Başkan dan HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 1

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Başkan dan HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 1"

Transkript

1 Başkan dan Türkiye nin uluslararası ilişkileri kadar toplumsal ilişkilerinde de önemli bir kilometre taşı olan NATO, çok partili rejime geçtiğimiz günden itibaren siyasal gündemimizde hep darbelerin ve müdahalelerin bir parçası olarak tartışılmıştır. Darbeyi yapanlar kendi vesayet düzenlerini kurarken, NATO nun desteğini almak konusunda özel bir gayret göstermişlerdir. NATO, dünün iki kutuplu ve bugünün ise çok kutuplu dünyasında Türkiye nin olduğu kadar birçok ülkenin öncelikli gündem konusu veya sorunu olmuştur. Özellikle NATO nun silahlı bir güç olarak dünyanın değişik yerlerinde yaptığı müdahalelerin meşruiyeti her zaman tartışmalı olmuştur. Peki bu konuyu ne zaman serinkanlı bir şekilde konuşabileceğiz? Şikago Zirvesi nde görüldü ki bu savunma paktı uzun bir süre daha hem bizim hem tüm insanların hayatlarını etkilemeye devam edecek. Herhangi bir konu üzerinde konuşurken kullandığımız dil büyük ölçüde soruna bakışımızı etkiler. Öyleyse NATO yu kime ait kavramlarla konuşacağız? Kuzey İttifakı nın kendi terimleriyle mi, Rusya nın yahut Çin in çerçevesini çizdiği bir söylemle mi yoksa kendimize ait bir güvenlik algısıyla mı ele alacağız? Can alıcı diğer soru ise Türkiye nin komşularıyla (ve komşularımızın Türkiye ile) kurduğu ilişki zemininin kim veya kimler tarafından kontrol edildiğidir? Dergimizin bu sayısında NATO nun kuruluşu, politikaları ve Şikago Zirvesi nde ele alınan yeni konsept özellikle Türkiye bağlamında ele alınmaktadır. İç politikada ise son günlerde tekrar gündeme gelen başkanlık sistemi var. Kamuoyunda her kesim başkanlık sistemini kendi politik çıkarı ve konumu açısından değerlendirmekte dolayısıyla Türkiye nin siyasal yapısına katkısı ve geleceği açısından fazla tartışılmamaktadır. Başkanlık tartışmaları dışında Türkiye nin sürekli değişen gündemine yeni sorunlar eşlik etmektedir. Özellikle yanı başımızda devam eden ve iç sorunumuz haline gelen Suriye deki olaylar her geçen gün daha da büyük bir krize doğru gitmektedir. Ayrıca önümüzdeki iki yıl içerisinde 4 ayrı seçim yaşanacak olan Türkiye de Yüksek Seçim Kurulu nun yetkilerinin net bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Dolayısıyla iç ve dış politika gündeminin ezici baskıları altındaki ülkemizde, TBMM eğer zamanında tedbir almazsa yeni krizlerle yüzleşeceğiz demektir. YSK konusuyla ilgili SDE nin hazırladığı analiz ve düzenlenen panelle ilgili haberimizi de sayfalarımız arasında bulabilirsiniz. Sürekli ısınan bölgemizde ılık bir yaz geçirmek dileğiyle Prof. Dr. Yasin Aktay SDE Başkanı HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 1

2 STRATEJİK DÜŞÜNCE Stratejik Düşünce ve Araştırma Vakfı İktisadi İşletmesi Adına Sahibi Dr. Nurol Canbolat Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Yasin Aktay Yayın Kurulu Prof. Dr. Yasin Aktay Prof. Dr. Birol Akgün Prof. Dr. Aytekin Geleri Prof. Dr. Muhsin Kar Doç. Dr. Murat Çemrek Doç. Dr. Levent Korkut Doç. Dr. Yusuf Tekin Doç. Dr. Bekir Berat Özipek Dr. Murat Yılmaz Aydın Bolat Ahmet Ünal Danışma Kurulu Prof. Dr. Tayyar Arı Prof. Dr. Mustafa Aydın Prof. Dr. İbrahim S. Canbolat Prof. Dr. Şaban H. Çalış Prof. Dr. Beril Dedeoğlu Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu Prof. Dr. Cihat Göktepe Prof. Dr. Talip Özdeş Prof. Dr. Ali Şafak Prof. Dr. Mehmet Şişman Prof. Dr. Ertan Beşe Doç. Dr. Yaşar Akgün Doç. Dr. Caner Arabacı Dr. Zafer Aydın Ecemiş Mehmet Akif Ak Bayram Girayhan Veli Şirin Yazı İşleri Müdürü Ahmet Ünal Yayın Asistanları Feyzan Ece Çapa, Yasemin Küçer Reklam Sorumlusu Bedir SALA Grafik ve Sayfa Tasarımı OMEDYA - Uzayçağı Cad. Uzayçağı Tic. Mrk. 29/47 Ostim ANKARA T: F: Fotoğraflar AA, Cihan, ShutterStock Baskı Yeri Özyurt Matbaacılık Büyük Sanayi 1. Cadde Süzgün Sok.No:7 İskitler Ank. Tel : Fax : Stratejik Düşünce Entitüsü Çetin Emeç Bulvarı A. Öveçler Mah. 4. Cad.1330 Sok. No: 12 Çankaya / ANKARA / Türkiye T: F: Bu dergi içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu dergide yer alan SDE nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE nin kurumsal 2 STRATEJİK görüşünü DÜŞÜNCE temsil etmemektedir. HAZİRAN Öner BUÇUKCU Annan Planı Sonrası Suriye Krizi: Sorunlar, Aktörler ve Olasılıklar Geçtiğimiz yıl bütün dünyanın dikkatini yoğunlaştırdığı, Mısır ve Tunus ta sivil gösteriler; Libya da dış müdahale neticesinde rejimlerin devrilmesiyle devam eden süreç Suriye de tıkanmış görünüyor. Özellikle Bahreyn de İnci Meydanı nı işgal eden sivil göstericilerin Körfez İşbirliği Teşkilatı çatısı altında görevlendirilen S. Arabistanlı askerler tarafından şiddet kullanılarak dağıtılması; 71 Avrupa Krizine Yeni Çözümler 90 İspanya İflastan Kurtulur mu? Zeynep SONGÜLEN İNANÇ 2008 yılındaki küresel mali kriz karşısında Avrupa kemer sıkma politikaları uygulamayı tercih etti. Buna göre mali politikalar üzerinden ve harcamaların kısılması temel alınarak yeni ekonomik önlemler getirildi. Almanya söz konusu ekonomi politikalarını formüle eden ve uygulanmasını denetleyen ülke oldu. Mehmet HONDUR 2007 yılında ABD de başlayıp dünyaya yayılan kriz 2009 yılında tüm dünyada yoğun bir biçimde hissedilmiş, dünya ekonomisi yarım yüzyılı aşkın bir zamandan sonra ilk olarak daralmıştır. Krizin Avrupa ekonomileri üzerindeki etkileri oldukça büyük ve uzun süreli olmuştur. 78Başak TANINMIŞ YÜCEMEMİŞ AB de Küresel Kriz Sürecinde Bankacılık Sistemi Avrupa Birliği (AB) finans piyasalarında bütünleşme süreci devam ederken, 2007 yılında başlayan küresel finans krizi Avrupa da 2010 yılının ikinci çeyreği itibariyle bir borç krizine dönüşmüş, özellikle para ve maliye politikaları açısından bağımsızlıklarını kaybeden, kamu maliyesi ve bankacılık sektörü açısından sorunlar yaşayan bazı Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB) üyesi ülkelerini derinden etkilemiştir. 68 Ekonomik Krizden Demokratik Krize 63 Muhsin KAR Avrupa Kamuoyunun AB Desteği Azalıyor mu? 37 Talip ÖZDEŞ Din-Siyaset İlişkisi ve İslam Dünyası 58 Birol AKGÜN Demokrasi tarihi üzerine çalışanların çok iyi bildiği bir konu, ekonomik gelişme ve refah artışı ile demokrasinin yerleşmesi ve derinleşmesi arasında güçlü bir bağlantının bulunduğu gerçeğidir. Lipset gibi siyaset bilimciler 1960 lı yıllardan beri özgürlükçü demokrasinin bir toplumda gelişme şansının, koymuşlardır... Avrupa Birliği borç krizinin Avrupalı haklar üzerinde etkisini göstermeye başladığını yapılan seçimlerden elde edilen sonuçlardan anlamak mümkün. Seçimlerde ana gündem maddesinin Brüksel karşıtlığı olduğu görülmektedir. Brüksel karşıtlığının temelinde ise, sorunlu ülkelere kemer sıkma programları dayatması yatmaktadır. İnsan ve toplum hayatı açısından din ve siyaset, her biri kendisine özgü alana ve hususiyetlere sahip, birbirini etkileyen, birbiriyle ilişki içerisinde olan iki önemli olgudur. Tarihin her döneminde nerede bir insan topluluğu varsa, orada din ve belirli bir yönetim mekanizması hep olmuş, çoğu defa da birbiriyle iç içe bulunmuşlardır. Ersan ÖZ Toplu Sözleşme Süreci ve Sendikaların Durumu Toplu pazarlık ihtiyacından doğan toplu sözleşme, devletin gelir pastasının paylaşımında ücretle çalışan kesimin (ki kamuda bu kişiler memur olarak nitelendirilir) daha adil bir pay alabilme ihtiyacından doğmaktadır. Fakat toplu sözleşmeyle güdülen tek amaç ücret ve maddi özlük hakları değildir ve olmamalıdır da. İÇİNDEKİLER 05 NATO: Bir İttifakın Dönüşümü Taylan Özgür KAYA 11 Sorgulama Sürecinde NATO: Şikago Zirvesi ve Türkiye Aydın BOLAT 15 Barıştır(a)mayan Güç: NATO Ahmet ÜNAL 19 Türkiye nin Suriye Politikası ve Muhaberat Vesveseleri Yasin AKTAY 23 Annan Planı Sonrası Suriye Krizi: Sorunlar, Aktörler... Öner ÇUBUKÇU 30 Arap Baharı nda Rusya nın Suriye Hassasiyeti Amine YAZICI 34 Devrim, Reform ve Statüko Arasında Mısır Seçimleri Ahmet UYSAL 37 Din-Siyaset İlişkisi ve İslam Dünyası Talip ÖZDEŞ 45 Başkanlık Sistemi ve Türkiye Hasan Tahsin FENDOĞLU 54 Başkanlık Sistemine Geçiş Tartışmaları Hamit Emrah BERİŞ 58 Toplu Sözleşme Süreci ve Sendikaların Durumu Ersan ÖZ 63 Avrupa Kamuoyunun AB Desteği Azalıyor mu? Muhsin KAR 68 Ekonomik Krizden Demokratik Krize Birol AKGÜN 71 Avrupa Krizine Yeni Çözümler Zeynep SONGÜLEN İNANÇ 73 Ekonomik Kriz ve Göçmen İşçiler Dilek YİĞİT 78 AB de Küresel Kriz Sürecinde Bankacılık Sistemi Başak TANINMIŞ YÜCEMEMİŞ 85 Türkiye nin Kredi Notu ve S&P nin Güvenilirliği Fulya ÖZCAN 90 İspanya İflastan Kurtulur mu? Mehmet HONDUR 94 Vizyonumuz, teknolojide Avrasya nın üretim üssü olmak Bakan ERGÜN ile Röportaj 102 Yeni Anayasa Tartışmaları Işığında YSK Analizi SD Haber 107 YSK nın Demokrasilerdeki Yeri Tartışıldı SD Haber 109 KÜ de Yol Ayrımında Avrupa Paneli SD Haber

3 NATO: Bir İttifakın Dönüşümü Taylan Özgür KAYA* DIŞ POLİTİKA II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı Avrupalılar gerek Sovyet tehdidini sınırlandıracak gerekse Almanya yı kontrol altında tutacak ekonomik ve askeri kapasiteye sahip değillerdi. Bu nedenle de ABD nin Batı Avrupa ya yönelik desteğini kurumsallaştıracak bir mekanizmaya ihtiyaçları vardır. NATO da bu amacı gerçekleştirme konusunda etkin bir mekanizma sağlamıştır. NATO, 1949 yılında bir müşterek savunma örgütü olarak Avro-Atlantik bölgesinin savunma ve güvenliğini sağlamak amacıyla kurulmuş ancak zaman içinde değişen uluslararası güvenlik ortamına geliştirdiği yeni politika ve stratejik konseptlerle başarılı bir şekilde uyum sağlamış ve bugün artık ittifak üyelerinin savunma ve güvenliklerini sağlamak yanında Avro-Atlantik bölgesinin ötesinde de güvenlik ve istikrar üreten siyasi ve askeri bir örgüt durumuna gelmiştir. NATO nun ilk kuruluş amaçlarına baktığımızda Soğuk Savaş ın ilk yıllarında üç temel amacı gerçekleştirmek için kurulduğunu görmekteyiz. İlk amaç, II. Dünya Savaşı sonrasında bir süper güç olarak ortaya çıkan ve Doğu Avrupa da hâkimiyet kuran Sovyetler Birliği nin, Batı Avrupa ya yönelik askeri ve ideolojik yayılışını caydırmak ve sınırlandırmaktı. İkinci olarak, Sovyet yayılmacığına karşı önemli bir cephe olarak görülen Batı Almanya nın yeniden silahlandırılması özellikle ABD tarafından gerekli görülmekteydi. Ancak Batı Avrupalı diğer devletler yeniden silahlandırılacak Batı Almanya nın bir kez daha saldırgan bir askeri güce dönüşmesinden endişe etmekteydiler. Buna engel olmak için Almanya nın yeniden silahlandırılmasının kurulacak ittifakın bütünleşik askeri yapısı içine alınarak denetim altına alınmasını amaçlamışlardır. Üçüncü olarak, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı Avrupalılar gerek Sovyet tehdidini sınırlandıracak gerekse Almanya yı kontrol altında tutacak ekonomik ve askeri kapasiteye sahip değillerdi. Bu nedenle de ABD nin Batı Avrupa ya yönelik desteğini kurumsallaştıracak bir mekanizmaya ihtiyaçları vardır. NATO da bu amacı gerçekleştirme 4 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 5

4 Soğuk Savaş boyunca NATO, Sovyetler Birliği ne karşı caydırma, dengeleme ve sınırlandırma misyonunu yerine getirmek amacıyla Topyekün Mukabele stratejisi, daha sonrasında ise Esnek Karşılık stratejisini benimsemiştir. konusunda etkin bir mekanizma sağlamıştır. Soğuk Savaş Sonrası NATO nun Dönüşümü Soğuk Savaş boyunca NATO yukarıda bahsedilen üç temel amacı başarıyla gerçekleştirmiş, gerek Sovyet tehdidi Batı Avrupa dan uzak tutulmuş, Almanya başarıyla kontrol altında tutulmuş ve Batı Avrupa ülkeleri ABD nin sağladığı güvenlik şemsiyesi altında iktisadi ve siyasi bütünleşme süreçlerin başarıyla yürütmüşlerdir ların başında Sovyetler Birliği ve onun liderliğindeki Varşova Paktı nın dağılması ile ortak düşmandan mahrum kalan NATO nun gerekliliği tartışma konusu olmuş ve ittifakın kısa süre içinde dağılabileceği konusunda tartışmalar olmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası dönemde özellikle Orta ve Doğu Avrupa da ortaya çıkan etnik çatışma gibi istikrarsızlıklar ve güvenlik tehditleri buna bağlı olarak NATO nun bu tip tehditlere karşı cevap verecek tarzda kendini yenilemesi İttifakın Soğuk Savaş sonrası döneme uyum sağlayarak ve dönüşerek varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Özellikle 1990 lı yıllarda dağılmakta olan Yugoslavya daki iç savaşa NATO nunbaşarılı şekilde müdahalesi İttifakın Soğuk Savaş sonrası dönemde de Avrupa güvenliği için ne kadar vazgeçilmez bir güvenlik örgütü olduğunu göstermiştir. Sırp güçlerine karşı yapılan hava saldırıları ve daha sonra çatışma sonrası dönemde gerek Bosna da gerekse Kosova da barış ve istikrarın korunması için oluşturulan Bosna daki NATO İstikrar Gücü SFOR ve Kosova da güvenlik ve istikrarı korumak için oluşturulan KFOR NATO nun muharip güçleri içeren operasyonların yanında çatışma sonrası rehabilitasyon, istikrar ve barışın korunması operasyonlarını da başarıyla yürütebilecek bir örgüt olduğunu göstermiştir. NATO nun, Bosna ve Kosova da gerçekleştirdiği bu ilk alan dışı operasyonlar, 11 Eylül sonrası dönemde küresel boyuta taşınmış ve NATO, 2003 yılında Afganistan da çatışma sonrası rehabilitasyon ve yeniden inşa sürecini yürütmek amacıyla kurulan Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü ISAF ın komutasını üslenmiştir. Böylece, NATO sadece Avro-Atlantik bölgesinde değil bu bölgenin ötesinde de güvenlik ve istikrar üretmede etkin rol oynayabilen bir güvenlik örgütüne dönüşmüştür. NATO nun Avro-Atlantik ötesinde de güvenlik ve istikrar üretebilen bir güvenlik örgütüne dönüştüğünü gösteren diğer bir operasyon da uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit eden Afrika Boynuzu açıklarındaki korsanlık faaliyetlerine karşı 2009 Ekiminde başlattığı korsanlık karşıtı bir operasyon olan Okyanus Kalkanı Operasyonu dur. Ayrıca NATO, Afrika Birliği nin Afrika kıtasındaki barışı koruma operasyonlarını da destek sağlamaktadır. İlk olarak Haziran 2005-Aralık 2007 arasında NATO Afrika Birliği nin Sudan Misyonu na, AMIS e hava desteği sağlamanın yanında AMIS personeline eğitim desteği sağlamıştır. İkinci olarak, NATO, Haziran 2007 den bu yana Afrika Birliği nin Somali deki barışı koruma misyonu olan AMISOM a hava desteği sağlamaktadır. NATO, son olarak Mart 2011 de Libya da ayaklanan muhaliflere karşı sert müdahalede bulunan Kaddafi yönetimine karşı yaptırım kararı alan Birleşmiş Milletler in 1970 ve 1973 sayılı kararlarına dayalı olarak Birleşik Koruyucu Operasyonu nu başlatmıştır. Bu operasyon kapsamında NATO uçuşa yasak bölge uygulamasının denetlenmesi, deniz ve havadan silah ambargosunun uygulanması ve saldırılara karşı sivillerin korunması gibi üç temel görevi yerine getirmiştir. NATO nun Soğuk Savaş sonrası dönüşümü ilk olarak Kasım 1991 de gerçekleşen NATO Zirvesi nde benimsenen Yeni Stratejik Konsept ile başlamıştır. Soğuk Savaş boyunca NATO, Sovyetler Birliği ne karşı caydırma, dengeleme ve sınırlandırma misyonunu yerine getirmek amacıyla iki temel strateji benimsemiştir. ABD nin nükleer tekele sahip olduğu dönem boyunca Topyekün Mukabele stratejisi, daha sonrasında ise Esnek Karşılık stratejisini benimsemiştir. Ancak Soğuk Savaş sonrası dönemde Sovyet tehdidinin ortadan kalkması yeni bir stratejik konsepte ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Yeni Stratejik Konsept Yeni Stratejik Konsept kapsamında Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan tehditlerin çok yönlü ve çok boyutlu olduğu ve bu tip riskler ve tehditlerle başa çıkabilmek için NATO nun kapsamlı ve bütüncül bir güvenlik yaklaşımına yönelmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, NATO nun, güvenliğin askeri boyutunun yanında sosyal, ekonomik, siyasi ve çevresel boyutlarını da göz önüne alması ve bu anlayışa uygun strateji ve politikalar benimsemesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu açıdan, Bosna ve Kosova daki krizle- re yönelik müdahaleleri NATO nun Yeni Stratejik Konsepti doğrultusunda yürüttüğü ilk operasyonlar olmuşlardır. NATO nun bu dönüşümünün ikinci ayağını 1999 Nisanında NATO nun 50. kuruluş yıldönümü münasebetiyle toplanan Washington Zirvesi oluşturmaktadır. NATO nun 21. yüzyıldaki öncelik ve politikalarının belirlendiği bu zirvede 1990 lı yıllarda yaşanan tecrübelerin ışığında 1991 yılında benimsenen stratejik konsept güncellenmiş ve revize edilmiştir. Bu kapsamda NATO nun Avro-Atlantik bölgesinin güvenlik ve istikrarını sağlamak amacıyla benimsediği müşterek savunma görevi yanında çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetimi gibi yeni görevleri de üstlenebileceği vurgulanmıştır. Bunun yanında ittifakın Avro-Atlantik bölgesinde güvenlik, refah ve demokrasinin yaygınlaştırılması amacıyla bölgedeki diğer ulus ve örgütlerle işbirliği yapacağı vurgulanmıştır. Bu yaklaşım NATO nun yüksek yoğunluklu askeri operasyonların yanında düşük yoğunluklu operasyonları da yürütebileceği ve kapsamlı güvenlik yaklaşımının yanında yeni bir kavram olan işbirliğine dayalı güvenlik yaklaşımını da benimsediğini göstermektedir. Bu kapsamda NATO, Orta, Doğu ve Kuzey Avrupa ve Orta Asya ülkesi ile Barış için Ortaklık girişimini başlatmış, Akdeniz ülkeleri ile Akdeniz Diyalogu nu kurmuş, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile İstanbul İşbirliği İnisiyatifi ni başlatmış, Ukrayna ve Rusya ile ortaklık konseyleri oluşturmuştur li yıllarda NATO bu işbirliğine dayalı güvenlik yaklaşımını Avro-Atlantik bölgesinin dışına taşıyarak küresel düzeye taşımış ve Avro-Atlantik bölgesinin güvenliğinin küresel bazda ortaklıklar kurarak en iyi şekilde sağlanabileceği vurgulanmıştır. Bu çerçevede NATO, Avustralya, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda, Pakistan, Irak, Afganistan ve Moğolistan gibi ülkelerle ortaklık ilişkisi geliştirmiştir. 11 Eylül saldırıları sonrasında NATO üyesi ülkeler, NATO nun asıl kuruluş amacı olan ve kurucu şartın 5. maddesiyle düzenlenen müşterek savunma ilkesini NATO tarihinde ilk kez yürürlüğe koymuş ve ABD nin küresel terörle mücadelesinde ABD ile dayanışma halinde olacaklarını taahhüt etmişlerdir. Bu kapsamda NATO nun ilk terörizm karşıtı operasyonu olan Kartal Yardım Operasyonu Ekim 2001 de başlatılmış ve bu kapsamda NATO AWACS uçakları ABD nin hava sahasının güvenliğini sağlamak amacıyla devriye görevini yerine getirmişlerdir. Bu operasyon, NATO askeri varlıklarının 5. madde kapsamında kullanıldığı ilk operasyon olmuştur. Her ne kadar 2001 sonbaharında Afganistan daki Taliban yönetimine karşı ABD önderliğinde gerçekleşen Sürekli Özgürlük Operasyonu, Gönüllüler Koalisyonu tarafından yürütülmüş olsa da operasyon sonrası dönemde Afganistan da istikrar ve güvenliğin sağlanması ve ülkenin yeniden inşası görevi NATO önderliğindeki ISAF tarafından üslenilmiştir. 11 Eylül sonrası dönemde değişen uluslararası güvelik ortamında küresel terör ve kitle imha silahlarının yayılması Avro-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı için en önemli tehdit ve riskler olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda, NATO Afganistan daki operasyonun yanında teröre karşı küresel mücadele kapsamında Akdeniz de teröre karşı ortak operasyonlar ve devriyeler gerçekleştirmek amacıyla bir deniz takibi operasyonu olan Aktif Çaba Operasyonu nu Ekim 2001 de başlatmıştır. NATO nun dönüşüm sürecinin bir parçası olarak Soğuk Savaş ve 11 Eylül sonrasında değişen güvenlik ortamına uyum sağlama çabası çerçevesinde NATO nun Entegre Askeri yapısı da 2003 yılında değiştirilmiştir. Soğuk Savaş boyunca NATO nun askeri yapısı ortak teh- Modern güvenlik ortamında NATO üyelerinin güvenliklerini sağlamak için üç temel görevin NATO tarafından yerine getirilmeye devam edileceği vurgulanmıştır: müşterek savunma, kriz yönetimi ve işbirliğine dayalı güvenlik. dide karşı müşterek savunma ilkesine uygun olarak yapılandırılmıştı. Buna göre askeri yapı biri Avrupa yı diğeri Atlantik i kapsayan iki ana komutanlığa ayrılmıştı. İlki Belçika Mons taki SHAPE (Supreme Headquarters Allied Powers Avrupa Müttefik Kuvvetleri Karargahı) ya da ACE (Allied Command Europe Avrupa Müttefik Komutanlığı). Bu komutanlık Norveç ten Türkiye ye Atlantik in doğusundan Doğu Avrupa ya kadar olan tüm Avrupa bölgesinin müşterek savunmasında sorumluydu. İkinci komutanlık ABD Norfolk Virginia daki ACLANT (Allied Command Atlantic Atlantik Müttefik Komutanlığı) dır. Bu komutanlık Atlantik in doğusu ve batısının müşterek savunmasından sorumluydu yılında bu iki komutanlığın yerine iki yeni stratejik komutanlık kurulmuştur: Müttefik Harekât Komutanlığı ve Müttefik Dönüşüm Komutanlığı. NATO nun tüm operasyonlarının sorumluluğu Avrupa Müttefik Komutanlığı nın yerini alan ve Belçika Mons a konuşlanan Müttefik Harekât Komutanlığı na verilmiştir. İttifakın askeri dönüşümü ve ittifak güçleri arasındaki eşgüdüm ilgili tüm sorumluluk da Atlantik Müttefik Komutanlığı nın 6 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 7

5 Akıllı Savunma kavramı, Şubat 2011 de NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından ortaya atılmış ve daha az para harcayarak ve daha esnek bir şekilde birarada hareket ederek daha fazla güvenlik elde edilebileceği ilkesine dayanan bir yaklaşımdır. yerini alan ve Norfolk Virginia da konuşlanan Müttefik Dönüşüm Komutanlığı na verilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO nun dönüşüm sürecine paralel olarak genişleme süreci de hayata geçirilmiştir. Kendilerine yönelik olası bir Rus yayılmacılığından endişe duyan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri NATO üyeliğini bu tehdide karşı bir güvenlik garantisi olarak görmüşlerdir. Bu çerçevede Soğuk Savaş sonrası dönemde bu ülkeler, NATO üyeliği konusunda istekli olmuşlardır. NATO ise bu ülkelerin taleplerine karşı açık kapı politikasını benimsemiş ve üyelikten doğan yükümlülük ve sorumlulukları yerine getirebilecek, Avro-Atlantik bölgesinin güvenliğine katkıda bulunabilecek ve İttifakın üzerine kurulu olduğu başta demokrasi olmak üzere ortak değerleri paylaşan tüm Avrupalı ülkelere üyelik kapısının sonuna kadar açık olduğunu vurgulamıştır. Genişleme süreci kapsamında 1999 yılında Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan, 2004 yılında Bulgaristan, Letonya, Lituanya, Estonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, 2009 yılında ise Hırvatistan ve Arnavutluk NATO üyesi olmuşlardır. Genişleme süreci sayesinde NATO, hem Avro-Atlantik bölgesini coğrafi olarak genişletmiş hem de Soğuk Savaş boyunca ittifak yapısı içinde kurmuş olduğu ortak değerlere dayalı barış, istikrar ve güvenlik alanını Orta ve Doğu Avrupa ya doğru genişletmiştir. Bu genişleme süreciyle NATO barış, demokrasi ve ortak değerler etrafında bütünleşmiş özgür bir Avrupa yaratma yolunda önemli bir adım atmıştır. NATO nun dönüşümünün üçüncü ayağını 2010 yılında benimsenen Yeni Stratejik Konsept oluşturmaktadır de benimsenen ve 1999 da revize edilen stratejik konseptin 11 Eylül sonrası dönemde ortaya çıkan yeni uluslararası güvenlik ortamına yeterince cevap veremediği düşüncesinde olan ittifak üyeleri 2000 li yılların sonlarında yeni bir stratejik konsept geliştirilmesine yönelik çalışmalara başlamışlardır. Bu çalışmaların sonucunda Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon da gerçekleştirilen NATO Zirvesi nde, NATO nun gelecek on yıldaki siyasi ve askeri önceliklerini belirleyen Yeni Stratejik Konsept: Aktif Angajman ve Modern Savunma NATO devlet ve hükümet başkanları tarafından onaylanmıştır. Bu belgede NATO nun bir müşterek savunma ve güvenlik örgütü olarak kendine özgü karakterini koruyacağı vurgulanmıştır. Modern güvenlik ortamında NATO üyelerinin güvenliklerini sağlamak için üç temel görevin NATO tarafından yerine getirilmeye devam edileceği vurgulanmıştır: müşterek savunma, kriz yönetimi ve işbirliğine dayalı güvenlik. Yeni güvenlik ortamında Avro-Atlantik bölgesinin barış içinde olduğu ve NATO bölgesine konvansiyonel saldırı tehdidinin düşük olduğu belirtilse de bu tehdidin göz ardı edilemeyeceği vurgulanmıştır. Başta nükleer silahlar olmak üzere kitle imha silahlarının yayılmasının ve terörizmin Avro- Atlantik bölgesine yönelik önemli güvenlik tehditleri olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında NATO sınırlarının ötesindeki çatışma ve istikrarsızlıkların NATO bölgesinin güvenliğine doğrudan tehdit oluşturabileceği vurgulanmıştır. İttifakın hiçbir ülkeyi düşman olarak görmediği belirtilerek İttifakın en önemli sorumluluğunun kendi topraklarını ve nüfusunu saldırılara karşı korumak olduğu belirtilmiştir. Nükleer ve konvansiyonel kabiliyetlerin uygun karışımına dayanan caydırıcılığın NATO stratejisinin temel unsuru olduğu vurgulanmıştır. Nükleer silahlar var oldukça NATO nun nükleer bir ittifak olmaya devam edeceği vurgulanmıştır. NATO nun sınırları ötesinde ortaya çıkacak çatışma ve krizlerin kendi güvenliğine tehdit oluşturmasını engellemek için bu krizlerin önlenmesi, yönetilmesi, çatışma sonrasında istikrarın sağlanması ve yeniden yapılanmaya yardımcı olunmasında rol oynayabileceği vurgulanmıştır. NATO nun gerek konvansiyonel gerekse kitle imha silahlarının kontrolü, yayılmalarının önlenmesi ve silahsızlanma çalışmalarında etkin rol oynayabileceği kaydedilmiştir. Ayrıca, açık kapı başlığı altında, ortak değerleri paylaşan bütün ve özgür bir Avrupa yaratmak için NATO nun kapılarının İttifak ın değerlerini paylaşan, üyelik statüsünün gerektirdiği yükümlülük ve sorumlulukları yerine getirme isteğinde ve kabiliyetinde olan ve katılımı müşterek savunma ve güvenliğe katkıda bulunacak tüm Avrupalı demokrasilere sonuna kadar açık olduğu vurgulanmıştır. Avro-Atlantik bölgesinin güvenliğinin dünyanın değişik bölgelerindeki ülke ve örgütlerle ortaklık ilişkileri ağı kurarak en iyi şekilde güvence altına alınabileceği belirtilmiş bu kapsamda Birleşmiş Milletler, AB ve Rusya ile kurulan ortaklıkların önemi vurgulanmıştır. Chicago Zirvesi NATO tarihindeki 25. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi olan Chicago Zirvesi (20-21 Mayıs 2012), 2010 Lizbon Zirvesi çerçevesinde alınan kararların somut program ve inisiyatiflere dönüştürülmesine yönelik bir zirvedir. Zirvede, NATO nun 2014 sonuna kadar sürecek geçiş süreci sonunda güvelik ile ilgili sorumluluklarını Afgan Ulusal Güvenlik Güçleri ne devredip Afganistan dan çekilmesi sonrası NATO nun Afganistan daki durumu tartışıldı. Ayrıca, NATO nun, üyelerinin yaşamış oldukları mali kriz nedeniyle yönelmek zorunda kaldıkları savunma bütçelerindeki kısıtlamalara bir cevap olarak geliştirilen Akıllı Savuma (Smart Defence) kavramı ittifakın geleceğine ilişkin gündemdeki diğer önemli bir maddeydi. Afganistan konusunda, güvenlik ile ilgili sorumluluklar Afgan güçlerine 2014 yılı sonunda devredilinceye kadar geçecek geçiş süreci içinde ISAF ın muhariplikten destek gücüne dönüşeceği ve 2013 yılı itibariyle de muharip operasyonların Afgan güçleri tarafından yürütülmesi planlanmaktadır. Daha sonrasında ISAF ın Afgan güçlerine eğitim ve danışmanlık konuları yanında gerektiğinde muharip operasyonlarda da destek sağlaması planlanmaktadır yılı ve sonrasında bu planın nasıl gerçekleştirileceği ve geçiş sürecinin bitiminden sonra NATO nun uzun vadede Afganistan a yönelik taahhütlerinin ne olacağı Chicago Zirvesi nde tartışılan en önemli meselelerden biriydi. Akıllı Savunma kavramı, Şubat 2011 de NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen tarafından ortaya atılmış ve daha az para harcayarak ve daha esnek bir şekilde birarada hareket ederek daha fazla güvenlik elde edilebileceği ilkesine dayanan bir yaklaşımdır. Burada amaç savunmaya ayrılan ekonomik kaynakların daha etkin ve verimli şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bu da ulusal kabiliyetlerin bir havuzda toplanarak paylaşılması, doğru önceliklerin belirlenmesi ve çabaların daha iyi şekilde koordine edilmesine dayanmaktadır. Akıllı savunma, üye ülkeleri NATO nun en çok ihtiyaç duyduğu kabiliyetlere öncelik vermesine, her üyenin aynı savunma kabiliyetlerini geliştirerek gereksiz duplikasyona yönelmesi yerine kendi güçlü olduğu alanlarda uzmanlaşmasına ve ulusların tek başlarına hareket etmek yerine sahip oldukları kabiliyetleri bir araya getirerek çokuluslu bir çerçeve içinde işbirliği yapmaları prensibine dayanıyordu. Bu şekilde, ciddi bütçe kısıtlamalarının olduğu bir dönemde eldeki kaynakların en etkin ve verimli kullanılması sağlanarak savunma bütçelerine ek bir yük getirmeden NATO nun görev ve sorumluluklarını etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanacaktır. Chicago Zirvesi sonucunda Akıllı Savunma kavramı somutlaşarak uzun dönemde ihtiyaç duyulacak savunma kabiliyetlerinin ve üyeler tarafından yürütülecek çokuluslu projelerin belirlenmesi beklenmektedir. NATO nun geleceği ile ilgili olarak zirvede ele alınacak diğer önemli bir konu da Avrupa ya konuşlanmış ABD ye ait nükleer silahların Avro- Atlantik bölgesinin güvenlik ve savunmasındaki rolünün ne olacağı konusudur. Nükleer caydırıcılığın NATO nun savunma stratejisindeki önemi konusunda müttefikler arasında görüş faklılıkları bulunmaktadır. Kendi topraklarında ABD ye ait nükleer silahlara ev sahipliği yapan Almanya ve Hollanda gibi ülkeler nükleer silahların Avro-Atlantik bölgesinin güvenlik ve savunması için artık gerekli olmadığı fikrini savunarak kendi topraklarının bu silahlardan bütünüyle arındırılmasını istemektedirler. 1 Öte yandan, Rus tehdidinden endişe duyan bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ve Baltık ülkeleri ise konvansiyonel silahlara dayalı caydırıcılığın ön plana alınması koşuluyla nükleer caydırıcılığın da hala 8 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 9

6 gerekli olduğu inancıyla nükleer silahların Avrupa topraklarında kalmasını savunmaktadırlar. Özellikle bu ülkeler ABD ye ait nükleer silahların kıtadan çekilmesinin gelecekte transatlantik bağları zayıflatacağı ve ABD nin Avrupa ya yönelik askeri angajmanının sonu olacağından endişe etmektedirler. 2 İttifakın gelecekteki caydırıcılık ve savunma yapısının gözden geçirilmesi konusunda çalışmalar yapmak üzere NATO Konseyi 2010 Lizbon Zirvesi nde görevlendirilmiştir. Caydırıcılık ve Savunma Yapısının Gözden Geçirilmesi Süreci nin sonuçları Chicago Zirvesi nde tartışılacak olsa da müttefikler arasında bir görüş birliğine varılarak nihai bir karara ulaşılması zor görünmektedir. Zirvede ele alınacak diğer önemli bir konu Füze Savunma Sistemi dir Lizbon Zirvesi nde NATO üyesi ülkeler balistik füze tehdidine karşı füze savunma kabiliyeti geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varmışlardır. Zirvede füze savunma sisteminin ara kabiliyetinin hayata geçirilmesi beklenmektedir. Füze savunma sisteminin 4 aşamalı bir süreç sonunda 2020 yılına kadar hayata geçirilmesi planlanmaktadır. İlk aşamayı Malatya Kürecik te geçen yıl içinde faaliyete geçen erken uyarı radarları oluştururken, ikinci aşama 2015 te Romanya ya konuşlanacak olan füzesavarları ve üçüncü aşama ise 2018 de Polonya ya konuşlanacak olan, gönderilen füzeleri havada karşılayacak gelişmiş durdurucu füzeler kapsamaktadır. 3 Dördüncü aşamada ise füze savunma sistemi yerleşiminin 2020 de tamamlanması öngörülmektedir. Sistemin komuta ve kontrol merkezinin Almanya daki Ramstein NATO hava üssünde olması kararlaştırılmıştır. Füze savunma sisteminin, balistik füze teknolojisi ve kitle imha silahlarının yaygınlaştığı bir güvenlik ortamında İttifak üyelerinin müşterek savunmasının merkezi unsurlarından biri olması beklenmektedir. Sonuç Sonuç olarak, NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkan yeni uluslararası güvenlik ortamına kendini yenileyerek ve dönüşerek başarıyla uyum sağlamış ve bölgesel bir müşterek savunma örgütü olmanın ötesine geçerek Avro-Atlantik bölgesinin ötesinde de güvenlik ve istikrar üreten bir güvenlik örgütüne dönüşmüştür. Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO, Afganistan, Somali ve Libya gibi Avro-Atlantik bölgesinin ötesindeki yeni risk ve tehdit bölgelerine müdahalelerde bulunmuştur. Bu tip müdahaleler, NATO nun Soğuk Savaş sonrası dönemde Avro-Atlantik bölgesinin güvenliği ve savunmasından sorumlu reaktif bir savunma örgütü olmanın ötesine geçerek Avro-Atlantik bölgesinin ötesinde uluslararası güvenliğe yönelik risk ve tehditlere müdahale etme kapasitesine sahip pro-aktif bir güvenlik örgütüne dönüştüğünü göstermektedir Lizbon Zirvesi nde kabul edilen Yeni Stratejik Konsept e göre de ittifak üyelerinin müşterek savunması yanından İttifak sınırlarının ötesinde ortaya çıkacak ve ittifakın güvenliğine tehdit oluşturabilecek çatışma ve krizlerin önlenmesi, yönetilmesi, çatışma sonrasında istikrarın sağlanması ve yeniden yapılanmaya yardımcı olunması NATO nun temel görevlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Böylece 2000 li yıllarda Afganistan, Libya ve Somali de fiili anlamda uygulamaya konulan bu yaklaşım NATO nun yeni stratejik konseptinde de yerini almış ve ittifakın stratejisinin temel unsurlarından biri olmuştur. İttifak topraklarına yönelik konvansiyonel bir saldırı ihtimalinin düşük olduğu bir dönemde İttifakın müşterek savunmayı balistik füze tehdidine karşı geliştirilmekte olan Füze Savunma Sistemi gibi unsurlarla sınırlandırarak daha çok Avro-Atlantik bölgesinin ötesindeki tehdit ve risklere yoğunlaşması beklenmelidir. Ancak tabi ki ittifakın gelecek on yılda nasıl bir gelişim göstereceğinin uluslararası güvenlik ortamındaki değişimlere ve ittifak üyelerinin ortak iradelerine bağlı olduğu unutulmamalıdır. Necmettin Erbakan Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr.* 1. Oliver Thranert, NATO s Deterrence and Defence Posture Review, SWP Comments 34, November 2011, s a.g.m. 3. Servet Yanatma, NATO Savunma Sisteminin Komutasında Türk General Olacak, Zaman, , Sorgulama Sürecinde NATO: Şikago Zirvesi ve Türkiye Soğuk savaşın bittiği 1990 dan beri varlık sebebi, kimliği, meşruiyeti ve misyonu sorgulanan NATO, yeni tehdit (düşman), yeni rol ve misyonunu ararken 2001 de ikiz kulelere saldırı ve Balkanlardaki savaşlar imdadına yetişti. Global terörle mücadele misyonu, barış gücü operasyonları, dünyada istikrar ve düzen sağlama misyonu, yani küresel polis misyonu NATO ya hayat veren konjonktürü hazırladı. Bundan 63 yıl önce 1949 yılında 12 üye tarafından kurulan NATO nun bugün halen 28 üyesi ve 60 tan fazla ortaklık ve işbirliği yaptığı ülke var. 25. NATO Zirvesi Mayıs 2012 de Başkan Obama nın memleketi Şikago da yapıldı. Zirveye üye ülkelerin yanında BM ve AB kurumsal olarak katılırken 60 tan fazla ülkenin lideri de hazır bulundular. Üyelik talep eden Gürcistan, Ermenistan, Bahreyn in yanında ABD ve NATO ile güven sorunları yaşayan Pakistan Şikago ya gelirken NATO ile özel ilişkileri olan Rusya katılmadı. Ortaklık ve işbirliği networku Batı Avrupa dan Doğu Asya ya, Kuzey Afrika dan Güney Pasifik e ve Amerika ya tüm dünyayı kapsayan NATO, bugün ne yapıyor, neden hala önemli? Günümüz için geçerliliği var mı? sorularına ve sorgulamalarına muhatap olmaktan kurtulamıyor. İki kutuplu dünyanın ve Soğuk Sa- Aydın BOLAT* vaş döneminin savunma örgütü olan NATO, bugünkü Çok Kutuplu Dünya ya geçiş sürecinde hala ABD hegemonyasının kollektif gücü, operasyonlarının meşrulaştırıcı kılıfı ve onun ortaklar kulübü olarak varlığını sürdürüyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan küresel statüko kuruluşu ve bir Soğuk Savaş kurgusu olan NATO, başlangıçtaki varlık nedeni Varşova Paktı ortadan kalktığına göre gerçekten hala önemli mi? Öyleyse bunun nedeni nedir? Yaşam sebebi nelerdir? Maalesef bugün için dünya üzerinde caydırırcılığı olan ve etkili güç kullanabilen tek uluslararası kurum NATO dur. Afganistan, Bosna, Kosova, Libya, Somali bunun yakın örnekleridir. Ne BM, ne AGİT, ne AB dünyanın güvenliği ve barışı için hiçbir güç ve yaptırım kullanamıyorlar. Soğuk Savaş ın bittiği 1990 dan beri varlık sebebi, kimliği, meşruiyeti ve misyonu sorgulanan 10 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 11

7 Maalesef bugün için Dünya üzerinde caydırırcılığı olan ve etkili güç kullanabilen tek uluslararası kurum NATO dur. Afganistan, Bosna, Kosova, Libya, Somali bunun yakın örnekleridir. Ne BM, ne AGİT, ne AB dünyanın güvenliği ve barışı için hiçbir güç ve yaptırım kullanamıyor. NATO, yeni tehdit (düşman), yeni rol ve misyonunu ararken 2001 de ikiz kulelere saldırı ve Balkanlardaki savaşlar imdadına yetişti. Global terörle mücadele misyonu, barış gücü operasyonları, dünyada istikrar ve düzen sağlama misyonu, yani küresel polis misyonu NATO ya hayat veren konjonktürü hazırladı. Gücünü dünyanın asimetrik ve belirsiz tehditlerine adapte etmeye çalışan kuruluş bu süreçte derinleşme, genişleme ve kırılmalar yaşayarak yoluna devam etti. Fundamentalist terörle mücadele bahanesiyle İslam coğrafyasına saldırıyor, genişleme operasyonlarıyla Rusya ve Çin i çevreliyor, İran ve Kuzey Kore yi şeytan ilan ediyor ve her halükarda İsrail i koruyor! Zirve açılışında NATO Genel Sekreteri Rasmussen yeni vizyonu şöyle ifade etti. Birlikte, NATO nun yarınına, güvenlik sorunlarına yanıt verme kapasitesini koruyacağız. Çünkü hiçbir ülke ve hiçbir kıta bu sorunlarla tek başına mücadele edemez. Tüm halklarımız için daha düşük maliyetle daha fazla güvenlik sağlayacak yenilenmiş bir işbirliği kültürünü kucaklamalıyız. Birlikte ortaklıklarımızı daha derin, daha kapsamlı ve daha güçlü hale getireceğiz. Çünkü bu günün tehditleri artık ulusal sınırlarla sınırlı değil, kendine özgü ortaklık ağımız, tüm dünyayı kapsıyor. Ev sahibi Obama ise; hem iyi hem kötü zamanlarda ittifakın varlığını sürdürdüğünü, hatta daha da büyüttüğünü belirterek Çünkü halklarımızın özgürlüğü ve güvenliğine yönelik sarsılmaz bir bağlılığı paylaşıyoruz. Soğuk Savaş tan Balkanlar a, Afganistan dan Libya ya, bunu gördük. Burada Şikago da sürdürmemiz gereken ruh da bu diyerek NATO nun yeni ruhunu gösterdi. Buradan anlayabiliyoruz ki NATO nun bu yeni dönemdeki en önemli varlık sebebi; Füze Savunma Sistemi ile küresel, kapsamlı, asimetrik belirsiz tehditlerdir. Yani caydırıcılık yerine erken uyarı sistemleriyle önleyici güvenlik doktrini. Dehşet dengesinden akıllı savunmaya. Veya nükleer dengeden, koruyucu füze kalkanına. Yahut da yok edersen yok olursun tehdidinden, atarsan yakalarım uyarısına... Tam burada şu soru akla geliyor, 2001 de New York ta ikiz kule saldırıları olmasaydı, yani Afganistan ve Irak işgalleri yaşanmasaydı NATO hâlâ var olabilir miydi ve nasıl? NATO da her şey güllük gülistanlık değil. Hem içeride çatlak sesler var hem de dışarıdan itirazlar. Ortak hareket etmede, ortak savunma maliyetlerini paylaşmada problemler var. Yani ittifak mali krizde. Batıdaki finansal kriz ülkelerin önce savunma bütçelerini vuruyor bu da NATO nun geleceğini tehdit ediyor. Afganistan a asker gönderme, Irak tan ve Afganistan dan erken çıkış, Rusya-Gürcistan savaşındaki tutum, Libya müdahalesi, Pakistan krizi ve Rusya ile ilişkiler içeride kırılmalara yol açıyor. Almanya, Fransa NATO nun kutuplaştırıcı etkisiyle gerilen ilişkiler nedeniyle artan savunma harcamalarını eleştiriyorlar. Rusya ile karşı karşıya gelmek, ABD ye daha çok bağımlı olmak istemiyorlar. Rusya nın Füze Savunma sistemi üzerinden kaygıları, eleştirileri ve tepkileri devam ediyor. Avantajı, rakibi ve alternatifinin olmaması, BM nin etkisizliği ve eskimiş küresel statüko. Zirve Gündemi NATO nun akıllı savunma sistemine geçişi, Malatya Kürecik te konuşlanan balistik füze savunma sisteminin ara yeteneğinin ilanı, 2014 Afganistan dan çekilme süreci ve sonrası dönem stratejisi, Rusya ile ilişkiler, İttifakın ortaklıkları, taahhütleri, caydırıcılığı ve savunma yapısı, İran, Suriye ve Arap Baharı belirsizlikleri Yeni Dönem Savunma Stratejisi/Füze Savunma Sistemi Mali krizdeki ittifak, mevcut kaynaklarını operasyonel anlamda daha etkili kullanabilmek için akıllı savunma konseptini geliştirdi. Bu konsept, savunma, istihbarat ve güvenlik ihtiyaçlarını kurulacak ortak havuzdan karşılamayı sağlayacak. Bu konuda ilke kararları alındı, detaylar sonra netleşecek. NATO 2010 Lizbon Zirvesi nde, Avrupa yı balistik füze saldırılarından koruma amaçlı Füze Savunma Sistemi ne onay veren tarihi bir karar alınmıştı. Bu karar doğrultusunda Türkiye de Malatya Kürecik te erken uyarı füze radarı konuşlandırılmıştır. Şimdi Şikago zirvesinde bir adım daha atıldı, Türkiye deki füze radarı NATO ya devredildi ve etkin hale getirildiği açıklandı. Ayrıca Akdeniz de füze önleyici bataryaları taşıyan savaş gemilerinin devriye gezeceği duyuruldu ye kadar 4 aşaması tamamlanacak olan Füze Savunma Sistemi nin ilk aşaması bu kararla tamamlanmış oldu. Bilindiği gibi daha önce Rusya; NATO nun Avrupa ya kurmaya çalıştığı Füze Savunma Sitemi nin nükleer potansiyeline tehdit olacağını açıklamıştı. NATO ile Rusya arasında diplomatik görüşmelerin henüz tamamlanmadığı bir aşamada Rusya nın katılmadığı zirvede bu kararın alınması Rusya yı harekete geçirdi. Zaten Füze Savunma Sistemi ile ilgili bir anlaşma yapılmadığı için Rusya zirveye gitmedi. Rusya dan füze tehdidi, zirve sonrası hemen geldi. Kıtalar arası balistik füze denemesi yaptı. Plesetsk üssünden fırlatılan füzelerin her türlü kalkanı aşma kapasitesine sahip olduğu belirtildi. Hedeflerine tam isabet kaydettikleri açıklanırken eğer NATO ile bir anlaşma yapılmaz ise Avrupa ya yeni füzeler konuşlandırabileceklerini yetkili ağızlardan açıkladılar Sonrası Afganistan Vizyonu 2014 e kadar Afganistan ın güvenliği Afganlılara devredilecek. Yani ABD ve bütün NATO askerleri Afganistan dan çekilmiş olacaklar. İnsanı dışlayarak sadece askeri alana odaklanan Afganistan stratejisinin sonuçsuz ve başarısız kaldığı ortadadır. Yıllardır süren işgale rağmen Afganistan da kontrolün ve güvenliğin bir türlü sağlanamaması, sivil kayıpların artması, Taliban ın etkinliğini güçlendirmesi NATO güçlerini ve başta ABD askerlerini başarısız, çaresiz ve zor durumda bırakmıştır. Sonuç tam bir hüsrandır. Üç yıl önce ölmüş Usame Bin Ladin i yeniden öldürerek aradıkları çıkış stratejisi ise Pakistan ın NATO intikallerine ülkesini kapatması nedeniyle tamamen çıkmaza girmiştir. Farklı güzergahlardan çıkış yolları arayan NATO bunun için harcayacağı 4 milyar doları gözden çıkartmış olsa da henüz milyonlarca konteynır oluşturan silah sistemleri ve lojistik malzemeye bir çare bulamamıştır. Güvenlik kaygılarını anlamadan, bağımsız devlet onurunu hiçe sayarak Pakistan da bilançosu ağır operasyonlar yapmak, maalesef Afganistan sorununu içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur. Afganistan dan çıkış 11 yıl sonunda ABD ve NATO için adeta bir kaçış halini almış, üstlendiği görevi yerine getirememiş, Kabil dışında kontrolü sağlayamamış, onbinlerce sivil kayıplara NATO askerlerinin insanlık dışı uygulamaları, şiddet görüntüleri eklenmiş başta ABD askerleri olmak üzere NATO kuvvetlerine yönelik topyekün tepki ve saldırılar başlamıştır. İşgal Afganistan da hiçbir derde deva olmamış, ülkenin var olan altyapısı harap olmuş, sosyal ve siyasal dengeleri bozulmuş ve ekonomik yapı tamamen çökmüştür. NATO güçleri yok etmek istedikleri Taliban la ve diğer guruplarla görüşmeler yaparak bir çıkış arıyorlar. Afganistan NATO için kaybedilmiş bir ülkedir. Benzer nedenlerle örtülü bir istilayı sürdürmek istedikleri Pakistan ile yaşanan krizden dolayı Pakistan da kaybedilmiştir. NATO güçleri o bölgede daha fazla kalamazlar zaten Sovyetler Birliği nasıl Afganistan işgalinden sonra mağlubiyeti kabul ederek çekilmiş ve sonrasında dağılmışsa NATO ve Batı güçlerini aynı akıbet bekliyor gibi. Finansal kriz ve ekonomik çöküntüdeki faturanın çoğu Afganistan ve Irak işgallerinin bedelidir. Küresel Güvenlik Ortaklığı NATO, 28 üyesinin dışında Afganistan ve Libya gibi operasyonlarına dışarıdan kritik ve önemli katkılar sağlayan dünya genelindeki ülkelerle Küresel Güvenlik Ortaklığı Ağı oluşturmuş bulunuyor. NATO merkezli bu küresel güvenlik networku ABD nin üstlendiği NATO masraflarının adil paylaşımına da hizmet ediyor. Operasyon masraflarının dışında müttefik ülkelerden oluşan Ortaklar Kulübü NATO füze savunma sistemini desteklemek için komuta, kontrol ve iletişim altyapısına 1 milyar dolardan fazla yatırım yapma taahhüdünde bulundular. Zirvede ittifakın canlı tutulması için taahhütleşmelere de ayrıca tekrar tekrar vurgu yapıldı. Obama; Müşterek savunmamıza yönelik 5. madde taahhüdümüzü ve müşterek güvenlik ihtiyaçlarımızı karşılayan yeni teknolojiler ve savunma kabiliyetlerini yatırım taahhüdümüzü yeniden teyid ettik. dedi. Obama, 5. madde taahhüdü ile Suriye krizi için 5. maddeyi hatırlatan Erdoğan ın kulaklarını çınlatmış olmalı. İran Krizi, Arap Baharındaki Belirsizlikler ve Suriye Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasındaki belirsizlikler NATO nun önünde test alanı olarak duruyor. Libya ya müdahale eden NATO, Suriye için çok istekli görünmüyor. Obama nın seçim yılı, Sarkozy nin seçimi kaybetmesi ve Avrupa daki ekonomik kriz bu tutumun nedenleri olabilir. Füze kalkanı projesine İran dan sonra Rusya nın verdiği sert tepkiler ve tehditler, Rusya, Çin ve İran ın Suriye krizindeki kırmızı hatları zirve oturumlarında hayli tartışılan konular oldu. Ancak Şikago NATO Zirvesi nin kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçimine rezervli olduğunu unutmamalıyız. Zirve nin seçime giderken Obama ya zafiyet değil, güç vermesinin öncelenmiş olması doğal karşılanmalı değil mi? NATO Zirvesi nin Türkiye İçin Önemi Türkiye 60 yıldır NATO üyesi ve veto hakkımız olan tek uluslararası kuruluş. Türkiye olarak halk ve siyasiler bazında ısınamadığımız bir yapı. Askeri alanda sağladığı bazı faydaların yanında demokrasi üzerindeki vesayet rejimini sürdüren statükonun dışarıdan hamisi olma vebalini taşıyor. Şikago Zirvesi nde Balistik Füze Sa- 12 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 13

8 NATO da her şey güllük gülistanlık değil. Hem içeride çatlak sesler var hem de dışarıdan itirazlar. Ortak hareket etmede, ortak savunma maliyetlerini paylaşmada problemler var. Yani ittifak mali krizde. vunma Sistemi Radarı, Afganistan 2014 perspektifi ve Arap Baharı belirsizliği üzerinden Suriye krizi Türkiye yi daha yakından ilgilendiriyordu. Türkiye için 2010 Lizbon Zirvesi nde alınan balistik füze radarı kararı çok sıkıntılı bir karar olmuştur. Bilindiği gibi Füze Kalkanı na Türkiye karşı çıkmış, bazı şartlar ileri sürdükten sonra karara ittifak kararı olarak katılmıştır. Bu karar, Türkiye nin Batı Savunma Sistemi nde kaldığını gösterirken, son dönemlerde dış politikada geliştirilen Yeni Türkiye vizyonuna göre Rusya, İran, İsrail ve bölge politikalarında bazı sıkıntılara ve endişelere sebep olmuştur. Füze Savunma Radarı, Suriye krizi ve İran la gerilen ilişkiler nedeniyle farklı bir tablo ortaya koyarken, bu sisteme Rusya nın tepkisi ve tehditleri ise konuya stratejik bir boyut eklemiştir. Malatya Kürecik Radarı nın Amerikalılardan alınarak NATO tesisi olduğunun açıklanması Türkiye açısından zirvenin somut sonuçlarından biridir. Stratejik belirsizliklerin yaşandığı küresel ve bölgesel güç dengelerinin sarsıldığı dünyanın bu değişim ve geçiş sürecinde füze radarı konusunda Türkiye nin seçeneği ve alternatifi var mıydı? Stratejistler, ittifakı ülkeler arasındaki güç mücadelesinin (savaş) bir anlaşma çerçevesinde devamı olarak tarif ederler. NATO, Türkiye nin eskiye oranla daha fazla güç koyabildiği, isteklerini zorladığı ve politikasını etkilemeye çalıştığı bir ittifak platformudur. Genel sekreter seçiminde, Libya müdahalesinde ve Afganistan operasyonunda Türkiye ittifak şartlarını zorlayarak bir denge oluşturmaya çabalamıştır. Türkiye NATO nun tek Müslüman ülkesidir. İslam Dünyası için Batı Savunma Bloku içinde bir denge unsurudur. Etkisi de giderek artmaktadır. Türkiyesiz bir NATO Afganistan da ve Libya da anında bir haçlı ordusuna dönüşürdü. NATO nun Afganistan, Pakistan ve Libya operasyonlarında Türkiye nin bu rolü daima önemli olmuştur. Tam zirve anında Başbakan Erdoğan ın Pakistan da olması ve Afganistan hakkında açıklamalar yapması bir tesadüf değildir herhalde. Zirvede Afganistan ın konuşulacağı oturuma Pakistan ı son anda davet ettiren de Cumhurbaşkanı Gül olmuştur. Bunların önemi de, değeri de tartışılmazdır. NATO çekiliyor ama Türkiye Afganistan dan 2014 ten sonra da çekilmeyecektir. Bunu zirvedeki Gül de bölgedeki Erdoğan da ayrı ayrı açıklamışlardır. Türkiye nin o bölgede NATO yu da çok aşan hedefleri, amaçları ve beklentileri vardır çünkü. İşte bu hedefler ve beklentiler Türkiye nin NATO daki ve Füze Savunma Sistemi ndeki tutumunu açıklıyor olmalıdır. Türkiye bugün NATO da her zamankinden daha güçlüdür ve dominanttır. ABD ve Avrupa ekonomik krizle pençeleşiyor ve siyasi deprem yaşıyor. Papandreou, Berlusconi ve Sarkozy gitti ve Merkel sırada. Oysa Türkiye de siyasi ve ekonomik istikrarın verdiği özgüvenle uluslararası ilişkilerde daha etkili olduğu bir dönem yaşanıyor. Yardıma muhtaç değil, bağımsız inisiyatifler alma ve oyun kurma kabiliyetiyle uluslararası yükselen profili Türkiye yi bölgesel güç ve küresel aktör rolüne taşıyor. Ortadoğu ve Afrika için ekonomik ve siyasi referans oluyor, jeopolitiği de reel politiği de belirleme kapasitesi güçleniyor. İşte bu aşamadan sonra Türkiye nin ittifaklardan siyasi, ekonomik ve stratejik işbirliği anlaşmalarından daha kazançlı çıkma şansı ve fırsatı doğmuştur. İslam dünyası için, Türk dünyası için ve Türkiye için büyük hayallerimiz olabilir. Ancak dış politika ve stratejik ilişkiler hayallerle değil gerçeklerle yol alır. İdeallerimizi kaybetmeden, gücümüzün sınırlarını bilerek, gerçekleri görerek, çıkarları ve dengeleri gözeterek politika üretmeliyiz. İşte Türkiye için NATO böyle bir platform. SDE Stratejik Planlama Kurulu Başkanı* Barıştır(a)mayan Güç: NATO BM ve NATO operasyonlarının neredeyse tamamında sorunlar ilk müdahale edildiği günden itibaren daha da katlanmıştır. Geç kalmakla birlikte en başarılı operasyon sayılan Bosna dan sonra dahi Balkanlar sakinleşmemiş, aksine yeni katliam korkuları Kosova ve Makedonya yı sarmıştır. Böyle bir NATO, Akıllı Savunma yı ne kadar başarabilecektir? NATO 1949 da kurulduğunda Türkiye ye kurucu üyelik için davetiye gönderilmemişti. CHP nin iktidarı DP ye devretmesinden birkaç gün önce, 14 Mayıs 1950 de, Kuzey Atlantik İttifakı na ilk müracaatta bulunduğumuz tarihten günümüze NATO iç ve dış siyasetimizin en önemli gündem maddelerinin başında gelmektedir. Üyeliğe kabülümüzle Türkiye nin savunulmasının askeri sorumluluğu Belçika nın Mons şehrindeki NATO Avrupa karargahının (SHAPE) emrindeki Güney Avrupa Müttefik Komutanlığı na (AFSOUTH) verilmiştir. İzmir de konuşlanan ve bir Türk orgeneralinin emrindeki Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri Komutanlığı (LANDSO- UTHEAST LSE-) 2004 yılına kadar buraya bağlıydı. Bu tarihten sonra LSE, konumunu Napoli deki AIRSO- UTH karargahının fonksiyonlarını Ahmet ÜNAL* üstlenen ve komutası Amerikalı bir korgenerale devredilen Hava Unsur Komutanlığı na (CC-Air HQ) bırakmıştır. Ülkemizde, Amerikan ordusu tarafından doğrudan kullanılan İncirlik in yanısıra İzmir-Çiğli Hava Üssü, Muğla-Aksaz Deniz Üssü, Diyarbakır Pirinçlik ve Şile Üssü gibi çok tanınanlarla birlikte 10 civarında NATO üssü bulunmaktadır. Atom bombalarını saklayan bu üslerin yanısıra Türkiye deki bütün hava üsleri ve donanma limanları da aynı zamanda birer NATO tesisidir. Türkiye nin Yıldızı Parladı mı? Soğuk Savaş sonrası Kuzey Atlantik İttifakı, dünyanın en önemli silahlı gücü olma konumunu güçlendirirken Türkiye nin ittifak içindeki görevleri de giderek artmaktadır de Kore Savaşı na gönüllü olarak katıldığı günden itibaren Türki- 14 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 15

9 Smart Defence kavramı Türkçeye Akıllı Savunma şeklinde çevrilerek Dehşet dengesinden akıllı savunmaya gidileceği müjdesi verildi. Aslında Rasmussen Smart Defence inisiyatifini, Kuzey Amerika ve AB üyesi devletlerdeki vergi mükelleflerinin haklarını korumak olarak ele alıyordu. ye, İttifak ın bütün çağrılarını itirazsız kabul etmiştir. Kuzey Atlantik Paktı nın eskiden Güney Kanat şimdi ise cephe ülkesi olan Türkiye, sürekli yeni riskler üstlenirken NATO nun Avrupa daki ikinci büyük ordusuna sahip olmakla övündüğümüz Türk Silahlı Kuvvetleri, İttifak içinde layık olduğu şekilde temsil edilmemektedir. Osman Olcay ın 1971 de sona eren Genel Sekreter Yardımcılığı haricinde Türk yetkililer hiçbir üst düzey karargah görevine getirilmemiş aksine BM nin Somali operasyonu gibi kritik süreçlerde önemli görevler yüklenmeye teşvik edilmiştir. Türkiye, topraklarındaki NATO üslerinden sadece kira geliri alsaydı belki de daha güçlü bir güvenlik sistemi inşa edebilir miydi? Öncelikle Batının çıkarlarına hizmet eden üsler yüzünden özellikle komşusu Rusya ile savaşa dönüşebilecek kaç kriz yaşadık? Örneğin ABD 1961 de, Türkiye ye SSCB yi hedef alan nükleer başlıklı 15 Jüpiter füzesi yerleştirmiş fakat SSCB nin Küba ya konuşlandırdığı SAM füzesi resti karşısında bunları sökerek Türkiye yi hem zor durumda bırakmış hem de savunmasız bırakmıştı ta İncirlik üssünden kalkan U-2 uçakları, Ruslar tarafından düşürüldüğünde Rusya Türkiye yi ABD nin suç ortağı ilan etmişti. Bu eleştirilere 1974 deki silah ambargosunda yalnız bırakılmamız hatta 1990 larda terörle mücadele için ihtiyaç duyduğumuz cephanelerin verilmemesi de eklenebilir. Ayrıca demode techizatlar hibe edilirken cimrilik yapılmasa da sofistike silah sistemlerinin hemen hepsinin satışında Türkiye nin önüne ayrı engeller çıkarılmıştır. Fakat Türkiye NATO ya destek konusunda şimdiye dek hiç nazlanmamış, hatta Yunanistan İttifak a dönmek istediğinde kimi komutanlarımız milli çıkarlarımızı dahi bir yana bırakarak ABD li meslektaşlarının ricalarını geri çevirmemiştir. Hep Biz Yardım Ediyoruz! Şikago Zirvesi dolayısıyla ABD de bulunan Cumhurbaşkanı Gül, Türk gazetecilerle görüşürken, NATO sonuç bildirgesi hazırlıkları için yardım isteyen Obama ya karşı, Hep bizden yardım istiyorsunuz, biz de hep size yardım ediyoruz şeklinde karşılık verdiğini açıklamıştır. Bunun üzerine Obama da, NATO Genel Sekreteri Rasmussen i göstererek, Doğru, orada oturuyorsa sizin yardımlarınızla oldu diyerek Gül ü yanıtlamıştır. Gerçekten, Ankara nın Danimarka eski Başbakanı Anders Fogh Rasmussen in 2009 da Genel Sekreter seçilmesine karşı çıkmasının arka planında, bu ülkenin Roj Tv ye yayın izni vermesinin ötesinde başka nedenler de vardır. Rasmussen seçilirken Türkiye ye NATO Genel Sekreter Yardımcılığı payesi sözü verilmiştir. Ancak bu söz tutulmamış, Büyükelçi Hüseyin Diriöz, Genel Sekreterin Planlama ve Politikadan sorumlu asistanı (Assistant Secretary General Defence Policy and Planning) olarak karargaha atanarak gönlümüz alınmıştır! Şimdi ise Türkiye nin yıldızları biraz daha parlatılmakta ve İttifak içinde temsil edileceğimiz general yıldızı miktarı 10 a yükseltilmektedir Komşularla Bozulan İlişkiler Türkiye dün olduğu gibi bugün de komşuları Rusya, İran ve Suriye ile ilişkilerinde Batı ittifakının yanında yer alarak kendi ekonomik, siyasi, kültürel ilişkilerini hatta vatandaşının can güvenliğini tehlikeye atabilecek denli cesur adımlar atmaktadır. Mesala Füze Kalkanı projesi kapsamında Kürecik te kurulan erken uyarı radar sistemi hem İran ı hem de Rusya yı doğrudan rahatsız etmektedir. Rusya bu yüzden Zirve ye katılmadığı gibi kendi ülkesinde karşı tedbirler almaktadır. Yine Türkiye petrol ithalatımızın neredeyse yarısını karşıladığımız İran a uygulanan ekonomik ambargoya, ülke ekonomisine ciddi zararlar verdiği halde harfiyyen uymaya özen göstermektedir. Suriye konusunda ise kraldan çok kralcı dedirtecek kadar Avrupalı müttefiklerini dahi şaşırtacak şekilde Batı nın yaptırımlarını savunmaktadır. Güvenilmeyen Müttefik: Türkiye NATO, bölgesinde ve dünyada daha fazla sorumluluk üstlenmesini isterken Avrupa ülkeleri kadar ABD nin de Türkiye ye güven duymadığı görülmektedir. Güncel örnek; predatörlerle ilgili kararın bir türlü ABD kongresinden çıkarılamamasıdır. Bu konuda, Cumhurbaşkanı Gül, Yani bu kadar önemli müttefik olan bir ülkeye, kıskanç davranmamak gerekir, güvenmek gerekir 1 diyerek Türkiye nin isyanını dillendirmektedir. Leopar tankları ambargosunu unutamadığımız Almanya ve özellikle son dönemlerde sürekli altımızı oymaya çalışan Fransa da, Türkiye nin AB üyeliğine dün olduğu gibi bugün de açıkça karşı çıkmaktadır. Üstelik Türkiye nin terörle mücadelesinde pervasızca teröristlere destek verebilmektedir. Öte yandan İsrail le ilişkileri bozuk olan bir Türkiye nin ABD ve Batı için ne kadar katlanılabilir bir ortak olduğu da şüphelidir. NATO nun Zirve Gündemi 25. NATO zirvesi, Mayıs tarihleri arasında devlet ve hükümet başkanlarını ABD nin Chicago şehrinde biraraya getirdi. 28 üye ülkenin yanısıra, 60 ülke ve kuruluştan temsilcinin katıldığı ve Türkiye yi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ün temsil ettiği zirvenin gündemi, NATO nun yetenek inşası ve küresel ortaklık ağı oluşturulması ile Afganistan ın 2014 yılından sonraki güvenlik ve istikrar durumları olarak açıklandı. Protestolar ve terör tehditleri gölgesinde gerçekleşen zirvede, akıllı savunma kavramı ve balistik füze savunma sistemi de resmen ilan edildi. Türkiye nin füze kalkanı sistemi konusunda Kasım 2010 daki Lizbon Zirvesi nde belirlenen evsahipliği konumunun önemi yeniden vurgulandı. Zirvede devlet ve hükümet başkanları; 2020 ye doğru NATO güçlerinin savunma kapasiteleri ve teröre karşı politik rehberlik ile Afganistan a NATO öncülüğünde uluslararası güvenlik yardımı konusunda ortak metinler yayınladı. Peki, barış konusunda NATO ne kadar başarılıdır? NATO operasyonlarına sahne olan ülkelerdeki iç savaş tehlikesi her geçen gün yaygınlaşırken dünya kamuoyundaki eleştiriler daha üst perdeden seslendirilmektedir. NATO nun Handikapları NATO nun en büyük handikaplarından biri Afganistan da ve Libya daki başarısızlıklarıdır. Nitekim Afganistan daki başarısızlık üzerine Fransa, askerlerini bu ülkeden çekeceğini açıklamıştır. Afganistan da yaklaşık 3 bin 400 askeri bulunan Fransa nın bu manevrası NATO nun Afganistan daki planlarında askeri bir zafiyet oluşturmasa da bu tavrın siyasi anlamı çok daha büyüktür. İttifak güçlerinin bölge halkına ve inançlarına karşı saygısızlıklarıyla katmerlenen tepkilerin özellikle Avrupa da daha da yaygınlaşması sürpriz olmayacaktır. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Gül ün, devlet ve hükümet başkanlarına verilen yemekte, Kendi kendimizi aldatmayalım. On yıldır Afganistan a bunca emek ve para harcadık. Çekildikten sonra ya her şey eskiye dönerse, bütün bu emek ve para boşa gitmiş olmaz mı? sorusunun üzerinde düşünmekte fayda vardır. Başarısızlık BM nin Barış Gücü Operasyonları için de geçerlidir. Aslında NATO yahut BM operasyonlarının her biri dünya kamuoyunda ABD nin operasyonları gibi algılanmakta, sözkonusu uluslararası inisiyatiflerin bir hülle rolü üstlendiğine inanılmaktadır. Bu kapsamda BM nin Sudan, Burundi, Fildişi Akıllı Savunma kavramının kapsamında başlangıçta Rusya yer almıyordu. Füze Kalkanı konusunda rahatsızlık zirveye çıkınca düşman tanımı belirsiz bırakıldı ve semalarda uçan ve kimliği belirsiz nesnelerin hedef alınacağı öne sürüldü. UFO yu çağrıştıran bu yeni düşman tarifi haliyle Moskova tarafından hiç de inandırıcı bulunmadı. Sahilleri, Liberya, Kongo, Etyopya - Eritre, Batı Sahra, Haiti, Doğu Timor, Pakistan - Hindistan, Kıbrıs, Gürcistan, Kosova, Golan Tepeleri için gerçekleştirdiği barışı koruma ve barışı sağlama operasyonlarının barış konusunda ne kadar tartışmalı olduğunu da hatırlamak gerekir! Neredeyse BM ve NATO operasyonlarının tamamında sorunlar ilk müdahale edildiği günden itibaren daha da katlanmıştır. Geç kalmakla birlikte en başarılı operasyon sayılan Bosna dan sonra Balkanlar sakinleşmemiş, aksine yeni katliam korkuları Kosova ve Makedonya yı da sarmıştır. Türkiye nin Rolü ve Etkinliği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2014 yılında ISAF operasyonları nihayete erdikten sonra Afganistan ile Türkiye arasında çok kapsamlı bir stratejik işbirliği anlaşmasının imzalacağını açıkladı. Benzer şekilde Türkiye, Suriye konusunda Arap Ligi, Rusya ve Çin in yanısıra NATO ülkelerini uyarmakta ve daha aktif tedbirler almaya çağırmaktadır. Hatta üye ülkelerin birine saldırı olursa bütün ittifak üyelerinin cevap vermesini içeren sözleşme maddesi gündeme getirilmektedir. 16 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 17

10 Gelişmeler değerlendirildiğinde Türkiye nin uluslararası güçler tarafından belirlenen operasyonlarda daha fazla görev almak ve buna paralel olarak da sözkonusu karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmek gibi bir politikasının olduğu değerlendirilebilir. Ancak referans aldığımız bu ulus-üstü kurumlar kendi içlerinde ne kadar tutarlıdır ve Türkiye nin komşusu Rusya ve İran ın yanısıra yükselen bir güç olarak Çin in bu kurumlarla ilişkileri Ankara yı hangi risklerle yüzleştirmektedir? Akılı Savunma ve UFO lar Türk uzmanlar Genel Sekreter Rasmussen in Smart Defence 2 kavramını hızlı bir şekilde Akıllı Savunma şeklinde Türkçe ye tercüme etti ve Dehşet dengesinden akıllı savunmaya gidileceği müjdesini verdiler. Aslında bu kavram neyi ifade ediyordu? Rasmussen bu kavramı, ilk kez 4 Şubat 2011 de kullandı. Kasım 2010 da Lizbon Zirvesi nde belirlenen NATO nun yeni stratejik konseptine göndermede bulunan Genel Sekreter, Smart Defence inisiyatifini, daha az para ödemek için birlikte daha esnek çalışarak daha kapsamlı bir güvenlik olarak özetliyordu. Bunun amacının özellikle vergi ödeyenlerin haklarını korumak olduğunu belirtiyordu. Rasmussen birçok konuşmasında Akıllı Savunma yı Kuzey Amerika ile AB ülkeleri arasındaki ortak çıkarları vurgulamak için kullanmıştı. Rusya bunun bir parçası değildi. Fakat Füze Kalkanı konusunda rahatsızlık zirveye çıkınca düşman tanımı belirsiz bırakılmış ve semalarda uçan ve kimliği belirsiz nesnelerin hedef alınacağı ileri sürülmüştür. UFO yu çağrıştıran bu yeni düşman tarifi haliyle Moskova tarafından hiç de inandırıcı bulunmamıştır. Yeni NATO Yeni Türkiye ve Değişmeyenler Rasmussen in 17 Şubat 2012 de Ankara da yaptığı konuşma, NATO nun resmi sitesinde New NATO New Turkey 3 başlığı ile duyurulmuştu. Bu konuşmada Rasmussen şöyle diyordu: Türkiye 60 yıldır NATO nun önemli bir üyesi. Bu altmış yıl içinde çok şey değişti ama birbirimize olan taahhüdümüz değişmedi dedikten sonra şöyle devam etmişti: Türkiye NATO için çok şey yapmıştır. İstikrar, güvenlik ve dayanışmaya olan taahhüdünü her zaman göstermiştir. NATO da Türkiye için çok şey yapmıştır ve yapmaktadır. Rasmussen özetle, NATO nun kuruluş antlaşması dünyanın en güçlü güvenlik sigortasıdır. Her bir Müttefike sağlanan güvenlik, sdece kendi katkılarıyla sağlayabileceği Türkiye, süper güçlerin kurduğu strateji oyunlarında basit bir figüran olmaktan kurtulmak için öncelikle çıkarlarını ve ideallerini net bir şekilde tarif ederek, kendi görüşleri ile örtüşen konularda sözkonusu organizasyonları akıllı işbirliklerine yönlendirmelidir. güvenlikten daha fazladır. NATO ortaklarıyla toplandığı zaman, Türkiye nin görüşü tüm dünyada duyulur Stockholm dan Sidney e, Cezayir den Astana ya kadar diyerek temsil ettiği kurumu savunuyordu. Fakat bu genel geçer sözlerin hiçbirinin Türkiye nin müttefiklerinden beklediği takdirin karşılığı olmadığı açıktır. Türkiye elbette BM, AB ve NATO gibi uluslararası kurumlarda yıllarca büyük tavizler vererek sağladığı konumunu, ideolojik saplantılara feda edip bir anda harcamamalıdır. Ancak hem kendi insanlarını hem de uluslararası kamuoyunu ikna edecek farklı bir söylem geliştirmelidir. Süper güçlerin kurduğu strateji oyunlarında basit bir figüran olmaktan kurtulmak için öncelikle çıkarlarını ve ideallerini net bir şekilde tarif ederek, kendi görüşleri ile örtüşen konularda sözkonusu organizasyonları akıllı işbirliklerine yönlendirmelidir. SD Yazı İşleri Müdürü* Türkiye nin Suriye Politikası ve Muhaberat Vesveseleri Türkiye yi Suriye konusunda Batılı ülkelerin peşine takılmış veya onların emirlerini yerine getiriyor gibi göstermeye çalışıyorlar. Bunu yaparken tabii ki bütün verileri, haberleri, bilgileri çarpıtıyorlar. Bir defa şu anda Suriye deki insani drama karşı bütün dünyayı ayağa kaldırmaya çalışan Türkiye dir. Olup bitenlere karşı tamamen pragmatist bir ikiyüzlülükle sessiz kalan bilhassa Batılı ülkeleri harekete geçirmeye çalışan da Türkiye. Suriye de Esed rejimi ile muhalifler arasındaki çatışmalar giderek eşitler arasında bir çatışma görüntüsü vermeye başlıyor. Bu görüntü Baas rejiminin başta çok küçümsediği muhalefetin artık inkâr veya gözardı edemediği bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Ama aynı zamanda muhalefetin bu boyutunu kabullenmekle bir yandan da kendini meşru bir savaş veya müdafaa içinde göstermeyi de umuyor. Çünkü savaştığı gücün ne kadar kendi dengi olduğunu kanıtlayabiliyorsa o ölçüde katliamlarını da makul ve haklı gösterebilmeyi umuyor. Bunu gösterebilmesi de güçlü bir propaganda kampanyasını eşzamanlı olarak yürütebilmesine bağlı oluyor. O yüzden Suriye deki durumla ilgili yansıyan haberler giderek kafa karıştırıcı, propaganda boyutu ile haber boyutu birbirine karışmış bir manzara arz etmeye başlıyor. Örneğin, rejim kaynakları olayların başladığı günden bugüne kadar ölen 14 bine yakın insanın 3 binden fazlasının asker veya polis olduğunu Yasin AKTAY* iddia ederek Suriye olaylarında artık bir savaşan taraflar denkliği gösterilmeye çalışılıyor. Açıkçası savaşan taraflar Suriye deki şiddetin meşruiyetini rejim lehine restore etmeye dönük bir hamle. Oysa bu tam da işin tabiatına uyan bir dezenformasyon. Bu da hem rakamlarda tam bir abartı hem de ölen her polis veya askerin rejim yanlısı olduğu varsayımına dayanıyor. Oysa muhalefetin safına geçme ihtimalinden kuşkulanılan askerler de anında infaz ediliyor. Bu arada Şam ın merkezinde muhaberat merkezinin çok yakınında patlayan bombaya yüklenen propaganda bu ucuz ve basit denklemin bütün unsurlarını ele veriyor. Rejim bunu muhaliflerin terörizminin veya el-kaide ile olan işbirliğinin bir işareti olarak sunmakta çok aceleci davrandı. Oysa bütün veriler tam tersini söylüyor. El-Kaide nin yapmadığı işleri bile üstlenerek reklam yapma istidadı var ve bu olayda buna hiç yanaşmadı (ilk başta el-kaide ye bağlı bir grubun bunu üslendiği duyuruldu ancak kısa 18 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 19

11 Suriye konusunda Türkiye nin izlediği politikayı eleştirenlerin hepsinin başta, ortada veya sonuçta en iştahla başvurdukları yol bu işten Türkiye nin ne kadar zararlı çıktığı veya çıkacağını göstermeye çalışmaları oluyor. sürede bu grubun kaynaklarınca bu sahiplenme yalanlandı), bir. İkincisi, muhaliflerin en zayıf oldukları yerde Şam da, muhaberatın hemen yakınlarında böyle bir işi üstlenme kapasiteleri yok. Muhaliflerden eline silah alanların bütün savaş tecrübeleri en fazla 4-5 aylık. Son bombalama eylemi ise neresinden bakarsanız çok daha büyük tecrübe ve bilgi birikimi gerektiriyor. Bütün işaretler Muhaberatı işaret ediyor yani. Suriye de Olanları Yeniden Hatırlatmak Gerekirse Gerçek şu ki, bugün manzara iki eşit gücün savaşından çok farklı bir görüntü arz ediyor. Son derece güçlü-ağır silahlara sahip organize bir devletin saldırılarına karşı en önemli silah kaynağı o ordudan elde ettiği ganimetler olan düzensiz grupların ayaklanışı veya direnişi sözkonusudur. Bu direniş bugün dışarıdan silah almakla suçlanıyor, oysa kendilerine karşı topyekûn bir imha hareketine girmiş olan rejimin ağır silahları karşısında alabildiği yardımlar kendilerini savunmaya bile tam olarak yetmiyor. Diğer Arap baharı yaşayan ülkelerdekine nazaran Suriye de muhaliflerin silahla fazlasıyla haşir neşir olması elbette ki devrimin niteliğini değiştirmektedir. Bu devrim diğer örneklerdeki gibi topyekûn bir halk ayaklanması şeklinde değil, gerçekten de halkın önemli bir kesiminin moral desteğini alan bir silahlı ayaklanmaya da dönüşmüş durumda. Ancak bunun böyle olmasından muhalifleri sorumlu tutmak son derece haksız. Hatırlamak gerekir ki, başta son derece barışçıl ve hükümeti reformlar yapmaya davet eden gösteriler şeklinde ortaya çıkan hareketler aşırı şiddetle muamele gördükçe rejim karşıtı bir ayaklanmaya dönüştü. Bu ayaklanma başta Esed tarafından çok küçümsendi ve orantısız bir şiddet uygulamasıyla kolaylıkla bastırabileceği düşünüldü. Açıkçası bu yol her seferinde onbinlerce vatandaşının hayatına mal olsa da Baas rejimi için geçmişte hep denenmiş ve başarısı kanıtlanmış bir yoldu. Nasılsa, o hayatlar Baas rejimi için hiç bir değer ifade etmiyordu Hama da bir hafta içinde 35 bin insanın katledilmesinden sonra tesis edilen korku düzeni şimdiye kadar nasıl olsa rejimi sarsacak bir hoşnutsuzluğun ortaya çıkmasını engellemeye yetmişti. Öyle bile olsa Suriye rejimi demokratik taleplerle meydanları doldurmaya çalışan ve ilk başta sadece islahu n nizam (rejimin reformu) sloganıyla yürüyen halka ateş açmak yerine onları tolere etmeyi, onlarla uzlaşmayı tercih etmeyi deneyebilirdi. Tolere etse, hatta göstermelik de olsa bir diyalog yolu arasa bugün işler çok farklı bir noktada olabilirdi. Nitekim aynı şey Ürdün de de olmuş ama Ürdün hükümetinin farklı yaklaşımı sayesinde orada Suriye ye benzer olaylar yaşanmadı. Oysa Suriye rejimi daha önce defalarca yaptığı gibi yine ateşle karşılık vererek kendince kafasını uzun süre rahat ettirecek en kolay yola başvurmayı tercih etti. Nitekim Hama da bir kaç gün içinde katlettiği 35 bin insan ve akabinde tutuklayarak zindanlarda yok ettiği 50 bin insanın akıbetinin yüreklerde saldığı korkuyla halkta tam bir teslimiyet kültürü yaratmayı başarmıştı. Aynı şeyin başlarına geleceğini hatırlayacak kitlelerin bir daha asla böyle bir şeye kalkışmamaları beklenirdi. Ancak bu sefer uygulanan korkutma siyaseti tam tersine sonuçlar üretti. Baskı politikalarının bir düzeyi halkta öfke patlamaları yaratıyordu. Halk giderek korku duvarlarını yıkıyor ve maruz kaldığı muameleye öfkesini korku sınırlarını aşarak veriyordu. Bu arada belki de Baas rejiminin beklentisinin tam aksine, ayaklanan halk yolundan geri döndüğünde başına gelebileceklerinden emin. Yani gerçekten de korkuyor ama ayaklanmadan dolayı başına geleceklerden değil, aksine durduğu takdirde başına geleceklerden korkuyor. Dolayısıyla rejimin korkutması halkı ayaklanmaktan vazgeçmeye değil ayaklanmadan geri dönmemeye daha fazla ikna ediyor. Baasçıların geçmişte yapmış oldukları bundan sonra neler yapabileceklerini çok iyi öğretmiş durumda çünkü. Türkiye nin Suriye yle Sorunu Ne? Suriye deki süreç uzadıkça Türkiye nin politikası da daha fazla eleştiri konusu oluyor. Çünkü Türkiye gerçekten de baştan itibaren herkesten daha net tavır takındı, açık bir taraf oldu. Şimdi Suriye deki katliamlara seyirci kalmayı göze alarak Türkiye nin yalnız kalmış olmasına bakarak Türkiye nin baştan itibaren yanlış yolda olduğunu söylemek mümkün mü? Suriye politikasını eleştirenler Türkiye nin bu işte acele davranmış olduğunu ve izlediği siyaset dolayısıyla ne kadar çok ülkeyi veya uluslararası gücü karşısına almış olduğuna dikkat çekiyorlar. Türkiye sanki savaşa karar vermiş gibi bu savaşın Türkiye için nelere mal olacağını anlatmaya çalışıyorlar. Bir defa öncelikle Türkiye, Suriye ye savaş ilan etmiş de haberimiz mi yok? Türkiye baştan beri katliamı durdurmaya çalışıyor, bunun için de kendi halkını katliama tabi tutan bir devletin meşruiyetinin kalmayacağını söylüyor. Yoksa halkına karşı savaşan bir rejimin meşruiyeti var da bizim mi haberimiz yok? Eleştirenlerin katliamlarla ilgili iyi de ama öbür taraf da öldürüyor, silahlanıyor demekten başka söyledikleri bir şey mi var? Tabii ki bütün çatışmalarda iki taraf vardır. Her iki çatışan grup arasında çatışma başlar başlamaz taraf tutmak elbette ki gerekmez, barış ve arabuluculuk ihtimalleri sonuna kadar tüketilmeli, ama ya biri diğerine karşı sistematik ve devamlı bir haksızlık ve zulüm yapıyorsa, ona karşı açık bir tavır takınmak gerekmez mi? Tuhaf İlke-Çıkar Muhasebeleri Suriye üzerinde dış güçlerin oyunları retoriği sonuçta burada katilin Esed ve rejimi olduğu ve bu rejim durdukça öldürmeye devam ediyor olduğu gerçeğini ne yazık ki değiştirmiyor. Katliamsa, evrensel nitelikli lanetlik bir cürümdür ve eninde sonunda insanlar, ülkeler, halklar onun karşısında nerede durduklarına göre değerlendirilirler. İsterseniz biraz tarihe bakın, muhtaç olduğumuz ibreti orada kolaylıkla bulursunuz. Suriye konusunda Türkiye nin izlediği politikayı eleştirenlerin hepsinin başta, ortada veya sonuçta en iştahla başvurdukları yol bu işten Türkiye nin ne kadar zararlı çıktığı veya çıkacağını göstermeye çalışmaları oluyor. Türkiye yi NATO veya Batılı güçlerin işgalci heveslerini gerçekleştirmek gibi suçlamalarla ve dolayısıyla sözümona etik gerekçelerle eleştirmekle başlayıp kısa sürede bu çıkar hesaplarına saplanıp kalıyorlar. Çıkar siyasetine dönüldüğünde en fazla vurgulanan konulardan biri Esed ın veya Baas rejiminin yıkılamazlığı oluyor. Söylenen şey: Baas rejimi yıkılamayacağına göre Türkiye nin bu duruma biat etmekten ve bu rejimin yaptıklarına sessiz kalmaktan başka çaresi de yok daha akıllıca bir siyaset seçeneği de. Türkiye ye telkin ettikleri şey kelimenin tam anlamıyla şahsiyetsiz çıkar politikası. NATO veya ABD karşıtlığı gibi ideolojik bir noktadan başlayıp bu tipik ABD pragmatizmi ile bitirmek de apayrı bir tuhaflık, onu da geçelim. Bu noktada Esed i yıkılamaz kılan en önemli desteklerin Çin, Rusya ve Türkiye nin derdi kimsenin rejimi falan değildi. Bölgede bir sürü değişik rejim var ama Türkiye nin bu rejimleri değiştirmek gibi bir misyonu yok ve olamaz da. İşlerin Suriye de bu raddeye nasıl gelmiş olduğunu asla unutmayalım. İran dan geldiğinin söylenmesi ihmal edilmiyor. NATO nun lanetlik bir şey olduğunu kolay anlıyoruz da, NATO karşısında yer alan bir Rusya nın nasıl bir hayrı temsil ettiğini doğrusu hiç bir zaman anlamış değilim. Sohbet ettiğimiz bir İranlı diplomat, Suriye ye karşı Amerika nın yanında yer almanın Müslümanları bırakıp kafirleri dost edinmek olarak İslam la bağdaşmadığını anlattı. Kendisine Suriye ye veya İran a karşı ABD yi tutmak gibi bir eğilimin Türkiye deki hiç bir siyasi eğilimde (ne iktidarında ne muhalefetinde) asla olamayacağını anlattım. Ama kapı gibi bir Rusya, Çin, İran, Suriye ittifakı ortadayken bu karşılaştırmayı nasıl yapabildiğini sormayı da ihmal etmedim. ABD emperyalizmine veya Siyonizm e karşı bir ittifakın her gün onlarca Müslüman ın hayatına, onuruna, haysiyetine tecavüz ediyor olmasının hiç bir vicdanda karşılığı yok. Türkiye yi Suriye konusunda Batılı ülkelerin peşine takılmış veya onların emirlerini yerine getiriyor gibi göstermeye çalışıyorlar. Bunu yaparken tabii ki bütün verileri, haberleri, bilgileri çarpıtıyorlar. Bir defa şu anda Suriye deki insani drama karşı bütün dünyayı ayağa kaldırmaya çalışan Türkiye dir. Olup bitenlere karşı tamamen pragmatist bir ikiyüzlülükle sessiz kalan bilhassa Batılı ülkeleri harekete geçirmeye çalışan da Türkiye. Batılı ülkelerin, her zamanki, gibi doğrudan çıkarları olmayan hususlarda ne insan hakları ihlalleri, ne işkenceler, ne katliamlar umurlarında değil. Nasılsa ölenler Müslüman ve nasılsa İsrail e ve batılı çıkarlara en ufak bir zararı yok bu olup bitenlerin. İnsan hakları örgütlerinin doğrudan tanıklara dayanarak kaydettikleri sayısız hikayenin hiç biri Batılı ülkelerde vicdanları harekete geçirmedi. Çünkü Esed rejimi bu ülkelerin mutabık oldukları Ortadoğu düzeni içinde önemli bir denge unsuru ve onu kimse hareket ettirmek istemiyor. Bugün ABD ve İsrail için Esed rejimine karşı muhalif sesler sadece yaptıklarının artık savunulamaz olduğu bilindiğinden duyuluyor ama gerçekten gitmesi doğrultusunda hiç bir şey yaptıkları da yok. Esed rejiminin gerçekten gitmesini istedikleri de yok. Çünkü tasarladıkları Ortadoğu için Esed rejimine bir alternatifleri yok. Bu bağlamda Türkiye nin siyaseti onları baskı altında tuttuğu için rahatsızlık bile veriyor. Türkiye yi bu süreçte yalnız bırakıyorlar çünkü onların istedikleri Suriye ile Türkiye nin süreç içinde önünü açıyor olduğu Suriye arasında dağlar kadar fark var. Mevcut muhalefet, en kötü haliyle bile, başarılı olduğunda İsrail ile ilişkilerini Esed rejimi gibi sürdürmeyecektir, en azından Golan ı daha güçlü bir biçimde isteyecek, Lübnan da İsrail lehine Suriye nin sürdürdüğü dengeyi rahatsız edecektir. Bu arada Suriye rejimiyle ilgili eleştiriler veya siyaset karşısında hemen Suudi Arabistan ın veya diğer Körfez ülkelerinin demokratik olmayan rejimleri öne sürülmüyor mu? Sanırsınız, Türkiye bölgedeki bütün rejimlerin demokratikleşmesini birinci öncelikli hedefleri arasına koymuş, herkesin rejimine ayar veriyor da Suriye ile sorunu da buradan çıkıyor. Doğrusu cevaplamaya değmez bir mugalâta bu. Ama yine de söyleyelim. Türkiye nin Suriye ile olan sorunu Suriye nin rejiminden kaynaklanmadı. Evet, Suriye rejimine nihai olarak rıza göstermek mümkün değil, ama halkı ona itiraz etmedikçe kimsenin yapacağı bir şey 20 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 21

12 yoktur. Suriye rejimi düne kadar aynı rejimdi ve Türkiye nin bu rejimle bir sorunu yoktu. Üstelik bütün Batılı ülkeler Suriye ye karşı yaptırımlar uygulamaktan bahsederken Türkiye eksen kayması eleştirilerini göze alarak Suriye ye adeta kalkan oluşturuyordu. Sorun kimsenin rejiminin ne olduğu değil ki... Sözkonusu olan basitçe ve tek kelimeyle sivil halka yönelik katliam, kendi halkına karşı savaş. Suudi Arabistan da Allah muhafaza aynı türden olaylar olsa, tavrımızın başka türlü olacağını kim söylüyor? Suriye kendi ülkesindeki gösterilere ve protestolara karşı başka türlü davranabilirdi. Halkı şiddetle bastırmak, halkına karşı savaş açmak yerine onları bilgece bir olgunlukla karşılayabilirdi. Böyle olması kesinlikle hem Esed rejimi için çok daha iyi olurdu hem de Türkiye için. Oysa Esed bu yaklaşımıyla hem kendi meşruiyetini yitirdi hem de Türkiye ye sonuçta elbette ki kendi zararına olacak şekilde bir siyaset izlemekten başka bir seçenek bırakmadı. Evet, Suriye de olup bitenlerin şu anda Türkiye nin zararına olduğu çok açık. Ama Türkiye nin bu olay karşısında kayıtsız kalması ve sadece faydayı öncelemesi halinde ne duruma düşeceğinin de iyi hesaplanması gerekir. Muhaberatın Türkiye Ayağı! Arap Baharı nın rüzgarlarının Suriye ye ilk ulaştığı dönemlerde konuyu tartışmak üzere katıldığım değişik çalışmalarda işin uzmanlarından duyduğum farklı muhtemel gelişmeler arasında fazla şans vermediğim senaryolardan biri Türkiye de faaliyete geçip etkili olacak güçlü Suriye-Baas lobisi idi. Böyle bir lobinin varlığının elbette farkındaydım ama bunun Türkiye de kamuoyunu muhtemel belirleme gücünü fazla küçümsediğimi itiraf etmeliyim. Sonuçta Baas rejiminin protestolara karşı bu kadar kısa sürede ve bu çapta bir şiddetle mukavemet edeceğini de düşünmemiştik. Ama sözkonusu lobinin Baas rejimi ne yaparsa yapsın, her halükarda ona sahip çıkma konusunda gösterdiği maharet ve performans, doğrusu inanılır gibi değil. Baksanıza neresinden bakarsanız ortada 14 bin ölüm, onbinlerce yaralı, 100 bin in üstünde tutuklu ve Ürdün, Lübnan ve Türkiye ye sığınmak zorunda kalmış en az 140 bin mülteci var. Ancak, neredeyse bütün bu tablonun tek sorumlusunun ak sütten çıkmış masum bir rejime karşı ayaklanan terörist muhalifler olduğuna inandıracaklar. Bazı kesimlerdeki AK Parti ye karşı ne olursa olsun muhalefet duygusunun bu olayda tuhaf ittifaklar ortaya çıkardığını da ibretle seyrediyoruz. Kılıçdaroğlu nun Erdoğan ı Amerika nın taşeronu olarak niteleyen sözleri İran a ait Press TV de aydınlatıcı bir haber olarak defalarca döndürülüyor. CHP nin Baas rejimine olan yatkınlığı meçhul değildi ama biz bunu tek taraflı bir aşk zannediyorduk. Bu aşkın taa İran dan karşılık bulması da Suriye olayının bize bir promosyonu oldu Baas lobisinin tipik çalışma tarzı vesvese yaymak. Vesvese, adı üstünde, hiç bir zaman geçerli ve karşılığı olan bir bilgiye, sağlıklı bir kıyasa veya argümana dayanmaz. Bir imgeyi akla düşürmesi yeterlidir. Örneğin, Esed ve Baas rejiminin katliamlarına, işkencelerine dikkat çektikçe NATO nun Afganistan da yaptıkları hatırlatılıyor. Suriye deki katliamlardan bahsedilince Suudi Arabistan-Katar, Bahreyn hatırlatmaları yapılır bir anda. Her biri ne alaka? dedirtecek şeyler, ama vesvese işte. Bu vesvesenin ciddiye alınması aslında vicdanın nasıl bir pazara çıktığının resmini veriyor sadece. Kimden gelirse gelsin zulme karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana olma ilkesinin suyu mu çıktı? NATO nun Müslümanlara veya başka mazlumlara şu veya bu coğrafyada yaptığı zulümlere karşı olmak sanki çok mu zor? Bir defa, daha önce de söyledik, Türkiye nin derdi kimsenin rejimi falan değildi. Bölgede bir sürü değişik rejim var ama Türkiye nin bu rejimleri değiştirmek gibi bir misyonu yok ve olamaz da. İşlerin Suriye de bu raddeye nasıl gelmiş olduğunu asla unutmayalım. Türkiye nin Suriye ye tavsiye ettiğini Esed dinlemiş olsaydı işler bu raddeye gelmiş olmazdı ve Suriye nin bu rejimi kendi halkıyla barışık olarak ve Türkiye ile de sağlanmış güçlü ilişkilerle devam ederdi. Nitekim Esed in dinlemediği tavsiyeleri, o kadar yoğun bir mesai harcanmamış olduğu halde Ürdün dinledi ve Arap Baharı nın yıkıcı etkisini atlatmış oldu. Arap Baharı nın domino etkisinin Suudi Arabistan ı da sarsacağı beklendi. Oysa Suudi Arabistan Ürdün den bile atak davranarak kendi halkı nezdindeki muhtemel hoşnutsuzlukları maaşları yükselterek ve bol bol para dağıtarak gidermeye çalıştı. Halihazırda Suudi Arabistan da halkın rejime karşı güçlü bir hoşnutsuzluğuna dair bir işaret yok. Bu ne Ürdün ne de Suudi Arabistan rejimleri hakkında olumlu bir değerlendirme anlamına gelmiyor. Sadece Türkiye nin süreçlere müdahale etmesiyle ilgili değerlendirmenin rejimlerin mahiyetiyle ilgili olamayacağını gösteriyor. Rejimlerin meşruiyeti hakla kurdukları rıza dengesiyle ölçülür ve bunun nasıl sağlandığına dışarıdan karışmanın uluslar arası düzeyde geçerli bir hukuku yok. Sonuçta Türkiye yi tutarlı olmak adına rejimini beğenmediği her ülkeye karşı Suriye ye karşı takındığı tavrı almaya davet edenlerin aklı gerçekten fazla karışık Tekrar hatırlatalım, Suriye ile Türkiye nin arasındaki sorun, en başından beri rejim değildi, sadece ve sadece vicdan sahibi hiç kimsenin duyarsız kalamayacağı cinayetlerdi. SDE Başkanı, Prof. Dr.* Annan Planı Sonrası Suriye Krizi: Sorunlar, Aktörler ve Olasılıklar Krizin barışçıl yollardan çözülmesini kolaylaştırabilmek için Arap Birliği ve BM Özel Temsilcisi olarak atanan Kofi Annan ın ortaya koyduğu Suriye için Barış Planı Suriye nin de kabul etmesiyle 10 Nisan 2012 de yürürlüğe girdi ancak Suriye hükümetinin 10 Nisan dan sonra da göstericilere şiddet uygulaması, kent merkezlerinden ağır silahları çekmemesi planı tartışmalı hale getirdi. Geçtiğimiz yıl bütün dünyanın dikkatini yoğunlaştırdığı, Mısır ve Tunus ta sivil gösteriler; Libya da dış müdahale neticesinde rejimlerin devrilmesiyle devam eden süreç Suriye de tıkanmış görünüyor. Özellikle Bahreyn de İnci Meydanı nı işgal eden sivil göstericilerin Körfez İşbirliği Teşkilatı çatısı altında görevlendirilen S. Arabistanlı askerler tarafından şiddet kullanılarak dağıtılması; Libya da Muammer Kaddafi nin NATO kuvvetlerinin ülkeye aktif askerî müdahalesiyle devrilmesi sürece ilişkin çok sayıda soru işaretini akıllara getirmişti. Yine de süreç Batı medyasında Arap Baharı ; Arap kamuoyunda ve İslâm dünyasında Devrimler olarak nitelendi. Bununla birlikte rejim değişikliklerinin yaşandığı ülkelerde ciddi kriz belirtileri Öner BUÇUKCU* gözlemleniyor. Sürecin sembolü haline gelen Tahrir Meydanı na ev sahipliği yapan Mısır da asker yönetimi sivillere devretme noktasında zorlaştırıcı prosedürler uygularken Libya da bir kabileler savaşı çıkmasından endişe ediliyor. Bu süreci en sarsıntısız atlattığı algısının yaratıldığı Tunus ta ekonomik göstergeler ülkenin geleceği açısından umut vadeden bir noktada bulunmuyor. Bütün bunların yanı sıra Mart 2012 den beri süregelen Suriye olayları hem bölgesel hem de küresel bir yarılmaya sebep olmuş gibi görünüyor. Tunus ve Mısır da halk hareketlerinin yoğunlaştığı ilk günlerde gösteriler Suriye ye ne zaman sıçrayacak diye tartışıldığı bir sırada Wall Street Journal gazetesine mülakat 22 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 23

13 Suriye de farklı düşünsel formlarıyla olmakla birlikte 1963 ten itibaren kesintisiz bir Baas iktidarı yaşanmaktadır. Bu iktidar 1971 de gerçekleştirilen hükümet darbesinden sonra kesintisiz bir biçimde Esed ailesinin eliyle sürdürülmektedir. veren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed bölgede reformlara ve değişime yönelik bir istek bulunduğunu, bunu gördüklerini ve karşılamak için çalışacaklarını söylemişti. Esasında Suriye Baas Partisi değişime yönelik isteği 2005 ten önce görmüş; 2005 teki Baas Partisi kongresinde, Partinin ülkedeki reformların önünü açması gerektiğine yönelik kararlar alınmıştı. Ancak Mart 2011 de Suriye de başlayan sivil gösterilerin güvenlik güçleri tarafından makul olmayan bir şiddetle bastırılması, rejimin sivil göstericilere yönelik uyguladığı şiddetin Mayıs sonundan itibaren artış göstermesi üzerine Suriye deki olaylar bir uluslararası krize dönüştü, yapılan ve yapılacak reformların üzerine gölge düştü. Krizin barışçıl yollardan çözülmesini kolaylaştırabilmek için Arap Birliği ve BM Özel Temsilcisi olarak atanan Kofi Annan ın ortaya koyduğu Suriye için Barış Planı Suriye nin de kabul etmesiyle 10 Nisan 2012 de yürürlüğe girdi 1 ancak Suriye hükümetinin 10 Nisan dan sonra da göstericilere şiddet uygulaması, kent merkezlerinden ağır silahları çekmemesi Annan Planı nın başarısını tartışmalı hale getirdi. Gelinen noktada birkaç ön tespitte bulunmak mümkün. Suriye yi takip eden birçok gözlemci Beşar Esed yönetiminin günlerinin sayılı olduğunu düşünüyor ancak bugünden bakılınca Esed yönetiminin gitmesine ilişkin herhangi bir takvim vermek ve sürecin sonunda ortaya nasıl bir yapı çıkacağını kestirmek son derece güç görünüyor. Batılı ülkeler Esed yönetimine gitmesi yönünde çağrı yapmalarına rağmen müdahale etme konusunda isteksiz davranıyorlar ve Suriye krizinin Türkiye ve Arap Birliği eliyle çözülmesi yönünde tavır koyuyorlar. Ancak Tunus, Mısır ve Libya dan çok daha karmaşık ve yakın çevrede yaratacağı tahribat çok daha büyük olan Suriye konusunda Türkiye ve Arap Birliği nin kullanabileceği politik enstrümanlar son derece sınırlı. Etkin bir uluslararası destek almalarına rağmen bu desteği Suriye de siyasî bir güce dönüştürmede sıkıntı yaşayan muhaliflerin barışçıl gösteriler yapma niyetinden silah kullanarak Esed rejimini devirme stratejisine yönelmeleri ise yakın gelecekte bir mezhep çatışmasının fitilini ateşliyor. Neticede Suriye de kan akmaya devam ediyor ve herkesin kafasındaki birden fazla sorunun temelinde tek bir soru var: Suriye yi ve bölgeyi bundan sonra ne bekliyor? Suriye de farklı düşünsel formları ol- Suriye de olaylar başladığında Avrupa nın önemli başkentlerini dolaşarak yurtdışındaki Suriyelilerle toplantılar gerçekleştiren Haddam, özellikle seküler eğilimli akademisyen ve düşünürlerden oluşan bir muhalefet cephesinin teşkil ettirilmesinde önemli katkı sağlamıştır. makla birlikte 1963 ten itibaren kesintisiz bir Baas iktidarı yaşanmaktadır. Bu iktidar 1971 de gerçekleştirilen hükümet darbesinden sonra kesintisiz bir biçimde Esed ailesinin eliyle sürdürülmektedir ten 2011 de Anayasa da yapılan tadilata kadar ise Baas Partisi nin ülkede politik bir tekeli bulunduğunun altı çizilmelidir. Suriye Anayasası nın değiştirilen 8.maddesi Suriye de Baas dışında herhangi bir siyasal örgütlenmeye yılları arasında izin vermemiştir. Dolayısıyla bugün Suriye de yaşanan gelişmeleri sadece bir demokratikleşme (democratisation) süreci olarak değerlendirmek ve analiz etmek yanlış bir tutum olacaktır. Zira Suriye de Esed in devrilmesi (büyük bir ihtimalle) yaklaşık 50 yıllık kesintisiz Baas iktidarının da devrilmesi anlamına gelmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus Suriye deki Baas iktidarının Mısır, Tunus ve Libya da devrilen iktidarlardan daha ciddi bir toplumsal meşruiyet zemininin bulunduğu gerçeğidir. Suriye Baas Partisi Genel Sekreteri Umran Zaubie yaptığı açıklamada Baas Partisi nin 3 milyondan fazla üyesi olduğunu ifade etmiştir ten itibaren Baas Partisi nin kontrolünde olan Suriye de Değiş(emey)en Ne? Baas Partisi İkinci Büyük Savaş devam ederken Suriye de 1943 yılında el-baas el-arabî adında bir örgüt kuruldu. Baas Arap dilinde yeniden diriliş anlamına gelmektedir. Partinin sloganı birlik, özgürlük ve sosyalizmdir (iştirakiye). Bütün bir Arap dünyasını tek bir devletin çatısı altında birleştirme ülküsü etrafında hareket eden Baas, Suriyeli Rum Ortodoks bir aileden gelen Mişel Eflak, Hatay lı bir Nasuri olan Zeki Arsuzi ve Sünni Salah Bitar tarafından kurulmuştur. Ortadoğu coğrafyasında kimliğin en önemli bileşeni din iken Baas hareketinin kurucuları dinî mensubiyetlerini önemsemeyerek dönemin sosyo-ekonomik ortamından da etkilenen sosyalist söylemler içeren bir Arap milliyetçiliği düşüncesi inşa etmişlerdir. Diğer bir ifadeyle Baas hareketi Ortadoğu daki en seküler hareketlerden birisi durumundadır. İlk kongresi 1947 de Şam da yapılan Baas, kısa süre içinde Arap ülkelerinin büyük bölümünde ve farklı coğrafyalarda yaşayan Arap toplulukları arasında hızla örgütlenmiştir. Baas hareketi Suriyeli Nasuriler için iyi bir alternatif oluşturmuştur. Suriye Birinci Büyük Savaş tan sonra Fransa nın mandasına verilmişti. Suriye Mandası, Fransa nın idaresine girmesiyle çeşitli etnik ve dini gruplara yönelik devletlere bölünmüş; Şam Devleti, Halep Devleti, Nusayrilerin Alevi Devleti, Dürzî Devleti, sonradan Türkiye Cumhuriyeti ne katılan Hatay Cumhuriyeti ve Lübnan Devleti olmak üzere 6 yapılı bir yönetim oluşturulmuştur. Ancak Fransa, 1937 de Şam Devleti, Alevi Devleti, Halep Devleti ve Dürzî Devleti ni tek bir yönetim altında birleştirmiştir. Bu duruma özellikle Nusayriler karşı çıkmışlar; 1954 e kadar kendi devletleri için mücadele etmişlerdir ten itibaren Baas ve Ordu içerisinde kadrolaşmaya başlayan Nasuriler ayrı bir devlet kurma fikri yerine sistemin içerisinde kalıp iktidarı ele geçirme stratejisine yönelmişlerdir de Suriye ve Mısır ın birleşmesiyle oluşan, Arap Birliği düşüncesinin temel taşı olarak kodlanan Birleşik Arap Cumhuriyeti tecrübesinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Baas Partisi içerisinde de ciddi bir kırılma yaşanmış ve ayrışmanın neticesinde Baas ın kurucularından Mişel Eflak, Suriye Baas Partisi üzerindeki etkisini kaybederek ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte, 1966 da Suriye Savunma Bakanı olan Hafız Esed, özellikle yılları arasında Baas Partisi nin sivil ve askeri kanatları arasında baş gösteren iktidar mücadelesinde etkin biçimde yer aldı. Bu çatışmayı doruğa çıkaran Ürdün deki iç savaşa müdahalenin ardından, 13 Kasım 1970 te kansız bir darbeyle iktidarı ele geçirdi. Mart 1971 de yapılan halkoylamasıyla devlet başkanı seçildi. 24 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 25

14 Başbakan Erdoğan ın NATO Antlaşması nın 5.maddesinin işletilebileceği yönündeki açıklamasının Batılı ülkelerin Suriye konusuna daha fazla hassasiyet göstermelerini ve sorumluluk almalarını sağlamak üzere yapılmış bir açıklama olduğu düşünülebilir. bir ülkede ifade edilen rakamların gerçeklik payı elbette tartışmalı olacaktır ancak Baas Partisi nin ne olursa olsun bir düşünsel geleneğin temsilcisi olduğu dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Nitekim İran ve başka 6 ülkenin birlikte yaptırdığı iddia edilen bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre Suriye de Beşar Esed e halk desteği yüzde dolaylarındadır. Dolayısıyla Suriye nin geleceğine ilişkin senaryolar tartışılırken Baas ın yeni dönemde politik rolünün ne olacağı sorusunun net bir biçimde cevaplanması gerekmektedir. Suriyeli muhalif grupların büyük bir kısmı Suriye de bir yönetim değişikliği değil bir rejim değişikliği gerektiği düşüncesindedir. Özellikle an itibariyle çok güçlü gözükmeyen ancak uluslararası bağlantılarının kuvvetli olması sebebiyle en kısa zamanda bir iktidar alternatifi üretebileceği düşünülen Müslüman Kardeşler, Suriye deki reform sürecinde Baas ın kontrolünü kabul etmeye yanaşmamaktadır. Bu durum Baas Partisi nin Esed ailesinin onurlu bir biçimde çekilmesi, böylelikle Baas vitrininin temizlenmesi ve reform sürecinin Baas eliyle yürütülmesi alternatifini işlevsiz hale getirmektedir. Bu noktada bir başka sorun alanı ise Esed ailesi olmaksızın Baas Partisi nin ne derece ve nereye kadar kontrol altında tutulabileceğinin kestirilememesidir. Suriye de en önemli sorunlardan bir diğeri ise henüz tam manasıyla olgunlaşmamış bir muhalefetin Suriye de politik mücadeleyi sürdürüyor olmasıdır. Suriye de olaylar başladığında yurtdışındaki Suriyelileri harekete geçiren isim Suriye yönetiminin çok yakından tanıdığı bir isim, Abdülhalim Haddam olmuştur yılları arasında Hafız Esed in Başkan Yardımcılığı görevini sürdüren, aslen Sünnî bir aileye mensup ve Suriye Baas hareketinin önde gelen isimlerinden birisi olan Haddam 2000 yılında Hafız Esed in akciğer kanserinden ölümü üzerine geçici bir süre Devlet Başkanlığı görevini sürdürmüş; babası öldüğünde 34 yaşında olan ve Suriye nin o dönem yürürlükte olan anayasasına göre Devlet Başkanı seçilemeyen Beşar Esed e Başkanlık yolunu açan Anayasal tadilat sürecini yürütmüştür te gerçekleştirilen Refik Hariri suikastından sonra yaptığı Hariri nin öldürülmesi emrinin bizzat Beşar Esed tarafından verildiği açıklamasının ardından Suriye yi terk etmek zorunda kalan Haddam a Fransa, siyasî faaliyetlerde bulunmaması koşuluyla sığınma hakkı tanımıştır. Suriye de olaylar başladığında Avrupa nın önemli başkentlerini dolaşarak yurtdışındaki Suriyelilerle toplantılar gerçekleştiren Haddam, Sünni ve Şii gruplar arasında aslında uluslararası ayağı da olan siyasal çatışmalar dış görünüm itibariyle Lübnan da mezhepsel çatışmaların yaşandığı ve Lübnan ın yeniden bir iç savaşa sürüklenebileceği endişesi doğuruyor. özellikle seküler eğilimli akademisyen ve düşünürlerden oluşan bir muhalefet cephesinin teşkil ettirilmesinde önemli katkı sağlamıştır. Bu bağlamda Suriye de Baas ın muhalefeti de Baas içerisinden çıkmıştır denilebilir. Bu seküler eğilimli akademisyen ve düşünürler daha sonra Suriye Ulusal Konseyi adını alan ve muhalif grupları bir araya toplama iddiasındaki yapılanmanın da direksiyonuna geçmişlerdir. Ancak bu gurupların Suriye eğilimleri ile Suriye de kitlesel mobilizasyon meydana getirme kabiliyeti yüksek olabilecek grupların temel bir takım konularda uzlaşmazlıklarının olması Suriye muhalefetinin yumuşak karnını oluşturmaktadır. Geçtiğimiz günlerde bazı uluslararası basın organlarına yansıyan Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Burhan Galyun un gizlice S. Arabistan a giderek yetkililerle bir araya geldiği; görüşmelerde S. Arabistan ve Katar dan -muhalif gruplar arasında uzlaşmazlık noktaları bulunması ve bazı rant gruplarının oluşmasından dolayı muhaliflerin kontrolünün etkin bir biçimde sağlanamaması sebebiyle- muhaliflere verilen desteğin geçici bir süre durdurulmasını talep ettiği gibi söylentiler (söylentilerin doğruluk payı üzerine tartışmalar bir kenara bırakılsa dahi) Suriye muhalefetinin Suriye için henüz bir iktidar alternatifi oluşturamadığını göstermektedir. Bu durum Suriye de Esed yönetimine manevra alanı yaratmaktadır. Muhaliflerin etkin bir siyasal güç olarak Suriye politikasında belirememelerinin en önemli sebeplerinden bir diğeri ise uluslararası aktörlerin Suriye konusundaki tutumlarıdır. Suriye de yaklaşık 50 yıl politik tekel sağlamış Baas Partisi nin iktidarda olduğu düşünüldüğünde muhalif grupların siyasal örgütlenme yetenek ve tecrübeleri hakkında bir fikir sahibi olunabilir. Uluslararası aktörler Suriye de gösteriler başladığı günden itibaren Esed yönetimine reform ve şiddeti durdurma çağrısı yapmaktadır. Uluslararası kamuoyunu harekete geçirme kabiliyeti en gelişkin ülke olan ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clinton çeşitli kereler yaptığı açıklamalarla Esed yönetiminin gitmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Bölgedeki manda geçmişi sebebiyle Suriye de yaşanan gelişmeleri kendi ev içi meselesi olarak görme eğilimini geliştirmeye çalışan Fransa da da Esed yönetiminin gitmesi gerektiği yönünde düşünceler ifade edilmiştir. Geçtiğimiz günlerde yapılan seçimlerle Fransa Cumhurbaşkanı seçilen François Hollande seçim kampanyası sırasında Suriye hakkında sorulan bir soruya Eğer BM çatısı altında bir girişim olacaksa Suriye ye askerî müdahale seçeneğini düşünebileceklerini ifade ederek Suriye konusundaki tutumunu ortaya koymuştur. Diğer taraftan uluslararası aktörlerin söylem ve pratikleri arasında derin bir çatlak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Fransa, Esed sonrası için seküler eğilimli grupların süreçte ne kadar etkili olabileceğinden şüphe duyarken ABD, Müslüman Kardeşler in örgütlenmesini kısa sürede tamamlayıp politik süreçte etkin bir konuma gelmesinden endişe ediyor görünmektedir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Hillary R. Clinton Avrupa da Suriyeli muhaliflerle yaptığı bir görüşmeden sonra yaptığı açıklamada Suriye de temel meselenin Esed rejiminin devrilmesi olmadığını; Esed devrildikten sonra azınlıkların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir sistemin kurulmasının daha önemli olduğunu ifade ederek çekincesini ifade etmiştir. NATO Müdahalesi Ne kadar Mümkün? Başbakan R. Tayyip Erdoğan ın Al- Jazeera ye verdiği mülakatta Suriye konusunda NATO Antlaşması nın 5.maddesinin işletilebileceğini söylemesi hem ulusal hem de uluslararası basında oldukça yer buldu. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ve NATO temsilcileri yaptıkları açıklamalarda Türkiye nin NATO Antlaşması nın 5.maddesinin işletilmesi konusundaki yorumunun biraz abartılı olduğunu ve ortada 5.maddenin işletilmesini gerektirecek bir durum olmadığını iddia ettiler. Kuzey Atlantik Antlaşması nın Taraflar, Kuzey Amerika da veya Avrupa da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa BM Yasası nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dâhil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak 26 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 27

15 için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir şeklindeki 5.maddesi NATO üyesi ülkelerden birisine yapılmış bir saldırının bütün üyelere yapılmış sayılacağı ilkesine dayanmaktadır, temel güvenlik sorunlarının üstesinden gelinmesinde hiçbir müttefikin yalnız bırakılmayacağını garanti etmektedir ve NATO Antlaşması na taraf devletleri otomatik yardım la yükümlü kılmaktadır. NATO Antlaşması hazırlanırken 5.madde üzerinde çok fazla tartışma yaşanmıştır. NATO Antlaşması nın ABD Senatosu nda görüşülmesi sırasında Senatör Forrest Donnell Antlaşmanın otomatik yardım öngören 5.maddesini eleştirerek Eğer Sovyetler Norveç i işgal ederse biz tüm yapmamız gerekenin 10 galon gaz yağı göndermenin yeterli olduğunu söyleyerek sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacak mıyız? diyerek 5.maddenin önemli bir ayrıntısına dikkat çekmiştir. NATO Antlaşması nın taraf devletleri otomatik yardımla yükümlü kılan 5.maddesi, yardımın türünü belirtmeyen bir esneklikte yazılmıştır. Buna göre NATO Antlaşması na taraf ülkelerden birisinin güvenliği tehlikeye düştüğünde üye ülkeler insanî ya da askerî yardım seçeneklerine sahip bulunmaktadır. Bununla birlikte 1990 lı yılların sonlarına doğru Stratejik Konsept inde değişiklikler gerçekleştirerek etnik ve bölgesel çatışma alanlarını, nükleer silahların yayılmasını da görev tanımlamaları içerisine alan dolayısıyla alan genişleten NATO nun 5.madde dışında çeşitli askerî misyonlar üstlendiği gözlenmektedir. NATO hâlihazırda BM kararları çerçevesinde Afganistan da ISAF, Kosova da KFOR, Libya da OUP, Akdeniz de Etkin Çaba Harekâtı, Somali de de Okyanus Kalkanı Harekatı nı sürdürmektedir. Ancak gelinen noktada NATO Suriye de herhangi bir müdahaleye pek niyetli gözükmemektedir. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes ABD ve müttefiklerinin diplomasiyle ve silah içeriği olmayan yardımlarla Suriye muhalefetine destek olmayı sürdüreceğini açıklarken geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen NATO Chicago Zirvesi esnasında açıklamalarda bulunan NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ve ABD nin NATO Büyükelçisi Ivo Daalder NATO nun Suriye deki olayları yatıştırmak için herhangi bir müdahale planı olmadığını; Suriye rejiminin Annan Planı na uyması için NATO üyesi ülkelerin baskı uygulamaya devam edeceğini ifade etti. Bütün bunlar dikkate alındığında Başbakan Erdoğan ın NATO Antlaşması nın 5.maddesinin işletilebileceği yönündeki açıklamasının Batılı ülkelerin Suriye konusuna daha fazla hassasiyet göstermelerini ve sorumluluk almalarını sağlamak üzere yapılmış bir açıklama olduğu düşünülebilir. Annan Planı ve Springsteen in Yeni Albümü T.C. Dışişleri Bakanı Yardımcısı Naci Koru kesin olarak yürürlüğe girmesi beklenen 10 Nisan da Suriye yönetiminin kentlerde ağır silahlar kullanmaya devam etmesi sebebiyle Annan Planı için kadük oldu açıklaması yapmıştı. Aradan bir aydan daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Annan Planı hâlâ tam manasıyla uygulanamıyor. Buna rağmen uluslararası toplum bir B Planı na sahip olmadığı için ölü doğmuş olan Annan Planı nın uygulanması gerektiğine yönelik açıklamalar yapmakla yetiniliyor. Suriye İçin Annan Barış Planı nın tam olarak uygulanamıyor olması Suriye muhalif grupların sivil mücadele kabiliyetlerinin ne kadar gelişkin olduğunun tespit edilmesini de zorlaştırıyor çünkü Suriyeli güvenlik güçleri barışçıl gösterilerin gerçekleştirilmesini engellemeye devam ediyor. Annan Planı nın tam manasıyla uygulanamıyor olması Suriyeli muhalif grupların da ağır silahlar ve büyük kent merkezlerinde bombalı saldırılar gerçekleştirmeye meyletmesine sebep oluyor. Suriye yönetimi ise bu süreçte özellikle Libya, Irak ve S. Arabistan dan Suriye ye geçmeye çalışan Selefî grupların mensuplarını teşhir ederek uluslararası kamuoyunda Suriye deki muhalif hareketlerin el-kaide gibi radikal İslamcı örgütler tarafından yönlendirildiği algısını yerleştirmeye çalışıyor. Suriye de kritik eşiğe gelinirken Arap Birliği nin dönem başkanlığının Irak a geçmesi de Suriye sorununun çözümünde önemli bir yerde duruyor. Her geçen gün biraz daha belirginleşen İran-Irak-Suriye-Lübnan ekseninin en stratejik halkasını oluşturan Irak, Bağdat ta gerçekleştirilen Arap Birliği Zirvesi nde Esed yönetiminin aleyhine olabilecek herhangi bir karar çıkmasını engellemişti. Arap Birliği nin Suriye konusunda net bir tavır belirleyip buna göre politikalar üretmesinin özellikle Çin in pozisyonunun değişmesinde etkili olabileceği dikkate alındığında Suriye yönetiminin en kötü ihtimalle Irak ın dönem başkanlığı süresince zaman kazandığını söyleyebiliriz. Belirli bir ülkenin sınırları içinde yaşanmaktan çıkıp bölgesel bir kriz haline dönüşen Suriye krizinin yalnızca Suriye Krizi olmadığını; 8 Mart ve 14 Mart koalisyonları arasındaki ihtilafın önemli ayaklarından birisi olduğunu gösteren en önemli gelişmeler ise Lübnan da yaşanıyor. BM Genel Sekreteri Ban ki-moon Lübnan daki olaylar henüz şiddetlenmemişken Suriye Krizi nin Lübnan ın istikrarını olumsuz yönde etkileyebileceğinden endişe ettiğini açıklamıştı. Özellikle Trablusşam gibi Lübnan yönetiminde olan şehirlerin Suriye deki mücadelede kritik bir rol üstlenmeye başlaması Lübnan daki olayların da şiddetini arttırdı. Sünni ve Şii gruplar arasında aslında uluslararası ayağı da olan siyasal çatışmalar dış görünüm itibariyle Lübnan da mezhepsel çatışmaların yaşandığı ve Lübnan ın yeniden bir iç savaşa sürüklenebileceği endişesi doğuruyor. Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde Suriye Krizi nin çözümünde Batılı ülkelerin, özellikle ABD nin daha aktif bir tutum geliştirmesi gerekliliği beliriyor. Ancak seçimlere hazırlanan ABD nin en önemli gündem maddesinin Suriye konusu olmadığı net bir biçimde gözlemlenebiliyor. ABD eksenli, ironik uydurma haber yayını yapan sitesi geçtiğimiz günlerde Amerikan toplumunun öncelikli gündem maddesinin ne olduğunu net bir biçimde ortaya koyan şöyle bir haber yapmıştı: Barack Obama yeni ekonomi politikasını belirleyebilmek için Bruce Springsteen in yeni albümünü bekliyor. Daha çok Amerikan emekçi kesimlerine hitap eden şarkılarıyla tanınan Sprinsteen in yeni albümündeki şarkıların umutlu olmasının Amerikan toplumunun refah düzeyinde en azından geleceğe yönelik bir beklenti oluştuğu şeklinde yorumlanabileceğine gönderme yapan internet sitesi bir anlamda kısa vadede ABD nin Suriye politikası hakkında da elverişli parametreler sunuyor: En azından seçimler bitinceye kadar ABD yönetimi Suriye de top çevirecek gibi duruyor. SDE Asistanı* 1. Annan Planı nın ilk halinde planın uygulanmasına yönelik bir deadline bulunmuyordu. İstanbul da gerçekleştirilen Suriye nin Dostları Toplantısı nın ardından Kofi Annan tarafından dillendirilen 10 Nisan tarihi Suriye yönetimi tarafından kabul edildi. Ancak Suriye yönetiminin kabul kararında 10 Nisan tarihinden itibaren 48 saat içerisinde ibaresi yer alıyordu. Bu deadline ın tam olarak uygulanmasını otomatik olarak 12 Nisan tarihine çekti. Ancak Suriye yönetimi 12 Nisan tarihinden sonra da sistematik şiddet uygulamaya devam etti. 28 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 29

16 Arap Baharı nda Rusya nın Suriye Hassasiyeti Amine YAZICI* 25 Şubat 1954 askeri darbesinden sonra yönetimin değişmesi ile birlikte Suriye siyasi hayatında Baas Partisi nin ön plana çıktığını ve bununla birlikte Suriye nin SSCB açısından önemli bir ülke haline geldiğini söyleyebiliriz. Sovyetler ilgisini bu bölgeye yoğunlaştırmış, Suriye nin bağımsız bir devlet olması ve İsrail in Filistin topraklarında bağımsız bir devlet kurma fikrini desteklemiştir. Yeni kurulan İsrail, ABD ile yakın ilişkiler geliştirince Sovyetler bölgede başka müttefikler aramaya başlamıştır. Suriye de başa gelen Baas Partisi ideolojik olarak Pan-Arabizim ve Sosyalizm e dayanıyordu, bu nedenle Baas Partisi Sovyetler ile yakın ilişkiler geliştirmiş ve bu sayede meşruiyetini pekiştirmiştir. SSCB- Suriye ilişkileri 1 Şubat 1946 da imzalanan gizli bir anlaşma ile başlamış ardından 1 Nisan 1950 de imzalanan saldırmazlık paktı ile ilişkiler bir ileri boyuta taşınmıştır. Baas Partisi nin komünizme sıcak bakması ve propaganda aracı olarak anti-emperyalizmi seçmesi Suriye nin SSCB yanında hareket etmesine neden olmuştur. Ortadoğu da İsrail in kendisine müttefik olarak ABD yi seçmesi SSCB nin Suriye ve Mısır dan yana tutum belirlemesine neden olmuştur. Suriye Komünist Partisi nin oldukça güçlü olması ve Suriye nin sahip olduğu jeostratejik konum SSCB için yine oldukça büyük önem arz ediyordu. ABD nin aksine SSCB nin Ortadoğu ya yönelme gerekçesi petrol kaynaklarına ulaşmak değildi, ABD nin kendisine karşı yürüttüğü çevreleme politikası 2 nın etkisini kırmak ve bölgede ABD nin tek hegemon güç olmasını engellemek istiyordu. Bu nedenle SSCB Ortadoğu da yaşanan her gelişmenin yakından izleyicisi olmuş ve kendi menfaatlerini ön planda tutarak süreçleri yönlendirmiştir. Soğuk Savaş esnasında bölgede yaşanan her olay Suriye yi SSCB ye yaklaştırmıştır Süveyş Krizi sırasında Mayıs ve Kasım 1956 da iki ülke arasında askeri işbirliği anlaşmaları imzalanmış, SSCB, Suriye ye 60 milyon dolarlık yardım yapmıştır. 28 Ekim 1957 de yapılan anlaşma ile SSCB, Suriye ye 168 milyon dolarlık yardım yapmıştır ancak bu yardımlar askeri alanda değil, baraj, köprü, demiryolu gibi Suriye nin ekonomik kalkınmasını sağlayacak alanlarda kullanılmak üzere verilmiştir de Suriye de başa gelen Hafız Esad ilk yurt dışı ziyaretini Moskova ya gerçekleştirerek SSCB ile ilişkilere verdiği önemi göstermiş oldu. Asker kökenli Suriye ye yapılacak bir dış müdahale pek çok uzmana göre ülkenin bölünmesini beraberinde getirecektir. Böyle bir durumda Suriye nin Rusya ile olan tarihi ittifak ilişkisi sona erecektir. Rusya, Akdeniz deki tek askeri limanı olan Tartus u kaybedebilir ve bu durum Rusya nın yeniden aktif bir dış politika izlemeye başladığı dönemde hiç istemeyeceği bir gelişme olacaktır. Rusya, Suriye nin parçalanarak bölgede yeni bir oluşumun hazırlanmasını kabul etmeyecektir. Suriye, Aralık 2011 de başlayan Arap Baharı nın en uzun durağı oldu şüphesiz. Tunus, Libya, Mısır ve Yemen de kısa zamanda sonuç veren halk hareketleri Suriye de umduğunu henüz elde edebilmiş değil. Libya ya karşı gerçekleştirilen NATO müdahalesinin ardından Suriye meselesine daha temkinli yaklaşan dünya, süreci uzaktan ve dikkatle izlemektedir. Batının başını çektiği ve BM çatısı altında kararlar almaya çalışan devletlerin karşısında, Suriye deki sorunların bir iç mesele olduğunu savunan bu nedenle herhangi bir dış müdahaleye karşı çıkan Rusya, Çin ve İran yer almaktadır. Rusya Sovyetler Birliği zamanından bu yana yakın ilişkiler kurduğu Suriye de yaşanan her gelişmeyi yakından takip etmektedir. Rusya-Suriye İlişkilerinin Tarihsel Arkaplanı Suriye ve SSCB tarih boyunca yakın ilişkiler yürütmeyi başarmış iki devlet olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında 17 Nisan 1946 da bağımsızlığını ilan eden Suriye nin siyasal istikrara kavuşması uzun sürmüştür yılları arasında Suriye de üç defa hükümet darbesi, 21 kabine değişikliği olmuş ve bu esnada iki askeri diktatörlük kurulmuştur Şubat 1954 askeri darbesinden sonra yönetimin değişmesi ile birlikte Suriye siyasi hayatında Baas Partisi nin ön plana çıktığını ve bununla birlikte Suriye nin SSCB açısından önemli bir ülke haline geldiğini söyleyebiliriz. İkinci Dünya Savaşı ndan sonra Ortadoğu ya nüfuz etmek isteyen 30 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 31

17 Rusya, Sovyet ardılı ülkelerde yaşanan renkli devrimlerden sonra Ortadoğu da yaşanan gelişmelere şüpheci yaklaşmakta, bölünmüş bir Suriye devletini istememektedir. ve askeri eğitimini Rusya da almış olan Hafız Esad yönetime geldiğinde önemli bürokratik görevlere kendisi gibi asker kökenli kişileri atamış, askeri mantığın ağırlık kazandığı bir kurumsal yapı ortaya çıkarmıştır. Sovyet modeli bir askeri ve ekonomik yapılanması olan Suriye nin SSCB den aldığı istihbarat desteğini içeride muhalefete karşı kullanması, yönetimin ideolojik taban olarak SSCB ile örtüşmesi yakın ilişkileri devam ettirmesinin nedenleri olarak sıralanabilir. 4 Hafız Esad döneminde Suriye- SSCB ilişkilerini etkileyen bir diğer gelişme Mısır da Nasır ın ölümünden sonra Enver Sedat ın başa geçmesi olmuştur. Sedat ın izlediği ABD yanlısı dış politikayı iyi gözlemleyen Hafız Esad, SSCB ile ilişkileri ileri düzeye taşıyacak yeni askeri anlaşmalar imzalamıştır. 26 Mart 1979 da imzalanan Camp David Anlaşması ndan sonra 8 Ekim 1980 de imzalanan 15 maddelik SSCB-Suriye Dostluk ve İşbirliği Anlaşması ilişkilerin en üst seviyeye çıkartıldığı anlaşma olmuştur. Anlaşmanın 5. maddesine göre; taraflardan herhangi birinin barış ve güvenliğinin tehdit edilmesi halinde, bu tehdidin bertaraf edilmesi ve barışın yeniden tesisi amacı ile işbirliği yapmak için derhal birbirleriyle temasa geçeceklerdi. Bir anlamda garantörlük anlaşması niteliği taşıyan bu anlaşmanın gizli protokolüne göre SSCB olası bir İsrail saldırısında tüm gücüyle Suriye ye yardım etme garantisi de veriyordu. 5 SSCB ve Suriye arasında seksenlerle birlikte zirve yapan ilişkiler SSCB nin dağılması ile son bulan Soğuk Savaş ın ardından yeni bir döneme girmiştir. İki kutuplu sistemin sona ermesiyle birlikte Rusya kendi iç meselelerine dönmüş ve bu durum da ABD nin özellikle Ortadoğu da tek taraflı ve baskın politikalar izlemesine imkân sağlamıştır. SSCB nin yıkılması ile birlikte Suriye pragmatik dış politika anlayışı çerçevesinde 1991 deki Birinci Körfez Savaşı nda Amerika nın başını çektiği ittifaka katılarak Irak a saldırmıştır. SSCB nin dağılmasıyla birlikte Suriye nin silah temini sıkıntısı başlamıştır de Rus dış politikası yakın çevre 6 doktriniyle eski Sovyet coğrafyasında daha aktif bir politika izlemeye başlamıştır. Rusya da Yeltsin dönemi boyunca iç politikada ülkeye ekonomik ve siyasi yük getirecek dış politika yükümlülükleri altına girmemeye özen gösterilmiştir larda Rusya Ortadoğu politikasını, yakın çevre politikası çerçevesinde etkinliğini korumak ve Ortadoğu barış sürecinde konumunu muhafaza temek üzerine kurmuştur da Putin in başa gelmesiyle birlikte Rus dış politikasında aktif bir döneme girilmiştir. Putin, SSCB zamanında oluğu gibi bölgedeki rejimleri destekleyerek, onlara silah satarak, bazı ülkelerin SSCB zamanından kalan borçlarını silerek ve özellikle enerji alanında olmak üzere yeni iş birlikleri oluşturarak 21. yüzyılda bölgedeki etkisini yeniden artırmıştır. Arap Baharı ve Rusya Suriye de Arap Baharı nın fitilini ateşlediği olaylar diğer ülkelerden daha farklı bir seyir izledi. Arap Baharı ile Ortadoğu da yaşanan rejim değişiklikleri ve eski yönetimlerin yerine Batı yanlısı yönetimlerin gelmesi ihtimali Rusya da bölgedeki etkisini yitireceği endişesi yaratmıştır. Rusya Suriye hususunda daha etkin bir politika izlemiştir, bunun nedenleri Suriye nin coğrafi açıdan sahip olduğu öneme ek olarak Rusya nın bölgede sahip olduğu ticari üstünlük ve Suriye deki Çerkez diasporasını da unutmamak gerekir. Rusya, Sovyet ardılı ülkelerde yaşanan renkli devrimlerden 7 sonra Ortadoğu da yaşanan gelişmelere şüpheci yaklaşmakta, bölünmüş bir Suriye devletini istememektedir. Rusya, Suriye ye yönelik bir dış müdahale istemediği için BM çatısı altında 4 Şubat 2012 de alınan ambargo kararını veto etmiş ve sorunu Esad yönetiminin çözmesi gerektiğini söylemiştir. NATO müdahalesi ile değişen Trablus yönetiminde Rusya hem silah ticaretinden hem de ülkedeki petrol/gaz yataklarının işletilmesi için alt yapı inşasında elde edilecek kârlardan mahrum kalmıştır. Benzer durumu Suriye de yaşamamak için mümkün olan son ana kadar Esad rejimine desteğini sürdürecektir. Suriye ye yapılacak bir dış müdahale pek çok uzmana göre ülkenin bölünmesini beraberinde getirecektir. Böyle bir durumda Suriye nin Rusya ile olan tarihi ittifak ilişkisi sona erecektir. Rusya Akdeniz deki tek askeri limanı olan Tartus u kaybedebilir ve bu durum Rusya nın yeniden aktif bir dış politika izlemeye başladığı dönemde hiç istemeyeceği bir gelişme olacaktır. Rusya Suriye nin parçalanarak bölgede yeni bir oluşumun hazırlanmasını kabul etmeyecektir. Rusya Suriye de yaşanan olaylara karşı çok boyutlu bir politika izlemektedir, Suriye muhalefetiyle de görüşmekte ve arabuluculuk yapmaya çalışmaktadır. Batının Suriye politikalarına karşı Çin ile birlikte hareket eden Rusya, insani müdahale kavramı altında Suriye ye yapılacak Batı merkezli bir askeri müdahalede verdiği siyasi desteği askeri boyuta taşıyıp Suriye nin yanında yer alması da seçenekler dâhilinde değerlendirilmelidir. Mart 2012 deki seçimlerde Devlet Başkanı olan Putin, Rusya nın Akdeniz hassasiyeti ve yukarıda saydığımız derin ilişkilerden ötürü Suriye ye destek vermeye devam edecektir. Ancak Suriye de olaylar bu hızla sürer ve Batının hem Suriye hem de ona destek veren ülkelere karşı yürüttüğü baskı politikası artarak devam ederse Rusya nın Suriye politikasında konjonktüre bağlı zorunlu bir değişime gideceğini söylemek de mümkündür. SDE Asistanı* 1. ARMAOĞLU Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi , İstanbul, Çevreleme Politikası, Amerika Birleşik Devletleri nin (ABD), Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği nin (SSCB) yayılmacı politikasına karşı izlediği askeri, ekonomik ve diplomatik unsurlar içeren dış politika stratejisidir. Dışişleri Bakanlığı nın SSCB danışmanı George F. Kennan, SSCB deki rejimin yumuşayacağı ya da çökeceği beklentisiyle «Rusların yayılmacı eğilimlerinin, uzun dönemli, ama sarsılmaz ve uyanık bir politikayla çevrelenerek denetim altına alınmasını» gerektiğini söylemiştir deki Truman Doktrini çevreleme politikasının ilk yansımasıydı. Amacı komünizmin yayılmasını engellemek, ABD nin güvenliği ile yurtdışındaki etkisini geliştirmek ve bir domino etkisini engellemek olan çevreleme politikası Sovyetler Birliği nin Doğu Avrupa, Çin, Kore ve Vietnam da giriştiği genişleme politikasına karşı oluşturulmuştu. 3. KARABULUT Bilal, Karadeniz den Ortadoğu ya Uzanan Bir Dış Politika Geçmişten Günümüze Suriye-Rusya İlişkileri, Karadeniz Araştırmaları, Sayı: 15, Güz 2007, s A.g.e. s A.g.e. s Yakın çevre doktrini ile Rusya Federasyonu eski Sovyet topraklarını nüfuz alanı olarak kabul etmiştir. 7. Renkli Devrimler, Soğuk Savaş sonrası dönemde Orta ve Doğu Avrupa ile Kafkaslar ve Ortadoğu da bir dizi yönetim değişikliği meydana gelmiştir. Sırasıyla Sırbistan (Eylül 2000), Gürcistan (Kasım 2003), Kıbrıs (Aralık 2003), Ukrayna (Kasım 2004), Romanya (Kasım ve Aralık 2004), Lübnan (Şubat 2005) ve Kırgızistan (Mart 2005) da meydana gelen yönetim değişiklerine verilen isimdir. 32 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 33

18 Devrim, Reform ve Statüko Arasında Mısır Seçimleri Mübarek in devrilmesinin üzerinden geçen bir buçuk yıllık süre içinde Mübarek in yetkileri Yüksek Askeri Konsey e devredilmişti. Parlamento ve siyasi partilerin etkisi ise sınırlı kalmaya devam etti. Askeri Konsey sistemde çok fazla bir değişiklik yapmadan geçiş sürecini uzatmaya çalıştı. Zaman içinde devrim ruhunun zayıflaması ve hatta parçalanması için çaba gösterdi. Mısır da Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Başkanlık seçimlerinin ilk turunda halk, en kritik seçimler için oy kullandı. Bu hem kelime hem de terim anlamıyla bir seçim olmuştur. Kelime anlamıyla, Mısır halkı ilk kez nasıl bir yönetici tarafından yönetileceğine karar vermiştir. Terim anlamıyla da Mısır halkı, tarihinde belki ilk kez gerçek bir tercih hakkına sahip olarak seçime girmiştir. Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu ufak müdahalelerle masaya konan seçeneklerin bazılarını devre dışı bıraksa da bu durum tercihler arasında demokratik bir tercih hakkı sunulduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Firavun döneminden beri Max Weber ın geleneksel otorite diye tanımladığı şekliyle atamayla yönetilen eski Mısır da da, Cumhuriyet in kurulduğu son altmış yılda da bu durum değişmemişti. Ahmet UYSAL* Cemal Abdunnasır ın 1952 de bir darbeyle Hidiv krallığını devirmesi demokrasinin gelmesini sağlamamış daha sonraki seçimler ya alternatifsiz yapılmış ya da alternatifler göstermelik kalmıştır. Bazen de adayların seçimi bastırılmıştır seçimleri Mısır da seçimlerin nasıl yapıldığına güzel bir örnek teşkil etmektedir yılında Hüsnü Mübarek e karşı aday olma cesaretini gösteren Eymen Nur un parti binası yakılmış ve kendisi hapse atılmıştır. Böyle bir ortamda aday çıkması mümkün olmadığı gibi çıkanlar da farklı sindirme ve seçim hileleri ile bastırılmıştır. Var olan muhalefet ise gerçek bir muhalefet değil, rejime bağlı ve meşruiyet sağlayan görüntüden öteye geçememiştir başında Tunus taki isyanları takiben ortaya çıkan gösteriler sonucunda Hüsnü Mübarek istifa et- Eski rejimin etkisinde olduğu anlaşılan Yüksek Seçim Kurulu yetkilerini; Ömer Süleyman ın, sakıncalı görülen İhvan ın gizli lideri Hayrat el-şatır ın ve Selefi aday Hazim İsmail in adaylığını reddetmek için kullanmıştır. miş ve yerini Yüksek Askeri Konsey e bırakmıştı. Mübarek ve öncesinde Mısır da hem parlamento hem de sivil toplum örgütleri zayıf bırakıldığı için bütün yetkiler başkanın elinde toplanıyordu. Çok partili sistem işlemediği için tek parti yönetimi ve onu elinde bulunduran tek başkan etrafında sistem şekillenmişti. Gerçek muhalefet dışlanıp bastırıldığı gibi görüntüyü kurtarması için yerine göstermelik bir muhalefet de ihdas edilmişti. Devrimden sonra anayasada kısmi değişiklik yapıldı ve serbest seçimlerin önü açıldı ama siyasi düzenin temel özellikleri devam etti: Yetkileri tamamen elinde tutan bir başkan etrafında şekillenen siyasi düzen. Mübarek in devrilmesinin üzerinden geçen bir buçuk yıllık süre içinde Mübarek in yetkileri Yüksek Askeri Konsey e devredildi. Parlamento ve siyasi partilerin etkisi ise sınırlı kalmaya devam etti. Askeri Konsey sistemde çok fazla bir değişiklik yapmadan geçiş sürecini uzatmaya çalıştı. Zaman içinde devrim ruhunun zayıflaması ve hatta parçalanması için çaba gösterdi. Asker ile genelde gençlerin oluşturduğu devrimciler arasındaki mücadele, gösteriler ve çatışma şeklinde devam ederken ülke uzun süre kriz halinde olduğu için önemli gelir kaynağı olan turist akışı çok yavaşladı. Dolayısıyla, devrim sürecinden kötü etkilenmiş birçok sektörün bağlı olduğu turizm sektörü durma noktasına geldi. Ülkedeki istikrarsızlık ve belirsizlik diğer yatırımları da olumsuz etkiledi. Seçimlerde Dolaşan Mübarek in Hayaleti Bu süreçte seçimde adayların aldıkları oyları anlamlandırmak faydalı olacaktır. Seçimin en bariz sürprizini Mübarek in son başbakanı olan General Ahmed Şefik yapmıştır. Yüzde 22 civarında oy alarak yarışta ikinci olmuştur. Şefik, 2011 in Ocak Mart ayları arasında Mübarek in atadığı son başbakan olarak görev yaptıktan sonra süren gösteriler sonrasında istifa etmişti. Belli bir dönem sessiz kaldıktan sonra Mübarek döneminin temsilcisi olarak eski İstihbarat Şefi Ömer Süleyman gibi seçime girmişti. Eski rejimin etkisinde olduğu anlaşılan Yüksek Seçim Kurulu, Ömer Süleyman ın adaylığını iptal ederek, sakıncalı görülen İhvan ın gizli lideri Hayrat el-şatır ın ve Selefi aday Hazim İsmail in adaylığını reddetmek için kullanmıştır. Devrim dolayısıyla değil, sağlık gerekçesiyle hapisten çıkarılan Şatır ın adaylığının reddi devrimden çok eski rejimin devam ettiğinin işareti olarak görülmüştür. Aynı şekilde, hem iç hem de dış dengeler için tehlikeli görülen Selefi hareketin popüler liderinin adaylığı da annesinin Amerikan vatandaşı olduğu gerekçesiyle iptal edilerek siyasi sürece müdahale edilmiştir. Beklenenden çok fazla oy alan Ahmed Şefik in çok değişik gerekçelerle farklı kesimlerden oy aldığı anlaşılmaktadır. Özellikle eski rejimin adamı olduğu şüphe götürmeyen kimliği ile eski rejim taraftarlarından ve Kıptiler olarak tanınan ve İslamcılardan korkan yerli Ortodoks Hıristiyanlardan da oy almıştır. Devrim sürecinin getirdiği savrulma, belirsizlik ve kafa karışıklığı ve devrim hakkında olumsuz düşüncelerin yaygınlaşması dolayısıyla krizden çıkmak için istikrar ve güçlü lider arayan seçmenleri de ona yöneltmiştir. Devrimden çok hoşlanmayan yaşlı jenerasyondan ve Feyum gibi yoksul bölgelerden oldukça önemli oy aldığı anlaşılmaktadır. Mübarek in Mısır ı geri ve yoksul bıraktığı için devrildiği düşünülürse, onun temsilcisinin yoksul bölgelerden çok oy alması da bu seçimin ilginç sonuçlarından biridir. Seçimin galibi İhvan-ı Müslimin Hareketi dir. Eğer sonuçlar değişmez ise İhvan ın kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi nin adayı Muhammed Mursi seçimlerden yüzde yirmibeş civarında oy alarak birinci çıkmıştır. Bu seçim sonuçları kesinleşirse Ahmet Şefik e karşı ikinci turu kazanması muhtemeldir. Ancak eski rejimin, laiklerin ve Batının desteği ile yarışın çok gergin geçeceğini tahmin etmek güç değildir. İhvan Hareketi nin Durumu İhvan-ı Müslimin aradan geçen süreçte parlamento seçimlerini kazanmış olsa bile önemli prestij kaybına uğramıştır. Devrim başladığında İhvan çekingen bir şekilde gösterilere katılmıştı. Ancak, Mübarek in istifasıyla sonuçlanan süreçte hem meydanda hem de polisin çekilmesi sonucu ortaya çıkan güvenlik boşluğunu doldurmakta etkili olmuştur. Başlangıçta Yüksek Askeri Konsey in telkinleriyle başkan adayı göstermeyeceğini ve parlamentodaki sandalyelerin yalnızca yarısı için yarışacağını ilan etmiştir. Geçen yaz yapılan kısmi anayasa değişikliği oylamasında devrimciler ve laikler yeniden anayasa yazılması konusunda ısrar ederken İhvan, Selefiler ve eski rejim taraftarları ortak hareket ederek devrim ruhunu ortadan kaldıran bir revizyona destek vermiş oldular. Bu tavır, daha dünyevi 34 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 35

19 eğilimlere sahip devrim gençleri ile İhvan ın kendi gençlerinin gruptan kopmasına yol açmıştır. Parlamento seçimleri geldiğinde bütün koltuklar için aday göstermesi de inandırıcılık tartışmalarını artırmıştır. İhvan, köklü yapısı dolayısıyla seçimlerin net galibi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, seçimden sonra parlamentoya hakim olmalarına rağmen Yüksek Askeri Konsey in kanun yapmasına izin vermemesi ve hükümeti değiştirmeye yanaşmaması İhvan ile ordunun arasını açmıştır. Bu durum Mısır sisteminde en güçlü kurum olan başkanlık makamına sahip olmadan iktidar olamayacağı kanaatini güçlendirerek İhvan ı başkanlık seçimlerine yöneltmiştir. İhvan Hareketi, kendi adayını gösterme veya İhvan dan ayrılan Abdülmun im Ebulfutuh u destekleme konusunda uzun iç tartışmalardan sonra önceki vaadinin tersine kendi adayını çıkarmıştır. İhvan ın isabetli bir karar verip vermediği son turda anlaşılacaktır. Ebulfutuh uzun süre İhvan-ı Müslim de liderlik yaptıktan sonra devrim sonrasında İhvan dan ayrılarak başkan adayı olduğunu açıklamıştır. Aday göstermeyeceğini açıklayan İhvan ise bu ayrılmayı ihanet şeklinde yorumlamış ve Ebulfutuh ile köprüleri atmıştır. İslami bir söylemden çok demokratik bir söyleme ağırlık veren bu lider, ılımlı ve tedrici Erdoğan modelini izlemektedir. Arkasında bir örgütsel yapı olmadan tamamen gönüllülerin çabaları ve kişisel karizmasıyla ciddi bir oy almıştır. Kendi adayları veto edilince bazı Selefilerce de desteklenmiştir. Dış konjonktür göz önüne alınınca bölgenin kritik ülkesi Mısır ı aşırı uçlardan koruyabilecek bir liderdir. İhvan ın adayı içerde laikler ve Hıristiyanlar açısından sorun olarak algılanabilecekken Ebulfutuh bu korkuları azaltabilirdi. Dışarda İhvan iktidarının darbe riskini artıracağı algısı yüksektir. Öte yandan bir model olarak ortaya çıkmaması için İsrail, ABD ve hatta Suudi Arabistan ın İhvan iktidarının başarılı olmasını istemeyecekleri de değerlendirilebilir. Diğer Adaylar Mısır seçimlerinin gerçek mağlubu Amr Musa dır yılından 2001 yılına kadar uzun süre Mübarek yönetiminin dışişleri bakanlığını yaptıktan sonra milliyetçi tutumu dolayısıyla Mübarek ile ters düşünce Arap Ligi başkanlığına geçmiştir (Arap dünyasının doğal lideri Mısır olarak görüldüğü için normal zamanlarda Arap Ligi başkanlarını Mısır belirlemiştir). Musa, daha önce pasif olan ve Mısır ın da dışlandığı Arap Ligi ne yeniden canlılık ve saygınlık kazandırmıştır. Eski yönetimin adamlarından olmasına rağmen Mübarek ile ters düşmüş olması, 2011 devrim sürecine destek vermiş olması ve devlet adamlığı tecrübesi ile fırtınalı geçiş sürecinde alternatif olma şansı vardı. Ancak, seçim performansı bu avantajı lehine çeviremediğini göstermektedir. Ayrıca, Amr Musa ın Ebulfutuh ile yaptığı canlı televizyon tartışması ikisine de yaramamış görünüyor. Diğer taraftan Amr Musa gariban Mısır halkı için oldukça elit görünüyordu. Elit kökenli El Baradai de bu yüzden yarıştan çekilmiştir. Hamdin Sabahi de bu seçimde önemli başarı sağlayan sosyal demokrat adaydır. Cemal Abdünnasır ın 1967 de İsrail e yenilmesine kadar Arap Dünyası nda ciddi rüzgar estiren milliyetçi ve laik fikir akımı Nasırizm olarak bilinmektedir. Mübarek döneminde de muhalefet yapan genel olarak dindar Mısır da laik aday olarak Mısır ın Mübarek döneminde zayıflaması ve ABD-İsrail yanlısı politikalarla onurunun zedelenmesini eleştiren Sabahi, Mısır ın tekrar eski günlerine dönmesi gerektiğini savunmuştur. Sosyalist söylemi büyük yoksulluk yaşanan Mısır toplumunun alt kesimlerinde yankı bulmakla birlikte daha çok sol ve entelektüel kesimlerle milliyetçi kesimlerin oyunu almaktadır. Hıristiyan laik kesimden de oy aldığı tahmin edilmektedir. Bu seçimin en önemli özelliği kurumsal yapılardan yoksun liderlerin seçim başarısının zor olacağını göstermesidir. Arkasına İhvan-ı Müslimin in en köklü ve yaygın teşkilatını alan Muhammed Mursi, statüko güçlerini ve Mübarek in teşkilatı ile Kıpti Kilise sini ve bazı dini cemaatleri yanına alan Ahmed Şefik, hatta çok güçlü olmamasına rağmen arkasına Nasırcı Parti nin desteğini alan Hamdin Sabahi bile beklendiğinden daha başarılı olmuştur. Ancak İhvan dan ayrıldıktan sonra kurumsal desteği olmayan Ebulfutuh ve Amr Musa kendi gönüllüleriyle beklenenin altında performans sergilemiştir. İkinci tur seçimlerinde hile karışmazsa İhvan ın adayının Ahmed Şefik karşısında kazanma şansı yüksektir. Ancak, seçimlerin laik ve İslamcı kesimler arasında büyük gerginliğe yol açacağı kesindir. Bölgenin kritik ve lider ülkesi Mısır da İslamcı bir yönetim bölge dinamiklerini değiştireceği için seçilse bile İhvan ın başarısı kolay olmayacaktır. Türkiye açısından Mursi nin liderliği, Türkiye ile ilişkilerin gelişmesine yardımcı olacaktır. Diğer taraftan İhvan başarılı bir model oluşturabilirse bölgede Türkiye modelinin cazibesini azaltabilir ama kısa vadede böyle bir ihtimal zayıftır. Çünkü Mısır ın kendi iç sorunlarını çözüp etkili olması çok zaman alacaktır. SDE Uzmanı, Doç. Dr.* Din-Siyaset İlişkisi ve İslam Dünyası İnsanın psikolojik ve sosyal bir varlık olması, kendi varlığını, ölüm ve ötesini, hayatı, evreni ve Tanrı yı sorgulaması; aynı zamanda aile, aşiret, kabile, boy, millet gibi toplumsal yapılar içerisinde hayatını sürdürmesi, onun din ve siyasetle ilişkisinin doğal zeminini oluşturur. Arkeolojik bulgular ve mitolojiler, siyasetle dinin yakın ilişkisini ve birbiri üzerindeki etkilerini görmemiz bakımından yeterli malzeme sunmaktadır. İnsan ve toplum hayatı açısından din ve siyaset, her biri kendisine özgü alana ve hususiyetlere sahip, birbirini etkileyen, birbiriyle ilişki içerisinde olan iki önemli olgudur. Tarihin her döneminde nerede bir insan topluluğu varsa, orada din ve belirli bir yönetim mekanizması hep olmuş, çoğu defa da birbiriyle iç içe bulunmuşlardır. Belirli sınırlar içerisinde yaşayan insan topluluklarının siyasi hakimiyet, örf, adet ve hukuk yönünden teşkilatlanmaları devleti ortaya çıkarmıştır. İbn Haldun a göre devlet (hükümdarlık), insan toplulukları için tabii bir durumdur. Bu durum insanoğlunun medeni ve siyasi bir varlık olmasından kaynaklanmakta olup sosyal örgütlenmesinin bir sonucudur. 1 Rousseau, İçtimai Mukavele sinde devleti, bütün şahısların birleşmesiyle toplumun birliğini, müşterek benliğini ve iradesini temsil eden manevi bir şahıs Talip ÖZDEŞ* olarak değerlendirir. Ona göre bu manevi şahıs eskiden site ismini alırken, onun döneminde potansiyel anlamda devlet, işlevsel anlamda hakimiyet, benzerleriyle mukayese edildiğinde ise iktidar, cumhuriyet veya siyasi heyet isimlerini almaktadır. Şeriklere (ortaklara) gelince, onlar maşeri olarak halk,, otoriteye katılımları dolayısı ile vatandaş, kanunlara tabi olmaları hasebiyle de tebaa isimlerini alırlar. 2 İnsanın akıl ve duyguların sahibi psikolojik ve sosyal bir varlık olması, kendi varlığını, ölüm ve ötesini, hayatı, evreni ve Tanrı yı sorgulaması; aynı zamanda aile, aşiret, kabile, boy, millet gibi toplumsal yapılar içerisinde hayatını sürdürmesi, onun din ve siyasetle ilişkisinin doğal zeminini oluşturur. En basit kabile toplumundan en gelişmiş modern toplumlara kadar 36 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 37

20 Bütün rejimler sonuçta herhangi bir meşruiyet biçimine dayanmak zorundadır. Hiçbir diktatör, yalnızca zor a dayanarak hükmedemez. Meşruiyet, en adaletsiz ve kanlı diktatörler için bile merkezi bir öneme sahiptir. adına şeflik, reislik, başkanlık, meclis, divan, kurul, devlet ne denilirse denilsin, bir yönetim mekanizması mevcut olmuştur. Siyaset mekanizmaları ve din tarihte o kadar yakın ilişki içerisinde olmuştur ki, çoğu defa yönetim erkini elinde bulunduranlar (kral, sultan, halife, hükümdar, imparator) Tanrı nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilmişler, otoritelerini icra etmişler, tebaaları tarafından kesin itaate konu olmuşlardır. Eski kültür ve uygarlıklarla ilgili arkeolojik bulgular ve mitolojiler, siyasetle dinin yakın ilişkisini ve birbiri üzerindeki etkilerini görmemiz bakımından bizlere yeterli malzemeyi sunmaktadır. İktidarın Meşruluğu Yönetim (devlet)le toplum arasında itaate dayalı bir ilişkinin kurulabilmesi ancak meşruiyet temelinde gerçekleşebilir. Meşru bir zemine istinat etmeyen, toplumun geneli ile ters düşen hiçbir iktidar uzun soluklu olamaz. Kralların tebaalarını yönetebilmeleri için onlara haklıhaksız her yolu öneren Machiavelli bile, bir hükümdarın iktidarını devam ettirebilmesi için nihai olarak halkın sevgisini kazanmasının esas olduğunu vurgular. 3 Mike Riley, meşruiyetten bağımsız olarak iktidarın ele alınamayacağını vurgularken, iktidarın, toplum adına karar verme yetkisiyle donatılan, meşru ilkelere dayalı olarak güç kullanma yetkisine sahip bir araç olduğunu belirtir. 4 Fukuyama da güçlü gibi görünen devletlerin sonunda çökmeye mahkum olmalarının en önemli nedeni olarak meşruiyet problemine işaret etmektedir. Bütün rejimler sonuçta herhangi bir meşruiyet biçimine dayanmak zorundadır. Hiçbir diktatör, yalnızca zor a dayanarak hükmedemez. Meşruiyet, en adaletsiz ve kanlı diktatörler için bile merkezi bir öneme sahiptir. Bir rejimin varlığını sürdürebilmesi için nüfusun çoğunluğu tarafından meşru kabul edilmesi gerekmektedir. 5 Fukuyama ayrıca siyasi meşruiyet ile meşruiyet krizi arasındaki ayrıma işaret ederken, bir rejim halkının çoğunluğu tarafından meşru kabul edilmese bile, bunun henüz bir meşruiyet krizi anlamına gelmediğine dikkat çeker. Ona göre meşruiyet krizinin meydana gelmesi için mevcut iktidara ve rejime olan güvensizliğin rejime bağlı seçkinlere, devletin araçlarını elinde tutan güçlere, orduya ve polise sirayet etmiş olması gerekmektedir. Fukuyama, halklarının çoğunluğunun nefretini kazanmış olmalarına rağmen, Irak taki Baas rejiminin, Suriye deki Nusayri azınlığa dayalı Esat rejiminin, Latin Amerika daki askeri cunta ve oligarşilerin onlarca yıl iktidarda kalmalarını bununla izah etmiştir. Bir diktatörün meşruiyeti, şımartılmış bir ordunun kişisel sadakatinden tutunuz, yönetimi (diktatörlüğü) gerekçelendiren inceltilmiş bir ideolojiye kadar çok farklı kaynaklara dayanabilir. 6 İktidarın Dinsel Meşruiyeti Siyasetin meşrulaştırılma sürecinde toplumun dini önemli bir yere sahiptir. İnsanların yasalara ve kurallara itaati, o yasa ve kuralların gerisinde aşkın bir gücün kabulünü ve onun kutsallığını gündeme getirir. İlkel toplumlardan itibaren toplumsal birliği, dayanışma ve kaynaşmayı sağlayacak beşer üstü, kutsallık taşıyan üstün değer ve ilkeler iktidarın ve yasamanın kaynağını oluşturmuştur. Tarihte ve günümüzde toplumların siyaset ve yönetim anlayışında kutsal devlet algısının olması bu durumla bağlantılıdır. Dini meşruiyet, meşruluğun, haklılığın ve yasallığın belirli derecelerde dinden ve dini kaynaklardan sağlandığı bir durumu ifade eder. Berger in deyimiyle din, siyaseti meşrulaştırmanın en yaygın, en derinlikli ve en etkin aracı olagelmiştir. 7 Din, sadece mevcut sosyal durumu, statükoyu ve siyasi iktidarı haklılaştırıp geçerli kılmak için araçsallaştırılmakla kalmaz, aynı zamanda siyasi muhalefet hareketleri de; isyancı, ayrılıkçı veya devrimci gruplar da mevcut siyasi düzen ve uygulamaları eleştirme, otorite ve itaati reddetme noktasında dinî söylem ve argümanlara başvurabilirler. Bugün yaşadığımız dünyada ve özellikle de İslam coğrafyasında bu söylenenin canlı örneklerini görmekteyiz. Yüzyıllar boyunca dinle siyaset arasındaki yakın ilişki hep devam etmiş, bazı dönemlerde siyasi iktidarla dini iktidar devlet yapısı içerisinde beraberce var olmuştur. Malum olduğu gibi, Orta Çağ Batı dünyasında kilise, yönetim otoritesinin meşrulaştırılmasında önemli bir misyon icra etmiştir. Söz konusu dönemde İslam dünyasında da iktidarın meşrulaştırılması büyük ölçüde din üzerinden yürütülmüştür. Bu bağlamda İbn Haldun un, bedevi Arapların ancak dini bir yönelişin onların tabiatlarını değiştirip olumsuz yönlerini ıslah etmesiyle devlet olabileceklerini, dini ihmal etme durumunun devletten kopuş sürecini beraberinde getirdiğini ifade etmiş olması anlamlıdır. 8 İktidar sahiplerinin halkı ikna etme ve inandırma noktasında dini argümanları olabildiğince kullanmaya, hatta dini kendi yönetim anlayışları ve ideolojileri doğrultusunda şekillendirmeye çalışmaları hep olagelmiştir. Bunun yapılabilmesi bir şekilde dine müdahale edilmesini gerektiriyorsa, o da yapılmıştır. Aydınlanma sürecinden sonra ortaya çıkan modern ulus devletlerinde bu durum daha bariz bir şekilde kendisini hissettirmiştir. Modern dünyada da din olgusu bir şekilde siyasal iktidarların hizmetine sokulmakta, onun üzerinden dil ve semboller geliştirilerek popülizm yapılmakta, bu manada siyasi bir kültür geliştirilmektedir. Siyasal iktidarla dinsel iktidarın birbirinden ayrılması süreci olarak öne çıkan modernleşme döneminde de dini öğeler, değerler ve töreler yasal düzenlemelerin dayanağı olmuş, iktidarın meşruiyetini sağlama noktasında devreye sokulmuştur. Yani Çetin in de belirttiği gibi, modernleşme sürecinde dinsel dönüşüm (reform) öne çıkarılırken, modern değerlere dinsel meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır. 9 Bir Çatışma Unsuru Olarak Din Konu uluslar arası boyuta taşındığında, din-siyaset ilişkisi yeni boyutlar kazanmaktadır. Orta çağ döneminin Haçlı seferlerinden modern dönemlere ve günümüze gelinceye kadar Batı nın İslam dünyasına yönelik strateji ve politikalarında din konusu her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Özellikle son iki yüz yılda Batı devletlerinin Doğu ülkeleriyle ve özellikle de İslam dünyası ile olan ilişkilerinde oryantalist ve misyonerlik hareketlerinin stratejinin bir parçasını oluşturduğu herkesin malumudur. Ko- İktidar sahiplerinin halkı ikna etme ve inandırma noktasında dini argümanları olabildiğince kullanmaya, hatta dini kendi yönetim anlayışları ve ideolojileri doğrultusunda şekillendirmeye çalışmaları hep olagelmiştir. lonyalist politikalara destek olma noktasında oryantalist çalışmalarla misyonerlik faaliyetleri arasında her zaman çok yakın bir ilişki ve birliktelik var olagelmiştir. Batı sömürgeciliği, Hindistan, Afrika, Türkiye ve Ortadoğu da hakimiyetini güçlendirmek için bu faaliyetlere mali ve politik destek vermiştir. Oryantalistlerin birçoğu, aynı zamanda Katolik ve Protestan kiliselerle bağlantı içerisinde olmuştur. Batı sömürgeciliğinin hedef aldığı ve bir şekilde hakim olduğu ülkelerde o bölgelerin dini, kültürü, tarihi, coğrafyası, toplum yapısı ve insanı üzerinde oryantalizm adına entelektüel ve akademik çalışmalar yapılırken, diğer taraftan misyonerlik faaliyetleriyle de o bölgelerin Hıristiyanlaştırılması hedeflenmiştir. Bundan dolayı, misyonerlik saf bir dinî tebliğ hareketi olarak değil, Batı kolonyalizmine destek veren politik bir hareket olarak algılanmıştır. Bu bağlamda açıkça itiraf edilmese bile Avrupa Birliği nin bir Hıristiyan kulübü gibi kurgulanması, Samuel Huntington un Medeniyetler Çatışması tezini toplumlar ve medeniyetler arasındaki din farklılıkları üzerine oturtması, İran devriminden ve Sovyetler Birliği nin dağılmasından sonraki süreçte İslam 38 STRATEJİK DÜŞÜNCE HAZİRAN 2012 HAZİRAN 2012 STRATEJİK DÜŞÜNCE 39

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

LİZBON sonrasi NATO. Savunmanın modernizasyonu, kriz yönetiminin güçlendirilmesi ve ortaklıkların genişletilmesi

LİZBON sonrasi NATO. Savunmanın modernizasyonu, kriz yönetiminin güçlendirilmesi ve ortaklıkların genişletilmesi LİZBON sonrasi NATO Savunmanın modernizasyonu, kriz yönetiminin güçlendirilmesi ve ortaklıkların genişletilmesi Yüzünü batıya, Amerika kıtasına dönmüş olan Avrupalı sahil şehri Lizbon transatlantik geleneğini

Detaylı

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, TPQ yla gerçekleştirdiği özel söyleşide Rusya ile yaşanan gerginlikten Ukrayna nın

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Temel Bilgiler G20 Nedir? G-20 (Group of 20) platformunun kuruluş amacı küresel ekonomik istikrarın sağlanması ve teşvik edilmesi için gayri resmi bir görüş alışverişi

Detaylı

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için ÖN SÖZ Barış inşası, Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali tarafından tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışı sağlamlaştırıp, sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmalar

Detaylı

ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1

ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1 ABD'nin Fransa'ya Reaper İnsansız Uçak Satışı ve Türkiye'nin Durumu 1 Pentagon yetkilileri Fransa'nın talep ettiği Reaper tipi insansız hava aracı (İHA) veya dronların satışına yönelik olarak Kongre'de

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı SİYASİ GELİŞMELER HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER AB Liderleri 27 Haziran da Jean- Claude Juncker i AB Komisyon Başkan adayı olarak belirledi. Schulz yeniden AP Başkanı oldu. AB Liderleri Jean-Claude

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU 18-20 Haziran 2009 İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ 1 İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi 57 ülkeye yönelik düzenlenen İslam Ülkelerinde Mesleki ve Teknik Eğitim Kongresi 18-20 Haziran

Detaylı

USTAD Çalışma Mart-2011

USTAD Çalışma Mart-2011 Dün ve Bugün NATO North Athlantic Traty Organization Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü USTAD Çalışma Mart-2011 Çalışma No:4 Mart 2011 Mardin-TURKEY ÖZET: İki kutuplu bir dünya da kurulan NATO; doğu bloku

Detaylı

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER 20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun

Detaylı

PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI

PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI PROGRAMI PROGRAM GENEL TANITIMI T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI TÜRK ULUSAL AJANSI AB Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı HAYATBOYU ÖĞRENME GENÇLİK Aralık 1999 2002 Helsinki Zirvesi - Topluluk

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

Türkiye de Sivil Toplumu Geliştirme ve Sivil Toplum-Kamu Sektörü Diyaloğunu Güçlendirme Projesi

Türkiye de Sivil Toplumu Geliştirme ve Sivil Toplum-Kamu Sektörü Diyaloğunu Güçlendirme Projesi Türkiye de Sivil Toplumu Geliştirme ve Sivil Toplum-Kamu Sektörü Diyaloğunu Güçlendirme Projesi Uluslararası Konferans Sivil Toplum-Kamu Sektörü İşbirliği 25-26 Nisan 2013, İstanbul 2 nci Genel Oturum

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece İstanbul 1 İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMA KONUSU 3 1.1. FUAR KÜNYESİ 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.3. ARAŞTIRMANIN

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 29. Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı 4. İstanbul Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuarı 9. Uluslararası İstanbul İplik Fuarı Hazırlayan TEKNİK Fuarcılık

Detaylı

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI Sektörlerindeki ürünlerin, en son teknolojik gelişmelerin, dünyadaki trendlerin ve son uygulamaların sergilendiği, 25-28 Eylül 2014 tarihleri arasında

Detaylı

KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ

KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI VİZYON 2035 KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ Vizyon-2035 Dokümanı, Hv.K.K.lığının geleceğe yönelik hedeflerini belirlemek amacıyla; Dünya ve Türkiye de güvenlik anlayışındaki

Detaylı

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI Berna ERKAN Sunuş ASOSAI (Asya Sayıştayları Birliği) ve

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ

KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ GÜVENLİK SİYASETİ KRİTİK NATO ZİRVESİNİN SONUÇLARI VE TÜRKİYE NİN ARTAN ÖNEMİ NİSAN 2008 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com KRİTİK NATO

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) 6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU İslam Ülkelerinde Çok Boyutlu Güvenlik İnşası ( 06-08 Mart 2015, Serena Hotel - İslamabad ) Güvenlik kavramı durağan değildir.

Detaylı

11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina nın Ortaklık başvurularını kabul etti.

11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina nın Ortaklık başvurularını kabul etti. ARAŞTIRMA RAPORU ÖZEL ARAŞTIRMA--AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE KRONOLOJİSİ 20/06/2005 1959 1963 1964 1966 1968 1970 1971 1972 1973 31 Temmuz: Türkiye, AET ye ortaklık için başvurdu. 11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi,

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE ÖNCELİKLER ÇERÇEVESİNDE AB MEVZUATINA UYUM, UYGULAMAYA YÖNELİK KURUMSAL YAPILANMA VE FİNANSMAN TABLOLARI

II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE ÖNCELİKLER ÇERÇEVESİNDE AB MEVZUATINA UYUM, UYGULAMAYA YÖNELİK KURUMSAL YAPILANMA VE FİNANSMAN TABLOLARI 26- DIŞ İLİŞKİLER I- ÖNCELİKLER LİSTESİ ÖNCELİK 26.1 Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi ÖNCELİK 26.2 Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) ÖNCELİK 26.3 Çift Kullanımlı Mallar II- ÖNCELİKLERİN TANIMLARI VE

Detaylı

4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ

4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ 4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ Elektronik yan sanayi sektörünü bir araya getiren tek organizasyon Uluslararası Electronist Fuarı yerliyabancı birçok farklı şehir

Detaylı

Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri. Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü

Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri. Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Türkiye-Kosova Serbest Ticaret Anlaşması IV. Tur Müzakereleri Caner ERDEM AB Uzman Yardımcısı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Eylül 2013 Sunum Planı STA ların Yasal Çerçevesi Türkiye nin

Detaylı

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır.

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır. 1992 yılına gelindiğinde çevresel endişelerin sürmekte olduğu ve daha geniş kapsamlı bir çalışma gereği ortaya çıkmıştır. En önemli tespit; Çevreye rağmen kalkınmanın sağlanamayacağı, kalkınmanın ihmal

Detaylı

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI?

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI? DIŞ POLİTİKA TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI? HAZİRAN 2011 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ S.K.S DAİRE BAŞKANLIĞI Ege Üniv. Kampüsü 35100 Bornova/İZMİR-TURKEY

EGE ÜNİVERSİTESİ S.K.S DAİRE BAŞKANLIĞI Ege Üniv. Kampüsü 35100 Bornova/İZMİR-TURKEY Sürekli Değişen Güvenlik Algılamaları ve Yenilenen Savunma Stratejileri Kongre Kapsamı Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi, uluslararası ilişkiler ve ilgili diğer bölümlerde öğrenimlerini

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

AKDENİZ EYLEM PLANI SEKRETARYASI (AEP)

AKDENİZ EYLEM PLANI SEKRETARYASI (AEP) AKDENİZ EYLEM PLANI SEKRETARYASI (AEP) Türkçe Adı Akdeniz Eylem Planı Sekretaryası (AEP) İngilizce Adı Secretariat on Mediterrenaen Action Plan (MAP) Logo Resmi İnternet Sitesi http://www.unepmap.org Kuruluş

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları,

Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Sayın Büyükelçi, Değerli Konuklar, Kıymetli Basın Mensupları, Bugün, ulusal savunmamızın güvencesi ve bölge barışı için en önemli denge ve istikrâr unsuru olan Türk Silahlı Kuvvetleri nin etkinliğini ve

Detaylı

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013 PINAR ÖZDEN CANKARA İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD Yüksek Lisans/MA Lisans/BA İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ

2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ 2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ SUNUM PLANI Hizmet Sektörünün Desteklenmesi Vizyonu Dünya da ve Türkiye de Sağlık Turizmi Film, Bilişim ve Eğitim Sektörlerine

Detaylı

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI Sayın Âli Meclis Başkanı, Sayın Bakan, Sayın Oda Başkanları, Değerli İş Adamları,

Detaylı

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF)

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF) ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 1 BİRLEŞİK ARAP EMİRLİ 269.665.223,68 305.580.419,69 13,32 ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 2 IRAK 155.240.675,64 92.044.938,69-40,71 ALTINDAN MAMUL

Detaylı

ULUSAL SİBER GÜVENLİK STRATEJİ TASLAK BELGESİ

ULUSAL SİBER GÜVENLİK STRATEJİ TASLAK BELGESİ ULUSAL SİBER GÜVENLİK STRATEJİ TASLAK BELGESİ Prof. Dr. Şeref SAĞIROĞLU Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Bilgi Güvenliği Derneği II. Başkan 1 Neden İhtiyaç Duyuldu Diğer Ülke Örnekleri

Detaylı

Canan Ercan Çelik TEİD, Yönetim Kurulu Üyesi Borusan Holding Kurumsal Fonksiyonlar Başkanı

Canan Ercan Çelik TEİD, Yönetim Kurulu Üyesi Borusan Holding Kurumsal Fonksiyonlar Başkanı Canan Ercan Çelik TEİD, Yönetim Kurulu Üyesi Borusan Holding Kurumsal Fonksiyonlar Başkanı Misyon: Evrensel Etik İlkelerin Türkiye de toplumun her kesiminde benimsenmesi ve uygulanmasına önderlik etmek

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

187 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ GELİŞTİRME ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ, 2006

187 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ GELİŞTİRME ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ, 2006 187 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ GELİŞTİRME ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ, 2006 ILO Kabul Tarihi: 15 Haziran 2006 Yürürlüğe Giriş Tarihi: 20 Şubat 2009 Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı, Uluslararası

Detaylı

SGK ve TİKA İşbirliğiyle Sosyal Güvenlik Tecrübeleri Yurtdışına Aktarılacak

SGK ve TİKA İşbirliğiyle Sosyal Güvenlik Tecrübeleri Yurtdışına Aktarılacak SGK ve TİKA İşbirliğiyle Sosyal Güvenlik Tecrübeleri Yurtdışına Aktarılacak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Başbakanlık Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) arasında işbirliği protokolü

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012 TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece İstanbul İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMANIN KONUSU 3 1.1.ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.2.ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE ÖRNEK

Detaylı

TAIEX PROGRAMI BÖLGESEL EĞİTİM PROGRAMI (RTP)

TAIEX PROGRAMI BÖLGESEL EĞİTİM PROGRAMI (RTP) TAIEX PROGRAMI BÖLGESEL EĞİTİM PROGRAMI (RTP) 1. Bölgesel Eğitim Merkezi (RTP) Bilindiği üzere; Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü Kurumsal Yapılanma Birimi tarafından uygulanan Bölgesel Eğitim

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

Namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışma

Namus adına kadınlara ve kızlara karşı işlenen suçların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışma Elli-dokuzuncu Oturum Üçüncü Komite Gündem maddesi 98 Kadınların Konumunun Geliştirilmesi Almanya, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Brezilya, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı,

Detaylı

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Merkezi Finans ve İhale Birimi AB ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Üniversiteler

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası STRATEJİK VİZYON BELGESİ SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası Yakın geçmişte yaşanan küresel durgunluklar ve ekonomik krizlerden dünyanın birçok ülkesi ve bölgesi etkilenmiştir. Bu süreçlerde zarar

Detaylı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR. [ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) 12-23 EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR. [ Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Konferansı

Detaylı

SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ

SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ SN. YETKİLİ DİKKATİNE 25.08.2015 KONU: 2016 YILI YAPI-İNŞAAT VE ELEKTRİK FUARLARI SİRKÜ BİLGİLENDİRMESİ Türkiye milli katılım organizasyonunun, T.C. Ekonomi Bakanlığı'na izin başvurusu yapılmış olup, Türkel

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ 1 AB İLETİŞİM STRATEJİSİ (ABİS) NEDİR? Türkiye - AB müzakere sürecinin üç ayağı: 1- Siyasi reformlar 2- AB yasal düzenlemelerinin kabul edilmesi ve uygulanması

Detaylı

9. Uluslararası İlişkiler

9. Uluslararası İlişkiler 9. Uluslararası İlişkiler 9.1. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları (ÇVÖA) Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları, 03.11.1970 tarihinde Avusturya ile imzalanarak başlamış olup, bugüne kadar 76 ülke

Detaylı

DEĞİŞEN DÜNYA DA TÜRKİYE-NATO İLİŞKİLERİ Şifa Boztepe *

DEĞİŞEN DÜNYA DA TÜRKİYE-NATO İLİŞKİLERİ Şifa Boztepe * DEĞİŞEN DÜNYA DA TÜRKİYE-NATO İLİŞKİLERİ Şifa Boztepe * 2.Dünya Savaşı nda, Almanya ile Japonya nın yenilmeleri Sovyetler Birliği nin batısında ve doğusunda büyük bir boşluk yaratmış, ortaya çıkan olumlu

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü AVRUPA BİRLİĞİNEDİR? Hukuki olarak: Uluslar arası örgüt Fiili olarak: Bir uluslararası örgütten daha fazlası Devlet gibi hareket

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL Title of Presentation Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL İçindekiler 1- Yeni Büyük Oyun 2- Coğrafyanın Mahkumları 3- Hazar ın Statüsü Sorunu 4- Boru Hatları Rekabeti 5- Hazar

Detaylı

IMF ve Avrupa. Avro Bölgesinin Değerlendirilmesi

IMF ve Avrupa. Avro Bölgesinin Değerlendirilmesi IMF ve Avrupa IMF, politika tavsiyeleri, finansman ve teknik yardım sağlamak suretiyle Avrupa da aktif olarak faaliyette bulunmaktadır. Biz, hem bağımsız olarak hem de Avrupa Komisyonu ve Avrupa Merkez

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ

AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ Hazırlayan: Berna Özşar Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği AB, Mevzuat ve Projeler Birimi Uzmanı AVRUPA BİRLİĞİ SİGORTA MÜKTESEBAT REHBERİ TSRŞB Yayın

Detaylı

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları - Türkiye ile Afganistan arasında 7 Kasım 1959 tarihinde Ankara'da "Kültür

Detaylı

Serbest ticaret satrancı

Serbest ticaret satrancı Serbest ticaret satrancı Türkiye nin sadece AB nin Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzaladığı ülkelerle anlaşma yapabilmesi Türk dış ticaretini olumsuz etkiliyor. AB ile STA yapan bazı ülkeler Türkiye

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI

AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI AVRUPA BİRLİĞİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ AVRUPA BİRLİĞİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI Hazırlayan: Ömer Faruk Altıntaş Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ANKARA 5 Nisan 2007 Birincil Kurucu Antlaşmalar Yazılı kaynaklar

Detaylı

Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu?

Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu? Avrupa Birliği Lizbon Hedefleri ne UlaĢabiliyor mu? Yrd. Doç. Dr. Elif UÇKAN DAĞDEMĠR Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi 1. GĠRĠġ Avrupa Birliği (AB)

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

Aktif Katılım, Modern Savunma. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Üyelerinin Savunması ve Güvenliği için. Stratejik Kavram

Aktif Katılım, Modern Savunma. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Üyelerinin Savunması ve Güvenliği için. Stratejik Kavram Aktif Katılım, Modern Savunma Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü Üyelerinin Savunması ve Güvenliği için Stratejik Kavram Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından Lizbon da kabul edilmiştir 19-20 Kasım 2010

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 112 3 3 + 0 3 5

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 112 3 3 + 0 3 5 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 2 3 3 + 0 3 5 Ön Koşul Dersleri PSIR Dersin Dili İngilizce Dersin Seviyesi Lisans Dersin Türü Zorunlu Dersin Koordinatörü

Detaylı

Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliği ve Türkiye nin Konumu temalı Toplantı İstanbul TOBB Plaza da Gerçekleşti

Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliği ve Türkiye nin Konumu temalı Toplantı İstanbul TOBB Plaza da Gerçekleşti Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliği ve Türkiye nin Konumu temalı Toplantı İstanbul TOBB Plaza da Gerçekleşti Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliği ve Türkiye nin Konumu Toplantısı TOBB Plaza da

Detaylı

ALT BAŞLIKLAR DİPLOMASİ. -Sosyal Medya ve Diplomasi. -Kamu Diplomasisinin Gelişimi. - Diplomasinin 11 Eylülü : Wikileaks. -Önleyici Diplomasi

ALT BAŞLIKLAR DİPLOMASİ. -Sosyal Medya ve Diplomasi. -Kamu Diplomasisinin Gelişimi. - Diplomasinin 11 Eylülü : Wikileaks. -Önleyici Diplomasi Kongre Kapsamı Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi, uluslararası ilişkiler ve diğer ilgili bölümlerde öğrenimlerini sürdürmekte olan lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesindeki

Detaylı

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI (2015) GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İran ın nükleer programı üzerine dünya güçleri diye

Detaylı

IMF, Birleşmiş Milletlerin uzmanlaşmış kurumlarından biri olsa da, kendi tüzüğü, yönetim yapısı ve mali kaynağı vardır.

IMF, Birleşmiş Milletlerin uzmanlaşmış kurumlarından biri olsa da, kendi tüzüğü, yönetim yapısı ve mali kaynağı vardır. IMF ye Genel Bakış Biz kimiz? Uluslararası Para Fonu (IMF) parasal konularda küresel işbirliğini arttırmak, mali istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdamı ve sürdürülebilir

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

G-20 TÜRKİYE 2015 ÇALIŞTAYI

G-20 TÜRKİYE 2015 ÇALIŞTAYI VİZYON BELGESİ (TASLAK) G-20 TÜRKİYE 2015 ÇALIŞTAYI Küresel Güvenlik ve Refah için Güç ve Adalet İnşası (03-05 Aralık 2015, İstanbul) G-20, küresel hasılanın yaklaşık %90'ını, ticaretin %80'ini, nüfusun

Detaylı

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, doğrudan hizmet ihracatını gerçekleştirmenin yanısıra, mal ve servis ihraç eden birçok sektörün

Detaylı

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Slide 2 Yeniden Yapılanma Kamu yönetiminde sorunlar Kötü ekonomik performans Yönetimin hantallaşması, verimsizlik ve etkinsizlik

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü KONYA ÖZELİNDE YABANCI SERMAYELİ FİRMALARIN ÜLKE BAZLI ANALİZİ 06.08.2014 1 DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail

Detaylı

TürkiyeEnerjiForumu. Enerji profesyonellerinin vazgeçilmez doruğu 12.yaşında! ANTALYA. 15-19 Nisan 2014. Club Med Palmiye, Kemer

TürkiyeEnerjiForumu. Enerji profesyonellerinin vazgeçilmez doruğu 12.yaşında! ANTALYA. 15-19 Nisan 2014. Club Med Palmiye, Kemer Uluslararası 06 TürkiyeEnerjiForumu 12. Yıl Club Med Palmiye, Kemer 2014 ANTALYA 15-19 Nisan 2014 Enerji profesyonellerinin vazgeçilmez doruğu 12.yaşında! Antalya da unutulmuz tarihi zirve için geriye

Detaylı

AVUSTRALYA NIN İLK ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ

AVUSTRALYA NIN İLK ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ AVUSTRALYA NIN İLK ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ 1.GİRİŞ: Güçlü ve Güvenli: Avustralya Ulusal Güvenliği İçin Strateji 1 adını taşıyan Avustralya nın ilk Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avustralya Başbakanı Julia

Detaylı

2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ (SAĞLIK TURİZMİ SEKTÖRÜ)

2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ (SAĞLIK TURİZMİ SEKTÖRÜ) 2012/4 SAYILI DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET TİCARETİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA TEBLİĞ (SAĞLIK TURİZMİ SEKTÖRÜ) DÜNYADA HİZMET TİCARETİ SAĞLIK TURİZMİ Dünya ticaret hacmi yaklaşık 100 milyar ABD Doları Her yıl

Detaylı

International Cartographic Association-ICA

International Cartographic Association-ICA International Cartographic Association-ICA 1.AMAÇ: Uluslararası Kartografya Birliği (International Cartographic Association-ICA), 1959 yılında kurulmuştur. Hükümetler dışı bir kuruluş olan ICA nın ana

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE ÖZEL OKULLAR Murat YALÇIN > muratmetueds@yahoo.com

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE ÖZEL OKULLAR Murat YALÇIN > muratmetueds@yahoo.com AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE ÖZEL OKULLAR Murat YALÇIN > muratmetueds@yahoo.com Özel okul anlayışı, tüm dünyada olduğu gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de farklı uygulamalar olmakla birlikte vardır ve yaygınlık

Detaylı

TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ

TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 01-04 EKİM 2015 TARİHLERİ ARASINDA İSTANBUL FUAR MERKEZİ NDE SEKTÖRÜN EN ÖNEMLİ

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ BÜLTENİ AB SERVİSİ SAYI:15 NİSAN 2004/2

AVRUPA BİRLİĞİ BÜLTENİ AB SERVİSİ SAYI:15 NİSAN 2004/2 Hazırlayan: Müge ÇAKAR İÇİNDEKİLER 1. AB- TÜRKİYE SON DAKİKA 1.1. AB-Türkiye İlişkileri nde Kıbrıs 2. AB den ÖNEMLİ BAŞLIKLAR 2.1. Avrupa Birliği nde Tarihi Genişleme AVRUPA BİRLİĞİ BÜLTENİ AB SERVİSİ

Detaylı

1. İttifak ın Amacı ve Temel Güvenlik Görevleri 2. 2. Transatlantik Ortaklığın Kalbi 6. 3. Savunma Yeteneklerinin Güçlendirilmesi 9

1. İttifak ın Amacı ve Temel Güvenlik Görevleri 2. 2. Transatlantik Ortaklığın Kalbi 6. 3. Savunma Yeteneklerinin Güçlendirilmesi 9 I~CqI~NDEKI~LER 1. İttifak ın Amacı ve Temel Güvenlik Görevleri 2 2. Transatlantik Ortaklığın Kalbi 6 3. Savunma Yeteneklerinin Güçlendirilmesi 9 4. NATO Kuvvetlerinin Değişen Rolü 12 5. Ortaklık Vasıtasıyla

Detaylı

BASIN BİLDİRİSİ. RS : GMD.PG-0100-1910-15/462-1721 16 Nisan 2015 KONU : Roketsan Basın Bildirisi ATIŞ VE TEST DEĞERLENDİRME MERKEZİ AÇILDI

BASIN BİLDİRİSİ. RS : GMD.PG-0100-1910-15/462-1721 16 Nisan 2015 KONU : Roketsan Basın Bildirisi ATIŞ VE TEST DEĞERLENDİRME MERKEZİ AÇILDI BASIN BİLDİRİSİ RS : GMD.PG-0100-1910-15/462-1721 16 Nisan 2015 KONU : Roketsan Basın Bildirisi ATIŞ VE TEST DEĞERLENDİRME MERKEZİ AÇILDI Roketsan tarafından Karapınar Konya da kurulan MSB Atış Test ve

Detaylı

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ ------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (İSTTP); TASAM öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletlerin temsilcileri ile dünyanın

Detaylı

Hava ve Uzay Gücünün Artan Değeri

Hava ve Uzay Gücünün Artan Değeri İSTANBUL 15 Hava ve Uzay Gücünün Artan Değeri ULUSLARARASI HAVA VE UZAY GÜCÜ KONFERANSI Son Dönemdeki Kriz ve Çatışmalarda Hava ve Uzay Gücü Modern Hava ve Uzay Gücü İçin Komuta Kontrol (K2), İstihbarat,

Detaylı

Para Politikaları ve Finansal İstikrar

Para Politikaları ve Finansal İstikrar Para Politikaları ve Finansal İstikrar Ekonomi Yaz Seminerleri 211 Pamukkale Üniversitesi Doç. Dr. Erdem Başçı Başkan 22 Temmuz 211 Denizli 1 Sabit mi, değil mi? Sabit Kur Rejimleri Sabit Getirili Borç

Detaylı