Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 24 SAYI: 95 OCAK - ŞUBAT - MART 2012 / /1

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 24 SAYI: 95 OCAK - ŞUBAT - MART 2012 / 106702-2012/1 www.yeniumit.com.tr"

Transkript

1 Dinî Ýlimler ve Kültür Dergisi YIL: 24 SAYI: 95 OCAK - ŞUBAT - MART 2012 / /1 FİYATI: 7.00 TL Bu çerçevedeki dünya bir zaman bizimdi, Zaman geldi başına gulyabaniler indi, Bülbüllerin yerinde saksağanlar gezindi, Ve derken bir meskenet gelip ruhlara sindi. Kaosun Ötesindeki Dünya Mirac Olan Namaz (Cizreli Serdehlli) Şeyh Seyda Çanakkale Savaşı'nda İmam ve Müftü Efendiler Kur'ân'da Kâinatın Genişlemesi ve Büyük Patlama

2 YENi ÜMiT Ocak / Şubat / Mart Sayı 95 KAOSUN ÖTESİNDEKİ Ülkemiz yeniden bir mânevî bunalım içine çekilmek isteniyor.. hakikî veya sun î buhranları buhranlar takip ediyor.. toplum üst üste gelen bir sürü gâile ile yorgun ve sarsık.. kitleler şaşkınlık içinde.. elli noktada elli ayrı fitne ateşi.. ve şeytan bu iç içe yangına habire körük çekmekte. Kökü çok eskilere dayanan bu buhranlar döneminde, millî ve içtimaî krizler bir türlü yakamızı salmamış ve yığınlar hep kaoslarla baş başa bırakılmıştır. Din politize edilmek istenmiş, ahlâk kirletilmiş, kültür târumâr edilmiş, sanat ideolojilerin gelgitlerine terk edilmiş ve siyaset en amansız kavgaların arenası hâline getirilmiştir. Böylesi toz-duman içinde ümitlerimizi kurmak ve mutlu geleceğimizi kendine has çizgileriyle hakkını vererek soluklamak oldukça zor olsa gerek. Hatta bazılarınca imkânsız bile görülebilir. Biz, gücümüz yettiğince, günümüzün bin bir patırtı-kütürtü ve kısır döngülerinden sıyrılarak, imanlarımızın aydınlık ikliminde, iradelerimizin 2 YENİ ÜMİT DERGİSİ

3 alınlarında ter, bir kere daha ümitlerimizin yemyeşil tepelerini temâşâ etmek istiyoruz. Evet, güzel sesli, latîf edalı müezzinlerin, ruhlara göklerin derinliğini, enginliğini, tadını, şivesini, merhametini, şefkatini ve semavî esintilerini boşaltarak bütün sineleri ötelerin sihirli vâridâtıyla dolduracağı; doldurup bizi bütünüyle uhrevîleştireceği o tılsımlı günler ve geceler yakındır. O gün, şimdilerde her yönüyle çökmeye yüz tutmuş, sarsık, fersiz, durgun ve çaresizlikten sürekli geçmiş günleri sayıklayan, ağzını her açışında bir sürü şikâyetle boşalan somurtkan ve ölgün yüzlerin yerinde, gökçek çehreler, ümitle parıldayan gözler, inşirahla çarpan sineler, bir gözleri dünyada, öteki ukbada ve ruhlarında kurdukları muvazeneyi dünyalara üflemeye azmetmiş şen-şakrak azim ve irade insanları olacaktır. Aslında bu ülke ve insanımızda millî ve dinî değerlerimiz hiçbir zaman tamamen terk edilmemiş ve tarih şuuru da unutturulamamıştı; milletin bazı kesimleri durgun ve yorgun görünse de, onun duygu ve düşünce ufkunda sürekli geçmişin şanlı günleri tüllenip durmuş ve en perişan, en bitkin olduğu dönemlerde bile onda hep yeniden var olma aşk ve ümidini şahlandırmıştı. Evet, toplum tamamen kendi özünden koparılamamış, içtimaî ve ruhî erozyon, her yerde ve her zaman aynı ölçüde tesirli olamamış.. hazan her şeyi bütün bütün kurutamamış, bağlar bitevî bozulmamış, asmalar kırılmamış, çiçekler de bütünüyle solmamıştı. Yol kenarlarındaki ışıklar tamamıyla sönmemiş, hedef karanlığa yenik düşmemiş ve milliyet mefkûresi zihinlerden silinmemişti.. bin seneden beri mâbedlerle, türbelerle, zaviyelerle, gönüllerimize, ruh, mânâ ve şiiri boşaltan diller susmamıştı.. toprak, belli ölçüde de olsa kuvve-i inbâtiye sini koruyabilmiş, sular safvetiyle çağlamış, atmosfer hiç bulutsuz kalmamış, bulutları vuslata taşıyan rüzgârlar dinmemiş ve tohumlar da çürümemişti. Gün gelip de bahar yelleri esmeye; ovalar-obalar, yeşil, beyaz, pembe renklere bürünmeye; lâleler, zambaklar, papatyalar reftâre salınıp gönüllerimize akmaya ve erguvanlar kırmızı alevlerini yeniden tutuşturmaya başlayınca, her şey, hiç hazan görmemiş ve hiç kara-kışa yenik düşmemiş gibi dirilip hayata koştu.. ve bir zamanlar yaşadığımız muvakkat kesinti de âdeta mütemâdî var oluşun sihirli dinamizmi hâline geldi. Şimdilerde toplumun hemen büyük bir kesimi, karşılıklı iyilik ve terbiye salih dairesi (doğurgan döngü) içinde, birçok müşterek duygu ve düşünceyi, Aslında bu ülke ve insanımızda millî ve dinî değerlerimiz hiçbir zaman tamamen terk edilmemiş ve tarih şuuru da unutturulamamıştı; milletin bazı kesimleri durgun ve yorgun görünse de, onun duy gu ve düşünce ufkunda sürekli geçmişin şanlı günleri tüllenip durmuş ve en perişan, en bitkin olduğu dönemlerde bile onda hep yeniden var olma aşk ve ümidini şahlandırmıştı. birçok müşterek zevk ve ümidi paylaşarak, hem kendimize hem de topyekün dünyaya açık kendi evrensel değerlerinin muvazenesiyle meşgul. Bugüne kadar gerçekleşen hülyalar gibi, mevsimi gelince bu rüya da gerçekleşecek ve o gün, mazi kadar derin, onun ihtişamlı günleri kadar da canlı, göz kamaştırıcı bir tekevvün içinde yüzlerce duygu, yüzlerce düşünce birbirine karışarak debisi, dünyaya yetebilecek bir ırmak oluşturarak ebed-müddet istikbale akacağı ümidindeyiz. Terkibinde madde-mânâ, fizik-metafizik, dün - ya-ukba unsurlarını ihtiva eden bu yeni oluşum, varlık ve eşya ile içli-dışlı Allah la da hemhâl olanların insanlığa en büyük medeniyet armağanları olacaktır. O günün tâli li insanları, bugüne kadar eşi az görülmüş bu irtifa sayesinde hep kaderlerini sevecek; bugünü değerlendirmenin yanında geleceğe açık olmasını bilecek; şimdilerde gönüllerine akseden eksiği-gediği de inanç ve ümitleriyle doldurarak ömürlerini hep üveyikler gibi gökyüzünde yüzerek geçireceklerdir. Dünyevî ve maddî olduğu kadar, ahiret ve ebediyete de inanan bu insanların inşa edecekleri dünyadaki huzur ve itminanı duymak için, cihanın dört bir yanından, turist kafileleri gibi huzur kafileleri, hem de bir Piyer Loti iştiyakıyla selvilerimizin gölgesine koşacak ve içtimaî harimimizin vaad ettiklerine can atacaklardır. Böylesine ruh ve maddenin birleşik dünyasında sonsuzluk yudumlayıp dolaşan ruhlar, gönüllerini, zaman ve mekânları YENİ ÜMİT DERGİSİ 3

4 da aşarak, ta ebediyetlere saldıkları için, her şeyin hakkından gelmeye yeten, inanç, tevekkül, teslimiyet ve Hakk a itimatları sayesinde hep dolu dolu yaşayacak; kaybettikleri veya elden kaçırdıkları bir kısım küçük şeyleri de bir terbiye teşrîfâtı ve gönül safvetiyle geçiştirecek, elemin kalıcısını hiç mi hiç duymayacaklardır. Elbette ki bu mâverâîliğe, şimdiye kadar gelmişgeçmiş emsallerinde olduğu gibi öyle bir hamlede, bir nefhada ulaşılamayacak; bütün bu güzelliklerin, gönüllerin hendeselendirdiği o amudî (dikey) ufku tutabilmesi, şuuruyla ona sahip çıkması için, kalblerin bu mazhariyeti hazmedecek ölçüde sevgiyle yumuşaması, sinelerdeki aşk ve heyecanın bakışlarda tebessümleşmesi, belli nispette de olsa, fânîliğin aşılıp ruhların ezelî ve mâverâî hisleri duyabilmesi şarttır. Aslında, böyle bir mazhariyet için kim bilir daha ne tür ciddî hazırlıklara ihtiyaç var ve ne ağır sıkıntılara katlanmak icap edecek.! Evet, insanlığı mukadder o zirvelere taşımak isteyenler, kim bilir ne zahmetlere katlanacak, ne gâilelerle yaka paça olacaklar.! Ne hayal ve melâl mevsimleri yaşayacak, ne olumsuzluklarla karşılaşacaklar.! Nice rüya ve hülya, nice plân ve proje heba olup gidecek.! Ve kaç defa ümitsizlik ve inkisarla burun buruna gelecekler.! Kaç defa kaba kuvvet gelip onların nezaket ve zarâfetlerine toslayacak; kaç defa taassup ve mantıksızlık bir kezzap gibi temsil ettikleri akl-ı selîmin üzerine akacak.! Kaç defa onların gözünün içine baka baka menfaat ve çıkar duygusu millî ve tarihî değerleri, şurada burada âdî bir metâ gibi peyleyecek.! Daha ne kadar merhaleler aşılacak, ne kadar çileler çekilecek, ne kadar ham ruhlar olgunlaşacak.! Ne kadar mağrur ve mütekebbir ruhlar tebaha gelip ezelî ve ebedî hakikate uyanacak.! Ne kadar gönül merhamet ve insanlık duygusuyla doygunluğa ulaşacak ve ne kadar ilâhî tevfîkin imdada koşmasına yakarışlar çekilecek..! Kim bilir bize bu koskoca mirası bırakanlar, ne kadar ağlayıp inlediler.? Bugün evirip-çevirip istifade ettiğimiz değerleri elde etmek için ne cenderelerden geçti ve ne ölümlerle yaka paça oldular.? Şimdilerde har vurup harman savurduğumuz millî ve dinî değerlerimiz, kim bilir onlara neye mâl oldu.? Rahmeti Sonsuz dan niyaz ederiz ki, gerçek bedeli dünyalarla ölçülemeyecek kadar büyük olan o ulu günlerin hakikî fiyatlarını bizden talep etmesin... *Bu yazı, Sızıntı dergisinin Nisan 1997 tarihli 219. sayısından alınmıştır. Nefrete yenik sinelerde kalem bir yılan, Yazıp-çizdikleriyle bütün gönüller giryan; Onun doğru dediği dahi katmerli yalan, Bunların şerrinden Rabbim el'eman el'eman... 4 YENİ ÜMİT DERGİSİ

5 YENi ÜMiT Prof. Dr. Suat YILDIRIM* Ocak / Şubat / Mart Sayı 95 Namaz Mirac Olan Namaz müminin miracı, mirac yolunda ışığı-burağı.. yollardaki inanmış gönüllerin sefinesi-peyki-uçağı.. kurbet ve vuslat yolcusunun ötelere en yakın karargâhı, en son otağı, gaye ile hemhudut en büyük vesilelerden biridir. Peygamber Efendimiz Aleyhi s-salâtüve sselâm Mirac ile en yüce âleme yükseldiğinde ümmetini unutmadı. Cenâb-ı Allah ın onları da Mirac ın feyizlerinden nasiptar etmesini niyaz etti. O (celle celâlühü) da beş vakit namazı emretmek suretiyle bu imkânı ihsan etti. Süleyman Çelebi nin Mevlid adıyla meşhur olan Vesîletu n-necat manzumesinde bu gerçek, muhalled ifadesini şöylece bulmuştur: Sen ki Mi rac eyleyip ettin niyaz Ümmetin Mi racını kıldım namaz. Fahreddin Râzî bu konuyu şöyle dile getirir: Hz. Peygamber Mirac a varıp geri dönmek istediğinde: Ey izzet sahibi Rabb im! Seyahate çıkan insan vatanına dönmek istediğinde eşine, dostuna, ahbabına hediye götürmek ister dedi. Bunun üzerine O na: Senin ümmetine verilecek hediyen beş vakit namazdır. denildi. 1 Hz. Peygamber in Mirac ı anlatan ifadelerinde gördüğümüz gibi, hem de elli vakit ibadet sevabına denk olmak üzere beş vakit namaz verilmişti. 2 es-salâtu mi racu l-mü min (Namaz müminin Miracıdır.) Bu lafızlarla sabit olmasa bile, beş vakit namazın, Mirac ın en büyük hediyesi olduğu hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiştir. Kaldı ki bu lâfızla da rivayet bulunmaktadır. 3 Her namaz, Mirac olmaya adaydır. Fakat bu, namazı eda eden müminin cehdine bağlıdır. Ma- YENİ ÜMİT DERGİSİ 5

6 Ezân-ı şerîf okunuyor. Hak Tealâ müezzinin lisanıyla büyüklüğünü, rububiyetini bildirip O na karşı ubudiyetimizi ortaya koymamızı istiyor. kalemizde, namazı, Mirac hâline getirmeye vesile olabilecek bazı özellikleri zikretmeye çalışacağız. Söyleyeceğimiz hususlar, aslında namazda mevcuttur. Bizim yapacağımız iş, sadece onları hatırlatmaktan ibarettir. Namazın ilk şartı, hadesten taharet, yani mânen temiz, arınmış olmaktır ki bu, gusül veya abdest alarak yapılır. Sonra necâseten arınma, bedenimizin, giysilerimizin, namaz kılacağımız yerin temiz olmasıdır. Çünkü dinimiz, temizlik üzerine bina edilmiştir. Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. 4 Abdest esnasında ellerimizi, yüzümüzü, ağzımızı, burnumuzu, kollarımızı, başımızı, kulaklarımızı, ayaklarımızı yıkayarak bu azalarımızı maddeten temizleriz. Bu elbette güzel bir iştir. Fakat bundan daha önemli olan el, göz, ağız, ayak, kulak gibi azalarımızla işlediğimiz mânevî kirlerden arınmak, günahlardan pişmanlık duyarak onları gidermeye çalışmaktır. Böylece o günahlardan ve bu harika azaların şükrünü îfâ etmeme sorumluluğundan kurtulmaya çalışmaktır. Abdeste bu niyetle girişirsek, bu gayeye ulaşabileceğimizi umabiliriz. Nitekim abdestin bu fonksiyonu Peygamber Efendimiz tarafından açıkça müjdelenmiştir: Mü min abdest alırken yüzünü yıkayınca gözüyle bakarak işlediği bütün günahlar, yanaklarından damlayan o su ile dökülür, gider. Ellerini yıkayınca, elleriyle işlediği hataların vebali, abdest suyu ile kaybolur. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarının sebep olduğu günahlar dökülür. Tâ ki bütün günahlarından arınmış olur. 5 Ezân-ı şerîf okunuyor. Hak Tealâ müezzinin lisanıyla büyüklüğünü, rububiyetini bildirip O na karşı ubudiyetimizi ortaya koymamızı istiyor. Ezanı dinlerken, kıyamet günü ibadete davet edecek ezanı düşüneceğiz. Dünyada iken ezana kulak verip ibadet edenler, kıyamet ezanını da işitip icabet edecekler. 6 Dünyada icabet etmeyenler ise o çağrının gereği ibadeti yapamayacaklar, son derece mahcup ve zelil olarak Cehennem e girmeyi bekleyeceklerdir. O gün işler son derece güçleşir, paçalar tutuşur. Bütün insanlar secdeye davet edilir, fakat kâfirler secde edemezler. Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Hâlbuki dünyada bedenleri sağlam, azaları sâlim iken de secdeye davet edilirler; ama bunu yapmazlardı. (Kalem 68/ 42-43) âyetleri, birçok müfessire göre, bu çağrıya işaret etmektedir. Ezan diğer taraftan, dünyaya ilk geldiğimizde kulağımıza okunan ezanı hatırlatır. O ezan ise, namaz ezanlarını hatırlatmak ve kıyamet ezanını düşündürmek içindir. Ömrüm iki ezan arasındaki vakit gibi ne çabuk da geçmiş! Ezana icabet borcumuzu üç şekilde yaparız: 1-Ezan kelimelerini yavaşça tekrarlayarak dinin esası olan hakikatleri ikrar ve ilan ederiz, ezan duasını yaparız. 2- Camiye doğru yürüyerek Rabb imizin davetine kulak veririz. 3-Kıyamet ezanını düşünerek o gün yapılacak ibadet davetine icabet etmemizi kolaylaştırmasını Rabb imizden niyaz ederiz. Bir taraftan da dünya hayatında, kulaklarına okunan ezanı unutanları düşünürüz. Bu çağrıya kulak vermeyenler de geçip gittiler. Vakit bulamadım İşlerim çoktu mazereti hiç fayda vermedi. İşlerini bitiremeyenler de birbiri ardından, sür atle mezarı boyladılar. Bunları düşünürken daveti kabul edip mescide yöneliyorum. Kim ki evinde güzelce abdest alır, sonra Allah ın farz kıldığı ibadetlerden birini yapmaya giderse, attığı adımlardan her birisi onun günahlarını siler, diğeri derecesini yükseltir. 7 Ne büyük devlet Ya Rabbi! Ka be-i Muazzama nın bir şubesi hükmünde olan mescid-i şerîfe girerken Ka be nin etrafında gittikçe genişleyen safları, o halkaları hayalimde canlandırıyorum. Halkalar genişleye genişleye tâ benim memleketime de ulaşıyor. Bu saflarda her Müslüman ın, adeta numaralı bir yeri vardır. Bu güzel fotoğraf karesinde yerimi almak için şevkle yerime geçiyorum. Bu toplantıda yok sayılmayı büyük bir kayıp biliyorum. Bir kişinin cemaatle namaza devam ettiğini görürseniz onun imanlı olduğuna şahitlik ediniz. 8 Makamı, sadece yerini her zaman alan bu mümine mahsustur. Hz. Peygamber, Sa d b. Ebi Vakkas (r.a) gibi Cennet le müjdelendiğini bildirdiği bir zâtın, başka bir sahabisi hakkında O mümindir. demesini 6 YENİ ÜMİT DERGİSİ

7 kabul etmemiş, Olsa olsa Müslim dir. diyebileceğine dair uyarmıştır. 9 Merkezi Kabe-i Muazzama olarak yeryüzünün çok uzak diyarlarına kadar yayılan o muntazam safların teşkil ettiği muhteşem manzaranın Mele-i A la dan seyredildiğini ve İlâhî kameralarla melekler tarafından kayda alındığını düşündüm. Mümin olarak namaz ile dile getirdiğim her bir iman esasının, her bir İslamî hükmün, dünyayı dolduran o muhteşem topluluk tarafından imza edildiğini hissettim. Bunlara inananların benim gibi üç beş kişiden ibaret olmadığını gözlemledim. Kalabalık bir ortamda, tartışılan bir konuda fikrini söyleyen bir insan, etraftan destek gelmezse, kabul görmediğini düşünerek cesareti azalır, morali bozulur. Ama fikrini söyler söylemez sağdan soldan Hay Allah senden razı olsun!, Ben de katılıyorum!, Ağzına sağlık!, Çok yaşa!, Çok doğru söyledin! sesleri yükselirse bu hükmün doğruluğu adeta gök kubbeyi kaplar. Cemaatle namazda her Mü min in söylediği, milyonlarca Müslüman tarafından böyle bir teyide mazhar olduğundan, Müslümanların imanları, yakinleri büyük bir kuvvet kazanır, imanları tazelenir. Ne kadar haklı bir yolda olduklarının hazzını yaşarlar. Diğer taraftan şunu düşündüm: Namaz vakitleri Güneş in (daha doğrusu Dünya nın) hareketine göre dakika dakika doğudan batıya doğru ilerlediği için, her dakika yerküreden ezan sesleri eksik olmamakta, namaza davet ve imanın esasları her an insanlığın bir kesimine duyurulmaktadır. Saf tutanlar, mütemadiyen birbirine eklenmekle büyük dünya camisi, devamlı bir aktivite ve canlılık ortaya koymaktadır. Mescide girip önce münferit olarak ibadetimizi, sünneti kılmakla yaptıktan sonra ezanın bir başka şekli olan ikamet bizi cemaat-i kübrâda birleşmeye davet eder. Bu namazımın, dünyada iken kılacağım son namaz olduğunu düşünüyorum. Böyle olması pekala ihtimal dâhilindedir. Öyle ise bu şuurla namaza durmalıyım. Selef-i sâlihinin müstehab saydıkları bir uygulamayı hatırlıyorum, bu noktada. Farz namaza durulacağında ikametten sonra imam efendi namaza başlarken yüksek sesle bütün cemaate duyuracak şekilde; Sallû salâte lmüveddi (Bu namazı son namazınız düşüncesiyle kılın! Elveda diye dünyaya el sallayan biri olarak kılın!) derdi. Şimdi de bazı İslâm ülkelerinde bunu tatbik eden birkaç imam gördüğümü hatırlıyorum. Bu şuur, beni dünyada yarım kalan iş bırakmamaya alıştırır. Ölümü, ahireti çok uzaklarda zanneden, Kim ki evinde güzelce abdest alır, sonra Allah ın farz kıldığı ibadetlerden birini yapmaya giderse, attığı adımlardan her birisi onun günahlarını siler, diğeri derecesini yükseltir. hattâ onları hiç hatıra getirmek istemeyen nefsimi gafletten uyandırır. Şeytanı dinleme deliklerini tıkar. İftitah tekbiri ile böylece, âdeta dört tekbirli cenaze namazım kılınıyor gibi dünyadan ayrıldığımı, yalnız Rabb ime yöneldiğimi ilân etmiş oluyorum. Kâinata galaksilerden Güneş Sistemi ne, atomlara varıncaya kadar her tarafta kendisini izhar eden rübubiyyet tezahürüne karşı, diğer cemaatle beraber ubudiyetimizi ikrar etmek üzere: Hamd âlemlerin Rabbi Allah ın hakkıdır. diyoruz. En bariz sıfatları olan rübûbiyyet ve rahmetini, mahşerde herkesin yaptıklarından tek tek hesaba çekileceği büyük duruşma gününün mutlak Hâkim i olduğunu ilân ederiz. Şahsım, bütün müminler, bütün şuurlu varlıklar, hattâ canlı ve cansız olarak bütün varlıkları temsilen ve onlarla birlikte: Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Sen den medet umarız. deriz. Sonra bizi dosdoğru yola, sırât-ı müstakime hidayet etmesini, ondan ayırmamasını, bu yolu en iyi temsil eden peygamberlerin, sıddiklerin, şehitlerin, salih zâtların, âlimlerin, velilerin nuranî kafilesine bizi ilhak etmesini, gazab-ı İlâhîye müstahak olan ve doğru yoldan sapanlardan etmemesini niyaz ederiz. Hususen teşehhüdde bu Mirac zirvesine çıkar. Diz çökmüş vaziyette iken, Mirac da Sidre yi ve Cibril i geride bırakıp huzur-i İlâhî de diz çöken Efendimiz in (sallallahü aleyhi ve sellem) Rabbü lâlemin Hazretleri ne en kapsamlı selâm olarak sunduğu: et-tahiyyâtu lillâhi ve's-salavâtu ve ttayyibât 10 kutlu ifadelerini yâd ederim. O nun Mirac ında arz ettiğini, ben de Mirac ımın gölgesine mazhar olmasını umduğum namazımda arz ediyorum: Ya Rabbena, bizi yeryüzünde halife kıldın, bütün mahlûkatının üzerine çıkardın, hil- YENİ ÜMİT DERGİSİ 7

8 İftitah tekbiri ile böylece, âdeta dört tekbirli cenaze namazım kılınıyor gibi dünyadan ayrıldığımı, yalnız Rabb ime yöneldiğimi ilân etmiş oluyorum. katin merkezine yerleştirdin. Ben bütün onlara vekâleten, hayata mazhar ettiğin ne kadar canlı varsa, onların hayatlarıyla Sana yaptıkları bütün fıtrî ubudiyetleri ben de Sana takdim ediyorum. Onlar Sen in hayy, kayyum, halık, musavvir, rezzak, rahman, kerim gibi sıfatlarını tecelli ettiriyorlar. Sana kâinat çapında bir ubudiyet sunuyorlar. Benim ibadetim hiç hükmündedir. Ama benim elimden gelseydi, onların yaptıkları kadar ibadet etmek isterdim. Sen buna ve daha fazlasına layıksın. Onun için halife unvanımla, bütün o ubudiyetleri, onlara vekaleten, kendime asaleten Sana arz ediyorum. Salavatlar da Sana dır ya Rabbena! Sen in yarattığın altı bin kadar dil ile konuşan yaratıklarının bu dillerle Sana yönelttikleri hamdler, senalar, dualar, niyazlar da Sana dır. Bütün tayyibat da Sana dır ya Rabbena! Sana inananların Sen in rızan için yaptıkları bütün fedakârlıklar, bütün hayırlı işler, Allah yolundaki bütün infak ve harcamalar Sana dır. Hak Tealâ bütün insanlığın Elçisi olarak huzuruna kabul buyurduğu Hz. Peygamber in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu selâmına şöyle mukabele etmişti: Es-selâmu aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatuh (Allah ın selâmı, rahmet ve bereketleri sana olsun ey şanlı Elçi! Âlemlerin Rabbi tarafından mazhar olduğu bu muazzam devlet ve iltifat Efendimiz e (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetini unutturmadı ve şöyle mukabele etti: Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdi llahi s-sâlihîn (Selâm bize olduğu gibi Allah ın bütün iyi ve salih kullarına da olsun ya Rabbena!). Geriden bu manzarayı temaşa eden Cibril, bütün göklere duyuracak şekilde Eşhedu en lâ ilahe ille llâh ve eşhedü enne Muhammeden resulullâh dedi. İşte Mirac gecesindeki bu ulvî mükâlemeyi Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetine öğretti, namazlarında okumayı vâcip kıldı ki, ümmet de Mirac dan nasiptar olsun. Tahiyyatta Allah ın selâm, rahmet ve bereketleri sana olsun ey şanlı Elçi! hitabının çeşitli inceliklerinden biri de zannımca şudur: Hak Tealâ müminlerin namazda Elçi lerini hatırlamalarını, onu yanlarında görür gibi hitap ederek, bu hidayet mutluluğuna onun vesilesi ile erdiklerini hatırlamalarını ve ona teşekkür etmelerini dilemektedir. Bu itibarla her Mü min gibi ben de, Hak Tealâ nın es-selâmü aleyke eyyühe n-nebiyyü hitabını dinlerken, aynı zamanda kendi adıma da Hz. Peygamber e (sallallahü aleyhi ve sellem) sunup ona olan teşekkür ve minnettarlığımı, teşehhüde ve devamındaki salât ü selâmlarla ifade ettiğimi düşünüyorum. Ümit ederim ki, bu hakikatleri hatırlayıp tefekkür etmekle namazımız Mirac ın gölgesine mazhar olur. Böylece her vakit namazımız, bizi mânen arındırır ve iki namaz arasındaki hatalarımıza kefaret olur. Tahiyyat tan sonra namazdan çıkarken Müslüman ın hayat anlayışını özetleyen şu dua ile ibadetini bitirmesi de çok mânidârdır: Ya Rabbena! Bize dünyada da iyilik, mutluluk, ahirette de iyilik, mutluluk ver ve bizi Cehennem azabından koru! * Marmara Üniv. İlâhiyat Fak. Emekli Öğretim Üyesi Dipnotlar 1. Fahreddin Razi,Tefsir-i Kebir tercümesi, Suat Yıldırım ve arkadaşları, Akçağ yay., Ankara, 1988, Fatiha tefsirinin son kısmında, 1/ Sahih-i Müslim, İman, 259; İmam Ahmed, Müsned, 3/ Bu hadis rivayeti için bkz: Süyuti, Şerhu Sünen-i İbn Mace, s.313; Münavi, Feyzu l-kadir, 1/497; Alusi, Ruhu lmeani, 18/ Bakara Sahih-i Müslim, Tahare, Gazali, İhya, Namazın Deruni Adabı bahsi, A. Serdaroğlu trc. 1/ Sahih-i Müslim, Mesacid, Tirmizi, Tevbe suresinin tefsirinde; İbn Mace, Mesacid, 19; İmam Ahmed, Müsned, 3/68; Darimi, Salat, Sahih-i Müslim, İman, 237; Ebu Davud, Sünne, 15; Nesai, İman, Kurtubi, el-cami li-ahkami l-kur an, 3/475; İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu l-beyan, 5/ YENİ ÜMİT DERGİSİ

9 YENi ÜMiT Selim SENCER* Ocak / Şubat / Mart Sayı 95 İnsanın gönlündeki hayır duygusunun ve cömertliğin de dereceleri vardır: İyiliksever olma ve yardım etmeyi sevme semâhat ; bu duyguyu icra edip sorumlu olduğu kadar (zekât miktarı) yardımda bulunma sehâvet ; malının çoğunu dağıtıp, daha azını geride bırakacak şekilde bol bol verme cûd ve kendisi de muhtaç olduğu hâlde başkalarını nefsine tercih ederek onların ihtiyacını görme ahlâkı da îsâr mertebesinin adıdır. MİLLÎ KÜLTÜRÜMÜZÜN BİR YANSIMASI: Vakıflar T ürk-islâm kültürü, asırlarca İslâm dünyasına bunun da ötesinde insanlığa birçok değer bırakmış ve bırakmaya da devam etmektedir. Bu değerler etrafında, fertler benliklerinden sıyrılarak insanlığa katkıda bulunma iştiyakıyla gayret etmiş, toplum yararına dev eserler ve müesseseler vücûda getirmişlerdir. Bu kurumların sağlıklı bir şekilde hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için, onlara vakıf kavramı etrafında hukukî bir kimlik kazandırılmıştır. Vakıf kelimesinin sözlük mânâsı, hapsetme, hareketten alıkoyma dır. Terim mânâsı ise bir malı alınıp satılmaktan ebediyen alıkoyarak Allah yoluna sarfetme, Allah ın kullarının yararına tasadduk etmektir. Vakfeden kimseye de vâkıf denir. 1 YENİ ÜMİT DERGİSİ 9

10 Yardımlaşma ve dayanışma anlayışı, geçmişten günümüze milletimizin içtimâî bünyesinin vazgeçilmez bir unsurudur. 2 Bu anlayış, liderlerden başlamak üzere toplumun bütün katmanlarına sirâyet etmiştir. Zîrâ, Türklerin ilk yazılı kaynağı Göktürk Kitabeleri nde hakanlar, kendilerini ifade ederken, mesûliyet şuuruyla açları doyurduklarını, yoksulları giydirdiklerini ve fakirlerin ihtiyaçlarını karşıladıklarını anlatmaktadırlar. 3 Türk-İslâm dünyasında kurumsal mânâda Selçuklularla başlayıp Osmanlı ile zirveye çıkan vakıf hizmetlerinin temelinde Kur ân-ı Kerîm ve Sünnet olduğu da muhakkaktır. 4 Bunu vakıfların tüzüğü hükmündeki vakfiyelerde 5 açıkça müşâhede etmekteyiz. Vakfiyelerinde vâkıflar, eserlerini oluşturma gerekçelerinden bahsederken şu âyetlere atıfta bulunmaktadırlar: O gün ki ne mal fayda verir ne de evlâtlar. (Şuara, 26/88), Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler. (Bakara, 2/3) Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. (Bakara, 2/110), Yerin üstünde olan herkes fânidir. (Rahman, 55/26), Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. (Nahl, 16/96) ve Allah ın mescitlerini yalnızca Allah a ve ahiret gününe iman edenler imar edebilir. (Tevbe, 9/8). Ayrıca, vâkıfların Peygamberimiz in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadîslerini kendilerine referans aldıkları görülmektedir: Kim Allah için bir mescit inşâ ederse, Allah da onun için Cennet te bir ev inşâ eder. (Müslim, Mesâcid, 24; Buhârî, Salât, 65) İnsan öldüğü zaman şu üç şey hâriç ameli kesilir: Bunlar; sadaka-i câriye, insanların faydasına olan ilmî eser, dua eden sâlih bir evlât. (Müslim, Vasiyet, 14; Ebû Dâvut, Vesâyâ, 14). Dünya ahiretin tarlasıdır. (Keşfü l-hafa, c.i, s.368). Bunlarla birlikte vakfiyelerde vâkıfların, daha birçok âyeti ve hadîsi kendilerine rehber edinerek bu eserleri inşâ ettikleri görülmektedir. Vakıflar, milletimizin seciyesinin ve hayırseverliğinin bir terennümüdür. Bu hakîkat, Şeyh Edebâli nin Osman Gazi ye verdiği öğütte İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. 6 cümlesinde veciz bir şekilde ifâdesini bulmuştur. Sadece devlet erkânı ve zenginler değil, çok az mala sahip olanlar bile çağın şartlarına ve gereklerine göre çeşitli mâhiyette vakıflar vücûda getirmişlerdir. Vakıflar; eğitim, sağlık, bayındırlık, savunma, sosyal ve daha pek çok alanda hizmetlerde bulunmuşlardır. Şimdi birkaç örnekten hareketle konuyu açıklamaya çalışalım. Peygamberimiz in Medine Mescidi bünyesinde oluşturduğu eğitimi kendilerine model alan ecdadımız, yaptıkları câminin yanına mutlaka bir medrese inşâ etmişler 7 veya cami içerisinde bu eğitimin devam etmesini sağlamışlardır. Medreseleri bugünkü mânâda bir yerleşke şeklinde yaparak, öğrencilerin kalacakları yerleri, uygulama alanlarını, temizlik ihtiyaçlarını giderebilecekleri hamamları eğitim yuvalarının etrafında inşâ etmişlerdir. 8 Söz konusu kurumlarda, insanı merkeze alan hizmet anlayışının ayırt edici alâmetlerinden birisi de, buralarda görev alacak kişilerin şahsiyet özelliklerine hâssaten dikkat edilmiş olmasıdır. Nitekim, muallimlerin büyük bir titizlik içerisinde devrin ehil kimselerinden seçilme şartı vakfiyelerde belirtilmektedir. Bu da, bize, bugün yeni yeni telâffuz edilen Toplam Kalite Yönetimi nin ecdâdımız tarafından o günlerde uygulandığını göstermektedir. Öte yandan Osmanlı nın yükseliş döneminde medreselerde, dînî ilimlerin yanında fennî ilimler de okutulmuştur. Sahn-ı Semân 9 ve Süleymaniye 10 medreseleri bunun en güzel örneklerindendir. Eğitime büyük önem veren Osmanlılar, bunun vazgeçilmez bir unsuru olarak da büyük kütüphaneler inşâ etmişlerdir. Hayırda yarışınız. (Mâide, 5/48) âyetini kendine kılavuz yapan bu millet, faydalı eser binâ etme arzusuyla âdetâ birbiriyle yarışmış; halka hizmet etmeyi Hakk a hizmet kabul etmiştir. Vâkıflar, eğitim müesseselerinin yanında birçok imâret, 11 şifahâne, 12 sebil, 13 çeşme yaptırmış ve vakfetmişlerdir. Hasbîliklerinin ve hizmetlerinin karşılığını da sadece Allah tan beklemişler, muhtaçlara yardımı, onların en tabiî hakkı kabul edip vermişlerdir. 2. Mahmud un 1. Abdülhamid için yaptırdığı Eminönü-Bahçekapı daki Hamidiye imâretinin kapısı üzerinde Kur ân-ı Kerîm de ebrârın ağzından aktarılan Biz size sırf Allah rızası için ikram ediyoruz, yoksa sizden karşılık istemediğimiz gibi bir teşekkür bile beklemiyoruz. (İnsan, 76/9) sözü bu civânmertliğin göstergesidir. Allah rızası için yaptığınız maddî yardımlarınızı açıkça verirseniz ne güzel! Ama bu hayırlarınızı saklı tutar ve muhtaçlara ulaştırırsanız, bu sizin için daha hayırlı olur ve Allah bu sebeple bir kısım günahlarınızı affeder. Allah, yaptığınız bütün şeylerden haberdardır. (Bakara, 2/271) âyetinden ilham alınarak hayata geçirilen sadaka taşları ise bu top- 10 YENİ ÜMİT DERGİSİ

11 lum fertleri arasındaki yardımlaşmanın ne kadar nazik, zarif ve asilce yapıldığını bizlere göstermektedir.. Herkes tarafından bilinen yerlere konulan taşlara zenginler parayı bırakır, ihtiyaç sahipleri de gece veya hiç kimsenin görmediği bir anda giderek, buradan ihtiyacı kadarını alır, fazlasına tenezzül etmez; durumu düzeldikten sonra da aldığını veya daha fazlasını kendisi gibi ihtiyaç sahiplerine, zor zamanlarında kullanması için bırakırdı. Geçmişte vakıflar, bugün belediyelerin ve daha pek çok kurumun yapamadıkları veya yapmadıkları vazifeleri îfa ederek çok büyük bir boşluğu doldurmaktaydı. Zikri geçen kurumların en güzel örneklerinden birisi Hacı Safvet Bey in 12 Temmuz 1916 da şehit ailelerinin korunmasına yönelik tesis ettiği dullar evi dir. Müessesenin kuruluşunda ihmal edilmeyen ilginç nokta, annelerin şefkatinden mahrum kalmamaları düşünülen şehit çocuklarının da burada kalmasının sağlanması ve eğitimlerinin sürdürülebilmesi için de sorumlu müdîre hanımın görevlendirilmiş olmasıdır. 14 Ecdâdımız, bir yeri fethettiği zaman, savaş sebebiyle orada oluşan hasarı hemen gidermiş, bununla da yetinmeyerek halk için gerekli olan bütün müesseseleri, zaman geçirmeden, kurduğu vakıflar aracığıyla vücûda getirmiştir. Burada dikkat çekilmesi gereken en önemli nokta imâr faaliyetlerinin tümünde, herhangi bir ırk, dil, din ayrımı yapılmamış olmasıdır. Osmanlı nın altı asır boyunca üç kıtada kalması ve fethedilen yerin halkı tarafından sevinçle karşılanmasının ve kabul görmesinin en büyük sebeplerinden biri de bu olsa gerektir. Gün gelmiş Osmanlı, Balkanlardan ve Ortadoğu nun yönetiminden çekilmiş; ama geride dev hizmet müesseselerini bırakmıştır. Yani şeklen oraları bırakmasına rağmen, eserleri ve ruhuyla hâlâ oralarda yaşamaya devam etmektedir. Balkanlarda ve Ortadoğu daki Osmanlı eserlerinin varlığı bu gerçeğin en açık kanıtıdır. Eski Yugoslavya da, İslâm Birliği Başkanlığı istatistiklerine göre; iç savaştan önce adet eski eserden, cami, 740 mescit, mektepmedresenin faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü Kültür ve Tescil Dairesi Başkanlığı Arşivi nde kabaca yapılan bir tasnife göre Bulgaristan da 407, Romanya da 260, Yunanistan da 854, Bosna da 162 civarında Osmanlı zamanında kurulan vakıf bulunmaktadır. Tabi ki bu sayı diğer arşiv ve kütüphânelerdeki vakfiye ve belgelerde dikkate alındığında artacaktır. Vakıflar, asırlar boyunca Türk-İslâm medeniyetinin inşâ edici bir parçası olarak yaptıkları hizmet ve gördüğü fonksiyonlarla muhtemel sosyal patlamalara engel olmuş, paylaşma kültürü neticesinde zengin fakir uçurumunun oluşumunu engellemiş, böylece sosyal adaleti ve barışı gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan gelirlerin halkın yararına tekrar sunumu ile ekonominin gelişimine katkıda bulunmuştur. Mevcut vakıf eserlerin devamı için vakfedenlerin dükkân, han, bedesten yaptırmaları ve gelir getirici başka unsurların fabrika gibi küçük işletmelerin işlerliğinin devamını sağlamaları, devlet bütçesi adına mâlî bir disiplin oluşturmuştur. Milletimiz, geçmişte olduğu gibi idealize ettiği ahlâkî değerler istikâmetinde bugün de, Anadolu topraklarından dünyanın dört bir tarafına yayılan emsâli görülmemiş bir yardım kervanı başlatmıştır. Bir nevi Anadolu da kök salan ve beslenen iyilik ağacı cihânın her köşesine dal budak salmış, meyve vermiştir. Başkalarının rahat ve huzur içerisinde yaşaması adına âdetâ kendini unutan fedâkâr Anadolu insanının yardım elinin Tsunami felâketiyle Endonezya ya ve Malezya ya, açlıkla mücadele eden Afrika ülkelerine, savaşla her şeylerini kaybeden Bosna-Hersek, Kosova, Nahcıvan, Filistin ve Lübnan halkına, iftar çadırlarıyla da Balkanlara, hattâ Moskova ya, New York a kadar ulaştığı görülmektedir. Pakistan depreminde, Devlet Başkanı Pervez Müşerrerif in ifadeleriyle devletin yetişemediği en ücrâ yerlere kendilerinden önce digerkâm Anadolu insanı ulaşmıştır. Hele bir ilkokul talebesinin kendisi için hediye alınan bileziği Pakistan daki kardeşlerine göndermesi Türk milletinin âlîcenaplığının taçlandırılmasıydı. Nitekim o ülkenin devlet başkanı da bu çocuğumuzu devlet madalyası ile mükâfatlandırmıştı. Komşularımızı ve okyanusları aşan bu yardımlarla sağlam dostluklar kuran bizler, Yahya Kemal in ifadeleriyle kökü mâzide olan âtiyiz. Bu meyânda geçmişte sahip olduğumuz değerlere yeniden sahip çıkmalı, onları çağın şartlarına göre bir kere daha şekillendirmeli ve bugün insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu alanlara cevap verebilecek, toplumumuza ve bunun da ötesinde, dünya insanlığına hayat üfleyecek, iksir olacak müesseseleri kurmalıyız ve yaşatmalıyız. * Araştırmacı-Yazar YENİ ÜMİT DERGİSİ 11

12 Dipnotlar 1. Ömer Hilmi Efendi, İthâfu l Ahlâf Fî Ahkâmi l-evkâf, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara (tarihsiz), s.13; Bahaeddin Yediyıldız, XVIII. Yüzyılda Türkiye de Vakıf Müessesesi, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2003, s. 8-9; Ahmet Akgündüz, İslam Hukukunda ve Osmanlı Tatbikâtında Vakıf Müessesesi, OSAV Yayını, İstanbul 1996 (II.Baskı); s Türkler deki yardımlaşma anlayışı hakkında bkz. Prof. Dr. A. Caferoğlu, İçtimai Muâvenet, Vakıflar Dergisi, sayı: II, Ankara 1942, s ; Halim Baki Kunter, Türk Vakıfları ve Vakfiyeleri, Vakıflar Dergisi, Sayı:I, Ankara 1938, s Mustafa Gökmen, Eski Türk Kitabeleri, İstanbul 1981 (II. Baskı), s. 21, Vakıf kurumunun ortaya çıkışıyla ilgili farklı nazariyeler ileri sürülmektedir: Bkz. Fuad Köprülü, İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi, Akçağ, Ankara 2005 (II. Baskı), s Vakfiye, vakıfların hüküm ve kâidelerini ihtivâ eden resmî belgedir. Ömer Hilmi Efendi, a.g.e., s Ahmet Şimşirgil, Kayı, Tarih Düşünce Kitapları, İstanbul 2004 (I.Baskı), s Nazif Öztürk, Menşei ve Tarihi Gelişimi Açısından Vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara 1983 (I.Baskı), s. 7 (1-26 arası detaylı bilgi) 8. Bununla ilgili örnek olarak bkz. Kemal Edip Kürkçüoğlu, Süleymaniye Vakfiyesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Neşriyatı, Ankara 1962, s. 13 v.d.; İbrahim Ateş, Eğitim Hizmetleri Açısından Vakıflar, I. Vakıf Haftası, Ankara 1984, s Fatih Sultan Mehmet tarafından Fatih Camisi etrafına yaptırılan sekiz aded olan yüksek ihtisas medreselerine denir. Fahri Unan, Kuruluşunda Günümüze Fâtih Külliyesi, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2003, s ; Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlılar ve Bilim, Nesil Yayınları, (II. Baskı) İstanbul Ağustos 2003, s Süheyl Ünver, Süleymaniye Tıp Medresesi nin başlangıcından XIX. yy. ikinci yarısına kadar geçirdiği merhaleleri, tarîhî vesikalara dayanarak anlatmaktadır. Süheyl Ünver, Süleymaniye Külliyesinde Dâruşşifa, Tıp Medresesi ve Dârulakâkîre Dâir, Vakıflar Dergisi, Sayı:2, Ankara 1942, s ; Kemal Edip Kürkçüoğlu, Süleymaniye Vakfiyesi, Vakıflar Umum Müdürlüğü Neşriyâtı, Ankara 1962, s. 10, Medrese talebeleriyle, fakirler için yemek pişirilerek ücretsiz dağıtıldığı yerlere denir. Bugünkü aşevleri anlamında kullanılmakla birlikte; geçmişte imâretler, aşevlerinden daha farklı niteliklere sahipti. Bkz. M. Zeki Pakalın, a.g.e., Cilt:II, s Geçmişte hastaneler, Bîmâristân, Dâruşşifa, Dârussıhha, Dârulafiye, Dârurrahha ve Mâristan olarak adlandırılmaktaydılar. Ancak, Osmanlılar da daha çok hastaneye Daruşşifa, Bîmârhâne, Şifahâne veya Tımarhâne denilmekteydi. Arslan Terzioğlu, Bîmâristân, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt:6, İstanbul 1992, s Sebil tabiri, hayır yapmak maksadıyla su dağıtılan, etrafı demir parmaklıklarla çevrili genelde kubbeli yapılar için kullanılır. Bunlara sebilhâne de denilir. Su görevliler eliyle dağıtılmaktaydı. Yazın suların soğutulması için dağlardan kar ve buz getirilmekteydi. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih ve Deyimleri Sözlüğü, MEB Yayını, c.iii, İstanbul 1983, s İbrahim Ateş, Bursa da İnegöllüoğlu Saffet Bey in Yaptırdığı Dullar Evi, XII. Vakıf Haftası Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara 1995, s Vakıf Düşüncesi Vakıf; geliri, fakir-fukaraya veya dinî bir müessesenin ikamesine, ihyasına vs. matuf olmak üzere kişinin, şahsî malını mülkiyetinden çıkarmasıdır. Kısaca tarif etmeye çalıştığımız bu mânâdaki vakfın, Devr-i Risalet te meydana geldiği ve Seyyidina Hz. Ömer in de bu düşüncenin bânisi olduğu kabul edilmektedir. Emevi, Abbasi ve daha sonraki gelen İslâm devletleri döneminde vakıf anlayışı, doruk noktaya ulaşmıştır. Osmanlı dönemine gelindiğinde ise, bu mânâda bir vakıf anlayışının güdükleşmiş olmakla beraber vakıf hizmetleri farklı bir çizgide devam etmiştir. Şöyle ki her seviyede talebe okutmak, onların iaşe ve ibatesini sağlamaktan tutun, göçmen kuşları korumaya kadar uzanan çizgide birçok vakıf kurulmuştur. Bu yönüyle Osmanlı Devleti, değişik kültürlerin ortak devleti olduğu gibi, aynı zamanda bir vakıf kültürü devletidir de. Günümüz Türkiye sindeki yaygın vakıf anlayışına gelince; bu düşünce âbâ ü ecdad dan tevarüs edilen şeyleri yeniden bir kez daha ihya etmeye yöneliktir. Ne var ki, bu bir dönemde inkıtaya uğradı, vakıflarla inşa edilip desteklenen müesseseler satışa sunulup, zaman zaman amacının dışında istihdam edildi. Muvakkaten öyle bir inkıta dönemi yaşanmasına rağmen, milletimizin ruh ve mânâ köküne yerleşmiş olan bu duygunun yeniden hayat bulması ve ülke sathına yayılması şâyân-ı dikkattir. Açılan yüzlerce imam-hatip, Kur ân kursu, camiler ve bu müesseseleri besleyecek vâridât kaynakları bu düşüncenin tecessüm etmiş şekilleridir. Bunların yanı sıra çağını idrak etmişliğin bir ürünü olarak karşımızda duran okullar, yurtlar, pansiyonlar vardır. Bunlar ruh ve mânâ köküne bağlı, ülkesini hemen her sahada temsil edebilecek seviyede insanların yetiştirilmesi gayesine matuf olarak kurulmuştur. Kuruluş gayesine uygun olarak da hizmet etmektedirler. Bu açıdan böylesi müesseseleri, Bu milleti tekrar nasıl ikame eder, yeniden nasıl ihtişamını kazandırıp misyonunu eda ettiririz ve geleceğimizi, aydınlık gençliğin, nesillerin omuzlarında nasıl bayraklaşmasını sağlarız?. düşüncelerinin bir arayış ve ürünü olarak görebiliriz. Onun için de bütün insanların bu kervana katılımını sağlamamız ve böylece insanımızın eğitim-kültür seviyesini yükseltme adına gerekli müesseselere omuz verenlerin çoğalmasını temin etmemiz, bizlerin üzerine düşen bir vecibe ve vazifedir. M. Fethullah GÜLEN Fasıldan Fasıla - 3 s YENİ ÜMİT DERGİSİ

13 YENi ÜMiT Hamdi ŞENER* Ocak / Şubat / Mart Sayı 95 A Elleri Zincirli Ama Kalbleri Özgür: MERİKA KITASINDAKİ FRİKALI MÜSLÜMANLAR yılları arasında gerçekleştirilen köle ticaretleri sonucunda Afrika kıtasından Amerika ya yaklaşık on milyon insan getirildiği tahmin edilmektedir. Yakın tarihimizde, özellikle Batı medyasında, zenci kölelerin maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler, çeşitli film ve diziler vasıtasıyla yansıtılmaya çalışılmış olsa da, ne yazık ki bu yayınlar Afrikalı insanların köleleştirilmeden önceki hayatlarını anlatmakta yetersiz kalmıştır. Geçmişte Afrikalıların köleleştirilmesinin insanlığa aykırı olmadığını savunan kimseler, bu tezlerini haklı göstermek için Afrikalıların kabile hayatı yaşayan, ilkel insanlar olduğu fikrini çevrelerindekilere benimsetmeye çalışmışlardır. Bu ve benzer propagandalar günümüzde tesirlerini yitirmeye başlamış olsa da, köle ticareti öncesi Afrika kültürü hakkında yeterli mâlûmatın neşredilmediği bir hakikattir. Bu makale, vatanlarından kaçırılarak Amerika kıtasının farklı beldelerinde köle olarak çalışmaya zorlanmış; fakat onur ve asaletlerinden zerre kadar feragat etmemiş Müslüman Afrikalıların hikâyelerini anlatmak maksadıyla yazılmış mütevazı bir çalışmadır. Farklı Bir Mühtedi: Hatice Beruni Hatice Beruni nin ninesi olan Sara Jane Johnson un 98 yaşında çekilmiş fotografı. Sara Jane hayatına bir köle olarak başlamıştı. Seçimimiz İslâm: Amerikalı Modern Müslüman Kadınların Portresi adlı eserin belki de en etkileyici kısmı bir zamanlar Hıristiyan olan Hatice Beruni adlı Amerikalı zenci kadının İslâmiyet le tanışmasını anlatan hikâyedir. 1 Zira Hatice Beruni nin daha küçük bir çocukken yaşadığı bazı hâdiseler zenci Amerikalıların yüz yıllar geçse bile Afrika daki kökleri ile bağlantılarını tam olarak kaybetmediklerine dâir işaretler barındırmaktadır: Hayata bir köle olarak gözlerini açmış ve sahipleri tarafından Hıristiyan olarak yetiştirilmiş olan ninemin şu söylediği ninniyi hâlâ ilk günkü gibi hatırlarım: Bana o eski dinimi verin, o eski dinimi verin... O eski dinim, o bana yeter... Küçük Hatice, ninesine neden hep aynı ninniyi söylediğini sorduğunda ninesi ona şöyle der: YENİ ÜMİT DERGİSİ 13

14 Evlâdım, dualarımızı işiten bir Tanrı olduğunu çok iyi biliyorum; ama bazen merak ediyorum... Küçük Hatice, ninesine, merak ettiği şeyin ne olduğunu defalarca sormuş olsa da bir cevap alamaz. Otuzlu yaşlarında Müslüman olduktan sonra ise bu hâdiseyi şöyle yorumlar: Hâlâ ninemin bazen merak ediyorum derken neyi kastettiğini tam olarak çözebilmiş değilim; ama acaba o yaşımda bana Allah ı aradığını mı anlatmaya çalışıyordu? Acaba benim dedelerimin dini gerçekten Hıristiyanlık mıydı? Ninemin bahsettiği o eski din neydi? Müslüman oluşunu köklerine geri dönüş olarak algılayan Hatice Beruni nin bu düşüncesinde haklı olması aslında hiç de küçümsenebilecek bir ihtimal değildir. Zîrâ günümüzdeki araştırmalar, Amerika ya köle olarak getirilmiş Afrikalıların yüzde on ilâ yirmisinin Müslüman olduğunu göstermektedir. Sivil Savaş Öncesinde Amerika daki Afrikalı Müslümanlar adlı kitabında Profesör Allan D. Austin, köle olmaya zorlanmış Müslümanları diğer Afrikalılardan farklı kılan özellikleri şöyle sıralar: Avret yerlerini örtmekte çok büyük ihtimam gösteren, Arapça okuyup yazabilen, İslâm a ve Afrika ya karşı çok saygılı ve tek Allah a inanan insanlar. Profesör Austin in araştırmalarına göre Amerika daki Müslüman kölelerin bir kısmı hürriyetlerini kazanıp vatanlarına geri dönebilmiş, kimisi ise Amerika da hayatlarına devam etmiş ve önemli işlerde çalışmışlardır. 2 Yeni Dünyada İnancın Korunması Afrikalı Müslümanlar, Atlantik Okyanu su nun ötesinde Hıristiyanlık dışındaki inançlara hoşgörü ile bakılmayan bir ortam ile karşılaşmışlardır. Köleler bu yeni kıtaya ayaklarını basar basmaz Hıristiyan olmaya zorlanmıştır. Brezilya nin Pernambuco eyaletine götürülmüş olan Muhammed Gardo Müslümanların burada gördüğü muameleyi şöyle anlatır: Hıristiyanlık figürleri taşıyan heykeller önünde diz çökmeye zorlanırdık. Anlamını bilmediğimiz bazı sözleri tekrarlarken haç işareti yapmamızı istiyorlardı. Bize bunları yapanlar ibadet ederlerken ellerinde daima kırbaç bulundururlardı ki aramızda uyuklayan veya ciddiyetsizlik gösteren bir köle olursa onu hemen oracıkta cezalandırabilsinler. Bu şartlar altında Müslümanlar dinlerinden vaz geçmek yerine Hıristiyan olmuş gibi davranarak baskılardan kurtulmaya çalışmışlardır. Irkçı fikirleri ile öne çıkan Fransız diplomat Kont de Gobine- au Brezilya da gözlemlediği bu tutumu notlarında şöyle anlatır: Görünüş itibariyle Hıristiyan bile olsalar gerçekte hepsi İslâmî inançlarını koruyorlardı. Zorla vaftiz edilmiş ve Hıristiyan isimleriyle isimlendirilmiş olsalar dahi Afrika dan getirdikleri dinlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını anlamam hiç de zor olmadı. Çoğu Kur ân ı anlayacak kadar Arapça biliyordu ve birbirleriyle bu şekilde anlaşıyorlardı. Buna rağmen günümüzde Amerika kıtasında İslâm ı anne-babasından tevarus ettiği şekilde yaşayan Afrikalı bir topluluk bulunmamaktadır. Müslüman kölelerin inançlarını torunlarına aktaramayışının başlıca sebepleri şu şekilde özetlenebilir: 1) Afrikadan köle olarak getirilenlerin oldukça küçük bir kısmı kadındı. Bu sebeple Müslüman bir erkek kölenin Müslüman bir kadınla evlenip inançlarını yaşayabileceği bir yuva kurması neredeyse imkânsızdı. 2) Kölelerin aile hayatları dâima sahiplerinin kontrolü altındaydı. Aile içindeki İslâmî hayat dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı korumasızdı. 3) Müslümanların çocuklarını istedikleri şekilde eğitme imkânları ellerinden alınmıştı. Amerika daki mevcut okulların hepsi Hıristiyanlık empoze eden kurumlardı. Ayırt Edici Bir Özellik: Okuma Yazma Gayrimüslim Afrikalıların neredeyse hepsi sözlü iletişimin yaygın olduğu kültürlerden geliyordu. Amerika ya getirildikten sonra ise bu kölelerin entelektüel alanda söz sahibi olmaları bir tehdit olarak algılandığı için okuma yazma öğrenmeleri kesin bir şekilde yasaklanmaktaydı. Afrika dan getirilmiş Müslümanların ise çok büyük bir bölümü Arapça okuma yazmaya vâkıftı ve bu özellikleri onları diğer kölelerin arasında oldukça farklı bir statüye koyuyordu. Dr. Sylviane A. Diouf a göre Afrikalı Müslümanların okur yazarlık nispeti her hâlükârda Amerikalı sahiplerinden daha yüksekti. Bazı bulgular bu tezin doğruluğunu ispatlar cinstendir: Jamaika daki bir çiftliğe köle olarak pazarlanan Abu Bekir el Sıddık ın Amerika lı sahibi onu çiftliğinin istatistiklerini Arap alfabesi ile kayıtlara geçirmekle görevlendirmiştir. 3 Ne yazık ki okuma yazma bilmek Afrikalı Müslümanlar için daima bir avantaj teşkil etmemiştir. Okuma yazma bilmeyen bazı Amerikalılar için kölelerinin kendilerinden daha kültürlü oluşu utanı- 14 YENİ ÜMİT DERGİSİ

15 lacak bir şeydi. Amerikan Etnoloji Topluluğu nun kâtiplerinden biri olan Theodore Dwight a göre çoğu köle sahibi, Müslüman Afrikalıların okuma yazma bilmelerinin beyaz ırkın üstünlüğünü ve Afrikalıların yaratılıştan yetersiz olduğunu savunan fikirlerin bekâsı için risk teşkil ettiğini düşünmekteydi. Bu tehlikenin önünün alınabilmesi için yapılan faaliyetler Amerika ya getirilmiş olan Müslümanların köklerinin aslında Afrika ya değil Arap yarımadasına dayandığını iddia etmeye kadar gitmiştir. İZ BIRAKAN MÜSLÜMAN AFRİKALILAR Amerika kıtasına ayak bastıklarında köle statüsünde bulundukları hâlde Afrika dan getirdikleri hayat stillerine bağlılıkları ile dikkati çeken bazı Müslümanlar, zamanla şartları kendi lehlerine çevirmesini bilmiştir. Bazıları Amerika da siyasî, dinî, ticarî ve askerî alanlarda lider statüsüne yükselirken kimileri de hürriyetlerini kazanarak Afrika ya geri dönmüştür. Yazımızın ikinci kısmında bu insanlardan öne çıkan bazılarının hayat hikâyelerini kısaca anlatmaya çalışacağız. Eyüp Süleyman Diallo ( ) Zengin ve soylu bir aileden gelen Eyüp Süleyman Diallo, 29 yaşında köle tâcirleri tarafından yaka lanarak A.B.D nin Mayland eyaletinin Annapolis şehrine getirilir. Çok zor şartlarda çalışmak mecburiyetinde bırakıldığı için ilk fırsatta bulunduğu yerden kaçar; ama kısa bir süre sonra tekrar yakalanır. Thomas Bluett isimli Amerikalı avukat bir hücrede alıkonulan Eyüp ün basit bir köle olmadığını fark eder. Bluett Eyüp ün Arapça okuyup yazmasından etkilenir ve para karşılığında özgür bırakılmasını sağlar. Eyüp 1733 yılında Bluett ile İngiltere ye gider. Bu süre zarfında İngilizceyi akıcı bir şekilde konuşmayı öğrenmiş olan Eyüp, Bluett vasıtası ile, içinde İngiliz kraliyet ailesinin de bulunduğu, çok önemli şahıslarla görüştürülür yılında evi olan Senegal a dönen Eyüp ün Amerika da başından geçenleri anlatan hatıraları Thomas Bluett tarafından İngilizce ve Fransızcaya çevirilip yayımlanmıştır. Kırk dört sayfalık bu kitapçık, Amerikalı bir zencinin ortaya koymuş olduğu, bilinen en eski yazılı eserdir. İbrahim Abdurrahman ( ) Gine deki bir suvari birliğinde subay olan İbrahim Abdurrahman yakalanıp Birleşik Devletler in Missisipi eyaletinin Natchez şehrine götürülür. Çalıştığı çiftliğin sahibi Thomas Foster çok geçmeden İbrahim in yeteneklerinin farkına varır ve onu çitfliğinin yöneticisi olarak atar. İlerleyen yıllarda İbrahim in Afrika daki akrabalarına yazdığı bir mektup yerel bir gazeteci tarafından keşfedilir. Oldukça hissî bir üslûpla yazılmış mektup 1826 yılında Fas Sultanı tarafından zamanın Amerika Başkanı John Adams a iletilir ve bu noktadan sonra İbrahim Abdurrahman özgür bırakılır. Yaklaşık 40 yıl aradan sonra hürriyetine kavuşan İbrahim in yaptığı ilk iş köle olan çocuk ve torunlarını kurtarabilmek için bir kampanya başlatmak olur. Ömrünün sonuna yaklaştığını fark ettiğinde ise, uzun zamandır ayrı kaldığı vatanı Afrika ya döner ve burada başından geçenleri anlatan iki adet otobiyografi yazar. Geride bıraktığı Amerika da ise İbrahim in efsanesi uzunca bir süre devam eder: İbrahim in bir portresi Amerikan Kongresi nin kütüphanesinde Kölelerin Prensi adıyla sergilenir. Ömer bin Said ( ) Senegal de dünyaya gelen Ömer bin Sa id, yaklaşık 25 sene boyunca devrin ö nem li âlimlerinden İslâmî ilimler öğrenir yılında yakalanıp Amerika nın Güney Ka ro lina eyaletine getirilir. Ömrünün sonlarına yaklaştığında kölelik sistemini açık bir şekilde eleştirmekten çekinmeyen Ömer, ileride Amerikalı tarihçiler tarafından çokça tartışılacak otobiyografisine, sadece Allah ın (celle celâlühü) bütün insanlık üzerinde mâlik olduğunu bildiren Mülk Sûresi ile başlar. Bu eserde hayatındaki önemli dönüm noktalarını anlatan Ömer, ayrıca İslâmiyet e olan bağlılığın yanında Allah tan korkan Hıristiyanlara da hoşgörülü olmanın gerekliliğinden bahseder. YENİ ÜMİT DERGİSİ 15

16 Afrikalı Müslümanlar, Amerika da beyazlar tarafından köle olarak kullanılmış dahi olsalar, onların kalbleri ve zihinleri daima özgürdü. Zîrâ onların bir sahibi varsa o da Allah tı... Muhammed Ali bin Said ( ) 16 yaşında vatanı Nijerya dan kaçırılarak Avrupa ve Rusya üzerinden Amerika ya getirilir. Dahilik derecesinde zeki olan Muhammed Ali bu yolculuk boyunca tam 8 dil öğrenir ve 26 yaşında Amerika nın Detroit şehrinde öğretmenlik yapmaya başlar. Amerikan iç savaşı sırasında cephede verdiği civanmertçe mücadele sonucunda savaş kahramanı ilân edilir. Savaş hatıralarını anlattığı eser, 1867 yılında The Atlantic Monthly adlı dergide yayımlanır; fakat ne yazık ki bu eser, 1980 li yıllara kadar hak ettiği ilgiyi göremez. Afrikalı Müslümanların Amerika da Devam Eden Efsanesi Ömer bin Said adlı köle tarafından yazılmış olan Mülk sûresi. Afro-Amerikan kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Dr. Eric Lincoln a göre İslâ mi yet in izleri zenci Amerikalılarda hiçbir zaman tam mânâsıyla kaybolmamıştır. Kimilerine göre günümüzde İslâm dininin Amerika Birleşik Devletleri nde ekseriyetle zenciler tarafından benimsenmesinin altında yatan asıl sebep de budur. Günümüzde Karayip adalarındaki folklor müziğinde İslâmiyet e dair izler bulmak mümkündür. Küba ve Trinidad daki bazı şarkılarda hâlâ Arapça kelimelere sıkça rastlanmaktadır. Muzikolog John Storm Roberts a göre ilk olarak zenciler tarafından ortaya konan ve Amerika da popülaritesini hiçbir zaman yitirmemiş olan Blues müziğinin kökleri İslâmiyet e dayanmaktadır. Roberts, Blues şarkılarındaki karakteristik hüzün dolu söylemlerin ve uzun notaların Afrikalı Müslümanların okudukları Kur ân-ı Kerîm in dinleyenlerde bıraktığı tesirlerin bir neticesi olduğunu savunmaktadır. Dr. Sylvianne Diouf a göre, Amerika daki zencilerde oldukça yaygın bir soyad olan Bailey in geçmişte zenci Müslümanlara verilmiş genel bir lâkap olan Bilali den geliyor olması kuvvetle muhtemeldir. Diouf ayrıca zenci Amerikalıların ekserisinin vazgeçemediği bandana ve şapka giyme alışkanlığının ataları olan Müslümanların daima başlarında takke veya türban taşımalarına benzerlik gösterdiğini belirtmektedir. Amerika ya cebren getirilmiş olan Müslüman Afrikalıların ağır baskılar ve oldukça kısıtlı imkânlar altında verdikleri inanç mücadelesinin tesirleri (ve belki de meyveleri) yüzyıllar sonra bile hâlâ hissedilmektedir. Yaşadıkları dönemde etraflarında uyandırdıkları saygı ve merak duygusu, günümüzde ise bitmeden devam eden efsaneleri ancak İman, insanı insan eder; belki insanı sultan eder. Hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir. sözüyle açıklanabilir. Bu gerçeği çok iyi anlamış olan Sylvianne Diouf, bu konuda yazdığı kitabını çok mânidar şu sözlerle sonlandırır: Afrikalı Müslümanlar, Amerika da beyazlar tarafından köle olarak kullanılmış dahi olsalar, onların kalbleri ve zihinleri daima özgürdü. Zîrâ onların bir sahibi varsa o da Allah tı... 4 *Araştırmacı-Yazar Dipnotlar 1. Islam Our Choice: Portraits of Modern American Muslim Women Debra L. Dirks (Editor), Stephanie Parlove (Editor), Amana Publications (July 2003). 2. African Muslims in Antebellum America: Transatlantic Stories and Spiritual Struggles Allan D. Austin, Routledge; 1 edition (April 30, 1997) 3. Servants of Allah: African Muslims Enslaved in the Americas Sylvianne Diouf, NYU Press (November 1, 1998). 4. Servants of Allah: African Muslims Enslaved in the Americas Sylvianne Diouf, NYU Press (November 1, 1998). 16 YENİ ÜMİT DERGİSİ

17 YENi ÜMiT Prof. Dr. Yener ÖZTÜRK* Ocak / Şubat / Mart Sayı 95 Hz. Musa için söylenen "pepelik" kat'iyen doğru değildir. Zira O bir Nebî'dir. Böyle bir durum ise, kat'iyen bir nebî için noksanlıktır. O taşa ağaca bile kendini dinlettiren peygamberlerin hatibi Hz. Şuayb'ın yanında 8-10 sene kalıp ders almıştır. HZ. MUSA ALEYHİSSELÂM IN DİLİNDEKİ UKDE Yüce Allah, insanlara yaratılışın gayesini, var olmanın hikmetini, dünya ve içindekilerin mânâ ve muhtevasını ve ebediyetlere ulaştıracak yolu peygamberlerle göstermiş ve böylece onları yalnızlık, vazifesizlik ve hedefsizlikten kurtarmıştır. Böylesine önemli maksatlarla görevlendirilen peygamberlerin kendilerine has bazı sıfatları taşıması zarurîdir. Onlar, kendilerini diğer insanlardan farklı kılan bu sıfatlar sayesinde Yüce Allah ve kulları arasında elçilik yapma liyakati kazanmış olurlar. 1 Nitekim enbiyanın bu hususi konum ve donanımını dikkate alan cumhûr-u ulemâ onlar hakkındaki yorumlarında hep dikkatli ve temkinli olmaya çalışmıştır. Konum ve misyonları gereği dünden bugüne, peygamberlerde ismet, emanet, sıdk, fetanet ve tebliğ olmak üzere- beş sıfatın/vasfın bulunması umumî mânâda kabul görmüştür. Bu beş vasıf, akîde ve kelâm kitaplarında bazen sıdk, emânet ve tebliğ tasnifiyle üç vasıf içinde özetlenerek 2, bazen de sıdk, emânet, fetânet ve tebliğ sıralamasıyla dört madde hâlinde hülâsa edilerek 3 ifade olunmuştur. Söz konusu bu sıfatlar onların ayrılmaz hususiyetlerindendir. Bunlara onların hâssası da denilebilir. Hâssa, kâmil mânâda herhangi bir kimsede bulunup bir başkasında bulunmayan hususiyet demektir. Bu sıfatlara ilâve olarak âlimlerimiz şu nokta üzerinde de önemle durmuşlardır. Peygamberler vazifeleri gereği sürekli insanlar arasında bulunan kimselerdir. Bunun için de onların halkın rahatsızlık duyabileceği hastalıklardan da salim olmaları icap eder. Yine bu hikmete dayalı olarak peygamberlerin, insanların hafife alacakları, istihza edebilecekleri kusurlu görüntü ve arızalı hâllerden de korunmuş olmaları gerekir. Nitekim Taftazanî (ö. 792/1390) ve İbn Hümam (ö. 861/1456) gibi âlimlerimiz eserlerinde peygamberlik hikmetine halel getiren durumlar olarak şunları da zikrederler: Bunlar, ebeveyninin ahlâken düşük kimselerden olması, nefret uyandıran hâller -alaca ve cüzzam misâli- görenin uzak durmasına sebep olabilecek hastalıklar, katı ve kaba tavırlar, insanlarca bayağı/basit addedilen meslekler ve şahsiyeti küçük düşürücü davranışlardır. 4 Bu cümleden olmak üzere biz bu yazımızda Hz. Musa nın (a.s) dilinde var olduğu iddia olunan kekemelik üzerinde durup konuyu yeniden ele almaya çalışacağız. Kekemelik bir peygamber için kabul edilebilecek, sıradan, basit bir arıza gibi görülemez/gösteri- YENİ ÜMİT DERGİSİ 17

18 Peygamberlerin hepsi siretleriyle olduğu gibi derecesine göre suretleriyle de insanların dikkatini celbedecek şekilde yaratılmışlardır. Yani onlar iffetli, günahsız, doğruyu konuşan ve emin insanlar oldukları gibi, fizikî yönden kusur addedilebilecek arızalı hâllerden de beri kılınmışlardır. lemez. Zîrâ böyle bir şey onun insanlar arasındaki itibar ve kabul edilebilirliğini ziyadesiyle zedeleyebilecek bir durumdur. Esasında Hz. Musa nın (a.s) dilinde kekemelik bulunduğuna dâir ne Kur ân da ne de hadîs-i şerîflerde muteber bir delil söz konusudur. Bazı tefsir kitaplarında bir beis görülmeyerek yer verilen haberler ise İsrailiyyât kaynaklıdır. Nitekim Hz. Musa da (a.s) var olduğu sanılan kekemelikle alâkalı söz konusu kaynaklarda şöyle bir hâdiseye yer verilir: Musa daha süt çocuğu iken Firavun un çenesini/sakalını tutuyor. Bu hâdise üzerine Firavun onu öldürmek istiyor. Eşi Asiya nın ricası üzerine onu tecrübeye tâbi tutuyor; bir yanına altın ve mücevher, diğer yanına da kor hâlinde ateş koyuyor. Musa altına uzanmak istiyor ise de, Cebrail elini ateşe doğru uzattırıyor. Musa yanık içindeki elini diline götürüyor ve bu yüzden kekeme oluyor. 5 Kur ân-ı Kerîm de yer alan bazı âyetler, kimi müfessirlerimiz tarafından bu iddiayı destekleyici birer karine olarak değerlendirilmiştir. Şimdi ileri sürülen âyetleri kendi çerçevesinde detaylarıyla anlamaya çalışalım. Allah (celle celâlühü), Hz. Musa dan (a.s) Firavun a varıp tebliğde bulunmasını isteyince 6 o, (Firavun ve çevresindekilerin) sözümü/tebliğimi iyice anlamaları için Rabbim, yüreğime genişlik ver, işimi kolaylaştır ve dilimden şu bağı (ukdeyi) çöz! 7 demişti. Âyetin devamında onun bir isteğinin daha olduğuna yer verilir:..(allah ım) bir de bana ailemden olan kardeşim Harun u yardımcı ver. 8 Kasas Sûresi nde geçen başka bir âyette ise Musa (a.s), Kardeşim Harun benden daha fasihtir (Hârûnu efsahu minnî). Onu da, yanımda beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder, zîrâ bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim. 9 demişti ki bunlar birbirlerini tamamlayan hususlar sayılırlar. Bu kısa malumattan sonra Hz. Musa ya (a.s) atfedilen kekemelikle alâkalı olarak- üzerinde fazlaca düşünülmemiş, kafa yorulmamış güçlü bir ihtimale yer vermek istiyoruz. O da Hz. Musa nın (a.s) dilindeki ukdenin, psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan bir tutukluluk olması ihtimalidir. 10 Bu cümleden olmak üzere beş noktaya dikkat çekeceğiz: 1. Burada üzerinde durulması gereken ilk husus âyette geçen kelimesinin mânâsı üzerinde durmak olacaktır. Ukde lügatte öncelikli olarak akit, düğüm ve bağ gibi mânâlara gelir. 11 Bunun yanında dilin tutukluluk hâlinde olması gibi bir mânâ için de kullanılır. 12 Acaba tebliğle vazifeli bir peygamberin dilinin kekeme olma anlamında bir tutukluluk içinde bulunması makul müdür? Makul değilse bunu nasıl anlamalıyız? Biz burada şimdiye kadar üzerinde durulmamış bir ihtimal üzerinde yoğunlaşmak istiyoruz. Hz. Musa (a.s), o zaman Firavun un sarayında neş et etmiş olmanın hâsıl ettiği psikolojik bir ruh hâletinden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamaktadır. Ancak bu sıkıntı ulu l-azm bir peygamberin, ceberut bir zalimin tehditlerinden korkması mânâsında bir sıkıntı değildir. Bu, anlatacağı şeylerin Firavun tarafından dinlenilmeden reddedilme endişesi ve sıkıntısıdır. 13 Hz. Musa nın (a.s) endişesini yaşadığı korku budur. Nitekim Kasas Sûresi nde yer alan âyetin fezlekesinde Musa (a.s),..zîrâ bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ederim. ifadesiyle bu hususu dile getirmiştir. Bir başka ifadeyle o yüce nebi -teşbihteki hatadan dolayı onun ruhaniyetine sığınıyoruz- Firavun un, besle kargayı oysun gözünü türünden bir savunmayla kendisine peşinen olumsuz bir karşılık vereceğinden endişe etmektedir. Onun bu endişesinde haklı olduğunu, Firavun un karşılıklı konuşma esnasında geçen şu sözleri de ispatlar mahiyettedir: (Kendisine Allah ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki Seni çocukken himayemize alıp biz büyütmedik mi? Ömrünün seneleri bulan kısmını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün tekisin! 14 İşte bu türden bir endişe sebebiyledir ki Musa (a.s), Firavun a varacağı sırada Allah tan hususi/ ekstra bir yardım istemektedir ki, bunu Rabbim, yüreğime/içime genişlik ver ve işimi kolaylaştır. duasıyla dile getirmiştir. Ayrıca ulu l-azm bir peygamber 18 YENİ ÜMİT DERGİSİ

19 olarak Hz. Musa (a.s), içinde oluşabilecek herhangi bir sıkıntı ve endişenin, diline Firavun karşısında derdini rahatça dile getirememe, ifade edememe mânâsında bir tutukluk şeklinde yansıyacağını da önceden tahmin etmektedir ki söz konusu talebinin ardından, Ya Rabbi, karşısında konuşacağım anda böyle bir tutukluluktan beni koru ki benden tebliğini istediğin hususları Sen in adına eksiksiz bir şekilde ilân edebileyim. mânâsında Dilimde (o an oluşabilecek) ukdeyi/tutukluğu gider Rabb im! diyerek ayrı bir yakarışta bulunmuştur. 2. Hz. Musa nın (a.s), kardeşi Hz. Harun u (a.s) benden daha fasihtir diyerek kendisine yardımcı istemesini de -sözde- kekemeliğe artı bir karine olarak görmek de yine aynı şartlanmışlığın neticesi olsa gerektir. Unutulmamalıdır ki, Hz. Musa (a.s) o benden daha fasih demekle aslında kendisinin de fasih olduğunu anlatmış olmaktadır. Yani bu mevzuda Hz. Musa (a.s) fasih, Hz. Harun (a.s) ise ona göre daha fasih bulunmaktadır. İsm-i tafdîl kalıbındaki efsahu ifadesi bu şekilde düşünülmesini icap ettirmektedir. Bu kısa hatırlatmadan sonra şimdi Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi nin konuyla ilgili görüşüne yer vermek istiyoruz: Bu, yaşça kendisinden büyük olan kardeşi hususunda Hz. Musa ya (a.s) ait bir terbiye olabileceği gibi, Hz Harun un (a.s) maksadını bu konuda rahat anlatma düşüncesinden de kaynaklanabilir. Zîrâ Hz. Harun (a.s) görevlendirildikleri konuda duygularını anlatma hususunda Hz. Musa dan (a.s) daha rahat bir konumdaydı. Hz. Musa nın (a.s), -bir nevi kast sisteminin hâkim olduğu Firavun sarayında, onun ve çevresindekilerin tafralarıyla büyümüş olduğundan- onlara karşı konuşurken psikolojik bir ruh hâletiyle daha temkinli davranmak zorunda kalacağını, bunun da birtakım sürçmelere sebebiyet verebileceğini hesaplayarak öyle bir psikoloji yaşamamış, Firavun a muhatap olmamış, onun tesirine hiç girmemiş; ama ona karşı sürekli bilenmiş olan kardeşini kendisine yardımcı istemesi, yerinde ve hikmetli bir taleptir Bu çerçevede yanlış anlaşılmalara sebep olan bir diğer âyet üzerinde daha durmak istiyoruz. Hz. Musa nın (a.s) tebliği ve göstermiş olduğu mu cizeler karşısında köşeye sıkışan Firavun, kavmine seslenerek şöyle demişti: Ey kavmim, Mısır ın mülkü/yönetimi ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? (Bu gerçeği) görmez misiniz? 16 Bu sözüyle Firavun, saraylarını ve altından akan Nil nehrini işaretleyerek kudret, servet ve ihtişamının unutulmamasını istiyor, buna karşılık Hz. Musa nın (a.s) güçsüzlüğünü ve fakirliğini hatırlatıyordu. Bu sözünün ardından da kendince son noktayı koyuyordu: Yoksa ben, şu zavallı ve ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan (velâ yekâdu yubînu) durumda bulunan şu adamdan daha üstün değil miyim 17 Dikkat edilirse Firavun haklı olduğunu kabullendirmek için, -sahip kılındığı imkânlarla- bir yandan kendini yüceltmeye giderken, diğer yandan Hz. Musa yı (a.s) halkın gözünde karalamaya çalışıyordu. Buraya kadar sunmaya çalıştığımız bilgiler ışığında, Firavun un velâ yekâdu yubînu şeklinde sarf ettiği söz için şu iki ihtimal söz konusudur: Birincisi, bu bütünüyle Firavun un karalama maksadıyla yapmış olduğu aslı olmayan bir nitelemedir. 18 İkincisi ve kuvvetle muhtemel olanına gelince: Dikkat edilirse burada Firavun un ağzından Hz. Musa nın (a.s) sarayda bulunduğu zaman dilimindeki durumuyla alâkalı bir bilgi verilmektedir. Bir diğer ifadeyle, Firavun un ağzından aktarılan bu sözle, Hz. Musa nın (a.s), düşüncelerini seslendirirken (anlatırken) yaşamış olduğu sıkıntılı durum haber verilmektedir. Hz. Musa nın (a.s) içinde bulunduğu durum dikkatle anlaşılmaya çalışıldığında bunun daha güçlü bir ihtimal olduğu görülecektir. İlk bakışta bu âyet Hz. Musa da (a.s) var olduğu iddia olunan kekemeliği/pepeliği destekleyici bir delil gibi gözükür. Ne var ki diğer/başka âyetler bu türden bir iddiayı onaylamaz. Şöyle ki Hz. Musa (a.s) daralan ruhundan diline yansıyan tutukluğun halli için- dua etmişti ve bu duası da kabul edilmişti. Duasının kabulü, Firavunla olan diyalog öncesi bir zaman diliminde gerçekleştiğine göre, o zaman geriye yalnızca şu ihtimal kalmaktadır: Firavun burada Hz. Musa nın (a.s) saraydaki hâlini dile getirmiş/hatırlatmış olmaktadır. Bu da bizi şu neticeye götürmektedir. Hz. Musa (a.s) muannid ve ceberut Firavun a gönderilme emrini aldığında nasıl sıkıntılı bir hâlet-i ruhiye içinde idiyse, saraydaki inkâr ve zulüm ortamının oluşturduğu baskı içinde de benzer sıkıntıları yaşamaktaydı; çünkü Firavun yine aynı Firavun du. Hz. Musa nın (a.s) neş et ettiği yer, bir küfür ocağıydı. Ancak o İlâhî gözetim altında hususi bir şekilde yetiştirilmişti. 19 Böyle bir insanın bâtıla sessiz kalması mümkün değildi. Ancak ortam, onun kendisini rahat bir şekilde ve gürül gürül ifade edebilmesine imkân da tanımamaktaydı. Bir başka ifadeyle inkâr ve zulüm atmosferinin elverişsizliği onun, mesajlarını Firavun la ipleri koparmadan temkinli bir şekilde vermesini gerektirmekteydi. Bu durumun ise onun gerek göğsünde gerekse YENİ ÜMİT DERGİSİ 19

20 Peygamberler, tavır ve davranışlarında olduğu gibi sözlerindeki berraklık ve akıcılık cihetiyle de muhataplarını alıp kendi ufuklarına doğru çeken ve ötelere yönlendiren seçkin kullardır. Bu açıdan, Hz. Musa nın (a.s) kekeme olması söz konusu değildir. dilinde ne denli bir daralma ve tutukluk meydana getireceği aşikârdır. İşte Firavun Hz. Musa nın (a.s) geçmişteki bu tutukluğunu (sıkıntılı hâlini) yüzüne vurarak kendince onu küçültmeye çalışıyordu ki, bu bütünüyle Firavun un Hz. Musa yı (a.s) küçük düşürme/ karalama hamlesinden ibaretti. Bazı müfessirlerimiz Firavun un Hz. Musa (a.s) için velâ yekâdu yubînu (ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan) şeklinde sarf etmiş olduğu sözün de Hz. Musa nın (a.s) -sözde- kekemeliğine bir karine/işaret olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu da isabetli değildir. Şâyet iddia olunduğu gibi ukdeden kastın kekemelik olduğu(!) ve Hz. Musa nın (a.s) yapmış olduğu dua üzerine de 20 bu kekemelik giderilmiş ise o zaman, bu duadan sonraki bir zaman diliminde Firavun un Hz. Musa (a.s) için velâ yekâdu yubînu (ne demek istediğini (bile) tam anlatamayan) şeklinde sarf etmiş olduğu sözün ifade ettiği bilgiyi nereye koyacağız? Klasik tefsirlere bakacak olursak doğrusu bu durumun telifi oldukça zordur. Nitekim böylesi bir tefsirin (yani Hz. Musa nın (a.s) kekeme olduğu şeklindeki bir şartlanmadan hareketle yapılan yorumun) doğurduğu sıkıntının farkında olan bazı müfessirlerimiz mecburen şu yorumu yapmışlardır. Meselâ Zemahşerî ye göre, Musa (a.s) o gün dilindeki ukdenin hepsinin değil bir kısmının giderilmesini talep etmişti. 21 Müfessir Seâlibî ye göre de duası üzerine Hz. Musa nın (a.s) dilindeki kekemeliğinden çoğu giderilip az bir şey bırakılmıştı. Buna göre Firavun Hz. Musa nın (a.s) evvelki durumunu ayıplayıcı/hakaretâmiz bir şekilde hatırlatmıştı. 22 Görüldüğü üzere, Tahâ Sûresi nde yer alan ukde sözcüğüne -farklı bir ihtimale açık kapı bırakmayacak tarzda- kekemelik şeklinde bir mânâ veren müfessirlerimiz Harunu efsahu minnî cümlesinde olduğu gibi- velâ yekâdu yubînu ifadesini de iddia olunan mânâyı destekleyici birer karine olarak görmüşlerdir. Ancak izahına çalıştığımız gerekçelerden ötürü, ilgili diğer âyetlerden açık bir hüküm çıkarılamayacağı gibi- Firavun un velâ yekâdu yubînu şeklinde aşağılayıcı hatırlatmasından da Hz. Musa nın (a.s) kekeme olduğuna dair net bir netice çıkarılabilmesi kolay gözükmemektedir. Esasında Firavun gibi zorba bir adamın karşısına çıkacak bir peygamberin, Rabbim! Gönlüme inşirah, yüreğime genişlik ver; işimi kolaylaştır. Dilimden şu ukdeyi çöz ki sözümü anlasınlar. şeklinde yakarışta bulunması ise gayet tabiîdir. Nitekim, dilinde kekemelik bulunmadığından emin olduğumuz binlerce vaiz ve hatip de kürsüde veya minberde sözlerine başlarken aynı duayı tekrar etmektedir Burada söz konusu ukdenin nübüvvetten önce olduğunu dile getiren yaklaşımlar üzerinde de durmamız yararlı olacaktır. Peygamberlerin misyonuyla örtüşmeyen böylesine arızalı bir durumun halli için Maturidî kelâm âlimlerinden Nureddin es-sabunî, el-bidaye adlı eserinde şöyle der: Peygamber olacak zâtın peygamberlik görevini icra etmeye engel teşkil edecek sıfatlar taşımaması lazımdır. Eğer nübüvvetten önce böyle bir sıfat taşıyorsa, -Musa Aleyhisselâm ın dilindeki problemi duası üzerine kaldırdığı gibi- Allah onu peygamberlik sırasında izale eder. 24 Ne var ki konuya bu şekilde yaklaşılmasının da aydınlatıcı bir izah olamayacağını ifade etmek durumundayız. Çünkü Hz. Musa (a.s), peygamberliğini icra ettiği bir zaman diliminde bu duasını yapmıştır. İlgili âyetlerin siyak ve sibakı herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde bu hususu açıkça ortaya koymaktadır. 5. Makalemizi son bir hususa daha dikkat çekerek noktalamak istiyoruz. Hz. Musa nın (a.s) dilindeki ukdenin kekemelik olduğu ön kabulünden hareketle tefsirlerimizde..ey Musa istediğin şey sana verilmiştir. 25 şeklindeki cevabî cümle, genellikle O'nun (a.s) dilindeki kekemeliğin kaldırılması için yapmış olduğu duanın karşılığı olarak düşünülmüştür. Hâlbuki bu cümle Hz. Musa nın (a.s) üç talebinin birden kabul edilmişliğini bildiren bir cevaptır. O, daralan yüreğinin rahatlatılmasını, psikolojik ruh hâletinden kaynaklanan rahat konuşamama mânâsındaki tutukluğunun giderilmesini ve kardeşi Harun un (a.s) kendisine yardımcı olarak 20 YENİ ÜMİT DERGİSİ

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler

3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler 3. ÜNİTE: EN GÜZEL ÖRNEK HZ. MUHAMMED İN İBADETLERİ 3. Farz Dışında Yaptığı İbadetler KAZANIMLARIMIZ O Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: O 1. Öncelikle bir kul olarak davrandığını kavrar.

Detaylı

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ Kur an-ı Kerim : Allah tarafından vahiy meleği Cebrail aracılığıyla, son Peygamber Hz. Muhammed e indirilen ilahi bir mesajdır. Kur an kelime olarak okumak, toplamak, bir araya

Detaylı

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım.

5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetiyim. 6 Müslüman mısın? Elhamdülillah, Müslümanım. TEMEL DİNİ BİLGİLER 1 Rabbin kim? Rabbim Allah. 2 Dinin ne? Dinim İslam. 3 Kitabın ne? Kitabım Kur ân-ı Kerim. 4 Kimin kulusun? Allah ın kuluyum. 5 Kimin ümmetisin? Hazreti Muhammed Mustafa nın (sallallahu

Detaylı

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I

Ü N İ T E L E N D İ R İ L M İ Ş Y I L L I K D E R S P L A N I Ş U B A T 25.02.203 / 0.03.203 8.02.203 / 22.02.203 Tel : 0 26 39 59 38 Faks : 0 26 334 96 96 http://pamem.meb.k2.tr ÖĞRETİM YILI : 202 / 203 İN ADI : DİN KÜLTÜRÜ VE MESLEK AHLAKI ÖĞRETMENLERİ : YAVUZ

Detaylı

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları

Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Orucun Manevi Hayatımıza Katkıları Kur ân-ı Kerim de Oruç Ey müminler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günler içinde Oruç tutmanız farz kılındı. Umulur ki, bu sayede, takva mertebesine

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir.

1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. İBADET 1 İslam ne demektir? Hazreti Peygamberimiz in (sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği din olup bunu kabul etmek, Allah a ve resulüne itaat etmektir. 2 İslam ın şartı kaçtır? İslam ın şartı beştir.

Detaylı

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır.

1.Birlik ilkesi: İslam inancına göre bütün varlıklar, bir olan Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olarak başkaları ile iyi ilişkiler kurabilmesi, birlik, barış ve huzur içinde yaşayabilmesi için birtakım kurallara uymak zorundadır. Kur an bununla ilgili ne gibi ilkeler

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE KUR AN KUR AN KARANLIKLARDAN AYIDINLIĞA ÇIKARIR Peygamber de (şikayetle): Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur an ı (okumayı ve hükümlerine uymayı bırakıp hatta menedip onu) terkettiler. dedi. (Furkân /30) Elif, Lâm,

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

Dua Dua, insan ile Allah arasında iletişim kurma yollarından biridir. İnsan, dua ederken Allah ın kendisini işittiğinin bilincindedir. İnsan dua ile dileklerini aracısız olarak Allah a iletmekte ondan

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Almanya da ve Türkiye de Yafll l k ve Yafll lara Bak fl Güncel Durum, Sosyal ve Felsefi Tan mlar

Almanya da ve Türkiye de Yafll l k ve Yafll lara Bak fl Güncel Durum, Sosyal ve Felsefi Tan mlar Almanya da ve Türkiye de Yafll l k ve Yafll lara Bak fl Güncel Durum, Sosyal ve Felsefi Tan mlar Burhan Ersoy Bana verilen süreyi ekonomik kullanmak suretiyle Osmanlı ve Selçuklu Vakıflarında İnsan Olgusu

Detaylı

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e:

SINIF DEFTERİ. Gurup. Muallim/e: SINIF DEFTERİ Gurup Muallim/e: Yaz Okulu 2014 Devam Çizelgesi 18 Haziran 2014 Çarşamba 19 Haziran 2014 Perşembe 20 Haziran 2014 Cuma 23 Haziran 2014 Pazartesi S. No Öğrenci İsim Soyisim 1 2 3 4 5 6 7 8

Detaylı

EDİRNE İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 MERKEZ 4. DÖNEM VAAZ (EKİM, KASIM, ARALIK) VE İRŞAT PROGRAMI

EDİRNE İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 MERKEZ 4. DÖNEM VAAZ (EKİM, KASIM, ARALIK) VE İRŞAT PROGRAMI 5.10.2015 Pazartesi 06.10 2015 Salı Y.ÇİFTÇİ S.AL Y.ÇİFTÇİ 7.10.2015 Çarşamba Y.ÇİFTÇİ 15:00 8.10.2015 Perşembe S.AL S.AL 9.10.2015 Cuma E.ÜZÜM S.AL Y.ÇİFTÇİ 15:00 E.ÜZÜM (Siyer ) Mirac ve Hediyesi Namaz

Detaylı

NAMAZ. 2 Namaz kimlere farzdır? Ergenlik çağına gelmiş, akıllı ve Müslüman olan herkese farzdır.

NAMAZ. 2 Namaz kimlere farzdır? Ergenlik çağına gelmiş, akıllı ve Müslüman olan herkese farzdır. NAMAZ 1 Namazın önemi ve faydaları nelerdir? 1. İslam ın şartlarından biridir. 2. Kulu, Allah a yaklaştırır. 3. Cemaatle kılınması, birlik ve beraberliği pekiştirir. 4. Sorumluluk bilincini geliştirir.

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

İçindekiler. Günlük namazlar. Cemaatle namaz. Cuma namazı. Bayram namazı. Cenaze namazı. Teravih namazı. Namazın insana kazandırdıkları

İçindekiler. Günlük namazlar. Cemaatle namaz. Cuma namazı. Bayram namazı. Cenaze namazı. Teravih namazı. Namazın insana kazandırdıkları Ön Söz Bu dergide namaz ibadetinden bahsedilmektedir. Namaz ibadetinin bize kazandırdıklarını, nasıl namaz kılacağımızı, namazın içindeki ve dışındaki şartları vb. gibi konuları özetlemektedir. Dergi kolay

Detaylı

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI Sıra No ÇANAKKALE İLİ GELİBOLU İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2016 YILI 1. DÖNEM (OCAK-ŞUBAT-MART) VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN ADI SOYADI ÜNVANI YERİ TARİHİ GÜNÜ VAKTİ KONUSU Dr. İbrahim ÖZLER İlçe Müftüsü

Detaylı

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir.

Orucun tutulacağı günler olduğu gibi tutulmayacağı günlerde vardır. Resûlüllah sav bizzat bunu yasak etmiştir. Hastalık ve Yolculukta: Eğer bir insan hasta ise ve yolcu ise onun için oruç tutmak Kur an-ı Kerim de yasaktır. Bazı insanlar ben hastayım ama oruç tutabilirim diyor veya yolcuyum ama tutabilirim diyor.

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (10) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

3 Her çocuk Müslüman do ar.

3 Her çocuk Müslüman do ar. TAHR C * 1 Sözlerin en güzeli Allah ın kitabı, yolların en güzeli Muhammed in yoludur. Buhari, Edeb, 70; tisam, 2. z Müslim, Cuma, 43. z Nesai, Iydeyn, 22. z bn Mace, Mukaddime, 7. z Darimî, Mukaddime,

Detaylı

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti

Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Resulullah ın Hz. Ali ye Vasiyyeti Hz. Ali (kv) bildiriyor: Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: "Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir.

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri...

İÇİNDEKİLER. Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ. I. BÖLÜM Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11 İslâm Dini nin Bazı Özellikleri... IGMG Islamische Gemeinschaft Millî Görüş e. V. İslam Toplumu Millî Görüş Eğitim Başkanlığı İÇİNDEKİLER Ders Kitapları Serisi Takdim... 9 İTİKAD ÜNİTESİ Din Din Ne Demektir?... 11 Dinin Çeşitleri... 11

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun da acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): - Yavrum ne oldu, niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Çocuk da: - Efendim, namaza gidiyorum.

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur:

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE SADAKA-I FITR İbni Abbas (r.a) şöyle buyurmuştur: ATEŞTEN KORUNMANIN YOLU: SADAKA Arınmak için, malını (sırf Allah rızası için) veren en takvâlı (Allah ın emirlerine en uygun yaşayan) kimse ise, o (ateşin azabı)ndan uzaklaştırılacaktır. Leyl/17-18 Sevdiğiniz

Detaylı

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI

TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI S.NO TEPEBAŞI İLÇESİ 2016 YILI RAZAMAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAAZ EDENİN VAAZIN TARİH ADI SOYADI UNVANI YERİ VAKTİ KONUSU Tepebaşı Camii 1 05.06.2016 29 Şaban Nalbant Camii Rahman Camii Ramazan'a

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de. 2014 İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te 9 da AK YIL: 2012 SAYI : 164 26 KASIM 01- ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 4 te Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ 2014 YILI 2. DÖNEM BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ (NİSAN-MAYIS-HAZİRAN ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI KONULAR 01.04.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 2. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI D 1.4.2014 Salı 14:00 Bornova Yeşilova Camii Fatma Özmen ERGEN Sağlık ve Önemi 1.4.2014 Salı 14:00

Detaylı

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 24.07.2012 23.07.2012 TESİ 22.07.2012 21.07.2012 RTESİ 20.07.2012 19.07.2012 RAMAZAN TARİH GÜN VAKİT VAİZİN ADI VE SOYADI VA ZIN KONUSU NİLÜFER İLÇE MÜFTÜLÜĞÜ 2012 YILI RAMAZAN AYI ÖZEL VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

Detaylı

Kur an ın Bazı Hikmetleri

Kur an ın Bazı Hikmetleri Kur an ın Bazı Hikmetleri Allah Teala kıble hususunda derin tartışmalara giren insanların görüşünü: İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. ayetiyle reddetmiştir. Ki onların bir kısmı,

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti)

KURAN YOLU- DERS 3. (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) KURAN YOLU- DERS 3 (Prof.Dr. Mehmet OKUYAN ın Envarul Kuran isimli 3 no lu dersinin ilk 50 dakikasının özeti) DERSTE GEÇEN KAVRAMLAR 1) Mübin : Açık ve Açıklayan. Kur an ın sıfatlarındandır. Kur an sadece

Detaylı

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE

5. SINIF DENEME SINAVLARI DAĞILIMI / TÜRKÇE TÜRKÇE Öğrenme Alanı 3. OKUMA 4. YAZMA 5. GÖRSEL OKUMA VE GÖRSEL SUNU Alt Öğrenme Alanı 2. Okuduğunu Anlama 4. Söz Varlığını Geliştirme 5. Tür, Yöntem ve Tekniklere Uygun Okuma 1. Yazma kurallarını uygulama

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23)

Gıybet (Hadis, Tirmizi, Birr 23) Dedikodu (Gıybet) Gıybet Dedikodu (gıybet), birisinin yüzüne söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri arkasından söylemektir. O kimse söylenen şeyi gerçekten yapmış ise bu gıybet, yapmamış ise iftira olur (Hadis,

Detaylı

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI

2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2015 YILI İKİNCİ DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- İRŞAT PROGRAMI VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 2.4.2015 PerşembeÖğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Huzurevi Mescidi

Detaylı

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli?

Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? Evlenirken Nelere Dikkat Edilmeli? EVLENİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ? Peygamber (sav) Efendimiz den Abdullah ibn-i Ömer RA ın bir hadisini bu münasebetle hatırlayalım, duymuşsunuzdur: (Lâ tenkihun-nisâe

Detaylı

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 11.05.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Prof. Dr. Köse: Organ Bağışının Dinen Sakıncası Yoktur İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İzmir İl Müftülüğü ve İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM )

İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) İZMİR İL MÜFTÜLÜĞÜ BAYAN VAAZ ÇİZELGESİ ( 2014 YILI 1. DÖNEM ) TARİH GÜN SAAT İLÇE YER VAİZE ADI/SOYADI 01.01.2014 Çarşamba 10:30 Bornova Debre Camii Fatma Özmen ERGEN Ölüm ve Ömür Muhasebesi 01.01.2014

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir.

Bu ay içinde orucu ve namazı o kişiye kolaylaştırılır. Bu ay içinde orucu ve namazı ALLAH tarafından kabul edilir. 1- Ramazan ayının birinci gecesi kılınacak namaz: Bu gecede bir kimse 2 rekat namaz kılsa, her rekatta da KADİR SÜRESİNİ okursa; ALLAHÜ Teâlâ ( cc ) o kişiye 3 türlü kolaylık verir. Bu ay içinde orucu

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım.

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım. ABUZER KARA 1.Kendinizi tanıtırımsınız. Ben Abuzer Kara 1961 Samsat doğumluyum.ilk ve orta öğrenimimi Samsat ta bitirdim.19 82 yılında evlendim.1983-1984 Yılları arasında askerlik görevimi ifa ettim.1987

Detaylı

17.10.2014 11:30-12:30 24.10.2014 11:30-12:30 31.10.2014 11:30-12:30 7.11.2014 11:30-12:30 14.11.2014 11:30-12:30 AYHAN KAYA 21.11.

17.10.2014 11:30-12:30 24.10.2014 11:30-12:30 31.10.2014 11:30-12:30 7.11.2014 11:30-12:30 14.11.2014 11:30-12:30 AYHAN KAYA 21.11. MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ İÇEL TV-YÖRÜK FM PROGRAM TABLOSU Cami ve Gençlik ( gençlerin camiye ilgisi,hz peygamber ve gençlik (kaynak : DİB cami-gençlik sayfası) İsraf duyarlılığı ya da Tüketim Ahlakı (Hasan

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE DUA

ALEMLERİN EFENDİSİ NİN (SAV) DİLİYLE DUA SADECE SIKINTIDA DEĞİL HER ZAMAN DUA (Resulüm!) De ki: Dua (ve ibadeti)niz olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Ey inkarcılar!) Siz ise, (Allah ve Resulü nün bildirdiklerini) yalanladınız, bu yüzden

Detaylı

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453

ZAFER TALHA ÇİMEN 8/E - 1453 ÖZEL EGE LİSESİ (ORTAOKULU) DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ KAZA VE KADER (Allah, herkesin ne yapacağını bilip yazdığına göre, insanların hayır işlemesinin bir anlamı var mı? İslam da İnsanın İradeli Fiilleri

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu

Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu Question Kur an ın varlık mertebelerini beyan eder misiniz ve ilahi vahiyde lafızların yerinin ne olduğunu belirtir misiniz? Kur an ın lafızdan soyut olduğu bir merhale var mıdır? Answer: Her şeyin lâfzî

Detaylı

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır.

Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Yaratanlar arasında şerefli bir yere sahip olan insanın yaşam hakkı da, Allah tarafından lutfedilmiş bir temel haktır. Kur'an-ı Kerimde bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

Yard.Doç. Aralık 2000 İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi. Doktora Ekim 1998 M.Ü.S.B. E. Temel İslam Bilimleri Hadis Anabilim Dalı

Yard.Doç. Aralık 2000 İstanbul Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi. Doktora Ekim 1998 M.Ü.S.B. E. Temel İslam Bilimleri Hadis Anabilim Dalı Adı Soyadı: Mustafa KARATAŞ Ünvanı: Doç.Dr. Ana Bilim Dalı: Hadis Ana Bilim Dalındaki Konumu: Öğretim Üyesi E-Posta: mkaratas@istanbul.edu.tr Web: www.mustafakaratas.com ÖĞRENİM DURUMU VE AKADEMİK ÜNVANLAR

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI

2016 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAD PROGRAMI 1 İsmail İPEK İl Müftüsü Sultan Bayezit Camii 5.6.2016 Pazar Yatsı Rahmet Ayı Ramazan 2 Mehmet BUŞKUN Vaiz Sultan Bayezit Camii 6.6.2016 Pazartesi Öğle Rahmet Ayı Ramazan 3 Adem AYRANCI Müftü Yardımcısı

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Şeyh den meded istemek caizmidir?

Şeyh den meded istemek caizmidir? Eusubillahi-mineş-şeytanirrajim Bismillahirr-rahmanirrahim Şeyh den meded istemek caizmidir? Şeyh Eşref Efendi Esselamaleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Hazihis Salatu tazimen bi hakkike ya Seyyiduna

Detaylı

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6]

İmam-ı Muhammed Terkine ruhsat olmayan sünnettir der. Sünnet-i müekkededir.[6] K U R B A N Şartlarını hâiz olub,allah a yaklaşmak amacıyla kesilen kurban;hz. Âdem in çocuklarıyla başlayıp [1],Hz. İbrahim-in oğlu İsmail-in kurban edilmesinin emredilmesi[2],daha sonra onun yerine koç

Detaylı

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN

GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN 1 ÝMTÝYAZ SAHÝBÝ MUSTAFA KOÇ GENEL YAYIN YÖNETMENÝ VE SORUMLU YAZI ÝÞLERÝ MÜDÜRÜ TALÝP ARSLAN BASKI YERÝ ÇAÐLAYAN A.Þ. TS EN ISO 9001:2008 SER NO: 300-01 SARNIÇ YOLU ÜZERÝ NO:7 GAZÝEMÝR / ÝZMÝR TEL: 0

Detaylı

Rahmet Ayı RAMAZAN Pazar, 07 Haziran 2015 19:17

Rahmet Ayı RAMAZAN Pazar, 07 Haziran 2015 19:17 Ramazan ayı İslam inancının kendisine yüklediği önem sebebiyle halk arasında On bir ayın sultanı ve Şehr-i Mübârek (Mübârek Ay) olarak kabul edilmiştir. Ramazan ayı Müslümanların değerlendirmek için adeta

Detaylı

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır.

Batıda yayılan milliyetçilik akımı bizde olduğu gibi İslâm dünyasını da etkisi altına almıştır. ASRIN ÜÇ HASTALIĞI *1789 Fransız ihtilali kebiri batıdaki Katolikliğin katılığını kırmak ve özgürlüklere kapı açarak dünyayı değiştirmekle beraber,geriye ırkçılık gibi eskilerin seretan dediği bir kanser

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar

Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Mikat Sınırları Kâbe (Beytullah) Makam-ı İbrahim Safa ve Merve Tepeleri Zemzem Kuyusu Arafat Müzdelife Mina 1 Hac ve Umre İle İlgili Mekânlar Mekke deki Önemli Ziyaret Mekânları

Detaylı

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20

T.C. 8. SINIF I. DÖNEM. ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20 T.. 8. SINIF I. DÖNEM ORTAK SINAVI 26 KASIM 2014 Saat: 11.20 1. İnsanın sorumlu bir varlık olması aşağıdakilerden hangisiyle ilgilidir? A) Düşünmesi B) Konuşması ) Yürümesi D) Beslenmesi 4. Hz. Muhammed

Detaylı

UKBA. e Bülten TACİKİSTAN DAN TÜRKİYE YE UKBA DERNEĞİ AMERİKA DA SOHBET MECLİSLERİ KURDU KARDEŞLERİMİZLE PİKNİKTEYİZ

UKBA. e Bülten TACİKİSTAN DAN TÜRKİYE YE UKBA DERNEĞİ AMERİKA DA SOHBET MECLİSLERİ KURDU KARDEŞLERİMİZLE PİKNİKTEYİZ UKBA e Bülten UKBA - ULUSLARARASI KARDEŞLİK BARIŞ VE AHLÂK DERNEĞİ YAYIN ORGANI EYLÜL - ARALIK 2012 SAYI / 1 TACİKİSTAN DAN TÜRKİYE YE KARDEŞLERİMİZLE PİKNİKTEYİZ ŞEMSEDDİN BEKTAŞOĞLU İLE HİNDİSTAN DAYIZ

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN

MERSİN İL MÜFTÜLÜĞÜ 2015 YILI RAMAZAN AYI VAAZ VE İRŞAT PROGRAMI VAİZİN VAİZİN TARİHİ VAKTİ ADI VE SOYADI UNVANI İLÇESİ YERİ KONUSU İbrahim KADIOĞLU İl Müftü Yard. Akdeniz Ulu Camii 17 Haziran 2015 Çarşamba 18 Haziran 2015 Perşembe 19 Haziran 2015 Cuma Yunus GÜRER İl Vaizi

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği BİRİ MATEMATİK Mİ DEDİ? BİZ KİMİZ? Yüce Rabbimiz dünya hayatını insanoğluna imtihan yeri kılmış, sırat-ı müstakim olarak göndermiş olduğu dinin yaşanabilmesi ve birbirlerine ulaştırılabilmesi için Müslümanları

Detaylı

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır.

namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli bir uygulama vardır. Türkiye de Diyanet İşleri Başkanlığı nın belirlediği ve uyguladığı imsak vakti, oruca başlama ve sabah ezanın okunması ile Müslümanların sabah namazı kılmaları hususunda şöylesi bir yanlış ve tehlikeli

Detaylı

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER

TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER TÜM SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARI VE MAKALELER - Allah'a İman ( 22 Öğeler ) - Allah'a Verilen Dilekçe ( 1 Makale ) - Oruç ve Ramazan ( 7 Öğeler ) - Sorular ve Cevaplar ( 1 Makale ) - Hz.Muhammed ( 13 Öğeler

Detaylı

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.)

(Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) Ben seni sevdiğim için eğer bahâ derler ise İki cihân mülkün verem dahı bahâsı yetmeye (Seni sevdiğim için eğer benden bedel isterlerse, iki cihânın mülkünü versem bile bu bedeli ödemeye yetmez.) İki cihân

Detaylı

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir?

Rahmân ve Rahîm Ne Demektir? Besmele Kitapcığı Besmelenin Anlamı Besmele, bütün varlıkların hal diliyle ve iradeli varlık olan insanın lisanıyla ve haliyle meşru olan her işine Allah ın ismiyle başlamasıdır. En önemli dua ve zikirlerdendir.

Detaylı

VEKÂLET YOLUYLA KURBAN KESİMİ

VEKÂLET YOLUYLA KURBAN KESİMİ 1 VEKÂLET YOLUYLA KURBAN KESİMİ Değerli Kardeşlerimiz, Öncelikle kurban bayramınızı tebrik eder, hayırlı ve uğurlu olmasını yüce Allah tan niyaz ederiz. Bilindiği gibi hâli vakti yerinde olan mü minlerin

Detaylı

Hayır ehli, hayra koş! Ramazan bereket ayıdır, bu ayın hakkını gözetin!

Hayır ehli, hayra koş! Ramazan bereket ayıdır, bu ayın hakkını gözetin! RAMAZAN 2012 Demokratik Kongo Filipinler Güney Afrika Kamboçya Kenya Malavi Nijerya Pakistan Somali Tayland Uganda Hayır ehli, hayra koş! Uzakdoğu ve Afrika da iftar programlarımız olacak. Türkiye deki

Detaylı

VEFEYÂT. Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin

VEFEYÂT. Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin İslâm Araştırmaları Dergisi, Sayı 22, 2009, 155-181 VEFEYÂT Doç. Dr. Musa Süreyya Şahin Doç. Dr. M. Süreyya Şahin i 24 Ocak 2008 tarihinde Hakk ın rahmetine tevdi ile ebedî yolculuğuna uğurladık. Akademik

Detaylı

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI - TÜRKİYE DİYANET VAKFI. Allah a yakınlaşma ve muhtaçlara destektir. Kurbanlarımızla kardeşliğimizi güçlendirelim.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI - TÜRKİYE DİYANET VAKFI. Allah a yakınlaşma ve muhtaçlara destektir. Kurbanlarımızla kardeşliğimizi güçlendirelim. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI - TÜRKİYE DİYANET VAKFI Kurban Allah a yakınlaşma ve muhtaçlara destektir. Kurbanlarımızla kardeşliğimizi güçlendirelim. Yurtiçinde Kestirmek İsteyenler İçin Kurban Bedeli 550TL

Detaylı