O : Hayret nidası olarak; işaret sıfat ya da zamiri -eliyle uzaktaki bir şeyi işaret ederek- Bk.: Oo

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "O : Hayret nidası olarak; işaret sıfat ya da zamiri -eliyle uzaktaki bir şeyi işaret ederek- Bk.: Oo"

Transkript

1 O O : Hayret nidası olarak; işaret sıfat ya da zamiri -eliyle uzaktaki bir şeyi işaret ederek- Bk.: Oo oasis : (DOĞA,KOLL.) <O asis, çoğul: oases : -çoğul- o ysiz) Vaha, vahalar; çöl ortasında sulak ve mümbit arazi oath : (PSYCH.KOLL.,HUK.) <o t> : Yemin, ahit, kasem; ( ARGO) : küfür; (HUK.) administer an oath: yemin ettirmek, take an oath : yemin etmek, and içmek O başka lakerda : O başka konu; O balık başka balık bağlamında (Argo) -... Ama bu, yalnız yargıcın karşısında böyle. Hayatta ikisini birbirinden ayırt edip konuşmazsan aç kalırsın. Para kimde ise düdük ondadır. -O başka lakerda! Bana vız gelir. Balık tutarsam balıkhaneye götürürüm. Kimseye beyefendimiz, evet efendimiz demem. (S.F. Abasıyanık, Kayıp Aranıyor, sa:12) obi : (JAP.,GİYSİ,AFR.,MYTH.) <o bi) : Obi. Japon kadın ve çocuklarının kimono üstüne bağladıkları enli kuşak; Afrika b ü y ü s ü. Obit <o bit> : Ölüm, ölüm ilanı, cenaze töreni; LAT., HUK.: obiter dictum <obiter diktum> : Bir hakim tarafından resmi olmaksızın söylenen herhangi bir fikir, söz objet d Art : (FR.,SAN.) <ob je d ar> : Değerli bir san at eseri = A valuable piece of art (İNG.) oblate : (DİN,COLL.) <ob leyt> : Manastır hayatına kendini vakfetmiş insan O boyutlara varmak : O raddelere erişmek; o düzeye, o kerteye gelmek Herşey annemin elli yıldan uzun bir süre önce, öldüğü yerde doğmuş olmasıyla başladı. Yörede kullanılabilecek herşey kiliseye ya da soylu arazi sahiplerine aitti; toprağın bir kısmı küçük zanaatçilere ya da köylülere kiralanmış, yoksulluk o boyutlara varmıştı ki, küçük arazilerin mülkiyeti bile hemen hemen olanaksızdı. (P. Handke, Mutsuzluğa Doyum, sa:12-3) obstreperous : (DAVR.,KOLL.) <ebstre perıs>: Gürültücü, yaygaracı, ele avuca sığmaz, haylaz Obur; Oburcasına, obur gibi tıkınmak; Oburluk : Kıtlıktan çıkmış gibi yutarcasına yemek; Cinsiyete doymayan kimse Bk.: Tıkınmak Bir gün adanın sahiline bir soğan yüklü kayık gelip demirledi. Adanın vurguncu ve obur esnafı, bu kocaman kayıktaki bütün malı kaldıramayacaklarına üzülmüş, kayığın demirlediği limanda kocaman adımlarla dolaşıp duruyorlardı. (S.F. Abasıyanık, Semaver-Bir Kıyının Dört Hikayesi, sa:27)

2 Hafifçe başımın döndüğünü hissettim. Belki de, yarım saatten fazla aç açına yürüdükten sonra oburcasına tıkındığım için böyle olmuştu. Yine de, çocuğun tanıdık gelmiş olması duygusundan kurtulamıyordum. İçindeki şeytan üç klasik yaklaşım denedi: tehdit, vaat ve zayıf yanına saldırı. Kutlarım: Cesurca direndin. (P. Coelho, Hac, sa:71) Bilirim, bizim manastırlar böyleleriyle doludur. Gencecik ölürler, veremden. O öyle değildi ama. Ben hayatımda hiç bu kadar obur birini görmedim. Bir akşam onu Venedik li iki fahişenin evine de götürdüm, belki bilirsin onlar dünyanın bu en eski sanatını icrada çok ünlüdür. Sabaha karşı saat üçte ben iyice sarhoş olmuştum ve çekip gittim, ama o kaldı, ve birkaç gün sonra rastladığım kızlardan biri hiç bu kadar kuduruk biriyle karşılaşmadığını söyledi. (U. Eco, Baudolino, sa:224)... Sen bugün akşama kadar ne yap yap adama çarşıdan iki uzun don, fanila, iki gömlek, iki takım pijama falan al getir, veya birisiyle gönder. Hamam yaptıralım. Demin kahvaltıyı birlikte yaptık, görmeliydin. Nasıl obur gibi tıkındı, şaşardın! (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:174) Az yesen yemeği beğenmedi, kibirli derler. Çok yesen obur, körboğazlı derler. Yavaş yavaş yesen miskin, mızmız derler. Hızlı hızlı yesen açgözlü, arsız derler. Bu kadar kural içinde bir orta yol bulabilirsen alnını karışlarım. (A. Mithat, Karı Koca Masalı, sa:23) Çevresindekilerce şımartılmış olduğu için ateşli doğasının bütün parlayışlarına ve oldukça sınırlı aklına esen bütün düşüncelere tam bir özgürlük tanımaya alışmıştı. Fiziksel yeteneklerinin olağanüstü güçlülüğüne karşın oburluğu yüzünden haftada iki kez sancıdan kıvranır, akşamları da kafayı çekmesin olmazdı. (A. Puşkin, Dubrovski, sa:11) Ocağı batasıca : Ha evi, yuvası sönsün; ocağı batsın bağlamında bir ilenç Hürü bir ara orada suyun dibinde, bulutların üstünde kendi suretini görünce birden şaşırdı: Ocağı batasıca Hürüce karı, dedi, amma da kocamışsın. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:III, sa:262) Ocağına bağışlamak : Tanrı ya da kişinin, bir diğerini, çoluk çucuğu için hayatını bağışlaması ANNE - Tanrı ocağına bağışlasın. BABA - Tanrı kem gözden korusun. (F.Garcia Lorca, Kanlı Düğün, sa:23) Ocağına düşmek : Eline düşmek, birinin yardımına gereksinimi olmak Ellerine sarıldı: -Yalvarırım, nolursunuz... -Çünkü kanun (yasa), bana suçluyu affetmek yetkisini vermez! -Ayaklarınızın altını öpeyim! -Demek bu kadar alçalabiliyorsunuz? -Ocağınıza düştüm, beni rezil etmeyin seçmenlerime karşı! (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:310) Bana göre hava hoş. Aradığınız kadının bulunduğu yeri haber vereceğim. -Artık ocağına düştük diye bizden istediğin kadar para mı koparacaksın? (M. Tevfik, Bir Çalgıcının Seyahati, sa:201) Ocağına incir dikmek; Ocağını söndürüp incir dikmek : Birinin yuvasını söndürmek

3 Bk.: Ocak söndürmek Sen çocuksun. Sen bilmezsin. Sen beni bilmezsin. Ben adamın ocağına incir dikerim. Duydun mu ekmeksiz, nankör? Ben adamın ocağına incir dikerim. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:I, sa:92) Benim hak aşığı kardaşımı çekemeyenlerden bir kötülük gelmişse... Ben de bilirim yapacağımı bu obaya Beyden de Paşadan da gelmişse, ocağını söndürüp, yerine incir dikerim. (Y. Kemal, Üç Anadolu Efsanesi - Karacaoğlan, sa:112) LADY UTTERWORD - Bakalım sen sağ kalacak mısın, Randall? Haydi uslu uslu flütünü çal da korkmadığını göster bize. Ocağımız hiç sönmeyecek, şarkısı çal. DADI - Ocağımızı söndürecek yukardakiler, ocağımıza incir dikecekler. (G.B. Shaw, Kırgınlar Evi, sa:141) GRUMIO, Theuropides in kapısına vurur. - Aç be hınzır! Mutfakta çanak çömlek arasında kuruluyorsun ya, dışarı çık da bir göstereyim ben sana. Efendilerinin ocağına incir diken kerata seni! (Terentius, Hortlak, sa:5) Ocağı tütmek : Mutfağında ev halkını besleyecek aşı pişirebilmek, ev geçindirebilmek; Devamlı bir ev: yer, yurt sahibi olmak Biraz sermayesi olsa başaracağını söyler dururdu. Ocağımız tütsün, bizler iyi yetişelim diye didindi ömrü boyunca. Ama iki yakası bir araya gelmedi. Yeteri kadar sermaye bulamadı. (G.B. Shaw, Kırgınlar Evi, sa:21-2)... Her yerde serinleme arar, şifa umar: ama kaderin kovaladığı adamın ocağı tütmez, başını sokacağı yer yoktur. (S. Zweig, Dünya Fikir Mimarları, Kleist, Cilt:I, s:5) Ocağı yanmak : Ocağı tütmek, hayatı devamedegelmek, soyu sürmek Alpar sordu: -Beni bırakıyor musun, ihtiyar? -Bırakıyorum, beyim. Gayri ben kocadım, dişi, tırnağı dökülenin hayrı mı olur? Ömrümde çok uçuşlar yaptım, tüylerim döküldü, benim kanadım Bizans a kadar dayanmaz artık. Ya, beyim, dumanı gözükmese de benim ocağım yanıyor. Manastıra dönüp günahlarımın kefaretini perhizle ödeyeceğim. (F. Herczeg, Paganlar, sa:301) Ocak (ocağını) söndürmek : Ailesini, yuvasını yıkmak, ortadan kaldırmak Ağzını açtı ve sövdü. Uzun kafiyeli, düzenli bir küfür silsilesi: Çoluk çocuk, kadın ihtiyar, sürü sürü çaresizleri, kimsesizleri seher vakti görkem deryasına sürükleyenlere; kara çarşaflı matem kümesinin evladını, eşini, babasını, kardeşini dünyanın dört bucağına saman çöpü gibi dağıtanlara; ev bark yıkmayı, ocak söndürmeyi iş edinip onunla para kazananlara! (H.E. Adıvar, Sinekli Bakkal, sa:222) Biz eşşekliğimizden ocağımızı söndürdük, Marmara yı öldürdük, diyor. Sen bakma onun öfkesine. İçi kan ağlıyor onun. (Y. Kemal, Bir Bulut Kaynıyor, sa:275) Günlerden beri Çukurova çalkalanıyordu. İnce Memed adı, dilden dile dolaşıyordu. Köy yakan, ocaklar söndüren İnce Memed! İnce Memed, Aktozlu köyü yandıktan sonra dillere destan olmuştu. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:I, sa:303) Suvenir, büsbütün ölçüyü kaçırdı:

4 -Çırılçıplaksınız, ama hala böbürlenmeyi bırakmıyorsunuz. Söyleyin bakalım, nerede şimdi o göklere çıkardığınız ocağınız? Hep Benim ocağım var, senin yok, der dururdun. Bu benim aile ocağım, derdin. (Suvenir nerden de bu ocak sözünü çıkardı.)... (Harlov un) yüzü mosmor kesildi, çatlak dudakları köpürdü, kızgınlığından titredi, madeni sesiyle: -Ocak mı diyorsun! dedi. İlenç mi, diyorsun. Yok, onlara ilenmeyeceğim! İlenç onlara vız gelir! Ama yıkacağım ocaklarını! (I. Turgenyev, Bozkırda Bir Kral Lear, sa:84-5) (L ) occasion fait le larron : (L okaz yon fe le la ron> : Fırsat hırsızı yaratır = The opportunity makes the thief (İNG.) ochlocracy : (İNG.,HÜK.,SİY.,SOSY.) <ok lok rasi> : Avamın hükümeti idare etmesi octet, octette : (MUS.,KORO) <ok tet> : Sekiz kişi tarafından çalınan veya şarkı söylenen parça; sekiz kişiden oluşan koro ya da orkestra octogenarian : (İNG.,BİYO,YAŞ) <okto jeney riın> : Seksen yaşında, seksenlik kimse octopus : (ZOO.,FİG.,KOLL.) : <ok topus> : Ahtapot; FİG.: Çok geniş fesat şebekesi, mafya octoroon : (İNG.,IRK,GEN.,SOSY.,KOLL.) <ok torun> : Bir yarıu melez ile bir beyaz kimsenin çocuğu (Yeni Rehouse Lügati) oculi de vitro cum capsula : (LAT.) <oku li de vitro kum kap sula> : Çerçeveli cam gözler Nicola büyük bir merakla William ın kendisine uzattığı çatallı aleti aldı. Oculi de vitro cum capsula diye bağırdı. Pisa da rastladığım Giordano adında bir rahibin bunlardan söz ettiğini işitmiştim. Onların, yirmi yıldan az bir zaman önce icad edildiğini söylemişti. Ama onunla konuşalı yirmi yıldan çok oluyor. (U. Eco, Gülün Adı, Çev.: Şadan Karadeniz, sa:108) oculis subjecta fidelibus : (LAT.,KOLL.) <o ku lis sub yekta fideli bus> : İhtisas imtihanı gerekli = Subject to competent examination (İNG.) Od : Ateş, alev; Aşk ateşi Duydum ki Andromeda- O kaba köylü kızı kasabada süsüyle od salmış yüreğine (Sappho<İ.Ö >, neden gene deli gönlünü çelen, sa:99) Odalık : Cariye, kapatma Konağın yanındaki bölmelerden birinde, cinslerine özgü el işleriyle uğraşarak on altı odalık yaşamaktaydı. Bölmenin pencereleri tahta bir kafesle kapatılmıştı. Kapılarda, anahtarları Kirila Petroviç te bulunan kilitler asılıydı. Genç kapatmalar belirli saatlerde bahçeye çıkar, iki kocakarının gözetimi altında dolaşırlardı. (A. Puşkin, Dubrovski, sa:11-2) Odasına çekilmek : Genellikle gece uykusu, ya da istirahat için bir kimsenin odasına gitmesi Yaşlı kadın, her akşam oğluyla gelinini öptükten sonra odasına çekilirdi. Kedi, mutfaktaki bir iskemlenin üstünde uyur, karı koca da odalarına girerlerdi. (E. Zola, Thérese Raquin, sa:9-10)

5 O da söz mü : Aa, ne demek; Bunu nasıl söylersiniz? Rica ederim!; Rica ederim, üzülmeyin siz! FILIPPO - Ah! Ne söylüyorsunuz? Sizi dinlemek mi? O da söz mü? Sevgili Sinyor Fulgenzio, gece yarısı bile olsa ben sizi yine dinlerim. (C. Goldoni, Yazlık Dönüşü, sa:82) ode : (MUS:, İNG.,EDE.) <o d> : Bir tür lirik nazım şekli, gazel; yüksek-değerli şeylerden bahseden vezinli ya da vezinsiz uzun şiir; methiye, kaside; böyle şiir için uygun yapılmış müzik O değilden : Adet yerini bulsun diye, yapılmış olsun diye Şanslı delikanlılar kızların yanına kuruldu: Bunun için zaten aileleriyle tanışmak yetiyor. Sylvie yle yan yanaydık. Kardeşi de ordaydı, uzun zamandır görünmüyorsun, neden gelmiyorsun bize? diye sitem etti. Ders yüzünden Paris e çakılıp kaldığımı, salt onları görmek için geldiğimi söyleyip gönlümü aldım. Hemen karşı çıktı Sylvie: Hayır, hayır, aslında beni unuttu.. Köylüyüz biz, Parisliye benzer miyiz! Öpüp susturmak istedim, ama hala somurtuyordu; kardeşinin ısrarıyla, o değilden uzattı yanağını. Hiçbir zevk alamadım, herkese sunulabilecek sıradan bir öpücüktü. (G. Nerval, Sylvie, sa:33) Odel : Tanrı, Allah (Roman dilinde) Bütün bu zırıltılara biz hiç aldırmıyor, gülüyorduk. Derken gülmemizden hıza gelen şoparlar <çocuklar> bu sefer de eteklerimizden çekerek asılmaya koyuldular: -Ha versene be ağam, beş paracık, odel versin sana daha çok! -Ah laçı <güzel> ağabeyciğim... -yerde sürünen bir meme yavrusunu göstererek- toslayasın <veresin> buncağıza yarım metelik! Zere <zira> nenesi hastadır, yatar çadır içinde... (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:12-3) O denli : O kadar çok Bk.: Bu denli O yıllarda Hölderlin in çok az dışarı çıktığı söylenir. Odasından yalnızca kırlarda amaçsız dolaşmak için çıkıyordu, dolaşırken ceplerini taşlarla dolduruyor, çiçek topluyor, sonra da çiçekleri yoluyordu... Sona doğru aklı o denli karıştı ki, kendisine değişik adlar takmaya başladı: Scardinelli, Killalusimeno - ve bir keresinde, ziyaretçilerden biri odasından çıkarken ağırdan alınca, ona kapıyı gösterdi ve bir parmağını uyarırcasına kaldırarak, Ben Tanrıyım, dedi. (P. Auster, Yalnızlığın Keşfi, sa:121-2) Bu başladığı tümceyi bitirmeden: -Hani İlkçağ sanatçılarının söyledikleri gibi; ölüler dünyasına gidip seni ta oralarda arayacağım, dedi. Venüs nerede yaşıyor acaba? Onu o denli aradık, ama güzelliklerine parça parça rastladık; işte hepsi bu... Kendisinde tanrılık olan o kusursuz, tam doğayı, yani ülküsel olanı bir an görebilmek için varımı yoğumu vermeye hazırım. (H. de Balzac, Bilinmeyen Başyapıt, sa:31) UZAKTAN BAKINCA O ise uzaktan ışıldayan pencereme bakarak evsiz barksızların özlemiyle kim mi o sıcacık odada lambanın üzerine eğilmiş o denli rahat okuyor, diye soruyordur kendine. (Blaga Dimitrova< >-Hüseyin Mevsim; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, )

6 Ama Taanaş onun önüne bakır bir ayna getirdi. Ayna o denli yüksek, o denli genişti ki, Salambo kendini tepeden tırnağa gördü. Bunun üzerine yerinden kalktı, parmağının hafif bir hareketiyle saçlarının fazla inmiş bir lülesini düzeltti. (G. Flaubert, Salambo, sa:241) Biriktiriyordu, bu da içki ve sigara içmemek, hemen hiç kumar oynamamak demekti. Kendine çok görmediği tek oyun, pazar günlerine özgü iskambil oyunuydu: ama oyunda kazandığı para da -o denli akıllıca oynuyordu ki, hemen her zaman kazanıyordu- biriktiriliyor, çocuklarına olsa olsa birkaç kuruş kıyıyordu. (P. Handke, Mutsuzluğa Doyum, sa:15) Şvayk, en masum bakışı ve en sevecen gülümseyişiyle, kedilerin nasıl öldürüleceğini öylesine ballandıra ballandıra anlattı ki teğmene, hayvanları koruma derneği üyeleri duysalar mutlaka keçileri kaçırırlardı. Üstelik, bu anlattıkları o denli uzmanca bilgiler içeriyordu ki, Teğmen Lukaş öfkesini unutarak sordu: Sen hayvanları anlıyorsun galiba. Sever misin hayvanları? (Y. Haşek, Aslan Asker Şvayk, Cilt:I, sa:191) Kement Gün batarken Gördüm onu, Lonquen de Kasvetli bir kulübede, Yoksul bir kulübede Gördüm onu Lonquen de Gün batarken. Elleri öylesine yaşlı ki o denli de güçle örnekte, nasırlı ellerinde, duyarlı ellerinde, gidip gelir hayvanın derisi. (Victor Jara<d.?-1973>-Nihal Akbulut; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Bugün, akıl hastalarının sağlıklı gelişimlerini ve bakımlarını sağlamayı üstlenmiş birçok grup var. Bu, ileriye dönük çok büyük bir adım. Ruh hastalarının, özellikle hislerinin en aşağı en aşağı olduğu devirlerde onların takviyelerine gereksinimleri var. Bir kez o denli dibe vurmuşsanız, size gösterilen en ufak bir ilgi, yaşam gücü sağlıyor. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:211) Kapris No:1 <1968> Bir gün kariyer sahibi olursam (ki söylenenlere göre kaçınılmazmış bu) ve yükselirsem o denli kiolur ya, her yerden başlarlarsa beni telefondan, sekreter olarak işe alacağım ölüm ü (Lyubomir Levcev<d.1935>-Kadriye Cesur; Şiir Atlası, Cevat Çapan. Cumhuriyet Kitap, ) YILLARDAN SONRA Neredeyse her gün karşılaşıyor ve geçişiyoruz dilsizler gibi. Düşleri yaratmak o denli mi zor? O yüce duygular nerede şimdi? Dememiş miydik ki bizim aşkımız farklı olmalıydı bildik aşklardan? Taşlara mı çarptı yaşam hızımız, yoksa bizler miydik çığrından çıkan? (Radoy Ralin< >-Ahmet Emin Atasoy; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, )

7 ...tüm yazlık villalar ve çiftliklerde anahtarlara el kondu ve demirbaş eşya kaydedildi, biz işçiyiz, soygun yapmaya gelmedik, üstelik bunun tersini savunacak kimse kalmadı; çünkü hiçbir yerde, ne avlularda ne salonlarda ve şarap mahzenlerinde, ne ahırlarda ne tavuk kümeslerinde, ne sarnıçlarda ne sulama tanklarında, hiçbir yerde Norberto lar ve Gilberto lar yok, sırra kadem bastılar, kimbilir nereye kaçtılar, kraliyet taburu kışlalardan kıpırdamıyor, melekler gökyüzünü süpürüyor, bugün devrim var, katılan o denli çok ki. (J. Saramago, Umut Tarlaları, sa:313) odeon : (SAN.,YAPI, YUN., ROMA MYTH; İNG.,) <o deon> : Eski Yunanistanda ve Roma^da müzisyenlerin içinde yarışma yaptıkları ufak tiyatro-konser binası <Bugün bile, gerek Avrupa ve özellikle Amerika da, aynı isimle tiyatro-sinema salonları, plak-c.d. firmaları vardır. İ.E.> Odin (İSKAND. MYTH.) <O din> : ASSES Tanrılarının ilki; Bilgelik, Savaş, Ölüm ve Şiir tanrısı <Alman ların WODAN ına, Anglo-Sakson ların WODEN lerinin eşdeğeri>; her hayvanın şekline girebilir; ölür ölür dirilirdi; tek gözlü, sırtında mavi bir kot, geni, kenarları taşkın bir şapka giymiş kuzguni bir kartala benzerdi. O zamanlar, hemen tüm Viking ler, asılma yı seremoniyal bir ritüel olarak tekrarlardı. Bu itibarla, Odin in, kendini Yaşam Ağacına asmış küçük bir heykeli, eller harap, vücut dört-beş gündür mızrakla yaralanmış, elinde kendi ulu mızrağı Gungnir, Kuzey Mit inin klasik bir belirtisiydi. Odin in, başlangıçtaki Göçmenlik Migration kahraman savaşçıları, -ki adlarına Berserk derlerdi- ayı ya da kurtlara benzeyen yarinsan şekillerinde, ayı postları giyen, ait oldukları ortam ve Tanrı tarafından korunan, çok cesurca ve vahşice savaşan acımasız kişilerdi. Vücutlarını korumak için kalkan kullanmazlar, altın halkalar halinde boyun disk leri takar, Tanrı tarafından mutlak surette korunacaklarına inanırlardı. O zamanın Anglo-Sakson ları, komşu krallıklar, prens oğullarını onun hizmetine vermekten gurur duyarlardı. Tarihte, Odin ile, komşu devlet başkanlarından, kendi ülke savaşlarında ölmüş kimselerin ölülerini kurban olarak geri döndürdüğü hususunda anlaşmalar imzaladığını kanıtlayan belgeler vardır. Örneğin, TACITUS, kutsal bir yerin elde tutulması için, WODAN uğruna <Roman Tanrı MERCURY ye eşdeğer> zafer için tüm savaşçlarını ve ganimetlerini feda edebilecek iki German kabilesinden bahseder. Bir Tanrı olarak çok içer ve içkinin kendinin şairlik ve yaratıcılık kudretini beslediğini söylerdi. Kadın, ister ilahe, ister toplumun ferdi olarak, ancak Tunç devrinden sonra, küçük bronz heykelcikler halinde gözüktü. Bu heykelcikler kısa bir gömlek, çıplak göğüsler ve saç örgüsü içinde taşınan saçlar ihtiva ederdi. Geniş, açık altından yapılı gözler, yarı çömelmiş, sanki bir araba sürermiş gibi, bir kol kalkmış, diğer elinin parmakları çıplak göğüs uçlarının üzerinde. XIX. y.y. dan kalmış hala savaşçı kahramanları bir ellerinde Gök Tanrısı ile ilintili çekiç, yeryüzüne fırtınalar ve yıldırımlar, hayat veren yağmurlar gönderen SUN Disc (Güneş disk)i içerirler. Odin in Sleipnir isimli harika bir atı vardı ki, sekiz ayaklı olup, ölüler dünyası ile gerçek dünya arasında göklerde uçardı. Bazı ölüler, daha fazla şereflendirilmek için, krime (cremation-yakma, kül haline getirilme) edilirlerdi. Duman, Valhalla da ne kadar göklere çıkarsa, ölü kişi, o denli onore edilmiş olurdu. (H.R. Ellis Davidson, Scandinavian Mythology, Library of the Worlds Myths & Legends, Peter Bedrick Books, 2nd Ed., N.Y.1988) (Çev.: İ.E.) O diyar senin, bu diyar benim : Sürekli olarak şehir şehir, diyar diyar dolaşan kimse; Seyyah En aşağı yetmiş yaşında vardı. İri yapılı, kuru ve eski modaya göre şakaklarında lüle lüle örülmüş ak saçlarıyla çirkin bir kadındı. O diyar senin, bu diyar benim diye gezip tozan bir İngiliz karısı gibi, ne giydiğine aldırmaz bir durumda, tuhaf ve derme çatma bir giyimle omlet yiyor ve yalnızca su içiyordu. (G. de Maupassant, Jules Amcam, sa:132-3) Odun; Odun kafalı; Odundan yapılmış sanki : Kaba ve anlayışsız, Ha var ha yok, kaya gibi cansız, dikili duruyor Beni görmezden geliyor, yanımda kaskatı duran iki asker de odundan yapılmış sanki. Şikayetim yok. Çölde geeçirdiğim haftalardan sonra boş durmak zor gelmiyor. Ayrıca Büro yla aramızdaki sahte dostluğun sona erebileceği düşüncesi içimin derinliklerinde bir sevinç uyandırıyor. (J M. Coetzee, Barbarları Beklerken, sa:103) SESLER - Burnu geçiyoruz galiba. Altı gün cehennem, sonra Southampton. Allahıma birisi benim ilk vardiyayı alsa! Deniz mi tuttu, odun kafalı?

8 (Eu. O Neill, Allahın Ayısı, sa:9) Of, aman : Tuh yazık, ay ne kötü! bağlamında olumsuz; Oo, ne iyi oldu! bağlamında marazi-patolojik bir olumluluk duygusu yaratan ünlem Pierre etrafını saran dekoru dikkatle inceledi ve yüzü şenlendi; ötede, kırılmış bir tek camı bulunan eski ve yıkık dökük bir kulübe gözüne ilişmişti. Elindeki tuğla parçasını tam gücüyle atarak son camı da kırıverdı. Sonra arkadaşlarına döndü: -Of, aman! İnsan hafifliyor. (J.-P. Sartre, İş İşten Geçti, sa:78) O fasıl ayrı (başka) fasıl; O faslı kapatmak : O, ayrı (başka) bir problem, ayrı bir konu Çoban Hacı yı bilirsiniz. Biraz sersemcedir. Tutmuş vermiş bir kuzu. Benim kuzu deye senin kuzuyu vermiş. Haceli de almış gelmiş. Ne bilsin Haceli? Sen olsan Haceli nin bilir mizin? Tıpkı onun gibi. Bunda heç kimsenin suçu yok. Hem o faslı kapatalım şimdi. O fasıl ayrı bir fasıl. (F. Baykurt, Yılanların Öcü, sa:261) off : -ünlem, belirteç- (GRA:, İNG.) <of> : Uzak, uzağa, yanında, üstünde değil, çıkmış, inmiş; tamamen, bütün bütün; araba veya atın sağ tarafı, kıyıdan uzakta, açık; anormal, kesilmiş, bitmiş; (BELİRTEÇ) haydi defol uzağa git! o. and on : arasıra; o. color : doğal renkten değil, solmuş; içeriği şüpheli, pek de iyi değil; o. my hands : benim elimde değil, çıkmış, ben artık sorumlu değilim; kurtuldum; offprint : ayrı baskı; yazılan bir yazının ayrıca basılması; o. shore : kıyıdan uzak, kıyıdan esinti; offshoot : dal, şube; offside : öbür yanda, yanlış tarafta; futbol oyununda, ofensif takımın en öndeki koşan oyuncusunun, defansif takımın ilk üyesinyle (bek) kaleci arasında iken ayağına top gelmesi; offspring : mahsul; evlat-çocuk edinme; (FİG.) : sonuç; offtake : tenzilat (indirim); akak, akarsu yatağı; (EKONO.) Belirli bir sürede satılan mal miktarı; o. the key (MUS.) : akordu, düzeni bozuk, kakavan ses, koro; o. with you : defolun bakalım; an off street : sapa sokak; a week off : bir hastalık izin, tatil, bir hafta kapalı, izinli; hesaplaşmada bir hafta yanlışlık; be off : defol!, git buradan; be off in one s calculations : hesabında yanılmış olmak; beat off the attack : hücumu tamamen püskürtmek; declare the game off : oyunu tatil etmek, devam ettirmemek; dine off bread and cheese : sadece ekmek peynir yemek; fall off : bozulmak, düşmek; far off : çok uzak; he is well-off : hali vakti yerinde, zengindir; just of the headland (DENİZ.) : burundan uzak değil; kill off all enemies : tüm düşmanları öldürmek; my off day : tatil günüm, izinli olduğum gün; fena, başarısız, talihsiz günüm; show off : gösteriş yapmak, take one s clothes off : birinin soyunması; take off : taklidini yapmak; (HAVACI.) kalkmak, havalanmak; take oneself off : bir yerden uzaklaşmak; the cheese is a little bit off : peynir bir az bozulmuş; the gas is off : gaz kesilmiş; the man is off : adam aklını yitirmiş, çıldırmış; we are off now : nihayet yoldayız (Yeni Redhouse Lügati) Of gibi yapmak : Bal gibi yapmak; Pekala ve kolayca yapmak O zaman Atatürk fırkacılığa izin vermiş, sonra da iznini geri almış. Serbestçilerin analarına karları yağdırmışlardı. Şimdi de İsmet Paşa aynı şeyi yapamaz mıydı? Of gibi yapardı. İkinci dünya harbinde memleketi savaşa sokmayan bu adam oturduğu koltuğu ne diye başkalarına versindi? (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:187) Ofir : Eski ahit <ahdi atik> döneminde, altınıyla ünlü yeri belirlenememiş bölge. Tekvin in <Yaratış kitabı> 10. bölümünde Arabistan da olduğu söylenmiş, Hz. Süleyman zamanında ise denizaşırı bir ülkede olduğu söylenmiştir. Oarya gitme arzusunun nedeni: Eldorado ya (İsp.: Altın Kaplı Adam: Büyük zenginliklere sahip olduğuna inanılan bölge. İsmini, çölenlerde yalın bedenini altın tozuyla kapladığına inanılan bir kabile reisinden alır.) gitme onurudur.... <Kolomb> Dünyanın en varsıl krallığına ayak bastığını ilk olarak telaffuz edip ulaştığını düşündüğü Hindistan dan altın, inci ve baharat getirmeyi vaat ettiğinde ona hala inananlar vardır. Devasa bir filo hazırlanır, on beş bin adam, Kolomb un kendi gözleriyle gördüğünü iddia ettiği Ofir e, Eldorado ya gitme onuruna sahip olabilmek için kavgaya tutuşur, kraliçe ona Hangzhou daki Kubilay Han a iletilmek üzere ipeğe

9 sarılı mektuplar teslim eder; sonra Kolomb bu büyük seyahatten geri döner; yanında getirdikleriyse açlıktan bir deri bir kemik kalmış, inançlı kraliçenin satın almayı reddettiği birkaç yüz köledir. (S. Zweig, Amerigo, sa:68-9) Oflaya poflaya; Oflayıp puflayıp; Oflıya poflıya : Soluk soluğa, yorgunlukla nefes alarak Ben geçerken hiç şaşırmadan baktı. Uzun zamandır dünya onun için durduğu bu yol dönemecinde, oflaya puflaya volkanlar bayırından çıkan kamyonlarda gece gündüz metan gazının için için yandığı çöp dağlarında özetleniyor. Bunların ötesindede onun için belki hiçbir şey yok, sadece insanların ölümden sonra içine düştükleri daire biçiminde büyük geniş bir çukur var. (J.M.G. Le Clézio, Ourania, sa:111 Öpüşüyorlar. Yagodov şalı başından çekip alıyor, ıstavroz çıkardıktan sonra bir iskemleye çöküyor. -Yol ne kadar uzunmuş! diyor oflayıp puflayarak, Şaka değil, ta Krasnıy Prud dan Kaluga kapısına kadar yaya geldim. (A. Çehov, Korkunç Bir Gece, sa:16) Yaşlı koca, oflaya puflaya içeri girdi; karısını yaşlılara özgü makamlı bir sesle selamladı. Sanki bir yük odun getirmiş gibi koltuğa yığıldı.boğuk, uzun bir öksürük işitildi. Biraz önce öfkeden kaplan kesilmiş olan İvan Andreyiç, şimdi bir kuzulaştı; kedi karşısındaki korkak bir fare gibi büzüldü. (F. Dostoyevski, Başkasının Karısı, sa:41) Sara nöbetinden bitkin düşen Smerdyakov başka bir odada kıpırdamadan yatıyordu. Marfa İgnatyevna da da hareket yoktu. Grigori Vasilyeviç ona baktı, Kendinden geçmiş kadıncağız diye düşündü, oflaya puflaya dış kapıya yollandı. (F. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, Cilt:III, sa:51) Ağzını açmamaya, Çelkaş ın bütün buyruklarını yerine getirmeye karar vermişti. Aziz Nikola ya adaklar adıyor, bildiği bütün duaları bir bir geçiriyordu içinden... Arada bir Çelkaş a yan gözle bakarak buhar kazanı gibi oflayıp pufluyordu. (M. Gorki, Yol Arkadaşım, sa:82) HAVAALANLARI Arabalarda, otobüslerde, taksilerde, kamyonlar trenlerde ya da, oflaya puflaya. bir o bir bu hava alanında, bekleme salonlarında, tezgahlardaki kitaplara baka karıştıra. (Kevin Ireland<d.1933>-Nazmi Ağıl; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Eşikteyken, yaşlı hahamın geldiğini gördü: Değneğine abanmış, oflaya poflaya yürüyordu. Şakaklarındaki beyaz saç lüleleri, Karmel Tepesi nden esmeye başlamış olan akşam melteminde dalgalanıyordu. (N. Kazancakis, Günaha Son Çağrı, sa:74) Memed, olduğu yerde durmuş, Pancar Hösüğü seyrediyordu. Pancar Hösük bin bir güçlükle oflayıp puflayarak keçileri ekinin içinden toplayıp çıkarırken, durup öylecene kendisine bakan çocuğu gördü. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:I, sa:41) Biraz sonra avukat yazıhaneyi altüst ederek vekaletnameyi arıyordu. Güneş zımparalanmamış tahtalardan yapılma ufacık odanın ortasına doğru ilerliyordu. Her yeri boşuna aradıktan sonra avukat oflaya poflaya emekleyerek piyanoların altından bir tomar kağıt çıkardı. (G.G. Marquez, Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, sa:31-2)... bir Batı şehrinde olsa müzeye kaldırılacakken şehrin kirli sokaklarında, dik yokuşlarında dolmuş olarak oflaya puflaya inleyen 1950 lerden kalma yorgun Amerikan arabalarından... söz ediyorum. (O. Pamuk, İstanbul, sa:97)

10 Beaupré nin asıl mesleği berberlikmiş. Sonra bir ara Prusya da askerlik yapmış... öğretmen olmak için kalkıp Prusya ya gelmiş. İyi bir delikanlıydı. Fakat çok uçarı, çok derbederdi. En güçsüz yanı da karşı cinse aşırı tutkusuydu. Bu yüzden sık sık tokatlanır, günlerce oflayıp puflardı artık. (A. Puşkin, Yüzbaşının Kızı, sa:18) Elbiselerimizi kendi askerlerine vermek için almışlardı ve kala kala bize gömleklerimiz kalmıştı; bir dehastanede yatan hastaların yaz ortasında giydikleri bu keten pantolonlar. Bir süre sonra Tom kalktı, oflaya puflaya gelip yanıma çöktü. -Isındın mı? -Ne gezer, soluğum kesildi. (J.-P. Sartre, Duvar, sa:16) Çok yaramazlık yaptım, bir gün, Gloria da beni Dindinhalara yolladı. Edmundo dayı gazetesini okumak istiyor, ama gözlüğünü bulamıyordu. Oflaya puflaya her yanda arıyordu. Dindinha ya sordu, hava aldı tabii. Birlikte evin altını üstüne getirdiler. Bunun üzerine gözlüğün yerini bildiğimi, bilye almak için bana yirmi beş kuruş verirlerse göstereceğimi söyledim.. (J.M. de Vasconcelos, Şeker Portakalı, sa:17) Amma ben, soğuk ve kayıtsız davranışımı sürdürdüm, şişko kocanın oflaya poflaya eğilip biletleri toplamak için ayaklarımın dibinde yerde sürünüşüne, gülümsiyerek ve hiç istifimi bozmadan baktım. (S. Zweig, Hikayeler, Cilt:I, sa:125) İşçiler kitapları kocaman sandıklara yerleştiriyor, bir kısım işçi bunları oflaya poflaya kamyona taşıyordu; sonra da vagonlarla dünyanın dört bucağına götürüleceklerdi. (S. Zweig, Dünün Dünyası, sa:400) Ogdoades ilkesi : (GNOSTİK Bil.=Bilgibilim) <Ogdoades> : Gnostik evrendoğum kuramı. Bu kurama göre, sekiz gökyüzü vardır; her biri bilinen yedi gezegen e denk düşen yedi gökle, Yüce Tanrı nın bulunduğu sekizinci gök Dipte, kocaman bir camekanın içinde, bir yılanla boğuşan, doğal büyüklükte, üç boyutly bir aslan. Burada bulunmasının görünür nedeni, tümüyle cam hamurundan yapılmış olmasıydı, ama gizli bir nedeni de olmalıydı... Belki de Conservatoire, tümüyle bir imgeydi: Ogdoades in, ilk ilkenin, Sarkaç ın doluluğundan, Pleroma nın <Valentinus un gnostik kuramında, Yüce Varlık tan türeyen eon ların bütünü> parıltısından, eondan eona geçerek katmanlaştığı; kötülük ün hüküm sürdüğü, o aşağılık sürecin imgesi. Öyleyse, o yılanla aslan, benim erginlenme <Bir tarikata, gizli bir örgüte alınan kişinin kabul edilme töreni. FR. ve İNG.: initiation : inisiasyon, inişieyşın; OSM.: Takris, TR.: Başlangıç, kabul edilme töreni> yolculuğumun daha şimdiden sona erdiğini, az sonra dünyayı yeniden, olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi göreceğimi söylüyorlardı bana. (U. Eco, Foucault Sarkacı, sa:26) Ogle : (DAVR.,FİG.,KOLL.) <O gıl> : Aşıkane bakmak, göz süzerek bakmak; göz süzme Ogni debole ha sempre il suo tiranno : (İTA.,DEVL.,KOLL.) <Og ni de bole a sempre il suo ti rano> : Her zayıflayan (devlet>, kendi tiran ını hazırlar = Every weakling has his tyrant (İTA.) Ogni medaglia ha il suo rovescio : (İTA.,KOLL.) <Og ni me dag lia a il suo reve şio> : Her madalya nın Bir de ters tarafı vardır = Every medal has its reverse side. (There are two sides to every story) (İNG.) Ogni pazzo vuol dar consiglio : (İTA.,PSYCH.,KOLL.) <Og ni pazzo vu ol dar kon siğ liyo> : Her deli öğüt vermeye hazırdır = Every fool is ready to give advice (İNG.) Ogre : (MYTH.,FİG.,KOLL.) (O gır) : Gulyabani, adam yiyen dev; FİG.: Canavara benzer kadın; çok çirkin adam; ogress <og res> : Çok çirkin, canavar kadın (Dict. of Foreign Phrases and Abbreviations> O gün bu gün; O gün bugündür : O günden bugüne dek; O gün olduğu gibi, aynen bu gün de

11 Eski kale, yahutçuğuma, Kabe duvarı diye bilinmektedir. Kabe duvarı dememiz şundandır ki, bu dıvar, Alaeddin-i Keykubat babamızın burada ilk ayak bastığı yere temel alınmıştır. Ayağının tozu temele sıvanmıştır. O gün bugündür buraya ilk gelen kadir mevlamın her kulu, ayağının tozunu dıvarın dibine çalar. Adet olmuştur... Çalmasıylan, bir gelen bir daha gelir. (A. Ağaoğlu, Toplu Öyküler, Cilt:I, Duvar Öyküsü, sa:39) SES Ve o gün bugündür, yalvaçlar gibi ben de, Çöle ve denize ta gönülden vurgunum; Gülüp geçerim yasta, ağlarım şölende, Ve en kekre şarapta hoş bir tat bulurum; Bana sık sık yalan gelir olup bitenler, Çukura düşerim göğe göz gezdirirken. Ama avutur Ses: Sakla dişlerini, der Delinin düşü güzeldir Bilgeninkinden! (Ch. Baudelaire< >, Kötülük Çiçekleri, sa:315) O gün bu gün de Léon un anısı, duyduğu can sıkıntısının odağı gibi bir şey oldu; hani Rusya bozkırında, yolcuların yakıp bıraktığı bir ateş karlar üzerinde parıldar ya, Léon da onun zihninde bu ateşten daha çok ışıldıyordu. (G. Flaubert, Madam Bovary, sa:138) Zübeyde, dedim; şimdi nasıl olsun? Siz, bütün yaşamım değil misiniz? Ben bunları söylerken, uşak meyveler atıştırıp duruyordu. Küçüklüğümde, Bin Bir Gece Masalları nda sık sık sözü geçen kuru reçelleri düşlediğmi anımsıyorum. O gün bu gün, o gül kokan reçellerden çok yedim. (A. Gide, Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler, sa:68) Sözünü ettiğim özelliklerle donanmış olarak, sırtımda yeni bir giysi, tuttum yaşamın yolunu. Anne ve babamdan miras aldığım özelliklerinin ilerde yararını gördüm, o gün bu gün kendi ayaklarım üzerinde kalmamı sağladı bunlar. (H. Hesse, Peter Camenzind, sa:22) Elbette, yüz karası! O zamanlar işte böyle bir his vardı içimde, o gün bugün de durumda değişen bir şey olmadı. Mutsuz olmak bir yüz karasıdır. Yaşamını kimsenin görmesine izin vermemek, bir şeyi saklayıp gizlemeye, ört bas etmeye çalışmak, yüz karasıdır. (H. Hesse, Rosshalde, sa:60) İşte şimdi yüzlerce ve yüzlerce çizgisinin birleşmesiyle bende merhumenin bir hayali belirmeye başlıyordu; o gün bugün, bu hayal hep benimledir. Çok sonraları gerçekten de Bayan Brahe nin yüzünde, annemin yüz hatlarını ortaya koyacak bütün ayrıntıların var olduğunu anlamıştım. (R.M. Rilke, Malte Laurids Brigge nin Notları, sa:57) Batı Nişanı ve soyluluk beratı Sir Adrian Scrope komutasındaki bir savaş gemisiyle (fırkateyn) geldiğinde büyük oruç ayı Ramazan sonuydu ve Orlando bunu o gün bu gündür İstanbul da görülen en görkemli eğlenti için fırsat bildi. Gece güzeldi; kalabalıksa muazzam. Elçiliğin pencereleri ışıl ışıl aydınlatılmıştı. (V. Woolf, Orlando, sa:89) Beni birilerinin aşağılamasına katlanamıyorum; herkes tarafından sevilmeye ihtiyacım var, aksi takdirde Aksi takdirde, terk edilmiş, kovulmuş, kovalanmış, korkutulmuş hissediyorum Biliyorum, bu aptalca Ama yalnızca sevildiğim zaman yaşayabilirim Elbette kendimi suya bırakmayacak kadar yüreksizdim Ama o gün bugündür her insanla olan ilişkimde, acaba birdenbire bana olan sevgisi biter mi diye bir his duyarım içimde (S. Zweig, Clarissa, sa:30) O güzelim : O güzel varlık, şey

12 Ama o küçük maymun ne yapsa beğenirsiniz, kaşla göz arasında kuşcağızın kafasını koparmasın mı! Yemin billah, böyle bir adilik beklemezdim ondan. Aslında, komutanım, kafasını kopardığı bir serçe falan olsaydı gene sesimi çıkarmazdım, ama o güzelim cins kanaryanın acısı içime oturdu doğrusu. Görecektiniz, nasıl lüpletti hayvancağızı, tüyleri havada uçuştu! Sonra da keyiflenip mırıl mırıl mırıldanmaya başladı. (Y. Haşek, Aslan Asker Şvayk, Cilt:I, sa:190) Oğlan; Oğlancık : Eşcinsel erkek çocuk; Normal erkek çocuk; İskambil kağıtlarında Vale Üç çeşmen olsun isterdim bal akan; beşinden süt aksın, onundan şarap, on ikisi kokular saçsın; ikisinden taze su, üçünden buzlu sular aksın; bir kızla bir oğlan dursun her çeşmenin başında. Kaval çal kavalcı, benim için. (Anonim, antikçağ anadolu şiiri antolojisi, sa:171) Bezdim şu hayattan daha yirmi ikime basmadan Ey Aşk Tanrıları! Nedir bu işkence? Neden yakarsınız içimi? Diyelim öldüm, ne yapacaksınız? Doğrusu tanrılar, siz şaşkın oğlanlar, yine zar atıp duracaksınız. (Asklepiades, antikçağ anadolu şiiri antolojisi, sa:54) Philadelphia dışında ormanlık bir bölgede, cinayete kurban gitmiş bir oğlan çocuğunun cesedi bulunmuş... oğlanın kimliği bile saptanamamış. Kim olduğu, nereli olduğu, neden orada bulunduğu - tüm bu sorular yanıtsız kalmış. Sonuçta, vaka rafa kalkmış. (P. Auster, Hayaletler, -New York Üçlemesi 2-, sa:14) Brick, bunların tümüne kuşkuyla bakıyor. On beş yaşındayken yüreğini hoplatan Virginia Blaine sınıfın en güzel kızıydı ve ne zaman salına salına yürüyüp gitse bütün oğlanlar dile getirmedikleri bir arzu ve şehvetle kıvranırlardı. Brick ona buluşma teklif edeceğini söylerken doğruyu söylemiyordu. Hiç kuşkusuz bunu teklif etmeyi isterdi, ama o yaşta bunu göze almaya yüreği yetmezdi. (P. Auster, Karanlıktaki Adam, sa:42) Sallar kente arada bir uğramaya başlamıştı; artık ağabeyimin elinden tutmadan tek başıma gidip bunları görebiliyordum. Aradan bir süre geçti; günün birinde gazetede okuduk ki, kendisiyle sokakta sık sık misket oynadığımız bir arkadaşımız, babası tarafından öldürülmüştü: oğlan komünistti, azılı bir komünist, koyu bir komünist, zeki bir çocuk, ama babası sosyalistti. (H. Böll, Gül ve Dinamit, sa:270) Alışverişe çıkacağı zaman önce bu kağıtları çıkarır, kağıt oyunundaki gibi ardı ardına açar bakar, sonra fal açıyormuş gibi yan yana dizip önemlilik derecelerine göre, asları, papazları, kızları, oğlanları birbirinden ayırırcasına küçük yığınlar meydana getirir... Ve bir kağıt parçası daima cüzdanında bulunur, özellikle önemli olduğu kırmızı kalemle işaretlenmiş olan ve benim her ziyaretimden sonra yırtılan, ama hemen ardından yeniden yazılan ve üzerinde şu yazı okunan bir kağıt parçası: Oğlanla konuşulacak. (H. Böll, İlk Yılların Ekmeği, sa:61) Her nedense beni oğlan sanmıştı herhalde ama değildim ve ona yardımcı olamazdım. Dünya bu, diye düşündüm, bu dünyanın bin bir türlü hali vardı. (Ch. Bukowski, Büyük Zen Düğünü, sa:25) Çevremizdeki oğlanlar, İşte, albay orada... Üf, gelinin elbisesine bak. Müthiş güzel, diye aralarında konuşuyorlardı. Konuklar masalara oturdular, garsonlar şarap getirdiler ve orkestra çalmaya başladı. Patlamış mısır satıcısının çevresini çığlık çığlığa oğlanlar almıştı, aldıkları mısırları oracıkta gövdeye indiriyorlar, boşalan kağıt torbaları yerlere atıyorlardı. (P. Coelho, Hac, sa:97)

13 Tek kelime konuşmuş değillerdi, ama Maria, gün içinde en çok o tozlu yolda geçirdiği anları sevdiğini fark etti; güneşin tam tepede olmasına, susuzluğuna, yorgunluğuna, kendisi yetişeceğim diye canını dişine takarken, oğlanın hızlı hızlı yürümesine rağmen. (P. Coelho, On Bir Dakika, sa:14) Couture bu melek oğlanın yere değmiyor ayakları fakat yardalık dalgası cennetin değil, hazzın. (Mark Doty-Gökçen Ezber, Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Oğlan yapış yapış olmuş ellerini paltosuna sildi ve öksürdü. Daha sonra ayaklarına baktı, ayaklarında bir çift yeni kahverengi ayakkabı vardı. Bunları Brenda Hala yolculuk sırasında almıştı. Hah işte! dedi, Bunlar gerçek İngiliz ayakkabıları. (L. Durrell, Mekan Ruhu, sa:222) Çömezler şaşkındılar; toy oğlanların duyarlığıyla koro yerine egemen olan gerilimi gene de sezinliyorlardı; tıpkı benim sezinlediğim gibi. Sessizlik ve tedirginlik içinde birkaç uzun dakika geçti. Başrahip birkaç ilahi söylenmesini buyurdu ve günbatımı için Kural ın öngörmediği rasgele üç ilahiyi işaret etti. (U. Eco, Gülün Adı, sa:630) Hiç unutmam, bir akşamüstüydü, komşumuz oğlanların balkonunda mile oynarken aşağıdan onun feryada benzer tiz sesini işitince, başımızı uzatıp: Makineci, makineci diye bağırmış, sonra da saklanmıştık. Yerde bulamadığını sanki göklerde bulacakmış gibi başını kaldırmış, epey aranmıştı. Bir kenara sinmiş yumurcakları nasıl görsün? (İ. Ersevim, Bir Doğumun Hikayesi-Makineci Baba, sa:9) Phaidra nın ona göz koyacağını nerden bilebilirdim ki? Çok geç haberim oldu. Şüphelenmeliydim gerçi. Zira oğlan bana benziyordu. Yani demek istiyorum ki, benim, onun yaşındaydenki halime. Yoksa ben çoktan ihtiyarlamaya başlamıştım. (A. Gide, Thésée, sa:71) AMOR UN MANZARA RESSAMLIĞI Bir oğlan çocuğu belirdi yanımda, Konuştu: Sevgili dostum, nedendir böyle Sürekli bakman bomboş bir kumaşa? Yoksa hepten mi yitirdin Resim yapma isteğini, söyle! (J.W. von Goethe< >, Yarat Ey Sanatçı, sa:17) Kadın olarak böyle koşullarda doğmak daha baştan ölümcüldü. Ama rahatlatıcı diye de nitelendirilebilir: en azından gelecek korkusu yoktu. Falcı kadınlar kilse günlerinde ciddi ciddi oğlanların yazgılarını okuyorlardı ellerinden; kadınlar için ise gelecek, bir şakadan başka bir şey değildi. (P. Handke, Mutsuzluğa Doyum, sa:15) Catherine elini uzattı: Selam, sevgilim, dedi. Sesi pek zayıf ve yorgundu. Selam, bitanem. Nasıl bir şey şu bebek? Hişşşt... Konuşmayın, dedi hemşire. Bir oğlan. Boylu boslu, tombul, esmer... (E. Hemingway, Silahlara Veda, sa:297) Duraklıyorum. Çünkü oğlanlardanm birinin, sıra altında bir şeyler yazdığını fark ediyorum. Ne yazıyorsun orada?

14 Oğlan yazdığını saklamak istiyor. Ver bakayım. Yazdığını elinden çekiyorum. Hınzır oğlan gülümsüyor. Kağıt parçasına bakıyorum. Bütün sözlerim stenografi ile not alınmış. (Ö. von Horvath, Allahsız Gençlik, sa:23) Bir elinde Türk Kahvesi vardı; postacının elini sıkmak için, öteki elindeki sigarayı dudaklarının kıyısına koydu. -Günaydın, Gavrilla Baba! -Hoş geldin, Adrien! Breh breh, amma da şıksın ha! Tıpkı zengin oğlanları gibi. Sana pahalıya çıkmış olmalı... (P. Istrati, Mihail, sa:6) Johnny on altı, on yedi yaşlarında, iri yapılı, çalışmayı seven bir genç olup her gün çiftliğe çalışmaya giderdi. Her zaman temiz, düzenli ve nedenini anlayamayacağım derecede iyi huylu biri idi. Zavallı, hemşirelerden birinin günah keçisi haline gelmişti. Bayan Plump <Şişko> diye adlandırdığımız hemşire o hemşire, onu, bir yolunu bulup sürekli olarak kışkırtmaktan çok hoşlanırdı; sabrı tükenip de oğlancık cevap vermeye kalktığında, Şişko onu kafasından tokatlardı. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:28-9) Ama bir başka fotoğrafta, aklımdan hiç çıkaramadığım gözleri ışıl ışıl, karnı şişmiş, ağzı ve burnu yara ve çıbanlarla kemirilmiş oğlanı görür görmez tanıdım. Kendisini gizemli bir yabanıl hayvana çeviren, yalnızca dişlerin, damağın ve bademciklerin göründüğü o göçüğü tıpkı bize gösterdiği saflık ve doğallıkla fotoğraf makinesine de sergilemişti. (M.V. Llosa, Masalcı, sa:9) Alacakaranlık Göletle oynar tombul bir oğlan çocuk. Rüzgar bir ağaca takılıp dolanmış. Gökyüzü öyle avare ve soluk, Sanki makyaj malzemesiz, rujsuz kalmış. (Alfred Lichtenstein< >-Danyal Nacarlı; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) O gün eşekçim, her günkü gibi beni kente götürmek için eşeğiyle birlikte kapının dışında belirdi. Oğlan bana biraz da alayla, eve gelirken yolda bir Memluk askerinin kafası yüzünden tökezlendiğini anlattı. Ben anlattıklarına gülmeyince, her şeyi çok ciddiye aldığım görüşünde olduğunu açıklamaktan çekinmedi. Bunun üzerine suratına bir tokat indirdim. (A. Maalouf, Afrikalı Leo, sa:280) Baltaların üstünde oturmakta olan üç siyah oğlanla iki İspanyol çocuk, içinde bulaşık, bulamaç gibi bir yiyecek olan düz bir tabağın dibini kazıyorlardı. (H. Melville, Benito Cereno, sa:36) Koca, koca değildi ki. Gece içer eşşekler gibi, gündüz içer. Geberdi gitti o yüzden vakitsiz. Ne bok yiyecektim bohçacılık etmeyip. Üç oğlan, iki kız başımda. (N. Meriç, Sular Aydınlanıyordu, sa:26) Gelelim öyküme... Esas Oğlan, kötü adamlar tarafından kovalanırken, münasebetsiz bir biçimde ortaya çıkan Esas olacak Kız, bütün işleri altüst eder. Oğlan kaçarken ona ayak uyduramaz, onunla birlikte koşamaz. Koşmaya çalıştığında da kendi kadar münasebetsiz ayakkabılarının yüksek topuklarından biri kırılır... (M. Mungan, Yüksek Topuklar, sa:12) Joe asla okumazdı. O, yıllarca okula gittiği halde, sonunda arka arkaya on satırı yanlışsız okuyamayan oğlanlardandı... Onu bir kere benim Ahbap Çavuşlar nüshalarını karıştırırken görmüştüm; birini eline alıp bir iki paragraf okumuş, sonra da küflü yonca koklayan bir atın yaptığı iğrenme hareketinin aynını yapmıştı. Beni okumaktan soğutmaya çalıştı. Ama benim zeki çocuk olduğuma hükmeden annemle babam bana arka çıktılar. (G. Orwell, Daralma, sa:102-3)

15 Her zamanki gibi komünyona yalnızca bir kişi katılmıştı... Çiftlik ten ihtiyar Bayan Mayfill. Kutsal Komünyon a katılım o kadar düşüktü ki, Papaz, pazar günleri dışında kendisine yardımcı olacak oğlan çocukları bile bulamıyordu. (G. Orwell, Papazın Kızı, sa:13) Kara eşeklerin yer titreten tırısı Birbirine karışan şarkılar ve yakınmalar Tacirlerin sakalları arasında Çekiç darbeleriyle kırpılan uzun ışık Sessizliğin açıklarında Oğlanların haykırışları Patlarlar (O. Paz, Kartal Mı, Güneş Mi?, sa:68) İLK KUDAS TÖRENLERİ I Kızlar kiliselerin demirbaşı gibidir Akşam duası ile, görevler biter birmez Gençlere cilve yapar, kırılıp dökülürler, Oğlanlara gelince; yanlarına varılmaz Kahvelerde tanınmış evleri çekiştirir Ve acayip şarkılar söylerler avaz avaz. (A. Rimbaud< >, Dizeler, sa:109) OZANIN ODASI gözlüğünün ardından aydınlık içindeki konuğunu gözlüyor; sözcüklerin gerisine gizlenmiş, tarih boyunca, kendi bulduğu maskeler arkasında, uzak, güvenli, parmağındaki yakut yüzüğün belirsiz yansımasıyla insanların dikkatini avlıyor, ve her zaman büyük bir hevesle, toy oğlanların şaşkınlık içinde, dilleriyle kuruyan dudaklarını ıslattıkları anda yüzlerinde beliren anlatımın tadını çıkarıyor. (Y. Ritsos< >, bir mayıs günü bırakıp gittin-kavafis için on iki şiir, sa:139) Kermese gideceğim. Böyle, bin dereden su getirmeye ne lüzum var? Bu çok doğal bir şeydi: Orada müşteri peşinde dolaşan karı kılıklı oğlanları seyredecekti. Sébastopol Bulvarındaki Kermes kendi alanında ünlü bir yerdi. Durat Şirketinin kontrolörü sonradan öldürdüğü o küçük orospuyu orada tavlamıştı. (J.-P. Sartre, Akıl Çağı, sa:133) Ufaklığı sevmiyordum. İpince bir yüzü vardı; korku, ıstırap yüzünü yüz olmaktan çıkarmıştı, bütün çizgilerini bozmuştu. Üçgün öncesine kadar canlı bir oğlandı; böylesinden hoşlanabilir insan. Ama şimdi yaşlı bir ibneye benziyordu, ne yapılsa ne edilse bir daha gençleşemeyeceğini düşünüyordum. (J.-P. Sartre, Duvar, sa:17) Seyredip haz duyar ya çökmüş bir baba hani Kabına sığamayan delifişek oğlandan, Ben de, kaderim yaman sakat edeli beni, Huzur duyarım senin erdeminden, vefandan. (W. Shakespeare< >, Tüm Soneler, no:37, sa:115) Bakın Doktor Pereira, dedi kısa boylu sıska yalak bir havayla, dulsunuz ve kadınlarla birlikte olmuyorsunuz, gördüğünüz gibi, hakkınızda her şeyi biliyorum, sakın genç oğlanlar olmasın hoşunuza giden? Pereira, yeniden eliyle yanağını ovuşturup, rezil bir insansınız dedi. (A. Tabucchi, Pereira İddia Ediyor, sa:158)

16 (Mirabeu nun) babası, fizyokratların dostu ünlü Marki de Mirabeau ( ); yazdığı eserlerden birinin adıyla, insanların dostu olarak tanınıyor. Ne var ki, bu insanların dostu, baba olarak hiç de şefkatli değildir. Oğlan, gerçi haşarının teki, ama baba da bir cehennem zebanisi gibi tepesindedir. (S. Tanilli, Fransız Devrimi nden Portreler, sa:115) Akulina Teyze nin arkasından, sırtında yalnızca gömleği olan, başı açık, fırlak karınlı bir oğlan çocuğu kalın, çarpık bacaklarıyla paytak paytak yürüyerek geliyordu. Akulina Teyze kucağına alarak; -Arkama takıldı, dedi. Bırakacak kimse de yoktu. (L. Tolstoy, Efendi İle Uşağı-Çilekler, sa:112) Yine hayranlıkla sordum: Şimdi kadın mısın yani? Kadınlığa hazırım. Bir oğlanla yatarsam çocuk doğurabilirim. Sadelik ve ciddiyetle söyledi. Gözlerim mavi, saçlarım kestane der gibi... (D. Tomazani, Konuşmayan Su, sa:141) Marcus tan hiç iz yoktu. Diğer oğlanlar sağlam ve neşeliydiler. Magdelena Tilsen in karnı burnundaydı. Johann samimiydi. Öğle yemeğinde av etiyle pişirilmiş börek servisi yapıldı. (R. Tremain, Müzik ve Sessizlik, sa:133) İkisi de güzel, yakışıklı, tatlı yüzlü, kara gözlerinden sevinç ve sevgi okunan iki kızı vardı, bir de oğlu... Oğlan biraz babasına benziyordu ama gene de pek hoş bir çocuktu. Çiftlik sahipleri arasındaki konuşmalarda Anna Martinovna, dingin, ağırbaşlı duruyor, söylenenlere ne ayak diriyor, ne de açgözlülük gösteriyordu. (I. Turgenyev, Bozkırda Bir Kral Lear, sa:103) PETER - Niçin onunla gitmedin, budala oğlan? Durmadan peşinde koşmazsan, seni asla sevmeyecek. Kadınlar üzerlerine düşülmesinden hoşlanırlar. MICHAEL - Vera nın dediğine göre, zaten üzerine fazla düşüp, onu rahatsız ediyormuşum. Peter Baba; korkarım ki beni asla sevmeyecek. (O. Wilde, Vera veya Nihilistler, sa:29) Böbürlenen oğlanlar, dedi Louis. şimdi koskoca bir takım olarak kriket oynamaya gittiler. Hep birlikte şarkılar söyleyerek büyük bir at arabasıyla uzaklaştılar. Defne ağaçlarının oradaki köşenin hepsinin başları aynı anda dönüyor. Şimdi böbürleniyorlar. Larpent in ağabeyi Oxford takımında futbol oynamış. Smith in babası Lordlar Kriket Klübü nün yüz yıllık üyesiymiş... (V. Woolf, dalgalar, sa:34) Oğlan -çünkü günün modası bir bakıma gizlese de cinsiyeti sugötürmezdi- çatı kirişlerinden sarkan bir Mağribi kellesine kılıç sallamaktaydı. Kelle eski bir futbol topunun renginde ve çökmüş avurtlarıyla bir hindistancevizinin üstündeki tüyleri andıran bir iki tutam sert, kuru saçı saymazsak, eski bir futbol topunun biçimindeydi. (V. Woolf, Orlando, sa:17) CENAZE ARABASINI SARSMAYA BAŞLAYAN OĞLANLAR Yaşlı üniversite hocası ilerler, onun çelik kasası bir filedir. Bilir Horace hakkında bilinen her şeyi, ama alet kutusu taşımaz. Küçük oğlanlar çığlık atar Cambridge güneşinde. Birdenbire stop etti cenaze arabası ve ne yapılacak? (Kit Wright<d.1944>-Nice Damar; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Halbuki, bir hektar toprağı ıslah etmek için yüz frangı gözden çıkaramazlar! Güvenleri kalmamış; babalar, ayakları tutuk beygirler gibi, basmakalıp işler içinde dönüp duruyorlar; kızlarla oğlanlar, inekleri bırakıp gitmekten, tarlanın toprağından silkinip şehre savuşmaktan başka bir şey düşünmüyorlar... (E. Zola, Toprak, Cilt:I, sa:201-2)

17 İlk başlarda çekinen, saygıyla geride duran bütün o insanların arasında, tepeleme doldurulmuş arabanın üstüne oturup ayaklarını sallandırıyor, oğlanlarla birlikte gülüyor, daha sonra dansa gidildiğinde de onların ortasında fır dönüyordu. (S. Zweig, Amok Kuşucusu-Bir Çöküşün Öyküsü, sa:10) Oğlancı, oğlancılık : Sübyan; Genç çocuklarla cinsel ilişkide bulunan ergin erkek; bu tür cinsiyeti yaşama (Argo). Bk.: Sod, Sodomy yıllar önce çevirdiğim Pierre Clastras dında bir Fransız antropoloğun: Chronicles of the Guayaki Indians-Guayaki Yerlilerinin Kroniği kitabında, Güney Amerika nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan ufak, ilkel bir kabilede Krembegi adında bir eşcinsel vardır; onun yatabilecği insanlar ve gerekçesi şöyle anlatılır: Atchei (Guayaki) sosyal yaşamının temeli, aile grupları arasındaki bağlara, karşılıklı evlilerle, kadınların sürekli takasıyla biçimlenip oluşan ilişkilere dayanır. Bir kadın dolaşıma sokulmak; babası, erkek kardeşi ya da oğlu olmayan bir erkeğin karısı olmak için var olur: İnsanlar bu yolla pitcha <müttefik, dost> kazanırlar. Oysa kadın gibi yaşasa bile bir erkek nasıl dolaşıma sokulabilir? Örneğin, armağan edilecek Krembegi ye karşı ne verilebilirdi? Eşcinsel olduğu için böyle bir şey hayal bile edilemezdi. Bütün toplumların temel kuralı, ensest in <kan akrabaları arasında cinsellik> yasaklanmasıdır. Krembegi, kyrypy-meno <anüssever> olduğu için toplum düzeninin dışına düşüyordu Krypto-meno olan bir erkek, müttefikleriyle seks yapmaz. Bu kural, erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkilere egemen olan kuralların tam tersidir. Eşcinsellik ancak ensest biçimde olabilir; Oğlancılık sadece erkek kardeşler arasında olur, ensest in bu metaforu, toplum yapısına zarar vermeden -bir kadınla erkek arasında- asla mevcut bir ensest olamayacağını bildiren bir kesinliktedir. <Paul> (Auster, Paul-Coetzee, J.M.; Şimdi ve Burada, Mektuplar , sa:73-4) Kimse için hiç bir zaman mazeret olmamalı, işte başlangıçta ilkem bu benim. İyi niyeti, değerlendirecek hatayı, yanlış adamı, hafifletici nedenleri kabul etmiyorum ben. Bende kutsama yok, af dağıtma yok. Yalnızca toplama yapılır, sonra, Şu kadar tutuyor. Siz bir sapıksınız, şehvet düşkünüsünüz, yalan hastasısınız, oğlancısınız, sanatçısınız v.b. denir. İşte böyle. O kadar katı. (A. Camus, Düşüş, sa:88-9) Lucien anlamak için işi ciddi tutuyordu, ama pek çok şeyi yakalayamıyordu ve şaşırmıştı, çünkü Rimbaud oğlancıydı. Bunu Bergere e söyledi; Bergere katıla katıla gülerek Niçin şaştın, dostum? dedi. Lucien çok sıkılmıştı. Kızardı ve bir dakika süresince var gücüyle Bergere den nefret etti. (J.-P. Sartre, Duvar-Bir Yöneticinin Çocukluğu, sa:181) -... Ama Osman Ağa mız gayetle iyidir. Ardından lafederler. Ben hiç aldırmam. Kızdırmayacaksın. Evet, öfkelendi mi babasını dinlemez. Oğlancı derler. Cenabet gezer derler. Günahı boynuna. (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, sa:48) Defterdar emeklisi Süleyman Bey nasıl bildi bize particiliğin yaramayacağını. Sökmez dedi. Nah şuraya yazdım, görürsünüz dedi. Keramet sahibi desen, günaha girersin boyunca... Çünkü, herif resmen oğlancı... (K. Tahir, Yol Ayrımı, sa:316)... oğlu... : Sözcüğün derecesini, tekrarlayarak yükselten bir deyim, i.e.: eşşek oğlu eş.. hayvan oğlu hayv. Bu Halil Bey eşraftandı. Büyüktü ailesi. Dedesi mütesellimdi (teslimat memuru). Ailesi kuruldu kurulalı o bölgelere hükmetmişti. Eşkıyayla, parayla, hükümetle hükmetmişi, hükmetmiş oğlu hükmetmişti. (Y. Kemal, Çakırcalı Efe, sa:31) Polis şefi ürkütücü bir tavırla: -Kim o ağzını açmaya cesaret eden? dedi. Ne efendisi? Hangi Vladimir Andreyeviç? Sizin efendiniz Kirila Petroviç Troyekurov dur, anladınız mı odun oğlu odunlar? (A. Puşkin, Dubrovski, sa:43) Oğlum; Oğul : Kendinden yaşça çok küçük birine, örneğin ebeveynlerden erkek çocuklarına; yabancılar için, kardeşten de daha şefkatli bir hitap tarzı Bugün 17 Temmuz 2006

18 Saçlarım ağardı oğul. Taşımaktan örselendi yıllarım Oysa hala yükseğe tırmanırlar. bir elimle göğe değiyorum artık diğeriyle sana kenetlenmişim sıkı sıkı. Ey, Tanrım (Bojana Apostolova<d.1945>-Kadriye Cesur; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Biliyor musun? diye sordu oğul. Bir dakika, dedi baba, hemen toparlıyorum. Banka hesap numarasının ne olduğunu biliyorsun sanırım? Evet, dedi oğul, para gibi, paraya benzer bir kağıt. Güzel, dedi baba. Öyleyse beni iyi dinle: Şimdi sana Alman mucizesinin ne olduğunu anlatacağım. (H. Böll, Solgun Köpek-Alman Mucizesi, sa:166) Geçiyoruz. Williamstown a vardılar ve otellerine yerleştiler, küçük bir kent için şaşırtıcı derecede büyük, oldukça yüksek altıgen bir bina, dış cephesi koyu renk mermer kaplı ve içerde her taraf kristal ve ayna dolu. Odada bir diyalog başlar. Burada rahat edecek misin? diye sorar oğul. Tabii ederim, diye yanıtlar kadın. Oda on ikinci kattadır ve golf sahasıyla, uzaktaki ağaçlık tepeleri görmektedir. (J.M. Coetzee, Romancının Romanı, sa:10)... ve bana olum git bu senin için belki bizim içinde bi talih ama bu alamanlar dolaş dolaş hep buralara geldiklerine göre arasıra ziyaretimize gelirsin dedi ve ben yeminederim gelicem dedim ama boazım Düümlenmişti çünki anam sanki ölüme gidermişim gibi zırlıyordu (U. Eco, Baudolino, sa:16-7) Hayır, manastırın kötülüğü başka bir şey; onu çok bilende ara, hiç bilmeyende değil. Bir sözcüğün üstüne bir kuşku kalesi kurma. Bunu hiçbir zaman yapmayacağım, diye yanıtladı William. Sorguculuğu bunu yapmamak için bıraktım. Ama sözcükleri dinlemeyi, sonra da onlar üstüne düşünmeyi seviyorum. Çok düşünüyorsun. Oğlum, dedi bana dönerek, ustan kötü örnek olmasın sana. Düşünülmesi gereken biricik şey, yaşamımın sonunda bilincine vardım bunun, ölümdür. (U. Eco, Gülün Adı, sa:104) Ey güçlü Szdaa, dedi alçakgönüllülükle, Sanırım hikayem hoşunuza gitti? Szdaa sıkılmışlığını bir el hareketiyle gösterdi. Siz gençleri anlamıyorum. Belki de yaşlanıyorum ben. Büyük bir hayal gücün var senin, oğul, lamı cimi yok bunun. Ama bilimkurgudan hoşlanmıyorum... (U. Eco, Yanlış Okumalar, sa:69) Bir gün Sahib Fahrettin hazretleri, Sultan Veled hazretlerine yalvararak Mevlana hazretlerinin kendisine nasihatte bulunmasını ve manalar saçmasını ısrarla istedi. Mevlana, Fahreddin, çok dertsiz ve gafil bir adamdır. Uyanık ruhlu değildir. Mana aleminden de habersizdir. İdrak etmek zevki de yoktur. Kime söyleyeyim ve ne diyeyim? dedi. Şiir: Can kulağı olmayınca kime söyleyeyim. Ey oğul, insanın kalbinde söz, kulak için kaynar. (A. Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, Cilt:I, sa:606-7) Savaştan dönen tek oğul, yirmi işçi çalıştıran bir doğramacı olarak, biriktirmek zorunda değil artık, biriktirmek yerine yatırımlar yapıyor, istediğince içki içebildiği gibi, kumar da oynayabiliyor... Yalnızca belediye meclisinde büyük bir geçmişe dayanan ve büyük bir geleceği özleyen ama küçük, unutulmuş bir partiyi temsil etmek için de olsa, yaşamboyu herşeyden elini eteğini çekmiş, dilsizleşmiş babasına karşılık kendine özgü bir dil bile oluşturmuş oğlu üstelik. (P. Handke, Mutsuzluğa Doyum, sa:15) Anthony neşeyle: Pekala, oğlum, dedi. Artık kulübüne gidebilirsin. Karaciğerinin rahatsız olmadığına sevindim. Ama arada sırada para tanrısına birkaç mum yakmayı da unutma! (O. Henry, Gurur ve Samur, sa:53)

19 -Bozkırdan esen yel öldürecek beni -Dediğni anlamıyorum, Marton. -Anlamazsın, efendim, çünkü sen Almansın. Ama ben bu bozkırda doğdum. -Günahlarını dök, oğlum, Piskopos öyle istiyor. (F. Herczec, Paganlar, sa:15) Sonunda cesaret ederek: -Hala şeytanla mı savaşıyorsun, Peder Makarios, diye sordum. -Artık değil oğlum; şimdi ihtiyarladım, o da benimle birlikte ihtiyarladı; gücü yok; Tanrı yla savaşıyorum. Ben hayretle: -Tanrı yla! dedim; peki, onu yeneceğinden emin misin? -Yenileceğimi umuyorum oğlum, sadece kemiklerim kaldı; onlar direniyor! (N. Kazancakis, El Greko ya Mektuplar, sa:214) Enerjik, sessiz el kol sallamalarıyla vedalaştıktan sonra, vagonda Rivet ye şöyle dedim: Sen kaba herifin tekisin! O da karşılık verdi: Bak oğlum, beni iyiden iyiye çileden çıkarmaya başlıyorsun. (G. de Maupassant, Madam Tellier nin Evi-Şu Morin Domuzu, sa:290) Anne günde on altı saat çalışır, parça başına beş santime yırtık çorap örerken oğul, temiz pak giyinmiş, Montparnasse ta o kahve senin bu kahve benim aylak aylak dolaşırdı. (G. Orwell, Paris ve Londra da Beş Parasız, sa:21) Lario ve Chelino ile birlikte tepeye çıkıp eğlendiğimiz günlerdeki isteklerim. Daha hiçbir şeyin olmadığı, Amelio nun dünyada olduğu günlerin. Yalnızca bir yıl geçmişti. İnanılır gibi değildi. Roma yı seviyor musun? diyordu, peşimden gelen Carletto. İyi yaşanır burada, oğlum. (C. Pavese, Yoldaş, sa:165) FRANTZ (Bağırarak.) - Sizden ayrıldığımda tertemizdim, saftım. Polonyalıyı kurtarmak istemiştim... Şaşırmadınız öyle mi? (Ara.) Ne düşündünüz peki? O ana dek hiçbir şeyden haberiniz yoktu ve birdenbire gerçeği öğrendiniz. (Daha çok bağırarak.) Ne düşündünüz, Tanrı aşkına söyleyin ne düşündünüz? BABA (Derin bir hüzün ve şefkatle.) : Zavallı oğlum! (J.-P. Sartre, Altona Mahpusları, sa:345) Oğul : (HIRİST., DİN) : Tanrı nın oğlu: Hazreti İsa -Ey bütün öteki yaratıklardan daha şanlı ve alçak gönüllü, ezeli fermanın mukadder kıldığı, kendi Oğlunun kızı olan bakire Ana. Sen insan yaradılışını öyle asilleştiren bir kadınsın ki, Yaratıcısı yaratığı olmayı kendisi için küçüklük saymamıştır. Sinemde tutuşan aşkın sıcaklığı ile ebedi sükun içinde bu çiçek (Göksel gülü meydana getiren cennetlikler) böylece gonca verdi. (D. Alighieri, İlahi Komedya, Cilt:III, Cennet, sa:243) Bunu söyler söylemez de son kurtuluş zamanının geleceği, cehennem ateşlerinin söneceği ve Kurtuluşu Olmayan Oğul un, yani şeytanın göğe çıkacağı, Peder in elini öpeceği ve gözlerinden yaşlar akacağı şeklindeki, belki de suçlu olan üçlü düşünce, kafamda şimşek gibi çaktı. Şeytan: Günahkarım! diye bağıracak, Peder de kucağını açıp ona: -Hoşgeldin! diyecek; hoşgeldin oğlum! Sana bu kadar işkence ettiğim için beni bağışla! Fakat düşüncelerimi dile getirmeye cesaret edemedim. (N. Kazancakis, El Greco ya Mektuplar, sa:215) Oğul vermek : Bir kovandaki arıların bir bölümünün, zamanı geldiğinde, arı bey i ile birlikte yeni bir yuva kurmak için ayrıldıkları an DENİZDE YENİLGİ ve gemilerin dağlardan gelen

20 uzun boyunlu bacakları kayıp gitti gemicilerin elinden, fırladı ağızlarından ışıl ışıl bembeyaz çocuklar. Tıklım tıklım deniz oğul vermişçesine soluksuz, ışıksız gövdelerden örtmüştü ölüler bir uçtan bir uca bütün kıyıyı. (Timotheos, antikçağ anadolu şiiri antolojisi, sa:43) Oh : Bazen rahatlık, sevinç; bazen alay, intikam hislerini ifade eden bir ünlem UYKUSUZ GECE Ve her şeyin bittiğini bilmek Yaşamın korkunç bir cehennem olduğunu, Oh! Nasıl da biliyordum Bir gün döneceğini. (A. Ahmatova< >, yaban balı özgürlük kokar, sa:21) Kendi kendime: -Oh! Oh! dedim; evlenmem ve evlenmemem konusunda gizli bir anlaşma var, işin içinden nasıl çıkmalı? -Ötekilerden daha az ikiyüzlü olan okul arkadaşlarımdan biri, düşünmeksizin: -Kayınbaban nerede oturuyor? diye sordu. -Artık kayınbaba diye bir şey yok. (H. de Balzac, Bilinmeyen Başyapıt-Kırmızı Han, sa:101) Evlenmeden kocamış kız kurularının hepsinde de kin duygusundan esinlenerek yaptıkları ve söyledikleri şeyleri daha etkili kılma hususunda bambaşka bir hüner yok mudur? Kediler gibi tırmık atarlar. Üstelik yalnızca yaralamakla kalmaz, yaralamaktan ve ellerine düşmüş zavallıya, Oh, seni yaraladım ya! demekten haz duyarlar. (H. de Balzac, Tours Papazı, sa:46) -Neden pazartesi günleri daha çok hasta oluyor? -Oh! Anlaşlması çok basit... Bizim fakir mahallelerimizde pazartesi, mal sahiplerinin haftalık kiraları toplamaya geldiği gündür. Kadınlar evde bulunmamak için bir bahane arıyorlar, çocuklarını bize getiriyorlar... İçlerinden bazıları çocuklarını sıranın üzerinde bırakır, karşıdaki birahanede içmeye giderler. Konsültasyon bitince, bize bıraktıkları yumurcaklardan birini almaları için, biradan yarı sızmış halde olan kadınları oradan getirmek lazım... Bunlardan dolayı Pazartesi çok zorlu bir gün olur. (A. Maurois, Ruh Tartıcısı, sa:25) FALSTAFF - Oh, içim yağ bağladı. Bana çevirdiğiniz ok, dönüp dolaşıp kendinize saplandı ya. PAGE - Eh, ne çare. Fenton, Tanrı neşeni eksik etmesin. Bükemediğin eli öpmeli. (W. Shakespeare, Windsor un Şen Kadınları, sa:143) O hikayeleri çok dinledim : O masallara, martavallara karnım tok, başımdam çok şeyler geçti Evet, siz de izinli çıkıyordunuz 1914 te, bal gibi çıkıyordunuz. Sen ne biliyorsun? Ha? Orada mıydın yoksa? Değildim, ama babamdan çok dinledim o hikayeleri. Marsilya da mı dövüşmüş yoksa baban, ha? Biz tam iki yıl bekledik bir izin koparabilmek için, gene de en ufak bir nedenle güme giderdi izinler. (J.-P. Sartre, Yıkılış, sa:268-9) Oh la la : (FR. MYTH.) : O-la-la! hayret nidası. Fransız kültüründen ödünç alınmış bir hayranlık ve coşkunluk nidası, örneğin: Vay, aman Allahım, bu da ne?

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ HİKÂYELERİMİZ Annecim Anneler günü Paf ile Puf Tasarruflu olmalıyız İlk hediyem Dinozorun Evi İki inatçı keçi Karne heyecanı Geri dönüşüm Uzun zürafa Becerikli karınca Rapunzel Kırmızı başlıklı kız Hansel

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi ŞEBNEM İŞİGÜZEL Kirpiklerimin Gölgesi ŞEBNEM İŞİGÜZEL 1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi nde antropoloji okudu. İlk kitabı Hanene Ay Doğacak 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları...

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... Hatta Tarsuslular. Dünyanın öbür ucundan gelen Japonlar,Koreliler,Almanlar

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU PAPATYALAR SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası(10 Aralık) Yeni Yıl (31 Aralık-1 Ocak) Yerli malı Haftası SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör.

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör. Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Eylem ve eylemsilerin anlamalarını durum yönünden tamamlayan zarflardır. Eylem ya da eylemsiye

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127

KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 Düzenleyen Administrator Salý, 15 Haziran 2010 Mersin Gazetesi KÜLTÜR SANAT-MAVÝ KARANFÝL-127 YAZIK Abidin GÜNEYLÝ-Mersin Küfürün adýný günah koymuþlar Etsem bana yazýk etmesem

Detaylı

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE 1. SINIF TÜRKÇE Bu kitabın bütün hakları Hacer KÜÇÜKAYDIN a aittir. Yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz ve çoğaltılamaz. Copyright 2015 YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak?

3. Yazma Becerileri Sempozyumu. Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? Çağrışım: Senden Kim Çıkacak? AMAÇ Amacımız dört temel dil becerisinin bir ayağını oluşturan yazma becerisine farklı bir bakış açısı kazandırmak; duyan, düşünen, eleştiren, sorgulayan insanlar yetiştirme

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR ÖTÜKEN Ârif Nihat Asya BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Şiirler: 1 BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR Servet Asya ya Armağanımdır. DESTAN O zaferler getiren atların Nalları altındanmış; Gidişleri akına, Gelişleri akındanmış.

Detaylı

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMU SEVERİM Biz anasınıfı çocuklarıyız, Hem çalışırız,hem oynarız. Çok severiz biz okulu, Yaşasın yaşasın anaokulu. BAY MİKROP Bay mikrop

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ www.armtr.org Yazan: Billur Demiroğulları Çizen: Yasemin Erdem Kontrol: Özlem Küçükfırat Bilgi (Çocuk Gelişim Uzmanı) Bu hikaye kitabının her türlü yayın hakkı Anorektal

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI

FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI FORUM EGE GÜNEŞİ ANAOKULU 3 YAŞ DENİZYILDIZLARI SINIFI AYLIK EĞİTİM VE BRANŞ DERSLERİ PROGRAMI DİL BECERİLERİM VE BEN Hikâye / Öykü / Masal: Yardımlaşalım adlı hikayemizi biz hazırladık. Tekerlemeler:

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ * YAZ MEVSİMİ Yaz mevsimi aylarını öğrenme. Yaz mevsimi panosu hazırlama. Yaz mevsiminde meydana gelen değişiklikleri söyleme. Yaz mevsiminin meyve ve sebzelerini tanıma.

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde.

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde. 1. a) Bende yapışık, sende yapışık Çam ağacı çamda yapışık. b) Sende de var, bende de var Bir kuru çöpte de var. c) Arifsiniz, zarifsiniz Kendinizi neden bilirsiniz? 2. a) Ağzı var, dili yok Canı var,

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR

BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR Resimleyen: Reha Barış Bilgin Adalı BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Çeviren: Süheyla Kaya 3. basım Bilgin Adalı BİZİM SOKAKTA ŞENLİK VAR Resimleyen: Reha Barış cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

YAPACAĞIMIZ SANAT ETKİNLİKLERİ

YAPACAĞIMIZ SANAT ETKİNLİKLERİ KONULAR VE FAALİYETLER ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜLÜK Bu ünitede ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ün hangi şehirde doğduğunu, evini, annesinin ve babasının adlarını, soyadının neden olmadığını, ilk adının Mustafa

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı