Tayyipgiller iktidarının MİT eliyle Suriye deki meşru iktidarı devrimek için Emperyalistlerce devşirilen IŞİD başta

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Tayyipgiller iktidarının MİT eliyle Suriye deki meşru iktidarı devrimek için Emperyalistlerce devşirilen IŞİD başta"

Transkript

1 Efkan Ala nın, hakkında soruşturma açtığı HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut: Savaş suçlularına karşı mücadelemiz sürecek Tayyipgiller iktidarının MİT eliyle Suriye deki meşru iktidarı devrimek için Emperyalistlerce devşirilen IŞİD başta olmak üzere Cihadçı çetelere gönderdiği silahların görüntüleri medyada yer almıştı. İki bin TIR dolusu silah, AKP nin talimatıyla MİT gözetiminde gönderilmişti Cihatçı gruplara. HKP, yayınlanan görüntülerden sonra sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Yerel mahkemelerde bir sonuç alınamaması üzerine suç duyurusu, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne taşındı. UCM başvurunun değerlendirmeye alındığını açıklamıştı. HKP nin Tayyipgiller in Suriye ye karşı savaş suçu işlediği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesine suç duyurusunda bulunması üzerine dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala Nurullah Ankut hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma nedeniyle ifade veren Nurullah Ankut, savunmasında Tayyipgiller in suçlarını bir kez daha teşhir ederek onları yargılarken Efkan Ala nın kendi ve arkadaşlarının suçunu örtmek için şikayette bulunduğunu söyledi HKP toplantı ve gösterilerilere getirilen yasakları Danıştay a taşıdı Yıl: 10 Sayı: 91 1 Eylül 2015 Siyasi Gazete 1 TL 9 da Cefakâr, Kahraman, Yiğit, Emekçi Halkımız Şimdi Yeter Artık demenin zamanı! ağımsızlığımızı ellerimizden almasınlar, onurumuzu çiğnemesinler diye her bir parçasını kanla suladığımız Vatanımız; 1920 lerde inlerine gönderdiğimiz Emperyalist çakallara yerli satılmışlar tarafından parsel parsel satılıyor. Vatanımızı satanlara, bağımsızlığımıza göz koyanlara, onurumuzu çiğneyenlere yeter artık demenin zamanı değil mi? Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşımızın önderi Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyecilerin izi tozu silinmeye, 23 Nisanlarımız, 19 Mayıslarımız, 29 Ekimlerimiz, 30 Ağustoslarımız elimizden alınmaya çalışılıyor. Bayramlarımızı çalan, Kuvayimilliyeci atalarımızın izini silmek isteyen bu hırsızlara, yeter artık demenin zamanı değil mi? ntiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşımızla yırtıp çöpe attığımız, Emperyalist Canavarların içinde ukde Sevr, yeniden hortlatılıp Halklarımıza dayatılıyor. Emperyalistler yeni Sevr politikasıyla, bu toprakları en az üçe bölmek istiyorlar. Kardeş kavgası demek olan Yeni Sevr in taşeronu Tayyipgillere yeter artık demenin zamanı değil mi? Kuvayimilliyeci Atalarımızdan bize yadigâr, Halkımızın evinin çimentosu, demiri, çeliği olan, Halkımızı giydiren, doyuran, Sümerbanklarımız, Demir-Çelik, Çimento, Şeker, Fabrikalarımız, Et Balık Kurumlarımız yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekildi, çekilmeye devam ediliyor. Limanlarımıza girildi, tersanelerimiz işgal edildi, fabrikalarımız kapatıldı yerlerine AVM ler yapıldı. Bu ihanetin figüranı, AB-D Emperyalistleri ve İsrail ortak yapımı AKP ye, yeter artık demenin zamanı değil mi? 4 te Sevsinler sizin anayasanızı! 5 te HKP Erdoğan ın Cumhurbaşkanlığından alınması için AYM ye gitti Halkın Kurtuluş Partisi, tarafsız bir cumhurbaşkanı olmak yerine, AKP nin 1. Genel Başkanı gibi, siyasi propaganda ve polemik üslubuyla her konuda taraf olacak şekilde icraatlarda bulunan, son olarak da anayasal sistemi fiilen değiştirdim diyebilecek kadar pervasızlaşan Tayyip Erdoğan ın Cumhurbaşkanlığı görevinin sona erdirilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu. 2 de Beşar Esad ve Suriye Halkına şan olsun! Türkiye yi kim yönetir? Bir bilim hırsızlığı Başyazı İşte sıra sana da geldi Türkiye: Suriyeleşmeye başladın Sevgi ve Saygıdeğer arkadaşlarım, TRT deki seçim konuşmalarımızda, Türkiye Suriyeleşmenin eşiğine getirildi, demiştim. Ne yazık ki bu öngörümüz şu anda gerçekleşmiş durumdadır. Artık o eşik aşılmıştır. Seçimlerden sonra, bildiğimiz gibi bir anda kıyamet koptu. 20 Temmuz da IŞİD Suruç u vurdu, 31 (33 K.Y) gencimizi katletti hayatlarının baharında. Ardından PKK saldırıları geldi ve devletin buna karşı çok yoğun bir saldırısı geldi. Türk, Kürt yüzlerce insanımızı kaybettik bu süreçte. Dünkü gazetelerden birinin haber başlığıydı: 13 günde 22 şehit verdik, diye. Yine aynı gazetelerde Genelkurmayın bir açıklaması vardı: Kandil de vurduğumuz hedeflerde 360 civarında PKK gerillasını etkisiz hale getirdik diye. Yani arkadaşlar, en az 400 Türk, Kürt insanımız 20 Temmuz dan bu yana hayatını kaybetmiş bulunmaktadır. Tayyip Diktatörlüğü: Sona doğru! 8 de 10 da 16 da 13 te Tuğrul Türkeş in yaptığı siyasi ahlâksızlık, Bahçeli nin 13 yıldır yaptıklarının yanında çerez sayılır 3 te Artvin de sel felaketi... Sevgili yurdum ağlıyor 11 de Bazıları, bizce bir felaket süreci olan bu süreci olumlu buluyorlar. Devlet bu şekilde kararlı ve şiddetli giderse PKK yi bitirebilir, diye sevinçli yazılar döşeniyorlar, konuşmalar yapıyorlar. Oysa PKK askeri önlemlerle bitmez. Şu anda 5 binin üzerinde silahlı gerillası var. Ve istediği anda bu sayıyı birkaç katına çıkarabilecek potansiyele, o güce sahip. İşte 7 Haziran da gördük. 8 de

2 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 HKP: Erdoğan ın Cumhurbaşkanlığı derhal sona erdirilmeli Halkın Kurtuluş Partisi, tarafsız bir cumhurbaşkanı olmak yerine, AKP nin 1. Genel Başkanı gibi, siyasi propaganda ve polemik üslubuyla her konuda taraf olacak şekilde icraatlarda bulunan, son olarak da anayasal sistemi fiilen değiştirdim diyebilecek kadar pervasızlaşan Tayyip Erdoğan ın Cumhurbaşkanlığı görevinin sona erdirilmesi için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu. nayasa Mahkemesi Başkanlığına Ankara I- ÖZÜ: İhtiyati tedbir istemli bireysel aşvurudur. Başvurucu: Halkın Kurtuluş Partisi enel Başkanlığı Adresi: Karanfil sok. No:24/15 Kızıay/ANKARA Temsile Yetkili Kişi: Nurullah Ankut/ KP Genel Başkanı Avukatı: Av. Orhan Özer ve vekâletnaede adları yazılı diğer avukatlar. Adres: Şems Mah. M. Babalık Sok. Cian İşh. Kat:3/305 Konya Telefonu: İşyeri: Cep: Eposta: II- Açıklamalar A- Kamu gücünün işlem, eylem ya da hmaline dair olayların özeti: 1- Başvurumuzun özünü; Cumhurbaşanı Recep Tayip Erdoğan ın 14 Ağustos 015 tarihli Rize konuşmasındaki, ister abul edilsin ister edilmesin TÜRKİYE- İN YÖNETİM SİSTEMİ DEĞİŞMİŞ- İR. Şimdi yapılması gereken BU FİİLİ URUMUN HUKUKİ ÇERÇEVESİNİ LUŞTURMAKTIR şeklinde özetleneilecek ve aşağıda geniş irdelemesini yaacağımız sözleri oluşturmaktadır Ancak yukarıdaki bu beyan zincirin on halkası olup, çok uzağa gitmeden bener eylem ve açıklamaların irdelenmesiyle aha net anlaşılacağından, tarih sırasına öre olayları aktarmakta yarar görüyoruz. 2- Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, aik cumhuriyete bağlı kalacağına, göreini tarafsızlıkla yerine getireceğine dair emin ederek tarihinde Cumurbaşkanı olarak göreve başlayan Recep ayip Erdoğan: a) AKP nin tarihindeki Olaanüstü Kongresine katılarak, kongreyi ve eçimi yönlendirdiği, Genel Seçim boyuna da AKP Genel Başkanı gibi Cumhurbaşanlığı ve devlet imkanlarını kullanarak eçim çalışması yürüttüğü, böylece yemin ttiği tarafsızlık ilkesini çiğnediği hususu, üm kamuoyunun, dolayısıyla da Yargının özleri önünde cereyan etmiştir. Bu konua hukukun işletilmediğini, buna cesaret dilemediğini gören Cumhurbaşkanı, geçiğimiz günlerdeki koalisyon çalışmalarını ngelleyerek yeni erken seçime ülkeyi süüklemekte ve AKP nin propaganda çalışalarına hız vermiş bulunmaktadır. b) Bu Anayasa ve hukuk tanımaz icratları eleştiri konusu yapılınca da, Cumurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ben nayasayı askıya aldım diyebilme cesaetini göstermiştir. Anayasal kurallarla seçilen bir Cumurbaşkanı, ben Anayasayı askıya aldım diyebiliyorsa, buna karşı AYM ve Yargı kuruluşları sesini çıkaramıyorsa, ortada artık bir sivil darbe var demektir. Cumhurbaşkanının Rize konuşması da bunun teyidinden başka bir şey değildir. Cumhurbaşkanının o tarihteki Anayasayı askıya aldım sözleri karşısında, diğer Siyasi Partiler YSK den bunun önlenmesini istemişler, tabiî sonuç alamamışlardır. Sadece müvekkil başvurucu HKP, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak; Cumhurbaşkanının tarafsız Cumhurbaşkanı olma sıfatın kaybettiğinin tespitiyle, anayasal sınırlar içine çekilmesi için ve hatta gerekirse Cumhurbaşkanlığının askıya alınması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Ancak hiçbir karar verilmemiştir. Bugün bu talebimizin ne kadar haklı olduğu bir kez daha görülmektedir. c) Recep Tayip Erdoğan 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde, Denizli Anemon Otel de sivil toplum kuruluşlarına hitaben yaptığı konuşmada aynen şöyle demektedir. Parlamenter sistem 10 Ağustos ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere MİL- LETİMİZ TARAFINDAN BEKLEME ODASINA ALINDI. BU BEKLEME NE KADAR SÜRECEK,..MEVCUT UYGU- LAMAYA YASAL ZEMİN KAZANDIRI- LANA KADAR. Bu açıklama, sadece kafasındaki Başkanlık sistemi özlemi ile açıklanamaz. Zira Başkanlık sisteminde de Parlamentonun varlığı açıktır. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, kimsenin kendisinden hesap soramayacağı, kendisinin başkanlığında totaliter din devleti, hilafet istemektedir. Bunu da gizlememektedir. Her defasında da Anayasayı, Anayasal kurumları milli irade dışı göstererek, kendi halifeliğine zemin oluşturmaya çalışmaktadır. Asıl dava konusu Rize konuşması da bunun uç noktasıdır. d) Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ın, Anayasayı hiçe sayan ve işine geldiği gibi yorumlayan bu anlayışı; AKP nin kabine üyelerince aynen benimsenmiştir. Onlar için; Demokrasi, Anayasa ve Anayasanın düzenlediği çoğulcu Parlamenter sistem bir araçtır. Asıl amaçları, totaliter din devletini, halifeliği kurmaktır. Bu amaçlarını da gizlememekte, sık sık Anayasaya ve Anayasal düzene saldırmaktadırlar. Bu konuda eski İÇİŞLERİ BAKANI Efkan ALA nın, 02 Mart 2015 tarihinde BMM Genel Kurulunda, kürsüden yaptığı konuşması dikkat çekicidir. Şefinin görüşlerinin tekrarıdır. Aynen şöyle diyor eski Bakan: Bu Anayasanın kötü bir Anayasa olduğunu söylememize gerek yok. Olsa da TANIMIYORUZ. HİÇBİR ANAYASAL KURUM MİL- LET EGEMENLİĞİ KULLANMA YET- KİSİNE SAHİP DEĞİLDİR. TANIMIYO- RUM Daha ne desin adamcağız? Hakkında verilen gensoru nedeniyle Ben hiçbir Anayasal ve Hukuksal denetimi tanımıyorum. Bana millet yetki verdi. Dolayısıyla istediğim gibi yürütürüm diyor. Bunlar gelişigüzel açıklamalar değildir. Yemin ettikleri Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma sözleri onlar için bir takiyyedir. Utanmadan söylenebilen bu demeç, Anayasayı ve Anayasal düzenlemeleri, milletin iradesinin gaspı olarak nitelendirebilmektedir. Bu olay nedeniyle müvekkil HKP adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Ne yazık ki bu olayın soruşturması da kapatılmıştır. Olsun. Biz tarihe not düşmeye devam edeceğiz. 3- Gelelim Cumhurbaşkanının Rize konuşmasına, Aynen şöyle diyor: Beyler, Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan Cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin ister edilmesin; TÜRKİYENİN YÖNETİM SİSTEMİ BU ANLAMDA DEĞİŞMİŞ- TİR. Şimdi yapılması gereken, BU FİİLİ DURUMUN HUKUKİ ÇERÇEVESİNİ KESİNLEŞTİRMEKTİR. Bu artık hukuk tanımazlığın zirvesidir. TÜRKİYENİN ANAYASAL DÜZENİ FİİLEN DEĞİŞMİŞTİR, diyor. Hem de bunu Anayasa çerçevesinde seçilen Cumhurbaşkanı söylüyor. Anayasal düzene, Yargıya ve Kamuoyuna meydan okuyarak söyleyebiliyor. Kimse bana karışamaz, diyor. BU SÖZLER ANAYASAYA GÖRE SEÇİLEN CUMHURBAŞKANININ SİVİL DARBE YAPIP KENDİ DİK- TATÖRLÜĞÜNÜ İLAN ETTİĞİNİN AÇIK BİR İTİRAFIDIR. Ne yazık ki muhalefet partilerinden gelen bir iki naif eleştirinin dışında, ne Yargıdan ne de kamuoyundan çıt çıkmıyor. Birilerinin bunu Yargıya taşıması ve olayın vahametini göstermesi gerekirdi. Müvekkil HKP, her olayda olduğu gibi, bu olayda da, Anayasal hakları çerçevesinde Yargıyı harekete geçirmeyi görev saymıştır. Önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş, ardından da, AYM ne işbu başvurusuyla tedbir istemli davasını açmıştır. Biz görevimizi yapıyoruz. Karar sizindir. Hukuki gerekçelerimiz, forma uygun olarak aşağıdaki (B) bendinde açıklanmaktadır. B- Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenlerle ihlal edildiğine ilişkin gerekçeler ve delillerle ilgili açıklamalar: Yukarıda çok özet olarak açıkladığımız, zincirleme devam eden olaylar, eylemler ve açıklamalar, Anayasanın fiilen ilgası niteliğindeki kastı ortaya koyan eylem ve açıklamalardır. Bunlar öyle irticalen, laf olsun diye yapılan açıklamalar değildir. Belli bir plan çerçevesinde, adım adım uygulamaya konan ve son aşamasında fiili darbe niteliğine bürünmüş, Anayasal düzeni yıktım la sonuçlanmış bir eylemler bütünüdür söz konusu olan. Artık yorumun ve sözün bittiği yerdir gelinen nokta. Yine de başvuru formuna uygun olarak Anayasal ve yasal hak ihlallerini başlıklar halinde aşağıda sunuyoruz. 1- Cumhurbaşkanı bu beyan ve icraatlarıyla, Anayasa hükmü olan yemini tutmamış, çiğnemiştir. Anayasal suç işlemektedir. 2- Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, Ben sistemi değiştirdim. Tarafsız olamam diyerek ve uygulayarak yine Anayasal suç işlemektedir. 3- Anayasanın 2. maddesinde öngörülen Cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olma özelliği ile yine Anayasanın 4. maddesinde düzenlenen bu niteliklerin değiştirilemeyeceği, değişmesinin teklif edilemeyeceği amir düzenlemelerini hiçe sayarak, hem Anayasal bir suç işlemekte, hem de fiili darbe yaptığın çekinmeden açıklayabilmektedir. 4- Anayasanın 6. maddesindeki hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz amir düzenlemesine aykırı olarak Cumhurbaşkanın, fiilen Anayasal sistemi değiştirdiğini ilan ederek, bilerek ve isteyerek Anayasa dışı yetkiler kullanmak suretiyle Anayasal suç işlediği hususu da tartışmasızdır. 5- Cumhurbaşkanı ANEMON OTEL konuşmasıyla da, Anayasada düzenlenen parlamenter Sistemi de, Bekleme odasına alarak, ortadan kaldıracağını açıkça ilan etmişti. Son Rize konuşmasıyla da fiilen bitirdiğini ilan ederek, sivil darbe yaptığını açıkça beyan ve itiraf etmiştir. Bize göre VATANA İHANET SUÇU TÜM UNSUR- LARIYLA OLUŞMUŞTUR. Cumhurbaşkanının tüm bu eylemleri YÜCE DİVANLIKTIR. Ancak sayın Mahkemenize bu yönde bir dava açılmadığı, daha doğrusu açılmaya cesaret edilemediği için, müvekkil HKP, kamuoyunun ve ülkenin geleceğini karartacak bu uygulamaların tedbiren durdurulması için bireysel başvuruyu zorunlu görmüştür. Kamunun ve Halkın Anayasal haklarının ihlali, en büyük hak ihlalidir. Bireysel hakların hep önündedir. Öncelikle ele alınması gerekir. Müvekkil HKP de bu bilinçle iş bu başvuruyu yapmaktadır. C- Başvurucunun güncel ve temel hakkının zedelendiği iddiası: Başvurucu Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Anayasal kurallara uygun, Çoğulcu parlamenter demokrasi kuralları gereği SELAM OLSUN BİZDEN ÖNCE GEÇENE!.. SELAM OLSUN SAVAŞIRKEN DÜŞENE!.. Sahibi ve Yazıişleri Müdürü: Değer Yıldız ISSN Yayın Türü: Yaygın Süreli Yönetim Yeri: İnebey Mah. İnkılap Cad. Otohan No: Basıldığı Yer: Gün Matbaacılık/Telsizler Mevkii Beşyol Mah. 43/514 Fatih-İSTANBUL Telefaks: (0212) Akasya Sok. No: 23/A K. Çekmece/ İstanbul. Tel: (0212) kurulmuş yasal bir partidir. Tüm Anayasal ve yasal koşulları tamamlayarak son seçimlere katılmış ve sistemin ve bağlı yayın kuruluşlarının böyle bir parti yokmuş gibi susuş kumkumalarına rağmen, 60 binin üzerinde oy almış ve gelecekte iktidara aday iddialı bir partidir. Müvekkil siyasi parti, Cumhurbaşkanının davaya konu açıklamasını, Anayasal düzeni yıkma (sivil darbe) eylemi olarak gördüğünden bu başvuruyu yapmaktadır. Cumhurbaşkanının açıkladığı sivil darbe gerçekleşirse, hiçbir siyasi partinin yaşama şansı da olmayacaktır. Kaldı ki sadece siyasi partilerin değil, TÜM KAMUNUN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN DE GASP EDİLECEĞİ AÇIKTIR. Kamunun ve Halkın haklarını savunan müvekkil siyasi partinin hem kendi haklarının, hem de kamunun ve halkımızın hak ve özgürlüklerinin gasp edileceği böyle bir olayda, işbu davayı açma hakkı vardır. Halkın Kurtuluşu Mücadelesini veren bir partinin, bu olaylar karşısında susması beklenemez. Anayasada Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılmıştır. Ancak bir Cumhurbaşkanının Anayasada belirtilen görev yetkilerini hiçe sayarak, Ben Anayasayı askıya aldım, Sistemi değiştirdim diyebileceği öngörülmediği için, bu tür eylemlere karşı yasal başvuru yolları Anayasada düzenlenmemiştir. Ancak Türk Hukuk Sistemi içinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın yukarıda özetlediğimiz eylemleri ve işlediği Anayasal suçlarla ilgili, Anayasa Mahkemesinden başka bir Yargı merci bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, Anayasanın ihlali ilgili davaların tek merciidir. Anayasal düzeni kollayıp korumak bu mahkemenin görevidir. Şekli kalıplara takılmadan bu başvurumuzla ilgili karar verilmesi, kuruluş yasanızın gereğidir. Sonuç Talebimiz: Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana, tarafsız bir cumhurbaşkanı olmak yerine, AKP nin 1. Genel Başkanı gibi, siyasi propaganda ve polemik üslubuyla her konuda taraf olacak şekilde icraatlarda bulunan, son olarak da anayasal sistemi fiilen değiştirdim diyebilecek kadar pervasızlaşan, anayasa ve hukuku tanımadığını açıklayan cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, bu tehlikeli ve hukuk dışı amaç ve eylemlerinin durdurulması gerekmektedir. Aslında konuyla ilgili illa bir başvurunun gerekmediğini düşünüyoruz. Ancak konunun gündeme alınması için iş bu başvuruyu yapıyoruz. Talebimiz: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın; tarafsız cumhurbaşkanı olma sıfatını kaybettiğinin ve anayasal düzeni (sistemi) değiştirmeye ve fiili bir rejim kurmaya çalıştığının tespitiyle, bunun önlenmesi yolunda ihtiyati tedbir kararı verilmesine; Bu tedbire uyulmaması halinde ise, meşruiyetini kaybetmiş olan Recep Tayyip Erdoğan ın cumhurbaşkanlığının sona erdiğinin hüküm altına alınmasına karar verilmesini, vekili olduğum HKP adına talep ediyorum Başvurucu Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Vekili Av. Orhan Özer Mahmut Çal3 te İbrahim Uzun Sadi Okçuoğlu Engin Yüzbaşıoğlu web: e-posta: facebook:www.facebook.com/halkinkurtulusyolu twitter:

3 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül Tuğrul Türkeş in yaptığı siyasi ahlâksızlık, Bahçeli nin 13 yıldır yaptıklarının yanında çerez sayılır Tabiî aralarında şöyle bir fark var: Tuğrul Türkeş, partisinin kararını hiçe sayarak Tayyipgiller safına geçmekle açık ve net bir kaypaklık yaptı. Bahçeli yse aynı işin hem de çok daha ağırını 13 yıldan beri yapmaktadır. Fakat böyle açık değil, çok sinsice Zaten Bahçeli nin genel karakteri de odur. Latin Amerika faşist diktatörleri gibi karanlık, sessiz, münzevi ve sinsi Öyle göz önünde bulunmayı sevmez. Mecbur kaldığı zamanlarda da danışmanlarının hazırlayıp eline verdikleri ya da prompter a yükledikleri metinleri okur sadece, yeknesak üslup ve tavırlarıyla. Belleklerde canlılığını koruduğu için sonuncusundan başlayalım: 7 Haziran akşamı Tayyip, 13 yıldan bu yana sürdürdüğü saltanatını yitirdiğini görmüş ve çaresiz kabullenmişti. Yaptığı demoralize konuşmada sakin görünmeye çalışarak artık tek parti iktidarları döneminin sona erdiğini milletin siyasetten koalisyon beklediğini ifade etmişti. Sanırız şöyle düşünmüş ve bir teselli vermişti kendisine: Ne olacak? Nasıl olsa açık ara en büyük parti yine bizimki. Kurulacak bir koalisyonda başbakanlık, bakanların çoğunluğu ve özellikle de Adalet, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim ve Ekonomi gibi bakanlıklar yine bizden olur. Koalisyon pazarlıklarında da bizim yolsuzlukların üzerinin örtülmesini sağladık mı durumu kurtarmış oluruz. Gerisini de zamanla bir hal yoluna koymaya çalışırız. İşte tam o düşünce ve psikoloji içindeyken eski ve gizli kadim dostu, kendisinin 13 yıldır bir Ortaçağ despotu gibi devran sürmesini sağlayan en önemli yerli siyasi figür olan Deniz Baykal la görüşmeyi ve ondan akıl almayı düşündü. Ne acıdır ki, Amerikancılıkta ve halka ihanette kendisiyle yarışan Baykal, bu davete koşarak gitti. Baykal ın bu gidişi, Tayyip e bir anlamda siyasi meşruiyet kazandırdı. Ona iade-i itibar sağladı. Ardından Bahçeli nin meşrebine uygun, sinsi, arkadan dolaşan ihaneti geldi. Meclis Başkanlığını Tayyipgiller e altın tepsi içinde sunuverdi. Bu iki kazanım, Tayyip in yitirdiği cesaretini ve moralini yeniden toparlamasına ve hatta kazanmasına sebep oldu. Tayyip baktı ki, yüzde 60 lık bir oy çoğunluğuna ve onun karşılığı olan Meclis çoğunluğuna sahip olan üç parti de donunu bağlamaktan bile aciz. Ulan, dedi biz bunları yeniden eğer büker bir kalıba sokarız. Ne yapmak lazım? Öncelikle yeniden bir yolunu bulup Meclis çoğunluğunu sağlamak lazım. Bunun uygun görülen yolu da yeni bir seçimdir. Bu seçimde oylarımızı artırmalıyız. Bunu nasıl yapacağız? İki-üç yıldan bu yana Açılım Süreci diyorduk, biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almış bir partiyiz diyorduk, iki ayyaş diyerek giydiriyorduk Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ye. Fakat gelinen süreçte görüldü ki bunlar artık bize oy getirmediği gibi, oy kaybettirir olmuş. O zaman ne yapmak gerek? Yaptığımızın tersini Yani sonuna kadar savaş, ya silahlarını gömecekler, gelip teslim olacaklar, gömdükleri yeri de bize söyleyecekler ya da sonuçlarına razı olacaklar. Ordumuz terör belasının kökünü kazıyacak, bu sağlanıncaya kadar durmak yok., diye nutuklar atacağız, böylece de en keskin milliyetçiyi oynayacağız. Bu sayede MHP ye kaçan oylarımızı geri döndürür, CHP nin ulusalcı kanadından da oy koparırsak amacımıza ulaşırız. Tayyip in bugün oynadığı Milliyetçilik oyununun ya da içine girdiği bu kalıbın temel gerekçesi budur. Onu böyle oynatan da Baykal ve Bahçeli nin ona verdiği iki can suyudur. Eğer bu iki kişinin ihaneti olmasaydı büyük olasılıkla Tayyip in böyle bir kurtuluş umudu da olmayacaktı. Yine hatırlanacaktır: Bahçeli nin, Tayyipgiller e ilk büyük desteği ve aynı anlamda da halka bu vesileyle yaptığı ihaneti, Bülent Ecevit Başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin yıkılmasına sebep olan erken seçim kararı alması ve bunu açıklaması olmuştur. Bahçeli, ABD den aldığı bir emir üzerine anında ortağı olduğu hükümeti yıkmış ve Tayyipgiller in tek başına iktidar olmasının yolunu açmıştır. Üstelik de kendi partisinin baraj altına düşmesi ve Meclis dışında kalması pahasına Tayyipgiller e verilen bu destek, Bahçeli nin Washington, Pentagon ve CIA yönlendirmesiyle siyaset yaptığının en kesin delillerinden biridir. İkinci önemli ihaneti ya da yamulması daha açık ifadesiyle Tayyipgillerciliği ise Abdullah Gül ün Cumhurbaşkanı seçilmesi olayında olmuştur. MHP Grubu o seçim sürecinde Meclis e girmemiş olsaydı CHP gibi, A. Gül seçilememiş olacaktı. Tayyipgiller de devletin en tepesindeki bu kurumu ellerine geçirememiş olacaktı. Tabiî Bahçeli nin o günkü tutumu da ilkinde olduğu gibi yine CIA yönlendirmesiyle olmuştur. Bahçeli ve MHP nin ihaneti o kadar çok ki, hangi birini sayalım Eğitimin tamamen bilimsellikten koparılıp dincileşmesini hedefleyen ve kamuoyunda diye bilinen sözümona yasal düzenlemeler sürecinde de Tayyipgiller le açık bir ittifaka girmiştir, Bahçeli nin MHP si. Suriye ye yönelik savaş tezkeresinin çıkarılması süreçlerinde de Bahçeli MHP si hep Tayyipgiller le birlikte hareket etmiştir. Tayyipgiller in diktatörlüğünü korumak amacıyla çıkardıkları iç güvenlik yasaları nın çıkarılması süreçlerinde de hep yan yana olmuştur Tayyipgiller le, Bahçeli MHP si. Özetçe dersek: Tıpkı Tayyipgiller gibi, Bahçeli MHP sini de CIA oynatmaktadır. Yine hatırlanacaktır; Ecevit in Başbakanlığındaki Koalisyon sürecinde de namuslu ve yurtsever tutum almaya, özelleştirmelere karşı çıkıp emperyalist örgütlerden bağımsız bir icraat yapmaya çalışan Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz ve Tarım ve Köy İşleri Bakanı Hüsnü Ziya Gökalp i harcamakla kalmamış; adamların siyasi hayatlarını da bitirmiştir. Biraz daha yakın tarihe gelirsek; Ortadoğu yu kana bulayan Amerikan askerlerinin savaş gemileriyle Ege liman şehirlerimize doluşarak uçkur meselelerini hallettikleri ve kahraman havasında şehirlerimizi kirlettikleri 2007 yılında, bölgenin yurtsever insanları bu emperyalist saldırganlığa isyan edip eli kanlı Amerikan Conilerini protesto etmişlerdi. Eylemler yapmışlardı. Bu eylemlerde yer alan MHP nin yerel yöneticilerini Devlet Bahçeli yönetimi anında-duraksamaksızın görevden almıştı. Yine aynı süreçte Ankara civarındaki Amerikan Büyükelçiliği görevlilerinin ziyaret ve görüşme taleplerini reddeden MHP yöneticilerini de Bahçeli ve ekibi yine anında görevden almıştı. Tabiî bu tavırlarıyla Bahçeli MHP si biz Amerikan işbirlikçisi ve hizmetkârıyız, aramızda Amerikan karşıtlarına yer vermeyiz, mesajını vermişlerdir ABD li efendilerine. Artık Türkçe kitapları çıkan Wikileaks belgelerinde de (İngilizce orijinalleri internet ortamında bulunmaktadır) hazin bir şekilde görüleceği gibi ABD Emperyalistleri ve onun sözcüleri, temsilcileri, ajan MHP, ABD yönetimindeki, CIA yönetimindeki Süper NATO nun, Gladio nun, Kontrgerilla nın özel partisidir. 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbelerine zemin oluşturmak için yapılan katliamların paramiliter katilleri, cellatları hep bu partinin üyeleri, temsilcileri içinden seçilmiştir. örgütleri, bizim Meclisi dolduran burjuva partilerinin tamamını da (yani dördünü de), satılmışlar medyasının yazarçizerlerini de ve hatta tüm bunlardan daha acı olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepesindeki subaylardan, istihbaratçılardan tutun da asker, polis, MİT velhasıl tüm istihbarat örgütlerini kabak oyar gibi oymuşlar ve oraların yönetimini ellerine geçirmişlerdir. Kendilerine kölece bağımlı ajanlar devşirmişlerdir oralardan. MHP de işte bunlardan yani devşirilmiş şahsiyetlerden oluşmuş yöneticilerin örgütüdür. Bu belgelere baktığımız zaman Devlet Bahçeli nin Amerikan Büyükelçiliği görevlileri önünde; Ben İran a iki kere gittim ama Amerika ya 9 kez, diyerek, onlara nasıl yaltaklandığını, şirin görünmek için çabaladığını iğrenerek ve acı duyarak izlersiniz. Abdullah Helvacı, Rıza Müftüoğlu, Turgut Altınok, Mehmet Telek, Faruk Bal, Murat Şefkatli, Ümit Özdağ, Rıza Ayhan, Şevket Bülent Yahnici vb. vb. MHP yöneticilerinin Amerikan Büyükelçiliğinde, konsoloslukta yine ABD yöneticileri önünde Amerikancılıklarını kanıtlamak için nasıl küçüldüklerini yine aynı tiksinti ve üzüntüyle izlersiniz. MHP de Meclisteki diğer burjuva partileri gibi bütünüyle Amerika nın çizdiği sınırlar içinde, onun belirlediği alanda, onun direktifleri doğrultusunda siyaset yapmaktadır. Bunlar ABD rotasından milim sapamazlar. Bilirler ki, onları var eden (tabiî siyasi anlamda) ve o makamlara getiren ve eğer iyi göze girerler ise gerekli de görülürlerse daha üst makamlara getirecek olan sadece ABD Emperyalistlerdir. Bu sebeple bunların Kâbeleri Washington dur. Bunların mezhepleri Amerikanofilliktir. T. Türkeş, hain oğlu haindir Bir iki günden beri Tuğrul Türkeş in babasının yolundan saptığı, hatta onun kemiklerini sızlattığı şeklinde de yazıp çizilmekte, söylenip konuşulmaktadır medyada. Bu da doğru değildir. Tam tersine, Tuğrul Türkeş, bu tutumuyla tam da babasına yakışır şekilde davranmıştır. T. Türkeş, ne yapmıştır? Partisine sırtını dönmüş, Tayyipgiller in safında yer almıştır. Yani en ağır ifadeyle partisini satmıştır, nihayetinde. Oysa babası Alparslan Türkeş ne yapmıştır? Silah ve dava arkadaşını, ihtilal arkadaşını satmış, gammazlamış; onun ölüme gönderilmesinde aktif bir rol oynamıştır. Önce 21 Mayıs 1963 İhtilal girişiminin hazırlıkları içinde yer almıştır. Talat Aydemir ve arkadaşlarıyla birlikte ihtilal komitesinin içindedir yani. Ve o hazırlıklarda yer almıştır. Fakat sonradan sanırız CIA dan aldığı bir sinyal ya da bir emir doğrultusunda hareket ederek komiteden çekilmiş ve ihtilalci arkadaşlarının hazırlıklarını bizzat o dönem orduyla en sıkı bağları olan siyasetçi CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ye anlatmıştır, bütün ayrıntılarıyla. Yani resmen ihtilalci arkadaşlarına ihanet etmiş, onları satmış ve onları gammazlamıştır-ihbar etmiştir. Ve işin ilginci bu ihanetini de Talat Aydemir ve Arkadaşlarının yargılandığı, onları ölüme gönderen Ali Elverdi başkanlığındaki Askeri Mahkeme önünde itiraf etmiştir. Bu küçülme ve iğrençleşme karşısında Mustafa Kemal in devrimci geleneğini benimseyip sürdürmeye çalışan ve o uğurda yiğitçe hayatını veren Talat Aydemir, acımıştır A. Türkeş e. Anılarında; Ona acıdım., der Talat Aydemir. Böylesine alçalan bir adam, bundan sonra eski silah arkadaşlarının yüzüne nasıl bakacak; insan içine nasıl çıkacak, diye üzüldüm onun adına, der. Görüldüğü gibi, oğul Türkeş in bugün yaptığı satış ve ihanet yine baba Türkeş in yaptığının yanında çerez kalır Ali Elverdi, hatırlanacağı gibi, Denizler i de idama gönderen Sıkıyönetim Mahkemesinin Başkanıdır. 21 Mayıs 1963 İhtilal girişimi sırasında, 20 Mayıs gecesi saat dolayında ihtilalciler Ankara Radyosunu ele geçirir ve İhtilal Bildirisi ni okurlar. Türkiye ye duyururlar. Tabiî özellikle de örgütlü asker arkadaşlarına Onlar da bu duyum üzerine komuta ettikleri birlikleri ihtilalciler safında hareketlendirecektir. Fakat ihtilalciler çocuk saflıklarından kaynaklanan vahim hatalar yaparlar. Radyonun güvenliğini sağlamazlar. İnönü ve devletin diğer ileri gelenleri, 28 inci Tümen Kurmay Başkanı Yarbay Ali Elverdi komutasında bir birliği Radyoya gönderirler ve oradaki devrimcileri enterne ederek Radyodan karşı bildiriyi okurlar. Okuyan Ali Elverdi dir. Bunun üzerine devrimci karargâh yeniden Radyoya bir birlik gönderir ve Ali Elverdi komutasındaki karşıdevrim güçlerini esir alarak Harbiye ye getirirler. Radyodaysa yeniden devrimci yayınlar devam eder. Ali Elverdi Harbiye de Talat Aydemir in karşısına çıkarılır. Köpekleşir. Yılanlar gibi kıvranarak yalvarır Aydemir e. Talat, ben ettim sen etme. Yaptım bir hata bağışla beni., der. Talat Aydemir, yüce duygulu adamdır. Bir kötülük etmez bu alçağa. Götürüp atın şu şerefsizi koğuşa., der Harbiyeli gençlere. İşte aynı Ali Elverdi, İhtilal başarısız olunca kurulan Askeri Mahkemenin başında Talat Aydemir ve Arkadaşları hakkında ölüm cezaları, müebbet cezalar ve on yılları bulan hapis cezaları verir devrimcilere. Yukarıda da söylediğimiz gibi, aynı Ali Elverdi, benzeri Baki Tuğ ve diğer benzerleriyle Denizler hakkında da ölüm cezaları yağdırır. Hep söylüyoruz ya insanların türleri balıklardan, böceklerden, çiçeklerden daha çoktur diye. İşte Ali Elverdi ler, Baki Tuğ lar, Türkeş ler, Bahçeliler, Tayyipgiller ve Meclisin diğer burjuva partilerinin Amerikancı yöneticileri bir kategoridir ya da bir türdür. Başka türlü dersek, aynı çamurdan yoğrulmadır. Denizler, Mahirler, Kıvılcımlı lar, Talat Aydemir ler ve bizlerse ayrı bir kategoriyi oluştururuz. İnsan soyunun en yüce temsilcilerinin oluşturduğu bir türü meydana getiririz. İnsanlığın kurtuluşunu ve geleceğini temsil ederiz. En yüce insani, ahlâki değerleri temsil ederiz. Yurtseverliğin ve halkseverliğin en hasını savunur ve hayata geçiririz. MHP, Kontrgerilla nın özel partisidir MHP, hep söylediğimiz gibi, ABD yönetimindeki, CIA yönetimindeki Süper NATO nun, Gladio nun, Kontrgerilla nın özel partisidir. Devrimci, antiemperyalist, yurtsever hareket yükselişe geçtiğinde CIA nın ve Pentagon un yönettiği karşıdevrimci güçlere silahlı sivil destek vermek üzere oluşturulmuş bir sözde siyasi partidir. Gerçekteyse o, bir Kontrgerilla örgütüdür. 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbelerine zemin oluşturmak için yapılan katliamların paramiliter katilleri, cellatları hep bu partinin üyeleri, temsilcileri içinden seçilmiştir. Bu partinin cellâtları Kahramanmaraş ta analarının kucağındaki küçücük bebeleri, hamile kadınları, ihtiyar nineleri ve dedeleri ve gencecik fidanları satırlarla, palalarla, kurşunlarla, av tüfekleriyle katletmişlerdir bir gecede. Tümü de Alevi inanca sahip 111 masum insanımız bu cellâtlar elinde can vermiştir. Ayrıca Sivas ta, Çorum da benzer katliamlar yapmıştır, bu partiye mensup Kontrgerillacı katiller. Ümit Kaftancıoğlu, Bedreddin Cömert, Cavit Orhan Tütengil gibi biliminsanlarımızı, Savcı Doğan Öz ü, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler i yine Kontrgerilla dan daha doğrusu onun üst yönetimi olan CIA dan aldıkları emir doğrultusunda acımasızca katletmişlerdir. Yine Gazeteci Abdi İpekçi yi de aynı acımasızlıkla öldürmüşlerdir. Ve de daha binlerce masum insanımızın kanına girmiştir, bu faşist cellâtlar, Amerikan uşakları. Yine bu cellâtlar Ankara Bahçelievler de 7 TİP li öğrenciyi boğarak; 16 Mart 1978 de İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin üzerine bomba atarak 6 öğrenciyi kahpece katletmişler, 41 kişiyi de yaralamışlardır. Kısacası katliamları saymakla bitmez bu canilerin. Bunların hesabı sorulmamıştır. İleride halkımız soracaktır bu ihanetlerin ve katliamların hesabını MHP Milliyetçiliği sahte Milliyetçiliktir Alparslan Türkeş, her bakımdan yaratıcısı ve koruyucusu olan ABD ye kulca bağlıdır. Sadece meşhur Afyon Yasağı - nın kaldırılmasındaki tutumunu hatırlamak bile bu uşaklığını hiçbir söze yer bırakmayacak biçimde ortaya koyacaktır: Türkeş, ABD nin, 12 Mart Faşist Nihat Erim Hükümetine koydurttuğu afyon ekim yasağını, 1974 te Bülent Ecevit in kaldırması üzerine; Bu yasağı kaldırmakla ABD yi kızdırmış oluruz. Bunu yapmayalım demiştir. Böylece de Türk köylüsünü-çiftçisini düşünmediğini, ABD li efendilerini düşündüğünü çok açık olarak itiraf etmiştir. (Garp Cephesinde yeni bir şey yok, Kurtuluş Yolu, Sayı 81, 04 Kasım 2014) Bunca masum insanın kanına giren, bunca katliam yapan ve ABD Emperyalistlerine böylesine hizmette bulunan sözümona bir parti hiç gerçek anlamda milliyetçi olabilir mi? Asla Bunların milliyetçilikleri de, Türkçülükleri de, vatanseverlikleri de tümüyle sahtedir, kandırmacadır, namussuzca bir sahtekârlıktır. Türk Milliyetçiliğinin ideolojisini oluşturan büyük ve içtenlikli düşünür herkesçe bilindiği gibi, Ziya Gökalp tir. Ziya Gökalp yıllar süren araştırma ve muhakemeleri sonucunda gerçek milliyetçiliğin sosyalizm olduğunu görmüş, kabullenmiş ve bir sosyalist olarak hayata gözlerini yummuştur. İşte biz de gerçek milliyetçiyiz yani sosyalistiz. Fakat bilindiği gibi biz kendimizi milliyetçi olarak ifade etmiyoruz yazılarımızda ve bildirgelerimizde. Çünkü sosyalistiz demekle zaten gerçek milliyetçi olduğumuzu ifade etmiş oluyoruz. Ayrıca da bu milletin binde biri oranındaki hainler de vardır milletin içinde. Emperyalizm yandaşları, ABD ve AB Emperyalizminin hizmetkârları, uşakları vardır. Bunlar yerli Parababalarıdır yani TÜSİAD cılar, MÜSİAD cılar ve TOBB Yöneticileridir, Meclisteki dört Amerikancı burjuva partisidir, Amerikancı satılmışlar medyasının CIA tarafından devşirilmiş aydın sıfatındaki yazarçizerleridir. İşte bu hainler de binde birlik bir sayı oluşturmalarına rağmen millet yapısı içinde yer alırlar. Biz eğer bugün milliyetçiyiz dersek, bu hainleri de benimsemiş ve savunmuş oluruz. Oysa bu binde bir oranındaki hainleri karşımıza alıp; çıkarı ABD Emperyalistlerinin çıkarıyla taban tabana zıt olan binde dokuz yüz doksan dokuzluk kısmı ya da ezici çoğunluğu göz önüne aldığımız zaman ona gerçek sosyal bilimin verdiği ad Halk tır. İşte bir de bu sebepten dolayı biz, bugün kendimizi halkçı ya da halksever olarak adlandırıyoruz. Tabiî aynı zamanda da vatanseveriz-yurtseveriz. Türk ve Kürt halkı başta gelmek üzere tüm halkların da dostuyuz aynı zamanda. Kazanan mutlaka biz olacağız Biz, tüm hainlerin, Amerikan işbirlikçilerinin oyunlarını bozacağız. Onların iğrenç içyüzlerini açık edeceğiz halkımıza. Böylece de onların kâh masum din duygularını sömürerek, kâh masum milli duygularını sömürerek kandırıp aldattıkları halk yığınlarımızı uyandıracağız. Bunların bizim dostumuz olmadığını, aslında düşmanlarımız olduğunu göstereceğiz insanlarımıza. Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!.. 29 Ağustos 2015 HKP Genel Merkezi

4 4 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Cefakâr, Kahraman, Yiğit, Emekçi Halkımız Şimdi Yeter Artık demenin zamanıdır dinî ve manevî ihtiyaçlarını giderirken devlet ya da şahıs karışmasına uğramayacağı, dinin insanlarımızın özel hayatı içinde kalacağı, Kamu düzeninin, aklın, bilimin ve insanî değerlerin kaynaklık ettiği kurallarla sağlanacağı düzeni gerçekleştirecek Baştarafı sayfa 1 de Sağlıkta özelleştirmeyle sağlık güvencesini yok ediyorlar. Sağlığı parası olanın kullanabileceği bir hizmet haline getiriyorlar. Eğitimde özelleştirmeyle eğitim hakkımızı elimizden alıyorlar. İlk öğretimden Üniversite eğitimine kadar eğitimi paralı hale getiriyorlar. Paran varsa hastalanma hakkına, paran varsa eğitim alma hakkına sahipsin diyorlar. Sağlıklı, eğitimli nesiller yetiştirmeyi parası olanlara layık gören Parababalarının hizmetkârlarına yeter artık demenin zamanı değil mi? Parababaları iktidarlarının elbirliğiyle yarattığı, İnsanlarımızı can evinden vuran işsizlik Halkımızın canını yakmaya devam ediyor. Ne kadar düşük gösterseler de kendi rakamları bile % 11 leri aşmış durumda. 100 gencimizin 20 si işsiz kalıyor. Ataması yapılmayan öğretmenlerimizin sayısı 350 binlerde. Zar zor koşullarda kazanılan, yokluklarla, zorluklarla tamamlanan Üniversitelerimiz işsizler ordusuna nefer yetiştiren kurumlara dönüştürüldü. Yaşadığımız bütün kötülüklerin anası işsizliği Halkımızın başına bela eden emekçi düşmanlarına yeter artık demenin zamanı değil mi? Asgari Ücret 1.000,54 TL, açlık sınırı 1.328,92-TL, yoksulluk sınırı 4.328,73- TL. Rakamlar ortada, açlık sınırındaki ücreti bile çok görüyorlar Halkımıza. Sefalet ücretiyle halkımızı açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkûm edenlere, saraylarda yaşayıp, asgari ücret tutarındaki altın kaplama bardaklarda suyunu yudumlayanlara, yeter artık demenin zamanı değil mi? Halkımızın mutfağı yangın yerine döndü. Protein kaynağı ete yılbaşından bu yana gelen zam %40 ları buldu. Gerçek enflasyon %30-40 lara dayandı. Cennet vatanımızı cehenneme çevirenlere, Halkımızı hayat pahalılığında kıvrandıranlara, kuru ekmeğe mahkûm edenlere, yeter artık demenin zamanı değil mi? İş cinayetlerine kurban veriyoruz işçilerimizi. Her gün bir veya iki işçi kardeşimiz yitip gidiyor bu dünyadan. Sadece 2015 yılının ilk yedi ayında iş cinayetlerinde yitirdiğimiz işçi kardeşlerimizin sayısı 971. Ölümleri güzel oldu, bu işin fıtratında ölüm var, şehit oldu bu kardeşimiz ne mutlu size diyenlere, çocuklarımızı öksüz-yetim bırakanlara, ocaklarımızı söndürenlere yeter artık demenin zamanı değil mi? Hem emekli aylığı hem milletvekili maaşı alan milletvekillerine ödenen aylık tutar TL, yeni milletvekillerine ödenen maaş TL. Emekçi Halkımıza da enflasyon karşısında sürekli eriyen, ölmeyecek ama süründürecek kadar ücreti layık görüyorlar. Bu eşitsizliğe, adaletsizliğe ses çıkartmayanlara, ceylan derisi koltuklarını kaybetmemek için onurlarını, değerlerini satanlara yeter artık demenin zamanı değil mi? Halkımıza bu dünyada çektikleri cefanın karşılığında, öbür dünyada cenneti vaat ediyorlar. Kendileri ise bu dünyada cenneti yaşıyorlar. İnançları da, imanları da, Müslümanlıkları da sahte Tayyipgillerin. Çünkü bunların tanrısı para tanrısı, bunların kıblesi Vaşington, Berlin, Brüksel. Kıbleyi karıştırırlarsa lağım deliğine süpürülecekler, bu merkezler tarafından. O yüzden satarlar bütün değerlerini, o yüzden satarlar vatanımızı, halkımızı. Din kisvesi altında dünya menfaati sağlayan, insanlarımızı Allah la aldatan CIA İslamcılarına yeter artık demenin zamanı değil mi? Yarımız olan kadını çocuk doğuran, hizmetçilik yapan, erkeğin dört eşinden biri olacak bir cinsel objeye, bir robota dönüştürmeye çalışıyorlar Ortaçağcı Tayyipgiller. Kadın cinayetleri Tayyipgillerle birlikte geometrik artış gösterdi yılının ilk altı ayında katledilen kadın sayısı 149. Kadını insan yerine koymadıkları, aşağıladıkları, kötülük kaynağı olarak görmelerinin sonucudur bu katliamlar. İnsanlığın yarısı kadını hor gören, eve hapsetmeye, gün yüzü göstermemeye çalışan, Analarımızın başımızı yaslayınca tadına doyulmayan, başımızı yasladığımızda her derdimizi unuttuğumuz dizini haram kabul eden ortaçağcı sapık anlayışa yeter artık demenin zamanı değil mi? Rantlarına, vur- gun- larına, talanlarına kurban ediyorlar doğamızı. Öylesine tahrip ettiler ki doğamızı, ilkbaharı ve sonbaharı yaşayamıyoruz artık. Mevsimlerimizi çalanlara, akarsularımızı kurutanlara, yaşam alanlarımızı vurgunları uğruna yok edenlere yeter artık demenin zamanı değil mi? Şehirlerimizde nefes alacağımız alanları, tarihi dokuyu rantlarına, vurgunlarına kurban ediyorlar. Korulukların, ormanlık alanların yerlerine rezidanslar, alışveriş merkezleri, her türlü mimari estetikten yoksun gökdelenler yapıldı, yapılıyor. Mustafa Kemal in bataklıktan ormanlık alana dönüştürdüğü AOÇ Hırsızlar İmparatorunun ikametgâhına dönüştürüldü. Oksijenimizi yok edenlere, nefesimizi kesenlere, tarihi yok ederek geçmişimizle bağlarımızı kopartmak isteyenlere yeter artık demenin zamanı değil mi? Aşağılık vurgun ve talanlarının devam etmesi için Halkı örgütsüz kılıp köle yapmak istiyorlar. En güçlü silahımız olan örgütlülüğümüzü yok etmek isteyen, halkımızı koyun sürüsüne dönüştürmeye çalışanlara yeter artık demenin zamanı değil mi? Yargı artık Tayyipgillerin hukuk bürosuna dönüşmüş durumda. Adaletin kılıcı artık yurtseverleri, emekçileri, devrimcileri doğruyor. Adaletin terazisinin ağırlık basan kefesinde para var, rant var, kâr var. Katillerin, hırsızların, arsızların hukuku egemen artık. Toplumdan adalet duygusunu yok edenlere, hukuku Ortaçağ düzenine giden yolda araç olarak kullananlara yeter artık demenin zamanı değil mi? Halkımıza felaketten, ölümden, zulümden başka bir şey getirmeyen ve hiçbir zaman da getirmeyecek olan, Amerikancı, NATO cu, Avrupa Birlikçisi, IMF ci, özelleştirmeci ortak paydasında buluşan, meclisteki 4 partiye yeter artık demenin zamanı değil mi? Onurumuzu, direncimizi, umudumuzu, örgütlülüğümüzü kırmak isteyen AB-D Emperyalistlerine; sayısının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan bir an olsun mücadele hattını terk etmeyen, mücadele azmini ve umudunu kaybetmeyen, yaşamın her alanında mücadele yürüten Cefakâr, Kahraman, Yiğit, Emekçi Halkımız; bu kanser düzeninin yaratıcılarına, sürdürücülerine, kanser düzenine bizleri mahkûm edenlere yeter artık demenin zamanı geldi artık. Artık Halkın İktidarını kuracak olan Onurumuzu, direncimizi, umudumuzu, örgütlülüğümüzü kırmak isteyen AB-D Emperyalistlerine; sayısının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan bir an olsun mücadele hattını terk etmeyen, mücadele azmini ve umudunu kaybetmeyen, yaşamın her alanında mücadele yürüten Kökleri Kuvayimilliye ye dayanan, vatanımıza yönelik emperyalist saldırılara göğüs geren, korkmadan, bıkmadan, yılmadan gericilik rüzgârlarına karşı yürüyen Normal geçim endeksinden aşağı düşmeyecek, günümüzde uygulanmakta olan asgari ücretin 4 mislinden fazla asgari ücreti, kadın, çocuk, din, ırk, farklarına bakmaksızın, eşit işe eşit ücretin verileceği düzeni gerçekleştirecek Bütün kötülüklerin anası kabul ettiği vatanımızın can düşmanı işsizliği, Halkımızın belini büken hayat pahalılığını ortadan kaldıracak Milletvekili maaşının, ortalama hayat endeksinden yukarı çıkartılmayacağı, seçmenlerine hesap veremeyen Milletvekilinin çoğunluğun oyuyla geri çağrılabilecek düzeni gerçekleştirecek Tepeden tırnağa örgütlü bir toplumu kuracak Millet adına kanunları uygulayabilmek için, Hâkimlerin millet tarafından seçileceği, Asker, sivil adalet ikiliğinin ortadan kalkacağı hukuk düzenini gerçekleştirecek Kadının sosyal hayatın her alanında en aktif biçimde rol alacağı, ekonomik hayatta da, siyasi ve entelektüel hayatta da erkeğe eşdeğer bir görev alacağı, ekonomik hayatta erkeğin hakimiyetine son verileceği kısacası kadınla erkeğin eşitleneceği, toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan, kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılacağı-silineceği düzeni gerçekleştirecek Ezberciliğe değil, güçlükler karşısında çözüm yolları bulma, yani bellek yerine zekâyı işletme prensibinin, öğretim ve eğitimin baş prensibi olacağı, eğitimin demokratikleştirileceği, ölçü alınarak, kişiye özel, el yapımı ayakkabı üretir gibi, her öğrencinin kişiliğini ezmeyen eğitim güdüleceği eğitim düzenini gerçekleştirecek Fazla diplomalı bize gerekmez kaygısı ile, SINAV ların, öğrenci turnikesi, ya da salhanesi (mezbahası, kesimevi) haline sokulmayacağı, yabancı dilde eğitimin yasaklanacağı, Öğretim ve Eğitimin biçimi ve içeriğiyle laikleştirileceği, eğitimden para kazanmanın yasaklanacağı, herkese eşit parasız eğitim imkanın sunulacağı, her yerde Halk Üniversitelerinin kurulacağı düzeni gerçekleştirecek Her türlü sağlık hizmetinin parasız olacağı, sağlığın da eğitim gibi kamu hizmeti olacağı, sağlıktan para kazanmanın yasaklanacağı sağlık düzenini gerçekleştirecek Her yurttaşın yer, içerken olduğu gibi, İnsan hayatının sürmesinin, bitkiler ve hayvanlarla birlikte, doğal dengeyi hiç bozmadan mümkün olabileceği bilimsel gerçekliğinden hareketle, doğaya ve diğer canlılara saygılı, onlara zarar vermeyen bir üretimin yapılacağı düzeni gerçekleştirecek HKP örgütleyecek; ABD ve AB Emperyalistlerinin, Sevr i yeniden gündeme getiren, bizi mahvetmek isteyen sinsi, aşağılık planlarına karşı, İkinci Kuvayimilliye Seferberliğini. HKP önderlik edecek Cefakâr, Kahraman, Yiğit, Emekçi Halkımıza. HKP örgütleyecek; Haziranlardan, Şanlı Gezi İsyanımız dan Halkın İktidarına mücadeleyi. HKP gerçekleştirecek; eşitliği, kardeşliği, insanın insanı ezmeyeceği, sömürmeyeceği bir düzeni. HKP kuracak; Emekçi Halkımızın yarattığı değerlerin bir avuç parababasına değil emekçi halkımıza eşitçe bölüştürüleceği bir düzeni. Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz.

5 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut tan Çağlayan Adliyesi önünde Efkan Ala ya hodri meydan: Onların mahkemesinde, onların savcı ve yargıçları karşısında onlarla hesaplaşmaya hazırız Tayyipgiller iktidarının MİT eliyle Suriye deki meşru iktidarı devrimek için Emperyalistlerce devşirilen Işid başta olmak üzere Cihadçı çetelere gönderdiği silahların görüntüleri yakın zamanda medyada yer almıştı. Iki bin TIR dolusu silah, AKP nin talimatıyla MİT gözetiminde gönderilmişti Cihatçı gruplara. Partimiz, yayınlanan görüntülerden sonra sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Yerel mahkemelerde bir sonuç alınamaması üzerine suç duyurusu, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne taşındı. UCM başvurumuzun değerlendirmeye alındığını tarafımıza bildirdi. Başvurumuzun ardından İçişleri Bakanlığınca Partimiz Genel Başkanı Nurullah Ankut hakkında savcılığa müracaatla şikayette bulunuldu. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Savcılığıda Genel Başkan ımız hakkında soruşturma başlattı. Genel Başkan ımızın savcılığa vereceği ifade dolayısıyla biz Kurtuluş Partililer de Genel Başkan ımızı yalnız bırakmadık. Genel Başkan ımızın savcılığa vereceği İfade öncesi Çağlayan Adliyesi önünde yapacağımız basın açıklamasına polis, bulunduğumuz yerin emniyet bölgesi olduğu ve açıklamalara kapatılmış olduğunu gerekçe göstererek engel olmaya çalıştı. Yapılan uzun tartışmalar neticesinde açıklamayı yapmakta ısrar ettiğimiz takdirde müdahalede bulunacakları ve gözaltına alacakları tehdidini savurarak ayrıldı yanımızdan. Polisin keyfi bütün engellerine rağmen bulunduğumuz yerden milim ayrılmadan ses düzenimiz, bayrak, döviz ve sloganlarımızla eylemimizi gerçekleştirdik. Basın açıklamamızı İstabul İl Başkanımız Avukat Pınar Akbina gerçekleştirdi. Akbina; Mayıs 2015 de Cumhuriyet gazetisini ve OdaTv nin yayımladığı haberde bu savaş suçu konusunda hem yeni görüntüler, hem de yeni tanıklıklar ortaya çıkmıştır. Yasin Aktay ın da itirafları üzerine, AKP nin Suriye karşıtı tüm eylemleri, Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde, Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de ve Roma Şartı ında açıkça SAVAŞ SUÇU, ya da ULUSALARARSI TERÖR SUÇU olarak tanımlandığından, bu suçları yargılamakla görevli Uluslararası Ceza Mahkemesi ne Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Hakan Fidan hakkında suç duyurusunda bulunduk. Kurulacak muhtemel koalisyondaki yerini garantileyememiş olan Efkan Ala, açıkta kalabileceği bir ikbalsizlik korkusuyla olsa gerek, bu başvurumuz sebebiyle Hakaret, İftira ve Suç Uydurma Sevsinler sizin anayasanızı 7 Haziran da yapılan Milletvekili seçimlerinin üzerinden üç ay geçmeden ülke 1 Kasım da erken seçime götürülüyor. Kim tarafından? Kaç-ak Saray sakini diktatör tarafından. Niçin? Seçimler diktatörümüzün istediği gibi sonuçlanmadığından... Yani Halkımız; başkan olabilmek için istediği 400 milletvekilini kendisine vermediği ve AKP nin tek başına iktidar olabilecek sayıya ulaşmasına da geçit vermediği için Peki ne yaptı Kaç-ak Saray sakini diktatör?.. Seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz büründüğü sessizlikten, kendisini 13 sene önce kurtaran hainin yeniden el vermesiyle kendisini toparladı ve sonuçlardan memnun olmadığını, seçimin yenilenmesi gerektiğini söyledi. Dikkat edelim, bu memnuniyetsizliği belirten bir siyasi parti lideri değil. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan ve Anayasanın 101/son maddesi uyarınca partisi ile ilişiği kesil en birisidir. Yani kendisinin işgal ettiği makam gereği şeklen de olsa tarafsız olması ve bu nedenle de seçim sonuçlarının kendini ilgilendirmemesi gerekir. En fazla milletvekiline sahip olan eski partisi AKP ye hükümeti kurma görevini verdi. Bunlar da muhalefette bulunan diğer Amerikancı partilerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı durdu. Toplamda 35 saati geçen istikşafi (birbirini tanıma) görüşmeler yaptılar. Sanki bunlar ilk defa tanışıyorlar? On üç yıldır aynı Meclis çatışı altında değiller gibi... Birbirlerini tanıyacaklarmış(!) Sonuçta ne oldu? AKP nin CHP ye koalisyon teklifi ile gelmediğini açıkladılar. İyi de koalisyon görüşmeleri yapıyoruz diye bu kadar süre halkı niye oyaladınız? Her iki tarafın da amacı belli; halkı kandırmak, aldatmak. Olası bir erken seçimde masadan kalkan taraf olmamak... Bu arada Tayyip; AB-D Emperyalistlerinin Yeni Sevr planı ve Büyük Ortadoğu Projesi nin hayata geçirilmesi için verdiği emir üzerine düğmeye basmış, Kürt illerinde her gün beşer-onar cenaze gelmeye başlamış kimsenin umurunda değil. Çünkü bunların yüreğinde insan sevgisi yok. Seçimlerden önce analar ağlamasın diyerek oy toplamaya çalıştıkları halde, başkanlık hayalleri suya düşünce bu kez de sonuna kadar savaş diyerek halkların boğazlaşmasının fitilin ateşlediler. Suruç ta 33 masum genç insanımızı katlettirdiler. Ardından tabutlar gelmeye başladı. Her iki taraftan da anaları ağlatmaya, kardeşleri feryat ettirmeye başladılar. Bu arada Anayasaya bağlı Cumhurbaşkanı, tarafsız uygulamalarına devam etti(!) Neymiş? Anayasa da öngörülen 45 günlük sürede hükümet kurulamamış. Mevcut şartlarda da kurulamayacağı ortaya çıkmış. Bu bedenle Anayasanın 104 ve 116. maddeleri uyarınca seçimlerin yenilenmesi zarureti hasıl olmuş. Burada işlerine gelince Anayasaya sahip çıkar görülenler; dur durak bilmeden nasıl her gün Anayasayı ihlal etmekteler, bakın Anayasa nın yukarıda belirttiğimiz 101. maddesinde; Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. denmesine rağmen, sen değil misin 27 Ağustos 2015 deki AKP Genel Kurulu na hem Cumhurbaşkanı, hem Başbakan hem de AKP Genel Başkanı unvanlarını koruyarak katılan?.. Sen değil misin geçtiğimiz günlerde Rize de; Gün tarafsız olma günü değildir. Şunu açık söylüyorum, bitaraf olan bertaraf olur diyen? Yine aynı konuşmanda, Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin, ister edilmesin; Türkiye nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun hukuki çerçevenin anayasal olarak kesinleştirilmesidir. diyerek, zaten yıllardır fiilen var olan kişi diktatörlüğünü kendi ağzından ilan eden sen değil misin? Bu cümleler, açıkça; mevcut Cumhuriyet rejiminin yıkıldığının deklare edilmesi değil midir? Öte yandan, 7 Haziran seçimlerinden hemen önce Denizli de yaptığın konuşmada; parlamenter sistem 10 Ağustos ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere milletimiz tarafından bekleme odasına alındı. Bu bekleme ne kadar sürecek veya ne zamana kadar sürecek ya mevcut uygulamaya Anayasal zemin kazandırılana kadar ya da bunun yerine yeni bir sistem ikame edene kadar. diyen, yani açıkça Parlamenter sistemin ortadan kaldırıldığını ilan eden sen değil misin? iddiasıyla Partimiz Genel Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Halkların bilincinde verilecek hüküm bellidir, mahkemelerinizden ne karar çıkarsa çıksın. Bunda hiçbir tereddüdümüz yok. Lakin biz bugünkü hukuk düzeninizde, sizin düzeninizde bile hesaplaşmaya varız. Siz var mısınız? Korkmayın, korkunun ecele faydası yok! Diyerek bitirdi açıklamasını. Akbina nın açıklamasından sonra sözü Genel Başkanımız Nurullah Ankut aldı. Nurullah Ankut, Efkan Ala yı Mahkemeye davet ettiği açıklamasında Sanıyorlar ki bizi korkutacaklar, hayır. Efkan Ala ya buradan davetimizdir. Yalnız gelme. AKP nin büyük patronunu da küçük patronunu da MİT başkanınızı da al gel. Biz hepinizi birden dava ettik. Yoksa şikayetlerini cami avlusuna bırakılan bebekler gibi bırakıp sıvışıp gitmesinler. Onların mahkemesinde, onların savcı ve yargıçları karşısında onlarla hesaplaşmaya hazırız. Davetimizdir. Bu davetten kaçan namerttir. dedi. Efkan Ala nın tarafına yaptığı iftira suçlamasını kabul etmeyen Genel Başkan ımız ifade kapsamında hazırladığı dosyada bulunan MİT TIR larına ait görüntülerin yüklü olduğu CD ve fotoğrafları basına göstererek Neyin İftirası bu diye sordu. Her şeyin gün gibi ortada olduğunu belirten Nurullah Ankut sözlerini Halkız haklıyız yeneceğiz! diyerek bitirdi. Tayyipgiller Halkın Adaletinden Kaçamayacaklar yazılı ozalitin açıldığı basın açıklaması sırasında sık sık Gün gelecek devran dönecek Tayyipgiller Halka Hesap Verecek, Kahrolsun AB-D AB Emperyalizmi, Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşımız, Davamız Halkların Kurtuluş Davasıdır sloganları atıldı İstanbul dan Kurtuluş Partililer Oysa, yürürlükteki Anayasanın 2 nci maddesinde; Cumhuriyetin Niteliklerinin; demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu öngörülmüş ve 4 üncü maddesinde ise; bu niteliklerin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Aynı Anayasanın Egemenliği tanımlayan 6 ıncı maddesinde de; Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanama z şeklinde emredici hüküm bulunmaktadır. 14 üncü maddesinde; Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamayacağı öngörülmüştür. Peki yine aynı Anayasa nın 104 ünce maddesi gereğince; Devletin başı olan, Cumhuriyetin birliğini temsil etmesi, Anayasanın uygulanmasını gözetmesi gereken Cumhurbaşkanlığı makamını bugün işgal eden kişi neler yapmaktadır? Yukarıda sadece çarpıcı birkaç örneğini verdiğimiz sözlerinden açıkça anlaşılacağı üzere; ülkede Anayasal bir düzen olmadığını, Parlamentonun işlevinin bulunmadığını, Yasamanın da Yürütmenin de kendisi olduğunu itiraf etmektedir. Sürekli tekrarlanan bu itirafların açıkça Anayasayı İhlal suçu kapsamında olduğu ve bu kişinin Vatana İhanet suçundan yargılanması gerektiği yönünde yaptığımız suç duyurularımız hep sonuçsuz kalmaktadır. Oysa kendisine muhalif kesimleri içeri attırmakla tehdit etmesiyle birlikte, durumdan vazife çıkaran savcılar hemen harekete geçmektedir. Cezaevleri; Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan tutuklanmış insanlarla dolu. Adam, seçimin sonucunu beğenmiyor... Erken Seçim bile demeden Tekrar Seçim diyor. Ülkede kan gövdeyi götürüyor, kendisi Erken Seçim kararı ile yetinmeyip seçimin tarihini bile belirliyor. Anayasaya göre sözde; bağımsız ve tarafsız olan Yüksek Seçim Kurulu da anında bu tarihi benimsiyor. Bütün bunlar da gösteriyor ki, şu anda ülkede Polis de Savcı da Yargıç da Tayyip in kendisidir. Öyleyse bu ülkede; ne Anayasası ne Yasası ne Yönetmeliği?.. Açıkça Tayyibistan Diktatörlüğü İşte bu diktatörlük eliyle ülke erken seçime götürülüyor. Hiç bu seçime; eşit, adil ve tarafsız bir seçim denebilir mi? Ya da bu seçimden, Emekçi Halkımızın yararına; parçalanmayı ortadan kaldıracak, kardeş kavgasına son verecek, anaların gözyaşlarını dindirecek bir sonuç çıkar mı?q Hırsızlar İmparatorluğu eninde sonunda yıkılacak Nurullah Ankut un adliye önündeki konuşmasını aynen yayımlıyoruz: Saygıdeğer arkadaşlar, ABD-AB Emperyalistleri 1990 dan bu yana Ortadoğu da tamamı Müslüman halkından olan 6 milyon insanı katletmişlerdir. Tüm Ortadoğu ülkelerini ve 20 Temmuz dan bu yana da ülkemizi cehenneme çevirmişlerdir. Ölüm tarlalarına çevirmişlerdir. Bunların milyonlarca masum insanın kanına bulanmış cellat ellerini yıkamaya kalksanız okyanuslar kırmızıya boyanır. İşte 2002 den bu yana Tayyipgiller in AKP iktidarı da bu emperyalist haydutlara suç ortaklığı etmektedir. Dostumuz Libya ya saldırmıştır. Hâlbuki bir sene önce Kaddafi nin elinden insan hakları ödülü almıştı. Buna rağmen 14 ay sonra Libya ya saldırdı, ABD Emperyalistleri ve bizim Tayyipgiller. Yine aynı şekilde ardından Suriye ye saldırdılar. Oysa bir sene önce, Beşşar Esad la kardeşten de yakınız, demişti Tayyip Erdoğan. Efendisinden aldığı bir emir üzerine Suriye yi düşman ilan etti ve Suriye Halkına karşı bir savaş başlattı. Tapelerden öğrendiğimize göre 2 bin TIR dolusu silahı Suriye nin meşru hükümetine, Beşşar Esad hükümetine karşı savaşan Ortaçağcı teröristlere nakletti ve Suriye Mazlum Halkının 300 bin civarında insanını yok yere öldürttü. 6 milyon masum Suriye insanı vatanını terk etmek zorunda kaldı. Bu insanların 3 milyonu bizim şehirlerimizi, köylerimizi, kasabalarımızı doldurdu. Her gün onlarcası, yüzlercesi Akdeniz de, Ege de Batı ya geçmek isterken boğulup hayatını kaybetmektedir. İşte bu cehennemin ve felaketin suçlusu Tayyipgiller dir. Biz Meclisteki Amerikancı, çapsız, yalandan muhalefete benzemeyiz. Bu süre içinde Tayyipgiler in bu suçlarına karşı onlarca dava açtık. Fakat Tayyipgiller bildiğimiz gibi ne hukuk bıraktılar, ne adliye bıraktılar, ne şehirleri, ne gölleri, ne ırmaklarımızı bıraktılar. Her şeyi talan ettiler. Yağma, rant alanına çevirdiler. Geçen günlerin bir haberi; İstanbul da, deprem bekleyen İstanbul da, halkın kaçıp sığınabileceği 480 meydanın 360 ını gasp etmişler; gökdelenler dikmişler, AVM ler yapmışlardır oralara. Yani onların ne insanlık, ne onur, ne namus hiçbir şey umurunda değildir. Vurgundan, gasptan, küp doldurmaktan ve ABD ye hizmetkarlıktan ve halka ihanetten başka hiçbir şey düşünmemektedir bunlar. Son çare olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi ne başvurduk ve mahkeme bizim başvurumuzu incelemeye aldı. Bu başvurumuz üzerine bizi korkutmak, sindirmek için benim aleyhimde hukuki soruşturma başlattılar. Sanıyorlar ki bizi korkutacaklar. Hayır! Efkan Ala ya buradan davetimizdir. Yalnız gelme. AKP nin büyük patronunu da, küçük patronunu da, MİT başkanınızı da al gel. Biz hepinizi Biz Meclisteki Amerikancı, çapsız, yalandan muhalefete benzemeyiz. Bu süre içinde Tayyipgiler in bu suçlarına karşı onlarca dava açtık. Fakat Tayyipgiller bildiğimiz gibi ne hukuk bıraktılar, ne adliye bıraktılar, ne şehirleri, ne gölleri, ne ırmaklarımızı bıraktılar. Her şeyi talan ettiler. Yağma, rant alanına çevirdiler. birden dava ettik. Yalnız başına gelme. Gelsinler ki ömürlerinde ilk defa Onur Yaşamdan Önemlidir şiarını en büyük erdem bellemiş insanlarla yüz yüze gelsinler ve insan görsünler, bu insanlarla tanışabilsinler. Yiğitliğin, mertliğin, cesaretin, fedakârlığın, halk sevgisinin ne demek olduğunu gelsinler ki bizlerde görsünler. Öğrenirler demiyorum, sadece görebilsinler Yoksa şikâyetlerini cami avlusuna bırakılan bebekler gibi bırakıp sıvışıp gitmesinler. Onların mahkemesinde, onların savcıları ve yargıçları karşısında onlarla hesaplaşmaya hazırız. Davetimizimdir. Ve bu davetten kaçan namerttir! Bize iftira attı, diyorlar. Neyin iftirası bu? 2 bin TIR dolusu silahın işte bu CD de görüntüleri var. TIR dolu silahların görüntüleri. Mahkemeye sunacağız bunları. İşte burada fotoğrafları var. Göster Halil Yoldaş birer birer hepsini. Neyin iftirasını yapmışız biz? Biz hayatta hiç kimseye iftira atmayız, hiç kimseye haksızlık yapmayız düşmanımız bile olsa. Bu, herkesin bildiği, ayla güneş kadar kesin, kimsenin şüphe duymadığı gerçekleri inkâra kalkışıyorlar. Yalanlarla Türkiye yi 13 yıldan bu yana uyuttukları gibi hâlâ uyutabileceklerini sanıyorlar. Hayır! Bunu yapamayacaklar, halkımıza sözümüzdür. Vurguncular, halk düşmanları, Amerikan işbirlikçisi hainler ve bunların Hırsızlar İmparatorluğu eninde sonunda yıkılacak. Yıkacağız. Ve bunlar nereye giderlerse gitsinler, nereye çıkarlarsa çıksınlar sonunda mutlaka çelik bilezikle tanışacaklardır. Halkız haklıyız yeneceğiz! (Alkışlar Slogan Halkız haklıyız kazanacağız )

6 6 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Efkan Ala nın, hakkında soruşturma açtığı HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut: Savaş suçlularının cezasız kalmaması için hukuken ve siyaseten son nefesimize kadar mücadele edeceğiz! Halkın Kurtuluş Partisi nin Tayyipgiller in Suriye ye karşı savaş suçu işlediği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesine suç duyurusunda bulunması üzerine dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, Nurullah Ankut hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma nedeniyle savcılıkta ifade veren Nurullah Ankut, savunmasında Tayyipgiller in suçlarını bir kez daha teşhir ederek onları yargılarken Efkan Ala nın kendi ve arkadaşlarının suçunu örtmek için şikayette bulunduğunu söyledi. HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut un savunmasını aynen yayımlıyoruz: Ankara C. Başsavcılığına gönderilmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Ankara Savcılığı Hazırlık No: 2015/4151 Konusu: Suçlamalara karşı yazılı savunmamdır. Ben Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanıyım. Suçlandığım olay, Parti olarak avukatlarımız kanalıyla müşteki ve siyasi arkadaşlarını, Suriye ye karşı savaş suçu işlediklerinden bahisle, Uluslararası Ceza Mahkemesine şikâyet etmemizdir. Müşteki Efkan ALA nın, kendi suçunu ve ceraim arkadaşlarının suçunu örtmek için bu şikâyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki: 1- Öncelikle, Ulusal ya da Uluslararası bir mahkemeye başvurmak, şikâyet hakkını kullanmak, başlı başına SUÇ ATFEDİLEBİLİR BİR EYLEM DEĞİLDİR. Bilakis, ETKİLİ BAŞVURU HAKKI, Uluslararası Sözleşmelerde düzenlenmiş bir hukuksal haktır. Bu hakkın kullanılmasının soruşturma/ kovuşturma konusu olamayacağına ilişkin onlarca Yargıtay kararı mevcuttur. Bunun da ötesinde, müşteki ve diğer savaş suçu işlemiş failler hakkında AİHS 10. maddede düzenlenen İfade hakkı/özgürlüğü kullanımı kapsamına girmektedir bu başvurunun içeriği. Zira AİHS 10 hükmü Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamları tarafından müdahale olmaksızın ve ULUSAL SINIRLAR DİKKATE ALINMAKSIZIN, görüşlere sahip olma ve bilgi ve düşünceleri edinme ve bunları yayma özgürlüğünü içerecektir. 2- Bu çerçevede, müşteki ve ceraim arkadaşları hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesine başvuru dilekçemizin yazılı ve görsel medyada yayınlanmış olması da ifade ve haberleşme hakkının bir parçasıdır. Tabiî, müşteki ve onun siyasal anlayışı, bu hakları kabul etmez, doğru bulmaz, bu haklar mümkünse kullanılmasın ister. Nitekim aynı dilekçemizde savaş suçuyla itham ettiğimiz müştekinin asıl siyasal önderi (ki onun da hakarete ve iftiraya uğradığını iddia etmektedir) Tayyip Erdoğan, henüz geçtiğimiz günlerde TÜRKİYE DE DÜZEN DEĞİŞMİŞTİR şeklinde ikrarıyla, zaten kurulamayan demokratik hukuk devletinin yok edildiğini, bir Tayipgiller Diktatörlüğü kurulduğunu itiraf etmişti. Dolayısıyla bu anlayış sahiplerinin, kendilerini her türlü demokrasi, hukuk, insan hakları kavram ve özgürlüklerinin üzerinde gördüğü, kendilerine hiçbir hukuksal müeyyide uygulanamayacağını, dahası hukuksal suçlama bile yapılamayacağını düşündüklerini biliyoruz. Bu bakımdan, kendilerinden ulusal/uluslararası hak ve özgürlüklerimize saygı duymalarını beklemiyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurumuz tam da bu ezberlerini bozmuştur. 3- Cumhuriyet hukuku düzenini fiilen ve cebren yıktıkları için sanık sandalyesinde olması gereken müşteki ve ceraim arkadaşlarını NEDEN ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNE ŞİKÂYET ETTİK. Cevap çok açık: Ülkemizde etkili bir başvuru, yargılama olanağı bulunmadığından, ya da bırakılmadığından! Soruşturma savcıları gayet iyi bileceklerdir ki, AKP nin yolsuzluklarını soruşturmak isteyen savcılar, Deniz Feneri soruşturmasından beri, sürülmekte, görevden alınmakta, kendileri soruşturulmakta ve hatta tutuklanmaktadırlar. Eski savcı İlhan Cihaner in tutuklanmasıyla başlayan, AKP ve şürekâsının ve bir dönemki müttefiklerinin eylemleri hakkında soruşturma yürütmek isteyen savcılara önce darbeci, Ergenekoncu, şimdilerde ise paralelci yaftasıyla başına binbir iş getirilmesi zulmü, ne yazık ki meslektaşları tarafından dahi kanıksanmış durumdadır. Yine 2010 yılındaki anayasa değişikliği ile HSYK de tümüyle AKP güdümüne sokulmuştur. Yani gerçek bir hukuksal soruşturma yapacak, CMK 164 vd.deki düzenlemelere uygun vazife görecek imkan bırakmamıştır AKP iktidarı. Diğer yandan, müşteki ve ceraim arkadaşları hakkında, Suriye hükümeti ve halkına karşı gerçekleştirdikleri suçlardan, Türkiye de, Türk Ceza Kanununun yabancı devlete karşı suçlar başlığındaki suçlarını gerçekleştirdiklerinden bahisle onlarca suç duyurusu yapmamıza rağmen, hem yukarıda anlattığımız koşullar sebebiyle, hem de DOKUNULMAZLIK garabeti sebebiyle, hep takipsizlik kararları verildi. Bu kararlara itirazlarımız da sonuç vermedi. Bu durumda, AKP iktidarından ve onun hukuksuzluklarından çekinmeyecek, en azından hukuken çekinmeyecek bir merci aradık. Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurumuz işte şeklen bu sebepledir. 4- Türkiye nin UCM ana sözleşmesi olan Roma Statüsü nü imzalamaması, başvuruya engel midir? Hayır! Roma Statüsü nün giriş bölümünde, çok önemli bir ilke belirlenmiştir. Şöyledir ilgili bölüm: Bu yüzyıl süresince milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin, insanlık vicdanını derinden etkilemiş, hayal edilemeyen katliamların kurbanı olduğunu akılda tutarak, Bu tür ağır suçların, dünyadaki barış, güvenlik ve esenliği tehdit ettiğini kabul ederek, Uluslararası toplumu bir bütün olarak yakından ilgilendiren en ciddi suçların cezasız kalmaması... Tam da bu noktadan, uluslararası toplumu ilgilendiren en ciddi suçların cezasız kalmaması prensibinden hareketle, UCM ye başvuru yaptık. UCM, bu ilkeden hareketle Uganda ve Sudan yetkilileri hakkında soruşturma yapabilmiştir örneğin. Öyle ki UCM savcısı, Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir in tutuklanmasını bile istemiştir ve Sudan, Roma Statüsü nü imzalamış değildir. Konuyla ilgili haber şöyledir: (...) Uluslararası Ceza Mahkemesi, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir aleyhinde dava açılmasına karar verdi. Ömer el Beşir, Darfur da savaş suçu işlemekle itham ediliyor. Bu, görevi başındaki bir devlet başkanı hakkında açılan ilk dava olacak. (http://www.ucmk. org.tr/index.php?option=com_content&- view=article&id=126:ucm-el-behakk-tutuklama-kararrdi-&catid=20:darfur-sudan&itemid=80) El Beşir, UCM savcısının bu kararını tanımadığını ilan etmiştir. Ama onun bu tavrı, UCM yargılamasını durdurmamıştır. Biz, Roma Statüsü nü imzalayan tüm devletlerin, yukarıda alıntıladığımız prensibi samimiyetle benimsediklerini düşünmüyoruz. Bu halde de geriye, bizler gibi Halk örgütlerinin başvurularıyla ve Dünyadaki Her türlü demokrasi, hukuk, insan hakları kavram ve özgürlüklerinin üzerinde gördüğü, kendilerine hiçbir hukuksal müeyyide uygulanamayacağını, dahası hukuksal suçlama bile yapılamayacağını düşündüklerini biliyoruz. Bu bakımdan, kendilerinden ulusal/uluslararası hak ve özgürlüklerimize saygı duymalarını beklemiyoruz. Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurumuz tam da bu ezberlerini bozmuştur. devrimci-demokrat kamuoyunun etkisiyle UCM belki harekete geçirebilir düşüncesiyle hukuk yoluna başvuruyoruz. Keza başvurumuz da UCM ye değil, UCM savcısına bir ihbardır esasen. Zira soruşturma açma yetkisi UCM savcısındadır. Yoksa, çok iyi bilmekteyiz ki, savaş suçlarına karşı asıl mücadele halkın örgütlü siyasi mücadelesidir. Tek başına mahkemelere terk edilebilir bir mücadele değildir. 5- Uluslararası mevzuat: Her ne kadar Türkiye imzalamamış olsa da, UCM savcısı savaş suçu olduğu kanaatine ulaşırsa, aşağıdaki düzenlemeler gereği soruşturma başlatabilir: Mahkemenin kuruluşunu düzenleyen 1. Maddesi ise: Mahkeme, daimi bir kurumdur ve bu Statüde sözü edilen, uluslararası toplumu ilgilendiren en ciddi suçları işleyen kişiler üzerinde, yargı yetkisine sahiptir ve ulusal ceza yargı yetkisini tamamlayıcıdır. Mahkemenin yargı yetkisi ve işlevleri bu Statü hükümleri çerçevesinde belirlenir., düzenlemesini havidir. Mahkemenin Yargı Yetkisine Giren Mahkemenin yargı yetkisi, uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendiren en ciddi suçlar ile sınırlıdır. Mahkeme, bu Statü ye uygun olarak, aşağıdaki suçlar hakkında yargı yetkisine sahiptir: (a) Soykırım suçu; (b) İnsanlığa karşı suçlar; (c) SAVAŞ SUÇLARI; (d) SALDIRI SUÇU. şeklindedir. Statü nün savaş suçu başlıklı 8. Maddesinin 2/a-(ii) bendi: Askeri olmayan, yani askeri maksatlı olmayan sivil hedeflere karşı kasten saldırı düzenlenmesi ; iv bendi: Tahmin edilen somut ve doğrudan askeri avantajlara kıyasla, aşırı olacak şekilde, sivillerin yaralanmasına veya ölmesine veya sivil nesnelerin zarar görmesine yol açacağı ve geniş çapta, uzun vadeli ve ağır bir biçimde doğal çevreye zarar vereceğinin bilincinde olarak saldırı başlatılması ; v bendi: Savunmasız veya askeri hedef oluşturmayan kent, köy, yerleşim yeri veya binaların bombalanması veya bu yerlere herhangi bir araçla saldırılması suçlarını düzenlemektedir. Saldırı suçu başlıklı madde ise 1. Fıkrasında; Bu statünün amacı bakımından saldırı suçu, bir Devletin siyasi veya askeri eylemlerini etkili biçimde kontrol edebilme veya yönetebilme konumunda bulunan bir kimse tarafından, karakteri, ağırlığı ve boyutu itibariyle Birleşmiş Milletler Şartı nı açıkça ihlal eden bir saldırı fiilinin planlanması, hazırlanması, başlatılması veya icrasını ifade eder, denilmektedir. İşte burada Roma Statüsü, BM şartına gönderme yapmaktadır ve Türkiye BM şartını imzalamış, BM üyesi bir ülkedir. Birleşmiş Milletler Şartı nın Amaç ve İlkeler Bölümünün 2/1. Maddesinde düzenlenen: Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur. ilkesi gereğince ise, Müştekinin ve ceraim arkadaşlarının Suriye hükümetine karşı ÖSO ve IŞİD e MİT ARACILIĞIYLA SİLAH GÖNDERMESİ egemen eşit BM üyesi Suriye ye karşı savaş ilanından başka bir şey değildir. Oysa aynı BM Şartı nın 2/4. Maddesinde: Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar. denilmektedir. Yine bu eylemlerin; 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan BM Genel Kurulu nda kabul edilen BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge, ekinde belirtilen; Her devlet uluslararası ilişkilerinde herhangi bir Devletin ülke bütünlüğü ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinde bulunma ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletler in amaçlarıyla ters düşen herhangi bir biçimde davranmaktan kaçınmak yükümlülüğündedir. Böyle bir güç tehdidi ya da güç kullanımı uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ihlali anlamına gelir ve hiçbir zaman uluslararası sorunların çözümünde bir araç olarak kullanılmamalıdır. Saldırıdan kaynaklanan bir savaş, uluslararası hukuka göre sorumluluğu olan, barışa karşı işlenmiş bir suçtur. Birleşmiş Milletler in amaç ve ilkeleri uyarınca Devletlerin, saldırıdan kaynaklanan savaş lehinde propaganda yapmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Her Devletin, başka bir Devletin var olan uluslararası sınırlarını ihlal etmek amacı ile ya da toprak anlaşmazlıkları ve Devletlerin sınırları ile ilgili sorunlar dahil olmak üzere uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde araç olarak güç tehdidi ya da güç kullanımından kaçınma yükümlülüğü vardır. ya da başka bir şekilde saygılı olmak durumunda olduğu uluslararası bir antlaşma ile oluşturulmuş ya da bu antlaşma gereğince ortaya çıkmış ateşkes sınırları gibi uluslararası sınır tayinlerini ihlal etmek amacı ile güç tehdidi ya da güç kullanmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilenlerin hiçbiri, kendi özel rejimleri altındaki bu gibi sınırların mevcut durum ve etkileri açısından tarafların konumlarına zarar verecek ya da geçici niteliklerini etkileyecek şekilde yorumlanamaz. Devletlerin güç kullanımını içeren misilleme hareketlerinden kaçınma konusunda bir yükümlülükleri vardır. Her Devlet, eşit haklar ve kendi geleceğini tayin etme ilkelerinin işlenmesi sırasında sözü edilen halkları, kendi geleceklerini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık haklarından yoksun bırakan herhangi bir zora dayalı eylemden kaçınma yükümlülüğüne sahiptir. Her Devletin, başka bir Devletin toprağına saldırı amacını taşıyan, ücretli askerler de dahil olmak üzere, düzensiz güçler ya da silahlı grupları örgütlemek veya örgütlenmelerini teşvik etmekten kaçınma yükümlülüğü vardır. Her Devlet, bir başka Devletin içindeki sivil mücadele hareketleri ya da terörist hareketleri örgütlemek, kışkırtmak, bunlara yardımda bulunmak ya da bunların içinde yer almaktan ya da bu tür hareketlerin yürütülmesine yönelik olarak kendi toprakları içinde yürütülen örgütlü etkinliklere rıza göstermekten, bu paragrafta sözü edilen hareketler güç tehdidi ya da güç kullanımı içerdiği zaman, kaçınmakla yükümlüdür. Bir Devletin toprağı, Antlaşmanın hükümlerine aykırı bir biçimde güç kullanılmasından kaynaklanan askeri işgalin hedefi olmamalıdır. Bir Devletin toprağı, güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda, bir başka devletin ele geçirme hedefi olmamalıdır. Güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda sağlanan hiçbir toprak kazanımı yasal olarak kabul edilmeyecektir. Şimdi, AKP önde gelenleri, Türkiye nin taraf olduğu tüm bu sözleşme maddelerini ihlal etmiş olmakta değiller midir? Müşteki bu dönemin İçişleri bakanı değil midir? Bu suçlara ortak değil midir? Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme 9 Aralık 1994 tarih ve 49/60 Kararı ile uluslararası terörizmin ortadan kaldırılmasını hedefleyen beyannamesini içeren ekinde, BM ye üye Devletlerin, nerede ve kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın devletler ve halklar arasındaki dostane ilişkileri ve Devletlerin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürenler de dahil olmak üzere tüm terörist eylem, yöntem ve uygulamaları suç oldukları ve haklı gösterilemeyecekleri gerekçesiyle açık bir şekilde ve teyiden kınadığını keza hatırlatılarak, Uluslararası terörizmin ortadan kaldırılmasını hedefleyen tedbirler beyannamesinde, Kurul un, Devletleri, bu sorunun tüm veçhelerini kapsayacak genel bir yasal çerçevenin mevcudiyetini temin etmek amacıyla, terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin olarak yürürlükte bulunan uluslararası hukuki düzenlemelerin kapsamını acilen gözden geçirmeleri için de teşvik ettiğini not edilerek, Terörizmin, finansmanının engellenmesi ve faillerinin kovuşturulması ve cezalandırılması suretiyle tecziyesine yönelik etkili önlemlerin oluşturulması ve benimsenmesi amacıyla devletler arasında uluslararası işbirliğinin geliştirilmesine acilen

7 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül Madde 2 de belirtilen Niteliği veya Kapsamı itibariyle, bir halkı korkutmak, ya da bir hükümeti veya uluslararası örgütü herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacını gütmesi halinde, bir sivilin ya da bir silâhlı çatışma durumunda muhasemata doğrudan katılmayan herhangi başka bir kişiyi öldürmeye veya ağır şekilde yaralamaya yönelik diğer tüm eylemler Suriye Halkı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yine Madde 9 da belirtildiği üzere Maddede belirtilen bir suçun failinin veya fail zanlısının topraklarında bulunabileceği bilgisini alan ilgili Taraf Devletin bilgisine getirilen hususların soruşturulması için iç hukukuna göre gerekli olabilecek önlemleri alması gerekir. Ancak Türkiye Devleti bu maddeye de aykırı davranarak Suriye de sivil halka karşı saldırılarda bulunan terörist gruplara destek olmuş bu gruplardan kişilerin Türkiye de yaşamasına, silahlanıp eğitilmesine, tedavi görmesine göz yummuştur. Terörist Bombalamaların Ortadan Kaldırılması Hakkında Uluslararası Sözleşme 6. maddesinde belirtilen ölüm veya bedensel yaralanma amacıyla (madde 1) Suçun devletin hükümeti tarafından işletilen bir uçak vasıtasıyla işlenmesi hükmüne aykırı davranmıştır. Kendi sınırları içinde bir Suriye uçağı düşürüldüğü gibi yine yukarda belirtilen terör gruplarına sağlanan yardım sonucunda da binlerce sivil insan ölmüştür. VE MİT TIRLARIYLA, BU SÖZLEŞMEYE AYKIRI OLARAK, TERÖRİST GRUPLARA BOMBA, SİLAH ve MÜHİMMAT TAŞINMIŞTIR. Müşteki ve arkadaşları, açıkça terörist grupları finanse etme suçunu işlemişlerdir. UCM savcısına ihbar dilekçemizde, tüm bu hukuksal metinlere atıf yapmıştık. Ancak müştekinin işine gelmemiş olacak ki, Türkiye nin taraf olduğu bu sözleşmelere hiç değinmemiştir, yalnızca Roma Statüsü ne Türkiye nin taraf olmamasına değinmiştir. Bu durumun UCM nin yargılama yapmasına engel olmadığını yukarıda ifade etmiştik kaldı ki. Konunun bir diğer efektif tarafı şudur: BM Güvenlik Konseyi nin başvurusu da, ya da UCM nin BM den görüş alması da yargılama başlatabilmektedir. Dolayısıyla başvurumuzun ardından, böyle bir gelişme de olabilir. 7- UCM, BAŞVURUMUZ ÜZERİNE TARAFIMIZA YAZILI CEVAP GÖNDERMİŞTİR (EK-1). Bu cevap da UCM savcısı, konunun değerlendirmeye alındığını, ancak bu cevabın herhangi bir soruşturma açıldığı anlamına gelmediğini söylemiştir. GÖRÜLECEĞİ ÜZERE UCM SAVCISI TÜRKİYE TARAF OLMADIĞI İÇİN İŞLEM YAPAMAYIZ DEMEMİŞTİR. Bilakis, başvurumuzu değerlendireceğini söylemiştir. Bu durumda, UCM nin başvurusunu muhatap aldığı Partinin Genel Başkanı olarak benim soruşturulmam manidardır. Bizi bu yolla uluslararası alanda hak aramaktan, savaş suçlularını yargılatma çabamızdan alıkoyacaklarını, korkutacaklarını düşünüyorlarsa NAFİLEDİR! Bizler, Gerçek Devrimciler, Emperyalistler ve İşbirlikçilerinin sebep olduğu Bu yüzyıl süresince milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin, insanlık vicdanını derinden etkilemiş, hayal edilemeyen katliamların kurbanı olduğunu akılda tutarak, savaş suçlularının cezasız kalmaması için hukuken ve siyaseten son nefesimize kadar mücadele edeceğiz! 8- MİT TIR ları kime, ne taşıyordu? Bu konuda önce bir AKP linin ikrarları yansıdı basına: AK Parti Siirt milletvekili adayı ve AK Parti Dış İlişkiler den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı YASİN AKTAY, Adana ve Hatay da durdurulan MİT TIR larının Özgür Suriye Ordusu na (ÖSO) gittiğini söyledi. Odatv internet sitesinde yer alan görüntülü habere göre, Siirt te seçim çalışmalarını sürdüren Aktay, esnaf ziyaretinde tepkiyle karşılaştı. Görüntülere göre Aktay, bu tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ın Kobani ile ilgili geçmişteki açıklamasına ilişkin açıklamalarda bulunuyor. Bunun ardından bir vatandaşın Oraya giden TIR lar nerede? O TIR lardan ne çıktı? Silahlar. IŞİD e giden silahlar demesi üzerine ise AKTAY IN, ÖZGÜR SURİYE ORDUSU NA GİDİYORDU DEDİĞİ DUYULUYOR. (http://www. hurriyet.com.tr/gundem/ asp) Daha sonra da Cumhuriyet Gazetesi ne ulaşan video görüntüleri ortaya çıktı, TIR larda açıkça silah ve mühimmat vardı. Ve basına yansıyan MİT TIR ları soruşturması tutanaklarına göre bu silahlar IŞİD e gidiyordu. Örneğin: diken.com.tr/chpli-vekil-mit-tirlariyla-ilgili-tutanaklari-acikladi-iside-silah-tasiniyordu/ Keza, soruşturma savcıları da bu nedenle MİT TIR larını durdurmuşlardı: MİT e ait silah yüklü TIR ları durdurarak arama yaptıkları için hükümeti devirmeye teşebbüs iddiasıyla tutuklanan 4 savcı ile albayın mahkeme ifadeleri ilk kez ortaya çıktı. Kırıkhan da TIR ları durduran Cumhuriyet Savcısı Özcan Şişman, O tarihlerde ve öncesinde gerek benim yaptığım, gerekse başsavcı vekilliğimiz tarafından yapılan birçok soruşturmada tesadüfen bir kısım devlet görevlilerinin devlet görevi, istihbarat ve terör ayrımını yapamadıklarını, IŞİD e ve benzeri Suriye bölgesinde faaliyet gösteren başka unsurlarla hukuka aykırı temaslarının bulunduğunu birçok dosyada tespit ettik dedi. (http://www. cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/273117/ Devletin_ISiD_le_temasi_vardi.html) Ancak AKP nin müsteşarı bu savcıları arayıp tehdit etmişti o zaman: İfade sorgu zaptına göre, dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Adana da MİT e ait TIR ların durdurulması üzerine dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek in kendisini aradığını belirterek, Müsteşar Bey, bana TIR larda arama yaptırılamayacağı, MİT Yasası nın 26. maddesinin bu duruma aykırı olduğunu, eğer arama yapılırsa aramayı yapanlar ve ben dahil hepimizin üzüleceğini, böyle bir şey olmasını istemediğini söyledi dedi. (agy) Peki MİT tırlarıyla taşınan silahlar hakkında yabancı basın ne diyordu? Hollanda da muhalefetteki Hıristiyan Demokrat Parti (CDA), MİT e ait TIR larla Türkiye den Suriye deki cihatçı örgütlere silah gönderdiğine ilişkin gizli belgelerin kendilerinde de bulunduğunu açıkladı. CDA, bu belgeleri hükümete iletti. CDA Milletvekili Raymond Knops, hükümeti, Türkiye konusunda deve kuşu politikası izlemekle suçladı. Türkiye konusundaki gelişmeleri yakından izleyen CDA lı parlamenter Pieter Omtzigt, MİT tarafından Suriye deki El Kaide militanlarına silah gönderildiğine ilişkin belgelerin kendilerinde de olduğunu bildirdi. Omtzigt, Kasım ayında ulaştıkları gizli belgeleri, Güvenlik ve Adalet Bakanı Ivo Opstelten ile Ulusal Güvenlik ve Terörle Mücadele Koordinatörü (NCTV) Dick Schoof ile de paylaştıklarını açıkladı. BBC Türkçe nin edindiği bilgiye göre CDA nın ulaştığı belgeler arasında Adana Cumhuriyet Başsavcılığına ait tutanaklar, MİT ve jandarmaya ait belgeler bulunuyor. Savcılığa ait belgede, dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş un, silah ve mühimmat yüklü TIR ların MİT e ait olduğunu ve başbakanın talimatıyla Suriye ye CDA lı Omtzigt, Güvenlik ve Adalet Bakanı Opstelten e, bu belgeleri Türkiye ziyareti öncesi Dışişleri Bakanı Bert Koenders a iletip iletmediğini sordu. Koenders, 5-7 Ocak günlerinde Türkiye ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Hollanda Parlamentosu Dış Politika Komisyonu Üyesi CDA lı Raymond Knops da, konuyla ilgili bir soru önergesi verdi. Knops, Dışişleri Bakanı Koenders in yanıtlamasını istediği önergede, Türkiye den El Kaide ye silah ve mühimmat yardımı iddialarını sordu. Knops, önergesinde Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından oluşturulan Analitik Destek ve Yaptırımları İzleme Komitesi nin raporuna atıfta bulundu. RAPORDA, IŞİD VE EL NUSRA CEPHESİ NİN ELLERİNDEKİ SİLAH VE MÜHİMMATIN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜN TÜRKİYE ÜZERİNDEN GİZLİCE GÖNDERİLDİĞİNİN VURGULANDIĞINI BELİRTTİ. KNOPS, BU BİLGİNİN, BM NİN IRAK TA GÖREVLİ MİSYONU UNAMI TARAFINDAN DA DOĞRULANDIĞINI DA DİLE GETİRDİ. (http://www.bbc. com/turkce/haberler/2015/01/150117_hollanda_mit_silah) Dolayısıyla, sanık sıfatı taşıması gereken müştekinin, bizleri Türkiye nin dünya kamuoyu nezdindeki itibarını düşürmekle suçlaması, ayniyle kendilerine aittir. ULUSLARARASI BASINDA ONLARCA HABER, RESİM, KARİKATÜR VARDIR, AKP Yİ, TAYYİP ERDOĞAN I KÜÇÜMSEYEN, DİKTATÖR VE SAVAŞ SUÇLUSU OLARAK GÖSTEREN. Ülkemizin itibarını bu ve benzeri eylemleriyle düşüren bizatihi müşteki ve ceraim arkadaşlarıdır. TÜRKİYE CUMHURİYETİNE YÖNELİK KİN VE DÜŞMANLIK yaptığımız beyanları ise, müştekinin tümüyle kendi ruh halinin, kendi duygu ve düşüncelerinin yansıtma yoluyla ikrarı olsa gerektir. Yukarıda söylediğimiz gibi, Cumhuriyeti ortadan kaldıranlar tam da Bizi uluslararası alanda hak aramaktan, savaş suçlularını yargılatma çabamızdan alıkoyacaklarını, korkutacaklarını düşünüyorlarsa NAFİLEDİR! Bizler, Gerçek Devrimciler, Emperyalistler ve İşbirlikçilerinin sebep olduğu Bu yüzyıl süresince milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin, insanlık vicdanını derinden etkilemiş, hayal edilemeyen katliamların kurbanı olduğunu akılda tutarak, savaş suçlularının cezasız kalmaması için hukuken ve siyaseten son nefesimize kadar mücadele edeceğiz! müşteki ve ceraim arkadaşlarıdır. Tayyip Erdoğan artık hiç çekinmeden parlamenter sistem askıya alınmıştır, Türkiye de düzen değişmiştir diyebilmektedir! EFKAN ALA NIN KENDİSİ, BEN BU ANAYASAYI TANIMIYORUM DEMEMİŞ MİDİR? (http://www.cnnturk.com/video/turkiye/ icisleri-bakani-efkan-aladan-tepki-ceken-anayasa-ifadesi) Neden tanımaz Efkan Ala bu anayasayı? Laiklik düzenlendiği için, demokrasi düzenlendiği için, hukuk devleti düzenlendiği için Dahası millet meclisi düzenlendiği için Onların gönlündeki hilafet ve şeriat düzeni olmadığı ve dahi 4. madde ile yasaklandığı için. Hemen belirtelim, tüm bu nitelikler, Anayasada yazdığı için yerine gelmiş olmaz Müşteki ve ceraim arkadaşlarının eylemleriyle bu niteliklerin neredeyse yok edilmesi bunun göstergesidir. Ancak işte müşteki ve arkadaşları, bunların kâğıt üstünde düzenlenmesine bile karşıdırlar. Yine Anayasa Mahkemesince LAİKLİK KARŞITI EYLEMLERİN ODAĞI HALİNE GELDİĞİ TESPİT EDİLEN DE, MÜŞTEKİNİN PARTİSİDİR! Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti ne karşı Kin ve Nefret taşıyan işte müşteki ve benzerleridir. Bizse onların bu anlayışına karşı mücadele ediyoruz. Bu nedenlerle, müştekinin bu suçlaması bir yansıtma mekanizmasından başka bir şey değildir. Merd-i kipti şecaat arz ederken sirkatin söyler sözünü hatırlatmaktadır. 9- Suriye Halkına kan, gözyaşı, acı ve insanlık dışı katliamları müstahak gören savaş suçlarının asıl sebebi AB-D Emperyalistlerinin BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) dir. Bu projenin eşbaşkanı da Tayyip Erdoğan dır. Eski ABD Dışişleri Bakanlarından Condolleezza Rice, Yeni Bir Ortadoğu nun zamanı geldi diyerek açıkça belirtmişti hedefini. BOP projesi uyarınca Suriye fiilen bölünmüştür bile. Sıra Türkiye ye gelmektedir. Türkiye Suriyeleşmiştir. Her gün onlarca kişinin öldüğü bir savaş ortamı yaratılmıştır Türkiye de de. Dolayısıyla müşteki ve ceraim arkadaşlarının savaş suçları, Suriye nin bölünmesini sağladığı gibi, Türkiye nin de bölünmesine sebep olacak süreci başlatmıştır. 10- Komşu ülkenin meşru hükümetine karşı, şekli de olsa bir Meclis kararı bile olmaksızın, illegal güçler eğiten, donatan, onlara yasadışı yollarla silah gönderenler hakkında tek bir işlem yapamayan Ankara Başsavcılığının, buna isyan eden, buna karşı ulusal ve uluslararası alanda siyasal ve hukuksal mücadele edenler hakkında soruşturma açmasına şaşırdık mı? HAYIR! Böylece savaş suçu işleyenlerin aklanmaya çalışılmasına ve bunların üzerlerine gidenlere aman verilmesin mesajına şaşırdık mı? Buna da HAYIR! Lakin müşteki savaş suçlusu Efkan Ala nın buradan açılacağına emin olduğumuz davaya bizzat katılmasını bekliyoruz. Türk Ceza Kanununun Hakaret suçunu düzenleyen 125. Maddesi, bir olgu isnadı nı suç olarak tayin etmiş, devamındaki düzenlemeler ise isnat edilen fiilin ispatı halinde fiil isnat edene ceza verilmeyeceğini hükme bağlamıştır. Ancak bu nitelemeyi yapanın iddiasını ispat talebine müştekinin rıza göstermesi gerekmektedir, gene düzenlemeye göre. Dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesine başvuruda kendisine izafe edilen savaş suçu isnadını hakaret olarak gören Efkan Ala yı, bu isnadımızı ispata rıza göstermeye davet ediyoruz. Ve müştekiye sesleniyoruz: Tümüyle seni kayıracak bir ceza muhakemesi rejiminde, üstelik de sanık olmamıza rağmen, gerçekleri ortaya koyalım, suçunu ispata girişelim. Bunu reddedersen, zımnen suçu kabul ediyorsun demektir. Tüm bu nedenlerle, Müştekinin, kendisinin ve ceraim arkadaşlarının savaş suçlarını gizlemek ve uluslararası hukuku engellemek amaçlı şikâyetinin usul ve esas yönünden hukukiliği yoktur. Yaptığı suçlamaları reddediyor, kendisinin suçlarını ispatlamamıza TCK 125 vd. hükümleri çerçevesinde rıza göstermeye davet ediyoruz. Saygılarımızla Nurullah ANKUT HKP Genel Başkanı

8 8 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Başyazı İşte sıra sana da geldi Türkiye: Suriyeleşmeye başladın Baştarafı sayfa 1 de 6 milyonluk bir oy kitlesi var arkasında ve en az 15 milyonluk bir halk var. Tüm bunlara dayanıyor. Bunların da ötesinde ABD Emperyalistleri var, AB Emperyalistleri var PKK nin arkasında, onunla eklemlenmiş bir güç olarak. Hep söylediğimiz gibi, 1991 den bu yana PKK, Amerika yla eklemlenmiş ve onun hizmetine girmiş bulunmaktadır. O yüzden silahlar sussun deniliyor, eller tetikten çekilsin deniliyor. Silahları ateşleyen de, onlardan ölüm kusturan da, elleri tetiğe süren de ABD Emperyalistleridir. O istemedikçe ne silahlar susar, ne ölümler biter. Ve analar da ağlamaya devam eder. Yine hep söylediğimiz gibi, Amerikancılıkta birbirinden zerrece farkı olmayan Meclisteki 4 parti de ABD nin bu emperyalist çıkarlarına hizmet yarışı içindedirler. Bunların Türkiye yi götürebilecekleri bir tek yer vardır: Suriyeleştirmek. Orada parçalayıp bölmek ve halkları birbirine boğazlatmak. Başka hiçbir yere götüremezler Türkiye yi. Çünkü bunlar kurmalı oyuncaklar gibidir. Bunların sistemini kuran ve onu harekete geçiren hep ABD Emperyalistleridir. Yani bunlar tepeden tırnağa ihanete batmış durumdadırlar. İflah olmazlar, geri dönüşleri mümkün değil bunların. Ölüm gibidir ihanet. Bir kere çizgiyi aştınız mı, düşmanın safına geçtiniz mi, onun hizmetine girdiniz mi geriye dönüşü yoktur bu yolun. O bakımdan Meclisteki burjuva partilerinden medet beklemek, boş bir hayale kapılmaktan başka hiçbir anlama gelmez. Ne yazık ki ABD Emperyalistleri halklarımızı kandırıyorlar ve onların peşine takıyorlar. Oysa onlardan felaketten başka, zulümden başka, ölümden başka hiçbir şey gelmez halkımıza. ABD izin verdi, Türk Silahlı Kuvvetleri Kandil i vuruyor. Peki, neyin karşılığında izin verdi ABD? Şunların karşılığında: 1- İncirlik i aldı. Orayı gönlünce, istediği gibi kullanacak. Oradan kalkan savaş uçakları, helikopterleri, askerleri Ortadoğu da ABD nin BOP planının uygulanmasında en aktif şekilde çalışabilecek, görev yapabilecek. 2- ABD Emperyalistleri Türk Ordusu nu Suriye deki savaşın içine itmiş durumdadırlar artık. Türk uçakları da kalkacak Suriye deki hedefleri vuracak. Hangi hedefleri vuracak? IŞİD hedeflerini vuracak. Meşru Suriye hükümetinin yani Beşşar Esad yönetiminin askeri ve yerel hedeflerini vuracak. Yani ABD Emperyalistlerinin Suriye ye karşı açmış oldukları savaşın bir parçası haline gelecek. Diyor ya; ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, diye ABD-AB Emperyalistleri. Ortalama 20 devlet deniliyor koalisyonun içinde, şimdi Türkiye de oraya dâhil olmuş olacak 21 nci devlet olarak. ABD nin hizmetinde Ortadoğu da savaşa girmiş olacak. Ne savaşıdır bu? BOP haritasının Ortadoğu da hayata geçirilme savaşıdır. İşte bunun karşılığında ABD, Türk uçaklarının Kandil i vurmasına izin verdi. O da geçici bir süre için. Tabiî hayattaki hiçbir gidiş dümdüz bir hat izlemez. ABD de bunu bilir. PKK yle eklemlenmiştir 1991 den bu yana. Ama şimdi PKK hedeflerini niye vurduruyor? Şu anki konjonktür, mevcut siyasi, askeri durum onu gerektiriyor. Kısa süreliğine bu izni verdi. Zaten onun halklar umurunda değil. İnsanlar, hayatlar umurunda değil. O sadece emperyalist planlarının, projelerinin hayata geçirilmesini ve böylece de emperyalist çıkarlarının güvence altında, güven içinde sürmesini ister. Başka hiçbir hedefi, amacı, düşüncesi yoktur onun. Peki, şu anki Türk-Kürt savaşının Türkiye ye bir faydası var mıdır? Hayır, tam tersine zararı vardır. Çünkü evladını kaybeden Türk olsun, Kürt olsun hiçbir ana, hiçbir aile karşıda bulunan halka karşı olumlu düşünceler beslemez. Yani öteki halka karşı gittikçe düşmanlaşır, kin ve nefret biriktirir ve böylece de iki halk arasındaki bağlar, o bin yıldan bu yana gelişen, oluşan gönül bağları, kültür bağları zayıflar, sarsılır, örselenir, incelir ve aradaki çatlak gittikçe genişler. ABD bunu istiyor zaten. Bu çatlağın büyümesini ve bir süre sonunda ortadan parçalanmasını, ikiye bölünmesini istiyor. O yüzden de bu savaşın ABD Emperyalistlerine yararı var. Ayrıca, ABD bu süre içerisinde Suriye nin üçe bölünmüşlüğünü de iyice kesinleştirecek, pekiştirecek ve tam anlamıyla güvenceye almış olacak. Yani Suriye deki Kürdistan bölgesi (Rojava) aynen Irak taki Barzanistan gibi siyasi, askeri tüm kurumlarını oluşturacak ve bir devlet yapısına bürünecek ve artık ona kimsenin dokunması mümkün olmayacak. Nasıl ki bugünkü Barzanistan a kimse dokunmayı düşünemiyorsa Rojava da aynen öyle olacak. Ondan sonra gelecek sıra Türkiye ye. Ve artık ABD, işte o andan sonra Türkiye yi Libya nın, Irak ın, Suriye nin yerine koyacak. Askeri ve siyasi olarak Türkiye ye saldıracak. Yani ABD böyle bir plan yapmıştır ve bunu uygulamaktadır, yoldaşlar. Yoksa 20 Temmuz dan bu yana gelişen olaylar, yaşanan katliamlar, kaybedilen hayatlar durup dururken ortaya çıkmış değildir. Bu ne PKK nin iradesiyle olmuştur, ne Türk devletinin iradesiyle olmuştur. Tamamen Amerika nın planını uygulatmasıyla olmuştur piyonlarına, arkadaşlar. Bunu netçe, açıkça görmek durumundayız. Bunu böylece göremezsek hiçbir şeyi göremeyiz, hiçbir sağlıklı düşünce ortaya koyamayız. Kendimizi avutmaktan, başkalarını kandırmaktan öte hiçbir olumlu iş yapmış olmayız ve halklarımıza da hiçbir yararımız dokunmaz. Ne yazık ki yoldaşlar, ABD Emperyalistleri kısa sürede bu amaçlarına ulaşacaklar. Halkları birbirine boğazlatacaklar ve BOP planlarını Ortadoğu da hayata geçirecekler. Bunun önünde durabilecek hiçbir güç şu anda görülmemektedir. Hep söylediğimiz gibi, bunu sadece biz gerçek devrimciler durdurabilirdik, engelleyebilirdik. Ama bizim de gücümüz işte bütün çalışmamıza rağmen meydanda. Şimdi gelin bir devrimci hayal kuralım, bir devrimci rüya görelim: Varsayalım ki, biz Demokratik Halk Devrimini zafere ulaştırmışız ve Demokratik Halk İktidarını kurmuşuz. Suriye yle bugün aramızda yaşanan olayları durdurmak bir ayı geçmez. Ne yapardık? Hemen Suriye nin meşru yönetimiyle, Beşşar Esad yönetimiyle ittifaka girerdik ve bir ay içinde ortada ne IŞİD kalırdı, ne El Nusra, ne El Kaide. Bütün Ortaçağcıları süpürür atardık Suriye den ve ülkemizden. Türkiye de Kürt Sorunu nu gerçek anlamda eşitlik, kardeşlik ve özgürlük temelinde çözer, Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti ni kurardık. Tabiî bu Cumhuriyetimiz bugünkü Türkiye sınırları içinde kalmazdı. Zaman içinde genişler, yayılır ve Çin sınırına kadar varır dayanırdı Doğu Türkistan ı da içine alacak, kapsayacak biçimde. O zaman ülkemizde, Ortadoğu da ve Asya da ne ABD Emperyalistleri at oynatabilirlerdi ne AB Emperyalistleri. Böylece insanlığın ileriye doğru büyük yürüyüşünde çok önemli bir görev yapmış, insani rol oynamış durumda olurduk, duruma gelirdik, yoldaşlar. Ama söylediğimiz gibi, şu anki gerçekler meydanda ve ABD Emperyalistleri kısa sürede amaçlarına ulaşacaklar. Amerikancı Kürt devletini, ikinci bir İsrail i, Müslüman İsrail i oluşturacaklar. Ama bu böyle sürüp gitmeyecek. Kürt ve Türk Halkı arasındaki kardeşlik bitmeyecek ve biz yeniden Çanakkale de olduğu gibi, Birinci Kuvayimilliye de olduğu gibi dayanışacağız, omuz omuza vereceğiz, el ele tutuşacağız ve emperyalistleri ülkemizden de, bölgemizden de kovup, sürüp çıkaracağız. Ve sınırları Çin sınırlarına varan Türk-Kürt Halk Cumhuriyeti ni kuracağız. Bu, bizim devrimci ideolojimizin bize düşürdüğü ışığın gösterdiği bir yoldur, bir hedeftir, bir amaçtır, yoldaşlar. Boş hayaller görmüyoruz biz. Devrimci rüyalar, devrimci hayaller görüyoruz ve bu gerçekleşecek. Sonunda AB-D Emperyalistleri mutlaka yenilecekler. Hem bölgemizden, hem Asya dan, hem Afrika dan, hem Latin Amerika dan defedilip, kovulup, sürülüp çıkarılacaklar ve en sonunda halklar kazanacak, insanlık kazanacak. Halkız Haklıyız Yeneceğiz! Beşşar Esad ve Suriye Halkına şan olsun! Anavatan, içinde yaşayanların ya da pasaportuna sahip olanların değil, onu savunan ve koruyanlarındır. Bu sözlerin sahibi, Suriye Arap Cumhuriyeti nin yiğit Başkanı Beşşar Esad dır. O Esad ki, ülkesini kurt dalamış sürüye çeviren AB-D Emperyalistlerine ve onların bölgedeki işbirlikçilerine (Türkiye, Kuveyt, Suudi Arabistan yönetimleri ve insanlıktan bir zerrecik bile nasiplenmemiş Ortaçağcı çetelerin bin bir türlüsüne) karşı kararlıca, yiğitçe direniyor yıllardır. Tabiî ki ordusunun ve halkının büyük desteğiyle Bildiğimiz gibi bizim halkımız da bir zamanlar, Yedi Düvel diye adlandırılan (İngiltere, Fransa, Çarlık Rusyası, Almanya, İtalya, Avusturya-Macaristan ve İspanya) Batılı büyük devletlerden İngiltere, Fransa, İtalya ya karşı, Kuvayimilliye de denilen bir Ulusal Kurtuluş Savaşı verdi. Ve büyük fedakârlıklar, yiğitlikler, kahramanlıklar sonucu zafer kazandı. Ve o mücadele, dünyada zaferle sonuçlanan ilk ulusal kurtuluş savaşı olarak Tarihteki onurlu yerini aldı. Atalarımızın bu savaşında, yerli işbirlikçiler ve hainler (Saltanat ve Hilafet sahipleriyle, Komprador Burjuvalar) ve bu topraklarda yaşayan kimi azınlıklar (Ermeniler ve Rumlar) dışında kalan tüm halklar ve azınlıklar Batılı Emperyalistlere karşı demir çarık demir asayla savaştılar. Vatan toprakları santim santim savunuldu emperyalistlere karşı. Bazen iradi olarak, kimi topraklar terk edildi emperyalistlerin maşası Yunan Ordusu na. Yani o savaşın büyük önderi, askeri deha Mustafa Kemal in; Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Ve o satıh bütün vatandır diyerek dile getirdiği stretejiyle savaşıldı ve sonuçta zafer kazanıldı. Ve o zaferi, yaşadıkları tüm zorluklara rağmen ortak vatanlarına sahip çıkan, bin yıldır kader birliği yapmış, Malazgirt te.,- Çanakkale de birlikte savaşmış Türk ve Kürt Halkı başta olmak üzere tüm halklar kazandı Batılı Emperyalistlere karşı. Ve o zaferde en büyük pay da ölüm pahasına vatanlarını terk etmeyerek, kendilerini mülteci durumuna düşürmeyerek kahramanca, yiğitçe savaşan mazlum halkların oldu. O zafer ki, Rusya da Büyük Ekim Devrimi nin, Sosyalist Devrimin başarıya ulaşmasının etkenlerinden biri oldu. O zafer ki, Doğunun mazlum uluslarına örnek oldu. Işık oldu. İlham verdi, yol gösterdi mücadelelerinde. İşte bugün kardeş Suriye Halkı da aynı bizim yaşadığımız zorluklarla karşı karşıya. Ülkesi, AB-D Emperyalistlerinin tezgâhladığı büyük bir saldırıyla yüz yüze. Dünyanın dört bir yanından devşirilmiş Ortaçağcı çeteler; IŞİD ler, El Nusra lar, ÖSO lar vb. vb.leri insanlık dışı, alçakça saldırılarına her gün bir yenisini ekliyorlar. Esir aldıkları Suriye Ordusu askerlerinin yüreğini, kalbini yiyorlar vahşice. Ve bunu da kameraya kaydederek yayımlıyorlar. Tecavüz sıradan, her anki eylem. Kadınlar için Ortaçağdaki esir pazarları yeniden kurulmuş durumda. Mazlum Suriye Halkı, Halkları aynen bizim Kurtuluş Savaşı nda olduğu gibi bir yandan AB-D Emperyalistleri ve onların bölgedeki işbirlikçisi devletlere karşı savaşırken, bir yandan da onlarla beraber hareket eden, onların BOP unun hayata geçirilmesinde koçbaşı görevini üstlenen çetelere karşı savaşırken ne yazık ki bir yandan da içinden ihanete uğruyor. Bu süreç iki türlü akıyor: Bir yandan Suriye deki halkların bir kısmı, onların içlerinden bir kesim ortak vatanlarını emperyalistlere karşı savunmak yerine saldırı cephesinde yer alıyorlar. AB-D Emperyalistleri ve onların bölgedeki işbirlikçileriyle birlikte davranıyorlar kısa vadeli günlük çıkarları için. Olayın tam boyutunu görmeyip-göremeyip ya da gördükleri halde şu anda işlerine o geldiği için ABD Emperyalistlerinin bin devletli bir dünya amacına erişmesine hizmet ediyorlar. Ülkeleri parçalanıyor, kardeş halklarla aralarına yüzlerce yıl sürecek düşmanlık tohumları ekiliyor. Diğer yandan da Suriye Halklarının neredeyse 6 milyonu bulan bir kesimi, büyük bir çoğunluk, farkında olmaksızın, görünürde can havliyle ülkesini terk ederek, çevre ülkelere ve oradan da Avrupa ya geçmek için mülteci duruma düşüyor-düşürüyor kendisini. Ve Akdeniz in soğuk sularında can veriyorlar bu uğurda üçer beşer, onar yirmişer, yüzer biner Tabiî baştan beri dediğimiz gibi bu insanlık dışı durumun, facianın sorumlusu esas olarak AB-D Emperyalistleridir. Onların yağmacı, talancı, vurguncu politikalarının sonucudur bu trajedi. Bu birinci nedendir. Ama tüm bu olumsuz koşullar insanların vatanlarını terk ederek emperyalistlerin politikalarının hayata geçirilmesine neden olmamalıdır. Vatan; iyi günlerde yaşanan, kötü günlerde terk edilen bir şey, sıradan bir toprak parçası değildir. Vatan; atalarının kanlarıyla sulanmış, ortak bir ülkü uğrunda, ortak gelenek göreneklerle, tarihle, kültürle dille, ekonomiyle oluşmuş bir canlı varlıktır. Yaşayan canlı bir organizmadır. Vatan ya da anavatan; ülkenin yiğit lideri Beşşar Esad ın dediği gibi: İçinde yaşayanların ya da pasaportuna sahip olanların değil, onu savunan ve koruyanlarındır. Ama ne yazık ki, kimi insanlar bunu kavrayamıyorlar. Küba Devrimi nin lideri Fidel in: Onur yaşamdan önemlidir anlayışının bir başka şekilde dile getirilişi olan bu yüce davayı anlayamıyorlar. Ve vatanlarını terk edip mülteci durumuna düşüyorlar. *** Beşşar Esad gerçekten kahraman bir lider. Yurtsever, antiemperyalist, Ortaçağcılığa karşı bir lider. Vatanını, ülkesini ve halkını gerçekten çok seviyor. O yüzden de bütün saldırılara karşın ülkesini savunmaktan vazgeçmiyor. AB-D Emperyalistlerine teslim olmuyor, diz çökmüyor onların karşısında. Aksine yiğitçe, kahramanca direniyor. Savaşıyor... Esad; Suriye halkının zafere inancı olmasaydı Suriye nin 4 yıldan fazla bir süredir tüm bu saldırılara karşı koyması ve mücadele etmesinin mümkün olmadığını, halkın desteği olmaksızın hiçbir devletin ya da yönetimin veya ordunun bunca uzun zamandır direnmesinin mümkün olmadığını dile getiriyor. Esad, aynen Mustafa Kemal gibi; Suriye nin her santimetrekaresi değerlidir. Ordumuz muktedirdir. Ellerinde her şey vardır. Ancak insan kaynağında sıkıntı vardır. Bazen, belli durumlarda silahlı kuvvetlerimizin tutunacağı önemli bölgeleri belirlemek ve diğerlerinden vazgeçmek gerekir. Ancak bir çöküşten bahsetmiyorum. Direneceğiz. Silahlı kuvvetlerimiz vatanımızı koruyabilecek güçtedir, diyor. Ve olayları bütün gerçekçiliğiyle görüyor. Örneğin şöyle söylüyor: Suriye de krizin çözümünün henüz görünmediğini, bunun nedeninin uluslararası güçlerin kendi çözümlerini ve temsilcilerini dayatması olduğunu söyleyen Esad, ABD yönetiminin terörün zafer elde etmesini istemediğini, fakat aynı zamanda bölgede istikrarın sağlanmasına fırsat yaratacak düzeyde zayıflamasını da istemediğini söyledi. (http:// odatv.com/erdogan-hayalleri-olan-bir-kukla html) 4 Aralık 2014 tarihinde Fransız Matcs Dergisi nin yaptığı röportajda sorulan sorulara şöyle yanıt veriyor Esad: ( ) Devlet gemi gibidir. Fırtına çıktığında mürettebat gemiyi bırakarak kaçmaz. Yolcular çıkma kararı alırsa o gemiden en son çıkan kaptan olur yolcular değil. Sekizinci Soru: Bu Kaptanın ölüme hazır olduğu anlamına geliyor. Muammer Kaddafi den söz ettiniz, aynı kaderle karşı karşıya kalmaktan, Saddam Hüseyin veya Kaddafi gibi ölmekten korkuyor musunuz? Esad: Evvela kaptan ölüm veya yaşamı düşünmez. Gemiyi nasıl kurtaracağını düşünür. Bunu düşünür. Eğer gemi batarsa bütün herkes ölecektir. Dolayısıyla bize düşen görev ülkeyi kurtarmaktır. Lakin önemli bir şeyin üzerinde durmak istiyorum o da, Cumhurbaşkanı olarak kalışım, ne krizden önce ne esnasında ne de krizden sonra benim açımdan hedef olmadı. Lakin biz Suriyeliler Suriye nin Batı nın elinde kukla olmasını kabul etmeyiz. (http://yorumcahaber.com/haber_ detay.asp?haberid=15849) Ülkesi ve halkı için de şöyle değerlendirmeler yapıyor: Yıllardır süren savaşın ardından Suriye halkı metanetli ve fedakar. Eğer boyun eğecek olsalar bu kadar beklemezlerdi. Lübnan Direnişi nden vefalı kardeşlerimiz, kanlarını Suriye ordusundaki kardeşlerinin kanıyla karıştırdılar ve çok önemli bir role ve çok etkili bir performansa sahipler. Bu savaş sadece ordunun değil tüm anavatanın savaşıdır. Suriye ordusu, anavatanı koruma kapasitesine sahiptir. Ordumuz başarılar kazanıyor ve dengeyi lehimize bozdu. Anavatan, içinde yaşayanların ya da pasaportuna sahip olanların değil onu savunan ve koruyanlarındır. Askeri savaş ile birlikte medya savaşıyla da karşı karşıyayız. Suriye nin hükümet taraftarları, muhalifler ve diğer mezhepsel-etnik gruplar arasında parçalandığı fikrini yerleştirmek istiyorlar. Sahadaki gerçek sadece iki unsur içeriyor: Tüm uluslardan ve etnik kökenlerden teröristler bir tarafta, Suriye nin geri kalanı bir tarafta. Suriye nin zenginliği farklı renkleridir. Asla köle olmayacağız. Bu vatan bizim ve onu savunmak bizim görevimiz. Zafer tüm Suriyelilerin olacak. (http://ilerihaber.org/esad-bizi-vurunca-devrim-onlari-vurunca-teror/19292/) Başkan Beşşar Esad, kendi çıkarları için kendisini ve yiğit Suriye Halkını satan Tayyip içinse şöyle söylüyor: ERDOĞAN HAYALLERİ OLAN BİR KUKLA Krizin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, çok sayıda hayalleri olan bir kukladan ibaret olduğunu kanıtladığını iddia eden Esad, bu hayallerinin sonuncusunun da Suriye topraklarında tampon bölge kurma hayali olduğunu söyledi. Esad, Erdoğan için Efendileri bunu yapmalarını söylemezse bu yolda ilerleyemezler ifadelerini de ekledi. (http:// odatv.com/erdogan-hayalleri-olan-bir-kukla html) B. Esad ın söyledikleri doğru mu? Doğru. Aynen böyle gerçeklik. ABD yetkilileri de neredeyse her gün (üstelik de sürekli olarak Tayyipgiller i yalanlayarak) bunu söylüyorlar. O bakımdan işte B. Esad ve işte Tayyip! Suriye deki alçakça savaşın sonucu ne olursa olsun, Suriye Halkı ve onun önderi Beşşar Esad, Tarihteki onurlu yerlerini şimdiden aldılar. Tarih onlar için; AB-D Emperyalistlerine, bölgedeki işbirlikçilerine ve hain çetecilere karşı yiğitçe direndiler, diye yazacak. Diz çökmediler, teslim olmadılar, savaştılar. Şan olsun onlara, diyecek. Halklar onları saygıyla hatırlayacak. Ya Suriye Halkına ihanet ederek, AB-D Emperyalistlerinin kara gücüne dönüşenlere, kaderlerini emperyalistlere bağlayanlara ne diyecek? Varsın onu da Tarih yazsın q

9 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül Yönetmelik değişikliği, yürütmeyi durdurma talebiyle Danıştaya taşındı HKP, toplantı ve yürüyüşlere getirilen yasaklara karşı hareket geçti DANIŞTAY (10.) DAİRESİ BAŞKANLIĞINA Yürütmenin Durdurulması Taleplidir. Davacı: Halkın Kurtuluş Partisi Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ ANKARA Vekilleri: Av. Orhan Özer, Av. Metin Bayyar, Av. F. Ayhan Erkan, Av. Ali Serdal Çıngı, Av. Tacettin Çolak, Av. Sait Kıran, Av. Azime Ayça Alpel, Av. Halil Ağırgöl, Av. Doğan Erkan, Av. Pınar Akbina Necati Bey Cad. Sezenler Sok. No:4/15 Sıhhiye/Ankara Davalılar: İçişleri Bakanlığı-Ankara Konusu: 5 Ağustos 2015 Tarihli ve Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Anayasa, Uluslararası Sözleşme ve yasaya aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik in tamamının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemidir. Açıklamalar: A- Dava Ehliyeti Bakımından: Halkın Kurtuluş Partisi 2005 yılında kurulmuş, genel seçimlere girebilme yeterliliğine sahip siyasi partidir. Partilerin, düşünce açıklama ve siyasi propaganda yapma araçlarından en önemlileri hiç şüphesiz ki toplantı ve gösteri yürüyüşleridir. Bu nedenle bu faaliyet alanlarının kullanılmasını düzenleyen yönetmeliğin Anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırılığı konusunda Davacı HKP ile ilgili olarak menfaat ihlali oluşmuştur. Dolayısıyla HKP dava konusu yönetmelik ve hükümlerinin iptali için dava açma hakkına ve ehliyetine sahiptir. B- İptal nedenleri: 1- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve bu yönetmelikte değişiklik yapan 05/08/2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, iptalini istediğimiz yönetmelik bütünüyle Anayasaya ve Uluslararası sözleşmelere aykırıdır; Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, düşünce açıklamak ve yaymak, Anayasada ve usulünce imzalanmış uluslararası sözleşmelerde belirlenen temel insan haklarındandır. Anayasanın, Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi: Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, (Ek ibare: /9 md.) millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. (Mülga: /9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. (Ek: /9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir. şeklindedir. Anayasanın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını düzenleyen 34. Maddesi: (Değişik: /13 md.) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. şeklindedir. Bunun yanında Anayasanın 90/5 inci maddesi; Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı da aynı maddede hüküm altına alınmıştır. Böylelikle, Anayasanın 90 ıncı maddesiyle bağlantılı olarak ülkemizin de taraf olduğu ve imzaladığı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da Toplantı ve Gösteri Hakkı ile ilgili iç hukukumuzda uygulanması gereken metinler haline gelmiştir. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi nin 20/1 maddesi ; Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır. şeklindedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Dernek Kurma ve Toplantı özgürlüğü başlıklı 11 inci maddesi de herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak, hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Böylelikle, Anayasamız ve uluslararası normlar, demokratik toplanma ve toplu ifade hakkını Toplanma veya Gösteri Hakkının kriterini uyum halinde BARIŞÇILLIK olarak ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmekte olan Toplantı ya da Gösteri, barışçıl olduğu ve böyle devam ettiği sürece, belirtilen üst normlar tarafından devlet tarafından korunması gereken temel insan hakkı olarak tanımlanmıştır. Bu nedenlerle yukarıda belirtilen Anayasa ve uluslararası sözleşme hükümlerine göre Devletin negatif olarak bu hakka müdahale etmeme ve pozitif olarak bu hakkın kullanılmasını sağlama yükümlülüğü vardır. Buna rağmen siyasi iktidarlar 12 Eylül rejiminin baskıcı, faşist rejiminin bir ürünü olan 2911 Sayılı Yasayı korumaya devam etmekte hatta bu yasanın da gerisine gidecek şekilde iptalini istediğimiz yönetmelik mantığında düzenlemeler yapmaktadırlar. İptali istenen yönetmelik hükümlerine dayanak olan 2911 Sayılı Yasanın Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü düzenleme ve Düşünce Açıklama Hürriyetlerini kısıtlayan hükümleri çerçevesinde yapılan idari işlemler ve yargı kararları, hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, defalarca kez bu anti demokratik yasanın uygulanması nedeniyle, hakkı ihlal edilen vatandaşlara tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Bu nedenle 2911 Sayılı Yasa resmi olarak yürürlükte olsa bile yargı mercileri tarafından haklı olarak dikkate alınmamaktadır. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımıyla ilgili artık yargısal alanda esas alınan normlar Anayasa, uluslararası sözleşmeler, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıdır. Bugün 2911 Sayılı Yasa yalnızca iktidarın barışçıl da olsa hoşuna gitmeyen toplantı ve gösterilerin antidemokratik şekilde engellenmesi için kolluk kuvvetleri tarafından gerekçe olarak kullanılmaktadır. Temel bir insan hakkını, Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelere aykırı şekilde kısıtlayan 2911 Sayılı Yasa belirtilen nedenlerle itiraz yoluyla Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla Anayasa mahkemesi önüne taşınmıştır. Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 Sayılı Kanun un, gösteri ve yürüyüşlerin kanuna aykırılık hallerini düzenleyen barışçıl bile olsa sekli sebeplerle gösterileri kanunsuz addeden 23. maddesi, güzergah sınırlamasını ve bu sınırlama yetkisini mülki amirliğe bırakan 6. maddesi, zaman sınırlaması getiren 7. maddesi, bildirim şartı getiren 10. maddesi, vali ve kaymakama yasaklama/erteleme yetkisi veren 20. Maddesi ile ilgili yapılan itirazı haklı bulmuş ve bu itirazı Anayasa Mahkemesi önüne taşımıştır Sayılı Yasanın 6, 10, 20, 22 inci maddeleriyle 23 üncü maddesinin a, c, d ve e bentlerinin Anayasa ya aykırılığı nedeniyle iptali istemi şu anda Anayasa Mahkemesi incelemesindedir ve henüz karar verilmemiştir. (EK-1) Yalnızca bu durum bile söz konusu yönetmeliği hukuksuz kılmaktadır. Zira Anayasanın 138 inci maddesinde korunan Mahkemelerin Bağımsızlığı ilkesi bu yönetmeliğin yayımlanmasıyla ihlal edilmiştir. Bu anayasal kurala göre görülmekte olan bir dava hakkında yasama organında bile görüşme yapılamazken, görüş bildirilemezken, idare bu işlemiyle adeta Anayasa Mahkemesi önündeki bir dosyayı-davayı görmezden gelmekte, yok saymaktadır. Açıklanan nedenlerle, toplantı ve gösteri yürüyüşü için ön bildirim ve düzenleme heyeti koşulunu getiren, toplantı güzergâhını belirleme yetkisini mahallin en büyük mülki amirine veren, kolluk güçlerine bir temel hakkın kullanılmasını keyfi şekilde engelleme, keyfi silah kullanma olanağı sağlayan bir yönetmeliğin anayasamızca belirlenmiş demokratik sistemde yeri yoktur. Bu bakış açısıyla hazırlanan ve üst normlara tamamen aykırı yönetmeliğin topyekun iptali gerekmektedir. 2- Yönetmeliğin Toplantı Yeri ve Gösteri Yürüyüşü Güzergâhının Belirlenmesi başlıklı 3. Maddesi (Değişiklik yapan yönetmeliğin 3. Maddesi) yönünden özel değerlendirmemiz; Bu maddede anayasal bir hakkın kullanımı mahallin en büyük mülki amirine verilen yetkiyle sınırlandırılmaktadır. Buna göre toplantı yeri ve güzergahını en büyük mülki amir belirleyecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere anayasanın 34. Maddesi ve Avrupa insan Hakları sözleşmesinin 11. Maddesine göre Devlet otoritesinin, yönetmeliğin bu hükmünde belirlendiği şekliyle bir kısıtlama kararı alması hukuki değildir. Anayasa nın 34. maddesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının özüne ilişkin yasak yerleri belirleme yetkisi kanun koyucuya verilmemiştir. Buna rağmen idari bir yönetmelikle Anayasaya aykırı şekilde yetkilendirilme yapılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da bu yöndedir. Örneğin; -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin Karatepe ve diğerleri davası verdiği kararda Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışına belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir. Şeklinde bir hükme varmıştır. - Öllinger - Avusturya 2006 kararında: Toplanma Özgürlüğü, özel ya da kamusal bir mekanda gerçekleştirilen toplantılar, hareketsiz ya da yürüyüş şeklinde gerçekleştirilen hareketli gösterileri kapsar. Devletler barışçıl toplanma hakkını sadece korumakla değil, ama ayrıca BU HAKKIN KULLANILMASINA MAKUL OLMAYAN KISITLAMALAR GETİRMEKTEN KAÇINMAKLA YÜKÜMLÜDÜRLER şeklinde hüküm kurmuştur. - Ezelin Fransa 1991 kararı: KAMUYA AÇIK BİR YERİN İŞGAL EDİLMESİ, TOPLANMANIN MUTLAKA DAĞITILMASINI GEREKTİRMEZ şeklindedir. Görüleceği üzere AİHM, hakkın özüne sınırlama getiren, ya da özün kullanılmasına dönük engel oluşturan müdahaleleri hukuka aykırı bulmaktadır. Güzergah dayatması, tam da ifade edilen hoşgörüsüzlüğe, hakkın (barışçıl olduğu sürece) kullanılmasına dönük bir KISITLAMAYA delalet etmektedir. 3- Düzenleme Kurulu oluşturulması başlıklı 4. Maddesi, Düzenleme Kurulunun Görevleri başlıklı 9. Maddesi ve Düzenleme Kurulunun Sorumlulukları başlıklı 10. Maddesi (Değişiklik yapan yönetmeliğin 4 ve 5 inci Maddeleri) hakkında özel değerlendirmemiz: Yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 34. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesi çerçevesinde barışçıl her gösteri ve düşünce açıklaması için önceden izin alma, bildirimde bulunma zorunluluğu yoktur. Oysa ki düzenleme kurulu oluşturulması ve bunun için belirli bir süre tanzim edilmesi bu hukuka aykırı yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca 9. Maddenin d, e, f, g,h, i, j bentleri sivil olan düzenleme kuruluna adeta silahlı kolluk kuvveti görevi vermektedir. Toplantıyı düzenleyen sivil ve silahsız kişilerin belirtilen şekilde suçu önleme ve suçluları yakalayabilme olanakları hem hukuken hem de fiziki-fiili olarak mümkün değildir. Dolayısıyla bu hükümler çerçevesinde imkansız bir görev verilerek ülkemizde barışçıl bir gösteri düzenlemek maksadında olan herkes caydırılmaktadır. Barışçıl bir gösteriyi ve katılanlarını korumak en başta devletin ve kolluk güçlerinin görevidir. Bu görevin sivil şahıslara yüklenerek tüm sorumluluğun bu kişiler üzerinde bırakılması bir hakkın kullanılmasının tümden engellenmesidir. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin Ataman v. Türkiye, 74552/01, kararı şöyledir: AİHM, devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not etmektedir. Son olarak AİHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı kişiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu hakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de kapsadığına kanaat getirmektedir. ( ) AİHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, yetkili makamlara yapılacak bildirinin olaydan yetmiş iki saat önce yapılması gerekiyordu. İlke olarak benzeri düzenlemeler, AİHS tarafından korunduğu şekliyle TOPLANTI YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNE GIZLI BIR ENGEL OLUSTURMAMALIDIR. AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin, AİHS nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle toplantı özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, barış yanlısı toplanmalara hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir. 4- Güvenlik Kuvvetlerinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları başlıklı 4. Bölümü oluşturan 16, 17, 18, 19, 20,21 ve 22. Maddeler(Değişiklik yapan yönetmeliğin 8, 9, 10 uncu Maddeleri) hakkında özel değerlendirmemiz; Söz konusu maddeler kolluk kuvvetine temel bir anayasal hakkın kullanımını engelleyecek derecede zor kullanma yetkisi vermektedir. Bu zor kullanma yetkisinin, Ethem Sarısüllük, Abdullah Cömert ve benzeri diğer vakıalarda olduğu gibi, toplantı hakkı bir yana yaşam hakkına da kast eder şekilde gelişeceği herkesin malumudur. Yargıtay ca da boyalı ve basınçlı su ile gaz fişeği silah niteliğinde değerlendirilmiştir. Bu tür silah niteliğinde olan araçların kullanımının yönetmelikle düzenlenmesi hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca yönetmelikte kimin, hangi koşullarda, hangi yöntemlerle bu silahları kullanacağı belirtilmeyerek bir keyfi uygulamanın da önü açılmıştır. Bu madde hükümleriyle Kanuna aykırı eylem tanımlaması tamamen kolluk kuvvetlerine bırakılmakta Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler ve Mahkeme kararları hiçe sayılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi, kolluk kuvvetlerinin kanuna aykırı saydığı birçok eylemde yaralanan, yargılanan, gözaltına alınan vatandaşlarımız açtığı davalarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine kararlar vermişlerdir. ANAYASA MAHKEMESİ KARARINDA (18 Haziran 2015 Tarihli ve Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanmıştır.); barışçıllık kriteri ön plana çıkarılarak, yasalarda belirtilen şekli şartların Anayasanın 13. Maddesinde belirtildiği şekliyle temel hak ve hürriyetlerin Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine Bu kararında Anayasa Mahkemesi, 2911 sayılı yasada belirtilen toplantı yeri ve bildirim kurallarına uyulmamasını yasadışı eylem olarak görmemiş, polisin göstericilere müdahalesini Anayasaya ÖRNEĞİN 2013/2394 BAŞVURU NUMARALI TARİHLİ aykırı olamayacağı belirtilmiştir. ve demokratik düzene aykırı bulmuştur. Sonuç olarak; dava konusu yönetmelik Anayasada belirtilen temel insan haklarından düşünceyi yayma hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal etmektedir. Dava konusu Yönetmelik ve Yönetmeliğe dayanak 2911 sayılı yasa hem Anayasa ya hem de Uluslar arası sözleşmelere aykırıdır. Bu Kanun şu anda belirtilen nedenlerle Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi nezdinde incelemededir. Ancak buna rağmen dava konusu yönetmeliğin, uygulanması Demokratik Anayasal düzenin ihlal edilmesi, ülkemizin hızlı adımlarla bir polis devletine doğru götürülmesi yolunu açacaktır. Bu yönetmelik hükümleri gerekçe gösterilerek birçok barışçıl demokratik gösteri, fikir açıklaması eylemi engellenmiş olacaktır. Hiçbir demokratik düzende, bir anlığına olsa bile temel bir hakkın kullanımının engellenmesi düşünülemeyeceğinden öncelikle bu yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulması yaşamsal bir zorunluluktur. Bu nedenle dava konusu yönetmeliğin yürütmesinin derhal durdurulmasının demokrasimizin ve vatandaşlarımızın geleceği açısından bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyiz. Sonuç ve İstem: Yukarıda arz edilen ve 2577 sayılı Kanun un 20. maddesi gereğince re sen dikkate alınacak diğer nedenlerle; tarihli ve sayılı Resmî Gazete de yayımlanan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte değişiklik yapan 5 Ağustos 2015 Tarihli ve Sayılı Resmî Gazete de yayımlanan Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümlerinin tamamının iptaline, 2- Toplumsalsal ve Anayasal düzen yönünden telafisi mümkün olamayacak zararlar doğuracağından iptali istenen yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına, Yargılama ve vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz Halkın Kurtuluş Partisi Vekili Av. Metin BAYYAR

10 10 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Türkiye yi kim yönetir? ürkiye de maden işçilerinin lehine olan bir uygulama 31 Aralık 2019 tarihine kadar ertelendi. Neydi bu şart? ATEX: Muhtemel patlayıcı ortamda kullanılan teçhizat ve koruyucu sistemlerle ilgili Avrupa Birliği Direktifidir. Türkiye de Maden Ocaklarında 31 Ocak 2006 yılından beri bu şart aranmaktadır. Ancak sıkı denetim olmayışı nedeniyle maden işverenleri uygulamak istememektedir. Nitekim Soma Faciası Bilirkişi Raporu nda uygulanmadığı belirtilmektedir. Soma Faciasından sonra maden ocaklarında yapılan sıkı denetimlerde kapatılan 126 maden ocağından 65 i bu şartı yerine getirmediği, sertifika almadığı için kapatılmıştır. Şimdi ATEX in uygulanmasını erteleyen uygulama Bakanlar Kurulu kararı ile Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu karara göre, Patlayıcı ortamlarda kullanılan ekipmanlar ve koruyucu sistemler AB ye uyumlu olduğunu gösteren ATEX sertifikasını almamışsa 2020 yılına kadar ATEX e uyumlu ürünlerle değiştirilecek. Bu değişiklik yapılana kadar da, 2 yıl içinde yetkili akredite kuruluşlar madenlerde kullanılan ekipmanı temel güvenlik gereklerini karşılayıp karşılamadığı açısından inceleyecek ve uygundur raporu verirse bu ürünler kullanılmaya devam edilecek. Akredite kuruluşlar tarafından inceleme yapılana kadarsa, ATEX belgesi olmayan ürünler madenlerde kullanılmaya devam edecek. Böyle bir durumda tüm yükümlülük işverende olacak. (Hürriyet, 6 Ağustos 2015) Sertifika zorunluluğu 2020 ye dek uzayınca sıra kapatılan maden ocaklarının açılmasına geldi. AKP İktidarı Kömür İşverenlerinin isteğini yerine getirdi. Kime hizmet ettikleri bir defa daha ortaya çıktı. Kömür Üreticileri ne istemişti? Ne oldu? Tartışma yaratan düzenlemeden hemen önce Kömür Üreticileri Derneği Başkanı Muzaffer Polat ın yaptığı açıklamalar dikkat çekti. Polat haziran ayında yaptığı açıklamada ATEX sertifikası alma zorunluluğunun çok kısa sürede uygulamaya geçtiğini, sektörün buna hazır olmadığını belirtmişti. Kendilerinin Çin malı getirdiğini belirtmişti. Polat, en basit örnek olarak kullandığımız kabloların ve motorların bu standarda uygun olması gerekiyor. Bunun için de neredeyse tüm sistem değişmeli. Biz Çin malı anti-grizu damgalı ürünleri getirdik ama kabul edilmiyor. Doğu Avrupa dan 4-5 misli ücretle ithal etmemiz gerekiyor. İngiltere, ATEX uygulanması için 9 senelik süre zarfını kabul ettirmişken bizim direk uygulamaya geçmemiz bekleniyor. Bu durum nedeniyle Soma maden faciasından bugüne kadar 192 yeraltı kömür HKP Ermenek Davasını takip etmeye devam ediyor! 28 Ekim 2014 tarihinde Karaman ın Ermenek ilçesinde meydana gelen ve 18 işçinin yaşamını yitirdiği katliam ile ilgili yargılamaya 3 Ağustos günü devam edildi. Ermenek Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın bu duruşmasında katliamla ilgili tanıkların ifadeleri alındı. Tanıkların anlatımlarıyla madende iş güvenlik önlemlerinin alınmadığı, işçilerin canının hiçe sayılarak ölüme gönderildikleri bir kez daha doğrulanıyor. İfadelerde, kazanın olduğu bölgede daha önce maden işletildiği, bu nedenle su baskını tehlikesinin olduğu bilinmesine rağmen önlem alınmadan işçilerin çalıştırılmaya devam edildiği belirtiliyor. Ayrıca madende meydana gelen su baskınının ardından elektrik kablolarının yandığı ve dışarıda beklemesi gereken acil müdahale biriminin de olay esnasında madende olduğu ve diğer işçilerle birlikte çalıştığı tanıklar tarafından ifade işletmesinden yaklaşık 126 tanesi kapalı durumda ve 40 tanesi de rölantide çalışıyor diye konuşmuştu. Polat ın istediği değişiklik böylece 2 ay içinde yapılmış oldu. (Hürriyet, 6 Ağustos 2015) Gördüğümüz gibi iktidar kömür işverenlerinin isteğini emir kabul etmiş ve ATEX sertifikasını 5 yıl ertelemiş. Maden işçilerinin ölümüne davetiye çıkartan bu anlayış ancak Tayyipgiller e yakışır. Maden işçisinin ölümünü Ölümleri güzel oldu diyerek karşılayanlar tabiî ki maden işçisinin değil maden işvereninin isteğini yerine getirecektir. Çünkü onlar sermayenin çıkarlarını kendi çıkarları gibi gören vurguncu Kapitalizmin günümüzdeki sözcüleridir. Bunlardan da ancak bu davranış beklenir. ATEX sertifikası ertelemesinden sonra güvensiz maden ocakları tekrar açılınca orada olacak ölümlerden kim sorumlu olacak? Soma ve Ermenek faciasına rağmen istifa etmeyen Bakanlar o zaman ne yumurtlayacaklar acaba? Bu Soma katliamı sorumlularını kurtarma operasyonu mu? Ertelemeler sadece maden ocaklarında mı? Hayır. Bu vicdansızlar bir taraftan da AB uyum paketleri adı altında imzaladıkları işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önemli yönetmelikleri erteleyerek Parababalarının istediklerini yerine getiriyor ve İşçi Sınıfının yaşamını tehlikeye atıyorlar. Yönetmeliğin uygulanması maden ocaklarına kural getirecek ve teknik önlemler alınacak ve tabiî ki işverenlerin kıyamadıkları paraları iş güvenliği için harcanacaktır. Olur mu hiç? Erteleyelim ki paralar yatırıma gitmesin, işçiler ölsün, kader der geçeriz. Ailelerine sus payı kan parası veririz, paralar cebimizde kalır diye düşünüyorlar ve erteletiyorlar. İşte son Tuzladan zehir sızdı haberi: İstanbul Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi ndeki tek katlı işyerinde bulunan 6,5x 2 metre çapında tankta dün sabah sızıntı başladı. Tanktan sızan nitrik asit, önleme havuzunda birikti. Bu arada sağlık ve polis ekipleri de bölgeye sevk edildi. Polis ekipleri güvenlik şeridi oluştururken, sızıntıyla birlikte fabrika bacasından turuncu kahverengi dumanlar yükseldi. Havuza dolan tehlikeli madde Gebze den gelen kimyasal taşıma tankerine aktarıldığı ve tahliye edilirken dozerle sızıntının olduğu alana kum taşındığı görüldü. Çalışmaların en kritik bölümü, delinen tankın bulunduğu bölümde sürdürüldü. Sızıntı ancak 5 saatlik bir çalışma sonunda durdurulabildi. (Hürriyet, 6 Ağustos 2015) İktidar kömür işverenlerinin isteğini emir kabul etmiş ve ATEX sertifikasını 5 yıl ertelemiş. Maden işçilerinin ölümüne davetiye çıkartan bu anlayış ancak Tayyipgiller e yakışır. Maden işçisinin ölümünü Ölümleri güzel oldu diyerek karşılayanlar tabiî ki maden işçisinin değil maden işvereninin isteğini yerine getirecektir. İşte Tuzladaki bu sızıntı haberi gerçekleri ortaya çıkardı. İşte bir erteleme daha. Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi Yönetmeliği nin 2010 yılında yayınlandığı ama yürürlük tarihinin sürekli ertelendiği, aslında iki yıl sonra yürürlüğe gireceği açıklanmıştı. Aralık 2013 te tekrar ertelendi. Tesislerin tehlike risklerini azaltma koşulu 2017 yılına, AFAD ın olası kazalara dair ne gibi önlemler alacağını, neler yapması gerektiğini, güvenlik önlemlerini içeren harici acil durum planı hazırlama şartı 2017 yılına, tesislerin depoladıkları kimyasal ve tehlikeli maddelere dair yapacakları bildirimler haricinde tüm yönetmelik maddeleri 2016 yılında yürürlüğe gireceği vurgulandı. İşte bu yönetmelik de AB tarafından hazırlanmış olup SEVESO Direktifi olarak bilinir. Bu direktife göre; - Kaza durumunda uyarı sistemi kurulacak - Kimyasala göre gaz maskeleri bulundurulacak. İşçilerin vücuduna kimyasal temas etmesini önleyecek yanmaz edildi. Diğer iş cinayetlerinde olduğu gibi bu katliamda da daha fazla kâr için iş güvenlik önlemlerinin patronlar tarafından minumum düzeyde tutulduğunu görmekteyiz. Bunun yanında bu konuda denetim yapması ve önlem alması gereken Devlet kurumlarının da görevlerini yerine getirmek yerine bir avuç vurguncunun işini kolaylaştırmaktan öte iş yapmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle asıl yargılanması gereken her gün ortalama dört işçimizin canının alan kocaman kanlı bir sistem iken bugün Ermenek te yalnızca birkaç aracı ve taşeron yargılanmaktadır. Ne yazık ki sorumluluğu olan, görevini yapmayan Başbakan, Enerji Bakanı ve Çalışma Bakanı ve bu bakanlıkların yetkilileri hâlâ yargılanmıyor. HKP en başından beri Ermenek te meydana gelen bu acı olayın takipçisi oldu. Ve bu duruşmaya da katılarak, gerçek sorumluların ortaya çıkarılmasına kadar da bu davanın takipçisi olacağını bir kez daha ölen işçilerin ailelerine ve Ermenek Halkına duyurdu. Bizler biliyoruz ki; halk iktidarı kurulana kadar bu mücadele HKP liler tarafından devam ettirilecek Konya dan Kurtuluş Partililer giysiler bulundurulacak. - İtfaiye gelmeden müdahale edebilecek yangın söndürme sistemlerinin, cihazlarının bulunması gerekir. - Tehlikeli madde kazanları dışında ikinci bir koruyucu önlem alınması lazım. - Her tesis kimyasal özelliğine göre yapılandırılmalı.-tehlikeli madde kazanları dışında koruyucu önlemler alınması gerekir. - Cihazlar, tesisatlar TSE standartlarında özel olarak sağlanmalıdır. - Kazan civarında herkesin erişim yapması engellenmeli, sadece konusunda uzman kişilerin alana girmesi sağlanmalıdır. - Isıtma, soğutma, aydınlatma sistemleri kimyasalın özelliğine göre seçilmelidir. - Kimyasal kazanların çevresinde güvenli bölgeler yaratılmalıdır. - Üst seviyeli kuruluşlar olası kazalara karşı Acil Durum Planı hazırlayacak. - Tesislerin çevresindeki halk olası kazalara dair bilgilendirilecek. -Tesisler tüm risklere ve olasılıklara karşı Güvenlik Raporu hazırlamalı. - Güvenlik Yönetim Sistemi oluşturularak, kaza anında tüm durumlar tek tek belirtilecek. - Kantitatif (Sayısal) risk değerlendirmesi yapılacak. - Alt seviyeli kuruluşlar ise Büyük Kaza Önleme Politikası oluşturacak. - Tüm tesislerin bunları yapması için son tarih Haziran 2016 dır. (Hürriyet, 6 Ağustos 2015) İşte bu önlemler alınsaydı, SEVESO Direktifi ertelenmeyip uygulansaydı Tuzla da zehir sızıntısı meydana gelmezdi. Bu kadar vurdumduymazlık olamaz. Tehlikeli kimyasalların insana, çevreye, doğaya ne kadar zarar verdiği bilindiği halde önlem almamak hainliktir. Bu ertelemeyi yapanlar da suçludurlar. Mutlaka hesap vereceklerdir. Diğer bir erteleme ve de yönetmeliğe istisna getirilmesi de iş cinayetlerine yol açtı. İzmir Çevre Yolu-Koyundere kavşağındaki Viyadük inşaatında 4 işçinin 20 metreden düştüğü iskele çökmesi ve 150 ton betonun altında kalarak can vermeleridir. İşte bu tüyler ürpertici ölümlerde 1 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe giren ancak 19 Eylül 2014 yılında yayımlanan ama uygulama tarihi olarak 1 Temmuz 2015 belirlenen Ahşap, Çelik ve Alüminyum Alaşım Ön Yapımlı Bileşenlerden Oluşan Dış Cephe İş İskelelerine Dair Tebliği ne göre metre üstünde yapılar için zorunlu olacak, ancak 1 Temmuz 2015 tarihinden önce ihaleye çıkan, ilanı verilen kamu ihalelerinde ve inşaat ruhsatı almayan yapılar için uygulanmayacak. Hareketli, otomatik İzmir in Menemen ilçesinde devam eden bir otoyol viyadüğü çöktü, 4 işçi kardeşimiz daha iş cinayetine kurban edildi. Daha doğrusu aşırı kâr hırsı nedeniyle, hiçbir kural ve hak tanımayan Parababalarının Para Tanrısına kurban edildi, bu işçi kardeşlerimiz. Parababaları, İşçi Sınıfımıza yük hayvanı gibi bakmakta. Hiçbir iş güvenliği önlemi almadan insanlarımızı acımasızca sömürmekteler. Bunun karşılığında ise verdikleri ücretler öldürmeyip süründürmektedir. Peki devlet ne yapmakta? Devlet; yol yapmakta(!) işverenlerin vurgunlarına çanak tutmakta. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı denen kurumdaki yüzlerce müfettiş adeta bostan korkuluğu... Ne bir denetim var ne bir iş güvenliği önlemi aldırmak... Usulen yapılan bu denetimlerin bazıları da rüşvet kaynağı olmuş durumda. Yakın geçmişte katledilen Soma ve Ermenek teki Madenci kardeşlerimizin duruşmalarında bu gerçeklik iyice açığa çıkmış durumda. Hemen her gün onlarca işçi kardeşimiz bu acımasız sömürü ve soygunda canını vermektedir. Örneğin; Temmuz 2015 de ülkemizdeki işçi ölümlerinin sayısı 166 dır in ilk yedi ayında ise ve motorlu iskeleler ve beton dökerken kalıbı taşıyan kalıp iskeleler tebliğin kapsamı içinde değildir. İnşaatın ihale tarihi , onay tarihi ise olup sözleşme tarihi tür. Bu nedenle tebliğ kapsamında değildir. Bu ve benzeri kamu ihalelerindeki iskelelerde çalışanların yaşam güvenliği yoktur. Acilen kapsam dışına alınarak bu işyerleri denetlenmelidir. İşte 4 işçiyi kaybettiğimiz ve yandaş şirket olan yani AK Şirket olan Seza İnşaat ın ihalesini aldığı Viyadük inşaatı bu istisnadan yararlanmıştır. Eğer bu erteleme olmasaydı bu iskeleyi yapan şirket tarafından iskelelerin statik hesapları Karayolları Bölge Müdürlüğüne verilmiş olacaktı ve iskelenin kurulması, sökülmesi, malzemelerin projeye uygunluğunun denetimleri Karayolları Bölge Müdürlüğünün teknik elemanları tarafından yapılacak, olur almadan iskeleler kurulmayacak ve iskelenin parçaları tek tek kontrolden geçecekti. Beton dökülmeden önce işçiler ve ekipmanları vinçlerle değil uygun yapılmış merdivenlerden tabliyeye çıkacaklardı. İşçilerde yaşam halatları bulunacak, ayaklarında demir uçlu ayakkabı ve kafalarında baret olacaktı. İşçiler bugün yaşıyor olacaktı. Çünkü işçilerde yaşam halatı yoktu, ayaklarında terliklerle beton döküyorlardı, baret takmamışlardı ve 20 metre yükseklikte beton döküyorlardı. Bu kaza geliyorum demiş ama nafile. Daha fazla kâr mantığı ile işçi çalıştıran işverenler; contası eksik, dikmeleri iyi ayarlanmamış çelik iskelede çalıştırdıkları işçileri ölüme göndermişlerdir. Hiçbir güvenlik önlemi almadıkları gibi bir uyarı levhası bile olmayan Viyadük inşaatında çalışan işçilerin kendi kurdukları çelik iskelede ölmeleri de düşündürücüdür. İşin ehli olmayan kişiler değil, iskeleyi üreten fabrikanın usta işçileri iskeleyi kurmuş olsaydı iskele çökmez, yaşam halatları bağlı, emniyet kemerleri takılı olsaydı en azından yaralı olarak kurtulabilirlerdi. Gördüğümüz gibi İşçi Sınıfına değer vermeyen bu iktidar, girmek için takla attıkları AB nin işçi sağlığı ve iş güvenliği için olmazsa olmaz yönetmeliklerini ertelediği gibi istisnalarla ölümlere davetiye çıkartmaya devam ediyor. Bu Bakanlar ve bu müdürler yüzsüzce, onursuzca koltuklarında oturabiliyorlar. Ama bu sürgit böyle devam etmeyecek. Halkın İktidarında bu katiller mutlaka hesap vereceklerdir. HKP, İşçi Sınıfı davasına kendini adamış kadrolarıyla eli kanlı sermayenin iktidarı yerine Halkın İktidarını kuracaktır. İşte o zaman işçiler kendi iktidarlarında işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini kendisi denemiş ve uygulamış usta işçilerle ve mühendislerle birlikte sağlıklı koşularda çalışacak, aileleriyle mutlu ve güvenceli bir yaşam süreceklerdir.q Bir iş cinayeti daha, yine Tayyipgiller! bu sayı 971 i bulmakta. İşçi Sınıfımız göz göre göre ölüme götürülmekte. Dört işçi kardeşimizin katledildiği Menemen de yaşanan da budur. Yani Parababaları düzeninde işçiye kimseden bir fayda yok. İyi de İşçi Sınıfımız kime güvenecek? Kime inanacak? Evet, bugün ülkemiz, AB-D Emperyalizminin emir eri Finans-Kapital+Tefeci Bezirgân partileri tarafından yönetilmekte. Birinin iktidarda olması diğerlerinin muhalefette olması bir şeyi değiştirmemekte. Hepsi Amerikancılık ortak paydasından birleşmiş olan bu partiler kayıkçı dövüşü yapmaktalar. Yok aslında birbirlerinden farkları. Biz bunları yazıp çizdiğimiz için ya da eylemlerde yüksek sesle haykırdığımız için Tayyipgiller hakkımızda ne kadar dava açsalar da asla gerçekleri söylemekten geri durmayacağız. İşçi Sınıfımız ve Emekçi Halklarımız uyanıp biz devrimcilerle-sosyalistlerle birleşip kendi iktidarını kurduğunda, yani Halkın İktidarında bu iş cinayetlerinin hesabı mutlaka sorulacaktır. İzmir den Kurtuluş Partililer

11 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül Karabağlar riskli alanı rant alanı mı kentsel dönüşüm alanı mı? Hazırlanan projelerde kentsel dönüşüm adı altında halka sağlıklı, güvenilir konutlar vaat edenler nedense 110 hektarlık bölümde ticari seçenekli parsellere ağırlık vermişlerdir. Bu da gösteriyorki bu bir RANT PROJESİDİR. Karabağlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından riskli alan ilan edilerek kentsel dönüşüm yapılacağı belirtilmişti. Kentsel dönüşüm alanı olan bölge zemin etüdü bile yapılmadan, neye dayandığı belli olmayan şekilde yangından mal kaçırırcasına riskli alan ilan edildi. Kervan yolda düzülür mantığı ile Bölge bir şirkete ihale edilerek projeleri hazırlanmaya başladı. Ancak yıllardır bu mahalleleri kuran, tüm sıkıntılara göğüs geren halkın varlığını hesaba katmadılar. Sandılar ki biz Ankara da karar veririz, yandaş şirketlerle rant alanını paylaşırız. Bu konuda ihale öncesi yapılması gerekenler tüm MEGA projelerde yapıldığı gibi düzenlenir. Rantsal paylaşıma uygun olarak halkı kandırırız ve kentsel dönüşüm adı altında rantsal dönüşümü gerçekleştiririz. Karabağlar da bu hesap tutmadı. Çünkü Karabağlar ın çilekeş halkı gücüne güvendi, örgütlendi, dernek kurdu. Toplantılar düzenledi. Halkı dönen dolaplar konusunda uyardı. Anlaşma tutanaklarını anlaşmazlık tutanağına çevirerek halkın büyük çoğunluğunun imza atmamasını sağladı. Bu olay devletin gözünü korkuttu. Ancak rantsal çevreler verilen sözün tutulmasını istediler. 540 hektar riskli alanda çoğunluğu sağlayarak kentsel dönüşüme başlayamayacaklarını bilince çıkaran rant çevreleri, 110 hektarlık bölümde, konutların az olduğu daha çok çıplak arsa olan bölümde kentsel dönüşüme başlayacaklarını ilan ettiler. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu planı askıya çıkardı. Askı süresince Karabağlar Platformu halkı aydınlatma görevini yerine getirerek plana itiraz etmeleri için çalıştı. Kentsel dönüşüm adı altında yapılan bu çalışmada önemli bir konu da Tapusuz yurttaşların hak kaybıdır. Tapusuz yurttaşları yok sayan bu anlayışa karşı Karabağlar Halkının tek ve doğru istemi öncelikli olarak tapusuzlara belediyeler tarafından tapularının verilmesi ve hak kayıplarının önlenmesidir. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığının esas aldığı yasa, tapusu olmayanlara konut vermiyor. Bu insanlar yıllardır oturdukları evlerinden sürülecekler, açıkçası sokağa atılacaklar ve bir hakları olmayacak. Buna karşı halk, haklı olarak en hızlı bir şekilde tapularının verilmesini istiyorlar ve bu konuda mücadelelerini sürdürüyorlar. Hazırlanan projelerde kentsel dönüşüm adı altında halka sağlıklı, güvenilir konutlar vaat edenler nedense 110 hektarlık bölümde ticari seçenekli parsellere ağırlık vermişlerdir. Bu da gösteriyorki bu bir RANT PROJESİDİR. Bu arazilerin bulunduğu bölge jeolojik açıdan riskli bir bölgedir. Ama buna rağmen bu proje uygulanmak isteniyor. Bu kafalarda şu soruyu getiriyor: Zamanında bu arsayı ucuza kapatanlar Çeşme-İzmir Otobanına yakın bu bölgeyi imara açtırarak rant mı elde edecekler? Uzundere meselesi; kanunen Büyükşehir Belediyesi de, ilçe belediyesi de yapabilir ama Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sen dur, burası büyük bir alan, ben yapayım. diyor. Bir kısım maliklere 3,5 emsal, tam yeni fuar alanının karşısı, iyi bir yer olacak. Bakıyorsunuz Selim Gökdemir, Vaha İnşaat, eski AKP meclis üyesi. Onun yerine diyelim 3,5 emsal veriyorsun, boş olan yeri acele kamulaştırma kararı alıyorsun, ortada planı somutlaştırıyorsun. dedi. (Haberler.com, 3 Ocak 2015,Av. Mustafa Kemal Turan ın konuşması) İşte bunu biz söylemiyoruz. Balçova arsa mağdurlarının avukatı söylüyor. Kimin hakkında? Yandaş Selim Gökdemir hakkında. Bilmeyenler için Selim Gökdemir: Megapol İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı ve AKP İzmir Büyükşehir Belediye Meclis üyesi (Ak patronlar-uludağ Sözlük) Geçtiğimiz dönem bu zat AKP Bayraklı Belediye Başkanı adayı idi. Yüksek yapılarla ilgili parsellerin yoğun olduğu Bayraklı yı seçmesi de düşündürücüdür. Varın gerisini siz düşünün Yandaş Selim Gökdemir bu konudaki düşüncelerini saklamıyor. Capital ve Ekonomist dergilerinin önderliğinde düzenlenen Anadolu da Konuta Yön Verenler toplantısında 17 Aralık 2013 tarihinde konuşmacılardan Megapol inşaat Yönetim Kurulu Başkanı Selim Gökdemir kentin barındığı potansiyellere dikkat çekerek, önümüzdeki yıllarda ulusal ve uluslararası yatırımcıların İzmir e geleceğini ifade etti. Gökdemir, arasında İzmir de 1 milyon metrekarelik inşaat yapacaklarını söyledi. Bunun bir kısmı konutu kapsıyor. Yaklaşık 10 bin konut üretmeyi planlıyoruz. Bu da İzmir e olan inancımızın göstergesi şeklinde konuştu. Kentsel dönüşümde de şehrin yoğunlukla değil tasarımla güzelleştirileceğini aktaran Selim Gökdemir Geçmişte bunun örnekleri yaşandı. 2. Dünya Savaşı nın ardından Avrupa da gettolar oluşturuldu. Bu tip yapılar insanları mutsuz ediyor. Onun için tasarım önemli. İzmir in Batı ya doğru genişlemesi, Çeşme Otoban ının çevresinde yeni imar adaları oluşturulması gerektiğine inanıyorum. (Mete Tamer Omur, Hürriyet, Anadolu da Konuta İzmir Yön Veriyor 19 Aralık 2013) Yandaş sermaye ne güzel söylüyor. Ben zamanında arsayı ucuza kapattım. Şimdi oradan Çeşme Otobanı geçti. Bunun çevresinde yeni imar adaları oluşturulması gerekir. Biz burada inşaat yaparız. Bir kısmı konut olur. Esasında ticari seçenekli inşaat yapılacak ama onu söyleyemiyor. Av. M. Kemal Turan ın söylediği gibi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 3.5 emsal vererek, ticari seçenekli inşaat izni vererek rantsal dönüşümün kapısını açıyor. İşte Selim Gökdemir in mega projesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yoksul halka kentsel dönüşüm uygulaması herhalde böyle olacak? Megapol İzmir, Yeni Fuar Alanı nın karşısında yer alıyor. Onunla ilgili de proje çalışmalarımız sürüyor. 35 Liraya balık Projede geniş bahçeler, yaya yolları, beachclub, spa, wellness, açık ve kapalı yüzme havuzları, açık spor salonları, 7/24 güvenlik, housekeeping, kreş, restoran, cafe, market ve limuzin hizmetleri gibi bir çok artının yer aldığı bilgisini veren Gökdemir, Gemi görünümünde bir restoranımız olacak. 300 kişilik bu restoranın en büyük özelliği, makul fiyatı. İzmir de balık restoranları çok pahalı. Bizim hedefimiz kişi başı 35 lira gibi bir fiyatlandırma. Bu konsepti yaymak gibi hedefimiz var. Arjantin ya da Japon restoranları gibi o ülkelerin mimari tarzıyla dünya mutfaklarını sahil şeridine taşımak istiyoruz. (Hürriyet EGE, Megapolün Yatırım Atağı, 3 Haziran 2015) Rantsal dönüşüm için kollarını sıvayanlar kentsel dönüşümden bunları anlıyorlar. Sermaye çevrelerinin gözünü dikeceği ve yoksul halkın sürüleceği bir ortamın yaratılması. İnsanın utanması gerekir. Eğer bu halk bir örgütlenirse olacakları siz hayal bile edemezsiniz. Bu insanlar bu mahalleleri kurarlarken gösterdikleri direnci, mahallelerinin peşkeş çekilmesi ve yaşam hakkı ile barınma haklarının ellerinden alınmaması için de göstereceklerdir. Halkın istemi açıktır. Kendilerinin söz sahibi olacakları ve üretecekleri sağlıklı, güvenilir konutlarda yaşamak ve yerinde dönüşümle gerçekleşecek, komşularıyla, akrabalarıyla beraber paylaşabilecekleri yaşamdan kopmadan bir imar planlaması yapılması ve tapusuzlara mutlaka tapularının verilerek yapılacak konutlarda söz ve karar sahibi olmalarıdır. HKP, rantsal dönüşüme karşıdır. Halkın istemediği, halkı doğal yaşamından koparacak ve yabancılaştıracak tüm dönüşüm programlarına da karşı çıkacaktır. Mimarlık ve mühendislik hizmetleri alınan, imar planı halkın istemlerine uygun olarak hazırlanan, yeşil dokuya önem veren, halkın ihtiyaçlarına cevap verecek sosyal tesis yerleri ayrılmış, alt yapısı hazırlanmış kentsel dönüşümü savunur. HKP, tapulu ve tapusuz tüm konut sahiplerinin kentsel dönüşümden eşit şekilde yararlanmasını savunur. Yerel Yönetimlerin ve devletin bu konuda duyarlı olmasını ve halkın istemlerini dikkate almasını ister. Karabağlar Halkı istemlerinde haklıdır. Kazanacaktır. Rantiyecilerin oyunları bozulacaktır Sevgili Yurdum ağlıyor Tuncay Akdoğan yurdumuzun içinde bulunduğu acılı durumu nasıl da güzel dökmüş sözcüklere: Güneşin altında donan bir çiçek gibi Kar altında alev ateş yanan bir kuş gibi Denizler ortasında çöle düşmüş bir ülkesin Ağla sevgili yurdum ağla Nasırlı taş yüreklerin kör sevdasına Özgürlük adına yattığın sunaklara Sevgilere öfkeyle sarılan çocuklarına Ağla sevgili yurdum ağla Gün gelir dört yanın nefrete boğulursa Güllerin, göllerin, dağların ayrılırsa Aşkımız, sevgimiz seni yalnız bırakırsa Ağla sevgili yurdum ağla AB-D Emperyalistleri ve yerli işbirlikçileri Tayyipgiller yıllardır acılar çektiriyorlar halkımıza. Yurdun dört bir yanından feryatlar yükseliyor. Analar ağıtlar yakıyorlar ölen çocuklarına. Babaların gözyaşları ırmak oldu dinmek bilmiyor. Analarını-babalarını kaybetmiş çocukların akıttıkları gözyaşları insan olanların içine akıyor. Kardeş acısı, evlat acısı, anne-baba acısı yaşamayan ocak kalmadı son yıllarda. Suriyeleştiriliyor ülkemiz. Müslüman İsrail yaşama geçsin diye, kardeşlik düşmanlığa dönüşsün diye kırdırılıyor halklahalkımız yılının ilk dört ayında iş cinayetlerinde katledilen işçilerimizin sayısı 482. AB-D Emperyalistleri ve işbirlikçi Tayyipgiller cennet ülkemizi cehenneme çevirdiler. Dört iklimin yaşandığı yurdumuzdan çaldılar, ilkbaharı ve sonbaharı. Ranta ve talana kurban edildi iki iklim. Ormanlık alanlar ya AVM oldu, ya havaalanı, ya karayolu, ya da köprü. Akarsularımız plansız, programsız, bilimsellikten uzak yapılan HES lerle akmayan sulara dönüştürüldü. Dünyanın en güzel yöreleri, endemik canlıların yatağı yeşil alanlar, emperyalist tekellere peşkeş çekiliyor. Kurutulan dere yataklarında TOKİ binaları yükseliyor artık. AB-D Emperyalistleri ve iktidara oturttukları Tayyipgiller için vurgun, talan, küp doldurma önemli ve geçerli olduğu için, insana dönük yatırımlar bilinçli ve iradi olarak hep göz ardı edilmekte. Altyapı yatırımlarına bile kâr amaçlı baktığı için Tayyipgiller, doğal olaylar bile yurdumuzda felakete dönüşebiliyor. Yurdumuzun cennet köşesi Artvin de yaşanan sel ve heyelan sonucu meydana gelen katliam, dizginsiz vurgunların ve talanların sonucudur. Bu felakette yitirdiğimiz sekiz canın katilleri; arsızlıkta, hırsızlıkta, vurgunda, talanda bütün sınırları ortadan kaldıran Tayyipgiller dir. Suyun binlerce yıldır aktığı ve yolunu bulduğu yerlere karayolu yapmanın sonucudur bu sel ve heyelan. HES lerle kurutulan dere yataklarına yerleşim yeri yapmanın sonucudur bu katliam. Kanalizasyon sistemini modernize ederek genişletmemenin, büyütmemenin, artan nüfusa, artan yağmura uygun hale getirmemenin sonucudur yitirilen canlar. HES, Nükleer Santral kurulurken, Karayolu yapılırken, yerleşim yeri inşa edilirken Bilim İnsanlarına danışılmamasının sonucudur bu felaket. Kısacası güzel yurdumuzun cennet köşesi Artvin, Tayyipgiller in vurgun, talan ve kâr hırsına kurban edilmiştir. Doğal bir felaket değildir Artvin de yaşananlar. Halklarımız için gerçek felaket ve tehlike Tayyipgiller dir. Bunları, efendileri AB-D Emperyalistleriyle birlikte süpürmezsek lağım deliğine bu felaketler kaderimiz olmaya devam edecek. Halkın Kurtuluş Partisi olarak Artvin de yitirdiğimiz insanlarımızın acısını yüreğimizde hissediyoruz. Tayyipgiller in neden olduğu bu felakette yakınlarını kaybeden Artvin Halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ant olsun ki; AB-D Emperyalistleri ve Tayyipgiller in halklarımıza çektirdiği bütün acıların, döktürdüğü bütün gözyaşlarının, yaptıkları bütün zulümlerin, yaşattıkları bütün felaketlerin hesabını soracağız. Halkın İktidarında kuracağımız Halk Mahkemelerinde yargılayıp hak ettikleri en ağır cezaya çarptıracağız. Ve o günler mutlaka gelecek. 25 Ağustos 2015 Halkın Kurtuluş Partisi Genel Merkezi HKP den kedi katliamına tepki Avustralya devletinin önümüzdeki 5 yıl içinde 2 milyon sokak kedisini canice yok etme planına İnsanlığı temsilen isyanımızdır Avustralya Çevre Bakanı Greg Hunt, Avustralya daki yerli memeli, kuş ve bitki türlerini yok ettiği gerekçesiyle 2020 yılına kadar 2 milyon kediyi zehirleme, avlama gibi çeşitli insancıl yöntemlerle yok edeceğinizi açıkladınız. Bu tam anlamıyla bir kedi soykırımıdır. Ve bu canlı katliamları konusunda Avustralya devletinin sicili hiç de temiz değildir. Daha önce de kangurulara ve vahşi atlara yönelik benzeri acımasız yok etme politikalarını uyguladınız. Üstelik yerli canlı türlerini ve çevreyi korumak maskesi altında yapacağınız bu insanlık dışı katliamda kullanılacak yöntemler çevreye korkunç zarar verecektir. Çünkü kedileri zehirlemek amacıyla doğaya bırakılacak olan kimyasallar diğer canlı türlerinin yaşamlarını da ayrım gözetmeksizin tehdit edecektir. Ayrıca bu tür yöntemlerin uzun vadede etkili sonuç vermediği de geçmiş deneyimlerle kanıtlanmıştır. Avustralya devletinin çevreyi koruma anlayışı koca bir yalandır. Bu aslında tam bir çevre-doğa katliamıdır. Ve bu katliam için tam altı milyon dolar harcanması planlanmıştır. Bu çok büyük bir paradır ve bu parayla eğer istenirse hiçbir canlıya zarar vermeden insana ve çevreye dost kalıcı çözümler üretilebilir. Kısırlaştırma-sterilizasyon en etkili ve insancıl çözümdür. Avustralya her canlıya yetecek kadar büyük bir kıtadır. Ama sizler, insanlık ve doğa düşmanı iktidarlar bunu istemezsiniz. Emperyalist çıkarlarınıza uygun düşmeyen hiçbir şeyi istemezsiniz. Kanlı tarihiniz bunun örnekleriyle doludur. Avustralya kıtasını istila ettiğinizde yerli halkı da, kıtanın doğasını da katleden sizsiniz. Birinci Emperyalist paylaşım sürecinde, Çanakkale de emperyalist emelleriniz uğruna Anzak halk çocuklarını Osmanlı halk çocuklarının üzerine gözünüzü kırpmadan saldırtıp, karşılıklı katliamlara yol açan da sizsiniz. Ama biliniz ki biz devrimciler, insanlığı ve doğayı böyle fütursuzca talan etmenize izin vermeyeceğiz ve eninde sonunda tüm insanlığın kardeşçe yaşadığı bir dünyayı kuracağız. O dünyada insan, doğanın bir parçası olarak tüm canlılarla ve çevresiyle dost olacak. Tüm dünyada insanlık tek bir sosyalist aile olarak onurluca ve kardeşçe yaşayacak. Ve o dünyada siz ve sizin gibilere yer olmayacak Halkın Kurtuluş Partisi Genel Merkezi

12 12 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Öğretmen adaylarına bir darbe daha... Yeni atanan öğretmenler hükümet yanlısı değil iseler, müdürlerle farklı siyasi görüşe sahip iseler, kendilerine yüklenen angarya işleri yapmıyorlarsa ve müdürlerin yaptıkları haksızlıklara ve işledikleri suçlara göz yummuyorlarsa öğretmenlik meslekleri ellerinden alınacak. Bin bir güçlükle eğitimini aldıkları öğretmenlik mesleğini icra edemeyecekler. niversitelerin ilgili bölümlerini kazanıp başarıyla mezun olan öğretmenlerin çilesi bitmek bilmiyor. ğitim fakültelerinden mezun olup öğretenlik diplomalarını almaları ülkemizde ğretmen olarak kabul görülmeleri için eterli olmuyor. Öncelikle KPSS adı altında geçerliiği ve güvenilirliği olmayan bir sınava abi tutup, bu sınavdan başarılı olmaları stendi, bildiğimiz gibi. Ancak atanmaları çin sınavdan başarılı olmaları da yetmiordu. Aynı zamanda kendi branşlarından EB in yeterli alım yapması gerekiyordu. Nazım Öztunalı yı konuyla ilgili olan irçok insan hatırlayacaktır. Öztunalı 009 da yapılan KPSS de P10 dan larak aday arasında Türkiye irincisi olan fizik öğretmenimiz. Nazım ğretmen üstün başarı gösterip birinci olasına rağmen atanamadı. Neden mi? Çünkü MEB 2009 yılında fizik öğretenliğinden alım yapmadı. Yine 2010 yılında iptal edilen KPSS yi oğumuz hatırlayacaktır. Konuya ilişkin yürütülen soruşturmada nkara Cumhuriyet Başsavcılığı şu tespiterde bulundu: KPSS tarihinde daha önce hiçbir önemde Eğitim Bilimleri Alanında 20 sorunun 120 sini ve 119 unu doğru cevaplayan olmadığı halde, 2010 yılı sınavında tam 350 kişinin 120 sorunun 120 sini de doğru cevapladığı görülmüştür. Bu 350 kişinin 70 inin karı-koca, 23 ünün akraba, 52 adayın ise aynı adreste veya aynı apartman, site veya sokakta ikamet ettiği anlaşılmıştır. Yine aynı sınavda tam 423 kişinin 120 sorunun 119 unu doğru cevapladığı, 100 ve üzeri net doğru yapan kişi sayısının olduğu, bunlardan 637 sinin birinci derece akraba, 446 sının karı-koca oldukları bilgisine ulaşılmıştır. Ayrıca bu kapsamda 980 adayın aynı adres, apartman, site veya sokakta ikamet ettikleri görülmüştür. Anılan sınavın iptal edilmesi sebebiyle tekrarlanan ikinci sınava ise 100 ve üzeri net yapan adaydan ünün girmediği anlaşılmıştır. Ayrıca adayın telefonla irtibatlı oldukları ve adayın 10 ve üzeri işçi çalıştıran kurum ve şirketlerde kaydının bulunduğu tespit edilmiştir. Soruşturma kapsamında Genel Yetenek Alanında 2009 yılında 60 sorudan 60 ını doğru cevaplayan kişi sayısı 6 olduğu halde 2010 yılı sınavında 60 sorudan 60 ını kişinin doğru cevapladığı, Genel Yetenek ve Genel Kültür Alanında sınav sorularının deneme sınavı adı altında ve doğru cevapları koyulaştırılmış olarak dağıtıldığı anlaşılmıştır. Genel Yetenek Alanında yer alan 30 matematik sorusunu birçok adayın hiç işlem yapmadan veya çözüme yönelik işlem yapmadan doğru cevapladığı, matematikçi bilirkişiler ile ölçme ve değerlendirme uzmanı bilirkişilerin hazırladıkları rapordan anlaşılmıştır. (Cumhuriyet, ) Soruşturma tutanaklarından da anlaşıldığı gibi soruların yandaşlara dağıtıldığı su götürmez bir şekilde görülmektedir yılında aleni bir şekilde yapılan bu hırsızlığı yalanlayıp üstünü kapatamayan ÖSYM, eğitim bilimleri sınavını iptal etmek zorunda kaldı. Peki ya tespit edilen bu kişilere ne oldu? Ne olduğunu biz söyleyelim; birçoğu devletin üst kademelerine atandı ve halen çalışmakta. Yani kısacası ödüllendirildiler. Tabiî bugüne kadar atama bekleyip atanamadığı için ölümü seçen 37 öğretmenimizi de unutmayalım. Bu sadece bildiğimiz sayı. Binbir cefayla eğitimini tamamlayan öğretmenlerimiz atanamadıkları için intihar etmeyi tercih ediyor. Ve ne yazık ki MEB in 2014 Mart ayında yönetmelikte yaptığı değişiklikle bu ölümlerin artacağı görülüyor sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun Öğretmenlik başlıklı 43. maddesi 6. fıkrasında 2014 yılı Mart ayında bir değişiklik yaptı Tayyipgiller. Yapılan düzenlemeye göre; Aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartlarını sağlamak kaydıyla, Bakanlıkça yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanır. Performans değerlendirmesi: (1) Aday öğretmenler, görev yaptığı eğitim kurumunda ve eğitim ortamında bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-3 Performans Değerlendirme Formu üzerinden, göreve başladığı ilk dönemde bir, takip eden dönemde ise iki defa olmak üzere, değerlendiriciler tarafından toplamda üç defa değerlendirilir. Değerlendiriciler; il millî eğitim müdürünce görevlendirilecek maarif müfettişi, aday öğretmenin görev yaptığı eğitim kurumu müdürü ve eğitim kurumu müdürünün görevlendirdiği danışman öğretmenden oluşur. Değerlendiriciler birden fazla aday öğretmenin performansını değerlendirebilir; ancak, aynı değerlendirici birden fazla sıfatla aynı aday öğretmenin performansını değerlendiremez. (2) İlk değerlendirme aday öğretmenin görev yaptığı eğitim kurumunda eğitim kurumu müdürü ve danışman öğretmen tarafından bireysel olarak ayrı ayrı yapılır. İkinci değerlendirme aynı şekilde, üçüncü değerlendirme ise maarif müfettişi, eğitim kurumu müdürü ve danışman öğretmen tarafından ayrı formların bireysel olarak doldurulması suretiyle bir arada yapılır. (3) Performans değerlendirmesi, bir dönemde en az iki ay fiilen öğretmenlik görevi yapan aday öğretmenler hakkında uygulanır. 657 sayılı Kanun ve diğer kanunlar uyarınca aylıksız izin almak suretiyle geçirilen süreler, her türlü kanuni izin ve sağlık raporları ile fiilen öğretmenlik görevi dışındaki geçici görevlendirmelerde geçen süreler bir dönemde iki ay fiilen öğretmenlik görevi yapma süresinden sayılmaz. (4) Üçüncü fıkrada belirtilen nedenlerle performans değerlendirmesi için öngörülen asgari çalışma süresinden daha az süre görevde bulunanların değerlendirmeleri takip eden dönemde/ dönemlerde yapılır. (5) Değerlendiricilerden biri ya da birden fazlasının bulunmadığı hallerde; a) Maarif müfettişi yerine il millî eğitim müdürü tarafından, il millî eğitim müdür yardımcıları, ilçe millî eğitim müdürleri, il ve ilçe millî eğitim şube müdürleri ve şahsa bağlı eğitim uzmanları, b) Eğitim kurumu müdürü yerine ilçe millî eğitim müdürü tarafından, ilçe millî eğitim müdürlüğüne bağlı diğer eğitim kurumları yöneticileri, c) Danışman öğretmenin yerine eğitim kurumu müdürü tarafından eğitim kurumundaki diğer öğretmenler, eğitim kurumunda danışman öğretmen olarak görevlendirilecek öğretmen bulunmaması halinde ise ilçe millî eğitim müdürü tarafından aynı ilçede görev yapan diğer öğretmenler, arasından resen görevlendirme yapılır. Ayrıca; (9) Birinci, ikinci ve üçüncü değerlendirme puanları; her bir değerlendirme için değerlendiricilerin vermiş olduğu puanların aritmetik ortalaması alınarak ayrı ayrı belirlenir. Nihai performans değerlendirme puanının belirlenmesinde; birinci değerlendirme sonucunun yüzde onu, ikinci değerlendirme sonucunun yüzde otuzu, üçüncü değerlendirme sonucunun ise yüzde altmışı dikkate alınır. Buçuklu puanlar bir üst tam puana tamamlanır. Nihai performans değerlendirme puanı yüz üzerinden en az elli ve üzerinde olan aday öğretmenler performans değerlendirmesinde başarılı sayılır ve sınava girmeye hak kazanır. (10) Performans değerlendirmesinde başarılı olamayan aday öğretmenler, aday öğretmen unvanını kaybeder ve memuriyetle ilişikleri kesilir. Ancak bunlardan aday öğretmenliğe başlamadan önce ilgili mevzuatına göre devlet memurluğunda adaylıkları kaldırılarak asıl memurluğa atanmış olanlar, Bakanlıkta kazanılmış hak aylık derecelerine uygun memur kadrolarına atanır. Başarısız olan aday öğretmenlerin başarısızlığa neden olan durumları değerlendiriciler tarafından belgelendirilir. Yıllarını heba ederek çalışıp, KPSS engelini geçip atanan öğretmenler yapılan bu değişiklikle öğretmenlik sıfatına erişemiyor. Çünkü öğretmen olabilmek için 3 aşamadan daha geçmesi gerekiyor. 1 yıl boyunca müdürün belirlediği bir öğretmen danışmanlığında performans değerlendirmesine tabi tutulacak. Performans değerlendirmesinden 50 ve üzeri puan alanlar yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanacak. Yapılan yazılı ve sözlü sınavın sonucunda; başarılı olamayan aday öğretmenler, il içinde aynı hizmet alanında başka bir eğitim kurumunda görevlendirilerek bu Yönetmelik hükümlerine göre yeniden performans değerlendirmesi ve sınava tabi tutulur. Bu kapsamdaki aday öğretmenlerden performans değerlendirmesinde veya sınavda başarısız olanlar öğretmenlik unvanını kaybeder ve memuriyetle ilişikleri kesil. ecektir. MEB in yaptığı bu değişiklikle kadrolaşmanın önü iyice açılmış oldu. Nasıl mı? Yeni atanan öğretmenler hükümet yanlısı değil iseler, müdürlerle farklı siyasi görüşe sahip iseler, kendilerine yüklenen angarya işleri yapmıyorlarsa ve müdürlerin yaptıkları haksızlıklara ve işledikleri suçlara göz yummuyorlarsa öğretmenlik meslekleri ellerinden alınacak. Bin bir güçlükle eğitimini aldıkları öğretmenlik mesleğini icra edemeyecekler. Öbür yandan yapılan haksızlıklara, hukuksuzluklara göz yumup müdürlere biat edenler öğretmen olarak görevlerine devam edeceklerdir. Böylelikle kendilerine karşı olanlar elenirken kendi yandaşları gittikçe artacaktır. Böylelikle Tayyipgiller in yaratmaya çalıştığı dindar ve kindar nesiller daha hızlı bir şekilde yetiştirilecektir. Tayyipgiller in genelde tüm halkımıza özelde ise öğretmenlerimize yaptığı bu zulmü ortadan kaldırmanın biricik yolu, devletin kendilerine verdiği aday lık unvanına bakmadan tüm öğretmenlerin örgütlü mücadele yürütmesidir. Halkçı Kamu Emekçileri Memur-Sen kamu emekçilerini bir kez daha sattı 2016 ve 2017 yılları için tarihinde kamu emekçilerine yönelik olarak yapılan 2 yıllık sözde toplu iş sözleşmesi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Memur-Sen (HÜKÜMET- SEN) arasında imzalandı. Kamu emekçilerini esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkûm etmeyi amaçlayan, okullarda kızlı-erkekli eğitim ve öğretimin yok edilmesini, çocuklarımızın Ortaçağcı karanlığa itilmesini arzulayan, tıpkı İşçi Sınıfımıza yaptıkları gibi memurların da iş güvencelerini ellerinden almak için çaba harcayan ve muhtemelen ilk seçimlerde milletvekilliği ile ödüllendirilecek olan MEMUR-SEN Konfederasyonu Genel Başkanı, asla kamu emekçilerinin temsilcisi olamaz. Çünkü bu Konfederasyon ve bağlı sendikalar, Tayyipgiller iktidarının, kendisine sendika süsü vermiş olan yandaşlarıdır. Bilindiği gibi kamu kurum ve kuruluşlarında, emekçiler çoğunlukla baskı ve tehditlerle bu yandaş sendikaya üye yapılmaktadır. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kazanımlar sağladık aldatmacası ile emekçilerin gözleri boyanmaktadır. Oysa durum, AKP Hükümeti ile MEMUR-SEN arasında oynanan ortaoyunundan ibarettir. Ekonomik, özlük ve sosyal haklarımızın tırpanlandığı bu sözleşmenin sonuçlarını şöyle okuyabiliriz: Yine 1 simit 1 çay... Kamu emekçilerine verilecek maaş zamları, 2016 yılı ilk 6 ay % 6, ikinci 6 ay % 5, 2017 yılında ise % 3 ve % 4 olarak belirlendi. Yaşam şartlarının günbegün ağırlaştığı, işsizlik ve pahalılık cehenneminin yakıp kavurduğu ülkemizde, doğal gaza, elektriğe, benzine, gıda maddelerine, ulaşıma vs. fahiş oranlarda zam yapılırken Türk Lirası, Dolar ve Euro karşısında erirken, halkımızın alım gücü günden güne azalırken AKP hükümeti, kamu emekçilerine reva gördüğü bu zam oranlarıyla adeta memurlarla alay etmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz ve cebimizdeki paranın güneş vurmuş kar gibi eridiği düşünüldüğünde kamu emekçisinin payına ekonomik olarak fazladan günlük yine 1 simit ve 1 bardak çay parası düştü. Her TİS sonunda olduğu gibi Kamu emekçisinin ekonomik talepleri, günlük olarak simit ve çaya endeksleniyor. Bünyesinde çalışma yürüttüğümüz Eğitim-İş Sendikası nın 2012 yılında başlattığı ve en son süresiz olarak yürüttüğü nöbet eylemi ile ilgili olarak; tutulan nöbetlerin norma sayılması ve haftalık 6 saatlik ek ders ücreti ödenmesine ilişkin talepler, sadece 2 saatlik ders ücreti verilmesi yönünde karşılık bulmuştur. Ancak yapılan diğer göz boyayıcı iyileştirmeler gibi bu da kesin olarak seçim öncesi AKP nin vermek zorunda kaldığı bir tavizdir. Yoksa onlar ve yandaş sendikaları için kamu emekçisinin ekonomik, sosyal, özlük talepleri hiçbir zaman üzerinde durulması gereken konular değildir. Eğitim gericileştirilmeye tam gaz devam ediliyor darbesiyle hızlandırılan Ortaçağcı eğitim süreci yandaş sendikayı kesmemektedir. Cuma günlerine yönelik bir de ibadet tatili çalışmaları başlatmışlardır. Cuma günleri belli saatlerde okullarda zaten fiilen uygulanan bu durumu meşru bir hale getirme, yasal zemine oturtma uğraşı içerisine girmişlerdir. Burada esas amaçlanan, din bezirgânlığı yaparak kendilerinden olmayanları fişlemektir. Bunun yanında okullarda bilimsel çalışmaların esamesi bile okunmamaktadır. Laboratuvarlar teknolojik gelişimden uzaklaştırılmış, bilim ve sanat dersleri yok edilmeye mahkûm edilmiştir. Hak verilmez alınır Kamu emekçileri, bu oyunun sonuçlarına teslim olmayacak, boyun eğmeyecektir. Onurlu bir geçmişe sahip olan Türkiye kamu emekçilerinin mücadelesi sürecek, kamu emekçilerimiz de değer yaratan tüm emekçi halkımızla birlikte insanca bir yaşam için mücadele etmeye devam edecektir. Ve en nihayetinde çözüm elbette Demokratik Halk İktidarı, Halkın İktidarıdır Yaşasın Devrimci Sendikal Mücadelemiz! Yaşasın Halkçı Kamu Emekçileri! Halkçı Kamu Emekçileri

13 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül Kurtuluş Partisi Gençliği 7. Gençlik Kampı nda buluştu Karşıdevrimin bekçileri Ülkemiz son 13 yıldır AB-D nin piyonu, onun Türkiye deki şirketi rolünü gören Ortaçağcı, Şeriatçı AKP yani Tayyipgiller İmparatorluğu tarafından yönetiliyor. Ve onun baş şefi olan Tayyip Erdoğan tarafından bir diktatörlük misali hükmediliyor, baskı altına alınıyor halkımız. AB-D Emperyalistlerinin BOP Planı çerçevesinde Ortadoğu yu kan gölüne çevirip, bin devletli bir dünya yaratma planı adım adım işliyor. Sovyetler Birliği nin dağılmasından sonra, önce Yugoslavya yı, sonra Irak, Libya ve şimdi de Suriye yi fiili olarak parçalamaya başladı. Ve şimdi de Sıra sende Türkiye diyor. Sen de dağılacaksın, senin içindeki halklar da birbirini boğazlayacak, öldürecek ve senin 1923 yılında kazandığın zaferin öcünü alacağım, diyor. Ve açıkça, harita ile ortaya konulmuş bu plana Türkiye nin şu an iktidarda olan AKP nin baş şefi ne diyor: Ben BOP un eşbaşkanıyım. Yani diyor ki, ben AB-D nin hizmetkârıyım. Bunlar böyle açıkça, ihanetlerini hiç yüzleri kızarmadan söylüyorlar. Bunlar iflah olmaz!.. Peki, kendini aşırı demokratik, aşırı halkçı gösterenler ne yapıyor? Karşıdevrimin Bekçiliğini! CHP si de, MHP si de, HDP si de. Yaptıkları tek şey Karşıdevrimin Bekçiliği. Onların halkları filan düşündüğü yok! Onlar da aynı Tayyipgiller gibi Amerikancı. Amerika dan görev isteyecek kadar alçalabiliyorlar! Biri; Amerika bana iktidarı verir mi? Diğeri de; Amerika bana toprak verir mi, diye düşünüyor. Baştarafı sayfa 16 da 2015 Seçimleri ve Görevlerimiz konulu seminerdeyse Kurtuluş Partisi Gençliği nden bir yoldaşımız yaptığı sunumda, sosyalistlerin seçimlere bakış açısını ve seçimlere girme amaçlarımızı açıkladı. Seçimlerin ardından Partimize ve Gençliğe büyük görevler düştüğünü ve birer devrimci önder olarak bu görevleri hakkıyla yerine getirmek için yapmamız gerekenleri Hikmet Kıvılcımlı dan ve Genel Başkan ımız Nurullah Ankut tan alıntılarla anlattı. Konuyla ilgili söz alan yoldaşlardan sonra Partimiz Başkanlık Kurulu Üyesi Gürdal Çıngı Yoldaş söz alarak seçim sürecini ve elde ettiğimiz başarının nedenlerini anlattı. Gürdal Çıngı Yoldaş, geç olmayan bir tarihte (Kasım ayında) büyük olasılıkla Erken Seçim olacağını, buna şimdiden hazırlanmamız gerektiğine ilişkin MYK Kararını da hatırlatarak, görevlerimizi layıkıyla yerine getirmemiz gerektiğini, Halklarımızın Partimize duyduğu güveni pekiştirmekle yükümlü olduğumuzu anlattı. Kamp ın son gecesi olan Ateş Gecesi nde çeşitli atölyelerin kamp süresince hazırladıkları çalışmalar sergilendi. Halk oyunları atölyesinin çeşitli yörelerden sergiledikleri oyunlarıyla, tiyatro atölyesinin hazırladığı tiyatro oyunuyla, müzik atölyesinin seslendirdiği farklı bölge ve dillerden türküleriyle eğlence dolu bir gece yaşandı. Hep bir ağızdan türküler söylendi, halaylar çekildi, şiirler okundu. Ağaç oyma ve karakalem resim atölyelerinde hazırlanan çalışmalarla bir sergi oluşturularak Ateş Gecesi nde sergilendi. Kamp ta bunların dışında balık tutma ve pankart atölyeleri de vardı. Engelli parkur yarışmasında yoldaşlarımız biraz zorlanarak, eğlenerek fiziksel güçlerini ve dayanıklılıklarını test ettiler. Kayalıklara tırmanarak, sürünerek, ipte yürüyerek, sapan atarak hem kendi bedenlerinin neler yapabileceğini hem de takım ruhuyla davranmanın önemini gördüler. Sabah sporuyla güne dinç başlamanın, gündüz ve gece yapılan yürüyüşlerle şehrin kirli havasından, gürültüsünden uzakta doğayla baş başa kalmanın tadına vardılar. Yemeklerini birlikte yapıp birlikte yiyerek, bulaşıklarını birlikte yıkayarak, odunlarını, sularını birlikte taşıyarak bir komün hayatı provası yaşadılar. Geceleri ateş başında, çay eşliğinde edilen sohbetlerle, söylenen türkülerle yoldaşlarımızla dolu dolu saatler geçirdik. Kamp ın son günü geldiğinde, hepimizde böylesine içten, yoldaşlık bağları güçlü bir ortamda dört gün geçirmenin sevinci, bir dahaki Kamp a kadar bir sene bekleyecek olmanın hüznüne karışmıştı. Kamp Değerlendirmesi nde söz alan yoldaşların hepsi, Kamp ta Yoldaş olmanın ne demek olduğunu bir kez daha anladıklarını vurguladılar. Kampımıza ilk kez katılan yoldaşlarımız, Kurtuluş Partisiyle tanışmalarının kendilerinde yarattığı değişiklikleri, kazandırdığı özgüveni yaşadıkları somut olaylarla anlattılar. Ve Kurtuluş Partililerde gördükleri yoldaşlığın kendilerini nasıl etkilediğini vurguladılar. Yeni yoldaşlarımız, şu an en büyük üzüntülerinin Kurtuluş Partililerle ve Kurtuluş Partisi yle geç tanışmaları olduğunu vurguladılar. Emperyalizmin tüm dünya ülkelerine kan kusturduğu böyle bir dönemde, dünyanın en sıcak günlerini yaşayan bölgede ve ülkede yaşıyor olmanın sorumluluğunun bilinciyle, Kamp taki yoldaşlık ve kolektif mücadele ruhunun okullarda, fabrikalarda, mahallelerde, bulunulan her alanda hayata geçirileceğine dair söz verdiler. Bu bölümde söz alan MK Üyemiz Tacettin Çolak Yoldaş, Lenin Usta nın; Hiçbir şey, insanları aynı dava uğruna mücadele etmek kadar yakınlaştıramaz sözünü Kurtuluş Partisi Gençliği nin verdiği mücadelede ve bu Kamp ta da yaşayarak gördüklerini belirtti. Partimizin Gençliğe duyduğu sonsuz güveni ve bunun Gençliğimizce nasıl kanıtlandığını somut örneklerle anlattı. Partimizin mücadelesinin mutlaka zaferle sonuçlanacağını vurguladı. Çadırlar toplanıp Kamp alanı temizlendikten sonra yoldaşlar Kamp ın tatlı yorgunluğu ve içlerinde daha da harlanmış mücadele ateşleriyle bölgelerine doğru yola çıktılar Kurtuluş Partisi Gençliği AB-D Emperyalistlerinin bugüne kadar kime iyiliği dokunmuş, kimi mutlu etmiş? Yugoslavya ya girdi, kadın, erkek, çoluk, çocuk demeden katletti. Böldü, parçaladı 7 devlet yarattı. Irak a girdi milyonlarca masumu öldürdü. Ülkeyi kan deryasına çevirdiği yetmezmiş gibi, böldü, parçaladı. Afganistan a girdi yine aynı şekilde öldürdü, tecavüz etti. Bunlar sana, kendisine bağlı bir Kürdistan kurdurtsa ne olur? Yine kan, yine gözyaşı. Bunları yaşayanlar yine aynı; ezilen sömürülen halklar! Şimdi sen bunlardan görev istiyorsun, Amerika bizim müttefikimizdir diyorsun, masum halkları kandırıyor onlara Biji Serok Obama diye slogan attırıyorsun. Kısacası Karşıdevrimin Bekçiliğini yapıyorsun. Sizler de iflah olmazsınız. Çünkü sizin Kâbe niz de Amerika! Ama sizlere en iyi cevabı halklar verecektir. Bugün binbir demagojiyle tuzağınıza düşürdüğünüz halklar, her şeyin farkına varacak ve en başta AB-D Emperyalistlerine ve onun Türkiye deki yerli işbirlikçilerine karşı Kürt-Türk- Laz-Çerkez tüm halklar birleşecek ve gerçekten Demokratik Halk İktidarını eşit, sömürüsüz, sınıfsız, kardeşçe yaşanabilecek bir temelde kuracaktır. Buna inancamız tam. Halkız, Haklıyız, Kazanacağız! Halk Kurtuluşçu Liseli Bir Yoldaş Bir Bilim Hırsızlığı... Memlekette, hırsızlık aldı başını gidiyor. Hayatın her alanında hırsızlık var. Bilim alanındaki hırsızlıklarda ülkemizi diğer ülkeler pek yakalayamıyor. İntihal de denen bilim hırsızlığı vakalarından biri de İhsan Doğramacı nın 1952 yılında kendi adıyla çıkarttığı bir kitap. Aslen Amerikalı bir çocuk doktoru olan Benjamin Spock un ilk kez 1946 da Baby and Child Care adıyla yayımladığı kitabını Doğramacı kendi kitabı gibi yayınlar. Bunu fark edenler olur. İhsan Doğramacı, 12 Eylül Faşist darbesi sonucu oluşturulan YÖK ün ilk başkanı olur. İlk kez Uğur Mumcu, 1981 yılında Cumhuriyet Gazetesi nde bu gerçekliği yazar. Doğramacı bu yazıya herhangi bir karşılık vermez. Ama o dönemde herkes bu konuyu konuşur, fakat faşizm koşullarında bir şey yapılamaz. TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) 1998 yılında, ülkemizde yapılan bilimsel hırsızlıkları kınama kararı alır. Çünkü o yıllarda ülkemizde yapılan tıbbi araştırmalar sonucu yazılan, uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanması için gönderilen pek çok yazıda intihal (bilimsel hırsızlık) olduğu ortaya çıkar. Çünkü aynı üniversitede çalışan bilimle iştigal eden başka kişiler, bu yazıların aşırma yazılar olduğunu o dergilerin yazı kurullarına şikâyet ederler. Pek çok yazı geri çevrilir. Bu arada Türkiye den gelen bütün yazılar mercek altına alınır. Doçent olmak için uluslararası dergilerde yazı yazılması kuralı konduğu için, akademik ilerleme için gereken bu süreç çok zorlaşır. TÜBA biraz da ülke adına özeleştiri yapılması adına bu kararı almıştır. Doğru bir karardır. Çünkü YÖK o günlere kadar bilimsel hırsızlıkları cezalandırmak yerine aklamak yolunu seçmiştir. TÜBA başkanı Prof. Dr. Hasan Yazıcı Bir kitap: Boyun Eğmeyeceksin 2. Dünya Savaşı ndan sonra İtalyan ve Alman faşizminin işgalinden kurtulunca Enver Hoca önderliğinde Arnavutluk ta özel mülkiyetin kaldırıldığı, eşit ve sınıfsız ve kardeşçe yaşanabilecek Sosyalist bir topluma geçilmiş oldu. Kitabın yazarı olan Fatmır Gjata sosyalizmin kuruluş sürecinde önemli görevler yürütmüş, ayrıca faşist saldırıya karşı elde tüfek büyük bir kararlılıkla direnmiş bir yazardır. Yazar Boyun Eğmeyeceksin adlı bu kitabında bir bataklığın; simgesel bir yaklaşımla, her an pusuda bekleyen karşıdevrimci kalıntılardan oluşan bir bataklığın kurutulmasını anlatıyor. Evet, kitap bir bataklığın kurutuluşunu anlatıyor. Bataklığın olduğu yer Maliq o yüzden adı da Maliq Bataklığı. Ama bu bataklığın önemi yerinden daha büyük, çünkü bu bataklık o bölgedeki toprakların verimini kaybetmesine ve sosyalizmin kuruluş sürecine büyük bir balta vurmaktadır. Bunun içindir ki bu bataklığın en kısa süre içerisinde kurutulması gerekir. İşte kitabımızın başkahramanı olan Stavri Lara faşizme karşı olan savaştan yeni dönmüş ve ülkesinde Sosyalizmin kuruluş sürecinde yardım etmek için kalbi çarpan devrimci bir kişiliktir. Stavri Lara ilk görevi olarak ülkesinin elini kolunu bağlayan Maliq Bataklığı nın kurutulması görevini almıştır. Görevi zordur, çünkü bu bataklık onlardan önce de birkaç kez kurutulmaya çalışılmış ama başarılı olunamamıştır. İşgalden yeni kurtulmuş olan Arnavutlukta iş makinesi sıkıntısı vardır ve bu yüzden de bu bataklığı kurutacak en önemli gücü İnsan Emeği, İnsan Gücü oluşturmaktadır. Bu nedenden dolayı Stavri Lara nın gönüllü bir biçimde çalışacak insanlar bulması lazımdır. Ellerindeki zincirleri yeni kırmış olan insanlar ise bu işe çok sıcak bu kınama kararını açıklar, ayrıca da Milliyet gazetesine bir mülakat verir. İhsan Doğramacı, Milliyet te çıkan bu mülakatta Prof. Dr. Hasan Yazıcı nın kişilik haklarına saldırıda bulunduğu iddiasıyla, manevi tazminat istemiyle Mahkemeye başvurur. Yargıtay aşamasında 4. Hukuk Dairesi, oybirliğiyle Doğramacı nın aşırma yaptığına karar verir. Fakat bir üst kurul olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10 Mayıs 2006 tarihinde oy çokluğuyla Doğramacı nın aşırma yapmadığına karar verir. Bu aşamada bilirkişi olarak görevlendirilen doktorlar, Doğramacı nın uzmanlık verdiği doktorlardır. Bu karar büyük tartışmalara neden olmuştur. Benjamin Spock un eşi Mary Morgan ın Doğramacı nın özür dilemesi gerektiğine ilişkin yazısı pek çok gazetede yayınlanır. Prof. Dr. Hasan Yazıcı, 2007 yılında konuyu AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ne götürür. Mahkeme geçen yıl sonuçlandı. Mahkeme Türkiye nin ülke olarak haksız olduğuna hükmetti. Toplam Euro tazminatın Hasan Yazıcı ya verilmesi kararı alındı. Ne yazık ki, ülkemizde bilimsel hırsızlık halen devam ediyor. YÖK te önce F Tipi öğretim üyeleri etkindi. Hâlâ da etkinler. Bilim karşıtı Tayyipgiller iktidarının yaratacağı YÖK de bilim karşıtı bir kurul olacaktır. Doğru dürüst bilimsel araştırmalar yerine, masa üstü yayıncılık denilen fason araştırmalar yapılmaktadır. Din ile bilimin karıştırıldığı, bilimsel araştırma projelerine büyük destekler verilmektedir. Hırsıza hırsız, arsıza arsız demenin çok önemli olduğu günlerden geçiyoruz. Tefeci-Bezirgân düzenin temel özelliklerinden biri de, olmuşu olmamışa çevirmek, gerçekleri bozmaktır. Eşeği boyayıp babasına satan bir sınıf olarak bilinir bunlar. Emperyalistlerle ortak olarak, ülkemizi her alanda sıfırlamaktadırlar. Gerçek bilim insanlarımızın, bu tezgâha gelmemesi gerekmektedir. Bu tezgâha gelinmemesi için de gerçek bilim insanlarımızı Halkın Kurtuluş Partisi etrafında örgütlenmeye çağırıyoruz. Kurtuluş Partili Bir Bilim İnsanı tanına hizmet etmek isteyen kadın, erkek, genç, yaşlı insanlar gönüllü bir biçimde Maliq Bataklığında çalışmaya başlamıştır. Tabii bu sırada karşıdevrimin hizmetkârları ise boş durmamakta bataklığın kurutulmaması için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Gönüllü çalışan işçiler arasında sorunlar çıkarmak, onların işlerini bıraktırmaya çalışmak zaten savaştan yeni çıkmış olan bu ülkenin sorunlarına sorun eklemek bu karşıdevrimcilerin işidir. Ama insanca yaşanabilecek bir düzene inanmış kişilerin onların oyunlarına ve yalanlarına kanmadan onları yakalaması çok da uzun sürmeyecektir. Bu kitap sadece bir bataklığın kurutuluşunu değil aynı zamanda karşıdevrimci kalıntılardan oluşan bir bataklığın kurutuluşunu anlatmaktadır. Herkese önerebileceğim bu kitap tüm zorluklara rağmen asla yılmadan çalışmanın ve savaşmanın öyküsünü anlatması bakımından örnek teşkil etmektedir. Halk Kurtuluşçu Liseli

14 14 Yıl: 10 / Sayı: 91 / 1 Eylül 2015 Tayyip Diktatörlüğü: Sona doğru! Baştarafı sayfa 16 da Tayyip in PKK ya saldırısı emperyalizmin oyununa, Emperyalist uşağı bir Özgür Kürdistan kurma planına karşı mı? Değil. Çünkü, hep dediğimiz gibi emperyalizmin has adamı Barzani dir. Barzani nin rahatlatılması birincil görevdir emperyalizm için. Kaldı ki, PKK silahlı güçlerinin önemli bir kesiminin PYD ile birlikte savaştığı biliniyor. Türkiye Koalisyon Güçleri ile birlikte IŞİD i bombalıyor, böylece sadece Barzani yi değil, PYD yi de rahatlatıyor. Bir diğer nokta ise, yurt içindeki çatışmalar. Emperyalizm için it de ölse kârdan, kurt da ölse kârdandır. Ortalık ne kadar kızışırsa, ne kadar çok kan dökülürse o kadar iyi! Halklar arasında kin büyür, bin yıllık bir arada yaşamanın getirdiği bağlar da çözülür. Devletin kentlerde Özel Harekat aracılığıyla uyguladığı haksız uygulamalar olsun, PKK militanlarının savaş denemeyecek sinsi saldırıları olsun, MHP nin ve MHP ye yakın gerici güçlerin linç girişimleri olsun Türk ve Kürt halkları arasındaki bağları koparıyor. Emperyalizm bu ayrışmayı neden istemesin? Bütün bu oyunlara rağmen Tayyip in işi zor Aslında önünde imkan da vardı. Gerek yerli, gerekse yabancı Parababaları, emperyalizmin Kürt oyununun hayata geçirilmesi bakımından AKP-CHP koalisyonuna yönlendirdiler. Kapıyı ilk Bahçeli açtı. Biz yokuz, AKP ile CHP kursun dedi. Bu ilginçtir. Kritik tüm dönemeçlerde emperyalizmin kulağına fısıldamasıyla davranan Bahçeli, Tayyipgil i rahatlatan en önemli eleman oldu: 3 Kasım 2002 seçimleri, Gül ün Cumhurbaşkanlığı, türban desteği, desteği, en son meclis başkanlığı seçimi gibi Bu bakımdan Haziran seçimlerinin hemen arkasından Bahçeli nin AKP-CHP hükümet olsun çıkışı önemlidir. Bu koalisyon Kürt sorununa Amerikancı çözüm için idealdi. Bu yüzden emperyalizmin öncelikli isteğiydi. Böylece emperyalist çözüme doğru daha gürültüsüz yol alınabilecekti. Pekiyi Uşak Tayyipgil neden bu emperyalist planına olur vermedi? Korkusundan ve hırsından. Tayyipgil azıcık bir zafiyet durumunda bile başına hem ulusal düzeyde (17 ve 25 Aralık, vatan hainliği gibi), hem de uluslararası düzeyde (savaş suçu işlemek, TIR lar ile dinci gerici yobazlara silah yardımı, provokasyonlar gibi) neler gelebileceğini kestiriyor. Diğer bir etken ise, kuşkusuz, muhalefetin şaşkınlığı, beceriksizliği O muhalefet ki, Tayyip in Sivil Darbesi ne bile neredeyse ses çıkarmadı. Malum, Tayyip, yönetim biçimi fiilen değişmiştir, şimdi yasal değişikliğin buna göre düzenlenmesi gerekmektedir anlamına gelen sözler etti. Bu hukuksuzluktur, fiilen diktatörlüktür. Ne yazık ki, koca koca partiler Tayyip in bu iri lafını (gafını da diyebiliriz) yuttular. Bir iki cılız mızıldanma dışında muhalefetin sesi çıkmadı. Karşısında böyle bir muhalefet varken Tayyip neden yeni bir seçim arayışına gitmesin ki? Kasım seçiminde HDP gene Tayyip ten kurtuluş yolu olarak gösterilecek. HDP gene Sevrci Solu arkasından sürükleyecek. İyi niyetli halk kesimleri de medya desteği sayesinde bu yemi yutacaktır. Oyları HDP ye vermek ve böylece HDP nin oyunu artırmak, Tayyip i sarsıyor gibi görünse de, özünde Kürt Sorunu na emperyalist çözüm bakımından emperyalizmi ve Tayyip i en çok rahatlatacak yoldur. Kürt ve Türk halklarının bölünmesinin legalize edilmesi için en büyük adımdır. HDP nin şuanki tavrı, AKP hükümetine kişiliksizce bakan verişi de, seçim sonrasında ne yapacağının göstergesidir: Emperyalizm Figüranlığı! Sözde Türkiye Partisi çıkışı bir yutturmacadır. Apo nun, bu yılın Mart ayı başında dedikleri ortadadır. Tayyip i biz ayakta tuttuk, biz destekledik. Gene destekleriz. Yeter ki uzlaşalım. Tayyip in başkanlığını da destekleriz, anlamına gelen sözler aklımızda Tayyip in ülkeyi seçime sürüklemesi ise bir kumardır. Devlet gücü ve baskısıyla, seçim tarihini tatile getirerek, devletin tüm imkanlarını kullanarak, ortalığı karıştırıp istikrar bozuldu propagandasıyla durumu kurtarma çabasında, Tayyip. Ancak, Gezi den bu yana inişe geçmiştir. Daha da toparlaması zordur. Ne var ki, seçim tek başına Tayyip i uzaklaştırmak için yeterli olmayacaktır. Çünkü parlamentoya girebilecek partiler bellidir: AKP leştirilmiş bir CHP, kontrgerilla partisi MHP ve Amerikancı HDP. Bu muhalefetten ne beklenebilir ki? Geçenlerde Sözcü de Bekir Coşkun, Adres Gezi Ruhu başlıklı yazısında muhalefete çözüm yolunu gösterdi: Ben vereyim adresi: Taksim e çık Kemal Bey Elli adım sağda bir park var Git Gezi Parkı ruhunu bul Karanfillerin TOMA lara meydan okuduğu, şarkıların biber gazlarına karşı çıktığı, durmanın koşmaktan daha çok anlam kazandığı azmin, yüreğin olduğu yer Ülkemizin uğradığı karanlık istilanın ilk çarptığı kayadır orası Yedi seçim kaybetmiş senin basiretsizler takımına benzemez oradakiler Türkiye yi geri almanın adresidir; Gezi ruhu Yoksa hiçbir zaman kurtulamazsın bundan Dilimiz kurudu: Diktatörler seçimle gelir ama asla seçimle gitmez (Sözcü, 27 Ağustos 2015). Eksiklik buradadır. Muhalefetin yıllardan beri yapamadığı budur. Tayyip i ölümü görmüşçesine korkutan da budur. Kitlesel karşı çıkış! Ancak çok iyi biliyoruz: Politik olarak ne CHP de, ne MHP de, ne de HDP de gezi ruhu vardır. (Tabii, CHP deki bireysel iyi niyetli çıkışları bir tarafa koyarak bu damgayı vuruyoruz.) Evet Yazımıza Gezi ile başladık, Gezi ile bitirelim: Çözüm Gezi Ruhu dur!q Neşet Ertaş ve Halk Sanatçılığı Baştarafı sayfa 16 da Yaşar Kemal in nitelendirdiği gibi Bozkırın Tezenesi Neşet Usta nın bu kültür mirasçılığı ve aktarıcılığı sayesinde, bu ilk plağı halk tarafından çok ilgi görmüş, beğenilmiştir. Daha sonraki plaklarda, albümlerde ve konserlerde de o ilginin azalmadan devam ettiğini görüyoruz. Halkımızın ezbere bildiği Neşet Ertaş a ait sevda türkülerinin yanı sıra sosyal olayları ya da farklı acıları konu almış birçok türküsü de vardır ustanın. Hapishanelere Güneş Doğmuyor, İnsanlar Kendini Bilebilseydi, Gine mi Gurbete Düştü yolumuz, Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm vb. türküleri yüzlerce eserinin sadece çok küçük bir bölümünün örneğidir. Hapishanelerdeki acılara, ayrılığa, gurbete, açlığa, sevdaya değinmiştir hep. İlk notayı vuruşundan itibaren, dinleyenin gönlünde onun tabiriyle, aha şurasında bir titreşim-vibrasyon oluşur. İnsanlar sevdiğinden, sevdiği insanlardan ayrılmak zorunda kalır onu dinler; sevdiği birini kaybeder onu dinler; insanların kötülüğünden şikâyetçi olur onu dinler; sevdalanıp dinler, onu dinleyip sevdalanabilir Her sorunu dile getirmiştir. Özellikle emekçi insanlarımızın, Neşet Usta nın dediği gibi dertlendiğinde bir cigara yakıp dinlediği eserler olma şerefine erişmiştir onun türküleri, bozlakları. O hep halk sanatçısı oldu. Eskiden veya şimdi gözünü para hırsı bürümüş saray soytarıları gibi lüks salonlardaki lüks sofralarda, Sarayların sanatçısı olmadı. Hatta Süleyman Demirel in döneminde ona verilen Devlet Sanatçısı ünvanını reddedip; Ben halkın sanatçısı kalayım daha iyidir benim için. dedi. Bağlamadaki ve sesindeki icra ustalığı; saz virtüözlüğü; kullandığı yöresel ağız ve hançereleri ve çalış tavrı eskiden de olduğu gibi şuan hala halk müziğiyle uğraşan müzisyenlerin, müzik öğrencilerinin ayrı bir uğraş alanı olmuştur. Hatta UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Mirası kabul edilmiş; 2011 yılında İTÜ Devlet Konservatuarı fahri doktora ünvanına layık görülmüş, tavrı ve türküleri ders olarak okutulmuştur. Tabiri caizse bu kadar iyi yerlere gelmek, bu kadar büyük başarılara imza atmak; dört bir yana yayılan bir üne sahip olmak onda Büyüklüğün kadar küçül ilkesini hayata geçirmiştir. Çok fazla para kazanabilme olanağına sahip olmasına rağmen her zaman mütevazı evinde, mütevazı yemekleriyle yani mütevazı yaşamıyla sürmüştür ömrü. Ta ki 25 Eylül 2012 gününe kadar O gün tüm televizyonlar, gazeteler, internet siteleri Bozkırın Tezenesi nin ölümünü haber yapmış, insanlara duyurmuştur. Devlet erkânından bazı isimlerin de cenazeye katılıyor olmasından kaynaklı Cenazenin Cami den mi yoksa Cem Evi nden mi kaldırılacağı türü tartışmalar açılmış ve bu tartışmalar akıllara Neşet Ertaş Alevi miydi? sorusu getirmiştir. Oysa insanların etnik ve dini kökenlere göre ayrılmasını eleştirirdi Neşet Ertaş. O nun tek derdi sadece gerçek insan olabilmekti. İnsanlar onun mezhebini, ırkını bilmemiş ve merak etmemişti hiç. Onun yaptığı gibi Bütün bu tartışmalara rağmen, tam da Usta nın istediği gibi; şarkıcısı, heykeltıraşı, ressamı, oyuncusu, yazarı, şairi, sporcusu, ateisti, Sünnisi, Alevi si, öğrencisi, fakiri, emekçisi yani halkın her kesiminden insan cenazesinde yan yana saf tuttu. Ve böyle uğurlandı büyük usta q HKP, TÜRGEV vurgunlarının peşini bırakmıyor HKP, Tayyipgiller in vurgunlarının peşinde. Son dönem resmi kurumlar ve belediyeler kamu mallarını TÜRGEV e tahsis etme yarışına girdi. HKP, görevini kötüye kullanma, kamu zararına sebep olma ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından Tayyipgiller hakkında suç duyurusunda bulundu. Cumhuriyet Başsavcılığına İstanbul Suç İhbarında Bulunan: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı Karanfil Sk. No:24/15 Kızılay/Ankara V e k i l l e r i 1- Av. Orhan ÖZER, 2- Av. Metin BAYYAR 3- Av.Sait KIRAN 4- Av. Doğan ERKAN. 5- Av. Azime Ayça ALPEL 6- Av. Ayhan ERKAN 7- Av. Pınar AKBİNA 8- Av. A. Serdar ÇINGI. 9- Av. Tacettin ÇOLAK 10- Av. Halil AĞIRGÖL Atatürk Bulvarı Emlak Bankası Blokları B Blok K:4 D:16 Fatih/İstanbul S a n ı k l a r: 1- Recep Tayip Erdoğan-Cumhurbaşkanı 2- Bilal Erdoğan (Türgev yöneticisi, Cumhurbaşkanı oğlu) 3- Esra Albayrak- (Türgev yöneticisi ve Cumhurbaşkanı Kızı) 4- İstanbul ve diğer suç yeri Valileri ve İl Genel Meclisi üyeleri, 5- Belediye Başkanları Suç: Görevi kötüye kullanma (TCK.257/1,2), görevinden kaynaklı kişi ve kurum kayırma (ayırımcılık- TCK.122/1-a), bilerek ve isteyerek kamu zararına sebep olmak ( İrtikap- TCK. 250/1), Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılığa neden olmak ( TCK. 158/1-d-e) Suç Tarihi: 06 Haziran 2013 Açıklamalar: 1- Olay: Son dönemde Türkiye de TÜRGEV ile birlikte vakıf anlayışı değişmiş ve resmi kurumlar ve belediyeler kamu mallarını TÜRGEV e tahsis yarışına girmişlerdir. Bu konu ile basında sık sık haberler çıkmaktadır ve en son Antalya da aynı durumun yaşanmasından dolayı 13 Temmuz 2015 te, CHP Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak, İçişleri Bakanı nın cevaplaması istemiyle TBMM de soru önergesi vererek Antalya Büyükşehir Belediyesi nin Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı na (TÜRGEV) yaptığı tahsisleri sormuştur. (http://www.za- man.com.tr/politika_turgeve-yapilan-tahsis- ler-meclise-tasindi_ html) Basında çıkan bazı haberler de şunlardır: devlet-mallari-turgev-e-devrediliyor-h html turkiye/272593/fener_e_yok_bilal_e_bedava.html Bu konuda basında en son çıkan haber olan, Yurt Gazetesi nin tarihli sayısında Esin Gedik köşe yazısında: (http://www.yurtgazetesi.com.tr/memleketin-tapusunu-turgeve-verip-kurtulalim-makale,10795.html) Ülke gündemine 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla girdi TÜRGEV ama biz gazeteciler kurulduğu günden beri bu vakıf la ilgili gelişmeleri yakından izliyoruz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan ın kızı Esra Albayrak ve oğlu Bilal Erdoğan ın yönetiminde olduğu Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV), başdöndürücü bir şekilde büyüyor. Ülkede anahtarı TÜRGEV e verilmeyen kamu arazisi kalmasa kimse şaşırmayacak Artık durum öyle bir hale geldi ki Zeytinburnu ndaki tüm kamu binaları belediye başkanının keyfiyle TÜRGEV e verilebilir, çünkü belediye meclisi başkanı bu konuda yetkili kıldı. Arama motorunu açıp TÜRGEV, kamu binaları yazdım, yüzlerce sayfa açıldı. Hepsini okumaya kalksanız günlerce bilgisayarın başından kalkamazsınız. 25 Aralık soruşturması sırasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TÜR- GEV e ait 143 gayrimenkul olduğunu açıklamıştı. Türkiye de geçmişi yüz yıl öncesine dayanan vakıfların bile bu kadar çok gayrimenkulü yokken TÜRGEV in hızla büyümesinin altında Milli Emlak ve diğer kamu arazilerinin kanuna, etiğe sığmayacak yöntemlerle devrediliyor olması yatıyor. İşte kamunun TÜRGEV e yaptığı kıyaklar, afedersiniz tahsisler - AKP li Fatih Belediyesi, 25 yıllığına bedelsiz olarak Mevlanakapı Kız Öğrenci Yurdu arsası, - Fatih teki Hırkai Şerif Camii nin yanındaki Muhafızlık Konağı, - Antalya Büyükşehir Belediyesi ne ait iki öğrenci yurdu, - Tekirdağ Üniversitesi nin kullandığı Milli Emlak a ait arazi, - Tokat Gazi Osman Paşa Üniversitesi kampüsündeki kamu arazisi, - Üsküdar ın Ünalan mahallesinde bulunan TCDD ye ait arazi, - İstanbul Ataşehir de TMSF ye ait arazi, - Şanlıurfa Harran Üniversitesi Osmanbey Yerleşkesi yakınında Hazine ye ait arazi, - Emlak a ait otel yapmak için İstanbul Fatih ilçe sınırları içerisindeki Şehzadebaşı arazisi, - Esenyurt ta çok sayıda taşınmaz, - Zeytinburnu nda yarısı Hazine ye yarısı vakfa ait 89 dönüm arazi, - Bursa da Milli Emlak a ait Hazine arazisi, - Kütahya da Enerji Bakanlığı na ait yaklaşık 50 dönüm arazi ve 209 adet daire, - Adıyaman Gölbaşı nda Milli Emlak a ait arazi, - Çanakkale de 18 Mart Üniversitesi nin kullandığı öğrenci yurdu da olan 18 bin 438 metrekarelik arazi. Üniversite arazileri, TÜRGEV e veriliyor. Bu sıraladıklarım yolsuzluk soruşturması sırasında hazırlanan fezlekeye yansıyanlar, bir de daha sonrası var. Zeytinburnu nda geçici kaymakamlık binası olarak kullanılan bina geçtiğimiz ay TÜRGEV e devredildi. Hatta Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın a, diğer kamu binalarını da vakıflara tahsis etme yetkisi verildi. Muhalefetin itirazları her zaman olduğu gibi bir işe yaramadı. Bir başka kamu kıyağı yine İstanbul da yaşandı. Tuzla da daha önce üniversitelere verilmeyen, Formula-1 pistinin yanındaki 167 dönümlük değerli arazi, TÜRGEV e verildi. Bu binayı daha önce Yeditepe ve İstanbul Ticaret Üniversitesi istemiş, kamu hayır yanıtı vermişti. Bir diğer haber de Gaziantep ten. Gaziantep Şahinbey Belediyesi, biri 17 bin 500 metrekare diğeri ise 6 bin 500 metrekarelik iki arsayı TÜRGEV e tahsis ettiğini açıklamak zorunda kaldı. Sakarya Üniversitesi Esentepe kampüs alanında 14 bin 666 metrekarelik arazi Milli Emlak tarafından TÜRGEV e tahsis edildi ve kısa bir süre sonra da Sakarya Büyükşehir Belediye Meclisi, bu araziyi imara açıldı. Bu yıl içinde Konya İl Özel İdare sine ait bina 29 yıllığına bedelsiz olarak TÜRGEV e yurt binası olarak tahsil edildi, Ümraniye Belediyesi tarafından yaptırılan Özel Şule Yüksel Şenler Kız Yurdu da TÜRGEV in oldu. Bunlar benim bulabildiklerim, kamuoyuna yansımamış başka arazileri, binaları varın siz düşünün. Özel sektörün gönüllü olarak yaptığı bağışlar başka bir yazının konusu olsun. TÜRGEV olayı basında ve kamuoyunda böylesine eleştirilir ve olaya isyan edilirken, yetkili Adli mercilerin olaya kulak tıkamasını anlamak zorlaşmaktadır. Bu olay öyle sıradan bir olay değildir. Tüm kamuoyunu yakından ilgilendiren bir olaydır. Soruşturulması zorunludur. Olayın soruşturulmasında kamu yararının varlığı açıktır. Böylesine bir olayın soruşturulmadığı bir ülkede demokrasinin varlığından söz edilemeyeceğine inancımız nedeniyle bu ihbarı vatansever bir görev olarak görüyoruz. Daha önce aynı konuda müvekkil Parti Konya da suç duyurusunda bulunmuş ve bunun üzerine Konya Valiliği: Konya valiliğinin tarafımıza gönderdiği yazısına ek yaptığı Konya Büyükşehir Belediyesi yazısında ise belediye İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü nün yazısı ile Bakanlık Hukuk Müşavirliğinin görüşü dikkate alınarak TAHSİS İŞLE- MİNİN belediyemiz tarafından yeniden değerlendirilmesi istenilmiştir, Mülkiyeti İl Özel İdaresi ne ait iken Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfına (TÜRGEV) tahsis edilen, 6360 sayılı yasa ile belediyemize devredilen öğrenci yurdu binası ile ilgili gerekli fiyat araştırması yapılarak, yer teslim tarihi olan tarihinden itibaren, TL (Beşbin) ECR-İ MİSİL BEDELİ ALINMASINA KARAR VERİLMİŞ VE KONUYLA İLGİLİ GEREKLİ YASAL ÇA- LIŞMALAR BAŞLATILMIŞTIR (Ek-1). şeklinde cevap vermiştir. 2- Hukuki Niteleme: a-) Sanıklardan Recep Tayyip Erdoğan, ülkemizin Cumhurbaşkanı olarak, basında yer alan haberlere göre her türlü yolsuzluğa bulaşmış, özellikle de oğlu Bilal Erdoğan a 17 Aralık sonrası paraları sıfırla diye talimat veren birisidir. Bu kişi ne yazık ki, YARGIYI DA TESLİM AL- MIŞ DURUMDADIR. Tasarruflarıyla işlediği hukuksuzluklar karşısında, ne yazık ki Kimse hakkında soruşturma açılmasına cesaret edememektedir. Ancak suça konu olayda, TÜRGEV vakfının yöneticisi Bilal Erdoğan, Başbakan Tayyip Erdoğan ın oğlu olmasa, hiçbir kamu görevlisinin olayımızdaki gibi bir suçu işleyemeyeceği açıktır. O zaman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın SUÇUN AZMETTİRENİ olduğu açıktır. b-) Sanıklardan Bilal Erdoğan, Babası Recep tayip Erdoğan ın organizasyonu ve yönlendirmesiyle, kamunun tüm imkanlarını kullanarak, menfaat elde etmeyi ve bu amaçla kurduğu TÜRGEV vakfını kullanarak hem iş çevresinde hem de kamu kurumlarında yasal dayanaktan yoksun bağış ve gelirler elde eden bir kişidir. c-) Diğer sanıklar; Konya Valisi ve İl Özel İdare ve İl Genel Meclisi ve Kredi yurtlar Kurumu yetkilileri; tamamen BİAT kültürüyle yetişmiş, zavallı bürokratlardır. Aldıkları kararların suç olduğunu bile bile, suça konu kararları alabilmişlerdir. 3- Suç nitelemesi Yukarıda açıklanan eylemlerle ilgili olarak: a-) Sanıkların bilerek ve kasten memuriyet görevlerini kötüye kullandıkları (TCK.257/1,2) ; b-) Memuriyet görevlerini kullanarak kişi ve kurum kayırma (Ayrımcılık) suçunu işledikleri ( TCK.122/1-a) ; c-) Bilerek ve isteyerek kamu zararına sebep oldukları ve böylece irtikap suçunu işledikleri (TCK. 250/1; d-) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak Nitelikli dolandırıcılığa aracılık ettikleri ( TCK.158/1-d, e ) hususunda kuvvetli şuç şüphesinin varlığı da gözetilerek soruşturmanın acilen başlatılması için, müvekkilimiz parti adına iş bu ihbarda bulunmayı görev saydık. Sonuç ve İstem:Açıkladığımız ve soruşturma sonucu ulaşılacak diğer deliller ışığında, olayla ilgili gerekli soruşturmanın yürütülerek, sanıklar hakkında gerekli kamu davasının açılmasını vekaleten saygıyla dileriz Müşteki HALKIN Kurtuluş Partisi (HKP) Vekilleri Av. Ayhan Erkan Av. Ali Serdar Çıngı Av. Pınar Akbina

15 Yıl:10 / Sayı: 91 / 1 Eylül madencinin katillerinin peşini bırakmıyoruz, bırakmayacağız Sonuç ne olursa olsun, davadan adalet çıkmayacağı kesin. Ancak bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Soma Davası nın takipçisi olacak, katillerin peşini bırakmayacağız. Bilindiği gibi, Ortaçağdan kalma yöntemlerle üretim yapılan Soma Kömür Ocaklarında, geçtiğimiz yıl 301 madenci kardeşimiz iş cinayetinde katledildi. Davada sekizi tutuklu 46 sanık yargılanmakta. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın üçüncü duruşması 18 Ağustos 2015 tarihinde başladı ve arka arkaya devam eden dokuz oturumla 28 Ağustos 2015 tarihine kadar sürdü. HKP olarak bu on günlük duruşmalar zincirinin tamamını hem içeride hem de dışarıda takip ettik. İçeride Merkez Komite Üyemiz Av. Tacettin Çolak avukat olarak, dışarıda da İzmir İl Örgütü yönetici ve üyeleri olarak madenci ailelerin yanında olduk. Son gün dışarıda; duruşmaların başından itibaren salonun önündeki parkta ailelere destek için gelen ve aralarda ailelerin yemek, çay vb. gereksinimlerini karşılayan çeşitli siyasi parti ve kitle örgütlerinin güneşten korunmak için kurdukları tente polis tarafından kaldırılmak istendi. Aniden saldırıya geçen polise karşı hep birlikte direndik. Polisin parktaki tenteyi kaldırmasına izin vermedik. Bu arada polis tarafından gözaltına alınmaya çalışılan iki kişi kararlı mücadelemiz sonucu serbest bırakıldı. Faşizme Karşı Omuz Omuza, Baskılar Bizi Yıldıramaz, Direne Direne Kazanacağız sloganlarıyla İşçi Sınıfımızın yanında olduğumuzu ifade ettik. Duruşma salonda ise taraflar taleplerini mahkemeye sundu. Katledilen madenci yakınlarının avukatları geriye dönük dokuz oturumda yapılan sanıkların çapraz sorguları, katliamdan sağ kurtulan işçilerin ifadeleri ve bugüne kadar toplanan delillere göre; Sözde büyük bir organizasyonmuş gibi anlatılan maden şirketinin esasında, hiçbir işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemi almadan çalışan, işkolunun özelliği itibariyle herhangi bir işletme projesinin ve risk planının olmadığı, olası kazalara karşı acil eylem planının yapılmadığı, dayıbaşılar kanalıyla yapılan üretim zorlamalarıyla işçilerin insanüstü şekilde çalıştırılıp devasa paraların kazanıldığı ve böylece ortada organize bir suç örgütünün bulunduğunun kanıtlandığı, yargılanan sanıkların çalışmadıkları halde maaşlarının ödenmesinin ve sigorta primlerinin yatırılmasının olası itirafları önleme amaçlı olduğu ve bunun da delilleri etkilemek ve karartmak anlamına geldiği gibi konularda ayrıntılı açıklamalar yaparak tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına, tutuksuz tüm sanıkların da tutuklanmalarına karar verilmesi talep edildi. Sanık vekillerinden bazıları da her zamanki gibi provokatif bir üslupla ve madenci ailelerinin acılarını hafife alan ve hatta ailelerin duruşma salonundaki tepkilerini mahkemenin baskı altına alınması olarak yorumlayarak, mağduriyet edebiyatıyla müvekkillerinin tahliyesini talep ettiler. Bazı sanık avukatlarının bu tarzda konuşması haklı olarak ailelerin tepkisini çekti. Salon gerildi ve aileler salonu terk ettiler. Sonuçta mahkeme tutuklu tüm sanıkların tutukluluklarının devamına ve tutuksuz sanıkların da tutuklanma isteminin reddine karar vererek dördüncü duruşma gününü 13 Ekim 2015 olarak belirledi. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde 18 Ağustos tarihinde başlayan ve dokuz gün süren duruşmalarda yaşananların özeti aşağıdaki gibidir. Soma Katliamı Davasının 18 Ağustos günü başlayan 3. Duruşmanın ilk üç gününde yaşananlar:; İlk gün sabah erken saatlerde Akhisar da toplanıldı. Duruşmanın görüldüğü salona sloganlarla yüründü. Eylem de 301 in hesabı sorulacak, İşçide Kömür Karası Tayyip te Yüz Karası, Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak sloganları atıldı. HKP olarak Soma nın Katili Tayyipgillerin Bekçiliğini Yaptığı Sömürü Düzenidir yazılı pankart ve parti flamalarımızla katıldık. Pankartımızı ve bayraklarımızı yine duruşma salonunun önündeki parka astık. Bu gidişlerimizde de Akhisar Polisi pankartımızı asarken ve indirirken resimlerimizi çekti. Muhtemelen yine Cumhurbaşkanına Hakaret ten bir soruşturma daha başlatacaklar. Başlatsınlar bakalım, göreceğiz Duruşmanın ilk günü; tutuklu sanıklar salona alındığında aileler daha önceki duruşmalarda olduğu gibi tepki gösterdiler. Çapraz sorguda işveren Can Gürkan hep iş güvenliğine yönelik en ileri teknolojili ve en pahalı yatırımların yapıldığını söyledi, Ağır yalanlarını aklileştirmek için sunum yapmak isteyince salon iyice gerildi. Aileler; madem bu kadar yatırım yaptın 301 kişi niye öldü diyerek yalanlarını yüzlerine vurdular. Acılı aile bireylerinden bayılanlar oldu. Sağlık ekipleri salona çağrıldı. Duruşmaya ara verildi. Can Gürkan ın ardından Genel Müdür Ramazan Doğru nun sorgusuna geçildi, ilk günde tamamlanamayan sorguya ikinci gün devam edildi. Ramazan Doğru; AKP mitinglerine otobüslerle işçi götürdüklerini itiraf etti. Yaşam odaları kurmak için yasal zorunluluk yok derken, işçiler için Tatil Kampları kurup kurmadığına ilişkin soruyu yanıtlamadı. Soma Davası nda Genel Müdür ün çapraz sorgusu bittikten sonra bir işçi annesi bir tarafınki can davası, bir tarafınki para davası, hepsi boş. diye yargılama sürecini özetleyerek feryat etti. Ramazan Doğru nun ardından İşletme Müdürü Akın Çelik in sorgusu başladı. Akın Çelik; sorumluluktan kurtulmak için sabotaj olduğunu düşünüyorum, kesinlikle ocakta yangın yoktu dedi. İşçi aileleri bu sözlere de vicdansız bağırışlarıyla tepki gösterdiler. Akın Çelik in sorgusunun tamamlanmasının ardından, duruşma ertesi gün (20 Ağustos 2015 günü) devam etmek üzere ertelendi. İlk iki günün özeti; patron da genel müdür ve işletme müdürü de sanki ağız birliği yapmışçasına, sorulan sorulara kısa, net, anlaşılır cevaplar vermek yerine, konuyla ilgisiz uzun anlatımlarla 301 Madencinin katlindeki sorumluluklarını gizlemeye çalıştılar. Soma Davası nda tiyatro devam ediyor Akhisar da görülen Soma Davası nın üçüncü duruşmasının 21 Ağustos taki dördüncü celsesinde tutuklu yargılanan sekiz sanığın çapraz sorguları sona erdi. 18 ve 19 Ağustos tarihlerindeki bir ve ikinci celselerinde işveren Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru ve İşletme Müdürü Akın Çelik in çapraz sorgularının ardından, Ağustos ta üçüncü ve dördüncü celseleriyle dava devam etti. Sorgulanan sanıkların tamamının cevaplarındaki ortak nokta; sorumluluğu üzerlerinden atmaları, muğlâk ve kaçamak cevaplar vermeleri ve sıkıştıklarında ölümüne sebep oldukları madencileri arkadaşlarıymış gibi lanse ederek sempati toplamaya çalışmaları oldu. Tabiî ki madenci yakınları ve avukatları, bu sahtekârlıkların hiçbirine meydan vermeyerek her fırsatta suçlarını yüzlerine vurdular. 20 Ağustos Perşembe günü sorgulanan Üretim Müdürü İsmail Adalı nın, alınan ve alınması gereken güvenlik önlemleriyle ilgili sorulara bilmiyorum, hatırlamıyorum gibi cevaplar vererek hayatını kaybeden madencilerden arkadaşlarımız diye bahsetmesi üzerine madenci yakınları onlar sizin arkadaşınız değildi, katiller diyerek tepki gösterdi. Aynı gün sorgulanan Baş Mühendis Ertan Ersoy da, kendisine yöneltilen sorulara aynı şekilde geçiştirme cevaplar verdi. Madenci yakınları sık sık akşama kadar yalan söylüyorlar, bize söz hakkı verilse boyunuzun ölçüsünü veririz gibi tepkilerini dile getirdiler. Ertan Ersoy un olay olduğu sırada namaz kıldığını vurgulayarak deyim yerindeyse din kontenjanı ndan yararlanmaya çalışması yine salonda bulunanların tepkilerine yol açtı. Sanıkların sıkıştıkları yerde, sanık avukatlarının sufle vererek yardımcı olması da dikkatlerden kaçmadı. Madenci avukatlarının olaydan bahsederken katliam demesine sanık avukatlarının onu teröristler söylüyor karşılığını vermesi üzerine salon tekrar karıştı. Aynı gün sorgulamaları gerçekleştirilen Vardiya Amirleri Yasin Kurnaz ve Hilmi Kazık ın sorgularındaysa trajedi sürdü. Acil durum sorumlularının olası bir faciada ne yapılacağını, neler uygulanacağını bilmedikleri ortaya çıktı. Yanmaz kablo, baht, acil durumda kesilmeyecek telefon ve diafon olmadığı, karbonmonoksit değerlerinin üretimin durdurulması gereken seviyeden daha fazla olmasına rağmen üretimin devam ettirildiği belirtildi. Sanıklar, dayıbaşılık sistemiyle ilgili sorulara, dayıbaşılık sisteminin uygulandığı cevabını verdiler. Bunun iş güvenliği açısından risk teşkil ettiğini de bildiklerini söyleyen sanıklar sorumlusunuysa bilmediklerini veya hatırlamadıklarını söyleyerek mahkeme heyeti, madenci yakınları ve mağdur avukatlarıyla resmen dalga geçtiler. Duruşma, tutuksuz yargılanan sanıkların sorgularıyla 24 Ağustos Pazartesi günü devam etti. Sanıkların madende her şeyin yolunda gittiğini ve madencilerin neden öldüklerine dair hiç bir fikirlerinin olmadığını söylemeleri üzerine bazı avukatlar tepki göstererek soru sormayı bıraktıklarını söylediler. Tutuksuz yargılanan sanıklardan Emniyet Vardiya Mühendisi Erdem Canbaz işe başladığından beri gaz maskelerinin bakımını yapılmadığını ve işe başlamadan önce aldığı eğitim dışında bir eğitim almadığını belirtti. Sanıklardan Gaz İzleme Personeli Ozan Sezer de 2006 yılından beri ocakta çalıştığını ve karbonmonoksitin 50 PPM yi geçtiğinde durumun kontrol edilmesi gerektiği dışında hiçbir şey öğrenmediğini, eğitim almadığını ifade etti. İş güvenliğinden sorumlu Vardiya Mühendisi Ergün Yılmaz ise seyyar sensörlerin ısı ölçümü yaptığını bilmediğini söyledi. Duruşma boyunca sanık avukatlarının davayı uzatma çabasıyla soruları uzatmaları, yer yer sanıkların verecekleri cevapları soruların içinde geçirmeleri mağdur avukatlarının tepkisini çekti. Sanık ifadeleri madende çalışan işçilerin nasıl insanlık dışı bir ortamda çalışmaya zorlandıklarını bir kez daha ortaya çıkartırken, böyle bir facianın daha önce yaşanmamış olması da şaşırtıcı. Gerek sanıkların, gerekse de sanık avukatlarının tavırları adeta bir tiyatro oyunu sergileniyormuşçasına gerçek dışı. Sanki kendilerine dağıtılan rolleri ezberleyip, sıraları geldiğinde sahneye çıkıyor ve rollerini oynuyorlar. Şaşırdıkları yerde birbirlerine sufle verip destek oluyorlar. 25 Ağustos Çarşamba günü madenden kurtulan işçilerin dinlenmesine geçildi. Mahkemenin planına göre katliamdan kurtulan 13 işçi tanık olarak ifade vermek için mahkemeye çağrıldı. Kimlik tespiti yapıldı. Bilal Altıntaş ın ifadesine geçildi. Paşa vardiyasında işini bitirenin erken çıktığını anlattı. Yer üstüne çıkarken dumanla karşılaştığını, 4 yıldır madende çalıştığını olay sırasında yanlarında herhangi bir emniyetçinin olmağını, maskenin küflü çıktığını ve kendi maskesinin 30 dakika falan çalıştığını söyledi. Maskesi çalışmayan arkadaşları olduğunu belirti. Sadece 3 gün teorik eğitim aldığını ve böyle bir olayda ne yapacaklarını bilmediklerini; haberleşmenin ana yolda olduğunu, çalıştıkları bölge ile ana yol arasının metre olduğunu, 4-5 ay önce kılçık bacada çökme olduğunu aktaran Altıntaş kömür ısınması olduğunu söyledi metre ocağa girince ısınma başlıyor, karbonmonoksit maskesi 1 kere kontrol edilmiş oda sadece tartılmış. Dinamit atıldıktan sonra emniyetçi ölçümsüz gidiyordu. Biz 5-6 dk ya beklerdik ya beklemezdik işçiler sorun olduğunu iletince bize işimizi sizimi öğreteceksiniz deniyor, dedi. Altıntaş: müfettiş gelmeden 1 hafta 10 gün önce haberimiz olurdu, madende teftiş yapacağı bölgeyi düzenlerdik. Bazı güvensiz tehlikeli bölgeleri kapatır müfettiş gidince geri açardık dedi. Her gün 1 metre ilerlenmesinin güvenli olduğunu ama onların gün de en az 5 metre ilerlediklerini iletti. Eğitim görmedikleri halde eğitim görmüş gibi imza attırıldığını iletti. Güvenlik tatbikatı yapılmadığını aktardı. Ceyhan Bağdatlı; bir olay sırasında nereye kaçacaklarını bilmediklerini anlatı. Hasan Serhat Öztürk; yukarı çıkarken duman gelmiş, iş güvenliği ile ilgili bir eğitim yok. Dumandan 1 metre önümüzü görmüyorduk. Sıcaktan bizlerde alerji çıktı. Katliamdan 1 hafta önce göçük oldu. Nefes almakta zorlanıyorduk. Dumanı gördükten 2 saat sonra ters çevirme oldu Öztürk olaydan 5 saat sonra kurtarıldıklarını söyledi. 1 gün eğitim gördüğünü aktardı. D panosunda üstümüze sıcak su geliyordu dedi. Ayrıca; Sendika seçimlerinde bize kapalı zarf veriyorlardı, onları atıyorduk dedi. İbrahim Genç; 5 yıldır çalıştığını karbonmonoksit maskesinin kontrol edilmediğini ve olayda 10 dk kullandığını, olaydan7 saat sonra kurtulduğunu, bütün arkadaşlarının öldüğünü söyledi. S panosundan tek hayata kalan kişi. Mehmet Çelik; 4 yıldır madenci ustası ve paşa vardiyasında çalışıyor. Olay günü vardiyaya girerken olayla karşılaşıyor. O girdikten sonra madene giriş çıkış bitiyor. Kimse ona haber vermiyor. Şu anda şirkette çalıştığı için doğruları söylemekten kaçındı. Aileler; doğruları söyle, satılmış, satılmışlar diyerek tepki gösterdi. Mahkeme arasında konuştuğumuz oğlu ölen bir baba oğlunun tekniker olduğunu, 1 ay önceden baba bu madende çok büyük felaket olacak dediğini, çocuğu olduğu için işi bırakamadığını anlattı. 28 Ağustos Cuma gününe ara karar verilmek üzere duruşma ertelendi. Cuma günü ise tarafların talepleri alındı. Mahkeme talepler ve tutuklulukla ilgili kararlarını oluşturmak için Duruşmaya a kadar ara verdi. Aradan sonra da yukarıda da belirttiğimiz gibi, tutuklu tüm sanıkların tutukluluklarının devamına ve tutuksuz sanıkların da tutuklanma isteminin reddine, adli kontrol uygulamasının her ayın ilk çarşamba günü imza atmak şeklinde değiştirilmesine karar vererek dördüncü duruşma gününü 13 Ekim 2015 e erteledi. Sonuç olarak; Dava süresince HKP olarak gerek duruşma salonunda, gerek dışarıda katillerin peşini bırakmadık. Madenci ailelerinin yanlarında olduk. Sonuç ne olursa olsun, davadan adalet çıkmayacağı kesin. Ancak bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Soma Davası nın takipçisi olacak katillerin peşini bırakmayacağız. Yoldaşlarımız bundan sonraki duruşmaları da takip etmeyi sürdürecekler. q Çanakkale Belediyesi/Norm Altaş İşçileri Direne Direne kazandı Baştarafı sayfa 16 da Ancak, polisin saldırılarına karşın direniş alanı terk edilmemiştir. Genel Başkanımız, Sendikamızın yöneticileri ve direnişçi işçiler direnmeye devam etmişlerdir. Çevik Kuvvet polisi daha sonra çekilmiş gözaltılar da akşam saatlerinde serbest bırakılmışlardır. Aynı saatlerde Çankaya Belediye Başkanı, DİSK Genel Başkanı Kani Beko yu arayarak tüm işçilerin işe geri alınacağını belirtmiştir. Daha sonra ki günlerde de (10 Ağustos 2015) Belediye Başkanı yazılı açıklama yaparak işçilerin işe geri alınacağını 17 Ağustos ta iş başı yapılacağını belirtmiştir. Açıklamaya ve verilen sözlere karşın direniş farklı bir durumla karşılaşmamak için Belediye önünde pankartlarla, sloganlarla devam etmiştir. 14 Ağustos 2015 tarihinde sendikamız yöneticileri ve direnişçi işçilerle birlikte şantiyeye gidilmiş Norm Altaş ın Müdürü ile görüşme yapılmış ve tüm işçilerin işe girişleri yapılmıştır. İşçiler bugünden itibaren çalışmaya başlamıştır. Çankaya Belediyesi/Norm Altaş Taşeron İşçileri Direniş-Mücadele okulunda öğrendiler, bilinçlendiler. İşçiler Bizler direnişle artık kendi örgütle gücümüze güveniyoruz. Sendikamızı Nakliyat-İş le gerçek işçi sendikasını DİSK i öğrendik diyorlar. Çankaya Belediyesi/Norm Altaş Taşeronu Direnişi, başta taşeron cehennemindeki örgütlenmesi-mücadelesi işçilerin kazanımı ile Türkiye İşçi Sınıfı Mücadelesinde yerini almıştır Yaşsın Çankaya Belediyesi/Norm Altaş Direnişimiz! Direne Direne Kazandık! İşçiyiz Haklıyız Kazanacağız! Yaşasın DİSK/Yaşasın Nakliyat-İş! DİSK/Nakliyat İş Sendikası Genel Merkezi Nakliyat İş ten Hak Grevi kazanımı Toplu iş sözleşmesi, İstanbul, Kocaeli, Adapazarı, Zonguldak, Karabük, Bartın, Malatya, Konya ve ilçelerinde bulunan Nakliyat Ambarlarında çalışan Sendikamız üyeleri adına imzalandı. Toplu ş sözleşmesi arasında iki yıl geçerli olacak. Ücret zamları, 1. Yıl Aylık ücretlere net % 8,6 ile % 33,9 oranına varan zamlar yapılmıştır. Ücret zamları ücret kademelerine göre alt kademelere daha yüksek oranda olmuştur. Yapılan toplu iş sözleşmesinde birinci yıl ücret zamları ikinci yılda aynı oranda ve tutarda uygulanacaktır. Ortalama ücret zammı birinci yıl % 12 oranındadır. İkramiye sayısı dört maaş tutarındadır. Bazı kademelerdeki ikramiye sayısında artışlar olmuştur. Bölgelerde bulunan Nakliyat Ambarlarında çalışan üyelerimizle, sözleşme öncesi anketler yapılmış, bu sonuca göre teklif tasarısı hazırlanmış ve sözleşme işyerlerinde üyelerimizin oybirliği ile onaylamaları sonucu imza altına alınmıştır. Toplu iş sözleşmesinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde kadın üyelerin ücretli izinli olması, haftalık çalışma süresinin 42,5 saat olması ile sözleşmenin işveren tarafından uygulanmaması-ihlali durumunda üye işçilerin çalışmama hakkı (Hak Grevi) gibi örnek kazanımlar devam etmektedir Nakliyat-İş Sendikası Genel Merkezi

16 Kurtuluş Partisi Gençliği 7. Gençlik Kampı nda buluştu urtuluş Partisi Gençliği, her yıl düzenlediği Gençlik Kampı nın 7 ncisini bu yıl 30 Temmuz-02 Ağustos tarihleri arasında İzmir in Yamanlar semtindeki Karagöl Kamp Alanı nda gerçekleştirdi. İnsanlığın, bir parçası olduğu doğadan giderek uzaklaşmasına, düşmanlaşarak ona zarar vermesine karşı doğayla iç içe kolektif bir yaşam alanı oluşturma amacı taşıyan Kampımız, her yıl olduğu gibi birlikte öğrenmenin, üretmenin, eğlenmenin ve yoldaşlaşmanın ön planda olduğu dört gün yaşattı katılanlara. Bunun yanında gerek siyasi eğitim seminerleriyle gerek spor aktiviteleriyle ruh ve beden eğitimi de sağlandı. Gündelik hayatta karşılaşılabilecek kazalar ve basit yaralanmalar karşısında neler yapılabileceğinin anlatıldığı ilkyardım eğitimi verildi. HKP MYK üyelerinin de katıldığı Kamp ta siyasi eğitim çalışmaları gerçekleştirildi. Kampın 2. günü gerçekleştirilen Toplumda Kadın-Erkek Eşit midir? konulu forumda kadınların tarihsel süreçte toplumda egemen güçken nasıl ezilen cins konumuna geldiği; Kapitalizmin, Ortaçağcılığın ve Sosyalistlerin Kadın Sorunu na yönelik bakış açıları üzerinde duruldu. Kadın Sorunu nun çözümünün sınıf mücadelesi temelinde değerlendirilmesi gerektiğini ve Feminizm gibi burjuva akımlarının kadınların kurtuluş mücadelesini ilerletmekten çok bu mücadelenin önüne set koyduklarını vurgulayan konuşmalar yapıldı. Çanakkale Belediyesi/Norm Altaş İşçileri Direne Direne kazandı Zafer, taşeron cehennemine, işçi kıyımına karşı sendikasıyla birlikte, kararlıca direnen yiğit Norm Altaş İşçilerinin oldu. Gözaltılar, baskılar, polisin saldırıları direnişçi işçilerin zafere ulaşmasını engelleyemedi. Çankaya Belediyesi/Norm Altaş taşeronundan işten çıkarılan Nakliyat İş üyesi 90 işçi işbaşı yaptı. Laiklik mücadelesinin Kadın Sorunu nun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Bir diğer eğitim seminerinin konusuysa Kapitalizmin Sırtımızdaki Kamburu-Korkularımız, Kaygılarımız dı. Alanında uzman kamu emekçisi bir yoldaşımız tarafından yapılan sunumda, korkuların sebepleri, korku duygusunun oluşumu ve korkuları yenmeye dair öneriler anlatıldı. Özellikle Kapitalizmin yarattığı işsiz kalma korkusu, gelecek kaygısı gibi durumların bireyci bir yaklaşımla yenilemeyeceği, örgütlü bir biçimde Sosyalizm için mücadele ederek etkisinin azaltılabileceği, sosyalist toplumda da çözüme kavuşturulabileceği vurgulandı. İnsanlar kendini bilebilseydik Dünyada haksızlık kavga olmazdı İnsan doğan yine insan ölseydi Belki de dünyada havyan kalmazdı 13 te Neşet Ertaş ve Halk Sanatçılığı Söze Neşet Usta nın bir eseri ile başlayayım istedim. Bir efsane geçti dünyamızdan. Şöhreti sınır, dil, ırk dinlememiş bir efsane yılında Kırşehir Çiçekdağı nda dünyaya gelen, ülkemizde yaşayan tüm halkların ortak acılarına, sevinçlerine eşlik etmiş, onları sazı ve sözüyle dile getirmiş bir efsane. Küçük yaşta tanışmış yoklukla, acılarla. Küçük yaşta çalışmanın ne olduğunu öğrenmiş. Para kazanmaya başlamıştı. Daha küçük bir çocukken, babası Muharrem Ertaş ile birlikte ekmek peşinde yörenin düğünlerine gitmiş, türkü söylemiş, bozlak söylemiş, oyun havaları eşliğinde köçeklik yapmıştır. Söylediği eserlerdeki tavırların ya da kendi yazdığı fazlaca eserin sözlerinin çok güçlü bir Tayyip Diktatörlüğü: Sona doğru! Gezi Direnişi miz ilk müjdeydi, Tayyip Diktatörlüğü nün sona yaklaştığının habercisi oldu. Gezi sayesinde Tayyipgil in ittifakları bozuldu. Batı desteğini azalttı. İçeride ise Fetogil ile ayrı düştüler, Aralık derken, bu günlere geldik. Bu süreçte Tayyip in korkusu had safhaya vardı. Artık koltuktan düştüğü an yargılanacağını ya da kaçmak zorunda olduğunu biliyor. Bu yüzden, ne pahasına olursa olsun, devlet gücünü elinde tutmak amacında. Bu yüzden seçim öncesi Başkanlık Modeli diye tutturdu. Bu yüzden seçim arifesinde Davidson dan daha hırslı propaganda yaptı. Ama işte seçim sonuçları ortada. İktidar ellerinden kayıyor. Ekonomi de batakta. Sadece bu yılki devalüasyon ortada. Societe Generale adlı yatırım bankasına göre 1 dolar 3.20 TL ye doğru gidecek. Hatta 1 dolar 3.50 TL yi bulabilir, deniyor (Güngör Uras, Milliyet, 24 Ağustos 2015). Bu nedenlerden, Tayyipgil vatan hainliğinde ortağı olan Davidson u başbakan yapmasına rağmen huzursuz. Çünkü hainliğinin farkında. Ve hain korkak olur! Bu anlamda halka karşı baskıyı gittikçe artırması ve yeni oyun arayışlarına girmesi doğaldır. Haziran seçimleri sonrasında Tayyip kara kara düşünürken, onu rahatlatan, meclis başkanlığı yemini yutan Baykal oldu. AKP meclis başkanlığını alınca Tayyip nispeten rahatladı. Muhalefetin beceriksizliği ve basiretsizliği, hükümet kurarız kurmayız, Saray a çıkarız çıkmayız çelişkileri ise Tayyip i daha da güçlendirdi. Ve böylece erken seçim yoluna girildi. Burada Tayyip in parlamento dışında yürüttüğü birbirine bağlı iç ve dış oyunlar da önemliydi. İç oyun, Tayyip in PKK ve Apo ile onca düşüp kalkmasına rağmen, hiç bunlar olmamış gibi PKK üzerine gidişi oldu. Böylece sahte Çözüm Süreci sonlandı. Bununla ilişkili dış oyun, Tayyip in emperyalizme üsleri açması oldu. Güya IŞİD vurulacaktı. Ne için? IŞİD in Kürdistan ı kurması için. Şimdi Türkiye nin koalisyon güçleri ile birlikte IŞİD i havadan vurduğunu öğreniyoruz (29 Ağustos). Amaç, şu anda IŞİD in elinde olan Musul u geri alıp Barzani ye teslim etmek. Böylece Barzani gene kahraman olacak, çekim gücü artacak, Amerikan Emperyalizmi de kurtarıcı olacak. Ayrıca, Amerikalılar, IŞİD ile mücadelenin en az 20 yıl devam edebileceğini belirtiyorlar. Durum Çekiç Güç ve 1 Mart Tezkeresi nde kabul edilen şartlardan daha vahim. Bu durumda, Türkiye ve ABD arasındaki anlaşmayı tam bilmesek de, Amerikan güçleri Türkiye toprağında potansiyel olarak bu kadar kalabilir. Tabiî o zamana kadar Türkiye parçalanmazsa 14 te 301 madencinin katillerinin peşini bırakmıyoruz, bırakmayacağız! 15 te Çankaya Belediyesi Taşeronu Norm Altaş İş Ortaklığında çalışan 650 işçi Sendikamızda örgütlüdür. İşyerinin Toplu İş Sözleşmesi yetkisi dava konusu olmuştur. Dava Ankara İş Mahkemesinde görülmektedir. Çankaya Belediyesi, 1 Ağustos tan geçerli olmak üzere Norm Altaş ın yapmış olduğu işleri yeniden ihaleye açmıştır. Yeni ihale 650 işçi yerine 540 işçi üzerinden açılmış ve ihaleyi yeniden Norm Altaş İş Ortaklığı almıştır. Bu gerekçe ile büyük çoğunluğu Sendikamız üyesi 90 işçi işten çıkarılmıştır. İşten çıkarılmalar keyfi ve hukuksuzdur. Sendikamıza da herhangi bir bilgi verilmemiştir. İşçiler işten çıkışları kabul etmeyerek 1 Ağustos günü Sendikamızın öncülüğünde NATO Yolu üzerinde bulunan şantiyede direnişe başlamışlardır. Direniş basında ve kamuoyunda gündem olunca Çankaya Belediyesi işten çıkarılan işçi olmadığı şeklinde açıklamalar yapmıştır. Direniş, 7 Ağustos günü Genel Başkanımızın yaptığı kitlesel bir basın açıklaması ve eylemle Kızılay da bulunan Belediye Başkanlığı önüne taşınmıştır. Direniş Çadırı Polisin tüm engellemelerine karşın kurulmuş takviye olarak getirilen kalkanlı, coplu yüzü aşkın çevik kuvvete karşı direnilmiştir. Bu arada birisi Kurtuluş Partisi Gençliği nden olmak üzere üç kişi gözaltına alınmıştır. Çevik Kuvvet polislerinin saldırıları sonucu çadır yıkılmıştır. 15 te kitleye etki etmesi ve o kitlenin sorunlarını yansıtmasın da bu çocukluk dönemi anılarının da etkisi vardır. Sürekli halk karşısına çıkmakla, insanların farklı sevinçlerini, farklı acılarını görüp kendi yaşadığı acılarla harmanlayınca da içten ve insanlara bunu en içten göstermesine olanak sağlamıştır. İlk plağını 1957 yılında İstanbul a gelerek Şen Çalar Plak ta çıkardı büyük usta. Babası Muharrem Ertaş ın Neden Garip Garip Ötersin Bülbül isimli türküsünü seslendirdi bu plakta. Orta Anadolu Abdalları nın sanat geleneği içerisinde özellikle babası olmak üzere, kendisinden önceki bütün ustaların çalış ve söyleyiş tavırları Neşet Ertaş ın da zaman içinde yorumlama yeteneğiyle birleşip ortaya harikulade bir tını, bir yorum, bir farklılık çıkardı. 14 te ÇIKIYOR

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü için gerçekleştirilmiştir. 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 8 Haziran 2015 2015 Ipsos. Tüm Hakları Saklıdır. Bu dosya içeriği, Ipsos'un izni olmaksızın medya da

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

T.C. ANAYASA MAHKEMESİ

T.C. ANAYASA MAHKEMESİ T.C. ANAYASA MAHKEMESİ BİREYSEL BAŞVURU FORMU Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 59. maddesine göre hazırlanmıştır. 1 BİREYSEL BAŞVURU FORMU I- KİŞİSEL BİLGİLER A- GERÇEK KİŞİLER İÇİN BAŞVURUCUNUN 1- T.C. KİMLİK

Detaylı

Yargıdaki skandallar Kollama-filmindeki Yiğit-in durumunu cazib hale getirmekte, Kurtlar Vadisi Pusu-daki Polat-ın durumuna özendirmektedir.

Yargıdaki skandallar Kollama-filmindeki Yiğit-in durumunu cazib hale getirmekte, Kurtlar Vadisi Pusu-daki Polat-ın durumuna özendirmektedir. YARGI İNTİHAR ETTİ *Sevr-le sınırları tesbit edilen Türkiye,Lozanla geleceği şekilleniyor,elleri kolları bağlanıyordu.şimdiki hukuk ise bunun kollarından biri..ahtapot gibi.. etti *Mailime gelen bir notta;

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

İşte Marpoll'ün Son Anketi

İşte Marpoll'ün Son Anketi İşte Marpoll'ün Son Anketi Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Selim Işık; Araştırmada anketörlerimiz Şehit Abdullah Çavuş, Namık Kemal, Mağralı, Sakarya, Yunus Emre ve İsmet paşa

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI

SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI Portal Adres SESIN YOLCULUGU 8: GENÇ BESTECILER SENLIGI : www.bugunbugece.com İçeriği : Kültür/Sanat Tarih : 06.04.2015 : http://www.bugunbugece.com/git-gor/sesin-yolculugu-8-genc-besteciler-senligi 1/2

Detaylı

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015 R A P O R 1 Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL Mayıs 2015 Sunuş 4.264 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan anket bulgularına dayanan bu rapor, Mart- Nisan 2015 tarihinde Sakarya ilinin

Detaylı

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA 25.5.2005 tarihli ve 5352 Sayılı Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim gerekçesi ile birlikte ektedir. Gereğini arz ederim. 29 Ocak

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV.

DİNÇEROĞLU AVUKATLIK BÜROSU A V U K A T HÜSEYİN ENİS DİNÇEROĞLU & ESRA AKKOÇ YAREN AHMET ŞEREF UYANIK & ELİFCAN TEKELİ STJ. AV. İZMİR BARO BAŞKANLIĞI NA Strasburg da yapılacak olan Doğu PERİNÇEK AİHM davasında yönetim kurulumuzun kararı ile temsilci olarak görevlendirildim. Bir çok kişi ve kuruluşun yanı sıra hukukçu olarak TÜRKİYE

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mezitli Belediye Başkanı nı makamında ziyaret ederek

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ın, Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezini Ziyareti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur

Detaylı

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin

YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR. Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin YENİ AKİT GAZETESİ İNTERNET SAYFASINDAKİ 16 03 2015 TARİHLİ HABERE İLİŞKİN YORUMUM AŞAĞIDADIR Erdoğan: Bedeli suç işleyen ödesin Erdoğan, Balıkesir Ekonomi Ödülleri Töreni nde konuştu: Ben diyorum ki,

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te.

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te. AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ 4 te AK YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com Fatih TEKİNKAYA Sosyal Bilgiler Öğretmeni ANAYASALARIMIZ Teşkilat-ı Esasi 1921 Anayasası 1924 Anayasası 1961 Anayasası 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti Anayasası MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Detaylı

KANUNSUZ TALÝMATLARI YERÝNE GETÝRMEK ZORUNDA DEÐÝLSÝNÝZ. Çünkü Anayasa ve yasalar bizden yana: 2 Nisan 2007 Onlarca film ve dizi, 3 yýllýðýna kiraya verildi. TRT ye 40 milyon dolar gelir getirmesi gerekirken,

Detaylı

28.12.2012. Yine tehtid ettiler

28.12.2012. Yine tehtid ettiler Yine tehtid ettiler Muhalefeti ve yönetimiyle Türkiye'nin içişlerine müdahale ettiğini söyleyen Irak'tan bir tepki daha geldi. Irak'ta Mukteda Sadr'ın Mehdi Ordusu'ndan kopan Asaib Ehl el Hak grubu, Türk

Detaylı

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA

Sayı: Ankara, 24 /03/2014 ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. DURUŞMA TALEPLİDİR. ANKARA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA DAVACI VEKİLİ DAVALILAR : Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı : Oğuzlar Mah. Barış Manço Cad. Av. Özdemir Özok

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Cumhuriyet Başsavcılığına

Cumhuriyet Başsavcılığına 04 Temmuz 2014 Cumhuriyet Başsavcılığına Ankara Suç Duyurusunda Bulunan ; Atilla Kart.( 45 30 45 54 606) CHP Konya Milletvekili. TBMM Anayasa ve Karma Komisyon Üyesi. TBMM-Ankara Hakkında Duyuru Yapılan-

Detaylı

: İstanbul Barosu Başkanlığı

: İstanbul Barosu Başkanlığı 31.05.2013 815 İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İHBARDA BULUNAN : İstanbul Barosu Başkanlığı İHBAR EDİLENLER : Şiddet ve zor kullanan kolluk görevlileri, onlara bu yönde emir ve talimat verenler, bu

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

T.C. Resmî Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır BAKANLIKLARA VEKÂLET ETME İŞLEMİ

T.C. Resmî Gazete. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır BAKANLIKLARA VEKÂLET ETME İŞLEMİ Resmî Gazete Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır 21 Ekim 2014 SALI YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ Sayı : 29152 Mükerrer BAKANLIKLARA VEKÂLET ETME İŞLEMİ BAŞBAKANLIK 17 Ekim

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar

MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar 24 Şubat 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar Değerli Basın Mensupları; --Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ile

Detaylı

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490 MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600 Faks: (312) 441 7490 www.metropoll.com.tr Yerel seçimlerden sonra ülke gündeminde

Detaylı

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ARALIK 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL- İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Toroslar/Çağdaşkent Mahallesinde 2015

Detaylı

Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu

Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Yardımcı Kuruluşlar Hükümete veya bakanlıklara görevlerinde yardımcı olmak, belirli konularda görüş bildirmek, bir idari

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

T.B. M. M. (S. Sayısı : 248)

T.B. M. M. (S. Sayısı : 248) Dönem : 18 Yasama Yılı : 2 T.B. M. M. (S. Sayısı : 248) 2802 Sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile 3221 Sayılı Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

KPSS 2007 GK (50) DENEME 3 / 52. SORU 50. Aşağıdakilerden hangisi hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri değildir? A) Yasal idare B) Devlet faaliyetlerinin belirliliği C) İdarenin mali sorumluluğu

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL A N A L İ Z 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi Furkan BEŞEL Ekim 2015 7 HAZİRAN DAN 1 KASIM A 7 Haziran 2015 te yapılan 25. Dönem milletvekili genel seçiminde 53.741.838 kayıtlı

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

2014 YILI MAHALLİ İDARELER SEÇİMİNDE ADAY OLMAK İSTEYEN KAMU GÖREVLİLERİYLE İLGİLİ REHBER

2014 YILI MAHALLİ İDARELER SEÇİMİNDE ADAY OLMAK İSTEYEN KAMU GÖREVLİLERİYLE İLGİLİ REHBER 2014 YILI MAHALLİ İDARELER SEÇİMİNDE ADAY OLMAK İSTEYEN KAMU GÖREVLİLERİYLE İLGİLİ REHBER A- İLGİLİ MEVZUAT Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 76 ncı maddesinin son fıkrasında; hakimler ve savcılar, yüksek

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016 Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması 1 Şubat 2016 Yöntem ve Künye Araştırma çalışması, 3-10 Aralık 2015 tarihleri arasında, Türkiye 18+ yaş nüfusunu temsil eden 1024 kişiyle, 16 ilin kentsel

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü. 10 Ağustos 2014. için gerçekleştirilmiştir.

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü. 10 Ağustos 2014. için gerçekleştirilmiştir. 10 Ağustos 2014 için gerçekleştirilmiştir. Araştırma Hakkında Araştırma, 10 Ağustos 2014 günü, Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi (CATI) yöntemi ile mahalli seçimlerde oy kullanan toplam 1500 seçmen

Detaylı

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu.

Günlük Ulusal Gazete. yapılar da elbette bu işi bitirmemek için kendilerince bir şey yapacaklardır'' diye konuştu. 2-3 MART 2013 www.reisgida.com.tr Hedefimiz terör... BAŞBAKAN Yardımcısı Bekir Bozdağ, ''Çözüm sürecinin hedefi, terörü sona erdirmek, mili birlik ve beraberliği kuvvetlendirmek, gündemimizden terör belasını

Detaylı

Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması. Kadir Has Üniversitesi. Kantitatif Araştırma Özeti 5 Şubat 2014

Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması. Kadir Has Üniversitesi. Kantitatif Araştırma Özeti 5 Şubat 2014 Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması Kadir Has Üniversitesi Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması Kantitatif Araştırma Özeti 5 Şubat 2014 Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 1 GENEL

Detaylı

5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER 5. A. TELEFON DİNLEMELERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER İddianame içeriğinde müvekkilimize isnat edilen suçlara ilişkin olarak toplam 10 adet telefon görüşmesi yer almaktadır. Bu telefon görüşmelerinin; 2

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Danışma Kurulu Toplantısına

Detaylı

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ

2011 KADIN İSTATİSTİKLERİ 2011 İSTATİSTİKLERİ PARLAMENTO SEÇİM YILI PARLAMENTODAKİ MİLLETVEKİLİ MİLLETVEKİLİ İÇİNDEKİ PAY ( ) 1935 395 18 4.6 1943 435 16 3.7 1950 487 3 0.6 1957 610 8 1.3 1965 450 8 1.8 1973 450 6 1.3 1991 450

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Birinci Bölüm ANAYASA KAVRAMI

İÇİNDEKİLER. Birinci Bölüm ANAYASA KAVRAMI İÇİNDEKİLER Birinci Bölüm ANAYASA KAVRAMI Soru 1 : "Anayasa" deyince ne anlaşılır, ne anlamak gerekir? 7 Soru 2 : Türk tarihindeki anayasa hareketlerinin başlıca aşamaları ve özellikleri nelerdir? 15 İkinci

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ

ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ 5 Aralık 2011 ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ I.YENĠ BĠR ANAYASA MI? GENĠġ KAPSAMLI BĠR ANAYASA DEĞĠġĠKLĠĞĠ MĠ? Anayasa hazırlığıyla ilgili olarak kamuoyunda önemli bir tartışma yaşanıyor:

Detaylı

29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi

29 EKİM TÖRENLERİ. Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY. Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 29 EKİM TÖRENLERİ Cumhuriyet Bayramı Republic Day OFFICIAL HOLIDAY Cumhuriyetin ilanı ve Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Sayın Konuklar; Saygıdeğer konuklar,

Sayın Konuklar; Saygıdeğer konuklar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı; Yüksek Yargı Kurumlarının çok değerli Başkanları; Sayın Büyükelçiler; Avrupa Konseyinin çok değerli temsilcileri; Uluslararası Kuruluşların değerli temsilcileri

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 Z ;... Sayı TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile Bankacılık Kanunu'nda Değ Yapılması

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

KÖŞEMDEN. Nasıl Bir Cumhurbaşkanı? ABDULLAH URAZ

KÖŞEMDEN. Nasıl Bir Cumhurbaşkanı? ABDULLAH URAZ KÖŞEMDEN Nasıl Bir Cumhurbaşkanı? ABDULLAH URAZ "Cumhurbaşkanı kim olacak" sorusu endişelerle birlikte çok yönlü bir tartışma konusu olarak 15 Mayıs'a kadar devam eder. Aslında Cumhurbaşkanlığı konusu

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

Yargı ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler

Yargı ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler Yargı ÜNİTE 9 Amaçlar Bu üniteyi çalıştıktan sonra; Yargı bağımsızlığı kavramını tanımlayabilecek, Yargı içinde yer alan farklı mahkemeleri ve bunların görevlerini öğreneceksiniz. İçindekiler Yargı Yetkisi

Detaylı

Güneş (Kıbrıs) 17 11 2014

Güneş (Kıbrıs) 17 11 2014 Güneş (Kıbrıs) 17 11 2014 Demokrat Bakış (Kıbrıs) 17 11 2014 www.kibrisinternetgazetesi.com 17 11 2014 EROĞLU, KARTAL BELEDİYE BAŞKANI ÖZ VE TC ESKİ BAKANLARINDAN GÜREL İ KABUL ETTİ CUMHURBAŞKANI EROĞLU,

Detaylı