TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİĞİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİĞİ"

Transkript

1

2 TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİĞİ YUMUŞAK GÜÇ SAVAŞLARI VE TERÖRİZM Atilla SANDIKLI İSTANBUL 2015 YAYINLARI

3 Yazar: Doç. Dr. Atilla SANDIKLI Kapak ve İç Tasarım: Sertaç DURMAZ Mecidiyeköy Yolu Caddesi (Trump Towers Yanı) No:10 Celil Ağa İş Merkezi Kat: 9 Daire: Mecidiyeköy / İstanbul / Türkiye Tel: Faks: Atatürk Bulvarı Havuzlu Sok. No:4/6 A. Ayrancı / Çankaya / Ankara / Türkiye Tel : Faks: Copyright HAZİRAN 2015 Bu yayının tüm hakları saklıdır. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi nin izni olmadan elektronik veya mekanik yollarla çoğaltılamaz. ISBN: Baskı: Gülmat Matbaacılık Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 1NE 4 Zeytinburnu / İstanbul

4 İÇİNDEKİLER BÖLÜM-1 TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİĞİ Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler Kıbrıs Stratejisi: Tanınma BÖLÜM-2 YUMUŞAK GÜÇ SAVAŞLARI Yumuşak Güç Savaşları...71 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları...91 BÖLÜM-3 TERÖRİZM Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği PKK/KCK yla Mücadelede Dört Boyutlu Strateji Önerisi Terör Örgütünün KCK Yapılanması ve Devletleşme Hedefi Derinlikli Savunma Kandil den Başlar PKK/KCK nın Şemdinli Planı ve Şafak Operasyonu PKK/KCK İçin 2012 Final Yılı Değil Hüsran Yılı Oldu PKK/KCK nın 2013 Yılı Stratejisi: Kıra Dayalı Şehir Savaşı PKK/KCK yla Müzakere Nasıl Yürütülmelidir?...223

5 Çözüm Süreci: Umutlar, Gerçekler ve Çelişkiler Çözüm Süreci Nereye Gidiyor? Küresel ve Bölgesel Etkileşimde Çözüm Süreci...273

6 SUNUŞ Jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel dinamikler göz önünde bulundurularak yapılan incelemeler devletlerin dış politika stratejilerine bilimsel bir çerçeve sağlamakta ve siyasi karar mercilerine küresel ve bölgesel ölçekte politika seçenekleri sunmaktadır. Asya, Avrupa ve Afrika nın merkezinde özel bir konuma sahip olan Türkiye için yapılacak jeopolitik analizler dış politika yaklaşımlarının tespitinde aynı ölçüde özel önem arz etmektedir. Jeoekonomik ve jeokültürel analizler ise uluslararası ekonomik dengeler bakımından Kuzey-Güney arasında bulunan, kültürel dinamikler açısından da Doğu-Batı arasındaki geçiş hattında yer alan Türkiye nin dış politika vizyonunun genişlemesini mümkün kılmaktadır. Yumuşak güç, sabit coğrafi unsurlar ve sert güç parametrelerinin yanında çağdaş dünya siyasetini yönlendiren dinamik bir değişken haline gelmiştir. 11 Eylül sonrası dönemde terör örgütlerine sağlanan devlet desteğine karşı oluşan dünya kamuoyu ise yumuşak güç savaşlarının yükselişini hazırlamıştır. Geleneksel savaşların yol açabileceği maliyetin fevkalade yüksek oluşu ve terör örgütlerini dış politika aracı olarak kullanan devletlerin yaptırımlarla karşı karşıya kalma ihtimali, menfaatleri çelişen devletleri yumuşak güç savaşlarına sevk edebilmektedir. Özellikle yumuşak gücü hızla yükselen aktörlerin küresel güçlerin menfaatlerini tehdit ettiği şartlarda ortaya çıkan bu savaşlar, devletlerin birbirlerinin yumuşak gücünü zayıflatmak ve nihai aşamada tamamen tüketmek gayesiyle hareket ettiği mücadelelerdir. Küresel güçler, yumuşak güç savaşlarıyla barış ortamında da dünya siyasetini etkileme ve hedef devletleri yönlendirme yeteneğine sahip olmaktadır.

7 Yumuşak güç savaşları, terör örgütleri üzerinden yürütülen vekâlet savaşlarının yerini kısmen almışsa da, belirli bölgesel alt-sistemlerdeki terörizm ihtiva eden çatışmalar sürdürülmektedir. Orta Doğu da terör örgütleri, bölgedeki siyasi yapıya dışarıdan müdahalenin aracı olmaya devam etmektedir. Arap ayaklanmaları ve Suriye iç savaşıyla birlikte giderek istikrarsızlaşan bölgede merkezi devletlerden ziyade belirli stratejik hedefler doğrultusunda yönlendirilen silahlı gruplar öne çıkmaktadır. Bu açıdan özellikle 2012 yılından itibaren Irak-Suriye hattındaki gelişmelerde İran destekli Şii milislerin, başta IŞİD ve el-nusra Cephesi olmak üzere el-kaide bağlantılı radikal unsurların ve PKK/KCK nın öne çıkması kayda değerdir. Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm kitabı bugüne kadar rapor, makale, tebliğ veya analiz olarak farklı kitap ve dergilerde yayımlanmış, ancak gelecekteki muhtemel gelişmelere ışık tutacağı ve yön verebileceği düşünülen ve bilimsel açıdan fayda sağlayacağı değerlendirilen çalışmaların bir bütünlük arz edecek şekilde derlenmesiyle hazırlanmıştır. Kitabın bölümleri Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm olarak üç başlık altında düzenlenmiştir. Türkiye nin Jeopolitiği başlığı altında ilk bölümde klasik ve çağcıl jeopolitik yaklaşımların yanında jeokültürel ve jeoekonomik teorileri gözden geçirilmekte ve bu teoriler kapsamında Türkiye nin karşılaşabileceği riskler ve fırsatlar değerlendirilmektedir. İkinci bölümde Doğu Akdeniz deki enerji keşifleri ve bu keşiflerin bölgeye etkileri incelenmekte, üçüncü bölümde ise Kıbrıs taki müzakere süreçleri gözden geçirildikten sonra Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nin takip etmesi gereken stratejiye ilişkin bir öneri geliştirilmektedir. Yumuşak Güç Savaşları başlığı altındaki bölümlerde yumuşak gücün kullanımına dayalı ve hedef ülkenin yumuşak gücünün yıpratılmasını amaçlayan savaşlar ele alınmakta ve bu çerçevede Türkiye nin yumuşak gücünün kırılma noktasını oluşturan Gezi Parkı olayları değerlendirilmektedir. Terörizm başlığı altında ilk bölümde tarihi süreçteki terör dalgalarıyla birlikte IŞİD örneği incelenmekte ve IŞİD tehdidinin Türkiye nin güvenliği açısından arz ettiği riskler üzerinde durulmaktadır. Terörizm başlığı altındaki müteakip bölümler

8 ise BİLGESAM ın Türkiye nin PKK/KCK terörüyle mücadelesine ilişkin geliştirdiği dört boyutlu strateji önerisi, örgütün dönemindeki eylem ve hedefleri ve 2013 yılında başlatılan çözüm süreci kapsamındaki gelişmeler ele alınmaktadır. Kitabı, coğrafi temellerin ve yumuşak güç savaşlarının Türk dış politikasını nasıl etkilediğinin anlaşılmasına, IŞİD ve PKK/KCK terör örgütlerinin Türkiye nin milli güvenliğine arz ettiği tehditlerin analiz edilmesine ve gelecekteki politikalara katkı sağlayacağı temennisiyle dikkatlerinize sunar, kitabın yayına hazırlık sürecini koordine eden Erdem Kaya ya, Şafak Beren Yıldırım a ve diğer BİLGESAM çalışanlarına teşekkür ederim. Doç. Dr. Atilla SANDIKLI BİLGESAM Başkanı

9

10 Jeopolitik ve Türkiye Riskler ve Fırsatlar Bölüm -1 TÜRKİYE NİN JEOPOLİTİĞİ 1

11

12 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE: RİSKLER VE FIRSATLAR* Yüzyılımızdaki gelişmeleri ve bugüne yansıyan birçok büyük sorunu algılayabilmek için jeopolitik vizyona sahip olunması gerekmektedir. Doğu Bloğu nun ve SSCB nin dağılmasının anlamlandırılması, küreselleşmenin derin etkilerinin yaşandığı günümüzdeki durumun açıklanması ve değişen konjonktüre uygun politikalar üretilmesi ancak jeopolitik derinlik ve jeopolitik yaklaşımlar kullanılarak mümkün olabilir. Ayrıca uluslararası ilişkiler, güvenlik, politika ve planlama öncelikleriyle ilgili kararlarda, düşüncenin bir disiplinden geçmesini ve bütünlük içerisinde ele alınmasını sağlamak için jeopolitik değerlendirmelere ihtiyaç vardır. Olaylara bir bütün olarak bakmak zorunluluğu jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik değerlendirmelere götürür. Jeopolitiğin oluşturduğu bilimsel zemin ve düşünce ortamı, birçok politikaya ve hareket tarzına yön verir. Günümüzde hızla değişen istikrarsız ortamın sağlam verilere dayalı bir düşünce disiplininden geçirilmesi jeopolitik ile mümkün olabilir. Bu nedenle bu makalede dünya geneline ve Türkiye nin bulunduğu bölgeye yönelik yeni jeopolitik yaklaşımlar ve bu yaklaşımların değişen Türk dış politikasının temel esaslarına etkileri incelenecektir. Jeopolitik, insanlığı mekân faktörüyle karşılıklı ilişkisi içerisinde inceleyen bir disiplindir. Politik düzeyde bugün ve gelecekteki güç ve amaç ilişkisini fiziki ve siyasi coğrafyayı esas alarak inceler. 1 Jeopolitik; dünya coğrafyasını, coğrafi yapı ve evrensel değerleri inceleyerek dünya, bölge ve ülke çapında güç ve politik düzeyde hareket tarzı araştırması yapar. Bugünkü ve gelecekteki politik güç ve hedef ilişkisini coğrafi gücü esas alarak inceler, hedefleri ve hedeflere ulaşma koşul ve aşamalarını belirler. Jeopolitik; coğrafya, tarih, teknoloji ve siyaset verilerini zamanın ruhuna uygun olarak analiz ederek *Bu bölüm daha önce 2011 yılında Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar başlığı altında BİLGESAM Raporu olarak yayımlanmıştır. 1 Suat İlhan, Jeopolitikten Taktiğe (İstanbul: Harp Akademileri Yayını,1971), 61. 3

13 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm milli güç unsurlarının en etkin bir şekilde geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlayacak milli politikaların belirlenmesi ve uluslararası siyasi faaliyetlerin yürütülmesi sanatı ve bilimidir. Jeopolitik, bütün tür ve verileriyle coğrafyanın aktifleştirilmesi ve aktif olarak değerlendirilmesidir. Coğrafi platform üzerinde güç merkezlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirir, politik düzeyde güç ve hedef ilişkisi kurar. Bir devletin güvenlik ve gelişme politikasının bilimsel zeminini oluşturur. 2 Jeopolitik kavramı, unsurları ve hudutları dikkate alınarak şöyle tanımlanabilir: Bir milletin, milletler topluluğunun veya bir bölgenin, mevcut coğrafi platform üzerinde, değişen ve değişmeyen unsurlarını dikkate alarak güç değerlendirmesi yapan, etkisi altında kaldığı o günkü dünya güç merkezlerini, bölgedeki güçleri inceleyen, değerlendiren, hedefleri ve hedeflere ulaşma şart ve aşamalarını araştıran, belirleyen bir bilimdir. Jeopolitik unsurlar değişen ve değişmeyen unsurlar olarak ikiye ayrılır. Değişmeyen unsurlar; ülke veya bölgenin hudutları, arz üzerindeki yeri, işgal ettiği alan ile coğrafi karakteri yani ada, kıta, kenar veya kıta içi devlet olma durumudur. Değişen unsurlar ise ülkelerin siyasi, ekonomik, sosyo kültürel, askeri, bilimsel ve teknolojik yapısı ile zamandır. 3 Devletlerin takip edecekleri politika kendi coğrafyaları içinde saklıdır sözü, değişmeyen unsurların yeri ve değeri hakkında yeterli fikri verir. Muhtelif ülkelerde yönetim şekilleri büyük değişikliklere uğradığı halde dış politikalarının değişmemesi, coğrafyanın değişmeyen unsurlarının etkisiyledir. 4 Ancak ülkelerin yeryüzündeki yerleri aynı kalsa da önemli gelişmelerin yaşandığı dönemlerde bölgelerin ve ülkelerin siyasi sınırlarında önemli değişikler yaşanabilir. Değişen bu durum ise jeopolitik değerlendirmeleri etkilemekte ve ülkelerin dış politikalarında değişimlere neden olmaktadır. Ayrıca ülkelerin siyasi, ekonomik, askeri ve sosyo kültürel gücü zaman içinde dünyadaki ve bölgedeki diğer ülkelere göre nispi olarak büyük deği- 2 Suat İlhan, Dünya Yeniden Kuruluyor (İstanbul: Ötüken Yayınları,1999), İlhan, a.g.e, İlhan, a.g.e, 21. 4

14 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar şimler gösterebilmektedir. Jeopolitiğin değişen unsurlarındaki bu gelişmeler de jeopolitik değerlendirmeleri ve dış politika stratejilerini etkilemektedir. Geçen yüzyılın sonunda Soğuk Savaş sona erdiğine ve küreselleşmenin etkileri siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapıları derinden etkilediğine göre jeopolitik değerlendirmelerde ne gibi değişikler yaşandı? Türkiye nin yeni jeopolitiğinin özellikleri ve bu yeni özelliklerin Türk dış politikasına etkileri nelerdir? sorularına bu makalede cevaplar arayacağız ve öneriler sunacağız. 1. Klasik Jeopolitik Teoriler 1.1. İngiliz Jeopolitik Ekolü İngiliz Jeopolitik Ekolü nün temsilcisi Sir Halford John Mackinder bir coğrafyacı, iktisatçı ve politikacıydı. Jeopolitik hakkındaki fikirlerini, 1904 tarihli The Geographical Pivot of History (Tarihin Coğrafi Mihveri) başlıklı makalesinde geliştirmeye başladı. Democratic Ideals and Reality 5 (Demokratik İdealler ve Gerçeklik) (1919) isimli kitabında, tarihteki büyük savaşların doğrudan ya da dolaylı bir biçimde ulusların farklı seviyelerdeki gelişiminin bir ürünü olduğunu belirtiyordu. Jeopolitik gerçeklik, kendisini imparatorlukların büyümesine ve sonunda da tek bir Dünya İmparatorluğu na doğru götürecek olan bir gerçeklikti. Mackinder in teorik katkılarını harekete geçiren öncelikli kaygı, Britanya nın ekonomik hegemonyasının çöküşüydü ki, bu da kendisini Britanya sermayesinin korumacılığın ve askeri gücün desteğine ihtiyacı olduğu sonucuna götürecekti. Britanya nın, en az Almanya kadar bir pazar açlığı çeker hale geldiğini iddia ediyordu. Çünkü kendi özel ölçüleri içinde dünya pazarından daha küçük olan hiçbir şey, onun için yeterli değildi. Mackinder en çok Kalpgah (Heartland-Stratejik Merkez Bölgesi) doktrini ile tanınır. Jeopolitik strateji, Kalpgah ın; ya da Doğu Avrupa ile Sibirya üzerinden Rusya ve Orta Asya yı kucaklayan kıta aşırı devasa Avrasya toprak kitlesinin denetim altına alınmasıydı. Kalpgah, Asya ve Afrika nın geri kalanıyla birlikte, Dünya Adası nı oluşturuyordu. Kalpgah ın kendisi denize erişemezliği ile tanımlanıyor, bu da onu, yerküre üzerindeki en büyük doğal 5 Halford John Mackinder, The Geographical Pivot of History, Democratic Ideals and Reality (Washington, DC: National Defence University Press, 1996),

15 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm kale haline getiriyordu. Mackinder a göre, deniz kuvvetlerinin hâkimiyeti yerini kara kuvvetlerinin belirleyici hale geleceği yeni bir Avrasya çağına bırakmak üzereydi. Kara ulaşımının ve iletişimin gelişmesi, kara kuvvetlerinin nihayet deniz kuvvetlerine rakip çıkması anlamına geliyordu. Bu yeni Avrasya Çağı nda Kalpgah a hâkim olan, eğer aynı zamanda modern bir donanmaya sahip olursa, denizcilik dünyasını; yani Britanya ve ABD imparatorlukları tarafından kontrol edilen dünyayı da arkadan çevreleyebilecekti. Mackinder Doğu Avrupa yı Kalpgah ın stratejik bir eklentisi; Avrasya denetiminin kilit ögesi olarak nitelendirmişti. Bu da sık sık alıntı yapılan ünlü tekerlemesini ortaya çıkarmıştı: Doğu Avrupa ya hükmeden Kalpgah a egemen olur. Kalpgah a hükmeden Dünya Adası na egemen olur. Dünya Adası na hükmeden de dünyaya hâkim olur. Mackinder Britanya İmparatorluğu açısından en acil dış politika hedefinin, Almanya ile Rusya arasında herhangi türden bir ittifakın ya da bloğun oluşmasını engellemek ve bunlardan herhangi birisinin Doğu Avrupa ya hükmetmesini önlemek olduğu konusunda ısrarcıydı. Yani bu iki büyük gücün arasında güçlü tampon devletler kurulmalıydı Amerikan Jeopolitik Ekolü Amerika da Amiral Alfred Thayer Mahan, 1890 da yayımlanan Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi 6 adlı eseriyle Deniz Hâkimiyet Teorisi nin esaslarını ortaya koymuştur. 19. yüzyılda Endüstri Devrimi sonucu bir yandan yeni keşifler yapılmış, diğer yandan ekonomik ilişkiler büyümüştür. Ham madde arayışı ve yeni ürünlerin pazarlanması ihtiyacı, deniz yollarının önemini artırmış, gelişen teknoloji ile mesafeler kısalmıştır. Tarihi ipek yolu önemini kaybederken, Mahan ın Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur tezi tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Nicholas John Spykman ise ABD nin İkinci Dünya Savaşı na girmesinden hemen önce tamamlamış olduğu, Dünya Politikasında Amerika nın Stratejisi 7 6 Alfred Thayer Mahan, The Influence of Sea Power Upon History, (Harvard University: Little, Brown and Company, 2007). 7 Nicholas John Spykman, America s Strategy in World Politics: The United States and the 6

16 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar (1942) ve ölümünden sonra yayınlanmış olan Barışın Coğrafyası 8 (1944) isimli çalışmalarında kenar kuşak tezini ortaya atmıştır. Spykman, ABD nin; Avrupa, Ortadoğu ve Doğu Asya-Pasifik Kenarı bölgesinin denize kıyısı olan kenar ülkelerini kontrol ederek Avrasya Kalpgahı nın gücünü sınırlandırabileceğini ileri sürerek Mackinder in Kalpgah doktrininin karşısına yeni bir tez sunmuştur. Spykman, Jeopolitiği ABD nin güvenliği ve savunması çerçevesinde değerlendirmiş ve Kenar Kuşak ülkelerinin bulunduğu coğrafya üzerinde durmuştur. Kenar kuşak ülkelerini hâkimiyet altında tutan; Avrupa ve Asya ya hükmeder. Avrupa ile Asya ya hükmeden, dünyanın kaderine hâkim olur demiştir. Kalpgah denilen toprakların etrafında; millik bir çember boyunca tehlikeye açık kenar kuşak-iç hilal ülkeleri vardır. Bu ülkeler; Batı Avrupa ve İskandinavya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Arap ülkeleri, İran, Afganistan, Hindistan, Burma, Tayland, Malezya, Kore, Vietnam ve ada devletleri olan Britanya, Endonezya ve Japonya dır. Spykman a göre Kalpgah, yakın bir gelecek için bir güç merkezi olacak nitelikte değildir. İklim şartları, zirai istihsal gücü, kömür, demir, hidroelektrik kaynaklarının dağılışı; kuzey, doğu, güney ve güneybatı kesimlerindeki coğrafi engeller Mackinder ın tezinin geçerliliğini zorlaştırmaktadır. Çin ve Hindistan, Rusya nın bu bölgesine nazaran daha hızlı sanayileşirse, Kalpgah ın Orta Asya bölümünün önemi daha da azalacaktır. Rusya nın gücü ise daha ziyade Uralların batısında kalacaktır. Bu sebeple iç kuşak Kalpgah tan daha önemlidir. İç kuşak, denizlerdeki güçlü devletler ile karalardaki güçlü devletler arasında bir tampon bölgedir. Bu tampon bölgede küçük devletler teessüs etmiştir. Bu devletler aralarında bir topluluk teşkil etmeye muktedir değildir veya bir topluluk teşkil etmeyi muhtelif sebeplerden dolayı istememektedirler. Balance of Power (New York: Harcourt, Brace and Company, 1942). 8 Nicholas John Spykman, The Geography of The Peace (New York: Harcourt, Brace and Company, 1944). 7

17 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Hava Hâkimiyeti Teorisi özellikle ABD li havacı Alb. Hausy Scitaklian tarafından ortaya konmuştur. Bütün teorilerin gerçekleşmesinin hava hâkimiyeti ile mümkün olabileceğini ileri sürmektedir. Bu teori NASA destekli olarak geliştirilmiş ve Uzayı kontrol altına alan dünyaya hâkim olur şekline dönüştürülmüştür. ABD uzay hâkimiyet teorisi olarak adlandırılan bu teori ile sadece dünyaya değil uzaya da hâkim olma isteğini öne sürmektedir. Nitekim bilgi ve teknolojideki gelişmeler uzay jeopolitiği değerlendirmelerine de etki etmektedir. Bilgi akışını uzayın kullanılması ile sağlayan veri transferi teknolojisi (uydu sistemleri) çok önemlidir. Uzaya fırlatılan keşif ve gözlem uyduları ve casus uydular yerkürede istenilen noktayı görebilmektedir. Dünya nın yörüngesinde konuşlandırılabilecek lazer silahlar ise yeryüzünde herhangi bir hedefi yok edebilecek uzay merkezli sistemlerin geliştirilmesine imkân tanıyacaktır. Dolayısıyla, gelecekte uzay çalışmaları geliştikçe uzayın jeopolitik önemi daha da artacaktır Alman Jeopolitik Ekolü Friedrich Ratzel in 1897 de yayınlanan Siyasi Coğrafya adlı eseri çağdaş jeopolitiğin başlangıcı olarak kabul edilir. Ratzel siyasi coğrafyanın kurulmasına katkıda bulunarak, jeopolitiğe geçişe zemin hazırlamıştır. Ratzel e göre; siyasi coğrafya mükemmel haritalar yapmakta ve ülkeleri tanımak için yeni bilgiler getirmekte, havanın, nüfusun, iklimin etkilerini yeterli bir şekilde açıklamakta ise de, siyasi ilimler üzerinde tatmin edici bir etkiye ulaşamadığından cansız ve sade kalmaktadır. O halde coğrafya, siyasi ilimleri de yine kendi sahasında işleyerek siyasi coğrafyayı statik olmaktan kurtaracak ve ona bir hayat ve canlılık kazandıracaktır. 9 Ratzel, 1903 de yayınladığı Siyasi Coğrafya veya Devletler, Ulaştırma ve Savaş Coğrafyası adlı kitabında bu görüşlerini genişletti. Bu kitabında; mekân fikrinin tarihte kaybolmadığına işaret ederek, vaktiyle bir birlik ifade eden mekân, parçalanmış olsa dahi, o mekân fikri veya mekân duygusu asırlarca yaşar ve günün birinde siyasi bir fikir olarak tekrar hayat bulabi- 9 Servet Cömert, Jeopolitik, Jeostrateji ve Strateji (İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, 2000), 7. 8

18 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar lir demektedir. Ratzel, teorisini coğrafyanın politikaya sunduğu iki temel unsura; ülkenin konumuna ve mekâna dayandırmaktadır. Ülkenin konumu mekânın yeryüzündeki vaziyetini tayin eder. Mekân ise ülkenin genişliği, fiziki yapısı, iklimi vb. özellikleridir. Ülkenin konumu ve mekânı o ülkenin diğer ülkelerle ilişkilerini yönlendirir. Ratzel, daha sonra bir milletin işgal ettiği saha miktarı ve haritadaki uygun konumunun, o milletin siyasetini tespite yeterli olmadığını belirterek, insanın tabiata müdahalesi, dinamizm katması ve tabiatı organize etmekteki doğal istidadı anlamına gelen mekân duygusunu felsefesine üçüncü unsur olarak ilave etmiştir. Toplumlar komuta ve organize etmeye az veya çok istidatlıdırlar. Bu kabiliyetler zamanla zayıflayabilir ve hatta kaybolabilir. Bununla birlikte geliştirilebilir ve kuvvetlendirilebilir de. 10 Ratzel, Ülke sınırları değişebilir ve genişleyebilir görüşü ile genişleme politikalarına jeopolitik dayanak oluşturmuştur. Devletlerin sahası, kültür ile genişler. Devletin kültürünün yayılması ve bir devlete mensup insanların başka sahalara yayılması, o devlete yeni sahaların ilave edilmesine zemin hazırlamaktadır. Milletin kültürünün genişlemesine paralel olarak sahası ve ülkesi genişler. Devletin saha kazanmasını sağlayan kültür unsurları içinde en önemlisi dildir. Dillerinin yayıldığı derecede milletlerin kültürü, bir bakıma diğer ülkelerde yayılma ve gelişme imkânı bulur. Belirtiler, saha genişletme arzusundan önce ortaya çıkar. Bunlardan bazıları, ticari faaliyetler, misyoner hareketleri, ideolojik faaliyetler vesairedir. Böylece, devletlerin sahalarını genişletmeleri ticari, dini ve ideolojik faaliyetlerinin tabii bir neticesidir ve diğer sahalar üzerinde genişleyen herhangi bir devletin bayrağı, bu faaliyetleri takip etmektedir. Devletler, daha küçük üniteleri kendi bünyesi içine katmak suretiyle gelişmektedir. Bu gelişmede, isteyerek veya zor kullanarak, küçük siyasi üniteler saha kazanma gayesi güden devlete katılmaktadır. Hudut, devletin kenar organıdır ve bu sebepten ötürü devletin gücünü, gelişmesini ve değişiklikleri aksettirmektedir. Hudutlar, devletin sadece emniyetini değil, aynı zamanda gelişmesini ve saha kazanma istikametlerini belirleyen unsurlardır. 10 Pierre Celerier, Jeopolitik ve Jeostrateji (İstanbul: Tercüme, Harp Akademileri, 1998), 23. 9

19 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Gelişmek ve yayılmak isteyen devlet, siyasi bakımdan kıymet ifade eden sahaları ülkesine katmak ister. Bu değerli sahalar içine, ileri ziraat metotlarının uygulandığı ve muhtelif mahsullerin yetiştirildiği zengin ziraî topraklar, ovalar, nakliyeye uygun nehir ve gölleri ile bunların geniş vadileri, ticarete müsait limanlar, maden açısından zengin topraklar girmektedir. Ratzel in ortaya koyduğu bu görüşe göre devlet; ya saha kazanıp gelişecek veya beslenemediğinden zayıflayıp hastalanacaktır. Alman Birliği nin kurulduğu, Bismark ın idaresi altında kolonyal gelişmelerin düşünüldüğü dönemde, bu fikirler Almanya nın genişleme stratejisinin ilmi icazeti gibidir. Rudolf Kjellen 1916 yılında ilk defa jeopolitik terimini kullanmış ve coğrafyanın devletin oluşumunda etkisinin büyük olduğunu belirtmiştir. Devletin varlığı devletin gücündedir. Jeopolitik, coğrafi organizma veya mekan içinde fenomen olarak devletin çevresiyle ilişkisini inceleyen bir disiplindir. Kjellen, Ratzel tarafından ortaya atılan siyasi coğrafya fikirlerinin yeterince işlenmediğini hatta bunu Ratzel in bile yapamadığını söylemiştir. Kjellen e göre, Ratzel; devletin gelişmesinde umumiyetle fiziki amiller ve coğrafi mevkii üzerinde fazla durmuş, bu faktörlerin fert üzerindeki tesirlerini incelemiş ve ilişkiyi lüzumundan fazla büyütmüştür. Kjellen, Ratzel in devlete hayat ve kuvvet veren şeyin, hudutları dâhilinde yaşayan insanlar olduğu hususunu dikkate almadığını söylemiştir. Kjellen, devletlerin fertler gibi akıl ve şuur sahibi varlıklar olduğunu ifade etmekte; hatta fert-devlet uzviyet birliği düşüncesinde daha da ileri giderek: devletler fertler gibi konuşur ve hareket eder, kongreler ve toplantılar akdeder, sulh içinde yaşar veya harp eder, devletler de fertler gibi birbirini kıskanır, birbiriyle dost veya düşman olur demektedir. Kjellen e göre devlet, yaşayan bir organizmadır ve belli kanunlara tabi olarak gelişebilir veya son bulur. Rudolf Kjellen devleti üç esas unsura sahip büyük bir kuvvet olarak değerlendirir: genişlik, hareket serbestîsi ve içerde birlik ve beraberlik. Karl Haushofer 1923 yılından itibaren, Rudolf Kjellen in ölümünden sonra Almanya da etkili olmaya başlamıştır. Haushofer in fikirleri Hitler in politikalarında etkili olmuştur. Karl Haushofer a göre jeopolitik, tabii koşulların 10

20 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar ve tarihi gelişmelerin etkisi altında gelişen siyasi hayat şeklinin, üzerinde yaşadığı yer ile ilişkilerini inceleyen bir ilimdir. Haushofer, geniş sahanın bir devletin büyüklüğü için lüzumlu olduğu kanaatindedir. Bir devletin çöküşünü, sahasının daralması manasında düşünmektedir. Haushofer da Ratzel gibi bir devletin devam edebilmesinin saha kazanmasıyla mümkün olabileceği, aksi takdirde ortadan silineceği kanaatindedir. Organik devlet fikrini Haushofer da kabul etmektedir ki, bu Alman jeopolitiği tarafından kabul edilmiştir. Devletin genişlemesinde hiçbir sınır tanımayan Haushofer a göre, siyasi coğrafya statiktir. Jeopolitik ise dinamik bir disiplindir ve siyasi durum katiyen uzun zaman sabit kalamaz. Bir devletin sahası, gelişmesine yetmeyecek kadar küçük ise, genişlemelidir. Haushofer, bir millet için kâfi sayılabilecek sahanın hangi ölçülere göre esas alınabileceği hususunu belirtmemiştir. Keza, nüfus ile saha arasında kantitatif bir nispet de ortaya koymamıştır. Her devletin kendi ihtiyaçlarını karşılaması meşrudur. İki devletin, Almanya ile Japonya nın saha ihtiyacının çok büyük olduğundan bahsetmektedir. Böylece, kudretli devletlerin saha kazanması tabii bir hükmün icabıdır. Saha (Lebensraum-Hayat Sahası), Haushofer ın tezinin temelini teşkil ediyordu. Haushofer bu nedenle, Almanya nın Doğu ya ve Slav ülkelerine doğru genişlemesi gerektiğini savunmuştu. 2. Çağcıl Jeopolitik Teoriler Günümüze doğru yaklaştıkça jeopolitik ve jeostrateji, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanlarında daha fazla yer almakta ve çok kullanılan kavramlar olmaktadırlar. SSCB nin dağılmasını müteakip gerek siyaset bilimciler gerekse konu üzerinde çalışan askerler ve düşünürlerin günümüz problemlerine yaklaşımlarında daha radikal görüntüler ortaya koydukları ve geleceğe yönelik değerlendirmelerde yoğunlaştıkları görülmektedir Zbingniew Brzezinski ve Büyük Satranç Tahtası Brzezinski görüşlerini Türkçeye Büyük Satranç Tahtası 11 ismi ile çevrilen yayınında açıklamaktadır. Brzezinski, Avrasya yı (Avrupa Asya) günü- 11 Zbingniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası (İstanbul: Sabah Kitapları, 1998). 11

21 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm müz jeopolitiğinin temel coğrafyası olarak kabul etmektedir. Bugüne kadar, Avrasya ya egemenlik mücadelesinin, bölgede bulunan ülkeler tarafından yapıldığını; ilk defa Avrasya dışından bir gücün (ABD) kıtaya egemen olma mücadelesi verdiğini vurgulamaktadır. Brzezinski, Avrasya yı üzerinde küresel liderlik için mücadelelerin devam ettiği bir satranç tahtasına benzetmektedir. Avrasya yı Batı Avrupa, Merkez Rusya, Güney Asya, Doğu Asya olmak üzere dört kritik bölge şeklinde ele alan Brzezinski, ABD nin Avrasya egemenliğini önleyebilecek güçleri bir bir ele almakta ve bu güçlerin dışlanmalarını sağlayacak öneriler getirmektedir. Zbingniew Brzezinski nin tehdit olarak görüp incelediği ülkeler: AB, Rusya Federasyonu, Çin ve Japonya dır. Brzezinski, AB nin ABD desteğine muhtaç olduğunu ve Avrasya egemenliğinin, ABD öncülüğünde Avrupa ile doğuya doğru gelişerek sağlanabileceğini açıklamaktadır. Bunun için AB yi ve NATO yu ana unsur olarak değerlendirmektedir. Doğuya doğru gelişme sırasında Rusya nın bu birliğe katılabileceğini ifade eden Brzezinski, Avrasya için iki büyük tehdit göstermektedir: birincisi Çin in gelişip genişlemesi, ikincisi ise Rus Çin İran işbirliği. Bu gelişmeleri küçük ihtimaller olarak görse de önemleri sebebiyle üzerinde durmaktadır. Brzezinski Avrasya ülkelerini bölümlemekte ve her bir bölüme yeni isimler vermektedir. Jeopolitik ilişkilerdeki mevcut durumu değiştirmek amacıyla ülke sınırlarının dışında da güçlerini tatbik edebilme veya bir etki yaratabilme kapasitesine ve ulusal isteğe sahip olan Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan ı Aktif Jeostratejik Oyuncu olarak değerlendirmektedir. Brzezinski; İngiltere, Japonya ve Endonezya yı önemli görmekle beraber, bu ülkelerin yeterli ulusal isteğe sahip olmadıklarını ve jeostratejik oyuncu olmaya hak kazanamadıklarını belirtmektedir. İkinci grubu oluşturan ülkelere Jeopolitik Eksenler adını vermektedir ve önemlerini güçlerinden veya motivasyonlarından dolayı değil de bulundukları hassas bölgeden alan ülkeleri bu gruba dâhil etmektedir. Ukrayna, Azerbaycan, Güney Kore, Türkiye ve İran bu grup içindedir. Brzezinski, Türkiye ve İran ın sınırlı kabiliyetleri olsa da bu iki ülkenin aynı zamanda Jeostratejik Oyuncu olmaya hak kazandıklarını ifade etmektedir. 12

22 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Brzezinski ye göre; Avrupa ABD nin doğal müttefikidir. Aynı demokratik değerleri paylaşırlar ve genelde aynı dine inanırlar. Ayrıca Avrupa, Amerikalıların büyük bölümünün ilk vatanıdır. Avrupa daha doğuya doğru giderek Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya ile iletişim ağı kuracak ve neticede böyle bir Avrupa, Amerikan desteği gören daha büyük bir Avrasya güvenlik ve işbirliği bünyesinin en önemli sütunlarından birisi olacaktır. Avrupa, Amerika nın Avrasya kıtasındaki en önemli köprübaşıdır. Avrasya dışında bir güç olan Amerika, Avrasya kıtasının üç tarafına doğrudan yerleştirdiği güçler ile uluslararası boyutta sahip olduğu liderliği sürdürmektedir yılının sonlarına doğru karasal olarak dünyanın en geniş devletinin parçalanışı Avrasya nın merkezinde kara bir delik meydana getirmiştir. Amerika nın jeostratejik amacı Rusya nın da içine alındığı daha geniş bir Avrupa Atlantik sistemini engelleyebilecek bir Avrasya imparatorluğunun yeniden ortaya çıkışını durdurmaktır. Rusya nın, Amerika için uygun bir ortak olmayacak kadar geri kaldığını ve harap olduğunu düşünen Brzezinski, Rusya için tek jeostratejik seçeneğin sadece Avrupa ile işbirliğine gitmek olduğunu vurgulamaktadır. Böyle bir seçimin Rusya ya kendisini yenileme ve geliştirme fırsatı vereceğini ve bu ülkeyi jeopolitik yalnızlıktan kurtaracağını belirtmektedir. Eğer Rusya bu yolu takip ederse Türkiye nin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki emperyalist ihtiraslarından vazgeçerek modernleşme, Avrupalılaşma ve demokratikleşme doğrultusundaki yolunu taklit etmekten başka seçeneği olmayacaktır. Amerika ile bağlanmış modern, zengin ve demokratik Avrupa nın Rusya ya sağlayacağı faydaları diğer hiçbir seçenek veremez. Brzezinski, Avrasya da etnik çekişmelerin, büyük güçlerin bölgesel rekabetinin bulunduğunu varsaydığı bir bölgeye Avrasya Balkanları demektedir. Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Afganistan dâhil dokuz ülke bu bölgeyi teşkil etmektedir. Bölge üzerinde Rusya, İran ve Türkiye nin etkilerinin bulunduğu belirtmektedir. Brzezinski, Avrasya da Amerika nın en çok desteğini hak eden devletlerin ise Azerbaycan, Özbekistan ve Ukrayna olduğunu ifade et- 13

23 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm mektedir. Eğer Türkiye, Avrupa ya yönelmeyi sürdürürse ve Avrupa bu ülkeye kapılarını kapatmazsa Kafkas devletleri Avrupa nın yörüngesine girebileceklerdir. Batı yanlısı bir tavra dönmek bölgenin dengelenmesini ve istikrara kavuşmasını kolaylaştıracaktır. Brzezinski ye göre Çin ile işbirliğine dayanan bir ilişki Amerika nın Avrasya jeostratejisi için zorunludur. Uzakdoğu da üç ana güç: Amerika, Çin ve Japonya dır. Brzezinski ABD nin Avrasya egemenliğinin batı gücünü doğuya doğru gelişen NATO ve AB; doğu gücünü de ABD, Çin, Japonya üçlüsünün işbirliğinde görmektedir. Avrasya nın jeopolitik çok sesliliği, tek bir güce yer vermemesi, gelecek yüzyılda Trans Avrasya Güvenlik Sistemi (TAGS) ile güçlenebilir. Böyle bir sistem Rusya, Çin ve Japonya yı içine alan genişletilmiş bir NATO demektir Büyük Satranç Tahtası ve Türkiye Türkiye, Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz e geçişi kontrol etmekte, Rusya yı Kafkaslarda dengelemekte, hala İslami kökten dinciliğe karşı bir panzehir oluşturmakta ve güneydeki dayanak noktası olarak NATO ya hizmet etmektedir. İstikrarsız bir Türkiye, büyük bir olasılıkla Güney Balkanlar da daha fazla şiddetin ortaya çıkmasına sebep olur. Diğer taraftan Kafkasya da bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletler üzerinde tekrar Rus kontrolünün sağlanmasına yol açar. ABD, istikrarlı bir Güney Kafkasya ile Orta Asya için Türkiye yi dışlamamalıdır. AB den dışlandığını hisseden bir Türkiye daha İslamcı olacak, daha büyük bir ihtimalle inadına NATO nun genişlemesini veto eğilimi gösterecek ve laik bir Orta Asya yı dünya ile bütünleştirmekte ve istikrarını sağlamakta Batı ile daha az işbirliği yapacaktır. Bu sebeple ABD, Türkiye nin AB ye kabulünü cesaretlendirmek için Avrupa da etkisini kullanmalı ve Türkiye ye Avrupalı bir devlet gibi davranmaya özen göstermelidir Servet Cömert, Jeopolitik ve Türkiye nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik Ortam (İstanbul: Harp Akademileri Yayını, 2001),

24 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar 2.3. Aleksandr Dugin ve Yeni Avrasyacılık Avrasyacılığın tarihi temelleri Ekim devriminden sonra yurtdışına kaçan Rus düşünürlerinden Nikolay Truvbetskoy, Petr Savitskiy, Georgiy Florovski, Georgiy Vernadskiy ve benzeri aydınların fikirlerine dayanmaktadır. Görüşlerini ilk kez 1921 ve 1922 de Sofya da yayınladıkları Doğuya Çıkış: Öngörüler ve Gerçekleşmeler ve Yollarda: Avrasyacıların Savları isimli çalışmalarıyla gündeme getirmişlerdir da Avrasyacılık: Sistematik Görüşler isimli bir program açıklamıştır döneminde Paris i merkez olarak kullanan Avrasyacılar Avrasya Günlüğü ve Avrasya isimli yayınlar çıkarmışlardır. Avrasyacılık düşüncesine en önemli katkıyı Lev Gumilyov yapmıştır. Gumilyov Avrasya da, İngilizlere ve Fransızlara göre Türk ve Moğol halklarının Rusya nın daha yakın dostları olduğunu savunmuş ve Slav, Türk ve Moğol halklarını süper etnos olarak adlandırmıştır. Gumilyov Avrupa merkezciliğine karşı çıkmakta ve her Avrupalının diğer kültürleri ortadan kaldırarak kendi kültürünü evrensel kılma hayaline sahip olduğunu iddia etmektedir. Rusya nın Batıyla ittifak yerine Avrasya Birliği ni tercih etmesi gerektiğini belirterek, söz konusu birliğin geleneksel olarak Katolik Avrupa ya, Müslüman Güney e ve Çin e karşı olduğunu vurgulamaktadır. Gumilyov un 1950 li ve 60 lı yıllarda yaptığı çalışmalar ve ortaya koyduğu görüşler 1990 larda Rusya da çok yankı yapmış ve Yeni Avrasyacılık jeopolitik yaklaşımının düşünsel kaynaklarından birini oluşturmuştur. Yeni Avrasyacılığın önderlerinden olan Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım 13 adlı kitabında, 2000 lerin Rusya sının iç ve dış siyasetine ilişkin olarak gelecek temelli bir yaklaşım sunmuştur. Dugin in jeopolitik yaklaşımı insanlığın mekân faktörüyle karşılıklı ilişkisini incelemekte ve tarihselci modernitenin Batı merkezli zaman algısını reddetmektedir. Yer Kürenin her bir noktasında, mekânın içsel ilişkiye uygunluklarını yansıtan kendine özgü zamanı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Her bir medeniyetin değerler sistemini tanımlamaya ve onun mantığını idrak etmeye dönük bir anlayış 13 Aleksandr Dugin, Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım (İstanbul: Küre Yayınları, 2010). 15

25 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm olan jeopolitik, ya da mekân felsefesi denen bu yaklaşım, Dugin e göre postmodern çağın öncelikli enstrümanı olma iddiasındadır. Dugin, jeopolitiğin mahiyeti itibariyle kara ve deniz temelli karşıt iki hâkimiyet modelinin çatışmasının tarihselliğinden yola çıkarak, günümüzün dünya siyasetine Rus merkezli bir açılım sunmaktadır. Bu açılım Kartaca- Roma, Atina-Sparta, İngiltere-Almanya ve son olarak ABD-SSCB arasındaki tarihsel güç mücadelesi benzerlikleri üzerine kurulan analojik bir bakış açısıyla, Amerika nın deniz merkezli Atlantikçi jeopolitiğine yaslanan Yeni Dünya Düzeni nin karşısına, Rusya nın başını çektiği İmparatorluk Avrasyası nı koymayı öngörmektedir. Dugin e göre çok büyük bir kıtasal mekânı işgal eden Avrasya, kadim medeniyetlerin beşiği ve bilinen eski dünyanın birikimine sahip olması özellikleriyle bugünün küresel dünyasına meydan okuyacak bir jeopolitik düzlemi temsil etmektedir. Rusya devasa mekânsal kütlesiyle Avrasya kıtasının kalpgah ında tarihsel bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Avrasya, kendi içinde potansiyel Avrasyacı güçleri de barındırmaktadır ama Dugin e göre bu güçlerin hiçbiri Rusya olmadan Avrasya jeopolitiğini kendi lehlerine kullanma yetisine sahip değildir. Bu noktada tarihin Rusya ya yüklediği misyonun yerine getirilebilmesini öneren Dugin, Anglo-Saxon Atlantikçi küreselleşmenin alaşağı edilmesini, Rusya (Heartland) ile diğer Avrasyacı kıyı güçlerin (Rimland) işbirliği yapması şartına bağlamaktadır. Dugin e göre tarihsel tecrübeler ve Avrasyacı jeopolitiğin Rusya ya sunduğu olanakların en iyi şekilde kullanmanın yolu, ne Doğulu ne de Batılı fakat her ikisinin de merkezinde yer alan Rusya nın, Rimland ile eşit temelli bir ilişki içine girmesidir. Bu eşit temelli ilişkinin Avrupa ayağının yegâne adresinin Almanya ile kurulacak bir ittifak olduğunu belirten Dugin, Doğuda ise Japonya nın bu görev için en uygun ülke olduğu kanaatindedir. Böylece merkezinde Moskova nın yer alacağı ve Berlin in Batı dan, Tokyo nun da Doğudan destek vereceği Üçlü Komisyon Hükümeti sayesinde Yeni İmparatorluk Avrasyası nın Rusya önderliğinde toparlanmasını öngörmektedir. 16

26 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Dugin, Rusya nın Avrasyacı jeopolitiğinin, Orta, Doğu ve Güney Doğu Avrupa ya açılmasını sağlayabilecek en temel enstrümanlardan birisinin Ortodoks/Slavist bir söylem olabileceğini belirtmektedir. Rusya nın, Bağımsız Devletler Topluluğu ile Yakın Komşuluk siyasetlerini sürekli geliştirmek zorunda olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle, Yugoslavya nın dağılması sonucu, Balkanlar da artan Amerikan müdahalesinin bu bölgeden dışlanmasının, Rusya nın geleneksel olarak hamiliğini yaptığı Sırbistan, Bulgaristan ve mümkünse Yunanistan ve Romanya yı da içine alacak bir Ortodoks jeopolitik boylamsal entegrasyonun gerçekleştirilmesi ile mümkün olabileceğini düşünmektedir. Dugin, Polonya ve Baltık Cumhuriyetlerine Rusya ve Avrupa arasında tampon bölge rolü vermekte ve bu bölgelerdeki artan Atlantikçi nüfuza dikkat çekmektedir. Atlantikçi akım ve lobilerin gücünün ancak Avrasyacı bir çevreleme politikasıyla sınırlandırılabileceğini iddia etmektedir. Ukrayna yı kırılgan bir geçiş noktası ve Rus-Avrasyacılığının yumuşak karnı olarak gören Dugin, Sovyetler sonrası Ukrayna nın Batı yanlısı bir tutum içine girmesini ve Atlantikçi hükümetlerce yönetilmesini, bu ülkenin NATO nun ileri bölge karakoluna dönüştürülmesi ya da Truva Atı rolüne soyundurulması şeklinde izah etmektedir. Bunun mutlaka engellenmesi gerektiğine dikkat çekerek, Ukrayna nın etnik ve kültürel sorunlarının böl-yönet siyaseti ile istismar edilmesini ve Rusya tarafına çekilmesini önermektedir. Dugin in Asya için öngörüsü ise, Pan-Asyacı bir vizyonla Japonya nın stratejik çıkarlarını Çin karşısında Avrasyacı jeopolitik lehine garantiye alıp Çin in hem Orta Asya hem de Asya Pasifik bölgesindeki nüfuzunun kırılması üzerine odaklanmaktadır. Dugin, Almanya gibi Japonya ile de tarihsel husumetin bir kenara bırakılmasını istemektedir. Rusya önderliğindeki Avrasyacı güçlerin teknolojik imkânlarının sınırlı olduğu gerçekliğinden hareketle Japonya nın doğuda kazanılması gereken en önemli müttefik olduğuna vurgu yapmaktadır Avrasyacılık Yaklaşımı ve Türkiye Dugin İslam jeopolitiğini ikisi Atlantikçi, diğer ikisi de Avrasyacı olarak dört farklı bölgeye ayırmaktadır. Bunlar Atlantikçi tarafta yer alan, aydınlanma- 17

27 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm cı laik-liberal ve kültürel-halkçı karakteriyle Türk İslamı, ahlaki değerlerden yoksun ve piyasa ile eklemlenmiş olan Suudi köktenci Vehabiliği ve Avrasyacı tarafta yer alan Amerikan karşıtı köktenci Şiilik ile Pan-Arap milliyetçiliğine dayanan İslam sosyalizmi olarak ifade edilmektedir. Dugin e göre, İslam dünyasının içinde barındırdığı potansiyel Atlantik karşıtlığı, Avrasyacı yeni imparatorluk lehine bir müttefikliğe dönüştürülemediği takdirde, Avrasyacı bloğun hayatta kalması imkânsızdır. Atlantikçi Türkiye ve Suudi Arabistan jeopolitiğinin sınırlanmasının yolu Şii ve Pan-Arapçı çevrelerle ilişkileri geliştirmektir. İslam a karşı İslam stratejisini Avrasyacı jeopolitiğin bir aracı haline getirmektir. Hem Şii jeopolitiğin hem de Avrasyacılığın İslam dünyasındaki en büyük temsilcisi olan İran ı, Berlin-Moskova-Tokyo miğferine Avrasya güneyinden, yani İslam dünyasından katılacak olan olmazsa olmaz bir güç olarak görmektedir. Dugin in algısında, Şia-devrimci vizyonu, Amerika ya karşıtlığı ve stratejik derinliğinin yanında, hammadde zenginliği ile İran, Kafkasya dan Orta Asya ya ve Orta Doğu ya kadar uzanan bir bölgede Rusya nın en büyük stratejik ortağı olmaya haizdir. İran ın ve Rusya nın nüfuz bölgesi olarak Avrasya ittifakına dâhil olacak bir Orta Asya, Amerikan karşıtı ve Şii Jeopolitikle müttefik bir Pan-Arapçı Ortadoğu, Dugin in Avrasya hayallerini süslemektedir. Dugin in kitabında açıkça ifade edilmese bile, İran ın Türkiye ile olan tarihsel husumeti ve rekabetinin yanında, Avrasyacı jeopolitik misyon bakımından en az Rusya kadar potansiyele sahip Türkiye nin bu bağlamda gözden düşürülmesi kolayca anlaşılabilecek bir olgudur. Irak işgali sonrasında yapılan anketlere göre halkının çok büyük bir oranı Amerikan karşıtı olan Türkiye nin, Atlantikçi vizyonu bir yana, Avrasya kıtasal coğrafyasında yerleşik olan Türk halklarına dönük tarihsel bir yayılma geleneğine sahip bir Türk Dış Politikası, Dugin in anladığı Avrasyacılığın, yani Rus Avrasyacılığının bölgedeki karşı tezi durumundadır. Dugin in tasavvurunda Pan-Türkçü ve Turancı tondaki bir Avrasya jeopolitiği ister istemez, Rusları ve İranlıları bir ortak düşmana karşı sloganında birleştirmiş görünüyor. Rusya ve İran ın eşgüdümlü bir politika geliştirmesinin 18

28 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar hayati önemini bölgedeki Pan-Turancı eğilimlerin önünü kesebilecek yegâne adım olarak gören Dugin, İran ın Tacikistan, Afganistan ve Pakistan üzerinden Orta Asya içlerine kadar bir nüfuz kuşağı (Pax-Persica) oluşturmasını çok önemsemektedir. Böylelikle Turanî çizgide yer alan Türkmenistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi ülkelerin Türkiye ile olan sosyo-kültürel ve ekonomik bağlarının koparılmasını ve Rusya nın da Kazakistan üzerinden bölgeye yayılmasını öngörmektedir. Dugin, geleceğe dönük olarak Avrasya ittifakının en kırılgan fay hattının Kafkaslar dan geçtiğine inanmaktadır. Bu bölge Rusya-İran ve Türkiye arasında, Atlantikçilik-Avrasyacılık tarihsel zıtlığı tabanındaki çatışmaları içinde barındırması bakımından gözden kaçırılmaması gereken bir mekân olarak algılanmaktadır. Dugin, Kafkasya daki hassas dengelere dikkat çekerek, uzun vadede Rusya Avrasyacılığı na karşı muhtemel stratejik zararların bu bölgede ortaya çıkabileceğini vurgulamaktadır. Bağımsız Devletler Topluluğu nun üç üyesi olan Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ın Moskova yanlısı bir çizgiye çekilmesini zorunlu gören Dugin, aynı zamanda özellikle ilk ikisinin Türkiye aleyhine, İran la entegre edilmesinin gereğine işaret etmektedir. Dugin, Türkiye nin bu bölgedeki rolünün hem Rusya hem de İran lehine etkisizleştirilmesi için, gerekirse Türkiye içindeki Kürt azınlığın ajite edilmesi, Ermeni meselesinin desteklenmesi ve Türkiye deki İran sempatizanı aşırı dincilerin harekete geçirilmesi gerektiğini söylemekten de çekinmemektedir. Öte yandan yazar, yine Pan-Türkçü jeopolitiğin, Çeçenistan, Dağıstan, Yakutistan, Osetya, vb. gibi Rusların sorunlu iç bölgelerinden tamamen uzak tutulmasını Rusya içindeki Avrasyacı entegrasyonun selameti için gerekli görmektedir Jeokültürel Yaklaşımlar Küresel politik yapı, jeopolitiğin bir alt birimi olan jeokültür yolu ile yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Din farkından kaynaklanan kültür ayrılığı ve farklı kültürlerin coğrafi konumları yeni taraf teşekkülü için birer dayanak olarak gösterilmektedir. Jeokültürden yararlanılarak jeopolitik konum belirlenmek istenmektedir. Böylece Soğuk Savaş ın sona ermesi ile yok olan tarafların yerine yeni iki karşıt güç (Batı için Öteki ) yaratılmaya çalışılıyor. 19

29 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm A. Toynbee, 1948 yılında yayınladığı Medeniyet Yargılanıyor isimli kitabının XI nci bölümünde İslam Hıristiyan mücadele tarihi hakkındaki yorumlara yer vererek, bu mücadeleyi bugüne bağlamaktadır. İki medeniyet arasında ilk karşılaşmanın Batı toplumu daha henüz çocukken ve İslamı kabul eden Arapların kahramanlık çağında meydana geldiğini belirtmektedir. Günümüzde ise Batı nın İslam dünyası üzerindeki yoğun saldırısının iki medeniyeti yeniden karşı karşıya getirdiğine vurgu yapmaktadır. 14 Thomas Stearn Eliot dini kültürün temel unsuru olarak kabul etmektedir. Kültürü herhangi bir toplumun dininin vücut bulmuş şekli olarak görmektedir. Ortak bir inanç olmaksızın kültür bakımından milletleri bir araya getirme gayretlerinin sadece hayal olduğunu vurgulayan Eliot, Hıristiyan âleminin birleşmesini önermektedir. 15 Francis Fukuyama, Berlin Duvarı nın yıkılması ve Doğu Avrupa ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasından hemen sonra Tarihin Sonu ve Son İnsan 16 isimli kitabını yayınlamıştır. Fukuyama ya göre insan doğasına en uygun yaşam biçimi ve toplumsal düzen liberalizmin hüküm sürdüğü düzendir. Tarih boyunca bu düşünceyi ve buna bağlı kurulmuş düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan güçler ile liberal düzeni daha da geliştirmeyi amaçlayan güçler arasında çatışmalar olmuştur. Monarşik yapılar, imparatorluklar, dini merkezler hep liberal düşünceyi ve bu düşünceyi savunanları alt etmeyi amaçlamış, ancak zaman içinde liberalizm hep üstün gelmiştir. Geçmişte ortaya çıkmış komünist ve faşist rejimler liberalizm in diğer antitezleridir. Fukuyama ya göre Soğuk Savaş ın bitmesi ve Batı bloğunun galip gelmesi, buna ek olarak Çin ve Rusya gibi ülkelerin Batılı sistemlere yönelmeleri liberalizmin nihai zaferinin gerçekleştiğini ve artık tek yol olduğunu göstermektedir. Fukuyama, Başarılı olan liberal demokrasinin tartışmaya gerek kalmayacak şekilde doğruluğunu kanıtladığını ve yeni arayışlara gerek olmadığını savunmaktadır. 14 Arnold Toynbee, Medeniyetler Yargılanıyor (İstanbul: Yeryüzü Yayınları, 1980), Thomas Stearn Eliot, Kültür Üzerine Düşünceler (Ankara: Kültür Bakanlığı, Tercüme, 1987), Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan (İstanbul: Gün Yayınları, 1999). 20

30 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Fukuyama, medeniyetler arası yani kültürler arası uyumu reddetmektedir. Liberal demokrasinin Batının evrenselliğinin tartışılmaz sonucu olduğunu vurgulamakta, dinsel fanatizm, sol eğilimler ve etnik milliyetçiliği liberal demokrasinin düşmanları olarak göstermektedir. Tarihin bu son devresinde bütün alternatif değer sistemleri ve medeniyet yapılarının Batı medeniyetinin üstün değerleri karşısında boyun eğmek zorunda kalacağını belirtmektedir. Fukuyama nın öngörüsüne göre Batılı değerlerin yayılması bir süre daha alacak ve Üçüncü Dünya Ülkeleri nin istikrarlı hale gelmeleri uzun sürecek ama nihayetinde mutlaka tüm dünya liberal demokrasiye ulaşacaktır Samuel P. Huntington ve Medeniyetler Çatışması Tezi Soğuk Savaş ın bitmesinden sonra dağılan tarafların, din farkı üzerine yeniden kurulması hakkındaki düşünceler, Samuel P. Huntington un Medeniyetler Çatışması mı? 17 başlıklı makalesi ile doruğa ulaşmıştır. Huntington a göre; yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı ideoloji ve ekonomi olmayacaktır. Beşeriyet arasında büyük bölünmelerin ve mücadelelerin kaynağı kültür olacaktır. Dünyadaki hadiselerin en güçlü aktörleri yine milli devletler olacak fakat global politikanın asıl mücadeleleri farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecektir. Medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin çatışma alanlarını oluşturacaktır. Batı ve İslam arasında asırlardan beri var olan mücadelenin son bulma ihtimali yoktur. İdeolojik bölünmenin ortadan kalkmasından sonra bir yandan Batı Hıristiyanlığı arasında, diğer yandan ise İslamla kendisi arasında kültürel bölünme yeniden ortaya çıkacaktır. Batı Hıristiyanlığı arasındaki (Katolik-Ortodoks) fay kırığı şu şekilde çizilmektedir. Bugünkü Rusya ile Finlandiya ve Baltık Devletleri arasındaki sınırlar boyunca uzanıp, daha çok Katolik olan Batı Ukrayna yı, Ortodoks Doğu Ukrayna dan ayırarak Ukrayna ve Beyaz Rusya nın içinden geçip Transilvanya yı Romanya dan ayırmak suretiyle batıya doğru salınır ve daha sonra şimdiki Hırvatistan ve Slovakya yı eski Yugoslavya nın geri kalan kısmından hemen hemen tüm olarak ayırarak gider. 17 Samuel P. Huntington, Medeniyetler Çatışması (Ankara: Vadi Yayınları, 1995). 21

31 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Huntington Batı ve İslam medeniyetleri arasındaki fay kırığını Katolik-Ortodoks fay hattından daha önemli görmektedir. Yazar Batı ve İslam medeniyetleri arasında Afrika nın ucundan Orta Asya ya uzanan fay kırıkları boyunca mücadelelerin 1300 senedir devam ettiğini söylemektedir. Bu hattın sadece bir farklılık çizgisi değil, aynı zamanda kanlı bir mücadele çizgisi olduğunu vurgulamaktadır. Huntington, Avrasya da medeniyetler arasındaki büyük tarihi fay kırıklarının bir kere daha alevlendiğini belirtmektedir. Huntington Avrupa ve Kuzey Amerika ulusları arasında dayanışmayı ilerletmeyi; kültürleri batınınkine yakın Doğu Avrupa ve Latin Amerika yı Batı toplumlarına katmayı; Rusya ve Japonya ile işbirliğine dayalı yakın ilişkileri geliştirmeyi önermekte, İslam dünyası ve Çin i dışarıda bırakmaktadır. Batının askeri gücüne karşı koymak için Konfüçyen Çin ile İslam ülkeleri arasında bir askeri bağlantı bu suretle vücuda gelmektedir Medeniyetler Çatışması Tezi ve Türkiye Huntington, dünyanın gittiği yönü daha iyi anlayabilmek için, her ülkenin mensup olduğu medeniyetle ilişkisini ve o medeniyet içerisindeki nüfuzunu dikkate alarak beş ayrı yapı tanımlamıştır. Bunlar; üye ülke, yalnız ülke, merkez ülke, bölünmüş ülke, kararsız ülke. Huntington, herhangi bir medeniyet ile tamamen ilişkilendirilebilen ülkeler için üye ülke kavramını kullanmıştır. Yalnız ülke kavramı ile de diğer ülkelerle kültürel bir bağı bulunmayan, medeniyeti itibariyle dünyadan soyutlanmış olan ülkeleri kastetmiştir. Merkez ülke kavramı ise, ait olduğu medeniyete beşiklik eden, o medeniyetin kültürünün kaynağı olarak kabul edilen ülke ya da ülkeleri tanımlamıştır. Bölünmüş ülke ile içerisinde farklı medeniyetlere mensup olan çok sayıda insan bulunan ülkeleri tarif etmiştir. Huntington, kendilerine ait bir medeniyetleri olan, ancak liderleri bu medeniyeti terk etmeyi ve başka bir medeniyete geçmeyi amaçlayan ülkeleri kararsız ülke olarak isimlendirmiştir. Huntington, yeni bir kimliğe geçişin gerek sosyal, gerek politik, gerek kurumsal, gerekse kültürel açıdan son derece uzun, kesintili ve acılı bir süreç 22

32 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar olduğunu ifade etmiş ve bugüne kadar bu tür girişimlerin hep başarısız olduğunu belirtmiştir. Huntington ın kararsız ülkelere verdiği örnekler ise Rusya, Türkiye, Meksika ve Avustralya dır. Huntington a göre, Türkiye gibi toplumların siyasi liderlerinin Batıyı kendi toplumlarının içine almaya ve kendi toplumlarını da Batının içine katma girişimleri başarısız olmaya mahkûmdur ve dünyada henüz bunu başarabilmiş bir ülke yoktur. Çünkü bu tür ülkelerde bu yönde yaşanan deneyimler yerli kültürlerin ne kadar güçlü, direngen, Batı medeniyeti ve modernleşme ithaline karşı koyma, onu sınırlama ve uyarlama yeteneklerine sahip olduğunu çok güçlü bir şekilde kanıtlamaktadır. Her ne kadar bu tür toplumlarda siyasi liderlerin çabalarıyla Batı kültürünün ve modernleşmenin bazı unsurları topluma sunulsa da bunların hepsi kabul edilmediği gibi, o toplumların kendi yerel kültürlerinin çekirdek ögelerini ortadan kaldırmaya ya da bastırmaya da yetmemektedir. Ayrıca Batı nın ve modernleşmenin kültürel ve siyasal kodları bu tür toplumların bünyesine yerleşince, bu toplumlar kimlik bunalımı yaşamaktadır. Bu bunalım zaman içinde yayıldığı gibi, bu tür toplumların tanımlayıcı olan ve devamlılık arz eden bir özelliği haline gelmektedir. Yazara göre, Batılı olmayan toplumlar modernleşeceklerse, Batılı tarzda değil kendi tarzlarında yapmalıdırlar. Japonya gibi kendi geleneklerine, kurumlarına ve değerlerine dayanarak ve bunları geliştirerek bunu başarmak zorundadırlar. Huntington Türkiye de yönetici elit sınıfın ülkenin İslami geçmişini reddederek diniyle, mirasıyla, kültürüyle ve kurumlarıyla Müslüman olan bir toplumu, Batılı ve modern bir toplum haline getirmeye çalışarak, Türkiye yi bölünmüş ve kararsız ülke haline getirdiklerini iddia etmektedir. Yapılan devrimler toplumsal değil, siyasal devrimlerdir ve bu nedenle de toplumdaki tabanı ve desteği zayıftır. 80 yıllık bir deneyimin sonucunda Türkiye, ne Doğulu ne de Batılı olmayan, iki arada bir derede kalmış, kafası karışık ve bütün bunlardan ötürü tanımsız ve kimliksiz bir ülke haline gelmiştir. Bir diğer ifadeyle, Soğuk Savaş ın sonunda ve 21. yüzyılın başında Türkiye hem bölünmüş hem de kararsız ülke konumundadır. 23

33 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm 2.6. Jeoekonomik Yaklaşımlar Jeoekonomi, teknolojinin, beşeri sermayenin ve doğal kaynakların bölgesel ve giderek küresel ölçekte siyasi yapılar tarafından en verimli ve etkin olarak nasıl bir araya getirileceğini araştırır. Bu anlamda hem ekonomik hem de siyasi bir disiplindir. Jeoekonomik değerlendirmelerde coğrafya, ekonomi, teknoloji ve politika ön plana çıkar. Günümüzde uluslararası ilişkilerde ekonomi önemli bir yere sahiptir. Edward Luttwak a göre jeokonomi, coğrafyanın ticari alana taşınmasıdır. Luttwak, devletler arasındaki rekabetin jeokonomi diye adlandırılan yeni bir biçime dönüştüğünü vurgulamaktadır. Gelecekte ülkeler arası rekabetten çok bölgelerin ekonomik rekabeti ve çatışması söz konusu olmaktadır. AB, NAFTA, APEC, ASEAN ve MERCO- SUR jeoekonomik nedenlerle kurulmuşlardır. Bu oluşumların bir amacı da karşılıklı bağımlılık yoluyla muhtemel çatışmaları önlemeye yöneliktir Ahmet Davutoğlu ve Stratejik Derinlik Ahmet Davutoğlu 2001 yılında yayınladığı Stratejik Derinlik: Türkiye nin Uluslararası Konumu 18 isimli kitabında; kalıcı ve kapsamlı bir stratejik yaklaşımın geçmiş-konjonktür-gelecek bağlantısını kurabilen bir tarihi derinlik ile iç-bölgesel-uluslararası parametreler arasında sağlıklı bir geçişkenlik kurabilen coğrafi derinlik analizlerine dayanması gerektiğini vurgulamaktadır. Davutoğlu, bir ülkenin stratejik derinliğinin jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik unsurların kesişim alanı içinde anlamlılık kazandığını söylemektedir. Türkiye nin tarih, coğrafya, nüfus ve kültür gibi sabit veriler açısından total güç kapasitesini reel güce dönüştürebilecek köklü bir altyapıya sahip olduğunu, ancak stratejik anlamda büyük avantajlar sağlayan bu durumun aynı zamanda ciddi riskleri de bünyesinde barındırdığını belirtmektedir. Davutoğlu, Türkiye merkezli bir yaklaşımla coğrafi derinliği yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta havzalarına ayırmaktadır. Türkiye yi çevreleyen Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu kuşağından oluşan yakın kara havzası, Karadeniz- 18 Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik: Türkiye nin Uluslararası Konumu (İstanbul: Küre Yayınları, 2001). 24

34 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Boğazlar-Marmara-Ege-Doğu Akdeniz-Kızıldeniz-Basra-Hazar iç denizleri ve su geçiş yollarından oluşan yakın deniz havzası ve nihayet Avrupa-Kuzey Afrika-Batı ve Orta Asya dan oluşan yakın kıta havzası ayrı ayrı incelendiğinde bu coğrafyanın dünya ana kıtasının merkezini, tarihi olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsadığını belirtmektedir. Türkiye nin bu alanlar içinde karşı karşıya kalabileceği uluslararası ilişkiler olgusunun tek boyutlu bir tasvir ile anlaşılamayacağına dikkat çeken Davutoğlu Türk dış politikasının tek yönlü ve tek eksenli nitelik taşıyamayacağını vurgulamaktadır. Her bir havza ile ilgili uluslararası ilişkiler olguları, havza bütünlüğü içinde çok boyutlu tahlil edildiği gibi diğer havzalarla etkileşimi de değerlendirilmelidir. Türkiye nin kendi bünyesinde barındırdığı farklı tarihi tecrübeler de bu zeminlerle ilişkisi bakımından dinamik bir etkide bulunmaktadır. Davutoğlu na göre, Türkiye nin bugün için temel meselesi, tarih ve coğrafya sabit verilerini etkin bir şekilde kullanabilecek, kültür faktörünün birleştirici ve kuşatıcı niteliğini öne çıkarabilecek, dinamik nüfus unsurunu harekete geçirebilecek ve bu sabit verilerden hareketle ekonomik, askeri ve teknolojik kapasiteyi maksimum düzeyde artırabilecek bir stratejik anlayışı, uygun bir stratejik planlama ve tutarlı bir siyasi irade ile devreye sokabilmesidir. Toplumların güçleri aynı zamanda zaaflarıdır; ya da tersinden bir söyleyişle zaaf görüntüleri aynı zamanda kendilerini bir iç muhasebe ile dönüştürebilecekleri güç potansiyelleridir. Dünya ana kıtasının merkezinde ya da jeostratejik havzaların kesişim bölgelerinde bulunan veya çok kültürlü bir yapıyı kendi paradigması içinde sürdüre gelmiş olan toplumların dış faktörlere tepki olarak içe kapanmaları ya mümkün değildir; ya da kısa dönemli olarak mümkün olsa dahi çözüm üretici değildir. Bu şartlarda içe kapanan toplumlar ya dış faktörlerle ya da iç parçalanmaya yol açan bunalım çelişkileri ile içten içe çözülmeye girerler. Türkiye içe kapanarak değil, yeni bir özgüven ve iddia ile dışa açılarak bunalım unsurlarını güç unsurları haline dönüştürebilir. Büyük üniteden küçük ünitelere bölünme esnasında yaşanan her jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel parçalanma böylesi büyük siyasal yapıların mer- 25

35 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm kezi konumunda bulunan ülkeleri tarihi bir sorumluk ve yüzleşme alanı ile karşı karşıya bırakmıştır. Türkiye geçmişte büyük ölçekli siyasal yapılardan küçük ölçekli siyasal yapılara yönelik bir daralma yaşamış, Anadolu-eksenli mihver alanına çekilerek ve yeni bir siyasal rejim kurarak bu daralmayı durdurabilmiştir. Ancak Türkiye nin zamanla kendi coğrafyasının ve tarihinin tabii zorunlulukları ile yüzleşmesi ve bu yüzleşmeden kaynaklanan bunalımlarla hesaplaşması kaçınılmazdır. Türkiye nin dünya ana kıtasının merkezindeki coğrafi konumu bu yüzleşmeye daha da çetin bir boyut katmaktadır. Osmanlı Devleti nin bugünkü Türkiye Cumhuriyeti nin yakın kara havzaları olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu dan çekilmesi ve yakın deniz havzaları üzerindeki etki alanını kaybetmesinin doğurduğu jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel parçalanmadan kaynaklanan her türlü bölgesel bunalım alanı Türkiye yi doğrudan etkilemektedir. Bu etki çift yönlü olarak sürmektedir. Kimi zaman Türkiye nin kendi içinde yaşadığı siyasal, ekonomik ve kültürel dalgalanmalar bu havzalardaki gelişmeleri doğrudan etkilemekte, kimi zaman da Türkiye bu havzalardaki gelişmelerden etkilenmektedir. Etkilenmenin eş zamanlı olarak seyrettiği dinamik dönemlerde yoğun iç hesaplaşmalar ve dış bunalımlar yaşanmaktadır. Türkiye nin, kendi içine kapanarak bu yüzleşme ve hesaplaşmanın ortaya çıkardığı problemleri aşabilmesi çok güçtür. Bu tür dinamik konjonktürlerde ve dış etkilere açık bir coğrafyada içe kapanan ve sürekli iç tehdit ve risk unsurlarını tartışan bir ülkenin derinliğine bir çözülmeyle karşılaşma riski artar. Aksine, kendi tarihi tecrübe birikiminden özgün bir stratejik zihniyet kurabilen, bunun araçlarını oluşturabilen ve bu stratejik zihniyeti doğru bir yöntemle uygulayabilen ülkeler, sadece kendi iç çelişkilerini aşmakla kalmaz, önemli stratejik ve kültürel açılımlar da gerçekleştirirler. Türkiye nin en yakın havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz ise, mesele bu açılımın ne tür bir psikoloji, hangi yöntem ve kurumlarla gerçekleştirebileceği meselesidir. Dünyanın karşılıklı etkileşim süreci içine girdiği bir dönemde özgüvenini ayakta tutabilen toplumlar yeni güç merkezlerinin nüvelerini oluşturacaklardır. Bunun aksine, özgüvenini kaybederek başka toplumların çevre unsurları olmayı kabullenenler ise psikolojik bir yıkımdan 26

36 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar sonra stratejik bir çözülüşü de yaşama tehlikesi ile karşı karşıya kalacaklardır. Bu psikolojik özgüven yenilenmesinin olmazsa olmaz şartı da stratejik zihniyetinin yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden oluşturulmasıdır. Toplumun uluslararası ilişkilerdeki konumu zaman ve mekân sabitleri olan tarih ve coğrafya sütunları üzerinde yükselir. Tarihte edilgen değil etken olmak, tarihi okumak değil yazmak ideal ve iddiasındaki her toplum, önce içinde bulunduğu sabit veriler olan zaman ve mekânı yeniden yorumlamak zorundadır. Bazı toplumlar dünya görüşleri itibariyle kuşatıcı, ait oldukları coğrafya itibariyle köprü durumundadır. Bu toplumlar tarihi geçiş yolları üzerinde seyyar haldedirler ve gerek yükseliş gerekse düşüş dönemlerinde kendi merkez vatan tanımlarını sürekli değiştirerek o coğrafyada yaşayan diğer unsurlar ile kaynaşma yolunu seçerler. Dolayısıyla bu stratejik zihniyet yenilenmesini destekleyecek temel stratejik yönelişte kategorik anlaşmaların yerine jeokültürel ve jeostratejik bütünleşme girişiminlerde bulunurlar. Türkiye, uluslararası ekonomi-politik yapılanma açısından Kuzey-Güney arasında, uluslararası jeokültürel yapılanma açısından Doğu-Batı arasında bir geçiş hattı üzerinde bulunmaktadır. Ankara, bu konumunun yeni bir jeoekonomik, jeopolitik ve jeokültürel parçalanmaya yol açmasını önleyen bir strateji geliştirmek zorundadır. Aksine bu konum Türkiye nin bölgesel ve küresel rolünü artıran bir jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel bütünleşme aracı olarak görülmelidir. Asya ya ayaklarını sağlam basamayan bir Türkiye nin gözlerini ve ufkunu Avrupa ya dikebilmesi de güçtür. Yoğun bir medeniyet bunalımının yaşandığı, insanoğlunun bütün doğrularını yeniden kurma çabası içine girdiği bu çerçevede de bütün tarihi kültür birikimlerini yeniden keşfetmeye çalıştığı bir dönemde Türkiye gibi köprü ülkelerin farklı medeniyet birikimlerini bünyesinde barındırıyor olması yeni bir medeniyet açılımı için ciddi bir kaynak oluşturmaktadır. Modernite Avrupamerkezli bir tarihi sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlığın birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsurlar taşımaktadır. Küreselleşme medeniyet çatışmasını değil, yeni bir medeniyet sentezi ve açılımını gerekli kılacaktır. Tarihi birikimi böylesi bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye, tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün 27

37 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Mihver ülke olan Türkiye bunu yapabilmesi durumunda jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik bütünleşmeyi gerçekleştiren merkezi bir ülke konumu kazanacaktır. Sonuç Dünya haritasına bakıldığında en büyük kara parçasının Asya, Avrupa ve Afrika adalarının oluşturduğu Dünya Adası olduğu hemen görülecektir. Dünya Adası na odaklandığımızda ise Türkiye nin üç kıtanın merkezinde yer aldığı ve üç kıtayı birbirine bağladığı tespit edilecektir. Türkiye nin doğudan batıya uzunluğu kilometre, kuzeyden güneye genişliği 650 kilometre, yüzölçümü ise kilometrekaredir kilometrelik sahil uzunluğu ve kilometrelik kara sınırları ile Türkiye bir kıyı devleti özellikleri taşımaktadır. Boğazlar, Karadeniz ve Akdeniz i, Avrupa ve Asya yı birbirine bağlamaktadır. Karadeniz vasıtasıyla Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan a, Tuna Nehri vasıtasıyla Avrupa içlerine kadar denizden ulaşım sağlanabilmektedir. Ege Denizi ve Akdeniz vasıtasıyla Güney Avrupa ülkeleri Yunanistan, Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, İtalya, Fransa ve İspanya ya; Kuzey Afrika ülkeleri Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas a; Doğu Asya Ülkeleri Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin e doğrudan ulaşılabilmektedir. Ayrıca Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz ile Hint Okyanusu na, Cebelitarık ile Atlas Okyanusu na ve tabii ki Pasifik e denizden ulaşım yapılabilmektedir. Küreselleşen dünyada bu özellik Türkiye ye kuvvetli bir deniz gücüne sahip olmasını dikte etmektedir. Kuvvetli bir deniz gücüne sahip Türkiye, dünyanın her tarafıyla doğrudan irtibat kurabilecek ve ucuz ulaşım imkânları sunan deniz yoluyla ticaret yapabilecektir. Ayrıca otoyol ve hızlı demiryolları şebekeleriyle Avrupa, Asya ve Afrika ülkeleri arasında iyi bir kara ulaştırma imkânı sağlayan Türkiye, boru hatları vasıtasıyla Asya daki zengin enerji kaynakları ile büyük tüketicilerin yer aldığı Avrupa yı birbirine bağlamaktadır. Geçmişte bu bölgelerin zenginleşmesine önemli bir katkı sağlayan İpek Yolu nun tekrar canlandırılması ise Avrasya ül- 28

38 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar keleri arasında ekonomik, ticari, kültürel ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesine, bölgesel entegrasyon girişimlerine ve bölgesel barış ve istikrara önemli katkı sağlayabilir. Gelişen deniz gücü, kara ve deniz yolu şebekeleriyle zenginleşen ve güçlenen Türkiye, eğer GSMH sıralamasındaki yerini 18 den ilk onlara taşıyabilirse, kişi başı gelirini doların üzerine çıkarabilirse, 100 milyonun üzerine çıkacak nüfusunun eğitim seviyesini ve niteliğini yükseltebilirse cazibe merkezi haline gelir ve eksen ülke veya oyuncu ülke değerlendirmelerinden merkez ülke konumuna yükselir. Türkiye nin sosyo-kültürel özelliklerini dikkate aldığımızda Batı Medeniyeti, İslam Medeniyeti ve Orta Asya Türk Medeniyetinin bir harmonisini görürüz. Bu harmoniyi bazı jeopolitikçiler bir zafiyet olarak algılamakta ve Türkiye nin bugün yaşadığı sorunların kaynağı olarak göstermektedir. Bu görüşlerde kısmen bir gerçeklik payı vardır. Ancak doğum sancıları çeken bir canlının dar bir görüşle o anını değerlendirenler, doğumdan sonra gelişen güçlü, enerjik ve geleceğe umutla bakan bir cevherin ortaya çıkmakta olduğunu göremezler. Bu harmoniden bütün bu medeniyetlerin izlerini taşıyan yeni bir medeniyetin oluştuğunu göremezler. Bu medeniyetin Batının dinamik ve rekabetçi yapısı ile İslam Medeniyetinin insani ve sosyal değerlerini Türk devlet geleneği çerçevesinde bir araya getiren bir senfoni olduğunu anlayamazlar. Hala onlar tek bir enstrümanı işitirler bütün enstrümanlardan doğan sinerjinin ahengini algılayamazlar. Türkiye yi hem bölünmüş hem de kararsız ülke olarak gösterirler. Türkiye de ortaya çıkmakta olan yeni medeniyetin değerleri sevgisizlik, güvensizlik, adaletsizlik, eşitsizlik ve küreselleşmenin ortaya çıkardığı gelir paylaşımındaki dengesizlik hastalıklarına çare olmalıdır. Çağın hastalıklarının kaynağı olan zengin-fakir ayrımına bir çözüm alternatifi sunmalı, Tarihin Sonu tezini geçersiz kılarak daha iyi bir dünya umutlarını yeşertip geliştirmelidir. Türkiye gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler platformu olan G-20 de, fakir ve yardıma muhtaç ülkelerin sesi ve umudu olmalı, küresel ve bölgesel sorunlar için aktif olarak çözüm arayan, küresel ve bölgesel barışa katkı sağlayan bir siyaset benimsemelidir. Türkiye nin bu şekilde geliştireceği yumu- 29

39 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm şak gücü küresel yönetişim ilkeleri kapsamında Ankara ya farklı bir ayrıcalık sağlayacaktır. Türkiye AB ile müzakere sürecini kararlı ve sabırlı bir şekilde yürütmeye devam etmeli, AB üyelik hedefinden ve kazanılmış haklarından asla vazgeçmemelidir. AB nin yakın gelecekte henüz üye olmayan bütün Balkan ülkelerini de içine alarak genişleyeceği değerlendirildiğinde, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Türkiye kenar kuşak veya tampon ülke konumunu asla kabul etmemelidir. Türkiye gelecekte jeokültürel derinliğinden optimal fayda sağlamak istiyorsa bunu ancak AB içine girerek yapabilir. AB üyesi olan bir Türkiye Medeniyetler Çatışması tezinin panzehiri olur ve dünya barışına hizmet eder. AB ye bir dinamizm kazandırır ve kendi ekonomisini geliştirir. Türkiye istikrarlı bir şekilde gelişebilmek için jeoekonomik konumunu en iyi şekilde değerlendirmeli ve çok boyutlu bir ekonomik açılım yapmalıdır. Bu kapsamda öncelikle AB çerçevesinde çalışmalarını yürütürken diğer açılımlarını ihmal etmemelidir. Soğuk Savaş döneminde kenar kuşak ülkesi olmasının sınırlamalarını bir kenara bırakarak Kafkaslar a ve Orta Asya ya açılmalıdır. Ancak bu bölgelerde Moskova ya rağmen başarılı bir açılım gerçekleştirilemeyeceği dikkate alınarak Rusya ile ikili ilişkiler geliştirilmelidir. Rusya ile rakip iki ülke yerine işbirliği yapan iki ülke pozisyonunu muhafaza ederek bu bölgelere açılım sağlanmalıdır. Bu sayede gerek Rusya ile olan münasebetler, gerekse jeokültürel özellikler etkin biçimde kullanılarak Kafkaslar ve Orta Asya ile ekonomik ilişkiler daha hızlı geliştirilebilir. Türkiye nin jeoekonomik konumu Ortadoğu ve kuzey Afrika açılımını mümkün kılmaktadır. Jeokültürel özellikler bu açılımın daha hızlı gelişmesi için büyük imkân sağlarken bölgede yaşanan gerilimler ve istikrarsızlıklar bu girişimleri zorlaştırabilir. Bu nedenle, Türkiye bölgedeki sorunlara kayıtsız kalmamalı, barış ve istikrar arayışı çalışmalarına proaktif olarak katılmalı, bölge ülkelerinin güvenini kazanmalıdır. İstikrarlı ve devamlı bir ekonomik gelişmenin ancak bölgede barış ve istikrarın yerleştirilmesiyle mümkün olabileceği unutulmamalıdır. 30

40 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Küreselleşen dünyada, jeopolitik konumu Türkiye ye dünyanın farklı bölgelerine açılım imkânı sunmaktadır. Örneğin Hindistan, Çin ve Uzakdoğu açılımı ekonomik yoğunluğun doğuya kaydığı bir dönemde ayrı bir anlam taşır. Yükselen güçlerin yer aldığı Latin Amerika açılımı için de benzer şeyleri söylemek mümkündür. Sahra altı Afrika dâhil bu bölgelere yönelik arzulanan gelişmelerin sağlandığını söylemek mümkün değildir. Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için dinamik çalışmalar yapılırken, bölge dillerinin ve kültürlerinin öğrenilmesi için uygun eğitim olanakları sağlanmalı, karşılıklı öğrenci değişim programları üzerinde durulmalıdır. ABD ile ekonomik ilişkilerin bir türlü istenilen seviyelere ulaşamamasının nedenleri üzerinde durulmalı, konuyu araştırmak için ortak kurullar oluşturulmalıdır. Dünyanın en büyük tüketim ekonomisi olan ABD ye ihracatın artırılması için gerekirse özel teşvik sistemleri oluşturulmalı, bu pazardan pay almaya çalışılmalıdır. Türkiye, jeopolitik, jeokültürel ve jeoekonomik özelliklerini sinerji sağlayacak bir şekilde kullanarak, yeniden oluşturacağı medeniyet kavramları ve değerleri ile milli gücünü taçlandırabilirse, merkez ülke konumunu güçlendirir. Sinerjinin sağladığı çarpan etkisi Türkiye yi bölgesinde cazibe merkezi haline getirir, ülke içinde sorunların daha kolay bir şekilde ve daha kısa sürede çözülmesine katkı sağlar. Türkiye nin cazibe merkezi haline gelmesi Kalpgah ve Avrasyacılık kavramlarının yeniden yorumlanmasına neden olur. Türkiye çevresinde çekim alanı oluşturur ve bugün için hayal dahi edilemeyecek bir güce ulaşır. Bu öngörülerin gerçekleşebileceğinin kanıtı tarihte bu bölgede kurulan büyük devletlerdir. 31

41 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Kaynakça Brzezinski, Zbingniew. Büyük Satranç Tahtası. İstanbul: Sabah Kitapları, Celerier, Pierre. Jeopolitik ve Jeostrateji. İstanbul: Tercüme, Harp Akademileri, Cömert, Servet. Jeopolitik, Jeostrateji ve Strateji İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Cömert, Servet. Jeopolitik ve Türkiye nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik Ortam. İstanbul: Harp Akademileri Yayını, Davutoğlu, Ahmet. Stratejik Derinlik: Türkiye nin Uluslararası Konumu. İstanbul: Küre Yayınları, Dugin, Aleksandr. Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım. İstanbul: Küre Yayınları, Eliot, Thomas Stearn. Kültür Üzerine Düşünceler. Ankara: Kültür Bakanlığı, Tercüme, Fukuyama, Francis. Tarihin Sonu ve Son İnsan. İstanbul: Gün Yayınları, Huntington, Samuel P. Medeniyetler Çatışması. Ankara: Vadi Yayınları, İlhan, Suat. Jeopolitikten Taktiğe. İstanbul: Harp Akademileri Yayını, İlhan, Suat. Dünya Yeniden Kuruluyor. İstanbul: Ötüken Yayınları, Mackinder, Halford John. The Geographical Pivot of History, Democratic Ideals and Reality. Washington, DC: National Defence University Press, Mahan, Alfred Thayer. The Influence of Sea Power Upon History, Harvard University: Little, Brown and Company,

42 Jeopolitik ve Türkiye: Riskler ve Fırsatlar Spykman, Nicholas John. America s Strategy in World Politics: The United States and the Balance of Power. New York: Harcourt, Brace and Company, Spykman, Nicholas John. The Geography of The Peace. New York: Harcourt, Brace and Company, Toynbee, Arnold. Medeniyetler Yargılanıyor. İstanbul: Yeryüzü Yayınları,

43

44 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler DOĞU AKDENİZ DE ENERJİ DENKLEMİ VE OLASI YAN ETKİLER* Son dönemde keşfedilen hidrokarbon kaynakları Doğu Akdeniz i uluslararası enerji sektörü ve jeopolitiğin odak noktalarından biri haline getirmiştir. Burada yaşanmakta olan gelişmelerin Akdeniz havzasındaki enerji tablosunda olduğu gibi bölgesel dinamikleri de önemli ölçüde değiştirmesi beklenebilir. Nitekim varlığı tahmin edilen enerji kaynaklarının büyüklüğü göz önünde bulundurulduğunda Doğu Akdeniz sadece enerji transferinde önemli bir kavşak olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir enerji merkezi haline dönüşecektir. Doğu Akdeniz de keşfedilen yeni enerji kaynakları bağlamında ortaya çıkacak enerji denklemi, ekonomik dönüşüm ve olası yan etkileri dikkate alındığında birbirine zıt iki yönlü gelişme yaşanabilir. Enerji kaynaklarının paylaşılması ile ilgili anlaşmazlıklar bölge ülkeleri arasında var olan bazı sorunları daha da derinleştirebilir veya çıkarılacak enerji kaynakları taraf ülkeleri ortak projeler geliştirmeye zorlayabilir ve işbirliği süreçlerini başlatabilir. Koşullar her iki gelişmenin aynı anda yaşanmasına da neden olabilir. Bu senaryolardan hangisinin gerçekleşebileceğini değerlendirebilmek için dünyadaki enerji trendleri, AB ve Türkiye nin enerji ihtiyacı ve bağımlılığı, taraf ülkelerin ekonomik durumları, Doğu Akdeniz deki keşfedilen yeni enerji kaynaklarının önemi ve taraf ülkeler arasındaki ilişkilere etkileri incelenmelidir. Dünyada doğal gaz tüketimi her geçen gün artmaktadır. Uzak Doğu da Çin in başını çektiği ekonomik gelişmeler de doğal gaza duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Çin enerji tüketiminde ABD yi geride bırakmaktadır. Öyle ki Çin ve Hindistan ın toplam enerji ihtiyacı dünya enerji tüketiminin %10 unu geç- *Bu bölüm daha önce Eylül 2014 tarihinde düzenlenen Uluslararası Enerji ve Güvenlik Kongresi nde sunulmuş ve Kongre Bildiri kitabında yayımlanmıştır. 35

45 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm miştir ve bu ihtiyacın 2030 lu yılların ortalarına kadar yıllık ortalama %2.9 oranında artarak devam etmesi beklenmektedir. 1 Kaya gazı gibi alternatif enerji kaynaklarının devreye girmesi gaz fiyatlarını etkilese bile doğal gaza olan ihtiyacı azaltmayacaktır. Dünya genelinde doğal gaz tüketiminin yılda ortalama %1.6 artarak 2035 yılında 169 trilyon ayak küpe (yaklaşık 5 tm3) ulaşması beklenmektedir. Bu durum Doğu Akdeniz de yaşanan enerji keşiflerinin önemini bölgesel ve küresel anlamda daha fazla artırmaktadır. 2 Alternatif enerji olanaklarının piyasaya arzı ile doğal gaz fiyatlarında meydana gelecek değişiklikler Doğu Akdeniz deki potansiyel enerjinin geleceğini doğrudan etkileyecektir. Bölgede keşfedilen enerji yatakları çok derinde bulunduğundan ancak gelişmiş teknolojik imkânların kullanılmasıyla üretimleri mümkündür. Nitekim Hindistan ın önde gelen enerji şirketlerinden ONGC Videsh Ltd. %33 pay sahibi olduğu Mısır a ait NEMED sahasından ekonomik olarak uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle çekilmiştir. 3 ONGC, kaya gazının devreye girmesiyle düşen doğal gaz fiyatlarını bu kararına gerekçe olarak göstermiştir. Bu nedenle Doğu Akdeniz deki enerjinin ekonomik avantajını kullanabilmenin kilit noktası aslında rezervlerin yüzeye çıkarılması ve tüketim pazarlarına ulaştırılması için maliyetleri düşürmeye dayanmaktadır. Dünyada artan enerji ihtiyacının yanında AB nin Rusya ya olan enerji bağımlılığının da Doğu Akdeniz de keşfedilen yeni doğal gaz yataklarının önemi artırmaktadır. Ukrayna Krizi AB nin enerji güvenliği ve enerjide Rusya ya bağımlılığı nasıl azaltabileceği konusunu tekrar gündeme taşımıştır. AB Enerji Komiseri Günther Öttinger geçtiğimiz ay gerçekleştirmiş olduğu basın toplantısında, Birlik ülkelerinin ham petrolde %90, doğal gazda %66, katı ya- 1 U.S. International Energy Information Administration (EIA), (International Energy Outlook, 2013), Ayla Gürel, Fiona Mullen, Harry Tzimitras, The Cyprus Hydrocarbons Issue: Context, Positions and Future Scenarios, PCC Report 1/2013, (Oslo: Peace Research Institute, (PRIO), 2013), PRIO, The Cyprus Hydrocarbons Issue,

46 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler kıtlarda %42 ve nükleer yakıtta %40 dışa bağımlı olduğunu dile getirmiştir. Avrupa Enerji Güvenliği Stratejisi raporunda, AB ülkelerinin enerji güvenliği alanındaki en acil sorununun Rusya ya olan bağımlık olduğunu belirtmektedir. AB nin geçen yıl toplam doğal gaz ithalatının %39 unu Rusya dan gerçekleştirdiği, yani geçen yıl 400 milyar avroya yakın enerji ithalatı yapan Birliğin, bunun 130 milyar avroluk kısmını Rusya dan yaptığı vurgulanmıştır. 4 AB üyeleri arasında doğal gazda Rusya ya bağımlılık Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Finlandiya ve Bulgaristan da %100 ü ve Çek Cumhuriyeti nde %90 ı bulmaktadır. Avusturya, Macaristan, Slovenya, Yunanistan ve Polonya da %60-80 aralığında olan bağımlılık oranı, Almanya da %40-60, İtalya ve Hırvatistan da %20-40 aralığına, İngiltere, Fransa, Hollanda, Romanya ve Danimarka da %20 seviyesinin altına geriliyor. 5 Türkiye de AB ülkelerinde olduğu gibi dışa bağımlıdır. Türkiye, 2013 yılında 55,9 milyar dolar seviyesinde enerji harcaması yapmıştır. 6 Yaptığı enerji tüketimin %71,5 ni dışarıdan karşılayan Türkiye, yıllık enerji ithalatının %64 ünü Rusya, %19 unu da İran dan karşılamaktadır. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Rusya ya bağımlılık söz konusudur. Enerji ithalatı yaptığı ülkeleri çeşitlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle hem Rusya ya olan enerji bağımlığını azaltmak, hem de doğal gaz kaynaklarının ülke üzerinden AB ülkelerine taşınması açısından, Doğu Akdeniz de keşfedilen doğal gaz yatakları, Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Doğu Akdeniz deki enerji keşifleri ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, 4 AB Enerji Alternatifinde Güney Koridoru na Öncelik Verecek, Anadolu Ajansı, , Erişim Tarihi; 11 Haziran 2014, -ab-enerji-alternatifinde-guney-koridoruna-oncelik-verecek.http://www.aa.com.tr/tr/ dunya/ ab-enerji-alternatifinde-guney-koridoruna-oncelik-verecek 5 European Commission, Communucation From the Commission to the European Parliament and the Council-European Energy Security Strategy, Erişim Tarihi; 12 Haziran 2014, s , ministerial_meetings.pdf. 6 European Commission, Daralan Makas Türkiye yi Rahatlatıyor, Erişim Tarihi; 11 Haziran 2014, ministerial_meetings.pdf. 37

47 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm varlığı tahmin edilen enerji miktarı ile varlığı ispat edilen enerji oranları arasında ciddi bir fark olduğu gözlenmektedir. Örneğin İsrail in sadece Leviathan sahasında bulduğu doğal gazın yaklaşık 500 milyar metreküp olduğu söylenmektedir. Ancak İsrail Enerji Bakanlığı verilerine göre İsrail in ispatlanmış toplam doğal gaz rezervi 300 milyar metreküpü geçmemektedir. 7 Bu konuda güvenilecek en temel kaynaklardan birisi ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi nin 2010 yılında yayımladığı rapordur. Bu rapora göre; Kıbrıs Adası ile İsrail arasında kalan ve Leviathan olarak adlandırılan bölge, Mısır ile Kıbrıs Adası arasında kalan ve Nil olarak adlandırılan bölge, Girit Adası nın Güneydoğusunda kalan ve Heredot olarak adlandırılan bölge ile Kıbrıs Adası etrafındaki bölgede toplam enerji rezervi (petrol, doğal gaz ve sıvı doğal gaz) yaklaşık olarak 30 milyar varil petrole eşdeğer bir rakama ulaşmaktadır. Bu rakamın piyasa değeri yaklaşık 1,5 trilyon dolar olarak hesap edilmektedir. 8 Doğu Akdeniz de varlığı tahmin edilen enerji kaynakları miktarları ile varlığı ispatlanan miktar arasındaki önemli farklar bulunması nedeniyle, havzadaki potansiyel enerji kaynaklarının parasal değeri hakkında 1 trilyon dolardan 3 trilyon dolara kadar farklı tahminler yürütülmektedir. En iyimser tahmin tüm Doğu Akdeniz havzasında toplam değeri 3 trilyon dolar olan 60 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon rezervi bulunduğu yönündedir. Analize etki edebilecek bir diğer husus son yıllarda ABD de başlayan ekonomik krizin AB, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ekonomilerini derinden etkilemesidir. Yunanistan ekonomisindeki çöküş GKRY ekonomisindeki çöküşü tetiklemiştir. Açık bir ekonomi olmasına karşın oldukça dar bir kapsama sahip GKRY nin yıllık GSMH sı 24 milyar dolar civarındadır. Kriz sürecinde ekonominin yaklaşık %45 ini oluşturan bankacılık sektörü sermayesinin büyük bir bölümünü (%90 nını) kaybetmiştir. Temmuz 2012 de Vasiliko Elektrik Santrali ndeki patlama nedeniyle meydana gelen 7 USGS, Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Levant Basin Province, Eastern Mediterranean, (Fact Sheet ), Mart USGS, Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Nile Delta Basin Province, Eastern Mediterranean, (Fact Sheet ), Mart

48 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler hasar GKRY ekonomisindeki çöküşü hızlandırmış ve Aralık 2012 tarihinde iflasını ilan etmiştir. 9 Elektrik Santrali nde meydana gelen hasar nedeniyle KKTC den elektrik alan GKRY ekonomik krizden çıkmak için yeni keşfedilen enerji kaynakları ile ilgili projeler geliştirmeye çalışmaktadır. Bu gelişmelerin etkisiyle Annan Planına %75 hayır diyen GKRY vatandaşları arasında KKTC ile sorunların çözülmesi yönündeki eğilimleri kuvvetlendirmektedir. Ekonomik krizden etkilenen Rum Kilisesi dahi bu yöndeki girişimlere ilk defa destek vermektedir. Doğu Akdeniz de keşfedilen yeni enerji kaynakları aralarında siyasi sorunlar bulunan en az yedi farklı ülkeyi ilgilendirmektedir. Bu ülkeler arasındaki ilişkiler ve bölgesel barış ve istikrarın sürdürülebilirliği yüksek maliyet gerektiren yatırımların karlı olabilmesi için çok önemlidir. Yapılan yatırımların en az 20 yıl süreyle aktif olarak çalışmasını sağlayacak güvenli bir uluslararası ilişkiler ortamına ihtiyaç vardır. Bölge ülkeleri Doğu Akdeniz deki enerji kaynaklarının paylaşımı için iki farklı teorik yaklaşım çerçevesinde politika geliştirebilirler. Realist teori çerçevesinde olayı değerlendiren ülkeler sıfır toplamlı oyun modeli ve mutlak kazanç ilkesi doğrultusunda politika oluşturabilirler. 10 Bu durumda aktörler, enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda aktörlerden birinin elde edeceği çıkar, diğerinin kaybı olarak algılanacak, mutlak kazanç ilkesi doğrultusunda maksimum ve diğerlerinden daha fazla kazanç elde etmek için gayret sarf edecektir. Bu durum Türkiye-Yunanistan, GKRY-KKTC ve Türkiye-İsrail arasındaki mevcut sorunları daha da derinleştirebilecektir. Çatışan menfaatler ve rekabet, bölgede ihtiyaç duyulan barış ve istikrar ortamını olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bölgenin istikrarsız durumu dikkate alındığında, küresel ve bölgesel güçler arasında yaşanan potansiyel gerilimlerden en fazla terör örgütleri istifade edebilecektir. Bu senaryonun gerçekleşmesi terörün bölgede yerleşmesi gibi büyük bir tehdidi bünyesinde taşımaktadır. 9 Halil İbrahim Ülker ve Poyraz Gürson, v.d.; Doğu Akdeniz Enerji Kaynaklarının Güney Kıbrıs Rum Ekonomisine Etkileri, International Conference on Eurasian Economies, 2013, Scott Burchill ve Andrew Linklater v.d., Realizm, Uluslararası İlişkiler Teorileri içinde Jack Donnelly, (İstanbul: Küre Yayınları, 2014),

49 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm İkinci senaryo aktörlerin Liberal teorik yaklaşımlar çerçevesinde politika geliştirmesidir. Bu durumda aktörler sıfır toplamlı olmayan oyunlar modeli çerçevesi ve nispi kazanç ilkesi doğrultusunda kazan-kazan stratejisini benimseyebilirler. 11 Bu durum bölge ülkeleri arasında herkesin kazanabileceği işbirliği süreçlerini başlatabilir ve bölge ülkeleri arasında var olan birçok siyasi sorunun çözümünde olumlu katkılar yapabilir. Bölge ülkeleri arasında karşılıklı menfaate dayalı işbirliğinin artması bölgede yatırımların yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan barış ve istikrar ortamının sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Bölgedeki işbirliği çerçevesinde geliştiren ekonomik ilişkiler bölge ülkeleri arasında karşılıklı bağımlılığı artıracak ve bu durum barış ve istikrar ortamının sürdürülebilirliğini sağlayacaktır. Bu senaryonun gerçekleşmesi için bölge ile ilgilenen diğer devletlerin de benzer şekilde işbirliğine açık politikalar izlemesi gerekmektedir. Üçüncü senaryo farklı aktörlerin farklı teorik yaklaşımlara uygun politikalar geliştirmesidir. Bu durumda bazı aktörler arasında mevcut sorunlar derinleşirken bazı aktörler arasında işbirliği süreçleri gelişebilir. Ancak böyle bir durumda işbirliği süreçleri dışında kalan ülkeler işbirliğinin sağladığı menfaatlerden istifade edemediği için işbirliği süreçlerini provoke edebilirler. Bu durumdan en fazla terör örgütleri istifa edebilir. Böylesi bir karmaşık uluslararası ilişkiler ortamda gelişmelerin hangi yönde evirileceğine küresel ve bölgesel güçlerin politikaları belirleyecektir. Muhtemelen Rusya ve İran sürece olumsuz girdiler sağlarken ABD ve AB sürecin olumlu gelişmesi için elinden geleni yapacaktır. Değerlendirmeler bu büyüklükteki bir enerji kaynağının, ilgili taraflar arasında realist teorik yaklaşımı dikkate alınarak paylaşım sorunlarına yol açmamasının mümkün olmadığını göstermektedir. GKRY, 2003 yılından itibaren Doğu Akdeniz deki bazı sahildar ülkelerle, ikili anlaşmalar yapmak suretiyle, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırmasında bulunmuştur. Mısır, Lübnan ve İsrail ile yapılan bu anlaşmalarla, petrol ve doğal gaz yataklarının aranmasını ve çıkarılmasını hedefleyen girişimleri olmuştur. Mısır ile yapılan anlaşma 11 Scott Burchill ve Andrew Linklater v.d., Liberalizm, Uluslararası İlişkiler Teorileri içinde, Scott Burchill, (İstanbul: Küre Yayınları, 2014),

50 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler uyarınca sınırlandırma ortay hat ilkesine göre belirlenmiştir. 12 Lübnan ile yapılan anlaşmanın ardından ise Güney Kıbrıs, ilan ettiği MEB sınırları içinde kalan sularda 13 bölge belirlemiştir. Bu bölgelerden 1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı sahalar Türkiye nin Doğu Akdeniz deki kıta sahanlığı alanlarının km² lik kısmına tekabül etmektedir. Dolayısıyla, Türkiye nin bu alanlardaki haklarının ihlali söz konusudur. Deniz yetki alanları ile ilgili yaşanan sorunlar yarım asırdır bir türlü çözülemeyen Kıbrıs meselesini de olumsuz etkilemekte ve muhtemel bir çözümü geciktirebilecek nitelik taşımaktadır yılında yaşanan sondaj krizi bunun en açık göstergesidir. Rum Yönetimi nin Kıbrıs Adası nın güneyinde ilan ettiği 13 adet hidrokarbon arama sahasından biri olan 12. parsel üzerinde bulunan doğal gaz yatağında sondaj çalışmalarına başlayacağını duyurması üzerine yaşanan gelişmeler kısa zamanda bir krize dönüşmüştür. Buna rağmen GKRY, adanın doğusunda Lübnan kıyıları ile arada kalan 3 ve 13 numaralı parseller dışında 11 parsele de ruhsat vermek için ihale açmış ve bu çerçevede 12. Parselde Noble Energy isimli Amerikan şirketi ile anlaşmaya varmıştır yılı içerisinde ise, İtalyan ENI ve Fransız Total şirketlerinin de sondaj işlemlerine başlaması beklenmektedir. Hukuki açıdan netliğe kavuşturulmamış alanlarda benzer gelişmelerin yaşanması muhtemeldir. Daha büyük krizlerin doğmasına neden olmamak için Doğu Akdeniz deki yetki alanı sınırlandırması sorunları ile Kıbrıs Adasında devam eden siyasi sorunların birbirini olumsuz yönde etkilemesine izin verilmemelidir. Aksi takdirde her iki sorun da çözümsüzlüğe mahkûm olacak ve kaybedenler Kıbrıs Adasında yaşayan Türk ve Rum toplumları olacaktır. Ayrıca, Arap Baharı nedeniyle bölge ülkelerinin yaşadığı sorunlar ortadadır. Doğu Akdeniz deki çözüme kavuşturulmamış deniz yetki alanı paylaşımı, mevcut anlaşmazlıkları ve sorunları daha da karmaşıklaştırarak içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. 12 İsrail in GKRY ile imzaladığı sınırlandırma anlaşmasına Türkiye nin tepkisi için bakınız. Dışişleri Bakanlığı İsrail ile GKRY Arasında İmzalanan MEB Anlaşması Hk., Basın Açıklaması, No: 288, 21 Aralık 2010, Erişim Tarihi: 12 Haziran 2014, tr/no_-288_-21aralik-2010_-israil-ile-gkry-arasinda-imzalanan-meb-anlasmasi-hk_.tr.mfa 41

51 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Tarafların bölgede mevcut olduğuna inanılan enerjiden ekonomik olarak maksimum fayda sağlamaları bir araya gelip ortak projeler geliştirmeleriyle mümkündür. Şu ana kadar yapılan keşiflerde Türkiye nin potansiyel MEB alanında ciddi sayılabilecek bir enerji kaynağına rastlanmamıştır. Ancak bölgede keşfedilen enerji kaynaklarının tüketici pazarlara ulaştırılmasında tercih edilebilecek en ekonomik yol Türkiye den geçmektedir. Örneğin Kıbrıs Rum Yönetimi nin Afrodit sahasında bulduğu doğal gazı tüketici pazarlara ulaştırabilmesi üç yolla mümkündür. Birinci yol çıkarılacak gazın deniz altından döşenecek bir doğal gaz boru hattıyla önce Girit e, oradan Yunanistan a ve nihayet İtalya üzerinden Avrupa ya ulaştırılmasıdır. İkinci yol gazın Kıbrıs a taşınması ve burada inşa edilecek bir doğal gaz sıvılaştırma santralinde işlenip sıvılaştırılarak tankerler yolu ile tüketim pazarlarına taşınmasıdır. Üçüncü yol ise gazı doğrudan Türkiye ye ulaştırmak ve burada mevcut boru hatlarıyla tüketici pazarlara aktarılmasını sağlamak şeklindedir. Tercih edilebilecek ilk yol için yapılması gereken toplam yatırım yaklaşık 19.5 milyar dolar, ikinci yol için yaklaşık 12.6 milyar dolar, üçüncü yol için ise sadece 4.7 milyar dolar civarındadır. Diğer bir ifadeyle gazın Türkiye üzerinden taşınması ilk yola göre yaklaşık 15 milyar dolar, ikinci yola göre ise yaklaşık 8 milyar dolar daha hesaplıdır. Belirtilen geçerli olan bu rakamlar bile Doğu Akdeniz de tarafların neden işbirliği yapmaları gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Doğu Akdeniz deki enerjinin paylaşımı konusunun tüm tarafların haklarını teslim ederek halledilmesi aynı zamanda bölgede uzun yıllardır süre gelen siyasi sorunların çözümü adına da bir umut ışığı niteliği taşımaktadır. Sadece Kıbrıs Adası ve etrafı değil, hemen hemen tüm Doğu Akdeniz havzasında üretilecek doğal gazın tüketici pazarlara ulaştırılması için tercih edilebilecek en ucuz yol gazın önce Türkiye ye ve buradan mevcut hatlarla tüketici pazarlara gönderilmesidir. Bu durum İsrail MEB alanında çıkarılacak enerji kaynakları için de geçerlidir. Nitekim Türkiye-İsrail ilişkileri tarihinin en kötü dönemini yaşadığı bugünlerde bile İsrail, bazı Türk şirketleri aracılığıyla Doğu Akdeniz havzasında çıkaracağı enerjiyi Türkiye üzerinden Avrupa ya taşımayı planlamaktadır. Doğu Akdeniz de çıkarılacak enerjinin Türkiye üzerinden taşınması, Türkiye için de önemli bir ekonomik avantaj oluşturacaktır. 42

52 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler Ayrıca bu yol tercih edilmesinin Türkiye nin son yıllarda izlediği güvenli bir enerji merkezi olma politikasına da ciddi katkısı olacaktır. AB Rusya ya olan bağımlılığını azaltmak için Doğu Akdeniz de yeni keşfedilen enerjiyi kaynaklarını bir alternatif olarak değerlendirmektedir. ABD de bu kaynakların işletmeye bir an önce açılması ve AB pazarlarına ulaştırılmasını kendi çıkarlarına uygun görmektedir. Bu nedenle şirketleri vasıtasıyla bir yandan bölgede arama faaliyetlerine devam ederken, diğer taraftan bölgedeki ülkeler arasında işbirliği ortamı sağlayabilmek için bu ülkeler arasında var olan sorunların çözülmesi maksadıyla gayret sarf etmektedir. Bu kapsamda Türkiye-İsrail arasında Mavi Marmara olayı nedeniyle kopma noktasına gelen ilişkileri tekrar başlatmak ve geliştirmek için siyasi girişimlerini artırmıştır. Dondurulmuş bir sorun olan Kıbrıs Sorunu nun çözümü doğrultusunda GKRY-KKTC-Yunanistan-Türkiye arasında görüşmelerin tekrar başlamasını sağlamış ve görüşmelerin ilerlemesini desteklemiştir. Bu çerçevede 1962 yılında ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson un Kıbrıs ziyaretinden 52 yıl sonra ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Kıbrıs ı ziyaret etmiş ve taraflarla görüşmüştür. 13 Doğu Akdeniz in son yıllardaki en çalkantılı ülkesi Suriye de açık denizlerde enerji arama çalışmaları yapmayı planlamıştır. Bu hedef doğrultusunda Suriye, 2007 yılında ilk lisans çalışmalarına başlamıştır. Ancak 2007 yılındaki ilk tur lisanslandırma girişimine İngiliz Dove Enerji şirketi dışında teklif veren firma olmayınca Şam yönetimi lisans anlaşması yapmaktan vazgeçmiştir döneminde kıyılarındaki dört temel blokta hidrokarbon yatakları arama faaliyetlerinde bulunmak üzere yeni bir girişim başlatan Suriye ülkede patlak veren kriz nedeniyle bugüne dek herhangi bir sonuca ulaşamamıştır. Suriye Krizinden de rahatlıkla anlaşılacağı gibi bölgede var olan siyasi bir sorun ekonomik paylaşımı da olumsuz yönde etkilemektedir. Aynı zamanda birçok siyasi-ekonomik sorunları bünyesinde barındıran Doğu Akdeniz böl- 13 İlhan Tanır, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Çarşamba Akşamı Beklenen Kıbrıs Ziyaretine Başladı, BBC, Erişim Tarihi; 12 Haziran 2014, haberler/2014/05/140521_biden_kibris.shtml 14 PRIO, The Cyprus Hydrocarbons Issue, 6. 43

53 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm gesi, doğal kaynakların paylaşımında hassas davranılmaması halinde var olan sorunlara yeni bir sorun eklemekle kalmayacak, derin bir siyasi çözümsüzlüğü ve çatışmayı da beraberinde getirecektir. Sonuç olarak; bölgede devam eden bu kısır döngüye, Doğu Akdeniz deki hidrokarbon kaynaklarının çıkarılması ve paylaşımı sorunu da eklenmiştir. Bahse konu olan sorunun bir birine zıt iki yönde gelişmesi mümkündür. İlk olarak, buradaki enerji kaynakları ekonomik bir değer olarak kabul edilir ve ilgili devletlerarasında işbirlikleri geliştirilebilir. Enerjinin çıkarılması, işlenmesi ve son tüketici pazarlara ulaştırılmasını bir bütün olarak ele alan entegre projelerle sorun, bölgenin huzur ve refahına katkıda bulunacak şekilde çözülebilir. İkinci durumda ise deniz yetki alanı paylaşımı ile ilgili anlaşmazlıklar bölge ülkeleri arasındaki sorunları daha da derinleştirip iyice içinden çıkılmaz hale getirir ve böylece mevcut enerjinin sunduğu potansiyel ekonomik katma değer de heba edilmiş olur. Kuşkusuz ilgili hiçbir taraf paylaşım sorununun bu şekilde sonuçlanmasını arzu etmemektedir. Ancak keşiflerin yoğunlaştığı 2010 yılından bu yana takınılan siyasi tutumlar göz önünde bulundurulursa neticenin maalesef arzu edilmeyecek bir yönde de gelişebileceği dikkate alınmalıdır. Doğu Akdeniz deki paylaşım sorunu sadece hukuki bir mesele değildir. Konunun siyasi, ekonomik ve güvenlik boyutları vardır. Siyasi alandaki en büyük sorun Kıbrıs meselesidir AB ilerleme raporunda ifade edildiği gibi Türkiye nin Kıbrıs meselesindeki yapıcı rolü uluslararası toplumca da takdir edilmektedir. Türkiye Kıbrıs meselesindeki yapıcı tutumunu kararlılıkla sürdürmeli ve Doğu Akdeniz de ortaya çıkan yeni sorunları Orta Doğu, Kuzey Afrika ve GKRY üzerinden AB ni de kapsayacak bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirerek politika üretmelidir. Ekonomik açıdan bakıldığında Türkiye ancak bu şekilde geliştireceği yapıcı ve bütüncül politikalarla etkili olabilecektir. Zira Doğu Akdeniz den çıkarılacak enerjinin tüketim pazarlarına taşınmasında en ekonomik ve karlı yolun, enerji kaynağının Türkiye üzerinden aktarılmasıyla mümkün olduğu ilgili tüm taraflarca bilinmektedir. Bu avantaj; doğal gazda hızla artan iç tüketim, Rusya 44

54 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler ve İran a olan bağımlılık ve bir süredir uygulanmaya çalışılan enerji üretim merkezleri ile tüketim pazarları arasında güvenli bir nakil odağı olma politikası çerçevesinde üretilecek akılcı yaklaşımlarla dikkatle değerlendirilmelidir. Mevcut şartlar dâhilinde Doğu Akdeniz de keşfedilen enerji kaynakları, hem bölgesel işbirliğine gidilmesi hem de enerji güvenliğinin sağlanması açısından, önümüzdeki dönemin kritik konuları arasında yer alacaktır. Tüm veriler ışığında bir değerlendirilme yapıldığında, özellikle Türkiye-İsrail-Kıbrıs arasında enerji konusunda oluşturulacak bir birliktelik bölgedeki barış ve istikrara önemli katkılar sağlayabilir. 45

55 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Kaynakça AB Enerji Alternatifinde Güney Koridoru na Öncelik Verecek. Anadolu Ajansı, , Erişim Tarihi: 11 Haziran 2014, dunya/ ab-enerji-alternatifinde-guney-koridoruna-oncelik-verecek. Burchill, Scott. Liberalizm. Uluslararası İlişkiler Teorileri içinde, Scott Burchill ve diğerleri., İstanbul: Küre Yayınları, Donnelly, Jack. Realizm. Uluslararası İlişkiler Teorileri içinde, Scott Burchill ve diğerleri., İstanbul: Küre Yayınları, European Commission. Communucation From the Commission to the European Parliament and the Council-European Energy Security Strategy. Erişim Tarihi; 12 Haziran 2014, s , organisations/doc/opec/2014_opec_ministerial_meetings.pdf. European Commission. Daralan Makas Türkiye yi Rahatlatıyor. Erişim Tarihi; 11 Haziran 2014, doc/opec/2014_opec_ministerial_meetings.pdf. Gürel, Ayla. Fiona Mullen, Harry Tzimitras. The Cyprus Hydrocarbons Issue: Context, Positions and Future Scenarios. PCC Report 1/2013, Oslo: Peace Research Institute, (PRIO), Tanır, İlhan. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Çarşamba Akşamı Beklenen Kıbrıs Ziyaretine Başladı. BBC, Erişim Tarihi; 12 Haziran 2014, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, İsrail ile GKRY Arasında İmzalanan MEB Anlaşması Hk., (Basın Açıklaması), No: 288, 21 Aralık 2010, Erişim Tarihi: , U.S. International Energy Information Administration (EIA), International Energy Outlook,

56 Doğu Akdeniz de Enerji Denklemi ve Olası Yan Etkiler USGS. Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Levant Basin Province, Eastern Mediterranean. Fact Sheet , USGS. Assessment of Undiscovered Oil and Gas Resources of the Nile Delta Basin Province, Eastern Mediterranean. Fact Sheet , Ülker, Halil İbrahim ve diğerleri. Doğu Akdeniz Enerji Kaynaklarının Güney Kıbrıs Rum Ekonomisine Etkileri. International Conference on Eurasian Economies,

57

58 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma KIBRIS STRATEJİSİ: TANINMA * Türkiye nin hızla gelişmesini sınırlayan en önemli sorunlardan birisi de hiç şüphesiz Kıbrıs Sorunu dur. Türkiye ve KKTC nin adada kalıcı ve adil bir barış antlaşması imzalanması için uyguladığı strateji ve yaptığı girişimler Güney Kıbrıs Rum Yönetimi nin uzlaşmaz tutumu nedeniyle hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Özellikle GKRY nin Avrupa Birliği ne girişinden sonra elde ettiği durum üstünlüğünü Türkiye ve KKTC üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanabilme avantajı Annan Planı gibi kapsamlı bir plana dahi hayır denmesine neden olmuştur. Kıbrıs Sorunu nun çözümü için uygulanmakta olan mevcut strateji Rumları anlaşmaya yönlendirebilir mi? Sorunun ortaya çıkışından bugüne kadarki süre içinde, koşullarda ve dış politika ortamında meydana gelen gelişmeler yeni bir Kıbrıs stratejisinin belenmesini gerektirmekte midir? Yeni stratejinin hedefi ne olmalıdır? Ortaya konan problematiklere cevaplar bulabilmek için Kıbrıs adasının jeopolitiğini, Sorunu nun ortaya çıkışını ve geçirdiği aşamaları incelemekte yarar vardır. 1. Kıbrıs ın Stratejik Konumu Yüzölçümü 9251 km2 olan Kıbrıs adası, Türkiye ye 71 km, Girit adasına 550km, Kıta Yunanistan ına 900 km., Suriye ye 98 km, Mısır a 316 km. uzaklıktadır. 1 Kıbrıs adası, bu özellikleri ile; bölgede, deniz ve hava yolları üzerinde, batmayan dev bir uçak gemisi ve füzeler için rampa; Anadolu nun güneyden işgali için adeta bir atlama taşı gibidir. Mersin ve İskenderun limanlarına giriş ve çıkışları etkili bir şekilde kontrol edecek konumdadır. Aynı şekilde Suriye ve İsrail liman ve sahillerinin güvenliği için de büyük değer taşır. Akdeniz in doğusundaki deniz nakliyatının kontrolü açısından *Bu bölüm daha önce Bilge Strateji dergisinin Bahar 2010 sayısında yayımlanmıştır. 1 Kıbrıs ın Dünü-Bugünü-Yarını (İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, 1995), 1. 49

59 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm fevkalade önemlidir. Türk boğazları ile Süveyş Kanalı nın Doğu Akdeniz e açılması Kıbrıs adasının önemini daha da artırmaktadır. Ayrıca Kıbrıs, Ortadoğu petrolleri ile petrol nakliyatının kontrolü bakımından da çok önemli bir konumdadır. Ege Denizinde Yunan adaları ile kuşatılmış Anadolu nun, güneyden de kuşatılmasını tamamlayan önemli bir adadır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nin Kurulması 307 yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Kıbrıs ın yönetimi 1878 yılında, hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğu nda kalmak kaydıyla, İngiltere ye devredildi. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini Lozan Antlaşmasıyla 1923 yılında tanıdı den itibaren Kıbrıslı Rumlar Yunanistan ile birleşme taleplerini dile getirmeye başladılar ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında da Kıbrıs ın Yunanistan ile birleştirilerek, tamamen bir Elen adası haline getirilmesi şeklinde özetlenebilecek olan ENOSİS kampanyasına hız verdiler. 4 BM den tek taraflı self-determinasyon (kendi kaderini tayin etme), Enosis lehinde bir karar elde edilememesi, Kıbrıslı Türklerin Enosis e karşı direnişleri ve Türkiye nin kendilerini desteklemekteki kararlılığı, Türkiye ile Yunanistan arasında müzakerelerin başlatılmasına imkan sağladı. Türkiye ile Yunanistan 11 Şubat 1959 tarihinde Zürih te anlaşmaya vardı. Londra da İngiltere nin ve Kıbrıs taki iki toplumun liderlerinin onayı alındı. Bu şekilde ortaya çıkan Zürih ve Londra Anlaşmaları bağımsızlık, iki toplumun ortaklığı, toplumsal alanda otonomi, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere nin garantisi ilkelerine dayandırıldı. 5 Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti nin kurulduğu şekilde yaşamasına şans vermedi. Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından dışlamaya, izole etmeye, Ada daki varlıklarını sona erdirmeye ve niha- 2 Cumhur Evcil, Yavru Vatan Kıbrıs ta Zaferin Hikayesi (Ankara: Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, 1999), 1. Daha Geniş Bilgi İçin Bakınız. Necip Torumtay, Kıbrıs Sempozyumu Açış Konuşması, içinde Kıbrıs Sempozyumu Kitabı (İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, 1998), Rıfat Uçaral, Siyasi Tarih (İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, 1987), Ahmet C. Gazioğlu, Kıbrıs Tarihi İngiliz Dönemi (Lefkoşa: Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi Yayını, 1997), Sabahattin İsmail, 150 Soruda Kıbrıs Sorunu (İstanbul: Kastaş Yayınevi, 1998),

60 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma yet Yunanistan ile birleşme yolunu açmaya yönelik olarak girişimlere ağırlık verdi. Kıbrıs Türk tarihine Kanlı Noel adıyla geçen bu kampanya önceden hazırlanmış olan Akritas Planı na 6 dayandırıldı. 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunan Cuntası nın desteğiyle EOKA lideri Nikos Sampson adayı Yunanistan a bağlamak amacıyla Makarios a karşı bir darbe gerçekleştirerek iktidarı kısa süreyle ele geçirdi. Kıbrıs ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne kasteden bu hareket karşısında Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması çerçevesinde, önce İngiltere ye ortak müdahale teklifinde bulundu. Türkiye, İngiltere nin olumsuz cevap vermesi üzerine, Ada daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974 günü Barış Harekatı nı başlattı. 7 Böylece Kıbrıs ın Yunanistan a ilhakı önlenmiş ve Kıbrıs Türk halkının varlığı güvence altına alınmış oldu. BM gözetiminde kalıcı bir barış antlaşması imzalanması için taraflar arasında çok uzun süren görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler süresinde zaman zaman önemli tıkanıklar ve sorunlar yaşandı. Sorunların aşılması ve GKRY yi barışa teşvik etmek için Kıbrıs Türk Halkı, ileride kurulacak muhtemel bir federasyonun Kıbrıs Türk kanadını oluşturmak üzere, 13 Şubat 1975 de Kıbrıs Türk Federe Devletini (KTFD) kurdu. 8 Zaman içinde Kıbrıs Türk halkı barış antlaşması için yaptığı girişim GKRY tarafından samimi bir karşılık bulmadı. GKRY yi barışa zorlamak maksadıyla, self-determinasyon hakkına dayanarak ve siyasi eşitliği vurgulayarak 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nin (KKTC) kurulduğunu ilan etti maddelik Bağımsızlık Deklarasyonu nu 10 KKTC nin bağımsız bir devlet olduğunu belirtiyordu. Bu yola gidilirken federasyon tezi muhafaza edildi ve Rum tarafına barış ve çözüm çağrısında bulunuldu. Bu nedenle tanıtım için kararlı ve yeterli girişimler yapılmadı. 6 Orbay Deliceırmak, Yerinde Yeller Esen Anayasa (Ankara: 1997), Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (İstanbul: Alkım Yayınevi, 11. Baskı), Ali Fikret Atun, İkinci Kıbrıs Seferi (İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, 1999), Faruk Sönmezoğlu, Türk Dış Politikası (İstanbul: Der Yayınları, 2006), Bağımsızlık Deklarasyonu nun metni: The Declaration and Resolituon adopted by the Turkish Cypriot Parliament on 15 November 1983-For the Liberty, equality, Dignity, and Security of Our People, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yayını. 51

61 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm 3. Müzakere Süreci 3.1. Müzakere Sürecinin Başlangıcı KKTC Türkiye dışında diğer ülkeler tarafından tanınmadı ancak BM Genel Sekreteri ni harekete geçirdi ve iyiniyet görevi çerçevesinde 1984 Ağustos ayında yeni bir girişim başlatmasını sağladı. Bu çerçevede Kıbrıslı Türk ve Rum yetkilileri ayrı ayrı görüşmek üzere Viyana ya davet etmiştir. Genel Sekreter, taraflara Viyana Çalışma Noktaları diye bilinen belgeyi sunmuştur. Bu tarihten sonra, Kıbrıs sorununun çeşitli veçheleri tek tek değil, ayrılmaz bir bütün halinde ele alınmaya başlandı yılında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarında yapılan seçimleri müteakip, BM Genel Sekreteri taraflarla istişarelerde bulunduktan sonra 29 Mart 1986 da Taslak Çerçeve Antlaşması nı sunmuştur. 11 Söz konusu Çerçeve Antlaşması, Kıbrıs ta iki uluslu bir federal devlet kurulmasını, Rum Cumhurbaşkanı ve Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısının veto yetkilerinin olmasını ve Türk tarafının toprağının yüzde 29 un üzerinde bir oran olarak belirlenmesini öngörmüştür. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş 21 Nisan 1986 da, Türk tarafı için önem arz eden temel hususları dile getiren ve paketi bir bütün halinde kabul ettiğini bildiren bir mektubu Genel Sekreter e göndermiştir. Denktaş 27 Nisan 1986 tarihli ikinci mektupla da antlaşmayı imzaya hazır olduğunu bildirmiştir. Rum Lider Kipriyanu ise önerilere yanıt vermeyerek uluslararası bir konferans çağrısında bulunmuştur Fikirler Dizisi ve Müzakere Süreci Kıbrıs sorununa çözüm arama çabaları 1990 yılının ilk aylarından itibaren tekrar hareketlilik kazanmış ve giderek yoğunlaşmıştır. Bu çabaların sonucunda Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının da aktif katkılarıyla BM Genel Sekreteri Butros Ghali, Fikirler Dizisi adını taşıyan ve gayrı resmi nitelikte olan bir anlaşma çerçevesi taslağı oluşturmuş ve bunu taraflara iletmiştir yılının Haziran ve Kasım ayları arasında New York ta yapılan müzakereler, kapsamlı çözüme ilişkin özlü konular etrafında odaklaşmış, Kıbrıs ta kurulacak yeni 11Armaoğlu, 20. Yüzyıl,

62 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma ortaklığın siyasal veçhesini içeren konular Fikirler Dizisi 12 çerçevesinde ele alınmıştır. Fikirler Dizisi nde iki federe devletten oluşan bir federal yapı çözüme esas alınmış; 1960 düzeninde de öngörüldüğü üzere, 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları muhafaza edilmiş; ayrıca Federal Kıbrıs ın Türkiye ve Yunanistan a her konuda most favoured nation statüsü tanıyacağı belirtilmiştir. Çerçeve Anlaşmasının, iki tarafın mutabakatını takiben yapılacak Dörtlü Konferans ta nihai hale getirilmesi ve 30 gün içerisinde de iki toplumda referanduma sunulması öngörülmüştür. Kıbrıs Türk tarafı 100 paragraflık Fikirler Dizisi nin 91 ini kabul etmiş, diğer 9 paragrafı müzakereye hazır olduğunu açıklamıştır. Rum tarafı ise, Kıbrıs Türklerinin, federe bir birim olarak da olsa, ayrı bir yapıya sahip olmalarını ve Garanti Antlaşması nın devamını kabul etmemiştir. Rum tarafında yapılan Şubat 1993 Başkanlık seçimlerini Fikirler Dizisi ne karşı çıkarak kazanan Klerides, iş başına gelir gelmez Fikirler Dizisi ni müzakere etmeyeceğini, esas tercihlerinin AB üyeliği yönündeki çabalarını yoğunlaştırmak olduğunu açıklamıştır. Nitekim bundan sonra, Rumlar AB üyeliği yönündeki gayretlerini, Yunanistan ın da yardımıyla geliştirmeye başlamışlardır. GKRY, Mart 1995 te AB nin adaylık statüsü vermesiyle tamamen AB üyeliğine odaklanmış ve tek yanlı bir kararla Kıbrıs Türk tarafı ile diyalogu kesmiştir. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi aracılığıyla Mart 1997 de başlatılan dolaylı görüşmeleri takiben, BM Genel Sekreteri nin yüz yüze görüşmeler için yaptığı çağrı üzerine 1997 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında yaklaşık birer hafta süreyle Denktaş ve Klerides, Troutbeck (ABD) ve Glion da (İsviçre) bir araya gelmişlerdir. Troutbeck görüşmeleri sırasında AB Komisyonu nun genişleme konusundaki Gündem 2000 raporu ve GKRY ile 1998 başında tam üyelik görüşmeleri başlatılmasına ilişkin 13 tavsiye kararı basına sızdırılmıştır. Türkiye ve KKTC tarafından AB nin bu tutumuna karşı 12 Melek Fırat, Yunanistan la İlişkiler, Türk Dış Politikası Cilt II içinde, ed. Baskın Oran (İstanbul: İletişim Yayınları, 2002), Atilla Sandıklı, Atatürk ün Dış Politika Stratejisi ve Avrupa Birliği (İstanbul: Beta Yayınları, 2008), 298; İsmail, 150 Soruda,

63 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm tepki gösterilmiş, bu bağlamda, 20 Ocak 1997 tarihli Türkiye-KKTC Ortak Deklarasyonu nda öngörülen çerçevede, GKRY nin AB üyeliği yönünde atacağı adımların KKTC nin Türkiye ile bütünleşme sürecini hızlandıracağı 20 Temmuz 1997 tarihli Ortak Açıklamada kaydedilmiştir. Bu doğrultuda, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından 31 Ağustos 1998 tarihinde, soruna kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla Ada daki iki devlet arasında bir Konfederasyon tesis edilmesi önerilmiştir. 14 Öneri, Kıbrıs taki iki devletin aralarındaki temel meseleleri çözmelerini müteakip ortak bir yapılanma gerçekleştirmeleri temeline dayandırılmıştır. 3.3 Müzakere Sürecinin Kesilmesi ve Yeniden Canlandırılması Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden canlandırılması girişimleri 1999 yılının ikinci yarısında hızlanmıştır. 3 Aralık Kasım 2000 tarihleri arasında Cenevre ve New York ta 5 tur aracılı görüşme yapılmıştır. Beşinci turda, görüşmeler sürerken Cenevre ye gelen BM Genel Sekreteri Annan 8 Kasım günü taraflara Sözlü İfadeler adı altında bir kağıt sunmuştur. 15 Kağıtta yer alan ifadelerin, sürecin içeriğiyle uyuşmadığı görülmüştür. Denktaş, Kıbrıs ta iki ayrı egemen devlet, iki halk ve iki demokrasi bulunduğunu, aracılı görüşmelerin amacının kapsamlı görüşmelere geçilebilmesi için zemin hazırlanması olduğunu, ancak beş turda bunun yapılamadığını, görüşmelerin almış olduğu seyir nedeniyle ve Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu makul ve gerçekçi parametreler kabul edilmedikçe aracılı görüşmelere devam edilmesinde yarar görmediğini açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Denktaş 8 Kasım 2001 tarihinde, Kıbrıs sorununa bir çıkış yolu bulunması amacıyla GKRY lideri Klerides e mektup göndererek Ada da yüz yüze görüşme önerisinde bulunmuştur. Bu çerçevede Denktaş, Klerides ile 4 Aralık 2001 de Ada da ara bölgede bir araya gelmiştir. Görüşmenin sonunda BM Genel Sekreteri temsilcisi De Soto tarafından yapılan açıklamada, iki liderin 2002 Ocak ayı ortalarında Ada da doğrudan görüşmeyi kabul ettik- 14 Rauf Denktaş, Hatıralar, Toplayış (İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2000), Atilla Sandıklı, Tarihsel Bir Perspektif İçinde Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Birliği, Harp Akademileri Bülteni Sayı 200 (İstanbul: Harp Akademileri Basımevi):

64 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma leri kaydedilmiştir. İki taraf arasında 6 tur olarak yapılan görüşmelerde, ağırlıklı olarak egemenlik, eşitlik, merkezi otorite ile kurucu devletlerin yetkileri hususları ele alınmıştır. BM Genel Sekreteri Annan, Cumhurbaşkanı Denktaş ve GKRY Lideri Klerides le 3-4 Ekim 2002 tarihlerinde New York ta bir araya geldi. Görüşmelerden sonra Genel Sekreter in yaptığı açıklamada Kıbrıs sorununun basit bir çözümü bulunmadığı ve kapsamlı çözüme ulaşmak için taraflar arasında iki taraflı ad hoc nitelikteki teknik komitelerin kurulmasına karar verildiği ifade edilmiştir Müzakere Süreci ve Annan Planı Annan, 11 Kasım 2002 tarihinde taraflara, Annan Planı olarak da anılan Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli başlıklı belgeyi sunmuştur. 16 Gerek Denktaş ın sağlık sorunları, gerekse Ankara da yeni hükümetin kurulma çalışmaları nedeniyle Türk tarafının plana resmi bir yanıt vermesi gecikmiştir. Bu kritik şartlarda ortaya konan plan Türk kamuoyunda şiddetli tepki görmüştür. Planı müzakere zemini olarak kabul eden Rum tarafı ise, mevcut şekliyle kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. BM, Kopenhag Zirvesi nden iki gün önce, 10 Aralık ta gözden geçirilmiş, üzerinde ufak-tefek değişiklikler yapılan planı taraflara iletmiştir. Cumhurbaşkanı Denktaş, planının pek fazla değişiklik içermediğini, eski plan olduğunu açıklamıştır. Son dakikaya kadar çözüm çabalarının sürdüğü Kopenhag da hem Rum hem de Türk tarafı plana imza atmayı reddetmiştir. BM Genel Sekreteri Annan, 26 Şubat 2003 tarihinde gittiği Ada da Annan Planı nın üçüncü versiyonunu taraflara sunmuştur. Genel Sekreter söz konusu planı ve planda öngörülen süreci kabul edip etmediklerini bildirmek üzere iki tarafı 10 Mart 2003 tarihinde Lahey e davet etmiştir. Davet üzerine iki lider 10 Mart tarihinde Lahey de bir araya gelmişlerdir. Anılan toplantıya Garantör ülkeler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de katılmıştır. Görüşmeler öncesinde Papadopulos ve Denktaş, Annan planında yapılmasını istedikleri değişiklikleri BM yetkililerine iletmiştir. BM Genel Sekreteri, taraflara tadil edilmiş plan üzerinden 28 Mart tarihine kadar müzakereleri sürdürmelerini ve 16 Sönmezoğlu, Türk Dış,

65 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm planın 6 Nisan tarihinde referanduma sunulmasını önermiştir. Görüşmelerde Denktaş, planla ilgili olarak Türk tarafının kaygı ve beklentilerini gündeme getirmiş, iki tarafın mutabık kalmasından sonra planın referanduma sunulabileceğini kaydetmiştir. Bu çerçevede, Denktaş, 28 Mart tarihine kadar görüşmelere devam etmeyi kabul etmiştir. Papadopulos da plandaki mevcut boşlukların doldurulması gerektiğini ifadeyle, görüşmelere devam etmeyi kabul etmiş, ancak Rum kamuoyunun aydınlatılması bakımından referandum için iki aylık bir kampanyaya ihtiyaç duyduğunu ileri sürmüştür. Yunanistan tarafından da desteklenen bu taleple, Rum tarafının referandumu Güney Kıbrıs ın 16 Nisan tarihinde AB ye Katılım Antlaşması nı imzalamasından sonraya bırakmak istediği görülmüştür. Ancak Genel Sekreter, 11 Mart sabahı konunun çıkmaza girdiği sonucuna vararak görüşmelere son vermeyi tercih etmiştir. BM Genel Sekreteri Annan 1 Nisan 2003 tarihli raporunda doğrudan görüşmelerin sonuçsuz kalmasından Kıbrıs Türk tarafını sorumlu tutmuştur. 16 Nisan tarihinde, Atina daki AB Zirvesi nde diğer 9 aday ülkeyle birlikte GKRY de AB ile Katılım Antlaşması nı imzalamıştır. Böylece, Türk tarafının uyarılarına rağmen, GKRY i çözüme teşvik edebilecek önemli bir unsur yitirilmiştir. BM Güvenlik Konseyi nin 14 Nisan 2003 tarihli toplantısında BM Genel Sekreteri nin 1 Nisan tarihli raporuna istinaden Kıbrıs konusunda bir karar kabul edilmiştir sayılı bu kararın işlem paragraflarında taraflardan BM Genel Sekreteri nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Annan Planı ndan yararlanarak kapsamlı bir çözüme ulaşılması maksadıyla müzakerelere devam etmeleri istenmiş ve Genel Sekretere iyi niyet misyonunu sürdürmesi yönünde destek verilmiştir Şubat 2004 tarihleri arasında New York ta yapılan görüşmeler, Türk tarafının olumlu ve yapıcı tutumu sayesinde başarılı geçmiş ve Ada da müzakerelerin tekrar başlaması yolunu açmıştır. New York ta varılan mutabakat, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının belli bir tarihe kadar Annan Planı nı müzakere etmelerini, üzerinde anlaşmaya varılamayan noktalarda müzakerelere anavatan Türkiye ve Yunanistan ın katılımıyla devam edilmesini ve nihayet anlaşılamamış nokta kaldıysa bu alanlarda BM Genel Sekreteri nin 56

66 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma yetkisini kullanarak formüller üretmesi ve ortaya çıkacak nihai belgenin her iki tarafta ayrı ayrı, ancak eş-zamanlı olarak düzenlenecek referandumlarla Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının onayına sunulmasını içermiştir. Böylece, 1 Mayıs 2004 tarihinden önce çözüme ulaşılması ve AB ne birleşmiş bir Kıbrıs ın katılımı hedeflenmiştir. Müzakereler neticesinde nihai hale getirilen çözüm planı 24 Nisan 2004 tarihinde GKRY ve KKTC de referandumlarla Kıbrıs taki iki halkın onayına sunulmuştur. Rum halkının %75.83 ü Planı reddederken, 17 Kıbrıs Türk tarafı kendileri için getireceği pek çok zorluğa rağmen %64.91 çoğunlukla Plan a evet demiştir. 18 Rum tarafının Plan ı büyük bir çoğunlukla reddetmesinde GKRY lideri Papadopulos un 7 Nisan 2004 tarihindeki halka seslenişinde Rum halkını güçlü bir hayır demeye çağırması ve Rum liderliğinin devlet eliyle sürdürdüğü hayır kampanyası da önemli bir etki yapmıştır. Sonuçta, Rum toplumunun reddi karşısında, BM ve AB dahil tüm uluslararası camianın desteklediği bu kapsamlı çözüm planı geçersiz hale gelmiştir Müzakere Süreci ve GKRY nin AB Üyeliği GKRY 1 Mayıs 2004 tarihinde, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB ne tam üye olmuştur. Türkiye tarafında aynı gün yapılan açıklamada, AB ye katılacak olan Rumların, Kıbrıs Türklerini veya Kıbrıs ın tamamını temsil etmeye yetkili olmadıkları, eşit statüye sahip Kıbrıs Türkleri veya Kıbrıs Adası nın tamamı üzerinde yetki veya egemenliklerinin bulunmadığı, Kıbrıs Cumhuriyeti nin Kıbrıs Türklerine zorla empoze edilemeyeceği, kendi anayasal düzenleri altında ve kendi sınırları içerisinde örgütlenmiş bulunan Rumların, Kıbrıs Türklerini veya Kıbrıs ın tamamını temsil eden yasal hükümet olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Açıklamada ayrıca, Kıbrıs Türklerinin kendi ülke sınırları ve anayasal düzenleri içerisinde örgütlenmiş bir halk olarak, hükümet etme yetkisini ve egemenliklerini kullanmakta oldukları, bu çerçevede 17 Hem hayır dediler hem korkuyorlar, Milliyet, 18 Yes be annem!, Milliyet, haberdetayarsiv/ /33332/default.htm?ver=12 57

67 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Türkiye nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ni tanımaya devam edeceği ve Güney Kıbrıs ın AB ye girişinin Türkiye nin 1960 Antlaşmalarına dayanan Kıbrıs üzerindeki hak ve yükümlülüklerine hiçbir şekilde haleldar edemeyeceği ifade edilmiştir. BM Genel Sekreteri, 28 Mayıs 2004 tarihli iyi niyet misyonu raporunda, referandumlar sonrasında Kıbrıs Türklerinin durumunun uluslararası camia tarafından ele alınması gereğine işaret etmekte ve Kıbrıs Türklerine baskı uygulamak veya onları dünyadan tecrit etmek için hiçbir gerekçe kalmadığını kayda geçirmektedir. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerine yönelik ambargo ve kısıtlamaların kaldırılması için uluslararası camiaya ve Güvenlik Konseyi ne kuvvetli bir çağrıda bulunmuş, Kıbrıs Türk tarafının kalkınmasını engelleyen ve onları dünyadan tecrit eden uygulamalara son verilmesini istemiş, 541 ve 550 sayılı Güvenlik Konseyi kararlarının buna engel teşkil etmediğini vurgulamıştır. Genel Sekreter raporunda ayrıca, Kıbrıs ta kalıcı bir çözümün siyasi eşitlik ve ortaklık temeline dayalı olması gerektiğini vurgulamış, Çözüm Planı nın başarısızlığa uğramasının sorumluluğunu Kıbrıs Rum tarafına yüklemiş, Rum tarafının tutumunu sorgulamış ve gerçekten siyasi eşitliğe ve ortaklığa dayalı çözümü istemeleri halinde Rumların bunu dile getirmelerinin yeterli olmayacağını, aynı zamanda eylemleriyle de göstermeleri gerektiğini belirtmiştir. Rumların böylece Annan Planı nı değil, esasen çözümü reddettiklerini de kayda geçiren Genel Sekreter, durumun kapsamlı bir değerlendirmeyi gerektirdiğini vurgulamış, Türkiye nin ve Kıbrıs Türk tarafının müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki olumlu tutumunu takdirle karşıladığını beyan etmiştir. 4. Müzakereye Tarafların Bakışı ve Getirdikleri Öneriler GKRY Radyo Televizyon Kurumu tarafından Mart 2006 tarihlerinde seçmen niteliği taşıyan 1200 kişinin katıldığı bir anket gerçekleştirilmiştir. Söz konusu anket, Kıbrıs Rum Halkının genel olarak Kıbrıs sorununa, Kıbrıslı Türklere, ülkemizin AB üyeliğine ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimine bakışına dair dikkat çekici ipuçları içermektedir. Anket sonuçlarından, başta gençler olmak üzere Kıbrıs Rum halkının önemli bir bölümünün Kıbrıslı Türklere 58

68 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma sempati duymadığı ve onlarla tek bir çatı altında yaşamak istemediği ortaya çıkmıştır. Başta ABD, AB ülkeleri ve diğer ilgili taraflarca bile uzlaşmaz tutumuyla çözüme engel olduğu dile getirilen GKRY lideri Papadopoulos a ve izlediği Kıbrıs politikasına destek verdikleri görülmüştür. GKRY de yapılan anketlerde yaş arasındaki Rum gençlerin %61 inin Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini beyan ettikleri göz önünde bulundurulduğunda, Kıbrıs sorununa BM çerçevesinde kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki çabalar açısından GKRY de yerleşen retçi zihniyeti açıkça sergilemektedir. GKRY de 21 Mayıs 2006 tarihinde milletvekilliği genel seçimleri gerçekleştirilmiştir. Seçimler hem Annan Planı üzerinde 24 Nisan 2004 tarihinde düzenlenen referandumlardan sonra yapılan ilk genel seçimin galibi Kıbrıs sorununun çözümünü reddedenler olmuştur yılındaki referandumlarda Annan Planı nı savunan ana muhalefet partisi konumundaki DİSİ nin oylarında 2001 yılına oranla %3.67 civarında kayıp olması dikkat çekicidir. Seçim sonuçlarının dikkat çeken bir diğer yönü, Rum lider Papadopulos un başında bulunduğu DİKO partisinin oylarını % 3.07 oranında artırmış olmasıdır. Bu partinin seçimlerde oylarını artırması, anılan retçi zihniyetin az da olsa GKRY de tabanını genişlettiğine işaret etmektedir. Referandumlar sonrasında KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile GKRY lideri Papadopulos, 5 Eylül 2007 tarihinde BM Genel Sekreteri nin Özel Temsilcisi Möller in de hazır bulunduğu bir toplantıda bir araya gelmişlerdir. Cumhurbaşkanı Talat, toplantıda, 14 ayda 52 görüşme yapılmasına rağmen gelişme sağlanamadığını, Rum tarafının teklifi doğrultusunda bir-iki Teknik Komite ve Çalışma Grubu kurularak çalışmalara başlanması ve sürecin oluruna bırakılması halinde kapsamlı çözüm perspektifinden uzaklaşılacağını vurgulamıştır. Talat, iki tarafın kapsamlı çözüm perspektifi üzerine yoğunlaşmalarının ve yükümlülük üstlenmelerinin önem taşıdığının altını çizerek, iki-iki buçuk ay sürecek hazırlık dönemini takiben müzakerelerin başlatılması ve 2008 yılı sonuna kadar kapsamlı çözüme ulaşılması yönünde bir öneri getirmiştir. Talat ayrıca, günlük yaşamı ilgilendiren Teknik Komitelerin de bu görüşme sürecinden bağımsız olarak bir an önce faaliyete geçmesini teklif etmiştir. Talat, ayrıca Ada da kapsamlı çözümün, yerleşik BM parametreleri ve müzakere sü- 59

69 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm recinde ortaya çıkan müktesebat zemininde gerçekleşmesi gerektiğine dikkat çekerek, müzakerelere sıfırdan başlanmasının mümkün olmadığını kaydetmiştir. GKRY lideri Papadopulos, Cumhurbaşkanı Talat ın önerilerini reddetmiş ve kısıtlı bir gündem çerçevesinde liderlerin belirli aralıklarla bir araya gelmesi şeklinde özetlenebilecek bir tutum sergilemiştir. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 16 Ekim 2007 tarihinde New York ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon la bir görüşme yapmıştır. Talat bu görüşmede Papadopoulos un uzlaşmaz tutumuna atıfta bulunarak, Kıbrıs Türk tarafının kapsamlı çözüme ilişkin yaklaşımını izah etmiş, ayrıca Genel Sekreter e Kıbrıs ta iki taraf arasında olumlu bir atmosferin tesis edilebilmesi için bir Güven Artırıcı Önlemler paketi sunmuştur. AKEL lideri Hristofyas 17 Şubat 2008 tarihinde yapılan GKRY başkanlık seçimlerinde ilk turunda oyların %53.37 sini alarak GKRY başkanlığına seçilmiştir. KKTC Cumhurbaşkanı Talat 22 Şubat 2008 de BM Genel Sekreteri ne muhatap mektubunda Kıbrıs Türk tarafının çözüm iradesini muhafaza ettiğini ve yeni bir müzakere süreci başlatmaya hazır olduğunu bildirmiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan da BM Genel Sekreteri, AB Komisyonu Başkanı, BMGK daimi üyeleri ve AB devlet ve hükümet başkanlarına muhatap 6 Mart 2008 tarihli mektubunda esas olarak KKTC nin çözüme yönelik yaklaşımını desteklediğini vurgulamıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile GKRY lideri Hristofyas, 21 Mart 2008 tarihinde gerçekleştirdikleri görüşmede Teknik Komiteler ve Çalışma Grupları kurulması ve üç ay sonra bir araya gelerek BM Genel Sekreteri nin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde kapsamlı müzakerelerin başlatılması hususlarında mutabakata varmışlardır. 23 Mayıs tarihindeki görüşmede siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyona bağlılıklarını teyit etmişler ve ortaklığın eşit statüdeki Türk ve Rum Kurucu Devletleri nden oluşan, tek uluslararası kimlikli ve federal bir hükümete sahip olması konusunda vardıkları mutabakatı, Ortak Açıklama ya dercetmişlerdir. Liderler, 1 Temmuz 2008 görüşmesi sonrasında yaptıkları Ortak Açıklama da tek egemenlik ile tek vatandaşlık konularını görüştüklerini ve bu konularda prensipte anlaşarak uygulama detaylarını kapsamlı müzakereler çerçevesinde değerlendireceklerini belirtmişlerdir. 60

70 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma 25 Temmuz tarihli Ortak Açıklama da, Liderler, üzerinde anlaşmaya varılacak çözümün eşzamanlı ayrı referandumlara sunulmasını ve kapsamlı müzakerelerin 3 Eylül tarihinde başlatılmasını kararlaştırmışlardır. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile GKRY lideri Hristofyas 3 Eylül 2008 günü bir araya gelerek, Kıbrıs ta BM Genel Sekreteri nin iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmışlardır. Liderler 3 Eylül deki açılıştan sonra yapılan toplantılarda federal düzeyde yasama, yürütme, yargı, kilitlenmeyi çözücü mekanizmalar ile bağımsız kurumlar konuları üzerinde durmuşlardır. Yönetim ve yetki paylaşımı konusunda üzerinde anlaşılan hususlar yanında, bazı esaslı konularda taraflar ciddi görüş ayrılıkları içindedirler. Rum yönetimi, esas olarak güçlü bir Federal Devlet in erklerinde Rum ağırlığını dolaylı ya da dolaysız garanti altına alacak düzenlemelerde ısrar etmektedir. KKTC liderliği ise siyasi eşitlik ilkesinin Federal yapıda aşındırılmasının önüne geçecek biçimde temsil ve karar mekanizmalarında Kurucu Devletlerin etkin katılımını koruyacak ve kendilerini egemence yönetmelerini sağlayacak düzenlemeleri BM parametrelerine uygun biçimde savunmaktadır. Bu bağlamda, Rum yönetimi ortak listeyle seçilecek Başkanlık Ofisi, Yürütme de ortaya çıkacak tıkanıklıkların çözüm sürecinde daha uzun süre Rum tarafında kalacak Başkanlık makamının oyunun belirleyiciliği, Yasama tıkanıklıklarında Rum ağırlıklı çözüm mekanizmasının karar alabilmesi gibi önerilerinde katı bir pozisyon benimsemekte, buna paralel olarak dış ilişkilerin yürütülmesi, hava ve deniz yetki alanları, hava ve deniz ulaşımı, liman ve havaalanlarının mülkiyeti gibi konularda da dayatmacı olmaktadır. KKTC tarafı, Kurucu Devletlere kalacak artık yetkilerin mümkün olduğunca geniş tutulması, Federal Yürütme nin Annan Planı temelinde Başkanlık Konseyi biçiminde oluşumu, Kurucu Devletlerin yetki alanlarına dahil konularda dış ilişkiler kurmaları ve yürütebilmeleri, Yasamada ve yarı-yargısal yetkili kurumlarda siyasi eşitlik ilkesinin gözetilmesi gibi hususları savunmaktadır. Diğer yandan, Rum yönetimi yeni ortaklığın hayata geçirilmesi ile ilgili ilke ve prosedürlerin belirlenmesini müzakerelerin sonuna bırakma eğiliminde ısrarcı görünmekte, KKTC tarafı ise bu noktanın bir an evvel açıklığa kavuşturulmasının önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca, normlar hiyerarşisi 61

71 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm konusunda KKTC tarafı, AB normları ve müktesebatının çözümün diğer veçhelerini aşındırmayacak biçimde ifade bulmasını, Federal yasalarla Kurucu Devlet yasaları arasında ise hiyerarşi bulunmamasını savunmaktadır. Rum tarafı, mülkiyet başlığı altında yürütülmekte olan müzakerelerde, göçmenlerin mülkleri üzerindeki haklarını kullanma biçimlerine kendilerinin karar vermeleri üzerinde ısrarcıdır. Kıbrıs Türk tarafı ise, mülkiyet rejimine ilişkin kriterlerin belirlenmesini, iade, tazminat ve takas yöntemlerinin belirlenecek ölçütlere göre iki kesimlilik ilkesini aşındırmayacak biçimde uygulanmasını, dolayısıyla yerleşik BM parametreleri ve Annan Planı düzenlemelerine riayet edilmesini savunmaktadır. Rum liderliği bu aşamada BM Güvenlik Konseyi tarafından da tanımı yapılmış olan iki kesimlilik ilkesini tanımadığı da dahil olmak üzere BM müktesebatı ve kapsamlı çözüm süreci prensipleriyle bağdaşmayan uzlaşmaz bir tutuma yönelmekte, Kurucu Devletler de mülkiyet çoğunluğu ölçütünü reddetmekte, nüfus çoğunluğu ölçütünü ise tartışma konusuna dönüştürmektedir. GKRY lideri Dimitris Hristofyas ile KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Kıbrıs ın bütünleşme sürecini hızlandırmak için Ocak 2010 da Lefkoşa da yoğunlaştırılmış görüşmelere katıldı. Görüşmenin gündem maddeleri arasında hükümet yönetimi, yetki paylaşımı, ekonominin bütünleşmesi konuları yer aldı. Rum ve Türk kesimleri liderleri ilk tur görüşmenin sona ermesinin ardından yaptıkları açıklamalarda görüşmede somut gelişmeler sağlanamadığını belirttiler. Görüşmeden önce Rum kesiminin, Türk kesimi liderinin ileri sürdüğü öneri paketini açık bir dille reddettiğini açıklaması, yoğunlaştırılmış görüşmelerden olumlu sonuçların çıkması yönündeki beklentilere gölge düşmesine neden oldu. Sonuç Açıklamalardan anlaşılacağı üzere GKRY, AB ye dahil olduktan sonra KKTC üzerindeki ambargo ve izolasyonların devamı yönündeki girişimlerine devam etmektedir. Türkiye nin AB adaylık müzakerelerinin çıkmaza girmesi 19 ve 19 Türkiye, 1963 Ankara Anlaşması nı AB ne 1 Mayıs 2004 tarihinde üye olan ve aralarında 62

72 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma kilitlenmesi için çalışmalarına ağırlık vermiştir. Ayrıca adadaki görüşmelerin olumsuz sonuçlanması maksadıyla ince bir siyaset yürütmektedir. Amacı KKTC ekonomisinin gelişmesini engellemek, Türk halkını fakir ve GKRY ye muhtaç duruma getirmek, ekonomik olarak kötü durumda olan halkla devleti karşı karşıya getirerek KKTC yetkililerinin azınlık statüsü içinde Kıbrıs Cumhuriyeti ne dahil etmektir. Bunu gerçekleştirebilmesinin önündeki en büyük engel Türkiye dir. Bu nedenle AB Müzakere sürecini kilitlemekte ve Türkiye yi kendi beklentileri doğrultusunda bir anlaşmaya yönlendirmeye gayret sarf etmektedir. GKRY AB üyesi olduktan sonra yaşanan süreç bize açık bir şekilde göstermektedir ki Kıbrıs taki mevcut statüko GKRY nin lehinedir. Bu nedenle mevcut statükoyu bozmaya yönelik her girişimi engellemeye çalışmaktadır. BM öncülüğünde bu güne kadar yapılan görüşme ve müzakerelerde elde edilen zemini kabul etmemektedir. GKRY yi barış anlaşmasına zorlamak ve bebek adımlarıyla ilerlemekte olan Türkiye-AB müzakere sürecine olumsuz etkilerini kırmak için stratejide değişiklik yapmak gerekmektedir. Her zaman adil bir barış anlaşması peşinde gayret sarf etmek ve bu yöndeki girişimlerine devam edeceği emareleri vermek Rumların uzlaşmaz tutumunu kırmamaktadır. GKRY nin uzlaşmaz tutumunu ortadan kaldırmanın tek yolu barış anlaşmasıyla ilgili çalışmalara devam ederken kararlı bir şekilde KKTC nin tanınması yönündeki girişimlere ağırlık vermektir. KKTC nin tanınması yönündeki girişimler barış anlaşması için yapılacak çalışmalara engel teşkil etmez. Tam tersine KKTC nin öne sürdüğü Annan planıyla da resmileşmiş iki kesimli, iki kurucu devletli ve siyasi eşitliğe dayalı yapıya ve Türkiye nin etkin garantörlüğü tezine hizmet eder. Çünkü KKTC nin bazı devletler tarafından tanınması GKRY nin en hassas tarafını oluşturmaktadır. Bu girişimler GKRY deki endişeleri arttıracak, stratejinin en önemli unsurlarından bir ta- GKRY nin de bulunduğu on yeni ülkeye teşmil edecek olan Uyum Protokolü nü 29 Temmuz 2005 de imzaladı. Ayrıca bir deklarasyonla Uyum Protokolü nün imzalanmasının GKRY nin siyasi olarak tanınması anlamına gelmeyeceği kayda geçirildi. Halihazırda Uyum Protokolü paralelinde Türk liman ve havaalanlarının GKRY gemi ve uçaklarına açılmasına yönelik baskılar, Türkiye nin üyelik müzakerelerine de yansıtılmakta olup, 8 fasıl bu gerekçeyle askıya alınmış durumdadır. 63

73 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm nesi olan ve kendi lehine işlediğini değerlendirdiği zamanın önemli bir risk oluşturduğunu görecektir. Tanınma Stratejisi BM Genel Sekreteri Annan ın raporunda belirtildiği gibi Rumlar gerçekten siyasi eşitliğe ve ortaklığa dayalı çözümü istiyorlarsa bunu sadece dile getirmelerinin yeterli olmayacağı, aynı zamanda eylemlerle bunu göstermeleri gerektiği vurgulanmış olacaktır. Bu sayede Rumların görüşmelerde daha sonuç odaklı ve işbirliğine açık bir yaklaşım sergilemeleri sağlanabilecektir. Tanınma stratejisinde; KKTC nin hukuki anlamda bazı devletler tarafından tanınmasını sağlamanın yanında, bu mümkün olmadığı takdirde tanınma imajı yaratacak sonuçlar almak da önemlidir. Tanınma stratejisinin amacı sadece KKTC nin tanınmasının hedeflenmesi değildir. Esas olan oluşturulacak algıyla, Rumlar ı makul bir anlaşma imzalamaya zorlamaktır. Bazı devletlerde ve uluslararası örgütlerde temsilciliklerin açılması, uluslararası toplantılara gözlemci olarak da olsa katılımın sağlanması bu imajı yaratacak yollar olarak sayılabilir. KKTC de yabancı yatırımların arttırılması, uluslararası ticaret ve direkt uçuşların sağlanması ve turizmin geliştirilmesi de tanınma imajının oluşturulmasında etkili olacaktır. Rum Yönetimi 2006 yılında Katar da büyükelçilik açmış, buna tepki gösteren Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını istemeyen Katar, KKTC ye de büyükelçilik açma izni vermişti. Rum Yönetimi 2009 yılında Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Endonezya, Küba, Brezilya ve Bulgaristan da olmak üzere 6 büyükelçilik açtı. Fakat bu ülkelere yönelik olarak benzer bir çalışma KKTC tarafından gerçekleştirilemedi. En azından bu ülkelerde temsilcilik açılabilirdi. Şimdi ise Anadolu Ajansı nın Rum basınına dayandırdığı haberinde, Güney Kıbrıs hükümeti, bu yıl Umman ve Slovakya da büyükelçilik açmayı planlıyor yılında Kuveyt ve Kazakistan da, 2012 yılında ise Kanada da büyükelçilik açılması programlanıyor. Dolayısıyla KKTC nin yapması gereken girişim ve açılımları Rum Yönetimi gerçekleştiriyor. Çünkü Kıbrıs Rum Yönetimi nin en büyük hassasiyeti KKTC nin uluslararası alanda tanınması anlamına gelecek gelişmeler meydana gelmesidir. 64

74 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma Kıbrıs Rum Mahkemeleri ni adanın geneli için yetkili kabul eden ABAD ın Orams davası hakkındaki görüşü, tarihli Demopoulos/Türkiye ve diğer 7 dava hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nin kararıyla geçersiz hale geldi. Bu karar hukuki yollarla yaratılan tanınma imajının en yeni örneğidir. Karar KKTC de Türkler tarafından oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu nu etkin bir iç hukuk yolu olarak tanımış ve Rumlar ın mülkiyet meselelerini doğrudan AİHM e getirmelerini engellemiştir. Bu elbette bir tanıma değildir, ancak Orams davasıyla Rumlar ın lehine dönen ibreyi, KKTC lehine çevirmiştir. Mahkeme bir yönetimin diğer devletler tarafından tanınmaması, o yönetimin yapmış olduğu idari ve hukuki tasarrufların tanınmayacağı anlamına gelmez demiştir. Yani KKTC nin iç hukuk yolunu tanınmanın KKTC yi tanımak anlamına gelmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Ancak karar bu haliyle bile GKRY üzerinde bir baskı oluşturmaya yetmiştir. Sonuç olarak; KKTC ile GKRY arasında kalıcı ve adil bir barış anlaşması tesis etmek için mevcut statükonun değiştirilmesine yönelik yeni bir strateji belirlenmesi gerekir. Bu stratejide KKTC nin tanınmasına yönelik girişimlere ağırlık verilmelidir. Bu girişimler uluslararası kuruluşlar nezdinde yürütüldüğü gibi devletler nezdinde de sürdürülmelidir. Tanınma KKTC ve Türkiye üzerindeki baskıların yönünü değiştireceği gibi, görüşmelerin ve müzakerelerin zeminini de değiştireceği için bir pazarlık marjı sağlayacaktır. Ayrıca GKRY nin görüşme ve müzakere masasında belirli bir sonuca ulaşmak için yapıcı bir yaklaşım içine girmesi teşvik edilecektir. 65

75 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Kaynakça İslam Ülkelerinden KKTC ye Darbe. Gazete Vatan, Terrorism In Cyprus. The Grivas Diaries. H.M. Stationory Office: Yılı Sonu İtibarı İle Kıbrıs Sorunu. İstanbul: SİSAV Yayınları, AGSK, AB ve NATO İlişkilerinin Geleceği, Türkiye ye Etkileri Sempozyumu. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Armaoğlu, Fahir. 20 nci Yüzyıl Siyasi Tarihi Cilt II: Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Atun, Ali Fikret. İkinci Kıbrıs Seferi. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Bağımsızlık Deklarasyonu nun Metni: The Decleration and Resalution adopted by the Turkish Cypriot Parliament on 15 Novemder 1983-For The Liberty, Equality, Dignity and Security of our People. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yayını. Cemal, Hasan. Bir Saatli Bombanın Tik Tak Sesi. Milliyet Gazetesi, Cemal, Hasan. Türkiye, Tuhaf Bir Çıkmaza Girmiş Durumda. Milliyet Gazetesi, Deliceırmak, Orbay. Yerinde Yeller Esen Anayasa. Ankara: Denktaş, Rauf. Hatıralar, Toplayış. İstanbul: Boğaziçi Yayınları, Dodd, Clement H. Cyrpus, The Need For New Perspectives. England: The Eothem Press, Dodd, Clement H. Storm Clouds Over Cyprus. England: The Eothem Press,

76 Kıbrıs Stratejisi: Tanınma Evcil, Cumhur. Yavru Vatan Kıbrıs ta Zaferin Hikayesi. Ankara: Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, Gazioğlu, Ahmet C. Kıbrıs Tarihi İngiliz Dönemi. Lefkoşa: Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi Yayını, Gazioğlu, Ahmet C. Enosis Çemberinde Türkler. Lefkoşa: Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi Yayını,1998. Gazioğlu, Ahmet C. Enosise Karşı Taksim ve Eşit Egemenlik. Ankara: Kıbrıs Araştırma ve Yayın Merkezi Yayını, Gazioğlu, Ahmet C. İngiliz İdaresinde Kıbrıs, Statü ve Anayasa Meseleleri. Lefkoşa: Gazioğlu, Ahmet C. Two Equal and Sovereign Peoples. Lefkoşa: Girit Oyunu ve Kıbrıs. İstanbul: Karadeniz Haber Ajansı Yayınları, İsmail, Sebahattin. 10 Soruda Kıbrıs Sorunu. İstanbul: Kastaş Yayını, Kabaalioğlu, Haluk. Avrupa Birliği ve Kıbrıs Sorunu. Yeditepe Üniversitesi Yayını. Karluk, S. Rıdvan. Avrupa Birliği ve Türkiye. İstanbul: Beta Yayınları, Kıbrıs Sempozyumu. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Kıbrıs ın Dünü-Bugünü-Yarını. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Küresel ve Bölgesel Kapsamda Sorunlarımız. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Leloğlu, Duygu. Ankara ya Ağır Ceza. Radikal Gazetesi, Necatigil, Zaim M. The Cyrrus Question and The Turkish Position in İnternational Law. New York: Oxford Universty Press, Sandıklı, Atilla. Türkiye nin Dış Politikasında AB ve Alternatifleri. Harp Akademileri Yayınları,

77 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Stavrinides, Zenon. The Cyprus Conflict, National Identity and Statehood. Lefkoşa: Sürmeli, Merve N. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sözünü Tuttu: Yetkili Kurum Taşınmaz Mal Komisyonu. Sürmeli, Merve N. ve Aslıhan P. Turan. Kıbrıs ta Mülkiyet Sorunu: Loizidou ve Orams Kararları. Şenoğul, Nahit. AGSK, AB ve NATO İlişkilerinin Geleceği, Türkiye ye Etkileri Sempozyumu Kapanış Konuşması. Sempozyum Kitabı içinde. Harp Akademileri Yayınları, Torumtay, Necip. Kıbrıs Sempozyumu Açış Konuşması. Kıbrıs Sempozyumu Kitabı içinde. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları, Turanlı, Rana. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ülke Etüdü. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları, Uçarol Rıfat. Siyasi Tarih. İstanbul: Harp Akademileri Yayınları,

78 Jeopolitik ve Türkiye Riskler ve Fırsatlar Bölüm -2 YUMUŞAK GÜÇ SAVAŞLARI 69

79

80 Yumuşak Güç Savaşları YUMUŞAK GÜÇ SAVAŞLARI* Güvenlik, güç ve savaş kavramları tarihsel bir süreç içinde teknolojik, siyasal, sosyal ve hukuksal gelişmelere bağlı olarak bir evrim geçirmiştir. 1 Başlangıçta güvenlik devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü hedeflerine yönelmiş, siyasi ilişkilerde ve güvenlik analizlerinde askeri güç ve strateji önem kazanmıştır. Ok, yay, piyade, süvari ve savaş arabalarının kullanıldığı klasik dönem savaşları süreç içinde yivsiz tüfek ve top gibi ateşli silahların kullanıldığı erken modern dönem cephe savaşlarına evrilmiştir. Sanayi devrimi sonrasında modern dönemin topyekûn savaşları kapsamında nüfus ve ekonomik güç ön plana çıkmıştır. 1. Dünya Savaşı nda Almanya nın savaşma azim ve kararını kıran ve onu stratejik tükenmeye götüren iki nedenin, savaş planlarını destekleyecek yeterli asker sayısını sağlayacak nüfusa sahip olmaması ve ekonomik imkanların yetersizliğidir. Yani nüfus ve ekonomik yetersizlik Almanya nın savaşı kaybetmesine neden olmuştur. Bu aşamada nüfus ve ekonomik güç güvenlik kavramlarına dahil olmuştur. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak uzun menzilli füzelerin, hava kuvvetlerinin ve tank birliklerinin sisteme dahil olmasıyla modern dönem savaşları manevra savaşlarına dönüşmüştür. Savaşlarda siyasi güç, askeri güç, bilimsel, ve teknolojik güç, coğrafi güç, insan gücü, pisiko-sosyal ve kültürel güç unsurlarının tamamı milli güç unsurları olarak kullanılmaya başlamıştır. *Bu bölüm daha önce 8-9 Ekim 2013 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Güvenlik Kongresi nde sunulmuş ve Kongre Bildiri kitabında yayımlanmıştır. 1 William S. Lind, Keith Nightengale, John F. Schmitt, Joseph W. Sutton, ve Gary I. Wilson, The Changing Face of War: Into the Fourth Generation, Marine Corps Gazette, (1989): ; Martin Van Creveld, The Rise and Decline of the State (Cambridge: Cambridge Press, 1999).; D. J. Hanle, On terrorism: An Analysis of Terrorism as a Form of Warfare, (Master Thesis, Naval Postgraduate School, 1987).; Alvin Toffler, War and Anti-war: Survival at the dawn of the 21st Century, (Boston: Little Brown and Company, 1993.; J. Arquilla ve D. Rondfelt, Swarming and the Future of Conflict, Rand Corporation, (2000). 71

81 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Uluslararası hukuk kurallarındaki gelişmeler ve savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşması, Soğuk Savaş sonrası dönemde post-modern savaş yöntemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu savaşların temel özelliği asimetrik unsurların kullanılmasıdır. Terör örgütleri, mafyalar, gizli servisler ve özel kuvvetlerin kullanıldığı düşük yoğunluklu savaşlar; yıldız savaşları, siber savaş ve etki odaklı savaş gibi ileri teknoloji savaşları ve literatürde yerini henüz almamış fakat uygulamalarını yakından takip ettiğimiz yumuşak güç savaşları post- modern savaş yöntemleri içinde yerini almıştır. Günümüzde güvenlik değerlendirmeleri karşılıklı etkileşim ortamında küresel, bölgesel, ulusal ve toplumsal güvenlik olarak genişlemiş, sistem, devlet, toplum birey düzeyinde analizler yapılmaya başlamıştır. Güvenlik siyasi, askeri, ekonomik, toplumsal ve çevre olmak üzere beş boyutlu olarak kategorize edilmiştir. 2 Bu gelişmeler ışığında güç kavramı da değişim göstermiştir. Sert, yumuşak ve akıllı güç kavramları literatürdeki yerlerini almıştır. Uluslararası ilişkilerde yumuşak gücün önemi üzerinde durulmakta ve etkinliği tartışılmaktadır. Yumuşak güç savaşları olarak kavramsallaştırılabilecek olgular ve olaylar yaşanmaktadır. Bu makalede güç kavramı, sert, yumuşak ve akıllı güç sınıflandırması üzerinde durulacak, yumuşak gücün artan önemi vurgulandıktan sonra yumuşak güç savaşları kavramsallaştırılacaktır. Devamında yumuşak güç savaşlarının özellikleri ve bu savaşlarda başarının temel prensipleri açıklanacaktır. Soğuk Savaş sonrasında yaşanan devrimlerin, halk ayaklanmalarının, darbeler ve eylemlerin iyi okunabilmesi için gerçekleşen olayların kuramsal bir çerçeve ile tanımlanması, anlamlandırılması ve açıklanabilmesi gerekmektedir. Türkiye de Gezi olayları, Mısır daki darbe, Tunus taki karışıklar ve Ukrayna da yaşanan gelişmeler yumuşak güç savaşları kuramı çerçevesinde daha iyi analiz edilebilir. Amaç gelecekte yumuşak güç savaşları kapsamında meydana gelebilecek muhtemel olaylar hakkında farkındalık oluşturmak ve bu olayların önlemesi için gerekli önlemleri sunmaktır. 2 Barry Buzan, New Patterns of Global Security in the Twenty First Century, International Affairs 67, 3 (1991):

82 Yumuşak Güç Savaşları Güç Kavramı Genellikle realist yaklaşımla özdeştirilen güç kavramı, gerçekte farklı şekillerde idealizm, Marksizm, feminizm ve eleştirel yaklaşımlarda da önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası ilişkiler sistemini yönetecek merkezi bir otorite ve yeterli hukuk kuralları bulunmadığından, her devlet kendi varlığını sürdürmek ve küresel sistemde yer edinmek için güvenlik ve güç arayışları içerisine girmektedir. Uluslararası ilişkiler tarihi bir bakıma güçlerin oluşumu, gelişimi, mücadelesi ve ilişkileri tarihidir. Uluslararası ilişkiler teorilerinde ve uluslararası analizlerde başvurulan en önemli temel kavram olmasına rağmen, gücün içeriği ve nasıl ölçülebileceği konusunda net bir mutabakat yoktur. Joseph Nye e göre güç hava durumu gibidir; yani herkesin hakkında konuştuğu ancak çok az insanın işleyiş mantığını anladığı bir kavramdır. 3 Hans Morgenthau, uluslararası politikanın temel amacını güç arayışı ve güç mücadelesi ile özdeşleştirmektedir. Gücü; hem bir ilişki türü, hem uluslararası politikanın en temel amacı, hem de amacın gerçekleştirilmesi için bir araç olarak tanımlamıştır. 4 Kalevi J. Holsti ise gücü bir ülkenin ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda etkileme ve yönlendirebilme kapasitesi olarak açıklamaktadır. 5 Robert Dahl The Concept of Power adlı eserinde, güç kavramını bir aktörün diğer bir aktöre normalde yapamayacağı bir şeyi yaptırabilme kapasitesi olarak tanımlamaktadır. 6 Güç sayesinde A devleti B devletinin davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebileceği gibi; A devleti ulusal çıkarlarını korumak için C devletinden gelebilecek baskı, zorlama ve ikna uygulamalarını etkisiz bırakarak, C 3 Joseph Nye, The Changing Nature of World Power, Political Science Quarterly, 105/2, (1990), 177; Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, çev. Rayhan İnan Aydın, (Ankara: Elips Kitap, 2005), Hans Morgenthau, Politics Among Nations: The Struggle for Power and Peace (New York: Alfred A. Knoff, INC., 1985), Kalevi. J. Holsti, The Concept of Power in the Study of International Relations, Background, Vol. 7, No.4, (1964): Robert Dahl, The Concept of Power, Behavioral Sciences, Vol. 2, (1957):

83 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm devletinin alanını daralttığında da güç kullanmış olur. Bu konuda Edward H. Carr, güç yönteminde caydırıcılık kavramını ön plana çıkarmıştır. 7 Bu nedenle güç barış zamanında da caydırıcılık etkisiyle önemli katkılar sağlar. Savaş ancak caydırıcılığın başarısızlığa uğraması durumunda gündeme gelir ve son çare olarak başvurulması gereken güç uygulamasıdır. Kennet N. Waltz a göre güç, karşılıklı bağımlılığa dayalı bir uluslararası sistemde diğer aktörlerden bağımsız karar alabilme ve onların kararlarından en az etkilenme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bir aktöre daha fazla hareket serbestisi yaratan ilişki, kurum, önyargı ve uygulamalar onun gücünü oluşturur. Devletlerin amacı gücü maksimize etmek değil güvenliği sağlamaktır. Sahip olunan hareket serbestisi aynı zamanda güvenliği tehlikeye atmadan izlenebilecek olası politika yelpazesinin de genişlemesini ifade eder. 8 Robert Keohane ve Nye nin kompleks karşılıklı bağımlılık olarak tanımladıkları, çok sayıda devletin sosyal ve siyasal bağlarla birbirlerine bağlandığı bir uluslararası ortamda; zorlama, baskı ve savaş uygulamaları geri planda kalmaktadır. Kompleks bağımlılık teorisinde güç elde etmek için; sorunlar arasında bağlantı kurma, gündem belirleme, uluslar ve hükümetler ötesi ilişkiler geliştirme ve uluslararası örgütlerde söz sahibi olabilme kapasitelerine sahip olunması gerekir. 9 Günümüzde aktörlerin hareket alanları karmaşık ilişki ve bağımlılık esasıyla sınırlanmakta, bir aktörün ulusal çıkarları bir anda küresel sorun haline gelebilmekte ve askeri güç kullanımı devletleri zor duruma sokarken, sivil toplum örgütleri ve uluslararası örgütler devletlerin dış politikalarına müdahale edebilmektedir. Uluslararası örgütlerin yaygınlaşması, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi, devlet dışı diğer aktörlerin etkinliğini artırması ve küresel medyanın geliş- 7 Edward H. Carr, Twenty Years Crisis, : An Introduction to the Study of International Relations (New York: Perennial, 1981), Kenneth Waltz, Theory of International Relations (New York, Waveland Press Inc., 1979) 195.; Kenneth Waltz, Realist Thoughtand Neorealist Theory, Journal of International Affairs, 44/1, (1990): Robert Keohane ve Joseph Nye, Power and Interdependence (New York: Longman, 2001),

84 Yumuşak Güç Savaşları mesi, içinde bulunduğumuz dönemde sert güç, yumuşak güç ve akıllı güç tartışmalarını gündeme getirmiştir. Güç yaşanan döneme, var olan aktörlere ve mevcut olaylara göre bu üç kavram arasında geçişkenlik ve değişim gösterebilir. Bir ülke dünya siyasetinde istediği hedeflere ulaşmak için askeri müdahaleyi, baskı ve dayatmayı içeren sert gücü kullanabileceği gibi; o ülkenin değerlerine hayran olan, onu örnek alan, refah seviyesine ve fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesiyle ulaşacağı yumuşak gücü de kullanabilir. Akıllı güç ise sert güç ile birlikte yumuşak gücün etkin biçimde kombine edilmesini esas alır. Nye ile Richard L. Armitage gibi önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından geliştirilen akıllı güç kavramı; sert ve yumuşak gücün sadece birleşmesinden oluşmamakta, gücün uygulanacağı aktörün davranışlarına uyum sağlayacak şekilde önceden hazırlanmış bir zeminde ölçülü bir tepki öngörmektedir. 10 Ayrıca koşullar, hedef, maliyet, zaman ve etkinlik sert ve yumuşak güç optimalinin belirlenmesine etki etmektedir. Uzmanlar sert gücün gerekliliğini vurgulayarak, bunun bir ülkenin yumuşak gücünün de garantisi olacağını belirtmekte ve akıllı güç kullanımına dikkat çekmektedir. Yumuşak Güç Zaman ve mekana, uluslararası sitemin yapısındaki ve kurallardaki gelişime uygun olarak gücün anlamında da önemli değişimler yaşanmıştır. Geçmişte ve Soğuk Savaş sürecinde askeri güç ve yetenekler, en etkin güç olarak kabul edilirken, içinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağında bu etkinlik kamuoyunu yönlendirebilme, ikna ve pazarlık yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yumuşak güç kavramını literatüre kazandıran Nye ye göre; küresel sistemin çok kutuplu yapısı, uluslararası örgütler ve medyanın artan etkisi sonucu askeri kapasite geri planda kalmıştır. Asimetrik savaş yöntemlerinin üretilmesi ve klasik orduların etkinliğinin azalması sonucu çağımızda sert/kaba gücün önemini azaltmıştır Joseph Nye ve Richard Armitage, A smarter, more secure America, CSIS Commission on smart power, CSIS, (2007), Joseph Nye, Soft Power, Foreign Policy, no. 80. (1990):

85 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Zorlama yerine işbirliğini öneren Nye, yumuşak gücü; Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem, o zaman yapmak istediğim şeyi yapman için seni zorlamama gerek yoktur 12 şeklinde tanımlamıştır. Yumuşak güç, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde uygulayabilme kapasitesi demektir. İstenilen neticeleri elde etmek adına başkalarının güdülerini zorlamaktan ziyade onları cezbederek istediğini yaptırma kabiliyeti olan yumuşak güç; aktöre iliştirilmiş güç ve aktöre doğrudan bağlı olmayan güç kullanımı olarak ikiye ayrılır. Bir aktör onu cazibe merkezi haline getiren özellikleri ile doğrudan bir ülkenin kamuoyuna etki edebileceği gibi, uluslararası örgüt, kurum ve yapılar üzerinden de etki edebilir. Kurumsal çerçeve ve yapısal ilişkiler güç dengelerini değiştirebilir. 13 Yumuşak gücün kullanımında birçok unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar asker sayısından ve yaptırım gücünden çok bir ülkenin ekonomik ve finansal kapasitesi, rekabet kabiliyeti, yaratıcı düşüncesi, insan kalitesi ve sosyal sermayesi, özgürlükleri, demokrasisi, refahı, tarihi birikimi, kültürel zenginliği, sanatı, sineması, mimarisi, müziği, eğitim sistemi, bilim ve teknoloji altyapısı, inovasyon kapasitesi, diplomatik becerisi ve kendini anlatabilme yeteneğinin toplamıdır. Bu unsurları bir araya getiren bir ülke, bir cazibe merkezi haline gelir. Takip edilen, konuşulan, hikâyesine kulak kabartılan bir ülke olur. Nye nin geçmişte devletin medya ile kamuoyunu yönlendirebildiği; ama günümüzde bunun çift taraflı işlerlik kazandığını, kamuoyunun da devleti medya ile etkileyebileceğini belirtmektedir. Devletlerin yumuşak güç uygulamasında kamuoyuna nüfuz edebilmek için kullandığı kamu diplomasisi; devlettenhalka ve halktan-halka iletişim olmak üzere iki ana çerçevede toplanmak- 12 Joseph Nye, Amerikan Gücünün Paradoksu (İstanbul: Literatür Yayıncılık, 2003), Robert W. Cox, Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory, Neorealism and Its Critics içinde, Der. Robert Keohane, (New York: Colombia University Press, 1986),

86 Yumuşak Güç Savaşları tadır. 14 Devlet-halk eksenindeki faaliyetler; devletin, izlediği politikaları, yaptığı faaliyetleri ve açılımları, resmi araçları ve kanalları kullanarak kamuya anlatmasıdır. Halktan halka doğrudan iletişim faaliyetlerinde ise araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, mübadele programları, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil toplum örgütlerinin kullanılması esastır. Yumuşak Güç Savaşları Soğuk Savaş döneminde askeri güç ve ekonomik güç kapasiteleri ön plana çıkmış ve bu kapasiteyi etkin olarak kullanan Batı Bloğu, Doğu Bloğu nu pes ettirmişti. Soğuk Savaş ın sona ermesi, küreselleşme sonrası oluşan karşılıklı bağımlılık, iletişim yeteneklerindeki devrim niteliğinde yaşanan gelişmeler, sivil toplumun ve devlet dışı aktörlerin etkinliğinin artması uluslararası sistemde büyük çaplı değişimlere neden olmuştur. Küresel ve bölgesel örgütlerin girişimleri ve uluslararası hukukta meydana gelen gelişmeler savaşı ve sert güç kullanımını büyük ölçüde sınırlamıştır. Küresel güçlerin ulusal çıkarlarını elde etmek için alçak yoğunluklu çatışmalar kapsamında terörü bir araç olarak kullanma durumu, 11 Eylül 2001 de terörün kendilerini de vurmasından sonra ortadan kalkmıştır. Uluslararası terör lanetlenmiş ve teröre destek veren devletler hedef haline getirilmiştir. Bu durum küresel güçlerin barış ortamında da küresel ve bölgesel sistemleri kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirebilmek ve ülkeleri yönlendirebilmek maksadıyla yumuşak gücün kullanımını esas alan stratejiler 15 geliştirmesine neden olmuştur. Bu stratejilerde yumuşak güç doğrudan ülkeleri yönlendirebilecek şekilde kullanılabileceği gibi; karşı tarafın direnmesi durumunda onun yumuşak gücüne darbe vurulması, yok edilmesi veya zayıflatılması maksadıyla da kullanılabilir. Böylesine bir durum yumuşak güç savaşlarını gündeme getirir. 14 İbrahim Kalın, Türk dış politikası ve kamu diplomasisi, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, (Erişim Tarihi: 13 Eylül 2013). 15 John Arquilla ve David Ronfeldt, The Emergence of Noopolitik: Toward an American Information Society (Santa Monica CA: Rand Corporation, 1999),

87 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Yumuşak güç savaşları çıkarları çelişen ülkelerin birbirlerinin yumuşak güçlerini yok etmek, zayıflatmak için kendi yumuşak güçlerini kullandıkları bir mücadeledir. Yumuşak güç savaşları bir ülkenin yumuşak gücünün hızlı bir gelişme göstererek küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarını tehdit etmesi durumunda da meydana gelebilir. Hele hele yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkenin politikaları küresel ve bölgesel güçleri hedef almaya veya yumuşak gücüne zarar vermeye başlarsa yumuşak güç savaşlarının çıkması kaçınılmaz olur. Hatta bu gelişme farklı devletleri tehdit ettiğinde bu devletler bir ittifak oluşturarak veya bir ittifak oluşturmadan ayrı ayrı, yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkeye karşı savaş açabilirler ve bu savaşı aynı anda uygulayabilirler. Bu savaşlarda karşı tarafın etkili olan yumuşak güç unsurları hedef alınmaktadır. Bu unsurlar içinde siyasi liderler, partiler, sivil toplum örgütleri, değerler, ideolojiler, tarihsel derinlik, kültürel yapı, insan kapasitesi, ekonomik gelişme, finansal sistemler, yaratıcı düşünce yeteneği ve o ülkeyi cazibe merkezi haline getiren diğer yetenek ve kabiliyetler bulunmaktadır. Ayrıca yumuşak gücün gelişmesine katkı sağlayan bölgesel ve uluslararası sistemin mevcut durumu da hedef alınabilir. Bu hedeflere yönelik stratejiler birbirleri ile uyumlu ve koordineli bir şekilde uygulanır. Gerektiğinde sıcak bir çatışmaya neden olmayacak şekilde, sert gücün yumuşak güce olumlu etkisinden de faydalanılabilir. Yumuşak güç savaşlarında belirlenen hedeflere yönelik şiddet içermeyen mücadele yöntemi esas alınır. Küreselleşme ve bilgi teknolojilerinden istifade edilerek uluslararası kamuoyu ve hedef ülke kamuoyları şekillendirilir. Ülke içindeki parçalanmış yapıdan ve kutuplaşmadan azami istifade edilir. Şiddet içermeyen mücadele karmaşık ve şiddetten daha farklı bir mücadele aracıdır. Mücadele toplum ve kurumlar tarafından psikolojik, sosyal, ekonomik ve siyasi araçların kullanılması yoluyla gerçekleştirilir. Bunlar protestolar, grevler, direniş, boykot, itaatsizlik ve insan gücüdür. Bütün yönetimler ihtiyaç duydukları gücü toplumdan, kurumların işbirliğinden, boyun eğme ve itaat algısından almaktadırlar. Şiddetin aksine siyasi direniş, bu tür güç kaynaklarını kesmek için eşsiz bir öneme sahiptir. Siyasi direniş süresince şiddetten uzak durmak esas olmasına rağmen zaman zaman şiddet içeren mücadele yöntemi 78

88 Yumuşak Güç Savaşları de benimsenebilir. 16 Her iki teknik de mücadele içermesine karşın, bunu çok farklı araçlarla ve farklı sonuçlarla gerçekleştirirler. Geçmişteki güdümlü siyasi direniş kampanyaları, grev ve kitlesel gösteriler gibi sadece bir veya iki yönteme dayanmaktaydı. Günümüzde direnişi gerektiği şekilde yoğunlaştırmak ve yaygınlaştırmak maksadıyla iki yüzden fazla şiddet içermeyen eylem türü bulunmaktadır. Bu yöntemler üç geniş kategoride sınıflandırılabilir: Birinci kategoride protesto, ikna, direniş ve müdahaleler yer almaktadır. Bu kategoride barışçı protesto ve ikna yürüyüşleri, büyük meydanların işgali, oturma ve duran adam eylemleri, marşlar ve gece nöbetleri gibi sembolik gösteriler yer almaktadır. İkinci kategoride sivil itaatsizlik yöntemleri bulunmaktadır ve bu yöntemler sosyal, ekonomik ve politik olarak üç başlık altında toplanabilir. Bu kapsamda sosyal itaatsizlik yöntemlerine başvurulabileceği gibi, boykotları ve grevleri de içeren ekonomik itaatsizlik yöntemlerine veya politik itaatsizlik uygulamalarına başvurulabilir. Üçüncü kategori içinde hızlı ve barışçıl işgal, paralel hükümet gibi psikolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik, politik yöntemlerle barışçıl müdahaleler yer almaktadır. 17 Eğitimli siviller tarafından oluşturulacak akılcı strateji ve uygun taktiklerle bu yöntemlerin geniş ölçekli, yaygın ve ısrarlı olarak uygulanması ülke yönetimleri için ciddi problemler oluşturur. Siyasi liderlerin toplumda rahatsızlık yaratan davranış kalıpları ve uygulamaları liderin hassasiyetleri olarak değerlendirilir ve istismar edilmeye çalışılır. Bilgi teknolojileri ve medya etkin şekilde kullanılarak liderlerin diktatör olarak algılanması için imajlar ve propagandalar yaygın bir şekilde gerçekleştirilir. Özgürlük adına gerçekleştirilen eylemler ve direnişler ile liderin karizması ve otoritesi aşındırılır. Direnişler toplumda hassasiyet yaratan politika ve uygulamalara karşı da uygulanabilir. Bu sayede farklı özelliklere sahip geniş halk kitlelerinin katılımı ile direnişler yaygınlaştırılabilir. Belirlenen strateji kapsamında iş yavaşlatma ve durdurma eylemleri bazen gizlice uygulanabilir. Bazen açık isyan, 16 Gene Sharp, Diktatörlükten Demokrasiye (Boston: The Albert Einstein Institution, 2010), Gene Sharp, A.g.e.,

89 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm itaatsizlik ve grevler şeklinde de görünür bir hal alabilir. Şiddet içermeyen direnişlerde ülke yönetiminin meşruiyetini kabul etmeme ve itaatsizlik propagandası önem arz etmektedir. Eğer yönetimler ekonomik baskılara açıksa veya kendisine yönelik toplumsal şikayetler çoğunlukla ekonomik nitelikteyse, o zaman boykot ve grev gibi ekonomik eylemler uygun direniş yöntemleri olabilir. Yönetimlerin ekonomik sistemi sömürmeye yönelik olarak gösterilen çabaları genel grev, iş yavaşlatma ve yardım esirgeme yöntemleriyle istismar edilebilir. Çeşitli grev türlerinin seçici şekilde kullanılması yöntemi imalat, taşımacılık, ham maddelerin tedariki ve ürünlerin dağıtımı gibi kritik noktalarda uygulanabilir. 18 Şiddet içermeyen bazı mücadele yöntemleri broşür dağıtma, gizlice basın faaliyetleri yürütme, açlık grevine gitme ve sokaklarda oturma eylemi yapma gibi insanların normal hayatlarıyla bağlantılı olmayan eylemlere başvurulmasını gerektirebilir. Örneğin insanlar greve gitmek yerine işlerine giderler fakat alışılmıştan daha yavaş ya da verimsiz şekilde çalışırlar. Hatalar bilerek daha sık yapılmış olabilir. Şiddet içermeyen mücadelenin başarısı etkili bir strateji ile ayrıntılı planlamaya bağlıdır. Ancak başarının temel anahtarı disiplindir. Bir devletin yumuşak gücü ve liderinin cazibesi, bölgedeki ülkelerin liderlerini ve halklarını etkileyebilecek bir duruma gelmesi durumunda, bu ülkelerdeki liderlere ve halklara yönelik de yumuşak güç savaşları yürütülebilir. Yumuşak gücü gelişen ülkenin etkinliğini sınırlamak amacıyla bölgedeki gelişmeler yeniden şekillendirilebilir. Eğer ülkenin yumuşak gücünün kaynağı bir ideoloji veya inanç sistemiyse, bu değerleri aşındırmaya ve toplumun bu değerlere yönelik bağlılığını azaltmaya yönelik propaganda ve eylemlere ağırlık verilebilir. Yumuşak Güç Savaşlarının Özellikleri Tarım ve sanayi devrimlerinden sonra 20. yüzyılın sonunda başlayan ve halen devam eden iletişim ve bilgi devrimi siyasi, güvenlik, ekonomi, kültür 18 Gene Sharp, A.g.e.,39. 80

90 Yumuşak Güç Savaşları ve kimlik alanlarında önemli değişimlere neden olmaktadır. İletişim ve bilgi devrimi kapsamında yaşanan küreselleşme bölgesel ve yerel kültürleri evrensel bir tek kültüre doğru yönlendirirken, aynı zamanda homojenleşmeye tepki olarak yerel kültürlerin, etnik ve dinsel öğelerin ön plana çıkmasını da sağlamaktadır. Özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa ekonomisi ve refah gibi değerler küresel kültürleri etkilemektedir. Buna paralel olarak gelişen etnik ve dinsel kimliklerin özgürce yaşama beklentisi, bu kimliklerin siyasal taleplerini de artırmaktadır. Günümüzde farklı düşünce ve çıkar gurupları kendi düşüncelerini yaymak ve çıkarlarını elde etmek için örgütlenmektedir. Sivil toplum kuruluşları kamuoyu oluşturmak suretiyle bireylerin taleplerinin dile getirilmesine ve dikkate alınmasına yardımcı olmaktadır. Sivil toplum kuruluşları devlet iktidarını kontrol altında tutma, halkın yönetime katılım düzeyini yükseltme, demokratik anlayışı geliştirme, bilgiyi toplumun geniş kesimlerine yayma, yeni fikirlerin geliştirilerek yayılmasını sağlama, siyasal sistemin halka karşı sorumluluğunu artırma, siyasal kültürü geliştirme gibi özelliklere sahiptir. Devlete bağlı olmadan gönüllülük esasına dayalı olarak, ortak bir amaç doğrultusunda kurulan sivil toplum kuruluşları halkın katılımının en üst seviyede sağlandığı kuruluşlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda halk yalnızca seçimlerde oy verme işlevini yerine getiren seçmen kimliğinden uzaklaşarak, sivil toplumun bir üyesi olması dolayısıyla aktif bir vatandaş kimliği kazanmaktadır. Yani vatandaşlar sivil toplum faaliyetlerine katılarak siyasal mekanizmayı yönlendirme işlevi sayesinde yönetimde bir şekilde rol almış olmaktadır. Sivil toplum örgütleri yaşanan iletişim ve bilgi devrimi sayesinde sadece ülke içinde değil uluslararası düzeyde de örgütlenmekte ve etkilerini hem arttırmakta, hem de genişletmektedir. Etnik ve dinsel kimlikler ile sivil toplum örgütleri hükümetlerin dışında siyasal güçler olarak devlet yönetiminde alınan kararları, politikaları ve uygulamaları etkilemektedirler. Bu durum devlet otoritesini zayıflatmakta ve ülke içinde parçalanmış yapılar oluşturmaktadır. Yumuşak güç savaşlarında iktidar ve muhalefet arasındaki farklılıklar istismar edilebileceği gibi, sivil toplum ör- 81

91 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm gütlerinin oluşturduğu parçalanmış yapılar da istismar edilebilir. Parçalanmış yapılar arasında kutuplaşmalar ve düşmanlıklar oluşturularak çatışma zeminleri oluşturulabilir. Siyasi iktidarların halkın belirli kesimlerinin taleplerini yeterince dikkate almaması, o kesimleri ötekileştirmesi, hor görmesi ve tepkileri sadece güç kullanarak engellemeye çalışması yumuşak güç savaşları için bulunmaz fırsatlar yaratmaktadır. Güç kullanımı özgürlüklere vurulmuş bir darbe olarak gösterilir, kutuplaşma, düşmanlık ve çatışma ortamı derinleştirilerek yaygınlaştırılmaya çalışılır. Hedef hükümetin yönetebilme kabiliyetinin aşındırılması, istikrar ve güvenlik ortamının ortadan kaldırılması ve devletin yumuşak gücünün zayıflatılmasıdır. Siyasi liderin karakteri detaylı olarak incelenerek istismar edilebilecek özellikleri tespit edilir. Halk içinde belirli kesimlerin inanç, görüş ve çıkar odağı olma noktasına gelen liderler eğer bu kesimlerin dışındaki kesimlerle iletişimi keser, beklentilerini dikkate almazsa ve otoriter yaklaşımı benimserse diktatör olarak gösterilir. Diktatör algısı yerleştirilerek mücadelenin meşruiyeti sağlanır. Devlet kurumları ve yöneticilerin siyasi liderin emirlerini dinlenmemesi yönünde çağrılarda bulunulur. Bu girişimlerle devlet hiyerarşisinde itaatsizlik algısı oluşturularak yönetim felç edilmeye çalışılır. Oluşturulan siyasi ortamda farklılıklar ötekileşmeye, ötekileştirmeler kutuplaşmalara ve kutuplaşmalar düşmanlıklara dönüştürülür. Uzlaşma ve işbirliği arayışları dikkate alınmaz. Devletin ve halkın ortak menfaatleri siyasal çatışmalara, kargaşaya ve kaosa feda edilir. Herkesin kaybettiği böyle bir ortamda devletin yumuşak gücü zayıflar ve etkinliği azalır. Sonuçta devlet, muhalefet, toplum ve kişiler kaybeder. Rakipler kazanır ve çıkarlarını elde etmeye devam eder. Yumuşak Güç Savaşlarında Başarı Prensipleri Yumuşak güç savaşlarında başarılı olmak için uygulaması gereken bazı prensipler vardır. İlk olarak yumuşak güç olduğundan büyük gösterilmemeli, gücün gelişimi sürecinde bölge ile ilgilenen diğer güçleri rahatsız edecek 82

92 Yumuşak Güç Savaşları açıklamalardan kaçınılmalıdır. Gücün olduğundan büyük gösterilmesi rekabet içinde bulunulan diğer güçler tarafından hedef haline getirilmesine neden olabilir. Bu güçler kendi çıkarları aleyhine gelişen yumuşak gücün etkilerini azaltmak için yumuşak güç savaşlarına başvurabilir. Henüz gelişme sürecinde böyle bir savaşa giren devletin yumuşak gücü ülke içindeki hassasiyetler istismar edilerek zayıflatılır. Küresel ve bölgesel güçlerle iyi ilişkiler geliştirilmeli, hayati bir konu olmadıkça çatışma yaratacak gerilimlerden uzak durulmalıdır. Güç geliştirme stratejilerinin tamamında barış ve istikrar ortamının gerekliliği çarpıcı şekilde vurgulanmaktadır. Bu nedenle yumuşak gücün gelişim aşamasında işbirliği süreçlerine önem verilmeli, çatışma ve gerilimlerden kaçınılmalı, ortaya çıkan sorunlar diyalog ve müzakerelerle çözülmeye çalışılmalıdır. Ülke içindeki hassasiyetlerin istismarını engellemek için çoğulcu demokrasi ve yönetişim prensiplerine uyulmalıdır. Demokrasinin gelişim sürecinde, devlet yönetiminde çoğunluğun kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısı çoğulcu demokrasiyi ortaya çıkarmıştır. Çoğulcu demokrasi anlayışında çoğunluğun yönetme hakkı bulunmasına rağmen çoğunluğun sınırsız yetkilere sahip olduğu söylenemez. Temel insan haklarına saygı, insan onurunun korunması, azınlıkta veya muhalefette olanların beklentilerinin karşılanmaya çalışılması, farklı düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır. Çoğulcu demokrasilerde özgürlük herkesin yönetime serbestçe katılımını sağlarken, eşitlik de insanların her türlü farklılığına rağmen, insan onurunun korunması gereğinden dolayı, eşit bir şekilde bu yönetime katılabilmesi anlamına gelmektedir. 19 Çoğulcu demokrasilerde bireysel, kültürel ve sosyal haklar korunur ve genişletilir; farklı kültürel kimlikler arası ilişkilerde ötekileşme yerine eleştirel anlama ve diyalog temelli tartışma ortamı oluşturulur; Bülent Yavuz, Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: XIII, Sayı 1-2 (2009): Fuat Keyman, Küreselleşen Dünyada Türkiye ve Demokratikleşme, Türkiye nin Vizyonu Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri içinde, Der. Atilla Sandıklı, (İstanbul: BİLGESAM Yayınları, 2008),

93 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm toplumsal sorunların çözümü ve taleplere karşı şiddet ve baskı yerine demokratik müzakere yöntemi etkin olarak kullanılır. Yönetişim kavramı ise hükümet otoritesine ve gücüne dayalı yönetim anlayışından, hiyerarşik yapıdaki bir yönetim olgusundan farklı yeni bir süreci ve toplumun yönetimine ilişkin yeni bir modeli anlatmaktadır. Böyle bir model içinde aktörlerin ve birimlerin tek taraflı yönlendirmeleri ve etkileri değil, bir etkileşim süreci içinde gerçekleşen interaktif ilişkiler söz konusudur. Sadece hükümet birimlerinin ve görevlilerinin değil, aynı zamanda hükümet dışı örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin, bilim adamlarının, uzmanların ve vatandaşların katılımı söz konusudur. 21 Yönetişim yaklaşımından hareketle yapılan analizlerde; özellikle hükümettoplum etkileşimi üzerinde durulmakta; devlet ile devlet-dışı alan arasında işbirliğinin, kamu ile sivil toplum örgütleri arasında ilişkilerin geliştirilmesinin, çok kutuplu karar alma mekanizmalarının yaygınlaştırılmasının önemi belirtilmektedir. Devlet, doğrudan doğruya yönetme pozisyonundaki egemen aktör niteliğine sahip olmaksızın, karşılıklı bağımlılık konumunda bulunan aktörler arası etkileşimlerin çoğalması yoluyla, gerek hükümet çerçevesinden, gerekse toplumsal tabandan gelen örgütler arası ilişki ağlarının bir koleksiyonu ya da toplamı olmaya başlamaktadır. Bu olguyu dile getirmek üzere de; birlikte düzenleme, birlikte üretme ve birlikte yönetim gibi deyimler kullanılmaktadır. 22 Çoğulculuk ve yönetişimin temel ilkeleri olan hukukun üstünlüğü, katılımcılık, şeffaflık, eşitlik, etkinlik, hesap verebilirlik sayesinde önemli güç merkezleri arasında uzlaşma sağlanarak toplumsal gerilimlerin çıkması önlenebilir. Çıkan gerilimler kutuplaşmaya ve karşılıklı düşmanlıklara varmadan yatıştırılabilir. Toplumda barış, istikrar ve güven ortamı hakim olacağından yumuşak güç savaşlarında parçalanmış yapıların hassasiyetinin istismar edilmesi engellenebilir. 21 Mehmet Yüksel, Yönetişim (Govenance) Kavramı Üzerine, org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2000-3/5.pdf, Mehmet Yüksel, A.g.e., 146.; Jean Pierre Gaudin, Modern Governance, Yesterday and Today: Some Clarifications to be Gained from French Governance Policies, International Social Sicience Journal, No. 155, (1998):

94 Yumuşak Güç Savaşları Yumuşak güç savaşlarında klasik güvenlik uygulamaları olayları daha da büyütebilir. Bir parkın veya meydanın işgal edilmesine ve trafiğin engellenmesine yönelik eylemler aslında güvenlik güçlerini sert müdahaleye zorlamak için yapılan girişimler olabilir. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, müdahale sırasında meydana gelecek yaralanma ve ölümler sosyal medyada abartılı bir şekilde işlenir. Toplumdaki hassasiyetler istismar edilerek ve olaylarda kahramanlar yaratılarak eylemlere desteğin artırılması ve geniş kitlelerin eylemlere katılması sağlanabilir. Açıklanan nedenlerle sosyal medya kullanılarak hızlı bir şekilde organize olan ve sayıları bir anda on binlere, yüz binlere ulaşan eylemcilere, bu duruma gelmeden önce her aşamada tedbirler alınmalıdır. Öncelikle sosyal medya yakından takip edilerek eylemlerin başlangıcını oluşturan ajitasyon ve abartılı haberlere yine sosyal medya kullanılarak açık, şeffaf doğru ve katılımcı girişimlerle karşılık verilmelidir. Eylemcilerin amaçları ve beklentileri dikkate alınarak, eğitimli ve tecrübeli uzman personel tarafından, eyleme katılan gruplara yönelik olarak ikna çalışmaları yürütülmelidir. Yumuşak güç savaşlarında alınacak güvenlik tedbirlerindeki hassasiyetler dikkate alındığında, güvenlik güçlerinin teşkilatlarının ve eğitimlerinin büyük önem arz ettiği görülmektedir. Güvenlik güçleri bu tip eylemleri yapan grupların özellikleri, kuvvetli ve zayıf tarafları, güvenlik tedbirlerinde uygulanacak yöntemlerin sertlik derecelerinin karşı tepkilere etkisi ve eylemcileri ikna yöntemleri konusunda etkili bir eğitimden geçirilmelidir. Güvenlik güçleri arasında eylemcilere hitap edebilecek, onlarla etkili olarak etkileşim kurabilecek ve onlara güven vererek eylemlerden vazgeçirebilecek özel uzmanlar bulunmalıdır. Bu uzmanların yetiştirilmesi ve deneyim kazanması güvenlik tedbirlerinin etkinliği için gereklidir. Ayrıca güvenlik güçlerinin aşırı yorulmasının duygusal tepkileri ön plana çıkarabileceği ve sertliği arttırabileceği dikkate alınmalıdır. Operasyonlara katılan güvenlik güçlerinin psikolojilerinin dengeli ve mutedil durumda olmasının sürekliliğini sağlayabilmek için toplu terapi uygulanmalıdır. Güvenlik personelinin psikolojik yapıları devamlı izlenmeli özel olarak ilgilenilmesi 85

95 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm gereken personel operasyonlara götürülmemeli ve bu personelin terapisi yakından takip edilmelidir. Soğukkanlı, sağduyulu ve akılcı davranış gösteremeyen personel bu tip görevlerde kullanılmamalıdır. Sonuç Güç belirli hedeflerin elde edilmesini sağlamak için diğerlerinin davranışlarını etkileme yeteneğine denmektedir. Diğerlerinin davranışlarını etkilemenin birçok yöntemi vardır. Niccolo Machiavelli nin belirttiği gibi onları korkutabilir ve zorlayabilirsin. Para veya belirli çıkarlar elde etmesini sağlayarak kandırabilirsin. Daha farklı bir yöntem seçerek onların sana olan hayranlığını kullanarak istediğini istemeni sağlayabilirsin. Yani İstediklerini elde etmek için askeri ve ekonomik kapasitenin oluşturduğu sert gücü veya yumuşak gücü seçebilirsin. Nükleer yetenekler ve konvansiyonel silahların tahrip güçlerinin aşırı derecede artması, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ve demokrasilerdeki sosyal değişimler askeri güç kullanımını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle uluslararası ilişkilerde yumuşak güç kullanımı ön plana çıkmaktadır. Belirlenen hedeflerin elde edilmesi için yumuşak güçlerin kullanımının her geçen gün arttığı bir ortamda, çıkar çatışmaları olan aktörler arasında farklı bir ilişki biçimi oluşmaktadır. Sert gücün ön plana çıktığı savaş uygulamalarından yumuşak güç savaş yöntemlerinin ve asimetrik yapıların kullanıldığı postmodern savaşlara bir evrilme söz konusudur. Yumuşak güç savaşları barış dönemlerinde de uygulanabilir ve maliyeti sert gücün kullanıldığı savaşlara göre çok daha düşüktür. Çıkarları çelişen aktörlerin birbirlerinin yumuşak güçlerini yok etmek veya zayıflatmak için kendi yumuşak güçlerini kullandıkları mücadelelere yumuşak güç savaşları denmektedir. Özellikle bir aktörün yumuşak gücü diğer aktörlerin aleyhine hızlı bir şekilde gelişme gösterirse ve o aktörün söylemleri diğer aktörlerin çıkarlarını hedef almaya başlarsa yumuşak güç savaşlarının çıkması kaçınılmaz olur. Hatta çıkarları zarar gören aktörler bir ittifak oluşturarak veya ittifak oluşturmadan ortak hedefler doğrultusunda hareket edebilirler. 86

96 Yumuşak Güç Savaşları Yumuşak güç savaşlarında karşı tarafın siyasi liderleri, örgütleri, değerleri, ideolojileri, kültürel yapısı, insan kapasitesi, ekonomik ve finansal sistemleri, yaratıcı düşünce yeteneği ve o ülkeyi cazibe merkezi haline getiren diğer yetenek ve kabiliyetleri hedef olarak alınabilir. Ayrıca aktörün yumuşak gücünün gelişmesine katkı sağlayan konjonktürel koşullara ve gelişmelere de müdahale edilebilir. Gerektiğinde belirli sınırlamalar ile sert gücün yumuşak güce olumlu etkisinden de faydalanılabilir. Sonuç olarak Soğuk Savaş sonrasında yaşanan devrimleri, halk ayaklanmalarını, darbeleri ve eylemleri tanımlayabilmek, anlamlandırabilmek, açıklayabilmek ve muhtemel gelişmeleri öngörerek gerekli güvenlik önlemlerini alabilmek için yumuşak güç savaşlarını, hedeflerini ve yöntemlerini araştırmamız gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye de yaşanmakta olan gezi olayları sürecinin, Mısır daki darbenin, Tunus ta yaşanmakta olan gelişmelerin ve Suriye deki iç savaşın bu kadar uzun sürmesinin nedenlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi faydalı olacaktır. 87

97 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Kaynakça Arquilla, John ve David Rondfelt. Swarming and the Future of Conflict. Rand Corporation, Arquilla, John ve David Rondfelt. The Emergence of Neopolitik. Toward an American Information Society. Santa Monica CA: Rand Corporation, Buzan, Barry. New Patterns of Global Security in the Twenty First Century. International Affairs 67, 3 (1991): Carr, Edward. Twenty Years Crisis, : An Introduction to the Study of International Relations. New York: Perennial, Creveld, Martin Van. The Rise and Decline of the State. Cambridge: Cambridge Press, Çavuş, Tuba. Dış Politika da Yumuşak Güç Kavramı ve Türkiye nin Yumuşak Güç Kullanımı. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 2 (2012): Dahl, Robert. The Concept of Power. Behavioral Sciences, 2, (1957): Ete Hatem ve Coşkun Taşkın. Kurgu ile Gerçeklik Arasında: Gezi Eylemleri. İstanbul: SETAV, Fazlı, Mert ve diğerleri. Provokatörlere suçüstü. Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, html. Gaudin, Jean Pierre. Modern Governance, Yesterday and Today: Some Clarifications to be Gained from French Governance Policies. International Social Sicience Journal, 155, (1998): Holsti, Kalevi J. The Concept of Power in the Study of International Relations. Background, 7, 4, (1964):

98 Yumuşak Güç Savaşları Kalın, İbrahim. Türk dış politikası ve kamu diplomasisi. Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, turk-dis-politikasi-ve-kamu-diplomasisi/20. Kardaş, Tuncay ve Ramazan Erdağ. Bir Dış Politika Aracı Olarak TİKA. Akademik İncelemeler Dergisi 7, 1, (2012): Keohane, Robert ve Joseph Nye. Power and Interdependence. New York: Longman, Keohane, Robert. (Der.), Neorealism and Its Critics. New York: Colombia University Press, Lind, William S. ve diğerleri, The Changing Face of War: Into the Fourth Generation. Marine Corps Gazette, Morgenthau, Hans. Politics Among Nations. The Struggle for Power and Peace. New York: Alfred A. Knoff. Inc., Nye, Joseph ve Richard Armitage. A smarter, more secure America. CSIS Commission on smart power, CSIS, Nye, Joseph. Amerikan Gücünün Paradoksu. İstanbul: Literatür Yayıncılık, Nye, Joseph. Soft Power. Foreign Policy 80, (1990): Nye, Joseph. The Changing Nature of World Power. Political Science Quarterly, 105/2 (1990): Nye, Joseph. Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç. çev. Rayhan İnan Aydın, Ankara: Elips Kitap, Sandıklı, Atilla. Yumuşak Güç Savaşları ve Gezi Parkı Olayları. Dernekler 25, (2013):

99 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Sandıklı, Atilla ve Erdem Kaya. Gezi Parkı Olayları: Çıkarılması Gereken Dersler. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 24 Haziran 2013, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, id=2442:gezi-park-olaylar-ckarlmas-gereken-dersler&catid=122:analizlerguvenlik&itemid=147. Sandıklı, Atilla. Yumuşak Güç Savaşları. Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Kongresi, Kocaeli, 8-9 Ekim 2013 Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, id=2474: &catid=133:sunular-sunular&itemid=225. Sartre, Jean Paul. Çağımızın Gerçekleri. İstanbul: Çan Yayınları, Sharp, Gene. Diktatörlükten Demokrasiye. Boston: The Albert Einstein Institution, Toffler, Alvin. War and Anti-war: Survival at the dawn of the 21st Century. Boston: Little Brown and Company, Türk, Gökhan. Davos Krizi ve Ortadoğu ya Yansımaları. BİLGESAM Analiz, 20 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, tr/index.php?option=com_content&view=article&id=284:davos-krizi-veortadoguya-yansimalari&catid=77:ortadogu-analizler&itemid=150. Waltz, Kenneth. Realist Thought and Neorealist Theory. Journal of International Affairs, 44/1,(1990): Waltz, Kenneth. Theory of International Relations. New York: Waveland Press, Inc., Yavuz, Bülent. Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi XIII, 1-2, (2009): Yüksel, Mehmet. Yönetişim (Govenance) Kavramı Üzerine, 90

100 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları TÜRKİYE NİN YUMUŞAK GÜCÜNÜN KIRILMA NOKTASI: GEZİ OLAYLARI* Genellikle realist yaklaşımla özdeştirilen güç kavramı, gerçekte farklı şekillerde idealizm, Marksizm, feminizm ve eleştirel yaklaşımlarda da önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası ilişkiler sistemini yönetecek merkezi bir otorite ve yeterli hukuk kuralları bulunmadığından, her devlet kendi varlığını sürdürmek ve küresel sistemde yer edinmek için güvenlik ve güç arayışları içerisine girmektedir. Uluslararası ilişkiler tarihi bir bakıma güçlerin oluşumu, gelişimi, mücadelesi ve ilişkileri tarihidir. Uluslararası ilişkiler teorilerinde ve uluslararası analizlerde başvurulan en önemli temel kavram olmasına rağmen, gücün içeriği ve nasıl ölçülebileceği konusunda net bir mutabakat yoktur. Joseph Nye e göre güç hava durumu gibidir; yani herkesin hakkında konuştuğu ancak çok az insanın işleyiş mantığını anladığı bir kavramdır. 1 Hans Morgenthau, uluslararası politikanın temel amacını güç arayışı ve güç mücadelesi ile özdeşleştirmektedir. Gücü; hem bir ilişki türü, hem uluslararası politikanın en temel amacı, hem de amacın gerçekleştirilmesi için bir araç olarak tanımlamıştır. 2 Kalevi J. Holsti ise gücü bir ülkenin ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda etkileme ve yönlendirebilme kapasitesi olarak açıklamaktadır. 3 Robert Dahl The Concept of Power adlı eserinde, güç kavramını bir aktörün * Bu bölüm daha önce Yeni Türkiye dergisinin Ocak-Şubat 2014 sayısında yayımlanmıştır. 1Joseph Nye, The Changing Nature of World Power, Political Science Quarterly 105/2, (1990): 177; Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, çev. Rayhan İnan Aydın, (Ankara: Elips Kitap, 2005), Hans Morgenthau, Politics Among Nations: The Struggle for Power and Peace (New York: Alfred A. Knoff, INC., 1985), Kalevi. J. Holsti, The Concept of Power in the Study of International Relations, Background, Vol. 4 No.4, (1964):

101 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm diğer bir aktöre normalde yapamayacağı bir şeyi yaptırabilme kapasitesi olarak tanımlamaktadır. 4 Güç sayesinde A devleti B devletinin davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebileceği gibi; A devleti ulusal çıkarlarını korumak için C devletinden gelebilecek baskı, zorlama ve ikna uygulamalarını etkisiz bırakarak, C devletinin alanını daralttığında da güç kullanmış olur. Bu konuda Edward H. Carr, güç yönteminde caydırıcılık kavramını ön plana çıkarmıştır. 5 Bu nedenle güç barış zamanında da caydırıcılık etkisiyle önemli katkılar sağlar. Savaş ancak caydırıcılığın başarısızlığa uğraması durumunda gündeme gelir ve son çare olarak başvurulması gereken güç uygulamasıdır. Kennet N. Waltz a göre güç, karşılıklı bağımlılığa dayalı bir uluslararası sistemde diğer aktörlerden bağımsız karar alabilme ve onların kararlarından en az etkilenme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Bir aktöre daha fazla hareket serbestisi yaratan ilişki, kurum, önyargı ve uygulamalar onun gücünü oluşturur. Devletlerin amacı gücü maksimize etmek değil güvenliği sağlamaktır. Sahip olunan hareket serbestisi aynı zamanda güvenliği tehlikeye atmadan izlenebilecek olası politika yelpazesinin de genişlemesini ifade eder. 6 Robert Keohane ve Nye nin kompleks karşılıklı bağımlılık olarak tanımladıkları, çok sayıda devletin sosyal ve siyasal bağlarla birbirlerine bağlandığı bir uluslararası ortamda; zorlama, baskı ve savaş uygulamaları geri planda kalmaktadır. Kompleks bağımlılık teorisinde güç elde etmek için; sorunlar arasında bağlantı kurma, gündem belirleme, uluslar ve hükümetler ötesi ilişkiler geliştirme ve uluslararası örgütlerde söz sahibi olabilme kapasitelerine sahip olunması gerekir. 7 Günümüzde aktörlerin hareket alanları karmaşık ilişki ve bağımlılık esasıyla sınırlanmakta, bir aktörün ulusal çıkarları bir 4 Robert Dahl, The Concept of Power, Behavioral Sciences, Vol. 2 No. 2, (1957): Edward H. Carr, Twenty Years Crisis, : An Introduction to the Study of International Relations (New York: Perennial, 1981), Kenneth Waltz, Theory of International Relations (New York, Waveland Press Inc., 1979) 195.; Kenneth Waltz, Realist Thoughtand Neorealist Theory, Journal of International Affairs, 44/1, (1990): Robert Keohane ve Joseph Nye, Power and Interdependence (New York: Longman, 2001),

102 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları anda küresel sorun haline gelebilmekte ve askeri güç kullanımı devletleri zor duruma sokarken, sivil toplum örgütleri ve uluslararası örgütler devletlerin dış politikalarına müdahale edebilmektedir. Uluslararası örgütlerin yaygınlaşması, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi, devlet dışı diğer aktörlerin etkinliğini artırması ve küresel medyanın gelişmesi, içinde bulunduğumuz dönemde sert güç, yumuşak güç ve akıllı güç tartışmalarını gündeme getirmiştir. Güç yaşanan döneme, var olan aktörlere ve mevcut olaylara göre bu üç kavram arasında geçişgenlik ve değişim gösterebilir. Bir ülke dünya siyasetinde istediği hedeflere ulaşmak için askeri müdahaleyi, baskı ve dayatmayı içeren sert gücü kullanabileceği gibi; o ülkenin değerlerine hayran olan, onu örnek alan, refah seviyesine ve fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesiyle ulaşacağı yumuşak gücü de kullanabilir. Akıllı güç ise sert güç ile birlikte yumuşak gücün etkin biçimde kombine edilmesini esas alır. Nye ile Richard L. Armitage gibi önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından geliştirilen akıllı güç kavramı; sert ve yumuşak gücün sadece birleşmesinden oluşmamakta, gücün uygulanacağı aktörün davranışlarına uyum sağlayacak şekilde önceden hazırlanmış bir zeminde ölçülü bir tepki öngörmektedir. 8 Ayrıca koşullar, hedef, maliyet, zaman ve etkinlik sert ve yumuşak güç optimalinin belirlenmesine etki etmektedir. Uzmanlar sert gücün gerekliliğini vurgulayarak, bunun bir ülkenin yumuşak gücünün de garantisi olacağını belirtmekte ve akıllı güç kullanımına dikkat çekmektedir. Bu makalede yumuşak güç kavramı açıklandıktan sonra Türkiye nin yumuşak gücünün yükselişini sağlayan temel dinamikler açıklanacaktır. Gezi parkı olayları yumuşak güç savaşları kuramı çerçevesinde analiz edilerek, Türkiye nin yumuşak gücünü nasıl etkilediği konusunda sonuçlara varılmaya çalışılacaktır. Türkiye nin yumuşak gücünün sürdürülebilir kılınması için alınması gereken dersler çıkarılacak ve gelecekte benzer olayların yaşanmasını engellemek maksadıyla alınması geren tedbirler vurgulanacaktır. 8 Joseph Nye ve Richard Armitage, A smarter, more secure America, CSIS Commission on smart power, CSIS, (2007),

103 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Yumuşak Güç Kavramı Zaman ve mekâna, uluslararası sitemin yapısındaki ve kurallardaki gelişime uygun olarak gücün anlamında da önemli değişimler yaşanmıştır. Geçmişte ve Soğuk Savaş sürecinde askeri güç ve yetenekler, en etkin güç olarak kabul edilirken, içinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağında bu etkinlik kamuoyunu yönlendirebilme, ikna ve pazarlık yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Yumuşak güç kavramını literatüre kazandıran Nye ye göre; küresel sistemin çok kutuplu yapısı, uluslararası örgütler ve medyanın artan etkisi sonucu askeri kapasite geri planda kalmıştır. Asimetrik savaş yöntemlerinin üretilmesi ve klasik orduların etkinliğinin azalması sonucu çağımızda sert/ kaba gücün önemini azaltmıştır. 9 Zorlama yerine işbirliğini öneren Nye, yumuşak gücü; Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem, o zaman yapmak istediğim şeyi yapman için seni zorlamama gerek yoktur 10 şeklinde tanımlamıştır. Yumuşak güç, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde uygulayabilme kapasitesi demektir. İstenilen neticeleri elde etmek adına başkalarının güdülerini zorlamaktan ziyade onları cezbederek istediğini yaptırma kabiliyeti olan yumuşak güç; aktöre iliştirilmiş güç ve aktöre doğrudan bağlı olmayan güç kullanımı olarak ikiye ayrılır. Bir aktör onu cazibe merkezi haline getiren özellikleri ile doğrudan bir ülkenin kamuoyuna etki edebileceği gibi, uluslararası örgüt, kurum ve yapılar üzerinden de etki edebilir. Kurumsal çerçeve ve yapısal ilişkiler güç dengelerini değiştirebilir. 11 Yumuşak gücün kullanımında birçok unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar asker sayısından ve yaptırım gücünden çok bir ülkenin ekonomik ve finansal 9 Joseph Nye, Soft Power, Foreign Policy, No. 80. (1990): Joseph Nye, Amerikan Gücünün Paradoksu (İstanbul: Literatür Yayıncılık, 2003), Robert W. Cox, Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory, Neorealism and Its Critics içinde, Der. Robert Keohane, (New York: Colombia University Press, 1986),

104 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları kapasitesi, rekabet kabiliyeti, yaratıcı düşüncesi, insan kalitesi ve sosyal sermayesi, özgürlükleri, demokrasisi, refahı, tarihi birikimi, kültürel zenginliği, sanatı, sineması, mimarisi, müziği, eğitim sistemi, bilim ve teknoloji altyapısı, inovasyon kapasitesi, diplomatik becerisi ve kendini anlatabilme yeteneğinin toplamıdır. Bu unsurları bir araya getiren bir ülke, bir cazibe merkezi haline gelir. Takip edilen, konuşulan, hikâyesine kulak kabartılan bir ülke olur. Nye nin geçmişte devletin medya ile kamuoyunu yönlendirebildiği; ama günümüzde bunun çift taraflı işlerlik kazandığını, kamuoyunun da devleti medya ile etkileyebileceğini belirtmektedir. Devletlerin yumuşak güç uygulamasında kamuoyuna nüfuz edebilmek için kullandığı kamu diplomasisi; devlettenhalka ve halktan-halka iletişim olmak üzere iki ana çerçevede toplanmaktadır. 12 Devlet-halk eksenindeki faaliyetler; devletin, izlediği politikaları, yaptığı faaliyetleri ve açılımları, resmi araçları ve kanalları kullanarak kamuya anlatmasıdır. Halktan halka doğrudan iletişim faaliyetlerinde ise araştırma merkezleri, kamuoyu araştırma şirketleri, basın, kanaat önderleri, üniversiteler, mübadele programları, dernek ve vakıflar gibi devlet dışı sivil toplum örgütlerinin kullanılması esastır. Türkiye nin Yumuşak Gücü Soğuk Savaş sonrasında Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu da oluşan güç boşlukları ve ortaya çıkan fırsatlar nedeniyle Türkiye nin jeopolitik önemi ve etkinliği artmıştır. Küreselleşmenin dinamikleri olan özgürlük, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi gibi kavramların bütün dünyaya yayılması, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında küreselleşme dinamiklerine sahip ılımlı İslam anlayışının ön plana çıkması Türkiye nin anahtar rolünü ön plana çıkarmıştır. Türkiye nin 1999 yılında AB ne aday ülke olması, yapılan anayasal ve yasal reformlar sonrasında çağcıl devlet yapısında önemli gelişmeler yaşanması Türkiye nin yumuşak gücünün dünyada ve özellikle bölgesinde hızla artma- 12 İbrahim Kalın, Türk dış politikası ve kamu diplomasisi, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, (Erişim Tarihi 18 Şubat 2013). 95

105 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm sını sağlamıştır ve 2001 krizlerinden sonra dibe vuran Türkiye ekonomisinin, yapılan yapısal ekonomik reformlarla çağcıl bir ekonomik yönetime sahip olması ve ekonomi alanında elde edilen başarılı sonuçlar Türkiye nin cazibesini artırmıştır yılında yapılan seçimler sonrasında Türkiye de ılımlı İslam anlayışına sahip güçlü bir AK Parti iktidarı yönetimi devralmıştır. AK Parti AB kapsamında reformlara devam etmiş; özgürlük, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi alanlarında önemli adımlar atmıştır. Ilımlı İslam anlayışına sahip AK Parti yönetimindeki Türkiye nin hem AB ne aday ülke olması hem de İslam ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesi Türkiye nin bölgesinde model ülke olarak algılanmasını sağlamıştır. Bazı İslam ülkeleri tarafından Batı nın uşağı olarak görülen Türkiye nin, ABD ile ilişkilerini riske atarak 2003 yılında Irak harekâtına iştirak etmemesi Türkiye ye olan güveni hızla artırmıştır. Dış politikada altı prensibin başarılı ve etkili bir şekilde uygulanması Türkiye ye olan ilgi ve hayranlığı üst seviyelere taşımıştır. Güvenlik ve özgürlük arasındaki denge, komşularla sıfır sorun, çok boyutlu dış politika, proaktif girişimler, yeni bir diplomatik stil ve ritmik diplomasi Türkiye nin dış politikada güvenilirliğini ve etkinliğini artırmıştır. Bu özellikleriyle Türkiye Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya da ki çatışmalar ve anlaşmazlıklarda arabulucu rolü üslenmiştir. Uluslararası örgütlerle işbirliğini üst seviyelere taşıyan, barışı sağlama ve koruma görevlerine aktif olarak katılan Türkiye nin küresel ve bölgesel barış ve istikrara katkıları saygınlıkla izlenmiştir. 13 Başarılı çalışmalar hem Türkiye nin tanınmasını sağlamış, hem de hikayesi hayranlıkla izlenen Türkiye nin yumuşak gücünün etkinliğini artırmıştır. Başbakan Erdoğan ın Davos ta 29 Ocak 2009 günü düzenlenen Birleşmiş milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres in de katıldığı Gazze: Ortadoğu da Barış panelinde İsrail in yaptıkları yan- 13 Baskın Oran, 11 Eylül Olayı Ertesinde AKP Dönemi, Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III ( ) içinde, Der. Baskın Oran, (İstanbul; İletişim Yayınları, 2013),

106 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları lışları Şimon Peres e yüksek bir ses tonu ile ifade etmesi, konuşmasının kısıtlanmasına tepki göstermesi, One Minute diye yüksek sesle söz istemesi ve paneli terk etmesi İslam ülkelerinde lider olarak ön plana çıkmasına önemli katkı yapmıştır da İsrail Ordusunun abluka altındaki Gazze ye yardım malzemeleri götüren Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda baskın düzenlemesi ve 9 kişinin hayatını kaybetmesi karşısında Türkiye nin İsrail e karşı sert politikalar uygulaması Başbakan Erdoğan ın İslam ülkelerinin lideri olarak algılanmasını sağlamıştır. TİKA nın Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda başlattığı dış yardımlar Ortadoğu ve Afrika ülkelerine yaygınlaştırılmıştır. Pakistan, Haiti, Şili ve Japonya daki depremlerden, Pakistan daki selden ve Güney Asya da tsunamiden etkilenen bölgelere yapılan yardım operasyonları, Türkiye nin sahip olduğu insancıl değerleri ön plana taşımıştır. Türkiye nin insancıl ve değerler üzerine geliştirdiği dış ilişkileri dünyadaki ve bölgedeki halkların gönlünde yer elde etmiş, devletten devlete olduğu gibi halktan halka da derin bağlar oluşturmuştur. 15 Kültürel etkileşim faaliyetleri kapsamında kamu diplomasisine yönelik programlar, öğrenci değişimleri, turizm, eğitim, bilim gibi hususlarda kaydedilen gelişmeler, dünyayla olan işbirliği, bu anlamda gerçekleştirilen projeler, Türk kültürünün, tarihinin ve dilinin ve kendisinin tanıtımına yönelik faaliyetler Türkiye nin yumuşak gücüne önemli katkılar sağlamıştır. Başta Ortadoğu, Balkanlar ve Yakın Doğu da Türk dizilerinin izlenme oranlarının artması ve Türk starların halkların gönlünü kazanması Türkiye yi sadece devletler nezdinde değil aynı zamanda halklar arasında da hikâyesine ilgi gösterilen, özenilen bir ülke konumuna getirmiştir Konu ile ilgili bir analiz için; Gökhan Türk, Davos Krizi ve Ortadoğu ya Yansımaları, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 20 Şubat 2009, (Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014). tent&view=article&id=284:davos-krizi-ve-ortadoguya-yansimalari&catid=77:ortadoguanalizler&itemid= Tuncay Kardaş ve Ramazan Erdağ, Bir Dış Politika Aracı Olarak TİKA, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt: 7 Sayı:1 (2012): Tuba Çavuş, Dış Politika da Yumuşak Güç Kavramı ve Türkiye nin Yumuşak Güç 97

107 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Türkiye nin Ortadoğu daki sorunlarla ilgilenmesi ve aktif arabulucu dış politika sergilemesi, siyasi ve ekonomik dönüşümünün bir başarı olarak görülmesi ve kültürel etkisinin bir sonucu olarak bölgede çekiciliğinin artması Arap Baharı sürecinde halk ayaklanmalarında model ülke olarak algılanmasını sağlamıştır. Siyasi istikrar ve çağcıl devlet yapısındaki gelişmelere paralel olarak ekonominin hızla gelişmesi ve refahın artması, ABD ve AB ekonomik krizlerinden ekonominin çok az etkilenmesi, Türkiye yi cazibe merkezi haline getirmiştir. Türkiye nin hızla gelişen yumuşak gücü dünyada ve bölgesinde saygınlıkla takip edilmiş, bu sayede Türkiye çıkarlarını sert güce ihtiyaç göstermeden elde edebilme kabiliyetine sahip olmaya başlamıştır. Kırılma Noktası Gezi Olayları Türkiye nin hızla gelişen yumuşak gücünün kırılma noktası Gezi Parkı olaylarıdır. Mayıs 2013 de Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı nda ağaçların yerinden sökülmesi ile başlayan eylemler, 15 Haziran da parkın emniyet güçlerince tamamen boşaltılmasıyla hız kaybetmeye ve nitelik değiştirmeye başlamıştır. İlk etapta çevreye duyarlı genç bir grup tarafından başlatılan barışçıl eylemler, Taksim deki yeşil alanın korunması ve Gezi Parkı alanında inşa edilmesi planlanan Topçu Kışlası nı protesto etmek maksadıyla düzenlenmiştir. Eylemin 4. gününde emniyet güçlerinin eylemcilere aşırı güç kullanarak müdahale etmesi ve çok sayıda göstericinin yaralanması eylemlerin hızla Türkiye geneline yayılmasına neden olmuştur. İlerleyen aşamada aşırı örgütlerin, bölgesel ve küresel ölçekteki dinamiklerin etkisiyle olaylar kontrolden çıkmış, dış aktörler tarafından yönlendirilebilecek bir güvenlik problemine dönüşmüştür. Bu aşamada Gezi Parkı çevresinde ve Taksim meydanında araçlar ve dükkânlar tahrip edilmiş, İstanbul dışında Ankara ve İzmir gibi diğer büyük şehirlerde iktidar partisi aleyhine kitlesel gösteriler düzenlenmiştir. Yurt genelinde iktidara tepki gösteren çevreler bu eylemlere belirli saatlerde hanelerinde ışıklarını açıp-kapatarak, pencerelerinden tencere-tavalara vurarak ve trafikte ise korna sesleriyle katılım göstermişlerdir. 17 Kullanımı, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Sayı:2. 17 Atilla Sandıklı ve Erdem Kaya, Gezi Parkı Olayları: Çıkarılması Gereken Dersler, Bilge 98

108 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları Olayların gelişim süreçleri dikkate alındığında Gezi olayları üç aşamada değerlendirilmektedir. İlk aşama olarak değerlendirdiğimiz süreç, 27 Mayıs 31 Mayıs tarihleri arasındaki dört günü kapsamaktadır. Bu süreçte kısıtlı sayıda çoğunluğu genç eylemcinin destek verdiği, yerel gösterilerin düzenlendiği, hedef ve kapsamı dar olan ve iç dinamiklerin şekillendirdiği olaylar karşımıza çıkmaktadır. Eylemlerin ikinci aşaması ise 1 Haziran dan 15 Haziran a kadar olan ve son derece hızlı bir şekilde Türkiye geneline yayıldığı iki haftayı kapsamaktadır. Yumuşak Güç Savaşları çerçevesinde okuduğumuz ve şiddet içermeyen mücadele yöntemlerinden şiddetin yeniden üretildiği çatışmalara dönüşen ikinci aşama 15 Haziran da güvenlik güçlerinin Gezi Parkı na müdahale ederek alanı boşaltması ile son bulmaktadır. Üçüncü aşama ise 15 Haziran da güvenlik güçlerinin müdahalesi ile park alanının boşaltılmasının ardından eylemlerin git gide zayıfladığı, meşruiyetinin toplum tarafından sorgulanmaya başlandığı ve geniş kitlelerin eylemlere olan desteğini çektiği bir süreçtir. 18 Gezi Parkı olaylarının ve eylemcilere müdahale şeklinin sağlıklı bir analizi için iki farklı bakış açısı üzerinde durulacaktır. İlk bakış açısı eylemlerin ve güvenlik güçlerinin müdahalesinin demokratik hak ve özgürlükler temelinde analiz edilmesidir. Bu bakış açısıyla özgürlük ve güvenlik ilişkisi değerlendirilecektir. İkinci perspektif ise olayların artık bir güvenlik problemine dönüştüğü ve teorik temeli Yumuşak Güç Savaşları kavramıyla açıklanabilecek bir vaka çalışmasıdır. Artan şiddetle birlikte ulusal bir güvenlik problemine dönüşen ve ülke istikrarına zarar veren bir meselenin küresel ve bölgesel güçlerce istismar edilebileceği ve Yumuşak Güç Savaşlarına dönüşebileceği ihtimali üzerinde durulacaktır. Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 24 Haziran 2013, bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2442:gezi-park-olaylarckarlmas-gereken-dersler&catid=122:analizler-guvenlik&itemid=147 (Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014). 18 Hatem Ete ve Coşkun Taşkın, Kurgu ile Gerçeklik Arasında: Gezi Eylemleri (İstanbul: SETAV, 2013),

109 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Hak ve Özgürlükler Perspektifinde Gezi Olayları Gezi olayları demokratik hak ve özgürlükler perspektifinde analiz edildiğinde; eylemlerin ilk aşamada Gezi Parkı alanı için geliştirilen inşaat projesine karşı, çevre duyarlılığına dayalı demokratik bir tepki olduğu görülmektedir. Bu aşamada, parkın mevcut şekli ile muhafaza edilmesini savunan protestocuların ilk tepkileri demokratik Türkiye içinde meşru talepler olarak değerlendirilmeliydi. Ancak Türkiye de siyasal iktidar demokratik ve meşru talepler şeklinde ortaya çıkan bu ilk tepkileri kabullenememiş, aksine tepkileri sert bir şekilde bastırmak sureti ile taleplerin son bulacağını düşünmüştür. Oysa çağcıl demokrasilerde çoğulcu bir anlayışla ve yönetişimin bir gereği olarak toplumun talepleri şehirdeki çevre düzenlemelerine yansıtılabilmeliydi. Modern dünyada özgürlük ve güvenlik son derece hassas bir denge üzerinde yürütülmektedir. Türkiye bu dengeyi dikkate aldığı için başarılı olmuş ve yumuşak gücü artmıştı. Özgürlük ve güvenliğe birbirine zıt kavramlar olarak bakmaktan ziyade birbirini tamamlayıcı iki mefhum olarak da bakmak gereklidir. Güvenlik hareket noktasını özgürlükten aldıkça, özgürlükleri güçlendirir. Demokratik toplum ve demokratik devlet birbiri için önem arz eden bu iki kavram arasındaki uyumu göz önünde bulundurmalıdır. Özgürlükler bazen güvenlik açığı şeklinde değerlendirilse dahi, paradoksal bir şekilde tam tersine etkiyle potansiyel gerilim noktalarının azaltılması; toplum içinde farklı görüşlerin ifade edilebilmesi, düşüncelerin kamuoyuna duyurulabilmesi ve siyasi iktidarı etkileyebilme açısından önemli roller üstlenmektedir. Bu bağlamda özgürlükler, toplumda hoşgörü ve güven ortamını sağlamak suretiyle potansiyel gerilimleri azaltmakta ve güvenliğe katkı yapmaktadır. Soğuk Savaş sonrasında, Kadife Devrimlerin gerçekleşmesi sürecinde, Sovyet yanlısı rejimlerin karşılaştığı bu yeni toplumsal hareketler sadece otoriter ve totaliter rejimlerde görülmemiştir. Benzer olaylar gelişmiş demokrasilerde de yaşanmıştır de Amerika da meydana gelen işgal hareketleri domino etkisi ile İngiltere ve İspanya olmak üzere dünyanın birçok ülkesine yayılmıştır. Türkiye de benzer gelişmeler Gezi olaylarında yaşanmış fakat bu olaylar karşısında güvenlik ve özgürlük dengesinde parlak bir sınav verilememiştir. 100

110 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları Taksim Gezi Parkı nda ortaya çıkan ve başlangıçta demokratik bir nitelik taşıyan eylemlere güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanarak müdahale etmesi özgürlük-güvenlik ilişkisinde Türkiye nin henüz belli bir olguluğa erişemediğini göstermiştir. Çağcıl demokrasilerde de sıkça karşılaşılan bu tür demokratik eylemlere erken ve sert müdahale edilmesi, güvenliğin liberal ve özgürlük temelli değil, realizm ve güç temelli yaklaşımla uygulandığının önemli bir delili olmuştur. Eylemcilere uygulanan sert müdahalenin meşruiyetindeki problem halk içinde büyük infiallere yol açmıştır. Dolayısıyla çelişkili bir şekilde toplum güvenliğini sağlamak için yapılan müdahaleler aksi yönde etki göstermiş ve güvenlik problemini daha da derinleştirmiştir. 19 Bu bağlamda Gezi eylemlerinin barışçıl olan birinci aşaması anlaşılabilir bir süreçtir. Bu aşamada güvenlik güçleri özgürlükler temelinde eylemlerin düzenli bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almalıydı. Tam tersine 29 Mayıs - 1 Haziran sürecinde gerçekleştirilen sert müdahaleler eylem(ci)lerin şiddet fitilini ateşlemiş ve 15 Haziran a kadar üstel artışla yayılan eylemler demokratik yollarla iktidara gelen meşru bir yönetimi tehdit eder duruma gelmiştir. İkinci aşamada eylem(ci)lerin şiddetin bir parçası olması, ülke istikrarını ve güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle, küresel ve bölgesel aktörlerin karıştığı Yumuşak Güç Savaşları nın bir aracı olduğu noktada eylem(ci)ler meşruiyetini kaybetmeye başlamıştır. 1 Haziran 15 Haziran tarihleri arasında tanık olduğumuz bu süreçte bazı sivil toplum örgütleri, Yumuşak Güç Savaşları kavramsallaştırması çerçevesinde açıklanabilecek bir ortamda, Türkiye nin yumuşak gücünün gelişmesini kendi çıkarları için tehdit gören küresel ve bölgesel güçler tarafından kullanılan bir oyuncu konumuna düşürmüştür. 20 Yumuşak Güç Savaşları Soğuk Savaş sonrası dönemde, savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşmasıyla birlikte; terör örgütleri, maf- 19 Atilla Sandıklı, Yumuşak Güç Savaşları ve Gezi Parkı Olayları, Dernekler, Sayı: 25 (2013): Sandıklı, A.g.e.,

111 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm yalar, gizli servisler ve özel kuvvetlerin kullanıldığı düşük yoğunluklu savaş, yıldız savaşları, siber savaş ve etki odaklı savaş gibi yeni savaş türleri de karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu savaş türleri genellikle klasik realizm yaklaşımı ile özdeşleştirilen güvenlik ve güç gibi kavramların yeniden okunmasına neden olmuştur. 21 Uluslararası hukuk kurallarındaki gelişmeler ve savaşların siyasi, ekonomik ve sosyal maliyetlerinin kabul edilemez boyutlara ulaşması, Soğuk Savaş sonrası dönemde post-modern savaş yöntemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu savaşların temel özelliği asimetrik unsurların kullanılmasıdır. Terör örgütleri, mafyalar, gizli servisler ve özel kuvvetlerin kullanıldığı düşük yoğunluklu savaşlar; yıldız savaşları, siber savaş ve etki odaklı savaş gibi ileri teknoloji savaşları ve literatürde yerini henüz almamış fakat uygulamalarını yakından takip ettiğimiz yumuşak güç savaşları post- modern savaş yöntemleri içinde yerini almıştır. Küresel güçlerin ulusal çıkarlarını elde etmek için terörü bir araç olarak kullanma durumu, 11 Eylül 2001 ve sonrasında terörün kendilerini de vurmasıyla ortadan kalkmıştır. Uluslararası terör lanetlenmiş ve teröre destek veren devletler hedef haline getirilmiştir. Bu durum, küresel güçlerin yumuşak gücün kullanımını esas alan stratejiler geliştirmesine, bir boyutuyla da Yumuşak Güç Savaşları kavramsallaştırması çerçevesinde değerlendireceğimiz mücadelelere neden olmuştur. Yumuşak Güç Savaşları, çıkarları çelişen ülkelerin birbirlerinin yumuşak güçlerini yok etmek, zayıflatmak için kendi yumuşak güçlerini kullandıkları bir mücadele yöntemidir. Bu mücadele biçimi bir ülkenin yumuşak gücünün hızlı bir şekilde gelişme göstererek küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarını tehdit etmesi durumunda meydana gelebilir. Bu bağlamda, yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkenin politikaları küresel ve bölgesel güçleri hedef almaya veya küresel ve bölgesel güçlerin sahip olduğu yumuşak güce zarar vermeye 21 Atilla Sandıklı, Yumuşak Güç Savaşları, Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Kongresi, Kocaeli, 8-9 Ekim 2013, ent&view=article&id=2474: &catid=133:sunular-sunular&itemid=225 (Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014). 102

112 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları başlarsa Yumuşak Güç Savaşları nın çıkması kaçınılmaz olur. Hatta gelişmeler farklı devletleri tehdit ettiği hallerde, bu devletler bir ittifak oluşturarak veya bir ittifak oluşturmadan ayrı ayrı, yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkeye karşı yumuşak güçlerin çatıştığı bir savaş açabilirler ve bu savaşı aynı anda uygulayabilirler. Yumuşak Güç Savaşları nda karşı tarafın etkili olan yumuşak güç unsurları hedef alınır. Bu unsurlar içinde siyasi liderler, partiler, sivil toplum kuruluşları, değerler, ideolojiler, tarihsel derinlik, kültürel yapı, ekonomik gelişme, o ülkeyi cazibe merkezi haline getiren diğer yetenek ve kabiliyetler bulunmaktadır. Yumuşak Güç Savaşları nda klasik güvenlik uygulamaları olayları daha da büyütebilir. Bir parkın veya meydanın işgal edilmesine ve trafiğin engellenmesine yönelik eylemler aslında güvenlik güçlerini sert müdahaleye zorlamak için yapılan girişimler olabilir. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi, müdahale sırasında meydana gelecek yaralanma ve ölümler sosyal medyada abartılı bir şekilde işlenir. Toplumdaki hassasiyetler istismar edilerek ve olaylarda kahramanlar yaratılarak eylemlere desteğin artırılması ve geniş kitlelerin eylemlere katılması sağlanabilir. Yumuşak Güç Savaşları nda siyasi direniş sürecinde şiddetten uzak durmak esas olmasına rağmen zaman zaman şiddet içeren mücadele yöntemleri de benimsenebilir. Bilgi teknolojileri ve medya süreç içinde aktif ve etkin bir şekilde kullanılır. Siyasi liderin diktatör olarak algılanması için girişimler yoğunlaştırılır ve bu şekilde mücadeleye meşruiyet kazandırılmaya çalışılır. Özgürlük adına gerçekleştirilen eylemler ve direniş vasıtasıyla liderin karizması ve otoritesi aşındırılır. Aynı zaman ülke içindeki hassasiyetler istismar edilerek ülke içindeki radikal örgütler harekete geçirilir. Sıfır toplamlı bir çatışma ortamında devletin yumuşak gücü zayıflatılır ve etkinliği azaltılır. Yumuşak Güç Savaşları ve Sivil Toplum Sivil toplum kuruluşları günümüzde kamuoyu oluşturmak suretiyle bireylerin taleplerinin dile getirilmesine ve dikkate alınmasına yardımcı olmaktadır. Farklı düşünce ve çıkar grupların düşüncelerini yaymak ve çıkarlarını elde etmek için örgütlenmektedir. Devlete bağlı olmadan gönüllülük esasına dayalı 103

113 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm olarak ortak amaçlar doğrultusunda kurulan sivil toplum kuruluşları halkın katılımının en üst seviyede gerçekleştiği kuruluşlardır. Bu bağlamda vatandaşlar sivil toplum faaliyetlerine katılarak siyasal mekanizmayı yönlendirmekte ve yönetimde aktif bir şekilde rol almaktadır. Siyasi iktidarlar ile sivil toplum arasındaki diyalog ve müzakerelerin kopması, halkın belirli kesimlerinin dikkate alınmaması, kutuplaşmaya ve ötekileşmeye neden olmaktadır. Kutuplaşma ve ötekileştirme toplumdaki gerilimleri artırmakta, karşılıklı düşmanlık ve çatışma ortamını hazırlamaktadır. Oluşan hassasiyet Yumuşak Güç Savaşları için bulunmaz bir fırsat oluşturulmakta, küresel ve bölgesel diğer aktörlerin de müdahalesi ile hedef hükümetin yönetebilme kabiliyeti aşındırılarak, istikrar ve güven ortamına darbe vurulabilmektedir. 22 Gezi parkı örneğinde sivil toplumun aktif rol aldığı gözlemlenmektedir. Bu durum pek tabii ki çağcıl demokrasilerde olağandır. Fakat protestoların yer yer vandalizm e dönüştüğü ve kimi eylemcilerin karşısında olduğu şiddetin bir parçası durumuna geldiği noktada sivil toplumun da özgürlüğün uğradığı zarara ilişkin sorumlu olduğu belirtilmelidir. Eylemcilerin, Gezi olaylarının ikinci aşamasında açıkça görüldüğü üzere başvurduğu şiddet, barışçıl eylemlerin meşru zeminini sarsmış, vandalizm diğer bireylerin ve toplumsal alt grupların özgürlükleri hedef almaya başlamıştır. Sivil toplum örgütleri bu bağlamda kitleleri organize eden ve harekete geçiren bir kuvvet olarak özgürlük ve güvenliğin hassas dengesini gözetmek durumundadır. Özgürlük bana dokunma demek değil, Jean Paul Sartre ın vurguladığı üzere özgürlük sorumlu olmaktır. 23 Özgürlük ve güvenlik dengesinin güvenlikleştirme lehine bozulmaya çalışıldığı Yumuşak Güç Savaşları nda siyasi liderin karakteri detaylı olarak incelenerek istismar edilebilecek özellikleri tespit edilir ve bu özellikler manipüle edilmeye çalışılır. Oluşturulan siyasi ortamda farklılıklar ötekileştirilmeye, ötekileştirmeler kutuplaştırmalara, kutuplaştırmalar düşmanlıklara dönüştürülür. Devletin ve halkın ortak menfaatleri siyasi çatışmalara, kargaşa 22 Sandıklı, Yumuşak Güç, Jean Paul Sartre, Çağımızın Gerçekleri (İstanbul: Çan Yayınları, 1973),

114 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları ve kaosa feda edilir. Herkesin kaybettiği Yumuşak Güç Savaşları ortamında devletin yumuşak gücü ve etkinliği azaltılır. Yumuşak Güç Savaşları kapsamında eğer yönetimler ekonomik baskılara açıksa, sivil toplum örgütleri iş yavaşlatma eylemleri, boykot ve grev gibi ekonomik eylemler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli grev türlerinin seçici şekilde kullanılması imalat, taşımacılık, ham maddelerin tedariki ve ürünlerin dağıtımı gibi kritik noktalarda uygulanabilir. 24 Şiddet içermeyen direnişler yaygınlaştırılarak ülke yönetiminin meşruiyeti sorgulanmakta ve itaatsizlik propagandası yayılmaya çalışılmaktadır. Bir devletin yumuşak gücü ve liderin cazibesi bölgedeki diğer ülkelerin liderini ve halklarını etkilemeye başladığında, bölgede çıkarları zarar görmeye başlayan diğer aktörler bu ülkelere ve liderlere karşı Yumuşak Güç Savaşları yürütülebilir. Yumuşak gücü gelişen ülkenin etkinliğini sınırlamak amacıyla bölgedeki gelişmeler yeniden şekillendirilebilir. Eğer ülkenin yumuşak gücünün kaynağı bir ideoloji veya inanç sistemi ise, bu değerleri aşındırmaya ve toplumun bu değerlere yönelik bağlılığını azaltmaya yönelik eylemlere ağırlık verilebilir. Bu bağlamda, Gezi Parkı olaylarının güvenlik problemine dönüşmesi, Türkiye nin güçlenmesinden rahatsız olan dış aktörlerin süreci istismar etmelerine neden olabilecek bir hassasiyet doğurmuş, yurt genelinde kitlelerin yönlendirilebileceği psikolojik bir zemin meydana getirilmiştir. Gezi olayları sırasında emniyet güçlerinin karşılaştığı zorluklar ve maruz kaldığı tepkiler, gelecekte dış aktörlerin desteği ile gelişebilecek kitlesel hareketlerin Türkiye aleyhine nasıl kullanılabileceğini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Yumuşak Güç Savaşları Çerçevesinde Gezi Olaylarının Analizi Soğuk Savaş sonrası dönemde eski doğu bloku ülkelerinde kadife devrimler ile totaliter rejimler değiştirilmiştir. Kadife devrimlerle eylemciler, şehrin en önemli ve tanınan meydanlarında, şiddet içermeyen yöntemlerle taleplerini 24 Gene Sharp, Diktatörlükten Demokrasiye (Boston: The Albert Einstein Institution, 2010),

115 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm ülke ve dünya gündemine taşıyarak kendi halkına baskı ve şiddet uygulayan totaliter yönetimleri değiştirmişlerdir. Yumuşak Güç Savaşları nın SSCB nin ve Doğu Avrupalı diğer sosyalist rejimlerin dağılma sürecindeki bu yansıması, bize totaliter rejimlerin birer birer düşüşünü ve ilgili ülkelerde demokrasi tesisinin bir nevi resmini sunmuştur. Yumuşak Güç Savaşları nın ilk örneğini gördüğümüz ve kadife devrimlerle karşılaştığımız totaliter yönetimlerin devrilmesini sağlayan eylemler, Gezi Parkı olayları üzerinden Türkiye yi okuduğumuzda aynı siyasal meşru zemini yakalayamamaktır. Türkiye, demokratik yollarla yönetime gelen meşru bir siyasal iktidara sahiptir. Bu bağlamda demokratik bir ülkede demokratik tepkiler, yine demokratik sistemin sınırları dâhilinde gerçekleşmelidir. Eylemin ikinci aşaması olarak belirttiğimiz ve şiddetin yeniden üretildiği süreçte eylemcilerin, sivil toplum kuruluşlarının, muhalefet partilerinin, bazı yasa dışı örgütlerin, çevreci duyarlılıkla başlayan bu girişimi demokrasinin altını oyacak ve şiddeti maruz görecek şekilde manipüle etmesi Türkiye de katılımcı demokrasiye zarar vermektedir. Bununla birlikte, hükümetin eylemlerin ilk aşamasındaki demokratik talepleri göz ardı etmesi ve polisin müdahalede orantısız güç kullanması eylemcilere oldukça geniş bir kitlenin destek verdiği protesto sürecini başlatmıştır. Bu süreçte Topçu Kışlası nın inşa edileceği yönündeki ısrarlı tutum ve krizin güç kullanılarak çözülmeye çalışılması eylemlerin şiddetini arttırmıştır den itibaren üç kez üst üste oylarını artırarak iktidara gelen ve egemen parti konumuna yükselen Ak Parti nin, 2011 deki seçimlerde %50 lik bir çoğunluğun desteğini kazanmasından sonra, ustalık dönemi olarak adlandırdığı dönemde çağcıl demokrasinin en önemli esasları olan çoğulculuk ve yönetişim ilkelerinden uzaklaşmaya başlaması, kendisine tepkilerin artmasına neden olmuştur. Kuruluş ve yükseliş aşamasında çoğulculuk ve yönetişim ilkelerine uygun hareket eden AK Parti nin, ustalık döneminde sadece kendi seçmen kitlesinin ve hatta seçmen kitlesi içinde kendisine yakın belirli grupların talepleri doğrultusunda politikalar uygulamaya başlamıştır. Diğer grupların görüşlerini, beklentilerini ve taleplerini göz ardı etmesi hatta onların bir kısmını tamamen ötekileştirmesi, AK Partiyi kapsayıcı olmaktan ziyade 106

116 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları dışlayıcı söylemlerde bulunan bir parti konumuna düşürmüştür. Muhalefet bu hassasiyeti değerlendirerek iktidarı otoriterleşme ile suçlamış ve başbakanı diktatör olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda diktatör algısı üzerinden Gezi olaylarının meşruiyeti sağlanmaya çalışılmıştır. 25 Eylemlerin şiddete varan aşamalarında güvenliğin sağlanması için başvurulan güç kullanımı, radikal örgütlerce özgürlüklere vurulmuş bir darbe olarak gösterilmiş, kutuplaşma, düşmanlık ve çatışma ortamı derileştirilerek yayılmaya çalışılmıştır. Siyasi liderin karakteri detaylı olarak incelenerek tespit edilmiş, karar alıcıların istismar edilebilecek özellikleri olumsuz ve kasıtlı bir şekilde manipüle edilmeye çalışılmıştır. Yumuşak Güç Savaşları nda hedeflerden biri de hükümetin yönetebilme kabiliyetinin aşındırılması, istikrar ve güven ortamının ortadan kaldırılması ve devletin yumuşak gücünün zayıflatılmasıdır. 21. yüzyılda yükselen bir güç olarak ortaya çıkan Türkiye nin yumuşak gücü Ortadoğu da etkili olmaya başlamıştır. Arap Baharı kapsamında yapılan halk devrimleri, Türkiye nin yumuşak gücünü daha da artırmış, bölge ile ilgilenen küresel ve bölgesel güçler endişe duymaya başlamıştır. Türkiye de başbakanlık seviyesinde yapılan açıklamalar da bu endişeleri derinleştirmiştir. Yumuşak Güç Savaşları kavramsallaştırmasında yumuşak gücü hızlı bir şekilde gelişen ülkenin politikaları, küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarına zarar vermeye başladığında, bu güçler yumuşak gücü yükselen ülkenin iç hassasiyetlerini istismar ederek o ülkenin yumuşak gücünü zayıflatmak için girişimlerde bulunmaktadır. Gezi olayları sonrasında Türkiye nin yumuşak gücü büyük bir darbe yemiştir. Soğuk Savaş sonrası süreçte eski Sovyet Cumhuriyetleri sonrası ortaya çıkan devrimler, Arap halk ayaklanmaları ve Türkiye deki Gezi olayları iç dinamikleri tetikleyen dış etkiler bağlamında okunurken; kitleleri harekete geçiren küresel ve bölgesel güçlerin stratejileri de göz önünde bulundurularak değerlendirilmeler yapılmalıdır. Gezi olayları, Mısır daki darbe ve Tunus ta muhalif liderin öldürülmesi ile artan eylemlerin aynı anda meydana gelmesi dikkate alınmalıdır. Başlangıçta sadece çevre duyarlılığı temel neden olsa da, Türkiye 25 Sandıklı, Yumuşak Güç,

117 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm geneline bakıldığında eylemlerin dış aktörlerin destek ve yönlendirmelerinden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Gezi Parkı olayları ile başlayan gösterilerde yer alan çok sayıdaki yabancı uyruklu eylemci de Türkiye deki sürecin sadece Taksim deki çevre düzenlemeleri ile açıklanamayacağını ortaya koymaktadır. Gösterilerde eylemcileri kışkırtan ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, Suriye ve İran uyruklu yabancılar tespit edilmiş ve gözaltına alınmıştır. Ayrıca eylemleri yönlendiren yabancı uyruklular arasında diplomatik pasaportlu kişilerin de yer alması dikkat çekmiştir. 26 Yumuşak Güç Savaşları nda küreselleşme ve bilgi teknolojilerinden istifade edilerek uluslararası kamuoyu ve hedef ülke kamuoyları şekillendirilir. Bu çerçevede yabancı basının tutumu da Gezi parkı olaylarının küresel sistemden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermiştir. Taksim deki gelişmeleri dünya kamuoyuna düzenli bir şekilde aktaran bazı yabancı basın organlarının Türkiye deki gelişmeleri iç savaş havasında yansıttığı, Türk baharı izlenimi vermeye çalıştığı, özellikle emniyet güçlerinin müdahale tarzına odaklandığı ve açık bir biçimde taraflı bir habercilik yaptığı gözlemlenmiştir. Hatta yine bazı medya kuruluşlarının, Türkiye de demokratik yollarla seçilen siyasi iktidarı, Arap dünyasındaki halk hareketlerinin çıkmasına neden olan totaliter yönetimlerle karşılaştırdığı görülmüştür. Özellikle Rus basısının Taksim deki gelişmeleri naklederken Türk Baharı, Türk Savaşı, İstanbul Savaş Alanı ve Kalabalıklar Tahrir de olduğu gibi Taksim i de almak istiyor başlıklarını tercih etmesi ve Russia Today televizyonunun Twitter hesabındaki haber cümlelerinin sonuna #occupygezi (geziyi işgal et) etiketi koyması dikkat çekmiştir. Demokrasi ve özgürlük yolunda demokratik yollarla iktidara gelen bir hükümete karşı yapılan bu eylemlerin küresel ve bölgesel aktörlerce desteklenmesi aynı zamanda bir ikilemi de ortaya çıkarmıştır. Taksim de demokrasi ve özgürlüğü destekleyen Batı, Tahrir de darbeye destek vermiştir. Bu durum, Batı nın söylem ve eylemlerindeki ikircikliği göstermektedir. Gezi olaylarında Batı ülkeleri, Rusya ve İran ın girişimleri Yumuşak Güç Savaşları nda 26 Fazlı Mert ve diğerleri, Provokatörlere suçüstü, Zaman, gundem_provokatorlere-sucustu_ html (Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014) 108

118 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları birbiriyle ihtilaf halinde olan kuvvetlerin bile dolaylı ya da direkt olarak bir ittifak kurduğu süreci dünya kamuoyuna sunabilmektedir. Soğuk Savaş sonrası süreçte küresel ve bölgesel aktörlerin yumuşak güçleri nüfuz ettiği bölgelerde toplumları yönlendirebilmek amacıyla aşırı örgütlerle birlikte kitle hareketlerini teşvik ettiği gözlemlenmektedir. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki devrimler ve Arap Baharı sürecindeki halk hareketleri, bu stratejinin kısmen tatbik edildiği örnekleri karşımıza çıkarmıştır. Bahse konu Yumuşak Güç Savaşları sürecinde, PKK terör örgütüne destek verilerek KCK yapılanması üzerinden kitleleri harekete geçirmeye çalışmış, Türkiye ye karşı devrimci halk savaşının ön hazırlıkları yapılmıştır. SDP, ESP, TKİP, TKEP/L, Halkevleri gibi bazı aşırı gruplar da şiddet içerikli eylemlere müdahil olmuştur. Keza Gezi eylemlerinin ilerleyen aşamalarında Taksim deki araçların, durakların ve işyerlerini tahrip edilmiş ve PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, TKP/ML, THKP/C gibi halkı terörize eden örgütlerinin meydanda etkili olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Yumuşak Güç Savaşlarında Gezi parkı eylemlerinde görüldüğü gibi hedef ülkelerdeki hassasiyetler değerlendirilerek kitleler harekete geçirilmeye çalışılmakta ve o ülkelerin yumuşak güçlerine önemli zararlar verilmektedir. 27 Çıkarılması Gereken Dersler: Çoğulcu Demokrasi ve Yönetişim Gezi olayları Türkiye deki iç dinamiklerin etkisi ve güvenlik güçlerinin başlangıçtaki sert tepkisi sonucu yaygınlaşmıştır. Gezi Parkı olayları, eylemlerin başlangıcından itibaren dış aktörler tarafından planlanan ve yürütülen bir proje olarak değerlendirilemez. Ancak olayların ilerleyen günlerde ulusal bir güvenlik problemine dönüşmesi, ortaya çıkan kutuplaşmaların derinleşmesi ve grupların radikalize olmasıyla dış güçler de devreye girmiş ve Türkiye nin yumuşak gücüne zarar vermek için oluşan hassasiyetler istismar edilmiştir. Teknoloji ve iletişim olanaklarının üst düzeye çıktığı günümüz dünyasında, işgal eylemleri ve kitlesel halk hareketleriyle sık sık karşılaşılabilir. İç siyasette bıraktığı derin izler, ekonomide yol açtığı sonuçlar ve Türkiye nin 27 Sandıklı ve Kaya, A.g.e. 109

119 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm yumuşak gücüne vurulan darbeler dikkate alındığında, siyasi iktidar, muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının Gezi olaylarından belli dersler çıkarması gereklidir. Türkiye nin de önemli bir sınav verdiği bu yeni toplumsal hareketlerle mücadelenin panzehri çoğulcu demokrasi ve yönetişimdir. Demokrasinin gelişim sürecinde, çoğunluğun devlet yönetimindeki kararlarının mutlak olması, azınlık haklarını kısıtlayabileceği kaygısı çoğulcu demokrasiyi ortaya çıkarmıştır. Çoğulcu demokrasi anlayışında çoğunluğun yönetme hakkı bulunmasına rağmen çoğunluğun sınırsız yetkilere sahip olduğu söylenemez. Temel insan haklarına saygı, insan onurunun korunması, azınlıkta veya muhalefette olanların beklentilerinin dikkate alınması, farklı düşüncelerin serbestçe hiçbir baskıyla karşılaşmadan söylenebilmesi çoğulcu demokrasi için şarttır. Çoğulcu demokrasilerde özgürlük herkesin yönetime serbestçe katılımını sağlarken, eşitlik de insanların her türlü farklılığına rağmen, insan onurunun korunması gereğinden dolayı, eşit bir şekilde bu yönetime katılabilmesi anlamına gelmektedir. 28 Çoğulcu demokrasilerde bireysel, kültürel ve sosyal haklar korunur ve genişletilir. Farklı kültürel kimlikler arası ilişkilerde ötekileşme yerine eleştirel anlama ve diyalog temelli tartışma ortamı oluşturulur. 29 Toplumsal sorunların çözümünde ve talepler karşısında şiddet ve baskı yerine demokratik müzakere yöntemi etkin olarak kullanılır. Yönetişim kavramı ise hükümet otoritesine ve gücüne dayalı yönetim anlayışından, hiyerarşik yapıdaki bir yönetim olgusundan farklı yeni bir süreci ve toplumun yönetimine ilişkin yeni bir modeli anlatmaktadır. Böyle bir model içinde aktörlerin ve birimlerin tek taraflı yönlendirmeleri ve etkileri değil, bir etkileşim süreci içinde gerçekleşen interaktif ilişkiler söz konusudur. Sadece hükümet birimlerinin ve görevlilerinin değil, aynı zamanda hükümet dışı örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin, bilim adamlarının, uzmanların ve vatan- 28 Bülent Yavuz, Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: XIII, Sayı. 1-2 (2009): Fuat Keyman, Küreselleşen Dünyada Türkiye ve Demokratikleşme, Türkiye nin Vizyonu Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri içinde, Der. Atilla Sandıklı, (İstanbul: BİLGESAM Yayınları, 2008),

120 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları daşların katılımı söz konusudur. Bu bağlamda yönetişim ilkesinin işletilmesi ve farklı taleplerin dikkate alınması ile protestoların henüz bir güvenlik problemine dönüşmeden yatıştırılması mümkün olabilir. Yönetişimin uygulanmaması muhalif grupların aşırı gruplar ile birlikte hareket etmesine, böylece aşırı grupların meşruiyet kazanmasına hizmet etme riski taşımaktadır. Yönetişim yaklaşımından hareketle yapılan analizlerde; özellikle hükümettoplum etkileşimi üzerinde durulmakta; devlet ile devlet-dışı alan arasında işbirliğinin, kamu ile sivil toplum örgütleri arasında ilişkilerin geliştirilmesinin, çok kutuplu karar alma mekanizmalarının yaygınlaştırılmasının önemi belirtilmektedir. Devlet, doğrudan doğruya yönetme pozisyonundaki egemen aktör niteliğine sahip olmaksızın, karşılıklı bağımlılık konumunda bulunan aktörler arası etkileşimlerin çoğalması yoluyla, gerek hükümet çerçevesinden, gerekse toplumsal tabandan gelen örgütler arası ilişki ağlarının bir koleksiyonu ya da toplamı olmaya başlamaktadır. Çoğulculuk ve yönetişimin temel ilkeleri olan hukukun üstünlüğü, katılımcılık, şeffaflık, eşitlik, etkinlik, hesap verebilirlik sayesinde önemli güç merkezleri arasında uzlaşma sağlanarak toplumsal gerilimlerin çıkması önlenebilir. Çıkan gerilimler kutuplaşmaya ve karşılıklı düşmanlıklara varmadan yatıştırılabilir. Bu sayede toplumda barış, istikrar ve güven ortamı yaratılabilir. Yumuşak güç savaşları kapsamında ülke içindeki parçalanmış yapıların ve hassasiyetlerin istismar edilmesi engellenebilir. Meydanlarda protesto gösterileri düzenleyen eylemcilerin bütün taleplerinin yerine getirilmesi mümkün değildir. Ancak dile getirilen demokratik taleplerin topyekûn yok sayılması da katılımcı demokrasi ile çelişmektedir. Ülke içinde farklı grupların beklentilerinin karşılanmaması ve dile getirilen eleştirilerin ötekileştirilmesi ülke içindeki parçalanmış yapıları harekete geçirmekte, derinleştirmekte ve radikalize etmektedir. Bu nedenle protesto gösterileri ortaya çıktığında diyalog devam ettirilmeli, mutedil ve ikna edici yaklaşımlar üzerinde durulmalı ve henüz olaylar şiddetlenmeden çoğulcu demokrasi ilkesiyle soruna çözüm aranmalıdır. Gezi olayları sırasında halk hareketlerinin desteği ve iktidara duyulan tepki- 111

121 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm nin hızlı yayılmasında sosyal medyanın etkisi önemlidir. Bu bağlamda, sosyal medyayı protestocular kadar devlet de toplumun doğru bilgilendirilmesi ve provokasyonları engellemek amacıyla hızlı ve etkin bir biçimde kullanmalıdır. Yumuşak Güç Savaşları nda alınacak güvenlik tedbirlerindeki hassasiyetler dikkate alındığında, güvenlik güçlerinin teşkilatlarının ve eğitimlerinin büyük önem arz ettiği görülmektedir. Güvenlik güçleri alacağı tedbirlerde dengeli ve istikrarlı davranmalı, güvenlik tedbirlerinin büyüklüğüne ve aşamasına göre önlemler konusunda ölçülü davranmalıdır. Ayrıca güvenlik personelinin psikolojik durumları devamlı izlenmeli, özel olarak izlenilmesi gereken personel operasyonlara götürülmemelidir. Sonuç Gezi olaylarının ilk aşaması demokratik tepkilerin dile getirildiği; ikinci aşaması ise protesto gösterilerinin hızlı bir şekilde genişlediği, şiddetin yoğun olarak görüldüğü ve protestoların Türkiye geneline yayıldığı süreçtir. İkinci aşamanın ilerleyen safhalarında protesto gösterileri, Türkiye nin hızla yükselen yumuşak gücünü kendi çıkarları açısından bir tehdit olarak gören ülkeler ve aktörler tarafından yönlendirilmeye başlanmış ve çoğu zaman manipülasyona uğramıştır. Bu aşamada Yumuşak Güç Savaşları olarak kavramsallaştırılabilecek gelişmeler yaşanmıştır. Gezi parkı olaylarının Türkiye açısından bir güvenlik problemine dönüşmesi, dış aktörlerin istismar edebileceği bir alan doğurmuştur. Bu durum, yurt genelinde kitlelerin yönlendirilebileceği psikolojik bir zemin meydana getirmiştir. Bahse konu ortam yumuşak güçlerin çatıştığı ve sivil toplum kuruşlarının da bu zeminde araçsallaştırıldığı bir resmi ortaya koymuştur. Gezi olaylarında çoğulcu demokrasi ve yönetişim kavramlarına uyulmadığı için Yumuşak Güç Savaşları kapsamında olaylar yaşanmış ve Türkiye nin yumuşak gücü büyük bir darbe yemiştir. Çoğulcu demokrasi toplumun tüm kesimleri ile iletişim halinde bulunan ve onların görüşlerini dikkate alan müzakereci bir yönetimi öngörmektedir. Çoğulcu demokrasi ilkelerine uygun hareket edilmesi toplumsal gerilim za- 112

122 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları manlarında ve olayların başlangıç aşamasında daha da önem kazanmaktadır. Hatta olaylar meydana gelmeden önce siyasi iktidar yönetişim kavramına uygun olarak toplumsal talepleri analiz eder ve bu talepleri dikkate alan politikalar ve uygulamalar gerçekleştirirse proaktif olarak potansiyel gerilimlerin oluşmasını ve olayların gelişmesini engelleyebilir. Türkiye de son yıllarda yaşanan gerilimlerin ve olayların temelinde çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluk eksikliği yer almaktadır. Bireyler ve toplumsal alt grupların özgürlük alanlarının sınırları, diğer birey ve toplumsal alt grupların özgürlük alanlarının sınırlarıyla uyumlu olmalıdır. Dolayısıyla bireyler ve toplumsal alt gruplar birbirlerinin özgürlük alanlarına müdahaleden kaçınılmalıdır. Ayrıca bireysel ve toplumsal özgürlük alanları genişletilirken, güvenliğin temel görevinin bu alanları korumak olduğu üzerinde durulmalıdır. Olumsuz olayların gelişmesi durumunda, güvenlik güçleri yetkisini hukuktan alarak ve hukukun sınırlamalarına uyarak ihlal edilen özgürlük alanlarını korumalıdır. Gezi olaylarında güvenlik tesis edilmeye çalışılırken özgürlükler zarar görmüş, özgürlük ve güvenlik ilişkisindeki denge özgürlükler aleyhine bozulmuştur. Bu noktada taraflar açısından demokratik olgunluğun elzem olduğu tekrar vurgulanmalıdır. Demokratik olgunluk sadece tek taraflı olarak devletten beklenmemelidir. Toplum ve bireyler de demokratik olgunluğa sahip olma hususunda sorumludur. Sadece çağcıl demokrasi, demokratik kültür ve olgunluğa ulaşmış bir Türkiye de; barış, istikrar ve güven ortamı yaratılabilir, huzur ve refah içinde insanca bir yaşam hâkim olabilir. 113

123 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Kaynakça Carr, Edward H. Twenty Years Crisis, : An Introduction to the Study of International Relations. New York: Perennial, Çavuş, Tuba. Dış Politika da Yumuşak Güç Kavramı ve Türkiye nin Yumuşak Güç Kullanımı. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 2, (2012): Dahl, Robert. The Concept of Power. Behavioral Sciences 2, (1957): Ete, Hatem ve Coşkun Taşkın. Kurgu ile Gerçeklik Arasında: Gezi Eylemleri. İstanbul: SETAV, Fazlı, Mert ve diğerleri. Provokatörlere suçüstü. Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, html. Holsti, Kalevi. J. The Concept of Power in the Study of International Relations. Background, 7, 4, (1964): Kalın, İbrahim. Türk dış politikası ve kamu diplomasisi. Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, turk-dis-politikasi-ve-kamu-diplomasisi/20 Kardaş, Tuncay ve Ramazan Erdağ. Bir Dış Politika Aracı Olarak TİKA. Akademik İncelemeler Dergisi 7, 1, (2012): Keohane, Robert ve Joseph Nye. Power and Interdependence. New York: Longman, Keohane, Robert. (Der.), Neorealism and Its Critics. New York: Colombia University Press, Morgenthau, Hans. Politics Among Nations. The Struggle for Power and Peace. New York: Alfred A. Knoff. Inc.,

124 Türkiye nin Yumuşak Gücünün Kırılma Noktası: Gezi Olayları Nye, Joseph S. Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç. çev. Rayhan İnan Aydın, Ankara: Elips Kitap, Nye, Joseph ve Richard Armitage. A smarter, moresecure America. CSIS Commission on smart power, CSIS, Nye, Joseph. Amerikan Gücünün Paradoksu. İstanbul: Literatür Yayıncılık, Nye, Joseph. The Changing Nature of World Power. Political Science Quarterly, 105/2, (1990): Nye, Joseph. Soft Power. Foreign Policy 80, (1990): Sandıklı, Atilla ve Erdem Kaya. Gezi Parkı Olayları: Çıkarılması Gereken Dersler, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Analiz, 24 Haziran 2013, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014,http://www.bilgesam.org/tr/ index.php?option=com_content&view=article&id=2442:gezi-park-olaylarckarlmas-gereken-dersler&catid=122:analizler-guvenlik&itemid=147. Sandıklı, Atilla. Yumuşak Güç Savaşları ve Gezi Parkı Olayları. Dernekler, Sayı: 25, (2013). Sandıklı, Atilla. Yumuşak Güç Savaşları. Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Güvenlik Kongresi, Kocaeli, 8-9 Ekim 2013 Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, id=2474: &catid=133:sunular-sunular&itemid=225. Sartre, Jean Paul. Çağımızın Gerçekleri. İstanbul: Çan Yayınları, Sharp, Gene. Diktatörlükten Demokrasiye. Boston: The Albert Einstein Institution, Türk, Gökhan. Davos Krizi ve Ortadoğu ya Yansımaları. BİLGESAM Analiz, 20 Şubat 2009, Erişim Tarihi: 18 Şubat 2014, tr/index.php?option=com_content&view=article&id=284:davos-krizi-veortadoguya-yansimalari&catid=77:ortadogu-analizler&itemid=

125 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Waltz, Kenneth. Realist Thoughtand Neorealist Theory. Journal of International Affairs, 44/1, Waltz, Kenneth. Theory of International Relations. New York: Waveland Press, Inc.: Yavuz, Bülent. Çoğulcu Demokrasi Anlayışı ve İnsan Hakları. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi XIII, 1-2,

126 Jeopolitik ve Türkiye Riskler ve Fırsatlar Bölüm -3 TERÖRİZM 117

127

128 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği TERÖRÜN GELDİĞİ YENİ BOYUT: IŞİD ÖRNEĞİ* Terör Kavramı Osmanlıcada tedhiş kelimesinin karşılığı olan Batı dillerindeki terör sözcüğü, korku salmak, dehşete düşürmek, yıldırmak anlamlarına gelen Latince terrere eyleminden türetilmiştir. Öğretide terörizm teriminin değişik tanımları yapılmaktadır. Bu tanımlamalarda en çok sözü edilen ortak beş nitelik; siyasal amaç, dehşet ve korku, tehdit, toplumda yaratılan psikoloji ve beklenen yaygın etkidir. En sık sözü edilen beş amaç ise; halkı ya da hedef topluluğu korkutmak, dehşete düşürmek; yerleşik otoriteyi tahrip etmek, yerleşik otoritenin terörist ile masum kitle arasında ayrım yapmadan baskı yöntemlerine başvurmasını sağlamak; otoriteye ya da düzene karşı olan güçleri harekete geçirmek, yerleşik otoritenin güçlerini ve kurumlarını etkisizleştirmek; kamuoyunu kendi lehinde ya da düzene karşı yönde etkilemek; yönlendirmek, siyasal güç odaklarını ele geçirmek ya da var olan yönetimi devirmektir. 1 Bu özellikler çerçevesinde öğretide çoğunlukla paylaşılan görüşe göre, terörizm; bir grubun veya devletin, yasadışı stratejik ve siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için bilinçli ve planlı bir biçimde şiddet kullanması veya şiddet kullanma tehdidinde bulunmasıdır. Terörizm saldırılan veya korkutulan sivil ve masum kurbanlar aracılığı ile büyük bir kitleyi yıldırıp korkutarak amaçlarına ulaşmaya çalışır. Terörizm; siyasal, dinsel veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla; sivillere, resmi, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist denir. Terörün nedenleri; ideolojik, ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik, etnik ve jeopolitik içerikli *Bu bölüm daha önce BİLGESAM tarafından Bilge Adamlar Kurulu raporu olarak yayımlanmıştır. 1 Doğu Ergil, Uluslararası Terörizm, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 47 Sayı: 3, (1992):

129 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm olabilir. 2 Bu nedenler ileri sürülerek farklı terör uygulamaları gerçekleştirilebilir. Farklı terör uygulamaları devlet terörü, devlete karşı terör, ideolojik terör, etnik terör, dini motifli terör, sivil terör, kimyasal ve biyolojik terör, nükleer terör ve siber terör şeklinde sınıflandırılabilir. 3 Türk hukukunda 1991/3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası nın değişik birinci maddesine göre terör eylemi nin, dolayısıyla terör suçu nun tanımı şudur: cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler. Dikkat edileceği üzere, bu tanım, suç hukukunda güvence sisteminin temelini oluşturan yasallık ve dolayısıyla bu ilkenin alt ilkelerinden belirginlik (certezza) ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Bu yüzden yorumlara açıktır, bölünmez bütünlük gibi Anayasa da ve yazılı hukukumuzda yer alan anlamsız deyişleri içermektedir. Bu nedenle terör teriminin suç hukukundaki tanımı, yukarıdaki ilkelerin ışığında kısaca şöyle yapılabilir: Terör, yerleşik düzeni değiştirmek amacıyla yapılan ve toplumda yılgınlık yaratan cebir ya da şiddet eylemidir. Birden fazla ülkenin topraklarını veya vatandaşlarını içeren terörizm uluslararasıdır. Uluslararası terörizm, ulusal sisteme karşı sistem dışından yöneltilen bir şiddet veya şiddet yüklü tehdit eylemidir. Bu tanıma göre eylemler yabancılara veya yabancılara ait hedeflere yöneltilirse, birden fazla devletin beslediği, desteklediği unsurlarca yapılırsa veya yabancı hükümetlerin veya 2 Zafer Kılıç, Küreselleşme ile İvme Kazanan Uluslararası Terörizm ve Buna Karşı Alınan Tedbirler, Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler, (Isparta, 2007), Orhan Göçer, Uluslararası Terörün Soğuk Savaş Sonrası ve Gelecekteki Durumu, Kara Kuvvetleri Dergisi, Yıl 4, Sayı 14, (Kasım 2005):

130 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği uluslararası örgütlerin siyasetlerini etkilemek için yapılırsa uluslararası nitelik kazanır. Bir ülkenin teröristlerinin başka bir ülkenin diplomatlarını, yöneticilerini veya işadamlarını, şu veya bu ülke ile temaslarından dolayı öldürmeleri, uluslararası sefer halindeki uçaklara saldırmaları veya onları başka ülkelere uçmaya zorlamaları uluslararası terörizmdir. Uluslararası terörizm ulusal sınırların dışına taşan bir tehdit olgusunu içerir. Bu anlamda uluslararası etkileri, yansımaları vardır ve uluslararası ilişkileri etkiler. Uluslararası terörizm, benimsenmiş uluslararası diplomasi ve savaş kurallarını dışlayan eylemler bütünüdür. Dolayısıyla, bu tür terörizm ulusal sınırları aştığı için uluslararası hukuk kurallarını ve ortak siyasal savunma önlemlerini içerir. 4 Tarihsel süreç içinde farklı koşullar, nedenler, amaçlar ve işlevlerle çeşitli terör dönemleri yaşanmıştır. Özellikle devrimler, darbeler sonrasında iktidara gelen otoriter yönetimler ve savaş dönemlerinde ideolojik diktatörlükler yönetimlerini sürdürebilmek için devlet terörü gerçekleştirmişlerdir. Örneğin bugünkü anlamıyla terörizm kelimesi Fransız İhtilalı sırasında ve Jakobenlerin terör sultası döneminde doğmuştur. Devrimden sonra Mart 1793-Temmuz 1794 arası dönem terör rejimi, terör dönemi olarak adlandırılmıştır. 5 Birinci Dünya Savaşı nın bitiminden sonra Almanya, İtalya ve Rusya da iktidarların uyguladığı devlet terörü zirveye ulaşmıştır. Lenin ve Stalin dönemlerinde Sovyetler Birliği nde milyonlarca insan düzen karşıtı oldukları gerekçesiyle öldürülmüştür. İtalya da Mussolini döneminde, düzen karşıtı oldukları gerekçesiyle başta Sosyalist Parti Genel Sekreteri Matteoti olmak üzere pek çok insan öldürülmüştür. Almanya da, Hitler döneminde sadece devlet politikasını kabul ettirmek için değil aynı zamanda Yahudiler ve Çingenelere de ari ırk politikası doğrultusunda terör uygulanmıştır. Bir milyon civarında insan kamplarda ve gaz odalarında öldürülmüştür. 6 4 Ergil, a.g.e., Walter Laqueur, Terrorism (New York: Macmillan, 1974), 6., Faruk Örgün, Küresel Terör, (İstanbul: Okumuş Adam Yayınları, 2001), Atilla Yayla, Terörizm: Kavramsal Bir Çerçeve, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt XLV, Sayı: 1-4, 1990, pdf/45/1/atillayayla.pdf (Erişim Tarihi: ) 121

131 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Bir devletin kendi halkına veya güçlü devletlerin diğer devletlere karşı uyguladığı şiddet ve yıldırma siyasetine de terör denmektedir. Ancak terörizm, daha çok aşağıdan, yani devlet-altı grupların kendi devletlerine ya da güçsüz devletlerin güçlü devletlere yönelttikleri şiddet ve tehdit eylemleridir. Ayrıca uluslararası terörizm küresel dengesizlikler ve travmaları kullanarak uluslararası sisteme karşı da gerçekleştirilebilir. Bu raporda yukarıda açıklanan kavramlar çerçevesinde, tarihsel süreç içinde yaşan terör dalgaları incelenecek, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örneği analiz edilecek, terörün geldiği yeni boyutun oluşum süreci, nedenleri, özellikleri tespit edilmeye çalışılacak ve bu yeni boyuttaki terörle mücadeleyle ilgili bazı öneriler geliştirilecektir. Tarihsel Süreç ve Terör Dalgaları Terörizmin günümüze yansıyan tarihsel gelişim süreci beş dalgaya ayrılabilir: anarşist dalga, etnik dalga, ideolojik dalga, dini dalga ve siber dalga. Bu dalgalar kesin sınırlarla birbirlerinden ayrılmış değildir. Dalga adı o dönemde yoğun olarak yaşanan terörün temel amacı ve özelliği dikkate alınarak belirlenmiştir. Dolayısıyla her dönemde yaşanan terör olaylarında diğer dalgalardaki terör olaylarının amaç ve özelliklerinin uzantıları vardır. Örneğin dini dalga sürecinde anarşist ve ideolojik dalganın yansımaları görülebileceği gibi siber dalganın gelişim izleri de görülebilir. Sanayi Devrimi kapsamında deniz ve demiryolu ulaşımı ile telgraf ve telefon iletişim teknolojilerinde önemli gelişmeler yaşandı. Teknolojik gelişmeler ile birlikte Aydınlanma Dönemi ile Fransız Devrimi sonrasında ortaya çıkan düşünceler ve Sergey Neçayev, Mihail Bakunin ve Alekseyeviç Kropotkin tarafından fikri temelleri oluşturulan doktrin çerçevesinde terörizmin ilk dalgası olan anarşist dalga meydana geldi. Bu dönemde dünyanın birçok bölgesinde anarşist ideolojiyi benimseyen farklı terör örgütleri ortaya çıktı. Rusya da ortaya çıkan Narodnoya Volya örgütü bombalama ve suikast eylemlerini geliştirdi. Devrim kavramında gelişmeler yaşandı. ABD Başkanı William McKinley1901 de suikastla öldürüldü. 7 7 David C. Rapoport, The Four Waves of Rebel Terror and September 11, Anthropoetics, Vol. 8, No. 1, (Spring/Summer 2002), 122

132 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği Fransız Devrimi ve Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ulus-devlet ve milliyetçilik akımı sömürge karşıtı etnik dalga sürecini ortaya çıkardı. Bu dönemde büyük imparatorluklar içerisinde bulunan etnik gruplar çok uluslu imparatorluklardan ayrılarak kendi devletlerini kurmak için terör örgütleri oluşturdular. Osmanlı Devleti nden ayrılmak isteyen Ermeniler tarafından kurulan Hınçak ve Taşnak Cemiyetleri; Balkanlarda Bulgarlar ve Sırplar tarafından kurulan örgütler; Orta Doğu da da Yahudiler tarafından kurulan örgütler ve İngiltere deki IRA, ayrılıkçı amaçla kurulan terör örgütlerinden bazılarıdır. Etnik dalga döneminde terör örgütleri eylemlerin sansasyonel etkisini arttırmak için ufak çapta ama etkili eylem stratejileri geliştirdiler. Eylemler özellikle isyan edilen devletin bölgedeki görevlilerine yöneldi. Eylem yapılacak zaman, mekân, kişi konusunda da seçicilik ve gizlilik esastı. Vur-kaç taktiği bu dönemde etkin olarak kullanılmaya başlandı. Bu dönem devrim kavramının en etkin olduğu dönem oldu. Diasporaların ve yabancı ülkelerin bu örgütlere destek vermeleri daha önceki dönemlerde yaşanan maddi sıkıntıları ortadan kaldırdı. Etnik dalganın bir farklı yönü de, bu dalgadan itibaren terör örgütlerinin kendilerini gizlemeleri, terörizm yerine özgürlük savaşı, terörist yerine gerilla kavramlarını kullanmalarıdır. 8 İkinci Dünya Savaşı nın çıkması ve ABD nin Vietnam ı işgali ile terörizmde ideolojik dalga başladı. Amerika nın Vietnam da başarısız olması iki kutuplu dünya düzeninde alternatif fikir akımı olan sol ideolojinin farklı bir umut ışığı olarak algılanmasına ve sol ideolojiyi benimseyen terör örgütlerinin kurulmasına neden oldu. Ardından 68 Hareketi olarak tarihe geçen Fransa daki öğrenci hareketleri de bu gelişimin devamını sağladı. Böylece dünyanın farklı köşelerinde komünist devrimi amaçlayan ideolojik terör örgütleri ortaya çıktı. Bu örgütlere karşı sağ ideolojileri benimseyen örgütler de kuruldu. Bu terör örgütleri küresel sistemde iki kutba ait ülkeler tarafından desteklendi. 9 Bu dönem içerisinde dünyanın farklı köşelerinde birçok terör örgütü kuruldu. David C. Rapoport, The Fourth Wave: September 11 in the History of Terrorism, Current History, Vol. 100, No. 650 (December 2001): Rapoport, a.g.e. 9 Rapoport, a.g.e 123

133 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Japonya da Japon Kızıl Ordusu, Almanya da RAF, İtalya da Kızıl Tugaylar buörgütlere bazı örneklerdir. Ancak en çok dikkat çeken ve bu dalganın kaderini belirleyen örgüt Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) oldu. Özellikle Amerika nın Vietnam yenilgisi sonrası bu örgüt bir idol haline geldi. Yaptığı eylemlerin sansasyonel olması ve Lübnan daki kamplarının diğer örgütler tarafından eğitim amaçlı kullanılması FKÖ nün idol haline gelmesinin önemli sebeplerindendi. Türkiye de o dönem faaliyet yürüten ve sonrasında neredeyse tüm sol fraksiyonların temelini oluşturan Dev-Yol ve Dev-Sol da FKÖ ye ait bu kamplarda eğitim aldı. İsrail in Lübnan ı işgal ederek FKÖ nün bu kampını dağıtması ile birlikte ideolojik dalga ömrünü tamamladı. 10 Anarşist dalga terör örgütleri tüm kurulu düzenleri yok etmeyi amaçlamıştır. Sömürge karşıtı etnik dalga ise terörizme siyasi bir boyut kazandırdı ve ayrılıkçı unsur devreye girdi. İdeolojik dalga ile birlikte terör örgütleri mevcut düzene alternatif bir düzen getirmek amacıyla teröre başvurdular. Bu nedenle de diğer dönemlerden farklı olarak terörü bizzat amaç olmaktan çıkararak amaca ulaşacak bir araç olarak algıladılar. Ayrıca bu dönem uluslararası terörizmin yükselişe geçtiği dönemdir. Daha öncesinde, özellikle etnik dalgada yalnızca diaspora ve dış destek sebebiyle terörün uluslararası yönü mevcuttu. Ancak ideolojik dalga ile birlikte terörizmin uluslararası boyutu daha fazla ön plana çıktı. Uçak kaçırma, rehin alma türü eylemlerin genellikle uluslararası arenada gerçekleşmesi ve bu dönemde terör örgütleri arasındaki dayanışma terörün gelişen uluslararası boyutunu göstermektedir. Bununla birlikte terörle mücadelede devletlerin uluslararası arenada birlikte hareket etmeleri de ilk defa bu dönemde gündeme geldi. Aslında daha öncesinde anarşist dalga sürecinde ABD, Başkan McKinley in öldürülmesi üzerine terörizmle mücadele için uluslararası işbirliği çağrısı yaptı. Fakat Washington yönetimi bundan üç yıl sonra Rusya ve Almanya tarafından düzenlenen terörizmle mücadele konferansına katılmayı reddetti. Düzenlenen bu konferansa ABD ile birlikte katılmayan başka devletler de vardı. Ancak bunlar 10 Rapoport, a.g.e 124

134 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği arasında İtalya nın katılmama nedeni hayli ilginçti. İtalya eğer terörizm sona erdirilirse yurtdışında faal olan İtalyan teröristlerin ülkesine geri dönerek soruna neden olabileceğini ileri sürdü. Kısacası, terör eylemlerinin uluslararası alana yayılması ve örgütler arasındaki işbirliğinin giderek artması terörizmin uluslararası yönünün bu dalgada daha belirginleşmesine neden oldu İran Devrimi ve Sovyetler in Afganistan ı işgal etmesi dünyada yeni bir terör dalgası olan dini dalganın doğmasına neden oldu. Özellikle İslam toplumlarının bazı kesimlerince İran Devrimi bir umut ışığı olarak algılandı. Sovyetlerin Afganistan da başarısız olmaları bu umut ışığını güçlendirdi. Bu gelişmeler kendilerine dini referans alan terör örgütlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Ancak bu gerçeklik sadece İslam dini açısından geçerli değildi. Bu dönemde diğer dinler adına faaliyet gösterdiğini iddia eden terör örgütleri de ortaya çıktı. Mesela Japonya da Aum Shrinkyo, Hindistan da Sih ler tarafından kurulan örgütler, İsrail de radikal Yahudi örgütler ve Amerika da ortaya çıkan inanç eksenli örgütler bunlardan birkaçıdır. Fakat bu dönemde en fazla İslam motifli dini örgütler faaliyet gösterdi. Bunun en büyük nedeni de İslam dünyasında o dönemde yaşanan siyasi gelişmeler ve kronik hale gelen ve halen devam eden İslam coğrafyasındaki siyasi istikrarsızlıktır. 11 Dini dalgayı diğerlerinden ayıran bir özellik de hedef kitlesinin oldukça geniş olmasıdır. Diğer dalgalarda terör örgütleri daha spesifik hedeflere sahiptiler. Ancak bu dönemde terör örgütleri dünya genelinde çok geniş bir hedef kitlesine yönelik eylemler gerçekleştirmektedir. Küreselleşme, kitle iletişim ve ulaşım imkânları terör örgütlerinin eylem alanını dünya çapında genişletmiş ve doğal olarak etkilerini de bu boyutta büyütmüştür. Bunun zirveye ulaştığı nokta ise 11 Eylül 2001 tarhinde el-kaide nin ABD de İkiz Kuleler e düzenlediği saldırılar oldu. Hedef kitlenin bu kadar fazla büyümesi aynı zamanda terör örgütlerinin de daha geniş bir alana yayılmasına ve örgütsel yapıların değişikliğe uğramasına neden oldu. Artık terör örgütleri katı bir hiyerarşik yapılanmadan ziyade hücre yapılanmalarının meydana getirdiği bir ağ (network) yapılanması haline 11 Rapoport, a.g.e 125

135 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm geldiler. Farklı ülkelerde faaliyet gösteren bu hücreler merkeze propaganda, kaynak ve eleman temininde destek sağlarken, ağın dağılması durumunda yeni örgütlerin çekirdeğini de oluşturma fırsatı vermekteydi. Bu dönemin dikkat çekici bir özelliği de intihar eylemlerinin ortaya çıkmasıydı. Daha önceki dalgalarda da intihar eylemleri gerçekleştirilmişti. Ancak bu dönemde çok etkili olması ve daha fazla uygulama alanı bulması nedeniyle intihar eylemleri bu döneme ait bir özellik olarak karşımıza çıktı. İntihar eylemlerinin bu dönemde ortaya çıkmasında en büyük etkenlerden birinin de dini retorik olduğu ifade edilebilir. Teknolojik gelişmeler; cep telefonları, bilgisayar ve internet sistemleri insanların hayatını kolaylaştırdığı kadar teröristlerinkini de kolaylaştırmakta ve terörün yeni boyutunu ortaya çıkarmaktadır. Siber dalga bilgisayar teknolojilerini ve internet sistemlerini kullanarak kurumların ve ülkelerin güvenliğini tehdit edebilmektedir. Bu sistemler aracılığıyla devletlerin gizli ve stratejik bilgileri ele geçirilebilir, askeri ve güvenlik sistemleri felç edilebilir. Hayatın büyük bir bölümünün bilgisayar sistemleriyle düzenlendiği bir ortamda, ekonomik işlemler, finans dünyası, ulaşım ağı, telekomünikasyon sistemleri, sağlık sistemleri gibi bilgisayar ağlarının çökmesi çok ciddi ve onarılması zor tehlikeler yaratabilir. Siber terörizm bilgisayarı yalnızca savaş aleti olarak değil; aynı zamanda propaganda yapma ve taraftar toplama aracı olarak da kullanmaktadır. Ayrıca siber terörizmde saldırının nereden geldiğini tespit etmek ve nasıl bertaraf edileceğini çözümlemek hiç de kolay değildir. Teröristlerin yakalanma riski azalmakta ve teröristlerin can güvenlikleri tehlikeye düşmemektedir. Günümüzde terörizmde dini dalga yoğun bir şekilde yaşanırken siber dalganın gelişim süreci izlenmektedir. Siber terör dini motifli terörün etkisini artırmakta bütün dünyaya yayılmasını kolaylaştırmaktadır. El-Kaide, IŞİD, eş-şebab ve Boko Haram gibi terör örgülerinin birçok ülkede hücreler oluşturmasına, propaganda yapmasına, elaman temin etmesine, finans desteği sağlamasına ve istihbarat elde etmesine imkân sağlamaktadır. Gelecekte terör örgüleri siber terör faaliyetlerini artırabilirler ve küresel sisteme daha fazla zarar verebilirler. 126

136 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği Terörün Yeni Boyutunun Gelişimi: El-Kaide Terör Örgütü Sovyetler Birliği nin 1978 de Afganistan ı işgal etmesini müteakip işgale karşı mücadele eden Afganlara yardım etmek amacıyla farklı ülkelerden çok sayıda Müslüman gönüllü bu ülkeye akın etti yılı ortalarında Usame Bin Ladin, Filistin Müslüman Kardeşler Örgütü lideri Abdullah Azzam ile birlikte Afgan direnişinde savaşacak gönüllüler bulmak ve bu gönüllülere mali ve lojistik destek sağlamak maksadıyla Mekteb el Hidamat (MAK) Hizmet Bürosu olarak adlandırılan bir yapı oluşturdu. MAK, ABD, Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere 50 ülkede şubeler açtı. 12 ABD ve Batılı ülkeler bu girişimleri desteklediler. MAK adlı örgütlenmeye katılan gönüllüler için Bin Ladin tarafından bilgisayar ortamında El-Kaide adlı bir veri tabanı oluştu-ruldu. 13 Bu gönüllü ordusu Sovyetler Birliği nin 1988 de Afganistan dan çekilmesini müteakip dağılmaya başladı. Bin Ladin bu gücü yeni bir amaçla bir araya getirmek için yeni bir yapı kurdu ve bu yapının adı el-kaide oldu. ABD liderliğinde oluşturulan koalisyon kuvvetlerinin 1991 de Irak ı işgal etmesini ağır şekilde eleştiren Bin Ladin, örgütsel yapılanmasını yeniden şekillendirdi. El-Kaide, ilk saldırısını 1992 de Yemen in Aden şehrinde ABD askerlerinin kaldığı değerlendirilen bir otele gerçekleştirdi. ABD askerleri başka bir otelde kaldığı için saldırıda iki Avusturyalı sivil hayatını kaybetti. Saldırıda hedeflenen askerlerin yerine sivillerin ölmüş olması el-kaide örgütünün tabanında bir şok meydana getirdi. Ancak Iraklı Memduh Mahmut Selim in, İbni Teymiye ye atıfla yayımladığı fetvada, Dar-ül Harpte sürdürülen cihatta sivillerin de öldürülebileceği ni ilan etmesi, örgüt için meşruiyet sorununu çözdü. Bu fetvaya göre; ölen masum siviller cennete giderek mükâfat görürken, masum olmayanlar ise hak ettikleri cezayı bulmuş olacaklardı. 14 Bu saldırı sonrasında 16 Şubat 1993 te, New York ta bulunan Dünya Ticaret 12 Hüseyin Cinoğlu ve Süleyman Özeren, ABD nin Yeni Terörle Mücadele Konsepti: Savaş Yerine Uyumlu İşbirliği Mi?, İ. Bal ve S. Özeren (eds), Dünyadan Örneklerle Terörle Mücadele (Ankara: USAK Yayınları, 2010), Dünyadaki Terör Örgütleri, Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi, UTSAM Raporlar Serisi: 25 (Ocak 2013), Abdel Bari Atwan, The Secret History of Al Qa ida (London: Abacus, 2006),

137 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Merkezi ne yarım ton ağırlığında mühimmatla bombalı saldırı düzenlendi. Saldırı sonucu altı kişi ölürken kişi yaralandı. 15 Bin Ladin, Afganistan a döndükten sonra Taliban ile birlikte hareket etmeye başladı. Son derece katı ve aşırı bir dini yorumu benimseyen Taliban ile dünyanın farklı ülkelerinde eylemler gerçekleştirdi. El-Kaide etki alanlarını bölgedeki diğer ülkelere, özellikle Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya ya yaymaya başladı. Bin Ladin, 1996 yılında ABD askerlerini Arap yarımadasından çıkarmak, Müslümanların en kutsal şehirleri olan Mekke ve Medine yi kurtarmak, ABD ile işbirliği içindeki Suudi hükümetini yıkmak ve dünyadaki devrimci gruplara destek vermek amacıyla, ABD ve müttefiklerine karşı açık bir cihat çağrısı yaptı yılında Bin Ladin ve Eyman el-zevahiri ve bazı örgüt mensuplarının imzasıyla gücü yeten her Müslüman ın, ister sivil, ister asker olsun Amerikalıları ve müttefiklerini, hangi ülkede olurlarsa olsunlar öldürmelerinin farz olduğu yönünde bir fetva yayımlandı. 16 Bu tarihten sonra farklı ülkelerde ABD Büyükelçiliklerine, askeri tesis ve gemilerine terör saldırıları düzenlendi. El-Kaide İstanbul, Madrid, Londra ve farklı ülkelerde çok büyük terör saldırıları düzenledi. Bu saldırılar el-kaide tehdidinin sadece ABD ye yönelik olmadığı, diğer Batılı ülkelerin ve müttefiklerinin hedefte olduğunu gösterdi. Usame Bin Ladin e göre el-kaide nin amacı; ABD nin Arap dünyasından çekilmesi, Batı yanlısı Müslüman devletlerin ve sistemlerin yıkılması ve Orta Doğu da halife yönetiminde bir İslam devleti kurulmasıdır. El-Kaide örgütünün ideolojisi İslami kuralların istismarı, Batı karşıtlığı ve terörizmden oluşmaktadır. Bu ideolojide ve el-kaide nin uygulamalarında Selefi İslam yorumunun yanında Neo-Marksist yaklaşımların izleri de görülmektedir. Baas rejimlerinde görülen Marksizm-Arap milliyetçiliği etkileşimi, farklı bir şekilde Marksizm-Selefi İslam etkileşimine de yansımıştır. Neo-Marksist kurama göre merkez-çevre etkileşiminde, çevrenin İslam adı altında merkeze ve merkezle birlikte hareket eden çevre ülkelere yönelik başkaldırısıdır. Yani 15 Emin Demirel, Ölüm Arabaları (İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2004), Richard Whelan, El-Kaidecilik: İslam a Tehdit Dünya ya Tehdit (çev. Hüseyin Bağcı, Bayram Sinkaya ve Pınar Arıkan), (Ankara: Platin Yayınları, Ankara, 2006),

138 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği ABD ve Batı nın hâkim olduğu küresel sisteme ve bu sistem içinde bunlarla birlikte hareket eden İslam ülkelerine bir meydan okumadır. El-Kaide nin dini referanslarını Selefilik ve Vahhabilik anlayışından aldığı belirtilmektedir. Bin Ladin, ABD ye savaş ilan ettiği bildirisinde, İbni Teymiye yi referansla imandan sonra dini bozan düşmanla savaşmaktan başka görev yoktur görüşünü dile getirmiştir. Görüldüğü üzere el-kaide şiddet eylemlerini meşrulaştırmak için gerektiğinde herhangi bir ayeti veya dini referansı rahatlıkla istismar edebilmektedir. 17 El-Kaide, klasik terör örgütleri gibi hiyerarşik katı bir yapıya değil esnek bir örgütlenmeye sahiptir. Merkezde kişiden oluşan yönetici grup ve bu gruba bağlı farklı ülkelerde teşkilatlanmış ağ uzantıları bulunmaktadır. Bu yapı klasik terör örgülerinde görülen hiyerarşik bir yapıya benzer. Bu yapıyla etkileşim içinde bulunan ancak doğrudan bir hiyerarşik bağa sahip olmayan daha geniş bir ağ vardır. Bu ağ içinde bulunan ve farklı ülkelerde oluşan bu grupların kendi gündemleri ve hedefleri vardır. Ancak yaptıkları eylemleri el- Kaide şemsiyesi altında yaparlar. Müslüman dünyasında yaşanan travmalar ve mağduriyetleri istismar ederek davasını sınır aşan destekçileri vasıtasıyla uluslararası bir boyuta taşır. Aslında el-kaide yapı olarak hem fiziki hem de sanal bir ağ ile aynı ideolojik temelde eylemler yapan yapılara adeta marka hakkını veren (franchasing) sınır aşan bir terör örgütüdür. 18 Amerikan askerlerinin 1 Mayıs 2011 tarihinde Pakistan ın Abbottabad şehrinde yaptığı operasyonda, Bin Ladin ölü olarak ele geçirildi. Cesedi Afganistan a getirildi ve ardından 24 saat içinde denize atıldığı açıklandı. Usame Bin Ladin in ölümünden sonra el-kaide tehdidinin ortadan kalktığını ileri süren iyimser görüşler kısa süre içinde yok oldu. El-Kaide nin farklı coğrafyalardaki uzantıları evrilerek farklı terör örgütleri olarak yapılandı ve eylemlerini artırdı. Nijerya da Boko Haram, Somali de eş-şebap, Yemen de Ensar el-şeria, Arap Yarımadası el-kaidesi, Mağrip el-kaidesi, Irak el-kaidesi gibi örgütler görünür hale geldi. 17 Michel S. Swetnam ve Yonah Alexander, Bir Terörist Ağının Profili Usame Bin Laden (çev. Derya Engin), (İstanbul: Güncel Yayınları, 2001), Dünyadaki Terör Örgütleri,

139 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Irak Şam İslam Devleti nin (IŞİD) Gelişimi IŞİD in gelişim süreci Ebu Musab el-zerkavi nin 2000 yılında Afganistan da kurduğu Tevhid ve Cihad Örgütü (TCÖ) ile başlamıştır. ABD nin Afganistan ı işgalini müteakip örgüt önce İran a daha sonra Irak a geçmiştir. ABD nin Irak ı da işgal etmesi üzerine, örgüt koalisyon güçlerine yönelik mücadelesini artırmış, etkinlik kazanmış, büyümüş ve 2004 de Irak el-kaidesi adını almıştır yılında Zerkavi nin öldürülmesinden sonra örgütün başına Ebu Eyub el-mısri geçmiş ve örgüt adını Irak İslam Devleti (IİD) olarak değiştirmiştir. İç savaş nedeniyle merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilen örgüt varlığını Suriye toprakları içine taşımış, kontrol ettiği bölgeyi genişletmiş ve adını 2013 de Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak tekrar değiştirmiştir. IŞİD in Irak taki Gelişimi Irak Şam İslam Devleti nin kuruluşuna öncülük eden Ebu Musab el-zerkavi 1966 yılında Ürdün de doğdu, Selefi ve şiddet yanlısı cihad anlayışıyla büyüdü. Afganistan ı işgal eden Sovyet askerlerine karşı savaşmak için 22 yaşında Afganistan a gitti. Savaş sona erdikten sonra 1992 de Ürdün e dönen Zerkavi Ürdün istihbaratı tarafından takibe alındı de bir sinema salonuna düzenlediği saldırı sonrasında tutuklandı ve 1999 yılına kadar hapishanede kaldı. Hapishanede Selefi ve şiddet yanlısı cihad anlayışına yönelik eğitimini geliştirdi. Hapishaneden çıkınca Afganistan a gitti ve Usame bin Ladin ile görüşüp yakınlaşmak istedi. İstediği sonucu alamayan Zerkavi; 2000 yılında Afganistan daki Herat kampında Filistinli, Ürdünlü ve Suriyeli militanlardan oluşan TCÖ yü kurdu. 19 ABD nin 2001 de Afganistan ı işgal etmesinden sonra şartların zorlaşması nedeniyle, Zerkavi TCÖ yü önce İran a daha sonra Irak ın kuzeyine taşıdı. Bu bölgede ayrılıkçı İslamcı Kürtlerin oluşturduğu Ensar el-islam örgütü ile yakınlaştı. Bu örgütün el-kaide ile yakın işbirliği vardı. ABD nin 2003 de Irak ı işgal etmesinden sonra dağılan Irak ordusunun bıraktığı silah, teçhizat 19 Muhammad J. Kirdar, Al Qaeda in Iraq, CSIS, Case Study Number 1, (2011), csis.org/files/publication/110614_kirdar_alqaedairaq_web.pdf (Erişim Tarihi: ) 130

140 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği ve cephane ile güçlendi ve ABD işgaline karşı direnişini artırdı. Uluslararası ağ bağlantısı ile direnişe katılmaları için yabancı savaşçılara çağrı yaptı. Kısa sürede ABD güçlerine karşı savaşmak için Irak a yüzlerce yabancı savaşçı geldi ve bu gruba katıldı. Bunların bir kısmı Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Keşmir gibi cephelerde daha önce savaşmış olan tecrübeli savaşçılardı. 20 Bir kısmı da Arap ve İslam dünyasının dört bir tarafından savaşmak için gelen gençlerdi. Zerkavi Nisan 2004 te Felluce çatışmasında direnişçilere liderlik yaptı. Direniş karşısında başarılı olamayan ABD askerleri tek taraflı ateşkes ilan ederek geri çekildi. Bu gelişmeyi direnişçiler büyük bir zafer olarak değerlendirdi ve karizmatik kişiliği Zerkavi nin liderliğini güçlendirdi. Çok sayıda direnişçi Felluce İslami Halifeliği nin emiri olarak kendisine biat etti. Zerkavi de 17 Ekim 2004 de Usame bin Ladin ne bağlılığını ilan ederek TCÖ nün adını İki Nehir Topraklarındaki el-kaide (kısaca Irak el-kaidesi) olarak değiştirdi. 21 Usame bin Ladin daha önce Şiilere karşı aşırı düşmanca davranması ve İslamiyet e uygun olmayan faaliyetleri nedeniyle reddettiği Zerkavi nin katılımını, memnuniyetle karşıladığını belirtmiş ve Irak taki mücahitlerin Zerkavi ye biat etmesini söylemiştir. El-Kaide Zerkavi nin katılımıyla Irak taki varlığını ve etkinliğini artırmış, Zerkavi de örgütünü el-kaide nin desteğini alarak büyütmüştür. Yeni katılımlar ile büyüyen örgüt ABD işgaline karşı direnişi genişletmiş, hem kendisinin hem de Ladin in Irak taki ününü artırmıştır. Irak el-kaidesi disiplinli yapısı ve kullandığı profesyonel savaş taktikleri ile kısa sürede Irak ta önemli bir silahlı güç oldu. El-Anbar vilayeti başta olmak üzere ülkenin bazı önemli Sünni bölgelerinden ABD ve Irak güvenlik güçlerini çıkararak kendi adına büyük bir başarı kazandı. Başkent Bağdat ın Azami- 20 Can Acun, Neo el-kaide: Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), SETA Perspektif, Sayı 53, (Haziran 2014), pdf (Erişim ) 21 Recep Tayyip Güler ve Ömer Behram Özdemir, El-Kaide den Post-Kaide ye Dönüşüm: IŞİD, Sakarya Üniversitesi Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi, Cilt 1, Sayı 1 (2014):

141 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm ye, Nazımiye, Ebu Garib bölgelerine kadar alan hâkimiyetini genişletti. Örgüt, Iraklı tabana daha fazla yayılmak ve sahadaki diğer Sünni direniş gruplarıyla ortak bir çatı oluşturmak için 2006 yılı başlarında Mücahitler Şûra Konseyi ni kurdu. 22 Zaman zaman el-kaide merkez yönetimiyle anlaşmazlıklar yaşasa da, Zerkavi 7 Haziran 2006 da Amerikan kuvvetlerinin bir hava saldırısında öldürülünceye kadar Irak el-kaidesi nin lideri olarak eylemlerini sürdürdü. Zerkavi nin öldürülmesinden sonra örgütün başına el-kaide nin o zaman ikinci adamı olan Eymen el-zevahiri nin yakını olan Ebu Eyyub el-mısri getirildi. Her ikisi de Mısır da İslami Cihad Örgütü nde birlikte çalışmıştı. Afganistan da militan yetiştiren el-mısri patlayıcılar konusunda uzmandı ve bomba yüklü araçlarla saldırılar planlamıştı. Irak ta etkisini iyice artıran Şii unsurlar, ABD ordusuyla birlikte Sünnilere karşı operasyonlara katılmaya başlayınca, örgütün birincil hedefi haline geldi. Irak el-kaidesi devletleşme hedefi doğrultusunda Mücahitler Şûra Konseyi ne, Sahabelerin Askerleri, Fatihler Ordusu, Muzaffer Mezhep Ordusu gibi birkaç grubu daha katarak Ekim 2006 da sözd Irak İslam Devleti ni (IİD) ilan etti. Liderliğe Ömer el-bağdadi, savaş bakanlığına el-mısri getirildi. Bir kabine oluşturuldu ve devlet teşkilatı oluşturulmaya başlandı. Irak ın Sünni ağırlıklı bölgelerinde ve Irak Kürt bölgesinde sözde devletin kuruluşuyla ilgili duyuru yapıldı. 23 Bölgedeki yerel halk ve direnişçilerin önemli bir kısmı IİD ye şüpheyle yaklaştı. Çünkü kuzeyde Kürtlerin ve güneyde Şiilerin bulunduğu bölgelerde zengin petrol yatakları vardı. Bu bölgeler arasında kurulan Sünni devlet, bu zengin kaynaklardan mahrum kalacak ve halk ekonomik sıkıntı çekecekti. Zaten yoğun çatışmalar nedeniyle ekonomik hayat durma noktasına gelmiş, birçok işyeri kapanmıştı. Ayrıca uluslararası toplum bu devletin kurulmasına karşı çıkacaktı. Bunlara ilave olarak İslam adına yapılan şiddet eylemleri halkı rahatsız etmeye başladı. Bu kurallara uymayan Sünniler ya çok ağır bir şekilde cezalandırılıyor ya da öldürülüyordu. 22 The Islamic State Mapping Militant Organizations, Stanford University. stanford.edu/group/mappingmilitants/cgi-bin/groups/view/1 (Erişim Tarihi: ) 23 Kirdar, a.g.e.,

142 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği IŞİD, 2007 de patlayıcı yüklü araçlar ve canlı bombalarla terör faaliyetlerini artırdı. Saldırılarda kişi katledildi. Sünni halkta ekonomik sıkıntı, endişe ve yılgınlık hat safhaya ulaştı. ABD, halkın bu hassasiyetini değerlendirdi ve 2007 yılından itibaren Irak ta yeni bir strateji uygulamaya başladı. ABD koalisyon güçlerinin başına David Patreaus getirildi ve ordu yeni kuvvetlerle takviye edildi. IİD yapısından ve uygulamalarından rahatsızlık duyan aşiretler ve direniş grupları ikna edilerek Sahva (Uyanış) Konseyleri oluşturuldu. IİD ve Ensar el-islam dışındaki bütün gruplar ya silah bıraktı ya da maaşa bağlanarak Sahva Konseylerine dâhil oldu. ABD bu strateji ile kişilik bir silahlı güç oluşturdu ve bu güç askerlerin yanında savaşmaya başladı. Yapılan operasyonlarda el-kaide militanı öldürüldü ve örgüt büyük ölçüde etkisizleştirildi. 24 ABD destekli Irak güvenlik güçlerinin 18 Nisan 2010 da Selahaddin vilayetinde düzenlediği operasyonda el-mısri ve Ömer el-bağdadi öldürüldü. IİD nin lider kadrosu bir kez daha değişti ve liderliğe ABD nin uzun süre hapiste tuttuğu, muhtemelen 2009 sonu veya 2010 un başında serbest bıraktığı Ebu Bekir el-bağdadi getirildi. Ebu Bekir el-bağdadi, 2011 yılında Usame bin Ladin in ABD güçlerince öldürülmesini müteakip yeni seçilen Eymen ez- Zevahiri ye bağlılığını yeniledi ve el-kaide nin bir parçası olmaya devam etti. Etkili bir vaiz olan Ebu Bekir el-bağdadi nin karizması, ABD nin direnişin zayıfladığını öne sürerek 2011 de Irak tan askerlerini çekmesi ve Maliki nin Sünni aşiretlere yönelik menfi politikaları nedeniyle bölgede IİD nin etkinliği tekrar artmaya başladı. ABD askerlerinin çekilmesiyle meydana gelen güç boşluğunu doldurmaya çalışan Maliki Şii hâkimiyetini artırdı ve birçok üst düzey Sünni politikacıyı teröre destek verdiği gerekçesiyle tutuklamaya başladı. Sahva Konseyleri ni dağıttı ve bu harekete mensup askerlerin parasını kesti. Birçok aşiret reisini aşiret mensupları arasında aşağıladı. Sahva Konseyleri ne mensup bazı aşiretler ve askerler tekrar IİD adına savaşmaya başladı. Bu durumu iyi değerlendiren Ebu Bekir el-bağdadi örgütü geliştirdi ve eylemlerini artırdı. 24 Güler ve Özdemir, a.g.e.,

143 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm Ebu Bekir el-bağdadi Temmuz 2012 de eylemlerini daha da artıracak şekilde Duvarları Yıkma harekâtı başlattı. Bu harekâtın 2 önemli ayağı vardı; bomba yüklü araçlarla intihar saldırıları düzenlemek ve hapishanelere baskınlar yapıp mahkûmları kaçırmak. 25 Duvarları yıkma harekâtı kapsamında hafif silahlar, roketatarlar, havanlar, patlayıcılar ve araçlara yüklü tahrip maddeleriyle çok sayıda saldırılar yapıldı. Bomba yüklü araçlarla yapılan intihar saldırılarının etkisi yapılan propaganda ile artırıldı. Tikrit Tesfırat, Ebu Garip ve Taci hapishanelerine yapılan baskınlar çok ses getirdi ve kaçan tecrübeli militanlar ile Saddam ın eski askerleri örgüt saflarına katıldı. Duvarları Yıkma harekâtı başarılı oldu ve böylece örgüt hem adını bütün dünyaya duyurdu hem de hapishaneden kaçan militanları saflarına katarak güçlendi. Örgüt tüm sosyal medya imkânlarını kullanarak yaptığı propagandalarda, Haçlı ve Şii saldırılarına karşı direnişi temsil ettiği mesajlarını verdi. Bu mesajlar selefi ve şiddet yanlısı cihad anlayışına sahip hücrelerde yankı buldu ve tüm dünyadan örgüte katılımlar arttı. Hızla büyüyen ve etkinliği artan IİD Suriye deki iç savaşın oluşturduğu hassasiyeti değerlendirerek bu ülke topraklarına doğru yayıldı ve IŞİD adını aldı. Maliki nin İran ın da desteğini alarak ülkede otoriter bir yönetim oluşturması; etnik ve mezhepsel ayrımcı politikalarını artırması; Şii unsurları başta Bağdat olmak üzere büyük kentlere yerleştirmesi ve bu kentlerin demografisi ile oynaması; Sünnileri tamamen dışlayıcı girişimleri; Kürt bölgesine yönelik yaklaşımları ve petrol anlaşmaları çerçevesinde hak ettikleri gelirleri vermemesi tepkilerin artmasına ve Irak ın bütünlüğünü tehdit eden bir hale gelmesine neden oldu. Maliki nin Kanun Devleti Koalisyonu nun 30 Nisan 2014 te genel seçimleri kazanması ülkedeki gerilimi daha da artırdı. ABD işgalinden bugüne koalisyon güçleri ile çatışan, ardından Maliki ve Şii milislere karşı mücadele veren IŞİD, bu hassasiyeti kullandı ve Sünni Arap aşiretlerinin bir kısmının desteğini aldı. Sahadaki etkinliğini artıran IŞİD Suriye-Irak sınırında petrol kaynakları dâhil birçok bölgeyi aldı. Bu bölgelerden elde ettiği mali 25 Jessica D. Lewis, Al Qaeda in Iraq Resurgent: The Breaking the Walls Campaign, Part I, Middle East Security Report 14, ISW, (September 2013), 7. understandingwar. org/sites/default/files/aqi-resurgent-10sept_0.pdf (Erişim Tarihi: ) 134

144 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği kaynak, silah, mühimmat ve militanlarla güçlendi. Bu güç ile Irak ta büyük çaplı operasyonlar gerçekleştirdi ve Irak Ordusu nu çökertti. Musul operasyonu, Tikrit ve diğer önemli Sünni kentlerin düşüşü, IŞİD in yanı sıra bir takım Sünni grupların hızlı ilerleyişi, uzun süreli bir stratejinin sonucuydu. Yukarıda belirtildiği gibi IŞİD 2014 yılının ilk aylarından itibaren saldırılarını artırdı. Anbar bölgesindeki çatışmalarda örgüt, Felluce ve Ramadi nin bir kısmını kontrolü altında aldı. Merkezdeki resmi kurumlardan Irak bayrakları indirilerek örgütün bayrakları çekildi. IŞİD, denetim sağladığı yerlerde şeriat düzeni kurduğunu ilan etti. Irak merkezi kuvvetlerinin bölgeyi bombalaması sonucu Felluce ve çevresinden yoğun göç hareketi başladı. Haziran ayı başında Samarra ya saldırdı ve şehrin büyük bölümünü ele geçirdi ancak Irak ordusunun karşı saldırısı sonrasında çekilmek zorunda kaldı. IŞİD, 6 Haziran 2014 de Musul un kuzeybatısına saldırdı ve şehre batıdan girmeyi başardı. Güneyden beş intihar bombacısı ile saldırı gerçekleştirdi ve çok sayıda Irak askeri öldürüldü. Irak askerleri 9 Haziran da savaşmadan Musul dan çekildi ve IŞİD 10 Haziran öğle saatlerinde şehrin kontrolünü tamamen ele geçirdi. Ayrıca Musul Uluslararası Havaalanı IŞİD in kontrolüne geçti. 11 Haziran da IŞİD, Musul Türk Konsolosluğuna girdi ve 49 Türk vatandaşını rehin aldı. 26 Yağmaladığı bankalardan 430 milyon dolar ele geçirdi. Ayrıca IŞİD güneye doğru ilerlemeye devam ederek Tikrit i ele geçirdi ve Samarra yı kuşattı. Diyale bölgesindeki iki kasaba yı ele geçirdikten sonra Bağdat ve Kerbela yı hedef olarak açıklandı. Bağdat a 60 km uzaklıktaki Bakuba ya kadar ilerledi ve şehri kuşattı. Irak savaş uçakları IŞİD militanlarını bombalamaya başladı. Şii lider Mukteda el-sadr IŞİD e karşı koymak için cihat ilan etti ve gönüllü askerlerden silahlı birlikler oluşturuldu. Aynı zamanda Musul Barajı ve Beji Rafinerisinin ele geçirilmesi, Bağdat ve Kerkük ün tehdit edilmesi, teslim olan Irak askerlerine uygulanan vahşet, sivillere ve azınlıklara yönelik katliamlar uluslararası kamuoyunu harekete geçirdi. Bağdat istikametinde direniş artınca IŞİD kuzeye döndü ve Peşmerge ile Ker- 26 Dünya da 2014 de Neler Oldu? 2014 Yılının İkinci Çeyreğinde Yaşanan Olaylar, TRT Haber, (Erişim Tarihi: ) 135

145 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm kük kırsalında çatışmaya başladı. Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Telafer i ve Yezidi lerin yaşadığı Sincar ı ele geçirdi. IŞİD, İslam a geçmeyen Yezidi lerin kadın-çocuk ayırt etmeksizin öldürüleceğini açıkladı. Mahmur Kampı da IŞİD in kontrolüne geçince PKK/KCK da Peşmergeler ve Türkmenler gibi IŞİD le çatışmaya başladı. IŞİD in Erbil e yaklaşması üzerine ABD devlet başkanı Barack Obama, 8 Ağustos ta ABD ordusuna müdahale yetkisi verdi ve IŞİD e karşı hava harekâtı başladı. Ayrıca IŞİD den kaçan azınlıklara da havadan gıda yardımı yapıldı. Beyaz Saray dan yapılan açıklamada, Irak a kara birliği gönderilmeyeceği ancak Irak ta kapsayıcı bir hükümetin kurulması durumunda ABD nin Irak a askeri desteğinin artabileceği belirtildi. ABD, Erbil de görev yapan ABD mensuplarının zarar görmesinden endişe duyduğunu dile getirdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İnsanların ölüme terk edilmelerini ABD izleyemez. ABD masum insanların kurtarılmasına karar vermiştir dedi. 27 Harita 1: IŞİD in Irak ta Etkili Olduğu Bölgeler 27 ABD Uçakları IŞİD i Vurdu, Akşam Gazetesi, 8 Ağustos tr/dunya/abd-ucaklari-isidi-vurdu/haber

146 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği ABD nin IŞİD mevzilerine gerçekleştirdiği bombardıman ile birlikte Peşmerge ve Kandil den gelen terör örgütü militanlarının 10 Ağustos ta karşı saldırıları sonucu 3 gün sonra Mahmur Kampı geri alındı. Peşmerge Mahmur ilçesinin 20 kilometre kuzeyinde bulunan Güver nahiyesini ele geçirdi. Artan hava saldırılarının da yardımıyla Irak ordusu ve Peşmerge güçleri 18 Ağustos da Musul Barajı nı IŞİD den geri aldı. ABD Başkanı Obama yaptığı açıklamada bu operasyonun ileriye doğru büyük bir adım olduğunu söyledi. Bu operasyonun Irak Ordusu ile Kürt güçlerinin birlikte çalışabildiğini gösterdiğini belirtti ve Böyle yapmaya devam ettikleri sürece ABD nin güçlü desteğini alacaklar dedi. 28 Erbil e doğru ilerleyen IŞİD kuvvetleri ABD hava taarruzları ve Peşmerge direnişi ile geri püskürtüldü. Bunun üzerine IŞİD Suriye deesir aldığı Amerikalı gazeteciyi kafasını keserek katletti. Türkmen kasabası Emirli iki buçuk ay sonra Irak ordusunun kontrolüne geçti. Güneyden gelen Şii milisler de Irak ordusuna destek verdi. Irak Hava Kuvvetleri ile Amerikan savaş uçakları havadan desteğiyle Tuzhurmatu ve Yengice deki IŞİD kuşatması kırıldı ve IŞİD militanları bölgeden çekilmek zorunda kaldı. 19 Eylül de Fransa Hava Kuvvetleri ilk defa IŞİD hedeflerine hava saldırısı gerçekleştirdi ve Holland Irak hükümetinin isteği üzerine hava saldırısına katıldıklarını söyledi. 29 IŞID tarafından rehin alınmış olan 49 Musul konsolosluk personeli 20 Eylül de serbest bırakıldıktan sonra, 2 Ekim de Türkiye Büyük Millet Meclisi Irak ve Suriye topraklarına girebilme yetkisi veren tezkereyi kabul etti. 30 Bu tarihten sonra ABD liderliğindeki koalisyon güçleri hem Suriye de hem de Irak ta IŞİD e ait çok sayıda hedefi havadan bombaladı. Bu bombalamalar özellikle Kuzey Irak, Kobani, Rakka ve Anbar da yoğunlaştı. Koalisyon kuvvetlerinin hava saldırıları, Irak ordusu- 28 Obama dan Musul Barajı ile ilgili açıklama, Haber 7, 19 Ağustos (Erişim Tarihi: ) 29 Fransa IŞİD i bombalamaya başladı, Hürriyet, 19 Eylül com. tr/dunya/ asp (Erişim Tarihi: ) 30 Irak ve Suriye Tezkeresi Melis te kabul edildi, Posta, 2 Ekim posta.com.tr/siyaset/haberdetay/irak-ve-suriye-tezkeresi-meclis-te-kabul-edildi. htm?articleid= (Erişim Tarihi: ) 137

147 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm nun toparlanarak Şii gönüllü birliklerle kararlı bir şekilde IŞİD militanları ile savaşa girmesi sonucunda, IŞİD Irak ta taarruz gücünü kaybetti. Her geçen gün yıpranan IŞİD artık mevcut durumunu korumaya çalışıyordu. 29 Mart 2015 de başlayan ABD nin yoğun hava saldırıları sonrasında, Irak Ordusu 1 Nisan da Saddam Hüseyin in doğduğu kent olan Tikrit i IŞİD den geri aldı. Irak Başbakanı Haydar el-abadi, Tikrit şehrinin kurtarıldığını ilan etti. Salahattin Valisi Raid el-cuburi yaptığı bir açıklamada Tikrit şehir merkezindeki tüm devlet kurum ve kuruluşlarını resmi mesai yapmaya çağırdı. 31 Ancak Irak Ordu birlikleri ile birlikte Tikrit e giren Şii milisler şehri yağmaladı. Bu olayın gelecekte yapılacak harekâta olumsuz yansıyacağı ve şehirlerdeki direnişlerin artabileceği değerlendirilmektedir. Tikrit in ele geçirilmesinden sonra Irak Ordusu istikametini Anbar a çevirdi bölgeye kuvvet kaydırmaya başladı. Bölgede bulunan 10 bin civarında gönüllü aşiret mensubunun eğitimine ağırlık verildi ve General Muhammed el- Fehdavi bu aşiretlerin başına komutan olarak atandı. IŞİD de Anbar ın savunulması için bölgeyi takviye etti ve cephane ikmali yaptı. Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum un daha önce Mayıs ayında düşünülen Musul operasyonunun sonbahara ertelendiğini açıklamasının 32 ardından yaz aylarında Anbar a operasyon olasılığı daha da arttı. Ancak IŞİD de stratejik önem taşıyan Anbar eyaletinin kontrolünü ele geçirmek için çarpışıyor. IŞİD militanları Irak ın en büyük eyaletinin başkenti Ramadi de kontrolü tamamen ele geçirme yolunda önemli bir adım attı. Bir süredir kentin önemli bir bölümünü ellerinde bulunduran IŞİD militanları hükümet binasını da ele geçirdi. 33 Ramadi nin tamamen ele geçirilmesi durumunda IŞİD in bölgedeki savunmasını daha da güçlendireceği değerlendiriliyor. 31 Irak Ordusu Tikrit i DAEŞ ten kurtardı, Sabah, dunya/2015/04/01/irak-ordusu-tikriti-daesten-kurtardi (Erişim Tarihi: ) 32 Musul Operasyonu Ertelendi, Habertürk, haber/ musul-operasyonu-ertelendi (Erişim Tarihi: ) 33 IŞİD Ramadi de Hızla İlerliyor, BBC Türkçe, haberler/2015/05/150515_isid_ramadi (Erişim Tarihi: ) 138

148 Terörün Geldiği Yeni Boyut: IŞİD Örneği IŞİD in Suriye deki Gelişimi Bu süreçte Suriye de Arap Baharı yla birlikte başlayan süreç iç savaşa dönüşmüş ve Suriye toprakları üzerinde devlet otoritesinin ortadan kalktığı bölgeler ortaya çıkmıştır. Ebu Bekir el-bağdadi nin talimatıyla IİD saflarında bulunan Suriyeli ve yabancı savaşçılar güç boşluğu oluşan bu bölgelere yerleşmek için Suriye ye geçmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu girişimle ilgili olarak el-kaide merkeziyle irtibata geçilmiş ve örgütün oluru alınmaya çalışılmıştır. Görüşmeler sonucunda Suriye ye geçen kişilerin el-kaide kimliği ve bağlantısı dışında yeni bir örgüt kurmaları kararlaştırılmıştır. Bu karar doğrultusunda örgüte el-nusra Cephesi adı verilmiş ve Fatih Ebu Muhammed el-colani örgütün liderliğine getirilmiştir. El-Colani çok kısa sürede oldukça tecrübeli ve iyi teşkilatlanmış bir örgüt oluşturmuş, Suriye deki gelişmeleri ve hassasiyetleri iyi değerlendirmiş, rejime karşı etkili operasyonlar gerçekleştirmiştir. Bir müddet sonra muhalefetin en güçlü gruplarından birisi haline gelmiş, çok sayıda yabancı savaşçı kazanmış ve güçlü finansman desteği elde etmiştir. Çatışmalarda Esed rejiminin bıraktığı çok sayıda silah ve cephane ile daha da güçlenmiş hem Suriye de hem de dünyada büyük bir üne sahip olmuştur. Bu durum Ebu Bekir el-bağdadi yi rahatsız etmiş, el-colani den el-nusra Cephesi ni feshetmesini ve IİD ye bağlılığını açıklamasını istemiştir. El-Colani nin bu talebi reddetmesi 34 üzerine el-bağdadi ye biat toplanmaya başlanmış, el-nusra Cephesi nin kontrolünün ele geçirilmesi için girişimler yapılmıştır. Bu kapsamda el-bağdadi Suriye ye geçerek IŞİD i ilan etmiştir. IŞİD ile el-nusra Cephesi arasındaki anlaşmazlığa el-kaide merkez teşkilatı ve el-zevahiri el atmış, soruna geçici bir çözüm bulmaya çalışmıştır. Verilen kararda IŞİD in Irak ta, el-nusra Cephesi nin Suriye de faaliyetlerine devam etmesi, her iki liderin bir yıl süre ile grupları başında kalmaya devam etmesi, bir yıl sonra Şura nın tekrar toplanarak durumu değerlendireceği belirtilmiştir. 35 Her iki grubun birbirlerini desteklemeye devam etmesi istenmiş ve Ahrar 34 Abdullah Tunç, IŞİD El-Kaide den Ayrılıyor Mu?, Ankara Strateji Enstitüsü, , (Erişim Tarihi: ) 35 Alptekin Dursunoğlu, IŞİD i ilga eden Zevahiri mi el-cezire mi?, Yakın Doğu Haber, 139

149 Türkiye nin Jeopolitiği, Yumuşak Güç Savaşları ve Terörizm eş-şam ın kurucularından Ebu Mus ab es-suri aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek için hakem olarak görevlendirilmiştir. El-Nusra Cephesi bu kararı kabul etmesine rağmen IŞİD reddetmiş ve Suriye deki faaliyetlerine devam edeceğini belirtmiştir. El-Kaide ve diğer gruplar IŞİD i kararından vazgeçirmeye çalışsa da bu mümkün olmamıştır. IŞİD Şubat 2014 de el-kaide den kopmuş Suriye deki bütün grupların kendisine biat etmesini istemiştir. El- Nusra Cephesi ne katılmak için onay alamayan yabancılar ve bölgeye ilk defa gelen gençlerin katıldığı Muhacirler ve Ensar Grubu, IŞİD e biat etmiştir. IŞİD ayrıca el-nusra Cephesi nin o zamana kadar elde ettiği askeri ve parasal kaynaklara da el koymuştur. Harita 2: IŞİD in Irak ve Suriye de Etkili Olduğu Bölgeler IŞİD, kendi militanlarının karıştığı bazı olaylarda diğer grupların Ortak Şeriat Mahkemesi talebini reddetmiş, kendisinin devlet olduğunu; diğer gruplarınsa örgüt ya da cemaat olduğunu, aynı statüde olmadıklarını ileri sürerek Ortak fttp://www.ydh.com.tr/yd387_isidi-ilga-eden-zevahiri-mi-el-cezire-mi-.html, (Erişim Tarihi: ) 140

JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE RİSKLER VE FIRSATLAR

JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE RİSKLER VE FIRSATLAR BİLGE ADAMLAR STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE RİSKLER VE FIRSATLAR RAPOR NO: 27 İSTANBUL 2011 JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE RİSKLER VE FIRSATLAR RAPOR NO: 27 OCAK 2011 JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir Yalnız z ufku görmek g kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir 1 Günümüz bilgi çağıdır. Bilgisiz mücadele mümkün değildir. 2 Türkiye nin Jeopolitiği ; Yani Yerinin Önemi, Gücünü, Hedeflerini

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler

Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler Doç Dr. Atilla SANDIKLI Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler YAYINLARI İSTANBUL 2014 Kütüphane Katolog Bilgileri: Yayın Adı: Atatürk ün Dış Politika Stratejisi: Hedefler ve Prensipler

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 GELECEK İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011 SARIKONAKLAR İŞ TÜRKĠYE MERKEZİ C. BLOK ĠÇĠN D.16 BÜYÜME AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE ÖNGÖRÜLERĠ 02123528795-02123528796 2025 www.turksae.com Nüfus,

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM

TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM TÜRK DÜNYASINI TANIYALIM Türk Dünyası, Türk milletine mensup bireylerin yaşamlarını sürdürdüğü ve kültürlerini yaşattığı coğrafi mekânın tümünü ifade eder. Bu coğrafi mekân içerisinde Türkiye, Malkar Özerk,

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL

Title of Presentation. Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL Title of Presentation Hazar Havzası nda Enerji Mücadelesi Dr. Azime TELLİ 2015 ISTANBUL İçindekiler 1- Yeni Büyük Oyun 2- Coğrafyanın Mahkumları 3- Hazar ın Statüsü Sorunu 4- Boru Hatları Rekabeti 5- Hazar

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 9 12 Ocak 2013 TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece İstanbul 1 İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMA KONUSU 3 1.1. FUAR KÜNYESİ 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.3. ARAŞTIRMANIN

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ

DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ DÜNYADA VE TÜRKİYE DE İNSAN HAKLARI VE DEMOKRASİ Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Demokrasi konusunda hep Batı demokrasilerini örnek gösterir ve bu ülkelerde demokrasinin gerçekten işler olduğundan sözederiz.

Detaylı

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası STRATEJİK VİZYON BELGESİ SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası Yakın geçmişte yaşanan küresel durgunluklar ve ekonomik krizlerden dünyanın birçok ülkesi ve bölgesi etkilenmiştir. Bu süreçlerde zarar

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 21 24 Nisan 2012 29. Uluslararası Tekstil Makineleri Fuarı 4. İstanbul Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuarı 9. Uluslararası İstanbul İplik Fuarı Hazırlayan TEKNİK Fuarcılık

Detaylı

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030

ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 VİZYON BELGESİ(TASLAK) ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇALIŞTAYI Türkiye Nükleer Güç Programı 2030 (03-05 Aralık 2015, İstanbul) BÖLÜM 1 Nükleer Güç Programı (NGP) Geliştirilmesinde Önemli Ulusal Politika Adımları Temel

Detaylı

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) 6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU İslam Ülkelerinde Çok Boyutlu Güvenlik İnşası ( 06-08 Mart 2015, Serena Hotel - İslamabad ) Güvenlik kavramı durağan değildir.

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

DÜNYA ADASI: AVRASYA JEOPOLITIĞI VE BATI NIN

DÜNYA ADASI: AVRASYA JEOPOLITIĞI VE BATI NIN KİTAP İNCELEMESİ NIHAT ÇELIK 100 DÜNYA ADASI: AVRASYA JEOPOLITIĞI VE BATI NIN KADERI NIHAT ÇELIK Kadir Has Üniversitesi Avrasya daki güçler ile Batı rejimleri arasında, amacı Avrasya nın nispeten el değmemiş

Detaylı

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri) ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve

Detaylı

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI

TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI TÜRKİYE NİN İHTİYAÇ DUYDUĞU FUAR 3.ELECTRONIST FUARI Sektörlerindeki ürünlerin, en son teknolojik gelişmelerin, dünyadaki trendlerin ve son uygulamaların sergilendiği, 25-28 Eylül 2014 tarihleri arasında

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 2 7 Ekim 2012 TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Büyükçekmece İstanbul İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMANIN KONUSU 3 1.1.ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.2.ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE ÖRNEK

Detaylı

KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI

KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI KIRGIZİSTAN DAKİ YABANCI DESTEKLİ ÜNİVERSİTELER VE DİĞER EĞİTİM KURUMLARI Yrd. Doç. Dr. Yaşar SARI Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, Kırgızistan Giriş Kırgızistan Orta Asya bölgesindeki toprak ve

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf...

İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... İÇİNDEKİLER SUNUŞ İÇİNDEKİLER... III GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ DÜNYADA SİYASİ DURUM 1. Üçlü İttifak... 5 2. Üçlü İtilaf... 7 a. Fransız-Rus İttifakı (04 Ocak 1894)... 7 b. İngiliz-Fransız

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, TPQ yla gerçekleştirdiği özel söyleşide Rusya ile yaşanan gerginlikten Ukrayna nın

Detaylı

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ ------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (İSTTP); TASAM öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletlerin temsilcileri ile dünyanın

Detaylı

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler

Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Medikal Turizmde Tanıtım, Pazarlama Stratejileri ve Hedef Ülkeler Oğuzhan KAYA TKHK Kaynak Geliştirme Daire Başkanlığı khk.kaynakgelistirme@saglik.gov.tr www.tkhk.gov.tr Slayt1/28 Bakanlığımızın 2013-2017

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

Avrasya Jeopolitiğine Rus-ABD Yaklaşımları yalist merkezler adına kendi denetimini geliştirerek, buradaki etkinliğini derinleştirdi. N. J. Spykmann, bu bölgelerin Sovyetler Birliğinin denetimine girmesi

Detaylı

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri

AR& GE BÜLTEN ARAŞTIRMA VE MESLEKLERİ GELİŞTİRME MÜDÜRLÜĞÜ HAZİRAN. Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Yurtdışı Müteahhitlik Hizmetlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri, doğrudan hizmet ihracatını gerçekleştirmenin yanısıra, mal ve servis ihraç eden birçok sektörün

Detaylı

TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 Yeni Dönem Türkiye - Hollanda İlişkileri; Fırsatlar ve Riskler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN

TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR. Prof. Dr. Ýlter TURAN TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR Prof. Dr. Ýlter TURAN 63 TÜRK-RUS ÝLÝÞKÝLERÝ: SORUNLAR VE FIRSATLAR GÝRÝÞ Prof. Dr. Ýlter TURAN Türk-Rus iliþkileri tarih boyunca rekabetçi bir zeminde geliþmiþ,

Detaylı

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ,

SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, SAYIN TAKİPÇİLERİMİZ, Araştırma grubumuza destek amacıyla 2000-2015 seneleri arasındaki konuları içeren bir ARŞİV DVD si çıkardık. Bu ARŞİV ve VİDEO DVD lerini aldığınız takdirde daha önce takip edemediğiniz

Detaylı

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm

Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Bursa Yakın Çevresi Deprem Tehlikesi ve Kentsel Dönüşüm Oğuz Gündoğdu ACİL DURUMLAR PANELİ KalDer Bursa Şubesi Çevre ve İş Güvenliği Kalite Uzmanlık Grubu 27 Mayıs 2015 Ülkemizde çağdaş anlamda Afet Yönetimi

Detaylı

TOBB AVRUPA BİRLİĞİ. Avrupa ile İletişim Projesi. Mustafa Bayburtlu TOBB AB Müdürü

TOBB AVRUPA BİRLİĞİ. Avrupa ile İletişim Projesi. Mustafa Bayburtlu TOBB AB Müdürü TOBB AVRUPA BİRLİĞİ Avrupa ile İletişim Projesi Mustafa Bayburtlu TOBB AB Müdürü ODA SİSTEMLERİ 1. Üyeliğin Zorunlu Olduğu Sistemler (Türkiye, Fransa, Almanya, İspanya, Hollanda, Yunanistan) 2. Üyeliğin

Detaylı

ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ

ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ Dersin Öğrenme Çıktıları ve Yeterlilikleri Dersin Hedefi Dersin Amacı ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. ANABİLİM DALI DERS TANITIM FORMU Dersin Adı TR ENG Cumhuriyet Dönemi Kültür ve Eğitim

Detaylı

KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI MERKEZİ Yükseköğretim Sisteminin Uluslararasılaşması Çerçevesinde Türk Üniversitelerinin Uluslararası Öğrenciler İçin Çekim Merkezi Haline Getirilmesi Araştırma Projesi KALKINMA BAKANLIĞI KALKINMA ARAŞTIRMALARI

Detaylı

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi. TÜRKİYE DE SİBER GÜVENLİK VE NÜKLEER ENERJİ Editör: Sinan Ülgen, EDAM Yardımcı Editör: Grace Kim, EDAM

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi. TÜRKİYE DE SİBER GÜVENLİK VE NÜKLEER ENERJİ Editör: Sinan Ülgen, EDAM Yardımcı Editör: Grace Kim, EDAM Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi TÜRKİYE DE SİBER GÜVENLİK VE NÜKLEER ENERJİ Editör: Sinan Ülgen, EDAM Yardımcı Editör: Grace Kim, EDAM Araştırmacılar: Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Kadir Has Üniversitesi

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları

Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları Türkiye İle Yabancı Ülkeler Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik Ve Spor Alanlarında Mevcut İşbirliği Anlaşmaları - Türkiye ile Afganistan arasında 7 Kasım 1959 tarihinde Ankara'da "Kültür

Detaylı

4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ

4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ 4. ULUSLARARASI ELECTRONIST FUARINDAN 2016 YILI İÇİN ÜMİT VADEDİCİ KAPANIŞ Elektronik yan sanayi sektörünü bir araya getiren tek organizasyon Uluslararası Electronist Fuarı yerliyabancı birçok farklı şehir

Detaylı

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Bilge Strateji, Cilt 7, Sayı 12, Bahar 2015, ss.17-21 Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler Yaşar ONAY* Adına Rusya denilen bu ülke, Moskova prensliğinden büyük bir imparatorluğa

Detaylı

Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu

Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu Plast Eurasia İstanbul 2015 Fuar Sonuç Raporu 2 BAŞARI GÜVEN TECRÜBE BİLGİ TEKNOLOJİ Plast Eurasia İstanbul Avrasya Plastik Sektörünün Buluşma Noktası T 10 Salon 98.000 m2 S Avrasya nın En Büyüğü SAYISAL

Detaylı

SONUÇ RAPORU. CYF Fuarcılık A.Ş.

SONUÇ RAPORU. CYF Fuarcılık A.Ş. SONUÇ RAPORU Bitki sektörünün dev buluşması bu yılda 28 Kasım - 01 Aralık 2013 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi nde gerçekleşti. Kıtaların buluşma noktası İstanbul da 21 farklı ülkeden gelen 286

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6. Ön Koşul Dersleri -

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6. Ön Koşul Dersleri - DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Çin Halk Cumhuriyeti nde Toplum ve Siyaset PSIR 452 7-8 3 + 0 3 6 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü İngilizce Lisans Seçmeli

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR

Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR Fevzi Karamuc;o TARIH 11 SOSYAL BiLiMLER LiSESi DERS KiTABI SHTEPIA BOTUESE LIBRI SHKOLLOR Prishtine, 2012 ic;indekiler I ÜNiTE: BÜYÜK COGRAFYA KESiFLERi 3 1. BÜYÜK COGRAFYA KESiFLERi 3 A. COGRAFYA KESiFLERi

Detaylı

Dünyada yılda bir milyar kişi ülke değiştiriyor ve bu sayı her yıl %7 artıyor.

Dünyada yılda bir milyar kişi ülke değiştiriyor ve bu sayı her yıl %7 artıyor. Sağlık Turizmi GENEL BİLGİ Dünyada yılda bir milyar kişi ülke değiştiriyor ve bu sayı her yıl %7 artıyor. Türkiye 2002 de 17. Sıradan 2012 de 7 sıraya yükseldi. (Fransa, ABD, Çin, İspanya, İtalya, İngiltere,

Detaylı

ERASMUS + YÜKSEKÖĞRETİM PROGRAMI 2015-2016 DÖNEMİ "ORTA ASYA" BÜTÇE KATEGORİSİNE AİT LİSTE

ERASMUS + YÜKSEKÖĞRETİM PROGRAMI 2015-2016 DÖNEMİ ORTA ASYA BÜTÇE KATEGORİSİNE AİT LİSTE "ASYA" BÜTÇE KATEGORİSİNE AİT LİSTE Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2015 1 TR01 KA107 021130 Hindistan 30.249,50 Orta Doğu Teknik Üniversitesi 2015 1 TR01 KA107 021130 Nepal 5.044,92 Orta Doğu Teknik Üniversitesi

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 112 3 3 + 0 3 5

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 112 3 3 + 0 3 5 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Uluslararası İlişkiler Tarihi II PSIR 2 3 3 + 0 3 5 Ön Koşul Dersleri PSIR Dersin Dili İngilizce Dersin Seviyesi Lisans Dersin Türü Zorunlu Dersin Koordinatörü

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ MUSTAFA ÇALIŞKAN

AVRUPA BİRLİĞİ MUSTAFA ÇALIŞKAN MUSTAFA ÇALIŞKAN Yüzyıllardan bu güne yaşadığımız ilişkiler AB ile son dönemde daha farklı bir boyut kazanarak devam etmektedir.bir bütün olarak Avrupa Birliği ilişkileri daha önce yaşadığımız tek tek

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI

ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI 12 17 Ocak 2016 İÇİNDEKİLER SAYFA 1. ARAŞTIRMANIN KONUSU 3 1.1. FUAR KÜNYESİ 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI 3 1.3. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE ÖRNEK YAPISI 3 2. FUAR SONUÇ ÖZET

Detaylı

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER

F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER F. KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLER 20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun

Detaylı

KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ

KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI VİZYON 2035 KITASINDA ETKİN BÖLGESİNDE LİDER ÖNSÖZ Vizyon-2035 Dokümanı, Hv.K.K.lığının geleceğe yönelik hedeflerini belirlemek amacıyla; Dünya ve Türkiye de güvenlik anlayışındaki

Detaylı

KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ (KRY) EĞİTİMİ KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ: KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVE

KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ (KRY) EĞİTİMİ KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ: KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVE KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ (KRY) EĞİTİMİ KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ: KAVRAMSAL VE TEORİK ÇERÇEVE SUNUM PLANI 1. RİSK VE RİSK YÖNETİMİ: TANIMLAR 2. KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ 3. KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ DÖNÜŞÜM SÜRECİ

Detaylı

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için

Salvador, Guatemala, Kamboçya ve Namibya gibi yerlerde 1990 ların barış anlaşmaları ile ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde kullanabilmek için ÖN SÖZ Barış inşası, Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali tarafından tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışı sağlamlaştırıp, sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmalar

Detaylı

TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi. Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi

TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi. Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi TR33 Bölgesi nin Üretim Yapısının ve Düzeyinin Tespiti ve Analizi Ek 5: Uluslararası Koşulların Analizi Sektörün genel özellikleri Kümes hayvanlarının etleri ve yenilen sakatatı Ürünler dünyada ortalama

Detaylı

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ

İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İSLAM KURUMLARI VE MEDENİYETİ KISA ÖZET

Detaylı

N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR. 26 Kasım 2015

N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR. 26 Kasım 2015 N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR 26 Kasım 2015 SİYASİ İRADENİN ÖNÜNDE İKİ SENARYO Kapsamlı bir reform ve kalkınma hareketine girmek Toplumsal barış Çözüm süreci Yeni anayasa Başkanlık arayışı ve kutuplaşma

Detaylı

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi

CAM SANAYİİ. Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi CAM SANAYİİ Hazırlayan Birsen YILMAZ 2006 T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi TÜRKİYE'DE ÜRETİM Cam sanayii, inşaat, otomotiv, meşrubat, gıda, beyaz eşya, mobilya,

Detaylı

Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. 9.sınıf YGS Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler

Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. 9.sınıf YGS Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler 2010 YGS SOS.BİL. TESTİNDEKİ / COĞRAFYA SORULARININ MÜFREDAT AÇISINDAN ANALİZİ Soru Sınıf ve Nu: Müfredat 18. Harita Bilgisi-Arazi Rehberimiz: İzohipsler 19. Hayali Rehberler: Paraleller ve Meridyenler

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü KONYA ÖZELİNDE YABANCI SERMAYELİ FİRMALARIN ÜLKE BAZLI ANALİZİ 06.08.2014 1 DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail

Detaylı

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU DAĞLIK KARABAĞ SORUNU DAR ALANDA BÜYÜK OYUN ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU Avrasya Araştırmaları Merkezi USAK RAPOR NO: 11-07 Yrd. Doç. Dr. Dilek M. Turgut Karal Demirtepe Editör Eylül 2011

Detaylı

SEKTÖRÜN BENİMSENEN FUARI ELEX

SEKTÖRÜN BENİMSENEN FUARI ELEX SEKTÖRÜN BENİMSENEN FUARI ELEX 3. ELEX FUARI 25-28 EYLÜL 2014 TARİHLERİ ARASINDA İSTANBUL FUAR MERKEZİ NDE SEKTÖRÜN EN ÖNEMLİ BULUŞMASINA İMZA ATTI 25-28 Eylül 2014 tarihleri arasında organize edilen ve

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Türkiye de Stratejik Araştırma Merkezleri: BİLGESAM Örneği

Türkiye de Stratejik Araştırma Merkezleri: BİLGESAM Örneği Türkiye de Stratejik Araştırma Merkezleri: BİLGESAM Örneği Doç.Dr. Atilla Sandıklı Giriş Dünya 20. yüzyılın sonunda başlayan ve halen devam eden hızlı bir değişim süreci yaşamaktadır. Bu süreç içinde Soğuk

Detaylı

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ

DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİ SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ Hazırlayan ve Derleyen: Zehra N.ÖZBİLGİN Ar-Ge Şube Müdürlüğü Kasım 2012 DÜNYA SERAMİK KAPLAMA MALZEMELERİNDE ÜRETİM VE TÜKETİM yılında 9.546 milyon

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF)

MÜCEVHER İHRACATÇILARI BİRLİĞİ MAL GRUBU ÜLKE RAPORU (TÜRKİYE GENELİ) - (KÜMÜLATİF) ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 1 BİRLEŞİK ARAP EMİRLİ 269.665.223,68 305.580.419,69 13,32 ALTINDAN MAMUL MÜCEVHERCİ VE KUYUMCU EŞYASI 2 IRAK 155.240.675,64 92.044.938,69-40,71 ALTINDAN MAMUL

Detaylı

Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi

Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitim Tarihi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi Türk ve Batı Eğitiminin Tarihi Temelleri a-antik Doğu Medeniyetlerinde Eğitim (Mısır, Çin, Hint) b-antik Batıda Eğitim (Yunan, Roma)

Detaylı

Araştırma Notu 15/179

Araştırma Notu 15/179 Araştırma Notu 15/179 27.03.2015 2014 ihracatını AB kurtardı Barış Soybilgen* Yönetici Özeti 2014 yılında Türkiye'nin ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 3,8 artarak 152 milyar dolardan 158 milyar dolara

Detaylı

DERS PROFİLİ. POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6

DERS PROFİLİ. POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6 DERS PROFİLİ Dersin Adı Kodu Yarıyıl Dönem Kuram+PÇ+Lab (saat/hafta) Kredi AKTS Amerikan Dış Politikası POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6 Ön Koşul Yok Dersin Dili Ders Tipi Dersin Okutmanı Dersin Asistanı Dersin

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI

DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI BİRİNCİ HAFTA 2 TURİZM OLAYI VE GELİŞİMİ Turizm kelimesinin Latincede dönmek, etrafını dolaşmak, geri dönmek anlamına gelen tornus kökünden türetildiği

Detaylı

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI

ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU. (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI ÜÇÜNCÜ TÜRK KENEŞİ İŞ FORUMU (24 Ekim 2014, Nahçıvan) TÜRK KENEŞİ GENEL SEKRETERİ RAMİL HASANOV UN İŞ ADAMLARINA HİTABI Sayın Âli Meclis Başkanı, Sayın Bakan, Sayın Oda Başkanları, Değerli İş Adamları,

Detaylı

2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ DERİ VE DERİ MAMULLERİ SEKTÖRÜ 2014 NİSAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU İİTKİİB GENEL SEKRETERLİİĞİİ AR & GE VE MEVZUAT ŞUBESİİ Mayııs 2014 2014 YILI NİSAN AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

Detaylı

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015 Sayın YÖK Başkanı, Üniversitelerimizin Saygıdeğer Rektörleri, Kıymetli Bürokratlar ve Değerli Konuklar, Kalkınma Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan Yükseköğretimin Uluslararasılaşması Çerçevesinde

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

Aylık Dış Ticaret Analizi

Aylık Dış Ticaret Analizi EKİM YÖNETİCİ ÖZETİ Bu çalışmada, Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından her ayın ilk günü açıklanan ihracat rakamları temel alınarak Türkiye nin aylık dış ticaret analizi yapılmaktadır. Aşağıdaki analiz,

Detaylı

Sn. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci

Sn. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci Sn. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci Bilgilendirme Sunumu 22 Temmuz 214 Ankara 1 AJANDA 1) Dünya ve Türkiye Ekonomisindeki Görünüm 2) Dış Ticaretimizdeki Gelişmeler 3) Bölgesel Gelişmelerin Dış Ticaretimize

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü Ulusal Kümelenme Stratejileri Literatür Araştırması Raporu

Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü Ulusal Kümelenme Stratejileri Literatür Araştırması Raporu TÜBİTAK TÜRKİYE SANAYİ SEVK VE İDARE ENSTİTÜSÜ BİTKİSEL ÜRETİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Zeytin ve Zeytinyağı Sektörü Ulusal Kümelenme Stratejileri Literatür Araştırması Raporu Uluslararası Pazar Analizi 17 Aralık

Detaylı

Dünyada ve Türkiye de Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları

Dünyada ve Türkiye de Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları www.pwc.com Dünyada ve Türkiye de Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları İstanbul, Ersun Bayraktaroğlu Türkiye Gayrimenkul Sektör Lideri GYO lar 1995 ten beri hayatımızda Henüz SPK Tebliği yayınlanmadan GYO

Detaylı

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013

PINAR ÖZDEN CANKARA. İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr. EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD 2008-2013 PINAR ÖZDEN CANKARA İLETİŞİM BİLGİLERİ: Doğum Tarihi: 25.07.1980 E-Posta: pinar.cankara@bilecik.edu.tr EĞİTİM BİLGİLERİ: Doktora/PhD Yüksek Lisans/MA Lisans/BA İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset

Detaylı

IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu

IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu 1. IV. Uluslararası Türk - Asya Kongresi 27-29 Mayıs 2009 tarihleri arasında İstanbul da icra edilmiş ve son derece yapıcı ve samimi bir ortam içerisinde

Detaylı

TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ

TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ TÜRKİYE NİN EN TEKNİK ELEKTRİK FUARI: 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 2015 YILINDA DA HEYECAN VERDİ 4. ULUSLARARASI ELEX FUARI 01-04 EKİM 2015 TARİHLERİ ARASINDA İSTANBUL FUAR MERKEZİ NDE SEKTÖRÜN EN ÖNEMLİ

Detaylı

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS Tezli yüksek lisans programında eğitim dili Türkçedir. Programın öngörülen süresi 4

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI

KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI KAMU MALİ YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN SAĞLANMASINDAKİ GÜÇLÜKLER VE SAYIŞTAYLARIN ROLÜ: EUROSAI-ASOSAI BİRİNCİ ORTAK KONFERANSI Berna ERKAN Sunuş ASOSAI (Asya Sayıştayları Birliği) ve

Detaylı