Ülkü Ocakları. Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi EĞİTİM PROGRAMI GÜNCEL MESELELER. İmtiyaz Sahibi Harun ÖZTÜRK

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Ülkü Ocakları. Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi EĞİTİM PROGRAMI GÜNCEL MESELELER. İmtiyaz Sahibi Harun ÖZTÜRK"

Transkript

1

2 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi EĞİTİM PROGRAMI GÜNCEL MESELELER İmtiyaz Sahibi Harun ÖZTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Osman Ertürk ÖZEL Yazı İşleri Müdürü Onur ŞAHİN Dizgi-Mizanpaj-Kapak Ahmet ALKAN İdare Yeri Oğuzlar Mah Sok. No : 26 Balgat / Ankara Telefon w w w. u l k u o c a k l a r i. o r g. t r

3 İçindekiler AB ve Türkiye... 4 Küreselleşme Uluslararası Kuruluşlar Küresel Ekonomik Krizler Terör ve Terörizm Gençlik ve Ülküsüzlük Tarikat ve Cemaatler Laiklik Sivil Toplum Kuruluşları Ulusalcılık II. Cumhuriyetçilik İfade Özgürlüğü Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) Türk Aydını Alevîlik, Sünnilik ve Bektaşîlik Türkçenin Önemi Misyonerlik Açılım Sivil Anayasa ve Başkanlık Sistemi Kimlik Arayışları Türkiye Üzerinde Psikolojik Savaş Özelleştirme Türkiye de Ekonomi ve Güvenlik Sorunları Türkiye de başörtüsü Meselesi Arap İsyanları Basın ve Medya

4 AB-TÜRKİYE Emrah KÜÇÜKÖZKAN ÖZET AB-Türkiye ilişkilerini inceleyecek olan bu çalışma iki bölümden oluşacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde okuyucunun günümüzdeki gelişmeleri daha iyi kavrayabilmesi adına AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi alt yapısına değinilecek, ikinci bölümde ise oluşturulan bu tarihi alt yapının ışığında günümüz AB-Türkiye ilişkileri gözden geçirilecek ve bu çerçevede bir takım önerilerde bulunulacaktır. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinin Tarihi Arka Planı Türkiye-AB ilişkilerinin temeli 1963 yılında o zamanki adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan Ankara Antlaşması na dayanmaktadır. Bu antlaşma, siyasi ve ekonomik şartların sağlanması halinde gümrük birliğinin kurulmasını ve tam üyelik yolunda bir takım kapılar açılmasını öngörüyordu. Fakat bunu izleyen yıllarda Türkiye nin siyasi atmosferinde yaşanan gelişmeler Türkiye nin AT ile olan ilişkilerinde iniş çıkışlara sebep olmuştur. Özellikle 1971 de yaşanan askeri muhtıra ve 1980 askeri darbesi ile gerilen siyasi ortam, Türkiye-AT ilişkilerini ciddi anlamda germiş ve iki taraf arasında siyasi bir tıkanıklığa sebep olmuştur. Fakat Türkiye inişler ve çıkışlar ile dolu bu siyasi ortamda bile topluluk ile olan ilişkilerinde geri adım atmamış ve bunu sonucu olarak ise Avrupa Topluluğuna 1987 yılında resmi olarak üyelik başvurusunda bulunmuştur. Her ne kadar Türkiye bu siyasi hedefindeki duruşunu korusa da, hem topluluğun o yıllarda tek pazarı tamamlama çalışmaları, hem de Türkiye nin demokrasi ile olan problemleri ve bunun yanında Türkiye nin güneydoğusunda yaşanan terör, 1989 yılında Türkiye nin başvurusunun reddedilmesine ve Türkiye nin tam üyelik hedefini rafa kaldırmasına sebep olmuştur. Fakat soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte Türkiye nin çevresinde radikal değişiklikler meydana gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye nin soğuk savaş süresince Sovyet yayılmacılığına karşı izlemiş olduğu rol sona ermiş, farklı bir dış politika izlenmeye başlanmış ve farklı jeostratejik opsiyonlar üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda AB üzerinde yoğunlaşılmış ve Gümrük Birliği ne giriş süreci üzerindeki çalışmalar hızlandırılmıştır. Diğer taraftan Avrupa bütünleşmesinin doğası değişmeye başlamış ve siyasi bir boyut almıştır ten bu yana demokrasi Avrupa topluluğu üyeliği için açık bir kriter olmuş, 1986 yılındaki Tek Avrupa Nihai Senedi ile üye devletler içerisinde insan hakları standartları detaylandırılmıştır. 4 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

5 Siyasi kriter ise 1993 te Kopenhag da Avrupa Konseyi tarafından alınan karar ile tam anlamıyla detaylandırılmıştır yılında Türkiye-AB Gümrük Birliği nin yürürlüğe girmesi iki taraf arasında ekonomik entegrasyonu en üst seviyeye taşımış ve bu Türkiye de üyeliğin başlangıcı olarak algılanmıştır. Gümrük Birliği ile oluşturulan bu atmosfer daha sonraları Avrupa Konseyi nin 1997 yılında aldığı karar ile bozulmuş ve iki taraf arasındaki ilişkiler gerilmiştir. Avrupa Konseyi Lüksemburg da almış olduğu kararda Türkiye nin adaylık için olan standartları karşılamadığını belirtilmiş ve bunun yerine Avrupa stratejisini önermiştir da yaşananların aksine, içinde Türkiye nin yetersiz olduğu noktaları da barındıran bu ikinci ret Ankara tarafından ayrımcılık olarak algılanmıştır. AB nin bu hamlesine karşılık olarak ise Türkiye AB ile olan siyasi diyalogunu dondurmuş, birliği üyelik başvurusunu çekmek ve KKTC ile bütünleşmek ile tehdit etmiştir yılında Helsinki Avrupa Konseyi nde Türkiye aday ülke ilan edilmiş, fakat konsey Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını Kopenhag siyasi kriterlerini tam anlamıyla yerine getirmesine bağlamıştır. Diğer taraftan AB, Türkiye de reform sürecinin sağlıklı işlemesi açısından mali yardımlar başlatmış ve Türkiye nin içinde bulunduğu reform sürecini desteklemiştir. Bunun sonucu olarak AB-Türkiye arasındaki bağlar kuvvetlenmiştir. Fakat her ne kadar Türkiye bu süreç içerisinde reformlar üzerinde ciddi anlamda yoğunlaşsa da, AB Türkiye nin daha fazla çaba sarf etmesi üzerinde durmuş, yapılan reformların ise yavaş ve geçici olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda ilk ciddi kırılma Ekim 2001 de meydana gelmiş ve Anayasa nın 34. maddesinde Helsinki de alınan karardan iki yol sonra değişime gidilmiştir. Yapılan bu reformların sonucu olarak ise Türkiye-AB ilişkileri ivme kazanmış ve üyelik müzakerelerinin başlaması adına bir takım adımlar atılmıştır. Daha sonrasında Kasım 2002 de AKP nin iktidara gelmesi ile reform süreci hızlanmış, yılları arasında ülkede birçok değişikliğe gidilmesine sebep olan reform paketleri açılmıştır. Bunların en önemlileri ise; Anayasa da yapılan değişiklikler, beş ek yasama paketi ve yeni Ceza Yasası olmuştur. Bunun sonucu olarak ise Aralık 2004 te Avrupa Konseyi, siyasi kriterlerin tam anlamıyla yerine getirildiği ve katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005 te başlayabileceği kararını almıştır. Ayrıca AB ülkeleri de müzakereler sürecinde Türkiye nin desteklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Avrupa Konseyi ise AB nin yapılacak olan reform sürecinde Türkiye nin önceliklerini belirlenmesini ve bunun AB komisyonu tarafından her yıl yayımlanacak olan ilerleme raporları ile uyumlu bir şekilde yapılmasını öngörmüştür. Fakat bir süre sonra yapılan reformlar ivme kaybetmiş ve ifade özgürlüğünü sınırlayan bir takım yasaların kaldırılmasına ilişkin reformların yapılmaması AB tarafından kaygıyla izlenmiştir. Diğer taraftan AB nin önde gelen bazı ülkelerinin bu süreç içerisinde Türkiye aleyhtarı bir tutum alması, reform sürecinin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Fransa da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde şu anki Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy seçim kampanyasında, Ermenilerin yoğun bir şekilde yaşadığı şehirlerde, Türkiye nin üyeliğinin referanduma sunulacağı, sözde Ermeni soykırımının reddinin cezalandırılacağı gibi bir takım söylemler kullanmış, bu da AB içerisinde Türkiye nin üyeliği konusunda bir takım görüş ayrılıklarına sebep olmuştur. Diğer taraftan Angela Merkel yönetimindeki Almanya nın Fransa nınkine benzer bir politika izleyip Türkiye nin tam üyeliğine karşılık bir takım farklı opsiyonlar getirmesi süreç içerisinde ciddi problemler yaratmıştır. Her ne kadar AB içerisinde Türkiye nin tam üyeliğine ilişkin bir takım görüş ayrılıkları olsa da, birlik Ekim 2005 te Türkiye ile müzakereleri başlatmıştır. Fakat bu tarihten bir sene sonra yaşanan gelişmeler iki taraf arasında müzakerelerin raydan çıkmasına sebep olmuştur. Türkiye nin, değiştirilmiş olan, içine Kıbrıs Rum kesimini de alan Gümrük Birliği ni uygulamaması, AB nin 5

6 Aralık 2006 da Türkiye ile yapılan müzakerelerde sekiz başlığı açmamasına sebep olmuştur. Bu alınan kararda AB nin, Türkiye nin Rum Kesimi yle ilişkilerini normalleştirmesine ve tanımanın üyelik sürecinde önemli bir unsur oluşturduğuna vurgu yapan 21 Eylül 2005 tarihli karşı deklarasyonuna atıf yer almıştır. Karara göre, askıya alınan 8 başlık (malların serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestîsi, mali hizmetler, tarım ve kırsal kalkınma, balıkçılık, ulaştırma politikası, Gümrük Birliği ve dış ilişkiler) dışında kalan başlıklar açılabilecek, ancak kapatılamayacaktı. Her ne kadar AB nin genişlemeden sorumlu komiseri Oli Rehn alınan kararın Türkiye ye karşı herhangi bir ültimatom olmadığını söylese de, AB, almış olduğu bu karar ile Türkiye nin önüne tam üyelik yolunda bir set daha çekmiş ve Türkiye nin üyeliği konusundaki çift taraflı tutumunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Son Dönem AB-Türkiye İlişkilerine İlişkin Stratejik Bir Değerlendirme Bir önceki bölümde de belirtildiği üzere Angela Merkel yönetimindeki Almanya ve Nicolas Sarkozy yönetimindeki Fransa, Türkiye nin üyeliğine karşıt söylemleri iç politika malzemesi haline getirmişlerdir. AB nin iki ana motor ülkesi olarak Almanya ve Fransa nın üyelik müzakereleri sürerken Türkiye nin AB üyeliğine negatif bakmaları ve bu bakış açısına paralel olarak Türkiye nin AB üyeliğine alternatif bir takım projeler ortaya koymaları, Türkiye açısından bir takım soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuş, AB komisyonu başkanı Jose Manuel Barroso un konuya ilişkin yapmış olduğu güven tazeleyici açıklamalar günden güne değerini yitirmeye başlamıştır. Özellikle son dönemde Sarkozy nin kendi kabinesinden de konuya ilişkin çatlak sesler çıkması, müzakerelerin ne kadar karmaşık bir hal aldığını gözler önüne sermektedir. Fransa nın Avrupa İşler Bakanı Pierre Lellouche ve Senato Başkanı Gerard Larcher ın konuya ilişkin yaptığı açıklamalar bu çatlağın ne denli derin olduğunu göstermektedir. Lellouche in Fransız Meclisinde sergilediği tavır esasen kendi görüşleri ile de çelişmektedir. Lellouche in, Sarkozy tarafından bakan olarak atandığı güne kadar Türkiye nin üyeliği konusunda pozitif yaklaşımları bulunmaktaydı. Fakat bakan olarak atandıktan sonra konuya bakış açısında ciddi değişim görünen Fransa nın AB işlerinde sorumlu bakanı, Fransız Meclisinde yapmış olduğu konuşmada Fransa dışında birçok AB üyesi ülkenin Türkiye nin üyeliğine karşı olduğunu fakat bunu alenen ortaya koyamadıkları belirtti. Diğer taraftan Türkiye ye yapmış olduğu ziyarette de konuyla ilgili pozitif değerlendirmeler yapan senato başkanı Larcher ise Lellouche nin tam aksine geçmişteki görüşleri ile çelişmemektedir. Larcher Türkiye de bulunduğu süre içerisinde basın mensuplarına yapmış olduğu açıklamalarda konuya ilişkin şöyle bir değerlendirme bulunmuştur: Kendisinin Fransız hükümeti içerisinde bulunmasının yapacağı açıklamalarda özerk olmayacağı anlamına gelmediğini ve Cumhurbaşkanı ile her zaman aynı görüşte olamayabileceklerini belirtmiştir. Buna benzer bir çatışmayı Almanya siyasi hayatında görmekteyiz. Özellikle bu konu Alman siyasetinde yakın bir süre sonra yapılacak seçimlerin ana konusu olmuş durumdadır. Merkel yönetimindeki Hıristiyan Demokratlar Türkiye nin AB üyeliğine karşı çıkıp imtiyazlı ortaklıktan bahsederken, seçimlerin diğer iki güçlü aktörü olan Yeşiller ve Sosyal Demokratlar Türkiye nin AB üyeliğini tam destek vermektedirler. Bu seçimler sonucu ortaya çıkacak tabloya göre de Almanya nın konuya ilişkin tutumu şekillenecektir. Diğer taraftan Fransa ve Almanya başta olmak üzere bazı üye ülkelerin Türkiye nin AB üyeliğine negatif olarak bakmaları, Türkiye yi tamamen gözden çıkarabilecekleri anlamına gelmemektedir. Bu bağlamda AB gelecek 20 yıl içerisinde Türkiye nin tam üyeliğine jeostratejik çıkarları doğrultusunda pozitif bakmak zorunda kalacaktır. Lakin medyanın belirli kesiminde sürekli olarak Türkiye nin gelecek yirmi yılda AB ye muhtaç olduğu yolunda birtakım yorumlar yapılmaktadır. 6 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

7 Bu yorumların birçoğu ise Türkiye yi stratejik anlamda birçok sorun ile karşı karşıya bırakacak tavizlerin verilmesi gibi argümanlar çerçevesinde oluşturulmakta ve bu paralelde yoğun bir propaganda ile kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu yorumlar genel olarak Kuzey Kıbrıs odaklı yapılmakta ve Türkiye nin AB üyeliği çerçevesinde Rum kesiminin tanınması gibi Türkiye yi ciddi jeostratejik sorunlar ile karşı karşıya bırakabilecek tavizlerin verilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu yorumların Türkiye nin jeostratejik dinamikleri göz önüne alınmadan yapıldığı açıktır. ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından bu sene yayımlanan Küresel Trendler 2025 adlı rapora göre, 2025 yılına gelindiğine Avrupa enerji güvenliği ciddi tehditler ile kaşı karşıya kalacaktır. Günümüzde Almanya dâhil birçok Avrupa ülkesi doğal gaz bakımından ciddi oranlarda Rusya Federasyonuna bağımlı bulunmakta ve bu bağımlılık her geçen gün artan oranlarda yükselmektedir. Her ne kadar Fransa diğer AB ülkelerine kıyasla enerji üretimi bakımından nükleer teknolojiden büyük oranlarda yararlansa da, 2025 e gelindiğinde doğal gaz tüketiminin büyüyen oranlarda olacağı belirtilmektedir. Bu bağlamda AB gelecek 20 yıl içerisinde Rusya nın siyasi ve ekonomik etki alanına girmemek için enerji ithalatını çeşitlendirmek üzere bir takım politikalar geliştirmektedir. Bu enerji politikaları ise Orta Asya ve Hazar enerji havzaları üzerinde şekillendirilmektedir. Bu tartışmalar etrafında Türkiye güvenli bir enerji koridoru olabilecek potansiyele sahip olması açısından büyük önem arz etmektedir. Diğer taraftan Türkiye nin İran ve Irak ile yapacağı ikili anlaşmalar sonucu bu ülkelerin doğal gaz ve petrol üretimlerinin Avrupalı pazarlara rahat ve güvenli bir şekilde ulaştırılması, hem AB nin enerji kaynaklarını çeşitlendirmesine sebep olacak, hem Türkiye nin önemli bir enerji dağıtım merkezine dönüşmesini sağlayacaktır. Ayrıca küresel bir aktör olduğunu iddia eden AB nin Türkiyesiz bu pazarlarda etkili olması imkânsızdır. Daha şimdiden Çinli ve Amerikalı aktörlerin bu bölgelerde büyük etki alanları yaratması, AB nin bu iddiasının günden güne kan kaybetmesine sebep olmaktadır. Diğer taraftan Türkiye bölgede Avrupa nın güneydoğu güvenlik kanadının oluşturulması açısından büyük önem arz etmektedir. İstikrarsız bir İran ve Irak ın bulunduğu bu bölgede Türkiye gibi çok büyük bir jeopolitik öneme haiz olan bir ülke AB için kritik bir öneme sahiptir. İran ın uranyum zenginleştirme çalışmalarında her gün biraz daha aşama kaydetmesi ve buna paralel olarak ABD nin, Avrupa üzerine İran dan gelebilecek olan saldırıları engelleyebilecek olan füze kalkanı projesinden Rusya nın yarattığı baskıdan dolayı vazgeçmesi Avrupa nın güvenlik kaygılarını daha da arttırmıştır. Bu çerçevede Türkiye nin İran ın nükleer programına ilişkin BM gözetiminde yapılacak olan müzakerelerde aracı rolü oynayabilecek tek aktör olması hem bölgedeki hem de uluslararası sistemdeki önemini günden güne arttırmaktadır. Ayrıca AB ye aday olan bir Türkiye nin aracılığında yapılacak olan müzakerelerin başarıya ulaşması, hem AB nin uluslararası sistemdeki prestijini arttıracak, hem Türkiye yi ileride yaşanabilecek bu tür sorunların çözümünde aranan bir aktör yapacaktır. Diğer taraftan eğer AB Türkiye yi günden güne kendinden uzaklaştıran bu politikasını izlemeye devam ederse hem uluslararası sistemde günden güne kan kaybedecek, hem de kendi kıtası içine hapis olacaktır den bu yana gelen bu süreç içerisinde Avrupa da bulunan hemen hemen her hükümet Türkiye nin üyeliği konusunu iç politika malzemesi haline getirmiş, bu Türkiye karşıtı söylemler paralelinde oluşturulan politikalar, süreç boyunca daha önce hiçbir aday ülkenin karşılaşmadığı bir 7

8 takım sorunlar ortaya çıkarmıştır. Fakat 1963 ten bu yana Türkiye nin stratejik çıkarlarına ciddi zararlar verebilecek bu sorunların bir kısmı ya hükümetler tarafından ötelenmiş ya da göz ardı edilmiştir. Özellikle son dönemlerde AB ile olan ilişkilerimizde yaşananlar ise bunu en büyük aynasıdır Kasımından bu yana devam eden süreç içerisinde AKP nin AB ye ilişkin izlemiş olduğu politikalar Türkiye yi ciddi siyasi ve ekonomik problemler ile karşı karşıya bırakmıştır den beri izlenen tavizkar politikalar sonucu 2004 Mayısı itibariyle Kıbrıs Rum Kesimi AB ye tam üye olmuş ve bu da Türkiye nin süreç içerisinde ciddi sorunlar ile karşılaşmasına sebep olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Her ne kadar 5 Ekim 2005 itibariyle tam üyelik için müzakereler başlatılsa da hem Türkiye hem KKTC, Rum Kesimi nin tam üye olmasından kaynaklanan bir takım sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun en açık örneği ise birinci bölümde de belirtildiği üzere 8 müzakere başlığının birden kapatılmasının Rum kesimi ile olan ilişkilere bağlanmasıdır. Her ne kadar 2006 dan son döneme kadarki süreç içerisinde AB yetkili organlarından konuya ilişkin farklı değerlendirmeler gelse de, Türkiye Rum Kesimini tanımadan bu başlıkların açılması ve dolayısıyla müzakerelerin sonlandırılması mümkün olmayacaktır. Sonuç olarak Türkiye gelinen bu süreçte acilen AB ile olan ilişkilerini gözden geçirip, gelecekte atacağı adımları stratejik çıkarları doğrultusunda belirlemelidir. Öncelikli olarak atılması gereken adım 2002 Kasımdan bu yana izlenmekte olan, ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarlarına ciddi zarar veren tavizci ve gayri milli politikalardan vazgeçilmesi olmalıdır. Bu çerçevede Türkiye AB ye sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik potansiyeli hatırlatmalı ve kartlarını bu yönde oynamalıdır. Ayrıca geliştireceği bu politikalarda kesinlikle en ufak bir tavize yer vermemelidir. Diğer taraftan onurlu üyeliği destekleyecek olan bu politikaların en önemli sacayaklarından birini Kıbrıs meselesi oluşturmalıdır. KKTC nin uluslararası platformda tanınması konusu Türkiye nin AB konusundaki önceliklerinden biri olmalı, bu konuda herhangi bir tavize kesinlikle göz yumulmamalı ve getirilecek açılımlar bu yönde geliştirilmelidir. Diğer taraftan, Fransa başta olmak üzere diğer bir takım AB üyesi ülkelerin sürekli olarak uluslararası platformlarda, müzakerelerle hiçbir alakası olmamasına rağmen, sözde Ermeni soykırımını Türkiye nin AB üyeliği ile ilgili olarak gündeme taşımaları, Türkiye konusunda ne kadar iki taraflı bir siyaset izlediklerinin en açık göstergesidir. Bu çerçevede tavizkar bir takım politikaların diğer bir sonucu olan bu söylemlerin önüne geçebilmek adına, yetkili mercilere kendi kamuoylarında Türkiye nin üyeliği konusunda fikir birliği sağlanması konusunda bir takım uyarılarda bulunulmalı ve bu uyarılarda Türkiye, sahip olduğu jeostratejik potansiyele vurgu yapmalıdır. Ortaya konulan bu politikaların odak noktası Türkiye nin AB ye olan ihtiyacından çok AB nin Türkiye ye olan ihtiyacı söylemi etrafında şekillenmelidir. BİBLİYOGRAFYA Ayata, Ali. Türkiye Usulü Avrupa Birliğine Yakınlaşma. Akademik Araştırmalar Dergisi, 2009, Sayı. 40, s Darby, James. French antipathy to Turkey s EU candidacy: the language dimension. Journal of Multilingual and Multicultural Development, Mayıs2009, Sayı. 30, No. 3, s Narbone, Luigi ve Tocci Nathalie. Running around in circles? The cyclical relationship between Turkey and the European Union. Journal of Southern Europe and the Balkans,Aralık2007, Sayı. 9, s Ker-Lindsay, James. The Policies of Greece and Cyprus towards Turkey s EU Accession. Turkish Studies, Mart2007, Sayı. 8, s Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

9 AVRUPA KİMLİĞİ Hakkı ŞEKERBAY Avrupa Birliği nin geleceğini sorgulamaya yönelik yapılan tartışmalarda en fazla üzerinde durulan konu kuşkusuz ortak bir kimlik anlayışının ortaya konulmaya çalışılmasıdır. Bu konuyu önemli kılan neden ise Avrupa nın geleceğinin belirsizliklerle dolu olması ve Tüm Avrupa nüfusunu kucaklayacak, ifade edecek genel bir kimlik oluşturmanın neredeyse imkânsız olmasıdır. Çoğu yazar ve politikacıya göre, AB ne üye ülke vatandaşlarının, AB ye olan güvenilirliklerinin azaldığı ve bağlılığın giderek zayıfladığı bir gerçektir ve bu olumsuz gelişme genel bir kimlik olgusunun yerleşmesiyle tersine dönecek ve AB ye olan bağlılık artacaktır. Bir kimlikten söz ederken doğal olarak başkası ya da öteki nin tanımlanması kaçınılmazdır, esasında kimlik denilen olgu kendini diğerlerinden ayırt edici özelliklerden meydana gelir. Bu bağlamda Avrupa Kimliği ne tarihsel bir zeminde göz attığımızda, öteki toplumlarla olan ilişki örgüsüne bağlı olarak gelişen ve değişen değer yargıları sonucunda ortaya çıkan bir anlayış göze çarpmaktadır. Kendi dışındakilere yönelik bir duruş mantığıyla var olan Avrupa Kimliği her zaman geçerli, belirgin ve kendisiyle özdeşleşen bir anlayışa sahip olamamıştır. Avrupa Birliği düşüncesi çerçevesinde ortak bir kimlik yaratmak için pek çok girişimde bulunulmuştur. Bu girişimlerin en önemlileri Avrupa Yurttaşlığı düşüncesi ile ortak bir Avrupa Anayasası yaratma fikri olmuş fakat bu girişimler sonuçsuz kalmıştır. Bu başarısızlığın en önemli sebebi Avrupalılık bilincinin henüz yerleşmiş olmamasıdır. Avrupalılık söylemi daima birleşme ve bünyesine katma ile ilgili olmayıp aynı zamanda dışlanma ve farklılık kurgusu açısından da çelişkili bir görünüm arz etmektedir. Avrupa Birliği bugünkü haliyle sınırlarını tam anlamıyla çizememiş olmakla beraber karşısındakileri ifade etmekten de kaçınmaktadır. Böyle bir durumda Avrupa söylemi fikirler ve ideallerin oluşturduğu büyük karmaşık bir yapıyı temsil eder. Bunların yanında Avrupa da hala milliyetçilik, dahası mikro milliyetçilikler etkili olduğu için ulusal kimlikler güçlü yapılarını muhafaza etmektedirler. Netice itibariyle Avrupa Birliği nin yaratmak istediği uluslarüstü kimlik, kabul görmemektedir. Kimlik konusunu önemli kılan diğer önemli bir husus da Türkiye nin AB ye üye olmak için başvurmuş olmasıdır. Avrupa Kimliği oluşturma çabaları içerisinde gündeme getirilen ve ortak bir paydada bağdaştırılmaya çalışılan kültür, tarih, din, coğrafya gibi başlıca konularda Türkiye hesaba katılmamakta ve dahası bir sorun olarak görülmektedir. Türkiye nin üyelik süreci Avrupa kimliği bahane edilerek sürüncemede bırakılmaktadır. Oysa dikkatli bir inceleme yapıldığında belli bir Avrupa kültüründen dininden coğrafyasından ve kimliğinden bahsetmek mümkün değildir. Tarite Avrupa Bilincinin Oluşumu Avrupa nın köklerine ilişkin analizlerin çoğunda batılı yazarlar tarihsel gerçekliğe uygun bir kimlik tanımını pek önemsememişler öncelikle Avrupa uygarlığına dayanak teşkil edecek tarihsel olgulara atıflarda bulunmuşlardır. Aslında, Avrupa nın kendi kimliğini hangi kültür zemininde aradığını birazda mitolojiden yola çıkarak ortaya koymak mümkündür. Bir efsaneye göre Avrupa adını Yunanistan ve Zeus a borçludur. Zeus, Europa adındaki tanrıçayı, kendi çocuğunu doğurması için Batı Asya topraklarından Girit e kaçırır. İşte Avrupa nın Yunanistan ile olan göbek bağı böyle oluşur. Birçok Avrupalı yazar Avrupa nın Helen soyundan geldiğini ve kendi ruh bilincine Yunanistan da vardığını iddia eder. 9

10 Avrupa ve Yunanistan arasında kurulan bu bağ tarihin belli dönemlerinde kırılmalara uğrar. Yunan üstünlüğü üzerine kurulu inancın zayıflamasıyla beraber daha yeni bir Avrupa kavramı ortaya çıkar ve Asya ötekilik anlayışı ile betimlenmeye başlar. Avrupa nın soy kütüğünde kimlik dokusu olarak Helen den sonra Roma ağırlığını hissettirir. Doğu Akdeniz çevresi Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yer olarak bir dönem Avrupa kimliğini oluşturan ana unsur olarak kabul edilmiştir. M.Ö 27- M.S 180 yılları Pax Romana (Roma Barışı) dönemi olmuştur. Roma İmparatorluğu kendi yönetimi altında geniş bir coğrafyayı tek bir kimlikte birleştirmeye çalışmıştır. Ortak ve tek bir emperyal yönetim, hukuk, edebiyat, dil ve din birleştirici unsurlar olarak düşünülmüştür. Ancak Romalılar hiçbir zaman bir Avrupa ideasına sahip olmamış ve coğrafi boyutun ötesine geçememiştir. Hıristiyan barışı İslam dininin yükselmeye başlamasıyla aynı döneme denk gelmiştir. Bu dönemde Avrupa halklarının Hıristiyanlık ve kilise altında birleştirilmesi hedeflenmiştir. İlk dönemlerde ılımlı bir yol seçilmiş ve belli orada bir birliktelik havası doğmuştur. Ancak giderek yozlaşan kilise ve dogmalara saplanıp kalan din adamları güçlerini ve inanırlılıklarını kaybetmeye başlamışlardır. Bu gelişme karşısında zor kullanma ve sert yönetimlerin uygulanması başarısızlığı da beraberinde getirmiştir. Avrupa kıtasının Hıristiyan kimliğinin oluşması Müslümanların istilaları sonucu yerleşmiştir. Yani zafer değil yenilgi üzerine kurulmuş bir kimliktir. M.S IV. yüzyılda Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ve doğuda Ortodoks Yunan, batıda Latin Katolik Hıristiyanlığın kurumsallaşması sonucu bu kimlikte kırılma olmuştur. Bundan sonra Avrupa Hıristiyanlık ile özdeş hale gelmiştir. Bu sayede Doğu ile Batı arasındaki düşmanlığın da temelleri atılmıştır ve Batı Avrupa yı simgeler hale gelmiştir. Birleşik Avrupa Fikri Kimi zaman dolaylı yollarla da olsa, tarih boyu Avrupa bilinci, Avrupa Kimliği ya da Avrupa da bir bütünleşme sürecini hayal eden gerek siyasetçi gerekse yazarlar olmuştur. XIII. Yüzyılda Dante, dini ve sosyal bütünleşmeden bahsetmiş, 1795 yılında Kant, tüm Avrupa yı birleştirme fikrinden bahsetmiş, XVII. Yüzyılda Emeric Cruce gümrüklerin azaltılması suretiyle uluslararası ticaretin geliştirilmesi ve Bir Avrupa Devletler Birliği nin kurulmasını önermiştir. XVIII. yüzyılda Voltaire Büyük Avrupa Cumhuriyeti ve XIV. Yüzyılda da Victor Hugo Avrupa Birleşik Devletleri hayallerinden bahsetmişlerdir. Büyük bir İmparatorluk kurmak ve Avrupa yı tek bir yönetim altında birleştirmek ve bu düşüncelerini gerçekleştirmek için zor kullanma yolunu seçen Napolyon ve Hitler i de bu kısımda değerlendirebiliriz. Aslında bu sayılan isimlerin arasında Hitler in ayrı bir öneme sahip olduğu söylenebilir. II. Dünya Savaşı gibi çok büyük bir savaşın çıkmasına sebep olmasaydı belki de bugünkü kadar etkili bir Avrupa Birliği oluşumundan bahsetmek mümkün olmayacaktı. II. Dünya Savaşına kadar olan dönemde Avrupa yı birleştirmeye yönelik çabalar başarılı olamamış ve hayata geçirilememiştir. Bunun önemli nedenlerinden birisi bu girişimlerin zor ve baskı yoluyla gerçekleştirilmek istemesidir. Braudel bu gerçeği şu şekilde ifade eder: Tarihin verdiği en önemli ders; şiddet Avrupa nın tümünü ele geçirmek isteyen hiç kimse için yeterli değildir. Avrupa nın bugünkü bütünleşme yöntemi tarihin vermiş olduğu dersten hareketle gönül rızasına dayalı bir birlikteliktir. Avrupa Kimliği; Kimlik Yaratma Çabaları Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kimlik kavramı öteki nin varlığı ile bir anlam kazanır. Her türlü kimlik bir taraftan içine alıcı, kabullenici yani kendinden olanları kucaklayıcı, bir taraftan da dışlayıcı, reddedici yani kendinden olmayanlara karşı mesafeli olan bir olgudur. Bu bağlamda Avrupa Birliği sadece kurumlardan ibaret bir yapılanma değildir. Önemli bir eksiklik vardır ve o da halk boyutudur. Bugün Avrupa Birliği tarihte görülmedik bir iyimser havaya sahiptir fakat hala bir Avrupa halkından bahsedilememektedir. AB yi sıkı bir yapılanmaya doğru götüren antlaşmaların referandumlarda reddedilmesi yahut kabul edilen yasaların kıl payı kabul edilmesi bütünleşme sürecinin halk tarafından benimsenmediğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır. 10 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

11 Bugün Avrupa kimliğini ne coğrafi bir anlayışa ne kültürel bir anlayışa ne de dini bir anlayışa oturtmak kolay görünmektedir. Bugün, Avrupa kıtası dışında olup da kendini Avrupalı olarak gören birçok devlet vardır. Yine Kıbrıs Rum Yönetimi farklı bir kıtada olmasına karşın Birliğe dâhil edilmiştir. Yine Avrupa ya oldukça yakın olan Fas, coğrafi nedenlerle birliğe alınmamış, Afrika kıtasına daha yakın olan Malta, Birliğe alınmıştır. Yine Türkiye Avrupa Kıtasında toprağı bulunmasına rağmen Avrupalı olarak kabul edilmek istenmemektedir. Din açısından bakılacak olursa ortak gibi görünen tek alan dini kültürdür. Bu nedenle Avrupa Kimliğinin Hıristiyanlık üzerine kurulması gerektiğini düşünenler bulunmaktadır. Yalnız AB nüfusu içinde azımsanmayacak bir Müslüman nüfus ve Yahudi nüfus söz konusudur. Hatta ateist insanların sayısı da oldukça fazladır ve bunların Hıristiyan kültürden faklı bir kültürleri vardır. Yani Avrupalı kim? sorusuna verilecek ve hiçbiri tam olarak doğru olmayan birçok yanıt vardır. Avrupa Yurttaşlığı Yurttaşlık bireylerin eşitlik ilkesi doğrultusunda belirli evrensel hak ve görevlerle bir ulus- devletin üyesi olma durumunu ifade eder. Bu kavramdan ulus devlet öncesinde de bahsedilmiş olmasına rağmen bugün bu kavram ulus devlete bağlı olma şartına indirgenmiş bulunmaktadır. Bugünkü yurttaşlık hakları ve yapısı önceki yüzyıllara nazaran farklıdır. Göç, misafir işçiler, mülteciler gibi etmenler yurttaşlık kavramını oldukça karmaşık bir yapıya sokmuştur. Avrupa yurttaşlığı ilkesi ulus devletin dışında ve ötesinde bir vatandaşlık yaratılmasını amaçlayan bir terimdir. Topluluk üyesi ülkelerin vatandaşlarının arasında herhangi bir ayrım yapılmaması için ve diğer ülkelerde kendi ülkesindeymiş gibi hareket edebilmesini sağlamak için ortaya atılmıştır. Bütünleşme sürecinde ekonomik alanın yanı sıra sosyal kültürel ve siyasi alanlarda topluluk üyesi olmayan devletlerin vatandaşları ile üye devlet vatandaşlarının ayrılması hedeflenmiştir. Bu sayede halktan kopuk, sadece siyasetçilerin girişimlerinden oluşan bir birlik yerine halkı ile bütünleşmiş bir birlik hedeflenmektedir. Buna rağmen kamuoyu yoklamalarında halkın küçük bir kısmının kendin Avrupalı olarak hissediyor olması Avrupa Kimliği nin eksikliğini ortaya koymaktadır. Halkın kendini Avrupalı hissetmesi için birçok girişimde bulunulmuş; özellikle Akademik alandaki girişimler, eğitim programları ve gönüllü projeler üzerinde yoğunlaşılmıştır. Avrupa yurttaşlığı ile sağlanan kolaylıklar şu şekilde sıralanabilir; AB sınırları içerisinde serbest dolaşım, başka ülkelerde ikamet edenlerin o ülke vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olması, belediye seçimlerine katılma hakkı, üçüncü ülkelerde kendi ülkesinin temsilciliğinin bulunmaması halinde Avrupa Birliği Temsilciliğinden yardım alabilmesi, dilekçe verme hakkı vs. Bu girişimler halkın sadece kar için bir Pazar olarak düşünülüp, iş adamlarını daha çok ilgilendirdiği şeklinde eleştirilmektedir. Avrupa yurttaşlığı ilkesinde kültürel düzeyde ulusal kimliklerin korunması, siyasi kimlik olarak ise Avrupa kimliğinin kabul edilmesi istenmektedir. Herhangi bir kimliğin ortadan kaldırılması gibi bir şey olmadığı gibi, mevcut kimliklere yeni kimlik eklenmesi söz konusudur. Peki, hangi kimlik hiyerarşik sıralamada en önde gelecektir? İşte bu sorunun cevabı Avrupa Kimliği nin önündeki önemli bir engeldir. Avrupa Anayasası Avrupa Anayasası nın da amacı kimlik yaratmaktır. Tüm Avrupa halkını kapsayacak bir anayasanın halkı birbirine bağlayacağı ve Avrupa bilinci yaratacağı beklenmektedir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı vardır. Anayasanın var olması anayasallaşma anlamına gelmemektedir. AB nin anayasallaşması için halkın yönetime daha fazla katılması gerekmektedir. Bu bağlamda Avrupa nın anayasadan çok bir Avrupalı halk ve ruh yapısına sahip olması gerekmektedir. Anayasa, yurttaşlık gibi devletin önemli öğelerinden birisidir. İçeriği ne olursa olsun anayasanın varlığı bile önemlidir ancak işlevsel olabilmesi için ulus-devlet yapısının sona ermesi gerekmektedir. Böylelikle bir devlete sahip olan AB, bir halkada sahip olabilecektir. Bu noktada en büyük sorun şudur ki ulus devletler hala çok güçlüdürler ve milliyetçilik hala mevcut bir görüştür ve Avrupa içerisinde yükselme eğilimi göstermektedir. 11

12 Avrupa Yurttaşlığı, Anayasa ve kimlik yaratmak için yapılan tüm çabalar sembolik olmaktan öteye gidememiştir. Yurttaşlık için bir devletin olması ön koşuldur. Ancak AB bugün devlet olmaktan çok uzaktır. Çok değil 60 yıl kadar önce AB üyesi ülkelerin birbirleriyle kıyasıya ve acımasız bir savaş hali içerisinde olmaları göz önünde bulundurulacak olursa, kimlik yurttaşlık ve devlet olma gibi hayallerin gerçeklemesi çok yakın gözükmemektedir. Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası Birliğe üye olan devletler, Avrupa Birliliğinin güvenlik ve dış politikasını çekince koymaksızın desteklemek ve bu çerçevede hareket etmekle yükümlüdürler. Bu politikaların sağlıklı yürütülebilmesi için kendi aralarında bir iş birliği oluşturmaları da kaçınılmazdır. Bunun yanında üye devletler AB nin çıkarlarına ters düşecek bir dış politika davranışından da kaçınmak durumundadırlar. AB uluslarüstü bir yapıya sahip olmasına rağmen bugün hala, üye devletler dış politikada kendi çıkarlarını üstün tutmaktadırlar. Bu gerçek entegrasyonu zorlaştıran bir etmendir. AB, ortak dış politika ve güvenlik politikasını oluşturmak için iyi bir kurumsal yapıya sahiptir. Bu politikaları Avrupa Konseyi belirler. Üye ülkelerin Dış İşleri bakanlarından oluşan Bakanlar Konseyi ise karar organıdır. Kararlar nitelikli oy çokluğu ile alınır. (Amsterdam Antlaşması), diğer önemli bir organ da Avrupa Parlamentosu dur. Bu organ AB nin uluslarüstü yapısını en iyi ortaya koyan organdır. Burada görev yapan parlamenterler doğrudan AB yi temsil ederler; kendi ülkelerini değil. AB nin ortak değerlerini temel çıkarlarını bağımsızlık ve bütünlüğünü koruyan ortak dış ve güvenlik politika Avrupa Kimliği için önemli bir adım olmuştur. Bu uğurda kurumsallaştırılmaya çalışılan bir başka gelişme de Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği dir. Görüldüğü gibi Avrupa Kimliği ve Güvenlik, özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ve Avrupa Kimliği Türkler tarih boyunca Avrupa nın ötekisi olarak algılanmış ve Avrupa bilincinin oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. Hıristiyanların ortak düşman karşısında birleşmeleri ve Hıristiyan üst kimliği ile haçlı seferlerine girişmeleri Avrupa için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu bağlamda Avrupa coğrafi unsurların ötesinde kültürel bir değer kazanmış ve kimlik yolunda önemli bir adım atılmıştır. Bu nedenlerle tarihten gelen bir etki dolayısıyla Avrupalılar için Türk, Müslüman, Osmanlı, Türkiye gibi kavramlar olumsuz anlamlarla yüklüdür. Avrupa Birliği nin bütünleşmesi esnasında Hıristiyanlık değerlerinin önemli olduğuna inanan bazı yazar ve politikacılar, Birliği Hıristiyan Kulübü olarak görmek istemekteler ve bu suretle Türkiye nin AB üyeliğine karşı durmaktadırlar. Avrupa medeniyetinin unsurları olarak Hıristiyanlık, Yunan demokrasisi ve Roma hukuku sayılmakta ve Türk dışarıda bırakılmaktadır. Yalnız Türkiye yi Avrupa kültürünün içinde değerlendirenler de vardır. Avrupa Komisyonu eski başkanı Jaques Deloros ortak mirasa İslam işgallerini de eklemekte ve Avrupalıların bu sayede İslam kültürüyle tanıştığını dile getirmektedir. Yukarıda da değinildiği üzere Hıristiyanlık üzerine oturtulmaya çalışılan Avrupa Kimliği Türkiye yi dışarıda bırakmanın bir formülü olarak değerlendirilmektedir. Nüfusunun % 99 undan fazlası Müslüman olan bir nüfusa sahip Türkiye nin AB için tehlikeli olacağı düşünülmektedir. Huntington un dediği gibi farklı medeniyetler arasındaki etkileşim kişilerin ait olduğu medeniyetin bilincine varmasına neden olarak medeniyetler arasındaki farkların belirginleşmesine yol açar ve bu belirginleşme çatışmaya doğru yol alır. Aslında sadece kültürel değil, tarihsel olarak da Türkiye nin AB ye üyeliğine karşı çıkılmaktadır. Bu görüşü savunanlara göre Türkiye AB projesini alt üst edecektir. AB farklı medeniyetlerle rasyonel ilişkiler kurabilir ancak Türkler Avrupa nın büyük bir kısmına faklı bir medeniyet anlayışıyla uzun süre hâkim olmuşlardır. Bu bakımdan ilişkiler sorunlu kalacaktır. Çünkü Türkiye nin bu bölgelerde bıraktığı mirası canlandıracağı ve AB de en etkili ülke konumuna geleceği ve Batı Avrupa nın üstünlüğünü Doğu Avrupa ya bırakacağı iddia edilmektedir. 12 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

13 Sonuç Avrupa Birliği nin kimlik oluşturma çabalarının devam edeceği şu an için aşikârdır. Ancak üst üste alınan başarısız sonuçlar bu çabaların gözden geçirilmesini ve yeni bir strateji izlenmesini de gerekli kılmaktadır. Avrupalılık bilincinin yaratılabilmesi için anayasa, yurttaşlık bilinci, bayrak, marş, ortak para gibi birçok girişim olmuştur. Topluluğun üyelerine geçmişten gelen ortak miras ve bağ ile Hıristiyanlık, demokratik değerler, Yunan- Roma geleneği gibi örnekler vurgulanmaya çalışılmıştır. Ancak izlenilen bu yöntemin bugün başarıya ulaştığını söylemek imkânsızdır. Avrupa Bilinci ortak bir kimlik yaratabilmek amacıyla oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ortak kimliğin temel amacı ise kişilere aidiyet duygularını güçlendirmek ve AB ye olan inanç ve güvenlerini artırmaktır. Aslına bakılacak olursa bunun sağlanması için kimliğe değil insanların bireysel olarak Avrupa birliği yönetimine daha aktif katılımlarının sağlanması gerekmektedir. Bu sayede belirli bir Avrupalılık kimliği olmasa bile AB ye olan destek ve inanç artacaktır. Kimlik oluşturmak için güdülen politikaların aksi bir tesir yaparak milliyetçilikleri canlandırması ve ulusal kimliklerin Avrupa kimliğine karşı daha sıkıca korunmasına yol açma ihtimali oldukça kuvvetlidir. Nihai olarak bugün için bir Avrupa kimliğinin yaratılması ve başarılı bir şekilde benimsetilmesi oldukça uzak görülmektedir. Çünkü bugünkü yapısıyla AB çok sayıda faklı ulus-devletten, milletten, dilden ve kültürden oluşmuş bir yapılanmadır. Dolayısıyla bu hassas noktalar her daim göz önünde bulundurulmalıdır. Demokrasi ve şeffaflık yeterince sağlanamazsa, siyasi bütünleşme ve ulus üstücülük süreci tabandan değil de, Avrupa siyasi elitlerinin girişimleriyle gerçekleştirilmeye çalışılırsa AB karşıtlığı artma eğilimi gösterebilecektir. Bu durumda AB daha gevşek bir yapılanmaya doğru gidecektir. Türkiye nin durumuna bakılacak olursa, Türkiye üyelik sürecini başlatmasının üzerinden neredeyse yarım yüzyıl geçmiştir. Gerek uluslararası sistemde meydana gelen değişmeler, gerekse Türkiye nin iç politikasında meydana gelen gelişmeler ve Avrupa Birliğinin iç dinamiklerinin etkisiyle Türkiye ye uygulanan çifte standartlar ve temkinli yaklaşımlar neticesinde Türkiye nin Birliğe katılımı sürekli sekteye uğramıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye nin yakın bir zamanda üye olacağı oldukça zor görünmektedir. Ekonomik kriterler ve refah düzeyi gibi ölçütler göz önünde bulundurulacak olursa Türkiye den daha kötü durumda olan Doğu Avrupa ülkeleri bugün AB ye dâhil olmuşlardır. Coğrafi ölçütler hesaba katıldığında yine Türkiye den daha az hatta Avrupalı olmayan ülkeler ( Malta ve Kıbrıs Rum Kesimi) Birliğe dâhil olmuşlardır. Kültürel ve Dini değerler ölçüt alındığında Türkiye nin farklı yapısı biraz daha netleşmekle beraber Türkiyesiz bir Avrupa nın hâlihazırda 20 milyon Müslüman, 1,5 milyon Yahudi ve tüm nüfusun % 20 gibi büyük bir kısmının Ateist olması göz önünde bulundurulacak olursa Türkiye nin sahip olduğu kültür ve din sorun olarak görülmeye bilir. Demokratik değerler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye nin birçok Avrupa Birliği üyesi ülkeden daha iyi durumda olduğu söylenebilir. Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye yi kaybetmeyi göze alamamakta, bununla beraber Doğu Avrupa Ülkelerine gösterilen müsamahayı da göstermekten kaçınmaktadırlar. Görüldüğü gibi gelinen bu noktada sorun üye ülkelerin yapılarıyla ilgili olmayıp Avrupa Birliği nin yapısıyla alakalıdır. Avrupa Birliği kendi geleceğini ve nasıl bir siyasi yapı içerisinde olacağını net olarak ortaya koymalı ve üye olmak isteyen devletlere karşı objektif yaklaşımda bulunması gerekmektedir. Elbette ki Türkiye nin de Avrupa Birliğine hangi şartlarla üye olmak istediğini, taviz vermeyeceği konuların hangileri olduğunu net bir şekilde ortaya koyması ve bunu her fırsatta dile getirmesi gerekmektedir. Avrupa birliğinde faklı tarzda devletlerin ( Almanya, Fransa, İngiltere ve Doğu Avrupa ülkeleri) varlığını düşünecek olursak bu yapının bu şekliyle sürdürülmesi zor gözükmekte ve arzulanan düzeye erişmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Bu durum, Avrupa nın içinde bulunduğu kimlik çıkmazı göz önünde bulundurulduğunda daha da zor bir sürece doğru gidildiğine işaret etmektedir. 13

14 KÜRESELLEŞME MİLLİ DEVLET ve MİLLİ KÜLTÜR Erkan GÖKSU Giriş Hemen her kavramda olduğu gibi küreselleşmenin de herkesi memnun edecek bir tanımını yapmak oldukça zordur. Bununla birlikte kürselleşme denilince akla ekonomik faaliyetlerin dünya çapında birbirine bağlanması gelmektedir. Buna göre küreselleşme; sermaye, yönetim, istihdam, bilgi, doğal kaynaklar ve organizasyonun uluslararası bir hale geldiği hatta tam anlamıyla birbiriyle bağımlı bir hale geldiği ekonomik ve siyasi yapılanmadır. Başka bir ifadeyle küreselleşme, çok genel olarak sermaye, mal ve hizmet pazarları ile bilim, teknoloji ve kültürün de yer aldığı ortak bir havuza, bu sistemdeki bütün aktörlerin giriş imkânını elde ettiği bir ortamda yaşanan ekonomik, siyasal ve sosyal değişiklikleri içeren bir süreç olarak görülebilir. Bu tanımdan hareket edildiğinde küreselleşenin günümüz dünyasının ulaşmış olduğu medeniyet seviyesiyle alakalı olduğu söylenebilir. Zira günümüzün siyasî, sosyal, iktisadî ve teknolojik gelişmeleri hemen her alanda dünyayı küçük bir köy haline getirmiş, farklı coğrafyalarda yaşayan farklı milletleri, farklı devletleri birbiriyle kaynaştırmıştır. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi programında da ifade edildiği gibi: Çağımızda daha çok sermaye hareketliliği ile malî ve teknolojik gelişmelerin, açık toplum ve rekabetçi piyasanın kazandığı boyutları tanımlayan küreselleşme olgusunu yok saymak ya da küçümsemek mümkün değildir. Milliyetçi Hareket Partisi, temel ilkeler ve değerler bütünlüğünü, küresel değerlere katkı sağlamada engel değil, itici bir unsur olarak görmektedir. Birçok alanda sınır tanımayan gelişmeler ve buna bağlı olarak gelişen evrensel değer ve politikaları zenginleştirici hedef ve çabalar, hem gerekli hem de önemlidir. Daha adil ve yaşanabilir bir dünyaya ulaşma amacına, millî kimlik ve millî bütünlük içinde varmak ve bunları paylaşmak, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü esas alan demokratik millî düzenimizle çelişmemektedir. Partimiz, küreselleşme sürecine milletler arası iş birliği ve dayanışma ile adalet ve sürdürülebilir rekabet ilkelerinin yön vermesi gerektiğine inanmaktadır. Ancak yine MHP programında ifade edildiği gibi Bu süreci yani küreselleşmeyi, insanlığın ulaştığı nihaî aşama veya evrensel ve tek doğru olarak kabul etmek mümkün değildir. Milli değerleri, toplumsal duyarlıkları içinde barındırmayan, insanların huzur ve refahına değil de ekonomik ve siyasi çıkarlara hizmet eden, milli ve manevi değerleri, milli kültürleri küresel birlik ve bütünlüğü 14 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

15 zenginleştirme aracı olarak görmek yerine onları tahrip etmeye hatta yok etmeye çalışan baskıcı ve dayatmacı bir küreselleşme kabul edilemez. Bu çalışmada genel olarak küreselleşme hakkında bilgi verdikten sonra küreselleşmenin öngördüğü devlet ve kültür anlayışı, bu anlayış içerisinde millî devlet ve millî kültür mefhumlarının yeri üzerinde durarak Varlığını millî kültür ve millî devlet davasına adamış Türk Ülkücülerinin küreselleşme süreci karşısındaki tavır ne olmalıdır? sorusuna cevap arayacağız. Bunun için ilk olarak küreselleşme mefhumunun tarihî arka planını ortaya koyarak ve üzerinde yaşadığımız Türkiye coğrafyasının, Türk olmanın boynumuza yüklediği büyük sorumluluğa dikkat çekerek meseleyi ele almayı uygun görüyoruz. 1- Kavramlar ve Tanımlar Günümüz dünyasında en etkili baskı aracı olarak kullanılan kavramlarından biri olan küreselleşme, sadece ülkemizde değil, dünyada da kâmil anlamıyla yerli yerine oturmuş bir kavram değildir. Neyin küresel olduğunun veya olabileceğinin başlı başına tartışma konusu olması bir tarafa, küreselleşme kavramından ne anlamamız gerektiği bile yeterince açık değildir.[1] Küreselleşme denilince genellikle ekonomik faaliyetlerin dünya çapında bir birine bağlanması, millî ekonomilerin artan ölçüde birbirine bağlantılı hâle gelmesi anlaşılmaktadır. Terim olarak küreselleşme, hem dünyanın küçülerek yoğunlaşmasını, hem de bir bütün olarak dünya bilincindeki yoğunlaşmayı ifade etmektedir. Küreselleşme sosyal, kültürel ve ekonomik yönleri bakımından coğrafî sınırların önemini kaybetmeye başlaması ile birlikte toplumların da gitgide bunun bilincine varmaları süreci olarak anlamlandırılmaktadır. Küreselleşme, sömürgeci ve sömürgecilik sonrası hiyerarşi ile Birleşmiş Milletler, yardım kuruluşları gibi uluslararası düzenleyici organların oluşumuyla doğrudan ilişkili olarak, siyasî yapıların küresel kurumsallaşmasını içeren bir süreç olarak da açıklanmaktadır.[2] Önceleri ekonomik etkinliklerin aynı anda birçok ülkeyi kapsayacak ölçüde uluslarötesi bir nitelik kazanması, dünya ekonomisinde bir bütünleşmeden söz edilmesine ve bu olguyu ifade etmek üzere küreselleşme sözcüğünün kullanılmasına rağmen, bütünün kucaklanması ve kuşatılması anlamında küreselleşme giderek siyasî oluşumları da kapsayan bir içeriğe kavuşmaya başlamıştır. Küresel ve küreselleşme mefhumlarının kökeni hakkında farklı görüşler ile sürülmüştür.[3] Ancak bu mefhumların yaygın ve modern anlamda ilk defa 1961 yılında Webster sözlüğünde tanımlandığı bilinmektedir.[4] Daha sonraki yıllarda ortaya çıkan nükleer silahlarla ilgili tartışmalar ve Çernobil gibi birden fazla devleti ilgilendiren büyük tehlikeler, dünyanın tehditler ve tehlikeler bakımından küreselleştiğine dair izlenimler vermiştir. Enformasyon alanında görülen hızlı değişim, televizyon ve diğer toplu iletişim araçlarının, bilgisayar teknolojisi, telefon ve internetin yaygınlaşması, finans piyasaları ve insanların yaşantısı üzerindeki etkilerinin artması gibi gelişmeler, sosyal ve ekonomik bakımdan küreselleşmenin ilk göstergeleri olarak nitelendirilir.[5] 1980 li yılların ortalarından itibaren meydana gelen siyasî gelişmeler de küreselleşme sürecini hızlandırmıştır. Özellikle Sovyetler Birliğinde Gorbaçov un işbaşına gelmesi ve Berlin Duvarının yıkılmasıyla ünü bütün dünyaya yayılan küreselleşme, ideolojik bir boyut kazanarak yeni dünya düzeni olarak nitelendirilmiştir.[6] Bütün dünyayı etkileyen bir değişim rüzgârına yol açan bu gelişmeler, demokratikleşme, bölgeselleşme, pazarların küreselleşmesi, uluslararası sermaye karşısında hükümetlerin zayıf kalması, çokuluslu şirketlerin öne çıkması, sınır tanımayan finans sektörü, milli devlet ve egemenliği tartışması, demokrasi ve insan hakları ihlal iddiaları üzerinden ülkelerin iç işlerine müdahale edilmesi gibi bir dizi olguyu, bu değişim rüzgârının içerisine almıştır. İşte bazılarına göre bu değişim rüzgarının ortaya çıkardığı yeni dünya düzenin kaçınılmaz ve karşısında durulmaz sonucu küreselleşme olmuştur. Yani dünya hızla küçülmüş, küreselleşme konusunda bütün farklı yaklaşımların ortak sloganı olarak dünya küresel bir köy haline gelmiştir.[7] Bazı yazarlar tarafından sosyal ilişkilerin ülke dışı boyutlarının doğması ve hızla yayılması 15

16 olarak tanımlanan küreselleşmeyi, esasında daha önceden de var olan ilişkilerin kuvvetlenmesi ve yaygınlaşmasının ideolojik söylemi olarak değerlendirmek mümkündür. Giddens ın küreselleşme tanımı bu yargıyı doğrular niteliktedir: Ona göre küreselleşme; bir ülkede meydana gelen olayların, başka yerlerdeki olaylar üzerinde etkiye sahip olması ya da ulusal sınırlar dışında meydana gelen olaylardan etkilenme bağlamında sosyal ilişkilerin dünya ölçeğinde yoğunlaşmasıdır. Bu açıdan bakıldığında küreselleşme, önceden de var olan bir dizi etkileşim ve ilişki biçiminin, hızla gelişen ulaşım ve iletişim teknolojileri ile yoğunlaşması olarak tanımlanabilir. Bu süreç içinde sadece bir takım geçirgenlikler artmış, herkesin birbirinden rahatlıkla ve hızla haberdar olabileceği bir yapısal dönüşüm yaşanmaya başlamıştır. Dolayısıyla, Küreselleşme millî, ekonomik, siyasî, kültürel yapının bir dizi ulus ötesi gelişme ile koalisyonudur ve ideoloji olarak da her ülkenin bir diğerini etkilemesidir diyen Mittleman ın tanımı küreselleşmenin genel çerçevesini çizmektedir. Bir başka açıdan yaklaşıldığında küreselleşme, yeni iletişim biçimlerinin, bilginin akışı ve iletişiminin devlet ya da başka bir otorite tarafından denetimi ve sınırlandırılmasının önüne geçmesi sürecidir. Aslında bu gelişme, sadece diktatörlükleri değil, her türden devletin ve tabii ki millî devletlerin egemenlik alanını daraltan bir durumdur ve küreselleşmeye siyasî anlamlar yüklenmesinin ardında da bu gerçek bulunmaktadır. Küreselleşmeye atfedilen bu siyasî misyon, onun tanımında yeni pencereler açılmasına sebep olmuştur. Örneğin küreselleşmenin sınırların kalkması ile bağlantılandırılması, bu yansımalardan biridir: Küreselleşme; sosyal, kültürel ve iktisadî yönleri bakımından coğrafî sınırların önemini kaybetmeye başlaması ile birlikte toplumların da bunun bilincine varmaları sürecini ifade etmektedir. Küreselleşmeyle birlikte sınırların kalkacağına dair iyi niyetli mi yoksa art niyetli mi olduğu belirsiz yorumların mevcut oluşu, buna mukabil küreselleşmenin sürükleyicisi konumundaki ülkelerde, mesela ABD de, sınırları açma yönünde hiçbir temayül bulunmaması, hatta istenmeyen göçmenlerin girişini engellemek için sınırların eskiye oranla daha sıkıca kapatılması, aslında üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Sınırlar kalkıyor. türünden içi doldurulamamış söylemlerle kastedilmek istenen şey, bilgi ve haber iletimi ile sermaye akışkanlığının sınır tanımaz bir boyuta ulaşmışlığı olsa gerektir. Yoksa dünya ne kadar küreselleşse de sınırlar hâlâ varlık ve anlamını muhafaza etmektedir. Sınırların kalkmasının daha çok ekonomik entegrasyonlar ve sermaye hareketleriyle ilişkili olduğunu söylemek mümkündür. Zaten küreselleşmenin en önemli göstergelerinden biri, üretimin yeniden tasarlanması ve üretilen malların yeni pazarlama ve satış ilkeleriyle dünya pazarına sunulmasındaki engellerin ortadan kaldırılmasıdır. Millî ekonomilerin özerk konumlarından sıyrılarak dünya ekonomileri ile bütünleşmesi ve böylece devletlerin ekonomik alanlardaki işlevlerinin farklılaşması, küreselleşmenin bugün için tespit edilen en önemli sonuçlarından birisidir. Bu bağlam içinde düşünüldüğünde, küreselleşme her şeyden evvel ekonomik bir süreçtir. Küreselleşme denilince ilk akla gelen şeyin ekonomik faaliyetlerin dünya çapında birbirine bağlanması, bağlantılı hâle gelmesi de bundan dolayıdır. Küreselleşmenin her şeyden evvel ekonomik bir süreç olması, onun bütün dünyada yaygın bir söylem olarak kullanılmasını temin eden baş faktörün çokuluslu şirketler olmasından da bellidir. Günümüzde uluslararası şirketlerin dünya ekonomisinin çevriminde oynadıkları rol çok dikkat çekici bir boyuta ulaşmıştır. Zamanımızda en büyük 1000 uluslararası şirket, dünya sanayi üretiminin yaklaşık %80 ini gerçekleştirmektedir. Ulaşılan bu hacim, beraberinde siyasî ve sosyal argümanların üretilmesini de getirmiştir. Öte taraftan uluslararası büyük şirketlerin hem yerli ve hem de ulusötesi niteliği olan her türden küçük şirketi sürekli yuttuğu ve dünya piyasasında tekelleşme eğilimlerinin kuvvetlendiği de rakamlardan anlaşılmaktadır: 1997 yılında, en büyük 100 uluslararası şirketin, yaklaşık 60 bin uluslararası şirketin yabancı ülkelerde sahip olduğu varlıkların %15 ine, toplam satışlarının %22 sine ve toplam istihdamlarının %19 una sahip oldukları görülmektedir. 16 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

17 Gelişmiş ülkeler ve onların çokuluslu yapıya kavuşmuş şirketleri yeni bir dünya tasarımı için bu şekilde kolları sıvamışken, gelişmemiş ülkelerin durumları ise pek iç açıcı değildir. Sermayenin gücünün bilgi gücüyle buluştuğu bu tarihî aşamada önde olanların ileri konumları pekişirken, geride olanların sefil ve açması vaziyetleri de gelişmiş iletişim teknolojileri sayesinde herkes tarafından bilinir ve gözlenir hale gelmiştir.[8] Dünya gelir dağılımındaki adaletsizliğin rahatsız edici durumu kadar, dünya ekonomisindeki etkin aktörlerin dünyanın çeşitli yerlerinde çıkması muhtemel huzursuzlukları engellemek amacıyla tesis ettikleri çeşitli yardım/iyileştirme kuruluşları da (IMF, Dünya Bankası, vs.), son tahlilde ekonomik sistemin rehabilitasyonu için düzenlemeler yapmaktadır. Ne var ki bu rehabilitasyonun da özünde mevcut sistemin devamıyla ilgili felsefî bir dayanağı olduğu anlaşılmaktadır: IMF ve Dünya Bankası gibi norm gözetici kurumlar, devletleri karşılıklı bağımlılık sisteminin kurallarını uygulaması için dışarıdan zorlayabilmektedir. Mal ve hizmet üretiminin, bilgi iletiminin ve sermaye hareketlerinin muhtevası ve çehresinde özellikle son on yılda meydana gelen büyük dönüşümler, bu dönüşüme paralel biçimde mahallî kültürlerin zayıf düşmesi ve geleneksel sosyal bağların çözülerek millî devletin meşruiyetinin tartışmaya açılması, bu sürecin anlamlandırılması için birçok düşünürün harekete geçmesine sebep olmuş ve ortaya küreselleşme tabiri atılmıştır.[9] II-Küreselleşmenin Tarihi Temelleri Daha önce de belirttiğimiz gibi küreselleşme mefhumunun kökenleri çok eskilere dayandırılmakta ve bu konuda farklı görüler ileri sürülmektedir. Ancak kesin olan bir şey vardır ki o da küreselleşme kavramı ve ideolojisi, Batı tarafından üretilen ve bütün dünyaya ihraç elden eski ideolojilerin geliştirilmiş bir şeklinden başka bir şey değildir.[10] Nitekim X. yüzyıldan itibaren Batı nın Doğu yu tanımak amacıyla giriştiği bilimsel faaliyetler (oryantalizm[11]), daha sonraki yıllarda siyasî ve ideolojik bir boyut kazanarak Batı emperyalizminin aracı haline gelmiş ve bu süreç, Avrupa nın iç dönüşümü süresince geçirdiği yeni dünya görüşlerine göre yeni söylemlerle varlığını devam ettirmiştir.[12] 16. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa da belirginleşen ve giderek dünyanın diğer yörelerini de etkisi altına alan kapitalizm[13], 19. yüzyılda Sanayi İnkılabı ile yeni bir aşamaya girmiştir. Bu dönemde emperyalizm ve sömürgeleştirme Avrupa ideallerinin ve metotlarının yayılışından ibarettir. Makineleşmenin yani Sanayi İnkılabının başlangıcından itibaren bu akımı durdurabilecek ciddi bir engel görülmemiştir. Sömürgeleştirme, Avrupalılaştırma davasının bir yönü olarak ortaya çıktığında zaman zaman kanlı ve karanlık, zaman zaman sinsi ve barışçı bir görüntüye bürünmüştür.[14] Avrupa yı dünya ekonomisinin ve siyasetinin merkezi konumuna getiren ve 19. yüzyılı tam manasıyla Avrupa nın çağı yapan[15] sanayileşme süreci, makineleşmeye bağlı olarak üretimi sürekli artırmış ve ortaya çıkan ham madde ihtiyacı, önceden beri var olan klasik sömürgecilik anlayışında değişik yapılmasını gerektirmiştir. Buna göre koloniler, bir alış-veriş yeri ve aracı olarak sadece iyi ticaret yapmanın vasıtaları olmanın dışında ham madde deposu ve üretilen malların satılacağı yeni pazaryerleri olarak görülmeye başlamıştır.[16] Böylece klasik sömürgecilik anlayışı[17], Yeniçağ başlarından bu yana sürdürdüğü yağmacılığı andıran mahiyetini değiştirerek, daha çok yeni pazar bulma temeline dayanan emperyalizm haline gelmiştir.[18] Şu halde emperyalizm kavramı, Avrupa güç dengesi sisteminin bir parçası olarak diplomasi literatürüne girmiştir.[19] Avrupalı devletler emperyalizmi Avrupa dışına taşıyarak Avrupa içi çatışmaları da başka bölgelere kaydırmışlardır. Nitekim Almanya ve İtalya nın, Avrupa güç dengelerini bozacağı zamana kadar, Emperyalizm, Avrupa içi çatışmaları önleyen bir emniyet sübabı olmuştur.[20] Böylece emperyalizm, kendine özgü metot, hedef ve argümanlarıyla bir ideoloji haline gelmiş, Batı ile Doğu arasında önceden beri devam eden ilişki, artık tamamen Batı hegemonyasına dayanan, bilinçli ve sistemli bir sömürü sistemi oluşmuştur. 20. yüzyıl, iki büyük dünya savaşını, eski sömürgelerin millî devletler kurarak bağımsızlaşmalarını, nükleer silâhların geliştirilmesini, soykırımları, bilim ve teknoloji alanındaki 17

18 hızlı gelişmeleri bünyesinde barındırmıştır. Son yıl içinde ise, büyük ve evrensel bir dönüşümün yaşanmakta olduğu görülmekte, ekonomideki yapısal oluşumlar ve hızlı teknolojik gelişmelerle birlikte küreselleşme adı altında âdeta tüm dünyayı etkileyen bir değişim sürecine tanık olunmaktadır.[21] Bu süreç içerisinde Batı, kavram olarak yıpranan, kuram olarak eskiyen, uygulama olarak iflâs eden emperyalizm, kapitalizm, sosyalizm ve buna benzer birçok ideolojik yaklaşım yerine yeni felsefî, insanî ve ahlâkî açılımlar üretmeyi ihmal etmemiştir. Kapitalizm ve sosyalizm ekonomik temellerini büyük ölçüde zihinsel inşa üzerine kurmuşken, yeni kuram ve yaklaşımlar gerçekler ve uygulamalar üzerine bina edilmiştir. Küreselleşme de işte böyle bir zorunluluktan doğmuştur. Yıpranmış, insanî değerler karşısında meşruiyetini kaybetmiş bu ideolojilerin yerine felsefî, insanî ve ahlâkî açılımlar üretmek gerekmiştir. Bu noktada çok eski dönemlerden itibaren bazı devlet, din ve ideolojiler tarafından felsefî olarak dile getirilmiş bütünleşme olgusu, hem tanıdık ve zararsız bir mefhum hem de kolayca biçimlendirilecek, istendiği zaman farklı şekillerde anlamlar yüklenebilecek geniş bir kavram olarak küreselleşme olgusu oraya atılmıştır. Gerçektende küreselleşme, globalleşme, çokuluslulaşma, uluslarüstü kuruluş söylemleri dikkatle incelendiğinde kapitalist ve sosyalist ideolojilerin bir arakesiti olarak karşımıza çıkar. Bu bakımdan kapitalizm hâkim sınıfın, sosyalizm ezilen sınıfın, küreselleşme ise süper zengin ve egemen oligarşinin ideolojisi, bazen de hem kapitalizm hem de sosyalizm ideolojilerinin ortak paydası olarak fikir pazarında kolayca yerini almıştır. Gelişmeler yaygın imge ve imaj bombardımanından ayrıştırılarak değerlendirildiğinde, küreselleşmenin başlangıçta bir ideolojik kavram dan ziyade bir olgu olduğu, daha sonra siyasî ve sosyal tesirleri göz önüne alınarak ona ideolojik anlam yüklemeleri yapıldığı görülmektedir. Kendi içinde şiddetli tenakuzları ve ahlâkî açmazları da bulunan bu olgunun, bir süreç analizi çerçevesinde değerlendirilmesi, konunun eleğe çevrilmiş zihinlerin daha fazla karıştırılmasına yol açmadan anlaşılabilmesi için asgarî bir gerekliliktir.[22] Görüldüğü üzere küreselleşme, kökleri çok eskilere giden bir mefhum olup, kapitalizmin gelişme sürecindeki bir aşama, ekonomik boyutu ve kutuplaşmayı öne çıkararak gelişmiş bazı ülkelerce manipüle edilen bir ekonomik, sosyo-kültürel, siyasî ve ideolojik bir kavramdır. Bu bakımdan, her ne kadar bu kavramın kendiliğinden gelişen dinamik bir süreç olduğu iddia edilse de küreselleşme den ziyade küreselleştirme ye dikkat edilmeli, küreselleştirme sürecinin ekonomik olduğu kadar, siyasî ve kültürel boyutlarına da dikkat edilmelidir. III-Küreselleşme ve Milli Kültür Küreselleşme denilince akla ilk gelen mesele ekonomik faaliyetler olmakla beraber, bu sürecin milletlerin toplumsal ve kültürel yapısı üzerindeki yapacağı etkiyi de incelemek gerekir. Küreselleşmenin kültür ayağında en çok dikkat çeken nokta, dünya vatandaşlığı gibi en azından şimdilik hayalden öte bir anlam taşımayan kavramlar üzerinde yükseltilen küresel kültür tartışmalarıdır. Günümüzde kültürün insan toplulukları için ne derece önemli bir unsur olduğu konusunda herkes aynı görüşü paylaşmaktadır. Bununla beraber kültürün tanımı ve unsurları hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu çeşitliliğe dikkat çeken Cemil Meriç, kültürü tahlili imkânsız kaypak bir kavram olarak nitelendirir.[23] Nitekim çok farklı ilmî veya popüler yaklaşımlara konu olan kültür kavramına tarımdan idmana, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen düzinelerce anlam yüklenmiştir. Meriç in ifadesiyle kültürün manasını kelimelerle belirtmeye kalkmak, elinizde havayı tutmak gibidir. Her yerde hava vardır, ama avuçlarınız bomboştur. [24] Latince kökenli bir kelime olan ve toprağı işlemek, tarıma hazır hale getirmek anlamına gelen kültürün, günümüzdeki yaygın tanımlarından biri, toplumların kendilerine özgü hayat tarzları dır.[25] Bir toplumu diğer toplumlardan, geniş halk yığınlarını birbirinden ayıran veya farklı 18 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

19 bir millet haline getiren karakteristik kültür özellikleri vardır. İşte kültürün milletlere has bir şekle bürünmesiyle ortaya milli kültür kavramı çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle evrensel yaşayış, duyuş ve davranış şekillerinin, sosyolojik bakımdan millet seviyesine erişmiş toplumların yorumlarıyla şekillenmesi ile milli kültürler doğmuştur.[26] Millet olmanın en bariz özelliği, milli kültürdür. Nitekim birçok yazar, millet tanımını medeniyet ve kültür birliğinin cari olduğu en büyük içtimaî varlık olarak yapmıştır.[27] Esasen milliyetçilik fikrinin gücü de millî kültüre dayanmaktadır.[28] Daha önce de belirttiğimiz gibi günümüzde kültürün milletler için ne derece öneli olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Herkes bilir ki sağlam temellere dayanan kültür, şahsiyetli gençliğin yetişmesinde en büyük amildir. Ecdad ile bağı kopmuş, dili diline, töresi töresine uymayan nesiller, kökleri ve dalları budanmış, ancak yine de meyve vermesi beklenen ağaç gibidir. Bu noktadan hareket edecek olursak kültür, kökü en eski atalardan gelen bir gen gibi nesilden nesle aktarılmış, her devirde insanların birlikteliklerini sağlayan bir unsur olarak hep var olmuştur. Ancak kültürün tarih içinde bilinç seviyesinin artması, başka milletlerle temas, coğrafya değişikliği gibi sebeplerle sürekli geliştiğini ve değiştiğini unutmamak gerekir. Genel olarak kültür değişmeleri olarak adlandırılan bu durum, bütün milletler ve kültürler için geçerli olup gayet doğal ve sağlıklı bir durumdur. Ancak bu konuda araştırma yapan bilim adamlarının da dikkat çektiği gibi, kültür değişmelerinin birkaç şekli vardır. Bunlardan biri az önce bahsettiğimiz doğal ve sağlıklı kültür değişmelerini kapsayan serbest kültür değişmeleri dir. Diğeri ise milletlere ve milli kültürlere en ağır darbeleri vuran, en tehlikeli hastalıkları bulaştıran güdümlü, mecburi veya empoze yani dayatılmış kültür değişmeleri dir. Serbest kültür değişmeleri ne kadar doğal ve sağlıklı ise mecburi, dayatılmış kültür değişmeleri o kadar gayri tabii ve sağlıksızdır. Varlığın özünde yatan, insan medeniyetinin gelişiminin daimi bir faktörü olan kültür değişmeleri üzerinde yapılan ilk araştırmalar müstemlekeci Avrupa ülkeleri ve misyonerlere aittir. Bu tür araştırmaların kısa ve uzun vadeli faydalarını kavrayan ilk sömürgeci devlet Hollanda dır. Başlangıçta ilkel yerli kavimleri anlamaya ve onları makul insani bir şekilde idare etme gibi amaçlarla ortaya çıkan bu araştırmalar, daha sonra zamanın en büyük ve gelişmiş sömürgeci ülkelerinden olan İngiltere ve Amerika da büyük gelişme göstermiştir. İşte emperyalist güçlerle kültürün bu buluşması, ortaya yeni bir kavram kültür emperyalizmi olgusunu çıkarmıştır. Batı nın Doğu üzerindeki emperyalist politikalarını ilk dönemlerinden itibaren inceleyerek çok esaslı tahliller yapan Edward Said, emperyalist ideolojinin kültür ayağını şu şekilde özetler: İmparatorlukları ayakta tutan, yalnızca askerî güç değil, bu askerî gücü etkinleştiren, yeri geldiği zaman kullandıran ve daha sonra baskıcı bir siyasî otoritenin bilinen/alışılmış metotları ile bütün bunları pekiştiren etkenler olmuştur. İngiltere, Hindistan ın geniş topraklarını çoğu Hintli olan birkaç bin sömürge memuru ve bundan birkaç bin fazla askerle yönetmiştir. Fransa Kuzey Afrika ve Çin Hindi nde; Hollanda Endonezya da, Portekiz ve Belçika da Afrika da aynı şekilde hakimiyet kurmuşlardır. Bu sömürgeci devletlerin hepsindeki anahtar öğe emperyal bakış açısıdır. Bu bakış açısı genel olarak uzaktaki yani hakimiyet kurduğu topraklar ve bu topraklar üzerinde yaşayan toplumların gerçekliğini, kendi bakış tarzlarına indirgeyerek görme, o gerçekliğin tarihini kendi bakış açısına göre inşa etme, oranın insanlarını kendi kaderleri hakkında karar yetkisi olmayan, ancak uzaktaki yöneticilerin onlar için düşündükleri en iyi nin belirlediği kadere uyan bir tebaa olarak görme şeklidir. Emperyalizmin tehlikesiz ve gerekli bir şey olduğunu öne süren teori de dahil olmak üzere güncel fikirler böyle kasıtlı bakış açılarından beslenir. İmparatorlukları bir arada tutan bu kavramsal tutkal hakkındaki en zekice yorumlardan biri, Anglo-Polonyalı değerli yazar Joseph Conrad tarafından yapılmıştır. Conrad a göre Dünyayı, derileri bizimkinden farklı bir renkte, burunları bizimkinden hafifçe basık olanlardan alıp koparma anlamına gelen dünyanın fethi, dikkatlice incelenirse, çok da hoş bir şey değildir. Bunu bize bağışlatan, makul bir şeymiş gibi gösteren sadece düşüncedir. 19

20 Bunun arkasındaki fikir, duygusal bir aldanış değil, bir düşüncedir; ve tasarlayıp, önünde boyun eğebileceğiniz, uğruna kurbanlar sunabileceğiniz bu düşünceye yönelik bencil olmayan bir inançtır. [29] Said in dikkat çektiği hususlar, emperyalizm olgusunun ne derece sistemli ve sinsi bir kuşatma halinde insanlığı tehdit ettiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır. Bu süreçte emperyalist ideoloji, ne askeri güç ne de ekonomik ve diğer maddi öğeler üzerine değil, kültür dezenformasyonuna dayandırılmıştır. Cemil Meriç de Batı, ruh yapımıza kendi mefhumlarını zerk etmek suretiyle idrakimizi mefluç (felç geçirmiş) hale getirmektedir. derken kavganın öncelikle kelimeler dünyasında kazanılması gerektiğine işaret etmektedir. Nitekim kültür dezenformasyonu, ilk önce milletlere ait temel mefhumların dezenformasyonu ile başlar. Herhangi bir ülkede meydana gelen gelişmelerin millî sınırları aşarak kolayca başka toplumları etkilemesinin, onların karar alma süreçlerinde, yaşama biçimlerinde, alışkanlıklarında ve kültürel değerlerinde değişimlere sebep olmasının küresel bir kültür ün yaratılmasında ilk adım olduğunu düşünenler, bu kavramsallaştırmanın soyut ve kopuk bir mahiyet taşıdığı gerçeğini ihmal etmektedirler. Gittikçe türdeş ve tekbiçimli hale gelen bir yapının insanları içselleştirdiği değerlerden koparmasının, küresel medeniyet tasarısının parçası olmak dışında hiçbir olumlu tarafı bulunmamaktadır. Bir medeniyeti çekici ve imrenilir, aynı zamanda küresel (evrensel) kılan şeyin, o medeniyetin derininde yer bulan kültürel renklerin zenginliği ve çeşitliliği olduğu tespiti, yeni küresel düzenin hiç umursamadığı bir gerçektir. İnsanlık, teknolojik gelişmenin her şeyi belirlediği, tek-tipleştirdiği, standart hale getirdiği, bütün ara renkleri öldürdüğü bir süreçle karşı karşıyadır. Diğer yandan, küresel kültürün yapısı nın bütün kültürlerin eşit veya orantılı katı lımıyla gelişmemiş olması, onun daha âdil ve sonunda hemen kabullenilebilecek bir özellik taşımamasının en önemli sebebidir. Bu kültürün kategori ve standartlarını belirleyen unsur Batı orijinli kültürdür ve Batı nın yasal, bürokratik, teknolojik ve sosyal kurum ve ilkelerinin bütün dünyaya dayatılmasının neresi küresel dir? Dünya üzerindeki kültürlerin mümkün olan en üst düzeydeki katılımıyla gerçekleştirilecek ve uzlaşmacı bir zeminde ortak iyi üzerine inşa edilecek bir küresel kültür/medeniyet tasarısı belki de gerçekten dünyadaki insanların birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlayabilir, savaşların azalmasına ve huzur ortamının gelişmesine katkıda bulunabilirdi. Ancak bugünkü mevcut uygulamada, ileri olan kuralı koyar düşüncesinden hareketle geliştirilen bir kültürel yaklaşım mevcuttur ve bunun eninde sonunda başarısız olacağı açıktır. Tüketimin ideoloji hâline getirilerek tüketim toplumlarının yaratılması ve Illich in muhteşem tabiriyle tüketim köleliği nin yaygınlaştırılması da küreselleşme sürecine koşut biçimde gelişen ve bireysel düzeydeki yabancılaşmayı besleyen tehlikeli meselelerden biridir. Vaktiyle emperyalizmin temel metotlarından biri olarak uygulanan ve şimdi küreselleşmenin bir dayatması olarak ortaya sürülen bu tüketim köleliği ile her türlü mal veya ürün fetişleştirilmekte, normalde mahallî kültürlerin göstergesi olan ürünler (Çin yemeği, İtalyan pizzası, Afrikalı kadınların taktığı el yapımı boncuklar, Budist giysileri, vs.) ait oldukları kültür coğrafyasının hâkim kodlarından ve taşıdıkları kültürel arka plandan soyutlanarak endüstrileşmiş halleriyle evrensel tüketimin hizmetine sunulmaktadır. Horkheimer ve Adorno nun Ekonomik aygıt, topyekûn planlamadan önce, metaları otomatik olarak insanların davranışlarını belirleyen değerlerle donatıyor. şeklindeki tespitlerinin gerçek olduğu bir süreç yaşıyoruz. Bu da kültürel zenginliğin zayıflamasına, hatta kaybolmasına, öte yandan tekbiçimleşmenin yaygınlaşmasına hizmet etmektedir.[30] Küreselleşmenin kültür konusunda yaptığı tahriplerden biri de küresel bir boyut kazanan ve dünya çapında yaygınlaşan bireyselleşme/bireyselleştirme olgusudur. Bireyin kendini ait hissettiği tarihî, millî, manevî birliktelik ve özelliklerin bireyde bir kimlik baskısı yaptığı ve onu köleleştirdiği iddiasıyla idealize edilen bireyselleştirme olgusu, bireyin kültürel kimliğinden uzaklaştırılması 20 Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Merkezi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı.

1.- GÜMRÜK BİRLİĞİ: 1968 (Ticari engellerin kaldırılması + OGT) 2.- AET den AB ye GEÇİŞ :1992 (Kişilerin + Sermayenin + Hizmetlerin Serbest Dolaşımı. TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ HAFTA 2 Roma Antlaşması Avrupa Ekonomik Topluluğu AET nin kurulması I. AŞAMA AET de Gümrük Birliğine ulaşma İngiltere, Danimarka, İrlanda nın AET ye İspanya ve Portekiz in AET ye

Detaylı

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) 6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU İslam Ülkelerinde Çok Boyutlu Güvenlik İnşası ( 06-08 Mart 2015, Serena Hotel - İslamabad ) Güvenlik kavramı durağan değildir.

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi. Avrupa Ekonomik ve Sosyal

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi. Avrupa Ekonomik ve Sosyal Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi ve y Uzun bir ortak tarih Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu na (EEC) katılmak için ilk kez Temmuz 1959'da başvuru yaptı. EEC yanıt

Detaylı

Dr. Zerrin Ayşe Bakan

Dr. Zerrin Ayşe Bakan Dr. Zerrin Ayşe Bakan I. Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Yeni Güvenlik Teorilerine Bir Bakış: Soğuk Savaş'ın bitimiyle değişen Avrupa ve dünya coğrafyası beraberinde pek çok yeni olgu ve sorunların doğmasına

Detaylı

EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU

EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU Standard Eurobarometer European Commission EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU BAHAR 2009 ULUSAL RAPOR ÖZET TÜRKİYE Standatd Eurobarometre 71 / Bahar 2009 TNS Görüş ve Sosyal Bu araştırma Avrupa

Detaylı

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ?

TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? TÜRK KONSEYİ EKONOMİK İLİŞKİLERİ YETERLİ Mİ? Dr. Fatih Macit, Süleyman Şah Üniversitesi Öğretim Üyesi, HASEN Bilim ve Uzmanlar Kurulu Üyesi Giriş Türk Konseyi nin temelleri 3 Ekim 2009 da imzalanan Nahçivan

Detaylı

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - Arjantin İlişkileri: Fırsatlar ve Riskler ( 2014 Buenos Aires - İstanbul ) Türkiye; 75 milyonluk

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

2 Ekim 2013, Rönesans Otel

2 Ekim 2013, Rönesans Otel 1 MÜSİAD Brüksel Temsilciliği Açı çılışı ışı 2 Ekim 2013, Rönesans Otel T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,.... T. C. ve Belçika Krallığının Saygıdeğer Temsilcileri, 1 2 STK ların Çok Kıymetli

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014

KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI. M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 KAMU DİPLOMASİSİ ARACI OLARAK ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI VE TÜRKİYE UYGULAMALARI M. Musa BUDAK 11 Mayıs 2014 İNCE GÜÇ VE KAMU DİPLOMASİSİ ÖĞRENCİ DEĞİŞİM PROGRAMLARI TÜRKİYE NİN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ PROGRAMLARI

Detaylı

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1 Yeni Dönem Türkiye - İtalya İlişkileri: Fırsatlar ve Güçlükler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü

Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü Yrd. Doç. Dr. Münevver Cebeci Marmara Üniversitesi, Avrupa Birliği Enstitüsü AVRUPA BİRLİĞİNEDİR? Hukuki olarak: Uluslar arası örgüt Fiili olarak: Bir uluslararası örgütten daha fazlası Devlet gibi hareket

Detaylı

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu bağlamda katılımcı bir demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanındaki çalışmalarımız, hız kesmeden devam etmektedir. İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim ŞAHİN nin Entegre Sınır Yönetimi Eylem Planı Aşama 1 Eşleştirme projesi kapanış konuşması: Değerli Meslektaşım Sayın Macaristan İçişleri Bakanı, Sayın Büyükelçiler, Macaristan

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası STRATEJİK VİZYON BELGESİ SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası Yakın geçmişte yaşanan küresel durgunluklar ve ekonomik krizlerden dünyanın birçok ülkesi ve bölgesi etkilenmiştir. Bu süreçlerde zarar

Detaylı

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece

Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin toplam nüfusunun sadece SİLİVRİ 2014 DÜNYA VE AVRUPA KENTİ Türkiye dönüşüm geçirerek kırsal bir tarım ekonomisinden küresel ölçekte rekabetçi bir sanayi ekonomisi haline gelmiştir. 1950 yılında Türkiye nin kentsel nüfusu ülkenin

Detaylı

AVRUPA TOPLULUKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ

AVRUPA TOPLULUKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ AVRUPA TOPLULUKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ 1. AVRUPA TOPLULUKLARI 1.1. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu nun kurulması yönündeki ilk girişim, 9 Mayıs 1950 tarihinde Fransız

Detaylı

Ekonomik ve Sosyal Komite - Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü AB Politikaları AB Konseyi AB Bakanlar Kurulu Schengen Alanı

Ekonomik ve Sosyal Komite - Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü AB Politikaları AB Konseyi AB Bakanlar Kurulu Schengen Alanı Avrupa Komisyonu SCHUMANN Roma Antlaşması Brüksel Almanya - Avrupa Parlamentosu Đktisadi Kalkınma Vakfı Adalet ve Özgürlükler AB - AVRO Politikaları AB Konseyi Bakanlar Kurulu Schengen Alanı Üye Devlet

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ 1. "Azerbaycan Milli Güvenlik Stratejisi Belgesi", Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 23 Mayıs 2007 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

Detaylı

TBMM DIŞİLİŞKİLER VE PROTOKOL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR

TBMM DIŞİLİŞKİLER VE PROTOKOL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR A V R U P A B İİ R L İİ Ğ İİ H U K U K U 1)) AVRUPPA TOPPLLULLUK HUKUKUNU OLLUŞŞTURAN TEEMEELL ANTLLAŞŞMALLAR BİRİNCİ İL HUKUK 1951-Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması 18/3/1951 de Paris'de imzalandı.

Detaylı

GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GELİR POLİTİKALARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ MİSYON ÇALIŞMASI Tablo 1. Misyon Çalışması Sonuçları Konsolide Misyon Sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refahı arttırmak için, mali disiplin içerisinde, kaynakların

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

İKV DEĞERLENDİRME NOTU

İKV DEĞERLENDİRME NOTU 99 Kasım 2014 İKV DEĞERLENDİRME NOTU JUNCKER KOMİSYONU GÖREVE BAŞLARKEN: TÜRKİYE BİR 5 YIL DAHA KAYBETMEYİ GÖZE ALABİLİR Mİ? Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri İKTİSADİ KALKINMA VAKFI www.ikv.org.tr

Detaylı

TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 ( TASLAK STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - HOLLANDA YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 Yeni Dönem Türkiye - Hollanda İlişkileri; Fırsatlar ve Riskler ( 2014 ) Türkiye; 75 milyonluk nüfusu, gelişerek büyüyen

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bu ders içeriğinin basım, yayım ve satış hakları Yakın Doğu Üniversitesi Uzaktan Eğitim Merkezi ne aittir. Bu ders içeriğinin bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan

Detaylı

AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları

AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları AB 2020 Stratejisi ve Türk Eğitim Politikasına Yansımaları Y. Doç. Dr. Tamer Atabarut Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi Müdürü atabarut@boun.edu.tr Avrupa 2020 Stratejisi: Akıllı, Sürdürülebilir

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir? DÜNYA GÜCÜ OSMANLI 1. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında ve Osmanlı İmparatorluğu nun Yükselme döneminde Anadolu daki zanaatkarlar lonca denilen zanaat gruplarına ayrılarak yöneticilerini kendileri seçmişlerdir.

Detaylı

EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU

EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU EĞİTİM VE ÖĞRETİM 2020 BİLGİ NOTU Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Başkanlığı (ŞUBAT 2014) Ankara 0 Avrupa 2020 Stratejisi ve Eğitim de İşbirliğinin Artan Önemi Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler

Detaylı

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI!

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! Birleşmiş Milletler Genel Kurulu; kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya, özellikle yoksulluğun azaltılmasına, istihdam yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye olan

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

AKDENİZ PARLAMENTER ASAMBLESİ. İkinci Komite

AKDENİZ PARLAMENTER ASAMBLESİ. İkinci Komite AKDENİZ PARLAMENTER ASAMBLESİ İkinci Komite C-II/PAM/DR-pre 12 Mart 2007 KARŞILIKLI YARAR İLKESİNE UYGUN OLARAK GÖÇ AKIŞLARI İLE EŞGÜDÜMLÜ KALKINMANIN ORGANİZE EDİLMESİ Murat YILDIRIM Akdeniz Parlamenter

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

Avrupa yı İnşaa Eden Gençler

Avrupa yı İnşaa Eden Gençler Avrupa yı İnşaa Eden Gençler Gençlik Politikasi Geliştirme Sosyal Uyum İnsan Hakları Kültürlerarasi Diyalog Katılım Araştırma AVRUPA KONSEYI VE GENÇLER 40 YILI AŞKIN BIR SÜREDIR AVRUPAYI BIRLIKTE INŞA

Detaylı

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu

izlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yılında kurulmuştur. IMF'ye bağlıbirimler: Guvernörler Konseyi, İcra Kurulu, Geçici Kurul, Kalkınma Kurulu DÜNYA EKONOMİSİ Teknoloji, nüfus ve fikir hareketlerini içeren itici güce birinci derecede itici güç denir. Global işbirliği ağıgünümüzde küreselleşmişyeni ekonomik yapının belirleyicisidir. ASEAN ekonomik

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ 1 AB İLETİŞİM STRATEJİSİ (ABİS) NEDİR? Türkiye - AB müzakere sürecinin üç ayağı: 1- Siyasi reformlar 2- AB yasal düzenlemelerinin kabul edilmesi ve uygulanması

Detaylı

IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu

IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi Sonuç Raporu 1. IV. Uluslararası Türk - Asya Kongresi 27-29 Mayıs 2009 tarihleri arasında İstanbul da icra edilmiş ve son derece yapıcı ve samimi bir ortam içerisinde

Detaylı

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ

------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ ------------- İSLAM DÜNYASI ------------- İSTANBUL ÖDÜLLERİ SUNUŞ İslam Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (İSTTP); TASAM öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi devletlerin temsilcileri ile dünyanın

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

İşsiz Kapıcılara AB Parasıyla Boya Badana Kursu Verilecek 26 Ocak 2005 Büyükşehirlerde doğalgazın yaygınlaşmasıyla apartmanların ısınma sorununun ortadan kalkması sonucu işinden olan kapıcı sayısı hızla

Detaylı

Avrupa Birliği Türkiye ye karşı (mı?) 1. AB ne değildir? 2. AB Türkiye ye karşı farklı mı davranıyor? 3. ve Gerçekler 1.AB ne değildir AB bir ulus devlet değildir! AB 27 ulus devletten oluşan devletler

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME

Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME Ayşegül DEDE / Etüd Araştırma Servisi / Uzman 2009 YILI TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ GENEL DEĞERLENDİRME 2009 yılı, Türkiye-AB ilişkileri için son derece önemli bir dönüm noktasıdır. 2008 yılı AB açısından verimli

Detaylı

Türkiye nin Yeni AB Stratejisi ve Ulusal Eylem Planları

Türkiye nin Yeni AB Stratejisi ve Ulusal Eylem Planları T.C. AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI Türkiye nin Yeni AB Stratejisi ve Özlen Kavalalı Müsteşar Yardımcısı V. 50 yıldan fazla bir geçmişe sahip Türkiye-AB ilişkileri günümüzde her iki tarafın da yararına olan

Detaylı

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Daha kapsayıcı bir toplum için sözlerini eyleme dökerek çalışan iş dünyası ve hükümetler AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Avrupa da önümüzdeki

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Merkezi Finans ve İhale Birimi AB ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Üniversiteler

Detaylı

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir

değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir Yalnız z ufku görmek g kafi değildir. Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir 1 Günümüz bilgi çağıdır. Bilgisiz mücadele mümkün değildir. 2 Türkiye nin Jeopolitiği ; Yani Yerinin Önemi, Gücünü, Hedeflerini

Detaylı

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler... TÜRKONFED BAŞKANI TARKAN KADOOĞLU TKYD KURUMSAL YÖNETİM ZİRVESİ KONUŞMA METNİ 14 Ocak 2016 Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI

GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI (2015) GÜMÜŞHANE TİCARET VE SANAYİ ODASI İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İRAN ANLAŞMASININ TÜRKİYE ÜZERİNE POTANSİYEL ETKİLERİ İran ın nükleer programı üzerine dünya güçleri diye

Detaylı

ABD İLE İLİŞKİLERDE YENİ DÖNEM: MODEL ORTAKLIK

ABD İLE İLİŞKİLERDE YENİ DÖNEM: MODEL ORTAKLIK DIŞ POLİTİKA ABD İLE İLİŞKİLERDE YENİ DÖNEM: MODEL ORTAKLIK NİSAN 2009 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com ABD İLE İLİŞKİLERDE YENİ DÖNEM:

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 6 Türkiye de Dış Politika İbrahim KALIN Arter Reklam 978-605-5952-27-3 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 6 Kitabın Adı Türkiye de Dış Politika Editör İbrahim KALIN Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-27-3 BBaskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015

HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Hollanda ya ihracat yapan 361 firma bulunmaktadır. 30.06.2015 tarihi itibariyle Ekonomi Bakanlığı

Detaylı

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası FĐNANSAL EĞĐTĐM VE FĐNANSAL FARKINDALIK: ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Durmuş YILMAZ Başkan Mart 2011 Đstanbul Sayın Bakanım, Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Konuklar

Detaylı

TÜRKİYE DE AVRUPA-ŞÜPHECİLİĞİ Türk Halkının AB Konusundaki Şüpheleri, Kaygıları ve Korkuları

TÜRKİYE DE AVRUPA-ŞÜPHECİLİĞİ Türk Halkının AB Konusundaki Şüpheleri, Kaygıları ve Korkuları TÜRKİYE DE AVRUPA-ŞÜPHECİLİĞİ Türk Halkının AB Konusundaki Şüpheleri, Kaygıları ve Korkuları Açık Toplum Enstitüsü Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonu Boğaziçi Üniversitesi Avrupa

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ ve KADIN Avrupa Birliği Bakanlığı Sunum İçeriği AB nin kadın-erkek eşitliği ile ilgili temel ilkeleri AB nin kadın istihdamı hedefi AB de toplumsal cinsiyete duyarlı

Detaylı

GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ

GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ Girişimcinin Gündemi GİRİŞİMCİLER VE KOBİ LER AÇISINDAN MARKA VE ÖNEMİ Günal ÖNCE Günümüzde markalara, Amerikan Pazarlama Birliği nin tanımladığının yanı sıra sadece sahip oldukları

Detaylı

2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları

2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları 2. Gün: Stratejik Planlamanın Temel Kavramları Virpi Einola-Pekkinen 11.1.2011 1 Strateji Nedir? bir kağıt bir belge bir çalışma planı bir yol bir süreç bir ortak yorumlama ufku? 2 Stratejik Düşünme Nedir?

Detaylı

Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller. Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey

Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller. Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey Türkiye den AB ne Göç 1961 den itibaren göçün değişen doğası 60 lar : Batı Avrupa da niteliksiz işgücü ihtiyacı

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı

Ortadoğu'da su ve petrol (*) İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Dursun YILDIZ. İnş Müh Su Politikaları Uzmanı İki stratejik ürünün birbiriyle ilişkisi... Ortadoğu'da su ve petrol (*) Dursun YILDIZ İnş Müh Su Politikaları Uzmanı Petrol zengini Ortadoğu'nun su gereksinmesini gidermek amacıyla üretilen projelerden

Detaylı

AB ĠLE MÜZAKERE SÜRECĠNDE AB MÜKTESEBATINA UYUMUN VE BU BAĞLAMDA ÇEVĠRĠNĠN ÖNEMĠ. Nilgün ARISAN ERALP TEPAV AB ENSTİTÜSÜ DİREKTÖRÜ

AB ĠLE MÜZAKERE SÜRECĠNDE AB MÜKTESEBATINA UYUMUN VE BU BAĞLAMDA ÇEVĠRĠNĠN ÖNEMĠ. Nilgün ARISAN ERALP TEPAV AB ENSTİTÜSÜ DİREKTÖRÜ AB ĠLE MÜZAKERE SÜRECĠNDE AB MÜKTESEBATINA UYUMUN VE BU BAĞLAMDA ÇEVĠRĠNĠN ÖNEMĠ Nilgün ARISAN ERALP TEPAV AB ENSTİTÜSÜ DİREKTÖRÜ 1 AB ÜYELİK (KOPENHAG) KRİTERLERİ Siyasi Kriterler demokrasiyi, hukukun

Detaylı

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU

İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ SONUÇ DEKLARASYONU 18-20 Haziran 2009 İSLAM ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM KONGRESİ 1 İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi 57 ülkeye yönelik düzenlenen İslam Ülkelerinde Mesleki ve Teknik Eğitim Kongresi 18-20 Haziran

Detaylı

ŞİRKETLERDE STRATEJİK YÖNETİM NEDEN ÖNEMLİDİR?

ŞİRKETLERDE STRATEJİK YÖNETİM NEDEN ÖNEMLİDİR? ŞİRKETLERDE STRATEJİK YÖNETİM NEDEN ÖNEMLİDİR? Dr. Murat K.BEZİRCİ CEO / Stratejist 1 Bugün ve gelecekte artık, yöneticilerin kurumlarını yönetmeleri eskisi kadar kolay değildir. Sürekli değişen çevre

Detaylı

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi

IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Bu bildiri UNESCO Genel Konferansı nın 35. oturumunda onaylanmıştır. IFLA/UNESCO Çok Kültürlü Kütüphane Bildirisi Çok Kültürlü Kütüphane Hizmetleri: Kültürler Arasında İletişime Açılan Kapı İçinde yaşadığımız

Detaylı

KOOPERATİFLERE YÖNELİK HİBE DESTEĞİ

KOOPERATİFLERE YÖNELİK HİBE DESTEĞİ Karınca Dergisi, Ekim 2014, Sayı:934 KOOPERATİFLERE YÖNELİK HİBE DESTEĞİ 1. GİRİŞ Kooperatifler, ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek ve geçimlerine ait ihtiyaçlarını karşılamak

Detaylı

14.30-16.00: II. OTURUM GÖÇ KONULARINDA KAMU GÜVENİ İNŞA EDİLMESİ OTURUMU GENEL KONUŞMA NOTU

14.30-16.00: II. OTURUM GÖÇ KONULARINDA KAMU GÜVENİ İNŞA EDİLMESİ OTURUMU GENEL KONUŞMA NOTU 14.30-16.00: II. OTURUM GÖÇ KONULARINDA KAMU GÜVENİ İNŞA EDİLMESİ OTURUMU GENEL KONUŞMA NOTU 1 SAYIN BAKANLAR, KIYMETLİ TEMSİLCİLER; ÖNCELİKLE BURADA BULUNMAKTAN DUYDUĞUM MEMNUNİYETİ İFADE ETMEK İSTİYORUM.

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU ( TASLAK VİZYON BELGESİ ) 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, Titanic Business Hotel Europe,

Detaylı

FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR

FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR AB Göç politikalarında uyum ve koordinasyon için: Amsterdam Anlaşması 2.10.1997 Tampere Zirvesi 15-16.10.1999 GÖÇ VEGÖÇMEN POLİTİKALARININ

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı

6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı 6. Uluslararası Sosyal Güvenlik Sempozyumu İzmir de Başladı Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(ISSA) işbirliği ile Stratejik İnsan Kaynakları Politikaları ve İyi Yönetişim

Detaylı

SOSYOEKONOMİK BOYUTLARIYLA TÜRK-F. ALMAN İLİŞKİLERİ (VI2)

SOSYOEKONOMİK BOYUTLARIYLA TÜRK-F. ALMAN İLİŞKİLERİ (VI2) SOSYOEKONOMİK BOYUTLARIYLA TÜRK-F. ALMAN İLİŞKİLERİ (VI2) Giriş: Prof. Dr. Nusret EKİN İstanbul- Üniversitesi İktisat Fakültesi Dünyada çok az ülke arasında Türkiye ile F. Almanya ilişkileri gibi çok yönlü,

Detaylı

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ

TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ 445 TOPLUMSAL CİNSİYET TOPLUMDA KADINA BİÇİLEN ROLLER VE ÇÖZÜMLERİ Aydeniz ALİSBAH TUSKAN* 1 İnsanların bir biçimde sınıflanarak genel kategoriler oturtulması sonucunda ortaya çıkan kalıplar ya da bir

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ 1. Osmanlı İmparatorluğu nun Gerileme Devrindeki olaylar ve bu olayların sonuçları göz önüne alındığında, aşağıdaki ilişkilerden hangisi bu devir için geçerli

Detaylı

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere,

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, COĞRAFİ KEŞİFLER 1)YENİ ÇAĞ AVRUPASI AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere, Türklerden Müslüman

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR

FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR FASIL 23 YARGI VE TEMEL HAKLAR Öncelik 23.1 Yargının verimliliği, etkinliği ve işlevselliğinin arttırılması 1 Mevzuat Uyum Takvimi Tablo 23.1.1 No Yürürlükteki AB mevzuatı Taslak Türk mevzuatı Kapsam Sorumlu

Detaylı

AB-ABD SERBEST TİCARET ANLAŞMASI VE TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

AB-ABD SERBEST TİCARET ANLAŞMASI VE TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ AB-ABD SERBEST TİCARET ANLAŞMASI VE TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ Giriş Hazırlayan: Gündem KONT Temelleri II. Dünya Savaşı na kadar uzanan ancak 1980 li yıllarda teknoloji ve iletişim alanlarındaki ilerlemeler

Detaylı

BANDIRMA AB YOLUNDA PROJESİ ANKET SONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ

BANDIRMA AB YOLUNDA PROJESİ ANKET SONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ BANDIRMA AB YOLUNDA PROJESİ ANKET SONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ile Bandırma Ticaret Odası (BTO) tarafından Bandırma da faaliyet gösteren işletmelerin AB uyum sürecinde müktesebata

Detaylı

Madde 3 - (1) Bu Yönetmelik; 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 76 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Madde 3 - (1) Bu Yönetmelik; 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 76 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır. KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ İçişleri Bakanlığından: Resmi Gazete Tarihi : 08/10/ 2006 Resmi Gazete Sayısı : 26313 BİRİNCİ BÖLÜM : Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç Madde 1 - (1) Bu Yönetmeliğin amacı;

Detaylı