BAYRAMPAŞA'DA POLİS İŞBİRLİKÇİSİNE İNFAZ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BAYRAMPAŞA'DA POLİS İŞBİRLİKÇİSİNE İNFAZ"

Transkript

1

2 BAYRAMPAŞA'DA POLİS İŞBİRLİKÇİSİNE İNFAZ Bayrampaşa Hapishanesi'nde tutuklu bulunan Oktay Yıldırım'ın 18 Mayıs günü hapishanede ihanet suçunu işlediği için öldürülmesini DHKP-C üstlendi. Bu konuda yapılan açıklamada Yıldırım'ın "polis ajanı" olduğu için öldürüldüğü belirtildi. İhanet hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir toplum tarafından affedilemez. Kendi kişisel çıkarları için; herşeyi düşmana satanlar alçalmakta sınır tanımaz... Açıklamada "Düzen vaatleri ile, her türlü ahlaksızlıkla insanları aldatan, ailelerini dahi kullandıran polis; bu yöntemlerle sonuç alamadığı gibi, bu insanların ölümünden de doğrudan sorumludur" denildi. Oktay Yıldırım 18 Mayıs günü Bayrampaşa Hapishanesi'nde cezalandırılmış, cesedi gardiyanlara teslim edilmişti.* Gazetemizin 21 Mayıs 1999 tarihli 31'inci sayısı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sansürlendi. 31'inci sayımızın sansürlenen yazısı Kürdistan'da Tek Yol Devrim köşemizde yer alan "Emperyalizm ve Oligarşi Devrimleri, Yurtseverleri; Halk Kurtuluş Mücadelelerini Yargılayamaz" başlıklı yazıydı. Bu yazıya ilişkin ikinci baskımızda yazdığımız "SUSMAYACAĞIZ" başlıklı yazı da sansürlenmekten kurtulamadı. İstanbul DGM'ye iki kez sansürlemek yetmemişti; dergimiz üçüncü kez sansürlendi. Bu kez ise birinci ve ikinci baskımızda savcının ve hakimin her nedense "gözünden kaçan" üçüncü ve dördüncü sayfalarımızda yayınladığımız "İncirlik'ten Sonra, Çorlu, Balıkesir ve Bandırma'daki Üsler de Emperyalizmin Hizmetinde" başlıklı yazımız sansürlendi. Geçen sayımız tam üç kez sansürlenmiş oldu. Amaç fikirlerimizin halka ulaşmasını engellemektir. Gazetemizin 31'inci sayısına da uygulanan sansür politikaları protesto ediyoruz, fikirlerimizi halka ulaştırmaya devam edeceğiz.*

3 Sorun çözüldü, endişeler giderildi; Artık herkes içine sindiriyor... MGK'NIN "MİLLİYETÇİ-ANASOL'U GÖREVE HAZIRLANIYOR Ve endişeler, tereddütler bitti. Beklenen oldu. Artık Türkiye'nin düze çıkması daha kolay olacak! Çünkü DSP-MHP- ANAP koalisyonu, ya da burjuva basının uygun gördüğü isimle "milliyetçi-anasol" nihayet kuruluyor. Herhalde ne Bahçeli, ne de Ecevit "aman bu kriz bir an evvel bitsin de hükümeti kuralım, birikmiş bunca sorun var, onları çözmeye başlayalım" diye düşündüklerinden sineye çekmediler bütün söylediklerini. Bir müdahale yapıldı ve iki tarafın da kendi tabanlarını bu koalisyona ikna etmek için çıkardıkları kriz çözüldü. MGK müdahale etti, sorun çözüldü Kuşkusuz, seçim sonuçları ortaya çıktığında ve en ideal koalisyon modeli olarak DSP-MHP görüldüğünde Ecevit de tabanından gelen tepkileri dikkate almak zorundaydı. Kimse kolay unutmuyordu. Ecevit'e oy verenler de kendi katilleriyle koalisyon kursun diye onu seçmemişlerdi. Rahşan Ecevit'in açıklaması tam bu noktada geldi. Görünürde Ecevitler bir hamle öne geçmişlerdi, hem kendi tabanlarına "istemeden yapıyoruz ama elden ne gelir, parlamento aritmetiği bu" mesajı verecekler, hem diğer partilerle, ANAP ve DYP'yle de koalisyon modelleri arayacaklar, olmazsa MHP'yi iyice köşeye sıkıştırıp koalisyon pazarlıklarında az sayıda bakanlığa razı edeceklerdi. Yoksa MHP'yle veya bir başkasıyla koalisyon kurmak umurlarında bile değildi. Ama MGK tam zamanında MHP'nin imdadına yetişti. Genelkurmay Başkanı Kıvnkoğlu Demirel'le "olağan" görüşmesini "olağanüstü" bir zamanlamayla yaptı. Arkasından Demirel "üzümün çöpü armudun sapı aranmaz" dedi. Demirel kamuoyuna böylelikle ordunun mesajını veriyordu. Önce Mesut Yılmaz, sonra Ecevit ve daha sonra da Bahçeli ile yaptığı görüşmelerde de bu mesajı verdi, hükümetin mutlaka kurulması gerekiyordu, "eski defterleri kapatın" dedi. Muhtemelen Ecevitler "şok" açıklamalarını yaptıktan sonra "MHP ile olmazsa DYP ve ANAP'la da olur" diye düşünüyorlardı; ama öyle olmadı. Ordunun mesajından sonra kalan tek alternatif yine milliyetçi-anasol'du. Herkes tükürdüğünü yalamak zorundaydı. Mesut Yılmaz, mesajı öyle açık almıştı ki, Ecevit'le MHP'nin dışarıda bırakıldığı ayrı bir koalisyon pazarlığına yanaşmadı bile. DYP bir parça öne çıkmaya çalıştı; ama MGK onun da önünü kesince ihtirasını herkesin bildiği Çiller "halkımız bizim muhalefette kalmamızı istemiştir" demek zorunda kaldı. MHP de "Ecevitler özür dilemeden biraraya gelmeyiz" demişlerdi. MGK onlara da tükürdüklerini yalattı. Fazilet'in durumu ise içler açışıydı. MGK'dan arka arkaya şamar yiyen, adeta kanlısı haline gelmiş Vural Savaş'ın kapatma davasıyla da şaşkına dönen Fazilet, klasik faydacı politikalarına dönmekte gecikmedi ve MHP'ye yağ çekmeye başladı: Madem ki Ecevit MHP'ye böylesine ağır sözler söylemişti, MHP'de pekala Fazilet'le birlikte koalisyon kurabilirdi. Nasıl olsa meclis aritmetiği buna izin veriyordu. Fazilet, Bahçeli'nin seçim sonuçlarının açıklandığı gün "DYP ve Fazilet Partisi biraz dinlensin" sözlerini de sineye çekebilirdi. Böylece Merve'yi meclis salonundan atan Ecevit'ten de intikam almış olurdu. Fazilet hala ne yardan ne serden politikalarıyla sonuç alabileceğini sanıyor, ama yanılıyordu. MGK en başından beri Fazilet'i hiçbir şekilde hükümet ortağı yapmayacağını göstermiş, ama Fazilet buna doğru dürüst direnememişti. Bu tabanında dalgalanmaya yol açmıştı. Bir de burjuva anlamda bile siyasi basiretsizlik bu duruma eklenince Fazilet iyice zor duruma düştü. Bugün ortaya çıkan tablo, ordunun demokrasicilik oyunundaki gerçek yerini gösteren bir örnektir de aynı zamanda. Ordu dediğini yaptırmıştır. Onun dışında bu düzenin parlamentosunda da, hükümetinde de yaprak kıpırdayamayacağı, kimsenin değil yalnızca ordunun borusunun öteceği görülmüştür. Şimdi burjuva siyaset pazarında al gülüm ver gülüm zamanı Burjuva siyaset pazarında ihtimaller bitmez. Çünkü bütün burjuva partileri pastadan daha büyük pay kapmak ister. "Devlet malı deniz yemeyen domuz"dur. Her koalisyon pazarlığında bütün burjuva partileri aslında en çok kadroyu partizanca dağıtabilecekleri, devletin en önemli kurumlarına yerleştirebilecekleri, en çok soygun, talan yapabilecekleri bakanlıkların peşinde koşarlar. Bu durum, yani burjuva partilerinin açgözlülüğü, düzen için de siyasi bir istikrarsızlık kaynağıdır. MGK müdahale edene kadar bu sefer de öyle oldu. Koalisyon pazarlıklarında projeler falan konuşulmadı. Kaç tane bakanlığı hangi partinin alacağı konuşuldu. Adeta ellerinden gelse her milletvekili için bir bakanlık kuracaklardı. Bu mümkün olmadığı ve de MGK'dan "bu işi fazla uzatmayın" talimatı geldiği için, en sonunda bakanlıkları kardeş payı yapıp hükümet pazarlığını tamamladılar. Ağzı kulaklarına varıncaya kadar sırıtan Mesut yılmaz ve Ecevit ile ciddiyetten çatlayacakmış gibi görünen, kasım kasım kasılan Devlet Bahçeli tablosu bunu gösteriyor. "Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz daha iyi MGK'cıyız" Kim ki hükümet kurmak istiyor, kendisin MGK'ya ispatlamak zorundadır. Ülkemiz siyasetinde MGK ve ve TÜSIAD'a en çok güven veren parti hükümet olur. Kendini iyi ispatlayamazsa ayağı kayar, ispatlamanın tek yolu halka saldıracağının, halkın direnişini, her türlü hak arama eylemini ezeceğinin, örgütlenmelerine izin vermeyeceğinin ve tekellerin her türlü isteğini karşılayacağının güvencesini vermektir. Ama fazla da köşeli olmamalı, vur deyince öldürmemen', MGK'nın öngördüğü reformları da yapabilmelidir. Kurulacak "milliyetçi-anasol" da böyle olacaktır. Koalisyonun üç partisi de bu güvenceyi vermiştir. Aralarındaki sorunlar MGK'nın gözünde teferruattır. Çözülebilir. MGK çözdürecektir. Bu hükümetin uygulayabileceği tek bir politika vardır, o da MGK politikalarıdır. Hükümetin hiçbir partisi bunun dışında adım atamaz. Atmaya çalıştığı anda, yönetememe krizi daha da derinleşmiş demektir. MGK düzen içinde böylesine belirleyiciyken düzen partileri ancak kuklalar olabilir. Hükümet Programı mı? Hükümetin "programı" bugünden bellidir. Irak'a ve Yugoslavya'ya yönelik emperyalist saldırıya ortak olmaya devam edilecektir. Özelleştirmelere devam edilecektir. Ve bunlar hükümetin asıl ortağı durumundaki CHP ve MHP'nin dün şu veya bu biçimde karşı çıktığı konulardır. Bu konuda çok rahat edemeyeceklerdir. Ama MGK kararlarına, emperyalizmin isteklerine uyma zorunluluğu hergün onların milliyetçilik maskelerini kemirecek, bu teşhir olmuşluk, yönetememe krizini derinleştirecektir. Başka? Halka yönelik baskılar, yasaklar devam edecektir. Devrimcilere, demokratik kurumlara hayat hakkı tanımama politikası sürdürülecektir. Ama nereye kadar? Kimsenin bir adım geriye gidecek yeri yoktur. Halk direnecektir. Devrimci mücadele sürece, koşullara uygun araç ve yöntemlerle gelişmesini sürdürecektir. Kısacası, süreç zorlu olacaktır. Ama zaman bizden yana çalışacaktır.-*

4 SUSURLUK VE MHP Devlet Bahçeli eski şefleri Türkeş kadar olmasa bile bu subayları iyi tanır. Ancak ne bunların iddialarını ne de belgelerle deşifre olan Susurluk gerçeğini tartışmak niyetinde değildir. Onun amacı tartışmaların önünü kesmek, Susurluk'u tartıştırmamaktır. Susurluk zincirinin hemen her halkasında kontrgerilla devletinin en alttan en üst makamına kadar çürüme ve kokuşma vardır. Katliam, cinayet, köy yakma, kayıp, işkence, tecavüz, fidye için adam kaçırma, haraç, rüşvet, uyuşturucu ticareti, kumar, fuhuş, kara para aklama... her türlü pislik buradadır. Nerede pislik varsa orada MHP vardır. Ve bütün bu pisliklerde başrol oyuncularından biri MHP'dir. Burjuvazin ilk öncelikli meselesi faşist MHP'nin halk tarafından kabul edilebilir bir düzen partisi görünümüne büründürülmesidir. O nedenle de kurum kurum kurulan, ciddiyetten çatlayan Devlet Bahçeli'nin ve de MHP'nin diğer yöneticilerinin yaptıkları her açıklama, sergiledikleri her davranış "büyük önem" taşıyor. Rahşan Ecevit'in yarattığı "kriz" öncesi hükümet kurma çalışmaları çerçevesinde biraraya gelen Ecevit- Bahçeli ikilisi basına görüşmeleri hakkında açıklamalar yaparken, doğal olarak gazetecilerin merak ettikleri, hükümet kurma çalışmalarından ziyade MHP'nin durumu oldu. Bir gazeteci Susurluk olayı ile MHP bağlantısını sordu. "Sinirlenen Bahçeli, 'Susurluk olayında MHP'li hiç kimse yoktur. Susurluk konusunun önünde, arkasında, hiçbir yerinde MHP yoktur. Doğru dürüst araştırarak sorunuz' karşılığını verdi." (9 Mayıs 1999, Radikal) Susurluk'taki Devlet Gerçeği, Kapatılmaya Çalışıldıkça Açılıyor Faşist şef Bahçeli'nin başvurduğu yöntem faşizmin klasik taktiğidir: Demagoji yap, tehdit et, işin içinden sıyrıl... Soru soran gazeteci nezdinde bütün kamuoyuna tehdit savuruyor; "bizi tanıyorsunuz, bu konuları sakın ha deşmeye kalkışmayın!" Faşist MHP'yle Susurluk ilişkisini dünya alem biliyor. Ama en azından bu süreçte konuşulup tartışılması MGK'nın hiç ama hiç işine gelmiyor. Bugünkü süreç halk düşmanı faşist katiller güruhu MHP'nin yılan misali kabuk değiştirme zamanıdır. Tam bu sırada çıkabilecek bir tartışma, açığa çıkacak yeni bir pislik bütün planlarını alt üst edebilir. Oligarşinin ve özelde Bahçeli'nin telaşı bundandır. Susurluk skandalının ortaya çıkmasından sonra ne isimler, ne ilişkiler ortaya döküldü. Bunlar günlerce yazıldı, çizildi, televizyon programlarında tartışıldı. Hatta TBMM'de sözüm ona soruşturma komisyonları dahi kuruldu... Susurluk'ta açığa çıkan ilişkilerin kökünün kırk yıl kadar eskiye dayandığı ve Susurluk düzeninin CIA damgalı raporlara göre yapılandırıldığı belgelerle ortaya "MHP Susurluk'ta yok" öyle mi? Peki Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'ndan emekli Amiral Sezai Orkunt'un ŞU açıklamalarına ne demeli? "... Silahlı Kuvvetler sağdan çok soldan korkar... Organizasyon MHP ile olmuştur. Bazı imkanlar Türkeş'e verilmiştir." (İstanbul Barosu Susurluk Araştırma Komisyonu'nun hazırladığı rapordan) Aynı raporda emekli Kurmay Albay Mehmet Alanyuva'ya atıf yapılarak; "Sovyet işgaline ya da yerli komünist gruplara karşı gayri nizami harp yürütmek için hazırladığı ve MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş'e verdiği şemada milis birlikleri oluşturulması gerektiği dile getiriliyor. ST kodlu talimatnameye göre hazırlanmış şemada askeri birliklere ihtiyacı asgari hadde indirmek üzere sivil polis, milis birlikler ve dost davaya yakınlık gösteren... fertlerden azami yardım beklenir ve faydalanılır" diye yazıyor. İşi, kontrgerillanın bizzat örgütleyicileri açıklıyor. Ama MHP hala, "bizim ilgimiz yok" diyor. Yoksa Özel Harp Dairesi'nde ya da bilinen adıyla kontrgerilla karargahında görev yapmış bu subaylar komünistti de MHP'yi karalamak için mi böyle konuştular? Devlet Bahçeli eski şefleri Türkeş kadar olmasa bile bu subayları iyi tanır. Ancak ne bunların iddialarını ne de belgelerle deşifre olan Susurluk gerçeğini tartışmak niyetinde değildir. Onun amacı tartışmaların önünü kesmek, Susurluk'u tartıştırmamaktır. Susurluk zincirinin hemen her halkasında kontrgerilla devletinin en alttan en üst makamına kadar çürüme ve kokuşma vardır. Katliam, cinayet, köy yakma, kayıp, işkence, tecavüz, fidye için adam kaçırma, haraç, rüşvet, uyuşturucu ticareti, kumar, fuhuş, kara para aklama... her türlü pislik buradadır. Nerede pislik varsa orada MHP yardır. Ve bütün bu pisliklerde başrol oyuncularından biri MHP'dir. Susurluk tartışmalarında MHP'nin adı fazla telafuz edilmedi. Edilmesi de gerekmiyordu. Çünkü MHP, "fazla yıpratılmaması gereken

5 Devlet çetesinin içerisinde yer alıp katliam ve her türlü kirli işlerden sorumlu olan MHP'li faşistler, işledikleri suçlar belgelerle sabit olduğu halde, birkaç Özel Timci ve uyuşturucu kaçakçısının dışında hiç kimse hakkında doğru dürüst ne bir soruşturma ne de dava açıldı. Teşhir olanlar; Çatlılar, Ağarlar, Bucaklar, Eymürler, Komanlar, Ekenler, İbrahim Şahinler, "Yeşiller, Veli Küçükler, Alaaddin Çakıcılar, Hadi Özcanlar, Oral Çelikler, Tevfik Ağansoylar, Kırcılar, Yaşar Özler... hepsi de MHP'liydi. bir güç"tü MGK'nın gözünde. Ancak kontrgerilla devletinin icraatları ortaya dövülmeye başladıkça açığa çıkan ilişkilerin tamamına yakınının faşist MHP ile şöyle ya da böyle bir temas halinde olduğu ortaya çıkmıştır. Bu ilişkiler ağında yer alanların büyük bir bölümü yıllarca sivil faşist MHP örgütlenmesi içerisinde bulunmuş, halka, devrimcilere, aydınlara yönelik cinayetlerin, katliamların planlayıcısı ve uygulayıcısı olarak doğrudan görev almış katillerdir. Kaldı ki, mutlaka faşist MHP'ye kayıtlı üye olmaları da gerekmiyor. Katliamların, infazların sorumluları, uyuşturucu trafiğinin başını tutanlar, kadın ticareti vb. yapanların adresleri kontrgerilla devletidir. Yani MHP'nin 12 Eylül mahkemelerinde "fikrimiz iktidarda" dediği devlettir Susurluk. Polisinden Özel Tim'ine, Jitem'den MİT'e, bakanlıklardan sivil bürokratlara Susurluk devletinin her kurumunda kadrolaşma MHP'li olma referansıyla örgütlenmiştir. Devletin resmi kurumlarında görev yapsalar ya da başka burjuva partilerinde bulunsalar da bu görevli ve politikacıların gerçek kimliğinde MHP'li yazar. Susurluk skandalının kahramanları ile onlarla yakın ilişki içerisinde olanları şöyle bir hatırlayalım: Başta Çatlı olmak üzere skandalın kahramanlarının MHP ile olan ilişkisi herkesin malumu. Çevre ilişkileri içerisinde yer alanlardan tek bir örnek MHP'nin rolünü hatırlatmaya yetecektir. Örneğin Cem Ersever cinayeti ile ilgili adından söz edilen Ali Balkan Metel... Ali Balkan, MHP'li Gün Sazak'ın Gümrük ve Tekel Bakanlığı döneminde gerçekleştirdiği faşist kadrolaşma ile 1977'de Gümrük Muhafaza'da göreve başlar. İki yıl sonra da Büyükdere'de Gümrük Muhafaza Başmüdür Yardımcısı olur. MHP'nin kontra çetelerinin uyuşturucu ve silah işlerini halleder. Ali Balkan Metel, Susurluk'tan sonra 23 Haziran 1997 tarihli Yeni Ufuk Gazetesi'ne yaptığı açıklamada Abdullah Çatlı'yı yakından tanıdığını söyler. Çatlı ve Tuğgeneral Veli Küçük hakkında övgü dolu sözler sarfeder. Ali Balkan Metel Veli Küçükle tanışmasını Küçük'ün kendisi gibi ülkücü olmasına dayandırır... Bir katliam ve uyuşturucu kaçakçılığından sanık Çatlı, Tuğgeneral Veli Küçük ve Gümrük Muhafaza Müdürü Ali Balkan Metel... Bu üçlüyü bir araya getiren MHP'dir, Susurluk'tur. 12 Eylül sonrası yeniden örgütlenen sivil faşist MHP dar

6 anlamda, yani devlet kurumlarındaki örgütlülüğünün dışında, siyasi bir parti olarak ciddi bir güç halini almadı. Devletin her kademesinde etkin, karar alma mekanizmalarının içindeki bir güç konumundaydı. Bu MHP'li kadrolar ile sağlandı. Susurluk devletine ruh veren, TBMM içerisinde bulunmasa da MHP idi. Devlet çetesinin içerisinde yer alıp katliam ve her türlü kirli işlerden sorumlu olan MHP'li faşistler, işledikleri suçlar belgelerle sabit olduğu halde, birkaç Özel Timci ve uyuşturucu kaçakçısının dışında hiç kimse hakkında doğru dürüst ne bir soruşturma ne de dava açıldı. Teşhir olanlar; Çatlılar, Ağarlar, Bucaklar, Eymürler, Romanlar, Ekenler, İbrahim Şahinler, "Yeşiller, Veli Küçükler, Alaaddin Çakıcılar, Hadi Özcanlar, Oral Çelikler, Tevfik Ağansoylar, Kırcılar, Yaşar Özler... hepsi de MHP'liydi. Bunlardan "Susurluk'un üstünü örtme" manevrası gereği tutuklananlar bir süre sonra serbest bırakıldılar. Devlet, kendisini korumak zorundaydı, dolayısıyla MHP'yi de korumak zorundaydı... MHP Devletin Her Kademesinde Kadrolaşmıştır Faşist MHP devlet içerisindeki kadrolaşmasıyla '80 öncesinden çok daha güçlü bir konuma gelmiş ve dolayısıyla daha ileri düzeyde bir koruma zırhına sahiptir. 12 Eylül'de göstermelik de olsa tutuklanıp yargılandılar. Bugün ise, yargılamak şöyle dursun, devletin tek bir kurumu faşist MHP hakkında soruşturma yapmaz. Ordusu, polisi, MİT'i, Özel Tim'i, DGM'si MHP'lidir, faşisttir... Ankara DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral'ın emekli olur olmaz yine Ankara DAL'ın katil işkencecilerinden İbrahim Dedeoğlu'nun seçimlerde MHP'den milletvekili adayı olması, meclisteki MHP'lilerin arasında tescilli katiller bulunmasına rağmen işlem yapılmaması tesadüf değildir. Bu kadar da değildir. Meclisteki diğer burjuva partilerinin, özellikle de ANAP ve DYP'nin milletvekili ve yöneticilerinin büyük bir bölümü de faşist MHP ve onun örgütlerinden yetişmiş kadrolardır. Susurluk'un her karesinde faşist MHP vardır... Devlet Bahçeli'nin "Susurluk olayında MHP'li hiç kimse yoktur" iddiası, sahtedir, dahası katillere karşı da bir "vefasızlıktır. Abdullah Çatlı ile birlikte Bahçelievler katliamını gerçekleştiren Haluk Kırcı, bu vefasızlığa nasıl serzenişte bulunuyor bakın: "Çatlı, 3 Kasım 1996'da o meş'um kazada hayatını kaybettikten sonra basın mensupları, o yıllarda Ülkücü Hareket'in önderliğini yapan bazı şahıslara 'Abdullah Çatlı'yı tanır mıydınız?' diye sordular. Bu sorunun muhatabı olanların cevapları kanımı dondurdu: 'Tanımam', 'Şahsen tanırım, hiç beraberliğimiz olmadı', '25-30 sene evvel bizimle olmuş' (yani gelmiş gitmiş)... Çatlı'yı tanımayan var mı?... Hele sizler... Herkesten iyi tanıyor ve biliyorsunuz. O koltuklarda oturmanızı, o çılgın yıllarda bile evinizde rahat yatmanızı sağlayan; makamınıza çağırıp 'oğlum' diye hitap ettiğiniz ve bağrınıza bastığınız kişi Abdullah Çatlı değil miydi?" Bu "vefasızlık", meşruluk kazanma çabaları içerisindeki faşist hareketin bir taktiğinden ibarettir. Devlet Bahçeli, "Susurluk olayında MHP'li hiç kimse yoktur" diyor! Susurluk'ta açığa çıkan ilişkiler içerisinde yer alanların mutlaka MHP'ye üye olması gerekmediğini söylemiştik... Kontrgerilla şeflerinden Mehmet Ağar, Kemal Yazıcıoğlu, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve daha birçokları MHP'yle sürekli ilişki içerisinde oldukları halde bu parti üyesi değildirler. Ama "gönül" verdikleri parti faşist MHP'dir. Ağar'ın da, Yazıcıoğlu'nun da MHP ve Türkeş'le her dönem ilişkileri olmuştur. Türkeş öldüğünde MHP Genel Başkanlığı için tartışılan isimler arasında Mehmet Ağar adının -ki, o dönem Mehmet Ağar DYP milletvekilidir- olması bundandır. Mehmet Ağar'ın MHP'ye hizmeti ve ilişkileri saymakla bitmez... Polis ve Özel Tim kadrolarına MHP'lileri dolduran Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı, Yaşar Öz gibi katilleri bir araya getiren ve "bin operasyon" dediği infaz ve katliamlarda kullanan, onlara devlet adına yeşil pasaport, silah taşıma belgeleri veren Mehmet Ağar'dır. Mafyacılar Partisi MHP Susurluk'un bir gerçeği de mafyalaşan devlettir. Uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, fuhuş, kumar, çek-senet tahsilatı, haraç vb. gayri meşru faaliyetlerin yani kısacası mafyacılığın odağında da MHP vardır... Henüz "Ülkücü mafya" diye bir tanımlamanın olmadığı yıllara bir bakalım: "İstanbul'daki MHP örgütünün karanlık örgütlerle çok girift ilişkileri vardır. Mesela Oflu İsmail'in İstanbul MHP'ye büyük yardımlar yaptığını duydum. Bu adam kaçak duruma düştükten sonra, bunun teşkilatının başına eniştesi (Dündar Kılıç -bn) geçiyor. Bu adam da MHP'ye büyük yardımlarda bulunuyor. Yaşar Okuyan'ın Oflu İsmail'in yanında yetiştiği söylenir. (Yaşar Okuyan) Kabadayı tipli bir adamdır... Abdullah Çatlı İstanbul'dayken, sahte döviz ve para basanlarla ilişki kurduklarını öğrendim. Bunları alarak Türkiye çapında piyasaya sürmeye çalışmışlar..." (İtiraflar, Ali Yurtaslan) Yine 12 Eylül öncesinde MHP'nin gayri meşru ilişkilerini organize eden ve finansman sağlayan bir başka isim: Murat Bayrak... Sancaktül adlı şirketin sahibi, Yugoslav göçmeni bir "işadamı". İkinci Dünya Savaşı'nda işgalci Nazi ordularıyla işbirliği yapar. Almanlar yenilince de soluğu Türkiye'de alır. Önce AP'den Çanakkale milletvekili olarak parlamentoya girer. Daha sonra Küçükköy belediye sınırları içerisinde kurduğu tatil köyünde faşistlere komando eğitimi yaptırır. 1980'de MHP Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçilir. 12 Eylül'de MHP'nin hemen tüm yöneticileri gözaltına alınırken Murat Bayrak ne gözaltına alınır, ne de hakkında bir soruşturma başlatılır. Bayrak 14 Aralık 1996'da Hürriyet Gazetesi'ne yaptığı açıklamada askeri kanadın bir kısmı ile senelerden beri yakın temasta olduğunu belirterek "bunların isimlerinin hepsini bildirmeye kalksam çalıştığınız gazetenin size tahsis edilen sütunları yetmez" diyordu. Bayrak aynı zamanda uluslararası çapta bir silah kaçakçısıdır. Adı Frank Terpil adlı eski CIA ajanının açıklamalarında da geçmiştir. 12 Eylül'lü yıllar, yurtdışında ve yurtiçinde MHP bağlantılı uyuşturucu ticaretinin yaygınlaştığı yıllardır... Örneğin İsviçre Narkotik Polisi'nin 1984 Nisan'ında "Mısır Koçanı Harekatı" adını verdiği operasyonda yakalanan kişiler ve ele geçirilen eroin, bunun açığa çıkan küçük bir parçasıdır. MHP'nin katilleri. Abdullah Çatlı, Hasan Hüseyin Şener, Mehmet Şener ve Oral Çelik bu kez eroin işindedirler... Ve 12 Eylül'le birlikte mafyada yeni bir adlandırma ortaya çıkar: Ülkücü mafya. Faşistler mafyacılıkta bir çığ gibi büyür ve devletin resmi güçlerinin desteğiyle palazlanırlar yıllarında Ülkü Ocakları Derneği Urfa Şube Başkanı olan Ali Yasak, yeraltı dünyasındaki adıyla "Drej Ali"; sümüklü faşist Alaaddin Çakıcı, Nihat Akgün, Necdet Ulucan, Yaşar Aktürk, Turan Çevik, Sedat Peker, Fevzi Öz, Metin Kayaçağlayan, Nurettin Güven... Bunlar yalnızca buzdağının görünen kısmıdır. MHP Susurluk'tur. 30 yıldır yaptığı katliamların, işkencelerin, soygunların hesabını halka ve devrimcilere vermekten kendini kurtaramaz. Halkın Adaleti dün olduğu gibi, bugün de MHP'nin ve onun eli kanlı yöneticilerinin ensesinde olacaktır.*

7 Ankara'da Öğrenci Gençlik Bahar Şenliği Yaptı "ÖĞRENCİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ" Üniversiteli gençlik yıl sonunda "Bahar Şenlikleri" düzenleyerek halkımızın kültür, gelenek ve değerlerine sahip çıkıyor. Yapılan şenlikler emperyalizmin ve onun işbirlikçisi oligarşinin dayattığı yoz kültüre, YÖK'ün üniversitelerde üniversiteli gençliği tektipleştirme politikalarına alternatif olmaya devam ediyor. Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencileri de 21 Mayıs günü böyle bir etkinlik düzenlediler. Etkinlik saat 14.30'daTÖDEF/AYÖ-DER'li bir öğrencinin açılış konuşması ile başladı. Konuşma da şöyle denildi: "İsteriz ki baskıların yoğun olduğu, şovenizmin kitlelere empoze edildiği tüm halk kesimlerinin, baskıya ve sömürülmeye devam ettiği şu günlerde Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencileri olarak, gençliğin yozlaştırılmaya çalışılmasının önünde duralım, halkları kardeşliği şiarını türkülerimizle yükseltelim. Ve diyelim ki 'Öğrenciyiz Haklıyız Kazanacağız'". Açılış konuşmasının ardından sahne alan Grup Özgürlük Türküsü konser verdi. Grup Özgürlük Türküsü'nün söylediği marşlarla ve türkülerle coşku doruğa çıkarken öğrenciler halaylar çektiler. Ayrıca TÖDEF'li öğrencilerin stand açarak Kurtuluş gazetesi, Devrimci Gençlik dergisi, Tavır ve Grup Yorum kasetlerini yardım amaçlı satmaları yoğun ilgi çekti. Yaklaşık 900 kişinin katıldığı şenlik saat 16.00'da sona erdi. Şenlikte sık sık "Öğrenciyiz Haklıyız Kazanacağız", "Cebeci Faşizme Mezar Olacak", "Yaşasın Halkların Kardeşliği", "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür" sloganları atıldı.* 13'üncü İTÜ Şenliği Sona Erdi H er yıl geleneksel olarak yapılan İTÜ öğrenci meclisi girişimi tarafından düzenlenen İTÜ şenliği 20 Mayıs Perşembe günü sona erdi. 11 Mayıs günü başlayan İTÜ şenliğine birçok yazar ve sanatçı katılırken günler süren şenlikte etkinlikler ve kutlamalar düzenlendi. Şenlik kutlamanın son günü olan 20 Mayıs Perşembe günü 16.00'da başladı. İlk olarak Karadeniz horon ekibinin oynadığı Karadeniz halk oyunlarından sonra sahneyi Grup Zülfikar ve Yırtık Uçurtma grubu aldı. Yırtık Uçurtma söylediği türkülerin ardından İTÜ Öğrenci Meclisi Girişimi tarafından gelen mesajlar okundu. DLMK, HÖP, Marmara Halk Bilim Klubü, Öğrenci Kültür Merkezi Fikir Klübü, İYÖ-DER ve Ümraniye Hapishanesi'nde tutsak olan Zehra Kulaksız'ın mesajları okundu. Zehra Kulaksız'ın yazdığı mesajda "Ben şu anda Ümraniye hapishanesinde bulunmaktayım. Bir zamanlar sizinle birlikte demokratik üniversite mücadelesi veriyordum. Ve bu mücadele sonucunda tutsak düştüm. Bu tutsaklık beni hiçbir zaman yıldırmadı, yıldırmayacak. Demokratik üniversite mücadelenizde hep yanınızda olacağım." Zehra Kulaksız'ın bu mesajının ardından sahneyi Grup Yorum aldı. Grup Yorum'un sahneye çıkmasıyla birlikte söylediği türkülerle şenliğe katılanlar tarafından halay çekilmeye başlandı. Çekilen halayların ardından Bize Ölüm Yok, Güven Park, Cemo, Dağlara Gel, Mitralyöz marş ve türkülerinin ardından Grup Yorum tarafından konuşma yapıldı. Şenlikte son olarak sanatçı Yaşar Kurt'un sahnede yer almasının ardından sona erdi kişinin katıldığı İTÜ Öğrenci Meclisi Girişimi'nin düzenlediği İTÜ şenliği saat 22.00'de sona erdi.*

8 H Yüksel Caddesi'nde 78'inci Hafta Kayıplar Devletin Tükenişidir alkımız, kaybedenlerden hesap sormak için, düşünce özgürlüğü için, demokrasi için, insanca yaşamak ve devletin pervasızca saldırılarına son vermek için 22 Mayıs Cumartesi günü Ankara Yüksel Caddesi'nde 78. kez beraberdiler. Eylemde yapılan konuşmada şöyle denildi: "Ülkemizde en temel insan hakları bile rafa kaldırılmıştır. Kişisel haklara yönelik saldırılar artarak devam ediyor, özellikle keyfi gözaltılar gelenek haline getirilmiştir. Nerede kimin, nasıl gözaltına alınacağı bilinmemektedir. Bu gözaltılar evrensel hukuk sistemine ve bizim temel insan haklan anlayışımıza aykırıdır." Açıklamada ayrıca "Bugün hapishanelerde yatan insanların çoğunluğunu düşüncelerini ifade edenler oluşturuyor. Ülkemizde gün yoktur ki yayın kurumlan basılmasın ve insanlar düşüncelerini ifade ettiği için hapishanelere tıkılmasın" denildi. Eylemde "Kurtuluş Namussuzlara Karşı Savunulan Vatandır", "Kara Sayfalar Tükenişleridir", "Kurtuluş Susmadı, Susmayacak-Ankara Kurtuluş", Türkiye Halkları ABD ve NATO'nun Suç Ortağı Olmayacak Haftalardır Yugoslavya halkları üzerine bombalar yağdırarak emperyalistler yüzlerce insanı katletti. Yüzlerce insanı katleden uçakların ülkemizden kalkması, aktif rol oynayarak halkların bombalanması için Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin uçak vererek bizzat katılması üzerine devrimci hareketin Avrupa Temsilciliği bir açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi: "Şu anki hükümet Yugoslavya halklarının katledilmesinin birinci derecede sorumludur. Türkiye halklarının bu savaştan hiçbir çıkar yoktur. Var diyenler tekelci patronların kiralık kalemleri, halkını satan vatan hainleridir. Körfez savaşında da bir koyup beş "Kayıplar Devletin Çaresizliğidir Kaybedilen 500 İnsanımız Nerede- HÖP", "Hücrelere İzin Vermeyelim", "Devrimci Tutsaklara Özgürlük", dediler. İncirlik'ten kalkan uçaklar Irak halkının üzerine bombalar yağdırdı. Amerika'nın attığı bombalarla kadın, çoluk, çocuk katledildi. Sonuçta karlı çıkan ABD ve diğer emperyalistler oldu. Ne halkın yaşadığı yoksulluk bitti ne de ulusal onurumuz korundu. Sadece ülkemiz Irak halkının katledilmesi için Amerika'nın hizmetine sunulmuş oldu. Türkiye halkları onuruna düşkündür. Halklarımızın ne Ortadoğu ne de Balkan halklarıyla alıp veremediği yoktur. Dünya halklarının baş düşmanı NATO ve ABD'dir. Ülkemizi emperyalistlere peşkeş çeken, halklarımıza ulusal onursuzluğu dayatan hükümet ve onun partileridir."* "DGM'ler Kapatılsın" dövizleri açıldı. Eylemde "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak", "Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur", "Katil Devlet Hesap Verecek" sloganları atıldı 'da başlayan eylem saat İ3.00'da bitirildi.*

9 DİRENİŞ... "TEK BAŞIMIZA" OLSAK DA! "Büromuza geldikleri sırada ben Haber Merkezi'nin olduğu birinci kattaydım. Diğer arkadaşlar barikat kurup yukarı çıktıklarından ben burada yalnız kaldım. Ancak yalnız da kalsak barikat geleneğimizi devam ettirmeliyiz diye düşünerek ben de burada barikat kurmaya başladım... Bu barikatın çözülmesiyle arşive yönelerek ikinci barikatı kurdum." '29 Nisan günü Kurtuluş Gazetesi'ne yapılan baskını böyle anlatıyordu bir direnişçi. "Arkadaşım barikat kurmaya başlamıştı. Ben ise balkona çıkıp dışarıdan toplanan insanlara seslendim. Burası Devrimci Gençlik Bürosu... Gerçek suçlu olan şurada gördüklerinizdir. Biz onların çirkin yüzlerini yazıyoruz... Biz olmasak ta bizden sonrakiler yazmaya devam edecek." Bu sözler de, yine aynı gün polis baskına uğrayan Devrimci Gençlik Dergisi muhabirinin. İki ayrı yere baskın yapıyor polis. Ama bu iki ayrı yerde aynı tavırla karşılaşıyor. Direniş ve barikatlar çıkıyor karşına. Aslında biliyor da buralara eline kolunu sallayarak, keyfi istediği zaman giremeyeceğini. Çünkü başka dergi bürolarına benzemiyor bunlar. Onun için bir büro baskınına yüzlercesi birden geliyor. Hemen her zaman yaptıkları gibi önce sinsice çaktırmadan faka bastırmak istiyorlar ama olmuyor. Ellerinde silah ve demir çubuklarla saldıran onlarca polise karşı tek başına karşı koyuyor Kurtuluş'taki direnişçi. Bulunduğu mevziyi barikatlar kurarak adım adım savunuyor, direniş geleneğine bir halka da kendisi ekleyerek sahip çıkıyor. "Ben tek başıma ne yapabilirim ki!" diye düşünmüyor. Yüzlerce polis karşısında iki kişiler Devrimci Gençlik'te. "Sayımız az, güçler dengesiz!" demiyorlar. Biri barikat kurarken diğeri çıkıp halka sesleniyor. Gelenek sürüyor. Başka yerlerde ise başka türlü yaşanıyor bu polis baskınları. Aylardır demokratik kitle örgütlerine yönelik yoğun bir şekilde polisin saldırı ve baskınları sürüyor. Ve sol aylardır, bu saldırılara karşı direnmek gerektiğini yazıyor. Ancak pratiğe bakıldığında yazılıp çizilenler kağıt üzerinde kalıyor. Tekrar tekrar yazılıyor. Saldırılar, baskınlar sürüyor ama değişen bir şey olmuyor. Peki neden? Kurtuluş'ta bir kişi tek başına, Devrimci Gençlik'te iki kişi onlarca yüzlerce polise karşı direniyor da, başka yerlerde onlarca kişi birden hiçbir direniş göstermeden mevzilerini neden, nasıl terkediyor? Yıllardır yaşanır bu, aylardır ise daha da yoğun yaşanıyor ama sol bu konuda da kendisini sorgulamıyor, neden böyle oluyor diye sormuyor. Demek ki ortada önemli bir sorun var. Sadece direnelim diye yazmakla direniş örgütlenemiyor. Politikalar doğru mu, doğruysa niye hayata geçmiyor? Moralsizlik mi, kendine güvensizlik mi? Öyleyse kaynağı ne? İdeolojik zayıflık mıdır yoksa? Eğer direnmek gerektiğine inanılıyorsa, direnilmek isteniyorsa öncelikle bu soruların cevapları bulunmak, netleştirilmek zorundadır. Bu soruların cevabı bulanmadan, kaynağı tespit edilmeden ve eksikliği, zaafı giderecek adımlan atmadan gelişmek mümkün değildir. Bu noktada yapılacak birlikler de işe yaramaz. Direnmeyenlerin birliğinden direniş çıkmaz. Güçsüzlerin birliğinden güç doğmaz. Diyelim faşist saldırılara karşı bir birlik yaptık. Saldırılar oluyor, sen tek başına direniyor, saldırılara karşı koyuyorsun ama o pratikte hiçbirşey yapmıyor, sadece yazmaya devam ediyor. Böyle birlik olur mu, ya da bunun adından başka nesi birlik olur? Sol bunlara cevap bulmalıdır. Sağlam bir birliğin temelinde yatan politikada tutarlılık, ideolojide netlik, kendine güven ve yüksek moral ve buna uygun pratiktir. Peki nasıl olacak bu, nasıl yaratılacak? DİRENİŞ GELENEĞİMİZİ YAYGINLAŞTIRMALIYIZ Direniş geleneğinin yaratılmasında ve sürdürülmesinde temel olan meşruluğa inançtır. İdeolojiye, örgüte, halka güvenle sağlanır bu inanç. Meşru olan biziz, meşruluğumuzu her her koşul altında savunmalı ve halka da anlatmalıyız. Meşru olmayan, suçlu olan hiçbir gerekçe göstermeden elinde silah ve demir çubuklarla saldıran, balyozlarla kapılarımızı kıranlardır. Meşru olmayanlar bizleri yaka paça gözaltına alıp karakollarda işkence yapıp her türlü çirkin saldırıda bulunanlardır. Meşru olmayanlar halka her türlü baskıyı reva görenlerdir. Bizler her koşul altında direnme geleneğimizi sürdürmeli ve meşruluğumuzu halka anlatmalıyız. Ve asıl suçluların kimler olduğunu halka göstermeliyiz. Oligarşinin uyguladığı her türlü terör, baskı, saldırı karşısında devrimci şiddet ve devrimci direniş meşrudur. Meşruluğumuzu savunalım. Geleneklerimize sahip çıkmalıyız. Direniş ve teslim olmama geleneğini hayatın her alanına yaymalıyız. Bulunduğumuz her alanda, Legal veya illegal faaliyet yürüttüğümüz, çalışma yaptığımız her kurumda tek başımıza da kalsak, yaşadığımız her alam saldırılar karşısında bir direniş mevzisine çevirmeliyiz. Saldın ve baskınlar karşısında yalnız ya da topluyken, meşru ve haklı olan bir insanın düşünmesi gerektiği gibi düşünmeli, hiçbir tereddüte kapılmadan, başkalarından bir şey beklemeden gereken tavır koymalıyız.*

10 OLİGARŞİNİN HÜCRE-TECRİT UYGULAMASI, YAŞANANLAR VE DEVRİMCİ TAVIR Oligarşinin devrimci, ilerici, yurtsever tutsakların direniş çizgisini geriletme ve giderek teslim alma politikalarında önemli bir araç olarak düşündüğü hücre tipi hapishaneler, bugüne kadar gündemden hiç düşmedi. Oligarşi ne zaman ki halk muhalefetinin önünü alamamış, halka daha fazla saldırmanın hazırlıklarını yapmıştır. Hapishanelerdeki devrimci tutsaklara yönelik saldırılar da halka saldırmanın ilk adımı olmuştur. Bu saldırılarını "meşru" bir zemine oturtabilmek için her türlü yalan ve demagojiyi kullanmıştır. Koro halinde, hapishanelere hakim olamadıklarını, denetleyemediklerini, hapishaneleri kendi temsilcilerinin değil devrimcilerin yönettiğini, sayım alamadıklarını, arama yapamadıklarını, devrimcilerin dışarıya talimat verdiklerini, militan yetiştirdiklerini, hapishanelerin firarlarla yol geçen hanına döndüğünü vb. vb. tekrarlayıp durmuşlardır. Oligarşinin her kademeden sözcüsü, bu durumdan kurtulmanın biricik yolunun ise, Hücre Tipi Hapishanelerden geçtiğini defalarca kez açıklamıştır. Hücre tipi hapishaneler ve devrimci, yurtsever tutsakların tecriti Türkiye devrimci hareketi için yeni değil. 12 Eylül koşullarında bu tip hapishaneler ve' tecrit uygulamaları fiziki-psikolojik işkence, tek tip elbise uygulaması, sıkıyönetim mahkemeleri, her türlü insani ve demokratik talebin yasaklanmasının yanında ve pekçok baskının uygulanmasını kolaylaştıran bir araç olarak kullanıldı. Cuntadan sonra da defalarca (çoğunda Eskişehir tabutluğu nezdinde) hücre tipi hapishaneler tutsaklara dayatılmış, ancak oligarşi, direnişler karşısında her defasında geri adım atmak zorunda kalmıştır ölüm orucu direnişi bunlardan biridir. Ölüm Orucu direnişinden bu yana geçen üç yıl düşmana da, devrimci tutsaklara da çok şeyler öğretti. 20 Mayıs Süresiz Açlık Grevi ile başlayıp Ölüm Orucuyla zafere ulaşan bu süreç hapishaneler cephesinde bir dönemeç oldu. Faşizm büyük bir yenilgi aldı. Direnişin etkileri dünya kamuoyuna yansıdı. Bu yenilgiden hareketle düşmanın bir daha saldırmayacağını düşünenler de oldu elbette. Ancak özgür tutsaklar böyle düşünmediler. Çünkü onlar, bunun bir iktidar savaşı olduğunu ve bu savaşın hapishanelerde de kendi özgünlüğünde sürdüğünü biliyorlardı. Her savaşta çatışmaların şiddetlendiği veya durağanlaştığı aşamalar olur; geri çekilmeler, güç toplamalar yaşanır. Hapishanelerde yaşanan da bu olmuştur. Düşman her direnişten sonra yeni saldırı hesaplarına girişmiştir, girişmektedir. Devrimci tutsaklar da direnişin kazanımlarını kendi kişiliklerinde zafere dönüştürerek, hapishanelerdeki örgütlenmelerini daha da geliştirerek, bulundukları hapishanelerde mevzilerini genişleterek kendilerini yeni direnişlere hazırlarlar. İrade savaşı yalnızca direnişlerle sınırlı değildir. Direniş süreci sonrasında da tüm hızıyla sürer. Bu gerçekliği dikkate almayanlar bedeller pahasına kazanılan zaferleri koruyamazlar. Oportünizmin geçen üç yılda düştüğü durum bu olmuştur. Başlangıçtaki zafer sarhoşluğu yerini giderek düşmanın değişik biçimlerde süren saldırılarıyla şaşkınlığa bırakırken, küçük hesaplar, basit kaygılar sergilenmiştir. Hapishaneler cephesinde devrimci tutsakların örgütlülüğünü, birliğini geliştirip güçlendirmek bir yana oportünizm yer yer, attığı adımlar, sergilediği tavırlarla, mevcut örgütlülüğün prestijim de gölgelemiştir. Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu içinde hiçbir politika üretmediği gibi özgür tutsakların ürettiği politikaları, önerileri de geçiştirmiştir. Düşman hemen Ölüm Orucu'nun arkasından Diyarbakır'da saldırmış, tutsakları katletmiştir. Bunun karşısında başta milliyetçi hareket olmak üzere oportünizm de gereken tavrı geliştirmemiştir. İlerleyen süreçte "hücre tipi" politikası tartışılmaya başlanmış, Parti-Cephe tutsaklarının bu politikayı teşhir etme, protesto etme anlamında güçlü bir çıkış yapma önerisi de "erken" bulunarak reddedilmiştir. Yalan süreçlerde gündeme gelen Ceyhan, Sakarya, Buca hapishanelerine yönelik saldırılarda da benzer olumsuzluklar, eksiklikler yaşanmıştır. Kısacası, oportünizm, aradan geçen üç yılda iyi bir sınav verememiştir. Elbette bu süreç daha geniş değerlendirilmelidir. Bugün bazı kesimlerde düşmanın "hücre tipi" saldırısını ne zaman başlatacağı tartışıladursun, faşizm saldırıyı başlatmış durumdadır. "Hücre Tipi", Diğer Önlemlerle Birleşiyor: Amaç Özgür Tutsaklığı Yok Etmektir Hücre tipi hapishaneler, MGK da dahil, devletin pekçok kurumunda defalarca gündem yapıldı, kararlar alındı. Alınan kararlar gereği, Türkiye'nin pekçok yerinde adına "F Tipi" dedikleri toplam 16 hücre tipi hapishane yapılacak. Bunlardan 6'sının ihalesi de yapıldı. Açıklandığına göre; Ankara Sincan, Tekirdağ, İzmir ve Edirne F Tipi Hapishane ihaleleri, her biri 2 trilyon 284 milyar 134 milyon TL ile Ekinciler İnşaat'a; Konya F Tipi Hapishanesi 2 trilyon 147 milyar, Bolu F Tipi hapishane ise, 2 trilyon 177 milyar TL'ye Öz-Yapı İnşaat'a ihale edildi. Bunların kimilerinin 2000 yılı içerisinde tamamlanarak hizmete sokulacağı da açıklandı. Bu girişimleri tamamlar tarzda son günlerde burjuva basın-yayın organlarında, hapishanelerle ilgili provokasyon amaçlı yalan ve çarpıtma haberler de giderek artıyor. Oligarşinin kalemşörleri ve sözcüleri neler yazıp söylemiyorlar ki... Onlara göre, "Her biri terörist yetiştiren okul olan hapishanelere çeki düzen verilmeli"dir. Mevcut koşullarda, "cezaevine giren terörist, pişmanlık duyup uslanacağına, daha bir bilenip çıkmakta" dır. "Cezaevleri ıslah edilmeden, yani teröre fidelik yapan bu mekanlar düzeltilmeden, terörün üstesinden gelmek mümkün değil" dir. "Firarlara neden olan koğuş sisteminden vazgeçilmeli"dir. vb... vb... Oligarşi hücre tipi uygulamasıyla devrimci tutsakların örgütlülüğünü dağıtmayı amaçlıyor. Örgütlü insanları birbirinden tecrit ederek güçsüz düşürmek; örgütlü yaşamdan, disiplinden, birlikte üretmekten, birlikte hareket etmekten, oligarşinin saldırılarını püskürtmek için birlikte direnmekten mahrum bırakmak istiyor. Örgütlülüğü dağıttığında devrimci tutsaklara istediği gibi saldıracağım ve teslim alma politikalarını istediği gibi hayata geçireceğini umuyor. Oligarşi, açıkça "Amacım devrimci tutsakları teslim almaktır" diyemediğinden ve halkımızın hücrelere gösterdiği tepkiyi göğüsleyemediğinden, yine yalan ve aldatmacalara başvuruyor, sözkonusu hapishaneleri "hücre tipi" olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Bunun yerine, "oda tipi", "iki, üç kişilik odalar", "villa tipi odalar", "beş yıldızlı otel" tanımlamaları getiriyor. Sanki "sessiz imha" ile tutsakları katleden kendisi değilmiş gibi, "kalabalık koğuşların insan haklarına aykırı" ve "salgın hastalıklara neden olduğu" yalanını söylüyor. Bunlarla da yetinmiyor. Buyandan hücre tipi hapishaneleri uygulamaya sokmak isterken, diğer yandan devrimci tutsaklara yönelik daha farklı saldırı araçlarını da devreye sokuyor. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün yeniden yapılandırılmasına yönelik yürüttükleri çalışma bunlardan biridir. Bu Genel Müdürlüğü tamamen kontrgerillanın saldırı kurumu haline getirerek, bazı bürokratik ve hukuki engelleri de ortadan kaldırmak istiyor. Yine, devrimci tutsakların herhangi bir saldırı karşısında aynı anda pekçok hapishanede birlikte direnişe geçmelerinin önüne geçmek için "iletişimin kesilmesi", "isyanlarda ilk müdahaleyi yapabilmek için" 30 bin gardiyana "yakın dövüş"ün öğretilmesi, personelin "teorik olarak eğitilmesi" gibi pekçok şeyi hedeflediklerini açıklıyorlar. Oligarşinin Hücre Politikalarını Bir Kez Daha Boşa Çıkartacağız O zaman ne yapılacaktır? Devrimci tutsakların bugüne kadar hücre politikalarına karşı direnişleri, bundan sonra yapacaklarının rotasını da göstermektedir. Oligarşinin saldırılarını püskürtmenin ve hücre tipi hapishanelerini uygulamaya sokmasını engellemenin tek yolu ne pahasına olursa olsun direnmektir. Ama, her şeyden önce hücretecrit uygulamasıyla neyin hedeflendiğinin iyi kavranması gerekir. "Hücre-tecrit uygulamalarıyla bugünkünün ne farkı var", "ikisi de tutsaklık değil mi?" yanılgısına düşülmemelidir. Çünkü, hücre uygulamasıyla asıl olarak devrimci tutsakların siyasi kimliklerinden soyunmaları, davalarına ihanet etmeleri amaçlanmaktadır. 18 Nisan seçimleri sonrasında yeni kurulacak hükümetin, halka saldın hükümeti olacağı açıktır. Bu, halkın öncüleri ve onların moral değeri olan devrimci tutsaklara da saldırılacağı anlamına gelir. Devrimci tutsaklar bu bilinçle hareket etmeli, oligarşiye yeni bir yenilgi tattırmaya hazır olmalıdır. Bunun yolu da, tüm güçlerini birleştirmelerinden, saldırılar karşısında kan-can pahasına direnişe geçmeye hazır olmalarından geçer. Özgür tutsaklar bu sürece hazırdırlar.*

11 yüzlerine bulaşmasının getirdiği hazımsızlıktı. Mahkeme heyeti Av. Zeki Rüzgar'ın salondan çıkartılma kararını tutanağa yazdırır yazdırmaz salondan kaçtı. Suçlarını biliyorlardı. Verilen aradan sonra duruşma yeniden başladığında Av. Zeki Rüzgar salona alınmayınca bu durum avukatlar tarafından belirtildi ve Av. Zeki Rüzgar'ın salona alınması istendi. Mahkeme heyeti avukatların bu yöndeki taleplerini "...sanık avukatları ne olduğu anlaşılamayan şeyler söylediler..." şeklinde tutanağa geçirince, avukatlar Av. Zeki Rüzgar'ın salondan çıkarılmasını protesto ederek duruşmadan çıktılar. Boş salonda ara kararını alan mahkeme heyeti duruşmayı 17 Haziran saat 15.00'e ertelerken, protesto amacıyla salondan çıkan avukatlar hakkında suç duyurusunda bulunmaya karar verdi... Gerekçesi, avukatların müvekkillerine karşı sorumlu oldukları, salondan çıkarak bu sorumluluklarını yerine getirmedikleri, görevlerini ihmal ettiklerinden haklarında suç duyurusunda bulunulması gerektiği idi. Bu dava herşeyin en çıplak yüzüyle ortaya çıktığı, kimsenin kafasında hiçbir kuşku kalmayacak şekilde komplonun yerleştiği bir davadır. Karar önceden ve mahkemede değil, mahkemeden çok daha üst yerlerde verilmiştir. Mahkeme heyetine düşen görev bu kararı tebliğ etmektir. Bunun için de hiçbir yasal ve hukuki kaygı taşımamaktadırlar. Çok uzun hapis istemiyle yargılanan insanlar hakkında hiçbir delil yoktur. Çokça suç iddiası, şuç atımı vardır ama delil yoktur. İlk duruşmadan itibaren heyet ısrarla avukatların gösterdiği ve tüm iddiaları birer birer çürüten delilleri toplamazken, dosyaya konulan kendi topladıkları delillerle komplo ortaya çıkmıştır. Video kasetlerinde Av. Zeki Rüzgar'ın değil silahlı savaşı savunması, tek bir kare görüntüsü dahi yoktur. Mahkeme heyeti işte bundan dolayı hırçındır. Av. Zeki Rüzgar'ın kişiliğinde devrimcidemokrat insanlara, aydınlara, avukatlara komplo kurulmuştu. Şimdi de komplo ellerinde patlamaktadır. Patlamaya da devam edecektir. Kurulan komplonun zerresi kalmayacak, komployu kuranlar, ortağı olanlar altında kalacaktır.*

12 Tek Suçlu Murat Kurt Burjuvazi halka ne faydası, zararı var diye düşünmez. Onun derdi ne yapıp edip en pis işleri, sapkınlıkları bile allem edip kallem edip, magazinleştirip izlettirmek, seyirciyi ekran başında tutmak. Böylece herşey meşrulaşıyor tabii. Bütün pislikler, sapkınlıklar, gayrı meşru işler, ahlaksızlık, namussuzluk, yozlaşma meşrulaştırılıyor. Savaşmalıyız bu kültürle. Burjuvazinin televizyonları, basını ile savaşmalıyız. Yoksa dünyada ne kadar pislik varsa taşıyacaklar, gittikçe daha fazla kirletecekler toplumu. Geçtiğimiz günlerde Kartal Endüstri Meslek Lisesi'nde ABD'de sıkça yaşandığını gördüğümüz olayların bir benzeri yaşandı. Aynı liseden daha önce uzaklaştırılan Murat Kurt adlı genç okula silahla gidip sınıf basarak kız arkadaşı Şebnem Serttaş'ı ağır yaraladı, kendisine engel olmak isteyen öğretmen Hüseyin Ağırman'ı ise öldürdü. Bir kaç gün boyunca televizyon haberlerinde ilk sıraları alan bu olay, öğretmen Hüseyin Ağırman'ın cenazesinin toprağa verilmesinden, Murat Kurt'un yakalanıp, tutuklanmasından sonra olay kapandı, geriye magazinel bir kaç haber kaldı. Bitkisel hayatta olduğu açıklanan Şebnem Serttaş'la ilgili yeni bir gelişme olmazsa belki bir daha da medyanın gündemine hiç gelmeyecek. Peki olay bu kadar basit mi? Üzerinden atlanıp geçilecek adli bir vaka olarak mı görülmeli? Elbette devlet, polis, burjuva basın, düzen partileri böyle görüp, böyle değerlendireceklerdir ama bu ülkenin gerçek sahipleri olarak, halk olarak biz böyle göremeyiz. Ölenler de, öldürenler de bizim insanlarımız, bizim evlatlarımız. Ne oluyorsa bize, bizim çocuklarımıza oluyor. Sorun sadece Kartal'da gerçekleşen bu olay değil. Şöyle sadece son üç-beş seneyi gözümüzün önüne bir getirelim. İntihar edenler, cinnet geçirenler, eşini-çocuklarını öldürenler, ayrılan eşini-sevgilisini öldürenler, çocuklarını rehin alanlar, köprülerden atlayanlar, kendini yakmaya kalkanlar ve daha birçok farklı biçimlerde ruhsal bozuklukların, bunalımların ortaya çıkardığı olaylar her geçen gün çoğalmıyor mu? Peki neden böyle oluyor, neden bu olaylar durmadan çoğalıyor? Kestirmeden, bunları düzen ortaya çıkarıyor. Düzen yozlaştıkça, yoksulluk artıkça çaresiz kalan, bunalıma düşen insanlar çoğalıyor. Bu tür yollara başvuranlar artıyor denilebilir. Evet, doğrudur. Sonuçta düzenin yarattığı bozukluklar, çarpıklıklardır. Ama örneğin yoksulluk, çaresizlik illa da herkesi bunalıma sürükleyecek, cinnet geçirtecek, herkesi hırsız, katil yapacak diye bir kural yoktur. O zaman insanları hem kendilerine hem de başkalarına daha fazla zarar getiren normal olmayan davranışlara yönlendiren faktörlerin ne olduğunu, bunda kimin ne kadar pay sahibi olduğunu da ortaya koymak gerekir? İşte burada gece gündüz insanların beynine giren medyanın oynadığı rol büyüktür. Burjuva televizyonlar, gazeteler, dergiler güya haber diye dünyada, özellikle de ABD'de ve ülkemizde gerçekleşen intiharları, cinayetleri, çeşitli sapkınlıkları defalarca tekrar tekrar öyle veriyorlar ki adeta insanların beyinlerine kazıyorlar. Elbette bunlar da bunalımda olan, çaresiz kalan veya ileride bu duruma düşen insanların bilincinde adeta içinde bulundukları bunalımdan, çaresizlikten çıkmanın bir "çözüm" yolu haline geliyor. Yani medya bunları zaten bunalımdaki insanlar için bir "alternatif" gibi sunuyor. Burjuvazi ekonomik, askeri anlamda Türkiye'yi belki küçük Amerika yapamadı ama, medyanın yozlaşmada, sapkınlık ve çarpıklıklarda ABD'ye benzetmek konusunda bayağı başarı sağladığı ortada. Clinton'un, bilmem şunun bunun, aşk maceraları, sapkınlıkları günlerce, üst üste yayınlanır. Bilmem hangi ülkede kim nasıl cinayet işlemiş... Soygun yaparken tezgahtan nasıl döverek öldürmüşler... Aşk, intikam cinayetleri... Bunlar ne diye ekranlara getirilir, neden defalarca izlettirilir? Halka faydası ne bunların, halkı ne ilgilendirir? Burjuvazinin derdi değildir bu soruları sormak, halka ne faydası, zararı var diye düşünmez. Onun derdi ne yapıp edip en pis işleri, sapkınlıkları bile allem edip kallem edip, magazinleştirip izlettirmek, seyirciyi ekran başında tutmak. Böylece herşey meşrulaşıyor tabii. Bütün pislikler, sapkınlıklar, gayrı meşru işler, ahlaksızlık, namussuzluk, yozlaşma meşrulaştırılıyor. Savaşmalıyız bu kültürle. Burjuvazinin televizyonları, basını ile savaşmalıyız. Yoksa dünyada ne kadar pislik varsa taşıyacaklar, gittikçe daha fazla kirletecekler toplumu.*

13 Kartal Hapishanesinde tutsakların moral bozukluğu ve icazetçilik. Bu hapishaneye önce adli tutuklular, ardından Newroz gösterilerinden tutuklananlar götürüldü. Şimdi de kimi örgüt davalarından yargılananlar konulmaya başlandı. Yaşananların sınırlı bir kesiti de olsa, tutsak yakınlarının anlatımları neler yaşandığını gözler önüne seriyor. İşte bir tutsak annesinin anlatımları: "O canlı, konuşkan... gitmiş, yerine gözleri belirsiz bir noktaya bakan cansız, yüzü sapsarı kesilmiş biri gelmiş. İlk görüşe gittiğimde bana, 'Bulunduğum hücrede benden başka kimse yok. Kendi kendime konuşuyorum, bağırarak şiir okuyorum, şarkı HÜCRE-TECRİT UYGULAMALARI VE ÜÇ ÖRNEK söylüyorum' demişti. Daha sonra, 'Artık dayanamıyorum, bizi buradan kurtarın, Adalet Bakanlığı'na gidin, buradaki koşullan onlara anlatın' dedi. Çocuğum eriyor o hücrede, adalet bu mu?" Bir tutuklu babasının söyledikleri ise şunlar: "Bulunduğu hücre, 3 ranza, banyo, tuvalet ve bir masanın sığabileceği büyüklükte. Hücrenin önünde sadece 5 adımlık bir kapalı havalandırmaları var. Yemekleri kapı altından ayakla içeri itilerek veriliyormuş. Oğlum, her an kapılardan birinin açılarak kendisinin öldürüleceğinden korkuyor... Her görüşmemizde, 'Baba beni buradan mutlaka çıkar. Bizi mezara koysunlar daha iyi' diyor. Cezaevi müdürünüz nasıl diye sorduğumda ise, 'Mezara koyduktan sonra bekçisi iyi olsa ne olur' diyor. Eski oğlum ile şimdiki arasında dağlar kadar fark var." İlk görüşe gittiğinde kardeşinin ' durumunun normal olduğunu söyleyen bir tutsağın ağabeyi ise şunları söylüyor: "Daha sonraki her görüşte, 'Bizi buradan çıkartın, yoksa delireceğiz' demeye başladı. Durumundan endişeliyiz." "Kardeşim psikolojik dengesini kaybettiğini söylüyor. Öldürüleceğinden korkarak, hastahaneye gidemiyor. Yemekleri yiyemiyormuş. Bu kısa sürede sakalları beyazladı... Birilerinin bir an gelip kendilerine bir şey yapmasından korkuyor." (14 Mayıs 1999 tarihli Özgür Bakış ve Evrensel gazeteleri) Söylenenlerden çıkan sonuç şudur: Mevcut koşullar ve uygulamalar insanların yaşamasına uygun değildir. Tutsaklar her geçen gün daha fazla psikolojik-moral çöküntü içerisine girmektedirler. Hapishane idaresi, tutuklular üzerinde ölüm de dahil, her türden korkuyu büyütmeye çalışmaktadır. Görünen o ki, bu taktik başarılı da olmuştur. Tutsaklar koşulların değiştirilmesi için direnmek yerine, ailelerine "delireceğiz" vb. diyerek, her şeyi kendi dışlarından istemekte ve beklemektedirler. Aileler, olumsuzluğun farkındadırlar, üzülmektedirler ama onlar da başkalarından yardım beklemektedir. Hem ailelerin hem de tutsakların anlatımlarına dayanarak, bunlarla oligarşinin hapishaneler politikası ve hücre-tecrit uygulamasının teşhir edildiği de iddia edilebilir. Ancak verilen mesajda güçsüzlük ve icazet vardır. Bu nedenle anlatımlar oligarşinin hapishaneler politikasını teşhir etmekten öte, halkı sindirme ve teslim alma politikasına hizmet eder. Bu mesajlarda zaferin ancak direnişle kazanılabileceği yoktur. Başta PKK tutsakları olmak üzere kimi tutukluların uygulamaları protesto için "süresiz dönüşümlü açlık grevi" yapıyor olması bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü en başta, yapılan eylem mevcut statüyü değiştirecek nitelikte değildir. "Aydın" icazetçiliği. Kartal Hücre Tipi Hapishanesi'nde yaşananlar tekil örnek değil kuşkusuz. Şair Yılmaz Odabaş'ın Bursa E Tipi Hapishanesi'nde tutuklu iken yaşadıkları ve buna gösterdiği tepki, direnmemenin meşrulaştırılması açısından çarpıcıdır. İşte Yılmaz Odabaş'ın "Düş ve Yaşam" isimli kitabı nedeniyle yargılanıp verilen

14 1,5 yıllık hapis cezasını yatarken başına gelenlerle ilgili anlatımı: "Bu cezaevinde çırılçıplak soyulduğum ve Mart ayının dondurucu soğuğunda, içinde bir ranza ve açık bir tuvalet dışında hiçbir şeyin bulunmadığı tek kişilik bir hücreye konulduğum ilk günden itibaren, 50 gün çok irkiltici tanıklıklarım oldu. Bursa'da çağımıza, Türkiye insanına ve verili hukuk anlayışına yakışmayan bir zulüm kalesi kurulmuştu." (15 Mayıs 1999 Özgür Bakış) Yılmaz Odabaş, hapishanede gördüğü ve yaşadıklarıyla ilgili daha pekçok olumsuzluk anlatıyor. Anlatıyor ama buna uygun düşen tavrı geliştirmiyor. Aydın olma misyonunun gereğini yerine getirme bir yana, yaptıklarının meşruluğuna inanan sıradan bir insanın davranışını bile gösteremiyor. Korkularıyla hareket ediyor. "Halen süren mahkumiyeti nedeniyle ayrıntılı açıklama yapmadığı"nı söylüyor. Ancak bu teslim olmuşluğu kabullenme samimiyetinden de yoksundur: "Ben bu cezayı hücrede de yatarım. Bilincime ipotek koyacak, benim burada canımı alacak değiller." (Öküz Mizah dergisi, Mayıs 1999) Devam ediyor: "... Sonuçta benim de buradaki mağduriyetim, cezaevi idaresinden değil, büyük oranıyla mahkumların istismarından kaynaklanıyor; acı olan bu." Bu söyledikleriyle tam da egemenlerin ağzından konuşan Yılmaz Odabaş, kabul etmese de bilincinin ne kadar ipotekli olduğunu açığa vuruyor. Kendisine (ve başkalarına) yapılanlardan birinci dereceden sorumlu olan devleti aklıyor. İmralı'da yaşananlar. PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın İmralı'da tecrit edilmesi ve "yargılanması" amacıyla yapılan hazırlıklar başka bir örnektir. Öcalan'ın "yaşamımı zorlayan koşullar" diyerek tanımladığı tecritiyle ilgili olarak başta kendisi ve avukatları olmak üzere ailesi ve görüşmeye giden heyetlerin söyledikleri çarpıcıdır: "Hem müvekkilimizin sağlığı, hem de savunma hakkının gerçekleşmesi bakımından tecrit koşulları kaldırılmalıdır." (Avukat Mahmut Şakar, 27 Nisan '99 Evrensel) "Müvekkilimiz Öcalan'ın sağlık sorunlarına ilişkin olumsuz gelişmeler bizleri kaygılandırmaktadır. Sağlığına ilişkin tüm olumsuzlukların ona uygulanan tecritten kaynaklandığı sonucuna varmış bulunuyoruz. Tecritin devam etmesi halinde onun mahkeme önünde savunmasını özgür iradesi ile hazırlaması da mümkün görülmemektedir." (Abdullah Öcalan'ın dilekçesinden, 30 Nisan '99 Özgür Bakış) Yine Öcalan'ın avukatlarından biri, "İlk görüşmemizde sakin ve ölçülüydü, ikinci görüşmemizde ise çok stresliydi" diyor. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ise 2 Mart'ta İmralı'da ziyaret ettiği Abdullah Öcalan'la ilgili olarak hazırladığı raporda hapishane koşullarının rahatlığına övgüler diziyor. Ayrıca, "Öcalan'ın psikolojik durumunun bozuk olduğu kanaatine vardıklarını; hücrede yalnız kalmasının ve dışarıyla temasının olmamasının bu duruma yol açmış olabileceğini; mevcut durumun devamı halinde Öcalan'ın ruh halinin daha da kötüye gidebileceğini" yazıyor. Öcalan'ın İmralı'daki durumuyla ilgili yapılan açıklamalar bu çerçevededir. Hiç mi birşey yapılmamıştır? Avukatları ve Öcalan'ın kendisi tecrit koşullarının kaldırılmasıyla ilgili dilekçeler yazmışlardır. Şüphesiz tecrit statüsünün kaldırılmasının gerekliliğine inanan tüm kesimler bu konuda üzerine düşenleri yerine getirmelidir. Ama sonuç almak için yapılması gerekenler de sır değildir: Açık çatışmayı kabul etmek... Ancak uzlaşma herşeyin merkezine oturtulunca tecrit statüsünün kaldırılması da tıpkı "barış girişimleri"nde olduğu gibi dışındaki güçlere havale edilmiştir. Kısaca mevcut statü kabullenilmiş, değişiklik ise oligarşinin (emperyalizmin baskısı umuttur) insafına bırakılmıştır. Yakacık, Yılmaz Odabaş, İmralı'da... Bu üç örnekte de ortak olan yan, sadece yaşananların aktarılmasıyla sınırlı oluşlarıdır. Koşulları değiştirmek için direniş yoktur. Olan da en geri düzeydedir. Acı tablolar çizmek, ülkemiz devrimcilerinin değil ama, küçük burjuvaların geri yanlarının başında gelmektedir. Temelinde de direnme, karşı koyma dinamiklerinin olmaması veya tükenmesi, kendine güvensizlik vardır. Savaş gerçeğinden uzaklaşıp iktidar bilinci yok olduğunda düşülen yanlışların başında, oligarşinin terörünü olduğu gibi ve hatta abartarak aktarma gelir. Böyle yapıldığında terörü uygulayanların insafa geleceği veya birilerinin "dur" diyeceği beklenir. Oysa, sadece faşizmin hapishanelerde (veya başka alanlarda) uyguladığı baskı, yasak ve terörünü öne çıkarmak, oligarşinin kitleleri teslim alma politikasına hizmet eder.* "Hücre Tipi" Hazırlıkları Sürüyor YAKIN DÖVÜŞÇÜ GARDİYANLAR Adalet Bakanlığı'nın hapishanelerdeki koğuş sistemini hücre sistemine dönüştürme projesi sürüyor. Tepkilere ve direnişlere yol açmaması için şimdilik uygulama sessiz ve derinden sürdürülüyor. Asıl hedefinin siyasi tutsakları teslim almak olduğu bilinen ve adım adım yürütülen bu çalışmanın bir süre sonra siyasi tutsakları da kapsayacak biçimde genişletileceği kesindir. Ancak devlet "ıslah" için hücre sistemi uygulamasını da yeterli görmemiş olacak ki, şimdi de isyanlarda ilk müdahaleyi yapmaları için 30 bin hapishane görevlisine yakın dövüş sanatı öğretecekmiş. Bu gelişme 15 Mayıs'taki Milliyet'te "Body Gardiyan" başlığıyla verilen bir haberde de yer aldı. Bu da hücre sistemine geçiş projesinin bir parçasıdır. Esasında "yakın döğüş" derslerinin bu kadar çok gardiyanı kapsayacak şekilde verilmesi yenidir ama, uygulama yeni değildir; geçmişte Özel Tip hapishanelerin açılışında orada "görev" alacak gardiyanlara böyle kurslar vermişlerdi. Ama bilindiği üzere devlet açısından pek işe yaramadı. Çünkü son sözü direnenler söylüyor. Adalet Bakanı Selçuk Öztek, "Mevcut sistem, artık bitmiş bir sistem" sözleriyle tutsaklara yönelik saldırıları, baskıları, bugüne kadar yapılan katliamları yeterli görmediğini açıklıyor. Bugüne kadar tutsaklara yönelik saldırılarda özel tim, asker, "çevik kuvvet" polisleri, sivil polislerle birlikte çoğunluğunu faşistlerin oluşturduğu gardiyanlar da yer almış, kalaslarla, sopa ve demir çubuklarla saldırarak tutsakların yaralanmalarında ve katledilmelerinde doğrudan rol Oynamışlardır. Ancak bu saldırılara tüm gardiyanların katıldığı anlamına gelmiyor. Saldırılarda yer alanlar ise polis, asker desteği olmadan bu işe tek başlarına girişmeye genellikle cesaret edemiyorlardı. Ancak görünen o ki, devlet, bundan sonra tutsaklara yönelik saldırılarında gardiyanları çok daha etkin olarak kullanmayı düşünüyor. Ama ne hücre sistemi, ne de gardiyanlara öğretilen "yakın döğüş sanatı" tutsakları teslim almaya yetmez. Bugüne kadar yapılan saldırılara barikatlarıyla, yumrukları ve yürekleriyle direnen, şehitler veren özgür tutsaklar yeni saldırılara da direnecekler, siyasi kimliklerini, onurlarını koruyacaklardır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.*

15 Avukat Zeki Rüzgar'a Yönelik Komplo Devam Ettiriliyor Şimdi de Komplo Ellerinde Patlıyor Komplo ile tutuklanan Av. Zeki Rüzgar, TİYAD yöneticileri Ercan Gökoğlu ve Betül Gökoğlu'nun yargılandıkları davanın 4. duruşması 20 Mayıs günü yapıldı. Saat 10.30'da başlaması gereken duruşma mahkeme heyetinin kasıtlı olarak geciktirmesi ile saat 18.00'de başlayabildi. Bu davanın her duruşmasını ve duruşmaların her anını irade savaşına döndüren mahkeme heyeti, gerek yargılanan insanlar ve gerekse avukatlar üzerinde baskı kurmanın bir yöntemi olarak duruşmaları çok geç başlatmayı kullanıyordu. Saat 18.00'de başlayabilen duruşmada heyet henüz başlangıçta avukatları uyararak biraz sonra yapacağı saldırıyı haber veriyordu. Mahkeme, heyetin bir önceki duruşmada avukatlara yaptığı saldırıyı hatırlatmasıyla başladı. Av. Bahri Belen bir yudum su içerek duruşmanın inzibatını bozduğundan (!) heyet tarafından salondan atılmaya çalışılmıştı. Eğer böyle bir şey duruşmada tekrarlanırsa avukatlar ve yargılananlar salondan atılacaktı. Tanık olarak Av. Zeki Rüzgar'ın evinden ve bürosundan alınan disketleri inceleyen ve bilirkişi mütalası veren bilirkişi dinlendi. Aslında dinlenmedi, mahkeme heyeti tarafından yönlendirildi. Bilirkişi kendisine verilen bütün bilgisayar disketlerini incelediğini, disketlerde 37 sayfalık bir istihbarat notunun olmadığını, bazı disketlerin boş olduğunu, bazı disketlerin program disketleri olduğunu, bazı disketlerin de çeşitli savunmalar-temyiz dilekçeleri ile dolu olduğunu ama istihbarat notları olmadığını, disketleri çok ayrıntılı incelediğini belirtmiş olmasına rağmen heyet aynı disketlerin tekrar incelenmesine karar verdi... GEREKÇE BOŞ OLAN DİSKETLERİN DAHA DİKKATLİ İNCELENMESİ GEREKTİĞİNİ, ARADA BİR YERLERE YAZILARIN SIKIŞMIŞ OLABİLECEĞİ idi. Biraz bilgisayar kullanan, tanıyan herkes bilir ki disket ya boştur ya da doludur. Disketlerde araya bir yerlere yazı sıkışmaz. Bu durumun avukatlar tarafından belirtilmesine rağmen heyet ısrarla disketlerin bilirkişiye verilmesini kararlaştırdı. Aynı heyet bir önceki duruşmada da hiçbir tutanakta yer almayan 35'inci disketin yaratılarak gönderilmesi için DGM savcılığına yazı yazmıştı. Bilindiği gibi Av. Zeki Rüzgar'a kurulan komplonun temel delili içinde asker, polis, DGM savcı ve hakimlerinin istihbaratı olan 37 sayfalık istihbarat yazısının bulunduğu bir bilgisayar disketinin bulunduğu iddiasıdır. Bu öylesine güçlü (!) bir delildir ki bu diskete dayanarak mahkeme hakimleri tarafsız olmadıklarından dolayı davadan çekilmişlerdi. Yani komplo bu "delil" üzerinden yürüyordu. Ama komplonun temeli olan delil ortada yoktu. Bunun yaratılması için de ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Çeşitli tutanaklarda disket sayısı farklı farklı gösteriliyor. Disket sayıları tutanaklarda 26, 27, 32, 33 ve 34 adet olarak geçiyor. Üstelik bilirkişiye en yüksek rakam olan 34 adet disket gönderilmiş olmasına rağmen çaresizlik içinde komployu kurtarmaya çalışıyorlar. Bundandır ki 35'inci disketin yaratılması için savcılara yazdıkları gibi şimdi de boş olan disketlerin tekrar daha dikkatli incelenmesini istiyorlar. Öyle ya aralarda biryerde sıkışmış olabilir!.. Disketlerin tekrar bilirkişiye verilmesinden sonra duruşma taleplerin dinlenmesi ile devam etti. Davayı baştan sona değerlendiren Av. Zeki Rüzgar ciddi bir iddia ile yargılandığını, TCK 168/1 maddesi gereği 22.5 yıl hapis istemiyle yargılandığını ve kendisi aleyhine iddiaların temel delili olan disketlerin çözümüne dair bilirkişi raporunun heyet tarafından okunmadığını söyleyince başkan kendilerine hakaret edildiğini, Av. Zeki Rüzgar'ın salondan çıkarılması gerektiğini söyledi. Oysa bir önceki duruşmada hakimler henüz bilirkişi raporunu okumadıklarını kendileri söylemişlerdi. Tabi ki asıl neden okumak ya da okumamak değildi. Asıl neden komplonun ellerine,

16 Analarımız da Elbet Gülecek! "Gün gelecek, Özgürleştirdiğimiz vatan topraklarında Analar acı çekmeyecek. Vatanımızın özgürleştiği gün Anaların çığlıklarının Dindiği gün olacak. İşte o gün Senede bir gün değil Her gün, onların günü olacak." (Müjdat YANAT, 1996 Ölüm Orucu Şehidi) ANALARIMIZA Ne çok uğraştılar umudu sahiplenmenizi engellemek için. Ne tarla bıraktılar ne yakmadık tapan. Ne çok yiğidin canını aldılar. Ne çok ev yakıldı, yıkıldı. Öyle ki, bayramlarda ziyaretine gittiğiniz, düğünlerde, cenazelerde sevincinizi acınızı paylaştığınız köylerin dumanı tütmez oldu. Ev ev değil, toptan yokedildi köylerimiz. Yurtsuz bırakıldınız. Aç, susuz. Tepenizde tanklar, paletler... Ne oldu ama başarabildiler mi? Yüreklerinize korkuyu çörekleyebildiler mi? Nasıl engelleyebilirler ki, dokuz ay karnında taşıdığın, can verdiğin evladım sahiplenmeni? Ne engelleyebilir? Zulüm mü? Açlık mı? Evladının kılına zarar geldikten sonra eline aldığın her lokma diken olup boğazına dikilmez mi? İçtiğin her damla su zehir olmaz mı? Karalara bürünüp yas eylemez misin? Herşey canından can parçan için değil mi? İşte bu yüzden başaramadılar, başaramıyorlar ya. Siz ki, yiğit, emekçi, vefalı ve yüreği sevgi dolu analarımız. Ölüm Oruçları'nda yerlerde sürüklenen, gözaltına alınan işkence gören ama evlatlarının öldürülmesine izin vermemek için meydanlara, sokaklara çıkmaktan, düşmanın yakasına yapışmaktan vazgeçmeyen analarımız. Evladını kavgada şehit veren, ardından "Yas tutmayacağım, ağlamayacağım; bugün düğünümüz" deyip öfkesini isyana dönüştüren analarımız. Yıllardır hapishane kapılarını yol eyleyen; kar, kış demeden evlatlarının görüşüne giden analarımız. Kavgamızın güzelliğini bizlerle birlikte taşıyan, bizlerle mücadelenin havasını soluyan analarımız. Yuvasını korumak için yıkıma gelen dozerin önüne bedenini yatıran kondulu analarımız. Gün doğumundan batımına, tarlada, bahçede, evde, davar peşinde koşturan, üretirken kendini tüketen, gün yüzü görmeye hasret köylü analarımız. El kapısında çalışmaya mecbur bırakılmış işçi, memur analarımız. Ve daha niceleri. Kutsal bellenmiştir Analık. Emeğin en yücesini, sevginin en büyüğünü sunar evlatlarına. Her acıya dayanır, her sıkıntıya katlanır. Yemez yedirir, içmez içirir, giymez giydirir. Amaçları evlatlarının iyi gün yüzü görmesi, hayırlı bir evlat olmasıdır. Ailesine, yuvasına bir zarar gelsin hele, durduramaz kimse hıncını, öfkesini. O zaman kartallaşır bakışları. Hele ki devrimci olunca ana, devrim kadar genişler yüreği, neler sığmaz ki o zaman içine. Bir ülke sığar artık, bir ülkeyi basar bağrına. Artık binlerce evladı, binlerce ferdi vardır ailesinin. İnandı mı bir, dövüşkendir analarımız. İnancını yavrusu gibi saklar, büyütür içinde. Soluğunu kavgaya kattı mı artık zafer bizimdir. Onlar ki, 12 Eylül'ün en karanlık yıllarında dahi sonsuz bir sevgiyle evlatlarını sahiplenenlerdir. Yıllarca, en ağır baskı koşullarında dahi yağmur, kar, boran demeden günlerce hapishane önlerinde bekleyen, TBMM'nin kapısına dayanan, katliamların, işkencelerin hesabını soranlardır. Kayıpların hesabını sorduklarında "cebimde mi ki, çıkarıp vereyim" diyen Demirel'e, duymadıysanız alın size kan diyerek fırlattıkları kan şişeleriyle cevap verenlerdir. Onlar, ellerinde kaybedilmiş, katledilmiş oğullarının, kızlarının resimleriyle Galatasaray Lisesi önünde, Yüksel Caddesinde, Konak'ta... "Evlatlarımız Nerede" diye haykıranlardır. 96 Ölüm Orucu'nda kendine aydın, ilerici diyenler, suskunluğa gömülürken meydanlarda ilk onların sesi yankılanmıştır. "Evlatlarımız Onurumuzdur", "biz doğurduk size öldürtmeyeceğiz" diyerek hergün eylemden eyleme koşmuşlar, yaşlı bedenlerini evlatlarıyla birlikte açlığa yatırmışlardır. Onlar ki, oğullarını, kızlarını artık zılgıtlarla savaşa göndermekte, zılgıtlarla toprağa vermektedir. Ölüm Orucu şehidimiz Ayçe İdil ERKMEN'in dediği gibi; "Durulur mu güzel anam, durulur mu? Siz yanımızdayken durulur mu? Sizin için direnilir, sizin için ölünür"... Bugün ülkemizde burjuvazinin gösterdiği gibi "mutlu anne, gülen çocuk" tablosu yoktur. Gerçek değildir bu tablo, aldatmacadır. Adalet, onur ve namus için mücadele eden binlerce devrimci katledilmiş, analarımızın gözpınarları kurumuştur. ASKER ANALARI; Düşman olmayın devrim şehitlerinin analarına. Düşman olmayın devrimcilere. Bu güzel vatanımızı talancılarin, soyguncuların, ahlaksız ve sahtekarların elinden kurtarmak için, ülkemiz bağımsız, halkımız özgür olsun, zulüm, baskı görmesin diye savaşan devrimciler değildir senin düşmanın. Düşmanın, bu ülkeyi emperyalistlere peşkeş çeken, evladını bir avuç işbirlikçinin, soyguncunun çıkarlarını, düzenini korumak için halka karşı savaştıranlardır. Evladının ölümüne sebep olanlar onlardır. Koçların, Sabancıların, Çiller, Mesut Yılmaz, Demirel, Ecevit'lerin çocukları gitmiyor savaşa. Asıl onlara düşman olmalısınız. Bir onlara bakın, bir de devrim şehitlerinin analarına. Sana kim daha çok benziyor, aynı çileleri, aynı acıları kim yaşıyor? Ancak bu zulüm düzeni yıkıldığında biter halkın gözyaşı, acısı. Ancak halkın iktidarında halkın evlatlan birbirine kurşun sıkmak zorunda kalmaz. Kininizi, öfkenizi bu düzene, bu düzeni sürdürmek isteyenlere yöneltmelisiniz. Devrim şehitlerinin analanyla birlikte bu zulüm düzenine karşı mücadele etmelisiniz.

17 Bu öyle bir düzendir ki, analarımızın da yüzü gülecek. Kahrın, yaşındaki analarımızı yerlerde öfkenin, üzüntünün değil, sevincin sürüklemekte, işkence yapmaktadır. gözyaşları akacak gözlerinden. O gün Susurluk Devleti'nin analara verdiği Susurluk Devleti'nin yıkıldığı, demokratik değer budur. halk iktidarının kurulduğu gündür.* Elbet bu topraklarda BİR KİTAP Kitabın Adı: "ANA BABALARIN EL KİTABI" Yazan: Anton S. MAKARENKO Yayın Evi: Sorun Yayınları, 320 sayfa "Eğitmeyi bilmek de bir sanattır... piyano çalmak, bir tablo yapmak, iyi bir firezeci ya da iyi bir makina ayarcısı olmak sanatı gibi" diyor Makarenko. Makarenko eğitimbilim konusunda hem teorik hem pratik çalışmaları olan bir eğitimcidir. Yaşam Yolu 1-2, onun Türkçe'ye çevrilen kitaptan arasında adı en çok duyulan, ve ülkemizde yılardır beğeniyle okunan bir eğitim kitabıdır. Ama, o sadece bir yazar değil, pratiğin içinde biridir; şu sözleri de bunu anlatır: "30 yıldan beri, eğitsel çalışmalarla uğraşıyorum. Bu sürekli çalışma için 200 bin saat ayırdım. Elimden 3 bine yakın çocuk geçti..." Makarenko, "Ana Babaların El Kitabı"nda; dokuz bölüm halinde, her bölümde değişik olay ve sonuçlara vurgu yaparak yaşadığı deneyleri aktarmaktadır. Kitap; çeşitli aile tiplemelerini, uyumsuz çocukları, ana babalarla çocuklar arasındaki karmaşık ilişkileri, ana babaların ve çocukların toplumla olan ilişkilerini vermeye çalışıyor. Kuşkusuz bu kitapta Makarenko okuyucuya hazır bir "reçete" sunmuyor. Toplumun geleceği olan çocukların eğitimi ve toplumun en küçük hücresi olan ailenin nasıl olması gerektiğini örnekler ışığında tartışıyor. Okurken kah öfkelenecek, kah kızacak, kah sevineceksiniz, olay ve anlatımlar sizi sürükleyecek kadar canlı ve ders vericidir. Makarenko'nun anlatımı da, eşler arasındaki emek ve sevginin, çocuklara yaklaşımın nasıl ciddiyetle ele alınması gerektiği konusunda herkesin kafasını açacak ölçüde nettir. Paylaşma, dayanışma, sevgi ve insan saygısı bu yaklaşımın özünü oluşturur. Kitap sadece ana-babalar için değil, çocuklar, gençler, yaşlılar kısaca, herkes için bir eğitim kitabı olabilecek bir özelliğe sahip. Kitap okunduğunda her insanın başta kendisi olmak üzere, tüm ailesini ve aile ilişkilerini yeniden gözden geçirip sonuçlar çıkarabileceği düşüncesindeyiz. Anlatılan her deneyden çıkarılacak sonuçların günümüze, insan ilişkilerine, kendi yaşamımıza dönük yanlarıyla incelenmesi ilerletici ve geliştirici olacaktır. Makarenko daha kitabın 1. Bölüm girişinde kendisine şunu soruyor. "Bugünün ana-babaları çocuklarını yetiştirirken, ülkemizin tarihini, giderek dünya tarihini yapacak olan insanı yetiştiriyor. Böyle geniş bir konunun onca ağırlığını taşıyabilecek kadar güçlü mü omuzlarım?" (s. 9) Makarenko gibi ana-babalar da bu sorunun cevabım açıklıkla verebilmelidir. Çocuklarımızı yetiştirirken onlar nasıl hazırlıyoruz? Onlara tarihi, değerlerimizi, onurlu olmayı, haksızlığa, adaletsizliğe karşı durmayı, boyun eğmemeyi öğretiyor muyuz? YOKSA bencilliklerimiz öne çıkıyor ve "aman oğlum, kızımın başına bir iş gelmesin" deyip onları boyun eğen bir yaşam için mi yetiştiriyoruz? Düzenin çocuklarımızı, gençlerimizi ne hale getirdiği, onları nasıl kişiliksiz, zayıf ve korkak kişiler yapmaya çalıştığı, uyuşturucu, alkol ve fuhuşla onları nasıl bir geleceğin beklediği hiç de yabancımız değildir. Bir anne-baba olarak artık karar verme zamanımız gelmiştir. NASIL ÇOCUKLAR İSTİYORUZ? "Ülkenin tarihini, giderek dünya tarihini yapacak olan çocuklar mı?" yetiştireceğiz, yoksa, "zavallı, bencil, sıradan, düzeni devam ettiren küçük insanlar mı" yetiştireceğiz? Çoğu zaman ana-babalar çocuğunu sevme, koruma görünümü altında onun adına düşünür, onun adına karar verir. Çocuklarını tüketici ve giderek bir asalak haline getirirler. Sevgi adına çocuklarının kişiliğinin gelişmesinin önünde ENGELDİRLER. Çocuklarına İYİLİK değil, KÖTÜLÜK yaparlar. Evet analar babalar, nasıl çocuklar yetiştiriyorsunuz? Bir "Düşman" mı? Halkına, değerlerine, ana-babasına yabancı, toplumsal olaylara duyarsız, insan sevgisinden uzak, asalak ve tüketiciler mi? Ana-babalar çocuklarının geldiği noktadan öncelikle kendilerini sorumlu tutmayı öğrenmelidirler. Çocuk eğer, bir "düşman" olarak yetişmişse bunun bir sorumlusu da o ailelerdir. Makerenko, aile arasındaki sorunların ana kaynağını oluşturan "para" konusuna da el atmadan geçmemiştir. "En şeytanca buluş" olan paranın yokluğunun çoğu zaman aileleri, çocukları yuvarladığı "uçurumlar" bilinir. Düzenin üç kuruş için insanları nasıl çirkinleştirdiğini uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Ama her ana, baba üç kuruş için, eğilip bükülmeyen, kişiliğinden ödün vermeyen insanlar yetiştirebilmelidir. Makerenko, ailenin çocuk eğitiminde izleyeceği yöntemi de tartışmaya açmıştır. Ana-Babalar nasıl bir yöntem, izleyecektir? Çocuğun eğitiminde dayağın yeri nedir mesela? Olmalı mı, olmamalı mı? Makerenko, doğal bir otoriteden yanadır... Tüm bunların daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle kitabı okumak, aile içinde tartışmak yararlı olacaktır.* ANALIĞIN YÜZ KARASI BİR KADIN Oktay Yıldırım bir işbirlikçiydi. Annesi onun halkı, devrimcileri ihbar etmesine aracılık yaptı. Bir özgürlük eylemini engellemek için "oğul" gardiyana koşarken, "anne" de askerlere koşup ihbar yapıyordu. Tutsakların ziyaretçilerini nedensiz yere ihbar ediyor, işkenceye aldırtıyorlardı. "Oğul", polisle kısa sürede bırakılmak için işbirliği yapmıştı. "Anne" de "evladı"nın biran önce çıkması için ihbarcılık yapıyordu. İhanet çukuruna birlikte battılar. Oktay Yıldırım, ihanetinin cezasını canıyla ödedi. "Anne" oğlunun ölümünden sorumlu olarak, cezasını ömür boyu vicdan azabıyla ödeyecek. Ama sahi, böyle bir annede gerçekten vicdan veya bir parça annelik duygusu var mıdır sizce? Ey muhbirin muhbir anası! Ha kızını orospu yapmışsın, ha oğlunu muhbir... Var mı bir farkı? Kızına para için git orospuluk yap demekle, oğluna para için git onun bunun kızını, karısını sat demekle, dışarı çıkmak için insanları gambazla, işkenceye aldırt demek arasında ne fark var ha? Annelik mi bu yaptığın? Böylelikle korumuş mu oluyorsun evladını? Evladının işbirlikçiliğini teşvik eden, gizleyen, onun ölüm kararına imza atmış demektir. Hangi ihanet cezasız kalır ki? Ama diyelim muhbirliğiniz açığa çıkmadı; diyelim ki, "evladın" tahliye oldu! Ne pahasına? Onlarca insanı gözaltına aldırıp işkence tezgahlarına göndermek, onlarcasını hapishanelere attırmak, belki de kimisinin katledilecek olması pahasına. Hangi yüzle bakacaktınız insanların yüzüne? "Oğlumu bıraktılar" derken, neden bıraktılar sorusuna yalan cevaplar verirken vicdanınız sızlamayacak mıydı? Oğlunun çıkması için onlarca insanı işkenceye göndermek, tutuklattırmak, hangi annenin vicdanına sığar? Vicdansız ana! Sen bir ana olamazsın. Ana-oğul birlikte işkenceye gönderdiğiniz, tutuklattırdığınız o insanların da anaları, evlatları yok muydu? Ya onların analarının acısı? Ki, işkenceye aldırdıklarınızın çoğu da anaydı zaten... Yine kıyaslayalım, bir anne evladının iyiliğini ister elbet. Ama onurlu, namuslu bir iyiliktir bu. Bir ana "kızının iyiliği" için, onun orospu olmasını isteyebilir mi? Hainin annesine göre isteyebilir. Orospu olup çok para kazanıp rahat edecektir. Kızı için böyle bir "iyilik" düşünen anne, artık anne değildir; bir genelev patroniçesinden farksızdır. "Sermaye"si az bir Manukyan'dır o. Ya oğlunu muhbir, hain yapan, muhbirliğini teşvik eden ana? Onun da farkı yok Manukyan'dan. Şubedeki işkenceci "kadın" polislerden farkı yok. Ey analar! Oğullarınızı ve kızlarınızı bu düzenin çirkefliklerine teslim etmeyin. Analık kutsaldır, yücedir. Bir tek koşulla; onurlu, namuslu olmak ve onurlu, namuslu evlatlar yetiştirmek koşuluyla. Evladının onursuzluğuna, namussuzluğuna onay veren ana, kutsal, yüce değil, düşkün bir yaratıktır artık.*

18 "BU CHP ADAM OLMAZ" DEDİRTEN KURULTAY Deniz Baykal, seçim öncesi CHP'nin baraja takılacağı şeklindeki görüşlerin artması üzerine büyük bir iddia ile "Barajı geçecek miyiz, geçemeyecek miyiz göreceksiniz" diyordu. CHP barajı geçemedi. Geçseydi belki Baykal bir süre daha durumu idare edebilirdi. Geçemeyince yol gözüktü. Kendi isteğiyle değil, tepkilere direnemediği için istifa etti. Direnişini sürdürmeye kalksaydı Kurultaydaki tablo çok daha yaygın olarak bütün parti örgütlerinde yaşanacak ve sonuçta da büyük olasılıkla kendi hizbi ile başbaşa kalacak, CHP'nin yüzde 8'lik oyu çok daha küçülecekti. Kurultaydan geriye ise bir havada uçuşan sandalyeler kaldı, Bir Altan Öymen teşekkür konuşması yaparken pet şişelerden kaçışı, Bir de galiz küfürler. CHP'ye oy verenlerin çoğunluğu emekleriyle geçinen, sola yakın, demokrat diye nitelenebilecek bir kitledir. Ancak CHP düzen partisidir, il-ilçe yönetimlerinden başlayarak partinin tepesine giden yolun her karışı burjuva politikacılığının kurtları tarafından parsellenmiştir. Bütün düzen partilerinde olduğu gibi CHP'de de emekten, halktan yana olanların bu yolu aşıp tepeye ulaşabilmeleri mümkün değildir. CHP'de subaşlarını tutanların tabandaki beklentileri, CHP'yi diğer düzen partilerine tercih edip oy verenlerin beklentilerini hepten görmezden gelmeye başlamalarının bir nedeni de budur. 90'lı yılların başında CHP'nin halktan aldığı destek, MGK politikalarına sağlanan uyumla, kontrgerillanın icraatçısı olunarak harcandı. Deniz Baykal'ın Tony Blair özentiliği ise halkla CHP'yi, tabanla yönetimi birbirinden daha da uzaklaştırdı. Kurultay öncesi yönetime talip olan çok sayıda adayın yaptığı tartışmalar geçmişin köklü bir muhasebesi değil, yönetimi ele geçirmenin hesaplarıydı yalnızca. Elbette hizipçiliği ile ünlü Deniz Baykal'ın Tony Blair özentisinin partinin küçülmesinde önemli bir payı vardı, ama tek neden bu muydu? Baykal öncesi ve Baykal'ı yönetime getiren CHP tartışılmadan, daha açıkçası CHP'nin misyonu, düzen için neyi temsil ettiği tartışılmadan hiçbir şeyin değişmeyeceği, değiştirilemeyeceği açıktı. Ama kimse buna niyetlenmedi. Niyetlenemezdi de. Çünkü en radikal konuşmayı yapan Hasan Fehmi Güneş'ten, geçici gözüyle bakılan ve Baykal tarafından da desteklenen yeni başkan Altan Öymen'e kadar yönetime talip olan adayların hepsi CHP'nin bugün geldiği noktadan sorumludur. Hasan Fehmi Güneş, faşizme karşı direnç odaklan oluşturmaktan bahsediyordu mesela. Faşistlerin halka nasıl saldıracaklarından bahsediyordu. Heyhat! Demek ki, faşizm sadece MHP iktidar ortağı olduğu zamanlar geliyor CHP'nin aklına, o gidince faşizm de gidiyor. Peki Hasan Fehmi Güneş'in partisinin hükümet ortağı olduğu yıllarda, cunta dönemlerinde bile görülmedik ölçüde gerçekleştirilen infazlar, faili meçhuller, kayıplar, katliamlar olurken demokrasi mi vardı Türkiye de? Hasan Fehmi Güneş ne yapıyordu o zaman? CHP ne yapıyordu? Faşizme koltuk değneği olmaktan başka... İşçi, memur, öğrenci coplanırken köyler yakılıp boşaltılırken,

19 yiyecek ambargoları uygulanırken, faşistler halka saldırırken CHP neredeydi? Kurultay'da yönetime talip olanlar ne yapıyorlardı, neden sesleri çıkmıyordu? Neden halka yapılan saldırılara, zulme ortak olmuştu CHP? Neden MGK'nın emirerliğini yapmıştı? Bu dönemde CHP'de subaşını tutanlar, yöneticilik yapanlar, hele ki başbakan yardımcılığı yapmış olan bir Murat Karayalçın gibileri hangi yüzle yönetime tekrar talip oluyorlar, hangi yüzle kürsüye çıkıp konuşma cesareti gösterebiliyorlardı? Faşizm neydi? Emperyalizm neydi? Bunlara karşı mücadele etmeden, halktan yana olmadan, onun çıkarlarını korumak için mücadele etmeden nasıl demokrat olunurdu? Bunların hiçbiri ne Kurultay öncesi ne de Kurultay'da tartışılmadı. Baykal kurultayda tekrar aday olmaya cesaret edemedi. Diğerlerinden bazıları ise Baykal'ı,. Baykal'ın "yeni solculuğunu" eleştirerek, kimisi doğru dürüst tek kelime etmeden yılların alışkanlığıyla vaatlerde bulunarak, kimisi de eski CHP çizgisine dönmeyi savunarak, CHP'nin başına çöreklenmek için yarıştılar. Altan Öymen'e pet şişelerinin atılması, sandalyelerin havada uçuşması, Altan Öymen'den habersiz dağıtılan anahtar liste ve o yokken oylamanın başlatılması gibi ayak oyunları eleştiriliyor bugün en çok. "Bu CHP adam olmaz" deniyor. Bunların çok önemi yok aslında, ilk kez de yaşanmıyor tüm bunlar. CHP'lilerin asıl eleştirmeleri, muhasebesini yapmaları gereken faşizmin nasıl koltuk değneği olduklarıdır. Bunca sömürüye, zulme nasıl ortak olduklarıdır. Eğer bu eleştiriyi, muhasebeyi yapmış olsalardı, Kurultayda yönetime talip olanların hiçbirinin o salona girmemesi, sokulmaması gerekirdi. Ama bunu yapabilecek bir delege yapısı da yoktur. Belki çok küçük bir azınlık dışında, büyük bölümü onun ya da bunun adamıdır. Yine şu veya bu eski yöneticilerin destekçisi olmuşlardır. Hesap sormamışlardır. Sonuç: Eski tas eski hamamdır. CHP'de bundan sonra da değişecek bir şey yoktur. Halktan yana olanlar, devrimcilerin yanında olmalıdır. Tony Blairciliğin kurtaramadığı gibi, bundan sonra da, ne eski çizgisine dönmeye çalışmak, ne de politikasızlıkla politika yapmak kurtaramaz CHP'yi. Eski-yeni diye birbirinden kalın çizgilerle ayrılan bir şey yoktur CHP'de. Yeni eskinin devamı, onun yarattığı doğal bir sonuçtur. Eski çizgisiyle de CHP bir düzen partisiydi. Ecevit'in yüzde 41'le iktidar olduğu dönemi hatırlayın. Sıkıyönetim, baskı yasaları onun döneminin eseridir. '90'larda SHP'yle aynı şey devam etmiştir. O zamanki SHP'li insan hakları bakanları devrimci harekete karşı yapılan infazlarda gözlemci rolü oynamışlardır. Ortak olmuşlardır. Yıllar geçtikçe, bu suç ortaklığı daha açık çıkmıştır su yüzüne. Doğaldır da bu, çünkü düzen kriz içindedir, kitlelerin tepkilerini nötralize edecek koltuk değneklerine ihtiyacı vardır. Düzenin krizinin derinleşmesi CHP'nin krizini de derinleştirmiştir. Düsen, kendi "sol"unu kullanarak halka saldırılarına devam etmek gerektiğini düşündüğünde, elinin altında hep CHP olmuştur. Bu CHP'nin kaderidir. Ve bugün gelinen nokta kaçınılmaz son olmuş, kitleler CHP'den alabildiğine uzaklaşmışlardır. Düzen, CHP'nin bugünkü çizgisine gelmesini istemiş, o da gelmiştir. Sorgulanması gereken budur, yoksa bunda kimin en çok pay sahibi olduğu değil. Peki şimdi sunulan çözüm nedir? Hem düzen partisi olacak, düzenin koyduğu kurallara göre politika yapılacak, hem de düzenin vermek istemediklerini CHP'den bekleyeceksin... CHP'nin en "solcularının sunduğu dahiyane çözüm budur işte. Ama olmaz öyle şey. Hem düzenden, hem de halktan yana olunamaz. Ya halktan yana ya da karşısında olursunuz. Türkiye gerçeğinin, faşizm gerçeğinin öncelikle ortaya koyduğu budur. CHP tabanındaki demokratların, emekten yana olanların öncelikle görmesi gereken de budur.* FAŞİZME KARŞI NASIL OMUZ OMUZA OLUNUR? Bugünlerde en çok duyulan sloganlardan biri "Faşizme Karşı Omuz Omuza" sloganı. Ülkemizde her zaman geçerliliği olan bu slogan, MHP'nin oy oranını artırıp iktidara ortak olması ihtimaliyle daha da güncelleşmiş oldu. Devrimci, demokrat, ilerici hemen her kesim kullanıyor sloganı. ÖDP'liler atıyor mesela. Oportünistler, Kürk milliyetçileri de. Hatta, CHP Kurultayı'nda bile salonda belli bir kesimin en sık attığı ve salonda en gür sesle çıkan slogan oldu. Böyle olunca bu sloganın çok çeşitli kesimleri birleştirebilecek, ortak bir hedefe yöneltebilecek bir muhtevaya sahip olduğu düşünülebilir. Esasında öyledir de. Ama bu günkü durumda bu pek de mümkün değildir. Mümkün olmaması sloganın ülke koşullarına uygun olmamasından kaynaklanmıyor. Ülkemizde faşizm vardır ve elbette faşizme karşı omuz omuza olmak gerekir. Mümkün olmaması bu sloganı atanların, attıkları sloganla kendi gerçekliklerinin ve siyasal tesbitlerinin tezat oluşturmasıdır. Faşizme karşı omuz omuza olmak gerekir. Ama önce; faşizm nedir, MHP kimdir, MGK kimdir, Susurluk nedir, bunlarda netleşme gerek. CHP'liler "Faşizme karşı omuz omuza" diyor. Peki hem CHP'li, hem faşizme karşı nasıl olunacak? CHP faşist düzenin partisi. Muhalefette iken düzenin payandası, destekçisi, hükümette iken MGK'nın sözünden çıkmayan, faşizmin icraatçısı bir parti. Yüzüne sosyal demokrat etiketi takması bir şeyi değiştirmiyor. Düzene karşı olmayan, faşizme karşı olmayan bir partide yer alıp da nasıl faşizme karşı mücadele edilir? ÖDP'lilerin durumu da CHP'lilerden farklı değildir. "Ne REFAHYOL ne Hazırol" deyip MGK'nın kuyruğuna takıl, düzenin icazetini almak için her yolu dene, faşizmin seçim oyunlarına katılıp, faşizmin parlamentosuna girmek için can at, ondan sonra "Faşizme Karşı Omuz Omuza" diye slogan at. MGK'nın kuyruğuna takılmakla, faşizme karşı omuz omuza olmak, birbiriyle çelişir. Faşizm MGK'dır. MGK Susurluk'tur. Susurluk MHP'dir. Susurluk devlettir. Bunlar içiçedir. Birine karşı olup, diğerine karşı olmamak mümkün değildir. Kürt milliyetçiliği "faşizme karşı omuz omuza" diyor. Peki MHP'li bir hükümetten çözüm bekleyen kim? Çözüm beklenen bir hükümete karşı omuz omuza verdiğimizde, senin omuzun bizim omuz başımızda nasıl duracak? Oligarşiye barış öneriliyor. Oligarşiyle barışanlar, faşizme karşı nasıl duracak. Oligarşi kim? Faşizm ne? Demek ki karışıklık var. Oportünizm, aynı açmaz içindedir. Kürt milliyetçiliğinin peşinden sürüklendiğinde, hangi çerçevede, hangi şiarlarla omuz omuza gele- cek? Elbette bu sloganı atanların gerçekten faşizme karşı olmak, faşizme karşı savaşmak gibi bir amaçları varsa solun çok çeşitli kesimlerinin yan yana gelmemesi, omuz omuza olamaması için bir neden yoktur. Devrimden, sosyalizmden yana değildir ama faşizme karşıdır; anlaşılırdır, sınıfsal bir temeli vardır ve çeşitli demokrat, ilerici kesimlerle, (ki bunun içine o zaman anti-faşist CHP'lisi de, başkası da girer) bu çerçeve içinde de faşizme karşı omuz omuza gelinebilir. Ama en başta kime ve neye karşı, ne için omuz omuza durulacağında netlik şarttır. MHP'yi devletten ayrı düşünmek, 80 öncesi anti-faşist mücadelede içine düşülen en önemli yanlışlardan biridir. Bu yanlışın sahipleri, yanılgılarını esas olarak sürdürmüş, teorik olarak olmasa da fiilen mevcut düzeni burjuva demokrasisi olarak değerlendirip legalleşmişlerdir. MHP'ye karşı mücadelenin, devlete karşı mücadeleden ayrı ele alınamayacağı, bugün çok daha bariz bir gerçektir. Susurluk'taki devlet, anti-faşist mücadelenin içeriğini fazla tartışmaya yer bırakmaksızın ortaya koyuyor. Ama Susurluk'u Çiller-Ağar-Bucak'tan ibaret görenler için elbette belirsizlik, kafa karışıklığı sürecektir. "Faşizme karşı omuz omuza", evet;' Ama faşizm kim? MHP kim? Devlet kim? Bunları netleştirmek kaydıyla. MHP'li yeni hükümet kısa zamanda kurulacak gibi görünüyor. Yine kısa zamanda görülecek ki, MGK politikalarının uygulayıcısı olacak-. tır. MGK ve Susurluk konusunda netleşmeyenler, MHP'ye karşı da doğru bir ideolojik ve pratik tavır geliştiremeyeceklerdir. Yine MGK'nın çeşitli manevralarına yedeklenip, anti-faşist mücadelenin dışında kalacaklardır. MGK'nın "ülkücü mafya"yı "tehdit" olarak ilan etmesi üzerine yapılan değerlendirmeler hatırlanmalıdır. Bunun MHP'yi aklamaya yönelik bir karar manevra olduğu son derece açık olmasına rağmen, reformistlerden Kürt milliyetçilerine, Aydınlık karşı-devrimcilerine kadar pek çok çevre, bundan farklı sonuçlar çıkarmış, MGK'nın ilericiliği keşfedilmiş, sola karşı artık daha "yumuşak" davranacağı tahlilleri yapılmıştır. MGK, solun önemli bir kesiminde bu kafa karışıklığı olduğu sürece, onları oyalayacak, yeni beklentilere sokacak yeni taktikler, manevralar geliştirmekte zorlanmayacakta. Bu karışık kafalarla faşizme karşı omuz omuza durmak zordur; veya omuz omuza durulduğunda, omuz başımızın ne zaman, nasıl birdenbire boşalıvereceğini bilemeyiz. Omuz omuza olmanın gücünü ve güvenini duyamayız. Faşizm nedir? MHP kimdir, devlet, MGK, Susurluk nerede durmaktadır; biz bunların karşısında neredeyiz? Faşizme karşı doğru bir çizgide buluşabilmek için bunların cevapları netleşmeli, yanılgılar son bulmalıdır.*

20 ABDULLAH ÖCALAN'A MEKTUP ayın Abdullah Öcalan, Oligarşi, sizi ve sizin şahsınızda Kürt halkının ulusal kurtuluş mücadelesini yargılayıp mahkum etmek istiyor. Yanınızdayız. Egemen sınıflar devrimcileri, yurtseverleri, halkları yargılayamaz. Yalnız değilsiniz. "Sanık" sandalyelerinde tek kişi bile olsak, yalnız değilizdir. Düşmanla yüzyüzeyken ve tek başımızayken de hiç yalnız kalmadık. 1988'de, cuntanın açtığı, sivil cuntacıların sürdürdüğü mahkemede, önderliğimizle, kadrolarımızla, taraftarlarımızla bizim nezdimizde halk kurtuluş mücadelesini mahkum etmeye çalışırlarken şöyle ifade etmiştik bunu: "Spartaküs vardı salonda. Yanında yüzlerce kendisi gibi köle arkadaşlarıyla. Sonra Baba İshak hiçbir duruşmayı kaçırmadı. Bedreddin bir köşeye divanını kurmuş, Torlak ve Börklüce'yle birlikte müritlerini dinliyordu. Tupac Amaru da sessiz ve vakur kişiliğiyle oturuyordu bu davada. Yanında beyaz adama lanet okuyan binlerce kızılderili vardı. Pir Sultan gelmişti, elinde sazı, dilinde 'dostun selamı'..." Bu kadar da değildi tabii. Dünya proletaryasının öğretmenleri Marks ve Engels, Lenin'den Mao'ya, Ho Amca'dan Castro'ya, Dimitrov'dan Che'ye, dünya devriminin muzaffer önderleri de oradaydılar. Onlarla birlikte yargılanan değil, yargılayandık. Onlarla birlikte tarihin yargısını savunmuştuk orada. Biliyoruz ki, İmralı'da da olacaklar. Dünyanın tüm zalim ve sömürücüleri de orada olacak. Yani kısacası, mahkeme salonu denilen o bilemediniz metrekarelik yerler sömürenlerle dünya halkları arasındaki savaşın bir mevzisinden başka bir şey değil. Söyleyeceğiniz her söz, ya dünya halklarının, ya diğer tarafın hoşuna gidecek. "İki tarafı" birden hoşnut etmek mümkün değildir. Sayın Öcalan, Siz de kuşkusuz çok iyi biliyorsunuz ki, oligarşi için sorun tabii ki bir kişiye şu veya bu cezayı vermiş olmanın ötesindedir. Oligarşi bu davada halkların kurtuluşu için doğru olan, devrimci olan ne varsa mahkum etmek istiyor. Oligarşi bu davada halkların kurtuluş umudunu boğmak istiyor. Buna karşı koymak durumundayız Sayın Öcalan. Yirmi bini aşkın şehidimiz adına, mücadelenin haklılığını ve meşruluğunu savunmalıyız o kürsüde. İmralı'dan yaptığınız çeşitli açıklamalar ve mektuplar vesilesiyle yeni bazı değerlendirmelerinizi öğrenmiş olduk. Çok yeni şeyler söylüyorsunuz; bu yeni şeyler içerisinde tek tek ele aldığımızda doğrular ve yanlışlar birarada duruyor. Eğer süreci, stratejileri, politikaları yeniden şekillendireceksek, bu değerlendirmeyi yaparken doğruları ve yanlışları ayıralım. Yine bu arada, bunların aslında yeni olmadığını, 93'ten beri düşündüğünüzü belirtiyorsunuz. Birkaç açıklamanızda ben zaten 90'ların başında artık sonuç alamayacağımızı görmeye başlamıştım diyorsunuz. Keza yine Roma dönemindeki bir konuşmanızda artık TC ordusunun da, gerillanın da askeri olarak daha fazla bir şey yapamayacaklarını söylemiştiniz. Yani o zamandan bir anlamda "tıkanma" tespiti yapıyordunuz. Söylediklerinizin doğru yanları var. Sezgisel veya deneysel de olsa bazı gerçeklerin düşündüğünüz gibi olmadığını gördünüz. Ama bunları gördüğünüzde veya sezdiğinizde "ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz, nasıl düşündük, neden düşündüklerimiz uygulanmadı, bu yol, bu strateji, bu taktikler yanlış" demediniz. Cüretle yanlış olanı, hayata uymayanı masaya yatırmadınız. Ve dostlarınızı, doğru söyleyenleri ne yazık ki hiç dinlemediniz. Bu koşullarda bunları söylemek ne kadar anlamlı bilemiyoruz; ama siyasal ve tarihsel olarak bunları söylemek zorundayız. Açıklamalarınızda, sekiz maddede yeni bir yol ve yöntemler üzerine düşündüğünüz görülüyor. Ama bir bütün olarak, bakış açısı yanlışlığını korumaya devam ediyor. Doğrular bu yanlış bütün içerisinde kayboluyor, yokoluyor, geri olana hizmet ediyor. Bunların, en azından belli başlılarını ele almak istiyoruz. A- İmralı'dan açıkladığınız Sekiz madde de "doksanlı yıllardan itibaren bazı saptırmalara rağmen, Kürtlerin ifade özgürlüğüne de açık hale gelen demokratik cumhuriyet sistemi"nden sözediyorsunuz. Hangi demokratik sistem Sayın Öcalan? Hangi ifade özgürlüğü? En başta bu tesbitinizi ele aldık. Çünkü "demokratik cumhuriyet" tesbiti yapmak, bugüne kadarki devrimci mücadelenin meşru zemine sahip olmadığını söylemek demektir. Bunu siz de biliyorsunuz, o halde nereden çıktı bu "demokratik cumhuriyet" tesbiti? Bunların Türkiye'de olmadığını, Türkiye'de bütün halklara zulüm ve esaret uygulayan, bütün ezilenlerin sesini şiddetle bastırmaya çalışan düzenin niteliği hiç bir zaman demokratik cumhuriyet olmadı. Oligarşik diktatörlük demokrasiyle hükmünü sürdüremezdi zaten, onun için faşizme başvurdular. Demokratikliğin, demokrasinin nasıl oluşacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. B- Yine bu sekiz madde'de "Ülkemiz" diyorsunuz, başka açıklamalarınızda "ortak vatan" diyorsunuz; bunlar çok doğru teshirler. Keşke bunları yıllar önce söyleseydiniz. Özgür koşullarda söyleseydiniz. Ama yine de zararın neresinden dönülürse kardır. Bu ülke, bu vatan bütün halkımızın. Halk kim; halk bu topraklar üzerinde yaşayan, emperyalistlerle, işbirlikçi tekellerle, toprak ağaları ile çelişkisi olan herkestir, bütün ezilenlerdir. Kürt, Türk, Arap, Laz, Çerkez, Gürcü, Asuri, Boşnak, Azeri, Terekeme, Rum, Ermeni bütün ezilen halklardır. Vatan ve halk kavramları derinleştirildiğinde, neler yanlış, neler doğru ve nasıl yapmalıyızın cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Vatan üzerinde sözünü ettiğimiz bütün halklar yaşıyorsa, ve bu halkların asırlardır süren birliktelikleri varsa, bu gerçeği görmezden gelip, halkları milliyetlerine göre ayırıp her milliyetin bağımsız örgütlenmesini ve mücadelesini savunmak yanlıştır. Düşünün, Anadolu'dan Rumeli'ye kadar ülkemizde yaşayan bütün milliyetler sadece milli taleplerini başat hale getirip mücadele ederse sonuç ne olur? Bu, milliyetlerin birbirini boğazlamasından başka bir sonuç doğurmaz. Devrimciler her zaman sınıfsal ve ulusal mücadeleyi birlikte ele almışlardır. Bu birliktelik gözardı edildiğinde emperyalistlerin devreye girmesi ve mücadeleyi saptırması çok zor olmamıştır. Ülkemiz ve vatan kavramları üzerinden sömürgecilik, ayrı örgütlenme teorileri yeniden gözden geçirilmelidir. Bu gözden geçirme Türkiye devrimini güçlendiren sonuçlar verecektir. C- Kaçırılmanızın aynı zamanda Türkiye'ye karşı da bir komplo olduğunu belirtmişsiniz; Türk-Kürt çatışmasını isteyen bazı güçler var demişsiniz. Kaçırılmanızda bu neden var mı bilemiyoruz, ama emperyalistlerin böyle bir çatışmayı istediği açıktır. Buna bağlı olarak, bir Türk-Kürt çatışmasını engellemek istediğinizi belirtiyorsunuz. Elbette doğru bir amaç. Savunmanız buna hizmet ettiği ölçüde bu yanıyla da özel bir önem taşıyacaktır. Ama neden "Türk-Kürt çatışmasını" önlemek gibi bir "görev" çıktı önümüze? Buraya nasıl gelindi? Ne yapıldı da oligarşi Türk şovenizmini, milliyetçiliği bu kadar geliştirebilme imkanı buldu? Strateji, emperyalistlerle, farklı ülkelerle ilişkiler, Kürtlüğe, Türklüğe, Türk halkına bakış açısı nasıldı ki, böyle bir gelişme oldu? Tabii bunlar sorgulanmalı; ama şunu da eklemeliyiz; "Türk-Kürt" çatışmasını engellemek, oligarşiyle barışmaktan geçmiyor. Yapılması gereken, bu çizginin muhasebesini yapıp, halkın karşısına ciddi bir özeleştiriyle çıkmak ve mücadeleyi, örgütlenmeyi Anadolu halklarının birliği, kardeşliği temelinde geliştirmektir. D- Avrupa ve ABD'nin komplosundan sözediyorsunuz. Özellikle ABD'ye vurgu yapıyorsunuz. Bütün bunlar da doğru. Evet ama Sayın Öcalan, bütün bu yaşadıklarınızdan sonra, taraftarlarınıza, mücadelenizi destekleyenlere çok daha açık ve net mesajlar vermeniz gerekmiyor mu? Bugün çok açık ki; Türkiye'deki

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net 1 / 6 07.04.2015 16:07 ANASAYFA YAZARLAR GÜNDEM İŞÇİ-SENDİKA POLİTİKA DÜNYA DERGİLER 2014'te dünyada ve Türkiye'de ne oldu? Yemen'de ne oldu, bugün ne oluyor? ANASAYFA / GÜNCEL Polis Ve 'Adın elbet çocuk

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01. Günlük Haber Bülteni 01.02.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 31.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih:

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mezitli Belediye Başkanı nı makamında ziyaret ederek

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m - Bakan Yıldırım dan yıldırım gibi özlü sözler - Manisa 4. Asliye Ceza dan insan hakları ve Anayasa dersi - Telefon Ablukası ile Gazze Ablukası arasındaki on benzerlik RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

28.12.2012. Yine tehtid ettiler

28.12.2012. Yine tehtid ettiler Yine tehtid ettiler Muhalefeti ve yönetimiyle Türkiye'nin içişlerine müdahale ettiğini söyleyen Irak'tan bir tepki daha geldi. Irak'ta Mukteda Sadr'ın Mehdi Ordusu'ndan kopan Asaib Ehl el Hak grubu, Türk

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

Metodoloji Türkiye Ne Diyor?

Metodoloji Türkiye Ne Diyor? HAZİRAN 2013 Metodoloji Türkiye Ne Diyor? Araştırması İNC Araştırma ve İletişim Danışmanlığı tarafından 24-29 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın alan uygulaması NUTS 2 sınıflamasına

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

U T A N A K. Dönem : 2015 Toplantı : Nisan Birleşim : 5 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 10.04.2015 Birleşim Saati : 17.30

U T A N A K. Dönem : 2015 Toplantı : Nisan Birleşim : 5 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 10.04.2015 Birleşim Saati : 17.30 T U T A N A K Dönem : 2015 Toplantı : Nisan Birleşim : 5 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 10.04.2015 Birleşim Saati : 17.30 Gündemin 1. maddesinde yer alan yoklama yapıldı. 34 üyeden müteşekkil İl Genel Meclisinin

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar

MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar 24 Şubat 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) MİT Tasarısı ve Yasin El Kadı lar Fatih Saraç lar ve M.Latif Topbaş lar Değerli Basın Mensupları; --Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ile

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

ABD'nin İletişim Karartması

ABD'nin İletişim Karartması ABD'nin İletişim Karartması Telsizlerden geçilen mesaj ise çok netti : "Rotanıza geri dönmezseniz motorlarınızı da durdururuz" Belki rastlamışsınızdır... Özellikle yeni yapılan tünellerde bir özellik mevcut.

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı'

19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı' İÇİNDEKİLER 4. BASKIYA NOT 13 19 GİRİŞ 19 Dört Duvar Arasında 'Sürek Avı' BÖLÜM 1 29 1) İSTANBUL CEZAEVLERİ 29 Eylül Erken Geldi 34 Bir Garip Firar Girişimi 35 Tutuklulara Yaylım Ateş 37 Uykulu Günler

Detaylı

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015

AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI SONUÇ RAPORU 25 AĞUSTOS 2015 ARGETUS ARAŞTIRMA, DANIŞMANLIK, EĞİTİM, PROJE VE ORGANİZASYON AĞUSTOS 2015 TÜRKİYE GÜNDEMİ VESEÇMEN EĞİLİMİ ARAŞTIRMASI 25 AĞUSTOS 2015 Mehmet Akif Mah.Recep Ayan Cad. Günaydın Sok. No:6 Kat:3 Çekmeköy

Detaylı

Baykal'ın. Tekne'de siyaset!..

Baykal'ın. Tekne'de siyaset!.. 8 TEMMUZ 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Tekne'de siyaset!.. CHP NİN eski genel başkanı Deniz Baykal, Kadıköy, Beşiktaş ve Bakırköy'ün CHP'li belediye başkanları ile 'tekne

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

4 üncü Birleşim 20.5.1999 Perşembe

4 üncü Birleşim 20.5.1999 Perşembe DONEM : 21 ÇILT ; 1 YASAMA YILI: 1 4 üncü Birleşim 20.5.1999 Perşembe

Detaylı

KARABÜK İl Emniyet Müdürlüğü İl Emniyet Müdürlüğü Polikliniği Sivil Savunma Büro Amirliği Özel Kalem Büro Amirliği Rehberlik ve Psikolojik Danışma

KARABÜK İl Emniyet Müdürlüğü İl Emniyet Müdürlüğü Polikliniği Sivil Savunma Büro Amirliği Özel Kalem Büro Amirliği Rehberlik ve Psikolojik Danışma KARABÜK İl Emniyet Müdürlüğü İl Emniyet Müdürlüğü Polikliniği Özel Kalem Büro Amirliği Rehberlik ve Psikolojik Danışma Büro Amirliği Toplum Destekli Polislik Büro Amirliği Basın ve Halkla İlişkiler Büro

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi

2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 2013 ABD Hükümeti Bütçe Krizi 1 Ekim 2013 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi, Obamacare olarak bilinen sağlık reformunun bir yıl ertelenmesini içeren tasarıyı kabul etti. Tasarının meclisten geçmesinin

Detaylı

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Danışma Kurulu Toplantısına

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

Ergenekon'da 19 tahliye, işte tahliye olan isimler

Ergenekon'da 19 tahliye, işte tahliye olan isimler On5yirmi5.com Ergenekon'da 19 tahliye, işte tahliye olan isimler Ergenekon davasında tutuklu Tuncay Özkan, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük'ün de aralarında bulunduğu 19 sanık hakkında tahliye kararı çıktı.

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU. FİLİSTİN MESELESİ 2 5 te B İ L G İ NOTU. Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi 2 de Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya geldi AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları nda AK Öğretmenler ile öğrenciler yıllar sonra bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadı. 8 de YIL: 2012 SAYI

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR

TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR TÜRKİYE DE MAĞDUR ÇOCUKLAR Bilgi Notu-2: Cinsel Suç Mağduru Çocuklar Yazan: Didem Şalgam, MSc Katkılar: Prof. Dr. Münevver Bertan, Gülgün Müftü, MA, Adem ArkadaşThibert, MSc MA İçindekiler Grafik Listesi...

Detaylı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı 15 EYLÜL 2014 HABERLER Gül-Ay - Sayfa 5 Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı Büyükşehir Belediye Meclisi, yoğun bir gündemle toplandı. Gündem maddelerinin ardından söz alan Başkan

Detaylı

HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA

HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA HASAN BALIKÇI ONUR ÖDÜLÜ PROF. ONUR HAMZAOĞLU NA Elektrik Mühendisleri Odası nın (EMO) kaçak elektrik kullanımına karşı verdiği mücadelede hain bir saldırıyla katledilen üyesi Hasan Balıkçı anısına iki

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU

7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU 7-10 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA TRABZON DA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ ALT KOMİSYON RAPORU Alt Komisyon Raporu, 14 Mart 2002 Perşembe günü yapõlan Komisyon toplantõsõnda oy birliği ile kabul edilmiştir.

Detaylı

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK

AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK AKADEMİK ZAMMI ADIMDA ALDIK BİR SORUNU DAHA ÇÖZÜME KAVUŞTURDUK Üniversitelerde idari ve akademik personeli bir bütün olarak görüyoruz. 666 Sayılı KHK ile idari personelin ek ödeme oranlarında artış gerçekleştirilirken,

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

: İstanbul Barosu Başkanlığı

: İstanbul Barosu Başkanlığı 31.05.2013 815 İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İHBARDA BULUNAN : İstanbul Barosu Başkanlığı İHBAR EDİLENLER : Şiddet ve zor kullanan kolluk görevlileri, onlara bu yönde emir ve talimat verenler, bu

Detaylı

2010 2012 ETKİNLİK RAPORU. 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz.

2010 2012 ETKİNLİK RAPORU. 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz. ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ 2010 2012 ETKİNLİK RAPORU 29.1.2010 tarihli olağan Genel Kurulda bizlere bu derneği adımıza yaraşır bir biçimde yönetmek üzere görevlendirdiniz. Bu nedenle

Detaylı

Aile birleşimi nedir?

Aile birleşimi nedir? Almanyada aile birlesimi Aile birleşimi nedir? Aile birleşimi eşlerin ve/veya çocukların velileri ile birlikte yaşamak için bir araya gelmeleridir. Aile birleşimi anayasanın koruma altına önemli haklardan

Detaylı

Değerli Yöneticiler, son yıllarda vergi incelemeleri büyük ölçüde bu konu etrafında dönmeye başladı.

Değerli Yöneticiler, son yıllarda vergi incelemeleri büyük ölçüde bu konu etrafında dönmeye başladı. Değerli Yöneticiler, son yıllarda vergi incelemeleri büyük ölçüde bu konu etrafında dönmeye başladı. Şayet bir grup şirketi iseniz, diğer bir deyişle ilişkili şirketlerden mal ve veya hizmet alıp satıyorsanız,

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.urfastar.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Başkan Acar SGK Müfettişlerinin Eğitim Seminerine Katıldı

Başkan Acar SGK Müfettişlerinin Eğitim Seminerine Katıldı Başkan Acar SGK Müfettişlerinin Eğitim Seminerine Katıldı SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: - VATANDAŞLARIMIZA DAHA KALİTELİ, NİTELİKLİ HİZMETİ VERMENİN GAYRETİ İÇERİSİNDE ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri!

İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri! İlyas Güven EROĞLU «Bizim köklerimizi CHP den kazımaya ne onun gücü yeter ne ömrü yeter!» Kılıçdaroğlu nun özde CHP lileri! CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen in kurşunlanmasının

Detaylı

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR Türkiye 7 Haziran 2015'te yapılacak milletvekili genel seçimlerine hazırlanırken araştırma şirketleri de seçmenlerin nabzını tutmaya devam ediyor. Genel seçim öncesi Politic's Araştırma Şirketi'nce yapılan

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Karar No : 2316 Karar Tarihi : 14/11/2015

Karar No : 2316 Karar Tarihi : 14/11/2015 Karar No : 2316 Karar Tarihi : 14/11/2015 Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 05/11/2015 günlü, 17774 sayılı yazısında; A HABER logosuyla yayın yapan "TURKUVAZ MEDYA YAYIN HİZMETLERİ A.Ş." adlı kuruluşa

Detaylı

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri

ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ. sanıkların askerî cezaevinde işledikleri T#'C. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ CEZA BÖLtMÜ ESAS NO î 1988/37 KARAR NO î 1988/38 ÖZET : 353 Sayılı Kanunun 10/^ maddesi uyarınca asker kişi sayılan sanıkların askerî cezaevinde işledikleri suça ait davanın,aynı

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

Tüm hilelere rağmen milleti yenemediler. Bu arşivi saklayın derim İşte dakika dakika seçim gelişmeleri

Tüm hilelere rağmen milleti yenemediler. Bu arşivi saklayın derim İşte dakika dakika seçim gelişmeleri Tüm hilelere rağmen milleti yenemediler. Bu arşivi saklayın derim İşte dakika dakika seçim gelişmeleri 2015 Genel Seçimleri bugün yapıldı. 7 Haziran 2015 18:31 Sosyal medyada birçok ilde oy kullanma esnasında

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry

Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry Afyonkarahisar Chamber E- BÜLTEN of Commerce and Industry EYLÜL 2015 Afyonkarahisar AFYONKARAHİSAR Chamber of Commerce TİCARET VE and Industry SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU FAALİYET RAPORU (28.08.2015-18.09.2015)

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

Kuzey Irak'a harekat

Kuzey Irak'a harekat Kuzey Irak'a harekat Asker terörü engellemek için yeniden Irak'a girdi. Irak'ın kuzeyinde istihbarat uçuçu yapan insansız uçaklar bugün hareketli PKK gruplarını tespit etti. Türk Silahlı Kuvvetleri Zap

Detaylı

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor...

final in başarı geleneği final temel liseleri ile sürüyor... Sevgili öğrenciler, değerli veliler... Dershanelerin dönüşüm sürecini kamuoyundan takip ettiniz. Biz de final dergisi dershaneleri olarak artık final liseleri ne dönüşüyoruz. final liseleri Hiçbir başarı

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :15. Syf Sayfası :9. Syf Sayfası :5. Syf. SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :5. Syf. Sportmen ilavesi Sayfası :2. Syf Sayfası :31. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :İnternet Sitesi İZTO dan Selvitopu ve ekibine

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması

Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması Sosyal Araştırmalar Enstitüsü 1 Kasım 2015 Genel Seçim Sandık Sonrası Araştırması 4 Kasım 2015 Not: bu dosyada iletilen veriler görselleştirilirken slide da belirtilen logo, örneklem bilgisi (n=) ve Ipsos

Detaylı