Sömürünün olduğu her yerde ütopya vardır

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Sömürünün olduğu her yerde ütopya vardır"

Transkript

1 Aydınlık 9 Mayıs 2014 Cuma Yıl: 2 Sayı: 115 Büyük usta ÜLKÜ TAMER gelecek haftadan itibaren Aydınlık Kitap ta SADIK USTA Türk Ütopyaları Sömürünün olduğu her yerde ütopya vardır 4 YUSUF ATILGAN IN MEKTUPLARI: Sessiz ama derin bir yazarı tanımak için Burak Demir 6 İKRAMİ ÖZTURAN: Devir değişti, paşa paşa yatacaksınız Derya Derviş 10 İki eksik pathostan çıkan poetik - 2 M. Salih Kurt

2

3 Aydınlık DAMLA YAZICI 9 Mayıs 2014 Cuma 3 Dünyaya sataşan insanlara ihtiyacımız var Geleceği düşünme fikri doğduğumuzdan beri beynimizin görünmez bir hayaleti durumunda. Geleceği düşünmenin ötesinde onu yapılandırmak istiyoruz. Bundan vazgeçemiyoruz, et beni gibi nereden geldiğini bilmediğimiz ve koparamadığımız bir parçamız. Mücadelemiz hep onu yaratmak üzerine kurulu. Çünkü mutlu olmak istiyoruz. Bütün felsefik tanımlamaların ötesine atlayalım, basitleştirelim amacı, bırakın kınasınlar bizi, sadeleştireceğiz durumu. Neden diye soruyoruz. Koca bir felsefe neşriyatının atomudur bu kelime. Herkes çok aradı taradı yanıtını, bilirsiniz? Para? Aşk? Sağlık? Şehvet? Adalet? Ahlak? Akbil basarak geçiyorum bunları. Bütün zincirin ucu mutlulukta son buluyor. Neden para diye sorduğunuzda, mutlu olmak için diyoruz. Neden aşk? Mutluluk kaynağım çünkü. Peki neden mutluluk? Dünyayı sürekli kurcalıyoruz onu bulmak için. Oradan kaldırıyoruz oraya koyuyoruz. Oraya koyunca birileri şikayet ediyor, oradan kaldırıyoruz bu tarafa koyuyoruz bu sefer. Bir mücadele ki sormayın gitsin. Bir süre sonra bizim dışımızda var olan bütün düzlemleri, kendimiz şekillendirmek istiyoruz ki aramak zorunda kalmayalım ya da bulması kolay olsun. Ve yaratıcı olmaya başlıyoruz. Mutluluğu örgütlüyoruz. Toplumsal düzenden başlayarak büyük oranda. Yalıtılmış bir düzenek insana dar gelir çünkü. Değişim ve devrime gidiyor böylece hayat. Elbette öncüler vardır. Onlar ki tam da anmak istediklerimdir: dünyaya sataşanlar. Derdi olanlar ve geleceği şekillendirmek için ilk düşü ortaya serenlerdir. Ezilenler başlatır bu düzeneği. Hürriyeti, hürriyeti elinden alınan kadar iyi anlatamaz kimse. Anlattılar o yüzden Namık Kemaller. Çünkü gelecek, hürriyetsiz mutluluk vermez insana, bildiler. O halde getireceğiz hürriyeti insanlığa, getirdiler. O yüzden ütopyalar geleceği tasarlar... Gelecek devrimlerle kurulur. Umut ve mutluluk hep gelecekte mevcuttur. Gelecek hep gele-cektir, ütopyalar hep düşlenecektir. Sadık Usta nın kapsamlı inceleme kitabı Türk Ütopyaları bu hafta kapak konumuz. Hatırlamamız gereken bir kavramı kendi değerlerimiz üzerinden işliyor oluşumuz daha da önemli kılıyor konuyu. İyi okumalar dileriz. Aydınlık Sahibi Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür Celal Demirel Genel Yayın Yönetmeni Mustafa İlker Yücel Sorumlu Müdür Murat Şimşek Tüzel Kişi Temsilcisi Metin Aktaş Reklam Servisi Yayın Yönetmeni Haldun Çubukçu Yazıişleri Müdürü Damla Yazıcı Sayfa Sekreteri Katkı sunanlar Görsel Tasarım Alev Özgenç İrem Halıç, Elif Korkut, Deniz Toprak Hakan Uğurluay, Şener Soysal Reklam Müdürü Kamile Karakadılar Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. Tic. A.Ş Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 9 Mayıs 2014 Cuma 4 Aydınlık BURAK DEMİR YUSUF ATILGAN IN MEKTUPLARI: Sessiz ama derin bir yazarı tanımak için Sayısı belki az ama derinliği olan eserlerin yazarı Yusuf Atılgan mektuplarında bakın ne diyor: Benim yazma tutukluğum hala sürüyor; arada zorla yazdıklarımı da beğenmeyip atıyorum. Bir başka mektubunda ise Mektubunu alalı bir haftayı geçti, sana yazamadım. Altı-yedi aydır elime kalem aldığım yok. Yazmayan yazar mı denir bana? Anlaşılan yazar filan değilim artık. Gene de Tanpınar ın dediği gibi, yarım kalmış roman bir vicdan azabı gibi duruyor. SEVGİLİ HALİL KARDEŞ Yusuf Atılgan Edebi Şeyler Yayınevi 112 s. Yazdıkları mektuplar aracılığıyla yazarların,şairlerin; yaşamlarına, sanatlarına daha berrak bakarak onları yakından tanıma imkanına kavuşuyoruz. Edebiyatımızda mektupların çok özel bir yeri var kuşkusuz. Yazın dünyamıza baktığımızda; Nâzım Hikmet in Piraye ye Mektupları, Cemal Süreya nın eşi Zuhal Tekkanat a yazdığı On Üç Günün Mektupları, Ahmed Arif in yıllar yılı Leyla Erbil e yazdığı mektuplar Leylim Leylim, Orhan Veli nin ismini edebiyat tarihçileri bulsun diyerek Nahit Hanım a yazdığı Yalnız Seni Arıyorum, Reşat Nuri nin Hadiye ye Mektupları gibi mektuplardan oluşan kitaplar, bu mektuplarda sevdanın satır satır yaşandığını bizlere o kadar güzel gösterir ki. Yahut; Behcet Necatigil in Serin Mavi, Metin Altıok tan Zeynep e Mektuplar, Sabahattin Ali nin Canım Aliye Ruhum Filiz mektupları babaların çocuklarına, çocuklarının annelerine duyduğu hasreti buram buram yaşatır bize, onların sanılanın aksine zorluklarla geçen yaşamlarını apaçık ortaya koyar. Bir de edebiyatçıların edebiyatçılara ya da eş dostlarına yazdıkları mektuplar vardır ki; yazma eylemi üzerine kafa yoran herkesin okuması gereklidir. Bunlar; Sait Faik in Karganı Bağışla, Tanpınar ın Mektupları, Tezer Özlü-Ferit Edgü mektuplaşmaları Her Şeyin Sonundayım, İlhan Berk in Memet Fuat a yazdığı mektuplar Elin Üstünde Gezinsin yine İlhan Berk ten Enis Batur a Mektuplar, Ece Ayhan dan Akif Kurtulmuş a yazılan Kardeşim Akif, Bilge Karasu dan Haluk Aker e Haluk a Mektuplar, gibi tadına doyum olmaz mektuplardır. ÇİZİM: KÖKSAL ÇİFTÇİ Yusuf Atılgan üzerine düşünmek En az yukarıda yazılanlar kadar değerli mektuplar bir kitapta toplandı. Yusuf Atılgan ın Halil Şahan a yazdığı Sevgili Halil Kardeş Köye Mektuplar Burak Fidan tarafından hazırlanıp Edebi Şeyler tarafından Yusuf Atılgan ın ölümünün yirmi beşinci yılında Atılgan okurlarına sunuldu. Bu mektupların Atılgan ı tanımak, anlamak, ve onun üzerine düşünmek için edebiyatımızda önemli bir yer edineceğini düşünüyorum. Yaklaşık yüz sayfa oylumundaki kitabı dört ana çerçevede inceleyebiliriz. Sunuş; Halil Şahan sunuş yazısına Yusuf Atılgan ın o dönem yeni yayımlanan Anayurt Oteli nin sevinciyle, çoşkusuyla genel mizacının aksine konuşkan olduğunu belirterek Muğla Ula da nasıl tanıştıklarını anlatarak başlıyor. Sunuş yazısı Halil Şahan ın Yusuf Atılgan anılarından bir demet sunuyor bize. Bu anılar arasında; Halil Şahan a önerdiği ama Şahan ın bulamadığı Teneke Trampet romanına, Atılgan ın Enis Batur un kütüphanesinden Halil Şahan için ödünç aldığı Tanpınar ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü ne, Atılgan ın dönüp dönüp okuduğu ve bir seferde okuyacaksın, diye uyararak Şahan a salık verdiği Çehov un Bozkır öyküsüne, konuşmalarında en çok adı geçen düşünürün Freud olduğuna, Şahan ın Yusuf Atılgan ın izlemesini istediği filmi izleyip beğenmemesi üzerine yaşadıkları küslüğe, Yusuf Atılgan la Bilge Karasu arasında geçen Türkçe yi doğru kullanma sohbetine varana değin okuru bekleyen birçok anı var. Kırk mektup Mektuplar ise; Yusuf Atılgan ın yılları arasında ölümünden altı ay evveline kadar İstanbul dan, arkadaşı Halil Şahan a yazdığı kırk altı mektuptan oluşuyor. Aslında, Atılgan kırk sekiz mektup yazmış ancak iki tanesi kitapta yer almamış. Kitapta yer almayan bu iki mektubun akıbetine de Şahan yine kitapta açıklık getiriyor. Atılgan ın romanlarında ve öykülerinde tanık olduğumuz detaycı anlatım biçimi mektuplarında da ortaya çıkıyor, bu sayede mektuplar dönemin sosyolojisini anlamak için bir kılavuz niteliğine bürünüyor. Atılgan yaşamının büyük bir bölümünü köyde geçirmiş, geçimini köyden sağlamış. İstanbul dan köydeki işleri mektupları aracılığıyla yürütmeye devam ediyor. İstanbul da Ülkü Tamer in yönettiği yayınevlerinde; düzeltmeler, çeviriler yaparak çalışıyor, daha sonra Erdal Öz le beraber Can Yayınları nda çalışıyor ancak geçim derdinden zaman zaman yakındığı mektuplarında gözlemleniyor. Hemen hemen her mektubunda ailesinden; annesinden, eşinden ve Memoşum dediği oğlu Mehmet ten söz ediyor. Annesinin göz rahatsızlığından, ağrılarından, kışın yakacak odunundan, bozulan televizyonuna kadar birçok şeyiyle uzaktan da olsa ilgileniyor. Oğluyla ilişkisini babasıyla ilişkisinin tersine sıkça anlatıyor, oğlunu ne kadar sevdiği sözcüklerinden belli oluyor. Mektupların önemli bir özelliği de Canistan romanının yazılış sürecinde kaleme alınmış olması sanıyorum. Sayısı belki az ama derinliği olan eserlerin yazarı Yusuf Atılgan mektuplarında bakın ne diyor: Benim yazma tutukluğum hala sürüyor; arada zorla yazdıklarımı da beğenmeyip atıyorum. Bir başka mektubunda ise Mektubunu alalı bir haftayı geçti, sana yazamadım. Altıyedi aydır elime kalem aldığım yok. Yazmayan yazar mı denir bana? Anlaşılan yazar filan değilim artık. Gene de Tanpınar ın dediği gibi, yarım kalmış roman bir vicdan azabı gibi duruyor diye yazıyor usta. Mektuplarda; Vedat Türkali ye arkadaşı Şahan için imzalattığı kitaba, bir başka arkadaşına vermeyi unuttuğu Orhan Pamuk un Cevdet Bey ve Oğulları romanına, çalıştığı yayınevlerinden Şahan a göndermeyi düşündüğü kitaplara, oğlunun resimlerinden kitaplara ilgisine kadar birçok ayrıntı mektuplarda yıllar sonra okurunu bekliyor. Kitabın son iki bölümünü ise Halil Şahan la yapılan söyleşi ve Yusuf Atılgan ve Halil Şahan ın fotoğraflarının bulunduğu albümden oluşuyor. Albümde kitapta sıkça yer alan Yusuf Ağa oturuşunun fotoğraflarını görmek mümkün. Yusuf Atılgan ı tanımak ve onun yaşamanı ve edebiyatını daha iyi kavrayabilmek açısından bu mektupların yayımlanmasını çok değerli görüyorum ancak kitapta mektupların asıllarının yer almamasının da ciddi bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

5 Aydınlık ERDEM GEZGİNCİ 5 Eylemsizliğin kabri: Başlamanın simyası amana hükmetmek ve söz geçirmek için başlamak gerekir. Başlamak eylemin kalbi eylemsizliğin kabridir. Birçok şeye başlıyoruz ve başladığımız şeyi sonlanırıyoruz gibi görünebilir, oysa zaman sonsuzdur. Aklımızdaki olaylar zincirini geçmişten şimdiye şimdiden geleceğe taşıyan başlangıçlar cesaret kelimesiyle omuz omuza ilerler genelde. Alef Yayınları ndan çıkan Monika Maron'un Acayip Bir Başlangıç kitabıyla ilgili birkaç söz etmeden önce temennim cesaretinizin başlangıçlarınızı yıkıp hayal ettiklerinizi gerçeğe dönüştürmesi. Monika Maron un karakteri Johanna başlangıcın simyasından uzak bir hayat sürmektedir. Eğer Doğu Almanya daysanız ve yaptığınız iş metinlerin arasında gizli, özgürlüğü çağrıştıran mesajlar vermekse duvar yıkıldığında ne yapacağınızı bilemezsiniz. Çünkü artık gizlemenin bir anlamı kalmamıştır, hayat sizi serbest ve bir o kadar da vahşi düzenin içine salıverir. Johanna nın yaşlanmaya dair düşünceleri ile başlamaya el verişli yenilik ortamı yazarın karakteri yazlık bir mekana çekmesiyle berraklaşıyor. Artık olanlara, olaylara ve olacaklara daha net bakabiliyoruz. Roman bu düzlemde netleşiyor. Hatalardan, pişmanlıklardan başlayarak hiçbir hesabı arkada bırakmamaya adeta söz veren üslup okura soyut bir rahatlama yaşatıyor. Bu rahatlama gözümüzün arkada kalmamasıyla eş değer bir rahatlama. Roman başlangıçların öncesinde neler yaşanır ve ivme kazanan hayat nasıl gözlemlenir çok iyi anlatıyor. Küflenmiş alışkanlıların getirdiği tutku eksikliği Johanna yı sorgulamaya karşısına engel olarak yine alışkanlıkların çıkması umut- Z ACAYİP BİR BAŞLANGIÇ Monika Maron Çev: Zehra Aksu Yılmazer Alef Yayınları 160 s. suz bir döngü gibi görünüyor. Ancak insan olmanın gerektirdiği güç önce karakterin sonra kelimelerin damarlarında dolaşmaya başlıyor. Roman yaşlılık arefesinde cinselliğin, tabuların ve aşkın irdelenmesiyle ilerliyor. Herhangi bir başlangıcın geçmişten bağımsız düşünülemeyeceğini anılardaki hayati ayrıntılarda görebiliyoruz. Kadınların hayatın her durumuna karşı gösterdiği tepki ve çözüm yetisi de romanın sayfalarına sızan konulardan. Hayatı önemseme ve derinlik hallerini bir kadının izinde okumak da anlamı yükseltiyor. Duvardan sonra 1989 da Berlin Duvarının yıkılmasıyla tarihin değiştiğini düşünenler çoğunlukta. Tarih bir hamleyle değişip devrimlere beşiklik yaparken tarihin içindeki insan genelde afallar. Sudan çıkmış balık veya ipinden kurtulmuş boğa gibi de olabilir bu afallama ama nasıl tanımlanırsa tanımlansın bol miktarda acı barındırdığı kesin. Yazar Monika Maron Doğu Almanya da doğup büyümesinin de etkisiyle kitabında o günlerin insan yanına ışık tutmuş. Devletler ve hükümetler değişimi bir gecede yaptıklarını zannederek nasıl yanıldıklarını sanata bakarak görebilirler, yazar buna da ışık tutmuş. Yazarın alt metinde ışık tuttuğu Almanya gerçeği bütün değişimlere/devrimlere yansıtılabilecek evrensel insani değerler barındırıyor. Eğer merakınız bu yöndeyse The Lives of Others (Başkalarının Hayatı) ve Elveda Lenin-2003 filmlerini de seyredebilirsiniz. Özgürlük yanılsaması Berlin 1989 da somutlaştı bence.

6 9 Mayıs 2014 Cuma 6 Aydınlık DERYA DERVİŞ Devir değişti, paşa paşa yatacaksınız Hukuka saygılı olmak gibi erdemli bir tavrın altındaki maskelenmiş onursuzlukları görmemek, silah arkadaşlığını ve namus yeminlerini yok saymak, ikbal ve menfaat için suskun kalmak, kolaycılıktan öte bir ahlak sorunu olarak öne çıkmaktadır PAŞA PAŞA YATACAKSINIZ İkrami Özturan Bilgi Yayınevi 352 s. İkrami Özturan ın geçen yıl Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanan ve çok satanlar listesine de giren El birliğiyle Vatanında Esir Düşürülen Askerler (Elveda) isimli kitabından sonraki Paşa Paşa Yatacaksınız isimli yeni kitabı raflardaki yerini aldı. İkrami Özturan, 11 Şubat 2011 günü, Silivri de, robocop giysili jandarmalar tarafından kuşatılarak topluca tutuklanan 163 kişiden biri. Hasdal Toplama Kampı nda yazdığı ilk kitabı Elveda Balyoz davasına dâhil olma sürecini, tutuklamaları, davadaki askerlerin ve ailelerinin yaşadıklarını anlatıyordu. Paşa Paşa Yatacaksınız ise, dünya hukuk tarihinin en büyük ayıplarından birinin komedi felsefesini ve duruşma salonunda yaşanan ilginç, komik ve dramatik olayları yansıtıyor. Kitabın arka kapağında gazeteciler Emin Çölaşan, Orhan Bursalı ve Emre Kongar ın sözleri yer alıyor. Önsözünü de Müjdat Gezen yazmış. Kitabın çarpıcı bir özelliği Müjdat Gezen in ilk defa bir kitaba ön söz yazmış olması. Önsözde, Biz cezaevlerinde iken, akşam sayımında gardiyan, Allah kurtarsın diye veda ederdi. Aynı şeyi ben de söylemek istiyorum, ama iki kez: İlki: İçeride haksız yere yatan arkadaşlar için... İkincisi: Bizi başımızdakilerden... Allah kurtarsın! diyor. Müjdat Gezen ile İkrami Özturan n Kitabınızı nasıl tanımlarsınız? Bu kitabı neden yazdınız? Bir proje olarak ve çeşitli kesimlerin el ve gönül birliğiyle uygulanan Balyoz Davası nın öyküsünün, ıslak kumlara yazılmış bir hikâye olmaması için, hemen, bugünkü tazeliğiyle kitaplaştırılması gerekir diye düşünüyorum. Kitabın temel varlık nedeni budur Kitabın diğer amacı da; bugün adaleti, adavet (düşmanlık/savaş) kabul etseler de, halen umut taşıdığım bir kısım insanımıza karşı, samimi ve sorumlu bir çabanın yerine getirilmesidir. Velev ki düşünmeyenlerin, sorgulamayanların ve vicdanlarını köreltenlerin; adalet duygularına ve vicdanlarına bir damlacık katkı sağlasın... Elbette, gözleri adaletsizliğin kahredici yüzünü görmeye kapalı, beyinleri örümceklenmiş, tabiatları itaat ve biata dayalı insanlar tarafından bu kitabı anlamsız ve absürt düşüncelerin bir manzumesi olarak kabul etmek de olasıdır. Her şeye rağmen, ben inanıyorum ki; bu ve benzeri kitaplarda yer alan gerçekler, bugün olmasa bile zaman içinde, kimilerini artık reddedemeyecekleri bir ikiyüzlülüğe, yok sayamayacakları bir utanca, içlerini kemirecek keskin bir vicdan azabına ve her dem akla gelecek bir onursuzluğa götürecektir. Adalet duygusuna ve vicdanlara hiç değilse, o vakit bir katkı sağlayabilecektir... n Kitabın mizahi bir yanı var mı? Böyle bir konuda mizah üretmek mümkün mü? Çıkış noktanız nedir? Dava süresince bunca ciddi olaylar yaşanmış olmasına, çok hayati ve ciddi savunmalar yapılmasına, örnek olabilecek onlarca ciddi hukuki uygulamalara imza atılmasına rağmen mahkeme nezdinde bir katre etki yaratılamadığını gördük. Adeta savunma ile dalga geçiliyor ve bir oyun oynanıyordu. O halde ben de insanların geçmişine, bugününe ve yarınına ipotek koyan bu ciddi olayları, kabul ve değer görmeyen yine ciddi bir lisanla kaleme almak yerine, olabildiğince mizahi dille resmetmeye çalışmalıyım diye düşündüm. Böylece bu yoğun emeğimi, iki perdelik komediye yansıtabildiğim oranda, daha kolay ve daha ilgiyle okunabileceğini düşündüm. İşte kitabın önsözünü de bu nedenle bir mizahçı olan değerli Müjdat Gezen kaleme aldı. n Kitabın ismi ilginç. Paşa Paşa Yatacaksınız Kimin ağzından söylenmiş bu söz? Bizlere ne anlatıyor? Bu sürecin en acı yanı; bunca haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen bizlere dolaylı da olsa Şartlar böyle, devir değişti, paşa paşa yatacaksınız! denilebilmesidir. Bütün bu yaşananlar, çeşitli isimli davalarda, TSK mensuplarının adeta bir işgal devletindeymiş gibi esir alınmasıyla başlayan ve ısrarla sürdürülen bir süreçte ortaya çıkmaktadır. Yaşananların hiçbiri bu anlamda tesadüf değildir. Bu süreçte öne çıkan en acı söylem esir düşmek tir. Yine kitabın kara mizah temasına başvurursak bizim Balyoz Davası ndaki algımız Savun-ma! ve Savun-ama! karışımı bir felsefeye dayanıyordu. Yani savunmayın, konuşmayın, savunacaksanız da, bu sonucu değiştirmeyecek şeklindeydi. Savun-ma! ve Savun-ama! felsefesi, üç aşağı beş yukarı böyle gerçekleşmişti. n Paşa Paşa Yatacaksınız kitabınızda da ilk kitaptaki gibi ilginç çizelgeler, istatistikler, haritalar var. Hangi konulara hitap ediyor? Ben bu kitapların bugüne hizmet ettiği kadar gelecek nesillere de hitap ettiğini düşünüyorum. Bugün geçmişteki bir olayı araştırmak istediğinizde bu tür bilgiler ve istatistikler içeren kitapları bulmak çok kolay olmuyor. Bu nedenle dava ile ilgili önemli ayrıntıları kitabıma taşımaya gayret ettim. Bunların içinde hazırlanması çok emek isteyen konular var. Örneğin kitapta yer alan davanın özgün yanları, savunma süreleri, çapraz sorgudaki sorular, hangi cezaevinde kaç tutuklu bulunduğu, süreçteki kilometre taşları vb. konular bugün davadaki kişiler tarafından kolaylıkla cevaplanabilecek hususlar değildir. Bu yönüyle kitabımın her hukukçunun, tarihçinin, siyasinin, askerin ve adaleti/hukuku önemseyen vatandaşımızın kütüphanesinde mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyorum. n Kitapta neredeyse davanın tüm savunmaları yer almakta. Çok kolay okunan bu ilginç savunmalar içinde sizi en çok etkileyenlerden bahseder misiniz? Binbaşı rütbesinde genç bir hâkim subay olan Doğan Uysal ın yarım dakika süren şu kısacık savunması beni çok etkilemişti. Bu sözler aynı zamanda devletin yetiştirdiği, emek verdiği, masraf yaptığı donanımlı yüzlerce insanın bu süreçte nasıl tasfiye edildiğine de işaret etmektedir....sayın Başkan, bir hukukçu olarak bu soruşturma ve dava ile beraber her şeye karşı güvenimi, mesleğime ve hukukun üstünlüğüne ilişkin saygımı yitirdim. Mesleğimde belli hedefleri olan, gelecekte belli yerlere gelmeyi planlayan bir askeri hâkimdim. Şu anda tek amacım süremi doldurup, emekli olmak ve dağda çoban olmak... Keza kitapta Tıs Tıs adlı sahnede yer alan Emekli Albay Mehmet Yoleri nin savunması benim ve salondaki yüzlerce kişinin ağlamasına neden olan suratımıza tokat gibi çarpan bir savunma olmuştur. Bu karanlık süreçte hasta bir sanığın cezaevi koşullarındaki mücadelesini anlatan sözler, en hüzünlü savunma olarak kitaptaki iftihar tablosuna geçmiştir. (s.115) Ayrıca E. Oramiral Özden Örnek in savcılık ifadesinde yaşadığı olay hukuk mücadelemizi anlamaya sağladığı katkı açısından çok çarpı-

7 Aydınlık cıydı. Başsavcı, özel yetkili savcı ve şüpheli/sanık konumundaki bir amiralin yaşadığı kara mizah öykü bu davayı ve kumpası anlamaya ışık tutmaktadır. (s.240) n Meslektaşlarınızın ve kurumunuzun bu süreçteki tutumu için ne düşünüyorsunuz? Hukuka saygılı olmak gibi erdemli bir tavrın altındaki maskelenmiş onursuzlukları görmemek, silah arkadaşlığını ve namus yeminlerini yok saymak, ikbal ve menfaat için suskun kalmak, kolaycılıktan öte bir ahlak sorunu olarak öne çıkmaktadır. TSK içinde, bu siyasi davalara yönelik tutumlarına bakarak iki grubun öne çıktığı söylenebilir. İlki; kurumun güç kaybetmesine seyirci kalan büyük bir gruptur. Siyaseten fırtınalı bu dönemi zarar görmeden atlatmak, korku, kişisel kazanımlarından mahrum olmamak vb. değişik amaçları ve gerekçeleri bulunmaktadır. Onları tanımak için söylediklerine bakmak yeterlidir. Yargı gereğini yapacaktır, iş adalete intikal etti, bağımsız mahkemeler soruşturma sonucunda suçsuz olduklarını anlayacaklardır kabilinden ağdalı sözler veya her koyun kendi bacağından asılır, benim çoluk çocuğum var vb. özürlü sözler, bu grubun davranışlarının gerekçesini teşkil etmektedir. İkincisi; kurumun itibar kaybetmesine katkı sağlayan, davalarda hedef haline getirilmiş bizlerin üzerine oynanan projeler için gönül, el ve iş birliğiyle destek olan, aktif, gizli ve küçük bir gruptur. Onlar, asıl teşhis edilmesi gerekenlerdir. Sözde namusu üzerine yemin etmiş bu üniformalılar, silah, bayrak gibi namus sayılacak devletin resmi belgelerini, hainlerle kişisel emelleri ve menfaatleri için paylaşabilmektedirler. Evet, bizim ve kurumumuzun asıl muhatabı bu ikinci grup iledir. Bunlar acıyla, ibretle, utançla, gafletle dö- 7 şenen kaldırım taşlarının ustalarıdır Ellerindeki balyozla kaldırım taşlarını değil, meslek ahlakının, namus yeminlerinin ve insanlığın başını ezmektedirler. Burada elbette bir de özeleştiri yapmak gerekir diye düşünüyorum. Kabul etmek gerekir ki biz askerlerin henüz tanıştığı adalet sorunu, aslında yılların birikimidir. Yine kitaptaki mizahi temayla anlatırsak; bugün Hainler ve İşbirlikçiler Korosu en yüksek perdeden Ey Zanlı Ordu, Ey Zanlı Asker! mehter marşını terennüm ederken, buna karşılık vatandaşların yanı sıra askerlerin de yer aldığı Yurttan Sesler Korosu, güftesini bizzat kendilerinin yazdığı, Şevk E(f)za makamında, Sebep sensin gönülde ihtilale, Türkiye'de adalet yok isimli şarkıyı tekrar tekrar söylemeye başlamıştır. Hepsi yargıdan dolayı canı yanmışlığın, hak ve adalet arayışının tökezlemesine tepki olarak yükselen haklı çığlıklardır. Bir asker gözüyle, öz eleştiri anlamında ifade etmek gerekirse, evet belki askerler daha önce bize dokunmayan yılan bin yaşasın dememiştir; ancak adaletsizliğe de bu kadar güçlü ses çıkarmamıştır. Özturan kitabını şu sözlerle bitiriyor. H. David Thoreau İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın yeri tutukevidir... demiş. Ne mutlu ki bu süreçte, dışarıda, ettikleri namus yeminlerini çiğneyerek ülke ve TSK düşmanlarıyla işbirliği yapanlarla, ülkenin bu karanlık dönemine fikren ve fiilen katkı sağlayanlarla, haksızlığa ve hukuksuzluğa suskun kalanlarla ve ayakta secde eden üniformalılarla birlikte olmak yerine, bir tutukevinde dürüst insanlarla birlikte olabildim. O dürüst insanlarla ortak yolumuz Atatürk ün yolu, ortak umudumuz aydınlık, laik, çağdaş bir Türkiye dir ve bunu hiçbir güç değiştiremeyecektir. Derya Derviş, İkrami Özturan ile...

8 9 Mayıs 2014 Cuma 8 Aydınlık ÖZGE YEŞİLDAĞLI BAŞGÖZ DEN TÜRK HALK ŞİİRİ ANTOLOJİSİ Türkülere derin bir kaynak Bu hayatta yaşadığımız her anının bir sözü, bir sazı bir ezgisi var. Hele ki türküler Bir türkü ister anonim ister sahipli olsun toprağından, suyundan gelir bizi bulur. İster 18 ister 45 yaşında olalım bir tınısı bizden uzun yıllar gitmez kaybolmaz. Günümüzde popüler kültürün eritemediği çok az değerimiz kaldı. Bunların başında da türkülerimiz geliyor Fakat Başgöz, halk şiirini öyle bir harmanlamış ki Pir Sultan dan Yunus Emre ye kadar o ulu ozanların sazının teline vurmamak elimde olmadı. Bunun dışında halk bilim uzmanı Metin Turan ı da saygıyla selamlayıp Halk deryasından damlalar ve tarihten mekana türk halk şiiri adlı eserlerini kaynak olarak sunduğumu belirtmek isterim. Duyguların ifade edilemeyecek bir imkansızlıkta olduğunu düşünenlerden değilimdir. Bana kalırsa bu hayatta yaşadığımız her anının bir sözü, bir sazı bir ezgisi var. Hele ki türküler Bir türkü ister anonim ister sahipli olsun toprağından, suyundan gelir bizi bulur. İster 18 ister 45 yaşında olalım bir tınısı bizden uzun yıllar gitmez kaybolmaz. Günümüzde popüler kültürün eritemediği çok az değerimiz kaldı. Bunların başında da türkülerimiz geliyor. Biz 90 kuşağı ve arkamızdan gelen nice nesiller olarak kültürümüze sahip çıkarken türkülerimizden vazgeçmeyelim. Aşkı, güzelliği, memleketi başka nasıl bu kadar derin dinleyebiliriz ki? Usta ozanın Aşık Veysel in de dediği gibi Güzelliğin on par a etmez Bu bendeki aşk olmasa dizelerinden anlıyoruz sevginin gözünü. Ya da dünyanın gelip geçiciliğini nasıl dillendirmiş Karacoğlan: İZAHLI TÜRK HALK ŞİİRİ ANTOLOJİSİ Prof. Dr. İlhan Başgöz Pan Yayıncılık 336 s. Türküler.. Geçmişten günümüze her devirde dilimize destan olan türküler. Gönülden gönüle, dilden dile gezen türkülerimizden bu coğrafyada vazgeçmek mümkün mü? Bu toprakların havasından suyundan gelen, bazen bir güzelin gözlerini, bazen bir kılıcın keskinliğini daha başka ne anlatabilirdi ki? Aşığın sazından çıkan tını, sözleriyle nasıl harmanlanırdı ki? Evet türküler olmasaydı memleketin bir parçası, bir dokusu yok olurdu. Bizim için olmazsa olmaz türkülerimizi yapısal olarak inceleyen halk bilimi üstadı Prof.Dr. İlhan Başgöz, İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi adlı kitabıyla Türk Halk şiirinin türlerini örneklerle açıklıyor. 90 kuşağı gençleri yeni dünya düzeninin birçok olumsuzluğuna maruz kalsa da bir o kadar da -olanaklarından dolayı- şanslı. En basitinden kültürümüzün bir parçası olan türkülerimize ulaşmak için birçok olanak var. İnternet üzerindeki çeşitli makalelerin yanı sıra elimize geçen tüm kaynaklar bizim için oldukça değerli diye düşünüyorum. İşte bu açıdan Prof. Dr. İlhan Başgöz ün İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi adlı kitabı hakkında birkaç söz etmek isterim. Derin bir yapısı olan Türk Halk Şiiri anonim, aşık ve tekke olarak üçe ayrılır. Başgöz bu kitapta bu üçlüye geçmeden önce Türk şiirinin vazgeçilmez bir parçası olan Divan Şiiri'ne de değiniyor. Ünlü halk bilimci Pertev Naili Boratav'dan verdiği dipnotlarla okuyucuya kaynakçayı sunan Başgöz, kitapta genel olarak sade bir anlatımı tercih ediyor. Özellikle anonim halk şiirinin gelişimini anlatırken tarihsel notlar düşüyor. Türklerin göçebe yaşam tarzından günümüze kadar olan sosyal ve kültürel hayatını halk şiiriyle bağdaştırıyor. Aslında bu kitabı ilk edindiğimde anonim türküler üzerine yazdığım bitirme tezi için kaynak olarak sundum. Dünya Karac oğlan fani Toprak emre tatlı canı Hastalandım ilaç hani Bir acısız ölüm de yok İşte bütün mesele bu hassaiyetlerimizi, duygularımızı, kültürümüzü kaybetmemek olmalı. Prof. Dr. İlhan Başgöz ün bizlere sunduğu bu eseri önce kendi neslim sonra tüm toplumun edinmesi gerektiğini not düşerim. Kitapta yoğun olarak Aşık şiirini ele alan Başgöz, aşık şiirinin koçaklama, güzelleme, taşlama ve ağıt türlerini tek tek ele alıyor. Aşıkların şiirlerinin kapsamlı olarak yer aldığı bu kitapta Yunus Emre'nin ilahilerini, Karacaoğlan'ın güzellemelerini, Kaygusuz Abdal'ın taşlamalarını okurken halk edebiyatını bir kere daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Bunun yanı sıra Pir Sultan Abdal, Dertli, Köroğlu, Dadaloğlu, Hıfzi, Efkari, Serdari gibi ünlü usta ozanların eşsiz şiirleri ile Başgöz, bir yandan sevdiğine kavuşamayan bir aşığı hatırlatırken diğer yandan haksızlıklara uğrayanların isyanı olan halk kahramanlarını gözler önüne seriyor. İlk baskısı 1956 yılında yapılan kitabın yayın işlerini Pan Yayıncılık üstleniyor. Türk şiiri üzerindeki düşüncelerini öğrenmek isteyen okuyuculara Prof. Dr. İlhan Başgöz'ün İzahlı Türk Halk Şiiri Antolojisi adlı yapıtını edinmelerini tavsiye ederim.

9 Aydınlık CEYHUN BOZKURT 9 Mayıs 2014 Cuma 9 Atlantik kıblesinden Ortadoğu ya bakmak İşimiz habercilik olunca, alanımız olmasa da Ortadoğu daki gelişmelere kayıtsız kalmıyor insan. Bu çerçevede son 10 yılda özellikle yanı başımızdaki Irak ve Suriye deki hareketler ve çatışmalar doğal alanımız haline geliyor. Özellikle Kürt meselesi, PKK gibi alanımızın içindeki konuları ve yine terör bağlamında El Nusra, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Kaide gibi terör gruplarını da takip ettiğimiz için, bu iki devletin yaşadıklarını da ekonomik, sosyolojik, politik vb. perspektifte incelemeye çalışıyoruz. Erdem Demirtaş ın Ortadoğu da Devlet ve İktidar-Otoriter Rejimler Üzerine Bir İnceleme kitabı da bu noktada ilgimizi çekti. Genç bir akademisyen olan Demirtaş, halen Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmalarını sürdürüyor ve siyaset sosyolojisi, karşılaştırmalı siyaset ve dış politika alanlarında çalışmalar yapıyor. Kitabına Tunus taki eylemlerle başlayan Demirtaş, Ortadoğu da otoriter rejimlerin toplumsal kaynaklarını, siyasal stratejilerini, şiddet ve güvenlik aygıtlarının rolünü, sürekliliğin sağlanmasındaki araçları, meşruiyet yaratma ve rıza üretme politikalarını ele almak iddiasıyla bu kitabı hazırlamış. Çalışmanın girişinde, Atlantik perspektifli bakış açısının esintileri görülmekte. Arap Baharı olarak tanımlanan süreçten etkilenen ülkelerdeki eylemler için kullanılan kalabalıkların öfkesi ilk kez ülkelerini yıllardır demir yumrukla yöneten otoriter rejimlere yönelmişti ifadesi, kitabın çerçevesi hakkında bizlere ipucu veriyor. Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ABD ve müttefikleriyle politik uyum içinde olan teokratik sistemle yönetilen ülkelere çok fazla yer verilmeyen ve Ortadoğu ile ilgili yazılan çok sayıda eserin eleştirel ve karşılaştırmalı analizinin de yapıldığı çalışmada eleştirel analizler in merkezinde Suriye, Mısır ve Irak yer almış. Arap Baharı sürecinin dışındaki Irak ta, Saddam Hüseyin dönemi eleştirilerin hedefine oturtulmuş. El Kaide yok, otoriter Esad var Kitapta çok sayıda bölümde geçen Suriye yönetimine esas saldırı, Devletin Şiddet Aygıtı ve Savaşın Rolü başlığı, Güçlü Ordu, Güçlü Devlet alt başlıklı bölümleriyle, Otoriteryanizmin Sembolik Dünyası başlığı, -miş Gibi Yapmak: Suriye de Otoriteryanizmin Sembolik Siyaseti alt başlıklı bölümlerde yapılmış. İlk sözünü ettiğimiz bölümde Ortadoğu devletlerindeki güvenlik mekanizmasının ele alan yazar, Dünyanın her yerinde otoriter rejimler varlıklarını sürdürebilmek için şiddete başvurur. Fakat bunlardan çok azı Ortadoğu bölgesindeki rejimler kadar güçlü güvenlik aygıtlarına sahiptir değerlendirmesini yapmakta. Ülkelerdeki yönetim-ordu ilişkisini tek tek ele alan yazar Suriye için ordu ve bürokrasideki üst düzey yetkililerin hemen hemen hepsi sayıca ülkedeki azınlık durumunda bulunan Nusayri kökenli insanlardan oluşmaktadır ifadesini kullanıyor. Bu bölümde, ülkedeki geçmiş yıllarda bastırılan isyanlara örnek olarak 1982 yılında Hama da Müslüman Kardeşler örgütünün çıkardığı isyanı gösteriyor. Burada Müslüman Kardeşler örgütlenmesinin yapısı anlatılmadan isyanın bastırılması öne çıkıyor: Hafız Esad rejimine karşı ayaklanan Müslüman Kardeşler mensupları kısa sürede Hama kentinin kontrolünü ele geçirmişlerdi. Rejimin isyana tepkisi çok sert oldu. Hafız Esad ın emriyle ordu kadar askerle Hama kentini kuşattı. Müslüman Kardeşler in direnişi karşısında kuşatma iki haftaya kadar uzayınca bu sefer ordu kenti top, helikopter ve savaş gemileriyle ateş altına alarak direnişe son verdi. Rakamlar net olmamakla birlikte ila bin kişi ordu güçlerince öldürüldü. (Sayfa 112) Beşar Esad dönemini de değerlendiren Demirtaş, ABD işgalini ve bu işgalin ülke içindeki yıkıcı faaliyetlere açtığı zemine değinmeden otoriterlik suçlamasına devam ediyor: Beşar göreve geldiği ilk aylarda görece ılımlı bir görüntü çizdi. Siyasi tutukluların serbest bırakılması ve basın özgürlüğü konusunda belirli iyileşmelere, ekonomik alanda sınırlı liberalleşme adımları eşlik etti. Ne var ki ABD nin Irak ı işgaliyle uluslararası alanda da yalnızlaşan Suriye de reformlar rafa kalktı. El Nusra, El Kaide ve IŞİD gibi vahşi terör örgütlenmelerine değinmeden yapılan Suriye analizleri, kitaptaki samimiyetin sorgulanmasına katkı yapıyor. NATO Libya yı diktatörden kurtardı Kitapta, bu ifade tırnak içi yazılmamış. Ancak kullanılan ifadeler Libya nın adeta kan emici bir diktatörden NATO bombardımanı sayesinde kurtulduğu anlamına çıkıyor. İşte onlara iki örnek: Libya da Muammer Kaddafi rejimi NATO müdahalesiyle son buldu. Ancak NATO müdahalesi ardında aşırı silahlanmış ve iç savaş riski taşıyan bir toplum bıraktı. (Sayfa 14) ( ) Libya da NATO birliklerinin günler süren bombardımanı sonucunda hükümet güçlerinin bütün askeri altyapısı çökertilmiş, bu sayede isyancıların Kaddafi rejimini devirmesi sağlanabilmişti. (Sayfa 114) Otoriterlik simgesine örnek: Atatürk heykeli Kitapta dikkat çeken bir ifade de rejimlerin söylemsel, ideolojik ve sembolik pratikler aracılığıyla meşruiyetlerini yeniden ürettiklerini aktardığı kültürel analizinde yer aldı. Kültürel anlamların, sembollerin ve geleneklerin yeniden üretilerek ya da keşfedilerek toplumları kontrol altında tutmanın veya siyasal uygulamalara rıza üretmenin bir aracı olarak kullanılabildiğini söyleyen yazar sonra sözü Türkiye deki Atatürk heykellerine getirmekte: Bunun yanı sıra gösteriler, merasimler, temsiller ve kültler aracılığıyla sembolik alan işgal edilerek kitlelerin siyasal olarak kontrol altına alınması sağlanabilir. Örneğin Türkiye de kamusal alanın Mustafa Kemal in heykelleri, resimleri ve söylevleriyle doldurulması, öğrencilerin maruz bırakıldıkları ulusal bayram veya 10 Kasım merasimleri, gençliğe hitabeler, şiirler ve nutuklar Kemalizmin kamusal alanı ve bireyleri kontrol etme amacıyla uyguladığı sembolik iktidar stratejileridir. Demirtaş bu ifadenin sonuna Hafız Esad ın da benzer stratejilerin uyguladığını eklemeyi de ihmal etmemiş. ORTADOĞU DA DEVLET VE İKTİDAR Erdem Demirtaş Metis Yayınları 192 s. Kitabına Tunus taki eylemlerle başlayan Demirtaş, Ortadoğu da otoriter rejimlerin toplumsal kaynaklarını, siyasal stratejilerini, şiddet ve güvenlik aygıtlarının rolünü, sürekliliğin sağlanmasındaki araçları, meşruiyet yaratma ve rıza üretme politikalarını ele almak iddiasıyla bu kitabı hazırlamış Soğuk Savaş tan sonra yapılan klasik Atlantik merkezli değerlendirme ve tespitlerin derlemesi niteliğindeki Ortadoğu da Devlet ve İktidar daki tespitler de bu çerçevede yer almış. Otoriterlik sembollerine örnek verirken, Atatürk heykellerine atıf yapılması da dilin altındaki baklanın çıkması olarak yorumlanabilir

10 9 Mayıs 2014 Cuma 10 Aydınlık M. SALİH KURT BABİL BALIĞI İki eksik pathostan çıkan poetik 2 Her sayfasında sürprizleri taşıyıp, özellikle felsefeyle uzaktan da olsa ilgilenen okurun sevinç ve öfke çığlıklarıyla, kahkahalarıyla karşılaşılan metin, modern bir metnin çoğunlukla yok saymayı ne demekse şiirsellikten uzaklaşma kaygısıyla seçtiği 21. yy. yaşantısının verilerini ise kabulleniş tarzıyla da bir hayli farklı Her kelime, sessizlik ve hiçlik üstündeki gereksiz bir leke gibidir. Samuel Beckett Geçen yılın Temmuz ayında yayımlanan Aydınlık Kitap eklerinden birinde, bu yazının ilki mevcuttu. Dolayısıyla Lars Iyer in üçlemesinin ilk kitabı Kuşku ya dair inceleme de o satırlarda kaldı. Genelde serilerin içinde bir kitabı anlattıktan ve değindikten sonra devamını ve diğer kitapların keşfini okura bırakmak en iyisidir -ki bu tutuma bir dereceye kadar uyum da sağlayabildim. Ancak Iyer in üçlemesi biraz farklı. İlk olarak, bir devam serisi değil, tekil olarak da kitapların zevkine varmak mümkün. İkinci olarak da her kitapta seriyi yeniden ele almayı gerektirecek doneler büyük zenginlik. Üstelik, değerli ve üstünde fazla kalem oynatılmamış bir keşfi tekrar tekrar okura, ta ki mümkün olan gözlere (değerli bir eserin dokunabileceği yeterli göz adedi yoktur) ulaşabilene kadar zaman zaman hatırlatmak da bir okur/yazar/eleştirmenin görevi değilse, görevi ve fonksiyonu nedir ki? Daha da fazla uzatmadan, Iyer in modern üçlemesinin ikinci kitabı Dogma yı, ilk kitabı Kuşku yu incelediğimiz yazıdan da izler taşıyan biçimde ele alabiliriz. DOGMA Lars Iyer Çev: Elif Ersavcı Kolektif Kitap 247s. Lars Iyer Ethos İlk olarak kendisini ve arkadaşlarını eğlendirmek amacıyla yazmaya başladığı bir internet günlüğüyle başlayan ve roman haline gelen üçlemede, yazar, W. ve Lars adında düşünememekten muzdarip, akademik iki düşünürün öyküsünü anlatır. Aynı zamanda yazarın kendisi de akademisyendir ve Newcastle Üniversitesi nde felsefe dersleri vermektedir. W. ve Lars ın öyküsü, dostlukları ve diyalogları üzerine Lars ın aldığı notlar aracılığıyla anlatılır. Bir yönüyle nihilizmin pençesindeyken, aynı şekilde kendini ve daha da fazla Lars ı aşağılamayı da ihmal etmeyen W. nin söylenceleri geniş yer kaplar. Hatta Lars çok az yorumda bulunur. İki şapşal (aptal değil) filozofun, yenilgilerine karşı duydukları öfke ve çaresizlik bütünleştiricidir. W. nin Lars ın aklından çıkma -veya tam tersi- bir karakter olduğu izlenimini uyandırır. Ya da yazarın, bir başka gerçeklikte kendisi için öngördüğü iki benlik gibidir. Dogma da bu benlik ayrışması, taşınabilir yüklerin ötesine geçer. Birbirlerinin kursaklarına tıkanan birer yumrukturlar. Dünyanın varoluşçu zehri için birbirlerinin yumruklarına ihtiyaçları olduğu doğrudur, tıkanmaya karşın. Ancak iki benliğin asıl hasreti ve birbirlerine böylesine bağlayan unsur başka bir yerde yatmaktadır; aklen ve zihnen dokunmaya duyulan özlem, yalnızlık. Metinden alıntılayalım: Keşke bizden biraz daha olsaydı, diyor W. Birkaç kişi daha, bize yakın yaşayan, düşünmemize yardımcı olan. Bize bile yardımı dokunan. En azından ben yüzlerce mil ötede değil, daha yakında yaşasaymışım bir şeyler mümkün olabilirmiş. Ülkenin iki ucunda karaya vurmuş iki adayız biz, diyor W. Farklı yollardadırlar, ister odada kitaplar biriksin, ister mutfağı küf kaplasın, bir sızıntıdan kurtulup güneşi görmek arzusunda, karamsar, kaybedişleriyle yüz yüze ancak hala hayata kahkaha ile gülebilen karakterlerdir. Tekliklerindeki yokluklarının bilincinde, ancak hep bir arada bütün haline gelebilen bir dizi çarktırlar. İngiliz usulü bir mizah, çarkları yağlar da yağlar. Lars Iyer in çıkış formülüdür belki, düşünce pedallarına ancak W. ve Lars ın ağırlıkları asıldıkça ilerleyebilmektedir. Yukarı ve aşağı Mizahın çarklarının arasında kalan bir kara kedinin çığlıklarına da rastlamanız olasıdır. Umursamayın. Muhtemelen Samuel Beckett tir. Logos Kuşku da -elbette bunun bir internet günlüğünden derlenmesinden meydana gelen- tek negatif okur deneyiminin yazarın bazı tekrarları olduğundan bahsetmiştik (bkz. pantolon). Dogma da ise böyle bir sorun kalmamış. Hatta metnin kurgu parçacıklarının olabildiğince hareketli olduğunu ve sürprizler arasında kaybolmanın her an mümkün kılındığını söyleyebiliriz. Hemen, yeri gelmişken, Elif Ersavcı, kitabın çevirmeni İlk kitabın da çevirmeniydi ve daha önce Attila İlhan a göz kırpan bir yakınsamasıyla harika bir tercümeye de imza atmıştı. Dogma nın tercümesindeyse durum iyice hayret verici bir hal almış. Tercüme, metnin orijinalinden daha iyi, daha akıcı; mizah ve sinsi alaycılıksa (buraya geleceğim) daha bütün! Çeviri ile uğraşıyorsanız, mutlaka bu kitabı tercümesi ve aslıyla elinize alıp inceleyin derim. Modern edebiyatın bir dile yakınsamasının nasıl yapılması gerektiğiyle alakalı derslerle dolu. Sürprizlerden bahsediyorduk. Kuşku da sayfalar boyunca, hayalet gibi varlığını sürdüren Bela Tarr ve Kafka nın Dogma da da kısmi varlıklarını belirtebiliriz. Ancak Dogma da anlatıyı balçık gibi bir arada tutan en şekilli karanlık Herzog un efsanevi filmi Stroszek in final sahnesi. Bu final sahnesindeki dans eden tavuğun, koca bir hiçliği anlatımı sayfalar boyunca iki düşünürün hiçliğiyle retorik bir sevişmeye girişirken, anlatıdaki bir diğer hayalet Jandek in atonal müzikleri, W. nun sinsi öfkesinden fışkıran atonal düşünceleri çağrıştırıyor; orada olduğu belli, izlerinin farkında fakat bir araya getirilemeyen, füzyona uğratılamayan düşünceler. Pathos Her sayfasında sürprizleri taşıyıp, özellikle felsefeyle uzaktan da olsa ilgilenen okurun sevinç ve öfke çığlıklarıyla, kahkahalarıyla karşılaşılan metin, modern bir metnin çoğunlukla yok saymayı ne demekse şiirsellikten uzaklaşma kaygısıyla seçtiği 21. yy. yaşantısının verilerini ise kabulleniş tarzıyla da bir hayli farklı. Kahkahalarıma engel olamadığım, Civilization bilgisayar oyunundan türetilen öğretiler, durumun farkında olan çağdaşlarım için yeterince yerlerde yuvarlatıcı. Dogma da kendi deyimleriyle Amerika Birleşik Çöplükleri ne gelen iki kahraman, adına Dogma dedikleri yeni bir dogmanın arayışı ve kuramlaştırılması sürecindedir. Iyer in bu aşamada özellikle Dogma yı içeren pasajlarda- sinsice bir oyun oynadığı, metnin çabukluğu ve akıcılığının altında gözden kaçabilecektir. Dogma ya eklediği maddelerde, Krishnamurti dâhil pek çok modern Hint filozofunu alaya alışı, farklılaşma çabasındaki düşünürlerin aslında nasıl basit kalıpları ve şablonları takip ettiğini göstermesi ve karakterleri üstünden bu düşünürlere salladığı tokatlar hayranlık uyandırıcıydı. Bunun, hiçbir işaret levhası da yerleştirilmeden gizlenmesi ise dâhiyane. Bir kez daha, modern edebiyatın felsefeyle kardeş bu harika örneğini kaçırmamanız dileğiyle vedalaşalım. Okur olarak, aklımda Stroszek in kitapta iz bırakan final sahnesindeki dans eden tavuğun yerine, aynı sahnedeki davul çalan ördek görüntüsüyle, tebessümle ayrılıyorum; Ian Curtis in aksine aklımda intiharla değil, yaşamaya değer bir şeyler olduğu ve mizahın her şeyi daha anlamlı kılabileceği düşüncesiyle. Haftaya görüşmek dileğiyle

11 Aydınlık CEM TUNÇER 9 Mayıs 2014 Cuma 11 Feminizmin şiddetli bir oral sekse ihtiyacı var Lidia Yuknavitch Lidia Yuknavitch, Portland, Oregon da yaşayan bir yazar. Chuck Palahniuk, Cheryl Strayed, Monica Drake, Chelsea Cain ve Suzy Vitello ile aynı yazım grubunda ve ilginç kitaplar yazıyor. Amerikalı yazar Chuck Palahniuk un önsözünü yazdığı Dora üzerine yazarla röportaj yaptık. n Dora Freud un ünlü vakasından uyarlanan bir kitap. Freud un ünlü hastası Ida Bauer i anlatıyor. Neden Ida ve neden Freud? Freud un Ida Bauer ve histeri vakasını ilk okuduğumda kitabı duvara fırlattım. Gençtim ve bana göre Ida nın sesi ve hikâyesi ondan iki kere, önce yaşamında, sonra terapide çalınmıştı. Bu kadar çabuk bıkmasına şaşırmadım. Hikâyesi beni çok etkiledi ve -asıl sorununun sesini kaybetmesi de olunca- sesi beni çok etkiledi. Genç bir kadın da olunca, onun hikâyesiyle kendiminki arasında bir bağ kurmak zor olmadı. Onun vakasını yorumlayabilirdim diyemem; ama okuyabilirdim, kurgulayabilirdim, ve şunu da söylemeliyim ki, hepimiz hikâyelerle yaşarız: kültürümüzden, doktorlardan, çeşitli otoritelerden, arkadaşlardan, sevgililerden. Hepsinden çeşitli hikâyeler alırız ve ben onun hikâyesini seçtim. n Sanat Dora nın yaşamında çok önemli; videolar çekiyor, kurguluyor, Francis Bacon la konuşuyor vs. Bunu Dora için nasıl yorumlamalıyız, gerçek yaşamdan kaçmak için sanata mı sığınıyor? Evet ve hayır. Sanat Dora için her şey. Bir dil, bir deneyim tarzı, öznel bir tavır alış. Hayattan kaçtığını söyleyemem, ama sanat hayata karşı bir duruş, bir ses, kültürün ona dayattığı genç kızlığa karşı bir araç. Sanat bunu benim için de yaptı ve hâlâ yapıyor. Ve öğretmenlik yaptığım zamanlarda, şu sorunlu gençlerle çalıştığımda yani, onlara beyaz bir sayfa verdim. Boş bir kanvas. Ya da bir kamera. Ya da bir kil. Ve dedim ki, Sizi daha az değerli hissettiren o sesleri dinlemeyin ve kendinizi yaratın. n Kitabı vakanın feminist bir okuması olarak değerlendirebilir miyiz? Evet, bir nevi, ki bana göre feminizmin şiddetli şekilde bir oral sekse, bir yenilenmeye ihtiyacı var. Ben Dora yı daha çok özgürlükçü bir anlatı olarak görüyorum. Onları temiz ve düzgün bedenler içinde tutmaya çalışan keskin anlatılara karşı, kızları ve kadınları özgürleştiren bir hikâye olarak. n Dora okuduğum en eğlenceli kitaplardan olabilir. Bu konuda ne düşünüyorsun? Dora yazdığım en eğlenceli kitap. Dora yı, beni neredeyse öldüren anti-hatırat kitabım The Chronology of Water dan sonra yazdım ve bu güldürüye ihtiyacım vardı. Aslında, klasik güldürü yapısında da yazıldı. n The Chronology of Water kitabın O kitabı Chuck Palahniuk sana meydan okuduğu için yazmıştın, Dora yı yazman için kim sana meydan okudu? Dora. Gerçekten. Bir ölü uykusundayken kıçımın dibine geldi ve bana bağırdı. Hayatımda ikinci kez biri beni uykumda ziyaret ediyordu. İlki Mary Shelley di. n Dora nın her türden kurumla, her şeyle sorunu var. Güçlü, aykırı bir karakter. Neden her şeyle sorunu var Dora nın? Çünkü zeki ve canlı ve tutkulu ve etkileyici; kapitalizme ve tüketim kültürüne henüz tam anlamıyla boyun eğmemiş. Keşke hepimiz uyanabilmek için içimizdeki Dora yı özgürleştirebilsek. n Bu kitabı sorunlularmış gibi tedavi edilen tüm gençler için yazdığını söylüyorsun ve yetişkinlerin dünyasını Fellini filmlerine benzetiyorsun. Dora nın yetişkin dünyasını yıkmak için geldiğini mi söylemeliyiz yani? Hayır, aslında yetişkin dünyasını yetişkin dünyasına tekrar yansıtmak istiyor. Yani, kitabın sonunda Freud u öldürmüyor. Hatta merhamet bile duyuyor Birinin büyükbabası olabilirdi, diyerek. Kısacası, artistik bir mesaj kullanıyor; aptallığımıza ışık tutmak için. n Yani Freud tan intikam almıyor diyebiliriz? Tam olarak değil. Yani, Freud un bedenine çeşitli garip şeyler yapıyor ve bu Freudyen Oedipal model ve onun kalıntılarına karşı bir eleştiri; ama genç kızlar ve kadınlar patriyarkal kültürün bedenlerine karşı kurduğu hegemonya ile yıllardır yaşıyor ve eh, yeterince adil. Sonunda, Dora nın eylemi bir yıkım ya da şiddet içermiyor, sadece kendini ifade etmek istiyor Dora. n Türkiyeli okuyucuların için bir mesaj var mı? Merhaba. Sizi seviyorum. Ziyarete gelebilir miyim? Ve tabii ki, tuhafliğa teslim olmayın. DORA: FREUD A KAFA TUTAN KIZ Lidia Yuknavitch April Yayıncılık 262 s. Dora; zeki ve canlı ve tutkulu ve etkileyici; kapitalizme ve tüketim kültürüne henüz tam anlamıyla boyun eğmemiş. Keşke hepimiz uyanabilmek için içimizdeki Dora yı özgürleştirebilsek

12 9 Mayıs 2014 Cuma 12 Aydınlık DAMLA YAZICI 13 SADIK USTA İLE TÜRK ÜTOPYALARI ÜZERİNE... Ütopya Platon la başlamaz, sömürüyle başlar Ütopyayla devrimin arasında kopmaz bir bağ vardır. Her ütopya aynı zamanda devrimi kışkırtır. Her devrim ütopyaya ihtiyaç duyar. Ütopyası olmayan bir devrim olmamıştır. Devrime gitmeyen ütopyanın da esamesi okunmaz. Dolayısıyla her ütopyacı da eninde sonunda devrimcidir. Bugün Türkiye nin de büyük ütopyacılara ihtiyacı vardır TÜRK ÜTOPYALARI Sadık Usta Kaynak Yayınları 408 s. Geçtiğimiz günlerde kitapçılara Türk Ütopyaları adıyla bir inceleme kitabı girdi. Gerçekten merak uyandıran bu incelemede Türklerin ütopyası var mıdır sorusuna oldukça kapsamlı bir yanıt veriyor Sadık Usta. Ütopyalar konusunda 20 yıldır araştırma ve incelemelerde bulunan Usta, ortaya atılan pek çok teze karşı ilginç açıklamalarda bulunuyor. Biz de bahar ayının güzel havalarına güvenip Gülhane Parkı nda Sadık Usta ile ütopya kavramı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. n Ütopyalar konusunda kapsamlı çalışmaların az olduğunu belirtiyorsunuz. Sizin çalışmanızın özelliği nedir? Ütopya tezi ve çalışması üzerine ne gibi bir yenilik koydunuz ortaya? Şimdi bu kitabın iki önemli özelliği var. Birincisi ütopya kavramı derinlemesine tartışılıyor. Dünya çapında ütopya kavramı üzerine deyim yerindeyse topa girmiş olan bilim adamlarının bu konudaki görüşlerinin özeti var. Bu kitapta yapmak istediğim en önemli şey şuydu; ütopya kavramının kavram olarak nereden geldiğini, ütopya yazınının ne zaman başladığını bunların derlemesinin ötesinde bir de ütopya kavramının bilim dünyasında tartışılmasının sonuçlarını özetlemekti. Tartışmaların içinde önemli bazı saptamalar var. Birincisi ütopya zamana bağlı olmalı mı, olmamalı mı tartışması var. İkincisi döneme bağlı olmalı mı olmamalı mı ve dolayısıyla buradan hareketle ütopyaların laik olup olamayacağı tartışması da var. Dinsel metinler de ütopyadır n Peki devlet bağlantılı mı olmalı ütopya? Ütopya nerede ütopya? Yani ütopyanın devlet kavramıyla, devlet idealiyle, devlet hayaliyle, toplumsal yaşamla ilgili bir bağı mı olmalı? Devletle ilgili doğrudan doğruya bağlantılı olmayabiliyor. Ama sonuçta toplum, bir toplum idealidir bu. İnsan toplumsal bir hayvandır diyoruz. Bizi hayvanlardan ayıran en önemli özellik insanların ortak yaşam alanları kurması ve onu genişletmesidir. Hayvanlar, en gelişmiş hayvan türü maymunlar, kişilik sürüler şeklinde yaşarlar. Daha ilerisine götüremezler. Daha ilerisine taşıyamıyorlar çünkü emeğe dayanan bir artı değer oluşmuyor. Onlar sadece toplayıcı ve tüketici. İnsan ise üreten bir yaratık olduğu için ürettiğini doğal olarak ortak üretir ve doğal olarak ortak paylaşır. Bu adım adım da genişler. Tabii akıl ve zeka da işin içine girdiği için insan daha geniş toplumları kendi idealinde yaşatma arzusu taşır. Her insanda bu vardır. Bunun devlet şeklinde örgütlenmesi gerekmeyebilir. Zaten antik çağda bu eşitlikçi idealler esas olarak devlet modelleri şeklinde düşünülmüştür. n Tartışmalar ışığında siz ütopyayı nasıl tanımlıyorsunuz? Birincisi hiçbir ayrım gözetmeksizin ütopik unsur barındıran dört başı mamur ütopya olmamakla birlikte Thomas More un Ütopya sı gibi devlet tasavvur etmeden de çeşitli metinlerde ütopik unsurlar dile gelmişse onu ben ütopya olarak kabul ediyorum. Bu bir şiir olabilir. Mesela deriz ya, Yarin yanağından gayrı paylaşmak için her şeyi. İşte bu bir ütopyadır. Bunun ayrıntıları yoktur. Orada toplumsal yaşamın her ince ayrıntısı düşünülmemiştir ama en azından bir ideal olarak duvara yansıtılmış bir projeksiyon söz konusudur. Masallar, hikayeler, çeşitli dinsel metinler... Normaldir 1500 lü yıllarda bu ütopyaların dinsel motiflerle dile gelmesi. Çünkü o gün her şey dinsel motiflerle ifade edilirdi. Ben bu metinlerin hepsinin ütopya olabileceğini savunuyorum. Buna bir ek olarak da şöyle diyorum: Her ütopik metin aynı zamanda okurun kendisini de harekete geçiren bir unsur taşımalıdır. Bu açıdan da olumlu, pozitif, mutluluk, neşe, umut yansıtan metinler, idealler... Ama aynı zamanda okurun kendisini de harekete geçiren, ben bunu yapabilirim dedirten bir motif taşımalıdır içinde. n O zaman fantastik içerikten ayrılması burada netleşiyor. Çünkü dahil olamıyorsun o fantastik dünyaya. Tabii fanteziyle ütopyanın arasındaki en önemli unsur şudur: Fantezi bir yaşam modeli önermez. Ütopya ise bir yaşam modeli önerir. Ütopik eserler hem keyif verir hem de siyasi olarak motive eder. Sorgulatır. Ütopyaların en önemli özellikleri şudur: Bugünü sana tarif eder. Bugünü eleştirir. Bugünden hareketle geleceğin nasıl olması gerektiğini sana umut aşılayarak hissettirir. Ve senin aynı zamanda harekete geçmeni sağlar. Bu benim ütopya konusundaki görüşümdür. Buradan hareketle bu kitaptaki özellik şu, bütün bu tartışmaların bir özeti vardır. Ütopya konusunda düşünmüş, ütopya yazmış, bir şekilde ütopik edebiyata bilerek veya bilmeyerek bulaşmış olan bütün yazın dünyasının özeti vardır. O derece iddialıdır. Mesela çok önemli bir özelliği var onu da belirteyim hemen. Herkes ütopyayı Platon la başlatır. Ben Platon la başlatmıyorum. Ben de diyorum ki sömürünün olduğu her yerde ütopya vardır diyorum. Dolayısıyla insanlık tarihinde sınıflı toplumlara geçişle birlikte ütopya da başlamıştır. Bu insanın en önemli özelliklerinden birisidir. İnsan içinde yaşadığı toplumla barışık değil ise o andan itibaren ütopik düşünceye evrilir. n Dinsel metinler ütopyadır diyorsunuz. Tanrı da bir ütopya mı? Evet. Tanrı ulaşılamayacak yüce güçtür. Yahudilerin Allah ı bittiği anda Hıristiyanların Allah ı başladı. Hıristiyanların Allah ı bittiği anda Müslümanların Allah ı başladı. İnsanlık her zaman bir Allah a ihtiyaç duyar. Ama benim karşı olduğum şey şu; onların baskı ve sömürü aracı haline getirilmesi. Ütopyanın tabii bu özelliği vardır. Ona ulaşılamaz olarak tasavvur eder ama ona ulaşmak için de çaba gösterir. O zaman o ütopya olur. Dediğim gibi birinci bölümde bütün bu süreci özetleyen mesela Sümerlilerin kendi belgeleri var. Hiçbir yerde bunu göremezsiniz. Ütopya üzerine yazılmış olan kitapların ben bugüne kadar hiç görmedim. Otuz yıldır bu işle uğraşıyorum. Sümerlilerin bundan 4000 yıl önce yazdıkları bir metin var. Kırık bir tabletten çözülmüştür. Eskiden ağa yoktu, baron yoktu, toprak ağası yoktu, bey yoktu ama geldi bey. İnsanın düşmanı yoktu. Kurt ve kuzu yan yana geçinirdi. Fakat ne zaman ki geldi ağa, ne zaman geldi bey, hastalık başladı. İnsanlık felakete gitti diye kitaba da aldığım bir metin var yıl önce yazılmış. Ütopya kavramı hep mükemmel bir toplum projesiyle, mükemmel bir devlet projesiyle başlatılır. Bunun da kökünün Platon da olduğu zannedilir ve doğru değildir. Ondan önceleri de vardır. Ben bunu insanlığın sömürüyü keşfettiği sınıflaşmanın ortaya çıktığı andan itibaren başladığını düşünüyorum. n Devlet önceden ütopyaydı, şu an devlet sisteminde yaşıyoruz. Peki bugün ütopya neye doğru üretilecek. Sadece yaşamsal, toplumsal konular bazında mı yoksa gerçekten büyük bir şeye doğru gidecek mi? Yoksa ütopya sadece sıradan bir hayal mi olacak? Benim kanaatim şu: İnsanlık eninde sonunda baskının ve sömürünün olmadığı eşitliğin olduğu dünyaya gidecektir. Daha doğrusu insanlık baskının ve sömürünün olmazsa olmazı olan kıtlık sorununu gerçek anlamda çözerse eninde sonunda insanlık bolluk dünyasına ulaşırsa bizim bugün tanıdığımız baskı ve sömürü ortadan kalkabilir. Yani devletin olmadığı, baskı araçlarının olmadığı, insanın insan tarafından yönetilmesine gerek olmayan bir dünya tasavvur etmeli bugünkü devrimci ütopyalar. Bunu insanlara anlatmazlarsa bu sıradan bir teknik, siyasi bir programa dönüşür. Fakat şuna da kani değilim. İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kalkacak ama baskı her zaman olacak. Kadın-erkek eşitliği mesela. Bunların ortadan kalkması da binlerce yıl alacak. Onun için mesela kadınlar ütopya üretiyorlar. Kadın-erkek eşitsizliğinin ortadan kalktığı toplum modelleri öneriyorlar. Bunların bir kısmı tersinden de bakılarak yapılmaktadır. Yani kadınların hakim olduğu bir dünya. Erkekler kadınların bugünkü rollerini üstlenmiştir. Var mesela İsmail Gaspıralı nın muhteşem bir ütopyası var. Kadınlar Dünyası diye bir ütopya. Mevlana nın ütopyası: Tanrının bile olmadığı bir dünya n Güçsüzden çıkıyor o zaman genelde ütopya. Evet. Neden? Ütopya, yaratıcılığa dayanır. Kim yara- tıcı olabilir? İhtiyacı olan. Kim ihtiyaç duyuyor? Fakir olan, yoksul olan, ezilen. Bilim zaten hem teknolojik açıdan, hem düşünsel açıdan ezilenlerin içinden çıkmıştır. Mesela şu çok tartışılır, neden bu kadar sol etkin edebiyatta denir. Çok açık, normal. Sol, ezelden beri eziliyor. Yaratıcılığı da kışkırtıyor bu. Onun için oradan çıkıyor. En büyük edebiyatçımız bizim, çağdaş Türkiye tarihinden bahsedersek kim? Namık Kemal, Mevlana, Yunus Emre. Mevlana nın olağanüstü bir ütopyası var. Onu kısa bir zaman sonra kitaplaştıracağım. Tanrının bile olmadığı bir dünya düşlemiş Mevlana. Çok şaşıracaklar. Verginin olmadığı, polisin, jandarmanın olmadığı. n Oradan gelelim Türk Ütopyaları na. Neden bizde daha geç doğdu ütopya? Şimdi bu kitapta şöyle bir tartışma var. Kitabın tezi şu: Türk ütopyası var mı, yok mu? Ben şöyle bir tez ortaya atıyorum, Türklerin ütopyası var diyorum. Türklerin de ütopyaları vardı ve olmaya devam ediyor. Buna tabii Murat Belge lerin, Ayhan Yalçınkaya nın falan Türklerin ütopyası yok. Çünkü Türkler eleştirel mantığa sahip olmayan bir toplumdur. Doğu toplumlarında baskı esas olduğu için devlet baba onu temsil eden padişah ve bir despot, esas olarak halk hep ezilmeye alışmış, eleştirel bakmaz hep tevekkül eder. Onun için de bizde ütopya yoktur. Biz sadece Batı daki ütopyaların bir kopyasını yapabiliriz şeklinde bir anlayış ileri sürüyorlar. Ben bunun doğru olmadığını savunuyorum. Kanıtlarım da bunlar işte. Modern Türkiye tarihinde çok ciddi ütopyalar yazılmış. Niye 500 yıl önce değil de 200 yıl önce? Çünkü edebi eserler toplumların bir yansımasıdır. Ütopyalar da bunların bir eseridir. Bizim toplumda 200 yıl öncesinden itibaren modern bir toplum tasavvur etmeye başlayınca aydınlarımız ütopyalar üretiyorlar. Kitabıma aldığım ilk ütopya Ziya Paşa nındır. Ardından Namık Kemal in. Onların ikisinin de şöyle bir özelliği var. Hem I. Meşrutiyete önderlik eden siyaset ve edebiyat adamları, aynı zamanda neredeyse modern Türk edebiyatının da ilk kurucuları. O nedenle onlar ütopyalar önermişler. Ütopyası olan adamlar devrim yapabilir Damla Yazıcı, Sadık Usta ile... n Devrim ve ütopya ilişkisi özellikle Türk ütopyalarında çok önemli. Türk ütopyalarında yazar ütopyayı yazıyor ve o devrimin öncüsü oluyor. Bu paralellik Batı ütopyalarında da bu kadar yoğun mu? Bu kadar yoğun. Bu da benim başka bir tezim bu kitapta. Ütopya üretmek sol çevrelerde tu kaka edilmiştir. Ütopik yaa, ütopyacısın sen. Bu devrimden kaçmaktır. Ütopyası olan adamlar devrim yapabiliyor. Devrimci modeller üreterek toplumları ayaklandırıyorlar. Ütopyası olmayanlar basit kasaba politikacısı olabiliyorlar en fazla. Büyük dünyaları kuramıyorlar. Batıda da böyle. En büyük ayaklanma Thomas Müntzer in ayaklanması da ayaklanan Thomas Müntzer hem köylü ayaklanmasının lideri aynı zamanda vaiz, aynı zamanda gelecek toplum tasavvurları var. Ne kadar modern toplumlar düşlediklerini görürsünüz. Jan Hus, Çekoslavakların en büyük edebiyat adamıdır, din adamıdır ama aynı zamanda kahramanıdır. Ulusal kahramanıdır ve 1400 lü yıllarda Basel de yakılarak öldürülmüştür. Bizim Hallac-ı Mansur lar gibi. Olağanüstü adamlar. En büyük ütopyası olan kim? Marx. Marx, sınıfsız toplum. diyor. Feuerbach Üzerine Tezler in 11. maddesinde der ki: Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir. Hayatı acılar içinde geçer Marx ın. Marx la Engels in en büyük hayali kendilerinden önceki büyün ütopyacı yazını bir külliyat olarak çıkartmak isterler. Fakat paraları yetmez ve başaramazlar. Biz de bunu küçük çapta Kaynak Yayınları nda yaptık. Ütopya dizisi yaptık. Önemli bazılarını çıkardık. Yani bu kitapta şunu da tartışıyoruz. Ütopyayla devrimin arasında kopmaz bir bağ vardır. Her ütopya aynı zamanda devrimi kışkırtır. Her devrim ütopyaya ihtiyaç duyar. Ütopyası olmayan bir devrim olmamıştır. Devrime gitmeyen ütopyanın da esamesi okunmaz. Dolayısıyla her ütopyacı da eninde sonunda devrimcidir. Bugün Türkiye nin de büyük ütopyacılara ihtiyacı vardır. n Günümüz çağdaş edebiyatında ütopyaların pek esamesi okunamaz durumuna karşılık, distopyalar çokça kendini gösterir oldu. George Orwel ın 1984 ünü okumayanı adam yerine koymuyorlar günümüzde. Çağımız insanı, karanlık bir tablodan yola çıkmayı neden yeğliyor? Öncelikle distopyanın ortaya çıkmasının nedenini bir saptayalım, o da şudur; bir karanlığın, pesimist umutsuzluğun bir yansımasıdır. Umutsuzluğun, çaresizliğin ifadesi olarak ortaya çıktı bu. Bu da şundan kaynaklıdır; kapitalizm insanlara mutlu olacakları bir toplum vaat etti. Kapitalizmin fikri alt yapısı devrimlere dayanır, burjuva devrimlerine dayanır. Burjuvazinin toplumsal modelidir kapitalizm. Teknolojinin geliştiği, insanların özgür ve eşit olduğu... Fransız Devrimi nin üç önemli sloganı vardı: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik. Esasında özgürlüktü ilk kavramı. Bunu yaratacaklarını söylediler ama 1900 lere doğru bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Kentler sefalet yuvası, suç yatakları, batakları... Kapitalizm insanlığın sorunlarını çözemedi. Sorunlarını katmerleştirerek devam ettiriyor. Bakıyorsunuz bugün distopyalara ve onun ilerisinde bilim kurgu filmlerine tam bir cangıl havası var. Kimsenin özgürlüğü yok, özgürlüğünü kazananlar ise en büyük yan kesiciler, en büyük silahşörler, katiller, canilerdir. Halkın özgürlüğü yoktur. Bu bir modadır. olağanüstü bir baskıyla topluma empoze ediliyor. Thomas More un Ütopya sını Gaspıralı nın ütopyasını, Namık Kemal i okumuyorsun. Çünkü bunu çocuklarına sunacak anne-baba, öğretmen yok. Bunların hiçbirini okumamışlar ama emperyalizmin bize dayattığı o kültürel ürünler edebiyatta, sinemada, gazetelerde, gazetelerin eklerinde boca ediliyor insaların üstlerine. Çocuklarını yırtıcı hayvanların önüne atmış durumdalar. Distopyaların sağlıklı bir eleştirisi olailir mi, elbette olabilir ama bugün görülen akım yararlı bir unsur taşımamaktadır bana göre. FOTOĞRAF : DENİZ TOPRAK

13 14 MURAT HATUNOĞLU 9 Mayıs 2014 Cuma Aydınlık Düşte, dövüşte ve düşünüşte Türkler Tarihimizin ütopik tasarıları, ortaya çıktıkları andan itibaren yatağına sığmayan bir çağlayan gibi gürül gürül akmışlar, sonra da gelip Cumhuriyet Devrimi'nin şelalesine dökülerek misyonlarını geçici olarak tamamlamışlar. Peki, böylece bu tasarıların sonuna mı gelindi? Tabii ki hayır Ütopyalar bitmez Türkleri sadece savaşta başarılı bulup, dünyaya yoğurt ve lokum haricinde hiçbir miras bırakmayan bir topluluk olarak gören bir anlayışla, Türklüğü Türklükle alakası pek tartışmalı şeyler üzerinden savunmaya çalışanlar arasında kaldık yıllarca. Bu iki tipin iyi diyerek buluştuğu bir şey varsa, o da geleneksel Türk hamamıdır belki. Tabii hamama yaklaşımda bile farklarla. Bir yanda Avrupa temizliği bizden öğrendi diye gururlananlar, diğer yanda sokak, çevre ve davranış kirliği üzerine söylenenler... Türkleri pek çok konudan habersiz görüp varsa yoksa batıyı yücelten anlayış aslında sadece Türkleri ve Türklüğü yaklaşık eşit gördüğü Müslüman halkı küçültmez kafasında, doğunun doğusunu da yok sayar adeta. Felsefede sadece batıdan söz eder örneğin, doğuda felsefe yokmuş gibi. Kılıfı da hazırdır tabii, batının felsefe sisteminin doğuda olmayışı söylemi. Dövüşüne bile savunma sanatı denilen, o işte bile felsefesi olan doğu insanı için tuhaf bir söylem olsa gerek tabii Sadece dövüşte değil, düşte de, düşünüşte de parlar aslında Türkler. Zaten düş olmadan düşünüş, düşünüş olmadan dövüş olur mu hiç hayatta Ama Türklerin düşü de düşünüşü de kıt sanıldı yıllarca. Türklerin ütopyası yok bilindi örneğin. Batının, batı düşünürünün binlerce yıl önceki düşü bilindi, ama Türk e, ütopyası yok, denildi. Devrimin ufku ütopyadır Kaynak Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Sadık Usta nın tam da bu konuda kaynak gösterilebilecek bir çalışması yayımlandı yakın zamanda. Türk Ütopyaları isimli eserde 19. yüzyılın ortalarına doğru ütopya yazınıyla tanışan ve ütopya diyarına bolca alüvyon taşıyan Türklerden bahsediyor Usta. Temeli 2011 yılında Goethe Üniversitesi Tarih Bölümü nde yüksek lisans tezi olarak atılan çalışma okura iki noktadan geçen bir doğruyu gösterme çabasında: Türkiye de ütopyalar vardır ve bu eserler Türkiye nin iki yüz yıllık devrim ve siyasi düşünce tarihini derinden etkilemiştir. Ütopya yazmak, kışın karpuzu, yazın portakalı özlemek gibidir. Ütopya, aranan tattan uzaklaşınca, ama çok uzaklaşınca ortaya çıkan hayaldir. Hayal baharı çağırır. Bahar enerjiyi, enerji mücadeleyi. Ve ardından tabiat meyvesini verir. Sonra gevşer insan, portakalı özler. Derken güzü bekler. Kış gelince de yazı özler. Bitmez ütopyalar. Yinelenir durur, ütopyanın öbür tarafına gidene kadar. Sadık Usta çalışmasında karpuzu ve portakalı özleyen Türklerin yaza kışa koşmasını, yola kavuşmasını şöyle ifade ediyor: Türkiye devrim tarihi ile ütopyaların tarihi bir sarmaşık gibidir; birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçmişlerdir. Metinde de görüleceği gibi tarihimizdeki her devrimci girişim önceden, hem kendine özgü ütopyalarını yaratmış hem de sonradan bu ütopyalar, kitlelerin devrimci heyecanını ateşlemiş ve gelecek umudunu diri tutmuştur. Tarihte, ütopik düşünce barındırmayan herhangi bir devrimci projeden bahsetmek olanaksızdır. Oscar Wilde, Üzerinde Ütopya adası bulunmayan bir dünya haritası göz atmaya bile değmez derken tam da buna işaret etmektedir. Her devrimci program, barındırdığı ütopik ufukla geleceği yakalar. Siyasi programların ve manifestoların içerdiği ütopik unsur, kimi kez bu programların ve manifestoların bir zayıflığı olarak algılanır, ama aslında tersi doğrudur. Çünkü kitleleri devrimcileştiren, yaratıcılıklarını ve enerjilerini ateşleyen, söz konusu siyasi programların içerdiği ütopik unsurdan başkası değildir. Gelecek tasarımlarının ütopik unsurunu yadsıyan her siyasi girişim, sonuçta siyaseti sıradan bir İsmail Gaspıralı araca ve kullanım kılavuzuna dönüştürür! Osmanlı da Ziya Paşa yla ve Namık Kemal le başlayan ütopyacı gelenek, Ali Suavi yle ve İsmail Gaspıralı yla devam etmiş, sonra Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit Yalçın, Kılıçzade Hakkı ve Abdullah Cevdet in derin ufkundan beslenmiş ve en sonunda da Cumhuriyet döneminde Yakup Kadri nin ünlü Ankara romanıyla doruğa ulaşmıştır. Devrim tarihimiz de aynı hattı izlememiş mi? Namık Kemal lerle başlayan demokratik devrim hareketi, birinci hamlesini 1876'da I. Meşrutiyet le yapmış, ikinci hamlesini halkçı-devrimci Jöntürk devrimiyle ileriye taşımış ve en sonunda da bu demokratik devrimci hareket kitleselleşerek Atatürk ün önderliğindeki Cumhuriyet devrimiyle büyük bir modernleşme hamlesine dönüşmüştür. Tarihimizin ütopik tasarıları, ortaya çıktıkları andan itibaren yatağına sığmayan bir çağlayan gibi gürül gürül akmışlar, sonra da gelip Cumhuriyet Devrimi nin şelalesine dökülerek misyonlarını geçici olarak tamamlamışlar. Peki, böylece bu tasarıların sonuna mı gelindi? Tabii ki hayır Ütopyalar bitmez Bunu en iyi Yakup Kadri nin 1930'lu yıllarda yazdığı Ankara romanında görürüz. Arşivlik bir çalışma Kitabın ön sayfalarında yer alan bu satırlar bize Usta nın eserinin lezzetini ve varacağı noktayı özetliyor adeta. Türk ütopyaları çağlayan bir memba. Öyle ki, yıllarca görülmemiş, örselenmiş ya da önemsenmemiş ütopyalar aslında pek çok arazide işaret fişeği gibi parlamış; ama bunu fark eden pek olmamış. Ve Türkler ütopyasızlıkla, yani bir anlamda hayal kuramamak, düşünememek, bozukluklara söz bile söyleyememekle itham edilmiş. Tabii bunları çürütebilecek nice eser olsa da, aslında bugünlerde yapılacak çok basit ve karikatürize bir gözlem bile işin aslını anlamaya yetebilir: Nerede bir muhabbet sofrası kurulsa, konu politikaya uğrar, oracıkta bir hükûmet, hatta bir sistem kurup tahayyül ettikleri düzeni kafalarında çalıştırmaya gayret eder bu topraktan insanlar. Sadece muhabbet sofrasında da değil, herhangi bir futbol karşılaşmasının ardından da olur benzer durum. Teknik direktör olup takım kurar, dimağlarında şampiyonluklara koşarlar bu insanlar. Sadece latife değildir bu durum, Türk halkının ütopyada pozitif çıktığını gösteren bir doku örneğidir adeta. Ve mücadeleyle doku uyuşmazlığı yaşamazsa devrimlerin devam edebilme ihtimalinin göstergesi. Tarih ve edebiyat, insanı, yaşadığı dönemi ve arayışlarını anlamada kafa kafaya yarışabilecek alanlar. Ütopyalar ise bu ikisinin bileşimini barındırdığı gibi, bilim kurgu film gerçekliğinde gelecekler de sunabilen yapılar. Bir yandan da insana on yıllar boyunca kopulmayacak lezzetler verebilir ütopyalar. Tıpkı Sadık Usta nın Britanyalı yazar Eric Frank Russell i -sonradan Türkçeye Ve Sonra Hiç Kalmadı ismiyle çevrilen kitabıyla- okuyup otuz yıldan bu yana ütopyalar diyarını düşünmeye devam etmesi gibi. Öyle ki, yazarın çalışmalarında ve hayatının diğer anlarında hayli büyük yer edinir ütopyalar. Frankfurt ta Goethe Üniversitesi nde tarih ve siyasal bilimler okuyup 1991 yılında Türkiye ye dönüş yaptıktan sonra Aydınlık, Teori ve Bilim ve Ütopya dergilerinde çalışan Usta nın bu dergilerde ütopya ve tarih üzerine birçok makalesi yayımlanır yılından itibaren Kaynak Yayınları nda "Ütopyalar Dizisi"nin editörlüğünü ve çevirmenliğini yapar yılları arasında ise Goethe Üniversitesi nde Ütopya ve Devrim, Türkiye de Modernleşme Hamleleri ( ) başlıklı yüksek lisans tezini verir. Ütopyalar, eşitlikçi hareketler ve devlet teorisi konusu başlıca çalışma alanları hâline gelir. Hâl böyle olunca ortaya gayet nitelikli ve niteliğinin yanı sıra akıcı bir çalışma çıkmış. Anlatı sırasında örneklerle desteklenen çalışmanın sonuna eklenen yaklaşık 220 sayfalık Ekler bölümünde ise Ziya Paşa, Namık Kemal, İsmail Gaspıralı, Hüseyin Cahit Yalçın, İsmail Kılıkzade Hakkı ve Ahmet Ağaoğlu nun - Namık Kemal gerekli görülen yerlerde günümüz Türkçesine uyarlanmış- metinleri ve minik bir sözlük ile sözü edilen ütopyaların nispeten çıplak gözle incelenmesine imkan tanınmış. Lokum tadında, yoğurt sağlığında okumalar dileğiyle.

14 Aydınlık 9 Mayıs 2014 Cuma 15 DAMLA YAZICI BİR ÇİRKİN KRAL HİKÂYESİ Umut insanda babam Yılmaz Güney i aslında Nihat Abi anlatmalıydı dedim, Nihat Ziyalan. Onun çocukluktan süregelen arkadaşı. Adana damarlı, okkalı bir yazı olurdu. Yılmaz Güney-Bir Çirkin Kral isimli kitapta onun anekdotlarından, anılarından fazlasıyla yararlanılmış. Belki bir gün ondan daha ayrıntılı şeyler okuyacağız bu ekte. Bu da benim Yılmaz Güney im olsun. Sıradan, halktan, onu yaşarken tanımadan, kıyısından yamacından geçen 90'lılardan bir kız bakalım nasıl tanımış Yılmaz Güney i. Umut, Yol, Sürü ve Duvar filmleridir benim Yılmaz Güney i anlamlandırmam. Sonrasında Endişe, Baba ve Acı dır hatta. Pek sevmem silahlı, çirkin kral yıllarını. Çirkinliği de yeter, kral olmasına gerek yok derim. Halkçıdır, devrimcidir, romantiktir, dahilik de vardır bünyede ve ucundan bucağından delidir, divanedir. Namuslu kabadayılardandır o. Adana nın gecekondu semtinden bedenini büyük kentlere taşımadan önce kafasını büyük kitaplara taşımıştır yaşındayken 400 tane kitabı vardır. Yazı denemeleri, hikayeleri... Edebiyat ve siyaset konuşulan kahvelerde belki de çoğu bugün filmlerini izlediğimiz, şiirlerini okuduğumuz, öykülerini dinlediğimiz birçok insan çıkmıştır o kahvelerden. Özdemir İnce, Nihat Ziyalan, Demirtaş Ceyhun, Arif Keskiner vs. Yoksulluklarından solcu olmuşlardır belki ama sıkı da solumuşlardır havasını. Yılmaz Güney mahpusu ilk olarak, hikayesinde eşitlik dedi diye tanımıştır. Ardı arkası da kesilmemiştir zaten o günden sonra demir parmaklığın. At, avrat, silah İstanbul a gelir. Sinema ile yanıp tutuşur, her şeyine koşar sinemanın. Hamallığına, kafa işçiliğine, çıraklığına, senaristliğine vs. Hedefleri vardır. Kararlıklı ve korkusuzca ilerlediği hedefler. Köylülüğü iyi bilir, düşmüşü, düşkünü, işçiyi... Ama önce biraz da burjuvalık gereklidir. Kendini beğenen bir adamdır büyük ihtimalle. İyi para kazanır. Hıza ve silaha düşkündür. Hatta at, avrat, silah çıdır biraz. Tepemin tasını arttırmayın cıdır. Kendi ile birlikte kavgaya hazır fedaileri vardır. Özdemir İnce nin beline silah koyan tek adam odur büyük ihtimalle. Korkusuzluğu başarısının ve başarısızlığının hep en büyük nedeni olacaktır. Tekin Yayınları ndan çıkan kitap bize, Yılmaz Güney i pek çok yönüyle tanıma fırsatı veriyor, klasik cümlesini kurduktan sonra gelelim asıl meseleye. Pek çok yerde pek çok kez Yılmaz Güney hakkında bir şeyler söylenmiştir. Ama bir insanı tanımamızı en çok onun yaşamına tanık olanlar sağlayabilir. Kitap bu yönüyle öne çıkıyor. Yılmaz Güney üzerine söylenmiş çoğu ilginç bilgi, onu putlaştırmadan, bütün yönleri gözümüzün önüne serilerek Yılmaz Güney e insani bir bakış geliştirmemizi sağlıyor. Turhan Feyizoğlu nun iyi bir araştırma süreciyle kitabı hazırladığını görmemek mümkün değil. Hız tutkusu ve trajikomik hikâyeler Güney in siyasal duruşundan özel hayatına, yazma serüveninden sinema serüvenine kadar kişiliğinin oluştuğu dönemlere tanıklık ederken öyle şeyler öğreniyor ki okur, şaşırmamak elde değil. Hız tutkusu yüzünden kaç kişi Güney in arabasında devrilmiştir. Kırk tane kaza yapmasına rağmen hiçbir zaman bu tutkusundan vazgeçmez. Filme giderken arabasına film ekibinden birilerini alır, yolda kaza yaparlar, herkes orasından burasından yaralanır. Filmi çekerler, geri dönüşte Yılmaz Güney ekipten başka birilerini arabasına alır, gene kaza yaparlar. Yıllarını hapishanede geçirmesine neden olan olay bir yemek sırasında Yumurtalık hakimini vurarak öldürmesidir. 19 yıl yer. Ülkenin dört bir yanında hapis yatar. Bu sürede sosyalist literatürü sistemli bir şekilde okur. Hikaye yazmaya devam eder. Senaryolarını çeşitli yollarla filme dönüştürür. Ve daha sonra bir bayram izni alır. Gider ve cezavine bir daha dönmez. Yunanistan a, oradan da Fransa ya geçer. Ölümüne kadar da orada yaşar. Duvar filminin senaryosu 1976 da Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi nde, Yılmaz Güney in de tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyandan esinlenerek oluşturulmuştur. Bunu Fransa da filmleştirir. Çektiği son filmdir. İnanılmaz zor şartlarda kamera karşısına ilk kez geçen insanlarla çekilmiştir. Bembeyaz dişli esmer tenli bu adam Yol filmiyle Cannes da ödül aldığında kaldırdığı ve sıktığı yumruğuyla ülkesine büyük bir selam gönderir. Rol gereği gerçek tokat Ürettiği bütün eserlerde ezilen insanın mücadelesini konu almış bunu kendi siyasal fikirleri ve özgün lirizmiyle anlatmıştır. Set anında işine inanılmaz titizlenir. Cesurdur. Tokat atılacak yerde gerçek tokat atar karşısındaki oyuncuya. Kitapta bununla ilgili oldukça komik hikayeler de bulunuyor. Konuşurken ağzından babam ve ağam sözcükleri düşmez. Doğaldır Güney... Ayakkabıyla rahat edemediği için Beyoğlu nda terlikle dolaşır. Ünlü olduk diye normal olamayacak mıyız? diye bakışını ortaya koyar. Kendi aynamıza bakmak Umut filminden Yalçın Tura vardır hani. Defalarca izlediğimiz o Türk filmlerinde ezgisi duyulur. Hafif cızırtılıdır arka fonu müziğin. Damıtılmamış bir ses gelir kulağa, ama hoş ki ne hoş. Üzerinde oynansa bozulacak bütün büyü. Dönüş filminde duyarız, Cemo da, Açlık ta, Otobüs Yolcuları nda, Umut Dünyası nda (ah ki ne müziktir o) ve Yılmaz Güney in Umutsuzlar filminin unutulmaz müziği (vah ki ne müziktir o). İşte biraz öyle... Umutsuzların dünyasından umut arayanların dünyasına bir pencere aralayan, bizi oraya o pencereden usulca alan ve aynamıza bakmamızı sağlayan adamdır. Bizleri anlattığı için daha çok sahipleniriz onu. Bizim ellerimiz ki hep tozlu topraklı ve makine yağlıdır, yakışıklılığımız pek görünmez. Çirkinleri ondandır severiz biz. YILMAZ GÜNEY BİR ÇİRKİN KRAL Turhan Feyizoğlu Tekin Yayınevi 600 s. İşte biraz öyle... Umutsuzların dünyasından umut arayanların dünyasına bir pencere aralayan, bizi oraya o pencereden usulca alan ve aynamıza bakmamızı sağlayan adamdır. Bizleri anlattığı için daha çok sahipleniriz onu. Bizim ellerimiz ki hep tozlu topraklı ve makine yağlıdır, yakışıklılığımız pek görünmez. Çirkinleri ondandır severiz biz

15 9 Mayıs 2014 Cuma 16 Aydınlık SELCAN KARABULUT Göz önünde saklanarak geçen bir yaşam Genelde karmaşık ve mantıkdışı duygulara sahip değilim. Ustaca planlar yapar ve kurnaz davranırım, zeki, kendine güvenen ve hoş bir insanım ama aynı zamanda başkalarının kafa karıştırıcı, duygusal sosyal davranışlarına uygun tepkiler vermeye çalışırım BİR SOSYOPATIN İTİRAFLARI M.E. Thomas Çev: Ekin Duru Say Yayınları 296 s. Başkalarına kolaylıkla zarar verebilirler. Toplumun ortak değerlerinden uzak oldukları için yaptıkları hiçbir şeyi ahlaksızlık olarak görmezler. Sosyal kurallara uymazlar. Başkalarının hakkına saygı göstermezler. Öfke ve şiddet duygularını kolayca bastırabilirler. Çok zeki insanlardır, kariyer sahibidirler. Sadakat ve dürüstlük gibi duygulardan yoksun oldukları için karşı cinsle olan ilişkilerinde sadık kalamazlar ve karşı cins tarafından her zaman beğenilirler. Çoklu ilişkileri tercih ederler. Yalan söylemeye meyillidirler. Zengin ve güçlü olmak için ellerinden geleni yaparlar. Kendilerine çok fazla güvenirler diğer insanlara, en yakınlarına bile asla güvenmezler Yukarıda bahsedilen bu özellikler sosyopati belirtilerinden sadece bazılarıdır. Antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanımlanan sosyopati psikolojik bir rahatsızlıktır. Psikopat ile sosyopatı birbirinden ayıran özellikler ise; psikopatlarda olmayan korku, kızgınlık, endişe, üzüntü gibi duyguların sosyopatlarda bulunmasıdır. Onlarda bulunmayan duygu ise suçluluktur. Dolayısıyla yaptıkları eylemlerin sonuçlarını, doğru veya yanlış olup olmadığını düşünmezler. Kolaylıkla suç işleyebilir bunun sonucunda vicdan azabı çekmezler. Sosyopatlık bir beyin bozukluğudur. Bu nedenle psikolojik destekle düzeltilebilecek bir rahatsızlık değildir. Sosyopati zaman zaman asosyal kavramı ile karıştırılmaktadır fakat aradaki fark oldukça belirgindir. Asosyal insanlarla ilişki kuramazken sosyopatların birey olarak iyi ilişkiler geliştirdikleri bilinmektedir. İnsanlarla iyi ilişki kurmalarının nedeni ise onları sadece araç olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Toplum içinde sosyopatları fark etmek oldukça zordur. Çünkü onlar son derece etkileyici ve ikna edici konuşma özelliklerine sahiptirler ve insanlarla iyi ilişkiler kurarlar. Kişinin kendine sosyopat teşhisi koyması da oldukça zordur. Çünkü onlara göre anormal olan diğer kişilerdir. M. E. Thomas ise bunun aksini yansıtan bir sosyopat olarak çıkıyor karşımıza. Bir arkadaşıyla yaşadığı bir olay üzerine psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu fark eden Bayan Thomas, kendine sosyopat teşhisi koyulduktan sonra bu hastalığın süreçlerini ve yaşadıklarını diğer sosyopatlarla paylaşmak adına anılarını kaleme alıyor. İşte bu şekilde ortaya çıkıyor Bir Sosyopatın İtirafları. Ben bir sosyopatım. Genetiğin ve çevrenin ikili garip cilvesi yüzünden psikologların antisosyal kişilik bozukluğu dedikleri, 'Akıl Hastalıklarının Tanısal ve İstatistiksel Elkitabı'nda Başkalarının haklarını ısrarla görmezden gelme, bunları ihlal etme olarak tanımlanan bir rahatsızlığım var. Bu rahatsızlığın en tipik belirtileri pişmanlık duymamak, yalan dolana sapmak, sosyal kurallara uymamak. Ben sosyopat oluşumu kişiliğimi belirleyen ama beni tanımlamayan özellikler olarak nitelendirmeyi yeğliyorum. Genelde karmaşık ve mantıkdışı duygulara sahip değilim. Ustaca planlar yapar ve kurnaz davranırım, zeki, kendine güvenen ve hoş bir insanım ama aynı zamanda başkalarının kafa karıştırıcı, duygusal sosyal davranışlarına uygun tepkiler vermeye çalışırım (kitaptan) Bir Sosyopatın İtirafları nda kendini kısaca bu şekilde tanımlıyor M. E. Thomas. Bu kitap, onun saklanarak geçen yaşamını anlatmaktadır. Takma isim kullanarak yazdığı bu kitapta yazar, yakınlarının özel hayatlarını korumak adına onların isimlerini de değiştirdiğini ifade ediyor. Sosyopatların doğuştan mı yoksa sonradan mı olduğu tartışma konusu. Bu şekilde doğmuş olmak sosyopatlar için daha avantajlı olsa gerek çünkü bunun toplum tarafından doğal karşılanmasına neden oluyor. Sonradan olma onlara yakınlarının terapi görme konusunda baskı uygulamalarına neden olabilir. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi sosyopatlık bir beyin bozukluğu olduğu için psikolojik destekle düzelebilecek bir rahatsızlık değildir.

16 Aydınlık GÜNEŞ ÖZAYTEN 9 Mayıs 2014 Cuma 17 GÖRSEL KİTAPLIK Yobazlığın ve cehaletin kıskacında bir bilim kadını Agora, antik Yunan şehirlerinde şehir yaşantısına ait her türlü sosyo-politik, sosyo-ekonomik ve kültürel etkinliğin gerçekleştiği ve tüm kamu binalarının etrafında sıralandığı, geniş, halka açık alanlara, meydanlara denmektedir. Yunan şehir devletlerinde ortaya çıkan ve şehir yaşantısının önemli bir gereği olarak görülen agoralar varlıklarını, forum adını alarak daha sonra Roma İmparatorluğu nun şehirlerinde de sürdürmüşlerdir Cannes Film Festivali nin açılış filmi olan Agora, milattan sonra yılları arasında yaşayan Yunanlı kadın filozof, matematikçi, astronom İskenderiyeli Hypatia nın hikayesini anlatmaktadır. Kütüphanesi ve feneriyle o dönem, dünyanın iki harikasını barındıran İskenderiye, bilim, kültür ve ticaret açısından önemli bir metropoldür. Yeni Platonculuk öğretisine bağlı olan Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi nde felsefe, matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Film, eserlerinden günümüze çok azı ulaşabilmiş olan Hypatia nın, Johannes Kepler ve Galilei den yüzlerce yıl önce o dönem astronomi alanında yaygın olan ve Güneş in, Dünya nın etrafında döndüğünü öne süren Yunanlı gökbilimci Batlamyus un tezini çürüterek, Dünya nın, hem Güneş in etrafında, hem de bir elips şeklinde kendi etrafında döndüğü fikrini ortaya atan ilk bilim insanı olduğunu savunmaktadır. Ancak çağının çok ötesinde bir bilgeliğe ve ileri görüşlülüğe sahip olan Hypatia nın, en büyük şanssızlığı, yaşadığı çağın, Antikçağın bilgeliğinden Ortaçağın karanlığına doğru bir geçiş dönemi olmasıdır. Roma İmparatorluğu, eski gücünü yitirmiştir. Hıristiyanlık, Roma İmparatorluğu nun sınırları içinde iyice yaygınlaşmış bir inanç sistemi olarak ortaya çıkmış ve giderek yerel yöneticileri tehdit eden bir siyasi güç haline gelmiştir. Bunda, en alt basamağında hiçbir söz hakkı olmayan kölelerin olduğu Roma İmparatorluğu şehirlerindeki toplumun sınıfsal yapısı en önemli nedendir. Hıristiyanlık, bir tek tanrılı inanç sistemi olarak, bir lokma, bir hırka mantığıyla, köleler dahil, sınıfsal olarak toplumun en altında yer alan geniş halk kitlelerine kollarını açmış ve onları kazanmıştır. Hypatia nın yaşadığı dönemde, İskenderiye de, üç farklı inanç bulunmaktadır; çoktanrılı pagan inancı, geniş bir kitleye sahip Musevilik ve giderek güçlenen Hıristiyanlık Yahudiler, kapalı toplum yapılarıyla kendi içlerinde inançlarını yaşarlarken, çoktanrılı dine inananların sayısı ise, neredeyse sadece yöneticilerin ve varsıl kesimle, entelektüellerin içinde bulunduğu küçük bir kesimle sınırlı kalmıştır. İskenderiye Kütüphanesi ise, aynı zamanda İsis ve Horus gibi pagan tanrılarının mabedi olarak kullanılmaktadır. Bir anlamda eğitim ve kültür, yalnızca elit sınıfın sahip olduğu bir ayrıcalıktır. Bir filozof, matematikçi olarak Hypatia, akılcı düşünceyi reddeden inanç sistemlerinin karşısındadır. Bundan dolayıdır ki, filmin bir sahnesinde onun öğretilerine ve kişiliğine saygı duyan bir Hıristiyan piskoposun, Hıristiyan olması için ısrar etmesine, Ben sorgulamalıyım. Oysa siz, sorgulamadan kabullenip, inanmamı istiyorsunuz, diyerek karşı çıkar. İskenderiye de bir bilim kadını ve Ortaçağ Zamanla İskenderiye de taşlar yerinden oynar. Geniş bir inanan kitlesine sahip Hıristiyanlık, ve onların dini liderleri, bu inanan kitlesinin, toplumun üst sınıflarına karşı duyduğu tepkiyi yönlendirerek giderek büyük bir öfkenin doğmasına sebep olurlar. Çoktanrılı dine inananlar, biraz da elverişli şartlarında sayesinde Hıristiyanların dini liderlerinin söylevinde İncil den ve Hz. İsa dan da alıntılar yapılarak ötekileştirilirler. Kendilerini, İsa nın askerleri olarak adlandıran Parabolani adı verilen gönüllülerden oluşan tutucu muhafazakar gruba katılım artar ve Parabolaniler, şehrin her yanında terör estirmeye başlarlar. Siyasi güçlerini gittikçe arttıran Hıristiyanlığın dini liderleri, böylelikle yerel yönetim ve giderek merkezi yönetim üzerindeki güçlerini gittikçe arttırırlar. Hypatia, zamanla İskenderiye nin nasıl bir şekilde değiştiğine üzücü bir şekilde tanık olur. Şehirde gelişen bir provokasyon sonucu paganlar ve Parabolaniler şehrin agora sında kanlı bir çatışmaya girerler, olaylar gittikçe kontrolden çıkar. Sonuçta Hıristiyanlar, pagan mabedinin de içinde yer aldığı İskenderiye Kütüphanesi nin kapılarına kadar dayanır. Askerler, Hıristiyan ilerleyişini güç bela durdururlar. İskenderiye Kütüphanesi nde binlerce, yüzbinlerce parşömenden oluşan sanat ve çeşitli bilim dallarına ait birçok kitap bulunmaktadır. Hypatia ve içerideki bir grup insan, toplayabildikleri kadar kitabı toplamaya çalışırlar. Hıristiyanların, valiye sundukları şart açıktır; İskenderiye kütüphanesinin derhal boşaltılarak kapılarının açılması Askerler, içerideki insanların güvenli tasfiyesini sağladıktan sonra, kapılar açılır Bilgisayar teknolojisinin de yardımıyla üst açıdan hızlandırılmış olarak verilen bu sahneyi izleyenler, örneğin çekirge istilası gibi bir haşarat istilasına tanıklık ettikleri hissine kapılıyorlar adeta. Hollywood teknolojisine benzer bir teknolojiyle çekilmiş, yüksek bütçeli bir İspanyol filmi Agora Başarılı bilgisayar animasyonlarıyla canlandırılan o dönemin İskenderiyesinin görüntüleri, başarılı ve ayrıntılı dekor uygulamaları ve süper efektler oldukça göz doldurucu ve filmin çarpıcı görselliğini güçlendiriyor. Ancak filmin teknik özellikleri, filmin dramatik yapısını ve içeriğini örseleyecek kadar öne çıkmıyor. Filmin yönetmenliğini özellikle gerilim türünde imza attığı başarılı filmlerle tanınan, Tez, Diğerleri (Nicole Kidman ın başrolünde oynadığı The Others ) ve İçimdeki Deniz gibi filmleriyle tanınan İspanyol yönetmen Alejandro Amenabar yapıyor. Filmde matematikçi, filozof ve astronom Hypatia yı, ünlü İngiliz aktrist Rachel Weisz başarıyla canlandırıyor. Weisz a başrollerde, Max Minghella, Oscar Isaac, Eşref Barhum, Rupert Evans, Hümayun Erşadi, Michael Lonsdale ve Sami Samir eşlik ediyorlar. Bir kurban ve akılcı düşüncenin zaferi 2009 yapımı film, Hypatia nın trajik hikayesinden yola çıkarak, bilginin, cehalet ve bağnazlıkla bitmeyen tükenmeyen savaşımını ele alıyor. Tarihi kaynaklar, Hypatia nın, Hıristiyanlar tarafından cadılık ve büyücülükle suçlandığını yazıyor. Çünkü uğraştığı bilim dalları dışında Hypatia, her şeyden önce, aydın ve cesur bir kadın. Dönemin Roma valisi Orestes in de(filmde Oscar Isaac canlandırıyor) Hypatia nın öğrencisi olduğu, ondan felsefe ve astronomi dersleri aldığı, ayrıca aydın kişiliğine çok değer verdiği filmde de işleniyor. Orestes in, Hypatia nın sık sık politik konularda da fikirlerini alması, ve bazen şehir meclisine davet etmesi, sadece Hıristiyanların değil, o meclisteki birçok temsilcinin de tepkisini çekiyor. Çünkü o, onların gözünde bir kadın dır, o kadar Tarihi kaynaklar, İskenderiyeli Hypatia nın, dönemin Roma valisi Orestes le, İskenderiye başpiskoposu Cyril arasındaki siyasi rekabete kurban gittiğini yazmaktadır. Cyril, İncil den yaptığı alıntılarla Hypatia yı hedef göstermiş, bunun sonucunda Hypatia, Parabolaniler tarafından ele geçirilmiş ve linç edilmiştir. Filmi izlerken, günümüzle de ilgili çeşitli düşünceler içine dalıyorsunuz. Ancak film size, verdiği her kurbana rağmen akılcı düşüncenin sürdüğünü ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunduğunu hatırlatıyor, bunun gelecekte de böyle olacağına dair umudunuzu pekiştiriyor. AGORA Yönetmen: Alejandro Amenabar Oyuncular: Rachel Weisz Anthony Minghella DVD: As Sanat 2009, İspanya, 121 dak. Filmi izlerken, günümüzle de ilgili çeşitli düşünceler içine dalıyorsunuz. Ancak film size, verdiği her kurbana rağmen akılcı düşüncenin sürdüğünü ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunduğunu hatırlatıyor, bunun gelecekte de böyle olacağına dair umudunuzu pekiştiriyor

17 18 9 Mayıs 2014 Cuma Aydınlık Yeni çıkanlar Lilith 4 Sevgisiz Nehir Şarkısı Katip Bartleby Antabus Denizadamı Luca Enoch, Çev: Emel Altan Ege, Çizgi Düşler, 256 s. Lilith, Kongo havzasındaki uçsuz bucaksız nehrin tehlikeleriyle yüzleşmekteyken bir yandan da uygar olduklarını düşünen sömürgecilerin yerel halka uyguladıkları zalimliğe tanık olur. Büyük kâşifler dönemi yaşanmakta ve Avrupa ülkeleri, verimli Afrika topraklarını yağmalamak için yarışmaktadır. Yolu Henry Morton Stanley ile kesişen kahramanımızın önünde inanılmaz bir dünya ve belki de asla anlatılamayacak bir macera uzanmaktadır. Sertap Yar, Yitik Ülke Yayınları, 197 s. Birden, onu terk eden babası aklına geldi. İnsanı babası terk ettikten sonra, sadece hoşlandığı birinin onu terk etmesi insanı ne kadar incitebilir ki diye düşündü. Belki de, Nathan ın güven veren kalbinde üstelik büyük bir aşkla yer alması, Duru nun emin ellerde olduğunu gösteriyordu. Babasına, onunla oynaması için çok yalvarmıştı. Yalvardığı için mi oynamamıştı babası acaba onunla? Bu yüzden mi, en azından ondan hoşlandığını bile söyleyemiyordu Nathan a Karen White, Çev: Deniz Güçlü, Epsilon Yayınları, 488 s. Julie Holt, yaşanan bir kaybın nasıl bir aile trajedisine yol açacağını küçük yaşta öğrenmişti. O, on iki yaşındayken küçük kız kardeşi aniden ortadan kaybolmuş ve bir türlü bulunamamıştı. Bu, bir zamanlar güvenle sarıldığı aile bağlarının yavaşça silinmesine neden olan bir acıydı. Julie, bir gün çalıştığı sanat galerisinde tanıştığı genç bir kıza karşı nedenini açıklayamadığı korumacı bir tutum sergilemeye başlayacaktı. Herman Melville, Çev: İlknur Özdemir, Kırmızı Kedi Yayınevi, 80 s. Kendini dünyadan soyutlayan, özgürlüğünden taviz vermeyen Bartleby canının istemediği hiçbir şeyi yapmazken kâtibinin çalışmaması karşısında ona hem acıyan hem de öfkelenen avukatın bu direnişe gerekli tepkiyi göstermemesi şaşırtıcı ve düşündürücü. Kafka dan Albert Camus ye önemli yazarlara esin kaynağı olan Kâtip Bartleby, absürt edebiyatın öncülerinden ve Amerikan edebiyatının kült yapıtlarından. Seray Şahiner, Can Yayınları, 112 s. Seray Şahiner in kaleminden yeni bir insanlık öyküsü... Antabus, yaşadığımız şiddet ortamının kaynaklarını, bu şiddetin yarattığı insanlık hallerini anlatıyor. Bu kısa romanın anlatıcı kahramanı, işçi sınıfına mensup genç bir kadın; Leyla. Bir konfeksiyon atölyesinde çalışan Leyla, sessiz sakin, sıradan bir hayat kurmak ister. Fakat hayatı seçimleriyle değil, kendisine dayatılanlarla şekillenir. Leyla nın öyküsünü elinizden bırakamayacaksınız. Carl-Johan Vallgren, Çev: Ali Arda, Metis Yayıncılık, 232 s. Carl-Johan Vallgren i, Bir Garip Aşk Öyküsü adlı romanıyla tanıyoruz. İsveç in batı kıyısında küçük bir kasabada geçen Denizadamı, anne babalarının ihmal ettiği, yaşıtlarının hırpaladığı, toplumun görmezden geldiği Nella ve kardeşi Robert in çıkış arayışını anlatıyor. Kardeş sevgisini ve ihaneti, elle tutulur olanın ötesindeki duyguları ele alan bu sert ama güzel romanda Vallgren yine günlük olan ile olağanüstüyü büyülü bir dille buluşturuyor. Medya ve İktidar Ekofobiyi Aşmak Allah ın Piyonları Orpheus un Bakışı Soluğun Mucizesi Onlar Bizi Hiç Aldatmadı ki Esra Arsan, Savaş Çoban, Evrensel Basım Yayın, 236 s. Medyanın tanımı gereği bağımsız, tarafsız ve iktidardan uzak olması gerekir. Peki ya kendisi iktidarsa? Ya da sistemin ta kendisiyse? İşte o zaman insanların kişileşme sürecini tamamlamadığı bir ülkede, verili olan devreye girer. İktidarın düşüncesi ne ise, toplumunki de o olmaya başlar. En azından çoğunluğunki İktidar güçlendikçe, kitlesi de güçlenir -Evrim Alataş- David Sobel, Yeni İnsan Yayınevi, 80 s. Ekofobiyi aşmada püf nokta, dünyanın içinde bulunduğu sıkıntıların yükünü çocukların omuzlarına bindirmeden önce, onların kendi evlerinin civarındaki doğa ile yakın bir ilişki kurmasına izin vermektir. Çocuklar fiziksel ve duygusal olarak doğa ve çevre ile aralarında bir bağ hissettikten sonra olguları araştırma ihtiyacını zaten kendiliğinden hissedecek ve gelecek için uygulanabilir politikalar geliştirmeyi görev edineceklerdir. Eylem Tok, Destek Yayınları, 400 s. Bir piyon devleti uğruna neleri feda eder? Peki ya bir gazeteci, özel haber için neleri göze alır? Eylem Tok, toplumsal gerçekçi yeni romanıyla karşımızda. İnsanın hissettiği acıları okura aracısız aktarmadaki ustalığıyla tanınan Tok bu kez kalemiyle, unutulmuş semtlerin üstü çizilmiş gençlerini konuşturuyor. Hırpalanmış, hor görülmüş, kökünden koparılmış insanların yırtmak için neler yapabileceğini gözler önüne seriyor. Ahmet Bozkurt, Ayrıntı Yayınları, 160 s. Ulus Baker düşüncesinin izini süren bir deneyimin ilk metni olan elinizdeki kitap bir anlama ya da çözümleme girişiminden ziyade, olanaksız bir zaman çevriminin kodlarına yönelik, yazı üzerinden yapılmış sakınımsız bir müdahaledir. Orpheus un Bakışı psikanaliz, trajik, yerlilik, modernizm, sinema, şiirsel imgelem ve yapısökümcü söz-yazı karşıtlığı içerisinde dolayımlanmış bir kurucu estetiğin imkânlarını sorguluyor. Dimitris Sotakis, Çev: Yılmaz Okyay, Delidolu Yayınları, 152 s. Evinize mobilya teslimatı yapılmasına izin vermeniz karşılığında zengin olacağınız söylense ne cevap verirdiniz? Soluğun Mucizesi, Yunanistan daki ekonomik krizin bireyler üzerinde yarattığı baskıyı, insanın doğuştan boyun eğmeye eğilimli yapısına dayandırarak müthiş bir ironiyle ele alıyor. Romanda yaratılan gerçekçi ve klostrofobik atmosfer okuru karanlık ve vurucu bir deneyime sürüklüyor. Emin Çölaşan, Ka Kitap, 288 s. AKP iktidarı boyunca Tayyip-Abdullah-Fethullah üçlüsü hakkında yüzlerce yazı yazdım. İşin ilginç yanı, Tayyip yazılarım daha da eskiye dayanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde kendisiyle ilgili epeyce yazım vardır. O yazıların tamamını fazlasıyla hak etmiştir. Bu kitapta yazılarımdan bir demet bulacak ve bu şahısları ta yıllar öncesinden nasıl keşfetmiş olduğumu göreceksiniz!

18 Aydınlık Yeni çıkanlar 9 Mayıs 2014 Cuma 19 Bir Tek Şey Gary Keller, Jay Papasan, Çev: Mehmet Gürsel, Altın Kitaplar, 256 s. Dikkatinizin daha az dağılmasını ve önünüzde yapacak daha az işinizin olmasını istersiniz. Oysa günlük e-postalar, mesajlar ve toplantılar önünüze birer engel olarak çıkıp dikkatinizi dağıtır, strese girmenize neden olur. İş ve aile hayatınızda sizden aniden talep edilen şeyler yüzünden ikileme düşersiniz. Peki, bunun bedeli nedir? İkinci sınıf işyerleri, zamanında yetiştirilemeyen işler, daha az kazanç, daha az terfi, ama bol miktarda stres... Kore Nire Fahri Erdinç, Yordam Kitap, 352 s. Fahri Erdinç bu romanda, Türkiye nin katıldığı haksız savaşın acı sonuçlarını gösteriyor. Böylece, o zaman, Türkiye den 15 bin kilometre uzakta, komünist saldırısına karşı vatanı savunmaya gidiyoruz diyenlerin maskesini düşürüyor, köyde sıtmadan ölmektense, Kore ye gidip Amerikalı hesabına harp ederek şehit düşmek yeğdir demagojisiyle yığınların dinî duygularını sömürenlerin içyüzünü ortaya koyuyor. Sessizlik Kirliliği Eda Öztürk, Papillon Yayınları, 576 s. Bizim gibilerin ruhu farklıdır... Toplumun öteki tarafa attıklarındanız biz. Ama ne akıllı olmayı becerebilmişiz ne de deliyi oynayacak kadar cesuruzdur. Sessizlik Kirliliği romanı, fikirlerini, hayat felsefesini, psikolojisini, kişiliğini, kimliğini sağlam temellere oturtmaya çalışan ama büyük çelişkileri yüzünden bunu bir türlü başaramayacağını sanan birinin kendi kaleminden çıkan bir roman. Dün Bugün Yarın Can Akçay, Profil Yayıncılık Can Akçay, bir son dönem okuması yapıyor kitabında. Gezi olayları, 17 Aralık süreci, seçimler gibi birçok önemli konuya özgün bir bakışla yaklaşan Can Akçay imzalı Dün, Bugün, Yarın, genç bir işadamının gözünden gündem okuması şansı veriyor. Can Akçay, daha önce basın dünyasında yazılarıyla yer almıştı. Gezi olaylarının yıldönümü yaklaşırken gündemi farklı bir açıdan değerlendirmek isteyenlere önemli bir deneme kitabı. İstanbul Haneleri Alan Duben, Cem Behar, Çev: Nuray Mert, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 282 s. Alan Duben ve Cem Behar, döneminin İstanbul unu ve İstanbullusunu evlilik, aile ve doğurganlık ilişkileri açısından ele alıyor. İstanbul Haneleri aile ve ev hayatı, toplumda kadının ve erkeğin yeri, evliliğin temellerinde yaşanan değişim, kuşak çatışması, doğum kontrolüne karşı sergilenen tutum ve uygulanan metotlar ile gündelik aile hayatına ilişkin daha birçok sosyal ve kültürel konuyu inceliyor. Malta Yargılaması Uluç Gürkan, Kaynak Yayınları, 240 s. Malta ya sürülmüş 145 ittihatçı devlet adamı, asker, idareci ve aydın... İngilizler, Malta ya sürdükleri Türk aydınlarını Ermeni soykırımı suçlamasıyla yargılayabilmek için birçok yönteme başvurmuştu. Bu yargılamanın Ermeni soykırımı iddiaları açısından tarihi rolü ve önemi nedir? Bu kitapta Malta yargılamasının soykırım iddiaları açısından analizini ve bu suçlamalara ABD ve İngiliz arşiv belgeleriyle verilen cevapları bulacaksınız. Aksaray dan Bir Perihan Suat Derviş, İthaki Yayınları, 160 s. Perihan, Aksaray da yetişmiş, kaba, sınıf atlama hevesi içinde olan bir kadındır. Nuri ise saraylı bir aileden gelen, Perihan ın kontrolünde yaşayan, her türlü ahlaksız davranışı bile kabul eden bir adamdır. Perihan bu yolda her türlü davranışı mübah görmekte ve eşine de bu konuda telkinler vermektedir. Aksaray dan Bir Perihan da Suat Derviş, Perihan karakteri üzerinden, zenginleşirken yozlaşmakta olan toplumu eleştirir. Osmanlı İşkenceleri ve Diğerleri Bahadır Boysal, Aya Kitap, 80 s. Osmanlı İşkenceleri ve Diğerleri çizgi albümü 2003 yılında çok ses getirmiş olan Mankurt (Osmanlı İşkenceleri) albümünün on bir yıl aradan sonra yenilenmiş ve genişletilmiş şekilde okurların beğenisine sunulacak olan yeni baskısıdır. Bahadır Boysal uzun yıllar Atom mizah dergisinin editörlüğünü yürütmüştür Harakiri-Çizgiroman ve Mizah Kültür Dergisi nin kurucularındandır. Yakın Türkiye Tarihinden Sayfalar Mehmet Ö. Alkan, İş Bankası Kültür Yayınları, 352 s. Türkiye siyasal tarihinin en saygın uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Sina Akşin için, Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan ın öncülüğünde, Akşin in eski öğrencileri, meslektaşları ve dostları tarafından hazırlanan Yakın Türkiye Tarihinden Sayfalar ın içinde birbirinden ilginç makaleler yer alıyor. Kitapta, Feroz Ahmad, Emel Akal, Tanıl Bora, Ahmet Demirel gibi isimlerin makalelerini okuyacaksınız. Sovyetler Birliği nin Çözülüşü Üzerine Anti-Tezler Kemal Okuyan, Yazılama Yayınları, 160 s. Anti-Tezler de, Sovyetler Birliği nin yıkılmasına neden olan gelişmelere ilişkin şu ana kadar ileri sürülen birçok tez ele alınıp, sorgulanıyor. Çözülüşte emperyalist propagandanın küçümsenmeyecek bir etkisi olduğunu, bazı örneklerde ise fazlasıyla kolaycı formüllere bel bağlandığını gösteren kitapta Sovyet deneyimine dostça sahip çıkılmakla birlikte, keskin bir eleştiri de yönetiliyor. Kitap-lık (Sayı 173) 68 Kuşağı nın Romanı Kırk Yedi liler Kolektif, Yapı Kredi Yayınları, 144 s. Yapı Kredi Yayınları nın iki aylık edebiyat dergisi Kitaplık ın Mayıs Haziran sayısında Füruzan ın Kırk Yedi liler romanı yayımlanışının kırkıncı yılı dolayısıyla dosya konusu. Can Gürses in 68 Kuşağı ndan Gezi Kuşağı na Türkiye deki özgürlük eylemlerini Füruzan la konuşmasıyla açılan dosyada Sezer Ateş Ayvaz, Hüseyin Kıran, Birsen Ferahlı, Ayşegül Tözeren ve Demet Çizmeli yazdılar. Kitap-lık ta ayrıca Oğuz Demiralp in Orhan Veli-Tanpınar ilişkisini irdeleyen yazısı; Hüseyin Ferhad ve Filiz Özdem in Şiirsel yazıları; Erhan Altan ve Cees Nooteboom söyleşileri; Tuğrul Tanyol, Murathan Mungan, küçük İskender, Cevdet Karal, Aslı Serin ve İrem Az ın şiirleri; İlhan Durusel, B. Nihan Eren, Fırat Cewerî, Ethem Alpaydın ve İpek Nil in öyküleri; Selçuk Orhan - Mehmet Erte ikilisinin söyleşileri; M. Şeref Özsoy un Bir Kitabın Hikâyesi ve Mehmet Can Doğan ın Güzel Sayfa yazıları öne çıkanlar.

19 20 ELİF KORKUT 9 Mayıs 2014 Cuma Aydınlık Çocuk / Genç Herkes farklı, herkes aynı Onlar bir şeyler düşünüyor ve hissediyorken; bizim tek istediğimiz, o an kurallara uyuyor olmaları. Oysa çocuk, yıllarca içinde gizlice yaşattığı o iç sesi ile karakterini oluşturuyor BENİM ADIM HİÇKİMSE Frank Cottrell Boyce Çev: Arif Cem Ünver Tudem Yayınları 115 s. Bir çocuğa hayatın gerçekte ne olduğunu nasıl anlatabiliriz? Şimdi sana öncelikle bir dil öğreteceğiz çocuğum, ama günlük hayatta çokça karşına İngilizce kelimeler de çıkacak; onlardan da çat pat birkaç kelime öğreneceksin ister-istemez. Sorduğun sorulara paralel olarak, sana kim olduğunu söyleyeceğiz. Adın şu, cinsiyetin bu, ailen bu, toplum da bu. Sahip olduğun ve olmadığın şeyleri zamanla göreceksin. Din şudur, ahlak budur. Adalet diye bir şey var çocuğum, suçluları ve haksızlıkları cezalandıran. Şimdi okula gitmek zorundasın, yemek yemek zorundasın, tuvalete gitmek zorundasın, karşı cinsinle -belli bir yaştan sonrailişki yaşamak zorundasın, ödevlerini yapmak zorundasın, kurallara uymak zorundasın. Onu giyme, bunu içme, eve şu saatten sonra gelme. Mümkünse kimsenin gözüne batmadan yaşamaya çalış. Siyasi olaylara karışma. Sen daha küçüksün. Dersine bak yeter. Aşırılık yapma. Bir şey yapacaksan da gözümüzün önünde yap. Sokağa çıktığın anda sanma ki benden uzaklaşıyorsun, toplum var sana kim olduğunu ve nasıl yaşaman gerektiğini gösterecek. Kaçacak yerin yok çocuğum. Direnmekten ve özgün olmaya çalışmaktan vazgeç. Herkes nasıl oluyorsa sen de öyle ol. Okulunu oku, evlen ve sen de çocuk yap. Ortalığı fazla karıştırma. Sesini çıkarma. Seni ben dünyaya getirdim, kuralları ben koyarım. Başımızda devlet var bizim, sen tek başına ne kadar dünyaya karşı gelebilirsin ki? Ölüm var çocuk, yaşayabildiğin kadar çok şey al üzerine. Yaşa, yaşa, yaşa... Acayip kafeler Bir günlük aile ziyaretimde eski günlerden açıldı konu. İlk defa akşam yemeğinden sonra bir kafeye ablam, annem ve teyzemle gitme hikayemi anlattım onlara. Hayatımda ilk defa o saatte dışarı çıkmıştım ve kafeye gitmek benim için o yıllarda oldukça çılgın bir eylemdi. O masada otururken menüden kahve seçip kendimi yaşça büyük gösterme çabamı, gittiğimiz yerde çalan canlı müzikle beraber gece hayatını tatmış olduğumu düşünmemi, masada otururken ablamı izleyerek onun davrandığı gibi davranma çabamı ve daha birçok şeyi biraz da komiklik katarak onlara anlattım. İçlerinden biri, anlattıklarımdan sonra, biz fark etmiyoruz ama çocuk orada kendi kendine neler yaşıyor, dedi. Aslında çocukların genel olarak ruh hali bu doğrultuda ilerliyor sanırım. Onlar birşeyler düşünüyor ve hissediyorken yanımızda; bizim tek istediğimiz, onun o an kurallara uyuyor olmaları. Oysa çocuk, yıllarca içinde gizlice yaşattığı o iç sesi ile karakterini oluşturuyor. Çocuk da bizim gibi gündelik telaşlara ve endişelere sahip. Okuldaki o kızın/erkeğin onunla ilgilenmesini istiyor. Takdir edilmek istiyor, öğretmeni ona kızmasın istiyor, mutlu olmak istiyor, güzel yiyecekler yemek istiyor, evinde huzur istiyor, bazen yalnız kalmak istiyor. Özendiği bir şeyi almak istiyor, eğlenmek istiyor. Çocuk aslında neredeyse bizden farklı hiçbir şey istemiyor. Biz de bir erkeğin/kadının bizimle ilgilenmesini, takdir görmeyi, patronumuzun bize kızmamasını, mutlu olmayı ve diğer şeyleri istiyoruz. Aramızdaki farklardan biri, iç sese yahut iç güdülere verilen önem. Düşünmekten ve sorgulamaktan hiçbir birey mahrum bırakılamaz. Bu alışkanlık çocukken ölürse sanırım yetişkinlikte ortaya çıkması psikolojik sıkıntıları daha kolay çağırıyor. Tam tersi de olabilir. Yabancı Kitapta; çocukların arasına düşen bir yabancı nın hikayesi anlatılıyor. Yabancı ve farklı her zaman dikkat çeker. En uzun onlara bakarız yürürken. Burada kim olduğumuzu saklamaya bizi zorlayan sistem elbette. Farklı giyinmiş, farklı saçlara sahip insanlar her zaman dönüp bir kere daha bakma isteği bu yüzden uyandırıyor bizde. Bir de o tip insanlara bakış çeşitleri var gözlemlediğim. Teyze sıfatıyla tabir ettiğimiz kadınlar, çok uzun bakıyor. Önce kaşlarını çatıyorlar, sonra zamanla farklı buldukları kişiyi süzüyorlar, kaş yavaş yavaş düzeliyor; sonra göz hala onun üzerindeyken baş hafif öne çekiliyor. Teyze, farklı dan gözlerini alamıyor. Sonra ona bakmaktan bir cık cık sesi veya edası ile uzaklaşıyor. Bir süre morali ve siniri bozuk duruyor ablamız. Ta ki yeni biri sinirini bozana kadar... Amca lar ise kısa ama etkili bakıyor. Ani ve yoğun. Elinde tesbihi olan abilerimiz, dövmek ya da dövmemek.. diye düşünüyor. Bu gözlemler tabii ki son derece kişisel ve Türkiye ye özgüdür. Çocukların ise farklı ya gösterdikleri tepki yine buna benzer. Onlar bakışlarını saklama ihtiyacı duymuyorlar çoğu zaman, konuşmak ve dokunmak da istiyorlar o insana. Kitapta bahsi geçen konu, sınıfa yeni gelen yabancı bir öğrenci üzerinden işlenmiş. İş yerine yeni gelen birine ilk önce mesafeli yaklaşıp ona alışana kadar suskun olma durumu, buradaki çocuklar için de geçerli; içlerinden bir çocuk hariç. Aralarında zamanla gelişen ilişki ve karşılıklı edinilen rollerin şekillenmesi; bize fotoğrafların yol göstermesiyle aktarılıyor. Hikaye yaşanmış bir olaydan uyarlanarak yazılmış. Parçalanmanın, bölünmenin ve ötekileştirmenin yepyeni boyutlar alarak, katlanarak ilerlediği bu dönemde; biz yeni karşılaştığımız birine gösterdiğimiz hoşgörü ve saygının ötesinde; tanıdığımız insanlara ne kadar katlanabiliyoruz? Sinirimizi, stresimizi üzerimizden atıp; bir çıkar, sebep-sonuç aramadan en son ne zaman birini gerçekten dinledik ve anlamaya çalıştık? Başımıza bir iş gelmesin, benden çıkarı ne, benden kesin bir şey isteyecek, kaşı da şöyle gözü de böyle, konuşurken ağzı burnu böyle oluyor, off bugün çok yorgunum hiç çekemeyeceğim şimdi, zamanım yok, telefon çaldı, bildirimlerime bakmak istiyorum, oyun oynamak istiyorum, kafamı boşaltmam lazım, of bu da bir susmadı... Susması gereken, yargılayan düşüncelerimiz. Evet belki yaşamak zor, birçok sıkıntı var, evet ülke olarak zor bir dönemdeyiz, evet... ama bir an susalım anlamaya anlatmaya çalışalım. Herkes bir bakıma farklıdır, herkes bir bakıma aynıdır.

20 Aydınlık ERDEM ATAY 9 Mayıs 2014 Cuma 21 Türkiye nin Kürdistan deja-vu su devleti kurulacaksa, bir dış gücün yardımı gerekir. Güney Kürdistan ın merkezi Süleymaniye, Batı Kürdistan ın mer- Kürdistan kezi ise Diyarbakır olmalıydı. Kürdistan İngiliz koruması altında kurulmalıydı. Kürtler Türk egemenliğine terk edilseler bile, bu onlara geniş bir özerklik sağlanarak yapılmalıydı. İngiltere ve Kürt liderleri arasındaki anlaşmada, Oluşturulacak Kürt Emirliği ne, Akdeniz de çıkış sağlanacaktı. Hayır, hayır Yukarıdaki cümleler yakın bir zamanda sarf edilmiş değil. Kayıtlara geçme tarihi 1920 ler. Menşei, İngiliz. Günümüzde ne kadar benzer ifadelerinin kullanıldığına şaşırmayın. İhsan Ş. Kaymaz ın "Şeyh Sait Ayaklanmasında İngiliz Parmağı" adlı kitabını okursanız sizler de ifadelerin ve yaşananların günümüzle benzerliğine şaşıracaksınız. Kaynak Yayınları ndan Tarihimizin Gerçek ve Yalanları Dizisi nin birinci serisi olarak çıkan kitapta Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrası Kürtlerin örgütlenmesinde dış güçlerin oynadığı oyunlar anlatılıyor. Şeyh Sait isyanıyla da kitap bitiyor. Bugün bölgede yaşananlar gelecekte temelden sarsılacağımız acılara fısıldıyor gibi Bu tarifini yapamadığımız acıları engellemek için de kendilerini ahtapot gibi sarmış emperyalizmin ve onun hempalarının oynadığı oyunlara Kürtlerimizin dâhil olmaması Emperyalist güçler bugün Kürtleri Ortadoğu da bir asker gibi kullanılmaya hazırlanıyor Dünün Marksist i bugünün gericisi Hani düne kadar kendilerini Marksist adleden Abdullah Öcalan ve örgütü PKK nın gerici ayaklanmadır, bastırılması doğrudur dediği bugünse sahip çıktığı ve heykelini diktiği Şeyh Sait. Öcalan ın Nevruzlarda İslam vurgulu sözlerini ve PKK nın siyasi kolu BDP nin Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini hatırlatmamıza gerek yok sanırım hhh AKP hükümetinin başlattığı PKK ile açılım süreci son hız devam ediyor. Gelinen durum ortada. Liderleri Öcalan parlatılırken, PKK ve ona yakın örgütler, son günlerde tek bir taleple karşımıza çıkıyor: Özerklik. AKP li yetkililere sorsanız, Yok öyle bir şey. Damat Ferit in özerklik açılımı Ülkeyi birleştireceğiz, analar ağlamayacak iddiasıyla atılan bunca adımın aynısının Osmanlı nın işbirlikçi hükümeti tarafından atıldığını söylesek sizlere Evet, evet Kitapta bunun gibi onlarca örneği görünce benzerliklerin tesadüf olduğuna inanmak biraz zorlaşıyor. Ne yapmış Damat Ferit hükümeti? Hükümet tarafından hazırlanan bir tasarıya göre, Kürtlere eğer isterlerse Osmanlı yönetimi altında yerel özerklik verilebilirmiş. Bugün durum farklı mı? Aktörler dışında değişen çok şey yok aslında. O zamanlar İngiltere iken şimdi baş aktör ABD. O zaman İngilizler bir Kürt lider arayışındayken ve istenilen kişi bulunamamışken, bugün ise aranan isim bulunmuş. Dün Damat Ferit hükümeti, bugün AKP hükümeti. Kısacası; politikalar sürüyor fakat aktörler değişiyor. Kitapta günümüzü aydınlatan çok fazla örnek bulunuyor. Alın sizlere İngilizlerin Kürdistan ı kurmak için dile getirdiği bir örnek daha: İran toprak bütünlüğünü bozmadan tüm Kürt nüfusunu içerecek biçimde bir Kürdistan devletinin kurulmasına olanak yoktu. Kürt koridoru 100 yıl önce de var Peki size bugün defalarca dillendirilen Kürt koridorunun 1920 lerde de İngilizler tarafından düşünüldüğünü söylesek Bakın Kaymaz ın kitabında yer alan, İngilizlerle Kürtler arasında yapılan anlaşmanın ilgili maddesi: İngiltere ve Kürt liderleri arasındaki anlaşmada, Oluşturulacak Kürt Emirliği ne, Akdeniz de çıkış sağlanacak. Bugün bölgede yaşananlar gelecekte temelden sarsılacağımız acılara fısıldıyor gibi Bu tarifini yapamadığımız acıları engellemek için de kendilerini ahtapot gibi sarmış emperyalizmin ve onun hempalarının oynadığı oyunlara Kürtlerimizin dâhil olmaması Emperyalist güçler bugün Kürtleri Ortadoğu da bir asker gibi kullanılmaya hazırlanıyor. Gelişmeler bunu gösteriyor. Bu hem bölge ülkeleri hem de Türkiye için oldukça tehlikeli. Bu tehlikeyi de ortadan kaldıracak güç de Türkleri kucaklayan Kürtlerle, Kürtleri kucaklayan Türklerin oluşturduğu birlik olacaktır. Emperyalizmin ağlarından kurtulmuş, ağalık sistemini yıkmış bir Türkiye de her kış bahar olur. Yazıyı kitapta yer alan ve bizlere bugün için de bir gerçeği hatırlatan Mustafa Kemal Paşa nın 24 Eylül 1919 da İngiliz General Harbord a hitaben yazdığı mektubun can alıcı cümlesiyle bitirelim: İngilizler Kürtleri kendi himayelerinde bağımsız bir Kürdistan kurma planı doğrultusunda kışkırtıyorlar. Türklerle Kürtler arasında kardeş savaşına yol açmaya çalışıyorlar. Bu kabul edilemez. ŞEYH SAİT AYAKLANMASINDA İNGİLİZ PARMAĞI İhsan Ş. Kaymaz Kaynak Yayınları 192 s.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Medyada Riskler Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Plan Tarihsel arka plan: Çocukların medya kullanımı Günümüzde medya ve çocuk Medyada çocukları

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI

METİNLERİ SINIFLANDIRILMASI Türk ve dünya edebiyatında ortaya konan eserler, amaçları ve içerikleri açısından farklı özellikler taşırlar. Bu eserler genel olarak üç ana başlıkta toplanır. Ancak son dönemde bu sınıflandırmaların sınırları

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Sayın Velimiz, Ocak ayında sizlere ulaştırdığımız Veli Bilgilendirme Bülteni nde belirtildiği gibi,

Sayın Velimiz, Ocak ayında sizlere ulaştırdığımız Veli Bilgilendirme Bülteni nde belirtildiği gibi, Sayın Velimiz, Ocak ayında sizlere ulaştırdığımız Veli Bilgilendirme Bülteni nde belirtildiği gibi, TÜRKÇE dersinde, Kişisel Gelişim ve Okuma Kültürü temalarına bağlı olarak çeşitli metinler ve Düşünceler

Detaylı

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III

İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III İÇİNDEKİLER GİRİŞ...III Bölüm I Çocuk Edebiyatı ve Gelişimle İlgili Temel Kavramlar 15 Fiziksel (Bedensel)Gelişim 20 İlk Çocukluk Döneminde(2-6)Fiziksel Gelişim 21 6-12 Yaş Arası Fiziksel Gelişim 23 12-18

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler 11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferansları

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 Sayın Veli, Bu mektubumuzda, 2015-2016 Eğitim - Öğretim yılı MEV Koleji Özel Güzelbahçe İlkokulu,3. Sınıflar sınıf öğretmenleri zümresi

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

Etkili Sunum Teknikleri

Etkili Sunum Teknikleri Etkili Sunum Teknikleri Sunumunuzla Fark Yaratın Haluk GÖKŞEN Mehmet Arif TUNCER 2012 Büyük bir hasretle andığım ve her zaman yanımda olduğuna inandığım rahmetli anneme Hiçbir zaman desteğini esirgemeyen,

Detaylı

Sami Paþazade Sezai Kedi Öykülerinin En Güzelini Yazdý

Sami Paþazade Sezai Kedi Öykülerinin En Güzelini Yazdý Ö m e r A y h a n Sami Paþazade Sezai Kedi Öykülerinin En Güzelini Yazdý Tanzimat edebiyatýnýn düzyazý yazarlarý, öyküden çok romana eðilmiþ, öykü türündeki verimleri, neredeyse romana yaklaþan oylumlarýyla

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi

Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi Rutinler temamız kapsamında sabah sporu yaptık, grup sohbetleri ile paylaşımlarda bulunduk. Sabah sporunda reçel yaptık, hayali reçellerimizi pişirdik. Topla tanışma oyunları oynadık. Heykel ol, adını

Detaylı

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat

Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Suriyeli Mülteci Çocuklar ile Dışavurumcu Sanat Ezgi İçöz, MA 24 Haziran 14 Salı Tammam Azam Inside Outside Project: Gazeteci ve fotoğrafçılar ile çalışmak Motivasyon farklılıkları ve etik Çalışma süresi

Detaylı

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU AYLIK BÜLTENLER SERİSİ EKİM, 2008 SAYI: 2 KONU: Çocuğunuzun Beceri ve Yeteneklerini Nasıl Geliştirebilirsiniz? Aileler çocuklarının mutlu bireyler olmalarını ve en yüksek

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI

ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ÖZEL ATACAN EĞİTİM KURUMLARI ANAOKULU PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK SERVİSİ VELİ BÜLTENİ MAYIS -2012 ÇOCUK VE KİTAP "EĞİTİM YAŞAM İÇİNDİR" 2 ÇOCUK VE KİTAP Önceleri çocuk için kitap bir oyuncaktır.

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

II) Hikâye Dışı düzlemi

II) Hikâye Dışı düzlemi HİKÂYE ETME DÜZLEMLERİ Prof. Dr. Rıza FİLİZOK Günümüz edebiyat araştırmalarında yeni bir bilim anlayışının derin izleri vardır. Özellikle yapısal metin analizinde artık temel kavramlar görecelilik ve fonksiyon

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir. Abraham Lincoln, senin yaşındayken dedi babası çocuğuna, Okula gidebilmek için her gün 10 mil yürüyordu. Gerçekten mi? dedi çocuk ve ekledi: Tamam, fakat o senin yaşındayken de başkan oldu baba! İletişim,

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ 2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ TED İSTANBUL KOLEJİ Yıl:6 Hafta:10 Sayı: 8 06 Kasım 2015 Değerli Velilerimiz, İnsanın işini sevmesinin çok önemli olduğunu her gün yaşayarak bizzat deneyimliyorum.

Detaylı

Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) Şiir Fotoğraf rıdvan salih

Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) Şiir Fotoğraf rıdvan salih 3 8 9 12 16 Haberler Şiir Heykellerle Hasbihal mert öztürk Öykü Bir Çiftçi İki Memuru Nasıl Besledi? saltıkov şçedrin (aslı idil kaynar) İnceleme Son Oyun Üzerine fırat demir Dsoya Akbil i Biten Prenslerimiz

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

Senenin Son Yenilikleri

Senenin Son Yenilikleri Senenin Son Yenilikleri 000 Genel Bilgiler Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın Bilimcilerin böylesi gerçekleri ortaya çıkarması sizce de şahane değil mi? Yazar: Rik Kuiper 150: Psikoloji Başarıya Götüren Aile

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Salih Bolat 2. Doğum Tarihi:.7.1956. Ünvanı: Yrd.Doç.Dr 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Lisans Sosyal Politika Yüksek Lisans Eğitim bilimleri Doktora Eğitim bilimleri Üniversite

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI Prof. Dr. A. Can TUNCAY Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI İstanbul 2013 Yay n No : 2902 Hukuk Dizisi : 1427 1. Baskı - Nisan 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 -

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 Ön Koşul Dersleri Yok Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Dersin

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı

Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Bir Kadın 3 Sanat Sergisi açıldı Muğla Valisi Amir Çiçek in katılımı ile Menteşe Belediyesi nin katkıları ile Konakaltı Kültür Merkezi nde gerçekleştirilen törenle sanatçı Eda Özdemir in Bir Kadın Üç Sanat

Detaylı

Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan

Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan YAYIN KURULU Hazırlayanlar Kübra YILMAZ, Yudum HACIOĞLU, Kadri ŞAHİN, Abdülkadir Arslan YAYINA HAZIRLAYANLAR KURULU Kurumsal Yayınlar Yönetmeni Saime YILDIRIM Kurumsal Yayınlar Birimi Dizgi & Grafik Mustafa

Detaylı

2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 3

2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 3 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 3 ( Bu mektup 10 Şubat 2014-11 Nisan 2014 tarihleri arasında yapılacak çalışmaları belirtmektedir.) HAYAT BİLGİSİ 2.TEMAMIZ :BENİM EŞSİZ

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler.

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler. 0212 542 80 29 Uz. Psk. SEMRA EVRİM 0533 552 94 82 DUYGUSAL ZEKA Son yıllarda yapılan pek çok çalışma zeka tanımının genişletilmesi ve klasik olarak kabul edilen IQ yani entelektüel zekanın yanı sıra EQ

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU VE ÖZEL İLKÖĞRETİM OKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 8.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, İnsan yetiştirmek başka hiç bir canlıyı yetiştirmeye benzemez.

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

Hipnoz durumu nedir? H İ P N O Z NE DEĞİLDİR? NEDİR? Uyku Uyanık bir durum. Bilinçsiz bir durum Rahatlama durumu. Aldanma Hayalinizde canlandırma

Hipnoz durumu nedir? H İ P N O Z NE DEĞİLDİR? NEDİR? Uyku Uyanık bir durum. Bilinçsiz bir durum Rahatlama durumu. Aldanma Hayalinizde canlandırma Hipnoz ile ilgili olarak hemen hemen herkesin bir fikri vardır. Ve bu fikir genellikle filmlerden öğrenilen birisine adam öldürtmek, hırsızlık yaptırmak gibi genelde olumsuz örneklerden oluşmaktadır. Peki,

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Yine yapmak istediklerimizden birisi olan, spesifik sektörlerde, belki daha az, ama daha etkin iş adamları seyahatlerini önemsiyoruz ve buna

Yine yapmak istediklerimizden birisi olan, spesifik sektörlerde, belki daha az, ama daha etkin iş adamları seyahatlerini önemsiyoruz ve buna MÜSİAD Cidde Temsilcisi Tanıtımı ve Türk Suud İş Forumu 23.05.2015 TC Cidde Başkonsolosu Fikret Özel, Cidde Tic Odası Başkan Yardımcısı, Mazeen Baterjee Türk-Suud İş Konseyi Başkanı, Mazan Ragap, Cidde

Detaylı

Ek 1. Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) ve Europass Dil Pasaportu:

Ek 1. Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) ve Europass Dil Pasaportu: Ek 1. Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) ve Europass Dil Pasaportu: Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Programı (CEFR) dil öğrencilerinin bilgi beceri ve yeterlilik düzeylerinin belirlenmesinde standart

Detaylı

Doğal sayıları karşılaştırarak, sembol kullanarak büyükten küçüğe yada küçükten büyüğe sıralama,

Doğal sayıları karşılaştırarak, sembol kullanarak büyükten küçüğe yada küçükten büyüğe sıralama, Sayfa 1 Sayfa 2 TÜRKÇE Atatürk, temasından dinleme metni ve serbest okuma metinleri okutularak etkinlikleri yapıldı. Tema sonu çalışmaları üzerinde duruldu. Hayal Gücü, temasında bulunan Ağacım, Eskiyen

Detaylı

Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin!

Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin! Böyle buyurdu ekonomi, iş adamına. Nasıl? Fark etmez! Ne kadar? Sonsuza kadar! Niçin? Çünkü böyle mutlu olabilirsin! Çok kazanacak, çok büyüyeceksin. Başkalarından geri kalmayacaksın. Bir eksiğin olmayacak.

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

KOTAN A Personelinden Uğurlama

KOTAN A Personelinden Uğurlama KOTAN A Personelinden Uğurlama Tekirdağ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü görevinden Ankara Sosyal Güvelik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Başmüfettişliğine atanan Mahmut KOTAN A, kurum yöneticileri ve

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı