Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?)

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?)"

Transkript

1 Uluslararası Hukuk ve Politika Cilt 7, Sayı: 26 ss.55-85, 2011 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) Hakan Övünç ONGUR Özet Türdeş milliyetçilik ideolojisine karşıt konumlanmış çokkültürlülük anlayışının kuramsal ve pratik anlamda başlıca iki sorunu bulunmaktadır: bir toplumdaki farklı grupların tanımlanmasını devlet tekeline bırakmak ve gönüllülük esası ile o topluma göç etmiş gruplara özel haklar vermekten kaçınmak. Bu makalede, bahsedilen iki sorunun Avrupa daki problemli çokkültürlülük anlayışı ile pratiğe dökülmesi gösterilmekte ve bunun da Avrupa da gerçek anlamda bir çokkültürlü rejime ulaşılmasının önünü tıkadığı iddia edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Avrupa, Avrupa Bütünleşmesi, Azınlıklar, Azınlık Hakları, Çokkültürlülük, Milliyetçilik. GİRİŞ Beşeri bilimlerin başat konularından nasıl bir arada yaşamalı? sorusu, çeşitli dönemlerde, çeşitli idare şekilleri ve çeşitli kuramlarca farklı biçimde yanıtlanmıştır. İlkel toplumların tikelci kavim anlayışından, modern dönem öncesi imparatorluklarının birden fazla dili, dini, etnisiteyi ve kültürü bir arada barındıran çoğulcu anlayışına; modern toplumun türdeş milliyetçilik ideolojisinden, küreselleşmenin dünyanın bir bütün olarak düşünülmesi 1 temelinde sunduğu uluslarüstü söylemine kadar birçok anlayış ve pratik, en küçük toplumsal birimden en büyüğüne, benzerliklerin ve/veya farklılıkların bir arada, barışçıl bir biçimde yaşaması amacı ile var olmuştur. Bugün küreselleşme ile yerelleşme arasında yaşanan gerilim de, yine bir arada yaşamanın doğru reçetesini bulmak ortak talebinden kaynaklanmaktadır. Kimileri çokkültürlülüğü, bu taleplerin ta- Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Doktora adayı 1 Roland Robertson, Küreselleşme: Toplum Kuramı ve Küresel Kültür, Ümit H. Yolsal (çev.), (Ankara: Bilim ve Sanat, 1992/1999), s

2 H. Ö. Ongur nınmasında modern toplumun selametini görenlerin bayrağı 2 olarak görürken, kimileri de onu bireysel özgürlüklerin önünü potansiyel olarak sınırlayan yeni bir engel olarak değerlendirmektedir. Bu çalışmada, çokkültürlülük anlayışının tarihsel gelişimi ve şu anki konumu incelenecektir. Çokkültürlülüğün bir karşıt-ideoloji olarak karşısına yerleştirildiği milliyetçiliğin on yedinci yüzyıldan itibaren türdeş toplumlar yaratma çabasının iflasının incelendiği ilk bölümün ardından; İkinci Dünya Savaşı ndan sonra ortaya çıkan çokkültürlülük söylemi, bu söylemin pratikteki yansımaları ve çokkültürlü yurttaşlık terimini ortaya atan Kymlicka nın kuramı, bir sonraki bölümün konularını oluşturacaktır. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde, çokkültürlülük anlayışı ve çokkültürlü yurttaşlık kuramının, Yeni Dünya ülkelerinden Avrupa ya entegre edilme süreci ve bu süreçte yaşanan sorunlar anlatılırken; bugünkü Avrupa çokkültürlülüğünün ayrıntılı bir tablosu çizilmeye çalışılacaktır. Bu makalenin esas amacı, Avrupa örneği özelinde, çokkültürlü politikaların kuramsal ve pratikteki sorunlarını ortaya koymak, bu politikaların hala milliyetçi güvenlik paranoyalarından etkilenmekte olduklarını göstermek ve bu sıkıntılı tablodan en fazla zarar gören grupların saptamasını yapmaktır. MİLLİYETÇİLİK: ÇOĞULCU İMPARATORLUKLARDAN YEKPARE ULUSLARA Hall a göre Avrupa nın ortaçağı ile modern çağı arasındaki temel farklılık, on altıncı yüzyılda kapitalizmin ortaya çıkışı ile birlikte ister istemez meydana gelmiş olan, rekabet algısındaki değişimdir. 3 Buna göre modern çağda değişen rekabet, yalnızca insanlar arasında zuhur etmekten çıkıp, toplumsal bir statüye de kavuşmuştur. On yedinci yüzyılın Aydınlanmacı atılımları (hümanizm, bilim, rasyonalite, laiklik ve sorgulama), 4 on sekizinci yüzyılın Sanayi Devrimleri (modern teknoloji, makineleşme, endüstrileşme, işgücünde insan faktörünün azalması ve dünya çapında serbest piyasa uygulamaları), 5 on dokuzuncu yüzyılın Sosyal Darwinist ilkeleri (özünde zayıf-güçlü toplum ayrımı, gücün yüceltilmesi ve devletin sosyal ayıklamanın bir aracı olması) 6 ve tüm bu zaman dilimine yayılmış sömürgecilik, başta Avrupalı büyük güçler olmak üzere, devletleri küresel bir rekabet ortamı içine sokmuştur. 2 Milena Doytcheva, Çokkültürlülük, Tuba A. Onmuş (çev.), (İstanbul: İletişim, 2005/2009), s Stuart Hall, Europe Breaks Out, içinde Stuart Hall et al., (der.) Modernity: An Introduction to Modern Societies, (Oxford: The Open University, 1996), s Chris Rumford, The European Union: A Political Sociology, (Londra: Blackwell, 2002), s Lars Magnusson, Nation, State and the Industrial Revolution, (Londra: Routledge, 2009), s Josep R. Llobera, The Making of Totalitarian Thought, (Oxford: Oxford University Press, 2003), s

3 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) Bahsi geçen rekabet ortamı, bilhassa devletlerin yönetim biçimlerinin değişimine 7 ve genellikle dini bir birlik üzerine kurulu olsa da, çok dinli, çok dilli ve çok kültürlü toplumları bünyelerinde barındırma geleneğine sahip ortaçağ imparatorluklar düzeni, özellikle Fransız İhtilalı nı izleyen yıllarla birlikte, yerini tamamen ulus-devletlere bırakmasına neden olmuştur. 8 Yönetim biçiminde evrenselcilikten tikelciliğe geçişin bu evresinde, incelenmesi gereken akım, şüphesiz milliyetçilik düşüncesidir. Milliyetçiliğin özünde, Augsburg Anlaşması (1555) ile Westphalia Anlaşmaları (1648) ile birlikte, ortaçağda kutsal olanın tükenmesi 9 ve cuius regio eius religio (Latin: kimin iktidarı, onun dini) tutunum ideolojisinin yerini cuius regio eius lingua ya (Latin: kimin iktidarı, onun dili) bırakması yer alır 10. Ancak, bu tutunum değişikliğine rağmen, milliyetçilik düşüncesi dinden tamamıyla ayrı olarak düşünülemez. Milliyetçi akımlardaki asıl amaç, insanların kendi kimlikleri ile özdeşleştirdikleri Ortaçağ Kilisesi gibi yüksek ölçekli bir aracıyı, daha küçük ölçekli bir başka aracı ile değiştirmektir. Burada özdeşleştirme faktörü din, dil, kültür, ortak bir tarih, ortak bir yaşam biçimi veya ortak anılardan herhangi biri veya hepsi olabilir. 11 Oysa gerçek amaç, yönetenler ile yönetilenlerin birbirleri ile özdeş kimlikte olduklarını gösterecek sembollerin varlığı ve bu sembollerin uyumunun sağlanması olmalıdır. 12 Böyle bir özdeşliğin getireceği bir başka uyum ise devlet ile toplum ve sınırlar ile halk/millet arasında olacaktır. Tam da bu noktada, ulus-devletler ortaya çıkar ve halkı kendileri ile özdeşleştirmek, hatta kendileri için ölmek, konularında dahi ikna etmeyi başarır. 13 Ulus-devletler ister birer ilkel gerçeklik, 14 birer icat edilen gelenek, 15 birer hayali cemaat 16 ya da köklerini geçmişten alan birer modern icat 17 olsun; Avrupa (ve belli bir zaman sonra tüm dünya) tarihinin son iki yüz yılının toplumsal ilişkilerinin ana aracısı olmuş, uluslararası ilişkilerin tanımlanmasında birincil 7 Ahmet N. Yurdusev, International Relations and the Philosophy of History: A Civilizational Approach, (Londra: Palgrave Macmillan, 2003), s Eric J. Hobsbawm, Milletler ve Milliyetçilik: Program, Mit, Gerçekçilik, Osman Akınhay (çev.), (İstanbul: Ayrıntı, 1990/2006), s Johan Huizinga, Ortaçağın Günbatımı, Mehmet A. Kılıçbay (çev.), (İstanbul: İmge, 1996/1997). 10 Jennifer J. Preece, Minority Rights in Europe: from Westphalia to Helsinki, Review of International Studies, Vol. 23, No. 1, 1997, s Anthony D. Smith, Ulusların Etnik Kökeni, Sonay Bayramoğlu ve Hülya Kenedir (çev.), (İstanbul: Dost, 1986/2002), s Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, (İstanbul: Hil, 1983/2008), s Pim den Boer, Peter Bugge ve Wæver, Ole (1995) The History of the Idea of Europe (What is Europe?), Kevin Wilson ve Jan Van der Dussen, (der.) (Londra: Routledge, 1993/1995), s Clifford Geertz, Kültürlerin Yorumlanması, Hakan Gür (çev.), (İstanbul: Dost, 1973/2010). 15 Eric J. Hobsbawm ve Terrence Ranger, Geleneğin İcadı, Mehmet M. Şahin (çev.), (İstanbul: Agora, 1983/2006). 16 Benedict Anderson, Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması, İskender Savaşır (çev.), (İstanbul: Metis, 1983/2007). 17 Anthony D. Smith, Ulusların, s

4 H. Ö. Ongur faktör haline gelmiştir. 18 Bu genel kanı öylesi ciddiyetle kabul edilmiştir ki, ulusdevletler geleneksel Uluslararası İlişkiler kuramlarının içselleştirdiği iç-dış ayrımının da esas parametresi olup uluslararası hukukun, meşruiyetin ve modernitenin belirleyicisi olmuştur. 19 Gerçekçilik, yeni-gerçekçilik ve idealizm gibi kuramlar için uluslararası ilişkiler kavramı, ulus-devletler arasında gerçekleşen karşılıklı bir etkileşim süreci ile ilgilidir. Uluslararası İlişkiler disiplininin yirminci yüzyılın başlarında atılmaya başlanan temelleri de, I. Napolyon sonrası dönemin bu yeni aktörlerini anlamak 20 ve onların sorunlarına çözüm getirmek için atılmış olup devlet-dışı ve ulusaşırı aktörleri, toplumları ve bireyleri çoğunlukla dışlayan bir duruş benimsemiştir. 21 Ulus-devletlerin inşasındaki esas paradoksun Uluslararası İlişkiler yazına dâhil olması, ne yazık ki İkinci Dünya Savaşı nın yıkıcı öğretilerinden sonra gerçekleşecektir. Bu paradoks, ulus-devletlerin içeride birlik yaratmaya çalışırken, dışarıda (yani uluslararası arenada) farklılıkları ortaya çıkarmak zorunluluğundan ve bu durumun da halklar arasında sorunlara, hatta son kertede savaşlara, neden olmasından kaynaklanmaktadır. Bir başka deyişle, içeriyi türdeşleştirme işlemi, dışarıdakini ötekileştirme ile beraber yürütülen bir proje olarak kabul edildiği ölçüde, küresel sistemin bekasına zarar vermekte ve bu da sistem içinde çatışmalara neden olmaktadır. 22 Waever a göre ulus-devletlerin savunma retoriği bu bahsi geçen iç-dış ayrımına ve onun kuramsallaştırması ile güvenlikleştirme (securitization) söylemine dayanır. 23 Ona göre güvenlik, gerçeğe yakın bir şey olmak bir yana, devlet yetkililerinin yalnızca sözünü ederek halkta algısını geliştirebildikleri bir söz eylem den (speech act) ibarettir. 24 Bu sayede ulusdevletlerin düşmanları bağlamsal olarak belirlenir: Bazen içeridekiler (örneğin, azınlıklar), bazen de dışarıdakiler (örneğin, diğer ulus-devletler) olurlar. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, bu tip bir söz eylemin halk üzerinde ne derece etkili olabileceğinin kanlı örnekleridir. Örnek vermek gerekirse, Alman halkı, Hitler döneminin propaganda makinesi tarafından, hem sözde-yaşam alanındaki Ya- 18 Emin F. Keyman, Küreselleşme, Devlet, Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, Simten Coşar (çev.), (İstanbul: Alfa, 2000), s Rob B. J. Walker, Inside/Outside: International Relations as Political Theory, (Cambridge: Cambridge University Press, 1992). 20 Alexander I. Grab, Napoleon and the Transformation of Europe, (Londra: Palgrave Macmillan, 2003). 21 Atila Eralp, Uluslararası İlişkiler Disiplininin Oluşumu: İdealizm-Realizm Tartışması, içinde Atila Eralp, (der.) Devlet, Sistem ve Kimlik: Uluslararası İlişkilerde Temel Yaklaşımlar, (İstanbul: İletişim, 1996/2006), s Alexander Wendt, Anarchy is What States Make of it: The Social Construction of Power Politics, International Organization, Vol. 46, No. 2, 1992, s Ole Wæver, Securitization and Desecuritization, içinde Ronnie D. Lipschutz, (der.) On Security, (New York: Columbia University Press, 1995), s Ibid, s

5 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) hudilere hem de sözde-ırksal düşmanlara, Slavlar ve Fransızlara, karşı içsel ve dışsal güvenlik algısı geliştirmek durumunda kalmıştır. 25 Milliyetçi akımların getirdiği bu güvenlik algısının, dünyanın (ve özelde de Avrupa nın) başına ne gibi arazlar getirebileceği, maalesef çılgın bir silahlanma ve sömürgeleştirme rekabeti ve ardından gelen yıkıcı savaşlar ile anlaşılmıştır. Ulus-devletlerin güvenlik saplantılarını geride bırakmasını salık veren federalizm, 26 işlevselcilik, 27 işlemselcilik, 28 yeni-işlevselcilik, 29 uluslarüstücü kurumsalcılık 30 ve devletlerarasıcılık 31 gibi akımlar, iki dünya savaşının yaralarının sarılmaya çalışıldığı bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu akımların ortak düşmanları olarak ulus-devletlerin başına buyruk davranma yetkileri kabul edilebilirse, ortak amaçlarının da ulus-devletlerden bu yetkileri devralabilecek uluslarüstü kurumlar yaratmak olduğu iddia edilebilir. Birleşmiş Milletler in (1945) ve Avrupa Konseyi nin (1949) kurulması, bu iddiayı destekleyen örneklerdir. Yine de, 1950 li yıllardan itibaren kendini gösteren Soğuk Savaş ile bu küresel barış atmosferi, yerini iki-kutuplu ve paranoyak bir dünyaya bırakacak; altı Avrupa ülkesini, Amerika Birleşik Devletleri rehberliğinde ekonomik açıdan bir araya getirmekle yetinen Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT 1957) dışında, bir kez daha silahlanma ve güvenlik eksenli iki karşıt kurum, Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO 1949) ve Varşova Paktı (1955), son sözü söyleme yetkisine sahip olacaktır. Ancak küresel ölçekte işlev görmeyi amaçlayan kuruluşlar ve iki süper güç altında birleşip kutuplaşan devletler haricinde, 1945 sonrası dünyanın bir diğer özelliği de insan hakları kavramına en azından retorik bağlamda verilmeye başlanan ekstra önemdir. 32 Ulusal sınıra hapsolmayan küresel bir bakış açısı ile normatif anlamda yapılandırılmaya çalışılan 1945 sonrası-uluslararası insan hakları rejimi, 33 geleneksel Uluslararası İlişkiler anlayışının egemen ulus devlet ve karışmazlık ilkesi gibi temel kavramlarını sarsacak şekilde, insan hakları ih- 25 Sezer Akarcalı, İkinci Dünya Savaşı nda İletişim ve Propaganda, (Ankara: İmaj, 2003), s Altiero Spinelli, Italian Movement for European Federation, Socialist Commentary, Vol. 9, No. 9, 1944, s David Mitrany, A Working Peace System, (Londra: Royal Institute of International Affairs, 1943). 28 Karl W. Deutsch, Nationalism and Social Communication: An Inquiry into the Foundations of Nationality, (Massachusetts: The MIT Press, 1956). 29 Ernst B. Haas, The Uniting of Europe: Political, Social and Economic Forces , (Londra: Library of World Affairs, 1958). 30 Jean Monnet, A Ferment of Change, Journal of Common Market Studies, Vol. 1, No. 1, 1962, s Stanley Hoffmann, Obstinate or Obsolete? The Fate of the Nation-State and the Case of Western Europe, Daedalus, Vol. 95, No. 3, 1966, s Allan Rosas, State Sovereignty and Human Rights: Towards A Global Constitutional Project, Political Studies, Vol. 43, No. 1, 1995, s Jack Donnelly, International Human Rights: A Regime Analysis, International Organization, Vol. 40, No. 3, 1986, s

6 H. Ö. Ongur lallerine karşı devletlere müdahale hakkı tanır. 34 Buradaki ana amaç, insan hakları gibi son derece genel bir üst başlık altında, devletlerin içlerinde var olan milliyet, etnisite, din, dil, ırk gibi farklılıklara bilenmesine ve bu farklara sahip grupları dışlamasına engel olmaktır. Azınlık kavramı kullanılmasa bile, ayrımcılığın her türlüsüne karşıtlık, Birleşmiş Milletler in kurucu antlaşmasında da, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi nde (1948) de açıkça belirtilip evrensel bir insan hakkı kimliğine büründürülmüştür. 35 Bunun bir anlamı da, insan haklarını güvence altına alarak, devlet içi toplumsal farklılıkları güvensizlikleştirme çabasıdır. Şimdi esas mesele, liberal devletlerin birbirleriyle savaşmazlık tezine 36 de mükemmel biçimde uyan bu talebe, dünya devletlerinin nasıl bir tepki verecekleri ve klasik güvenlik ve egemenlik anlayışlarına, güvensizlikleştirilmiş insan hakları ve farklılıklar kavramlarını nasıl adapte edebilecekleri ile ilgilidir. Çokkültürlülük fikri, ilk kez böyle bir ortamda dünyaya gelmiştir. ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK: YEKPARE ULUSLARDAN ÇOKKÜLTÜRLÜ DEVLETLERE Çokkültürlülük söyleminin arkasında, verili (milli) sınırlar içerisinde birden fazla kültürün (milletin) bir arada yaşayamayacağını salık veren geleneksel (milliyetçi) kimlik algısından sıyrılma istenci yatar. Williams ın belirttiği üzere, milliyetçi diskurun söz eylemlerinden kurtulmanın, böylece de devletlerarası daha barışçıl ilişkileri elde etmenin yolu, farklı kimliklere, kültürlere ve milletlere daha fazla siyasal ve toplumsal haklar vermekten ve onların zorunlu asimilasyonuna, toplumsal bastırılmalarına ve inkârlarına göz yummamaktan geçer. 37 Bu da ancak, çokkültürlülük söyleminin, uluslararası arenada genel kabul görmesi sonucunda elde edilebilir. Peki, çokkültürlülük nedir? Çokkültürlülük kavramının yazılı literatüre girmesi, 1941 yılında yayımlanan bir kitap tanıtımında, Herald Tribune dergi editörünün, Edward Haskell ın Lance: A Novel About Multicultural Men isimli kitabından, milliyetçiliğin, milliyetçi önyargıların karşısında ve günümüz hızlı iletişim ve sık nüfus değişimleri çağına son derece uyan çokkültürlü bir yeni hayat tarzının yanında duran ateşli bir vaaz 38 şeklinde söz etmesi ile gerçekleşmiştir. 34 John Vincent, Human Rights and International Relations, (Cambridge: Cambridge University Press, 1986/2001), s Burns H. Weston, The Universality of Human Rights in A Multicultured World, içinde Richard P. Claude ve Burns H. Weston, (der.) Human Rights in the World Community: Issues and Action, (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 2006), s Michael Doyle, Kant, Liberal Legacies and Foreign Affairs, Philosophy and Public Affairs, Vol. 12, No. 3, 1983, s Michael C. Williams, Words, Images, Enemies: Securitization and International Politics, International Studies Quarterly, Vol. 47, No. 4, 2003, s Aktaran: Werner Sollors, The Multiculturalism Debate as Cultural Text, içinde Wendy F. Katkin, Ned Landsman ve Andrea Tyree, (der.) Beyond Pluralism: The Conception of Groups and Group Identities in America, (Chicago: University of Illinios Press, 1998), s

7 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) Çokkültürlü teriminin çokkültürlülük adı altında akademik bir analiz nesnesine dönüşmesi ise Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi bol göç alan İngiliz Uluslar Topluluğu ülkelerinin (ardından da Amerika Birleşik Devletleri nin), 39 vatandaşlık pratiklerini çokkültürlü hale getirdiklerini beyan etmelerinin ardından, 1970 lerin başlarında, gerçekleşmiştir. Dünya savaşlarının ana sebebi olarak görülen savaşçı ulus-devlet algısının yanında, savaşlar sırasında Avrupa dan yeni dünya ülkelerine doğru gerçekleşen göç de, çokkültürlülük akımının arkasında yatan nedenlerden biri olarak görülmelidir. Göç, devletlere, Gellnerci bir yaklaşımla verili kabul ettikleri milletdevlet eşitliğinin kolayca gerçekleşmeyeceğini anımsatmasının yanında, istenilen türdeşlik seviyesine siyasal ya da kurumsal aracılarla (asimilasyon, etnik temizlik ya da uluslarüstü kurumlara aktarım gibi yollarla) ulaşılamayabileceğini de göstermiş olur. Göç gibi türdeşlik bozucu durumlar, birden çok kültürün, dilin, dinin veya geleneğin bir arada yaşayabileceği siyasal üniteleri mecbur kılar. Bu anlamda çokkültürlülüğü şu şekilde tanımlamak mümkün olabilir: çoğulcu toplumların cinsi, etnik, ırksal ve kültürel çeşitliliklerinin tüm kurumsallaşmış yapılara yansıtılmasını öngören felsefi bir duruş veya hareket. 40 Bir başka deyişle, çokkültürlülük, bir toplumdaki etnik, kültürel, dilsel, ırksal, dinsel ve/veya bireysel tüm farklılıkların, siyasal ve kamusal anlamda tanınması anlamına gelir. Çokkültürlülüğü çoğulculuktan ayıran temel fark, onun yirminci yüzyılın idealleştirdiği demokrasi, bireycilik ve insanların evrensel eşitliği gibi ilkelerini, bireylerin farklılığına rağmen değil, bu farklılıklar sebebiyle uygulama isteğidir. 41 Eşitlik ve farklılık, 42 çokkültürlülüğün ana sloganıdır. Bu tip bir tanınmanın, ilk olarak Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde tartışılmaya başlamasının nedeni olarak, bu ülkelerin göreceli olarak genç, göç nüfusuna dayalı, ulusal bir kurtuluş savaşı yaşamamış ve Soğuk Savaş çılgınlığının dışında kalmış olmaları kabul edilebilir. Aynı nedenler, bu ülkelerin on dokuzuncu yüzyıl asimilasyonist propagandasından 43 veya Amerikan İkilemi nden 44 uzak kalmasında da etken olmuşlardır. Üstelik aynı zamanlarda, dünyanın çeşitli yerlerinden bazı akademisyenler de ülkelerin kültürel farklılık taşıyan vatandaşlarının oynadıkları önemli roller hakkında kafa yormaktadırlar. Örneğin, Blalock ın Aracı Azınlıklar Kuramı, Amerika Birleşik Devletleri ndeki Japon, Yunan ve 39 Michael Walzer, On Toleration, (New Haven: Yale University Press, 1999), s James A. Banks ve Cherry A. M. Banks, Multicultural Education: Issues and Perspectives, (New York: Wiley & Sons Inc., 1989/2010), s Nathan Glazer, We Are All Multiculturalists Now, (Massachusetts: Harvard University Press, 1998), s Alain Touraine, Eşitliklerimiz ve Farklılıklarımızla Birlikte Yaşayabilecek Miyiz?, Olcay Kunal (çev.), (İstanbul: Yapı Kredi, 1997/2000). 43 Charles F. Doran, The Politics of Assimilation: Hegemony and Its Aftermath, (Baltimore: The Johns Hopkins University Press, 1971). 44 Gunnar Myrdal, An American Dilemma, (New York: McGraw-Hill, 1944). 61

8 H. Ö. Ongur Ermeni etnik grupların, ülke ekonomisine faydalı oldukları yolundaki görüşe yer verip çoğulcu toplumların çokkültürlü vatandaşlık uygulamalarından pozitif yararlanımları olabileceğini iddia eder. 45 Çokkültürlü vatandaşlık, temelde bireylerin kültürel, etnik ve diğer ayırt edici kimliklerini yok sayan vatandaşlık tanımının geleneksel kavramlarından ayrılışını ve bireyleri yalnızca belirli bir siyasal topluluğun üyeleri olarak görmeyi 46 vaat etmektedir. Çokkültürlülüğün kuram-yapımı, çağdaş siyaset felsefesinin iki rakip kolunda yankı bulmuştur. 47 İlk kolda yer alan Ortodoks liberalizm, 48 yalnızca sivil alanın tarafsızlığı ilkesini salık veren ulus-devletlerin, gereken bireysel otonomiyi, eşitliği ve vatandaşlığı sağlayabileceğini öngörmektedir. Buna karşı çokkültürlülük, doğası gereği, milliyetin ortak bağları için istikrar bozucu ve yıkıcıdır evrenselciğin yerine tikelciliği geçirmeyi ve etnisiteyi sivil toplum için gereksiz ve yararsız göstermeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. 49 İkinci kolda yer alan cemaatçilik 50 ise liberalizmin, her daim özgür, çıkarcı ve aklıselim kabul ettiği bireye öncelik veren parçacı yorumunu eleştirir ve bireyin gerçek özgürlüğünü ve sorumluluklarını bulabileceğini iddia ettiği çoğulcu cemaati ön plana çıkarır. 51 Bu karşılaştırma sonucunda, cemaatçilerin çokkültürlülüğe daha yakın durduğu anlaşılabilse de, iki yaklaşım arasında bahsedilmesi gereken bazı farklılıklar mevcuttur. Cemaatçi yaklaşıma göre toplum, çeşitli sayıda cemaatlere ayrılmıştır ve her bir cemaate verilen pozitif ayrıcalıklar bulunur; buna karşı çokkültürlü yurttaşlık, toplumun değişik fraksiyonlara ayrılmasını şart koşmayıp farklılıkların görüldüğü yerlerde, bölünmelere gitme yolunu tercih eder. Bunun dışında, cemaatçiliğin aksine çokkültürlülükte, vatandaşların topluma karşı sorumluluk- 45 Hubert M. Blalock, Toward A Theory of Minority Group Relations, (New York: Wiley & Sons, 1967). 46 Tim Soutphommasane, Grounding Multicultural Citizenship: From Minority Rights to Civic Pluralism, Journal of International Studies, Vol. 26, No. 4, 2005, Christian Joppke, Multicultural Citizenship: A Critique, European Journal of Sociology, Vol. 42, No. 2, 2001, s Bakınız: John Rawls, A Theory of Justice, (Oxford: Oxford University Press, 1971); Nathan Glazer, Affirmative Discrimination: Ethnic Inequality and Public Policy, (New York: Basic, 1975); Thomas Nagel, The Possibility of Altruism, (Princeton: Princeton University Press, 1979); ve Arthur Schlesinger, The Disuniting of America: Reflections on A Multicultural Society, (New York: W.W. Norton & Company, 1991). 49 Stephen May, Critical Multiculturalism: Rethinking Multicultural and Antiracist Education, (Londra: Routledge, 1999), s Bkz: Charles Taylor, Atomism, içinde Alkis Kontos, (der.) Powers, Possessions and Freedoms: Essays in Honor of C. B. Macpherson, (Toronto: University of Toronto Press, 1979), s ; Alasdair MacIntyre, After Virtue, (Indiana: Notre Dame University Press, 1981); Michael J. Sandel, Liberalism and the Limits of Justice, (Cambridge: Cambridge University Press, 1982); ve Michael Walzer, Spheres of Justice, (New York: Basic, 1983). 51 Amy Gutmann, Communitarian Critics of Liberalism, Philosophy and Public Affairs, Vol. 14, No. 3, 1985, s

9 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) ları ya da elde ettikleri haklar, onların bir azınlık ya da çoğunluk grubuna mensup olması ile alakalı değildir. Habermas a göre çokkültürlülüğün asıl amacı, bireyselliğin içerisinde oluştuğu, bireylerin bütünlüğü ile toplumsal ve kültürel alanların çeşitliliği arasındaki bağı hatırlatmak olmalıdır. 52 Kymlicka nın Çokkültürlü Yurttaşlık ismini verdiği ve konusunda ilk olma özelliği taşıyan kuramı işte tam da Habermas ın bahsettiği bu bağın üzerine kuruludur. 53 Kymlicka hem Taylor ın yalnızca cemaatçiliğin grupların özel haklarını koruyabileceği önermesini hem de Ortodoks liberallerin bireysel hakların, bireylerin ait oldukları gruplardan ayrı kalarak gelişebilecekleri yönündeki görüşünü reddeder. 54 Ona göre, modernizasyon, grup haklarını ve grupların korunmasını yok sayan geleneksel ve ulus-devletçi Batı kültürünü şekillendiren başat faktördür. 55 Örneğin, aynı Batı kültürü azınlıklardan, birer birey haline gelip çağdaş Batı medeniyetine gönüllü olarak adapte olmalarını beklerken, ulus-devletçi (çoğunlukla da liberal-bireyci) yönetim şeklini veya Marksist toplumcu görüşü yüceltir. Bu iki karşıt görüşün ortak noktası, Batı modernizminin ürünleri olup medeniyeti tekil bir fenomen olarak kabul etmeleridir. Oysa 1970 lerin sonları ve 1980 lerin başlarından itibaren, geleneksel ulusdevletler dahi vatandaşlarının türdeşlik lerini sorgular hale gelmiş; çoğu, içlerindeki azınlık gruplarının farkına varıp onlara çeşitli haklar verme yoluna gitmiştir. Başta Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi nin (1976) yirmi yedinci maddesi olmak üzere, aynı sözleşmenin yirmi altıncı maddesi, Helsinki Nihai Senedi (1975), Birleşmiş Milletler Ayrımcılığa Karşı Sözleşme (1978), UNESCO Irk ve Irksal Önyargılara Dair Bildiri (1978), Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Çeşit Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (1979) ve Birleşmiş Milletler Etnik, Dilsel ve Dinsel Azınlıklara Bağlı Kişilerin Hakları Hakkında Çalışma (1979), uluslararası alanda çokkültürlü, çok-dilli, çok-dinli, çok-etnili bir dünyanın olasılığı hakkında ciddi öngörülerin bulunduğuna dair resmi umudu öne sürmüştür. 56 Küresel bağlamda kurumsallaşmış (süper-)devlet yapıları, artık en azından birtakım azınlık gruplarını tanımak ve onlara bazı haklar verebilmek konularında ve yine en azından bazı azınlık grupları da ulus-devletlerin güven- 52 Jürgen Habermas, Multiculturalism and the Liberal State, Stanford Law Review, Vol. 47, No. 5, 1995, s Will Kymlicka, Çokkültürlü Yurttaşlık: Azınlık Haklarının Liberal Teorisi, Abdullah Yılmaz (çev.), (İstanbul: Ayrıntı, 1995/1998). 54 Will Kymlicka, Liberalism, Community and Culture, (Oxford: Oxford University Press, 1989/1991), s Will Kymlicka ve Rubio R. Marin, Liberalism and Minority Rights: An Interview, Ratio Juris, Vol. 12, No. 2, 1999, s Ayşe F. Arsava, Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi nin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, (Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1993), s

10 H. Ö. Ongur likleştirici söz eylemlerinden kurtulmak konusunda kararlı durmaya meyilli hale gelmiştir. 57 Çokkültürlü yurttaşlık seçilen bu gruplara ne gibi haklar sağlamaktadır? Kymlicka nın üzerinde durduğu nokta, etnokültürel adını verdiği azınlık gruplarının kimi haklarının önceden de ulus-devletler tarafından karşılanıyor olmasıdır. 58 Çokkültürlülüğün bu olağan duruma kattığı yeni değer, bu grupların varlıklarını devam ettirme ve farklılıklarını sürdürme görevini de devlete vermesi olacaktır. Ne de olsa, çokkültürlülük kuramı, insan özgürlüğünü, üye olduğu topluluğun sürdürülebilir varlığına bağlamak ve bireylere ait özsaygı kavramını, o topluluğa üyelik statüsü ile açıklamak konularında kararlıdır. 59 Çokkültürlülük, bir grubun kendi üyelerine sağladığı iç haklar ile o gruba toplumdaki çoğunluk karşısında verilen haklar arasında farklılık olması gerektiğini iddia eder. 60 Aynı zamanda iç kısıtlamalar olarak da adlandırılan ilk hak talebi, grup içinde yapılagelen ancak liberal değerlere uymayan eylemlerden doğmaktadır. Örneğin, bir etnik grubun, dinsel inançları gereğince küçük kızları kurban etme geleneği, evrensel hayatın kutsallığı hakkı içinde değerlendirilmeli ve herhangi bir grup, böylesi bir eylemden kanunen mahrum bırakılmalıdır. Çokkültürlülüğün benimsediği ve dış korumalar olarak da adlandırılan ikinci grup hak-talebi ise tümüyle liberal değerlerle uyum içerisinde kabul edilir. Bunlar, grupların topraksal, eğitimsel, dinsel, dilsel, ekonomik veya yönetimsel taleplerini içerebilir. Kabul edilmeleri ve belli gruplara sağlanmaları için tek geçerlilik şartları, evrensel birey hakları ile çatışmada olmamaları koşuludur. Üstteki iki paragrafın ortak noktası ve çokkültürlü modelin esas argümanı geleneksel liberal kuramların varsaydıkları etnokültürel farksızlık mitine karşı çıkmalarıdır. Buna göre, liberal kuramlar, bir toplum içerisinde ortaya çıkan etnokültürel farklılıkların, o toplumlarda var olan demokrasi eksikliğinden, hukukun üstünlüğünün yok sayılmasından, ekonomik geri kalmışlıktan veya ülkeye yapılan yabancı müdahalelerden kaynaklandığını; gerçek liberal demokrasiye geçişle birlikte bireysel, stereotip, kültürel ya da etnik önyargıların aşılma sürecinin başlayacağını öngörürler. 61 Bu Ortodoks görüşün aksine çokkültürlü yaklaşım, demokrasi ile toplumsal/bireysel farklılıklar arasında bir ilgileşim inşa etmez. 57 Will Kymlicka, Justice and Security in the Accomodation of Minority Nationalism, içinde Alain Dieckhoff, (der.) The Politics of Belonging: Nationalism, Liberalism, and Pluralism, (New York: Lexington, 2004), s Will Kymlicka, Do We Need A Liberal Theory of Minority Rights? Reply to Carens, Young, Parekh and Forst, Constellations, Vol. 4, No. 1, 1997, s Denise G. Réaume, Official-Language Rights: Intrinsic Value and the Protection of Difference, içinde Will Kymlicka ve Wayne Norman, (der.) Citizenship in Diverse Societies, (Oxford: Oxford University Press, 2000), s Will Kymlicka ve Rubio R. Marin, Liberalism, s Will Kymlicka, Nation-Building and Minority Rights: Comparing West and East, Journal of Ethnic and Migration Studies, Vol. 26, No. 2, 2000, s

11 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) Demokrasi, farklılıkları çözmez. Tam aksine, işleyen bir demokrasiden bahsetmek için, bu farklılıkların kurumsal ve siyasal anlamda tanınıyor olmalarını şart koşar. Kanada daki Quebecliler, Britanya daki İskoçlar, Belçika daki Flamanlar veya İspanya daki Katalanlar gibi ekonomik anlamda güvenliklerini sağlamış örnekler, cemaatçi yaklaşım tarafından, Ortodoks liberal görüşün, demokrasi ile farklılıklar arasında kurulmasını beklenmediği bu köprüye işaret eder. Taylor ın kendi ifade ettiği derin çeşitlilik, 62 toplumsal bir ahenk eksikliğini değil, aksine işleyen bir toplumun birlikteliğini anlatması açısından önemlidir. Çeşitliliğe verilen bu önem, çokkültürlülük ile cemaatçiliğin üzerinde anlaştığı bir nokta olarak öne çıkarılmalıdır. Toplumsal çeşitlilik, bilhassa 1970 lerin sonlarından beri Batılı siyaset bilimciler tarafından öne çıkartılıyor olsa da, işleyen bir demokrasinin ya da toplumun, evrensel ilkelerce kabul edilen bir çeşitlilik tanımı bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, siyaset kuramcıları çeşitlilik, kimleri ya da hangi grupları içine alır? veya bir toplumun azınlıkları kimdir? gibi sorulara ortak bir yanıt vermekten çok uzaktır. Kymlicka ya göre bu sorunun yanıtı, toplumsal kültür kavramında aranmalıdır. Bir devletin herhangi bir gruba yönelik ayrıcalıklı haklar tanıması için, o grubun karasal olarak belirli sınırlar içerisinde bulunan, hem özel hem de kamusal kurumlarında (okul, medya, hukuk, ekonomi, yönetim, vs.) ortak bir dilin konuşulabildiği 63 bir toplumsal kültüre sahip olması gerekir. Eğer bu gruplar, aynı zamanda bireysel ve siyasal seçimlerim bir anlam ifade edeceği bir bağlam 64 sunabilme yetisine de sahiplerse, Kymlicka ya göre, ulusal azınlıklar olarak adlandırılabilmenin şartlarını yerine getirmiş olurlar. Tok un da belirttiği gibi, bireysel ve siyasal seçimleri toplumsal kültür ile bağdaştıran Kymlicka, liberalizmin esas amaçları kabul edilen bireysel özgürlük ve eşit fırsatlar ilkesi ile farklılaşmış bir topluma ait olma durumu arasında da yeni bir bağlam oluşturmak ister. 65 Kısaca, liberal bir görüş azınlık grubu içinde özgürlük ve azınlık ile çoğunluk grupları arasında eşitlik gerektirir. 66 Farklılık taşıyan grupların tanınması ve bu gruplar için tasarlanacak yeni haklar konusunda hassasiyet taşısa da, çokkültürlülük, bu grupların kimler olabileceği hususunda ketum davranır. Örneğin Kymlicka, ülkede bulunma sebeplerini gönüllü olarak kabul ettiği, göçmen grupları ve misafir işçileri, yeni hak tasarımlanması meselesinden uzak tutar. Ona göre, bir ülkeye yapılacak gönüllü göç, gönüllü bir asimilasyonu da o ülkenin kültürü içerisinde erimeyi ve kendilerine verilen bireysel haklar ile yetinmeyi de beraberinde getirmek du- 62 Mark Redhead, Charles Taylor: Thinking and Living Deep Diversity, (New York: Rowman & Littlefield, 2002), s Will Kymlicka ve Rubio R. Marin, Liberalism, s Ibid, s Nafiz Tok, Kültür, Kimlik ve Siyaset, (İstanbul: Ayrıntı, 2003), s Will Kymlicka, Çokkültürlü, s

12 H. Ö. Ongur rumundadır. 67 Oysa göç yolunu kullanmadan bir ülkede yaşayıp, o ülkenin çoğunluğundan farklı herhangi bir özellikleri ile ayrılan yerli halklar veya kolonileştirilmiş kültürler ise, kendi toplumsal kültürlerini korumalarına yardımcı olacak, kurumsal, dilsel, dinsel, sosyal, siyasal, yönetimsel, ekonomik hatta dinlenme ile ilgili ayrıcalıklardan yararlanmalıdır. 68 Bu anlamda çokkültürlülüğün, gönüllü göçmenlik ile aynı kara parçasına tarihi bağlarla bağlı olmak arasında, gözlemlenebilir bir analiz düzeyi farklılığı kurduğunu belirtmek gerekir. Kymlicka nın özelinde olmak üzere çokkültürlü vatandaşlık kuramına ve çokkültürlülük yaklaşımına çok sayıda eleştiri yöneltilmiştir. İlk olarak, Kukathas ın belirttiği gibi, Ortodoks liberaller, Kymlicka nın bireysel özgürlük ile grup üyeliği arasında kurduğu kültürel bağlamın yanlışlığını, böyle bir bağlamın grup doğasının değişmeyeceği gibi test edilemez bir varsayıma dayandığı gerekçesiyle savunurlar. 69 Etnik kimlikler zamana ve mekâna bağlı olarak değişebildiğinden, etnisite ile kültür kavramları birbirilerinin eşleniğiymiş gibi kullanılamaz. 70 Bu yüzden, eğer Kymlicka nın önerdiği gibi, gruplara siyasal bağları nedeniyle özel haklar tanınırsa, bu hakların sürekli bir yeniden değerlendirmeye tabi tutulması beklenmelidir ki, bu da çokkültürlü toplumların dengesini bozabilecek bir eylem olacaktır. İkinci olarak, liberal görüş karşıtları, çokkültürlü siyasetin verili kabul ettiği liberal değerleri sorgulamaya alırlar. Onlara göre, liberal anlayış, faklı kültürleri ya da etnisiteleri idare etmek için başvurulabilecek yegâne kaynak kabul edilemez. Örneğin, Parekh, grup üyeliğinin beslediği bireysel özgürlük fikrine tamamen karşı çıkar ve buna örnek olarak, kimi grupların insan hakları ile dahi bağdaşamayacak eylemlerini gösterir. 71 Bu görüşe bağlantılı bir üçüncü yorum da, belirli toplumsal kültüre sahip olsun ya da olmasın, hatta sağlıklı işleyen bir demokraside yer alsın ya da almasın, belli gruplara kendilerini yönetmeleri için özel haklar verilmesini yeni bir Avrupamerkezcilik veya emperyalizm formu olarak kabul eder. Liberalizm farklılıkları hoş gördüğü sürece, 72 çoğunluk ile azınlıklar arasında istenilen eşitliğin gerçekleşmesi ne ölçüde sağlanabilecektir? Herhangi bir grubu farklı olarak tanımlamanın, çokkültürlü bir adalet olasılığını yok edeceği önermesi de, 73 aynı iddiaya bağlanabilir. Son olarak, 67 Will Kymlicka, The New Debate over Minority Rights, içinde Ferran Requeio, (der.) Democracy and National Pluralism, (Londra: Routledge, 2001), s Will Kymlicka, American Multiculturalism and the Nations Within, içinde Duncan Ivison, Paul Patton ve Will Sanders, (der.) Political Theory and the Rights of Indigenous Peoples, (Cambridge: Cambridge University Press, 2000), s Chandran Kukathas, Are There Any Cultural Rights?, Political Theory, Vol. 20, No. 1, 1992, s Donald L. Horowitz, Ethnic Groups in Conflict, (California: University of California Press, 1985/2000), s Bikhu Parekh, Dilemmas of A Multicultural Theory of Citizenship, Constellations, Vol. 4, No. 1, 1997, s John Gray, Liberalizmin İki Yüzü, Koray Değirmenci (çev.), (İstanbul: Dost, 2000/2003), s Rainer Forst, Foundations of a Theory of Multicultural Justice, Constellations, Vol. 4, No. 1, 1997, s

13 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) çokkültürlü vatandaşlığın, yalnızca gönüllülük esasına dayandırarak yok saymaktan çekinmediği göçmenler, misafir işçiler, ırksal azınlıklar (örneğin, Amerika Birleşik Devletleri ndeki Afro-Amerikalılar), 74 mülteciler ve cinsel/bireysel azınlıklar, Kymlicka nın kendisinin de sonradan dâhil olduğu 75 birçokları için, kuramın en zayıf halkasını oluşturur. 76 Çokkültürlülüğün 1970 li yılların sonuna doğru dünya politikasına yeniden hatırlattığı en önemli konu, toplumsal farklılıkların gruplanabilmesi olmuştur. 77 Birleşmiş Milletler in kuruluşundan o güne kadar, insan hakları bağlamında ve bireysel bir noktadan incelenen azınlık ve toplumsal çeşitlilik mevzuları, çokkültürcü çağrı ile tıpkı imparatorluklar döneminde olduğu gibi yeniden bir grup meselesi olarak ele alınmaya başlamıştır. Plog a göre demokrasi ile farklılık sahibi grupların/azınlıkların korunması arasında çokkültürlülük tarafından oluşturulan bağ, 1970 lerden beri küresel demokrasi kavramının temel argümanlarından birini oluşturmaktadır. 78 Held ve Archibugi nin kozmopolit demokrasi 79 kavramını geliştiren Plog, yeni çağın demokratik kuramının devletlerin kendi içinde verilecek ve iç grup hakları olarak adlandırılacak bazı grup haklarını gerektirdiğini ve hem bölgesel hem de küresel düzeyde dışlanmış ve korunmasız kalmış gruplara uluslararası karar-verme mekanizmasına kendi hayatlarını ve varlıklarını etkileyecek konulara [dış grup hakları] 80 dâhil olma fırsatı vermek zorunda olduğunu salık vermektedir. Oestreich da 1970 sonrası dönemin, insan hakları ile grup hakları arasındaki devasa boşluğu kapatan ve hem ulusal hem de federal devletlerdeki farklı grupların siyasi, kültürel ve toplumsal hayata katılımlarının, artık küresel ve merkezi-olmayan bir sorun haline geldiği bir dönem olduğunu iddia etmektedir Barbara Thomas-Woolley ve Edmond J. Keller, Majority Rule and Minority Rights: American Federalism and African Experience, The Journal of Modern African Studies, Vol. 32, No. 3, 1994, s Will Kymlicka, Politics in the Vernacular: Nationalism, Multiculturalism, and Citizenship, (Oxford: Oxford University Press, 2001), s Don Lenihan, Liberalism and the Problem of Cultural Membership: A Critical Study of Kymlicka, Canadian Journal of Law and Jurisprudence, Vol. 4, No. 2, 1991, s ; John Tomasi, Kymlicka, Liberalism and Respect for Cultural Minorities, Ethics, Vol. 105, No. 3, 1995, s ; Marlies Galenkamp, Do We Need Special, Collective Rights for Immigrants and Refugees in Western Europe, Citizenship Studies, Vol. 2, No. 3, 1998, s ; ve Stephen Castles, Ethnicity and Globalization, (Londra: Sage, 2000), s Martin E. Spencer, Multiculturalism, Political Correctness and the Politics of Identity, Sociological Forum, Vol. 9, No. 4, 1994, s Max Plog, Democratic Theory and Minority Rights: Internal and External Group Rights in A Global Democracy, International Journal on Minority and Group Rights, Vol. 10, No. 1, 2003, s David Held ve Daniele Archibugi (der.), Cosmopolitan Democracy: An Agenda for A New World Order, (Londra: Polity Press, 1995). 80 Max, Plog, Democratic, s Joel E. Oestreich, Liberal Theory and Minority Group Rights, Human Rights Quarterly, Vol. 21, No. 1, 1999, s

14 H. Ö. Ongur Bu kuramsal önermeleri destekleyen en önemli gelişmelerden biri, Birleşmiş Milletler adına, 1978 yılında, bir azınlık tanımı geliştirilmesidir. Birleşmiş Milletler Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt-Komisyonu Başkanı Capotorti nin adı ile anılan tanım, yaşadıkları toplumdan farklılık gösteren veya kendilerini farklı gören insanları gruplamak yerine, doğrudan o grupları tanımlamayı tercih eder. Buna göre, azınlıklar: [başat] olmayan bir durumda olup, bir devletin geri kalan nüfusundan sayısal olarak daha az olan, bu devletin uyruğu olan üyeleri etnik, dinsel ve dilsel nitelikler bakımından nüfusun geri kalan bölümünden farklılık gösteren ve açık olarak olmasa bile kendi kültürünü, geleneklerini ve dilini korumaya yönelik bir dayanışma duygusu taşıyan gruptur. 82 Aynı komitenin 1985 ve 2001 yıllarında yayımladığı, sırasıyla komite başkanları Deschenes ve Eide adları ile anılan yeni tanımları veya Avrupa Komisyonu üye ülkeleri tarafından imzaya açılan Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı (1992) ve Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşme (1995) gibi belgeler de, çoğunluk-azınlık karşılaştırmalarını, çokkültürcü diskur çerçevesinde yapmaktadır. 83 Verkuyten ve Yıldız ın çalışması da göstermektedir ki, uluslararası alandaki bu çokkültürcü ve grup tabanlı azınlık tanımı, farklı grupların kendilerini daha fazla farklı ve daha fazla bir grup içerisinde hissetmelerine neden olmakta, geleceğin çokkültürlü toplumlarına işaret etmektedir. 84 ÇOKKÜLTÜRLÜ AVRUPA YA DOĞRU 1990 lar Avrupası, toplumsal ilişkileri doğrudan etkileyen üç paralel gelişmeye sahne olmuştur. Bunlardan ilki, Soğuk Savaş ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği nin dağılması ile birlikte orta çıkan ve özellikle de Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini derinden etkileyen, mikro-milliyetçilik akımları ile birbiri ardına gelen yeni devletlere ve yeni savaşlara 85 yol açan ayrışmalardır. İkinci gelişme, özellikle Batı Avrupalı devletlerin, ekonomik ve ticari ilişkilerini siyasi platforma da taşımaları bütünleşme sürecini yüksek siyasete taşıma anlamına gelen, Maastricht süreci olmuştur. 86 Avrupa genelinde istikrarı ve barışı yaratmaya yönelik olarak değerlendirilebilecek üçüncü gelişme ise, Soğuk Savaş ın bitimin- 82 Baskın Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, (Ankara: İmaj, 1997/2001), s Philip V. Ramaga, The Group Concept in Minority Protection, Human Rights Quarterly, Vol. 15, No. 3, 1993, s Maykel Verkuyten ve Ali A. Yıldız, The Endorsement of Minority Rights: The Role of Group Position, National Context, and Ideological Beliefs, Political Psychology, Vol. 27, No. 4, 2006, s Mary Kaldor, New and Old Wars: Organized Violene in A Global Era, (Londra: Polity Press, 1999/2003), s Michael J. Baun, The Maastricht Treaty As High Politics: Germany, France and European Integration, Political Science Quarterly, Vol. 110, No. 1, 1996, s

15 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) den kendisine savaş çıkartan Doğu ile daha fazla bütünleşme çıkartan Batı yı birbirine yakınlaştıracak, AB genişleme süreci olacaktır. 87 Çokkültürlülük akımının bu üç paralel gelişme ile yakınlaşması sancılı olacaktır. Ancak, çokkültürlülüğün Avrupa kültürüne özelde sağladığı ilk katkı, farklı bireylerin (bilhassa da azınlıkların) gruplandırılması meselesinin bir iç güvenlik(leştirilme) meselesinden çıkıp liberal demokrasinin temel özelliklerinden biri olarak kabul edilmesidir. Buradaki esas sorun ise, Avrupa kavramının tartışmaya açık yapısıdır. Avrupa nerede başlayıp nerede biter? sorusu şüphesiz hala tartışmalıdır ve kabaca bir kıtayı işaret etse bile, bu kıtanın batısı ile doğusu arasındaki yapısal, toplumsal, tarihi ve jeopolitik farklılıklar hala güncelliklerini korumaktadır. 88 İşte bu farklılıklar, çokkültürlülüğün kıta üzerindeki yayılmasının da farklı yollar izlemesine neden olmuştur. Batı Avrupalı ve AB ye üye devletler (Fransa ve Yunanistan gibi kimi ülkeler hariç), çokkültürlülük deneyimini azınlık gruplarından başlatıp bu gruplara daha fazla haklar tanımaya yönelik bir siyaset izlerken, 89 Doğu Avrupa 1990 lı yılları, azınlıksız ulus-devletler kurma süreci içerisinde küçük ölçekli savaşlarla geçirmiştir. 90 Örneğin, hala hatırlanan o ünlü konuşmasında, Makedonya Cumhurbaşkanı Gligorov, hem 1990 ların Avrupa da estirdiği yeni-milliyetçilik dalgasını hem de bir toplulukta yaşayan farklı grupların tavırlarını özetleyen şu soruyu sormuştur: Siz benim ülkemde bir azınlık olabilecekken, neden ben sizin ülkenizde bir azınlık olayım? 91 Batı Avrupa nın çokkültürlüleşme serüveninde ilk basamağı azınlık gruplarının tanınması almıştır. Helsinki Nihai Senedi nin azınlıkları bir güvenlik söz eyleminden çıkartma amacı tam olarak gerçekleşmemiş olsa bile; 1990 lar, en azından Batı Avrupa için vatandaşlık kavramına azınlıkların da dâhil olması süreci anlamına gelmiştir. 92 Bir başka deyişle, Batı Avrupalı ülkelerde halk tanımı, yalnızca etnik, dini, dilsel ya da tarihi bir bağı, ya da bir milleti, tarif etmekten çok, o ülkeler içerisinde yaşayan insanların tümünü işaret etmeye başlamıştır. 93 Avrupalılaşma adı verilen sürece dâhil olarak, azınlıklar üzerinde yürütülecek politi- 87 Frank Schimmelfennig, Strategic Action in A Community Environment: The Decision to Enlarge the European Union to the East, Comparative Political Studies, Vol. 36, No. 1, 2003, s Gerard Delanty, Avrupa nın İcadı, Hüsamettin İnaç (çev.), (İstanbul: Adres, 1995/2005). 89 Erol Kurubaş, Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, (Ankara: Asil, 2004), s Andrew B. Wachtel, Dünya Tarihinde Balkanlar, Ali C. Akkoyunlu (çev.), (İstanbul: Doğan, 2008/2009), s Kiro Gligorov dan aktaran, Susan L. Woodward, Balkan Tragedy: Chaos and Dissolution after the Cold War, (New York: The Brookings Institution Press, 1995), s. xvi. 92 Haldun Gülalp, Introduction: Citizenship vs. Nationality?, içinde Haldun Gülalp, (der.) Citizenship and Ethnic Conflict: Challenging the Nation State, (Londra: Routledge, 2006), s Bikhu Parekh, Integrating Minorities in A Multicultural Society, içinde Ferran Requejo ve Ulrich K. Preuss, (der.) European Citizenship, Multiculturalism and the State, (Baden-Baden: Nomos, 1998), s

16 H. Ö. Ongur kalar, tanınma kavramı, vatandaşlık ve Avrupa bütünleşmesi üst başlıklarında toplanmıştır. 94 Bunun için atılan ilk adım, o zamanki adıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı ndan (AGİK) gelir. Viyana Konferansı (1989), Yeni bir Avrupa İçin Paris Şartı (1990) gibi belgelerle birlikte; Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nca (AGİT) atanacak bir Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği (1992) fikri, başta ayrımcılık karşıtlığı olmak üzere, azınlıklara yapılan kötü muamelenin Avrupa genelinde yasaklanmasını öngörmüştür. AGİT in çokkültürcü atılımlarını, Avrupa Konseyi nin daha önce sözü edilen Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı (1992) ve Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşme (1995) belgeleri izler. Avrupa Konseyi belgelerini öncüllerinden ayıran en önemli fark ise, Konsey in bu belgelerini imzalayan üye ülkeleri, azınlık gruplarına karşı davranışlarından sorumlu tutabiliyor oluşudur. 95 Ayrıca, Konsey belgelerinin hukuki bağlamı incelenirse fark edilebileceği gibi, azınlık gruplarının korunması, bu belgeleri imzalayan ülkelerce demokratik güvenliğin önşartlarından biri olarak kabul edilmiş, bu grupların dilsel, dinsel, kültürel, yönetimsel ve etnik farklılıklarının devamının sağlanması da, devletlere düşen birer görev olarak atfedilmiştir. 96 Bu yorumlardan da anlaşılabileceği gibi, Kymlicka nın kuramsallaştırdığı çokkültürlü yurttaşlık, Batı Avrupalı kurumlarca pratiğe dökülmeye çalışılmış; çokkültürlülük Avrupa sahnesine ilk olarak kurumsal ve hukuksal bir girizgâh yapmıştır. Çokkültürlülük uygulamalarının Avrupa daki en yeni aktörü ise Avrupa Birliği (AB) olmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, hem azınlıklar sorununun bir iç güvenlik meselesi olma anlayışının sorgulanmasına yeni başlanmış olması hem de AB nin kendi içerisinde siyasal bir yön tutma sürecinin yirmi yıla dayandırılması nedeniyle, birlik üyelerinin azınlıklar ya da dışlanmış gruplar hakkında ortak bir politikası bulunmamaktadır. 97 Üye ülkelerin bazıları azınlık gruplarına akraba devletler (kin states) perspektifinden yaklaşıp, birliğin aktif katılımını ve bu gruplara kolektif haklar tanınmasını talep ediyor olsalar da (örneğin, İspanya, Almanya, İtalya, İngiltere); diğer bir üye grubu, azınlıklar meselesine bir iç mesele olarak yaklaşıp ülkelerinin bütünlüğünü bozucu faaliyetleri engellemek odaklı politikaların yanında yer almaktadırlar (örneğin, Yunanistan, Fransa, Belçika, Hollanda). 98 Bu durum, birliğin Kurucu Antlaşmasında (1992) ya da sonra- 94 Juan M. Delgado-Moreira, Multicultural Citizenship of the European Union, (Londra: Ashgate, 2000). 95 Geoff Gilbert, The Council of Europe and Minority Rights, Human Rights Quarterly, Vol. 18, No. 1, 1996, s Rainer Hoffmann, Implementing States Obligations under the Council of Europe-Framework Convention for the Protection of National Minorities, Europa Ethnica, Vol. 55, No. 1, 1999, s Erol Kurubaş, Asimilasyondan, s Hakan Taşdemir ve Murat Saraçlı, Avrupa Birliği ve Türkiye Perspektifinden Azınlık Hakları Sorunu, Uluslararası Hukuk ve Politika, Vol. 8, No. 2, 2007, s

17 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) sında gelen Amsterdam (1997), Nice (2000) ve Lizbon (2007) gibi sözleşmelerde doğrudan bir azınlık referansı yapılmamasına neden olmuştur. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi olguları bölgesel değerler olarak gö(ste)ren AB nin, kendi içerisinde bir azınlık rejimi oluşturamamış olması, şüphesiz bir başka çalışmanın konusu olmalıdır. Ancak, burada bahsedilmesi gereken esas nokta, birliğin, azınlık hakları ve azınlıkların korunması gibi çokkültürlü değerlerden, Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri ile genişleme sürecinde yararlanmış ve bu değerleri, üyeliğe aday ülkelerin birer iç politikası yapma amacını gütmüş olmasıdır. Bir başka deyişle, ortak bir AB-içi politika olarak görülmeyen çokkültürlü değerler, birliğin dış güvenliğini sağlamak için bir dış politika aracı haline dönüşmüştür tarihli Kopenhag Zirvesi sonucunda aday ülkelerde aranması kabul gören Kopenhag Kriterleri ve şartlılık ilkesi (conditionality) uyarınca, AB üyeliğine aday ülkeler, azınlık haklarına saygı göstermek ve ülkelerinde bulunan azınlık gruplarını korumak durumunda olacaklardır. 100 Bunun için, çoğu AB üyesince imzalanmamış olan, azınlıklarla ilgili uluslararası belgeleri imzalamak ve Avrupa Birliği Komisyonu nca her yıl hazırlanan genişleme raporlarında belirtilen azınlıklarla ilgili maddelerde iç düzeltmelere gitmek zorundadırlar. 101 Liberal çokkültürlülük, AB den Orta ve Doğu Avrupa ya doğru yayılışına bu çatallanmış şekliyle başlamıştır. AVRUPA DA ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK ANLAYIŞ(LAR)I Günümüze gelindiğinde, doğrudan bir çokkültürlülük referansına sahip olmasalar dahi, Avrupalı devletlerin çoğunun öyle ya da böyle birer azınlık haklarını koruma rejimine sahip oldukları söylenebilmektedir. 102 AB-15 ülkeleri olarak adlandırılan, 2004 yılındaki Doğu ve Orta Avrupa genişlemesinden önce birliğe üye olmuş Batı Avrupalı ülkelerin çoğunluğu, bugün azınlıkları ilgilendiren dört büyük uluslararası antlaşmaya (Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı ve Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşme ye) imzacı konumundadırlar. 103 Batı Avrupalı devletlerin dışında, AB üyeliği pazarlık sürecinin 99 Gaetano Pentassuglia, Minority Issues Handbook: Minorities in International Law, (Strazburg: Council of Europe Press, 2002/2007). 100 Ana-Maria Dobre, EU Conditionality Building and Romanian Minority Rights Policy: Towards the Europeanization of the Candidate Countries, Perspectives on European Politics and Society, Vol. 4, No. 1, 2003, s Stephen Deets, Reconsidering East European Minority Policy: Liberal Theory and European Norms, East European Politics and Societies, Vol. 16, No. 1, 2002, s Dia Anagnostou, Deepening Democracy or Defending the Nation? The Europeanization of Minority Rights and Greek Citizenship, West European Politics, Vol. 28, No. 2, 2005, s Birleşmiş Milletler e ait antlaşma için bakınız: United Nations Treaty Collection, 4&chapter=4&lang=en (Erişim Tarihi: 14 Mart 2011); Avrupa Konseyi ne ait antlaşmalar için bakınız: Complete List of the Council of Europe s Treaties, 71

18 H. Ö. Ongur etkin bir maddesi olarak kendilerine dayatılan bu antlaşmalara imzacı olma şartı nedeniyle, eski Komünist blok üyeleri de bu antlaşmalardaki azınlık şartlarını kabul etmiş durumdadırlar. 104 Bu bilgiler ışığında, tüm Avrupa genelinde, 1945 sonrası gelişen insan hakları rejiminin 1970 lerden itibaren uzantısı konumunda gözüken çokkültürlü azınlık haklarının yeşermekte olduğu ve özellikle de AB üyeleri ve aday ülkelerinde, her türlü ayrımcılık karşıtlığı temelinde oluşturulan, azınlık hakları ve korunması anlayışının hukuki varlığından söz etmenin mümkün olduğu iddia edilebilir. Bu noktada sorulması gereken soru ise, bahsi geçen çokkültürlü azınlık anlayışının neyi kapsadığı, bir başka deyişle, çokkültürlü vatandaşlık kuramı ile hangi konularda benzeştiği olmalıdır. İşe hangi grupların azınlık sayıldığı ile başlanabilir. Daha önce belirtildiği gibi çokkültürlülük, azınlıkları ulusal azınlık şeklinde kabul edip bu sıfata sahip olma ölçütünü de toplumsal kültür adını verdiği, bir grup içindeki toprak, dil ve tarih birliği ile birlikte yaşama istencine bağlar. Kabul edilmelidir ki, çokkültürlülüğün getirdiği bu tanım son derece özneldir ve bu tanımı yapan özne de, ister istemez, o tanıma uyan gruplara belirli hakları sağlayacak olan devletin bizzat kendisi olmak durumundadır. Bir başka deyişle, çokkültürlü vatandaşlık kuramı, devletin rolünü en aza indirmeyi planlayan liberal bir ekolden gelmesine karşın, azınlık gruplarını tanıma rolünü yine devlete devreder. 105 Tıpkı 1945 sonrası hukuksallaştırılmış Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı nda olduğu gibi, hangi ulusların kendi kaderlerini tayin edecekleri bir kez daha devletlere bırakılmış bir karardır. Bu durumda ortaya çıkan tablo ise, Tamir in ifadesiyle, liberal milliyetçilik olarak tanımlanmaya müsait olacaktır. 106 Çokkültürlülük ve azınlık politikalarını, milliyetçilik kavramının içine yerleştirmek ortaya paradoksal bir tablo çıkarır. Uzun soluklu bir çokkültürlü yaşamın ve azınlık haklarının karar mercii, toplumun bizzat kendisi olmak zorundadır. Zira Derrida ya göre, adalet hukukla [bitmez]. 107 Siyasi çerçevesinden sıyrılmış, hoşgörü ve konukseverlik gibi misafirlik kavramını çağrıştıran bir anlayıştan uzaklaşmış ve yerine bir arada yaşama istencini koymayı başarmış toplumsal dinamikler doğmadıkça, gerçek bir çokkültürlülükten ya da işler bir azınlık rejiminden söz etmek mümkün olmayacaktır. Hoşgörü sözcüğü sınırıyla [öyle ya mmun/listetraites.asp?cm=8&cl=eng (Erişim Tarihi: 14 Mart 2011) 104 Kinga Gal, The Council of Europe Framework Convention for the Protection of National Minorities and Its Impact on Central and Eastern Europe, Journal of Ethnopolitics and Minority Issues in Europe, Vol. 1, No. 4, 2000, s Brian Barry, The Limits of Cultural Politics, içinde Desmond M. Clarke ve Charles Jones, (der.) The Rights of Nations, (New York: St. Martin s Press, 1999), s Yael Tamir, Liberal Nationalism, (New Jersey: Princeton University Press, 1993). 107 Jacques Derrida, Otoimmünite: Gerçek ve Simgesel İntiharlar Jacques Derrida ile Söyleşi, içinde Giovanna Borradori, (der.) Terör Günlerinde Felsefe: Jürgen Habermas ve Jacques Derrida ile Diyaloglar, Emre Barca (çev.), (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003/2008), s

19 Avrupa da Çokkültürlülüğün İflası (Mı?) da böyle karşılaşmaya mahkûmdur]: Yabancı olanı, ötekiyi, yabancı bünyeyi belli bir noktaya kadar ve dolayısıyla kısıtlamalar dâhilinde kabul [edecektir]. 108 Bu haliyle her iki süreç de, içinde hem açık hem de gizli bir milliyetçilik öğesi barındıran birer devlet projesi olmaktan öteye gidemez. Devlet eliyle yürütülen çokkültürlülükten, Batı Avrupalı devletlerin kendi aralarında ortak kabul edebilecekleri bir azınlık rejimi ne sahip olamamaları durumu çıkar. Örneğin, Batı Avrupa devletlerinden İspanya, İtalya ve İsveç gibi ülkeler, farklı gruplara haklar tanımak konusunda daha cömert olsalar da; Yunanistan ve Fransa da azınlık haklarından söz dahi edilmez. Belçika ve Hollanda kendi farklı çokkültürlü, çok-etnili, çok-dilli yapılarını bozmamak için Avrupa ile kurallarını uyumlaştırmaktan itinayla kaçınırlar. 109 Zaten hemen hemen türdeş milletlere sahip olan Finlandiya, Portekiz ve Lüksemburg gibi ülkelerde azınlık hakları tartışmaları önemli bir iç politika gündemi yaratmaz. Avusturya ve Almanya gibi federal devletler ise, Avustralya veya Kanada dakilere benzeyen politikaları yerleşik azınlıklarına uygulamaktadırlar. 110 Bu girift Batı Avrupa tablosunun dışında kalan ülkeler hakkında da benzer argümanlar ortaya konulabilir. Her ne kadar bu ülkeler için azınlıklar meselesi, AB üyeliği pazarlıkları sürecinde yerine getirmeleri gereken hükümlerden biri olsa da, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin gerek kendilerine model alabilecekleri bir Batı Avrupa azınlıklar rejimi olmaması gerekse de azınlık tanımının kendilerine bırakılmış olmasının sağladığı özgüven nedeniyle, birbirleriyle son derece tutarsız azınlık politikaları izlediklerini söylemek mümkündür. 111 Ad hoc olarak da tanımlanabilecek bu devletlerarası azınlıklar politikaları, Macaristan, Romanya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde bilhassa önem taşır ve bu ülkeler kendi ülkelerinde yaşayan farklı gruplara cömert haklar vermektedirler. Bunun altında yatan en önemli neden ise, bahsi geçen ülkelerin, sınırları dışında yaşayan kendi milletlerine mensup birçok azınlık grubuna sahip olan birer akraba devlet olmalarıdır. 112 Bu ülkelerin tersine, Slovakya, Estonya, Letonya ve 108 Ibid, s Dirk Jacobs, Multinational and Polyethnic Politics Entwined: Minority Representation in the Region of Brussels-Capital, Journal of Ethnic and Migration Studies, Vol. 26, No. 2, 2000, s ; ve Peter Scholten ve Ronald Holzhacker, Bonding, Bridging and Ethnic Minorities in the Netherlands: Changing Discourses in a Changing Nation, Nations and Nationalism, Vol. 15, No. 1, 2009, s Robert F. Williams ve Alan Tarr, Subnational Constitutional Space: A View From the States, Provinces, Regions, Länder, and Cantons, içinde Alan Tarr, Robert F. Williams ve Josef Marko, (der.) Federalism, Subnational Constitutions, and Minority Rights, (Londra: Praeger, 2004), s Gwendolyn Sasse, EU Conditionality and Minority Rights: Translating the Copenhagen Criterion into Policy, European University Institute Working Paper, No.16, 2005, s Melanie H. Ram, Democratization Through European Integration: The Case of Minority Rights in the Czech Republic and Romania, Studies in Comparative International Development, Vol. 38, No. 2, 2003, s

20 H. Ö. Ongur Bulgaristan ise azınlık hakları konusunda, AB den ve dünya kamuoyundan sıklıkla eleştiri alan ülkeler konumundadırlar. Slovakya, AB ile görüşmeleri sürecinde ülkesinde yaşayan Romanyalı azınlıklara verdiği dil haklarını 2009 yılı itibariyle ellerinden almış; 113 Estonya ve Letonya, sınırları içerisinde yaşayan ve Rusça konuşan azınlıklara vatandaş kalabilmeleri için bir dil sınavından geçmelerini şart koşmuş; 114 komşuları Yunanistan ve Türkiye gibi, Bulgaristan ise, geçmişte yaşadığı nüfus mübadeleleri sebebiyle azınlıklar rejimine şüpheyle yaklaşır konumunu değiştirmemiştir. 115 Polonya, Slovenya, Litvanya gibi AB üye ülkeleri ile Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye gibi aday ülkeler de azınlıklara karşı olumsuz tutumları ve farklı azınlık politikaları ile tanınmaktadırlar. Ortak bir Avrupa azınlık rejimi yerine, Avrupalı devletlerin azınlık rejimlerini gözler önüne seren bu tablo, esasında çokkültürlülüğün daha ziyade federal devletlere uygun yapısı içinde yadırganmamalıdır. Ancak, asıl problem, devletlerin seçtikleri/tanımladıkları (ya da Fransa, Yunanistan, Bulgaristan gibi örneklerde olduğu gibi, seçmedikleri/tanımlamadıkları) azınlıklarda yaşanmaktadır. Basklar, Katalanlar, İskoçlar, İrlandalılar, Gallerliler, Samiler, Frizyenler, Macarlar, Çekler, Slovenler, Romanyalılar veya Polonyalılar gibi kimi gruplar, pozitif ayrımcılıktan yararlanabilirken; Roma vatandaşları ve Baltık devletlerindeki Rusça konuşanlar gibi diğer yerli halklar ise, toplumsal ayrımcılık, istihdam, hukuksal izlekler, bürokrasi, hatta vatandaşlık gibi konularda küçük düşürücü muamelelere tutulmaktadırlar. 116 AB, Orta ve Doğu Avrupalı ülkelerini 2007 itibariyle üye yapmaya başlayıp şartlılık ilkesi avantajını kaybettikten sonra, azınlık hakları meselesi, AB için bir araç olmaktan çıkmış; kendi içinde bir azınlıklar iç hukuku bulunmaması sebebiyle de çokkültürlülüğü teşvik edici rolünden uzaklaşmıştır (örneğin, Slovakya da 2009 yılında yapılan değişiklikler). 117 Öte yandan, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler antlaşmalarının devletler hukukunda bağlayıcılıklarının olmaması da, Avrupa içinde ortak bir azınlıklar rejiminin kurulmaması konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Çokkültürlülük kuramınca sınırlı sayıda azınlık grubuna verilen ve bu takdiri de devlet tekeline bırakan yaklaşım dışında, azınlık grupları dâhilinde kabul edilmeyen diğer grupların Avrupa alanındaki durumları da tartışılmalıdır. Bu grupların başında Avrupa ülkelerindeki misafir işçiler ve göçmenler yer alır. As- 113 Peter Kovacs, The Slovak Law on the State Language, Hungarian American Coalition News, Vol. 17, No. 1, 2009, s David J. Galbreath, The Politics of European Integration and Minority Rights in Estonia and Latvia, Perspectives on European Politics and Society, Vol. 4, No. 1, 2003, s Andrey Ivanov, Minority Nationalism in the Balkans: The Bulgarian Case, Institute for Market Economics (IME) Working Paper, No. 3, 1999, s Istvan Pogany, Minority Rights and the Roma of Central and Eastern Europe, Human Rights Law Review, Vol. 6, No. 1, 2006, s Michael Johns, Do As I Say, Not As I Do : The European Union, Eastern Europe and Minority Rights, East European Politics and Societies, Vol. 17, No. 4, 2003, s

Sözlük anlamı diğerlerinin etkisi ve müdahalesi olmadan birinin kendi. Kendi Kaderini Tayinin Liberal Teorileri * Hüseyin Kalaycı

Sözlük anlamı diğerlerinin etkisi ve müdahalesi olmadan birinin kendi. Kendi Kaderini Tayinin Liberal Teorileri * Hüseyin Kalaycı 67 f Hüseyin Kalaycı Kendi Kaderini Tayinin Liberal Teorileri * Hüseyin Kalaycı Sözlük anlamı diğerlerinin etkisi ve müdahalesi olmadan birinin kendi kararlarını alması veya bireylerin hayatlarını kontrol

Detaylı

TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ:

TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ: STGM tarafından yürütülen Sivil Toplumun Geliştirilmesi İçin Örgütlenme Özgürlüğünün Güçlendirilmesi Projesi, AB Komisyonu tarafından desteklenmektedir. TÜRKİYE DE SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ: İMKÂNSIZLIKLAR

Detaylı

ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI

ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (MİLLETLERARASI HUKUK) ANABİLİM DALI ULUSLARARASI HUKUKTA KENDİ GELECEĞİNİ BELİRLEME (SELF-DETERMINATION) HAKKI Yüksek Lisans Tezi Ali Hüseyin

Detaylı

Avrupa Entegrasyonu Kuramlarıyla Türkiye yi Konu Alan Yazının Etkileşimi: Avrupalılaşma Araştırma Programını Türkiye Özelinde Yeniden Düşünmek

Avrupa Entegrasyonu Kuramlarıyla Türkiye yi Konu Alan Yazının Etkileşimi: Avrupalılaşma Araştırma Programını Türkiye Özelinde Yeniden Düşünmek Yayın ilkeleri, izinler ve abonelik hakkında ayrıntılı bilgi: E-mail: bilgi@uidergisi.com Web: www.uidergisi.com Avrupa Entegrasyonu Kuramlarıyla Türkiye yi Konu Alan Yazının Etkileşimi: Avrupalılaşma

Detaylı

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU

Kafkas Dernekleri Federasyonu. YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Ankara, 2006 YOK OLMA TEHLİKESİ ALTINDAKİ DİLLER ve ADIGE-ABHAZ DİLLERİNİN KONUMU Kafkas Dernekleri Federasyonu

Detaylı

Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletler Arasında Egemenlik Đlişkisi

Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletler Arasında Egemenlik Đlişkisi Uluslararası Hukuk ve Politika Cilt 6, Sayı: 24 ss.55-76, 2010 Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletler Arasında Egemenlik Đlişkisi Muzaffer AKDOĞAN Özet Egemenlik olgusu, Uluslararası Hukuk disiplininin

Detaylı

Kant ın Ebedi Barış Üzerine Denemesinin Günümüze Yansıması

Kant ın Ebedi Barış Üzerine Denemesinin Günümüze Yansıması Kant ın Ebedi Barış Üzerine Denemesinin Günümüze Yansıması Prof. Dr. Enver BOZKURT * GİRİŞ İlkçağlardan bu yana insanlar arasında çekişmelerin devam ettiği görülmektedir. Siyasi birimlerden en önemlisi

Detaylı

BA IMSIZLIK SONRASI ORTA ASYA DEVLETLER NDE M LL YETÇ L K

BA IMSIZLIK SONRASI ORTA ASYA DEVLETLER NDE M LL YETÇ L K Özgün ERLER* BA IMSIZLIK SONRASI ORTA ASYA DEVLETLER NDE M LL YETÇ L K ÖZET Kendi ba ms z ulusal devletini kurmak veya mevcut devletini savunmak isteyen belirli bir etnik grup veya ulusun ideolojisi olarak

Detaylı

Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra

Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra Ortadoğu Uluslararası İlişkilerine Sistemik Yaklaşımlar 10 Yıl Sonra F. Gregory GAUSE III * Çeviren: Nihal YAĞCIBAŞI Öz Pek çok gözlemci Ortadoğu nun kendine has dinamikleriyle özgün bir bölgesel sistem

Detaylı

Ekonomik Bütünleşme/Siyasal Parçalanmışlık Paradoksu: Avro Krizi ve Avrupa Birliği nin Geleceği

Ekonomik Bütünleşme/Siyasal Parçalanmışlık Paradoksu: Avro Krizi ve Avrupa Birliği nin Geleceği Yayın ilkeleri, izinler ve abonelik hakkında ayrıntılı bilgi: E-mail: bilgi@uidergisi.com Web: www.uidergisi.com Ekonomik Bütünleşme/Siyasal Parçalanmışlık Paradoksu: Avro Krizi ve Avrupa Birliği nin Geleceği

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI

AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI OAKA Cilt:7, Sayı: 13, ss. 1-29, 2012 AVRUPA BİRLİĞİ NİN ORTA ASYA POLİTİKASI: İDEALİST SÖYLEMLERİN YETERSİZ EYLEMLERLE YÜRÜTÜLME ÇABASI INSUFFICIENT POLICY TOOLS AND IDEALIST DISCOURSE OF THE EU IN CENTRAL

Detaylı

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA

ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER. Bülent KARA ÖZET SOSYAL HAKLAR VE ÖZEL OLARAK KORUNMASI GEREKEN KİŞİLER Bülent KARA Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Doktora Tezi230 sayfa, Aralık 2008 Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yüksel METİN Bu tezin

Detaylı

Çin in Orta Asya Güvenlik Sorunu:

Çin in Orta Asya Güvenlik Sorunu: 1 Çin in Orta Asya Güvenlik Sorunu: Kırgızistan Olayları ve Şanghay İşbirliği Örgütü Doç. Dr. Erkin Ekrem Ağustos 2010 2 İÇİNDEKİLER 1. Giriş: Kırgızistan Olayları ve Şanghay İşbirliği Örgütü 2. Soğuk

Detaylı

Avrupa da Türkiye: Bir sözden fazlası mı?

Avrupa da Türkiye: Bir sözden fazlası mı? Avrupa da Türkiye: Bir sözden fazlası mı? Bağımsız Türkiye Komisyonu Raporu Eylül 2004 Bağımsız Türkiye Komisyonu Martti Ahtisaari (Bașkan) Finlandiya Cumhurbașkanı (E) Kurt Biedenkopf Saksonya Eyaleti

Detaylı

NO 02 AB YE GENEL BAKIŞ T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI. www.ab.gov.tr

NO 02 AB YE GENEL BAKIŞ T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI. www.ab.gov.tr NO 02 T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI NO 02 İçindekiler 1 Avrupa Birliği Nedir? 1 AVRUPA BİRLİĞİ NİN KURUMLARI 6 Avrupa Parlamentosu 6 Avrupa Birliği Zirvesi 8 Konsey ( Bakanlar Konseyi ya da AB Konseyi

Detaylı

AVRUPA ANAYASASI NIN GENEL ÇERÇEVESİ VE SOSYAL POLİTİKALARA İLİŞKİN TEMEL DÜZENLEMELERİ *

AVRUPA ANAYASASI NIN GENEL ÇERÇEVESİ VE SOSYAL POLİTİKALARA İLİŞKİN TEMEL DÜZENLEMELERİ * AVRUPA ANAYASASI NIN GENEL ÇERÇEVESİ VE SOSYAL POLİTİKALARA İLİŞKİN TEMEL DÜZENLEMELERİ * Yrd.Doç.Dr.Banu UÇKAN ** ABSTRACT The European Union has entered to a new phase with signing of the European Constitution

Detaylı

Bütünleşme Kuramlarının Avrupa Birliği Genişlemesine Bakışı

Bütünleşme Kuramlarının Avrupa Birliği Genişlemesine Bakışı YÖNETİM VE EKONOMİ Yıl:2008 Cilt:15 Sayı:1 Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. MANİSA Bütünleşme Kuramlarının Avrupa Birliği Genişlemesine Bakışı Öğr. Gör. Hüseyin Kutay AYTUĞ Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir

Detaylı

DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC AREA

DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC AREA ANEMON Muş Alparslan Üni versi tesi Sosyal Bi li mler Dergisi ISSN: 2147-7655 Cilt:1 Sayı:2 Aralık: 2013 DEMOKRATİK VE YENİ BİR KAMUSAL ALAN OLARAK SOSYAL MEDYA SOCIAL MEDIA AS DEMOCRATIC AND A NEW PUBLIC

Detaylı

On Asad Ghanem s Model of Understanding Ethnic Minority Demands

On Asad Ghanem s Model of Understanding Ethnic Minority Demands Tesam Akademi Dergisi Diren - Turkish ÇAKMAK Journal of / TESAM Asad Academy Ghanem in Etnik Azınlık Taleplerini Temmuz - July 2014. 1 (2). 97-113 Anlama Modeli Üzerine ISSN: 2148 2462 Asad Ghanem in Etnik

Detaylı

rapor Bir eşitlik arayışı: Türkiye de azınlıklar

rapor Bir eşitlik arayışı: Türkiye de azınlıklar rapor Bir eşitlik arayışı: Türkiye de azınlıklar Türkiye, Diyarbakır da bir Kürt kızı. Carlos Reyes-Manzo/Andes Haber Ajansı. Teșekkür Bu rapor, Uluslararası Azınlık Hakları Grubu (MRG) ve Diyarbakır Barosu

Detaylı

DOSYA. Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim. Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü

DOSYA. Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim. Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü Değişen Dünyayı Anlamak İçin Önemli Bir Kavram: Yönetişim Doç. Dr. Murat Okçu Süleyman Demirel Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü GİRİŞ 1999 Marmara depremi hayatımızda çok ciddi acılar bıraktı. Ama bir

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ KOORDİNASYON DAİRESİ BAŞKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ NE TAM ÜYELİK SÜRECİNDE SAĞLIK SEKTÖRÜNDEKİ MEVZUAT UYUMUNDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ BEŞİNCİ GENİŞLEME

Detaylı

ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ IRAK IN KUZEYİNDE KURULMASI MUHTEMEL KÜRT DEVLETİNİN TÜRKİYE YE ETKİLERİ.

ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ IRAK IN KUZEYİNDE KURULMASI MUHTEMEL KÜRT DEVLETİNİN TÜRKİYE YE ETKİLERİ. ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ IRAK IN KUZEYİNDE KURULMASI MUHTEMEL KÜRT DEVLETİNİN TÜRKİYE YE ETKİLERİ Uğur ÖZMEN Ankara, 2010 ATILIM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

Detaylı

BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ

BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ Alternatif Politika, Cilt. 1, Sayı. 2, 194-226, Eylül 2009 194 BİR SOSYAL POLİTİKA PROJESİ OLARAK KÖY ENSTİTÜLERİ Ali BABAHAN * ÖZET Bu çalışma, temel olarak, erken Cumhuriyet döneminde hayata geçirilen

Detaylı

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE FIRSAT-TEHDİT PARADOKSU Soner KARAGÜL *

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE FIRSAT-TEHDİT PARADOKSU Soner KARAGÜL * BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE FIRSAT-TEHDİT PARADOKSU Soner KARAGÜL * Özet Muhammet Fatih ÖZKAN Bir yandan konu ve aktör bakımından çeşitliliğin artması diğer yandan teknolojik gelişmelerdeki

Detaylı

Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası

Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası 223-250 Güvenlik Kültürü ve Türk Dış Politikası Tarık Oğuzlu Öz Bu makale Türk dış politikasında güvenlik kültürünün etkilerini inceliyor. Bunu yaparken güvenlik kültürünü dış politika yapıcılarının tercih

Detaylı

DŰNYA DA VE TŰRKİYE DE KAMU DİPLOMASİSİ. Emine Akçadağ GİRİŞ

DŰNYA DA VE TŰRKİYE DE KAMU DİPLOMASİSİ. Emine Akçadağ GİRİŞ DŰNYA DA VE TŰRKİYE DE KAMU DİPLOMASİSİ Emine Akçadağ GİRİŞ Günümüz uluslararası ilişkilerinde, ulusal çıkarların savunulması artık bildiri, diplomatik insiyatif ve diplomatik muhtıra gibi klasik diplomasi

Detaylı

AİHS NİN 10. MADDESİ IŞIĞINDA NEFRET İÇERİKLİ VE IRKÇI NİTELİKLİ DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI *

AİHS NİN 10. MADDESİ IŞIĞINDA NEFRET İÇERİKLİ VE IRKÇI NİTELİKLİ DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI * AİHS NİN 10. MADDESİ IŞIĞINDA NEFRET İÇERİKLİ VE IRKÇI NİTELİKLİ DÜŞÜNCE AÇIKLAMALARI * Elif KÜZECİ * Giriş Çalışmamızın konusunu oluşturan nefret içerikli ve ırkçı nitelikli ifadeler kanımızca, düşünceyi

Detaylı

TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE STRATEJİK KÜLTÜR

TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE STRATEJİK KÜLTÜR TÜRK DIŞ POLİTİKASI VE STRATEJİK KÜLTÜR Ramazan Erdağ *, Tuncay Kardaş ** * Yrd. Doç. Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İİBF, Uluslararası İlişkiler Bölümü. ** Doç. Dr., Sakarya Üniversitesi, İİBF,

Detaylı

KIBRIS TA KURULMAK İSTENEN FEDERAL ANAYASAYLA İLGİLİ BAZI KAVRAMLARIN HER İKİ TARAF AÇISINDAN DEĞERLENDİRMESİ

KIBRIS TA KURULMAK İSTENEN FEDERAL ANAYASAYLA İLGİLİ BAZI KAVRAMLARIN HER İKİ TARAF AÇISINDAN DEĞERLENDİRMESİ Stratejik Araştırmalar Dergisi / Journal of Strategic Studies 1(3),2009, 100-126 BEYKENT ÜNİVERSİTESİ/ BEYKENT UNIVERSITY KIBRIS TA KURULMAK İSTENEN FEDERAL ANAYASAYLA İLGİLİ BAZI KAVRAMLARIN HER İKİ TARAF

Detaylı