Giriş; ileri gelenlerinin aydın

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Giriş; ileri gelenlerinin aydın"

Transkript

1 Giriş; 1960 tan günümüze, tam tamına 50 yıl geçti. Bu 50 yıl biz Kürtlerin özgürlük mücadelesinde kesintisiz, büyüyen / derinleşen önemli olayların, süreçlerin yaşandığı yıllardır öncesi 10 yıl, tek parti baskısını yaşamış Kürtlerin kendini yeniden fark etme, gözden geçirme dönemidir. Bu on yılda Kürt aristokrasisinin, ileri gelenlerinin Kürt halkı adına hala söyleyecek sözünün olduğu, olabileceği görüşü Kürt okumuşları arasında yaygın bir kanat olarak önemini korumaktaydı. Buna ilişkin değerlendirmeler, 49 lar davası öncesi ve sonrası siyasi zemininde şu ya da bu ölçülerde, ancak sınırlı bir aydın çevrede tartışma konusuydu darbesi sonrasındaysa bu çerçevedeki tartışmalar gelişti, yaygınlaştı, siyasal yaşamdaki karşılığını aramaya yöneldi. Kürt siyasal arayışları akabileceği yatağı bulmada gecikmedi, sol kulvarda yoğunlaştı. Özgürlük arayışlarında Kürt siyasallaşması sola doğru yönelince olup bitenler, olaylar da ona göre şekillenip gelişti. Kürt siyasetinin sola yönelişini, 50 yıllık süreci aşağıda özetlemeye çalışacağım. Aydınlarımızın, halkımızın hakkını hukukunu aradığı, kimliğini aktif bir şekilde sahiplendiği 50 yıllık bu yakın geçmişin üzerinde durmak büyük önem taşıyor. Günümüzü anlaşılır kılmak için; geçmişin gelecek kuşaklara dosdoğru yansıtılması, yararlanılması gereken bir deneyim olarak bırakılması önemli. Bu çerçevede siyaset ehlinin, mücadele insanlarının birinci elden yazdıkları / yazacakları yararlı, sığ olan tarih bilincimizin güçlendirilmesi bakımından böylesi çabalar oldukça da gereklidir. Bu arada yazılan anılarının, yapılan yorum ve değerlendirmelerin kuşkusuz içeriği, üslubu açısından düzeyli olması da aranır. Yazılanların kuru sıkı övünmelerden, sen - ben çekişmesine meydan vermekten uzak; olgu, olay ve süreçler üzerinden düşünülüp değerlendirilmesi, bu günden yarına ön açıcı olması, gelecek kuşaklara örnek olunması, onlara derli toplu bir miras olarak bırakılması beklenir, arzu edilir. Bu yazdıklarımla, 1960 başlarından bu güne uzanan 50 yılda olup bitenleri elimden geldiğince, özellikler genç kuşaklara ulaştırma, onları bilgilendirme amacıyla değerlendirmeye çalıştım. Ve bu çerçevede her şey yerli yerine görülsün, gerçekler çarpıtılmasın, olup bitenler olduğu gibi kavransın, anlaşılsın diye; Kemal Burkay ın, parti tarihi mi, anıları mı pek de belli olmayan ( kolayca birbirlerinin yerine kullanılabilir özellikte olan görüş ve değerlendirmelerini ) yazdıklarına, özellikle de hakkımda yazdıklarına, kimi 1

2 görüş farklılıklarımıza da değineyim istedim. TKSP olayını, kurulurken tartıştığımız konuları, partiden ayrılışımın gelişigüzel / basit bir tartışmadan doğmadığını, aksine fikri, siyasi ve ahlaki gerekçelere dayandığını okuyucuya anlatmak benim için bir zorunlu hale geldi. Bunu anlatırken TKSP yi son 50 yılın gelişmeleri içerisinde nasıl bir yere oturduğunu da göstermenin yararlı olabileceğini düşündüm. Dilerim, yazımı uzun tutmuş olmam nedeniyle okuyucuyu sıkmış olmam. Yakın Geçmiş Üzerine 27 yıl süren tek parti iktidarı, halkların oylarıyla 1950 Mayısında devrilmişti. CHP iktidarında, kesintisiz 18 yıl süren isyanlar ve yıkıcı sonuçlarıyla Kürt halkı mezalimin alasını görmüştü seçim sonuçları CHP otoriter zihniyetine karşı gelişen büyük bir tepkiydi, bu düdüklü tencerenin kapağını fırlatıp atması gibi bir şeydi. Tek parti devri, jandarma zulmü, tahsildar soygunu devri kapanacak, ak koyunun hakkı kara koyunda kalmayacaktı. İsyanların acıları dinmemişti. Nice işlenmiş günahlar yanında, 1943 ten beri üstüne sünger çekilen 33 kurşun / Mustafa Muğlalı olayının da defteri yeniden açılacaktı. Kürt sürgün aileleri, derinden bir oh çekmişti CHP nin iktidardan alaşağı edilmesine. Vatandaş Türkçe konuş kampanyalarından yılan köylü artık şehre inebilecek, adam yerine konulabilecekti. DP ile birlikte seçmen oyu Reşat altını değerine yükselmişti, köylü pala bıyıklı ağa / bey takımının arkasında da yürüse, yekten vatandaş olmuş, itibar kazanmıştı li bu yıllar, itibarlı bürokrasisi, üniformalılar bakımından ise, kabul edilmez bir hazmetti. Osmanlı Devletinin bakiyesi olan devleti kurtarmış, milleti elleriyle yaratmaya koyulmuş asker - sivil bürokrasi bu hükümran geleneği ile kuru kalabalık olarak gördüğü cahil halk a boyun mu eğecekti yani, bu olacak şey miydi? Devlet CHP, CHP de devletin bizzat kendisiydi, Top ondaydı, tüfek ondaydı, sandıktan çıkmakla iş bitmezdi elbette. İşin aslı esası göründüğü gibi olmasa da, şeklen bile olsa, iktidar koltuğu kudretlilerin ellerinden kaçmış, ayak takımının eline geçmişti. Uygar olmak, çağdaş olmak falan / filan, bu boya üstüne çekilen işin cilasıydı. Faşizm, 1920 başlarında Avrupa da doğup, gürleyip - esmiş, ortalığı silip süpürmüş, 1940 ortalarına gelirken de çıktığı yerde inine tıkılmıştı. Demokrasi, insan hakları, özgürlük, dünyada yükselen değerlerdi. Türkiye de; çok sesli olmayan çok particiliğe, o da demokrasiye az çok da olsa benzesin diye, mecbur kalındığı için, namus belası geçilmişti. DP derseniz, o adı gibi değildi, demokrat bir parti olmaktan uzaktı. CHP nin içinden çıkmış, onun soy damarından gelen bir partiydi. Onun da damarlarında dolaşan da İttihatçı kanınıydı. Nitekim üç beş yıla kalmamış DP nin yüzündeki boyalar akmıştı. Sonuçta olan olmuş, celallenen silahlı bürokrasi darbe yapmış, emanetini silah zoruyla gerisin geri almıştı. Yassı Ada da özel bir mahkeme kurulmuş, oradaki zevata olmadık şeyler yakıştırılmış, biri başbakan, iki bakan da vatan millet aşkına ipe çekilmişti(!) Genç kuşak Kürtlerin ilgisinin sürdüğü 49 lar davası da sonuçlanmamış, askeri mahkemelerde sürüyor, yaşamdaki sıcaklığını koruyordu. Sandıktan çıkan halk iradesine karşı CHP nin arkasında yer aldığı, yargının, cumhuriyetçi aydın kesiminin, üniversite hoca ve öğrencilerinin aktif rol aldığı 1960 askeri darbesi ve sonuçları, siyasal yaşamın yolunu başka bir yöne doğru çevirmişti. Tek parti döneminden kalma ilericilik, inkılapçılık kavramları yanında, onlardan pek de farklı olarak algılanmayan sol kavramı tedavüle girmişti. Sol, bir yerden sonra da sosyalizm kavramı bir ucundan ilişiyordu siyaset dünyasına. Cumhuriyetçi / laikçi kuşakların gözünde pek ilerici / inkılapçı olan CHP tek itibarlı parti olarak yeniden yükselişteydi. Ceplerine özenle yerleştirilmiş Cumhuriyet Gazetesi, yakalarda altı oklarıyla memurların keyfi yeniden yerine gelmişti. 2

3 Davetsiz misafirdi sol, peki o kuru sıkı rejimin neresinde kendisine yer bulacaktı? Belli ki, siyaset meydanında şenlik vardı. Darbeciler her şeyi, bu arada yeni anayasayı, yasaları sandığın hükmünü etkisiz kılmaya, devleti topluma karşı daha da güçlendirmeye göre düzenlemişlerdi. CHP nin halka fazlaca muhtaç olmadan iktidar olmasının şartları oluşturulmuş, yasal kurallarla vesayet düzeninin temelleri atılmıştı anayasası, halkın sandıktan çıkabilecek iradesini bürokratik mekanizmalarla sınırlandırmış, yargı, yasama ve yürütmeye karşı olağan üstü güçlendirilmişti. Resmiyet penceresinden görülenler belliydi. 27 yıllık tek parti diktatörlüğünü halkoyuyla düşüren DP, Amerikancı, gerici, cahil halkın partisiydi; CHP ise vazgeçilmez, ilerici bir parti olarak yeniden işlem görüyordu. Toplumun tutuculuğu / gericiliğine karşı Kemalizm bir defa daha ilerici / devrimci ilan edilmişti(!) Gerekirse CHP solcu da olabilirdi. Bu çerçevede CHP ye zorluk çıkarmayacak, devletin güdümünde olabilecek sol bir anlayışa da yeşil ışık yakılmıştı. Sendika, meslek örgütü, kooperatif, dernekler vb, bütün bu örgütlenmeler ilerici / devrimci ilan edilen CHP nin toplum katında ki mutasavver ayakları olacaktı, bundan öteye ilerici, muasır medeniyetçi CHP ye hizmet edeceklerdi. Değişmez Milli Şef İsmet Paşa solculuktan nasiplenmek için 1965 genel seçimleri hemen öncesinde yekten solcu olmuş, CHP ye yeni kimlik bulmuş, yılların eli sopalı partisine ortanın solu adını vermişti. O tarihlerde bölücülük denilince, gerici kör olası feodaller, Kürtlerinse ileri gelenlerimiz diye ifade ettikleri unsurlar anlaşılıyordu. Devlete, devlet partisi CHP ye göre onların kulağı bükülürse sorun da çıkmazdı; Kürtler kolsuz - kanatsız kalarak susar, asimilasyona, her türlü baskı ve dayatmaya boyun eğer, kendi kimliklerinden de utanır duruma gelirlerdi. Gerici Kürt ağa beylerinin burnu kırılmalıydı(!) 27 Mayıs askeri darbesiyle kimi Kürt aristokratlar, nüfus sahibi unsurlar değişik Kürt illerinde gözaltına alınmış, bunların bir bölümü 55 ler / 55 ağa adı altında teşhir edilmiş, Sivas ta bir askeri kampta tutuluyordu. İlericiliği, modernliği ifade eden darbenin başına getirilip oturtulan ve Kürt olduğu söylenen Cemal Gürsel, sıkı bir Kürt karşıtı olduğunu açıkça ifade ediyor, Kürdüm diyenin yüzüne tükürün diyebiliyordu. Darbecilerin Kürtlere karşı eli tetikte duruyor, bölücülük faaliyetleri beklide son bir defa daha ağalar, beyler, şeyhlerde aranıyordu. Osmanlıdan bu yana devletin eli Kürt aristokrasisini sürmeye / süründürmeye, onları zorunlu iskanlarla yıldırmaya, terbiye etmeye alışıktı. 27 mayısçıların yaptığı da buydu. Genç kuşak Kürtlerdeyse Kürt egemen unsurlarından bundan öteye Kürt halkına bir hayır gelmeyeceği, bunun doğruluğu, yanlışlığını tartışmaya başlamışlardı. Kürt egemenler yorgun, ürkek ve iddiasızdı, bir bölümü DP saflarında kendi payına düşeni almış, Yassı Ada da yargılanmış, paylarına düşen cezaları da almışlardı. Kürt davasının bir sahipleneni olmalıydı, kimlerdi bunlar, toplumun hangi unsurları, kesimleriydi değişim, özgürlük, eşitlik, adalet için mücadeleyi göze alacak olanlar? Arayış içindeydi kimliğini fark etmiş Kürtler, yetersiz bilgi ve donanımlarıyla bir ucundan Kürt sosyal dokusunun, sosyolojisinin tartışmaları içerisindeydiler. Bu yükü, ağır katarı nasıl bir lokomotif çekebilirdi? Sola eğilimli bir kısım Kürt okumuş - yazmışları, siyasal seçimlerini aykırı olandan, soldan, ve o vakitler uç bir parti işlemi gören TİP den taraf belirlemişlerdi. Ve öyle anlaşılıyordu ki; 1961 anayasasını yapanlar, gerekirse CHP yi güç durumda bırakmayacak, devleti zora koşmayacak bir solculuğa hayır demeyeceklerdi. Yeter ki bu solculuk devlet katından gelmiş, bürokrasinin kontrolünde olsun, CHP yi zora sokmasın, gerisiyse kolaydı. Tehlikeli görünen ise, toplum katından gelebilecek solculuktu, yani Marksizm den kaynaklı olan soldu, sosyalist olandı. Tehlikeli, sistem dışı olan, kabul edilmeyecek olan da oydu. Devlet patentli solculuk ise; 27 yıllık tek parti döneminin ilericiliğinin, inkılapçılığının 3

4 devamı niteliğinde, mevcut rejimin güdümünde bir solculuk olacaktı. Ondan öteye bir solculuk da zaten ortalıkta görünmüyordu. Biz okumuş, adam olmuş Kürtlerin de ilerici diye baktığımız 1961 anayasası lütfedip gelmişti, bu anayasa bizim de işimize yarayabilecekti. Kimi darbeci subaylar da TİP te, değişik sol örgütlenmelerde, bu çiçeği burnunda siyaseti bir ucundan destekliyorlardı başında çıkan Yön sol Kemalizm in devrimci / inkılapçı bir sol versiyonu olarak gelişmelere el atan etkili bir yayındı. Yön 1930 başlarının İnkılapçı / Kadrocuları gibi bir girişimdi. Laik Cumhuriyetçi, Kemalist ve hem de solum / devrimciyim, sosyalistim diyen çevrelerde ilgi buluyor, okunuyordu. Yön Dergi çevresi, birkaç koldan yürüyen MDD ciler ( Milli Demokratik Devrimciler ) Dev Geç, ardından gelen THKO, THKP benzeri gençlik kökenli radikal siyasal hareketler TİP i zaman içinde kuşatan, üstünden aşarak onu etkisizleştiren güçler haline geleceklerdi. Düz soldan, devrimci / inkılapçı geçinen soldan öteye bir de farklı bir yerde durmaya çalışan çok da ideolojik / kitabi bir profil çizen sosyalizm diye bir kavram vardı, peki ya o neydi? Vitrinlere çıkan bu kitapların sosyalizm hakkında dedikleri kolay bulunmaz, çekici, güzel şeylerdi. Ve fakat boyumuzu hayli aşan teorik kitaplardı bunlar. Her derde deva olan şeye, sosyalizme can kurbandı. Sosyalizmin bir de asık suratlısı, güler yüzlüsü tartışma konusu olacaktı sonradan. Ütopik olanı, bilimsel olanı vardı sonra. Demek hazır bir reçete yoktu sosyalizme dair, onun da iyisi kötüsü söz konusuydu. Şu durumuyla sosyalizm çok mu farklıydı yaygın olan soldan? İdeolojik, siyasi, ekonomik, toplumsal, insani, ahlaki temelleri çok mu farklıydı? Marksizm, sosyalizm ilişkisi neydi, Marksist olmadan sosyalist olunur muydu? Marksist geçinenler özel bir dil kullanan popüler kimselerdi, bunlar sınırlı bir akademik çevreden gelen, diğerlerinden çok da farklı duran insanlardı. Bir başka gerçek daha vardı, sosyalist siyaset iddiası olanlar da pratikteki durumlarıyla Kemalist solculukla derinden farklı bir duruş içinde olmanın çok da ayırımında gözükmüyorlardı, doğrusu uzun boylu böyle bir dertleri de yoktu. Biz Kürtlere gelince... Deneyimsiz ve rehbersizdik. Bu tartışılanlar hayli yeni şeylerdi bizim yerel dünyamızda. Geleneksel Kürt kesimlerinden gelen okumuşlar, İsyancı aristokratik geleneksel unsurlardan, Kürt ileri gelenleri diyebileceğimiz kesimlerden umudunu kesmiş değillerdi. Onlara yönelik eleştirileri haksız buluyorlardı. Bu nedenle de solcu olan / sola yönelen Kürtlere, Kürt kimliğine gereken değeri vermeyen kimseler olarak bakıyorlardı. Onların adı komünist Kürtler di, resmiyette bakılırsa bu gibiler Komünist Kürtçüler di. Solcu Kürtler bakımından da onlar feodal ve gerici olan, değişimden, sosyalleşmeden uzak duran milliyetçi Kürtler di. Kimler haklıydı diye düşünülürse, bu günün gerçekleriyle ifade edelim; her iki tarafın da kendince haklı tarafı, doğruları ve yanlışları vardı. Hızlı ilerleyen bir değişim ve açılım ile sol kısa bir sürede Kürtler için ilgi merkezi haline geldi. Kürtler tarihlerinde beklide ilk defa bu yaygınlıkta dar / yerel dünyalarından uzaklaşıp, kendi sınırlanmış dünyalarının dışına çıkıyorlardı. Sol ile tanışanlar; siyasetin sol kulvarında kendileri için, özgürlük, adalet arayışı içinde oldular. O dönemler sol Kürt e Kürt demiyor, demek istemiyor, diyemiyordu. TİP de onlara Doğulu gurup deniliyordu. Kürtler sol ile olan yakınlaşmalarından önemli ilkleri yaşadılar. Döneme göre küçümsenmez bir kitlesellik taşıyan Doğu mitingleri, hemşericilik boyutunu aşan, cumhuriyet dönemi ilk Kürt gençlik örgütlenmesi olan DDKO bir ihtiyaç olarak doğacak, yaşam bulacaktı. Sol siyasette gelişme beklenenden de hızlı cereyan etti. Sol kulvarda yürüyen Kürtler, çok sürmedi, 1960 sonlarına gelirken antiemperyalist / ulusal vurgulu solun militarizme hizmet ettiğini, iyiden iyi fark eder oldular. Sol içinde Kürt sorununun o kadar anlaşılır, kolay kavranılır gibi olmadığını görür hale geldiler. Milliyetçi / ulusalcı sola karşı mesafeli durmaya yöneldiler. Sol, devrim, bağımsızlık, yabancı düşmanlığından çok da ayırt edilemeyen emperyalizme kuru sıkı karşıtlık, bu temel üzerinde yükselen siyasal dalga, 4

5 nasyonal solculuk, faşizm dediğimiz şey değilse ya neydi? Çevreye yayılan bu akım bir ucu cuntacılığa, askeri darbelere kadar uzanıyordu. Bu ulusalcı düşüncelerin ideologları da bilinen bazı eski tüfek kimselerdi. Bunlar 1930 başlarındaki bir kısım TKP merkezi kadrolarının rehberliğinde Kemalizm limanına sığınmış İnkılapçı kadrocular dan başkası değildi. Günümüzde ise, artık bütün karanlık yüzü ile tanıdığımız derin devlet güçleri bünyesinde yuvalanan, egemenliğin dizginini elinde tutan darbeci radikal milliyetçi / ulusalcılardı, bunlar genel bir tanımlanmayla Ergenekoncu unsurlardı. Sosyalizm apayrı bir akımdı, toplumcuydu, emek referanslıydı. Sahici sola bakılırsa bütün ezilenlerin kaderi ve gelecekleri birdi. İşçi sınıfı yekvücut olmuş uluslar üstü öncü bir güç, halklar eşit ve kardeş olacaktı. Aman Allah ım bu tam tamına bir cennet tablosuydu Sosyalistler yerel olmaz, milliyetçilik yapamaz, darbeci olamazlar, dört başı mamur enternasyonalist olurlardı. Kavrayabildikleri ölçüde Kürtlerin sempatisi mazlumun hakkını tanıyan sosyalizmeydi, sıradan sola ise kuşku ve endişeyle bakıyorlardı. Bizim gibilere kalırsa, taş gibi bir SSCB vardı yanı başımızda. Allı pullu bir koç gibiydi komünistlik, güvenilirdi, güçlüydü, yenilmezdi. Revan radyosunun Kürtçe yayını Kürt halkına hizmetti, dilimizle yayın bizi kabullenmenin, bizleri desteklemenin bir ifadesiydi. Öyle ya, sosyalizm ezilenin, mazlumun yanında olurdu. Bunun için yanlışları doğrularıyla sosyalist kimselerle, hareketlerle tanıştı, etkileşti, beraber yürüdü Kürt kadrolar. Sosyalistim diyenler, sosyalist iddialı hareket ve partiler de bir şekilde Kürt gerçekliğinden böylece haberdar oldu, onları bir ucundan hesabına kattı. Kürt diye bir halkın varlığından, halklarından, bunun destekleyeceklerinden de söz edildi. Bu nedenle sistemi zorlama ihtimali olan sosyalist siyasetin önü kesildi, Kürt gerçekliğini tanımaları nedeniyle partiler kapatıldı. Kürt halkının özgürlük davası elbette bizim kuşakla başlamış değildi. İnsan olarak, özgür bir halk olarak yaşamak için önceki kuşaklar bizler yeterince bilgi sahibi olmasak da, kendi şart ve imkanları içinde mücadele etmişlerdi. Lozan dan sonra, Cumhuriyetin Kürtsüz inşa edilme sürecinde bir çok mücadelelerin içinde yer almış, ağır bedeller de ödemişlerdi. Geçen yüzyıl başlarından ortalarına kadar Kürt yakın tarihindeki kalkışmalar kanla bastırılmış, sürgünlerle, yasaklarla, ağır asimilasyon uygulamaları çerçevesinde geçmişti. Bu direnişleri yaşayan aydınlar asılmış, susturulmuş, öncü unsurlar, ülkelerini terk etmek zorunda bırakılmıştı. Ne yazık ki bizler olup bitenleri sözlü anlatımlardan, nakledilenlerden, sadece kenarından köşesinden bilebilme imkanına sahiptik. Hafızamız sis perdesiyle örtülmüş, gerçekler, geleceğimiz karartılmak istenmişti. Çarpıtılmış, bölünmüş kimliklerin sahibiydik, başkası olamadığımız gibi, kendimiz de olamamıştık, köklerimizden koparılmış, başarılı olabilecek öz güvenden yoksunduk. Her şeyden önce bizlere öğretilen yalan ve riyanın üzerindeki bu uğursuz örtünün kaldırılması gerekti. Gerçeklerin gün ışığına çıkması büyük bir önem taşıyordu. Özümüze, köklerimize dönmeliydik sonrasında bu ihtiyacı fark eder duruma gelmiştik. Varlığı inkar edilen, hiçbir insani statüsü olmayan, millet olma yolunda gecikmiş mazlum bir halktık. Eğitimsiz büyüklerimizden duyduğumuz şeyler negatif, umutsuzluğu besleyen telkinlerdi. Onurlu yaşamak, kendimiz olarak yaşamak, geleceğimizi sahiplenmek, değerlerimizle saygı görmek bizim de hakkımızdı. Kolay çiğnenir - yutulur gibi dağınık, küçük bir topluluk, bir halk da değildik. Kadim coğrafyamız üzerinde, baskı ve yasaklar altında bile; dilimiz, kültürümüz, bütün değerlerimizle yaşamımızı kesintisiz sürdürüyorduk. Küllerimizin altında söndürülememiş, yanan ateşti kimliğimiz. Yaşayan güzel dilimiz, yazıya dökülmesi yasaklanmış zengin ve sözlü kültürümüz vardı. Yıldızımız her şeye rağmen sönmemiş, parıldıyordu. Karanlık tünelin karşı ucunda koskoca bir aydınlık duruyordu. Kendisi olarak yaşamak, insanca yaşamak isteyenler oraya, aydınlığa doğru yürüyecekti. 5

6 * * Genç kuşaklar doğal olarak bilemeyebilir, Türkiye koşullarında, önceleri Kürdüm demek nerdeyse kahramanlık gibi bir şeydi. Sistem içinde bir yere / makama gelmek isteyen Kürtler; kimliklerini inkar ederek, o da yetmezdi, bunu şu ya da bu şekilde kanıtlayarak, bu tutumlarını da sürdürerek oraya gelebilirlerdi. İnsanı insanlığından eden dehşet bir zorlama ve yönlendirmeydi bu. Kimliğimizin yasak olması bilemediniz kaba bir zorbalıktı, hadi onu anlamak mümkündü, bu bir yerde sineye çekilebilirdi. Üstü başı gücünüzün yetmediğine boyun eğmiş olurdunuz. Esas facia, bu zorbalığın bizi bizzat kendimizden utandırmayı becermesiydi, bunda da ne yazık ki önemli başarının sağlanmış olunmasındaydı. Okuyup adam olup kendinden, kimliğinden, değerlerinden utanan, ondan kaçan insan olmak bir zulümdü. İnsanın kendisini çevresindekilerden küçük görmesi, ikinci sınıf insan görmesi dehşet yıkıcı olan bir duyguydu. Oysa Kürtler dünya alemin bildiği, tanıdığı, adı adresi belli, küçümsenir gibi olmayan büyük bir halktı. Ortadoğu nun yerleşik en kadim halklarından biriydi. Kürdistan onların binlerce yıllık yurduydu. Kendi öz yurdumuzda yok sayılmak, yok olma ile yüz yüzeydik. Kendi dilimiz ve kültürümüzle yaşama, aydınlanma hakkımız yoktu. Kürtlerin yazı dilini öğrenme imkanları bir yana, anadilimizle konuşmak bile bir ihtiyaç olmaktan çıkma yolundaydı. Gidişat buraya doğru planlanmıştı, o yöne doğru da gelişiyordu. Şiddet, baskı ve yasaklarla desteklenmiş asimilasyon yaşamda büyük tahribat yaratmıştı ve bu tahribat sürüyordu. Öyle ki; Kürt sözcüğünü duymak, bir kitap ya da gazetede görmek bile birçoklarımızı heyecanlandırmaya yeterdi. Bu gidişle güzel dilimizin yazıya dökülmesi mümkün görülmüyordu. Sözlü kültürümüz, müziğimiz, melodilerimiz onun bunun tahrif ettiği, orada / burada hoyratça kullandığı malzemeler durumuna sokulmuştu. Binlerce yıllık bize has hazinelerimiz pazarda haraç mezat satıştaydı. Bir alfabemiz, gramerimiz, edebiyatımız var mıydı, bu güne kadar yazıya dökülenler neredeydi, bu kaynaklara nasıl ulaşacaktık, büyük çoğunluk olarak bundan habersizdik. Cumhuriyet ile birlikte başlayıp 20 yıl kesintisiz süren isyanlar, ağır sonuçları üzerinde kafa yoranlarımız çok sınırlıydı. İsyanları birebir yaşamış birçok insan kapı komşumuzdu ve bizler onlardan habersizdik. Hani denir ya, bakar körlerdik. Yanı başımızda bir nehir akıyordu, bizse susuzluktan yakınmaktaydık. Yaşanılan gerçekler dengbêjlerin dilinde, yaşlıların anılarında, öğütlerinde, anlamlı sözlerindeydi. Anadilimizden uzaklaşmamak, güzel seslerimizi yazıya dökmek, kültürümüzle aydınlanmak önlenemez hasretimiz oldu çok sonraları. Kürtçe okuyup yazmak şöyle dursun, Türkçe bile olsun eli kalem tutanlarımız oldukça sınırlıydı. İşte bu son 50 yılda çok şey oldu, önemli şeyler değişti. Vardığımız yerde artık büyüklerimiz gibi yalnızca sözlü anlatımla yetinmiyoruz, az çok kalem tutan ellerimiz var, yazıp çizmek elimizden geliyor. Yasaklar delindi. Köklerimize, dilimize, tarihimize, kültürümüze yüzümüzü döndük. Dil ve kültürümüzün önemini gittikçe yürekleri sarıyor. Söndürülemeyen yıldızımız yeniden gök kubbede parıldıyor. Başkalarının karartarak yazdığı tarihimizi sahiplenmek, geleceğimizi kendi ellerimizle yazmak, onu doyasıya yaşamak yolundayız. Büyülü dilimizi, folklorik kaynaklı zengin kültürümüzü, klasik edebiyatımızı merak ediyor, çağdaş edebiyat arayışlarımızı artan bir gayretle sürdürüyoruz. Ama iş o kadar da kolay değil. Lokma çiğnenmeden yutulmuyor. Önümüzde yürünecek daha uzun bir yokuş, daha uzun bir yol var. Şükürler olsun Allaha, var olan kendisini kanıtladı. Bu günlere ulaştık. Kürt halkı olarak kefeni yırttık ve bu kefeni bize zorla giydirmeye çalışan zihniyetin önüne attık. 50 yıldır yükselen, önlenemez bir Kürt uyanışı, Kürt direnişi, Kürt aydınlanması yaşanıyor. Yoğurt maya tuttu. Son 30 yılda, kendini sahiplenmede yenilmezliği açıkça görülen kitlesel bir halk 6

7 duruşu gerçekleşti. Nicelikte hatırı sayılır başarılı bir yol alındı. Kürt yok, hakları yok demek artık mümkün değil. Bu kadar uzun süren mücadele senetsiz sepetsiz olan alacağımızı kanıtlamak içindi. Alacaklı olduğumuz yarım ağızla da olsa belli oldu. Nereden bakarsak yüz yıldan bu yana alacaklıyız. Bu ancak kabul edilir merhaleye geldi. Onun ne miktar olduğu, ne zaman ve nasıl tahsil edebileceğimiz ise tartışma konusu. Ticarette olduğu gibi siyasette de hak ve hukuk belli olsa da onu tahsil etmek kolay değil. Alacağını takip etmek / tahsil edebilmek için, haklılığını sonuna kadar koruyabilen, daha nitelikli ve dirençli bir mücadele gerekiyor. Halkımızın nicesel durumu küçümsenmez düzeyde, direnişi kararlı; ama iş bölümü, kurumlaşmayla ifade edebileceğimiz niteliğimiz zayıf, yetersiz. Siyaset mücadelesi oldukça önemlidir, buna kuşku yok. Siyaseti tek çare olarak görmek ise mücadeleyi kazanmaya yetmiyor. Halk potansiyellerimiz büyük ama bunları kullanamıyor, harekete geçiremiyoruz. İş bölümü, kurumlaşma durumumuz kabalığını koruyor, aşırı güdümlü, etkisiz. Sonuca varmak için bu ve benzer zaafları aşmak gerekiyor. Yerelliği, cemaatçi husumetten pek de farklı olmayan kısır duruşu, dar düşünmeyi bir yana koyan bir Kürt aydınlanması ihtiyacı gelip karşımıza dikilmiş, kendisini dayatıyor. Siyaseti de kuşatan, etkileyen bir aydınlanmaya faaliyetine ihtiyacımız var. İletişim teknolojisindeki gelişme, etkili ulaşım imkanları aydınlamacı / aydınlatmacı bireyi güçlendiriyor. Çok şeylerin değiştiğini, değişmekte olduğunu, köprülerin altından akıp geçen suları görmemiz, yeni durumlara ayak uydurmamız gerekiyor. Sıkça ifade edildiği gibi Kürtler artık eski Kürtler değiller değerlendirilmesini yalnızca ifade etmek değil, bunu hak etmek de gerekiyor. Siyaset düne kadar tek mücadele alanı olarak görülüyordu, insanlar hizmeti, itibar bir tek siyasette aranıyorlardı. Belki de geçmişin şartlarında bu kaçınılmaz bir durumdu. Şiddete karşı şiddet yöntemlerini kullanarak, sırtını şiddete dayayan bir siyaset tarzıyla kendini kanıtlamak mümkünse de bununla sonuca varılamayacağı artık görülmeye başlandı. Şimdi açık alanda kitlesel siyaset, tanıtım için diplomasi, her alanda, her disiplinde kaliteyi yükseltmek zamanı. Siyasal yaşamı da etkileyecek çoğulcu Kürt fikir dünyasına yönelmek acil ihtiyacımız. Siyaset oldukça gerekli bir disiplindir, zamana zemine göre değişen, gerçekleşebilirlik üzerinden yürüyen bir mücadeledir. Ama, genel doğruları söyleyip durmayla siyaset gemisi yürümez. Kendini tekrarlayıp durmak akla ziyandır. Hazır bilgi olmaz, mutlak doğru bilgi de. Hiç kimse hazırda tutulan bilgiye itibar etmemelidir. Araştırmadan, sağlıklı bilgi edinmeden fikir sahibi olduğunu iddia etmek hiçbir derde derman olmaz. Kürt fikir dünyasındaki çeşitlilik, derinlik arttıkça, Kürt siyasal, toplumsal yaşamı demokratikleşip zenginleştikçe ayağımız gerçeklere değecektir. Kimlik zenginliği, yurt sevgisiyle anlam kazanır, güçlenir. Kürt tarihi, Kürt dili edebiyatı çalışmaları yoğunlaştıkça Kürt aydınlanması olması gereken zeminine, Kürt kimliği, halk mücadelesi laik olduğu yere oturacaktır. Bizim kuşaktan Kürtler, temel bilgiler edinmeden, klasik metinlerle tanışmadan, sosyal / kültürel alt yapımız olmadan sosyalizmle karşılaştık. Felsefe, tarih, sanat edebiyat, antropoloji, sosyoloji, psikoloji, hukuk, ekonomi, siyaset bilimi, benzeri derinlikli disiplinlerin semtimize uğramadı. Okuma öğrenme imkanları sınırlı olanların, doğal olarak yazma alışkanlıkları edinmeleri de mümkün olamazdı. İlk öğretmenlerimiz, örneklerimiz demokrat diye bilinen Türk aydını dostlarımızdı. Örnek tutuklarımız önemli bir kısmı az bilgiyle çok büyük iddia sahibi olan, öyle davranan kimselerdi. Onları da ne yazık ki bizler gibi kendileri değillerdi, kendileri olamamışlardı. Toplumsal - siyasal kültür altyapıları zayıftı, özentiye, batı taklitçiliğine dayanan, ondan medet uman kimselerdi. Tek tip olarak üretilmiş demokrasiden nasiplenmede yaya kalmış laik / cumhuriyetçi aydınlardı. Çok büyük bir kısmı, belletilmiş bilgilerle hareket eden, bağımsız düşünme, davranma 7

8 alışkanlıkları edinememiş kimselerdi. Türk aydınlarının Marksizm / sosyalizm ile buluşması da bizler kadar olmasa da alt yapısızdı, benzer dogmatik metinler, kalıp bilgiler çerçevesinde kalmışlardı. Solun iflah olmaz hastalıkları Kürt Siyasetinde Biz Kürtlerin Marksizm ile tanışıp / buluşmamız tavşanın suyunun suyu kabilinden bir buluşmaydı. Marksizm, 1800 yılları ortalarında yükselen kapitalizmin ürünüydü. O güne kadar sürüp gelen bilim ve felsefi birikimin mirasçısıydı. Ne Marks peygamberdi, ne metodu ayet olarak gökten nazil olmuştu. Her şeyden önce, şeyleri bulunduğu yede gören, açıklayan, değişebilirliğinin yolunu da gösteren, geliştirilmeye uçları açık da duran dinamik bir metottu Marksizm. Bu metodu anlayabilmek, uygulayabilmek için önemli bir bilgi felsefi alt yapı gerekirdi. Marks sağ olsa, muhtemelen; Eski yunandan başlayıp, Eflatun u, Thales i, Sokrates ı, Aristo yu, Descardes i, Spinoza yı, Voltaire i, Kant ı, Hegel i okumadan benim semtime uğramayın.. derdi bizim gibilere. Marksizm i direk kaynağından okuyabilme, onunla buluşma / tanışma imkanımız olmamıştı. Bu gerçek de bir başka eksikliğimizdi. Haliyle teorik çeviri metinlerini ayet beller gibi okuduğumuz da oldu, imama uyup ayetleri tersinden ezberlediğimiz de. Referansı Marksizm olan sosyalizmle kaba algılama şeklinde bile olsun tanışmamız bizlere çok şeyler kazandırdı. Kendi dar ve değirmen taşı gibi aynı tempoyla dönüp duran dünyamızın dışına çıkma şansını bir ucundan yakalayabildik. Kendi ulusal kimliğimiz üzerinden olmasa da sosyalizm kavramı üzerinden bir öz güvene ulaşma imkanını bulduk. Sahte solu fark etmek, ondan uzak durmak uyanıklığımız da böyle mümkün oldu. Bir yandan sosyalist olacağız diye debelenirken, bir halt da karıştırdık; sosyalist olacağız, her derdimizi bu sayede halledeceğiz umuduyla sosyal gerçeklerimizden, dokumuzdan, sosyolojimizden de uzaklaştık. Bu büyük bir paradokstu iddiamızda, yaşamımızda. Dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi ihmal ettik, bir anlamda ikinci plana attık. Bizi içten yaralayan feodal siyasal ölçülerden kaçtık kaçmasına da, yağmurdan kaçarken de doluya tutulmuş olduk. Tepeden inmeci, seçkinci, jakoben kültür bize de bulaştı. Öyle ki; dostlar alışverişte görsün diye güya enternasyonalist filan da olduk ama kendimiz olmayı beceremedik. Yabancısı olduğumuz yoğun ideolojik siyasal algılayış keskin duruş bizi biz olmaktan, toplumsallığımızdan uzaklaştırdı, geçmişimizden kopardı. İttihatçılıktan beslenen seçkinci aydın olmak, halka karşı buyurgan olmanın kirliliği bize de bulaştı. Mücadelemizi tarihimizden, sosyal dokumuzdan koparıp sınırladı, bizi bir yanıyla yetkinleştirirken, başka bir yandan da fukaralaştırdı. Bu kendi kendimize yabancılaşmamıza neden oldu. Türkiye de sol / sosyalist kültür büyük ölçüde ittihatçı anlayışın izlerini taşır. Bilindiği gibi geçen yüzyılın başlarında, inkılapçı, sosyalist / komünist düşünce ve hareketler ittihatçılık ile birlikte Anadolu ya ayak basmıştı Ekim devrimi öncesi / sonrası rüzgarıyla bir damar da Kafkaslardan aşağı indi. Türkiye de sosyalizmin öncülerinin birçoğunun Rumeli kökenli ve İttihatçı patentli oldukları bilinmektedir. Solun omurgası TKP söz konusu bu iki koldan beslendi. Başka bir kültürel siyasal damarı da özellikle Stalinist dönemin pratiklerinden ilham almaktaydı. Bütün bu akımların ortak yanı; tepeden inmeci, seçkinci, otoriter oluşlarıydı. Bu ortak yanları güçlü siyasal kültürler kendi öz yoldaşlarını bile yiyecek kadar komitacıydı, komplocuydu. Nesnel gerçekliği göz ardı eden, halkı teknede istenildiği gibi yoğrulabilecek hamur gibi gören ideolojik - siyasal örgütsel bir anlayışın mensupları, kadrolarıydı bunlar. 8

9 Solun / sosyalizmin bu ve benzer olumsuz kavrayışları, açmazları Kürt siyasetinde bu gün bile varlığını sürdürüyor. Kürt siyaseti üzerinde derin ve yaygın bir etkiye sahip PKK kültüründe bu zaaflar en olumsuz şekilde yaşandığını görüyoruz. Laik anti laik siyasal denklemin arasına sıkıştırılmış Kürt çözümünde statükocu militarist politikaların üzerine gerektiği şekilde gidilmemesi bu tespitin günümüzde en belirgin örneklerini oluşturmaktadır. Bu halka rağmen solcu olmak kültürü, Türklerde olduğu gibi biz Kürtlerde de pozitivizmin oldukça kaba bir algılanması ve uygulamasını ifade ediyor. Bu haliyle, değişik kesimleriyle Kürt sol siyasal dünyası, Türk sol hareketinin 2. nüshası gibidir. Tutum / davranış, kullanılan dil / üslup çatışmacıdır, halkın gerçekliğinden uzak, hep yüksek perden atılıp - tutulan bir anlayışı ifade etmektedir. Diğer yandan Kürt siyasetinde yüzlerce yılın aşiretçilik, cemaatçilik değerleri etkindir ve bu koru sıkı solcu anlayışla gönül huzuru içinde iç içe bulunabilmekte, yaşayabilmektedir. Sosyalizm adına, sosyalistlik iddiasıyla yapılanlar ise insanı şaşırtan cinstendir. Kürt siyasetleri, siyasetçileri arasındaki iletişimde, etkileşme ve tartışmalarda itici - çatışmacı ruh hali oldukça belirleyicidir. Ne derece yapıcı ve geliştirici, ön açıcıyız? Sonra çok mu adiliz, doğrucuyuz, ahlakiyiz diye düşünmek, benzer soruları insanın bizzat kendisine sorması gerekmez mi? Anlatılanlar yazılıp çizilenler hep tek yanlı, ben ille de ben, biz demeyi ara ki bulasın. Okumak, araştırmak, kendini yenilemek; olgular, olaylar, süreçler üzerinden düşünme ve davranmanın, kendisini bunun üzerinden ifade etmenin müşterisi yok. Şunlar kötü, ben bu nedenle iyiyim. Yöntem bu. Her kişi, her örgüt kolay güç elde etmek / itibar görmek, tez elden iktidar olma peşinde. Şu gördüğüm itibarı hak edebiliyor muyum diye düşünen yok. Birçok tartışmalar bu nedenle kısır bir çerçevede cereyan ediyor. Böylesi bir kültür gerçek rakibine yöneleceğine hane halkını hedef alabiliyor. Tartışanlar, birbirini dışlayarak yemeye çalışanlar türbünleri dolu zannediyorlar işin tuhafı. Kazın ayağı ise öyle değil. Bilelim ki; bir avuç suda kıyamet koparanlar kavrayışlarında, amaçlarında yanılıyorlar. Halkın kim haklı kim haksız diye onları izlediği yok. Çünkü o gibi tartışmada, o gündemlerde kendilerini görmüyorlar. Halkın derdi büyük, işi başından aşkın, o insanlar aşılması kolay olmayan dertleriyle boğuşuyorlar. Derdi başından aşkın insanların onları pür dikkat izlediklerini, sonunda kim iyi söz ediyor ise onun ardından yürüyebileceklerini sanmak büyük saflıktır, yanılgıdır. İyi bilelim ki; benmerkezci anlayışların neden olduğu hır gür, gerçek sorunlarla ilgili halkı, acı fatura ödeyen insanları asla ilgilendirmiyor. Şöyle bir kulak kabartanlar ise bir anlam veremiyorlar, onlar kim daha delikanlı diye itişip kakışırken yahu bunlar neyi paylaşamıyorlar diye söylenip geçiyorlar. Tartışmalarda meselenin özü kahramanlık, yiğitlik üzerinde dönüp dolaşıyor. İlle de yiğitlik / kahramanlıksa mesele, bu halkın bizzat kendisidir yiğit / kahraman olan, yoksa şu kişi değil. Mücadelede ağır faturayı ödeyen bizzat halkın kendisidir de onun için. Şu devirde kişilerin kahramanlığı arabayı çamurdan çıkarmaya yetiyor sanılıyorsa vay o milletin haline! Kahraman olmaya kalkmak ciddi bir şekilde küpüne zarardır. O kahramanlar, ona özenenler gün gelir mücadele eden halkın sırtında taşınamaz bir yük haline gelebilirler. İnsanlığın mücadele tarihi, özellikle de biz Kürtlerin tarihi bu konuda sayısız ibretlerle doludur. Birçok zaman halkın özgürlüğü / kurtuluşu için yola çıkanlar, günün birinde amaçlarını bir yana bırakıp, bizzat kendilerini, yaptıklarını, geçmişlerini kurtarmaya kalkabilirler. Bu da tarihin ders alınması gereken garip cilvelerinden biridir. * * Yaşanları yazmak, geleceğe bir iz düşürmek açısından önemlidir. Daha ötesi gereklidir de. İnsanlar, örgütlü mücadeleler değişen zaman ve mekan koşullarına göre durumlarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı duyarlar, iç muhasebelerini yapar, doğrularını yanlışlardan ayırırlar. Analizler, değerlendirmeler yeter ki kişilikler üzerinden değil, olgular, olaylar ve 9

10 süreçler üzerinden yapılsın. Değişen yaşam koşullarına göre, görev ve sorumluluklar yeniden gözden geçirilip düzenlenmeler güncelleştirilsin. Değişmez bir yol, bir tempo tutturarak kendisini tekrar ederek yürümek, Nuh deyip de Nebi dememek yaşamda asla karşılık görmez. Bu durumlarda hayal kurup zafer beklerken, başarısızlık kaçınılmaz olur. Kimileri bağnazlığı, kuru sıkılığı ahlaklı olmanın, kararlı olmanın bir ifadesi gibi sunar çevresine. Ne kadar silkelersen ağacı, ne kadar budarsan siyasal kadrolarını, ne çok insanı yemeğe kalkarsan mücadele o kadar arınır, yetkinleşir diye düşünenler de çıkabiliyor. Bu büyük bir yanılgıdır. Siyaset gerçekler üzerinden, olabilirlikler üzerinden yürür. Yaşam senim benim isteğine göre değil, kendi mantığınca, kurallarınca işler. Onun yasalarını bilmeden iradenizi doğru yere koyamazsınız, haliyle iyi bir sonuç da alamazsınız. Kısacası; devran size uymaz siz ona uyacaksınız. İşin aslı budur, başarılı olmak da gerçekçi olmaya, ona uygun hareket etmeye bağlıdır. Kürtlerin olarak bizler sözlü bir hafızaya sahibiz. İhtiyaç duyulansa yazılı bir hafızadır. Yaşadıklarını önemli, değerli bulan ehli kalem sahipleri anılarını yazar, birikimlerini dillendirirler, gelecek kuşaklara bırakırlar deneyimlerini. Yazmak faydalıdır, ondan da öteye gereklidir de. Kuru öğünme dehşet bir zaaftır. İnsan baltayı vurduğu yerin kendi ayakları olduğunu göremez öylesi durumlarda. Övünme karşı övünmelere çanak tutar, ortalık karşılıklı övünme yarışına döner, buysa siyasette ciddi bir enerji kaybı demektir. Diğer yandan yazı dili, hırslı / kontrolsüz kimselerin kaleminden önlenemez kalıcı kirlilikler yaratabilir. Tarihçiler birbirleriyle çatışan anlatımlardan / belgelerden sağlıklı yorumlara ulaşır, geçmişi kendince yorumlar / yazarken zorlanırlar. Bu nedenle yazılan çizilenlerde objektifliğin, tutturulan düzeyin önemi büyüktür. Elbette her bir insan, her hareket, her farklı siyasal örgüt mücadeleyi kendince değerlendirir, ufkunca yaşar, öyle anlatır yaşanılan olayları. Yazar - çizerken her şeyi kendine doğru yontanlar, iyileri ben, kötüleri öbürleri yaptı diyenler de olur. Bu konuda çizmeyi temelli aşanlar da çıkabilir. Hem de, işi insana atma Recep din kardeşiyiz dedirtecek kadar yüksekten tutanlar da. Kendisinin iyi olması için başkasının kötü olmasını gerekli görmek, binlerce yılın ikna etmede kullanılan klasik metotlardan biridir. Bu ve benzer yöntemler de ne yazık ki kullanılmıştır, kullanılacaktır. Konuyla ilgili dikkatli bir okuyucu ise, yazılanlardan yazan kişinin yükünde ne var ne yok diye bir kanaat sahibi olabilir, kalem sahibinin kişilik kotlarına, karakter özelliklerine kolayca ulaşabilir. Kemal Burkay ın Anıları Allah selamet versin Kemal anılarını yazmış. Yazmış da hayırlı bir iş yapmış. Yazdıkları gerçeklerin tartışılmasına, bilinmesine iyi bir vesile de olmuş böylece. Yazarken ne derece objektif yazdığını sanıyor, ne derece titiz ve usta davranmış, bilinen tepkileri aldıktan sonra ne der / ne hisseder, onu ancak kendisi bilir. Kemal Burkay 70 yılını aşmış bir Kürt aydını. Şair, duyarlılık / edebiyat ehli, bu alanda bana kalırsa yetenekli, başarılı olan biridir. Gençlik yıllarından bu yana duyarlılık alanında çalışmış, iyi şiirler de yazmış yılında olacak Elazığ da Çıra dergisini çıkarıyordu. Hatırladığım kadarıyla isteği üzerine benim de bir şiirim, bir kaç yazım çıkmıştı dergide. Tanışmışlığımız ise biraz daha eskiye, 1960 başına rastlar. Şiir, duyarlılık insanı olarak alçak gönüllü, yumuşak bir sesle konuşan, halim selim bir insandır Kemal Burkay. TİP de başka arkadaşlarımızla birlikte aktif siyasetle meşgul oldu sonraları yılıydı galiba, Av. M. Ali Aslan ın çıkardığı Yeni Akış dergisine de yazdı. Siyaset alanında iyi işler yapılmasına katkılar da koydu. 10

11 İnsanlar yaşamları boyunca birçok paradokslar yaşar, kendi kendisi ile çelişirler. Bu bir yerde doğaldır, kaçınılmazdır. Bu kendinle çelişmeler nerdeyse her durumda, her insan için geçerlidir. Siyaset disiplini ile sanat edebiyat yaşam içinde farklı / zıt yerlerde dururlar anladığım kadarıyla. Bu iki disiplin doku uyuşmazlığı içinde olurlar. Zira siyaset ve sanat / edebiyat birbirleriyle kolayca uyuşamayan iki farklı faaliyet alanıdır. Sanat edebiyat ayrıntılar üzerinden kendisini ifade eden, özgür düşünceler, duyarlılıklar üzeriden yürüyen özgün bir alandır. Siyaset ise; hiyerarşik işleyen, kolay sonuç almayı öngören, ahlaki kaygıları kolayca göz ardı edebilen, oldukça iradi işleyen, katı, daha ötesi bizdeki uygulamaları ile kaba sayılabilecek bir disiplindir. Öyle sanıyorum ki, Kemal in açmazının / sıkıntısının kaynağını öncelikle burada aramak gerekiyor. Birincisi bu. İkincisine gelince; Kemal in diğer bildik Kürt aydınlarından farklı bir başka yanı daha var. O, şiir, sanat - edebiyat ilgisinden, başkaca da bir model olmadığından Kemalist resmi sanat / edebiyat formatından, o bildik çevrelerden siyasete, Kürt kimliğine / Kürt siyasetine yönelip gelmiş bir aydındır. Diğer bildik Kürt aydınlarından farklı bir gözeden kaynaklanıyor, onun hareket noktası farklı. Bu farklılık doğal olarak onun algılamalarına, düşüncelerine, davranışlarına da yansımış. Bunu belirlemeyi de şu ya da bu niyetle değil, böyle olduğu için, objektif bir durum diye gördüğümden ifade ediyorum ortalarında benim de içinde bulunduğum bir gurup arkadaşla TKSP nin kurucularından biriydi. Nasıl bir guruptu bizimkisi? Bir araya gelen arkadaşların her biri belli sınavlardan geçmiş, buralara öyle gelmiş, çevrelerinde belli itibarı olan kimselerdi her şeyden önce. Kimsenin öbüründen ahım şahım bir üstün vasfı da yoktu. Zaaflar derseniz o insanlara mahsustu bir şeydi, doğaldı. Kısacası bulunmaz Hint kumaşı değildik. Eksileri, artılarıyla insan insandı. Bizler de öyleydik. Yeter ki eleştirilmeye açık, olumsuzlukları kabul edilebilir sınırlarda kişilik özelliklerine sahip olabilseydik. Doğrusu benim aradığım, reel düşünmeyi esas alan, güvenle beraber yürüyecek, var olan iradelerimizi ortak güçlü bir iradeyle ortaya çıkaracak, sürdürecek yoldaşça bir örgütlenme ve mücadeleydi. Yoksa yapacağımız işi bir kenara bırakıp, itişip kakışmak, hele de bir senyörlük heveslisinin peşine takılıp gitmek değildi. Bu benim ufkuma, karakter özelliklerime aykırıydı. Kemal i genel sekreterliğe getirmiştik. Bu verilen rütbe onda nasıl bir yansıma bırakmıştı, bununla kendisine nasıl bir güç vehmetmişti, doğrusu bunu o günler için bilmem mümkün değildi. Benim hesabıma göre o sadece eşitlerden biriydi. Hangi ortamda, ne gibi gereksinmelerle, hangi koşullarda bir araya gelip bir yola koyulmuştuk? Bu kadar ciddi bir hareket noktası için farklılıklarımızı önceden iyice bilebilmek gerekmez miydi? Bunun ihtiyacı ve muhasebesi konusunda her birimizin aynı, ya da benzer duyarlılıklarda olmadığımızı zamanla daha iyi anlayabilecektim. Kemal, 12 Mart sürecide yaşananların büyük ölçülerde dışında kalmış, dışarı çıkmış, orada boş durmamış, kendince gayret göstermiş, 1974 affının ardından da geri dönmüştü. Bu nedenle ayrı örgütlenmenin gerekliği konusunda herkesten önce kendisinin bunu fark etmiş olduğunu bile sanabilir. Bölesi bir ihtiyacı önce ben gördüm, işi de ben organize ettim şeklindeki bir anlayışın sahibi olabilir, bu mümkündür. Ama bu ihtiyaç yaygın bir şekilde çoktan konuşulmaya, görüşülmeye başlanmıştı. Nitekim, değişik arkadaş guruplarının, farklı kanallardan yürüyüp, birden ziyade kulvarda örgütler peşinde oldukları görülüyor, biliniyordu. Bu girişimler 1974 affından sonra da iyiden iyi yoğunlaşmıştı. Kemal ile tanışmışlığımız eskiydi eski olmasına da, bu yüzeysel, öylesi bir tanışmışlıktı. Onun da beni iyi tanıyabildiğini hiç sanmıyorum. Doğaldır, uzak / genel ilişkilerden problem çıkmaz. Yakın, özel / süreklilik taşıyan ilişki, birlikte ciddi bir iş yapma söz konusu olunca elbette iş değişir. 11

12 Bu yakın ve süreklilik taşıyacak ilişki benim bakımımdan hiç de iyi sonuç vermedi. Sorunları görüşme ve netleştirme konusunda Kemal ile anlaşamadığım ciddi fikir ve değerlendirme farklılıklarımız oldu. Neydi onlar? Ona geleyim şimdi. Faklı görüş ve algılayışlarımızın içtenlikle etkileşerek makul bir zaman içinde aşılabileceğimizi düşünmeden yana bir tutum içinde oldum önceleri. Öyle ya siyaset disipliniydi bu, ilkeler de elbette sıkı olurdu. Ne de olsa burnundan kıl aldırmaz sıkı sosyalistlerdik(!) Diğer yanıyla da siyasette olabilirlik aranırdı, mükemmeliyetçilik ise siyasetçinin meşrebi olamazdı. Sosyalist olma, falan filan da denilse siyaset diye bellenen / yapılan şey doğrusu benim de işim değildi; hele de bizim gibi toplumlarda, o bir yerde ver şapkayı al külahı demeyi gerektirirdi. Bizim yaşadığımız o dönemlerde ise; toplum / halk için mücadele denilince nerdeyse sadece siyaset akla gelirdi. Her düşünce / mücadele insanı zorunlu olarak siyasetçiydi, biz de halkımız için mücadele edeceksek aktif siyasetçi olmak durumundaydık. Madem siyaseti işimiz, hem ilkeli olmak ve hem de mükemmeliyetçilik yapmamaktı aklımın bana sıkı sıkıya tembihlediği. Kemal Burkay ın, anılar kitabının 2. cildini yakın bir zamana kadar görmemiştim. Kitabı hakkında konuşulanları çevreden duyar oldum. Doğrusunu isterseniz, beğenene, Allah razı olsun, doğru yazmış, iyi yazmış diyen birine rastlamadım. Bana sizden de söz ediliyor filan diyenler de oldu. Kendim görmeden, okumadan bir şey diyemezdim doğal olarak. Yakın zamanda ise yazılanlar çerçevesinde internet sitelerinde yürüyen bir ciddi tepki, ondan öteye bir öfke olduğunu da gördüm. TKSP de kurucu olmuş, sonradan MK üyesi olmuş, siyasal mücadele içinde bulunmuş, emek harcamış kimi eski partililer oldukça tepkili, kendilerine yöneltilen değerlendirmeleri yanlış, haksız buluyor, yazılanları eleştiriyorlardı. Yakınanların, bu yazılanları haksız / insafsız bulanların önemli bir bölümü bu günde kendilerine değer verdiğim, emeklerine saygı gösterdiğin insanlardır. Doğrusunu isterseniz başkaca siyasetçilerden de anı adı altında yazılanları okumuştum şu beş on yıl içinde. Kemal in yazdıkları ile nasıl da benzer bir algılayışın / kavrayışın ürünüydü yazılanlar. Model, mantık ne kadar da benzerdi, anı denilen şeyin böylesi evlere şenlik cinsindendi. Böylesini anıları okumak, çok sabırlı olmayı, çok da hoşgörü / bağışlayıcı olmayı gerektirirdi. Kemal in yazdıklarını ise, ibretle ve doğrusunu isterseniz onun adına üzülerek okudum. Anladık, nihayet siyasetti bu, zor zanaattı. Buna kimsenin bir diyeceği olamazdı. Ama o siyaset denilen şey, hadi en merhametli ifadeyle söyleyelim, bu kadar düzeysiz olabilir miydi? Oluyordu demek. Biz ulusal ve demokratik siyasal geleneği oturmamış, bu yolda gecikmiş bir halktık. Deve örneği her yanımız eğriydi. Ne yapalım, siyasetçilerimiz de böyleydi işte. Yanlışlarımız, eğrilerimiz, insani zaaflarımız çoktu. Yanlış anlamayalım, benzer ithamlar, tartışmalar yalnız TKSP / PSK de yapılıyor da değildi. Bu gibi olumsuzluklar neredeyse bütün Kürt örgütlenmelerde mevcuttu. Bu yaygın bir düzeysizliğe de işaret ediyordu. Diyelim oldukça uzun bir zamandır PKK üzerine yazılıyor, konuşuluyordu. PKK gibi silahlı, mücadelesi Kürt halkı bakımından iz bırakmış bir örgütün, kendi içinden gelen şiddet ve infaz olaylarının öteden beri yazılıp çizildiği ilgilenenlerin malumuydu. Bunların ne kadarı, nasıl bir gerçeklik taşıyordu, bu ayrı bir konuydu. Bunu birinci elden ancak işin içinde olanlar, yaşayanlar bilirdi. Kürt tarih yazımcıları, yorumcuları ise bunu nasıl değerlendirirdi, bu başlı başına bir araştırma, değerlendirme konusuydu. İş siyaset yapmakla biter sanılmamalıydı, siyaset tezgahında olup bitenleri irdelemek, mücadeleyi kirliliklerinden, yanlışlarından arındırmak için eleştirmek gerekti. Bu da her şeyden önce aydınım diyebilen insanların, fikir kültür sahibi insanlarımızın işi ve görevi olmalıydı. 12

13 Türkiye koşullarında Kürt siyasal örgütlenmeleri kendilerini nerdeyse bütünüyle solcu, devrimci, sosyalist olarak ifade ediyorlardı. Bu pek de garip bir durumdu. Dermanlık olsun, milliyetçi bir parti, muhafazakar bir parti olmaz mıydı aralarında. Bereket versin 1965 te kurulmuş TKDP vardı, ama o da aradığını bulamamış olacak ki günün birinde o da direksiyonunu sola kıvırmıştı. Kalem tutanlarıyla, silah tutanları birbirlerinden ne kadar benzer, ne kadar farklıydı bu solcu Kürt partilerin, örgütlerin. Karşılaştırılırsa ne sonuca ulaşılabilirdi acaba, o da ayrı bir konuydu. PKK siyaseti şiddet yöntemleri ile yapan bir örgüttü, kılıcını her iki yanı da aynı tarzda kesiyordu. Bu kılıcını hane halkına, heval dediklerine karşı da kullanabiliyordu. PKK nin anlayışına kalırsa, bir kahramanlık rütbesi vardı, bir de hainlik. İkisinin arasında başka hiç bir rütbe olmazdı ve bu kabul görmezdi. Hukuka bağlı olması gereken devletin durumu ise bundan da beterdi. O da derinden örgütlediklerini gerektiğinde gözünün yaşına bakmadan yiyor, tasfiye edebiliyordu. Şiddet ortamında insani değerlerin, hukukun bütünüyle ortadan kalkacağının, her türden kötülüklerin / kirliliklerin olabileceğinin, cinayetlerin işlenebileceğinin kaçınılmaz olduğu akla aykırı düşmezdi. Şiddetin daimilik kazanıp bir yaşam tarzı olarak benimsenmesiyle ise; tarafların asla temiz kalmayacakları, insanlık dışı uygulamaların altından kalkılamayacağı bir cinnet ortamı kaçınılmaz olacaktı. Bu anlamda, 25 yıl süren, düşün yoğunluklu diye ifade edilen iç savaş ortamında PKK yi anlamada zorlanmazdı insan. Kuru yaş birlikte yanabilir diye düşünülebilinirdi. Ya diğerleri, elinde silahı olmayan solculuğu / sosyalistliği kimselere kaptırmak istemeyen Kürt örgütleri? Burası Ortadoğu ise olabilecekler de ona göreydi elbette. Barışçı yöntemlerle mücadele etmiş / elini silaha vurmamış örgütlerde, elde silah olmayınca infazların olmayacağı akla gelmemeliydi. Burada da infazların olabileceği, ancak şeklinin farklı olabileceği düşünülmeliydi. Eli silahsız örgütlerde de infazlar olabilirdi. Çok halim / selim görünüşlü örgütlerde de infazların olabileceği, bunun da kendine has yalan, iftira, dedikodu, tecrit yöntemleriyle gerçekleşebileceğini düşünmek gerekirdi. * * Şu belirlemeyle başlayalım; 1970 lere gelirken, sol / sosyalizm iddiası, emek gerçekliğinden öteye bir potansiyel oluşturan Kürt gerçekliğinden haberdar olmuş, gereken niteliğe ulaşamayınca da Kürt halk yükünü taşıyabilecek bir hareket olmanın gittikçe uzağına düşmüştü. Solun belirleyici ucu işçi / emekçiler yerine, militarist çevrelerle, cuntacı eğilimlerle buluşmuştu. Sol cuntacı 9 Martçılar diğer cuntacı kanat tarafından tasfiye edilmeseydi Allah bilir halkımız beklide zulmün daha okkalısını, daha katmerlisini yaşanacaktı. Toplum kaynaklı sol / sosyalizm siyasal yaşamda maya tutmadan gerilemek, silinmek üzereydi. Bu Kürtlerce fark edilmişti. Kürtler bakımından ayrı örgütlenme kapıya gelip dayanmıştı. Kürt halkı bundan böyle kendi göbeğini kendisi kesmek durumundaydı. Bir başka soru da şuydu; Kürtler ayrı örgütlenmeye fikren hazırlar mıydı, ufukları, donanımları buna uygun muydu? Yoksa aynı tarz siyasal kültürle farklı örgütlenmeler mi gündemdeydi? 12 Mart 1971 sonrasında böyle bir partileşmeyi gerektiren koşulları, imkanları, insan unsurunu kısaca değerlendirmek gerekiyor. Unutmamak gerekir ki; siyaset insanla yürüyen, mevcut insan unsuru ile yapılabilecek bir işti. TKSP kurucuları olarak çok da öyle ortak model bir siyasal geleneklerimiz olmasa da, nihayet hepimiz sosyalisttik. Dünyada, Türkiye de ne kadar sol ekol, fraksiyon varsa Kürtlerde de bunlar aynen vardı. Her bir fraksiyonun siyasal kıblesi ayrıydı. Bizler ise Sovyet eğilimli sosyalistlerdik. TKP, 2.TİP, TSİP ile bu anlamda akrabaydık. İdeolojilerimiz, siyasal algılarımız, örgütlenme, çalışma kültürümüz nerdeyse tıpkısının aynısıydı. Diğer yanıyla da biz farklı bir örgüttük. Oraya nasıl bir ortamdan, iklimden gelmiştik, ayrıca o da önemliydi, bunu belirtmekte yarar var. Bizler, daha doğru bir ifadeyle ( özellikle bir olumsuzluk olarak işaret ediyorum sanılmasın / belki de Kemal dışında olanlar ) işin 13

14 başından bu yana Kürt kimlik mücadelesi çerçevesinde yola çıkmış, solla öyle tanışmış, sol ve sosyalizmle bu şekilde buluşmuş insanlardık. Hareket noktamız Kürtlüktü, Kürt olmaktı. Sosyalistliğimizse bir artı puanımız, ileri amacımızdı. Kürt halkının özgürleşmesinden öteye sosyalistlik iddiası olmayan başkaları da vardı başlarında güneyde Kürt özgürlük mücadelesi toparlanmış, yükselişteydi. Kürdistan ın diğer kesimlerinde bunun yansımaları da görülmekteydi. Kürt üniversite gençliği 1960 başlarında İstanbul ve Ankara diğer kimi Kürt il ve ilçelerinde bilemediniz birkaç yüz kişinin yönlendiriciliğinde bir hareketlilik içindeydi. 49 lar tutuklaması bu gibi gelişmelerin sonucuydu. 49 lar olayı, İstanbul harbiye hücrelerine tıkılmaları, yargılamaları konuşuluyor, bu gelişmeler aydınları, genç kuşakları etkiliyordu. Kürt aydın ve öğrenci gençliğinde eğilim farklılaşmasının ilk işaretleri bir yanıyla bu davayla ortaya çıkmıştı. Sorun her şeyden önce Kürt kimlik sorunuydu, aranan onu çözüm yolu ve imkanlarıydı bizler için. Kürt aydın ve öğrenci gençliği kent kültüründen yosun, geleneksel değerlerinin belirleyiciliği altında, modernleşmenin, sosyalleşmenin eşiğinde duruyorduk. Dünyamıza büyük ölçülerde yerellik, hemşericilik kültürü egemendi. Sol, sosyalizm Türk aydın çevrelerinde henüz telaffuz edilmeye başlamıştı. Sol bizim bakımımızdan üzerinde şüphelerin durduğu bir kavramdı, sol Kemalizm in farklı bir yüzü gibi duruyordu. Sosyalizm ise; ekim devrimini, çözdüğü ifade edilen milliyetler sorununu, biz Kürtlerin sorununu sorun bilmiş bir farklı mücadeleyi ifade ediyordu. Bu nedenle de bizim için çok çekiciydi. Kitaplar, dergiler eliyle yeni siyasal teoriler, düşünceler vitrinlere çıkmıştı. Bu düşünceler Kürt okumuş yazmışlarında, aydın ve gençlikte ilgi bulmakta, gelişmekteydi. Dilimiz yasaklıydı, Türkçeyi de zar zor, kelle kulağını yararak öğrenmiştik. Klasikleri okumamış, liberal felsefeyle, fikirlerle tanışamamış birçoğumuz için Marksizm i kavrayabilmek, onun üzerinde yetkinleşmek mümkün müydü? Sosyalist olmak bilgili olmak, kültürlü olmak, araştırmayı, öğrenmeyi sevmek demekti bizler için. Sol, daha doğrusu sosyalist eğilimli Kürtlere bakılırsa Türkiye demokratikleşerek Kürt sorunu tartışılır ve çözülür hale gelebilecekti. En aşağısından böyle bir imkan varsayılıyordu. Aybar hatırı sayılır demokrat ve sosyalist Türk aydınlarından önde duranlardan biriydi. Aybar liderliğindeki TİP Kürt kadroların ilgisini çekti. Sol bir kısım Kürt aydınlarının ilgisini çekerken, bir zaman sonra Kürtler de kenarından köşesinden solun ilgi alanına girmeye başladı. Sosyalizm iddiası ile Kürt davası birbirleriyle belli yakınlıklar kurdular, derken kirve oldular. Bu konuda birçoklarımız için TİP bir anaokulu görevini gördü. Geleceğin Kürt kadroları, en büyüğü sol olmak üzere iki farklı damardan akıyor, arayışını sürdürüyordu. On yıla yakın bir süre Türk gençliği ile bir arada yol yürüyen Kürt üniversite gençliği öz güvenini kazanmak, kendi ayakları üzerinde yürümek üzereydi. Gençlik kesiminde Solun Kürtlerle buluşması daha dinamik bir süreçti. Gençlik hem soldan ve hem de Barzani hareketinden etkileniyordu sonlarına doğru öğrenci olaylarının içinde yer tutan Kürt gençlerinin mirasının o günkü temsilcisi durumunda olan gençler, bir ilki, özerk gençlik mücadelesinin temellerini DDKO ( Doğu Devrimci Kültür Ocakları ) ile attılar. Gençliğin vardığı bu yol ayırımı, Kürt siyasallaşmasının kimyasını, yönünü dönüştürmede oldukça etkili oldu. Kürt özgürleşmesi akacağı yatağı arıyordu. Bu arada başlı başına bir konu olan TKDP nin 1965 te kurulduğunu, 1970 lere giderken karanlık ellerin bulaştığı, sonu iyi gelmeyen İki Sait olayı nın cereyan ettiğini, bunun Kürt siyaseti açısından talihsiz bir konu olduğunu işaret etmek gerekiyor. Kürt özgürlük arayışları solla buluştu buluşmasına da Türkiye de solun sicili 1920 lerden bu yana pek de temiz değildi. Solculuğa kalırsa onlar yılları arasında olduğu gibi Kemalizm in rotasında yürüyecek, bildik devletçi / seçkinci yatağından akacaklardı. 14

15 Kendisine farklı bir yatak arayan sosyalizm ise uzun sürmedi, açıktan cuntacılıkla / militarizmle buluşan sözde solun yükselen baskısı altında nefessiz kaldı, etkisizleşti. Tasfiye edilecek bir noktaya kadar geriletildi. Kürtler bilgileri ile olmasa da sezgileriyle milliyetçi solculuğun tehlikesini anlamada gecikmediler. Türkiye de solun Kürt sorunu gibi bir ağır sorunu taşıyamayacağı da kısa bir zaman içinde anlaşılır hale geldi. Kürt kimlik mücadelesi kendi akacağı özgün yatağı aramaya yöneldi. Kürtler daha 12 Mart 1971 askeri darbesi öncesinden başlayarak kendi göbeğini kendi kesme yolunda bir arayış içindeydi. Kürt siyasetçilerinde öz güven giderek gelişmekteydi. Ayrı örgütlenmenin ihtiyacı kendisini dayatıyordu. Bu yola girmek, bir takım girişimlerde bulunmak artık kaçınılmazdı. 12 Mart 1971 darbesi, birkaç bin Kürt aydını, gencini, halktan insanı Diyarbakır a toplayıp soruşturmaya tabi tutmuş, bir kısmını yargılamış, bir bölümüne de ağır cezalar vermişti. 12 Mart ta Kürt gençleri bir başka ilki de gerçekleştirmiş, Diyarbakır da Kürt halkının varlığı ve hukukunu açıkça ve kararlılıkla savunmuş ve büyük cezalar almış, ancak 1974 affı ile de dışarı çıkmışlardı genel seçimleriyle demokratik gelişme yeniden yükselişteydi. Siyaset, 12 Mart darbesini aşabilme şansını yakalamıştı. Dışarı kaçıp gidenler kolayca geriye dönebildiler. Yeniden açık alanda siyasete yönelmede sıkıntıya düşmediler. Sol ve sosyalizm için yeniden açık siyasal mücadele mümkün ise de, Kürtler için kendi kimlikleriyle açık siyaset yapabilme zemini son derece sınırlıydı. Kürt siyaseti bir yol ayırımındaydı. Solun lokomotifinin göründüğü gibi olmayan Kürt yükünü taşıyamadığı, taşıyamayacağı denenmiş, yaşanmış, görülmüştü. Bağımsız bir hesap, ayrı örgütlenme kaçınılmazdı. Yaşam bunu dayatıyordu. Der demez illegal bir örgütlenme söz konusuydu. Bu da o güne kadar yapılan açık, yarı açık mücadele birikimi üzerinden kendisini ifade edecek, yürüyecekti / Hareketli Bir Yıl TKSP nin Kuruluşu Olay, olgu ve süreçleri yaşanan somut zaman ve zemindeki koşulları üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Yoksa, doğru değerlendirme, sağlıklı sonuçlara varmak mümkün olmaz. Durumu yeniden ifade edelim; 1970 lere gelirken sosyalist sol diyebileceğimiz sol, ulusalcı / milliyetçi sol tarafından etkisizleştirilmiş, nefessiz bırakılmıştı. Meydan cuntacı solundu, devrimin şanlı yolunda ilerleyen sosyalizm filan değil, devlet katından kontrol edilen milli / ulusalcı bir solculuktu affıyla Kürtlerin morali daha da yükselmişti, hareketli bir dönem başlıyordu. TKSP ihtiyacı işte böylesi bir zaman ve ortamda değerlendirildi ve gerçekleşti. Birey olmada yaya kalmış, bağımsız düşünme ve davranma alışkanlıkları yeterince şekillenememiş bölesi bir arkadaş çevresi olarak yola çıkacaktık. Bilgi donanımımız, örgütçü tecrübemiz bize göreydi, yetersizdi. Maddi imkanlarımız yoktu, geçimimizi kendimiz sağlayan insanlardık. Teorik altyapımızın yeterli olduğu, bizleri başkalarından ayıracak düzeyde net olduğu elbette söylenemezdi. Ayrı örgütlenirken de seksiyon biçimindeki çalışma tarzından bütünüyle kopmuş değildik. Ayrı parti olacaktık, başka bir çaremiz mi vardı? Biz artı ve eksilerimizle, bilgi düzeyimiz, insan unsurumuzla buyduk. Yaparak öğrenecek, yetkinleşecektik. Bir kere, arkadaşlarımızın hepsi de güvenilir insanlardı, her biri kendince sınavlardan geçmişlerdi, hiç birimizin diğerinden üstünlüğü de yoktu. En aşağısından benim gördüğüm, düşündüğüm, algıladığım buydu. Her birimizin genel özellikleri yekdiğerince az çok biliniyordu. Somut olaylar karşısındaki tutum davranışlarımız, ayrıntılı kişilik özelliklerimiz, yaşam şeklimiz açısından ise birbirlerimiz hakkında doğrusu yeterli bilgiler taşıyor değildik. Geçmişten bizim gibilere intikal eden, model oluşturan sınanmış örgütlenme, çalışma örnekleri de yoktu. İçimize sızmış ajan, dar günde bizi satabilecek biri yoktu, o açıdan 15

16 tertemizdik, bu veriler de başlangıç açısından oldukça önemliydi. Yalnız iş bununla bitmiyordu, aksine bununla başlıyordu. Türkiye koşullarında rejim nerelere doğru giderdi, sırtlandığımız yük boyumuzu aşar mıydı, bunun üstesinden nasıl gelebilirdik, bütün bu soruların cevapları yoktu elimizde. Genel olarak ikişer kişilik etkileşmelerle üç - beş ay, beklide daha da uzun bir zaman sürdü bu iletişimlerimiz. Ortak bir hareket noktasına doğru yürüyüp geldik. İç hukukumuzu belirleyen tüzük bizlerce zor bir olay değildi, o klasik sol anlayışın ürünü bir kurallar bütünü olacaktı. Demokratik merkeziyetçilik diyorduk iç işleyişimizin prensibine, ya onun uygulaması nasıl olacaktı? Demokratiklik neydi, merkeziyetçilik neydi, bu iki zıt kavramın ipi koparmadan geçinebilecekler miydi? O da söz müydü, sosyalistiz demiştik ya mesele kapanmıştı. Bu sebepten tüzük tartışma gerektirmeden kabul gördü. Programsa öyle değildi, farklıydı / önemliydi, en aşağısından bana göre böyleydi. Kemal ile farklı yerlerde durduğumuzu zamanla daha iyi fark ettim. Program neyi hedeflediğimizi, ne yapmak istediğimizi, işimizi işaret ve tarif edecekti. O nasıl olacaktı peki? Kemal ile birçok defa neyi amaçlamamız gerektiğini konuşmuş, etkileşmiştik, zaman zamanda tartıştığımızı ama sonuç alamadığımızı hatırlıyorum. Ona göre bunun acelesi yoktu, o sonraki işti, sonradan ele alınabilirdi. Yola çıkmazdan önce Kemal ile yaptığım etkileşmelerde Hıdır Murat müstear adla dışarıda hazırladığı kitapçığı programa temel olsun diye yazdığını görüyordum. Kitapçığı okumuş, değerlendirmiştim. Önemli, kimi katıldığım belirlemeleri vardı, bir takım benzer görüşleri de karşılıklı ifade etmiş, etkileşip paylaşmıştık. Olumsuz, yanlış gördüklerimi ise gerektiği her seferinde kendisiyle açıkça ifade ettim, müzakere ettik, tartıştık. Bu konuyu bir iki arkadaşımızla daha ilgi gösterdikleri ölçüler çerçevesinde görüşmüştük. Kemal i yakın etkileşim ve tartışma ortamında alçak gönüllü görünüşü ardındaki gerçek kişilik profilini tanımaya başladım. Sorunların tartışılıp çözümü açısından uygun bir müzakereci olarak gözükmedi bana. Benim dediğim, yazdığım yanlış olmaz gibi bir tavır içinde gördüm onu. Sonraları bu tutumu beni yordu, ardından açıkça midemi bulandırdı. Yazdıklarına ayet gibi baktığını, bunu böyle görülmesini istediğini defalarca tespit ettim. Açık bir partide olsaydık bu yanı benim bakımımdan asla sorun olmazdı. Ama rizkleri yüksek bir mücadele ortamında bu özelliğinin asla kabul edilmez olduğunu, böylesi olumsuzluklar taşıyan insanlarla çalışılmayacağı kanaati bende giderek yer etti. Bu eleştirilerim arkadaşlar tarafından biliniyor ve fakat bu tartışmayı fazla değer bulmadıklarını tutum davranışlarından görüyordum. Demek ki onlar bakımından bir sorun yoktu. Eğer yanılmıyorsa, program ancak 1977 yılı içinde ( Anılar 2, sayfa; 488 da belirtildiği gibi program 1975 yılında kabul edilmiş değil. Kemal tüzük ve program gibi temel iki metinde ta işin başında anlaşmışız da ben sonradan ikide bir böylesi bir tartışmayı yaratıyormuşum gibi yazabilmiş. Bu maddi hataya işaret ediyorum ) kuruluştan 2 yılı aşan bir zaman sonra gündeme geldi ve söz konusu tartışmamız gergin bir ortamda geçti. Kemal in, kendisinden bu kadarını da beklemediğim, kişiliğime yönelik kabul edilemez kaba söz ve davranışları sonucu köprüler atıldı. Meğer, karşımda olanca kibrini kuşanmış, dört başı mamur bir sekreter varmış da benim haberim yokmuş. Kendisini kontrol dışı bir havaya kapılmış, ha bre atıp tutuyor. Daha dün bir, bu gün ikiydi. Bu ne kendini beğenmişlikti, bu ne kendine tapınmaydı böyle Esip gürlüyor, bunu kendisinde bir hak olarak gördüğünü de diğer arkadaşlara özellikle de göstermek istiyordu. Bu sözler, bu tavır benim asla kabul edemeyeceğim bir tutum ve davranıştı. Benim aradığım iradelerimizi ortak bir iradede buluşturmaktı, yoldaşlıktı; ve fakat böyleleriyle yoldaş filan olmadığımı, bu saatten sonra da asla olamayacağımı, açıklıkla, kalın çizgilerle tespit ettim ve benim bakımımdan her şey orada bitti. 16

17 Peki, Kemal ile farklı olan görüşlerimiz nelerdi? 1 ) Söz konusu kitapçık program için bir çerçeve metindi Kemal e göre. Kürdistan sömürgedir deniliyordu ve her nedense ısrarla da vurgulanıyordu. Bu tespit olmasa hiçbir şey de olmaz gibiydi ona bakılırsa. Sömürgedir tespiti, laf olsun diye vurgulu bir tarzda söylenmiyordu elbette. Bu tespit, yapılacak mücadelenin şeklini / tarzını, hedefini belirleyecekti, bu hareket noktası, ondaki ısrar bu gemiyi, ister istemez belli bir limana götürecekti. Hem sömürgeydi ve hem de federal bir çatı altında halkların ortak yaşama imkanı söz konusu ediliyordu. Sömürgeyi elinde tutan devletle, sömürge statüsünde yaşayan bir halk arasındaki ilişki, egemen olan ulusla, sömürge statüsündeki ulus ilişki böyle mi olurdu, çözüm olarak da federasyon mu istenirdi? Kürdistan Sömürgedir demek ve hem de TİP yeniden kurulurken ( Söylediğinin aksine TİP i koruyucu şemsiye gibi değerlendirmek gibi bir anlayışın ötesinde bir tutum ve davranış söz konusudur ) oraya koşmak, TİP programı üzerinde konuşmaya / tartışmaya bile katılmak ne anlama geliyordu? Bir partiye bağlılık yetmez, bir ikinci parti disipliniyle kendisini bağlı görmek, üstüne üstlük bununla kalmayıp iki partiyi birlikte idare etmeye kalkmak neyin nesiydi, bu hangi mantığa sığardı? Ehli vicdan sahibi olanlar değerlendirsin. TKSP daha henüz kurulmuşken ülkenizi sömürge konumunda tutan ülkenin normlarına göre parlamenterliği düşünmek, Dersim den senatör adayı olmak, sonra ( bakın siz şu mantığa ) disiplinin bağlılık gereği olarak TİP merkezinin verdiği direktife uyup çekildim demek ( Bakın; TİP Yeniden Kuruluyor başlığı altında yazılanlara. Anılar 2; sayfa; ) sizlere neleri düşündürüyor acaba? Bütün bunları parti sekreteri olarak ve hem de MK nin bilgisi dışında yapmak ne anlama geliyor? Sömürge tespiti ayrı örgütlenmenin gerekçesi olarak sunuluyorsa, bu bir fazlalıktı, buna hiç de gerek yoktu. Yok eğer sömürge iddiası direk hareket noktamızı, örgütlenme / mücadele şeklimizi belirleyecekse, bizim gibi kimselerin geçmişi, genel duruşumuz, toplumsal statümüz öyle radikal bir duruşa, bunu göğüslemeye uygun değildi bana kalırsa. Tüm Kürt mücadele çevreleri, oluşma yolunda olan örgütlenmeler ( bilemiyorum hani belki de Kemal den kopya etmiş olabilirler, zira yazdıklarında onu birkaç yerde ima ediyor(!) ) ayrı örgütlenmenin gerekçesi olarak bu çekici söylemi tekrarlayıp durdular; Kürdistan sömürgedir. belirlemesinin dışarıda kalan nerdeyse hiçbir örgüt kalmadı. Sonra nasıl gelişti siyasal yaşam? Devlet, 1970 yılların son 3-4 yılında yükselen demokrasi mücadelesi karşısında, açıktan açığa hukukun dışına taştı deki 1 Mayıs katliamı, Maraş, Çorum olayları, kitlesel, bireysel cinayetler Karanlık odaklar devreye sokuldu, darbenin yolu döşendi. Bu gün bunlara devletin derin örgütlenmesinin marifetleri diyor, devlet kaynaklı terör faaliyetlerine, insanlığa / hukuka sığmayan olaylara şaşırıyoruz. O tarihlerde örgütlere sızmalar, sıkıyönetimler, partileri, örgütleri, gurupları birbirlerine karşı kışkırtmalar, cinayet işlemeler / işletmeler sürdü, gitti. Farklı gerekçeler gösterilse de Kürt uyanışını bastırıp susturmak birinci hedefti. PKK silahlı bir örgüttü, içine sızılmaya, birçok şeyin yönlendirilmesine en uygun düşen örgüttü. Kürt örgütleri, kadroları şiddetin, iç çatışmaların içine çekildi. PKK kaybedecek çok şeyi olmayan kadrolarıyla, şiddete karşı çıkabilecek uygun bir yapılanmaydı. Diğer Kürt örgütlerinin merkezleri ise, bir süre sonra hareketlenen, kendilerini korumak için olsun silaha yönelen yerel kadrolarını yönetemez, yönlendiremez oldular. Tabandaki kadrolar da merkezlerini yetersiz, pasifist görmeye başlayacaktı. Bunun böyle olabileceği bir yerde kaçınılmazdı. PKK dışındaki bir çok örgütlenmenin iddiası başka, imkanları, yapabildikleri ise başkaydı. PKK parti cephe kültürü benimsemiş, solculuk yanı 17

18 baskın, Kürt kimlik rengi soluk olan bir hareketti. Sol Kemalist ideolojik eğilimleri güçlü, kadroları Kürt Türk gençlerden oluşan silahlı bir hareketti. Kürdistan Devriminin Yolu diye ifade edilen iddia, bilebildiğim kadarıyla Kürdistan dan mücadelesi üzrerinden yola çıkan bir Türkiye devrimi iddiasıydı. Kürdistan sömürgedir iddiası bilinçli olarak silahlı bir mücadelenin kaçınılmaz gerekçesi olarak düşünülmüştü, böyle de sunuluyordu. PKK kadroları diğer örgütlerin aksine, orta alt sınıflardan gelen köylü ve kasabalı birçoğu yarım eğitim alabilmiş, birçoğu da doğru dürüst eğitim görememiş gençlerdi. Büyük çoğunluğunun ne evlerinde huzurları vardı, ne de iş - aş, gelecek umutları. Bu nesnel gerçeklik gidişat üzerinde belirleyici oldu. Öyle olduğu için, çok da yığınsal bir güç olduklarından Diyarbakır zindanında da PKK direnişçiler öne çıkabildi, öncü roller yüklenebildi. PKK baskı ve şiddetin ortaya çıkardığı bir karşı şiddet örgüt olarak doğmuş, şiddet karşı şiddet sarmalı içinde büyüme şansı bulabilmişti. Diyeceğim; sömürge tezi tam da PKK in çıkışı ve mücadele tarzı ile örtüşen bir tez olarak yaşamdaki karşılığını bulmuştu. 2 ) Bir başka iddiası daha vardı Kemal in. Ki o da sömürge tespitiyle buluşan, örtüşen bir değerlendirmeydi. Bu da milliyetçilik, milli hareket kavramı algılamasıydı. Söz konusu kitapçığındaki değerlendirmesi bu bakımdan manidardı lerin başından bu yana süregelen Kürt isyanlarının milliyetçi / milliyetçi hareket karakterinde olduğunu, bu nedenle de Kürt milliyetçiliğinin 200 yıllık bir geçmişi olduğunu söylüyor, iddia ediyordu. Bu kulağa, gönüllere hoş gelen bir iddiaydı. Milliyetçilik, milli kimliğin ortak birleştirici öğe olan dinin önüne çıktıkça yaşam bulabildiği, ondan da ötesi siyasi hedefi milli bir devlet kurmak olan bir hareketti. İsyanlarda sınırlı aydın çevrenin milli kimlik duyarlılığı, o isyanlara katılmış olmaları ayrı şeydi, milli devlet kurmak ihtiyacı ve hedefiyle bir siyasal hareketin belirleyiciliğinde, toplumun isyan etmesi / baş kaldırması daha başka bir şeydi. Kaldı ki; böylesi eskilere dayanan tarihiyle Kürtler milli hedefler taşıyan bir hareketin mirasçıları olsalardı, 1920 lere gelirken kendilerini etkili bir şekilde ortaya koymaz, iddialarının arkasında durmaz, haklarını alamazlar mıydı? Kaldı ki, Kürtlere göre daha uygun bir durumda olan Türk halkı da kendi milli kimliğinin büyük ölçülerde farkında değildi o tarihlerde. Olayın temelinde yatan milli bir talep, bir milli devlet kurma eğilimi son derece sınırlı, aşağıdan gelen işe uygun sivil toplumsal talep yoktu, müdafa-i hukuk olayı şişirilmiş bir balondu. Türk halkı da millet kavramından, kimliğinden uzaktı, Allah padişah efendimizi başımızdan eksik etmesin diyen, sorulduğunda elhemdüllillah müslümanız diyen bir halktı. Asker ve sivil kadroların öncülüğünde bürokrasi sahiplenmişti var olan Osmanlıdan bakiye kalan otoriteyi, devlet tezgahını. Kürt milliyetçiliği bu kadar derinlikli bir mirasın sahibi olabilir miydi? Sultan Abdülhamit ahaliyi İslam kimliği ile 40 yıl ayakta tutmayı becermiş, Kürt ağalar - beylerinin ise babamız dediği bir padişahtı. Osmanlı tebaası halklar arasında 1900 lere gelirken din ve inanç kimlikleri üzerinden bir ayrışma söz konusuydu. Kürt hareketlerinde milli renk 1908 / 2. meşrutiyet sonrası uç veren, esas olarak da cumhuriyet döneminin bir realitesiydi. O da Lozan dan sonra kıpırdayıp, hareketlendi. İslam ortak paydasının tasfiyesi, Türkleştirme politikasının yoğunlaştırılması ile aydın kimselerin öncülüğünde Kürt kimliği var oluşunun arayışına yöneldi onun bilincine böylesi bir ortamda ulaştı. Bu farkında oluş ardından da halk katında karşılık buldu. Şu son yarım asırdaysa Kürt millet kimliği kendisini ortaya koymuş ve bunu ana hatlarıyla kanıtlamış durumda. Devlet baskı ve terörünün ortaya çıkardığı PKK nin son 30 yıldaki rolünün bunda oldukça belirleyici olduğunu söylemem lazım. Kürtlüğün açıkça inkarından, baskıyla şiddetle asimilasyona tabi tutulmasıyla doğmuş bir sorundur. Bana göre gerçek durum buydu. Söylendiği gibi Kürtler böylesi derin bir milliyetçilik tarihine sahip olsalardı Kürtlerin bu günkü akibeti elbette böyle olmazdı. 18

19 Kürtler bu gün bile birlikte yaşadıkları halklar içinde milliyetini kulak arkası edebilen, dini Muhammed e fisebilillah sarılmış bir halk konumunu aşabildiğini söylemek mümkün mü? 1924 ye varıncaya kadar gidenler çekip gitmiş, Osmanlıdan bakiye iki İslam halktı Kürtler ve Türkler. Ortak mücadeleleri de Türklük için değil, dini İslam içindi. Milli mücadele diye isimlendirilen, halkların katında da Kürt Türk din kardeşliği çerçevesinde ifade denilen şey buydu. Avrupa ile zihni iletişimi olan Osmanlı Kürt aydınlarında milli kimlik damarları vardı, yaşıyordu elbette. Kürt kimliğini öne çıkanlar vardı, İslam Kürt sentezcileriydi birçokları da. Lozan, ardından 1924 Anayasası sonrasında halklar arasında ortak bir referans noktası olan İslam bir yana konulunca, Kürtler kendilerini aldatılmış / haksızlığa uğramış hissetti, kimliğini esaslı bir şekilde o tarihten sonra fark eder, öne çıkarır oldu. İsyanlar da böylesi bir baskı ve şiddet iklimde yaşam buldu. Peki, Kemal Burkay ın sömürge tespiti yanında, 1800 lerin başından bu yana olan Kürt isyanlarını milli bir formatta görmek istemesi neyin nesiydi? Ademi merkeziyetçilikten merkezileşmeye yönelen, özerk yaşamı geriletilen politikalara karşı kendi varlığını korumayı ifade eden, reaksiyoner çerçeve gelişen Kürt isyanları değil miydi bunlar? Niteliği talep / aksiyon olan, yönü ulusal birlik, ulusal bir devletleşmeye doğru olan isyanlar mıydı? Kürt feodaller milli bir mücadeleyi, milli bir devlet kurmayı hedeflemişler de başaramamışlardı demek(!) Demek bu parça - pörçük otoriteler hem milli devlet öngörüsü içindeydi, bunun için bir mücadele içindeydi ve hem de gericiydi. Vesüphanallah! Bu iddia kendince başka bir şeyin de gerekçesi değilse eğer; milliyetçi olan / milli bir devlet kurmayı hedefleyen feodal / aşiretçi unsurlar Kürt devletleşmesini gerçekleştirememişti, çözülemeyen bu sorunu ancak ve ancak sosyalist bir Kürt partisi / hareketi çözer demeye getiriliyordu. Bu doğru olabilir miydi? 3 ) Uygun bulduğumuz bir tüzükle yola koyulmuştuk. Özgürlük yolu dergisi kafa karışıklıklarını giderecek, hareketimizin henüz yolunu çizememiş kadrolarla buluşmasını sağlayacaktı. Kendimizi mevcut durum içinde sıra ötesi bir yerde görüyorduk. Eli kalem tutanlarımız da vardı. Bu bizler için bir avantajdı. Eksiklerimiz çoktu. Dinamik, 24 saatimizi örgütlenmeye ayırabilmiş insanlar değildik. Ama, imkan yaratıp profesyonel olmayı gerekli görüyorduk. Bir kısım arkadaşlarımızın önemli kişisel sorunları vardı, evsiz barksız ve işsizlerdi. Daha şunun şurasında cezaevlerinden yeni çıkmışlardı. Ama uyumlu çalışabilirsek, süreç içerisinde ileri adımlar atabileceğimizi, daha sorunsuz ve enerjik olabileceğimizi umuyordum. Ummak ayrı bulmaksa ayrı bir şeydi. Kemal in, ne acıdır ki arkadaşlarını arkasından çekiştiren, yüzlerine karşı ise bunu ifade etmeyen / etmede zorlanan bir kişiliğe sahip olduğunu gördüm. Bu tavırlar bana oldukça itici geldi. Bu kötü durum Kemal ile görüş farklılıklarımızın üstüne tuz biber ekti. Beraber olduğumuz iki yılı aşkın bir süre içerisinde her bir arkadaşı, bu gün artık net bir şekilde bilinen sıfatlarla çekiştirmesini büyük bir sıkıntı içinde yaşadım. Ne kadar gelişi güzel, kolay suçlamaydı, çekiştirmeydi öyle. Bunu bilerek, belli kişisel amaçlar için mi yapıyordu, yoksa karakteri mi buydu? O da farklı bir konuydu. Yol arkadaşıydık, onun için bir aradaydık. Yürüdüğümüz asfalt bir yol değil, sırat köprüsüydü. Peki, ya o çekiştirme, dedikodu neydi? Yol ve dava arkadaşlarını, arkalarında çekiştirerek, alçaltarak insanın yükselmesi mümkün müydü? Karşıdakinin eksisi sizin artınız olabilir miydi? Onları çekiştirenin beni de onlara çekiştireceğinden şüphem olamazdı elbette. Bu görüş farklılıklarımızdan da beter bir olumsuzluktu. Bu ahlaki boyut; benim kabul edemeyeceğim / katlanamayacağım, güven kırıcı, oldukça kötü bir durumdu. Terazinin bir kefesinde kader arkadaşlığı ve onurlu bir mücadele vardı, diğer yanda yola birlikte çıktıklarını kötüleme, karalama. Bir belanın içinde kalmıştım. Bunların birinden sadece biri doğru, diğeri ise yanlıştı. Açık bir siyasal çalışma olsa bu kabul edilebilir bir durum olabilirdi. Bunu yüksek sesle ifade eder, yanlış bir davranış olduğunu çevrenize duyurabilirdiniz. Her şey gören gözlere, duyan kulaklara açık olurdu, her şeyi herkesle 19

20 açıkça paylaşırdınız. Beraber yürüdüğünüz insanlar doğruyu eğriyi birbirlerinden ayırt etme imkanına sahip olurdu. Biz didişecek miydik, yoksa bir dava yolunda yoldaşça mı yürüyecektik? Bana kalırsa sadece mücadelede ortak bir onurumuz olacaktı, fedakarlık dışında bölüşemediğimiz bir şey de yoktu, olmayacaktı. Ne yapılabilinirdi, nasıl çıkacaktım bu işin içinden? Okuyucuya da sorma imkanım var bu gün, sahiden ne yapılabilinirdi? Arkadaşlara şu sizi bana çekiştiriyor, sizin için şunları söylüyor mu demeliydim? Bu yarayı büyütürdü. Bunun doğal olarak doğru anlaşılması, iyi sonuç vermesi de beklenemezdi. Ayrıca bu kendime yakıştırabileceğim bir davranış tarzı da değildi, olamazdı. Dahası daha ilk adımlarda aramızda kısır bir iç çekişmenin yolunu açardı. Bu diğer yandan böylesi bir örgütlenmede sonuçları kötü olabilecek bir ciddi zaaftı. Diğer arkadaşların bu durumu bilmemiş olması da kanımca mümkün değildi. Bu güven sarsıcı gidiş beni kara kara düşünmeye, gayretlerimi sınırlandırmaya, yapabileceklerimi askıya almaya yöneltti. Birlikte çalışabilmenin imkansızlığını getirip önüme koydu. Beraber yürüyememek benim için kaçınılmaz oluyor. 1977, 1 Mayısı sonrası, yılın son üç beş ayı içindeydi yanılmıyorsam. Yapılacak iş ciddi bir işti, programı görüşülecektik. Devamın kimi zaman aksadığı, gene iki arkadaşımızın tam sayı ile bulunması gereken bir oturumda, katılım göstermemenin benim bilgimin dışında olduğu bir önemli gün. Yine bilgimizin, belki de yalnızca benim bilgimin dışında o güne kadar iyi tanımadığım bir arkadaş da ( ki kişiliğine yönelik her hangi bir olumsuz maksatla söylemiyorum bunu ) MK toplantısına çıkıp geldi. Şaşırıyorum. Bir bu kalmıştı diye düşünüyorum. Bu arkadaş yeni MK üyesi demek. Bu benim bilgimin dışında bir gelişmeydi. Diğer yandan bu kadar önemli bir oturumda iki MK üyesi arkadaş da yoktu. Kimsenin görünürde bir şikayeti de yok, her şey normal (!) Kemal in olanca kibrini üzerinde. Kontrolsüz, kabul edilemez ölçülerde kaba şekilde davranıyor, bana olmadık sözler söyleyebiliyor. İşin tuafı bunu kendinde bir hak olarak da görüyor. Şiddetli tartışma çıkıyor Kemal ile aramızda. Nerden bakarsanız tatsız bir durum. Mehdi mert, tez canlı bir insan, Kemal e tepki gösteriyor. Faruk un, Kemal in kaba davranışlarını onaylamadığını yüzünden, sadece hareketlenen mimiklerinden okuyorum. Yeni tanıştığımız arkadaş da görebildiğim kadarıyla şaşkın ve üzgün. Kemal e ortak görüşte değil miydiniz bu güne kadar demeye gelen bir soru yöneltiyor yumuşak bir sesle. Kemal yok diyemiyor, susuyor.yok diyorum ben, başından bu yana görüş farklılıklarımız var ve bunlar sürüyor. Kemal de şaşkınca düzeltiyor, doğru görüş farklılığımız var gibi bir söz ediyor. Ardından Kemal in ağzı kapanmıyor. Mehdi nin bu kadar da kabalık, rezalet olmaz anlamına mırıldanıp Kemal i ayıpladığını görüyorum. Yenilir içilir gibi olmayan sözlerine karşı ben de çoktan hak etiği karşı sözleri söylemek durumunda kalıyorum. Sosyalist kesimler adım başı yoldaş sözünü kullanır. Bu bir modadır, gelişigüzel söylenir birçok zaman. PKK kesiminden Kürtler de bol keseden Heval diye seslenir karşıdakine. Yoldaş / heval denilene akrep gibi sokmak da normaldir (!) Karşıdakine yoldaş / heval demek, bu anlamlı hitap edişler, yaşamım boyunca bana öyle kolay söylenebilir sözler olarak gelmedi. Bu zor ve saygın sözü siyaseten hiç kimseye karşı kullandığımı hatırlamıyorum. Bu parti girişimi bana bu güzel sözleri söyletebilecekti. Onun umudu ve heyecanıyla ordaydım. Umduğum buydu da bulduğum neydi? TKSP de yoldaş olmadığımı, olmayacağımı gördüm. Bağlarımız giderek incelmiş, kopma noktasına gelip dayanmıştı. Şu ya da bu biçimde değil, kökten bir kopuş olacaktı. Kemal bu kadar fikri sabit, kendini bu kadar dayatıyorsa, bu kadar fevri ve kaba davranışlıysa bu iş yürümez demiştim kendi kendime. Bu sefer bunu açıkça dışa vuruyor, bu önemli oturumda sesli olarak ifade ediyordum. Söz konusu o toplantıda Kemal in yaptıklarına yok böyle şey olmaz filan diyenler oldu mu, 20

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

bilgilerle feminizm hakkında kesin yargılara varıp, yanlış fikirler üretmişlerdir. Feminizm ya da

bilgilerle feminizm hakkında kesin yargılara varıp, yanlış fikirler üretmişlerdir. Feminizm ya da YANLIŞ ALGILANAN FİKİR HAREKETİ: FEMİNİZM Feminizm kelimesi, insanlarda farklı algıların oluşmasına sebep olmuştur. Kelimenin anlamını tam olarak bilmeyen, merak edip araştırmayan günümüzün insanları,

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Örgütü Yalıkavak Mahalle Temsilciliği tarafından geniş katılımlı birlik ve dayanışma

Detaylı

Burada öteki AKP yöneticelirenden değil, bizlerden söz ediyorum.

Burada öteki AKP yöneticelirenden değil, bizlerden söz ediyorum. Engin Erkiner: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın (RTE) zeki ve kurnaz bir insan olduğuna kuşku yok. Ne ki, zeka ve kurnazlık sağlam bilgi temelinde anlam kazanır. Doğru dürüst bilgi birikiminiz yoksa, zeka

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ

GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ Kasım, 2006 GENÇLİK: BİR KELİMENİN TELAKKİSİ Ne ekersen onu biçersin sözü; Türk toplumunun sosyal yaşantısında yerleşik bir hüviyet kazanan tümce biçiminde tezahür etmiştir.

Detaylı

Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir.

Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir. Sevgili Meslektaşlarım, Kıymetli Katılımcılar, Bayanlar ve Baylar, Akdeniz bölgesi coğrafyası tarih boyunca insanlığın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine en çok katkı sağlayan coğrafyalardan biri

Detaylı

DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1

DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1 DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1 Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Liberalizm ve demokrasi birbirleriyle uyuşabilmelerine rağmen aynı şey değildirler. Liberalizm devlet gücünün kapsamı, demokrasi ise bu

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

3. SINIFLAR BU AY NELER ÖĞRENECEĞİZ? OCAK

3. SINIFLAR BU AY NELER ÖĞRENECEĞİZ? OCAK 3. SINIFLAR BU AY NELER ÖĞRENECEĞİZ? 04 22 OCAK TÜRKÇE ÖĞRENME ALANI: DİNLEME 1. Dinleme Kurallarını Uygulama 1. Dinlemeye hazırlık yapar. 2. Dinleme amacını belirler. 3. Dinleme amacına uygun yöntem belirler.

Detaylı

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir?

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir? Değerli arkadaşlar, 7 Haziran 2015 günü yapılacak olan 25. dönem Milletvekili seçiminin nasıl sonuçlanacağı haklı olarak büyük merak konusu... Bu nedenle aylardan beri kamuoyu yoklamaları yapılıyor, anketler

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet ANAYASAL ÖZELLİKLER Ulus devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde belirli bir nüfus ve egemenliğe sahip bir örgütlenmedir. Ulus-devlet üç unsura sahiptir: 1) Ülke (toprak), 2) Nüfus, 3) Egemenlik (Siyasal-Yönetsel

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi

1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi SOSYOLOJİ (TOPLUM BİLİMİ) 1.Ünite: SOSYOLOJİYE GİRİŞ A) Sosyolojinin Özellikleri ve Diğer Bilimlerle İlişkisi Sosyoloji (Toplum Bilimi) Toplumsal grupları, örgütlenmeleri, kurumları, kurumlar arası ilişkileri,

Detaylı

ANLATIM BOZUKLUKLARI

ANLATIM BOZUKLUKLARI ANLATIM BOZUKLUKLARI 1. Dün beklenmedik bir sürprizle karşılaştık. Gereksiz Sözcük Kullanımı 2. Yoğun sis sayesinde kaza yapmışlar. Sözcüğü Yanlış Anlamda Kullanma 3. Trafik kazasında yaralananlara başınız

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

Uluslararası Üniversiteler Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Darbeci Kurşununa Hedef Oldu

Uluslararası Üniversiteler Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Darbeci Kurşununa Hedef Oldu GÜNÜN MANŞETLERİ 23 Temmuz 2016 Cumartesi 11:52 Uluslararası Üniversiteler Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Darbeci Kurşununa Hedef Oldu FETÖ darbe girişimi olaylarında darbecilerin hedefinde UIC Yönetim

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

Üniversite Üzerine. Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken

Üniversite Üzerine. Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken Engin Deniz İpek 21301292 Üniversite Üzerine Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken formüllerden ya da analitik zekayı çalıştırma bahanesiyle öğrencilerin önüne

Detaylı

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çağdaş Siyaset Kuramları KAM 401 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i - Dersin

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

ÜNİTE:1. Dil Nedir? ÜNİTE:2. Dil Kültür İlişkisi ÜNİTE:3. Türk Dilinin Gelişimi ve Tarihsel Dönemleri ÜNİTE:4. Ses Bilgisi ÜNİTE:5

ÜNİTE:1. Dil Nedir? ÜNİTE:2. Dil Kültür İlişkisi ÜNİTE:3. Türk Dilinin Gelişimi ve Tarihsel Dönemleri ÜNİTE:4. Ses Bilgisi ÜNİTE:5 ÜNİTE:1 Dil Nedir? ÜNİTE:2 Dil Kültür İlişkisi ÜNİTE:3 Türk Dilinin Gelişimi ve Tarihsel Dönemleri ÜNİTE:4 Ses Bilgisi ÜNİTE:5 1 Yapı Bilgisi: Biçim Bilgisi ve Söz Dizimi ÜNİTE:6 Türkçenin Söz Varlığı

Detaylı

Olmak ya da Olmamak. Cumhuriyetin temel niteliklerine

Olmak ya da Olmamak. Cumhuriyetin temel niteliklerine 2007y ý l ý ü l k e - m i z için bir ol-mak ya da olmamak savaþýna sahne olacaða benziyor. AKP, çeþitli kesimlerden gelen uya-rýlara raðmen ülkemizi bir is-lâm devletine dönüþtürme tutkusundan vazgeçmedi,

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi

İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi İLETİŞİMLETİŞİİŞİM İnsanlar, tarihin her döneminde olduğu gibi bundan sonra da varlıklarını sürdürmek, haberleşmek, paylaşmak, etkilemek, yönlendirmek, mutlu olmak gibi amaçlarla iletişim kurmaya devam

Detaylı

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENİ LİSESİ R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 2010 2011 Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. Sokrates 9. S ı n ı f l a r LĠSELĠ OLMAK ve REHBERLĠK SERVĠSĠNĠN TANITIMI Sevgili

Detaylı

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 8 Kitabın Adı Türkiye de Eğitim Editör Bekir S. GÜR Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-25-9 Baskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık Ömür

Detaylı

Oylar bölünmesin Türkiye bölünmesin!..

Oylar bölünmesin Türkiye bölünmesin!.. Oylar bölünmesin Türkiye bölünmesin!.. Bu bir yerel seçim değil, bir kader seçimi! AKP iktidara geldiğinden bu yana son 11 yılda biri Irak ta, diğeri Suriye de olmak üzere iki Kürdistan kuruldu. Bu yerel

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

Müdafaa-i Hukuk Hareketi bu hakları savunmak ve geliştirmek için kurulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Hareketi bu hakları savunmak ve geliştirmek için kurulmuştur. Parti varlık sebebi, isminden de anlaşılacağı üzere, hakların savunulmasıdır. Müdafaa-i Hukuk düşüncesine göre: 1. İnsanın 2. Toplumun 3. Milletin 4. Devletin 5. Vatanın hakları vardır. Şu anda bu haklar

Detaylı

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler Hani, Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Onlar, Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd

Detaylı

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA

EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ HAYDİ! HALİL İBRAHİM SOFRASINA 1-PROJENİN ADI: HAYDİ HALİL İBRAHİM SOFRASINA EZİNE ÇOK PROGRAMLI LİSESİ 2-PROJENİN ÖZETİ: 2013-2014 eğitim- öğretim yılında okulumuz da gerçekleştireceğimiz

Detaylı

DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI

DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI OCAK ARALIK KASIM EKİM EYLÜL AY HAFTA DARICA ANADOLU LİSESİ 9. SINIF REHBERLİK PLANI ETKİNLİKLER YETERLİK ALANLARI KAZANIM NUMARASI VE KAZANIMLAR UYGULAMA Öğrencilerle tanışılması, okulun tanıtılması,

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

Aslında bugün İbrahim in Mihrac Ural ın kıçındaki ihanet kılıçları yazısının ikinci bölümü sitede yer alacaktı, ama ne yapayım!

Aslında bugün İbrahim in Mihrac Ural ın kıçındaki ihanet kılıçları yazısının ikinci bölümü sitede yer alacaktı, ama ne yapayım! Aslında bugün İbrahim in Mihrac Ural ın kıçındaki ihanet kılıçları yazısının ikinci bölümü sitede yer alacaktı, ama ne yapayım! Bu Mihrac Ural insanı güldürüyor! Erkan Ulaşan ın yazısını okuyunca, dünyada

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

Dünyayı Değiştiren İnsanlar Dünyayı Değiştiren İnsanlar Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim,

Detaylı

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR...

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... Bütün insanlığı sevgiyle kucaklayabilecek hoşgörüye sahip, geleceğin dünyasına şekil verecek, çalışkan, ufku geniş, sahip olduğu değerleri paylaşabilen, huzurun ve güvenin teminatı

Detaylı

ŞEFFAFLIK VE ETİK KÜLTÜRÜN GELİŞTİRİLMESİ

ŞEFFAFLIK VE ETİK KÜLTÜRÜN GELİŞTİRİLMESİ ŞEFFAFLIK VE ETİK KÜLTÜRÜN GELİŞTİRİLMESİ Doç.Dr. Uğur ÖMÜRGÖNÜLŞEN omur@hacettepe.edu.tr Hacettepe Universitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 1 Şeffaflık Şeffaflık, en basit anlamıyla, devletin

Detaylı

SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YAYIN YERİ VE TARİHİ

SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YAYIN YERİ VE TARİHİ SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YER NO DERGİ ADI YAYIN YERİ VE TARİHİ 984 YABANCI ÜLKELERDE KAÇAKÇILIK BÜLTENİ Ankara, 1936-435 YAĞMA Tahran, Tarih yok 2031 YAKIN SOSYALİST KÜLTÜR DERGİSİ İstanbul, 1989.

Detaylı

2016 KPSS ÖN LİSANS TESTİNİN ANALİZİ

2016 KPSS ÖN LİSANS TESTİNİN ANALİZİ 2016 KPSS ÖN LİSANS TESTİNİN ANALİZİ Sayıları yüz binleri aşan ön lisans mezunu ya da mezun olabilecek konumda bulunan memur adayı geride bıraktığımız pazar günü (16 Ekim 2016) Kamu Personel Seçme Sınavı

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler

Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler Öğretenden Öğrenene Tavsiyeler İNGİLİZCE -İngilizce telaffuzun düzeltilmesi adına film ve dizilerin İngilizce alt yazılı olanları izlenilebilir -İngilizce sesli hikâyeler, dinlenerek takip edilebilir.

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER 1 1789 da gerçekleşen Fransız İhtilali ile hürriyet, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi akımlar yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. İmparatorluklar yıkılmış, meşruti yönetimler kurulmaya başlamıştır.

Detaylı

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz?

İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? On5yirmi5.com İHL'yi Ne Kadar Tanıyoruz? İmam Hatip Liseleri Son günlerin en gözde hedefi Katsayı, Danıştay, ÖSS ve başörtüsüyle oluşan okun saplandığı tam 12 noktası. Kimilerinin ötekileri Yayın Tarihi

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin!

Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin! Böyle buyurdu ekonomi, iş adamına. Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin! Çok kazanacak, çok büyüyeceksin. Başkalarından geri kalmayacaksın. Bir eksiğin olmayacak.

Detaylı

Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi

Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi Erdoğan, "OHAL uygulaması kesinlikle demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı değildir" dedi. 21.07.2016 / 09:56 Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız 1 MAYIS Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Bayramı 1 Mayıs nedeniyle yayınladığı mesaj şöyle: İşçilerin birlik ve dayanışma günü olan, 1 Mayıs ın, tüm dünya ve ülkemiz

Detaylı

KAMU YÖNETİMİNDE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR

KAMU YÖNETİMİNDE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. KAMU YÖNETİMİNDE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir 30 Haziran 2014 ÇALIŞMANIN AMACI Kutuplaşma konusu Türkiye de çok az çalışılmış olmakla birlikte, birçok Avrupa ülkesine

Detaylı

DEBİP DENİZLİ EĞİTİMİNDE BAŞARIYI İZLEME VE GELİŞTİRME PROJESİ

DEBİP DENİZLİ EĞİTİMİNDE BAŞARIYI İZLEME VE GELİŞTİRME PROJESİ DENİZLİ EĞİTİMİNDE BAŞARIYI İZLEME VE GELİŞTİRME PROJESİ DEBİP ZEHRA SUNA MANASIR İLKOKULU / ORTAOKULU 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI YIL SONU DEĞERLENDİRMESİ Raportör Müdür Yardımcısı Hasan ALKIN Okul

Detaylı

Fikret BABAYEV * * Azerbaycan Anayasa Mahkemesi Başkanı

Fikret BABAYEV * * Azerbaycan Anayasa Mahkemesi Başkanı Fikret BABAYEV * Sayın Başkan, değerli katılımcılar! Öncelikle belirtmek isterim ki, bugün bu faaliyete iştirak etmek ve sizlerle bir arada bulunmak benim için büyük bir mutluluktur. Bu toplantıya ve şahsıma

Detaylı

Bireyler ve Toplumlar Öykü ve Öğretim

Bireyler ve Toplumlar Öykü ve Öğretim Bireyler ve Toplumlar Öykü ve Öğretim tanım Öyküleme, yeni icat edilmiş bir uygulama olamamasına rağmen geçmişi yüzyıllar öncesine ulaşan bir öğretim tekniği olmadığı da belirtilmelidir. 20.Yüzyılın ikinci

Detaylı

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com

09.01.2016 fatihtekinkaya@hotmail.com Fatih TEKİNKAYA Sosyal Bilgiler Öğretmeni ANAYASALARIMIZ Teşkilat-ı Esasi 1921 Anayasası 1924 Anayasası 1961 Anayasası 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti Anayasası MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Detaylı

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi EĞLENCEM MEDYA Prof. Dr. E. Nezih ORHON Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Merhaba, Öğrencilerimiz ile birlikte hayata geçireceğimiz çalışmalarda deneyim paylaşımı için aşağıdaki şu üç boyutu

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi

Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitim Tarihi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Türk ve Batı Eğitiminin Tarihi Temelleri a-antik Doğu Medeniyetlerinde Eğitim (Mısır, Çin, Hint) b-antik Batıda Eğitim (Yunan, Roma)

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz

KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz Adem in elması nasıl boğazında kaldı? Adem: Tanrım, kime görünelim kime görünmeyelim? Tanrı: Bana görünmeyin de kime görünürseniz görünün. Kovuldunuz. Havva: Ama

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Türkiye'deki Tek Üniversite İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Biz, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi nin paydaşları; gelecek kuşaklara daha yaşanabilir

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK SİYASİ TARİHİ I TST207 3 3 + 0 3 4 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü Dersi

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

İçindekiler. Giriş... 1

İçindekiler. Giriş... 1 İçindekiler Giriş... 1 Bölüm 1: Kendimiz... 11 Kural 1: Hazır Olmak... 12 Kural 2: Siyaset İçin Bir Nedeni Olmak... 14 Kural 3: Kendimizi Tanımak... 17 Kural 4: Farklı (Bir Yönü) Olmak... 19 Kural 5: Siyasi

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

ÜNİTE 14 ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ. TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ İÇİNDEKİLER HEDEFLER. Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri

ÜNİTE 14 ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ. TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ İÇİNDEKİLER HEDEFLER. Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ İÇİNDEKİLER BAYBURT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri HEDEFLER TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ Bu üniteyi çalıştıktan sonra;

Detaylı

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8 1/11 ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor 1. Batıya Erken Açılan Kent Selanik 1.Atatürk ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder. 2. Mustafa Kemal Okulda

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Tevfik Sönmez KÜÇÜK Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi PARTİ İÇİ DEMOKRASİ

Yrd. Doç. Dr. Tevfik Sönmez KÜÇÜK Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi PARTİ İÇİ DEMOKRASİ Yrd. Doç. Dr. Tevfik Sönmez KÜÇÜK Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi PARTİ İÇİ DEMOKRASİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... IX İÇİNDEKİLER...XIII KISALTMALAR...XXI TABLOLAR

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II Dersin Adı Dersin Kodu 1200.9202 Dersin Türü Dersin Seviyesi Dersin AKTS Kredisi Haftalık Ders Saati (Kuramsal) 2 Haftalık Uygulama Saati 0 Haftalık Laboratuar Saati

Detaylı

TÜRKİYE DE KİMLİKLER, KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜM SÜRECİ ALGILAR VE TUTUMLAR

TÜRKİYE DE KİMLİKLER, KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜM SÜRECİ ALGILAR VE TUTUMLAR TÜRKİYE DE KİMLİKLER, KÜRT SORUNU VE ÇÖZÜM SÜRECİ ALGILAR VE TUTUMLAR Eylül 2014 1 Proje Yöneticisi: Prof. Dr. Hakan Yılmaz Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Avrupa

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

NEWSLETTER 12 TEMMUZ 2016 MİLLİ MEDYA KURULUŞLARINDA TEMİZLİK BAŞLIYOR!

NEWSLETTER 12 TEMMUZ 2016 MİLLİ MEDYA KURULUŞLARINDA TEMİZLİK BAŞLIYOR! NEWSLETTER 12 TEMMUZ 2016 MİLLİ MEDYA KURULUŞLARINDA TEMİZLİK BAŞLIYOR! Gazete köşelerini, televizyon programlarını işgal eden bu iki tip grubun çatışması içeride ve dışarıdaki düşman gruplara algı yönetimi

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ. Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ. Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ MADDE 164 Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller Kınama cezasını gerektiren davranışlar ve fiiller şunlardır: a) Okulu, okul eşyasını

Detaylı