenderiye Fatihi her tarafta şehirleri tahrip ve soyulmasını men eder. Şarkın bu eski bilgi merkezi için Hıristiyanların tamamen yabancısı bulundukları bazı şeyleri icra suretiyle kendi zafer alayında hakiki İslâm toleransının örneğini sunar. Amr fethedilen memleketin halkını daha önceden de mensup oldukları dinlerinin muhafaza ve ibadetlerini serbestçe icra edebilecekleri hususunda teminat verir. İslâm barış antlaşmalarının bir örneğinin içeriği şöyledir: bu anlaşma, bütün hrıstiyan tebaa, rahip, papaz ve rahibelere şamildir. Anlaşma onlara bulunmak istedikleri her yerde emniyet himaye bahşeder. Bu himaye ayrıca onların kilise ikametgah, tavaf ve haç mahallerine, buraları ziyarete gelen Gürcü, Habeş, Yakubi ve Nesturilerle İsa yı tanıyan herkesi kapsar. Hepsi bunu hak kazanmışlardır. Çünkü daha evvel peygamber Hz. Muhammet bizzat mühürlediği bir emir namesinde bize onlara karşı merhametli olmamızı ve onların emniyetlerini temin etmemizi buyurmak suretiyle onlara lütufta bulunmuştur. Bunlar asla boş bir vaat olarak kalmamıştır. Tarihin hiçbir döneminde karşılaşılmayan bu uygulamalar, İslâm ın ruhundan fışkırmaktadır. İslâm a göre imanda zorlama yoktur. Onun için Müslümanlar hakimiyetleri altında ki milletlere ve dinlere karşı sınırsız bir tolerans göstermişlerdir. Bu hadise ise o döneme kadar hiçbir dönemde karşılaşılmış bir şey değildir. 9. Asırda Kudüs Patriğinin, İstanbul Patriğine gönderdiği mektupta: onlar adildirler, bize haksızlık ve her hangi bir zorlayıcılık yapmamışlardır. Demektedir. Böylesine bir eşitlik ve tolerans, başka dinlere bağlı tebaanın, gönüllü olarak, kolayca İslâm ı tercih etmesine zemin hazırlıyordu. Bu toleranslı yaklaşım altında bulunan kavimler, zamanla İslâm kıyafetini ve Arapların dilini öğreniyorlar, çocuklarına İslâm isimleri veriyorlar: böylece Balbek li doktor, Musul lu tacir, Gırnata lı hukukçu olarak âdeta bir milletin insanları oluyorlardı. Müslümanlarda başka dinlere karşı bir önyargı bulunmuyordu. Bundan dolayı başka milletlerin bilim adamları ve düşünürlerinin eserlerini, bir şeyler öğrenmek umudu ile okuyorlardı. Hz. Muhammet ilim için çabalamayı, kadın ve erkek her Müslüman a dini görev olarak vermişti : İlim için çalışan Allah a ibadet eder., Beşikten mezara kadar ilmi ara, ilim tahsili oruç, ilim öğretmek de ibadet değerindedir. İslâm ın peygamberinin ilme bakışını net bir şekilde göstermektedir. Müslümanlar ise bu hadisleri kendilerine düstur olarak almışlardır. İlim Müslümanların yitik malıdır., İlim Çin de bile olsa ara., İlim hangi kaynaktan gelirse gelsin ona uyunuz., İlim kafirin dudakları arasından da olsa alınız. Derken, Peygamber aynı zamanda Müslümanların gözlerini devlet hudutlarının ötesine çevirmesini istemiştir. Buna mukabil Havari Paulus Tanrı hikmeti aptallığından mı dünyaya açıklamadı? diyor ve şöyle devam ediyordu: Şu sözler yazılı olarak mevcuttur; Bu alimlerin hikmetlerini boşa çıkarmak ve aklın idrakini reddetmek istiyorum dünyadaki budalaca her şeyi Tanrı, alimleri utandırmak için tertiplemiştir. İki dünya âdeta ateş ve su gibi farklı bir anlayış yapısındaydılar. Bundan dolayı İslâm ile Hıristiyanlık arasında çok derin bir uçurum vardı.

17 17 Hıristiyanların gözünde, ilahi hakikatin yegane kaynağı ilham ve vahiydir. İncil ise bütün kainat için gerekli bilgiyi vermektedir. Dünyanın küre şeklinde olduğunu söyleyenlere karşı kilise öğretmeni Lacatantius: Ekin ve ağaçların, dünyanın diğer tarafında baş aşağı asılı bulunduklarını, insanların başlarına nazaran daha yukarda ayaklara sahip olduklarını belirten bu derece manasız şeylere insanların inanmaları mümkün olur mu? der. Kilise öğretmenlerinden birine göre güneş doğuyla batı arasında devrettiğinden dünya bir tepe şeklindeydi. Böylesi yaklaşımlar ve zorlamalar, insanlığın fikri yönden yükselişini ortadan kaldırmış, tabi olaylar, sihir veya büyü gibi ilim dışı sebeplere bağlanmıştı. İslâmi inançta kul ile yaratan arasında kesinlikle bir aracı bulunamaz. Hıristiyanlıkta ise yaratıcıya ulaşmak isteyen kul, âdeta bir dizi bürokratik engelleri aşmak zorunda kalmaktadırlar. Müslümanlar fethettikleri yerlerde ilkin o ülkelere ait kitapları kazanmak isterlerdi. Harun Reşid Amoria ve Ankara nın fethinden sonra Yunan el yazmalarını ister. El-Me mun ise Bizans Kralı III. Michael i yendikten sonra savaş tazminatı olarak antik filozofların eserlerini ister. Dioskürides in farmakolojisi, Endülüs Hükümdarı III. Abdurrahman a sunuldu. Müslümanlar kitap kazanma konusunda hiçbir masraftan kaçınmadılar. Yunanistan ve Anadolu ile Helen lerin, imha ve yağmalardan kurtulan eserlerini büyük meblağlar karşılığında satın aldılar. Bu arayışlar sonucunda kaybolmaya yüz tutmuş bir çok eseri dünya medeniyetinin gelişimine sundular. O dönemlerin iktisadi, sosyal ve fikri seviyesi 9. ve 13. Asırlarda kişinin sahip bulunduğu eserlerle ölçülüyordu. Halife Harun Reşit Bağdat ta Beyt ül-hikme isimli dev kütüphaneyi yaptırdı. Bugün Yunan, Helen ve daha bir çok medeniyetin tarihi vesikalarına sahip olabilmemiz azami gayretli çalışmaların ürünüdür. Bu kurtarılan eserler, Müslümanlar tarafından tercüme edilmiş ve Müslümanlar bu kaynaklardan faydalanmışlardır. El-Me mun bir tercüme akademisi kurar. Şakir b. Musa nın oğulları bütün servetlerine tercüme faaliyetlerini harcamışlardır. Hunneyn İbin-i İshat ise antik devre ait kitaplar bulmak için Suriye, Filistin ve Mısır ı kullanmış, olağanüstü bir azim ve güçle, bir çok eseri Arapça ya çevirmiştir. Müslümanlar olmasaydı hiçbir antik eser bugün olmayacaktı. İnsanlık, Heron, Philo ve Menelaos un matematiğini, Batlamyus un optiğine, Öklit in muvazeneye sini Arşimed in su saatleri ile yüzen cisimlere ait eserlerini tanıyamayacaktı. 10. asırda Batı Manastırları, ender olarak sahip bulundukları birkaç düzine kitabı, zincirlere bağlamaya çalışırken Irak ın Necef gibi küçük bir şehrinde ciltlik bir kütüphane bulunmaktaydı. Rey şehir kütüphanesinin kitap sayısını tespit içinse 10 büyük kataloga ihtiyaç vardı. Her caminin, her hastanenin büyük kitaplıkları ve kütüphaneleri vardı. Kahire deki Fatımi kütüphanesinde ciltlik kitap bulunuyordu. Halife Abdülaziz in oğlu tarafından bu kütüphanenin yanına yaptırdığı 18 salonlu ikinci muazzam kütüphanenin kitapları buna dahil değildi. 963 yılında vezir olan al-mallebi nin ciltlik bir koleksiyonu vardı. İbn-i Abbad ın ise ciltlik kitabı vardı. Bir hakimin ise ciltlik koleksiyonu vardı. Kitap okumak ve tercümelere sahip olmak herkes için yüksek bir sevinç sebebi idi. Vezirler beraberinde 30 deve yükü kitap olamadan seyahate çıkmazlardı. Ölen bir alimin evinde bütün ilim dallarına ait çeşitli kitaplarla dolu her biri birkaç insan tarafından güçlükle taşınabilen 600 sandık dışarı çıkarıldığı duyulunca kimse yadırgamazdı. Müslümanlarda kitap sevgisi yalnızca alimlere ait değildi. Büyük devlet adamlarından kömürcüye kadar, öğrenim gören her şahıs, kitapçının devamlı müşterisi idi. Nadir ve değerli kitaplardan oluşan bir koleksiyona sahip bulunmayan bir kimseyi zengin saymak yakışık almazdı. İslâm dünyasının, entelektüellerinin fazlalığı yayıncılıkta yüksek bir ekonomik faaliyeti ortaya çıkarıyordu. Yalnız Bağdat taki Nizamiye Medresesi Kütüphanesi nin yıllık bütçesine, yeni bir kitap ve yazmalar için ek olarak altın frank tutarında bütçe ayrılırdı. Kitaplara karşı Müslümanların gösterdikleri bu ilgi sayesinde yüz binlerce insan iş ve ekmek kazanıyorlardı. Bu yönelim, yanında kağıtçılıktaki ilerlemeyi de beraberinde getirmiş ve birçok İslâm merkezinde kağıt fabrikası açılmıştır. Ayrıca bu faaliyetler mürekkep ve yapıştırıcı imalatını da tetiklemiştir. Onun için eczacılık gibi kitapçılık da İslâm icadıdır. Bağdat ta, Basra kapısında yüzden fazla kitapçı bulunan çarşı oluşturulmuştu. Bilginler isim ve sırasında bizzat yer alan Bağdat kitapçılarından İbn ül-nedim, o tarihe kadar Arapça yayınlanan bütün tercüme ve orijinal eserlerin yazarlarına ait biyografileri belirten ilimler katalogu (el- Fihris) adlı eseri piyasaya sunmuştur. Her hangi bir İslâm Ülkesinde bulunan kitaplar, o devletin milli serveti sayılırdı. Iraklı bir kitapçı, Mısırlı hekim Efrayim den ciltlik kitap satın alacağı, Mısır veziri el-afdal ın kulağına gidince vezir bu olaydan hoşnut olmaz ve Mısır da bulunanın Mısır da kalması gerektiği belirtilerek bu kitaplar satılmaz. Doktorun Iraklı ile anlaştığı fiyatı vezir kendi cebinden doktora vermiştir. İslâm dünyasındaki bu geniş okuma aşkına karşın Batıda Asırda halkın en az %95 i okuma yazma bilmiyordu yılında St. Galen Manastırı nın Meclisi nde hiçbir papaz okuma yazma bilmezken İslâm dünyasındaki köy ve şehirlerinde 6-11 yaş arasındaki Müslüman kız ve erkek çocukları okullarda düzenli olarak yazı yazıyor ve kitap okuyordu. Her türlü ilimi öğrenmek ve Kur ân-ı Kerim i okuyabilmek Müslüman ın temel vazifesiyken, Hıristiyanlığın mukaddes kitabına yalnızca ruhban sınıfı yaklaşabiliyordu. İslâm ülkesinde eğitim devletin elindeydi. Devlet, okullara resmi öğretmenler atar, fakir çocuklara ücretsiz eğitim verilirdi. Gezici öğretmenler en ücra yerlere bile eğitim götürürdü. Halife II. el-hakem zamanında

18 18 Kurtuba daki 80 resmi okulun yanında, fakir çocuklar için 27 okul tesis etmiştir. İslâm okullarında yükselmek isteyen genç, Kur ân, Hadis, gramer, filoloji, retorik, edebiyat, tarih, coğrafya, mantık, matematik ve astronomi öğrenirdi. Fakir öğrenciler devlet tarafından okutulurdu. Belirli bir öğrenime devamın, bizzat öğrenmek istemenin diğer bir yolu da camilerdir. İslâm dünyasında camiler sadece ibadet yeri değildirler. Peygamberin sözlerine göre, kör taassubun çok üstünde taht kuran ilim, camilerin de kıymetli malıdır. Camilerde yükselen sütunların tabanlarına oturan profesörler, etraflarına dizilen dinleyicilerine, kapıları herkese açık bir şekilde ders verirlerdi. Kadın veya erkek, kim olursa olsun herkes bu derslere iştirak edebilir, hocalara sorular yönetebilir ve hocalarının sözlerini keserek, itiraz edebilirlerdi. Bu usul öğretmenlerin sürekli hazırlıklı olmalarını sağlardı. Buralarda dünyanın herhangi bir yerinde çok tanınmış profesörlerde ders verebilirdi. Tarihçi, coğrafyacı, botanikçi ve Hadis veya eski eser toplayıcıları olarak dünyanın dört bir yanını dolaşan araştırmacılar, gittikleri yerleri ve öğrendikleri bilgileri aktararak, âdeta mecmua görevi yapıyorlardı. Müslümanlar başkalarının sözlerini kendilerinmiş gibi göstermez, müelliflerinin önceden yazılı izinlerini alırlardı. Hiç kimse yazılı bir icazet olmadan hocasının sözünü nakletmezdi. Burada fikri başarıya karşı yüksek bir hürmet vardı. Her yazar, telif hukukundan faydalanırdı. Müellifin ölümünden sonra da fikri servetlerini yalnız mirasçıları kullanabilir; fakat o, bu mirasçıları arasında sadece oğullarını veya oğullarını da ayrı tutarak en iyi talebesini vasiyet edebilirdi. Böylece İslâm yüksekokullarıyla birlikte İslâm telif hukuku Batı üniversitelerine intikal etmiştir. 9.asırda Gerbest devrinden beri gelişen, çoğalan öğrencilerin kendilerine çeken üniversiteleri ile Müslümanlar, dünyası meslek ve ilimlere ait öğretim kurumlarının bir örneğinin Batının gözleri önüne sermişlerdi. Onlar bu konuda Batıya numune oldular. Ancak Müslümanlar, Batıda yalnız takımları değil, şarabı ve ders malzemesini de verdiler. Batı tarihçileri, Müslümanları ancak; Yunan ve Helen Medeniyetinin bir aracısı olarak nitelemekte, Müslümanların ilme ve medeniyete katkılarını görmezlikten gelmektedir. Oysa bunun akside rahatlıkla söylenerek, Yunan ve Helen uygarlığını da, Mısır ve Babil uygarlıklarının aracılarıdır denilebilir. Nasıl Müslümanlar, Yunanlıların doğulu atalarının, batı ise İslâm Medeniyeti ile Antik medeniyetin mirasçıları ise, Tales ve Pisagor Eski Doğu Medeniyeti nin mirasçıları ve bilgilerinin aracılarıdır denilebilir. Müslümanları herhangi bir medeniyetin ölçüleri ile ölçmek haksızlık olur. Yunan tefekkürünün esas eğilimi, eşyanın varlığı ve mevcudiyetini dahiyane bir sezgi içinde tetkik ve inceleme olunca o, daha karmaşık ve zor olan tecrübeden kaçınır. Yunan ilminin yapısı, Yunan tıp, fizik, kimya, zooloji ve botaniği, bu sebeple felsefi olarak değişmeden Yunanlılara mahsus olarak kalır. Müslümanlar ise Yunalılardan aldıkları ilim malzemesini son derece genişletirler. Müslümanlar, tam manası ile tecrübenin bulucuları, tecrübi araştırmanın kurucularıdır. Münferit vakalar, ilk defa Müslümanlarda bütün araştırmaların çıkış noktası olmuştur. Tümevarım metodu ilk defa İslâm dünyasında ilmi bir metot oldu. İslâm ilmi, Batıya nazaran sekiz yüz yıl önce ilmin ilk şartı şüphedir anlayışına sahipti. Roger Bacon, Albertus Mangus, Vitello, Leonardo da Vinci ve Galile de görülen batı tefekkürüne ait ilk hür kanadın metoduna doğrudan doğruya etki eden İslâm tabii ilimlerinin devir açıcı başarıları, bu hür müşahede ve tecrübeye dayanır. Müslümanlar, Yunan mirasının sadece batma ve unutulup yok olmadan kurtarmakla yetinmediler. Onu sistematik bir şekilde düzenledikten sonra Batıya devrettiler. Onlar bu günkü manada cebir, aritmetik, küresel trigonometri, jeoloji ve sosyoloji ile tecrübi kimya ve fiziğin kurucuları oldular. Genellikle intihali bir kenara iten ve diğer müelliflerin üstüne çıkan bütün tecrübi ilimlerdeki sayısız keşif ve buluşların yanında onlar, gelecek nesle belki en değerli hediye olarak, sonun Batı tabiat bilimlerinin muhteşem inkişafına ve tabiata hakimiyetine yol açan kendilerine has tabi araştırma metotlarını verdiler. DOĞU İLE BATININ BİRLEŞTİRİCİLERİ (SİCİLYADA İSLAM MEDENİYETİ) Sicilya yı fetheden Müslümanlar, kurak toprakları sulanır hale getirmiş, memleketlerinden getirdikleri hurma, dişbudak, portakal ve muz ağaçlarıyla, fıstık, pamuk ve şeker kamışı üretimi ile sefalet içinde yüzen melekti canlandırmışlardır. Sicilya yı saraylar ve camilerle süslemişlerdir. Coğrafyacı İbn-i Hakvel 970 yılında sadece büyük Palermo da 300 cami saydığını söyler. Bu saray ve camilerde birçok şairin ve şarkıların neşeli sesleri yükselir. Filozof, doktor ve tabiat araştırmacıları ile, matematikçiler bilgilerini yayarlardı. Sicilya da alimlerin not ve kitapları beyaz ve zarif kağıtlardan oluşmaktaydı. Norman işgalinden sonra Müslümanların bir kısmı Sicilya dan ayrılmış, bir kısmı ise tanımadığı bir milletle birlikte yaşamanın ne gibi neticeler getireceğini beklemeye başlamışlardı. Sicilya dan ayrılan Müslümanların hasret ve ıstıraplarına dayalı yazdıkları mısralar çok etkileyicidir: Azgın kurtlar gibi şurada burada Geziyorlar, yakılan kül olan ormanlarda Şimdi yalnız felaketler yaşamakta Tarlaları artık kavrulan Sicilya da

19 19 Adanın elden çıkması karşısında şair İbn-i Hamdis, yeni rejim karşısında duyduğu üzüntüyü şöyle belirtir : Benden bir cenneti ayırmaktasın ey deniz öte sahilinde Bilmezdim dert nedir, şimdi o uzak vatanımda *** Ah! Koşup ona gitmeme deniz imkan vermiyor. Bu biricik arzuma yalnız o engel oluyor *** Bütün bu şiddetli hasretine rağmen o, yabancı hakimiyeti altına düşen memleketine dönmek istemez: bir vatan ki, benden olanları kemikleriyle ruhlarını taşır bağrında; düşünürüm daima göz yaşlarıyla, kalmışlar ayaklar altında. Şairin düşündüğü gibi bir kıyım veya asimle çabaları kesinlikle olmadı. Aksine Sicilya yı işgal eden Normanlar, o zamana kadar görmedikleri bir mimari ve güzellikle tanıştılar ve bu güzelliğin mimarlarıyla yakın ilişki içine girdiler. Adeta burada yaşayan Müslümanların öğrencisi oldular. Dolayısıyla işgal ettikleri topraklarda yaşayan milletin kültürüne teslim oldular. Öyle ki Normanlar papalıkla yaptıkları taht anlaşmasını çarçabuk unuttular. İslâm emirlerinin ayak izlerine uydular. Arapça isim vermekten ve onları Allah adına ifade etmekten büyük bir haz duyarlar: Bağışlayıcı ve esirgeyici Allah adına Sessizce dur ve bak *** Normanlar, diğer Avrupa milletlerinden farklı olarak, İslâm a tolerans ve nezaket gösterdiler. Bu da onları diğer Avrupalılardan farklı bir yere koydu. Normanlar, Müslüman tebaaya Batılılara nazaran daha fazla müsamaha gösteriyordu. Ancak burada farklı olan şey mağlupların galiplere uyması değil, galiplerin mağluplara uyması söz konusuydu. Asil sınıfına ait kişiler Müslümanların giyim tarzını taklit ediyor, kadınlar Müslüman kadınlar gibi örtünüyor, moda olarak İslâmi tarzı benimsiyorlardı. Hayat tarzı olarak Müslümanlardan farklı olarak dini ayrımdan başka çok az şey vardı. Hatta kiliseye giderken bile Müslüman geleneğine göre giyinip kuşanmaları gelenek haline gelmişti. Normanlar, kimseyi zorla din değiştirmeye yöneltmemişti. Norman devletine ait Müslüman askerleri Hıristiyanlaştırmaya çalışan bir İngiliz misyonerine, Norman kralı çok öfkelenmişti. Norman kralı II. Roger devlet idaresinde bir çok Müslüman a görev vermiş, ülkesinin sınırlarını koruyabilmek için Müslüman askerlerden bir ordu kurmuştu. Roger deniz kuvvetleri amiralliğine bir Müslüman ı atamıştı. Roger in görev verdiği diğer memurlar da Müslümanların eğitiminden geçmişti. Normanlar, Antakya da eğitim almış, George nin İslâm örneğiyle oluşturduğu deniz filosunu kurdu. O Hıristiyan bir Arap olarak Roger in güvenini hiçbir zaman kötüye kullanmamış, rüşvete iltimasa asla yer vermemiştir. O Roger in en güvendiği insan olmuştur. Roger in ölümü ile Müslümanlar büyük bir mateme girerler. Roger, Batının en zengin hükümdarı olmasını Müslümanlara borçludur. O hem devlet yönetimi, hem de teknolojide İslâm ın bilgi zenginliğinden faydalanmıştır. Roger, ölümünden önce, devrin en değerli coğrafyacısı İdrisi yi davet ederek, Dünya haritasını çizmesini istemiştir. İdrisi, 15 yıl süren çalışması sonucu yaptığı haritaları Palermo ya getirdi. Muhteşem eser 1145 yılında tamamlanır. İslâm ın Batlamyus u meşhur Dünya haritası nı geride bırakan tam 70 harita bırakır. Bu harita iki insan ağırlığında ve iki metre eninde gümüşten bir levhanın üzerine çizilmiştir. İdris-i, atlasına açıklama mahiyetinde coğrafyasını da ekler. Okuyanı, dünyada eğlenceli bir tarzda gezdiren bu eseri, İslâm dünyasında, Kitab-ur-Rudşoni yani Roger in Kitabı ismiyle tanınır. Araştırıcı tipi coğrafyacıları memleketine 24 yıl sonra dönen İbn-i Batuta, Çin den, İspanya ya kadar baştan aşağı dolaşan Bağdat lı el-mesudi temsil eder. El-Battani, İbn-i Yunus, el-biruni ve İdris-i nin çağdaşı Yakup un astronomik coğrafyaları, eski bilgi ve sonuçların üzerine yükselerek büyük gelişmeler kaydına arz ve tul derecelerine göre arzu edilen bir yerin coğrafi konumunu yüksek bir doğrulukla tespit etmişlerdir. İbn-i Sina ve el-biruni, coğrafyanın bir dalını, fiziki coğrafya ve jeolojiyi meydana getirdiler. İbn-i Sina dağların oluşumunu açıklar. Ona göre dağların oluşumu iki sebebe bağlıdır : Dağlar ya şiddetli depremler sonucu, yeryüzünün yüzeyinde kıvrılmalar meydana gelir ve kendisini yeni bir yol bulmak üzere vadileri aşan nehirlerin tesiri ile meydana gelir. Taş tabakalarının da türleri değişiktir. Bazıları yumuşak, bazıları serttir. Aşınma ve dağılmanın ilk sebepleri sular ve rüzgarlardır. İdris in atlası ise üç asır boyunca boşluğu doldurur. İbn-i Sina nın minerallere dair eseri 18.asırın ortalarına kadar Avrupa da jeolojinin temel kaynağı olur. Avrupa, daha uzun süre tecrübe ve görgüye dayanan bir coğrafya bilgisinden uzak kalır. Dünyayı bir küre şeklinde kabul eden, imkan nispetinde özel veya diğer şahısların tecrübeleriyle matematiksel hesaplamalara dayanan İdrisi nin Atlası, nihayet Batıda İncil e göre çizilmiş ortasında Cennet bulunan etrafı kainat deniziyle çevrili bir dünya kursundan ibaret atlasları bir kenara iterek onlarla yer değiştirir. Böylece Batının öğretmeni, hakikatte Batlamyus değil, bilakis İdrisi olur.

20 20 Sicilya kralı İslâm ın etkisi ile, Arap kültürü ve dilini iyice benimsemiştir. Palermo kadınları Arap dili ve İslâmi tarzını zarafet içinde Müslüman kadınları gibi örtünür. Müslüman modasına uygun olarak şık mantolar ve renkli peçelerle süslü, ayaklarına altın yazmalı ayakkabılar, güzel kokular sürerek tam bir debdebe içinde kiliselere giderlerdi. Yıllardır süren, iki medeniyet arasındaki çekişmeyi, Hıristiyan hakimiyetinde bir barış ihtiva etmeyi Sicilya da başarabiliyordu. Bu da Sicilya ya hakim olan Normanların İslâmi hoşgörüyü uygulamalarıyla, mümkün olabilmiştir. Diğer yandan Frederic in İslâm devletiyle yaptığı diyalog yeni gelişmeleri getirdi. Kan dökülmeden, Mısır Sultanı el-kamil ile mukaddes yerlerin, serbestçe ziyareti konusunda anlaşabilmişlerdir. Frederic in, geçmişteki Haçlı ruhundan sıyrılıp, böyle uzlaşmacı bir tutum izlemesi, onun daha çocukluğundan itibaren Müslümanlarla yakın ilişki içinde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Sicilya kralı II. Willhem in yeğeni Frederic, kendi devletinde, Müslümanları tanımayıp, gereken hürmeti onlara göstermese idi, bu tarzda sıcak bir atmosfer, şahsi ve tamamen samimi bir dostluk mevcut olmasaydı, bu eser başarılamazdı. Böylece Frederic, kendisinden önce kimsenin başaramadığı büyük bir başarı elde etmişti. Frederic, Sultan el-kamilin devletinde gördüğü memuriyet şeklini ve İslâmi Devlet teşkilatını kendi ülkesinde uyguladı. Böylece orta çağın feodal devlet şeklini duraklatan, geleceğin monarşik, merkeziyetçi memur devlet tipini ortaya çıkardı. Kont I. Roger Sicilya yı ele geçirdikten sonra Fatımîlerin maliyesini kendi ülkesinde aynen tatbik etti. Sicilyalı Müslümanları kullandığı emlak vergi sistemlerini bir değişiklik yapmadan muhafaza etti. Frederic ise bir çok kritik malzemenin üretimini devletin kontrolü altına aldı. İç gümrüklerin yerine, resmi sınır vergisini getirdi. Bunu sonucunda feodal beylikler büyük bir darbe aldı. O ticari hayatı canlandırmak için İslâm ülkelerinde gördüğü fundukları yaptırttı. İslâm menşeli antrepo ve oteller, gezginci tacirler ve Alman Şövalye Tarikatları tarafından beğeniyle kabul edildi. Frederic İslâmi mimariyi ve tekniği son derece iyi kullanmış ve devletinin gelişmesi ve yaşaması için üst düzey bir insani portre sergilemiştir. Vergi sistemi olarak İslâmi tarzı kabul etmiştir. Frederic, cizyeyi Müslümanlar ve Yahudilere uygulamıştır. Frederic, İslâm gümrük ve Amme Hukuku nu almış, bunu bütün Batılı devletlere tanıtmıştır. İslâm devletinde olduğu gibi, sağlık sektörüne çok büyük önem vermiş ve tıp okullarına girebilmek için, öğrencilerden üç yıl mantık dersi görmüş olmayı ön şart olarak kabul etmiştir. Doktorlara, fakir hastaları ücretsiz tedavi etmek zorunluluğu getirilmiş, burada da İslâm örneği ön plana çıkmıştır. Ayrıca eczacılar da fakir hastaların ilaçlarını ücretsiz temin etmek durumundaydılar. İslâm devletinde ki gibi, eczacıları yeminli zabıtalar denetlerdi. Kilisenin ve Papanın karşı çıkmasına rağmen, Sicilya da bir çok yerde hamamlar kurulmuştu. Kilise banyoyu bir şehvet aracı gördüğü için, banyo yapan herkes kilise tarafından günahkar sayılıyordu. Frederic bütün bu gelişmeleri, engin hoşgörü sahibi Müslümanlarla iyi diyalog kurmasına ve onların sahip olduğu ilimi ilerlemeyi yakından takip etmesine borçludur. O henüz küçük yaşlardan itibaren Müslümanlarla yakın ilişkide bulunmuş ve onları yakından tanıma fırsatı yakalamıştır. Onun için ayrı bir dost olan fahreddin le vedalaşmasından sonra yazdığı şu mektup onun dostluğuna verdiği önemi daha da iyi ortaya koymaktadır. Şefik ve rahim olan Allah ın adıyla: Yolculuğumuza Rağmen demir attı kalplerimiz sağlam zemine; Bu kalpler cisimlerimizden tamamen çözülüp ayrılsa bile, onlar artık dostluğumuzun icrasına verilmiş bulunuyorlar; sonra oradan kanatlanıp kudretimizin içinde birleşiyorlar. Duyduğumuz hüzünden, bizleri ıstıraba bürüyen sevgiden, içimize kadar sızan ve içimizi acıtan kederden, Fahreddin in sohbetinde bulunduğumuz o insana ruh verici, zevk dolu hasretimizden bahsetmek niyetlisi değiliz. *** Ne yapayım ki, sizinle olan o huzur verici sohbetlerinizden sonra, kendimizi birden bire yalnız kalmış bir insanın ruhi perişanlığı içinde hissetmekteyiz. *** Sen ayrılıp gidince, bana sanki hangisini tercih ediyorsun, uzak kalıp ayrılmağı mı, yoksa ölmeyi mi sualini soruyorlarmış gibi geldi. İçimden şöyle cevap verdim: inayet buyur ve hangisi lazımsa onu yap! Frederic, ülkesinde ki bütün halka eşit mesafede durmuşsa da Müslümanlara daha fazla teveccüh etmiştir. İlmi gelişmeyi yakından takip etmek ve aklına takılan sorunları çözebilmek için, sürekli Müslüman bilim adamlarıyla istişarelerde bulunmuş, âdeta onları soru yağmuruna tutmuştur. Bu soruları, devrin en güçlü alimleri çözerek, Frederic e cevabını gönderirlerdi. Frederic İslâm mektebinde talebelikten hocalığa yükseldi. Bir kere öğrendikten sonra, bütün koltuk değneklerini fırlatıp atarak artık kendi başına yürümeye başlanmasına mukabil, Rönesans ise yeni otoritelerin eteğine yapışır. Frederic, İslâm mektebinden sadece bilgiyi almaz; bizzat ortaya koyucu olarak da modern tabii ilmin kurucusu olur. Skolastik, hümanizm ve reformasyonun canla başla gayret sarf eden otoritelerinin dışında kalan, Albertus Magnus, Roger Bacon, Leonardo da Vinci, Francis Bacon ve Galile gibi mütefekkirler silsilesinin birinci halkasını teşkil eder.

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere,

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, COĞRAFİ KEŞİFLER 1)YENİ ÇAĞ AVRUPASI AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, Türklerden Müslüman

Detaylı

MANASTIR TIBBI (Monastic Medicine)

MANASTIR TIBBI (Monastic Medicine) MANASTIR TIBBI (Monastic Medicine) Hipokratik-Galenik Tıp ekolunun devamı Cerrahi teknikler bilinmesine rağmen, yüksek enfeksiyon riski nedeniyle zorunlu haller dışında pek uygulanmıyor Tam olarak hangi

Detaylı

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Mustafa ŞAHİN 29 Eylül 2015 Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul Geçtiğimiz hafta İngiltere de Londra nın güneydoğusunda şirin bir kasaba ve üniversite şehri olan Greenwich teydik. Kasabadan adını

Detaylı

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ DERS NOTLARI VE ŞİFRE TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ EMEVİLER Muaviye tarafından Şam da kurulan ve yaklaşık

Detaylı

FİZİK. Mekanik 12.11.2013 İNM 103: İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ. Mekanik Nedir? Mekanik Nedir?

FİZİK. Mekanik 12.11.2013 İNM 103: İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ. Mekanik Nedir? Mekanik Nedir? İNM 103: İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ 22.10.2013 MEKANİK ANABİLİM DALI Dr. Dilek OKUYUCU Mekanik Nedir? Mekanik: Kuvvetlerin etkisi altında cisimlerin davranışını inceleyen bilim dalıdır. FİZİK Mekanik

Detaylı

Skolastik Dönem (8-14.yy)

Skolastik Dönem (8-14.yy) Skolastik Felsefe Skolastik Dönem (8-14.yy) Köklü eğitim kurumlarına sahip olma avantajı 787: Fransa da Şarlman tüm kilise ve manastırların okul açması için kanun çıkardı. Üniversitelerin çekirdekleri

Detaylı

MATE 417 MATEMATİK TARİHİ DÖNEM SONU SINAVI

MATE 417 MATEMATİK TARİHİ DÖNEM SONU SINAVI Öğrenci Bilgileri Ad Soyad: İmza: MATE 417 MATEMATİK TARİHİ DÖNEM SONU SINAVI 23 Ocak 2014 Numara: Grup: Soru Bölüm 1 Bölüm 2 Bölüm 3 21 22 23 24 25 TOPLAM Numarası (1-10) (11-15) (16-20) Ağırlık 20 10

Detaylı

DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ SINAV TARİHİ: 19.03.2014

DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ SINAV TARİHİ: 19.03.2014 DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ SINAV TARİHİ: 19.03.2014 5. SINIF DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ DERSİ 1.YAZILI KONULARI 4. Ünite Kur an-ı Kerimin Temel Eğitici Nitelikleri İslam Dininin Temel Kaynağı Kur an

Detaylı

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI Kelime anlamı İki nehrin arası olan Mezopotamya,

Detaylı

Eski çağlara dönüp baktığımızda geçmişteki gç ş insan topluluklarının yazılı, yazısız kültür miraslarında Güneş ve Ay tutulmalarının nedeni hep doğaüstü güçlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan tasvirlerde

Detaylı

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA) Osmanlı devletinde ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı bugünkü bakanlar kuruluna benzeyen kurumu: divan-ı hümayun Bugünkü şehir olarak

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

17. yy. Dehalar Yüzyılı

17. yy. Dehalar Yüzyılı 17. yy. Dehalar Yüzyılı 20. yy a kadar her bilimsel gelişmeyi etkilediler. 17. yy daki bilimsel devrimin temelleri 14.yy. da atılmıştı fakat; Coğrafi keşifler ile ticaret ve sanayideki gelişmeler sayesinde

Detaylı

DÜNYA NIN ŞEKLİ ve BOYUTLARI

DÜNYA NIN ŞEKLİ ve BOYUTLARI 0 DÜNYA NIN ŞEKLİ ve BOYUTLARI Dünya güneşten koptuktan sonra, kendi ekseni etrafında dönerken, meydana gelen kuvvetle; ekvator kısmı şişkince, kutuplardan basık kendine özgü şeklini almıştır. Bu şekle

Detaylı

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ

T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ T.C. BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ GÖNEN MESLEK YÜKSEKOKULU TURİZM VE OTELCİLİK BÖLÜMÜ İNANÇ TURİZMİ DANIŞMAN:Özer YILMAZ HAZIRLAYAN: Erşad TAN,Tacettin TOPTAŞ İÇİNDEKİLER GİRİŞ I-İNANÇ TURİZMİ A- İnanç Kavramı

Detaylı

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ Tarihi Öğretim Yılı Dönemi Sırası 2014-2015 2 1 B GRUBU SORULARI 12.Sınıflar Öğrencinin Ad Soyad No Sınıf Soru 1: Aşağıdaki yer alan ifadelerde boşluklara

Detaylı

ASTRONOMİ TARİHİ. 2. Bölüm Antik Astronomi. Serdar Evren 2013

ASTRONOMİ TARİHİ. 2. Bölüm Antik Astronomi. Serdar Evren 2013 ASTRONOMİ TARİHİ 2. Bölüm Antik Astronomi Serdar Evren 2013 Fotoğraf: Eski Yunan mitolojisinde sırtında gök küresini taşıyan astronomi tanrısı, ATLAS. En Eski Astronomi (Antik veya Teleskop Öncesi) Kültürel

Detaylı

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur.

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur. Çekerek ırmağı üzerinde Roma dönemine ait köprüde şehrin bu adı ile ilgili kitabe bulunmaktadır. Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur. Antik Sebastopolis

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Ankara da SELÇUKLU MİRASI Arslanhane Camii (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Çizim: Yük. Mim. Mehmet Emin Yılmaz 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları,

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI.. LİSESİ TARİH I DERSİ BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU EYLÜL - EKİM I.ÜNİTE :TARİH BİLİMİ Kaynaştırma *İşlenen ve anlatılan konular aracılığı ile öğrenci tarihin tanımı eğitimine tabi olan * Tarihin zamanla alakalı bir bilim olduğunu kavrar. hakkında bilgi

Detaylı

4. Yazılı belgeler dikkate alınırsa, matematiğin M.Ö. 3000 2000 yılları arasında Yunanistan da başladığı söylenebilir.

4. Yazılı belgeler dikkate alınırsa, matematiğin M.Ö. 3000 2000 yılları arasında Yunanistan da başladığı söylenebilir. MATE417 ÇALIŞMA SORULARI A) Doğru/Yanlış : Aşağıdaki ifadelerin Doğru/Yanlış olduğunu sorunun altındaki boş yere yazınız. Yanlış ise nedenini açıklayınız. 1. Matematik ile ilgili olabilecek en eski buluntu,

Detaylı

Ders/Ünite: MATEMATİK GEOMETRİ Uzun Dönemli Amaçlar: 1. Geometrik şekiller arasındaki ilişkiyi kavrar

Ders/Ünite: MATEMATİK GEOMETRİ Uzun Dönemli Amaçlar: 1. Geometrik şekiller arasındaki ilişkiyi kavrar Adı Soyadı: Sınıfı: HAFİF ZİHİNSEL 4/... No: Ders/Ünite:MATEMATİK ÖLÇÜLER Uzun Dönemli Amaçlar 1. Ölçüleri kavrar Ders/Ünite: MATEMATİK GEOMETRİ 1. Geometrik şekiller arasındaki ilişkiyi kavrar Öğretim

Detaylı

ÇİN MALI DEYİP GEÇMEYİN, ÇOK ŞEYİ ÇİN DEN ÖĞRENDİK

ÇİN MALI DEYİP GEÇMEYİN, ÇOK ŞEYİ ÇİN DEN ÖĞRENDİK ÇİN MALI DEYİP GEÇMEYİN, ÇOK ŞEYİ ÇİN DEN ÖĞRENDİK Çin malı denilince genellikle kalitesiz ve dayanıksız ürün akla gelir. Ancak Çin teknolojik keşifleriyle bir dönemin en gelişmiş imparatorluğuydu. Çin

Detaylı

MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME

MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME MATEMATİK DERSİ GENEL DEĞERLENDİRME Adı Soyadı :.. 1. Aşağıdaki sayıları sembol kullanarak küçükten büyüğe sıralayınız. 456, 56, 71,877,950,95,2,857 7) 75 misket beş kardeş arasında paylaştırılıyor. Küçük

Detaylı

İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ

İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ GİRİŞ Prof.Dr. Zekai Celep İnşaat Mühendisliğine Giriş GİRİŞ 1. Dersin amacı ve kapsamı 2. Askeri mühendislik ve sivil mühendislik 3. Yurdumuzda inşaat mühendisliği 4. İnşaat

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için

HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için HAÇLI SEFERLERi Orta Çağ'da Avrupalıların Müslümanların elinde bulunan ve Hristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve çevresini geri almak için düzenledikleri seferlere "Haçlı Seferleri" denir. Haçlı Seferlerinin

Detaylı

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar Eda Yeşilpınar Hemen her bölümün kuşkusuz zorlayıcı bir dersi vardır. Öğrencilerin genellikle bu derse karşı tepkileri olumlu olmaz. Bu olumsuz tepkilerin nedeni;

Detaylı

MÜZİK ALETLERİ 40 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIR

MÜZİK ALETLERİ 40 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIR MÜZİK ALETLERİ 40 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIR Dünyanın en eski flütü 40 bin yıl önceye uzanıyor. Hititler in flüt, gitar, lir, arp, tef, çalpara, davul ve gayda kullandığını gösteren taş kabartmalar var.

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

DEVRİNİ AŞAN ALİM ULUĞ BEY

DEVRİNİ AŞAN ALİM ULUĞ BEY DEVRİNİ AŞAN ALİM ULUĞ BEY Hasan POLAT * Bilim dünyasında, ilk olarak aritmetikte ondalık sayı usulünü kullanma şerefini taşıyan ve Uluğ Bey Rasathanesinin ilk müdürü olan GIYASÜDDİN CEMŞİT, 1425 yılında

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Nuray Çalışkan Dedeoğlu İlköğretim Matematik Eğitimi ndedeoglu@sakarya.edu.tr. MATEMATİK TARİHİ Aritmetik işlemler

Yrd. Doç. Dr. Nuray Çalışkan Dedeoğlu İlköğretim Matematik Eğitimi ndedeoglu@sakarya.edu.tr. MATEMATİK TARİHİ Aritmetik işlemler İlköğretim Matematik Eğitimi ndedeoglu@sakarya.edu.tr MATEMATİK TARİHİ Aritmetik işlemler Mısır sayı sisteminde toplama/çıkarma işlemi Toplama çıkarma işlemleri elde ve onluk bozma işlemlerimize benzer

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI

ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI 1/B SINIFI KASIM AYI E-BÜLTENİ 1 İÇİNDEKİLER 1. Mihver Dersler 2.Branş Dersler 3.Kulüpler 2 TÜRKÇE Kasım ayında Türkçe dersinden harfleri öğrenmeye

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE TÜRKÇE Öğrenme Alanı 3. OKUMA 4. YAZMA 5. GÖRSEL OKUMA VE GÖRSEL SUNU Alt Öğrenme Alanı 2. Okuduğunu Anlama 4. Söz Varlığını Geliştirme 5. Tür, Yöntem ve Tekniklere Uygun Okuma 1. Yazma kurallarını uygulama

Detaylı

KÂĞIDA İŞLENEN UYGARLIK- Kâğıdın Tarihi ve İslam Dünyasına Etkisi, Jonathan M. Bloom (trc. Zülal Kılıç), Kitap Yayınevi, İstanbul 2003, 336 s.

KÂĞIDA İŞLENEN UYGARLIK- Kâğıdın Tarihi ve İslam Dünyasına Etkisi, Jonathan M. Bloom (trc. Zülal Kılıç), Kitap Yayınevi, İstanbul 2003, 336 s. sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 11 / 2005, s. 251-255 kitap tanıtımı KÂĞIDA İŞLENEN UYGARLIK- Kâğıdın Tarihi ve İslam Dünyasına Etkisi, Jonathan M. Bloom (trc. Zülal Kılıç), Kitap Yayınevi,

Detaylı

4. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ II. DÖNEM GEZEGENİMİZ DÜNYA ÜNİTESİ SORU CEVAP ÇALIŞMASI

4. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ II. DÖNEM GEZEGENİMİZ DÜNYA ÜNİTESİ SORU CEVAP ÇALIŞMASI 4. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ II. DÖNEM GEZEGENİMİZ DÜNYA ÜNİTESİ SORU CEVAP ÇALIŞMASI 1. Dünya mızın şekli neye benzer? Dünyamızın şekli küreye benzer. 2. Dünya mızın şekli ile ilgili örnekler veriniz.

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Eğitim Tarihi Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İslam Öncesi Türklerde Eğitimin Temel Özellikleri 2 Yaşam biçimi eğitimi etkiler mi? Çocuklar ve gençlerin

Detaylı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı SURUÇ İLÇEMİZ Suruç Meydanı Şanlıurfa merkez ilçesine 43 km uzaklıkta olan ilçenin 2011 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 100.912 kişidir. İlçe batısında Birecik, doğusunda Akçakale, kuzeyinde Bozova İlçesi,

Detaylı

ORGAN NAKLİ: ELLİ YIL ÖNCESİNE KADAR BİR HAYALDİ

ORGAN NAKLİ: ELLİ YIL ÖNCESİNE KADAR BİR HAYALDİ ORGAN NAKLİ: ELLİ YIL ÖNCESİNE KADAR BİR HAYALDİ Son 50 yılda organ nakli hızla gelişti ve Türkiye de 2011 de 3.836 nakil yapıldı. Türkiye de yılda 20 bin, Çin de 2 milyon kişi organ bekliyor. Cerrahinin

Detaylı

E-DERGİ ÖABT SOSYAL BİLGİLER VE SINIF ÖĞRETMENLİĞİ İÇİN COĞRAFYA SAYI 2. www.kpsscografyarehberi.com ULUTAŞ

E-DERGİ ÖABT SOSYAL BİLGİLER VE SINIF ÖĞRETMENLİĞİ İÇİN COĞRAFYA SAYI 2. www.kpsscografyarehberi.com ULUTAŞ E-DERGİ ÖABT SOSYAL BİLGİLER VE SINIF ÖĞRETMENLİĞİ İÇİN COĞRAFYA SAYI 2 ULUTAŞ DÜNYA'NIN HAREKETLERİ ve SONUÇLARI Dünya'nın iki çeşit hareketi vardır. Dünya bu hareketlerin ikisini de aynı zamanda gerçekleştirir.

Detaylı

BİREYSEL GELİŞİM RAPORU *

BİREYSEL GELİŞİM RAPORU * BİREYSEL GELİŞİM RAPORU * AÇIKLAMALAR 1. Her tür ve kademedeki okullara devam eden ve devam ettiği okulda özel eğitim tedbiri kararı alınmış olan ö ğrenciler için Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği'nin

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm:

Efendim, öğrendiklerimin ikincisi; çok kimseyi, nefsin şehvetleri peşinde koşuyor gördüm. Şu âyet-i kerimenin mealini düşündüm: Hatim-i Esam hazretleri, hocası Şakik-i Belhi hazretlerinin yanında 33 sene kalır, ilim tahsil eder. Hocası, bu zaman içinde ne öğrendiğini sorduğu zaman, sekiz şey öğrendiğini söyler ve bunları hocasına

Detaylı

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla EKONOMİK DURUM

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla EKONOMİK DURUM 15.03.2010 Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla EKONOMİK DURUM 1.5 EKONOMİK DURUM 1.5. Ekonomik Durum Arabistan ın ekonomik hayatı tabiat şartlarına, kabilelerin yaşayış tarzlarına bağlı olarak genellikle;

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

SANAT TARİHİ SANAT TARİHİ NEDİR? Sanat Tarihi, geçmişte varlık göstermiş uygarlıkların ortaya koyduğu her tür taşınır ve taşınmaz maddi kültür varlıklarını inceleyen bir bilim dalıdır. Güzel Sanatlar ve

Detaylı

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık

Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık Batı Toplumuna İlk Kez Rakip Çıkardık İslam Coğrafyasının en batısı ile en doğusunu bir araya getiren Asya- Afrika- Balkan- Ortadoğu Üniversiteler Konseyi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde resmen kuruldu.

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI!

İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI! İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI! Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Yönetim Kurulu tarafından İzmir turizmine yönelik kapsamlı bir istatistik verileri

Detaylı

T.C. BEYKENT ÜNİVERSİTESİ. Kontrol Sistemleri

T.C. BEYKENT ÜNİVERSİTESİ. Kontrol Sistemleri T.C. BEYKENT ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK MİMARLIK FAKÜLTESİ ELEKTRONİK VE HABERLEŞME MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ Kontrol Sistemleri Ödev-1 Ödevin Konusu Otomatik Kontrol Sistemlerinin Tarihi Gelişimi Dersi Veren

Detaylı

Fiziki Özellikleri. Coğrafi Konumu Yer Şekilleri İklimi

Fiziki Özellikleri. Coğrafi Konumu Yer Şekilleri İklimi KİMLİK KARTI Başkent: Roma Yüz Ölçümü: 301.225 km 2 Nüfusu: 60.300.000 (2010) Resmi Dili: İtalyanca Dini: Hristiyanlık Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 29.500 $ Şehir Nüfus Oranı: %79 Ekonomik Faal Nüfus

Detaylı

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST 1 1) Türklerin Anadolu ya gelmeden önce

Detaylı

16 18 EKİM 2014 KAPADOKYA TURU

16 18 EKİM 2014 KAPADOKYA TURU 16 18 EKİM 2014 KAPADOKYA TURU 16 EKİM 2014 Saat 20.00 de Ankara dan Kapadokya ya hareket. Otele varış ve serbest zaman. 17 EKİM 2014 TAM GÜN KAPADOKYA TURU - 08:30 17:00 GÖREME PANORAMA Turdaki ilk yer

Detaylı

MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK

MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK MATEMATİĞİ SEVİYORUM OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK Matematik,adını duymamış olsalar bile, herkesin yaşamlarına sızmıştır. Yaşamın herhangi bir kesitini alın, matematiğe mutlaka rastlarsınız.ben matematikten

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ

AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ Thekla, genç ve güzel bir kadın... Hem de bakire... Aynı Meryem gibi.. Halk bu yüzden, Thekla nın yaşadığı yeraltı kilisesine, Meryemlik demiş. Thekla nın yaşadığı, sonunda

Detaylı

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ-2 YAHUDİLERLE İLİŞKİLER KAYNUKAOĞULLARININ MEDİNEDEN ÇIKARTILMASI

Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ-2 YAHUDİLERLE İLİŞKİLER KAYNUKAOĞULLARININ MEDİNEDEN ÇIKARTILMASI 15.03.2010 Rahman ve Rahim Olan Allah ın Adıyla HİCRİ-2 YAHUDİLERLE İLİŞKİLER KAYNUKAOĞULLARININ MEDİNEDEN ÇIKARTILMASI Müslümanlarla yaptıkları antlaşmaya ilk ihanet eden Yahudi kabilesi Kaynukâ'oğullarıdır.

Detaylı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ a. 14.Yüzyıl Orta Asya Sahası Türk Edebiyatı ( Harezm Sahası ve Kıpçak Sahası ) b. 14.Yüzyılda Doğu Türkçesi ile Yazılmış Yazarı Bilinmeyen Eserler c.

Detaylı

GÖZLÜK BİR İTALYAN BULUŞUDUR

GÖZLÜK BİR İTALYAN BULUŞUDUR GÖZLÜK BİR İTALYAN BULUŞUDUR En eski merceği 3000 yıl önce Suriyeliler yapmıştı. İlk numaralı gözlük 1286 da İtalya da ve ilk modern güneş gözlüğü ise 1929 da ABD de yapıldı. 3000 yıl önce Suriye de yapılan

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek Yaklaşık Ağırlığı 1) Sözel Bölüm 0 2) Sayısal Bölüm 0 Sözel akıl yürütme (muhakeme) becerilerini, dil bilgisi ve yazım kurallarını

Detaylı

5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor

5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor Tarih: 06.10.2013 Sayı: 2013/16 Türkiye de e-ticaret Raporu na göre online alışveriş beş yılda 3 e katlandı 5 milyon kişi online ticarete 31 milyar lira harcıyor İSMMMO nun Türkiye de e-ticaret adlı raporuna

Detaylı

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN

GÖÇ DUVARLARI. Mustafa ŞAHİN Mustafa ŞAHİN 07 Eylül 2015 GÖÇ DUVARLARI Suriye de son yıllarda yaşanan dram hepimizi çok üzmekte. Savaştan ötürü evlerini, yurtlarını terk ederek yeni yaşam kurma ümidiyle muhacir olan ve çoğunluğu göç

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

HELEN VE ROMA UYGARLIKLARI

HELEN VE ROMA UYGARLIKLARI HELEN VE ROMA UYGARLIKLARI DERS NOTLARI-ŞİFRE ETKİNLİK TANER ÖZDEMİR DETAY TARİHÇİ TÜRK TELEKOM NURETTİN TOPÇU SOSYAL BİLİMLER LİSESİ TARİH ÖĞRETMENİ HELEN UYGARLIĞI Makedonyalı İskender in doğu ile batı

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

5. SINIF ÜNİTE DEĞERLENDİRME SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE

5. SINIF ÜNİTE DEĞERLENDİRME SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE Gerçek, Mecaz ve Terim Anlam Eş ve Zıt Anlam, Eş Seslilik Kelime Grupları ve Deyimler Karşılaştırma, Sebep-Sonuç ilişkisi Öznel ve Nesnel Yargı, Atasözleri Genelden Özele, Özelden

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

MateMito AKILLI MATEMATİK DEFTERİ

MateMito AKILLI MATEMATİK DEFTERİ Ar tık Matematiği Çok Seveceksiniz! MateMito AKILLI MATEMATİK DEFTERİ Artık matematikten korkmuyorum. Artık matematiği çok seviyorum. Artık az yazarak çok soru çözüyorum. Artık matematikten sıkılmıyorum.

Detaylı

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ KISA ÖZET

Detaylı

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek

TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek TABLO-1 KPSS DE UYGULANACAK TESTLERİN KAPSAMLARI Yaklaşık Ağırlığı Genel Yetenek Yaklaşık Ağırlığı 1) Sözel Bölüm %50 2) Sayısal Bölüm %50 Sözel akıl yürütme (muhakeme) becerilerini, dil bilgisi ve yazım

Detaylı

Gen haritasının ne kadarı tamamlandı DNA'nın şimdiye kadar yüzde 99'u deşifre edildi.

Gen haritasının ne kadarı tamamlandı DNA'nın şimdiye kadar yüzde 99'u deşifre edildi. Bilim dünyası, yaşamı alt üst edecek yeni bir gelişmeye daha imza atarak insan DNA'sının şifresini çözmeyi başardı. Çıkarılan 'gen haritası' sayesinde kalp ve kanser hastalığı tarihe karışacak ve insan

Detaylı

KİTABIN REHBERLİK PLANLAMASI. Bölümler. Bölümlere Ait Konu Kavrama Testleri KONU KAVRAMA TESTİ DOĞA VE İNSAN 1 TEST - 1

KİTABIN REHBERLİK PLANLAMASI. Bölümler. Bölümlere Ait Konu Kavrama Testleri KONU KAVRAMA TESTİ DOĞA VE İNSAN 1 TEST - 1 Sunum ve Sistematik SUNUM Sayın Eğitimciler, Sevgili Öğrenciler, ilindiği gibi gerek YGS, gerekse LYS de programlar, sistem ve soru formatları sürekli değişmektedir. Öğrenciler her yıl sürpriz olabilecek

Detaylı

Muhammed ERKUŞ. Sefer Ekrem ÇELİKBİLEK

Muhammed ERKUŞ. Sefer Ekrem ÇELİKBİLEK Hazırlayan: Sunan: Muhammed ERKUŞ Sefer Ekrem ÇELİKBİLEK 20047095 20043193 FİBONACCİ SAYILARI ve ALTIN ORAN Fibonacci Kimdir? Leonardo Fibonacci (1175-1250) Pisalı Leonardo Fibonacci Rönesans öncesi Avrupa'nın

Detaylı

Tablo : Türkiye Su Kaynakları potansiyeli. Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış 642,6 mm Ortalama yıllık yağış miktarı 501,0 km3

Tablo : Türkiye Su Kaynakları potansiyeli. Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış 642,6 mm Ortalama yıllık yağış miktarı 501,0 km3 Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3 tür. Bu suyun % 97'si denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye kalan yalnızca % 2'si tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar için kullanılabilir

Detaylı

Baştan Başa Fas Turu

Baştan Başa Fas Turu Baştan Başa Fas Turu Rengarenk medina leri, filmlerde gördüğümüz palmiyeli vahaları, uçsuz bucaksız geçit vermez dağları ve çarpıcı Mağribi mimarisi ile Fas Efsanevi Kazablanka, imparatorluk şehri Rabat,

Detaylı

HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNDE KADINLARIN YERİ Levent Öztürk, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001, 246 s. Fatmatüz Zehra KAMACI

HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNDE KADINLARIN YERİ Levent Öztürk, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001, 246 s. Fatmatüz Zehra KAMACI sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 9 / 2004 s. 219-223 kitap tanıtımı HZ. PEYGAMBER DÖNEMİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNDE KADINLARIN YERİ Levent Öztürk, Ayışığı Kitapları, İstanbul 2001, 246 s. Fatmatüz

Detaylı

GAMBİYA ÜLKE RAPORU. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu Afrika Koordinatörlüğü http://www.tuskon.org africa@tuskon.

GAMBİYA ÜLKE RAPORU. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu Afrika Koordinatörlüğü http://www.tuskon.org africa@tuskon. GAMBİYA ÜLKE RAPORU 1. Nüfus: 1.797.860 (Dünyada 149.) 2. Nüfus artış oranı: % 2,4 (Dünyada 32.) 3. Yaş yapısı: 0-14yaş: % 40 15 64 yaş: % 57 65 yaş ve üstü: % 3 4. Şehirleşme: % 58 5. En büyük şehir:

Detaylı

GÖKDELEN YARIŞI 4500 YILDIR SÜRÜYOR

GÖKDELEN YARIŞI 4500 YILDIR SÜRÜYOR GÖKDELEN YARIŞI 4500 YILDIR SÜRÜYOR Dünyanın en yüksek yapısı binlerce yıl boyunca 146,5 metrelik Büyük Giza Piramidi idi. Günümüzde en yüksek bina 829,8 metrelik Burc Khalifa dır. İlk Firavunların Anıt

Detaylı

Beyrut. Beyrut (20-24 Nisan 2011)

Beyrut. Beyrut (20-24 Nisan 2011) arkanızda ayak izi bırakmayın! (20-24 Nisan 2011) Bir yandan gökyüzünün kapladığı o esrarengiz gri örtünün ardında kim bilir ne öyküler yaşanmıştır diye düşündüren, diğer yandan da farklı kültürleri, şık

Detaylı