DİZİN Okumak iyi de neden

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "DİZİN Okumak iyi de neden"

Transkript

1 DİZİN Okumak iyi de neden Sunuş Söz Ses Sana Anlatmak Zorundayım Neden sanat? Ne olabilir, nedir peki sanat? 1

2 OKUMAK İYİ DE NEDEN? Sunuş Bugün 1 bir bahçenin ortası nda 2 ; okuma edimini, bahçeye girmek, bahçeden bahçeye geçmek, sonra bir ormanda bulmak kendini ve belki de sonunda yolunu yitirmek 3 olarak tanımlayan Ayfer Tunç un Leyla Erbil hakkında güzelim yazısını okurken bulduğumda kendimi, hem de tam onun dediği gibi; sayfalar, satırlar, sözcükler arasında yolumu iyice yitirmişken, daha şimdiden, daha güze de o kadar varken, yukarıdan kavruk, sararmış yapraklar tek tük dökülürken üzerime, iki, belki de daha çok kişi oldum, birim ikime, ikim ötekilerime, herkesim herkesime dikmiş gözlerini bakarken, ne kadarsam o kadarımın usundan geçen şey tek bir soruydu: ne yapıyorum ben? Hayır. Zor bir soru değildi bu. Okuyordum ve herkesim herkesime işte bunu kolayca söyleyebildi. Kaç kişiysem o anda tümümüzün birden yaptığı şey okumaktı, okumak eylemi içinde olmaktı. Kuşkusuz ne soru, ne de bu yalın yanıt hiçbirimizi doyuramazdı ve doyurmadı da. Asıl soru arkada ve gizliydi çünkü. Neden? Tek bir soru sözcüğü. Neden? Ne yani, neden ne peki? Bu soru sözcüğünün arkasına yerleştirilecek ve onu tümleyecek eylem soruyu da, yanıtı da biçimleyecektir. Neden ne yapmak? Yani, neden okumak? Neden okuyorsunuz? İçimde sayısını şaşırdığım ikiz, tıpkılanmış benler, dönüp birbirlerine bu soruyu soradursunlar, yanıtın hiç kolay olmadığı, gerçekte bu sorunun dört dörtlük bir yanıtının olamayacağı da o an içime doğdu sanki. Kimin kim olduğunu ve gerçek benimin hangi benzerim olduğunu, bir aslımın olup olmadığını iyice karıştırmış, ipin ucunu da kaçırmışken, bu sorunun ardına bir düşeyim ben dedim kendime, kendini Pasifik e atan Ishmael gibi 4. Daha der demez pişman olmuştum ya, geçti, çok geçti. Çünkü asılların benzerlerle karıştığı bu hengamede soruyu sorun hangimizdi, ipi tutan kimdi, pişman olan neydi soruları da anlamsızlaşmıştı çoktan. Peki, o zaman? Başa gelen çekilecekti. Neden okumak sorusuna değil ama neden okuduğum sorusuna bunca yılın iyi ya da kötü okuru olarak bir yaklaşım getirebilir, dilim döndüğünce açıklamaya çalışabilirdim bunu. Gerçekten zorumuz ne? Neden okuyalım? Neden okuruz? Kuşkusuz bu soru yeryüzünde herkesi ilgilendiren bir soru değil. Hadi biraz daha alçakgönüllü davranayım. Biz bir avuç insanız aslında. Azınlığız. Buna bir tutku diyebiliriz hiç değilse biz azınlıklar açısından. Biz azınlıklar, neden okumadan yapamazlar? Şimdiden yanıtımı söyleyeyim: bilmiyorum. Bilmiyorum, çünkü bunun bir amacı yok gibi geliyor bana. Kendi üzerime gidip sıkı bir sorgulama yaptığımda, uydurduğum bir dizi gerekçe, amaç niyetine ortalığa salıverdiğim herze, dönüp önümde dikiliyor, ee, sonra diyor, başka?.. Okumayla ele geçirilmiş bir imparatorluk tacı var mı bilmiyorum. En azından benim bu yeryüzünde egemeni olduğum bir karış toprak sağlamadı bana okuma eylemim. Eğer bunu istiyor olsaydım, okumaktan vazgeçmeliydim daha çok. Hem de hiç zaman 1 31 Temmuz 2007 Çarşamba 2 İstanbul Moda da Fenerbahçesi; Senin sesinde ne var biliyor musun/bir bahçenin ortası var (Cemal Süreya) 3 Ayfer Tunç (2007) 4 Hermann Melville in Moby Dick teki anlatıcısı 2

3 yitirmeden Öte yandan nasıl da geniş, nasıl da büyük ve görkemli, krallığımın dünyası benim. Hayır. Ben bir şey yapmadım. Kendiliğinden oldu bu. Okuya okuya, kitaptan kitaba, bahçeden bahçeye, geçe gide, aka dura, günler ve geceler ve aylar ve yıllar ve bir yaşam boyunca. Bulunduğum yerin, şu ayaklarımın üzerine bastığı yeryüzü parçasının özgür, kendinden bile kurtulmuş ilk ve son kralı oldum ben, okuyarak her şey olduğumu ve okuyarak hiç bir şey olduğumu gördüm. Ya da gördüğümü sandım. Ne yani? Yanılmış olsam da, birken ikiliğe sıçramış, yerinden oynamış, kendimden taşıp kendime bakmışım ya. Böyle olmasa, oradaki taş kadar uyum ve yeterlilik içinde olsaydım, kendime dönüp de ne olduğuma bakma girişiminde bulunmasaydım, daha mı mutlu olacaktım? Mutlu olmak ya da olmamak türünden bir sorum mu olacaktı? Peki soruyorum; rica ediyorum, söyler misin bana, sence mutluluk nedir? Doyurucu bir açıklama bekliyorum. Lütfen. Sevgili azınlık üyesi, beni okuduğuna göre (biraz da acıyorum sana) azınlığın da azınlığı üyesi dostum, sevdiğim kişi, sözü daha başlangıçta geçirmişken elime uzatma fırsatını kullanacağımdan hiç kuşkun olmasın. Seni öyle seviyorum ki sıkıntıdan, şu an, patlıyor olman umurumda değil. Üstelik bunu sana sevgimin kanıtı olarak alsan iyi olacak. Şaka bir yana. Bizim gibiler özel bir oymak (isterseniz kabile, klan, aile, vb. deyin) oluştururuz. Herkese sorulan bazı sorular bizim gibilere öyle kolayından sorulmaz, sorulmamalı en azından. Örneğin, okumayı öyle doğal ve başka türlüsü düşünülemez bir insan etkinliği olarak görürüz ki, niye okuyorsun?, sorusu karşısında böyle abus bir soru sorulabilmesine şaşırabiliriz olsa olsa ve eğer susup kalmazsak, verebileceğimiz biricik yanıt, bilmem, olur. Sonra mı? Kitaplar dolusu gerekçe iş işten geçtikten sonra akıp gider bilincimizden. İş İşten Geçti mi dedim? Yani, Le jeux son faits 5, yani Sartre. Adam ölmüştü, yani romanın kahramanı, geri dönmeye kalkmıştı, ama iş işten geçmişti artık. Hiiç, öylesine takıldı işte usuma. Lise yıllarım. 60 lar. Özlem Kitabevi. Naci İpek. Urfa. Ne iş yaparsın? İster mühendis, ister hekim, ister sanayici, ister dokuma işçisi, isterse posta memuru olsun, bizden, yani bizim türümüzden, yani okuyanus lardan biri bu densiz soru karşısında, önce bir bocalar, sonra biraz çekinerek, okurum, der. Güldürmeyin adamı, güldürmeyin bu çoğunluğu, milyarları güldürmeyin. Hiç okumak iş olur mu? Milyarlar durduk yerde bir yaş daha kocadılar biz fıttırık azınlık yüzünden. Ne yapıyormuş, ne? Okuyormuş Hah hah ha! Aziz Nesin in kulakları çınlamış mıdır bir yerlerde. Adam mühendislik yapıyor, bununla geçiniyor, ama ne iş yapıyorsun, diye sorduklarında bu usuna gelmiyor, okuyorum, diyor yalın bir tutumla. Türkçenin sıcak magması Cemal Süreya (evet, yine o) ne diyordu: Asker, su ver, asker/ben asker değilim, nişanlıyım 6. Okumak bir yaşama biçimi. Bana sorarsan okumadan yaşanamaz. Hayır, canlılık belirtileri alınır verilir kuşkusuz, ama bunun ne olduğunu kimse bilemez. Hangi yapının yapıtaşıyım, bunun için yapıyı görmek, yapıtaşı olmaktan çıkmak gerek. Bu nasıl olabilir? Sanatla, sanatın üzerinden Ben şimdilik, kusura bakmayın, okumayla diyorum. Okumak bize kendi bağlamımızı, dolayısıyla kendi yerimizi bağlam içinde görme olanağı sağlar. İşte bunu deneylemiş birisinin yaşamak dediğimiz şeyden okumayı elemesi anlaşılır bir davranış olamaz. Deliler evine (tımarhaneye) hoş geldiniz öyleyse. İzin verin, burada okumanın erkkurucu ya da bozucu işlevlerine girerek, Foucault vari bir kazı yapmayayım. Bir yerden sonra, bu uğraşıların sonunda, ancak 5 Sartre, Jean-Paul; İş İşten Geçti (1969), Çev.Zübeyir Bensan, İstanbul, Varlık yayınları 6 Süreya, Cemal (2005); Bütün Şiirleri, İstanbul, Yapı Kredi yayınları 3

4 bulmayı umduğumuz şeyi buluruz. Bunu da nice sonra az çok anlamış gibiyim. Kuyruğumun peşinde bir yavru kedi gibi o denli çok dolandım ki Neyse, geçelim bunu. Daha pes etmedin mi sevgili dostum, fırlatıp atmadın mı bu yazıyı elinden. Öyleyse, sürdürüyorum, sınıyorum sabrını, Eyüb ü unutma, sonunda ödül, en azından cennet senin, ama şimdi sabırlı olmalı, bana katlanmalısın. Çünkü sen ölmedikçe ben yazacağım. Gördüğün gibi niyetim kötü. Bunun sonu kıyım, cinayet. Yazım, senin yaralanışından, kanayışından güç alıyor. Sen ölmezsen ben yazamam belki de. Derdim, seni yıldırmak, üzmek, kırıp geçirmek, senin taklidini yapmak, sesini, bedenini yansılamak, senin kalkıp öfkeyle yüzüme tükürmeni sağlamak, derdim seni yerinden oynatmak, şişmansan eğer koca göbeğini de ve naralar attırmak sana. Yüzüm kızararak söylüyorum, biliyorum bunu yapamam, bunlar büyük sözler. Benim söylemek istediğim, yazmak dediğin, okumakla aynı şey, taşı alır yerinden, alır, koyar başka yere, koyar mı koyar, işte hepsi bu: dünya eskisi gibi değil, değişmiştir. Onun için uzatacağım. Canına okuyacağım senin. İlgili ilgisiz her şeyi yığarak üst üste, bildiğin, bildiğimizi sandığımız her şeyin altını üstüne getirmeye çalışarak, zorlayarak hayatı Sahi, hayatı zorlamak ne ki? İçinde yaşadığım dünya sormuştu bana: Ne iş yaparsın? Ben, biraz bocalayıp şöyle yanıtlamış olmalıyım: Bi bilmem. Yani Üniversite diplomamı soruyorsanız Evet, orada ne olduğum, ne işe yarayacağım yazıyor sanırım. Bunu bir zamanlar birileri vermişti bana. Bu ne işe yarayacağımın belgesiyle kendim arasında doğrudan ilişkiyi hiçbir zaman tam kavrayamasam da, başkaları ellerinin tersiyle beni bir yana itip bu belgeyle iletişim kurdular. Ben de karşı çıkmadım. Ne halleri varsa görsünler, deyip sürdürdüm okumamı. Şimdi yine bir ayraç (parantez) açıyorum, bu da ne, demeden önce okur musun? Aşağıya göz atar mısın şöyle bir, kuşbakışı? Bir dizi, bitmez tükenmez başlık katarı görüyorsun değil mi? Bunlar benim okuma üzerine ele almak istediğim bir tür imler diyebilirim ve bir sıraları yok, geçerlilikleri bile gerçekte. Orada bulunuşları tümüyle rastlantısal ve ben bile anımsamıyorum kimi başlıkları niçin koyduğumu oraya. Sana yalan söyleyecek değilim. E, o zaman gel, her kimsen, her neysen ya da, katkı ver şu işe. Birlikte yazalım; daha şimdiden yüreğime yılgınlıkların, ak bayraklı teslim oluşların oklarını saplayan bu girişimin, saçma sapanlıkları örtbas edilemeyecek metinlerini. Vallahi, bir omuz versen iyi olur. Bana çok da güvenme derim. Hiçbir şey öğrenemedimse şu dünyada, söz verip ardından yan çizmeyi, ihanetin en dipsizini öğrendim en azından. Seni yarı yolda bırakırım. Onun için, gel beni dinle Yine de sen bilirsin. Ayracı da kapadık. Daha. Kime sorsan, en okumazına, yeminlisine sorsan, okumak iyidir, der. İyiyse, o zaman, diye uzatmaya gerek yok. Bunu da öğrendim kuşkusuz. Önüne gerekçelerden öyle bir bazalt duvar yükselir ki, Allah Allah, okumak bir tansık, olanaksız bir şey gibi görünür, bu gerekçelerin dayanağı koşullarda okuyabildiğini söyleyen ya yalan söylüyordur ya da olağanüstü yetenekleri olan biridir. Böyle birinden de her melanet beklenebilir üstelik. Belki ileride bu konulara değinebiliriz, ama şu iyi kavramı üzerinde durmalı biraz. Koca felsefe tarihinin üstesinden gelemediği bir meseleyi şıpınişi çözümleyeceğimi sanmıyorsun umarım. Yapacağım, felsefenin şu bıktırıcı sorusunu yinelemek olacak: iyi iyi de, iyi ne peki? Uyanık okurum çoktan ayrımsadı batağa battığımı ve çırpındıkça daha daha battığımı. Seni özel olarak selamlıyorum, uyanık okurum benim, belki de senin gibi 4

5 uyanık bir okurum yok, belki de senin gibi uyanık bir okura özlemle terk edeceğim bu kahpe dünyayı. Biliyor musun, Tolstoy un yapıtı, hem de tümü içinde olmak üzere, insan olarak Tolstoy dan çok daha kolay. Tolstoy bir insan olarak bilmece, hem de çözümsüz bir bilmece. 117 yıl önce, 61 yaşında, 20 Mayıs 1889 tarihinde günlüğüne şunları yazıyor: Neyin iyi olduğunu bilmek için de kişinin mutlaka bir dünya görüşüne, bir inanca sahip olması gerekir 7. Dünya görüşü iyinin güvencesi olabilir mi, ya inanç? Bu kaotik dev neyi kastediyordu dünya görüşü ya da inanç derken. Gelin de çıkın işin içinden. Havlu atmam yakındır. Neyin iyisi, hangi niteliklerin, niceliklerin, nasıl bir iyi bu, hangi zamanın, zamansızlığın mı yoksa, bu iyi diyen kim, ya karşı çıkan? Ben derim ki, toplumsal uzlaşmanın ve o uzlaşmanın arkasındaki geleneğin ve o geleneğin arkasındaki birikmiş, yine birikmiş ve yine birikmiş emeğin temellerine, varsaymacasına, benimseyişlerine bakalım. Başka türlü var olamayacaktık. Sezgilerim bunu fısıldıyor kulağıma. Öyle sanıyorum doğal bağlamlarla toplumsal (kültürel) bağlamların özdeş sayılması birçok soruna yol açıyor. Her ne kadar gündelik yaşantımızı kolaylaştırsa da bu Bunu görelilik kavramını çok da yabana atamayacağımızı belirtmek için söyledim. Ama göreliliğin uç noktalarda nasıl baştan çıkarıcı bir karnaval a dönüşebileceğini de kestiriyorum ve ürkütücü bu. Demek ki, herkesin keyfine, rengine, yıldız burçlarına da terk edemeyiz şu biricik dünyamızın yorumlanışını. Çünkü saltık görelilik aynı zamanda yorumsuzluk da demek Gelin uzlaştığımız şeyin değerini, olağanüstü kurucu ve süreklilik sağlayıcı gücünü teslim edelim. Başlangıçtaki atalarımız bunu her nasılsa becermişler işte. Asıl onsuz kolayca hiçe dönüşebiliriz, belki de bu varsayım üzerinden hala Nasılsın? Sağol iyiyim. Ya sen? türünden bir söyleşme olanaklı olabiliyor. Gördüğün gibi, iyi hakkında söyleyebileceğim bir şey yok. Öyleyse, kitap okumak iyidir, derken ne denmek istediğini, bunu gönülden benimsesem bile, açıklama yeteneğinden yoksunum. Bu açık en azından Felsefeye, ağırlıklı olarak güzelduyuyla (estetik) ilgiliydi, bulaştığım dönemde Kant ın oyun kuramı çekmişti ilgimi. Oyunun oyunluğu nedensizliğiyle bağlantılıydı. Schiller de mi buradan yola çıkıyordu acaba? Çok oldu tabii, unutmuşum. Her neyse Şimdi en büyük mavramı sallıyorum sevgili okurum, sıkı dur. Okumak bir oyun, bir nedeni yok, elle tutulur, avuca gelir, günümüzde geçerli bir nedenden söz ediyorum, yanlış anlama. Bunu da söyleyen, özellikle anlatıyı oyuna indirgeyen yaklaşımlardan hiç hazzetmemiş benim üstelik, tarihin garip cilvesi olarak. Benim için her tür anlatı, aracıdır, öyle olmuştur. İnsan boşuna konuşmamıştır (saçmalarken bile). Peki burada bir çelişki yok mu? Var mı yok mu bunu irdelemeyi de sana bırakıyorum, biraz oyalanırsın, keyifli bile olabilir bu. İşte bu seni özgür kılacak. Özgürce seçtiğin, iradene, isteğine bağlı olduğu için okuma eylemin ve bu eyleminin yöneldiği nesne anlam, değer kazanacak. Bir de böyle bak. Sana binlerce yıldır söylenegelmiş binlerce ve binlerce sayfa dolusu okumanın ve kitabın erdemi, iyiliği üzerine sözü aktarmayacağım, istesem bile olanaksız bu, laf aramızda anlamsız da. Anadan doğma, çırılçıplaksın. Kağıt kokusu alıyor burnun. Parmağının ucu ötekinin bedenine, kitabın bedenine dokunuyor. Tüm varoluşu parmağının ucunda yoğunlaşmış, birikmiş olarak duyuyorsun. Ve o kitabın senin bedenine değişi de senin üzerinden geçen tüm bir evrene ilişkin bir yoklamadır kuşkun olmasın. Bu beden bedene dokunuş, şimdi her 7 Tolstoy, Lev Nikolayeviç; Günlükler, İstanbul, Anka yayınları 5

6 şeyi yeni baştan anlamaya ve anlatmaya hazırdır. Okumak bu yüzden hoştur, anlamlıdır (anlamlı bulunur), çekicidir. Onu böyle yapan gerekmeyişi, zorunsuzluğudur. Kaçınılmaz olmadığından nereye gitsen ışığı hep yüzüne düşer. Oyun da böyledir işte. Oyun içinde çocukların (yetişkinin de) yüzünde ışık dolaşır. Neden oyun sorusunun, biliyorum, sayısız disiplinlerce verilmiş yine sayısız yanıtı vardır. Bu yanıtlar bizi doyuruyor, yetiyorsa benim dediklerim boş söz elbette. O zaman, akıllı uslu, yararlı okumalardan, yüce kitaptan, kuramsal açıklamalarla destekli yükümlülüklerden kaçamayız. Eh, o zaman görevler, temsiller ve silahlar, dolayısıyla savaşlar kaçınılmazdır. Her şey gibi kitaplar da erk içindir artık. Ama hayır, bir kez daha hayır, diyebilir miyim izninle? Kimi şeylerin açıklanmaya gereksinimleri yoktur belki de. Olamaz mı yani? Çünkü neyseler odurlar zaten. Bunun, ben yazmama karşın, tam ne demek olduğunu şu an kestiremiyor olsam da, yani demek istediğim, özgür bırak kendini kardeşim, okumana bir neden arama, bu arayışın sonu çıkmaz, çünkü her neden başka bir neden gerektirir, sonunda neden aramaktan yorulur, satarım anasını dersin, nedeninin de, okumasının da, kitabının da Yaşamak varken gürül gürül (?) dışarıda, selülöze gömülmüş bir kıtıpiyoz mu olmak, derdin? Geçiniz!.. Aklıma gelmişken, bizim Adana taraflarında; Allahına, kitabına diye başlayan sövgülerimiz de vardır. Ne denli teslim de olsak, dipten derinden özgürlüğümüze düşkünüzdür. Hiç kendini dayatamayacak şeye, yani kitaba afralanır, ezilmemizin, silinişimizin hıncını böyle bir olumsuz tepkiye yığarız. Hiçbir doğru dürüst kitap yoktur ki, senin kişiliğini yok etmeyi, seni sindirmeyi amaçlamış olsun, arkasında duran insanlara karşın hem de. Öyleyse, kişiliğinin sorunu kitap değil, öteki; bırak kitapla hesaplaşmayı, onu senin ya da bir başkasının yerine koymayı. O zaman bak nasıl değişecek birçok şey. Kendini dayatmayan şeye ancak özgürlüğüyle ve güçle bağlanabilir insan (dediğimiz ecinni). Bu sunu bitmeyecek. Görünen o. Kara mara da görünmeyecek. Siz tayfaların hevesi de kursaklarınızda kalacak. Ama elimde değil, ne yapayım. Sanırım, yinelersem şunu dedim ben. Kitap okumanın yeterli, yüzde yüz geçerli bir dayanağı yoktur. Kitap okumak, kitap okumaktır. Özel, somut bir yaşama deneyimi, biçimidir. Bir şey yapmaktır. Yaşamı bir de bununla, böyle yaşamaktır. Yinelenemeyecek, biricik bir eylemdir. Gerçekte yaşam da böyledir. Tadını bilen bilir. Ve tümü de budur işte. Okuyan, kendini bu tatlı yelin ezgisine teslim ettiğinde, alacağı zevki de görünür kılmış olur. Okumak onda birikir. Bunu istemese bile. Okumayan ne yapar. Onun da yaşam deneyimleri vardır. O da yaşar kuşkusuz. Yalnızca okumadığı için neyin yoksunu ve yoksulu olduğunu asla bilemeyecektir. Çünkü matematiğin kuralı gereği de böyledir bu: bir eksiktir. Bu bire ne yükleyeceğinizi de bırakın ben söylemeyeyim artık. Siz ne koyuyorsanız ondan oluşur bu eksi bir. Şimdi sana muştumu veriyorum. Kurtuldun, yalnızca okumaktan değil, benden de, beni buraya değin okuduğuna göre her ikimizden de. Ne mutlu sana! Ama son bir açıklama yapayım izninle. Aşağıdaki sonu şimdiden belirsiz denemelerde, okumak, bir girdi olarak, saltık bir veri olarak ele alınmıştır. Toplumdan ve onun tarihinden, coğrafyasından soyutlanmıştır. Okuma eylemi deneysel bir olgu olarak betimleniyor olsa da, göze görünmez kuramsal çerçeveler içinde, koşul-dışı ya da üstü bir nesne olarak örneklenmiş, varsayılmıştır. Okumanın gündelik yaşam uygulamalarına, koşullarına girecek olursak, kendimizi bu zevk içerisinde tepeden tırnağa günaha bulanmış, cennetten kıçımıza yediğimiz esaslı tekmeyle çoktan dünya bataklığına fırlatılmış olarak görmememiz için 6

7 çok az neden kalır geriye. Ne olsa kitap bir boş zaman işi, uğraşıdır, boş zamanı olanlar, bunu bulabilenler içindir, günde 12 saat çalışan çoğunluklar için değil. Hem biliyorsun boş zaman ayartılma zamanıdır. Ne de olsa kitap bir kaynak bulma işidir, asgari ücretlerin içine sığmaz asla. Temel gereksinimlere gelince, ütopya mı acaba sözünü ettiğim şey. Kültürün temel, zorunlu bileşeni olduğu bir insan dünyasını ufukta görebilen biri var mı? O zaman, diyorum, şeytan bu dünyanın lüksü, ayrıcalığıysa, okumak da bu değirmene taşınan sudur yargısı, belki de çok yanlış olmayacak. Hep söylenmesi gereken bir tümce daha vardır ya, bir şey daha. Bu yaşıma değin okuyabildiğim o bir damla değil, okuyamadığım, ama okuyacağıma hep inandığım, hala da inandığım, okuyamadığım okyanustur bu küçük girişimin, bu metinlerin dokusunu, özünü, çıkış ve belki de eğer bir yerlere varabilirlerse, varış noktalarını oluşturan şey. Daha çok budur ve ne yazık ki budur. Trajedi de buradadır işte. Her şeyi bilir, bilmezlikten gelir, bilmiyormuş gibi yaşarsınız. Ağustos 2007, İstanbul 7

8 Söz Belki de her şeyin temelinde bu var: söz. Ağızdan kaçırılmış ilk sözle mi başladı her şey: Ol. Sonunda olan oldu. Üzerine bir bardak soğuk su içen oldu mu yedinci günde bilmiyorum, ama bana soğuk su yetişmiyor, bardak bardak içiyorum o gün bugün. Bu Irak için, bu Filistinli çocuk için, bugün gazetede dağıtılan yiyeceklere umutsuzca bakan fotoğraftaki, bu Hiroşima için, bu kedinin ağzındaki yavru serçe için, bu Ömrüm oldukça soğuk suya talim edeceğim kesin. Uzatmaya gerek yok. Biraz düşününce anlıyorum, sözün arkasında çok şey var. Bilimsel söylem var örneğin. Bilimsel uzmanlıklar sözü masaya yatırmış, enine boyuna kesip biçmişler, nice kuram üretmişler, bunları gündelik yaşamın içinde sınamışlardır. Söz deyince sesbirimlerden örülü yalın anlambirimden söz ediyorum, de Saussure den 8 öğrendiğimce, onun yazılı karşılığından değil. Yazı büyük olmakla birlikte bir başka öykü ve söz denli yaşamsal değil. Yani önce söz vardı, yazı arkadan geldi, imleme çabasının seçeneklerinden biri oldu. Belki en etkilisi oldu. Köken varsayımları, karşılaştırmalar vb. tüm çalışmalar da söz üzerinden, sözle yapıldı zaten. Öyle yaygın bir aracı oldu ki kendisi görünmedi, ama gösterdi. Gösterdiğiyle kendisi hiçbir zaman, ta ilk sözden başlayarak asla örtüşmedi. Bunu güvenle söyleyebilirim. Öyle olsaydı, o büyük yarılma; toplum ve onun kültürü olmayacaktı. Hadi uygarlık diyelim buna, bu eğer söz gönderdiğine işaret etmekle yetinse, daha ötesine ilişkin bir umut taşımasa, yani söz bilinemeyenin sözünü vermese, ötesine gönderme yapmasaydı olanaksız olacaktı. Söz her zaman kendi önünü, kendi gerçekleşme biçimini aşmış, olana değil, ötesine, hatta olmayana işaret etmiştir. Kaymanın, çoğalmanın, uzlaşmanın, ayrışmanın kaynağı söz bu yüzden Sözle birlikte kendimi anlatılabilir bir nesne olarak ayrıştırabildim, görebildim, buna ben dedim, başlangıçta düşünen değil, başlangıçta seslenen, anlatan ben. Arkası çorap söküğü gibi geldi zaten. Eğer ben bensem, ben olmayan da sen din, dışarıda, ötede olan, benim gibi anlatabilen, sözü kullanabilen, öyleyse oradaki ben olabilen. Senle ben burada duruyorsak, varsak zaten biz iz, biz var demektir. Anlatmak için, söz için; tek in, bütünün, hayvanın avlanması, parçalanması, bölünüp paylaşılması gerek. Bu bağlamdır, mağaradır, hep birlikte aynı yönde devrilmek, aynı sesle ulumak, ama daha fazlası, bu büyük rahim içinde, bu büyük güven içinde, onun egemenliği, sınırları, yurdu içerisinde onaylı onaysız ayrılık, kopuş, farklılaşmadır da. Her zaman aslında ayrı laşmadır. Vedadır, kopuştur anneden. Korunma içgüdümüz bize tersini gelenek olarak aktarsa da, bizi bir arada tutana işaret etse de her an, tetikte. Oysa kendimize yetseydik, kedimize birebir eşit olsaydık, söze gerek olmazdı, zamana da ve tarihe de. Bakın, söz dediğim öyle yalınkat bir şey değil. Söz balonunun içinde tüm bir geçmiş, kavrayış, tüm tartışmalarımız da var. Mutluysak söz yüzünden, mutsuzluğumuz da Söze dönüştüremediğin bir duygunun gerçekliğinden ne kadar güvenli olabilirsin? Anlatılmamış şey yoktur. Bunu öğrenebilmek okuma edimim sonucunda öğrendiğim en iyi şeylerden biri gibi geliyor şimdi bana. Sıklıkla matematiğin, mühendisliklerin sağlam, güvenli evrenlerini sözün kaypaklığının karşısına koyar, iyi ki, deriz, iyi ki söze ve onun gelgitine, burgacına, yanıltıcılığına, hainliklerine kanmadık, kalmadık, iyi ki yasalar ve onların evrensel geçerli doğrulukları, somut gerçeklikleri var. Ne kadar şanslıyız, rastlantıların yıkıcılığından bizi koruyan tartışmasız güvenli korunaklarımız olduğu için. Ah, bütün bunları, bütün bu matematikleri, bilimleri, yasaları söze başvurarak, sözle, söz üzerinden anlatmasaydık (konuşarak ya da yazarak) bunu deyip koltuğunda kaykılanlara hak verebilirdim. Ben de böyle olsun isterdim sevgili das Man 9. Keşke böyle olsaydı. Ama sözün ustası matematiktir tam da. Simgeler dili öyle gelişmiş, anlatısı öyle kurallara bağlanmıştır ki, bazen düşünmeden edemem, bir üst-dil, dillerin dili, sözün sözü mü diye. Anımsa, söz yalnızca her şeyi ama her şeyi anlatmakla kalmamış, kendini de anlatmıştır zaman zaman, kendine de bakmıştır, öyle 8 Ferdinand de Saussure, Genel Dilbilim Dersleri 9 Ortalama, niteliksiz insan (Heidegger) 8

9 ya sözün kendini kavraması için kendinden kopması da gerekmiştir. Yoksa bunamış, saçmalarken yakalayabilirdik onu. Nerelere kadar uzanmış, cesaretini hangi sınırlarda sınamış, ışığını nerelerde yıkımla yüzleştirmiş, karanlığı ne kadar koyultmuş, neyin sorumluluğunu nerelere değin üstlenmiş Yine anımsa, bütün kıyımların, çocukların bile ölümlerinin sorumlusu sözdür. Söz güngörmemiş çocuğun ölümünü, belki de acı çekerek dile getirmiş, anlatmış, daha başlarken bir görüş, varsayım ortaya atmıştır. Söz, çocuğun ölümünü yorumlamıştır. Bu çocuğun ölümü, bu çocuğun ölümüdür, demekle yetinmemiştir. Demek ki, söze bağlı olarak yaşam dediğimiz şey siyasetten başka bir şey değildir. Öyleyse söz hiçbir zaman anlama düşmez, indirgenemez, anlamıyla örtüşmez, anlamdışına, anlamsıza kaçan yanı siyasaldır (politik). Bütün sanat, bu yüzden işte sözden, anlatmaktan, siyasadan, yorumdan, yani tek in iki olmasından, birin, ben ve sen olarak ikileşmesinden gelir. Tersini, çektiğim bütün acılara ve gözlerimden akan yaşa rağmen dilemedim, dilemem. Söz yüzünden, sözle yazık ki hep, atımın sol gözünden yaş akacak tır 10. Böyle olduğunu yalnızca söz anlatacaktır başkalarına. Sözün sözle giderileceğini, iyileştirilebileceğini düşünmekten başka seçeneğimiz yoktur da ondan. Söze böyle düşmüş, sokağa ve tozuna böyle bulanmışken, sözün bu denli güzel orospuları, gebe kalmış kızoğlankızları olmuşken, yapabileceğimiz biricik şey cennetten nasıl kovulduğumuzu, nasıl düştüğümüzü, kanatlarımızı nasıl yitirdiğimizi anlatmaktır artık. Tarih de bunu yazmıştır. Tarih biraz budur hem. Söz kişiden, ağızdan, anlatandan ve dinleyenden güçlüdür. Odur insana egemen olan. Tersi değil. Öyle sanırız, sanmak isteriz. İşimize gelir bu. Oysa buyruğu veren sözdür; dileyen, arzulayan, seven, öfkeden kudurmuş, kıyan, inciten, okşayan, süzen, umut, çağrı, zevk, anımsama, unutuş ve Sözsüz bedenini düşün, düşle. Lütfen dene bunu. Nereye değin gidebileceğini nasıl merak ettiğimi bilsen. Karaciğerin, dalağın, yemek borun, damar damar yüreğin, külrengi beynin, dudakların, saçının teli için hiçbir anlam taşımaz bütün bunlar ve benzerleri. Onlar kendi başlarına bir varlık olarak, orada öylece olup, sevmenin ya da lanetin kanıtını oluşturamazlar. Seçimi yapan zihnimden akan düşünce de değildir, onun söze gelmişidir, dışarıya konmuşu, biçimlenmişi, ortalıkta fırlatılmış öneri olarak tavrı, duruşudur. Sözdür cinayetin aracı. O denli özgürüz işte, cinnetimizin sorumluluğu bize aittir, bizimdir. İyi güzel de zembille gökten mi düştü söz? Kıpırdamamak. Yapmamak. Sessizlik. Taşla kemikle dürtmek. Kafaya vurmak. Kan. Kırmızı. Uyarıyı görmek. Görüntü. Karşılıksız, anlamsız, sözsüz Yalnızca görsel im. Orada hiç (bir şey yapmamak)/burada (yapmak). Orada: Yok./Burada: Var. Orada: Öteki./Burada: Beriki. Orada: O, kıpırdamayan öteki, ölü./burada: Ben, yapan, diri. Ölüm/dirim. Öteki yaşam/beriki yaşam. Öbür dünya/bu dünya. Ben/O. Bizim öykümüz çok sonraların öyküsüdür. Aralıktan yükselen ses(im), çığlık: yansılama. Düşman (hayvanın) sesinin, dağın sesinin, kasırganın, yaprağın, adımların, elin, dişin, gözün, suyun sesinin ve benim dışımda olan her şeyin sesinin yansılaması. Tek çığlıktan, patlayan ve gökyüzünde dağılan bir tek sesin, benim höykürmemin bin sese dağılıp yağması, dökülmesi, ayrışması ve benzeşmesi: ayrışması ve aynılaşması. Yankıdaki sapak, belki de çapak: Çapanoğlu. Elimle gösteriyorum: Beş parmak, beş insan. Şimdi buradayız. Beş parmak. İkisini kapatıyorum avucumun içinde. Üç parmak. İki parmak yok. Aslında var, gizli. Ama iki insan yok. Gizlendiler, örtüldüler. Düşmanın, insan olmayanların ağzı yuttu onları. Onların yokluğu. Yokluk. Ölüm. İşte beş milyon yıldır kavrayamadığımız, kavrayamayacağımız şey. Söz buradan çıktı, dünyaya dağıldı. Bir çığlık olarak Her şeyi anlama, ama asla ve asla anlayamama girişimi olarak. Hiçbir söz bugüne değin, yaşam için yetmedi. Ölüme zaten yetmezdi. Bu yüzden söz tükenmez 11. İnsanımsının yarılmasından, açılan boşluk, açılan derin karanlık ve karanlığın içinden başlangıçtan beri kesintisiz yağan yağmur: söz yağmuru. Yaşam, dirim bedenin yerine geçirilmiş, bedenin terk ettiği yere doldurulmuş sözdür. Beden bedeni tutuşturur, ama sözle aşk olur. Elim 10 Birhan Keskin: Ve şimdi anlıyorum neden/yaş akıyor/atımın sol gözünden (Ba, 2005) 11 Fethi Naci, yanılmıyorsam 9

10 çocuğumun saçlarında konuşur. Dokunmanın arkasında bir öykü durur, bir anlatı. Söz birikmiş, bellekte yerleşik anılar, imler, kanılar, yargılardır. Söz tüm geçmiş varlığımızın taşıdığı geleneğin kendisidir, kalıbı değil. Yaşam da, ölüm de sözle ilgilidir, sözden gelir, söze de giderler. Bir varmış bir yokmuş tur yaşam. Tümden yok olmuyorsa sözle, sözün gücüyledir. Söz yaşamı izler, ensesinde, soluk soluğa, bir gölgeden daha bağımlı, ardı sıra, önü sıra, gerçekte yaşayan, yürüyen nedir, kimdir, beden mi, söz mü yoksa, bir kılavuz, Azrail, yalvaç da, çıkış yoluna işaret eden, alaycı, sinsi, bir köpek, unutturur, kanatır, yalvartır, acımasız, ölümcül: vur, indir, kes, as, öldür, kır, yok et. Yok et, der söz, ardından yumuşak, sevgi dolu sesiyle ekleyerek: ayağa kaldırabilirsin, umut olabilir, canla doldurabilirsin. Sevgi olanaklıdır, sevgi sözle olanaklıdır, ancak sözle. Anne anneliğe sözle yatırılmıştır, savaş için çocuk doğurmaya, yokluğa, yoksunluğa, acının dibindeki acıyla katılmaya, kuruyup çatlamaya, erkek sözle rüzgarlanıp açmış yelkenlerini sonuna değin, yeni kıtalar, yeni kıyımlar, öldürümler için, kahramanın kahramanlığı söze borçludur, inanmak sözden alır marifetini, Kur an olur, bu Tanrı sözdür demek, sana derim ki, ağzımdan çıkan, dökülen söz benim değil, bana ait değil, benim aracılığımla konuşan O dur, gücüm, anlamım, seçilmişliğim ondan gelir, ben O yum, bu yüzden sözümü dinleme, yalnızca bana inan yeter, inan arkamda durana, bu ağızdan çıkan kendi şarkısı değil, bu şarkı benim şarkım değil, öyleyse kimin şarkısı, söyleyin bana, bu beni delirtebilir? Hangi ırmaktır üzerimden geçen, hangi buzulun hiyeroglifidir yüzümdeki iz, saçlarım hangi rüzgarın sözüyle dağılmıştır böyle? Söz, uçucu, kaçıcı, avuçlanamaz, yakalanamaz şey. Kuş değil, onun uçuşu. Varlık değil, onun tözü. İlk in, başlangıcın içinde duran, birikmiş, patlamaya, parlamaya, yakmaya hazır duran şey, kendine üzerine düşmüş, öyle yoğunlaşmış, karadan kara delik. O tek söz, nasıl döner, nasıl burgaç, hortum, döner, yine döner, tozu toprağı, insanı ve hayvanı, ekini ve toprağı, denizi dağı, tanla menevişlenmiş bulutu, çocuğun gülücüğünü ve ağlayan genç kadının sesini, yalnızlığı ve iskandil edilememiş yalnızlığı, o inanılmaz insan yalnızlığını; o tek söz, o dipsiz kuyu, emer, alır içine, derinliklerine çeker, çağırır, dayanılmaz sesinin güzelliğine onun, söz öyle güzel bir çağrıdır (Sisyphe 12 ), uzanır, yatarsın ölüme, razı olursun bir tek söz için, ses olmuş, sana yönelmiş, senin içinmiş, senden gelirmiş ve sana dönmüş, varlığını sana adamış, bağlamış bir tek söz için, ölüme ve varsa ötesine. Söz böyle güçlüdür işte, bu kadar güçlüdür. Yutar, evreni bile yutar ve doymaz yine. Kavrayamayacağımız en üst bağlamdır. Açık kapı odur, varsa bir kapı ve onun açılışı. Hangi yanından baksan söz öte yandadır. İnsanoğlu sözün peşine düşmüş, umutsuz avcıdır. Hep avlanır, düşer. Yine kalkar, çünkü sözsüz olunmaz, sözsüz yaşamak olmaz. Neyi yaşadığımızı bilmeden, adını koymadan, söze başvurmadan, yaşayamayız. Peki, ne diyorum ben. Söz önce miydi? Varlıktan önce miydi yani? Hayır. Varlık, söze gerek duymadan orada uslu uslu durabilirdi, kendinde, öylece. Varlığın o büyük, rastlantısal kırılmasıdır söze yol açan. O günden beridir rahat huzur kalmamıştır evrende. O günden beri senin akın, benim karam, senin yaşamın bana ölümdür. Söz gezinir aramızda. Öyle hızlı kayar ki aramızdan, bu Odradek 13, birbirimize düşer, tokuşur, ama yakalayamayız onu, anlayamayız nasıl bir şey olduğunu, var mı yok mu, gerçekten gördük mü, bir yanılsama mıydı düşünürüz uzun uzun. Üzerimize çökmüş sistir de. Soluduğumuz havadır, içimiz dışımız sözdür, her şey onun altındadır. Ak kar gibi örtmüştür hayatımız dediğimiz şeyi. Sözün altında ezilmiş, pusmuş, korkmuş, sinmişizdir. İçimizi ürperten bu şeydir söz, üşümemiz ondan. Söz budur. Ağızdan kolayca fırlatılır ortalığa. Nereye gider ucu bilinmez, nerelere uzanır? Bir mızrak, ok, mermi, füze, atom, napalm, dehşet olur çıkar. Çığ gibi katlana, kanatlana büyür. Yıkımımız kendi sözümüzden olur. Sözün gölgesi olmaz, durmaz çünkü. Daha döküldüğünde ağızdan, öteki söze ulanır, atlar. Zincir uzar. Dolanır dünyayı, zincire vurulmuş dünyayı. Sözün asi tutsaklarıyız. Sözü ancak sözle yoksarız. Özgürlüğümüzün özü de sözdür zaten. 12 Seslerine, çağrılarına dayanılmaz deniz perileri 13 Franz Kafka nın kısa öyküsündeki topaça benzer, belirsiz varlık 10

11 Eee, o zaman söz her şey mi yani? Sözü uzatmaya ne gerek, sözün özü, söz dirimin olmazsa olmazı, yaşamın vazgeçilmez koşulu. Söz, deriz ötekine, söz sana, sözüm sözdür, söz veriyorum, bunu yapacağım, bana güven. Sözüme güvenmek zorundasın. 11

12 Ses Ya ses, sözün sesi... Okumak belki de başlangıçtaki sözün sesini bulmak içindir, bize her şeye rağmen yine de yabancı gelen bugünün sesini ilk sesin üzerine oturtmak, sesi kendisiyle buluşturmak içindir. Umutsuz bir girişimdir bu. Şiirde çıkar ortaya, görünür olur bu umutsuzluk. Şiirdeki güzellik, altındaki bu umutsuz girişimden gelir. Yapıldığından daha hızla eksilir, çözülür bütün ve ses yaklaştıkça uzaklaştığını anlar, görür, bilir, duyar. Sesin sese vedasıdır, sözün sesinin sözün sesine... Varlık titreşir, diğer varlığı titreştirir. Çünkü varlık tektir. Varlıktan varlığa dalgalanan ses sonsuza uzanır, uzar gider. Sesler yığılır, düzenlenir, sıraya konur, sesin davranışı gözlenir, anlama bulanır ses, sesin anlamı üzerinde oydaşma sağlanır, bunun için gözyaşı da, kan da dökülür, bu sesi geçerli, her şey yapabilmek, tartışmasız kılabilmek için, bunun için tek, diğer teki bulur, birlikte savaş ve aşkla uzlaşırlar, tamam derler, bu ses bunu anlatır, bu, ancak bu sesle aktarılır, imlenir İlk uzun çığlıktaki ilk ezgiye (nağme) kabartılır kulak. Kulak büyür, dolar, kendini yetiştirir. Biriktirir. Kulak bir bellek yuvası oluşturur kendine. Sesleri ayrıştırır, sonra buluşturur. Görüntüler, devinimler akar bilincin bulanık dehlizlerinde. Bugüne gelinmiş, binbir seste uzlaşılmıştır, ama hiçbir ses diğerinin aynı değil, hiçbir kulak da, diğerinin Ses varsayımdır öyleyse. Herkesin böyle benimsediği varsayılmıştır. Sonrası tarih dediğimiz şey yine. Okumak bir sesin ardına düşmek niye olmasın. Yitirdiğimiz, annemizin rahminde kalan, o derin sesin, vuruşun ardına düşmek... Evrenin, gökadamızın yüreğindeki o büyük ilk vuruş Kulağımızı buna yatırır, bunu duymaya çalışırız. Metinlerin, sözün ardına düşmemiz bu ilk ses içindir, bu ses içindir. Bu sesin olmadığı yer, sessizlik yokluk, ölüm demektir. Sözü arıyor, okuyorsak; sessizlikten, ölümden korktuğumuzdan. Yokluğa dayanamıyoruz, en çok buna. Varlık değişir, dönüşür. Elektron elektrona seslenir, yıldız yıldızı çeker, bir mineral kristali her eksenine bir başka tutku koyar, bozunum yeni doğumların kaynağı, su ırmak olur, akar ve onun sesi varlığın eşlikçisi 14 olur, canlı sesi alır, yansılar, aktarır, bozar, ses karnaval olur, tartışmalar çatışmalar, çivisi çıkar yaşamın, her şey her şeyin yerine geçmeye başlar, Musa nın sesi yetişir ve düze çıkarır sürüyü, kuzular, bu sesle en büyük korkuları olan yokluğu göze alırlar, uçurum derinleşir, ses hemen şuracıkta umulur, her atılma parçalanma, daha uzaklaşmadır, her anlatı, her öykü kopuş, bu sesten, bu ilk sözün ilk sesinden kopuştur, savrulma, en sarsıcı Beni bırakma! Beni bırakma! seslenişidir. Budur roman, şiir, yazı, söz, masal, fısıldanan, kulağımızın çatısı içinde parçalanıp dağılan tiz çığlık. Ama bırakma, bırakılma varlığa içkindir, umutsuzluğumuz kaçınılmazdır 15, insanın özü böyle, bu yüzden gerçekleşir ve bu öz anlatmayla, sözle başa, öne konur, yerleştirilir. Önce söz vardı. Yaşam kesikli, kırıklıdır ve bu yüzden olabilmiştir. Döngüdür, sonsuzmuş gibi görünen döngü. Yinelendiğini sanırız. Bir canlı ömrünün içinde de, ancak yinelenebilir. Oysa en üstteki, en büyük çevrim henüz kendine dönmemiştir daha. İlk sözün ilk sesi kendine ulaşamamıştır, bu saltık yokluk olurdu hem. Ama dur biraz, soluklan. Bir an için. Arkana dön de bir bak. Yürümüşsün. Buraya, bulunduğun yere gelmişsin. Niye ki? Durduğun yerde varlığın tüm görünümleri, zenginlikleri, rengarenk giysileriyle seni kuşattığını, donattığını, seni giydirdiğini, sende bir kabuk, bir deri oluşturduğunu fark ettin mi? Durdun ya, varlık çullandı üzerine, seni tamamladı o durduğun an için telli duvaklı bir gelin yaptı senden ya da bir damat. Varlık döşedi seni. Eh, durduğuna göre ne olup bittiğini görebilirsin, değil mi? Hiç görmediğin, daha önce varlığına tanıklık etmediğin, düşlemediğin şeyler dışardan akıp duruyor içine. Tümüne bir sesle yankı vermeli, tümünü seslemelisin. Bu sesleri düzmeli, kesip biçmeli, ayırmalı, bunlardan sözler, söz salkımları oluşturup bir vurgu yapmalısın olana bitene. Bu sesin geldiği ve gittiği, bu durak, bu bir an soluklanma, bitişe 14 Nina Berberova, Eşlikçi, Can yayınları,? 15 Kierkegaard, Sartre 12

13 veda, yeni başlangıca hazırlık, bu anlama, kavrama deneyimi: bu anlatmak niyetidir, bir girişimdir artık. Kötü, iyi bir çok içerik çoktan üşüşmüştür bile başına. Anlamı ne? Bütün bunların, durmanın ve kalkmanın, bitirmenin ve daha şimdi bitmişken yeniden başlamanın, başlamanın Bir davulun sesi bu Davulun gergin deri üzerindeki tok gümbürtüsü Ve tokmak hayatı nereden keseceğini öğrenir, hangi hızda, ne zaman susarak, ne zaman çoğalarak ve buna keder ve buna sevinç ve buna aşk diyerek Yaşadığımızın bir anlamı varsa, durup susmalarımızdan, onu bölümlere ayırmamızdan ve karşılaştırmalar yapmamızdan, kimi sonuçlar çıkarmamızdan gelir bu anlam. Ve yaşam eğer bir ses, ardına düşülmüş, izlenen bir sesse eğer, biz ses avcıları bitmeyen bir uğultunun, bitmeyen bir vuruşun, bitmeyen bir ezginin içinde umutsuz dolanıp duruyoruz demektir. Umutsuz, yitmiş dolanıp duruyoruz demektir, Rachel in kayıp oğlu Ishmael 16 gibi. Sesin, seslenmenin, seslenerek çağırmanın, müziğin ne demek olduğunu öğrenmiş Odysseus, kendini ve arkadaşlarını kalın halatlarla geminin direğine bağlıyor. Bu tatlı ezgiye, bu dişil çağrıya dayanmak ne mümkün, ona atılmak, onda yitip gitmek, karışmak, eriyip bir düş olmak, o büyük dinginlik, başlangıcın başlangıcında duran, her şeyden önceki, uyku, büyük uyku, anısızlığın, geçmişsizliğin sonsuz yinelenen kayalığı, çoraklık, hatta bitimsizmiş gibi duran çöl, hatta sessizliğin düşlenemez o sesi, yokluğun, ölümün dayanılmaz çekiciliğine bırakmak bedenini, varlığı soyunmak, karışmak yokluğa, tatlı, zevkle, balsı, esrik, yerleşik, sınırsız hazlara, kurtulmaya yaşamın yükünden, düşüncesinden ve kahrından onun Pan ın, bu teke çobanın tutkulu böğürüşü, Eros un havadaki maviyi biçen okunun ıslığı, Mainad ların, bu köpürmüş kadınların çılgın haykırışları ve yuvarlanışları dağlardan vadilere, göllere, kıyılara, su başlarına Binlerce dil var, beş binin üzerinde sanırım irili ufaklı. Peki kaç tane ses var. Bütün bu dillerin ve onların yazılarının, farklı bireşim ve ses derişimlerinin, bunlardan oluşmuş anlamların, sözcüklerin arkasında, tüm bu dağarın arkasında kaç ses durur? Bütün bunları yapan eden insanlar fizyolojik olarak nereye değin ayrılır, nerede buluşurlar? Gırtlak dediğimiz kaç boğum. Boyun, üzerindeki kafa, iki kulak, sesin sinirleri ve telleri Havaya suya, coğrafyaya bağlıyabileceğimiz üç beş ses farklılığıdır tümü. Toplasan bir avuç sestir dolanır ortalıkta, yankılanır mavi göklerin, uçsuz bucaksız gecenin altında. Bir avuç sestir hepi topu. Ne denli benzeriz birbirimize, nasıl da aynıyız. Bu ortak seslerdir bizi derinlerde buluşturan, bu tek ve ilk dil. Ses vermek, ses almak. Ses aktarmak. Çinlinin seslerine bağlı sözünü yadırgar, ses temelinde ayrıştığımızı, onun bir başka canlı türü olduğunu düşünürüz. Oysa hemen hemen benzer seslerle, ama farklılaşmış vurgular, çevre duyarlıklarıyla yerlemlere bağlı, yüzeysel bir türlülüktür bu. Aşağıdaki, dipteki sesler neredeyse aynıdır. Kökenseldir, varlık temellidir. Bak, görüyorsun bu otuz dolayında sesle gelmiştir tansık. Başlangıçta neyseler bugünde öyleler, onlar içgüdülerimiz, ilk yankılarımız, ilk yanıtlarımız, ilk yanıtlama, anlama girişimlerimizdir. Arketip (eskil, kökensel yapılar) yaşam derlemelerini, yıllıklarını sayfa sayfa geriye doğru çevirdiğini görüyorum. Sen kadından ve adamdan olma insan, sen; kendi derinliklerine inerken, ortak balçığa, yaşam çorbasına, canlılığa geçişe, rastlantısal sürtünmeye ve bu sürtünmenin o zaman duyulamamış, duyulabilmesinin ancak sonradan gelecek tarihe borçlu olunacağı, kulağın büyüleyici tarihine, o iki molekülün, ortakyaşamı olabilir, olası kılabilmiş birleşmenin ve ötekini özlemenin ve canlılık sezgisinin ve umudun ilk sessizliğine, üstelik tüm bunlar sonradan anlatılmış, uydurma öykülerken, sessizlikte uyuklayan sese varıyor, ulaşıyorsun. Bunun aslında bir kıvılcım olduğunu da anlıyorsun. Yangın milyarlarca yıldır söndürülemedi unutma. İçinde o yangını bildin. Sese çevirdin onu, anlattın durdun. Seslendin, bedenin, sese uç veren varlığın çözüldü, çürüdü, ama sesin sürdü, sürüyor, dalgalanıyor, uzanıyor, sınır tanımaz bir kendilik olarak, boşlukta, başka bir varlık olarak, bir ses-varlık olarak, senden kopmuş, bana ırak düşmüş, bizim ikilenmemizin, bizim kırılmamızın, bizim incinişimizin belgesi, kanıtı gibi. 16 Hermann Melville, Moby Dick 13

14 Yaşam, dirim bizim onayımız, doğrulanmamız olsaydı, sesimiz, sözümüz, öykümüz olmazdı. Yürürken yolda, nereye gittiğimi de bilir sanırken, sol ayağımdaki şu ikircim, bir yanımı yalayan, sıvayan şu gölge, kafamın içinde beliren acaba, ayağımın beni çekişi, sürükleyişi, korkmam, bunu hiç istemeyişim, direnişim benim ve onun, direnmenin içindeki o koşu, o meraklı, istekli koşu, bilinmeze, ölüme bu dörtnal: kötücüllük sonunda kuşkunun, aynı anda istemenin ve istememenin çiftyanlılığı; bu bir ahlak doğurdu, bir inanç, karşıtlıklar: ölüm/dirim, kötü/iyi, melek/şeytan, cennet/cehennem, biz/onlar. Ses yalnızca kırılmada, karşıtlıkta çıkabilir ortaya, çatışmanın, kavganın, sürtünmenin sesi vardır. Bu koca ses, bizim tarihsel gümbürtümüz, tüm bu saltanat ve sefalet kendi anlatılarını kurmaktan, kendilerini anlatmaktan ve sesin gerçek ya da kurmaca gücünü dayatmaktan başka ne yapabilirdi? Bunu yaptı. Alalama, hava fişekleri, sonuçta yorgun, bitkin düştük belki anlatmaktan, sözden ve seslerden ve bunu da anlatarak, sözle, sesle dile getirdik. Demek, bir yandan da kendi eksenimizde dönmüş dönmüş ve durmuşuz. Ses sese karşıdır. 17 Bir ses öteki sesten korkar, bir ses öteki sese sevdalıdır, yanıktır. Bir ses ötekini görmek, tınısını kavramak, rengini sarınmak için önce ayırır, uzaklaştırır, yadırgar onu. Başkalığına bürünür benim gözümde senin sesin. Sen başkalaştıkça düşerim senin üzerine, içine, diplerine. Senin sesini ayrımsamış olmam kendi sesimi duyurmuştur çoktan bana. Kendi sesimi dinliyorum, onu oturtuyorum öyküme, anlatmak istediğim yaşam örüntülerinin orasına burasına, kendi sesim bir bakıyorum, yakışmış, yakışıyor bana. Kendi sesim oluyorum. Kendi sesim oldukça ben, senin sesin daha bir başka, daha bir uzak, daha bir çekici, onsuz olunmaza dönüşüyor. Benim sesim kendini ayırır, tanır tanımaz seninkini buldu evet, ardına düştü, izini sürdü, onunla buluşmak, bir ve aynı şey olmak istedi. Benim olan bu ses, tek başınalığı, bu yalnızlığı, bu yankısızlığı tek başına kaldıracak gücü bulamayacak, hem de doğasından, doğasının gidişinden olacak bu. Senin sesin olmadan benim sesim hiç, benim sesim yok. Olanaksız. Ne tuhaf! Ses sese karşı Devini, sese, seslenişe tepki, yankıdır. Bir yanıttır. Varlık ona yönelmiş sese dönüp bakar. Süzülür, varlığın anı, bakışı sese yönelir: Ben mi, der? Eğer seslendiğin bensem, benim bulunduğum yerde bir ben olması kaçınılmaz, değil mi? Bana mı seslenişin? Keskin kulaklı okur, kitaptaki dip akıntının, belli belirsiz uçuşan hayatın kanat sesini duyar. Kitabın özgün sesine bırakır kendini. Okurun daha derini kitaptaki sesin kendi oluşmakta olan, yeniden kurulan sesi olduğunu da bilir. Aslında kitaba bir ses ekliyordur, kitaba kendi sesini veriyordur. Kitap onun da sesini alır, ötekiler için. Sesler yitmez, bozulmaz, dolanır dururlar sonsuz boşluk içinde. Dünyanın sesi bir huninin içinden boşalır kulağıma. Varlık ses olmuş, bir ses dizisi, sesten ibaret olmuş, kendini yeniden ses olarak yazmış da, bir de bu biçimiyle, bir de bu belirimi ile can katmak için canıma. Bu renkler, bu yapraklar, bu beden, bu su, varoluşu çevreleyen dantela, bu benim ağzım, bu benim ağzımdan dökülen kuşlar, bu sözcükler, tüyler, kum tanesinin denize düşürdüğü giz, bu çocuk kanına susak ölümün elinden düşen gölgedeki uğursuzluk, bu leylanın, gecenin sessiz ve büyük tanıklığının, bu asmada üzümün rengini birden kavrayışının, bu eflatun kokusunun, babaların evrensel hükümdarlığındaki hüznün ve bıngıldağın, bu çocuk kalmış yanı ömrümün, bu bütün ingmarların, hiç görmediğim ırmaklarda sürüklenen kırgın mavnaların, bu söğütboyu göçlerinin, taşkının, bu afrikanın iğdiş edilmişliğinin, bu kardeşim benimin, bu seni seviyorumdaki, bu altıağustosbindokuzyüzkırkbeşin, bu vınlama, tomurcuğun örsünde direnme noktası, bu ölmekten güçlü umut, umudun bitimsiz mezarlığı üstüne üstlük, bu istanbul: deniz baskınlarına uğramış sokak sokak, gemilerin girip çıktığı, bu ustanın içinden gelen, bu altın hilal çamuru, kendini çoktan aşmış bir yaylı kuartet, bu hiç bilinemeyecek olanın önerisizliği, orada olmak, orada öyle durmanın, yani savsızlığın, kahvedeki kokunun, sarıdaki cavlağın, bu bir başka türlü kalbim senin demenin, asla anlaşılamayacak olanın, bu ırkların dişil gözü, bu da ayadaki yatargöz, nazar, bu bakışın, aşağılara akışın, siste beliren annesizliğin, kış basmasının, bu nezihemeriç çoklaması çoğullamasının, bu şefkatin bil bul dediğinin, bu kabuklar, bu taşlar, onların altındaki zümrütün, yılanın sürtündüğü, 17 Bach, J.S., Kontrapunta tekniği ; Huxley, Aldous, Ses Sese Karşı, Çev. Mina Urgan, XXX 14

15 çanlar, devrimlerin ekmeğe banılıp, uzun yeleli atın, doludizgin yabanılın, yılkımsılığın, tuna boylarından geçmişliğin, bu haykuda donakalmışlığın, bırakılmışlığın, bu yalnızlığın, arap dilinde onmaz onulmaz kavrayışın, bu kendinin, ıssızlığın, bu esirgenmiş elin bu esirgemenin, senin yokluğunun sesi. Kapı zorlanarak evine girildiğinde, çürümüş sesin kokusuydu insanları allak bullak eden. Ve ölünün diplerde bir yerlerde, dünyanın tüm seslerinden oluşan dağlar gibi yığılmış ses çöpünün altında olduğu kestirilebilirdi. Sokaklardan, başka çöplüklerden toplanmış sesleri taşımış, almış bulundukları yerden, götürmüş evine, raflara, odalara, yatak altlarına, koltuklara önce düzenli, sonra rastgele bırakıvermiş, dolmuş tavanlara kadar seslerle ev, sonunda belli ki birlikte çürümüşler, liğmelenmiş giysilerine dokunulduğunda ekşi, tuzsuz, bozuk bir ses çıkmış, yükselmiş bedeninden. Ölümün sesi kapı aralığından taşacaktı, kente, alanlara, sokaklara yayılıp dağılacak, bozguna uğramış ses ırmakları sarıp sarmalayacak, kucaklayacaktı bizi. Bundan kaçamazdık. Öyle de oldu. Ses çürüdü. Çürüdük bu sesle. Perdesini yitirmiş piyano tuşları gibi bozuk, akortsuz yankılandık. Sesimiz berilere düştü. Neredeydi yükselen ağaçların, neredeydi yaşamını uğruna harcamanın, neredeydi bayrağın, neredeydi aşk olmanın, cesaretin, bir ekmeği ikiye, üçe, beşe bölmenin alakesik, hu sesi. Her şey sesle başladığı için sesle, sesli biterdi. Ama aralıkta kalana bakın diyorum yine de. İki ses arasındaki boşluğa, suskuya, arkada duran ıssızlığa, sessizliğe bakın. Sesler çoğaldı, ayaklar baş oldular ve koktular. Konuşan, çığrışan sesler bir bir yitirdiler taşıdıklarını, anlamlarını. Yoklukları daha bir anlam taşır oldu. İnsan sesin olmadığı yerden nem kaptı. Oradan çıktı yola. Ne diyor, ne diyor, değil, neden susuyor, neden demiyora takıldı kafalar. Söylemediğinin altına bak, kaldır sesi, bak bakalım neler yığılı altında, ne suskunluklar Vazgeçilen ne, niyetlenilen cinayet gerçekte kimin piyango biletine vuracak? Bu suskunluk tekin değil. Ürkütücü. Kahredici. Yıkıcı hatta. Bir ses olsaydı, kendi sesimi duyardım, küçücük bir ses yeterdi buna. Bu sesin durduğu yer var ya, sözümü yabana atma, o inat, suskunluk anı, donakalmış sesin yeri, orası ölümcüldür, ölümcül evet. Unutma! Ve yaşı ilerlemişti ve daha az duyar olmuştu ve özellikle bir kulağı kötüydü ve yine dünya ses çıkarıyordu ve yine herkes konuşuyordu ve daha farklı davranılmıyordu bu nedenle ona ve bunu kabul etmedi ve bu ona bir kusur gibi geldi ve bir eksilme gibi geldi ve bir aşağılanma gibi geldi ve sesler artık renksizdi ve sesler artık tınısızdı ve seslerin yumuşaklığı ve seslerin ateşi ve onların sevgisi ve onların öfkesini işitmedi ve kulağına akan tekdüze bu sesi tuttu ve kendi boyadı ve yüreğinden geçeni döşedi bu sesin üzerine ve ne düşündüyse onu verdi dünyanın sesine ve dedi ki sonra kendine: olsa olsa beni yok etmek istiyordur bu sesler ve o andan sonra duyduğu yalnız kendi sesi oldu. 15

16 Sana Anlatmak Zorundayım Seni çok aradım ben. Sana anlatmak zorundayım. Başka bir çıkar yolunu bulamadım. İçimde yığılıyor birikiyor düşüncelerim, içimde sesini, gövdesini buluyor, kabarıyor, yükseliyor, beynimde kaynaşmayı, dağılıp toplanmayı, beynimin kuş sürüsü akımlarını, beynimde dolup dolup boşalmayı duyumsuyorum, milyarlarca ayak birden yürüyüp birden duruyor, her ayaktaki dokunuşun ve her dokunuştaki imgenin derlenip katlanışı, yuvarlanışı, tozlanışı, ağırlıkları ve gölgeleri bedenimi yeniden biçimlendiriyor ve sonra yeniden biçimlendiriyor ve bir söz dilime değin gelmiş, devindirmiş, dalgalandırmış, nefeslemiş, kökündeki yayda titreşip yankılanmış, bir ses olmuş, bir yön arıyor kendine, varolmak, doğrultulmak, yankılanmak, yanıtlanmak istemiyle dikelmiş, asi, çılgın eşini, benzerini, onu anlayacak birini arıyor. Ben hep seni aradım. Ben derken, aslında ne demek istediğimi kestiremiyorum. Yani benim kurucu yanım, benim istemim, arzumdan mı söz ediyorum? Sığmayan, taşan, belirsiz yanımdan mı? Biriktirdiğimden mi, düşlediğimden mi yoksa? Ama arayış içerisindeyim, ne olduğumu bilmesem de, bir arayışın içinde olduğumu biliyorum. Dilim ucundaki bu sözü tükürüp atmak, fırlatmak istiyor. Dilim bunalmış, yükün altında kıvranıyor. Bu söz ona ağır geliyor, şimdiden yabancı, şimdiden fazla. Sen öyle bir yerde durmalısın ki, ağzımdan püsküren lav seni yakalasın, yaksın tepeden tırnağa. Erimim içinde durmalısın hep. Sıçramış sözüm sıvamalı varlığını. Kirletmeli. Seni kirletip arınmalı ve dönmeli bana. Sözüm bu araftan geçmeli, bu cehennemi yaşamalı, yıkanıp durulmalı ve doymuş, barışık, dingin dönmeli bana. Seni bunun için aradım. Bir eşin benzerin yok. Yalnızca sensin anlatacaklarımı duyabilecek olan, anlayabilecek olan. Bu bilginin bir kaynağı var mı? Neden bir tek sen anlayabilirsin beni, sözümü? Çünkü bu bilginin kaynağında duran sensin. Senin orada, öyle duruşunla ilgili bu, senin içinde kabaran sesle, sözle ilgili. Midas ın gizini kör kuyulara salan berberiz gerçekte. Kuyunun dibinde kalmaz söz. Yel alır götürür, başaklardan başaklara. Giz herkesin bildiği olur. Herkes bilir, Midas ın kulakları eşek kulaklarıııııııııııııııııı dır. İçinde büyüyen sözle nasıl baş edebilirdi berber. Bu giz onun bedeninden taşacaktı kuşkusuz. Bir biçimle. Belki yaşamımızın en büyük önermesi budur: anlatılan şey vardır. Anlatılan şey varsa eğer bir anlatan ve bir anlayan da var demektir, önvarsayım olarak. Ne olursa olsun sana söylediğim şey, ikimizi ortak yapar, aynı şeyin iki parçası yapar. Yüküm azalır biraz. Korkum, kuşkum. Eğer bu sözü paylaşıyorsan benimle, yabancı değilsin, bizden birisin. Güvendeyim o zaman. Paylaştığım şey önemli değil bir bakıma. Bu kin olabilir, bir kıyım tasarısı, bir yok etme düşü. Ama bunu senin anlaman, görmendir önemli, anlamlı olan. O zaman yalnız değilim, o zaman ne olduğumu bilebilirim; burada, böyle duran kişi olarak. Kendi kendine bir şeyler mırıldanarak geçiyor genç adam. Yüzü sesini yansılıyor. Herkes tedirgin olmuş, herkes kendiliğinden uzaklaşıyor. Bunu onaylayamazlar. Bu genç adamın varlığı kuşkulu. Herkes için bir tehdit gibi duruyor kaldırımda. Usa sığmıyor yaptığı. Dinleyeni yok ama anlatıyor. Biri dinlenmiyorsa baştan haksız olduğunu düşünürüz. Neden kimse dinlemiyor onu? Neden dışarıda bırakılmış, sınırın ötesinde. Suçlu mu? Tüm imleri yoklar, anlarız. Yalnızca ağızdan çıkan söz değil, bedenler ve onların kıvrımları. Her şey her şeyi herkese anlatır. Hoşnut kalmayız doğru. Anlatmadan yapamayız, ama anlattığımız her şeyde bir eksiklik, bitmemişlik duygusu bırakmaz peşimizi. Anlatımız hep yarımdır, çünkü dönüp onun üzerine düşünebilir, eksiklerini yakalayabiliriz. Hiçbir şey yok ki yeryüzünde daha iyi anlatılabilir olmasın. Ama bir kez anlatılmış, söz ağızdan çıkmış, tümceler isteklere, beklentilere çoktan dönüşmüştür. Onu ele geçirmek, yeniden biçimlemek, onarmak şansımız yoktur. O söz ötekinin de olmuştur artık, hani şu her şeye rağmen güvenilmez, yine de seni anlayamayacak kişinin. Anlatmanın bilinci, anlatmanın anlatması söylemdir, retoriktir, iyiden iyiye tumturaktır. Binlerce kez duyulmuş ve usanılmış, bıkkınlık getirmişten ayrışma, kopuştur bir bakıma. Çünkü 16

17 güneşin altında yeni söz de yoktur. Her şey bir kez olsun anlatılmıştır zaten. O zaman aynı şeyi yedirmek, duyargaları iyice açmanın bir yolunu bulmak, kanıksamanın sağırlığını kırmak, gerçekten işitilmek için bildiğimiz, tattığımız elmanın o güne değin tatmadığımız bir elma olarak kabul edilmesini sağlamak gerek. Bu sağırlaşmaya karşı bir direnmedir de, bu Proust un yaptığı şeydir de. Sanat duyargaları açık tutmayı olanaklı görmenin ve yaşamı bu düşünceye adamanın yolu Öyle geliyor ki bana, başka bir yol da yok. Çünkü tüm toplumsal edim, eylem ve kurumlarıyla, gelenek üzerinde yükselir. Bir tek sanattır ki, anlatmanın bu özel ve biricik yolu, süreci tersine çevirir, yaşanmamışa, henüz daha olmamışa işaret eder, düş kurabilir. Felsefe de Nermi Uygur gibi bakarsak, öyle bakalım derim, şimdilik en azından, bir üst anlatı, bu anlatmanın yolu yordamı, dili üzerinedir. Yorulmaz, usanmak bilmez insan türü, bu anlatma işinde. Nedeni yaşadığıyla yetinmeyişi olmalı. Başka bir canlı türü var mı onun gibi anlatmak için kıvranan. Dil koyabilmiş ortaya. Demek ki dilin, bu olağanüstü yapının bile arkasında bir dürtü, bir gereksinim var. Haksızlığımızdır belki bu. Hayır ama, bu dil, bu bitmez tükenmez anlatımız olmasa, saçma bir şey olduğumuz gerçeği bizi yok edebilir. Hiçbir dayanağımız yok ve bunu deneyleyebiliriz. Saçmayla yüzleşmek en büyük korkumuz olduğundan, büyük anlatıları, dinleri bile doğurmadık mı? Ne kadar anlatırsak anlatalım, hep daha çoğu gerekecek, çünkü saçmanın panzehiri anlatmak değil. Belki de yok. Bu büyük insanlık gevezeliği yorucu olmasına yorucu Ancak ayrışmış, özelleşmiş, hatta kendini reddetmiş anlatıdır ki katlanılabilir, doğru dürüst, anlamlı denebilecek bir yüzleşme sağlayabilir. Bu da kandırmacaların en masumu, en kabul edilebilir olanıdır. Sanattan, sanatsallaşmış anlatıdan söz ediyorum yine. Limanlarda, tersanelerde o büyük vinçler, yük taşıyıcılar, devasa deniz tankerleri, mühendislik harikası köprüler, gökdelenler, uzay gemileri önüme sözcüklerle geliyor, sözcüğe dönüşerek. Ancak öyle algılayabiliyor, egemen olabiliyorum onlara. Ortak paydası evrenin, uzlaşımsal olarak kuşkusuz, sözcükler. Anlatı ikinci doğası insanın, bunu da unutmayın. Dünya durmadan konuşuyor. Her yerde masalar var. İrili ufaklı milyonlarca masa kuruluyor kaldırılıyor her gün. Toplanmak ve dağılmak Kongreler, Kongre turizmi, büyük örgütsel çatılar, bizi dinleyen kim? Kimler, hangi çokluk, ne düzeyde? Yapılanlar ve yapılması düşünülenler üzerine. İyi de neden yapmak yetmiyor? Karar vermek için mi? Onay mı aranan? Neden bir yandan raylar döşenirken öte yandan bunun üzerine konuşmak zorundayız. Aslında yapmadan önce ve ondan daha önemli olarak: konuşmak Yourcenar ın, soylu hanımına aşık olduğu için o adaya sürülmüş, duru, tertemiz kahramanı gibi, anlatabilmek için razı olamayacağımız ne var şu dünyada? Katil cinayetini işlediği yere dönüyor, kendini görmek istiyor ve gördüğünü ötekine anlatmak. Katil benim, cinayeti burada işleyen benim, buradaydım, o köşeyi dönmüştü, bir başını savurması vardır onun, sinirime dokunuyor, istemeden yaptığını biliyorum, ama dayanamadım, evet, dayanamadım, ama neden dayanamadığımı, neden buna dayanamayacağımı, bir son vermem gerektiğini anlatmam gerek size. Biraz zamanınız var mı, birkaç dakika Bu birkaç dakika hiç bitmedi. Uzadı, uzadı, yıllar, yaşamlar, kuşaklar, çağlar boyunca yayıldı. Çok uzun bir öykü oldu. Şvayk ın 18 diline düştü, bir cümbüş oldu hayatımız, ölümcül bir cümbüş, ağlamayı çok isterdik, ama ağlayamadık bile. Yine savaştık, yine öldük, anlattık ve yine öldük. Demek, korkudan, ölüm korkusundan kurtulmayı sağlamadı anlatmak, ama bu korkudan kaynaklandı. Hiç ders almadık. Ben anlatırken sen sıranı bekledin yalnızca, anlatma sıranı. Onun heyecanı, sıranın sana gelmesinin ve senin de anlatmanın heyecanı kavurdu içini. Bundan, anlattığımı duymadın bile. Üstelik ben sana ne anlatabilirdim ki? Hiç. Öyleyse, anlatma, bir kez belirdikten, gerçekleştikten sonra, yaşamın içine sızıp da, onun bir yanı, bir parçası olmuyor. Bu önemli. Oluyor mu, olmuyor mu? Anlattım, eşiği geçtim ve yaşam artık 18 Jaroslav Haşek; Kahraman Asker Şvayk, XXXX 17

18 eskisi gibi değil, olamaz. O zaman nerede büyük sessizlik. Hani nerede, tıp denmiş ve donmuşçalık, haiku duruşu birden. Eğer duysaydık, eğer duysaydım senin anlattığını Senin anlattığın ölümü, bu ölümün annelerini, küçük kızkardeşlerini, ağır elini, kana susamış şiddetini Bu ölümün; duysaydım eğer, hayaletlerini, inleyişlerindeki boyun eğmişliği; ondaki tümlenmekten vazgeçmişliği, dağılmaya bırakılmış varlığın huzurunu, bu terkedilmişliği, fiyördlerde kutup rüzgarlarını ve uğultularını, alevi ve gürleyişleri ve parçalanan ağızları ve duman olup bacadan göğü küle çeviren, süzülen yanık insan etinin kokusunu Ama ne diyorum ben? Ölüm, diyorum. Bana anlatmadan edemediğiniz, dönüp dönüp anlattığınız şey: ölüm. Benim dönüp dönüp anlattığım şey: ölüm. Dam aktarır gibi ölüm aktarıyoruz birbirimize. Çünkü anlatırsak onunla baş edebilir, yüzleşebilir, unutabiliriz, atabiliriz üzerimizden. Bunu umuyoruz. Ama ben sana anlatıyorum ya, sen ötekine anlatıyorsun, herkes birbirine anlatıyor ve sonuncusu gözlerini dikiyor yüzüme. Bana anlatması gereken bir şeyi olduğunu söylüyor gözleri. Benim daha önce hiç duymadığım bir şeyi anlatacak Sonuncu kişi, insan, bana. Biliyorum bu Sonuncu, Sensin. Yani sensin bana bilmediğim, kulaklarımın ilk kez duyacağı şeyi anlatmak isteyen ve ben ne kadar dirensem de her şeye rağmen anlatacak olan. Ölümün sesi senin dudaklarından seslenecek bana. Nasıl da güzelsin anlatırken, nasıl da biricik, nasıl da oyuncu, çekicisin. Önemlisin. Önemine işaret ediyor her şeyin kaçınılmazcasına. Bu bir çekim duygusu, bir sevgi, aşk da. Anlatmak aşık olmaktır. Sensiz edilemezliğe bin dereden su getirip gerekçe üretmenin ve yine de daha çok yetersizleşmenin, çırpındıkça batağa saplanmanın, tuhaftır daha da çok eksiklenmenin göstergesi: sevmek budur zaten. Sevmek eksiklik duygusundaki süreğenliktir. Dünya, bu koca dünya yetmez söz olsa, söz olup torbaya dolsa ve bir güle dönüşüp armağan olarak sunulsa da sevilene, aslında bedenleri de ruhları da aşan o şey yüzünden, o anlatma derdi yüzünden, aşka Bir insan ötekinde o tanıma sığmaz varlığı sevmez, tanıma gelmez varlık çünkü, boşluğu sever, ama daha da çok boşluğu doldurma, ona yaklaşma girişimini ve budur anlatmayı denediği, söze dönüştürmeyi Bir yetmemiş şey var hani, tüh, keşke böyle deseydim, dilde karşılığı bulunamamış bir imgeniz, nasıl anlatsam, ah, bir türlü tamam, diyemediğiniz İşte buradan gelir anlatma gereksinimi, bu boşlukta acı kızıl uç verir aşk, buradan türemiştir buğday ve erikteki yeşil akım ve kandaki gizli aklık, umutsuzluk- Tandır. Anlatmak ışır, ısıtır, alır geceye, karanlığın diplerine, derinliklere taşır. Cehennem ve cennet budur. Anlatmaktan gelir. Yetmemiş hayat, ikincisine doğar her tanla, sonra bir sonrakine. Hayat düşkırıklığımı sonrakine, izleyen hayata ular. Bu sonraki hayat, an gelir kopar gider benden, benim cezam, sürgünüm, ateşim olur, benim cehennemim olur. Sürüklerim seni de. Benim olan bizim cehennemimiz olur. Senden bilirim, evet, sendendir acı, bu yitiş, kopuş, bu dehşet. Cehennem sensin, başkaları, öteki olmalı. Öyleyse cennet çok uzak değildir artık. Önce korktuk, sonra korkumuzun kaynağını sözcüklerle evcilleştirmeye, yatıştırmaya çalıştık var gücümüzle. Bütün öykü budur işte. Bundan susamayız, anlatmak zorundayız, bu korkuyu, senin ilgisizliğinin bana yaşatacağı boşluk korkusunu anlamam, yatıştırmam gerek, bunun için anlatmam gerek. Daha önce sayısız kez anlatılmış da olsa, bu korkumuz var ya, sürüyor ya, dilim kulağıma bağlı, dönüp duracak, bu döngü, bu hortum, bu girdap, korku bulaşacak, birlikte korkmak avutacak bizi, rahatlatacak. Yaşam yinelenmek, sürmek zorunda En temel güdü varlığını sürdürmek. Varlık varlığa karşı sürer. Varlık varlığa kurt. Yaşam sürecekse, biricik çıkış yolu el sıkışmak, konuşmak, anlatmak, uzlaşmak. Vurmadan önce, bir dakika, dinler misin lütfen? Saldırıyı, yıkıcı, yok edici tehdidi savuşturmak, etkisiz kılmak gerek. Anlatmak gerek. Bana bütün bunları, bütün öykümü anlatabileceğim biri gerek, beni dinleyecek biri. Eğer beni dinleyecek biri varsa, bulunabilirse, söz, ben de onu dinleyeceğim, sonuna kadar. 18

19 Tüm yaşamım seni aramakla geçti. Bu yükü daha fazla taşıyamam. 19 Senin yüzünün aynasında hayatımın filmini izlemeli, görmeliyim. Hayatımı senin içinden geçirmeliyim. Sendeki yansımasını görmeli, bir hayatım olduğuna inanabilmeliyim. Söz yazı olduktan, yazı sanat olduktan, sanat roman olduktan sonra, hayatım roman. Gerçekten hayatım roman mı? Bir hayatım var mı? Bu sorumun bir yanıtı var mı? Lütfen, izin ver, sana anlatmama izin ver, neyim var, neyimi nereye kadar taşımışım, nasıl yorumlamış, nasıl uçmuş, nasıl geçmişim bu dünyadan. Gölge yapıp serinlik verebilmiş miyim? Ben seni ne kadar aradım bilsen? Daha söyleyeceklerim var sana 19 Bu narı daha fazla taşıyamam, Birhan Keskin, Ba,

20 Neden sanat? Sorunun kendisine bakmak istiyorum daha çok. Çünkü sorunun kaynakları da, varacağı yerler de ötemde duruyor. Beni çok aşıyor. Böyle bir sorum olamaz benim. Olsa da öylesine olur. Ya benden ayrı olarak?.. Dışımda, böyle bir soru var mı? Böyle bir sorunun sorulabilirliği bir yanılgıdan kaynaklanıyor olmasın. Bu konu kafa patlatmaya değer. Bir kere gelmiş geçmiş tüm bağlamlarda, tüm zamanların ve uzamların sorusuysa bu, benimsenmiş, içselleştirilmiş ve görünmez kılınmış olmalı. Kuramlar ve uygulamalar, yine de böyle bir konuyu ortaya kavram olarak koyup enine boyuna tartıştılar kuşkusuz. Belki de en çok tartışılan kavramlardan biri oldu sanat. Ama burada söz konusu olacak şey, gerekçesi. Neden? Bu soru gerçekte çok saçma duruyor. Neden üretmek, neden çoğalmak, neden yemek, neden konuşmak, vb. gibi İpuçları insan(ımsı) etkinliği, eylemliliği içinde sanatın süzülüp ayrışma sürecinde yatıyor belki de. Bir yerde bulanır su. Müzelere gidersiniz. Bu sanat müzesi olduğunca, antropoloji, etnoloji, arkeoloji müzesidir ya da bir başkası. Bir noktada kalır, şaşırırsınız, ortada duran kendi gündelik yaşamı, yapıp etmeleri, edimi içerisinde bir insandır, ama bir insan öbeğinin de parçası olan bir insan, gerisi verdiği yanıtlardır dünyaya. Bu yanıt taş dibekte yabanıl buğdayın havaneliyle ezilmesi, çamur kalıplarının güneşe kurumak üzere serilmesi, aş çanağının yontulması, üstüne bir de çentikler, çizikler, oyuklar, bezekler atılmasıdır. İz bırakmak, ayrıştırmaktır (farklılaştırmak). Yani komşunun çanağından, kapısından, evinden ayrıştırmak Bana özgü olanı göstermek, bir kanıt ileri sürmek Bu ok üzerindeki üç çentik üç domuzsa eğer, senin okunun üzerindeki üç domuz çentiğinden ayrılması gerek. Yoksa kendi okumu, kendi evimi, kendi bedenimi seninkinden ayıramam. Yüzümü boyarım. Bu yüzden senden ayrılırım. Buraya değin sanat her şeyi her şey yapan şeylerden biri. Aynı zamanda hem özgürlük, hem zorunluluk Çünkü doğa ve doğallık, belki de tüm bir evren boşluklara katlanamıyor. Kendi başına, ayrı varolan, böyle tanımlanmış bir insan etkinliği değil, dolayısıyla kavramsallıktan yoksun. Bugün dönüp başlangıca baktığımızda çizgileri kesin, tartışmasız bulduğumuz sanat ve onun ürünleri nedenleri, gerekçeleri ve sonuçları açısından saflıklarını yitirirler kaynağa yaklaştıkça. Bulanık, çokamaçlı, çoknitelikli ürünlere dönüşürler. Ortak çanaktır bu. Ortak çanaktaki eylemedir, karışımdır. Diyeceğim, insan oturup da biraz sanat yapayım dememiş, estetik idea bana kalırsa Barnett Newmann ın sandığı gibi, doğuştan konulmamıştır insanın içine. 20 Uzmanlaşma (çanak bezeme, yapıcılık) ile gelmiştir kavramlaşma ve sonunda kavram. Bu durumda soru boşlukta kalıyor işte. Neden sanat sorusunun doyurucu bir açıklaması olmaz, çünkü bir nedeni yoktur, bin nedeni vardır, aslında nedensizdir. Yaşıyor olmanın gereği olarak belirmiş bir edimdir ve henüz ayrışmamış bir gizilgücün biçimleşme varsayımlarından, olasılıklarından biridir. Bir zaman süreğinde akan bir çizgi olarak kavram iki uçtan yaklaşımın çağcıl buluşma, kesişme noktası olarak görünür olur. Hegelyan dille, tinin özdeksel (maddi) kalıplarından biri olarak gerçekleşmesini sürdüren, aslına yürüyen bir varolma biçimi, hatta biçemi. Şimdi den geriye göz attığımızda kavramın aldığı güncel biçimi (formu) geçmişe, ayrışmış olsun olmasın, geçmişin her nesnesine yükleriz, kaçınılmaz olarak. Bu öznenin, öznelin utkusu mu, yoksa handikapı mı? O zaman on bin yıl önce taşa yontulmuş kült, sanatçının özgür tasarımı, estetik ideanın kendini dışavurumu olarak görülür, yorumlanır. Günümüz postestetiğinin işlevselci yaklaşımlarında bu tartışmanın izlerini buluruz. Şimdi bunu konuşmayacağız. Sanatın başlangıcında duran bir içağrısı var mı? Tersinden söylersek, bir dışçağrı sı? Eğer varsa neden sanat sorusu varlık, beden, gerekçe kazanabilirdi. Ben yok diyorum, kimse kusura bakmasın. İçses ve dışses hep olmuş, bu sesin ne olduğundan ayrı olarak hep olmuş, bu sesler karşılaşmış, çatışmış, katışmış, bir kapıdan çıkan öbür kapıdan girmiş, insan öteki insana, bir kuşak sonrakine aktarmış. Sanat bir soyutlayım değil de, bitmemiş bir soyutlama süreci olarak görülse 20 Donald Kuspit, Sanatın Sonu, Çev.Yasemin Tezgiden, Metis y.,

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Başarıda İç Disiplin Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. İÇ DİSİPLİN NEDİR? Her zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz işleri iki şekilde yaparsınız:

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör.

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör. Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Eylem ve eylemsilerin anlamalarını durum yönünden tamamlayan zarflardır. Eylem ya da eylemsiye

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ 1 SONBAHAR VE YAPRAKLAR Sonbahar Mevsimin de gözlemlediğimiz hava olaylarını isimlendirdik. Sonbahar mevsimine ait giysileri ayırt ettik. Rüzgâr

Detaylı

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ * YAZ MEVSİMİ Yaz mevsimi aylarını öğrenme. Yaz mevsimi panosu hazırlama. Yaz mevsiminde meydana gelen değişiklikleri söyleme. Yaz mevsiminin meyve ve sebzelerini tanıma.

Detaylı

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Mehmet Ali Aktar. - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 12.5.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ

KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Mustafa Köz Mustafa Köz KÜÇÜK UYKULAR BAHÇESİ Resimleyen: Yasemin Ezberci Yayın Koordinatörü:

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM ÜNİTE 1 VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - 1 Ad :... Soyad :... Vücudumuzu ayakta tutan, hareket etmemizi sağlayan ve bazı önemli organları koruyan sert yapıya iskelet denir. İskelet

Detaylı

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar Yýldýz Tilbe 1 Onaylayan Administrator Pazar, 06 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org ADAM OLSAYDIN Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar Kendini arattý, beni bulmadý yar Düþtüm

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Bu kitabın sahibi:...

Bu kitabın sahibi:... Bu kitabın sahibi:... Dinle bir tanem, şimdi sana, bir çocuğun öyküsünü anlatmak istiyorum... Uzun çoooooooook uzun adı olan bir çocuğun öyküsü bu! Aslında her şey onun dünyaya gelmesiyle başladı. Kucakladılar

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Dünya Onlarla Daha Renkli

Dünya Onlarla Daha Renkli Dünya Onlarla Daha Renkli Okudunuzsa bileceksiniz, yıllar önce yayımladığım bir kitaba, Dünyanın sahipleri arasında biz insanların yanı sıra başka canlılar da olduğunu ilk ne zaman düşünmüştüm? diye bir

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

KIRMIZI KANATLI KARTAL

KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 1. basım Refik Durbaş KIRMIZI KANATLI KARTAL Resimleyen: Vaqar Aqaei www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Minti Monti. Tilki Tilki Baksana. Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri TİLKİ OKULU

Minti Monti. Tilki Tilki Baksana. Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri TİLKİ OKULU Minti Monti Çocuklar için eğlenceli poster dergi Ücretsizdir Sonbahar 2012 Sayı:7 ISNN: 2146-281X Tilki Tilki Baksana Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. DESTANLAR VE MASALLAR Tarihsel Öykü Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. Bir Anadolu Masalı... Yayın

Detaylı

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak Öfkenin Gerçek Nedeni Ne? ÖFKE kıskançlık, üzüntü, merak,

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI

AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI AYLIK BÜLTEN-MAYIS 2013 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM SINIFI OKUL KURUCUMUZ : ASİYE ÖZTÜRK OKUL MÜDÜRÜMÜZ : F.BİLGE ÖZALP ANAOKULU BİRİMİ ANAOKULU ÖĞRETMENLERİMİZ : TÜLAY DÖNMEZ : NURCAN SAYIN : FATMA ŞAHAP BRANŞ

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp.

Sezen Aksu 2. Çok Ayýp. Söz - Müzik: Sezen Aksu. Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun aleyhimde. Çok ayýp, çok ayýp. Sezen Aksu 2 Onaylayan Administrator Pazar, 20 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org Çok Ayýp Söz - Müzik: Sezen Aksu Kulaðýma geliyor, atýp tutuyorsun, ileri geri konuþuyorsun

Detaylı

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin S eks, yemek ve oyun doğal zevklerdendir. Her memeli hayvan hoşlanır bunlardan. İlk ikisi konumuz dışında. Üçüncüsünü konu edeceğiz. 1. İlk oyunumuz şöyle: Aşağıdaki dört

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

Yaşama Hakkı Nerede?

Yaşama Hakkı Nerede? Sayı:3 Ocak 2009 Yaşama Hakkı Nerede? T K TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ TIP ÖĞRENCİLERİ KOLU FAKÜLTE DOKU muza Sahip Çıkalım Erdem Erkoyun Akdeniz TÖK görevlendirildiği; hiçbir tanımı olmayan konumu

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13 NİSAN PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 13-17 NİSAN 2015 SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde

Tuğrul Tanyol. Beyaz at. Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Tuğrul Tanyol Beyaz at Sönmüş kentleri dolaştım sessizlikte Boş meydanları, kirli sokakları Herkes kendi yankısının peşinde Karanlık avlularda oturdum İçimde vahşi tamtamları inlerken ölümün Tüm putların

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

MEVSİM İLKBAHAR SAĞLIKLI YAŞAM. İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz.

MEVSİM İLKBAHAR SAĞLIKLI YAŞAM. İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz. MEVSİM İLKBAHAR İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz. İlkbahar mevsiminde meydana gelen değişiklikleri öğreniyoruz. İlkbahar mevsiminde hayvanların yaşayışlarında meydana gelen değişiklikleri

Detaylı

Dinleme Kuralları. 1. Aşağıda verilen cümlelerden hangisi doğrudur?

Dinleme Kuralları. 1. Aşağıda verilen cümlelerden hangisi doğrudur? 1. SINIF Dinleme Kuralları TEST-1 1. Aşağıda verilen cümlelerden hangisi doğrudur? A) Dinleme sırasında müzik dinleyebiliriz. Dinleme için hazırlık yapmalıyız. C) Dinleme sırasında resim yapabiliriz. 2.

Detaylı

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruhumdaki Müzigin Ezgileri Stj. Av. İrem TÜFEKCİ 2013/2 Hukuk Gündemi 101 Ruh halinize göre mi müzik dinlersiniz, müzik mi ruh halinizi değiştirir? Hangi tür olursa olsun o anki duygusal duruma eşlik etmekte

Detaylı

ÇİÇEK GRUBU 2013-2014 HAZİRAN AYI BÜLTENİ YAZ MEVSİMİ BABALAR GÜNÜ DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ TATİL Yaz mevsiminde havada meydana gelen değişiklikler neler? Yaz mevsiminde hayvanlarda ne gibi değişiklikler olur?

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri

Insanı başa taç yaptım. Ne eğildim, ne de saptım. Acılardan ilaç yaptım. Aşık Şahturna Hayatı ve Şiirleri 1950 Sivas Gürün'de doğdu. 10 yaşlarında saz çalıp, türkü-deyişler okudu. 15 yaşında kendi yapıtı ilk plağıyla büyük üne kavuştu. Konser turneleri, kasetler, plaklar, uzunçalar, long playler ve günümüz

Detaylı

Hipnoz durumu nedir? H İ P N O Z NE DEĞİLDİR? NEDİR? Uyku Uyanık bir durum. Bilinçsiz bir durum Rahatlama durumu. Aldanma Hayalinizde canlandırma

Hipnoz durumu nedir? H İ P N O Z NE DEĞİLDİR? NEDİR? Uyku Uyanık bir durum. Bilinçsiz bir durum Rahatlama durumu. Aldanma Hayalinizde canlandırma Hipnoz ile ilgili olarak hemen hemen herkesin bir fikri vardır. Ve bu fikir genellikle filmlerden öğrenilen birisine adam öldürtmek, hırsızlık yaptırmak gibi genelde olumsuz örneklerden oluşmaktadır. Peki,

Detaylı

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir. Abraham Lincoln, senin yaşındayken dedi babası çocuğuna, Okula gidebilmek için her gün 10 mil yürüyordu. Gerçekten mi? dedi çocuk ve ekledi: Tamam, fakat o senin yaşındayken de başkan oldu baba! İletişim,

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı