AVRUPA DA GELİŞEN MODERNLİK VE MODERNLEŞME ANLAYIŞLARI VE BU ANLAYIŞLARIN TÜRKİYE YE YANSIMALARINA TARİHÎ SOSYOLOJİK AÇIDAN BİR BAKIŞ * ÖZET

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "AVRUPA DA GELİŞEN MODERNLİK VE MODERNLEŞME ANLAYIŞLARI VE BU ANLAYIŞLARIN TÜRKİYE YE YANSIMALARINA TARİHÎ SOSYOLOJİK AÇIDAN BİR BAKIŞ * ÖZET"

Transkript

1 - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p , ANKARA-TURKEY AVRUPA DA GELİŞEN MODERNLİK VE MODERNLEŞME ANLAYIŞLARI VE BU ANLAYIŞLARIN TÜRKİYE YE YANSIMALARINA TARİHÎ SOSYOLOJİK AÇIDAN BİR BAKIŞ * Murat BARAN ** ÖZET Modernleşme, özünde bir toplumsal kültür değişmesi süreci ve sorunudur. Modernleşme süreci ve bu süreçte karşılaşılan sorunların tespiti ve çözümü, büyük oranda modernleşme olgusunun nasıl anlaşıldığına ve bu olguya bağlı kavramların nasıl tanımlandığına göre çeşitlilik arz etmektedir. Her dönemin tarihî koşullarından etkilenen Modernlik ve Modernleşme ye yönelik çeşitli yaklaşımlar, konuyla ilgili farklı toplum kuramlarının oluşmasına neden olmuştur. Sonuçta modernleşme sürecinin etkileriyle, düşünce hayatımızı da şekillendiren birbirinden farklı modernlik algılamaları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, modernleşme sürecinin çözümlenmesine yönelik ortaya atılan bu kuram ve yaklaşımlar, büyük oranda ortaya çıktığı dönemin siyasî ve sosyal şartlarından beslenen hâkim ideolojilerin etkisi altında, zihinsel bir işleyişle geliştirilmiştir. Bu nedenle çalışmamızın amacı, birbirine karıştırılan modernleşme, modernite ve modernizm gibi kavramların anlamını doğru şekilde tespit etmek ve bunlarla ilgili farklı fikir ve okumalara dayanan çeşitli modernlik anlayışlarını tartışmaktır. Avrupa da ortaya atılan modernleşme kuram ve yaklaşımlarının Türkiye de ki zihinsel yansımalarını ancak bu şekilde nesnel olarak anlayıp açıklayabiliriz. Böylece yaşanan tarihten elde edeceğimiz doğru bilgilerle, ortaya atılan bu yaklaşımların karşılaştırması yapılarak, geçerlilikleri bilimsel anlamda tespit edilebilecektir. Bu araştırmada bize yol gösteren temel ölçütler, Bilimsel Tarih Perspektifi ve Sosyoloji Bilimi dir. Avrupa Birliği nin kendi kimliğini yeniden inşa etme sürecinde, kültürlerarası etkileşimi ve karşılıklı anlayışı esas alan günümüz tarihçiliğinin, bilimsel bir perspektifle geçmişi değerlendirerek, sağlam bir geleceğe zemin hazırlayacağı muhakkaktır. Modernleşme ve modernite yaklaşımlarıyla ilgili kavram kargaşasını bir nebze olsun azaltmak ve türlü bakış açılarından yola çıkarak daha genel geçer yaklaşımlara kapı aralamak, ancak bu bilimsel bakış açısıyla mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Bilimsel Tarih Perspektifi, Modernite, Hümanizm, Kuram, İdeoloji * Bu makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu tespit edilmiştir. ** Uzm. Öğretmen, MEB, Çukurova Piri Reis Anadolu Lisesi, Adana, El-mek:

2 56 Murat BARAN MODERNITY AND MODERNIZATION UNDERSTANDINGS EMERGING IN EUROPE AND A SOCIOLOGICAL, HISTORICAL OVERVIEW TO THE REFLECTIONS OF THESE UNDERSTANDINGS ON TURKEY ABSTRACT Modernization fundamentally is a process and a matter of common cultural change. The process of modernization and the identification and resolution of problems encountered in this process is varied largely due to the understanding of the modernization phenomenon and how the concepts of this phenomenon are defined. Various approaches on Modernity and Modernization, which are affected by historical conditions in all eras, has led to different social doctrines occur. Ultimately several modernity perceptions has occurred which affect our life of thinking by the impacts of the modernization process. Furthermore the approaches and the doctrines, which are proposed for the analysis of the modernization process, are mostly developed under the influence of the prevailing ideologies, which are nourished by the political and social conditions of the era they occurred. Thus the purpose of our study to determine the meanings of terms, which are confused to each other, like modernization, modernity and modernism and related to these terms, based on different ideas and readings to argue a variety of understandings of modernity. Only this way we can understand and explain objectively the mental reflections of modernization theories and approaches that have been raised in Europe on Turkey. Thus the validity of these approaches can be determined scientifically by comparing them to the correct information that we would gain through the existent history. In this study, the main criteria guide us are Perspective of Scientific History and Science of Sociology. In the process of reconstruction of The European Union's own identity it is indisputable that today s historiography, which grounds on crosscultural interaction and mutual understanding, would set ground for a solid future by assessing the past with a scientific perspective. It would only be possible by this scientific perspective to reduce the contradiction in terms about Modernization and Modernity approaches to some extent and to open a door for more common approaches based upon various perspectives. Key Words: Modernization, Perspective of Scientific History, Modernity, Humanism, Doctrine, Ideology Giriş Türkiye de modernleģme olgusunun iki yüz yıldır devleti ve toplumu meģgul ettiği tarihî bir gerçektir. Bu konuda yerli ve yabancı araģtırmacılar tarafından popüler ve akademik düzeyde çok sayıda çalıģma yapılmıģtır. Bu makalede, Batı Avrupa kökenli modernleģmenin, tarihî süreç içerisinde ki değiģen farklı algılamalarının ve buna dayanan kuram ve yaklaģımların sosyolojik, tarihî bir perspektifle değerlendirmesi yapılacaktır. ÇalıĢmamızın amacı, bu konuyu modernite ve modernleģme ile ilgili kavramlara ve kuramlara dayalı olarak çözümlemeye çalıģmaktır. ġüphesiz bunun için, modernleģme olgusu ve bu olgu ile ilgili kavramların ne anlama geldiğinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Bunun yanında, konuyla ilgili çalıģmalar yapan bilim adamı ve düģünürlerin

3 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 57 görüģlerinden yararlanarak bazı değerlendirmelerde bulunulacaktır. Süreç içinde oluģmuģ sorunlar yumağının, bilimsel tarih perspektifinden yararlanarak her türlü ideolojiden uzak biçimde, tespit edilmesi ve çözümlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, öncelikle Bilimsel Tarih Perspektifi ve Ġdeoloji kavramlarından ne kastettiğimizi açıklayalım. 1. Tarih ve Bilimsel Tarih Perspektifi Nedir? Ġnsanın ürünü olan varlıklar dünyasının bütününü Tarih kelimesiyle ifade edebiliriz. Bu yaģanmıģ Tarihî Gerçekliğin sistemli, metotlu bir tarzda sorgulanmasıyla Bilgi Tarih alanına geçilmiģ olur. Tarihçilik, yaģanan tarihin doğru bilgisine ulaģma sanatıdır. Bu amaca ulaģmak için üretilen kültür değerlerinin bütün unsurlarıyla eleģtirilip, açıklanması gerekmektedir. 1 Bilimsel tarih, geçmiģi doğru bilgiye dayanarak yeniden yoğurma araçlarından biridir. Tarihçi, Anakronizm denilen tarihi yanılgılara düģmemek için öncelikle incelenen zamanın koģullarını iyi tespit etmek, değerlendirip, anlamak zorundadır. 2 Böyle bir çaba, ideoloji ve ütopyalardan sıyrılmıģ olmayı da gerektirir. Bizim bu çalıģmamızda dile getirdiğimiz Bilimsel Tarih Perspektifi budur. GeçmiĢin eleģtirel bir biçimde yeniden inģası ve insanlığın geliģim süreci ancak bu perspektifle doğru analiz edilebilir. ġüphesiz ki bilimsel perspektife sahip bir tarihçinin bu noktada beliren iki sorumluluğu vardır: Tarihçi, bir yandan toplumun hikâye ve mitlerle dolmuģ hafızasının deformasyonundan kendini korurken aynı zamanda topluma yeni bir tarihi bellek oluģturma gayreti içinde olacaktır. 3 Bu durum, değiģim süreci içerisinde ki bir toplumda var olan her türlü dogmatik tarih yazılımlarıyla hesaplaģmayı da kaçınılmaz kılmaktadır. Ayrıca, tarihte incelenen olay ve olguların birçok boyutu vardır. Hiçbir olayın ve olgunun sadece ekonomik, sadece siyasi ya da sosyal bakıģ açılarıyla açıklanamayacağı, açıklansa bile bunun tek yönlü ve yetersiz bir açıklama olacağı bilinmektedir. Ancak yaģananları birbirine bağlı, etkileģim halinde bir bütün olarak görüp açıklamak bize yarar sağlar. Tarihi olay ve olguların doğru anlaģılması, bilimler arası bütünsel bir bakıģ açısı ve sistematik açıklamalarla mümkün olabilmektedir. Bugün, değindiğimiz gibi bilimsel bir bilinç geliģtirerek geleceğe yönelen yeni tarihçiliğin kültürlerarası etkileģimi ve karģılıklı anlayıģı esas alan çalıģmaları, Avrupa Birliği nin kendi kimliğini yeniden inģa etme sürecinde önemli bir iģlev görmektedir. Bu da yeni bir kültür oluģumu sürecidir. 4 Bu süreçte, bizleri insanî hedeften saptırarak, yeni ideolojiler üretecek tarihsel derinlikten ve analitik düģünceden uzak yaklaģımlardan kaçınmak gerekmektedir. 2. İdeoloji Nedir? Ġdeoloji, Ortaçağlar ın Skolastik Felsefe si gibi, düģüncenin yüceltilerek inanç kalıbı haline getirilen öğretisidir. Siyasi ve sosyal temellere dayandığı gibi, onları yönlendirme etkisine de sahiptir. Hatta düģünce, inanç ve görüģlere toplumsal yapı içinde örgütlenme modeli sunar. Böylece yaģamı algılama biçimini belirleyebilir. 5 Burada konumuz açısından, bir bilim ideolojisi olan Pozitivizm in, ilerlemeci modernleģme kuramının oluģturulmasında gördüğü iģlevi ve 19. yüzyıldaki tartıģılmaz konumunu örnek verebiliriz. Hâlbuki bilimsel kuramlar sürekli yeniden açıklanmaya muhtaçtır. Bilimsel sorgulamalarla yeni kuramlar, yaklaģımlar oluģmalıdır. 1 Bahaeddin Yediyıldız, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu BaĢkanı nın AçılıĢ KonuĢması, Cumhuriyet Döneminde Türkiye de Tarihçilik ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu Bildiriler-, Ankara, Mart 2010, Ed. Mehmet Öz, T.T.K. Ank. 2011, s. XXI-XXIII 2 Bahaeddin Yediyıldız, (Çev.), Târihler ve Yorumları, T.T.K., Ankara 2003, s François Bedarida, (Der.),Tarihçinin Toplumsal Sorumluluğu, Çev. A.Tartanoğlu ve Suavi Aydın, Ġmge Kit.1.bas. Ankara, Ağustos 2001 s Salih Yılmaz, 21. Yüzyılda Avrupa Birliği nde Yeni Tarih AnlayıĢı ve Türkiye ye Yansımaları, Cumhuriyet Döneminde Türkiye de Tarihçilik ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu -Bildiriler-, Ankara, Mart 2010, Ed. Mehmet Öz, T.T.K. Ank. 2011, s Kemal Arı, Tarih Yazımında Ġdeolojiler, Mitler, ve Önyargılar, Cumhuriyet Döneminde Türkiye de Tarihçilik ve Tarih Yayıncılığı Sempozyumu -Bildiriler- (Ankara, Mart 2010), Ed. Mehmet Öz, T.T.K. Ank. 2011, s

4 58 Murat BARAN Pozitivizm in kurduğu rasyonel dünya düzeninde bu, o zamanlar mümkün olmamıģtı. Ancak, I. Dünya savaģı ve sonrasında yaģanan yıkımlar, insanlık üzerinde oldukça etkili oldu. Bu nedenle eski rasyonel değerler sarsılınca Pozitivizm ve Modernizm yeniden sorgulanmaya baģlandı. ĠĢte buradan, anti pozitivizm ve post modernizm gibi yeni düģünce akımları doğdu. Elbette bu yeni akımları da birer ideoloji olarak zikretmek durumundayız. Bu tür kalıpsal ideolojilerin yanında, toplumun içinde yüzyıllarca yaģayan ideolojilerde vardır. ġerif Mardin, bu türden ideolojileri YumuĢak Ġdeolojiler olarak adlandırmaktadır. ġerif Mardin Ġdeolojiyi, insanlara istikâmet vermeye yarayan anlam kümesi, birer harita olarak tanımladığından, bir anlamda halkın içinde yaģayan Ġslâm anlayıģını da (Volk Ġslâmı) bu tanıma göre, yumuģak ideolojiler içinde değerlendirmiģtir. Mardin e göre Sert ideoloji, sistematik bir Ģekilde iģlenmiģ, temel teorik eserlere dayanan, seçkinlerin kültürüyle sınırlandırılmıģ, muhtevası kuvvetli bir yapıdır. YumuĢak ideoloji ise, kitlelerin çok daha Ģekilsiz inanç ve biliģsel (cognitive) sistemlerini ifade eder. 6 Mardin, yumuģak ideolojilerin, hem belli bir dünya görüģü karģısında vaziyet alıģların (attitude) toplandığı sürekli bir değiģken hem de insan eylemine yön veren iç yapılar olduğunu vurgular. Böylece Ġslamiyet in Volk Ġslam Ģeklinin Türkiye'de tarihi geliģmeler sonucunda bir yumuģak ideoloji haline geldiğini ve bugün dahi halk arasında dünya görüģünü Ģekillendirdiğini savunur. Demek ki Ġdeoloji hangi Ģekliyle olursa olsun, kendinden zorlukla kurtulunan bir düģünce kalıbıdır. Özellikle yumuģak ideolojilerin etkileri ve iç tutarlılıkları oldukça uzun süreçlidir. 7 ModernleĢme sorununda bir merkezi-kurumsal ideolojik boyutun, bir de toplumsal ideolojik boyutun bulunduğunu düģünecek olursak, yapılan tarihî sorgulamalarda, incelenen çağa damgasını vurmuģ sert veyahut yumuģak ideolojilerin ve gelecek ütopyalarının etkisi altında kalmamak için olay ve olgulara Bilimsel Tarih Perspektifi nden bakma gerekliliği daha bir önem kazanmaktadır. Sonuçta bu çalıģmamız, modernitenin nasıl anlaģılması gerektiğini ve temellerini bize gösterebilecek bir ön çalıģma özelliği de taģımaktadır. ÇalıĢmamızın ana çerçevesini, yöntemini, niteliğini ve amacını bu Ģekilde belirttikten sonra, sırasıyla modernleģme ile ilgili kavramların tanımına, modernleģme ile ilgili ortaya atılan kuramlara ve bunların Türkiye ye yansımalarına göz atabiliriz. I- Modernleşme Kavramı ve Olgusu: A Modernleşme, Modernite, Modernizm, Postmodernite ve Batılılaşma Kavramları Günümüzde yeni bir dünya görüģü olarak anlaģılan Modernite ile onun ideolojisi diyebileceğimiz Modernizm in birbirine karıģtırılarak, iç içe anlamlar ifâde edecek biçimde kullanıldığını görüyoruz. Bu kavram kargaģasını gidermek için, konuya ModernleĢme olgusu ve ModernleĢme ile ilgili kavramları tanımlayarak baģlamayı gerekli buluyorum. a. Modernleşme Sözlük anlamı itibariyle; çağdaģlaģma, asrîleģme ve yenileģme gibi anlamlara gelen modernleģme, 8 geri kalmıģ bir medeniyetin kendinden ileri seviyedeki bir medeniyete eriģebilmek için gösterdiği çabaların ortak adıdır. 9 Bu yönüyle bakıldığında modernleģme, kendiliğinden veya dıģ etkenlerin zorlamasıyla ortaya çıkan geniģ kapsamlı bir toplumsal değiģme sürecidir. Toplumsal 6 ġerif Mardin, Din ve Ġdeoloji, (Bütün Eserleri 2), ĠletiĢim yay. 9. bas. Ġst. 2000, s.14-15; 25; Mardin, Din ve Ġdeoloji, s s.33 (EriĢim tarihi: , Sa.16:55) 8 Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Ġz yay. 11.Bas., Ekim 1996, s Halil Ġnalcık, Atatürk ve Türkiye nin ModernleĢmesi, Belleten, c.lii /63, s.986

5 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 59 değiģmeyi, toplumsal yapıyı oluģturan iliģkiler ağının ve bu iliģkileri belirleyen kurumların değiģmesi olarak tanımlayabiliriz. Toplumların sosyo-ekonomik değiģmeleri de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Çünkü toplumsal yapı, birçok kurumsal alanı bünyesinde barındırdığı için, değiģme ister istemez bütün alanlara bir Ģekilde etki edecektir. ĠĢte bu tarihî değiģmenin mahiyeti, tarzı ve alıntılama biçimi tartıģma konusudur. Her toplumda kurumlar ve iliģkiler zaten sürekli değiģme süreci içerisindedir. Fakat modernleģme, daha geliģmiģ toplumlara eģitlenme süreci olarak görülmektedir. 10 Bu durum, Avrupa nın kendi içinde de geçerlidir. Evrensel anlamda, farklı medeniyetler arasında birbirini etkileyen, karģılıklı ya da tek taraflı alıģ-veriģler söz konusu olduğundan; modernleģmeyi, kültür değiģmesi olarak tanımlayanlar da vardır. 11 Kültür DeğiĢmesi, bir toplumun maddî ve manevî medeniyetini bir tipten baģka bir tipe dönüģtüren süreç olarak tanımlandığına göre 12 toplumun birçok alanına, değiģik oranlarda ve Ģekillerde etki etmesi kaçınılmazdır. O halde modernleģme geçici bir alıntılama değil, toplumda etkili olan ve kalıcı iz bırakan kültür değiģmeleri olarak tanımlanabilir. Mümtaz Turhan a göre, bugün dünyada ve Türkiye de -özellikle Avrupalı devletlerin yaptıkları müdahaleler neticesinde- eģi bulunmaz bir geniģlik ve Ģiddetle kültür değiģmeleri meydana gelmektedir. Bu nedenle kültür değiģmesinde hangi safhaya vardığımızı, bu sürecin bize ne kazandırıp ne kaybettirdiğini tespit etmek ve bunların sonuçlarını dünyanın diğer kısımlarında meydana gelen kültür değiģmelerinin sonuçlarıyla karģılaģtırmak gereklidir. Bunun için bütün ilim dallarında ortaklaģa, sistemli çalıģmalar ve araģtırmalar yapmak gerekmektedir. 13 Öyleyse modernleģme, bütün boyutlarıyla ele alındığında, birbiriyle etkileģim halinde bulunan birçok etkenin karģılıklı dönüģümü, değiģimi sorunudur. Kısacası modernleģme, toplumsal bir kültür değiģimi demektir. Ancak kültür değiģimi ile kültür elemanlarının aktarılması aynı süreçler değildir. Örneğin, Osmanlı Devleti Batıdan evrensel değerler anlamında kültür alıntılamaları yapmıģtır. Ancak toptan veya parça parça alıntılamalar, kültürün değer sistemiyle ilgili olan sübjektif alanlarında zamanla değerler çatıģmasına neden olmuģtur. Yani tam anlamıyla bütünsel bir kültürleģme mümkün olamamıģtır. Bu nedenle Türkiye bugün, Tanzimat Dönemi nde olduğundan çok daha büyük bir kültürleģme bunalımı yaģamaktadır. 14 Sağlıklı bir kültürleģmenin nasıl olması gerektiği konusunda tartıģmalar günümüzde de sürmektedir. Bu nedenle çalıģmamızda, toplumsal değiģimin süreci, niteliği, yönü ve geleceği konusunda ortaya atılan birbirinden farklı tarih felsefelerine dayalı toplumsal kuram ve yaklaģımlara da değineceğiz. b. Modernite (Hümanist Öz, Süreç ve Yeni Durum) M.S. 5. Yüzyılda Hıristiyanlığı resmen kabul eden Roma nın yeni durumunu, eski Pagan döneminden ayırmak için kullanılan Modern kelimesi, köken olarak Latince Modernus dan gelmektedir. 15 Sonrasında Ortaçağlardan, Yeniçağlara geçiģ yapan Avrupa nın yepyeni bir anlayıģla yeni baģtan doğuģu sürecini ifade etmek için kullanılan Modern kavramı, Batı nın tarihsel süreç içerisinde kendine has geliģim tecrübesini ifade etmiģtir. Ġlk kez Hegel tarafında kullanılan modern sözcüğünün, mekân olarak yalnızca Avrupa Kıtası nı kapsaması bunun bir göstergesidir. ĠĢte bu öznel modern den türetilen modernite terimi, Avrupa da belli bir tarihi 10 Emre Kongar, Toplumsal DeğiĢme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, Remzi kit. 6. bas. Ġst.1995, s.227;230;304; , Ahmet Eskicumalı, Eğitim ve Toplumsal DeğiĢme: Türkiye nin DeğiĢim Sürecinde Eğitimin Rolü, , Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi, Cilt 19(2) 2003, s Erol Güngör, Kültür DeğiĢmesi ve Milliyetçilik, Ötüken yay. 5. Bas. Ġst. 1989, s Mümtaz Turhan, Kültür DeğiĢmeleri: Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik, Çamlıca yay. 5. Bas. Ġst. Mart 2006, s.49 B. Malinowski nin tarifi- 13 Turhan, a.g.e., s ; Halil Ġnalcık, Doğu Batı -Makaleler I-, Doğu Batı yay., 4.bas., Ank. Ocak 2009, s ; Ergün Yıldırım, Hayali Modernlik: Türk Modernliğinin Ġcadı, Doğu Kit., 2. Bas., Ġst. Haz. 2012, s. 15

6 60 Murat BARAN dönemde yaģanan büyük ve köklü değiģimlere karģılık gelir ve bu dönemin farklılığını belirlemek için kullanılır. 16 Denilebilir ki, Modernite bu anlamıyla sadece Batı Avrupa da, düģünce ve anlayıģta beliren yeni bir hayat anlayıģı, düģünsel planda yaratılan bir değiģim zihniyetidir. 17 Özellikle Rönesans ın ve onu doğuran Hümanizm in, Avrupa Modernitesi nin temelini oluģturduğu bilinen bir gerçektir. 18 Rönesans, bir bütün olarak birey kavramını öne çıkaran, insanı sonsuz evrenin merkezine yerleģtirerek her değerin ölçüsü haline getiren bir akımdır. Rönesans Hümanizmi derken, 15. ve 16. yüzyıllarda antik düģünceye veya insana dair çalıģmalar yapan hümanistlerin faaliyetlerini kastediyoruz. Hümanistler 13. yy. dan beri, eski el yazmalarına yönelik yapılan eleģtirel analizlerle, Antikçağ kaynaklarının aslına uygun Ģekilde yeniden canlandırılmasını sağlıyorlardı. Bu aklî giriģim, insanın yaģamsal güçlere yeniden dönüģünü ifade etmekteydi. Ġnsan düģüncesini ve irade özgürlüğünü öne çıkaran bu hareket, yepyeni bir dönemin kapısını aralamıģtır. 19 ĠĢte modernite, bu köklü değiģmeler ve geliģmeler sonucunda ortaya çıkan yeni durum dur. Görüldüğü gibi, Batı nın kendi tarihî sürecinde tıpkı Hümanizm gibi birçok Modern i yani yeni durum u olmuģtur. Ġçerikleri sürekli değiģse de, 'modern' terimi hep, kendini eski'den yeni'ye bir geçiģin sonucu olarak görmüģ, antik çağla kendisi arasında bir iliģki kuran dönemlerin bilincini dile getirmiģtir. 20 Modernite, eski ye göre yeni bir dönemin baģladığının bilincine varıldığında gündeme gelmiģtir. O halde 5. yüzyıldan itibaren her çağın, tarihsel birikimlerle bilincine varılan yeni bir modernitesi olmuģtur diyebiliriz. Modernitenin, her çağda yeni farkındalıklarla ortaya çıkan ve değiģen bir durum olması, bu fenomen anlayıģın, modernleģme dediğimiz tarihî, kültürel değiģim süreçleriyle karıģtırılmasına neden olmuģtur. Yani modernite, daha sonra ortaya çıkan kendine bağlı değiģimleri de kapsayacak Ģekilde kullanılmıģtır. Bu bakıģ açısı, modernitenin aslında dinamik, sürekli yenileģen bir medeniyet anlayıģı olduğunu bizlere gösterir. Böylece modernlik, öz bilinç olarak evrensellik iddiasını içinde barındırır. Bu noktada yapılan en büyük yanlıģ, modernite bilincini 17. ve 18. Yüzyıllarda ki aklî ve bilimsel köklü değiģmelerden yola çıkarak yeniden biçimlendiren modernizm ideolojisi ile karıģtırmak olmuģtur. Hâlbuki zaman içinde kurumsallaģan akla dayalı modern bilim anlayıģı, seçkin bir üst kültür oluģturup yaģam dünyasından koparılmıģ özerk, otoriter alanlar durumuna getirilmiģtir. Böylece modernliğin farklı algılamalarına dayanan ideolojiler, kuramlar ve sistemler tartıģılmaz bir niteliğe büründürülmüģ, bireysel nitelikler bu sistemler içinde önemsizleģtirilmiģtir. Bu nedenle hümanizm temelli asıl modernite anlayıģı ön plana çıkamamıģtır. 21 ĠĢte biz bu modernliğin sonradan geliģtirilen kurumsallaģtırılmıģ projesine modernizm diyor ve onu moderniteden bu yönüyle ayırıyoruz. Bu ayrımı yapmak zorundayız. Aksi takdirde modernliğin tarihî değiģim anlayıģına dayanan özgürlükçü yönü ile bu değiģimi disipline ederek donduran kurumsal yönünün çeliģkilerini bağdaģtıramayız. Kısacası, Yeniçağda beliren Hümanizme dayalı öz modernite anlayıģının, tarihî koģullar altında dönüģerek geliģimi sonucunda her çağın yeni bir modernitesi olmuģtur. Bu açıdan modernite anlayıģının öz, süreç ve yeni durum anlamında geliģimini bütünsel anlamda değerlendirmek daha yerinde olur. Fakat modernitenin kendisini, onunla ilgili geliģtirilen proje ve 16 ġeyhmus Demir, Mutlu Sesli, Veysel Yılmaz, Türk ModernleĢmesi: EleĢtirel Bir BakıĢ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi- 2, 2008 s.78; Gönül Pultar, (Der.), Türk Bilim Adamlarının BakıĢ Açısından Ġslâm ve Modernite, Remzi Kit.1.Bas.Ġst.2007 s.23;42 18 Halil Ġnalcık, Rönesans Avrupası : Türkiye nin Batı Medeniyetiyle ÖzdeĢleĢme Süreci, Türkiye ĠĢ Bankası Kültür yay. 1.bas. Ġst. Nisan 2011, s.55-57, Oral Sander, Siyasi Tarih: Ġlkçağlardan 1918 e, Ġmge Kit. 17.bas. Ank. Eylül 2008, s Jacqueline Russ, Avrupa DüĢüncesinin Serüveni: Antik Çağlardan Günümüze Batı DüĢüncesi, Çev. Özcan Doğan, Doğu-Batı yay. 1. Bas. Ank. Mart 2011, s , Anthony Grafton, Yeni Dünyalar Eski Metinler: Geleneğin Gücü ve KeĢiflerin Yarattığı ġaģkınlık, Çev. Füsun Savcı, Kitap yay. 1. Bas. Ġst. Ocak 2004, s ; 44-46; Jürgen Habermas, Modernlik: TamamlanmamıĢ Bir Proje, Dipnot, Nisan-Mayıs-Haziran,Sayı 1(2010), s , (EriĢim tar , sa. 13:25) 21 Nesrin Kale, Modernizm den Postmodernist Söylemlere Doğru, Doğu Batı, Yıl: 5/Sayı: 19,(2002), s

7 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 61 teorilerden ayrı düģünmek gerekir. Kavram kargaģasını gidermek için, bu tür tanımlamalarda bazen niteliksel ve tarihî ayrımlara gitmek daha doğrudur. Modernitenin sosyal bilimciler arasında süregelen tartıģmalarda kullanılan anlam ve içeriğine bakılacak olursa, bugün bile bu konuda net bir uzlaģma sağlandığı söylenemez. 22 Ancak moderniteden bir öz olarak, bir de tarihî süreçleri kapsayacak anlamda bir fenomen olarak bahseden düģünürler vardır. Meselâ, Anthony Giddens, modernlik kavramını 17. yüzyılda Batı Avrupa da baģlayıp, zamanla bütün dünyaya yayılan, yaģantı ve örgütlenme de ortaya çıkan yeni durum diye tanımlarken 23, Eisenstadt ın modernleģme tanımına yaklaģır. 24 Giddens e göre modernlik, süreç içinde geliģen yeni bir durumdur. Eisenstadt ise modernleģmeyi tanımlarken bu duruma değil, değiģimin sürecine ve sonuçlarına vurgu yapmıģtır. J. Habermas a göre ise modernlik, hep yeni bir dönemin bilincini yansıttığı için tarih dıģı ya da tarih üstü bir nitelik taģır. 18. yüzyıl da Aydınlanma filozofları tarafından yeniden formüle edilmiģtir. Bu ise modernliğin kurgulamasıdır. 25 Habermas ın görüģleri bizim modernlik açıklamalarımızla daha bir uyuģmaktadır. Habermas, modernliğin tarihî koģullarda kendisini yeniden var etme imkânına sahip olduğunu vurgulayan özcü bir yaklaģıma sahiptir. Modernlik, Giddens gibi, fenomen bir durum olarak görülse bile kendini sürekli yeniden yorumlayarak aģan bir özelliğe de sahiptir. O halde modernlik, bir yandan kendi içinde sürekli dönüģürken, bir yandan da toplumdan topluma farklılıklar arz eden yeni yorumlamalara uğrayabilmektedir. Bu düģünceler, günümüzde birçok modernlik biçiminden bahsedebileceğimiz, Çoğul Modernlikler yaklaģımını doğurmuģtur. Böylece günümüzde modernlik, Doğu toplumlarının kendine özgü koģulları tarafından yeniden üretilmesini de içeren bir anlayıģa dönüģmüģtür. 26 Bu yeni durum da modernliğin doğal yapısı olarak görülmektedir. Öyleyse modernliğin bir öznel birde nesnel yönü vardır. Modernlik bu yönüyle, özünü Batı dan alarak geliģen ve toplumdan topluma farklı süreçlerle iģlenen yeni bir bilinç, kültür ve medeniyet anlayıģıdır. Batı, Hümanizm ve Bilimsel Akılcılık gibi öz anlayıģlardan yola çıkarak toplumsal geliģme süreçlerini yani modernleģmeyi yaģamıģtır. Batı nın dıģındaki toplumlar ise, bu süreci kendi tecrübe ve tarihî birikimlerinin etkisi altında iģleyerek geliģtirecektir. Yani modernitenin özünde nesnel yönleri vardır, ama onun geliģim süreci her toplumda özneldir. Bu durum, modernleģme süreçleri için de geçerlidir. Örneğin, Göran Therborn, Modernlik Yoluyla Modernliğe Giden Yollar baģlıklı makalesinde, modernliği, daha önce hiç ziyaret edilmemiģ, ulaģılabilir ve tasarlanabilir bir geleceğin keģfi olarak tanımlar. ġimdinin, önceden tasarlanmamıģ bir geleceğe açılması yeni bir kültür üretimi demektir. Modernlik te, ufuk açıcı yeni bir farkındalık durumu söz konusudur. ModernleĢmenin geliģimi ve modernizm bu öz anlayıģın ardından gelir. Therborn a göre modernliğin birbirine benzemeyen geliģim süreçleri vardır. Bu dört büyük yolun ilki, öznel Avrupalı devrim ya da reform kapısı ; ikincisi, Amerika nın Yeni Dünyalar ı; üçüncüsü, dıģsal tehdit olarak ortaya çıkan, savunmaya yönelik modernlik çabaları ve son olarak iģgal ve boyun eğdirme yoluyla geliģen kolonici modernlik yolu dur. Bu sınıflandırmada Osmanlı nın modernleģme çabaları üçüncü yol kategorisinde ele alınmaktadır. 27 Tarihçi Carter V. Findley de, çeģitli halkların modernliğe giderken izlediği yolları Therborn dan alıntı yaparak aktarır. Ancak Findley e göre Batı dıģındaki coğrafyalarda bu kültürel 22 Huri Ġslamoğlu, (Der.), Neden Avrupa Tarihi?, Çev. S. CoĢar, Ö. Gökmen ve Y. Kırgöz, ĠletiĢim yay. 1. bas. Ġst.1997, s Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, Çev. E. KuĢdil, Ayrıntı yay. 4. Bas. Ġst. 2010, s S.N Eisenstadt, ModernleĢme, BaĢkaldırı ve DeğiĢim, Çev. Ufuk CoĢkun, Doğu-Batı yay. Ank. Eylül 2007, s Habermas, a.g.m., Dipnot, Nisan-Mayıs-Haziran, Sayı 1(2010), s.29-42, (son eriģim tarihi, , sa.13:25), Ergün Yıldırım, Hayali Modernlik: Türk Modernliğinin Ġcadı, Doğu Kit., 2. Bas., Ġst. Haz. 2012, s Yıldırım, a.g.e. s Göran Therborn, Modernlik Yoluyla Modernliğe Giden Yollar, Postmodernizm ve Ġslâm, KüreselleĢme ve Oryantalizm, Der. A. Topçuoğlu, Y. Aktay, Vadi yay. 2. bas. Ank. Eylül 1999, s ;70-04

8 62 Murat BARAN değiģimler, mevcut toplulukların ve mekânların yeniden tasavvur edilmeleriyle gerçekleģmiģtir. 28 Görüldüğü gibi burada, modernite ve modernleģme bu yönüyle daha çok batıya has bir zihniyetin ve yeni bir anlayıģın dıģ dünyaya değiģik yollarla aktarılması Ģeklinde karģımıza çıkıyor. Jacqueline Russ a göre, insana ve evrene dair yeni bir tasavvur olan modernitenin temel özellikleri, bilimsel bir akıl ve insanı bütün değerlerin kaynağı ve ölçüsü olarak gören hümanizm anlayıģıdır. 29 Kanaatimize göre bu anlayıģ, hem bir düģünsel öz ü hem de insanın etkinliğinde sürekli geliģmeyi içinde barındırmaktadır. ModernleĢme ise insana ait bu değiģim zihniyetinin, tarihsel geliģme sürecidir. Modernitenin böyle zamanla evrenselleģen bir anlayıģ olduğunu düģünsek bile, farklı uygarlık çevreleri arasındaki kültür alıģveriģlerinde, modernleģme süreci içinde farklı yapıların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Çünkü her kültür çevresi, modernleģme de Batı nın vesayeti söz konusu olsa bile, farklı geleneksel yapılardan gelen bir geliģim süreci izlemektedir. c. Modernizm (Modernite ve Modernleşmenin bilimsel ideolojisi) Modernizm, modernite ye ve modernleģmeye dayanarak geliģimin bilincine varan ve geleceğe yönelik amaçlar belirleyen fikrî dönüģümü ve projeyi ifâde eder. Modernizm, Batılı modernite anlayıģını içinde taģıyarak, 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar sürekli geliģen, akla dayalı kuramsal bir ideolojidir. Modernizm bu yönüyle, modernliğin ve modernleģme sürecinin pozitivist bir kuramıdır. Bu modernizm ideolojisi, ileri sürülen Batı tipi modernleģme kuramlarına da doğrudan etki etmiģtir. Öyleyse, Modernizm in, modernleģme süreci içerisinde, toplumu ve bireyi denetleyip, örgütleyen kurumsal bir ideoloji olduğu düģünülebilir. Modernizm bu anlamıyla bazı düģünürlere göre yeni bir düzen kurmak için toplum mühendisliğine soyunmuģ bir ideolojidir ve özgür bireyi ezerek, kurumsal iktidarlar yararına, yurttaģ-kullar yaratmıģtır. 30 Kısacası bu ideolojinin 17. yüzyıl akıl çağında belirmeye baģladığını, 1789 Fransız Ġhtilâli nden sonra da siyasi bir erke dönüģerek Moderniteyi dondurduğunu ileri sürebiliriz. 19. yüzyılda Avrupa da ortaya çıkan evrimci ve iģlevselci toplumsal değiģim kuramlarının bu altyapı temelinde geliģtiklerini görüyoruz. d. Postmodernizm, Postmodernite ve Modernliğin Düşünümsellik Karakteri Postmodernizm, modernite anlayıģını, modernleģme sürecinde iģleyerek değerlendiren etkin akla sahip insanın değer üretiminin bir parçası ve devamıdır. Modernist değerlerin çöktüğü belirsizlik çağında, özeleģtiriye imkân sağlayan postmodernizm akımı yeni bir kimlik arayıģına girerek insanlığa umut aģılamıģtır. 20. yy. ın baģlarında klasik modernizme bir tepki olarak doğan Postmodernizm akımı, bilim alanında Einstein in ortaya attığı, Özel Görecelik (1905) ve Genel Görecelik (1915) kuramlarının etkisi altında geliģen yeni anlayıģlardan ve iki büyük dünya savaģının yıkıntılarından beslenerek, 1950 lerden sonra ön plâna çıkan bir söylemdir. 31 Batı nın Pozitivist ve determinist bilim anlayıģına, toplum mühendisliğine giriģen ilerlemeci yaklaģımlarına, insan öznesini geri plana iten sistemci yapılanmalarına karģı çıkan postmodernizm söylemine göre, evrende kozmos değil bir kaos vardır. Felsefesini bu belirsizlik üzerine kuran söylem, Modernist Rasyonalite üzerine inģâ edilen önceki bütün tasavvurları kurgulama olarak nitelendirmiģtir. Oysaki Postmodernizm in kendiside yeni bir kurgulamadır. Modernliğe inancını yitirmiģ, kaygılar içinde kıvranan 28 Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler, Çev: AyĢen Anadol, TimaĢ yay. 3. Bas., Ġst. Ekim 2012, s Jacqueline Russ, Avrupa DüĢüncesinin Serüveni: Antik Çağlardan Günümüze Batı DüĢüncesi, s ; Hasan Bülent Kahraman, Postmodernite Ġle Modernite Arasında Türkiye, Everest yay. 2. Bas. Ġst. 2004, s Cemal Yıldırım, Bilimin Öncüleri, Tubitak, 16. Bas. Ank. 2001, s , Nesrin Kale, a.g.m., Doğu Batı, s vd., Özel ve Genel Görecelik (Görelilik) Teorisi ile ilgili ayrıntılı bilgi için Bknz: A. Adnan Adıvar, Tarih Boyunca Ġlim ve Din, Remzi Kit., 6.Bas. Ġstanbul, ġubat 2000, s

9 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 63 insanoğlunun yeni bir alternatifi olarak, etnik ve bireysel özgürleģmeyi ön plana çıkaran bu akım, aslında modernitenin yeni bir uzantısıdır. Çünkü modernitenin özünü reddetmediği gibi, yeni yüzyılın sorunlarına çözümler getiren farklı bir sonuca da ulaģamamıģtır. Fakat savunusu yapılan Özne Ġnsan ı, yani modernitenin unutulan hümanizm ini daha bir radikalleģtirerek yeniden çağırmıģtır. Bu açıdan bakıldığında, Postmodernizm, modernitenin yeniden farklı bir tarzda türetilmesi çabasıdır. Bu akım, Modernizm i eleģtirerek, insan doğasına, akıl ve iradesine öncelik veren 16. yüzyıl modernitesine farklı bir bakıģla yeniden dönmeyi amaçlamıģtır. Özne böylece, tekrar nesnenin üstüne yerleģtirilmek istenmiģtir. Eğer postmodernizm in ortaya çıkardığı veya sürecinden etkilendiği bir postmodernite var ise, bu oluģum modernitenin dönüģümünü sağlayan öğelerin toplamı olan yeni bir süreçtir. Zaten, ortaya atılan birçok postmodernizm yaklaģımı içinde Anthony Giddens ve Ulrich Beck in, modernliğe atfettikleri düģünümsellik özelliği, modern insanların geliģtirdikleri bilim kurumları sayesinde kendi eylem ve düģüncelerini denetleyebilen yeteneklerine atıfta bulunabilmektedir. Bu ise modern Avrupalı insanın yaptığı bir iģtir. Böylece bütün olumlu veya olumsuz yeni kavramsallaģtırmalar, modernliğin bu düģünümsellik karakteri sayesinde mümkün olmaktadır. Hatta, modernliğe yöneltilen her türlü eleģtiri, modernliği biraz daha radikalleģtiren bir hâl almaktadır. Postmodern söylem, bu koģullarda modernliğin düģünümsel dönüģüm zırhına çarparak dağılmaktadır. Habermas a göre, bugün postmodernlik adı altında savunulan idealler, Aydınlanma nın projesi olarak modernliğin söyleminde gösterildiği için bu ideallerin realizasyonu, daha fazla modernlikle, daha fazla akıl, rasyonellik ve aydınlanmayla olabilecek bir Ģeydir. 32 Kısacası modernlik, kendi karģıtını bile içinde barındıran değiģken ve daha radikal bir sürece dönüģtüğünden, bütün muhalefet çırpınıģlarını da kendine eklemleyebilmektedir. Örneğin postmodern küreselleģme sürecinde, bireyselleģme ve metâlaģma ile kültürel olarak manipüle edilen geleneksel değerlerin büyüsünü kaybedip önemsizleģmesi, yeni bir tür sekülerleģme süreci ile karģı karģıya olduğumuzu gösteriyor. Bu yeni tür sekülerleģme, dinî ve millî değerleri inkara yeltenmiyor fakat bu değerleri kendine özgü, küresel fenomen bir süreç içerisinde anlamsızlaģtırıyor. 33 Kanaatimize göre bu postmodern süreç, moderniteye ait bütün değerlerin özeleģtirisi yoluyla, onu yeniden üreterek daha da güçlendirmektedir. e. Batılılaşma, Çağdaşlaşma, Medenileşme Yaklaşımları BatılılaĢma, Batı Avrupa nın toplumsal ve fikirsel bileģimini eriģilmesi gereken bir hedef olarak gören yaklaģımdır. Bu nedenle, modernleģme olgusu ülkemiz de, örnek alınan Batı medeniyetinin adından dolayı BatılılaĢma diye de adlandırılmıģtır. BatılılaĢmak, Batıya her yönüyle benzeģmek yani Batı merkezli bir medeniyet anlayıģına göre kendini yeniden yapılandırmak demektir. Ancak bu tutum, Lâle Devrinden baģlayarak tepkilere yol açmıģtır. 34 ModernleĢme olgusu ile batılılaģma aslında aynı Ģey değildir. Bu iki kavramın iç içe düģünülmesi kanaatimize göre, yanlıģ anlayıģ ve tutumların bir sonucudur. Burada, örnek modelin Batı olması ülkemize has bir durumdur. Bu, modernleģmede tek örneğin Avrupa olacağı anlamına da gelmez. Nitekim bugün artık kabul edilen gerçek, iç geliģme ve dıģ örneklemelerde her milletin farklı kültürel özelliklere sahip olmalarından dolayı, birbirinden ayrı bir geliģme seyri izliyor olmasıdır. Avrupa nın oluģturduğu modernizm formülü, yine o coğrafyanın yaģadığı modernite ve modernleģmenin bir sonucudur. Zaten tarihî, sosyal ve kültürel gerçeklerini yadsıyarak, sadece doğurduğu sonuçlara göre bir medeniyeti örnek almanın sonucu, kültür çatıģması ve modernleģememek olmuģtur. Bu konuda Ġlber Ortaylı nın Ģu tespiti doğru görünüyor: BatılılaĢma, 32 Abdullah Topçuoğlu ve Yasin Aktay,(Der.), Postmodernizm ve Ġslâm, KüreselleĢme ve Oryantalizm, Vadi yay. 2. bas. Ank. Eylül 1999, s , H. Bülent Kahraman, Postmodernite Ġle Modernite Arasında Türkiye, s , Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, s Abdullah Topçuoğlu ve Yasin Aktay,(Der.), a.g.e., s , Bryan S. Turner, Oryantalizm, Postmodernizm ve Din, Postmodernizm ve Ġslâm, KüreselleĢme ve Oryantalizm, Der. A. Topçuoğlu, Y. Aktay, Vadi yay. 2. bas. Ank. Eylül 1999, s ;51; ġerif Mardin, Türk ModernleĢmesi, (Makaleler 4), ĠletiĢim yay. 1. Baskı Ġst. 1991, s.11-13

10 64 Murat BARAN batının tahribatına karģı, onu tanıma ve ona uyma zorunluluğundan doğmuģ, bir hesaplaģmadidiģme meselesi, var olma refleksidir. Hâlbuki, modernleģme sadece bu değil, her milletin kendine has bir özelliğe sahip olan kültürleģme problemini çözme sürecidir. 35 Bu görüģlere, BatılılaĢmanın belli bir medeniyet dayatması olduğu gerçeğini de ekleyebiliriz. Fakat bu zorunlu görülen ve dayatmalarla ilerleyen Batı merkezci kültürleģme süreci baģarıya ulaģamamıģtır. Çünkü her medeniyet, kendi geliģim sürecine göre ilerler. Oysa biz Osmanlı da modernleģmenin faydacı bir bakıģ açısıyla baģlatıldığını, Batı nın bu amaçla örnek alındığını görüyoruz. Bu bir acil tedbirdir. Çünkü hiçbir devlet, kısa vadeli problemlerine çözüm üretemeden ayakta kalmayı baģaramaz. Biz bu çözümlerin, Osmanlı dan itibaren taklit yoluyla Batı dan alınarak, geliģmenin yeniden sağlanabileceği ümidiyle hareket edildiğini görmekteyiz. Bu yöntemle BatılılaĢmaya çalıģmak, modernleģmek anlamına gelmez. ModernleĢme sürecinde ortaya çıkan ve modernleģme ile aynı anlama gelen çağdaģlaģma kavramı, günümüz de geçerli olan değerlerin benimsenmesi ve yaģayıģ tarzına uyum 36 olarak tanımlanmaktadır. Yani çağdaģlaģma, modernleģme sürecinde kazanılmaya çalıģılan tutum ve davranıģların bütününü ifade etmektedir. Bu da hümanist anlayıģa dayalı bir modernite sürecini çağrıģtırmaktadır. Nitekim klasik sosyolojide, bilimsel aklın geliģimi ve ilerleme çağdaģlığın ön Ģartları gibi görülmektedir. Batı da uygarlaģma ya da medenîleģmeyi karģılayan bu kavram, Civilisation kavramıdır yüzyılın baģlarında Fransa da kullanılmaya baģlanan bu kavram, çoğunlukla barbar dünyanın medenîleģtirilmesi anlamında düģünülmüģtür. Çünkü Avrupa, bu yüzyılda teknik ve bilimde ilerlemesini hızlandırarak, sömürgecilik faaliyetine giriģmiģti. 38 Osmanlıya Tanzimât Dönemi nde giren bu kavram, zaman içinde ulaģılan sosyal bir merhale olarak tanımlanmıģtır. Dikkati çeken nokta, Osmanlı nın bu kavramı, Ġnsan Hakları, Özgürlük, Halk Yönetimi gibi hümanist yönleriyle ülkemize aktarmasıdır. 39 O zaman Osmanlı da Civilisation, bir milletin özel kiģiliği olan kültür gibi sübjektif değil, genelde objektif, evrensel özelliğe sahip bir değer gibi görülmüģ olmalıdır. Ama bu medeniyetin, değerler alanına giren yani objektif olmayan yanları da vardır. Bu objektif olmayan yanlar, din ve inanıģlar alanında kendini göstermektedir. Örneğin Avrupa; medenîleģme derken, kendi düģünsel çatıģmasından modernite olarak doğan ve süreç içerisinde daha da olgunlaģıp geliģen bir bilinci kastetmektedir. Yani Avrupa, kendi modernitesini, hümanizmini, düģünce tarihini değerlendirerek bu bilince ulaģmıģtır. 18. yüzyılda, bu bilince sahip olmayan halklar, Avrupalılara göre uygar olarak görülmemiģlerdir. Bu, Batı nın kendi tarihî koģullarından doğmuģ öznel bir bakıģ açısı olup, medenîliğin böyle bir batılılaģtırma amacını değer olarak içinde taģıdığını gösterir. Bu bakıģ açısı, 19. ve 20. yüzyılda modernleģme ile ilgili geliģtirilen ilerlemeci kuram ve yaklaģımları büyük oranda etkileyecektir. ĠĢte Civilisation kavramının bu içeriği, Ġslâm dünyasına göre evrensel değildir. Bu nedenle değerler alanına giren buna benzer kavram, tutum ve davranıģlar, gözle görülen dıģ kalıplar örnek alınarak kazanılmaya çalıģıldığında, toplumda yabancı unsur hissi uyandırarak genelde tepkiyle karģılanmıģtır. 40 Türkiye, Batı dan örnekleme konusunda, kendi tarihî sürecinden kopuk ve geç kalınmıģ alıntılar yaptığı için uyumda sorunlar yaģamıģtır. 35 Ġlber Ortaylı, Avrupa ve Biz, Turhan Kitabevi, 1. Bas. Ank s ; Ercüment Kuran, Türkiyenin BatılılaĢması ve Milli Meseleler, T.D.V. Yay. 2. Bas., Ank.1997, s Nurgün Koç, Kültür ve Medeniyet Kavramları Etrafındaki TartıĢmalar, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 7, Sayı 13 (Bahar 2011) s. 107, https://dosya.sakarya.edu.tr/dokumanlar/2013/264/ _kultur_ve_medeniyet_kavramlari_etrafindaki_tartismalar. pdf (Son eriģim: , sa. 21:18) 38 Tuncer Baykara, Medeniyet Kavramı ve Türk Toplumuna GiriĢi, Tarih İncelemeleri Dergisi V, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., Ġzmir 1990, s Ercüment Kuran, Türk Ġslâm Kültürüne Dâir, Ocak yay. Ank. Haz. 2000, s , Niyazi Berkes, Türkiye de ÇağdaĢlaĢma, Haz. Ahmet KuyaĢ, YKY, 16. bas. Ġst. Ocak 2011, s Erol Güngör, a.g.e., s

11 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 65 ġimdi, toplumsal değiģme süreçlerini açıklamaya çalıģan medenîlik ve modernleģme ile ilgili kuram ve yaklaģımlara göz atabiliriz. II- Modernleşme Kuramı, Toplumsal Değişme Modelleri ve Yaklaşımları: A-Kuram, Model ve Toplumsal Değişme Kuramları Bu çalıģmamızda modernleģmeyi yani diğer bir deyiģle toplumsal değiģmeyi; siyasal yapıyı, ekonomiyi ve kültürü içeren geniģ bir anlamda ele alıyoruz. Bu toplumsal değiģimi açıklayan kuramlar ve modeller, tarihî süreç içerisinde ĢekillenmiĢ ve ortaya atılmıģtır. Kuramlar, bir olguyu açıklamak için bilimsel, sistematik gözlemler sonucunda elde edilen, mantıksal temellere dayalı çıkarımlardır. 41 Model ise gerçekliği anlamak amacıyla onu basitleģtiren düģünsel bir yapıdır. 42 Modeller, Toplumsal kuramları somutlaģtırarak açıklama iģlevini görürler. Aslında kuramsal sınıflamalar, toplumbilimcilerin konuya yaklaģımına ve amacına göre çeģitlilik göstermektedir. Bu nedenle modernleģmenin niçin ve nasıl olduğu ile ilgili süreci etkileyen iç ve dıģ faktörler konusunda yürütülen çeģitli bilimsel çalıģmalar, kuramlara dayalı değiģik modernleģme modellerinin ortaya atılmasına neden olmuģtur. Bu modernleģme modellerinden kimi doğrusal kimi de döngüsel özelliklere sahiptir. Toplumsal değiģim sürecine esas itibariyle içerden bir geliģme olarak bakan evrimci modeller olduğu gibi, değiģimde dıģ etkenleri esas alarak, ödünç alma ve yayılma terimlerini öne çıkaran devrimci modellerde vardır. 43 ModernleĢmenin tanımları da bu kuramlar ve modellere uygun olarak çeģitlilik arz etmektedir. Bu açıdan modernleģme olgusuna yönelik farklı yaklaģımlar, konu üzerinde yapılan araģtırmaların mahiyetini büyük oranda etkilemektedir. Biz bu çalıģma da özellikle toplumsal değiģmeyi açıklamaya yönelen büyük boy kuramlardan yola çıkacağız. Sosyolog Emre Kongar, bahsedilen büyük boy kuramları, Organizmacı, Evrimci ve Diyalektik Kuram olmak üzere üç baģlıkta inceler. Kongar, bütün insanlığın değiģme kanunlarını, tarihsel izlenimlere dayanarak, varsayımlar yoluyla ortaya koymaya çalıģan bu kuramların, konuya bakıģ açılarını ve yaklaģımlarını karģılaģtırmalı olarak değerlendirir. 44 ModernleĢme olgusunu ve kültürleģme süreçlerini açıklama açısından bu kuramların ilk ikisi etkinliğini sürdürmektedir. Özellikle kültür temelli organizmacı kuram ve yaklaģıma sahip N. Danilevski, O. Spengler ve A.J. Toynbee gibi düģünürler, Batı modernleģme kuramına temel olan Evrimci-ĠĢlevselci Kuram dan ayrı bir baģlık altında incelenir. Pitirim A. Sorokin in Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri baģlıklı eserinde bu düģünürlerin tarih felsefeleri açıklanarak eleģtirel bir gözle değerlendirilmiģtir. 45 Her bir kültür-uygarlık çevresini ayrı bir dünya olarak ele alan ve medeniyetlerin tek yönlü ve doğrusal bir geliģim seyri izlemediğini savunan bu düģünürlerden Danilevski ye göre, Avrupa evrensel bir insan uygarlığı değildir. Her toplumun kendine has farklı geliģim seyri ve kültür tipi vardır. Bir Uygarlığın temel ilkeleri, belli bir kültür tipinden baģka bir kültür tipine aktarılamaz. Bir uygarlık, baģka bir uygarlık tarafından bütün olarak alınamaz. Her özgün uygarlık seçici bir organizmadır. Kendisine uyanı alır. Uygarlıklar insanlar gibi doğar, büyür ve yok olurlar. 46 Fakat Danilevski nin Avrupa ile Rusya arasındaki kültür zıtlığına dayanan bu görüģlerini, döneminin Panslavizm ideolojisi etkisi altında ve Kırım SavaĢı nın yarattığı düģmanlık havası içinde geliģtirdiğini unutmamak gerekir. 41 (Son eriģim: ,sa.23:40) 42 Peter Burke, Tarih ve Toplumsal Kuram, Tarih Vakfı Yurt Yay. 2. Baskı, Ġst s Burke, a.g.e., s Emre Kongar, Toplumsal DeğiĢme Kuramları, Remzi kit. 6. bas. Ġst. 1995, s Pitirim A. Sorokin, Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri, Çev. Mete Tunçay, Salyangoz yay. 1. Bas. Ġst. 2008, s Sorokin, a.g.e., s

12 66 Murat BARAN Bir baģka düģünür Oswald Spengler e göre, dünya da birbirinden farklı, değiģik kültür sistemleri, her ulusun ve Ģehrin ayrı bir ruhu vardır. Bir kültürün iç özellikleri, dıģ etkilerle değiģtirilemez. Her kültür sistemi biriciktir. Yabancı kültürlerden toptan alıntı yerine kısmî alıntılar yapar. Ödünç aldığı bu yabancı unsuru da özümleyerek yani kendine uydurarak alır. Batı Uygarlığı çökmektedir. Bir kültürün ölümü, yeni bir kültürün doğumuna iģaret eder. 47 Bu görüģlerin yanında, medeniyetler arasındaki çatıģma noktalarını ortadan kaldırıp, iģbirliğini sağlamak ve kültürel zenginliği geliģtirmek için formüller geliģtiren F.S.C. Northrop un Ģu görüģü de dikkate değerdir: Her toplum, kendine uygun bir felsefe ve kuram ortaya çıkarır. Ayrıca her toplumun kültür sisteminde göreli olarak çok geniģ kültür sistemlerinin var olduğu görülür. Her kültürde temel kuramsal kurucu öğeler, birbirine benzer. Kurucu öğeleri farklı olan Batı ve Doğu da bile bu böyledir. BaĢat olan ayrı unsurlar da, bazı ortak yönler bulunur. 48 Burada, Ġslâm da ki Tevhit anlayıģı ile Batı da ki Hıristiyanlık temelli 13. yy. Hümanizm anlayıģında birbirinin zıddı olarak görülen Ġnsanlık düģüncesinin bile bazı ortak noktalarda senteze ulaģabileceği aklımıza gelmektedir. 49 Toplumsal değiģmenin sadece bir yönü olan modernleģme ile ilgili gördüğümüz bu genel kapsamlı toplum felsefelerinden sonra, Ģimdi Avrupa ve Amerika da etkili olan Batılı ModernleĢme Kuramı na göz atabiliriz. B-Batılı Modernleşme Kuramı ve Modelleri Akıl ve Aydınlanma Çağı ndan itibaren bilim adamları, toplumsal değiģmeyi en doğru Ģekilde açıklayacak bir modernleģme kuramının arayıģı içinde olmuģtur. Toplum bilimlerinin, doğa bilimlerinin yöntemlerine göre Ģekillendiği pozitivist bir bilim anlayıģıyla yapılan bu çalıģmalar, 19. yüzyılda yaygınlık kazanarak, toplumsal değiģme konusunda, Avrupa merkezci düģünceleri ön plana çıkarmıģtır. Özellikle Auguste Comte nin, zamanının ilk toplumsal tarih verilerinden yararlanarak geliģtirdiği Toplumun Evrim Yasaları Kuramı, fizik ve biyolojiden esinlenen alternatif kuram ve modelleri de beraberinde getirmiģtir. Evrim, genellikle iyiye doğru bir değiģim olarak görülmüģtür. Herbert Spencer in, toplumun evrimine dair doğal tarihinin yazılması konusundaki istemi ise toplumsal tarihin doğmasına neden olmuģtur. Emile Durkheim in KarĢılaĢtırmalı Sosyoloji çalıģmaları ile baģlayan uygarlıkların ayırıcı özellikleri üzerindeki incelemeler, özellemeci ve genellemeci yaklaģımları öne çıkarmıģtır. 50 Bu tecrübelerden beslenen Amerikan Batı tipi ModernleĢme kuramı II. Dünya SavaĢı sonrasında Batı'da yeni siyasi ve ekonomik geliģmelerin ortaya çıkardığı ihtiyaçlara karģılık olarak, dönemin sosyal bilimcilerince geliģtirilmiģtir. Kuram, Batılı toplumların kendi geliģim seyrinin zirvesine ulaģtığını öngörmekteydi. Batı dıģında yer alan toplumlar ise geri durumdaydılar. Bu açıdan kuram, Batı'nın kendi dıģında kalan toplumlara bakıģını da yansıtmaktadır. Doğu toplumları için geri kalmıģlığın çözümü Batı'da bulunmaktadır. Sonuçta evrensel tek geçerli sistemin Batı olduğu bu yapıya, Doğu eklemlenmek zorunda olan bir dünya olarak kabul edilmiģtir li yılların bilim dünyasına hakim olan bu klasik modernleģme kuramı, savaģ sonrası dünyaya yeniden düzen verme çabası içinde, evrimci ve iģlevselci geliģme kuramlarının etkileri 47 Sorokin, a.g.e., s Sorokin, a.g.e., s yy. da Chartres zihniyeti nin savunduğu akıl ile imanın faal birlikteliğine dayanan Dünya, insan için yaratılmıģtır düģüncesi ile Ġslâmda ki akıl ve irade sahibi halife-insan anlayıģı, dinî hümanizm in köküdür. Bknz. Jacques Le Goff, Ortaçağda Entelektüeller, Çev. M. Ali Kılıçbay, Ayrıntı yay., 2. Bas. Ġst. 2006, s Peter Burke, Tarih ve Toplumsal Kuram, Tarih Vakfı Yurt Yay. 2. Baskı, Ġst. 2000, s. 3-13; Ġsmail CoĢkun, ModernleĢme Kuramı Üzerine, (1989), Sosyoloji Dergisi, Sayı 1, s ;295, (Son eriģim tarihi: )

13 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 67 altında geliģtirilmiģti. Ancak Soğuk SavaĢın etkisini kaybetmeye baģladığı 1960 ların yumuģama döneminde, Amerikan deneyiminden kaynaklanan, denge ve düzene dayalı klâsik iģlevselci bakıģ açısı, yerini toplumsal değiģmeye dayalı yeni bir geniģleme stratejisine bırakmıģtır. Bu strateji ile sadece Batıyı değil, Batı dıģında kalan diğer toplumları da açıklayan daha liberal bir kuramın geliģtirilmesine çalıģılmıģtır. Bu aģamada Organizmacı Toplumsal DeğiĢim Kuramı na olan ilgi de artmıģtır. Çünkü Batılı olmayan kültürlerin farkına varılmasıyla, bir toplumun değiģiminde izleyebileceği farklı yolları hesaba katan karģılaģtırmalı çözümlemeler yaygınlık kazanmıģtır. 52 Sosyal bilimci Anthony D. Smith in bugün için en genel geçer ve kapsamlı kuram diye belirttiği Neo-evrimci, iģlevselci kuram, iģte bu koģullarda geliģtirilmiģtir. Smith e göre, bu kuram ın üç temel yaklaģımı vardır: 1. Genel niteliksel modernleģme yaklaģımı ki evrenseldir- (Örnek: Türk ModernleĢmesi) 2. DeğiĢmenin tarihî niteliklerine, geçiģ süreçlerine vurgu yapan yaklaģım -Rönesans, Aydınlanma Çağı gibi- (Örnek: Avrupa ModernleĢmesi) 3. Yenilikçi önderleri politikalarını ve eylem plânlarını esas alan ve bu değiģimi ilerleme olarak gören yaklaģım. 53 Smith, birinci yaklaģımın, olgunlaģma, farklılaģma ve özümseme gibi modelleriyle ilgili de bilgiler verir. 54 Kısacası Batılı evrimci kuram ve modeller, insanlığın doğrusal bir çizgide ekonomik ve siyasî açıdan ilerlediği fikrini savunarak, toplumun gelecekte alacağı Ģekli kestirmeye çalıģmaktadır. Bu kuramın evrensellik iddiası vardır. Hatta, geleneksel toplumların zamanla, modern Batı toplumuna deneyimler yoluyla uyum sağlaması kaçınılmaz olarak görülür. Bu ise, rasyonelleģme ve olgunlaģma ile mümkündür. Fakat, iki dünya arasında ortak koģullara sahip olunmaması ve buna bağlı geleneksel kültürel tepkilerin gözardı edilmesi; süreçte kopukluklar, düzensizlikler, eģitsizlikler gibi önceden öngörülemeyen farklı sonuçlar ortaya çıkarmıģtır. 55 Ziya Gökalp bu durumu daha yaģadığı dönemde tespit etmiģtir. Ziya Gökalp in bu tespitlerine aģağıda yer vereceğiz. Ama önce, bu ekole bağlı bazı bilim adamlarının görüģlerine yer vererek, modernleģmenin bu düģünürlerce nasıl anlaģıldığını görelim. Peter Burke nin, Spencer tarzı, modernleģme kuramı ekolüne mensup gördüğü S.N.Eisenstadt 56 modernleģmeyi, on yedinci yüzyıldan, on dokuzuncu yüzyıla kadar Batı Avrupa ve Kuzey Amerika da ki toplumsal, ekonomik ve politik sistemlerde meydana gelen değiģimin bir ürünü olarak geliģen ve sonra diğer Avrupa ülkelerine ve dünyanın diğer kıtalarına yayılan bir süreç olarak tanımlar. Aynı zamanda ModernleĢme, toplumların gittikçe farklılaģtıkları ve merkezileģtikleri bir süreçtir. Batı tarzı modernleģme kuramına göre yapılan bu tanımlamaya rağmen Eisenstadt, toplumların modernleģme süreçlerinin, geliģim düzeyleri açısından kendi tarihlerinden gelen farklı baģlangıç noktaları bulunduğunu, bu nedenle karģılaģılan sorunların çözüm yollarının değiģik tarzlarda olduğunu kabul etmektedir. 57 Bu son görüģ, 1960 larda ki kuramsal geniģlemenin bir etkisidir. Klasik olan yönü Eisenstadt ın modernleģmeyi, Batı Avrupa da sekülerleģme ve sanayileģme yoluyla ortaya çıkan ve geliģen bir ilerleme süreci olarak ele almasıdır. Burada söz konusu edilen modernleģme anlayıģında, doğrusal ve ilerlemeci bir bakıģ açısı vardır. Ancak yeni bakıģ açıları da sunulmakta ve bilimsel anlamda sürecin tahlili yapılmaktadır. Burada göze çarpan temel yanlıģlardan biri, Eisenstadt ın yapmıģ olduğu bu 52 Burke, a.g.e., s Anthony D. Smith, Toplumsal DeğiĢme AnlayıĢı, Çev. Ülgen Oskay, Gündoğan yay. 2. Bas. Ank. 1996, s.13-28; Smith, a.g.e., s Smith, a.g.e., s Peter Burke, Tarih ve Toplumsal Kuram, s ; S.N. Eisenstadt, ModernleĢme, BaĢkaldırı ve DeğiĢim, s.11-13

14 68 Murat BARAN modernleģme tanımının, modernite ve modernizm kavramlarına karģılık gelecek Ģekilde de kullanılmasıdır. Bu kavramların, modernleģmeden farklı anlamlara geldiğini yukarıda açıklamıģtık. Öyleyse, hâkim bir medeniyetin penceresinden bakıldığında modernleģme, geri kalmıģ toplumların yaģaması zorunlu olan kültürel bir özümseme sürecidir. Bu Batı nın modernleģme ile ilgili, evrensel olduğunu iddia ettiği iç algısıdır. Örneğin Eisenstadt, ModernleĢme eserinde, dönüģüm sürecinden özümseme diye bahseder. Bu açıklamalarında Eisenstadt Batı dıģı modernleģmeyi, Batı nın dıģ etkileriyle evrilen bir yapı olarak değerlendirmektedir. Yani süreçte, modernleģme etkisi aracılığıyla baģka bir toplumun yeniden organize olması ve dönüģümü söz konusudur. Bu da Batı nın dıģarıya yönelik algısıdır. Fakat, Herhangi bir toplum sisteminin istikrarı üzerine yeni bir değer inģâ edildiği insanlığın bu ilk devriminin, kalıcı dönüģümün meydana getirildiği ve özümsendiği bir dayanma kapasitesini gerektirdiği de vurgulanır. 58 Belli ki burada, Batı Avrupa modelinin örnek alınması ve özümsenmesi yoluyla sürekli geliģen dinamik bir dönüģümden bahsedilmektedir. Fakat bu dönüģüm, tarihsel arka plânları birbirinden farklı toplumlar ve kültürlerde cereyan ettiği için, modernleģme sürecinde farklı modeller geliģmiģ, fakat toplumların farklı özümseme yöntemleri yüzünden, önceden öngörülemeyen sonuçlar ortaya çıkmıģtır. 59 Kısacası modernleģme, süreç anlamında Batılı modernleģmeyi örnek alma, örnek gösterme çabası olarak görülebilir. Çünkü hâkim görüģe göre modernlik denilen anlayıģ, Batı da doğmuģtur ve Batı ya has bir medeniyet anlayıģıdır. Batılı modernleģme tarzını, doğrusal değil ama döngüsel bir değiģim olarak savunan kuramcılarda vardır. Yukarı da adını andığımız ünlü tarihçi Arnold Toynbee nin görüģleri döngüsel kurama örnektir. Medeniyetlerin; Ġnsanların iradesiyle geliģen tarihin kendisi olduğunu dile getiren Toynbee, Challenge and Response yani meydan okuma-karģılık verme veya etkiye tepki teorisinde, tarihî geliģmenin medeniyetler arasında ki karģılaģma ve çarpıģma sonucunda ortaya çıktığını savunur. Buna göre, dıģarıdan gelen bir meydan okumaya karģı, baģarılı bir karģılık veren medeniyet, varlığını devam ettirir ve geliģir. Bu konuda baģarısız olan medeniyetler zamanla çözülüģe doğru giderler. Bu tür kültür eksenli tarihi mücadelelere Toynbee, kültür, medeniyet mücadeleleri adını vermektedir. Yine aynı düģünüre göre Batılıların, yaģayan bütün uygarlıkların üstüne çıktığı ve dünyayı tek bir toplum durumunda birleģtirdiği teknolojik devrim sayesinde geliģen BatılılaĢma, bütün insanlığı içine alan bir akım halini almıģtır. Batı Uygarlığı nın Ģiddetli etkisinin yol açtığı sarsıntıyla yaģanmıģ olan bu yararlı Ģok dalgası, Doğu'yu Batı'dan gerekli dersleri almaya itmiģtir. Ġnsanlık bugün, Vasco da Gama sonrasında ki Batı iģçiliği sayesinde birleģmiģ durumdadır. Bu birleģtirici iģçilikte en etkili faktör teknolojidir. Bu geliģmeler sonucunda yakın bir gelecekte -bin, iki bin yıl gibi zaman aralıkları-, bütün insanlık tek bir toplum haline dönüģecek ve tek bir tarih yaģamaya baģlayacaktır. 60 Bu da, Fukuyama ve Huntington un iddia ettikleri gibi, insanlığın sosyal ve siyasi evriminin sona ermesi, yani tarihin sonu olarak adlandırılmaktadır. 61 Burada Toynbee, teknolojik Batı Medeniyeti ne doğru evrilen bir dünyada, zamanla ortak bir insanlık medeniyetinin oluģacağını öngörmektedir. Fakat doğrusal yönde ilerleyen Batı tarzı bir modernleģmenin amacına ulaģamayarak farklı sonuçlar vermesi, döngüsel 58 Eisenstadt, ModernleĢme, s. 70; Yani modernleģme sürecindeki bir toplumun ne kadar geliģeceğini ve nereye doğru evrileceğini kestirmek mümkün olamamaktadır. Bknz. Eisenstadt, a.g.e., s ; A.J. Toynbee, Uygarlık Yargılanıyor, Örgün yay. 2.bas. Ġst. 2011, s.14-17; 59-80;88;91-94;172; , Halil Ġnalcık, Rönesans Avrupası: Türkiye nin Batı Medeniyetiyle ÖzdeĢleĢme Süreci, s ; , Emre Kongar, Toplumsal DeğiĢme Kuramları, s Ġnsanlığı tarihi ilerlemeye yönelten kabul görme mücadelesinin sona ermesi anlamında kullanılan Tarihin Sonu ile ilgili tartıģmalar için bkn. Christopher Bertram, Andrew Chitty, (Der.), Tarihin Sonu Mu? : Fukuyama.Marx.Modernite, Çev. Kâmil Kurtul, Ġmge Kit. 1. bas. Ank. ġubat 2006, s. 9;13

15 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 69 olarak yeni bir medeniyetler arası çatıģmaya neden olabilir. Çünkü Toynbee, uygarlıkların tarihsel bir döngü içerisinde varlığını devam ettirirken, sırasıyla bozgun, yükselme ve yeniden bozgun kasılmalarıyla sarsılarak parçalanma sürecine girdiklerine inanmaktadır. O halde, bu tarihsel döngüden kurtulmak için son uygarlık atılımının Batı öncülüğünde mutlaka gerçekleģtirilmesi gerekmektedir. Tarihin tekrarlanmasını beklemeden, ona kendi çabamızla yeni ve görülmemiģ bir yön vermelidir. Bir daha yeni medeniyetler, parça parça deneyimler yaratmak zorunda kalmadan, evrensel iģbirliğini ve ortak insanlık medeniyetini oluģturmalıdır. 62 Burada ezici gücüyle Batı Uygarlığı, ortak dünya medeniyetinin oluģturulmasında son ve biricik etken olarak sunulmaktadır. Aslında yıkılan Batı Roma toprakları üzerinde, günümüz Avrupa Uygarlığı nın doğması ve 1648 de temelleri atılan Avrupa Birliği nin, iki büyük dünya savaģına rağmen gerçek olması, Toynbee nin döngüsel tarih anlayıģına uygun bir geliģme süreciymiģ gibi görünüyor. Yine bu açıdan bakılacak olursa, çözülme süreci içerisinde bulunan Ġslâm coğrafyasında gelecekte tekrar büyük bir uygarlığın doğma ihtimali de bulunmaktadır. Bu, farklı uygarlıklar arasında yeni bir çarpıģma doğurabilir. Gerçi Toynbee, Batı sömürgeciliğinin dünya da yaratmıģ olduğu ruhsal boģluğu doldurma konusunda Ġslâm ın, barıģçı yönüyle baģarılı bir rol üstlenebileceğini düģünmektedir. Fakat diğer yandan, uykuda olan Panislamizm in(zealotçuluk) tekrar canlanmasından endiģe etmektedir. 63 Toynbee, yeni bir kültürel çarpıģma durumu yaģanmasın diye yukarıda ki görüģlerini ileri sürmüģtür. Ancak, insanlığın ortaya çıkardığı uygarlık çevreleri arasında var olan kültürel farklar da Batı Uygarlığı nın lehine göz ardı edilmektedir. Ġster doğrusal, ister döngüsel olsun Batı tipi modernleģme sürecinin sıkıntılı olmasının nedeni bu yanlı anlayıģ ve öngörüdür. Batı, teknik üstünlüğünün bir gün ortadan kalkması durumunda, bütün insanlığı birbirine bağlayacak ve ortak bir medeniyet yaratacak değerler sistemine sahip midir? ĠĢin aslı, bu insanî değerler alanında ki boģluğun doldurulamaması, bugün Batılı düģünce adamlarını endiģeye sevk etmektedir. Bu konuda, Medeniyetler ÇatıĢması kitabıyla ünlenen Samuel P. Huntington un Ģu görüģleri kayda değerdir: ModernleĢme ile BatılılaĢma aynı Ģey değildir. ModernleĢme yolunda yürüyen Doğu ülkelerinin Avrupalı değerleri kabul ederek BatılılaĢamayacağı görülmektedir. Dünya da bu gün yaģayan, değiģik medeniyet çevreleri arasında anlayıģ farkları bulunmaktadır. Avrupa nın, Batı Uygarlığı değerlerini evrensel değerler olarak gösterip kibirle kabul ettirme çabası, Doğu ve Ġslâm ülkelerinde batıya karģıt tepkileri daha da artırmaktadır. Batı Uygarlığı mevcut üstünlüğünü kaybetmeye baģlamıģtır. Batı nın bu durum karģısında yapması gereken Ģey, evrensel bir medeniyet yaratma iddiasını terk etmesi ve kendisini yeniden canlanarak güçlenmekte olan yabancı medeniyetlere karģı koruma altına almasıdır. Çünkü, Soğuk SavaĢ sonrası dönemde ortaya çıkan gerçek durum, değerlerin(dinî, kültürel kimlikler) ön plana çıktığı Medeniyetler ÇarpıĢması dır. 64 Kısacası, Batı nın sağlamaya çalıģtığı, Evrensel Ġnsanlık Medeniyeti nin oluģması, ortak bir vicdânî ve manevî bağlılık duygusundan yoksun olduğu için mümkün görülmemektedir. Doğulu ülkelerin modernleģme çabaları da klasik batılılaģma anlamına gelmez. Bu nedenle, Durumdan memnun olmayanların tarihi yeniden baģlatma olasılığı her zaman mümkündür. Varılacak son durakta, Ġnsanlığın yeni, uzak ve maceralı bir yolculuğa tekrar çıkıp çıkmama ihtimalini tahmin etmek güçtür. 65 ġimdi, Batılı modernleģme süreciyle ilgili geliģtirilen bu kuram, model ve yaklaģımlardan hareket ederek Ģu sonuçları çıkarabiliriz: 62 A.J. Toynbee, a.g.e., s ; Toynbee, a.g.e., s ; ; Samuel P. Huntington, Medeniyetler ÇatıĢması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, Çev: M.Turhan, Okuyan Us yay. 9. Bas. Ġst. Eylül 2011, s , Batı nın gerileyiģi ile ilgili endiģelerini Toynbee de dile getirmiģtir. Bknz: a.g.e., s. 87; Bu sözler Fukuyama ya aittir. Bknz. Christopher Bertram, Andrew Chitty, (Der.), Tarihin Sonu Mu? : Fukuyama.Marx.Modernite, Çev. Kâmil Kurtul, Ġmge Kit. 1. bas. Ank. ġubat 2006, s. 32

16 70 Murat BARAN Batılı modernleģme, Batı Avrupa da ki olgusal geliģmelerin ortaya çıkardığı yeni bir insan ve medeniyet anlayıģından-moderniteden- doğarak yayılan bir süreçtir. Bu nedenle, modernleģme kuram ve modelleri, Batı nın yaģadığı tarihî sürecin olgusal gerçeklerine ve Batı merkezli bir dünya görüģüne dayanmaktadır. Bu yönüyle kültür ve medeniyet açısından birbirinden farklılıklar gösteren toplumların geliģim süreçlerini, öznel bir batı ölçütüne ve dıģ tesirlere göre anlayıp açıklamanın imkânı yoktur. Bununla birlikte Batılı modernleģme kuramı, değiģen tarihî koģullara göre kendisini yenilemiģ, evrensellik iddiasından uzaklaģmıģtır. Çok kültürlü bir dünyanın dayanıģması anlayıģı bunu ispatlamaktadır. Ancak Avrupa Uygarlığı nın 15. ve 16. yüzyıllarına ait Hümanizm anlayıģında, evrensel algılanabilecek ortak bazı değerler de bulunmaktadır. ĠĢte bu öz modernite anlayıģından hareketle yeni moderniteler geliģtirilebilir. Buradaki yöntemsel sorunun iki kaynağı; hem tarihî geliģim süreçlerinde hem de manevî kültür alanına giren zihniyetler dünyasında görülen farklılıklardır. O halde öncelikle yapılması gereken, modernleģme çabası içine giren her toplumun, kendi tarihî geliģim sürecinin resmini çıkarmasıdır. Olgusal temellere dayalı bir sürecin farkına varmayan ve buna dayalı bir medeniyet anlayıģını zihinlerde somutlaģtıramayan bir toplumun, yaģadığı süreçle ilgili sosyal bir kuram geliģtirebilmesi düģünülemez. Bu durumda her kültür, ya Batı tipi bir modeli örnek alarak evrilmek zorunda kalacak ya da dıģarıdan aldığı örneği kendine has geliģim modeline uyarlayarak ilerleyecektir. Bu ikinci yol, ortak insanlık değerlerinde uzlaģmayı sağlasa da ortaya birbirinden farklı modernlikler çıkaracaktır. Biz buna Çoğul Modernlikler diyoruz. Fakat günümüz dünyasında olan, Batı modernliğinin geleneksel yapılara olduğu gibi uyarlanmasıdır. Bu tutum, Batıyla benzeģme çabasını beraberinde getirdiği için, kültürel ve zihinsel uyuģma süreçlerinde büyük sorunlar yaģanmasına neden olmuģtur. Ancak küreselleģmeyle birlikte, modernliğin yaģadığı dönüģümler ve buna bağlı yeni yaklaģımlar, çoğul bir okumayla geleneğin yeniden icadı ve Batı dıģı ModernleĢme anlayıģlarını geliģtirmiģtir. 66 C-Türkiye de, Farklı Algılamalara Dayalı Olarak Gelişen Bazı Modernlik Yaklaşımları: a. Zihniyet Dünyasında Yeniden İcat Edilen Modernlik (Çoğul Modernlikler ve Hayali Modernlik Kavramları) ModernleĢme, değerler çatıģmasını da içinde barındıran bir kültürleģme olduğu için, zihniyet değiģimini de zorunlu kılmaktadır. Bu zihniyet değiģiminin niçin, nasıl ve ne yönde gerçekleģmesi gerektiği konusunda ki tartıģmalar bizi, sorunun daha derin temellerine inmeye zorlamaktadır. Çünkü modernlik, Türkiye de Batı nın yaģadığı tarihsel koģullardan ve toplumun kendi gerçekliğinden uzak bir Ģekilde, Modernizm anlayıģı örnek alınarak, yeniden icat edilmeye çalıģılmıģtır. Ancak bu altyapısız ve tarihî birikimden kopuk giriģimin, esaslı bir zihniyet değiģimini sağlamaktan ne kadar uzak olduğu da tecrübe edilmiģtir. ġimdi bu tecrübeler ıģığında modernleģme sorununa Türkiye nin içinden farklı açılarla bakan bilim adamı ve düģünürlerin görüģlerine yer vereceğiz. Böylece modernleģme olgusuyla ilgili kuram ve yaklaģımların Türkiye deki yansımalarını görebiliriz. a.a. Birinci Görüş: Modernlik Evrenseldir Fakat Modernleşme çok güzergâhlıdır (Geleneğin Yeniden İcadı; Çoğul ve Alternatif Modernlikler) Bu sorun çerçevesinde ilk değineceğimiz çoğul ya da yerel modernlikler yaklaģımı, yorum ve kavramsallaģtırmasını Batı-dıĢı modernlik anlayıģına dayandırarak geliģtirir. Burada, kendini yeni Ģartlara uyduran Batı tipi modernleģme kuramından ve her medeniyetin ayrı bir dünya olduğu anlayıģını savunan Organizmacı Kuram dan referans alabiliriz. Soğuk SavaĢ sonrasında dünyada etkisi artan Postmodernizm akımı ve KüreselleĢmeyi de göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü bu süreçte, Modernlik teorisinin nasıl yeni bir içerik kazanarak dönüģtüğünü de görebilmekteyiz. 66 Ergün Yıldırım, Hayali Modernlik: Türk Modernliğinin Ġcadı, Doğu Kit. 2. Bas. Ġst. Haziran 2012, s ; 49-51

17 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 71 Çoğul Modernlik yaklaģımının öncülerinden Nilüfer Göle ye göre Modernlik, evrenselliği içermektedir. ModernleĢme ise, farklı ülkelerin tarih ve kültürlerinden yola çıkarak çizdikleri güzergâhın adıdır. BaĢka bir deyiģle, modernleģme zaten kendi içinde çoğuldur. Bu nedenle Fransa nın Jakoben sanayi modernleģmesi ile Ġngiltere nin piyasa ekonomisine dayalı liberal modernleģme modelleri farklılık taģımaktadır. Modernlik evrenseldir ama modernleģme daha yerel bir dokuya sahiptir. 67 Öyleyse Göle; tek güzergâhlı, kültür dıģı klasik modernleģme anlatımına karģı, çok güzergâhlı ve kültür-bağımlı yeni bir modernleģme okumasını getirmektedir. Hatta bu görüģe göre, çoğul modernlik kavramsallaģtırması, modernliği farklı kültürel havzalardan hareketle zenginleģtirmektedir. Ama bu Ģekilde ortaya çıkan alternatif modernlik de Batı modernliğini referans almakta, fakat aynı zamanda Batı modernliği dıģında yeni bir modernleģme anlayıģı olabileceği varsayımını da ileri sürmektedir. Alternatif modernlik, modernliğin tanımını değiģtirebilecek olan yeni modernlik deneyimlerinin varlığını varsaymaktadır. Üstelik alternatif modernlik, farklı kültürel güzergâhlarla yetinmeyip, var olan modernlik modelini aģma sorusunu gündeme getirmektedir. 68 GörüĢün, radikal olan tarafı bizce bu son kısmıdır. Çünkü alternatif modernlik, kendi içinde topyekûn farklı bir değiģme isteğine sebep olabilecek potansiyeli taģımaktadır. O halde her medeniyet, kendine has bir modernlik anlayıģından yola çıkmak zorundadır. Burada modernliği, insanî bilimlere dayalı yeni bir dünya görüģü, modernleģmeyi ise onun tarihî tecrübelerle ilerleyen süreci olarak değerlendiriyoruz. Ġlki, özünde bir evrensellik taģıyor. Ġkincisi ise her kültüre göre öznel bir değiģim çizgisi izleyerek günümüz modernliğine ulaģıyor. Batı-dıĢı modernlik kavramı, Batı nın dıģında kalmıģlığı değil, modernliğin içinde ama Batı dan farklı bir perspektifi içermektedir. Yani Batı-dıĢı modernlik, hem Batı yı referans almıģ hem de Batı dan bağımsız bir geliģme modeli olarak değerlendirilmiģtir. Hatta referans alınan bu Batılı modernite anlayıģının geliģimi, Batı dıģı bir modernleģmeyi bile doğurabilir. Çünkü Göle, modernliği gelenekten bağımsız olarak düģünmez. Onun anlayıģına göre Modernlik, geleneklerin yitirilmesi değil, zamana yeniden uyarlanabilmesidir. 69 Pekiyi ama geleneği bu zamana uyarlama nasıl olacaktır? Bu konuda modernleģmeyi, süreç içinde değerlendirerek kültür temelli bu soruna çözümler bulmaya çalıģan Ziya Gökalp in görüģlerine de yer vermek gerekiyor. Çünkü sistemci bir kafaya, sentezci ve eleģtirici bir karaktere sahip olan Gökalp in, konuyla ilgili tespitleri sanki günümüzde ki Kültür DeğiĢmesi sorununa iģaret etmektedir. Ziya Gökalp, yeni hayatı ortaya çıkaracak sosyal devrim, ancak organik bir evrimle mümkün olabilir derken, radikal değil ama evrimci bir modernleģme anlayıģına sahip olduğunu göstermektedir. 70 Ancak onun daha o günlerde dikkat çektiği asıl nokta, değerler çatıģması ve kültürleģme sorunu olmuģtur. Sosyolojik anlamda Ziya Gökalp, KültürleĢme olgusuyla ilgili Ģu görüģleri ileri sürmektedir: Her medeniyet kendine has bir sisteme mensuptur. Osmanlı gibi her medeniyet dairesi, birbirinden farklı hayat görüģlerine sahip olduğu için evrimleri de ayrı ayrıdır. Birbirine zıt medeniyetler, aynı toplum içerisinde yan yana yaģayamazlar. Bu nedenle de Türkiye de topyekün bir batılılaģma yani kültürleģme (acculturation) söz konusu olamaz. 71 Gökalp, burada Batılı 67 Ġbrahim Yücedağ, Nilüfer Göle'de Batı-DıĢı Modernliği Anlamak, e-şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi -www.esarkiyat.com- ISSN: Sayı: III Nisan 2010, s. 70, (son eriģim tarihi: , sa. 23:05) 68 Yücedağ, a.g.m., s Yücedağ, a.g.m., s Hilmi Ziya Ülken, Türkiye de ÇağdaĢ DüĢünce Tarihi, Ülken yay. 7. bas. Ġst. 1999, s. 309; KültürleĢme karģılıklı alıģ veriģlerle ve özümleme yoluyla olmalıydı. Ya da özümseme, yabancı değerlerin, hars a mâl edilmesiyle olmalıydı. Buna karģın, tek taraflı bir özümsemeyle geliģen bir batılılaģmayı eleģtiren ve bu hâli Radikal Herodianlık olarak tanımlayan Toynbee nin, Batı ve Türkiye ile ilgili tespitleri de ilginçtir. Bknz. Toynbee, a.g.e. s

18 72 Murat BARAN ModernleĢme Kuramı nın tek yanlı ve eksik olan bir yönüne iģaret etmekte, kültürel değerlerin göz ardı edilemeyeceğini söylemektedir. Çünkü Kültür, toplumun özel kiģiliğidir. Kendine özgü, kendi içinde geliģen doğal bir evrimi vardır. DıĢarıdan zorla değiģtirilemez. Mâ Ģerî vicdânın tepkisi, dıģarıdan geleni kendi yapısına uydurarak, sindirerek alır. 72 Gökalp in bu görüģleri, Organizmacı sosyal değiģim kuramının bazı yönleriyle de örtüģmektedir. Ancak kültürleģme ile ilgili bu görüģlerin, Atatürk Dönemi nde yürütülen çağdaģlaģma politikasının yöntemiyle uyuģmadığı görülür. Gökalp, kültür değiģimi konusunda, medeniyet alanına giren bilim, teknoloji gibi evrensel değerlerde alıntılama yapmanın sorun oluģturmayacağını ama toplumun millî kimliği olan harsî değerler alanında sorunlar yaģanacağını dile getirmiģtir. Nitekim Cumhuriyet Ġnkılâplarında, değerler alanında bu uyuģmazlık yaģanmıģtır. 73 Zannederim bu konunun daha iyi anlaģılması için Ziya Gökalp in Sosyoloji dilinde, Hars, Kültür ve Sosyal değiģme gibi kavramların ne anlama geldiğini de açıklamak gerekmektedir. Ziya Gökalp e göre Hars, bir milletin sosyal alanlarında görülen ahenkli bir sistemdir. Kültür ise bu sistemin sadece içeriğini, harcını oluģturur. Hars, samimi duygulardan oluģan bir seciyedir. Bir millet baģka bir milletin duygularını taklit edemez. Medeniyet ise metoda dayanan bilgi ve kiģisel iradeyle oluģan zihin dünyasıdır. DıĢarıdan alınan yabancı medeniyet unsurları hars a mâledilemezse, toplumda kültürel ikilikler doğar. Çünkü, yabancı kültürlerden gelen unsurların, ya içine girdikleri unsurları bertaraf etmesi veya yerli kültür unsurlarının, yeni unsurları etkisiz bırakmaya çalıģması, çatıģmalara yol açar. Böylece harsın ahengi bozulur. Bu da sosyal düzensizliğe neden olur. ġâyet, sistemler arasında dengeli bir durum varsa sosyal düzensizlik olmaz. Ancak, iģleyiģ ve kapsam açısından bir denge yoksa kültürde bozulma ve düzensizlik oluģur. Öyleyse bir milletin bozulmadan değiģmesi için önce harsının ahenkli olarak değiģmesi yani yabancı bir medeniyet unsurunun kültürel bünyeye aģılama yapılması gereklidir. AĢılama, yabancı unsurların sosyal bünye de emilip hazmedilmeleriyle (asimilâsyon) mümkün olabilir. 74 Erol Güngör, bu kültürel aģılama olayını Özümleme diye de adlandırmaktadır. 75 Burada Batı nın toptan özümsenmesinin mümkün olamayacağı, ama medeniyet alanına giren hümanist bilimler ve teknik alıntılar gibi bazı evrensel değerlerde millî hars a daha kolay aģılama yapılabileceği savunulmaktadır. KültürleĢme ancak böyle bir yolla sağlanabilecektir. Hatta Gökalp, bilimi ve tekniği ancak kendisi üreten bir milletin modern olabileceğini savunur. 76 Gökalp, kültür ikiliğinden bahsederken de, sanki Türkiye nin bu günlerini, kendi zamanının tecrübelerinden yararlanarak anlatmaktadır. Öyleyse, toplumsal kültür değiģmesinde Geleneğin yeniden icadı bu Ģekilde bir aģılamayla olabilmektedir. Mümtaz Turhan a göre de bir kültür, diğerinden alıntılamada bulunduğu zaman her yabancı fikir ya da aracın özü ve Ģekli esaslı olarak değiģtirilir. Yani yeniden icat edilir. 77 Toplumun bir kültürel tipten baģka bir kültürel tipe dönüģümü ancak bu Ģekilde kalıcı iz bırakan bir değiģme ile olabilmektedir. ġüphesiz Gökalp ve Turhan burada kültürel bir özümlemeden bahsetmektedir. O halde, Gökalp in sosyal determinizme dayanan evrimci modernleģmesi, kültürleģme anlamında, baģka uygarlığa benzeģmekten çok, özümleyerek olgunlaģmak, anlamlarına gelmektedir. Bir millet bu yolla ancak bağımsız ve modern bir kültüre sahip olur Erol Güngör, Kültür DeğiĢmesi ve Milliyetçilik, Ötüken yay. 5. Bas. Ġst s.15; 24 vd., Halil Ġnalcık, Rönesans Avrupası, s Halil Ġnalcık,(2009), Doğu Batı, (Makaleler I), s. 115;344; Nihat Nirun, Sistematik Sosyoloji Açısından Ziya Gökalp, Kültür Bakanlığı Yay.1.Bas. Ġst. Haziran1981, s ; Erol Güngör, a.g.e., s Hilmi Ziya Ülken, Türkiye de ÇağdaĢ DüĢünce Tarihi, s Mümtaz Turhan, Kültür DeğiĢmeleri, s Ülken, a.g.e., s. 318

19 Avrupa da Gelişen Modernlik Ve Modernleşme Anlayışları Ve Bu Anlayışların 73 Bu görüģlerden anlaģılıyor ki, hümanist bilimlere dayanan bir modernite anlayıģı yani medeniyet tasavvuru çoğunlukla evrenseldir. Ancak kültürler arasında birbiriyle kaynaģamaz bazı aykırılıklar, zihniyetler dünyasında ise çatıģmalar vardır. Gökalp, Batı tarzı reformların ciddi anlamda yeni ve çetrefilli sonuçlarını vermeye baģladığı Tanzimat Dönemi nden beri toplumsal vicdânın tatmin edilemediğini düģündüğü için bilimsel anlamda, mâ Ģerî vicdâna hâkim olan bir akımın arayıģı içinde olmuģtu. Bu arayıģı sonuç verirse, o güne kadar bir türlü baģarılamayan kültürel özümleme sorunu halledilmiģ olacaktı. ModernleĢmenin Batı dan sadece bilim ve teknik alarak gerçekleģemeyeceğini, bunun zamanla kültürün diğer alanlarına da etki edeceğini, yani bir medeniyete girmenin, onu bütünüyle almayı gerektirdiğini savunan düģünürlerde vardır. Geleneği inkâr ederek, radikal bir BatılılaĢmayı savunan Batıcıları saymazsak, bu görüģü savunan çok az düģünür vardır. Bunlardan biri Hüseyinzâde Ali dir. O, klasik batılılaģmacılar gibi geleneği inkâr etmez. Değerler çatıģmasının farkındadır. Bununla birlikte Hüseyinzâde, Türklerin Doğu ve Batı hümanizmi arasında yaģayan bir millet olduğunu, eski medeniyetten yeni medeniyete geçerken, her iki hümanizminde köklerine inerek sentez yapılabileceğini savunmaktadır. 79 Avrupa kültüründe din ve milliyete değil, bütün insanlığa özgü esaslara dikkat çeken Hüseyinzâde Ali de, insan hukukunu savunmayı temel amaç edinen bir anlayıģ sistemi vardır. 80 a.b. İkinci Görüş: Modernlik Batıya Özgüdür (Batıya Uyarlanma ve Modernleşme Mümkün Değildir) Bu görüģlerin aksine, Endüstri Devriminin yaģanmadığı ve Aydınlanma geleneğinin olmadığı Batı dıģı toplumlarda, modernliğin gerçekleģemeyeceğini savunan düģünürler de vardır. Örneğin Ergün Yıldırım, konuyla ilgili yukarıda ki görüģlerin aksine, Hayali Modernlik adlı eserinde Ģu tespitlerde bulunmaktadır: Modernlik, Batı dıģı toplumlarda özgün tarihî koģulların bir ürünü olmadığı için, aydın ve yöneticilerin önderliğinde geliģtirilen bir muhayyile halini almıģtır. Biz tahayyülde projelendirilen bu modernliğe Hayâlî modernlik diyoruz. 81 Görüldüğü üzere burada, Batının öznel tarihi koģullarından mahrum olan bir modernlik anlayıģının olamayacağı savunulmakta ve bunun bir sonucu olarak, kafalarda idealize edilen bir modernlik projesinin, ütopyadan ideolojiye dönüģtürülerek hayata geçirilmeye çalıģıldığı dile getirilmektedir. Bu bakımdan, burada bahsi geçen Hayâlî Modernlik, sadece Batıyı örnek alma anlamında kullanılan Batıya has bir modernlikse, bizim yukarıda Modernizm diye tanımladığımız Batılı ilerleme ideolojisini esas almaktadır. Ġnkılâpçılar tarafından evrensel olduğu düģünüldüğü için bu ideolojinin, Avrupa da yaģanan sürece benzer Ģekilde, ülkemize uyarlanması durumunda, modernleģmenin gerçekleģebileceğine inanılmıģtır. Hâlbuki Yıldırım, bu modernlik anlayıģını Batıya has, öznel anlamıyla düģünüp değerlendirmekte, bu tür bir modernleģmenin baģka bir ülkede gerçekleģmesinin mümkün olamayacağını, ancak hayalî olarak yeniden tasarlanabileceğini savunmaktadır. Öyleyse bu Ģekilde gelecekte tahayyül edilen ideal bir toplum yapısına eriģmek için, Batı modernliğinden -bize göre modernizminden- ilhâm alınarak bazı elit icraatlara giriģilmiģtir denilebilir. Yıldırım a göre, toplum da Batıya uygun yeni bir bilinç yaratma sürecinde, zaten geleneğinden adım adım uzaklaģmakta olan eski bir bilinç dünyasının, gerçekte olmayan yarı ütopik bilgilerle çarpıtılarak yeniden inģâ edilmesine çalıģılmıģtır. Yıldırım, bu 79 Ülken, a,g.e., s. 271; Sevil GaraĢova, XX. Yüzyıl Azerbaycan Fikir Tarihinde Ali Bey Hüseyinzâde nin Yeri, s (Son eriģim: , sa.12:30) 81 Ergün Yıldırım, a.g.e., s. 41 vd.

20 74 Murat BARAN noktada Sosyoloji, Siyaset, Tarih ve Antropoloji gibi bilim dalları sayesinde geliģtirilen kuramlarla, Türk ModernleĢmesinin yönünün çizilmeye çalıģıldığını da vurgulamaktadır. 82 Ancak Yıldırım a göre, yukarıda değindiğimiz küreselleģme sürecinde geliģen Çoğul Modernlikler yaklaģımı içerisinde yer alan bütün modernlik okumaları da Hayâlî Modernlik kapsamına girmektedir. Yani Ġslamcı, Milliyetçi, Ruhanî, Seküler, modernlik okumalarının bütünü, Batı nın modernite anlayıģının etkisi altında, geleneksel din, millet ve bilim anlayıģlarını yeniden iģlevselleģtiren yenileģme yaklaģımlarıdır. Genellikle Sosyoloji çalıģmaları temelinde canlandırılan bu Türk modernlik tasarımlarının, günümüz dünya koģullarında yeniden okunarak değerlendirilmesi de gerekmektedir. Bu modernlik tasavvurlarının, bir yandan Batı modernliğine alternatif olma, diğer yandan da kendileri arasında rekabete giriģme gibi özelliklerinin olduğunu da unutmamak gerekir. Yani dünyada ve Türkiye de, birbirine alternatif olan modernliklerin karģılıklı rekabeti söz konusudur. 83 ġüphesiz bu görüģlerde haklılık payı bulunmaktadır. Fakat Yıldırım, aslında geleneksel bir toplumun tek tip bir modernleģme modelini örnek alarak evrilmeye çalıģtığı günümüz dünyasında ki baģarısız durumu resmetmektedir. Burada, dıģarıdan aldığı örneği özümleyerek ve kendine has geliģim modeline uyarlayarak ilerleyen bir toplum söz konusu değildir. Hatta modernlik, Doğu nun kendini Batıya göre uyarlamak zorunda olduğu, sadece Batıya has bir anlayıģ olarak görülmektedir. a.c. Bir Sentez ve Değerlendirme (Kültür ve Bilim Temelli Modernleşme) BatılılaĢma ile modernleģmenin aynı Ģeyler olmadığını, toplumlar arasında geleneksel farklar bulunduğunu, her toplumun ayrı geliģim süreçlerine sahip olduğunu hatırlayacak olursak, ya Bir toplumun Batı dan aldığı örnekler yoluyla geliģmesinin mümkün olamayacağını ya da modernliğin evrensel bir anlayıģ ve geliģme kapasitesine sahip olduğunu düģünürüz. Ama kültür farklarına rağmen modernleģmenin sağlanabilmesi için de Batı dan alınan bazı örneklerin evrensel niteliğe sahip olması gereklidir. Daha önce Batının Hümanizm anlayıģında böyle bir öz bulunduğunu belirtmiģtik. Hatta Avrupa da, evrensel insanlık anlayıģını içinde barındıran birçok hümanizma geliģmiģtir. Örneğin; Hıristiyan inancını ve yaģam biçimini yeniden gündeme getirme, Erasmus da dinsel bir Hümanizmin sonucudur. Erasmus un, yaratıcı tarafından yaratılana bahģedilen özgürlüğe vurgu yaptığı bu dinsel hümanizmi, Ġslâm inancında akıl ve irade sahibi insana yüklenen ilâhî sorumluluk anlamında Tevhit anlayıģına bağlı olarak kendisini gösterir. 84 Bu durumda, hümanist bir bakıģ açısıyla hareket edildiğinde, BatılılaĢma yine mümkün olmayacak ama modernleģme sağlanacaktır. Burada BatılılaĢmadan değil, kültür temelli özümleme yoluyla gerçekleģecek bir modernleģmeden bahsediyoruz. Sözgelimi Türkiye, Batı nın yaģadığı, modernliği önceleyen tarihi koģulları yaģamamıģtır. Ama bu durum, etkileģim sürecinde ve öncesinde ülkenin kendine has bir geliģim seyri izlemediği anlamına gelmez. Bu geliģim seyrinin, yine her halükarda bilimsel yollarla tespit edilmesi ve anlaģılması gerekmektedir. Her milletin, kendi geliģim seyrine uygun bir öz medeniyet anlayıģı vardır. Bu hayat ve insanlık anlayıģının kuramsal açıklamaları, Batı dan farklı özellikler de taģıyabilir. Hatta bu gelenek, varlığı ve mahiyeti icabı hâlâ toplumu her yönüyle etkileyen bir konumdaysa, rasyonel ve tarihî bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden onun, nesnel olarak bütün unsurlarıyla araģtırılıp, doğru bir Ģekilde açıklanması ve Batılı modern ile karģılaģmasının sonuçlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Böylece manevî kültür değerlerine aģılanabilecek evrensel değerlerin özümlenmesi sağlanabilir. Kültürel özümleme bu Ģekilde gerçekleģecektir. Fakat bu zihniyet değiģimiyle ortaya çıkan yeni ürün, yine de Batı hümanizmi ile 82 Yıldırım, Hayali Modernlik, s ;45;85 83 Yıldırım, a.g.e., s ; 51-55; Jacqueline Russ, Avrupa DüĢüncesinin Serüveni: Antik Çağlardan Günümüze Batı DüĢüncesi, s. 116, Ġsmâil Râcî El- Fârûkî ve Luis Lâmia, Ġslâm Kültür Atlası, Çev. M.Okan Kibaroğlu, Z. Kibaroğlu, Ġnk. yay. 3. bas. Ġst. Aralık 1999, s

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA DİN UNSURU

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA DİN UNSURU TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA DİN UNSURU Gökhan KOÇER Özet İslam, Türk kimliğinin bir boyutudur. Ancak, Türk dış politikasını belirleyen şey, Türk ulusal kimliği değil, Türkiye Cumhuriyeti devlet kimliğidir.

Detaylı

DİSİPLİNLER ARASI BİR DİSİPLİN OLARAK TÜRKÇE EĞİTİMİ

DİSİPLİNLER ARASI BİR DİSİPLİN OLARAK TÜRKÇE EĞİTİMİ - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/3, Summer 2012, p. 2367-2382, ANKARA-TURKEY DİSİPLİNLER ARASI BİR DİSİPLİN OLARAK TÜRKÇE EĞİTİMİ Namık

Detaylı

BEDENE MÜDAHALENİN BİR YOLU OLARAK MODA VE MEDYADA SUNULAN BEDEN ALGISI

BEDENE MÜDAHALENİN BİR YOLU OLARAK MODA VE MEDYADA SUNULAN BEDEN ALGISI i T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ RADYO TV SİNEMA ANA BİLİM DALI RADYO TV SİNEMA BİLİM DALI BEDENE MÜDAHALENİN BİR YOLU OLARAK MODA VE MEDYADA SUNULAN BEDEN ALGISI Nurcan Pınar EKE YÜKSEK

Detaylı

MODERNİZME BİR BAŞKALDIRI PROJESİ OLARAK POSTMODERNİZM

MODERNİZME BİR BAŞKALDIRI PROJESİ OLARAK POSTMODERNİZM C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 2 93 MODERNİZME BİR BAŞKALDIRI PROJESİ OLARAK POSTMODERNİZM Seyfettin ASLAN ve Abdullah YILMAZ C.Ü. İ.İ.B.F. Kamu Yönetimi Bölümü Özet Avrupa da 17.

Detaylı

J.J. ROUSSEAU DA GENEL İRADE KAVRAMI

J.J. ROUSSEAU DA GENEL İRADE KAVRAMI J.J. ROUSSEAU DA GENEL İRADE KAVRAMI Özgüç ORHAN ÖZET Bu makale Rousseau nun genel irade kavramını incelemektedir. Eserlerinde özgürlüğü temel bir mesele olarak ele alan Rousseau ya göre, toplum içinde

Detaylı

Haldun Taner in Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil Adlı Eserini Biçembilim (DeyiĢbilim- Üslûpbilim) Açısından Ġnceleme

Haldun Taner in Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil Adlı Eserini Biçembilim (DeyiĢbilim- Üslûpbilim) Açısından Ġnceleme Haldun Taner in Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil Adlı Eserini Biçembilim (DeyiĢbilim- Üslûpbilim) Açısından Ġnceleme Nergis Pilaslı Lisansüstü Eğitim Öğretim ve AraĢtırma Enstitüsüne Türk Dili ve Edebiyatı

Detaylı

ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ

ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ ORTA DOĞU DA KÜÇÜK AMA ÖNEMLĠ OLABĠLMEK: KATAR ÖRNEĞĠ Burcu KAYA ERDEM Özet Katar -bizim ülke gündemimize yeni girmiş gibi görünmekle birlikte- önemi ve zenginliğinin yeni farkına varılmış bir ülke değildir.

Detaylı

SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ ÜZERĠNE BĠR DENEME

SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ ÜZERĠNE BĠR DENEME The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science Volume 5 Issue 5, p. 281-324, October 2012 SON BĠN YILDA DOĞU VE BATI MEDENĠYETLERĠNĠN ĠKTĠSADĠ YAPILARININ DEĞĠġĠMĠ

Detaylı

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113 C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, 2012 113 ÇOK PARTİLİ HAYATA GEÇİŞ SONRASINDA İLK MUHALEFET PARTİSİ: MİLLİ KALKINMA PARTİSİ B. Zakir AVŞAR ve Elif EMRE KAYA Özet ÇalıĢmanın konusu,

Detaylı

ÇOK KÜLTÜRLÜ EĞİTİMİN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI İÇİN ÖNEM DERECESİ

ÇOK KÜLTÜRLÜ EĞİTİMİN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI İÇİN ÖNEM DERECESİ - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/4, Fall 2012, p. 1453-1475, ANKARA-TURKEY ÇOK KÜLTÜRLÜ EĞİTİMİN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI

Detaylı

MÜSLÜMAN KARDEŞLER BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ MÜ?

MÜSLÜMAN KARDEŞLER BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ MÜ? MÜSLÜMAN KARDEŞLER BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ MÜ? Cenap ÇAKMAK Özet En önemli ve tartışmalı modern İslamcı akımlardan biri olan Müslüman Kardeşler hareketi kendisi dışındaki akımların ilham kaynağı olmakla

Detaylı

AN ASSESSMENT ON PROBLEMS FACED IN TEACHING THE HISTORY OF CENTRAL ASIAN TURKS

AN ASSESSMENT ON PROBLEMS FACED IN TEACHING THE HISTORY OF CENTRAL ASIAN TURKS - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p.563-592, TURKEY ORTA ASYA TÜRK TARĠHĠ KONULARININ ÖĞRETĠMĠNDE KARġILAġILAN SORUNLAR ÜZERĠNE BĠR DEĞERLENDĠRME

Detaylı

TÜRKİYE DE KOOPERATİFÇİLİK HAREKETİNİN DÜŞÜNSEL BOYUTU * INTELLECTUAL EXTENT OF THE COOPERATIVE SYSTEM IN TURKEY Özlem YILDIRIR KOCABAġ * Özet

TÜRKİYE DE KOOPERATİFÇİLİK HAREKETİNİN DÜŞÜNSEL BOYUTU * INTELLECTUAL EXTENT OF THE COOPERATIVE SYSTEM IN TURKEY Özlem YILDIRIR KOCABAġ * Özet TÜRKİYE DE KOOPERATİFÇİLİK HAREKETİNİN DÜŞÜNSEL BOYUTU * INTELLECTUAL EXTENT OF THE COOPERATIVE SYSTEM IN TURKEY Özlem YILDIRIR KOCABAġ * Özet Türkiye de kooperatif düşüncesinin ve hareketinin gelişimi,

Detaylı

BÜYÜME STRATEJĠSĠ OLARAK ġġrket BĠRLEġME VE SATIN ALMALARI TÜRK PERAKENDE SEKTÖRÜNDE BĠR ARAġTIRMA

BÜYÜME STRATEJĠSĠ OLARAK ġġrket BĠRLEġME VE SATIN ALMALARI TÜRK PERAKENDE SEKTÖRÜNDE BĠR ARAġTIRMA T.C. KARAMANOĞLU MEHMETBEY ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ BÜYÜME STRATEJĠSĠ OLARAK ġġrket BĠRLEġME VE SATIN ALMALARI TÜRK PERAKENDE SEKTÖRÜNDE BĠR ARAġTIRMA Hazırlayan Ġbrahim AKGÖBEK ĠĢletme Ana

Detaylı

ENGELLĠ BĠREYLERE ĠLĠġKĠN KÜLTÜREL TANIMLAMALARIN BAŞKA DİLDE AŞK FĠLMĠ ÜZERĠNDEN ĠNCELENMESĠ

ENGELLĠ BĠREYLERE ĠLĠġKĠN KÜLTÜREL TANIMLAMALARIN BAŞKA DİLDE AŞK FĠLMĠ ÜZERĠNDEN ĠNCELENMESĠ Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı ENGELLĠ BĠREYLERE ĠLĠġKĠN KÜLTÜREL TANIMLAMALARIN BAŞKA DİLDE AŞK FĠLMĠ ÜZERĠNDEN ĠNCELENMESĠ Çiğdem Sema POLAT Yüksek Lisans Tezi

Detaylı

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER Bülent KARA Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Tezi230 sayfa, Aralık 2008 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yüksel METİN Bu tezin

Detaylı

THE WAY THAT REACHES THE SOURCE OF LITERARY TEXT AND CREATIVITY: PSYCHOANALYTIC LITERARY CRITISM

THE WAY THAT REACHES THE SOURCE OF LITERARY TEXT AND CREATIVITY: PSYCHOANALYTIC LITERARY CRITISM - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/3, Summer 2012, p. 257-273, ANKARA-TURKEY EDEBİ METNİN VE YARATICILIĞIN KAYNAĞINA ULAŞAN YOL: PSİKANALİTİK

Detaylı

SOSYAL BĠLGĠLER DERSĠ TARĠH KONULARINDA SEBEP- SONUÇ KAVRAMI VE BU KAVRAMLARIN ÖĞRETĠMĠNE DAĠR ETKĠNLĠKLER

SOSYAL BĠLGĠLER DERSĠ TARĠH KONULARINDA SEBEP- SONUÇ KAVRAMI VE BU KAVRAMLARIN ÖĞRETĠMĠNE DAĠR ETKĠNLĠKLER Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Kafkas University Journal of the Institute of Social Sciences Sayı Number 14, Sonbahar Autumn 2014, 39-55 DOI:10.9775/kausbed.2014.013 Gönderim Tarihi:

Detaylı

OTTOMAN PERIOD OF PHILOSOPHICAL STRUCTURE THOUGHT: THE CONSTRUCTION OF A POSITIVIST PARADIGM

OTTOMAN PERIOD OF PHILOSOPHICAL STRUCTURE THOUGHT: THE CONSTRUCTION OF A POSITIVIST PARADIGM Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 4 Sayı: 18 Volume: 4 Issue: 18 Yaz 2011 Summer 2011 SON DÖNEM OSMANLI DÜŞÜNCESİNDE FELSEFİ YAPI: POZİTİVİST PARADİGMANIN

Detaylı

EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI KATKILAR

EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI KATKILAR T. C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI RESİM-İŞ ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI EĞİTİMDE VE ÖĞRETİMDE BİR ARAÇ OLARAK GÖRSEL SANATLAR EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI

Detaylı

MERKEZĠ YÖNETĠMDE ÜST YÖNETĠM HĠZMETĠ: ORTA VE DOĞU AVRUPA ÜLKELERĠNDE YÜKSEK DEVLET MEMURLUĞU ĠÇĠN BĠR SĠSTEM. SIGMA BELGE No. 1

MERKEZĠ YÖNETĠMDE ÜST YÖNETĠM HĠZMETĠ: ORTA VE DOĞU AVRUPA ÜLKELERĠNDE YÜKSEK DEVLET MEMURLUĞU ĠÇĠN BĠR SĠSTEM. SIGMA BELGE No. 1 SIGMA Yönetim ve Yönetişimin İyileştirilmesi için Destek Esas olarak AB tarafından finanse edilen, OECD ve AB ortak girişimi MERKEZĠ YÖNETĠMDE ÜST YÖNETĠM HĠZMETĠ: ORTA VE DOĞU AVRUPA ÜLKELERĠNDE YÜKSEK

Detaylı

KÜLTÜREL YOZLAŞMAYA NEDEN OLAN BİR UNSUR OLARAK TELEVİZYON

KÜLTÜREL YOZLAŞMAYA NEDEN OLAN BİR UNSUR OLARAK TELEVİZYON KÜLTÜREL YOZLAŞMAYA NEDEN OLAN BİR UNSUR OLARAK TELEVİZYON Kamil ŞAHİN Özet Kültürel yozlaşma, genellikle ekonomik ve siyasi güç açsından diğer toplumlardan daha geride bulunan ve diğer toplumlar ve onların

Detaylı

Bilgi: Çok Yüzlü Bir Kavram

Bilgi: Çok Yüzlü Bir Kavram Türk Kütüphaneciliği 24, 4 (2010), 705-722 Bilgi: Çok Yüzlü Bir Kavram Information: A Multi-Faceted Concept Nazan Özenç Uçak * Öz Günlük hayatta çok kullanılmasına rağmen bilgi tanımlanması zor bir kavramdır.

Detaylı

ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMLARDA İLETİŞİM: DİVRİĞİ ÖRNEĞİ ÖZET

ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMLARDA İLETİŞİM: DİVRİĞİ ÖRNEĞİ ÖZET ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMLARDA İLETİŞİM: DİVRİĞİ ÖRNEĞİ Zekiye TAMER GENCER I ÖZET Günümüz Türkiye sinde, yaşanan çok kültürlü bir yapıdan ve bu yapının beraberinde getirdiği kültürel zenginlikten bahsetmek

Detaylı

Key Words: Turkey, Foreign Policy, Neo-Ottomanism, Strategic Depth Doctrine.

Key Words: Turkey, Foreign Policy, Neo-Ottomanism, Strategic Depth Doctrine. ORTADOĞU YA YÖNELĠK TÜRK DIġ POLĠTĠKASINDA KIRILMALAR VE YENĠLĠKLER Cem KARADELĠ Özet Türk Dış Politikası, 1950lere kadar Türkiye nin Batılı olduğunu ve Osmanlı nın devamı olmayacağını öne süren bir hüviyete

Detaylı

T.C. GÜMRÜK VE TĠCARET BAKANLIĞI Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü

T.C. GÜMRÜK VE TĠCARET BAKANLIĞI Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü T.C. GÜMRÜK VE TĠCARET BAKANLIĞI Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü TÜRKİYE KOOPERATİFÇİLİK STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI 2012 2016 0 ĠÇĠNDEKĠLER TABLO VE GRAFĠKLER LĠSTESĠ KISALTMALAR LĠSTESĠ ii iii 1. GĠRĠġ

Detaylı

TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA

TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI SOSYOLOJİ BİLİM DALI TOPLUMSAL AİDİYET VE GENÇLİK: ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN AİDİYETİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA Duygu ALPTEKİN

Detaylı

MARKA KENT YOLUNDA İLK ADIM PROJESİ SONUÇ RAPORU

MARKA KENT YOLUNDA İLK ADIM PROJESİ SONUÇ RAPORU PROJESİ SONUÇ RAPORU Hümeyra SADAKLIOĞLU M. Said DÖVEN Tokat-2012 Bu rapor, T.C. Kalkınma Bakanlığı nın genel koordinasyonunda Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından yürütülen 2011 Yılı Doğrudan Faaliyet

Detaylı

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var 477 Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Fatih Altuğ, Mehmet Fatih Uslu, Ömer Faruk Yekdeş Sorular: Hazel Melek Akdik Monograf

Detaylı

OSMANLI NIN SON DÖNEMİNDEN CUMHURİYET İN İLK YILLARINA LİBERALİZM-DEVLETÇİLİK ÇATIŞMASI Şarika GEDİKLİ BERBER*

OSMANLI NIN SON DÖNEMİNDEN CUMHURİYET İN İLK YILLARINA LİBERALİZM-DEVLETÇİLİK ÇATIŞMASI Şarika GEDİKLİ BERBER* OSMANLI NIN SON DÖNEMİNDEN CUMHURİYET İN İLK YILLARINA LİBERALİZM-DEVLETÇİLİK ÇATIŞMASI Şarika GEDİKLİ BERBER* ÖZET Liberalizm, Yakın Çağda ortaya çıkmış ve dünyayı geniş çapta etkilemiş bir fikir akımıdır.

Detaylı