Kontrast. Fotoğraf Dergisi Sayı 24/ Temmuz-Ağustos 2011

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Kontrast. Fotoğraf Dergisi Sayı 24/ Temmuz-Ağustos 2011"

Transkript

1 AFSAD ın ücretsiz yayınıdır. Kontrast Fotoğraf Dergisi Sayı 24/ Temmuz-Ağustos Usta İşi Zeynep ŞİŞMAN 5 f/64 Özcan YURDALAN 6 Foto-Yorum Şule TÜZÜL 7 Fotoğraf Dalları Erdal ALTIN 8 Söyleşi Süha DERBENT 13 İmece İlker MAGA 14 Dosya Konusu: Çevre 22 Söyleşi Ahmet Selim SABUNCU 25 İnce Elek Altan BAL 26 Fotoğraf Okuma Ali Rıza AKALIN 27 Kısa Metraj Bora ÇEKİÇ 28 Konuk Yazar Berrin CERRAHOĞLU 29 Kitaplık Tufan PALALI 30 AFSAD Atölye Haberleri ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

2 Başlarken... Merhaba, Bu ay dosya konumuz çevre. Bilinçli ya da bilinçsiz doğaya verdiğimiz zararlar ve çoğu bilim insanı tarafından bunun sonucu olduğu iddia edilen küresel ısınma, iklim değişikliği. Ülkemizde yaşananlar; politik-kişisel çıkarlar uğruna günü kurtarmak için doğaya büyük zararlar veren HES uygulamaları, nükleer santral projeleri, bu konuda yürütülen protestolar, eylemler İşte tam bu noktada biz fotoğrafçılar çevre için ne yapabiliriz? sorusunu farklı görüşler ışığında irdelemek istedik. Bilim insanlarının, uzmanların çevre ile ilgili uyarılarına dikkat çekmek; gezegeni kendimiz ve paylaştığımız tüm canlılar için yaşanabilir kılmak doğrultusunda ve insan kaynaklı çevre sorunları konusunda bilinç yaratmak için fotoğrafın bir araç olarak kullanılabilirliğini sorgulamak istedik. Söyleşi konuklarımızdan vahşi doğa fotoğrafçısı Süha Derbent, yeryüzünde yaşayan yedi büyük kediyi fotoğraflayan, dünyadaki çok az sayıda fotoğrafçıdan biri. Bengal Kaplanını fotoğraflayan ilk Türk vahşi doğa fotoğrafçısı. Köşe yazarlarımızdan İlker Maga nın bu ayki yazısı yazmak üzerine. Bir resim bin kelimeye bedeldir diyen Çin sözünden hareketle günlük retoriğin tuzaklarına dikkatimizi çekerek ben fotoğrafçıyım, yazı neden? diyenlere yazı nın önemini anımsatıyor. Diğer bir söyleşi konuğumuz Ahmet Selim Sabuncu. Otuz yıldır fotoğrafla uğraşıyor. İğne deliği fotoğrafları çekiyor. Bu fotoğraflarla o denli özdeşleşmiş ki, fotoğraf makinesi alamadığı için bu tekniği kullandığını söyleyenler bile olmuş(!). Sabuncu nun Saudek in bir albümüyle ilgili söylediği ise yazmak üzerine can alıcı bir saptama. Prag da Saudek in kitaplarına bakarken onun en ilgi çekici kitabıyla karşılaştım. Kitapta, çizilmiş boş çerçevelerin altında, sanatçı tasarladığı fotoğrafları yazıyla anlatıyordu. Köşe yazarımız Altan Bal, İnce Elek te iyi fotoğrafı şiire benzetiyor ve devam ediyor; İyi fotoğraf ise anlatır. Ne varsa fotoğrafçının kafasında, onu anlatır. Fotoğraf makinesinin karşısında olan yüzler, nesneler, ışıklar, dağlar, denizler o anlatının beden bulması için araçtır. İyi fotoğrafçı karşısında olduğu herhangi bir durumun fotoğrafını çekmez; aklından geçenleri fotoğrafa çevirir. Tıpkı, şairin içinde olup bitenleri kelimelere dökmesi gibi. Bütünlük başlıklı yazısında, Ali Rıza Akalın, bir fotoğrafının çekim tekniğini ve ne düşünüp, neden çektiğini bizlere anlatıyor. Bu sayımızdaki konuk yazarımız, Berrin Cerrahoğlu, Ankara Halkevi nin düzenlediği 1. Fotoğraf Sergisi nin kataloğunu bizlere tanıtırken, o dönemin yarışma koşullarını da öğreniyoruz. Özcan Yurdalan, fotoğraf tüketimi ve fotoğrafik anlatımı irdelediği yazısında kendi deyişiyle, fotoğrafın ister kendi başına bağımsız bir dile sahip olsun, isterse kendini var edebilmek için sözel dilden medet umsun, her ikisinde de bağımsız bir dizgeler bütününe, anlam kodlarına ihtiyacı olduğunu vurguluyor ve teknik bir kayıttan ibaret olmayan fotoğrafçılığın kendi bağımsız dilini taşıyabilmesi için, muhatabı olan insanın iç dünyasında birtakım kapıların veya kanalların açılmasının zorunlu olduğunu belirtiyor. Bir sonraki sayıda buluşmak dileğiyle. Kontrast AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Adına Sahibi Mustafa ERTEKİN Yayın Yönetmeni (Sorumlu Müdür) Koray OLŞEN Grafik Tasarım Levent ÇAĞIN Grafik Derleme Tuğçe Deniz ÇAKIR Yayın Kurulu Ayşe SARAY Şule TÜZÜL Zeynep ŞİŞMAN Tuğçe Deniz ÇAKIR Redaksiyon Ayşe SARAY Katkı Verenler Aysel Altun Nur Altın Yönetim Yeri (Dergi İletişim) AFSAD Bestekar Sok. No: 28/21 Kavaklıdere Ankara Tel: Faks: GSM: İki ayda bir yayımlanır. Baskı: Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Adakale Sok. 32/37 Kızılay - Ankara Tel: Basım Tarihi: Yayın Türü: Bölgesel Süreli ISSN: Kapak Fotoğrafı: Noyan ÜNAL Her hakkı saklıdır. Bu dergide yer alan; yazı, makale, fotoğraf, karikatür, illüstürasyon, vb. nin, elektronik ortamlar da dahil olmak üzere, kullanım hakları AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) a ve/veya eser sahiplerine aittir. İzin almaksızın, hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun, materyalin tamamının ya da bir bölümünün kullanılması yasaktır.

3 Fotoğrafa başladığım ilk günden beri ışığın gücüne inandım. Doğduğum köydeki evimin damından süzülen güçlü; ama sessiz ışığın peşine düştüm. Bu Sessiz Işık sergimi gerçekleştirmeme temel oluşturdu. Işıkları toplamaya devam ediyordum. Karanlıklardan korktuğum için belki de. Işıkla kendimi daha özgür ve güvende, daha kendim gibi hissettiğim için hayatı olduğu gibi tanımak, hayatın içine girmek onun üstesinden gelmek, karanlıkları yenmek umuduyla basıyordum deklanşöre. Işığı olan bir hayatı düşleyerek, yeniden doğduğum kente, Kars a döndüm. Kentin sessiz ve güçlü ışığı beni bekliyordu. Uzaklardan geliyordu, soğuktu, biraz ürkek ve gizemliydi; ama yine de hayatı ısıtıyordu. Sessiz Işık ve Uzak Işık la çıktığım yolculukta, önüm aydınlanıncaya kadar ışıkla alıp başımı gitmeyi, hep gitmeyi düşlüyorum. A. Kadir Ekinci Kars doğumlu. Halen bir kamu kuruluşunda yönetici olarak çalışıyor. Fotoğrafa 1992 yılında AFSAD da başladı. Yönetim ve danışma kurullarında bulundu. AFSAD ın düzenlediği birçok projede yer aldı. Sessiz Işık adlı ilk kişisel sergisi 2001, Uzak Işık adlı ikinci kişisel sergisi 2010 yılında gerçekleşti. 3

4 Usta İşi Hazırlayan: Zeynep ŞİŞMAN Jerry N. UELSMANN Çağdaş fotoğrafın en önemli ustalarından biri olan Uelsmann 1934 yılında ABD'nin Detroit kentinde doğdu, Rochester Teknoloji Enstitüsü ve Indiana Üniversitelerinde fotoğraf üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra 26 yaşında Florida üniversitesinde fotoğraf eğitmenliğine başladı yılında öğretim görevlisi oldu. Şu anda emekli ve kendisi gibi sanatçı olan eşi Maggie Taylor ile birlikte Florida'da yaşıyor. Son kırk sene içinde ABD ve diğer ülkelerde yüzden fazla sergide yer alan fotoğrafları, Metropolitan Sanat Müzesi, New York Modern Sanat Müzesi, Londra Victoria ve Albert Müzesi, Paris Bibliotheque Nationale gibi dünyanın belli başlı müzelerinin kalıcı koleksiyonları arasındadır. Fotoğraf üzerine birçok kitabı bulunan Uelsmann, 1967 yılında Guggenheim ödülü almıştır. Önceleri yerleşmiş beğeni kalıplarına uymayan eserleri ilginç; ama fotoğraf değil diye eleştirilen Uelsmann artık usta fotoğrafçılar arasında yerini almış ve 1981 yılında American Photographer tarafından yaşayan başarılı fotoğrafçılar arasında sayılmıştır. Birden çok negatif ve agrandizör kullanarak bastığı kompozit fotoğraflarını bilinçaltı ve düşlerden temellenen gerçeküstücü sanat felsefesiyle üretmektedir. Negatiflerin dikkatlice manipülasyonu ve pek çok agrandizör süreci ile Uelsmann, sahip olduğu geniş fotoğraf koleksiyonundan bir nevi kes-yapıştır tekniği ile yeni ve eşsiz eserler yaratmaktadır. Öyle ki, "parça"ları uyumlu bir şekilde bir araya getirmedeki yeteneği ile, fotoğrafları, objektif ile görüneni değil, tamamen kendi hayal gücüne dayalı bir gerçekliği yansıtmaktadır. Fotoğraflarının çoğunu kasten isimsiz bırakmış, böylece izleyicinin mümkün olan tüm olası anlamları yorumlamasına izin vermiştir. Uelsmann, fotoğrafların görünen gerçeği tarif etmekten fazlasını yapabileceğini, farklı görüntülerin akıldışı ama iyi planlanmış bir şekilde bir araya gelmesiyle, zihnimizde, fotoğrafı ilk gördüğümüzde aklımıza gelmeyen başka düşünce ve duyguların tetiklenebileceğini savunmuştur li yıllardan beri ürettiği gerçeküstü fotoğrafları mistik, büyülü, melankolik bazen de mizahi öğeler taşımaktadır. Gizemli doğa manzaraları, insan figürleri, iç ve dış mekanlar, pencere, koridor gibi mimari öğeler, suda ya da toprakta sahte yansımalar kişisel semboller taşımakta, aynı zamanda kolektif aklımıza da göndermeler yapmaktadır lı yıllarda fotoğraf, gerçeğin özünü temsil eden bir araç olarak tanımlanırken, Uelsmann soyut düşünce ve duyguları cansız fotoğraf ile birleştirecek bir yol buldu. Sanat dersleri de alan Uelsmann ressam ve heykeltraşlarla çalıştığı sırada, Ansel Adams'ın fotoğrafik görüntünün nasıl görünmesi gerektiğini önceden hesaplayan "önceden-görüntüleme" tarzına bir antitez olarak, "sonradan-görüntüleme" adını verdiği yaklaşımı geliştirdi. Böylece, birden fazla görüntüden oluşan kalabalık içinde derinde yatan esas görüntüyü görme süreci ile karanlık odayı görsel araştırma laboratuvarı gibi kullanmaya başlamıştır. "John Muir'e Saygı" isimli 2004 yılında ürettiği bu gümüş jelatin baskıda, ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki dev sekoya ağaçlarıyla ünlü, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Yosemite Ulusal Parkından bir göl görmekteyiz. Etrafı kayalıklar ve ağaçlarla çevrili bu dağ gölü manzarası Ansel Adams fotoğraflarını anımsatmaktadır. Ancak Uelsmann manzara fotoğrafını, muzip bir şekilde, 1800 lü yıllarda Yosemite Ulusal Parkın oluşması için çaba harcayan doğa bilimci John Muir'in dolaylı, gizli bir portresine dönüştürmüştür. John Muir hayatının çoğunu doğanın korunmasına adamış, kitapları modern çevre bilincinin oluşmasına yardımcı olmuştur. Birden fazla negatifin el baskısı ile Uelsmann, bize gölden yükselen bir kaya üzerinde duran eski bir kitabı göstermektedir. Kitabın kapağı üzerindeki göz ise bu çok özel yeri gören ve düşünen bir bilinci yansıtmaktadır. Photoshop teknolojisinin tüm kolaylıklarını yaşadığımız çağımızda Uelsmann, yedi adet agrandizörün bulunduğu karanlık odasında, yıllar süren çalışmaları sonunda kazandığı deneyimiyle tuhaf düşlerin yer aldığı fotoğraflarını üretmeye devam etmektedir. Ona göre karanlık oda sürekli araştırma ve keşfetme sürecidir. Bir söyleşide şöyle demiştir: "Geleneksel olarak fotoğraf makinesini yaratıcı hareketin en önemli öğesi olarak düşünüyoruz; ama şunu iyi bilmenizi istiyorum ki, aynı karar anı karanlık odada da bulunmaktadır. 4 Ankara Ankara Fotoğraf Fotoğraf Sanatçıları Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim

5 Özcan Yurdalan f/64 GELDİĞİ GİBİ Adına fotoğraf dediğimiz ve görüntünün teknik kaydından ibaret olan yöntemin uygarlık tarihinde önemli bir dönemeç olduğu sıkça söylenir. Bilimsel gelişmelerle ve teknik ilerlemeyle sınırlı tutulan uygarlık algısı, haliyle bu müthiş buluşu baş tacı eder; etmekle kalmaz, piyasa talebi durmaksızın arttığı için yüksek değer biçer. Lakin, fotoğraf ne sadece teknik kayıttır ne de piyasa için bir tüketim nesnesi... İster bu kaygıları taşıyarak fotoğrafla uğraşalım, isterse alabildiğine dar kalıplara sıkıştırılmış hayatlarımızda küçük bir ışık, bir renk yakalama arzusuyla fotoğraf çekelim fark etmez. Fotoğraf aracılığıyla sanat yapanlar da, fotoğrafla haber ve bilgi taşıyanlar da, karnını bu işten doyuranlar da, hoşça vakit geçirmeye çalışanlar da aynı kaptayız sonuçta. Elimizde bir üretim aracı var ve bu araç, yepyeni bir iletişim mecrası olduğu kadar fikrî mülkiyet tanımının da, sanat kategorisinin de yeniden sorgulanabileceği ilginç bir alana işaret ediyor; sanatın ve moral mülkiyet değerlerinin altını üstüne getirebilecek olmadık çıkıntılıklar yapıyor. Fotoğrafçının imzası meselesinden başlayarak elektronik ortamda görüntünün mülkiyeti konusunu nasıl bereketli bir alan olarak ele alıp enine boyuna tartışabilirsek, aynı biçimde sanatın sorgulanmasına ve bambaşka bir sanat algısı inşa etmeye kadar pek çok ilginç mevzuya da fotoğraf aracılığıyla merdiven dayayabiliriz. Kısa süre önce başlayan süreç, gerek fotoğrafın mülkiyeti konusunda, gerekse fotoğraf vasıtasıyla yapılan sanat konusunda önemli ipuçları barındırıyor. Profesyonel galerilerin fotoğraf sanatçılarının işlerini sergilemeye başlamaları, bazı yeni yetme yerli koleksiyoncular ile bir kısım ciddi yabancı koleksiyonerlerin ilgisini çekmeleri dikkate değer; yabancı müzayedelerde memleketten fotoğraf sanatçılarının işlerinin görülmesi de önemli bir gelişme. Fotoğraf için sanat pazarı daha yeni kuruluyor ve bu pazarda hakkıyla tezgah açan, ürün sunan, müşteri arayan fotoğraf sanatçıları bütün gayretleriyle galericileri, menajerleri, simsarları iteleyerek bambaşka bir dünyanın kapılarını zorluyorlar. Fotoğraf âlemi için küçük; ama fotoğraf dünyamız için büyük bir adım. Önümüzdeki zamanda ne olup bittiğini göreceğiz. Bu gelişme ne kadar sürer, nereye, nasıl varır bilemiyorum; ama fotoğrafik görüntünün esas meselesine dair tartışmaları da besleyeceğini düşünüyorum. Esas mesele diye aklımca tanımladığım mevzuyu fotoğrafik görüntünün dili diye özetleyebilirim. Var mı böyle bir şey? Fotoğrafın bağımsız dili olabilir mi? Genel olarak görüntünün dili nden söz etmiyorum ama; o başka, fotoğrafın dili veya dilleri başka. Fotoğraf gibi, cisimlerden yansıyan ışığı yakalayarak suret üreten bir başka teknik daha olmadığına göre, fotoğrafı mesela bir güzel sanatlar alanı olarak resimle, grafikle açıklamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Peki fotoğrafı resim bilgisiyle açıklayamazsak eğer, dilbilgisiyle açıklayabilir miyiz? Yani bir fotoğrafta yer alan imgelerin temsil ettiklerinin sözel dildeki karşılığını usturuplu biçimde yanyana dizerek anlam aramak doğru bir yol mudur? Fotoğraf bağımsız bir ifade aracı veya dil olabilir mi? Doğrusunu isterseniz bu soruya olumlu bir cevap veremiyorum. Benim aklım, fotoğrafik imgelerin sözel karşılıklarıyla kurulabilen bir anlamlar bütünü olarak fotoğrafı ancak anlayabiliyor. Yani ben fotoğrafta gördüklerimi söze tercüme ederek anlayabiliyorum. Bu söylediklerimin ilk bakışta çok yavan geldiğini, hele sanat gibi yüce mertebelere herhangi bir göndermede bulunmadığını biliyorum. Ama fotoğrafı sanatsal kılan unsurun da bizde sıkça yapıldığı gibi bir fotoğrafa bakarak şerbetli cümleler kurmak, duygusal püskürmeler gerçekleştirmek olmadığını biliyorum. Yani bir fotoğraf, bakana ne kadar şiirli laflar ettirebiliyorsa o kadar başarılıdır diyemiyorum. Kahve falı bakmak ile fotoğrafa bakmak arasında bir fark olsa gerek. Hayalgücüyle birlikte çenesi en kuvvetli kişi, en iyi fotoğraf seçicisi, eleştiricisi sayılmaz sanırım. Hele fotoğraf okumanın haber kanallarında yapıldığı gibi o an, o an diyerek haber fotoğraflarının üstünü belagat ile sıvamak olmadığından eminim. Hiç değilse o anlar izleyiciye ucuzundan katharsisler yaşatma gayretiyle tüketilmese... Velhasıl meramım şudur ki, fotoğraf ister kendi başına bağımsız bir dile sahip olsun, isterse kendini var edebilmek için sözel dilden medet umsun, her ikisinde de bağımsız bir dizgeler bütününe, anlam kodlarına ihtiyacı var. Teknik bir kayıttan ibaret olmayan fotoğrafçılığın kendi bağımsız dilini taşıyabilmesi için, muhatabı olan insanın iç dünyasında birtakım kapıların veya kanalların açılması ayrıca zaruri. Yok değilse, fotoğraf da resim gibi, grafik gibi iki boyutlu düzlem üstüne yapılan yerleştirmeler aracılığıyla bir anlam yaratma sanatıysa eğer, o vakit yormayalım kendimizi, şimdiye kadar geldiği gibi gitsin. 5

6 Foto-Yorum ŞEFKAT Hiç söylenmemiş bir küfür gibi dudaklarının kenarında saklanmıştı sözcükler. Dökülseler, ne sözcükler bu kadar ağır, ne de yüzü bu kadar sert olurdu. Ama onunki belki lerin olmadığı, ya da belki, belki lere izin verilmemiş bir yaşamdı Şefkati, geçmişin hangi virajında kaybettiğini hatırlamadı. Hatırlayamadı. Çünkü kaybederken bilmiyordu kaybettiğini. Ne de, bir gün nasıl da dayanılmaz bir ihtiyaçla onu arayacağını. Yokluğuyla varlığını hatırlatanlar gibi Bir fotoğrafla bir kedi arasındaki en önemli ve belki de tek benzerlik; ikisinin de hiç ummadığınız bir anda ummadığınız şeyleri hatırlatabilmesidir. Üstelik asla unutmamak gerekir ki, ne fotoğraf ne de kedi rastlantı eseri çıkar karşınıza. Zamanı bilenlerdendir onlar. Bir gün, zamanını bilen bir kedi ile karşılaştığında hatırladı. Kaybetmişliğin bir çakımlık fark edilişi ile ağzından belli belirsiz bir çığlık gibi çıkan şefkat sözcüğüne, yanındaki arkadaşı belli belirsiz ama sakin eşlik etmişti: evet, sadece kedilere Kedi, paylaşmanın hazzını her zaman tam kıvamında bırakan tüm kediler gibi çekip giderken, yine hatırladı; hayatından, hayatın kıvamını darma duman ederek uzaklaşanları, tüm hatırladıklarına ek olarak Zamansız kadınlar vardır. Zamanları olmadığı için değil, yüzlerine baktığınızda hangi zamana ait olduklarını anlayamadığınız, yaşları ve yaşanmışlıkları sır olduğu için zamansızdır onlar. Ve bütün sırlar, peşine düşmeye değecek hikayeler barındırır. Bir fotoğrafçı Asiye yi arıyordu.* Fotoğraflar, hani biraz da fotoğrafçı ile izleyicinin arayışlarının buluştuğu duraklarda fotoğraftır. Ben sadece bir anlam arıyordum; belki yitirdiğim, belki hiç bilmediğim Hazırlayan: Şule TÜZÜL İyi ve güzelin peşindeki fotoğrafçılar, yaşamın kiri ve dağınıklığını kadrajlarına almazlar, yaşamlarına da almadıkları gibi. Sanırlar ki, kadrajın içi kadardır yaşam. Görmek istedikleri kadar Oysa zamansız kadınlar vardır yaşamda. Kaybettikleri ile zamansız kalan Sonra söylenmemiş sözcükler ve hikayeler vardır Sadece fotoğraflarda olan. Görmek istediğin kadar *Fotoğraf, Cemil Batur Gökçeer in Asiye yi Ararken serisinde yer almaktadır. 6 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim

7 Fotoğraf Dalları HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI Yazı ve Fotoğraf: Erdal ALTIN Erciyes, Kayseri Hava fotoğrafı, yerle teması olmayan bir platformdan çekilen fotoğraflara verilen isimdir. Adından da anlaşılacağı gibi havacılık ve fotoğraf gibi iki uzmanlık alanının birlikte kullanılmasını gerektirir. Hava fotoğraflarını dikey ve yatay olarak ikiye ayırabiliriz. Dikey hava fotoğrafları haritacılık ve çevre düzenlemesi gibi alanlarda kullanılmak için üretilen, ölçeklendirilebilen teknik dokümanlardır. Yatay hava fotoğrafları ise daha çok estetik kaygılarla üretilmiş olan fotoğraflardır ki, bu yazımızda onlardan bahsedeceğiz. Hava fotoğrafının geçmişi zannedilenden daha eskiye dayanmaktadır. Fotoğrafın icadından önce bina ve kulelerden, daha sonra da balon gibi hava araçlarından faydalanarak yüksek bakış açısıyla çizilen resimlere kuş bakışı resim denilmekteydi. Fotoğrafın ortaya çıktığı ilk yıllarda ise uzun pozlama süreleri hava fotoğrafçılığını pek mümkün kılmıyordu. Bu sorunları ilk aşan kişi ise Gaspard-Félix Tournachon, nam-ı diğer Nadar dır. Karikatür sanatçısı olan Nadar, aynı zamanda balonculuk ve fotoğrafçılık üzerine de çalışmalar yapıyordu. Nadar 1855 yılında hava fotoğrafı için patent almasına rağmen ilk fotoğrafını 1858 yılında çekebilmiştir. Işığa duyarlı ıslak plakalarını karanlık bir ortamda hazırlayabilmek için balonunun sepetine çadır kurmak zorunda kalmıştır. Havacılık ve fotoğraftaki gelişmelerle birlikte hava fotoğrafı askerî, idari, arkeolojik ve coğrafi amaçlarla kullanıldı. Balonlar yerine uçaklar, Daguerreotype lar yerine filmli makineler kullanılmaya başlandı. I. ve II. Dünya savaşları esnasında askerî amaçlarla kazanılan yetenekler, savaş sonrası dönemde teknik alandaki sıkıntıların ortadan kalkmasını sağladı. Fotoğrafın görsel bir kayıt tekniği olmasının yanısıra sanatsal bir form olarak da algılanmasıyla, hava fotoğrafında da estetik kaygı taşıyan çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. William Garnett ve Emmet Gowin gibi sanatçıların çalışmaları hava fotoğraflarına sanatsal bir kimlik kazandırmıştır. Günümüzde ise hava fotoğrafları, fotoğraf sanatının nadide örnekleri arasında yer almakta ve yapılan çalışmalar geniş kitlelerce takip edilmektedir. Yann Arthus-Bertrand, Jason Hawkes ve Robert B. Haas gibi fotoğrafçıların kitapları dünyanın pek çok ülkesinde milyonlarca adet basılmakta ve büyük sponsorluk antlaşmalarıyla desteklenmektedir. Türkiye de ise sayıları çok az olmakla birlikte başarılı çalışmalar yapan sanatçılarımız mevcuttur. Orhan Durgut ve Alp Alper gibi hava fotoğrafçıları, bizleri ülkemizdeki doğal güzellikler ve kent manzaralarıyla buluşturmaktadır. Türkiye de ve dünyada, özellikle sportif havacılığın daha ulaşılabilir bir hale gelmesiyle, hava fotoğrafçılığına ilgi giderek artmaktadır. Ayrıca sinema, televizyon ve reklam sektörlerinde havadan çekilen görüntüler giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu konuda uzmanlaşmak isteyen fotoğrafçılar, öncelikle havacılıkla ilgili bilgi sahibi olmalıdır. Her ne kadar ülkemizde hava fotoğrafçılığı ile ilgili bir kurs bulunmasa da kendini fotoğraf konusunda yeterli hissedenler, havacılık kulüpleri veya uçuş okullarına başvurarak havacılıkla ilgili bilgi ve becerilerini arttırabilirler. Unutulmamalıdır ki, hava fotoğrafçılığı her zaman ekip olarak yapılan bir faaliyettir. Benzer teknik uygulamalarda olduğu gibi, ekipiçi diyalog ve uyum çok önemlidir. Ayrıca, bir hava aracında PPL (Private Pilot License) seviyesinde bir kurs almak sizi uçtuğunuz hava aracı, ekip ve meteorolojik şartlar hakkında bilgi sahibi yapacaktır. 7

8 Söyleşi Söyleşi: Şule TÜZÜL-Murat PULAT Fotoğraflar: Süha DERBENT SÜHA DERBENT: Ke(n)dime giden yol yıldır profesyonel fotoğrafçılık yapıyor. Cumhuriyet Gazetesi, Atlas Dergisi ve Marie Claire Dergisi için gezi fotoğrafları çekti. Gezi National Geographic Traveler Dergisi nde iki yıl görsel yönetmen olarak çalıştı. İskandinavya'dan Madagaskar'a, Sri Lanka'dan Kanada'ya kadar 60'tan fazla ülke gezdi. Son 20 yılını vahşi doğadaki hayvan davranışlarını, özellikle büyük kedileri fotoğraflayarak geçiren Süha Derbent, Türkiye nin tek profesyonel vahşi doğa fotoğrafçısı. Yeryüzünde yaşayan yedi büyük kediyi fotoğraflayan, dünyadaki çok az sayıda fotoğrafçıdan biri. Bengal kaplanını fotoğraflayan ilk Türk vahşi doğa fotoğrafçısı. Fotoğrafla ilgilenmeye başladığım ilk zamanlardan beri her çalışmasını takip ettiğim birkaç fotoğrafçıdan biri. Nasıl peşine düşmem ki? Balkan Naci İslimyeli nin dediği gibi; o, doğanın başyapıtı olan kedilerin dünyasına yaptığı zorlu yolculukta, büyük bir sanat eserine sessizce yaklaşan yorumcunun saygılı, sevgili ve yaratıcı duruşunu sonuna dek incelikle korumayı başarmış bir fotoğrafçı. O dünyanın dört bir yanından, vahşi doğanın kahramanlarını bizlerin seyrine taşırken, ben o fotoğraflara bakarak insana ve insanlığa dair ne çok eksiğimiz olduğunu; sabrı; doğal ve sıradan olabilmenin yüceliğini; beklentisiz ve karşılıksız sevginin büyüklüğünü o canlılardan öğrendim. Fotoğrafı sadece o canlılara ulaşmanın, onlara yakın olabilmenin bir aracı olarak kullanan Süha Derbent, yaşam biçimi ve yaşamdaki duruşu, hayata bakışı, işine olan saygı ve sevgisi kadar, doğa ve doğadaki tüm canlılarla olan özel iletişimi ile kendime örnek aldığım insanlardan biri, o benim kahramanım. Sevgili Murat Pulat ile birlikte gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiden en az bizim kadar keyif almanız dileği ile... Vahşi doğa fotoğrafçısı kimdir? Doğada hayvan çeken herkese, örneğin kuş fotoğrafçıları da kendileri için bu tanımı kullanıyor, vahşi doğa fotoğrafçısı denebilir mi? Türkiye de senin gibi bu işi yapan kaç kişi var? Hedef olarak ya da uzmanlık olarak bunu seçmiş, sadece bu alana yönelmiş herkes için bu söylenebilir. Türkiye de çok fazla kuş fotoğrafçısı var; bence iyi işler de yapıyorlar; sadece, bunların tanıtımı ve kullanımı konusunda zayıf kalıyor olabilirler. Ama mesleği bu olup para kazanan başka kimse var mı? Hayır, yok. O da ülkemizin koşullarından kaynaklanıyor. Yani ben bu işi yapıyorum, benden başka da kimse bunu meslek seçmemiş, çünkü ben çok iyiyim, öbürküler beceremiyor değil, tam aksine, ben son derece sıradan biriyim. Sadece çok çalışıyorum. 8 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim Bu kadar çok çalışırsan, bu kadar iş çıkar zaten. Birileri çıkıp daha iyisini yapabilir. Şu anda da vardır öyle insanlar. Sadece, bu iş pahalı bir iş. Bunu yapacak olanakları bulamadığı için insanlar yapamıyordur. Bizde böyle koşullar yaratılmadı. İnsanların daha eğitimleri sırasında yeteneklerini kavrayıp ona göre eğitim veren bir sistem olmadığı için, insanlara fırsat tanınmadığı için, sponsor bulunamadığı için gibi bir sürü şey sıralanabilir. Öte yandan, şunu da çok rahat söyleyebilirim; o kadar da kolay değil. İsteyen birçok kişi bunu yapabilecek durumda; hayatında bununla ilgili bedelleri ödemeye kendini hazır hissedenler, benim ödediğim kadar, belki daha az belki daha fazla bedel ödeyerek bu işe girerse yaparlar. Ben nasıl yaptıysam, onlar da yapabilir. Bir gün olacaktır elbet, daha çok sayıda ve daha iyi yapan insan. Bu bağlamda stok fotoğrafçılığı konusunda ne düşünüyorsun? Senin işlerine olumsuz bir etkisi oldu mu? Firmalar, stoktan elde edebileceklerinin bütçesi benimkine kıyasla çok düşük olduğu için zaten onu kullanıyorlar. Tek farklılık; benim adımla, yani bir markayla böyle bir şeyi yapmaktan kazanç elde etmek isteyen, bundan prestij veya ticari anlamda gelir bekleyen kurumlar benimle çalışmayı tercih ediyor. Öte yandan, havyan fotoğrafı kullanacak olan bir firma, aradığı spesifik fotoğrafı eğer ajansta bulabiliyorsa, gidip vahşi doğa fotoğrafçısına çektirmektense oradan alması ticari açıdan çok daha mantıklı zaten. Hiç kimsede olmayan, ajanslarda satılmayan şeyleri çekebilmek gibi ticari kaygınız varsa bir zorluğunuz var elbette. Bunu yapabilmek için de, bir hayvanın fotoğraf çekimine gitmeden önce ajanslarda neleri var incelemek, onlarda olmayanı çekmeyi hedeflemek zorundasınız ki, ben bunu yapıyorum. Yani yapıyorum derken, başarıyorum anlamında söylemiyorum. Elimden geldiği kadar yapıyorum. Örneğin puma çekmeye mi gideceğim, ajanslardaki puma fotoğraflarını inceliyorum, onların neyi çekemediğini tespit edip onu çekmeye çalışıyorum. Vahşi doğa fotoğraflarının genelde çok etkileyici, büyüleyici ve güzel olduklarını söyleyebiliriz. Çünkü mükemmel sunuluyorlar. Vahşi doğa belgeselleri için de aynı şey geçerli. Peki oradaki yaşam gerçekten öyle mi? Asıl sorum şu ki; bir vahşi doğa fotoğrafçısı olarak fotoğraf ve gerçeklik ilişkisi hakkındaki düşüncelerini öğrenebilir miyim? Burada sadece gerçekliği değil, fotoğrafın da benim için ne anlama geldiğini irdelemek gerekir. Fotoğrafın kendisi bence sadece bir araçtır, ressamın kullandığı boyadan farklı bir şey değil. Ben de bu aracı kullanarak, o an için anlatmaya çalıştığım gerçeklik ne ise, onu anlatmaya çalışıyorum. Ama hepimizin gerçeği de zaman içerisinde, süreç içerisinde değişebildiği için, bana göre gerçeklik de süreç içerisinde değişebilen bir şey. Gerçeklik kavramına bakışım bu. Vahşi doğa fotoğraflarının mükemmel sunulması ya da görünmesi konusuna gelince; evet, aynı fikirdeyim. Ama zaten, sadece vahşi doğa için değil, genel olarak fotoğrafçıların yapmaya çalıştığı şey bu. Bu bir moda fotoğrafı da olabilir. Bu bir kent tanıtımında çekilmiş, ürün tanıtımında çekilmiş bir ürün fotoğrafı da olabilir. Fotoğrafçı onu olduğundan, çıplak bir gözle gördüğümüzden daha iyi göstermeye çalışan kişidir zaten. Çünkü bu bir üründür, bir pazarlama aracıdır orada. National Geographic dediğiniz ya da adı başka olur, bu tür yayın veya belgesel kanalların hepsi pazarlama amaçlıdır. Dolayısıyla, çıplak gözle ve herhangi bir an görebileceğimizden daha iyi şeyler göstermeyi hedef alırlar ve bu anlamda gerçekliği saptırmış olurlar. Ama hani doğada bu yok mu? Var. Ama bunu her an görebilir misin? Tabii ki, hayır. Bu nedenle, sizin büyülendiğiniz o görüntü için fotoğrafçı tarafından bir emek ve çaba sarf edilmesi gerekir. Bazen şanslı olmak da gerekir. Bu anlamda izleyiciyi yanılttıkları söylenebilir. Her zaman anlattığım çok

9 Bunlar benim en çok keyif aldığım şeyler; hayvanın ne yapacağını önceden tahmin edip konumumu, açımı, objektifimi ona göre belirlemek; orada benim beklediğim şeyi yapmasını beklemek ve sonra, onun gelip o hareketi yapması. Bu bizim çok yaşadığımız bir şey. Özellikle kediler için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. basit bir örneği verebilirim. Afrika ya safariye fotoğraf çektirmeye götürdüğüm insanların hepsi, ilk gidişlerinde, bana sanki göç anını, nehir geçişini her gittikleri gün ve sürekli göreceklermiş gibi sorular soruyorlar. Ben yirmi senedir gidiyorum, üç kere gördüm. Ama belgesel kanalını her açtığımızda, hayvanlar nehir geçişi yapıyor. Doğal olarak, insanlar da yanılıyor. O kadar kolay rastlanılası, görülesi bir şey değil. Bu anlamda gerçekliği saptırdığı söylenebilir. Ama zaten amaç bu. Senin çalışmalarında durum nasıl? Bir çalışmada sana ait olan gerçeklikle, pazarlama amaçlı sunulması istenen gerçeklik arasında nasıl bir tercih yapıyorsun? Sana ait gerçekliği çalışmalarına ne kadar yansıtabiliyorsun? Öncelikle, ben hayvanların doğal -hani hepimizin vardır ya böyle aptal hallerimiz, sıradan hallerimiz, aslında pek görüntülenmesini, görülmesini istemediğimiz- işte o hallerini de görüntülemeye çaba gösteriyorum. Aslında en çok buna çaba gösteriyorum. Öte yandan, nihai yönden tek işim bu olduğundan, hayatımı bundan kazandığımdan ve bunu sürdürmek zorunda olduğum için pazarlama stratejilerine yönelik fotoğraflar da çektiğim oluyor. Aynı yere tekrar gidebilmek veya daha başka yerlere gidebilmek için. Çünkü tek gelirim bu, bir işten kazandığım bütçe ile başka bir proje organize ediyorum. Dolayısıyla, ben de bu tür fotoğraflar çekiyorum. Dünyada, aslına bakarsanız en çok bu tür fotoğraflar satıyor. Böyle bir gerçek var. Ama öte yandan ben kendim hayvanların en doğal, en sıradan hallerini de görüntülemeye çalışıyorum. Çünkü aslında onların hayatının önemli parçaları onlar. Hayvanların hangi davranışlarını çekeceğini önceden belirliyor musun, yoksa çekimlerin onların davranışlarına göre mi belirleniyor? Yani konu mu fotoğrafçıya, fotoğrafçı mı konuya yön veriyor? İkisi birden oluyor galiba. Doğrusu hangisi dersen, bence benim konuya odaklanmam, konuya göre davranmam ve ona göre hazırlık yapmamdır ki, biz genelde öyle yapıyoruz. Bizim alanımızla ilgili konuşursak, doğaya hayvan görmeye o kadar çok insan gitmeye başladı ki, hayvanların davranışları da değişmeye başladı. Hatta bir süre önce bu tür tartışmalar vardı: yeter gitmeyin, bütün fotoğraflar ajanslarda var, çekmeyin gibi. Halbuki, sadece çekmeye giden çok az. Görmeye giden çok fazla. Çok basit bir örnek verecek olursak; çitalar avlarını akbabalardan korumak için bizim araçlarımızın altına saklayıp orada yiyorlar. Bu hayvan davranışında bir değişiklik. Hoş olmayan bir şey olarak görülebilir. Öte yandan, bu arazilerde bu ekoturizm sürdürülmese oralarda altın aranacak, maden aranacak, bu hayat devam etmeyecek. Alternatif bir şey sunulamadığı sürece bunu tercih etmek zorundayız gibime geliyor. Fotoğrafçının; fotoğrafı çekerken ve sonrasında, fotoğrafladığından eksilttiği ve/veya ona kattıkları hakkında ne düşünüyorsun? Bunu şu nedenle soruyorum, bir söyleşimizde bana Her fotoğraf aslında bir tacizdir, fotoğrafa konu olan kişi fotoğrafının çekilmesini istese de istemese de bu geçerlidir, hatta bir kaplan için bile geçerlidir, benim çektiğim bir kaplan bakalım öyle görünmek istiyor mu? demiştin. Yani fotoğrafçıyla konusu arasındaki karşılıklı etkileşime dair düşüncelerini öğrenmek istiyorum. Özellikle bir canlıyı fotoğraflamak, bir kere, bu çok tek taraflı bir durum. Ben kendi gözümde nasıl görmek istiyorsam, öyle fotoğraflıyorum. Bu, ona sorulmadan yapılan bir şey ve bu anlamda bunun bir taciz olduğu, bu insan veya hayvan çektiğinde fark etmez, rahatlıkla söylenebilir. Ama öte yandan, benim için o karşılaşmanın ve orada bulunmamın önemi çok büyük. Aslında hiç fotoğraf çekmesem de olur. Onu izlemek benim için çok büyük bir keyif, nihai amacım bu. Fotoğrafını çekiyor olmamın sebebi tekrar oraya gidiyor olmanın yollarını yaratmak. İzleyerek çok fazla şey öğreniyorsun onlardan. Benim ona bir şey kattığım değil, onun bana bir şeyler kattığı söylenebilir. Ama benim ona kattığım da belki şu olabiliyor bazen: hayvanın soyunun tehlikede olduğuna yönelik bir bilincin oluşmasına küçük bir katkı sağlamış oluyorum yaptığım yayınlarda. Benim için çok keyifli bir süreç bu. Bir süre önce ne yapacağını bilmek, onun ne yapacağına dair hazırlık yapmak. Bunlar benim en çok keyif aldığım şeyler; hayvanın ne yapacağını önceden tahmin edip ona göre konumumu, açımı, lensimi belirlemek, benim beklediğim şeyi yapmasını orada beklemek ve sonra gelip onun o hareketi yapması. Bu bizim çok yaşadığımız bir şey. Özellikle kediler için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yapacakları hareketlerin büyük çoğunluğunu önceden tahmin edebiliyorum ve ona göre pozisyon alabiliyorum. Bu, orada kurduğum basit bir iletişim onlarla ve benim en keyif aldığım tarafı. Buna yönelik çalışmaların içerisinde bulunmaktan da bu nedenle keyif alıyorum. 9

10 Söyleşi ve bizim teknenin sesinden de tedirgin olarak, gizlenmek için ormanın içerisine girmek istedi ve girdi. Ama girerken balığı ağzından düşürdü. Biz yaklaştığımızda balık çırpınıyordu ve suya doğru hareket ediyordu. Ben bekleyelim, gelip alır bunu tekrar dedim. Orada bir süre bekledik. Balık tam suya düşecekken jaguar gerçekten çıktı geldi ve balığı ağzına aldı. Bize birkaç poz verdi. İnternetteki araştırmalarımda daha önce rastlamamıştım: böylelikle, ben ağzında pirana olan bir jaguar fotoğrafı çekmiş oldum. Benim için enteresan bir olaydır. Daha sonrasında da 4-5 kez jaguar gördük; ama böyle bir sahneyi görmek herhalde bir daha mümkün olmayacak diye düşünüyorum. Benim için keyifli ve özel bir andı. Fotoğrafçılıkta çekim yapmadan önce konuya dair ciddi bir araştırma yapmak, bilgi birikimi oluşturmak önemli. Ama sizin işinizde konuya ait araştırmaların yanısıra, fotoğraf çekerken karşılaşacağınız zorluklar ve hayatta kalmayı başarmak konusunda da hazırlık yapmanız gerek. Çekimlerinde bu anlamda ne tür zorluklar yaşıyorsun? Son çalışmalarımdan birinden bahsedeyim. Brezilya Pantanal a jaguar fotoğraflamak için gitmiştik. Gerçekten Afrika gibi değil, çok ağır doğa koşullarında çalışılıyor. Hava 40 derece, yüzde yüz nem var. Bazen hava 60 derece, çok sıcak oluyor. Pantanal 250 bin km 2 lik yani Türkiye nin üçte biri kadar bir sulak alan. Üzerinde kılcal damar gibi, milyonlarca nehir kolu var. Biz üstü açık bir sandalın, alüminyum bir teknenin içerisinde nehir üzerinde günde 10 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim km civarında yol yaparak, jaguarın nehir kıyısına su içmeye ya da avlanmaya gelmesini bekliyor, onu arıyorduk. Jaguar akuatik bir hayvan; dalabiliyor, dalıp avlanabiliyor. Orman Pantanal da çok yoğun, ormanın 15 cm içerisi zifiri karanlık. Dolayısıyla, hayvanın gerçekten kıyıya gelmesi lazım. O sıcakta sandalın içinde baygın düşüyor insan. Ben onbir kilo verdim bu seyahat sırasında, bir ay içerisinde. Uzay aracı gibi bir sürü böcek geliyor, konuyor, sokuyor her tarafınızı. Sivrisinek bulutları var. Yağmur yağdığında sandalın içerisinden su boşaltmayı bırakırsanız hemen batarsınız, o kadar hızlı yağıyor. Bir de timsahlar var. Ortam böyle işte. Bir gün uzaktan, bir jaguarın ağzındabalıkla kıyıya doğru yüzdüğünü gördük. Tekneyi oraya doğru yönlendirdik. Biz yaklaşana kadar jaguar kıyıya çıktı Fotoğraf adına hedeflediğin projeleri tamamladığını basından biliyoruz. Yüz Yüze isimli bir kitabın var, ama tamamladığın projelere ait bir kitap daha yapmayı planlıyordun. Bunlardan kısaca bahseder misin? Bu doğrultuda geleceğe dair planlarını paylaşabilir misin? Yeryüzünde yedi büyük kedi var; aslan, leopar, kaplan, çita, kar leoparı, puma ve jaguar. Ben aşağı yukarı 20 yıl önce bu işe başlarken, yedi büyük kediyi fotoğraflamaya, bunlarla bir sergi ve bir kitap yapmaya yönelik bir hedefle başladım. 2-3 yıl oldu, yedi kediyi fotoğraflamayı tamamladım. 7kedi isimli bir de sergi açtım. Kitap yapmaktan şimdilik vazgeçtim. Son 4-5 yıldır da fotoğrafla ilgili temel bilgisi olan, zaten fotoğraf çeken ve hayvan davranışı fotoğraflamak isteyenleri, hayvan fotoğraflamak isteyenleri, dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun götürüp o fotoğrafları çekmelerine destek veren bir tür organizasyon, danışmanlık da diyebiliriz, bir hizmet veriyorum. Son dönem ağırlıkla buna devam ediyorum. Bu işlerin sezonları dışındaki zamanlarda şehirde bulunmaktan da çok keyif almadığım için, Vatan Gazetesi nde seyahat haberleri yaptığım bir sayfa var, her hafta bu ne-

11 denle ayrıca seyahat ediyorum. Haftada 1-2 gün şehirde kalıyorum. Geleceğe yönelik yapmayı düşündüğüm işler var. Bu yılla ilgili bir planım vardı fakat zaman ayırıp projeyi satmakla ilgilenemedim. Antartika da buzulları ve penguenleri çekmeye niyetim var. Bu yıl olmasını çok istiyordum. Bu yılın şöyle bir önemi var: güney kutbunun Amundsen tarafından keşfinin 100. yıldönümü ve dünyada bununla ilgili çok fazla etkinlik yapılacak. Fakat çok bütçeli iş o da. Bu yıl bunu kaçırdık. Daha sonraki yıllarda bir şekilde bunu yapmak istiyorum. Onun dışında yapabilirsem, zor görünüyor ama melanistik leopar ya da melanistik jaguar da çekmek istiyorum: siyah leopar ve siyah jaguar. Bunlarla ilgili araştırmalarımız var; ama doğada görüntülemek çok zor ve görüntüleyen çok az insan var. Oldukça yüksek bütçeleri var. Çekim garantisi olmadan, bir firmadan böyle bir bütçeyi alıp gitmek bugüne kadar yaptığım işlere çok uygun değil. Belirli taahhütlerle proje satıyorum. Bunu taahhüt edemeden bu projeyi satmak ne kadar doğru ya da satılabilir, o konuda endişelerim var. Ama bir şekilde, sponsor olmadan, bütçesini kendim yaratıp, gidip yapmak gibi bir fikrim var. Belgesel çalışan biri olmana rağmen, son sergin 7Kedi de bir kısmı siyah beyaz sunulan fotoğraflarınla sadece bir vahşi doğa sergisi değil, sanatsal boyutu da olan bir sergi ile karşımıza çıktın. Çalışmalarının sanatla olan ilişkisini değerlendirebilir misin? Öncelikle tamamen kişisel görüşüm şu: sanat çok daha yukarıda olması gereken bir şey. Ben herhangi bir sanatsal kaygı taşımadan fotoğraf çekiyorum. Hani birileri bunun sanat olduğunu söylerse, eyvallah teşekkür ederim; ama Bilinç olarak herkesin, tüm canlılarla, doğayla eşit büyüklükte bir parça olduğunun ve onlardan daha fazla hakkı olmadığının, ancak onlar kadar doğa üzerinde hakkı olduğunun, doğanın sınırsız bir kaynak olmadığının, bir gün tükenebilecek bir kaynak olduğunun farkına varması gerekiyor. böyle bir beklentim de yok. Fotoğrafın, özellikle bir belgesel fotoğrafın sanat olabilmesi çok da kolay olmasa gerek. Böyle bir hedef de koymadım kendime. Dolayısıyla, benim fotoğraflarım tamamen kendi çapında, belgesel olabilir mi acaba? diye çektiğim fotoğraflar. Sanat olup olmadığını düşünmedim yaptığım işin. Ama olamaz diye bir şey de söyleyemem. Bir başkası mutlaka daha iyisini yapabilir. Ama ben kendi adıma, fotoğraflarımda böyle bir unsur görmüyorum. 7Kedi adlı son sergimde bazı fotoğraflarımı siyah beyaz kullandım. Çünkü bazen, hayatın sadece siyah ve beyaz olduğunu düşünürüm. Yani tamamen öznel bir nedeni var. 11

12 Vahşi doğa dışında da bazı fotoğraf çalışmaların var. Onlardan da bahsedebilir misin? Vahşi doğa çekmeye başladığımdan bu yana, aslında, çok nadir olarak başka işlerle ilgilendim. Ama vahşi doğa çekmeden önce ilk fotoğrafa başlarken ben zaten maden işçileri çekerek başlamıştım. O işle ilgili de uzun zaman çalıştım. Yani, yer altında yer üstünde defalarca gittim geldim. O büyük madenci yürüyüşüne katıldım. Oralarda çektiğim fotoğraflar o zaman Amerika da bazı gazetelerde yayınlandı; ama sonrasında buna devam etmedim. En son, Atlas Dergisi nden ayrılmadan önce bu konu ile ilgili bir röportajım yayınlansın istemiştim. Gittim yeraltında uzun bir süre çalıştım ve o röportaj yayınlanır yayınlanmaz da dergiden ayrılmıştım. O günden bu yana da, yani yıllarıydı yanılmıyorsam, bu konuyla ilgili bir çalışmam olmadı. Arşivimde duruyor o fotoğraflar. Yakın zamanda güzel bir çalışmada yer aldım. Tanımadığım biri, bir gün bana bir mail attı ve bir film çekiminden bahsederek bu benim hayattaki idealim, bir proje yapıyorum, set fotoğraflarını senin çekmeni istiyorum dedi. Tolga Öztorun isminde hayvansever bir arkadaşımız. Ezber isimli, kısa metraj bir film çekiyordu. Sokak hayvanlarını korumaya yönelik bir bilinç uyandırmak için. O filmde set fotoğraflarını çalıştım. Herkesin gönüllü olarak katıldığı, birçok ünlü ismin yer aldığı bir projeydi. Çok büyük keyif aldım. Zaman içerisinde, sokak hayvanları ile ilgili proje olursa destek vermeyi düşünüyorum. Onun dışında, bir de zaman zaman nü çalışmaları yapıyorum; ama kesinlikle yayınlama amaçlı değil; tamamen hobi. Hani boş durmaktansa bir şeyler yapayım diye, belirli bir periyodu olmayan, kafama estikçe yaptığım işler. Şu anda onların yayınlanabilir durumda olduğunu düşünmüyorum. Kontrast ın bu sayısında dosya konumuz Çevre idi. Doğaya ve tüm canlılara olan hassasiyetine çok kere tanık olduğum, onlarla çok özel bir iletişiminin olduğunu düşündüğüm bir insansın. Bu konudaki düşüncelerini öğrenebilir miyiz? Yaşadığımız dünyada kimin çoğaldığına ve kimin azaldığına bakarsak, ve kimin hakim olduğuna, bugün doğaya ne yaptığımız çok net ortaya çıkıyor. Biz son ikiyüz yılda kaç kat arttık? Örneğin, son ikiyüz yılda memeli sayısı dörte birine indi. Bu hızla devam ederse yüz yıl sonra memeli hayvan kalmayacak. Dolayısıyla, onların yaşam alanlarına biz sahip oldukça, kendi yaşamımıza güzellik ya da iyi bir şey diye kattığımız şeylerin aslında bizi mahkum eden, bizi daha zor yaşamaya mahkum eden ve çevre ile ilgili daha fazla sorun yaşamaya mahkum eden şeyler olduğunu önemsemedikçe bu böyle devam edecek. İnsan araba yapıyor, bir yerden bir yere ulaşmak için; ama sonra trafikte mahsur kalıp hiçbir yere gidemiyorsun. Kullandığımız bütün elektronik cihazların yarattığı sorunlar var. Ama nihai olarak hayvanların yaşadığı alanlara o kadar fazla bulaştık ve onların yaşamı üzerinde o kadar söz sahibi olduk ki, eskiden yüzyıl sonra şöyle olacak böyle olacak, çevre bizi uyarıyor deniyordu, artık buna gerek yok, o kötü şeyler yaşanmaya başlandı, o noktadayız. Giderek de daha kötüye gidecek. Bu, bizim insan türünün doymazlığı ile ilgili bir sorun. Giderek çoğalıyoruz. Biz çoğaldıkça bu süreç kaçınılmaz bir hale gelecek. Ama öte yandan, çeşitli sosyal gruplar veya örgütler aracılığıyla bunlara karşı duran insanlar da var. Elimden geldiği kadar ben de onların yanında olmaya çalışıyorum. Ama, bunu çok değiştirilebilir bir süreç olarak görmüyorum. Bilinç olarak, herkesin tüm canlılarla, doğayla eşit büyüklükte bir parça olduğunun ve onlardan daha fazla hakkı olmadığının, ancak onlar kadar doğa üzerinde hakkı olduğunun, doğanın sınırsız bir kaynak olmadığının, bir gün tükenebilecek bir kaynak olduğunun farkına varması gerekiyor. Çok basit bir şeyle açıklarım hep bunu: bir dağa çıkarken elinizde bir şişe su var; o biterse yarı yolda, çıkamazsınız. Doğa da böyle bir şey. Sonu olan bir şey. Bitiriyoruz artık. Bu bilince varıp yatırımların da buna göre yapılması, insanların bu duyarlılıkla hareket etmesi gerekiyor. Ama yakın vadede, bu uzak görünüyor bana. Git gide daha kötü şeyler yaşayacağımıza eminim; çünkü doğadan aldığımız derslerin geri dönüşü yok ve kaybettiklerimizin de geri dönüşü yok. Onu edinilen teknolojiyle geri getirmek ve parayla geri getirmek de mümkün değil. Biz bu canlıları yok ettikçe, doğayı bu kadar kendi lehimize ve tek taraflı kullandıkça, kaçınılmaz sona doğru daha fazla yaklaşmış olacağız diye düşünüyorum. Bana Süha Derbent i bir cümle ile tanımla deseler, tam anlamı ile bir kedi derdim. Sana sorsalar ne derdin? Neden var olduğum ve neden yaşadığımla ilgili bir soru gibi algılanabilir, değil mi? Bu açıdan bir tanım yapabilirim. Henüz benim de tam olarak biçimlendiremediğim bir şekilde, doğada olmanın ve vahşi kedilere ya da vahşi hayvanlara genel olarak yakın olmanın peşinde geçen bir hayat var benim için. Hayvanlara yakın olarak ve onları hissetmeye çalışarak, özellikle vahşi kedilere, kendimi daha anlamlı hissettiğim bir hayat var benim için, öyle diyebilirim. 12 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim

13 İlker Maga Kontrast İMece GÜNLÜK RETORİĞİN BAZI TUZAKLARI Günlük hayatın retoriği içinde sık kullanılan deyimlerin ve atasözlerinin genellikle dokunulmazlıkları vardır; dileyen tarihten bir deyimi seçer ve söylemek istediklerini desteklemek için kullanır. Resimde en çok kullanılanı ise, herhalde bu Çin deyişidir: Bir resim bin kelimeye bedeldir. Son yıllarda bu deyimi fotoğrafa uyarlayanların sayısı az değil: Bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir. İster orijinalinde, isterse fotoğrafa uyarlanan versiyonunda söylenmek istenen; görüntüyle anlatılabileceklerin, kelimelerle ifade edileceklere baskın olduğudur. Buradaki sorun, kulağa hoş gelen bu Çin deyişini sorgulamak değil. Sorun, bu cümleden hareketle varılacak tuzaklar: Ne bir görüntü bir ya da bin kelimeye bedeldir, ne bir kelime bir görüntü ya da bir sese, müziğe... Kelime (dil ve yazı), görüntü ve sesten hiçbiri diğerine bedel değildir; çünkü bunların her birinin tesirleri ve sahip oldukları görev diğerleriyle karşılaştırılabilecek türden değildir. Bir ses bir anlamda kullanılıyorsa, ona kelime diyoruz. Dilin ortaya çıkışında fonetiğin çok önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Su ve tahta kelimelerini fonetiğin ortaya çıkardığı kelimelere iki örnek sayabiliriz; sadece Türkçe de değil, bütün dillerde de benzer bir gelişim yaşanmıştır. Dil, kelimelerden oluşuyor. Kelimeleri çok olan dile, zengin dil diyoruz. Kelimeleri çok olan dilin felsefe ve bilim dili de olmasını rastlantı saymamak gerekir. İnsanlar kelimelerle düşünür. Bir şey için bir insanın belleğinde ya da o toplumun dilinde kelime yoksa, o şey hakkında henüz düşünülmemiş demektir. İnsan kelimelerle düşündüğü gibi, yine kendini kelimelerle ifade eder. Düşünen; bilim ve felsefenin günlük hayatın içinde olduğu toplumların kelime hazinesi, dili zengindir. Kavramlara en çok bu dillerde rastlıyoruz. Bir şeyi icat eden, ona isim verme hakkına da sahiptir; bu maddî ya da soyut bir icat olabilir. Küçük bir test için kullandığımız dildeki yabancı kelimeleri hızla hatırlamak yararlı olabilir. Yararlı olabilecek bir başka düşünme çabası da, bu kelimelerin dilimize neden bu kadar kolay girebildikleri sorusuna cevap arayışı olabilir... Sosyal yapısı ne olursa olsun her insan karşısında görüntünün, meselâ fotoğrafın tesiri büyük olabilir; fotoğrafla insanlara daha hızlı ulaşılabilir; fotoğrafla insan hafızasına daha derin bir iz düşülebilir. Bunlar fotoğrafın güçlü yanıdır, büyük bir avantajdır. Ama bu avantajdan hareketle yazı yerine görüntü konmamalı, düşüncelerimize anlam veren kelimeleri ihmal etmemize yol açmamalıdır. Kelimelerden oluşan yazı, bir fikrin tek ve zorunlu durağıdır. İster bütün hayatını fotoğrafa adamış bir usta, ister bir müzik insanı, ister yazıya uzak gibi görünen spor ya da resimle uğraşan olsun, kendi alanında geliştirdiklerini fikre dönüştürmek isteyen her insan için zorunlu ifade şekli yazıdan başkası değildir. Yazı, bütün bir insanlığın temel mücadele ve ifade aracıdır. Düşünen her insan yazıyla ilişkide olmak zorundadır, fotoğrafçı da olsa... Fotoğraf: İlker MAGA Yazılı eserleri geniş ve derin olan dillerin felsefe ve bilim başta, hemen hemen bütün yaratı disiplinlerinde de gelişmiş olmaları bir rastlantı değil, meselenin diyalektiğinin doğal sonucudur: Bir şeyin yazılı temel eserleri varsa, onun üzerinden gelişmek daha sağlıklı ve kalıcı oluyor. Kalıcı her şey sağlam bir temel ister. Bir yaratı alanının o coğrafyada bir felsefesi ve teoriği yoksa o disiplinde büyük ürünler vermek zorlaşır. Alanımız görüntü de olsa, onun felsefesi ve teoriği için yazıya, yani düşüncelerimize karşılık gelecek kelimeye ihtiyaç duyarız. Felsefesi ve teoriği olmayan bir şeyin o coğrafyada olmadığından yola çıkmak yanlış olmaz, çünkü felsefesi ve teoriği yoksa, o toplum sözkonusu disiplini ölçemez, yani değerlendiremez, ondan yararlanamaz, onun neden gerekli olduğunun farkında olamaz; kısacası, o disiplinin ilgili toprağı vatan edinmesi iyice zorlaşır. Çağımız kolaycılık çağı. Ben fotoğrafıçıyım, yazı neden? diyenlerin sayısı geçmişten çok daha fazla. Böyle bir çağda birbirleriyle karşılaştırmak yerine yazı, görüntü ve sesle bize şimdiye kadar ulaştırılan eserlerden sonuna kadar yararlanmak, her çağdaş insanın görevi, yaratıcı insanın ise daha büyük bir görevi... 13

14 Dosya Konusu Hazırlayan: Zeynep ŞİŞMAN ÇEVRE ELDEN GİDİYOR (MU?) Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak. Kızılderili Atasözü Paydos... diyecek bize bir gün tabiat anamız, gülmek, ağlamak bitti çocuğum... Nazım Hikmet BİZ FOTOĞRAF ÇEKİYORDUK, NEREDEN ÇIKTI ŞİMDİ BU ÇEVRE MESELESİ? Fotoğraf: Mehmet ÖZER 14 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim Çevre, canlıların içinde yaşadıkları koşulların ve durumun tümü olarak tanımlanmaktadır. Hayatta kalmakta, besin ve barınak bulmakta güçlü olan ve böylece çoğalabilen türlerin gelişimi, hatta kültürel gelişme çevreye uyum olarak kabul edilmektedir. İleriye dönük bir bakışla, canlılar için en iyi yol, değişen koşullara ayak uydurabilmektir, en alt düzeydeki organizmada dahi çevresindeki dünyaya uyum sağlayabilecek ilkel bir sinir sistemi bulunur. İnsan oldukça kısıtlı gövde yeteneklerine karşın, alet üretimi ve kullanımı için gerekli yetenek ve becerilerini sosyal mirasının bir parçası olarak kuşaklar boyunca söz ve yazı ile iletebildiği için iklim ve hava koşullarından korunmuş, türünü devam ettirebilmiştir. Başlangıçta avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insanoğlu, tarım ile yerleşik hayata geçmiş, devamında yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kontrol altına alarak sanayi devrimini gerçekleştirmiştir. Modern insan ın bilim ve teknoloji ile artık doğaya hükmettiği, çevreyi tamamen kontrolü altına aldığı düşünülüyor. Sanayi devrimi ile insanın hammadde gereksinimi giderek artmıştır. Üretim katlanarak büyümüş, çevrenin tahribini, fabrika atıklarının sulara ve çevreye karışmasını hızlandırmış ve adım adım çevre felaketlerini hazırlamıştır. Üretim-tüketim döngüsü içinde kârın arttırılması güdüsü sonucu pek çok canlı türünün soyu tükenmiş, ekolojik denge bozulmuş, ozon tabakası delinmiştir. Kârın arttırılmasına dayanan sistemin buna cevabı çevreyi kirleten tüm sanayi dallarını yarı sömürge ve sömürge ülkelere kaydırarak, temiz iş kollarını kendi metropollerinde yoğunlaştırmak olmuştur yılında Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı nda alınan bir kararla 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmiş, böylece çevre sorunlarının varlığı küresel düzeyde kabul edilmiştir. Bu dosya konusunda bizler çevre için fotoğrafçı olarak neler yapabiliriz sorusunu farklı görüşler ışığında irdelemek istedik. Bilim insanlarının, uzmanların çevre ile ilgili uyarılarına dikkat çekmek, gezegeni kendimiz ve paylaştığımız tüm canlılar

15 için yaşanabilir kılmak doğrultusunda, fo-toğrafın insan kaynaklı çevre sorunları konusunda bilinç yaratmak için bir araç olarak kullanılabilirliğini sorgulamak istedik. FOTOĞRAF NE İŞE YARAR? Çevre konusundaki kaygı verici gelişmeler, pek çok insan gibi fotoğrafçıları da harekete geçirdi. AFSAD lı bir grup fotoğrafsever tarafından önceleri bireysel çabalarla sürdürülen etkinlikler 2011 yılı ile birlikte ciddi bir örgütlenmeye dönüştü ve AFSAD Çevre Çalışma Grubu kuruldu. İklim ve çevre konularında faaliyetler düzenleyen AFSAD Çevre Çalışma Grubu Başkanı Nuran Kansu, bir fotoğrafçı olarak çevre duyarlılığı ile ilgili çalışmaya nasıl başladığını ve sürecin AFSAD daki gelişimini şöyle anlatıyor: Her şey 2009 Eylül ayında, org sitesinden dünyaca tanınan bilim adamları, yazarlar ve aktivistlerin tüm dünyayı iklim için eylem yapmaya çağıran davetleriyle başladı. 24 Ekim 2009 da iklim değişikliğine dur demek için eylem yapan 5000 kente biz de Ankara dan eşlik ettik. Organizasyonunu benim (www.oncecocuklar.com) yaptığım bir doğa yürüyüşünü, Eymir Gölü nde iklim değişikliğine dikkati çekmek için çocuklar ve aileleriyle gerçekleştirdim. Aynı gün Perşembe Akşamı Bisikletçileri, İklim için Gençlik, Solaçek ve TÜDEF in ortak organizasyonu ile 200 bisikletçi Ankara da bisikletleriyle TBMM nin önüne gelip bir basın açıklamasında bulundular. Daha sonraki çalışmalarımıza hep birlikte, 350 Ankara adıyla devam ettik. Üyesi olduğum AFSAD dan her eylem ve etkinlik için her zaman destek aldım. Güzel fotoğraflarıyla eylemi New York taki billboard larda görüntülememize büyük destek verdiler da tüm dünya ülkeleri 350. org un yeni çağrısı ile, bu sefer eylem yerine İŞ yapmak için hazırlıklara başladı yılında 350 Ankara nın önderliğinde Türkiye de 10 kentte 350 bisikletçi kendi şehirlerinde bisiklet yolu açtı. Ankara daki eylemi fotoğraflamak için AFSAD dan yedi arkadaşım destek verdi. Etkinliğin hemen ardından 350 Ankara nın farkındalık yaratmak ve bilgilendirmek amaçlı düzenlediği İklim Enstitüsü- İklim seminerlerinden ilkine AFSAD üye ve yönetim kurulu üyelerinden katılımın olması AFSAD ın bu önemli konuya olan duyarlılığını arttırdı ve bir sonraki seminer AFSAD da gerçekleştirildi de AFSAD ın yeni yönetim kurulunun teklifi ile Çevre Çalışma Grubu nu oluşturduk. Fotoğraf: Koray OLŞEN Grubun amacı doğa, çevre ve iklimle ilgili tehdit oluşturan konularda insanları bilgilendirmek amacıyla, farkındalık ve duyarlılık yaratmaya yönelik fotoğraf çalışmalarını kurumsal olarak sürdürmektir. Çalışmalara hızla başladık. Şu anda grubun İklim ve Anadolu yu Vermeyeceğiz adlı iki alt grubu var. Çevre Çalışma Grubu, etkinliklere katılmak isteyen ya da yeni bir proje ile gelip çalışmasını sürdürmek isteyen herkese açıktır. Çevre ile ilgili sorunların çözümünde fotoğraf aracılığı ile bir şeyler yapmaya çalışan başka bir grup da Genç Çevre Girişimi. Bu grup da çalışmalarına ETTİK BULDUK başlığı ile yön vermiş. Çalışmaları hakkında sorularımızı grubun lideri Barış Yaşbala şöyle yanıtladı: Çevreye duyarlı, insanlığın doğanın bir parçası olduğuna inanan ve insansız çevre olmayacağı gibi, çevresiz insan da olmayacağı düşüncesini bir yaşam felsefesi haline getirmiş üniversiteli, genç, çevreci bir girişimiz. Amaçlarımızdan biri olan gençlerin sanatsal, kültürel ve düşünsel faaliyetlerle çevreye duyarlılığını arttırmak için ilk olarak Doğanın Direnişi Fotoğraf Yarışması nı düzenledik. Birçok kurumun destek verdiği yarışmanın geri bildirimleri bizi bu alanda yeni projeler yapmaya teşvik etti. Bu sene 19 Mayıs Gençlik Haftası kapsamında gençlerin katılımına açık bir fotoğraf sergisi düzenlemeye karar verdik ve serginin konusunu ETTİK BULDUK olarak belirledik. Bu sergiyle amaçladığımız gençlerin doğada olup bitenlerin, insanların yarattığı tahribatın farkına varabilecekleri bir bakış açısı oluşturmalarını sağlamak ve bu tahribat geri dönülemez boyutlara ulaşmadan gençlerin harekete geçmelerini teşvik etmekti. Orman Ağaçları ve Tohumları Araştırma Müdürlüğü nde görev yapan ve amatör olarak doğa fotoğrafçılığı ile ilgilenen Dr. Selim Kaplan ise çevre ve fotoğraf ilişkisini sorgulayan bir yaklaşımla bizlere şunları söyledi: Doğa ve çevre kavramları zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. İnsanlık doğuşundan günümüze ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, kendisi ile birlikte doğa kavramının öğeleri olan toprak, su, hava, bitkiler ve hayvanlara müdahale ederek onları olumlu ya da olumsuz olarak etkilemiştir. İnsanların çevrenin öğelerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanma ve dönüştürme çabaları sırasında doğaya verdiği zararın, doğanın kendini yenileyebilme özelliği nedeni ile uzun süre farkına varılmamıştır. Kullanma ve dönüştürme doğanın kendini yenileyebilme kapasitesinin üstüne çıkınca çevre sorunsalı ortaya çıkmıştır. Doğal çevre insanlık tarihinin başlangıcından itibaren değişik zamanlarda, değişik fonksiyonlar üstlenmiş; barınma, beslenme, enerji, dinlenme, su ve hava ihtiyacını karşılarken, sanat alanında da ilham kaynağı olmuştur. Sanat ve onun bir kolu olan fotoğrafçılığın farklı tanımlarını düşündüğümüzde, insanlığın kendisinin de bir parçası olduğu doğal çevre ile nasıl bir etkileşim içinde olduğunu anlamak mümkün olabilir. Düşünürlerin, sanatçıların doğa ve yaşamla kurdukları ilişkiler sonucunda ortaya koydukları ürünlerin, toplumların varlıklarını devam ettirmeleri için ihtiyaç duyduğu kültürel birikimi oluşturduğu kabul edilebilir. Bugün çevre sorunlarına ilişkin paradigma küresel kapitalizmin açgözlü üretim ve tüketim anlayışının yol açtığı bir dizi çevre sorunsalının varlığı ve buna karşı Acaba durum bu kadar basit, açık ve şeffaf mıdır? Küresel kapitalizm kendine karşı toplumsal muhalefeti bertaraf etmek, bölmek, parçalamak için bir alan mı keşfetmiştir? Hatta bu alandan kendine yeni bir tüketim ve kar alanı mı yaratmaktadır? 15

16 Fotoğraf sanatı için makinenin arkasında duran kişinin düşünce dünyasına uygun kareleri çekip sunmasıdır tanımı yapıldığına göre, fotoğraf sanatçılarının çevre konusundaki düşünce dünyalarını farklı açılarda zenginleştirerek sunumlarını yapmaları, bu konularda dünya toplumunun ihtiyaç duyduğu kültürel birikime katkı koyabilecek midir? AFSAD Çevre Grubu nun ANADOLU YU VERMEYECEĞİZ ekibinde yer alan Özgür Yıldırım fotoğrafçıları da bu eyleme katılanları desteklemeye çağırırken Eğer bugün onların yanında yer almazsak, yarın fotoğraflarımıza konu olacak bir doğa kalmayacak diyerek haklı bir isyanı seslendiriyor, fotoğrafçıları, fotoğraflarına konu ettikleri yaşamlara daha duyarlı olmaya davet ediyordu. Aynı gruptan Hilmi Aslan söz konusu hareketi şöyle özetliyor: Anadolu yu Vermeyeceğiz diyen insanlar, kendiliğinden ve hiçbir grupla, dernekle, siyasi partiyle ilişkileri olmadan bir araya gelip, ilk olarak 2 Nisan da Doğu Karadeniz Kervanı olarak Artvin den yola çıktılar. Suların siyanürle kirletilmesine, Kaz Dağları nın doğal yaşamının yok edilmesine, derelerine bent vurulan Karadeniz in bitki ve hayvan zenginliğinin yok edilmesine, Akkuyu da yapılması düşünülen Atom Santralinin kurulmasına ve daha birçok doğa tahribatına dikkat çekmek ve bu konuda bilinç oluşturmak amacındaydılar. Başkent Ankara da bir araya gelip seslerini ülkeyi yönetenlere duyurmak için Anadolu nun 11 ayrı bölgesinden, Başkent e yakınlıklarına göre değişik tarihlerde yola çıktılar. Ankara ya ilk ulaşan Orta Anadolu Kervanının şehre girmesine izin verilmedi ve kervan Gölbaşı na dört kilometre uzaklıkta beklemeye zorlandı. Anadolu nun diğer bölgelerindeki kervanlar da Ankara ya geldikçe bu bölgeye yönlendirildi. Anadolu yu Vermeyeceğiz ekipleri 20 Mayıs günü Başkent Ankara ya yürümek için yola çıktıklarında, dinlenme tesislerinin dışında güvenlik ekiplerince durduruldu. Böylece, Kervanların Ankara ya ulaşması engellendi. Onlar şehre gelemeyince, doğa dostları onlara destek vermek için oraya gitmeye başladı. SİSTEM BİZİ TÜKETİCİ, GEZEGENİ HAMMADDE HALİNE GETİRDİ... Çevre ile ilgili sorunların temelinde ekonomik büyümenin sağlanması için tüketim toplumu haline getirilmemiz yatmaktadır. İnsanlar karnını doyurma, barınma gibi temel gereksinimlerinin çok uzağında; ihtiyaçları medya tarafından belirlenen, belli markalara sahip olmanın sosyal prestij sağladığı, otomobilin ulaşımın merkezine yerleştiği, tek kullanımlık ürünlerle atık dağları oluşturan, doğadan uzaklaşmış, sürekli tüketen kitlelere dönüştürülmüştür sonrası yeni-liberal düşünce tarzıyla, harcadığı kadar özgür olduğuna inanan, kendine ait vakitlerini AVM lerde geçiren, en yeni ürünü satın alma tutkusu olan kuşaklar yetişmiştir. Hatta, küresel ısınma ve iklim değişikliği olgularına indirgenen çevre sorunları kendi sektörünü de yaratmakta gecikmemiştir. Karbon salınımını azaltan eşyalar, yeşil teknolojiler, beyaz eşyadan gıdaya ekolojik ürünler insanların sempatisini de kazanarak tüketim sürecinin devamını sağlayarak kısırdöngü yaratmaktadır. Sanayiye dayalı üretim yoğun bir hammadde talebi ortaya çıkararak, dünyanın doğal bileşenlerini, hava, su ve toprağı birer hammaddeye dönüştürmektedir. İnsanoğlu doğanın efendisi olarak maden yataklarını, ormanları, sanayinin hizmetine sokmuş; ekonomik gelişimini doğal kaynakların acımasızca sömürülmesi üzerine dayandırmıştır. Doğa koruma ve doğa fotoğrafçılığında bir duayen olan Tansu Gürpınar uzun yıllara dayanan gözlemlerini şöyle özetliyor: İnsan, varlığını sürdürebilmek için doğal kaynaklardan yararlanmak zorundadır. Bunu yaparken elverdiğince akıllı davranması kendi geleceği açısından yaşamsal önem taşır. Bilindiği gibi doğal kaynaklar genel hatları ile yenilenebilir ve yenilenemez olmak üzere ikiye ayrılır. Su, hava, orman, sulak alan ve benzerleri yenilenebilir; toprak, maden ve fosil yakıtlar ise yenilenemez nitelik taşırlar. Su ve hava meteorolojik koşullara bağlıdır. Sulak alanlar, meralar, ormanlar, yaban hayatı yenilenebilir doğal kaynaklardır ve doğru kullanıldığı takdirde sosyal ve ekonomik amaçlar için güvenilir ve sürdürülebilir kaynak olma niteliklerini korurlar. Basit bir örnekle açıklayacak olursak, belirli büyüklükteki bir ormandan bilimsel verilere göre her yıl düzenli olarak belirli miktarda ağaç kesilerek kereste ve odun üretimi yapılabilir. Böylelikle ormanın ekolojik yapısı bozulmadığı gibi, oksijen üretimi, su rejimlerini düzenleme, yabani hayvanlar için yaşama ortamı, insanlar için rekreasyon alanı olma özelliklerini de devam ettirir. Çevresinde oluşturduğu estetik değerlere ise paha biçilemez. Örnekler diğer doğal kaynaklar için çeşitlendirilebilir. Ülkemizde yenilenebilir doğal kaynakların kullanımında akıllıca davrandığımız söylenemez. Ormanlara ilişkin gözlemlerim altmış yılı aştı. Bu süre zarfında ormanlar hep azaldı lı yıllarda Bafra ovasının bir orman denizine benzediğini anımsıyorum li yılların ilk yarısında Ankara- İstanbul arasında yol, Bolu dan itibaren ormana girer, Adapazarı yakınlarına kadar neredeyse tamamen ormanlar içinden giderdi. Orman azalmasının 1950 li yıllardan itibaren ivmelendiği bir gerçek. Bu duruma, makineleşmenin doğal kaynaklar üzerindeki tahrip gücünün artmasının rolü olduğu kadar, siyasetin ormana bakış açısının da etkisi mevcut. Orman Teşkilatı nın ormanların değerlendirilmesinde çağdaş teknik ve yöntemleri kullanma gayretleri sorunun çözümünde yeterli olamamıştır. Siyasetin ve toplumun ormana yaklaşımı (aslında bir- Leylekler artık poşet getiriyor! 16 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim Fotoğraf: Hamide KAN

17 Söyleşi: Şule TÜZÜL Fotoğraflar: Gülümser İŞÇELEBİ birinden pek farklı değil) bu varlığın nicelik ve niteliğinden sürekli kaybetmesine neden oluyor. Bu kayıplar son yıllarda çok arttı yılında gelirini orman ürünleri satışından sağlayan Orman Genel Müdürlüğü Türkiye de en fazla kurumlar vergisi ödeyen kuruluş oldu. Sonraki yıllarda da tempo pek değişmedi. Orman varlığının çevrenin en temel yapı taşlarından biri olduğunu anlayan ve ona sahip çıkan iki devlet büyüğümüz olmuştu: Fatih Sultan Mehmet ve Kemal Atatürk. Özellikle Fatih Sultan Mehmet in yaşadığı dönemde doğal çevre ve sağlık alanında yaptıkları dikkate alındığında, tarihin kaydettiği en büyük çevrecilerden biri olduğunu söylemek sanırım abartılı bir ifade olmaz. Önlerinde bu iki güzel örnek varken mevcut siyasi kadroların ormanları ihmal etmeleri, daha da kötüsü, oy avcılığına alet etmeleri, keçiden, baltadan, yangından daha kötü. Ağaçların oy hakkı yok, oy hakkı olanların da bilgi ve sevgisi eksik. Türkiye de durum böyle iken dünyada nasıl? Ormanlar, özellikle tropikal yağmur ormanları büyük baskı altında. Her yıl yüz binlerce kilometrekarelik tropikal orman alanı bu niteliğini yitiriyor ve atmosferdeki CO2 miktarı artıyor. Ormanlar atmosferdeki oksijenin en önemli kaynaklarından biri olduğu kadar CO2 nin de en önemli kullanıcısı durumunda. İklim Değişikliği Sözleşmesi ndeki tanımıyla yutak. Bu sözleşme ormanları ve sulak alanları CO2 miktarını azaltmakta en etkili yutaklar olarak tanımlıyor. Peki, ormanlarını koruyanlar, geliştirenler var mı? Neyse ki var. Hangi ülkeler? Sanayileşmiş, kalkınmış, gelişmiş ülkeler. Onlar da ormanlarından ağaç kesip ihtiyaçlarını karşılıyorlar ama yukarıda belirttiğim şekilde; bilimsel verileri aklın süzgecinden geçirerek uyguluyorlar kesimleri. Kestiklerinden fazlasını da dikiyorlar. Siyasette ağacı, ormanı sevgiyle kucaklayan liderler eksik değil. Toplum bitkilerin hayatımızdaki yerini doğru olarak biliyor ve ona göre değerlendiriyor. Bütün bu global tabloda ormanlar için umutlu şeyler söyleyebilmek zor. Ormanlarını koruyan ülkelerin çabaları iklim değişikliği etkilerini tamponlamak için yeterli değil. Endüstride, özellikle de otomotiv endüstrisinde karbon gazlarını azaltan teknolojilerin olumlu etkisi, üretilen milyonlarca motorlu araç karşısında zayıflıyor. Kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtların toplam enerji içindeki payının azalması, özellikle rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaşması, insanların tüketim iştahlarının azalması, insanların birbirlerine ve çevrelerine daha anlayışlı, daha sevecen yaklaşmaları, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi küresel çevre sorunlarının azaltılmasında yarar sağlayabilir. Bütün bu yerel ve global çevre sorunları karşısında fotoğrafın ve fotoğrafçının yerinin ve rolünün önemli olduğunu düşünmüşümdür. Fotoğraf ondokuzuncu değil de dokuzuncu yüzyılda icat edilmiş olsa idi tarihin akışının farklı olacağı da yine bu bağlamdaki düşüncelerimdendir. Fotoğrafın anlatım gücü bazen akan suları durduracak kadar büyük olabiliyor. Vietnam Savaşı nı savaş fotoğraflarının bitirdiği yorumunu getirenler yukarıdaki ifadeyi doğruluyor. Günümüz dünyasını, doğasını, çevresini fotoğraflamak sahip olduklarımızı tanımamızda, tanıtmamızda çok etkili araçlar. Sevmenin yolunun tanımadan geçtiği anımsandığında fotoğrafın bu konudaki işlevinin önemi daha iyi anlaşılır. Otuz kırk yıl öncesinde çoğumuz için flamingo, TRT de yayınlanan Flamingo Yolu dizisinin jeneriğinde gösterilen kuşlar; pelikan ise bir dolmakalem markası idi. Bu kuşların Sultansazlığı nda, Kuşcenneti nde çektiğim fotoğraflarından oluşan dia gösterilerinde izleyenlerin mutluluk dolu coşkularını değerli anılar olarak saklıyorum. Fotoğrafçının çalıştığı konuya olan duyarlığına Ansel Adams iyi bir örnek oluşturur. Siyah beyazda Zone sistemini kuran, arkadaşı Edward Weston ile pozometrelerin ölçüm tekniklerini geliştiren Adams, başta Yosemitee olmak üzere ABD milli parklarının fotoğraflanmasına büyük emek vermiş, milli parkların tanıtılması ve korunması için sergiler açmış, konuyla ilgili bini aşkın makale ve benzeri metin kaleme almıştır. ABD de bulunmuş olanlar bilir. Millî parklar orada bütün vatandaşlar için yaşamın bir parçasıdır ve bugüne gelinmesinde Adams ın önemli katkısı olmuştur. Ülkemizdeki doğa fotoğrafçılarının doğayı fotoğraflarken sosyal boyutunu gözettiklerini biliyorum ve yaklaşımlarını takdirle karşılıyorum. Şimdi daha da iyilerini yapıyorlar ve doğada belirli konuları sistematik olarak işliyorlar. Bu çalışmaların birbirleriyle ilişkilendirilmesi, bütünlenmesi ve erişim olanaklarının sağlanması bu alandaki emekleri daha da verimli hale getirecektir. RÜZGAR VE GÜNEŞ BİZE YETER (Mİ?) Hızla artan nüfus, şehirleşme ve sanayileşmeye paralel olarak enerjiye olan ihtiyacımız kaçınılmaz bir şekilde büyümektedir. Son yıllarda uzmanlar sürekli bir enerji krizinin kapımızda olduğu konusunda uyarılarda bulunuyor. Neden bu kadar çok enerjiye ihtiyacımız var? Sürekli artan enerji fiyatlarından, iklim değişikliğine, çevre kirliliğine yol açan sonuçlarından kurtulmak için ne yapılabilir? Yenilenebilir enerji kaynakları, enerjinin verimli kullanımı sorunumuzu çözer mi? HES ler, nükleer santraller kaçınılmaz mı? Bu konuda görüşüne başvurduğumuz Makine Mühendisleri Odası Ankara Şube Enerji Komisyonu Üyesi İzzet Seferbeyoğlu sorularımızı şöyle yanıtladı: İklim değişikliğine karşı mücadelede alternatifimizin var olduğunu gösteren bir slogan vardır: Rüzgar ve güneş bize yeter. Zaten bu Fotoğraf: Nail YOLLU 17

18 sözlerin ardında genelde kömürcü ve nükleerci lobinin argümanları hazırdır. Mumla mı aydınlanacaksınız? diye sorarlar yılında bütün enerjimizin yenilenebilir enerjiden karşılanacağına dair bir dizi rapor artık ortaya çıkıyor. Ancak, bütün bu senaryolar, sınırsız ve sorumsuz bir enerji kullanımı ile mümkün mü? Ya da ne zamana kadar yeter? Oysa, konuyu enerjinin verimli kullanılması üzerinden tartışmak daha ön açıcı olmaktadır. Yani konuyu şu kadar MW nükleer santral kurarsak çözülür ya da şu kadar MW rüzgar ve güneş santrali kurarsak iyi olur ekseninden kurtarmak gerekiyor. Elbette ki nükleer santral güvenlik, pahalılık ve atık; termik santraller saldıkları emisyonların sakıncaları açısından sonuna kadar tartışılacak. Ama asıl tartışılması gereken konu bu yaşam; bizi tüketici duruma hapsetmek için var olan aşırı ve adaletsiz üretim biçimimizi karşılayabilecek elektrik üretim tesislerinin de bir sınırının olduğudur. Daha da vahimi yerkürenin bunu kaldıramamasıdır. Enerji verimliliği konusuna geri dönersek sorulacak birkaç soru konuyu özetler: Nükleer santrallerden elde edilecek elektrikten daha fazlasının, elektrik iletim ve dağıtım hatlarında %15 olan kayıpkaçak oranının iyileştirmesiyle elde edilecek kazançtan daha az olması! Doğalgazı olmayan Türkiye, elektrik üretiminin %50 sini neden doğalgaz çevrim santrallerinden karşılamaktadır? Al ya da öde anlaşması çerçevesinde almadığımız doğalgaz için ne kadar para ödedik? Fosil yakıtlara harcanan paralarla bugün daha verimli ve yenilenebilir bir enerji sistemi kuramaz mıydık? Fotoğraf: Nedim Ozan TEKİN 18 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim Isı yalıtım hesapları merkezî sisteme göre yapılmış binalarda doğalgazla ısıtma sistemlerine geçildiğinde merkezî sistemlerin bozulması ve evlere eski teknoloji ve ihtiyaç fazlası kombilerin takılması sonucu ne kadar enerji havaya uçtu? Otoyol yerine trenle insan ve yük taşımacılığı yapıldığında enerji kazancı ne olacaktır? Ankara da maliyeti öne sürülerek yapılmayan metro güzergahlarında bireysel araç kullanımında, trafikte harcanan zaman ve yakıtın maliyeti ne kadardır? Sorular çok, cevapları basit. Burada önemli olan niyet. İstenirse nükleer ve termik santral kurmadan da yaşam sürer. Türkiye de nükleer santral kurulması gündemdeyken, yakın zamanda Japonya da yaşanan nükleer felaket henüz hafızalardayken, nükleer santrallerin çevre ve halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri daha yüksek sesle dile getirilmeye başladı. Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ferruh Yavuz aynı zamanda NÜSED - Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre için Sağlıkçılar Derneği nin kurucularından. Diyor ki: Bizim öykümüz Türkiye deki egemen güçlerin, dünyadaki nükleer lobilerle işbirliğinin ilginç bir örneğidir. Size bu öyküyü özetleyerek, halkın nükleer enerjinin gereğine ve tehlikesizliğine nasıl ikna edilmek istendiğini kısaca anlatmak istiyorum. NÜSED olarak 1987 de Çernobil den dokuz ay sonra kurulduk. Ancak, resmen faaliyete geçebilmemiz için valiliğin izni gerekiyordu. Valilik, bizim gibi sorumsuz (!) kişilerin yapacağı açıklamaların halkı paniğe sürükleyeceğini gerekçe göstererek, savcılığa kapatılmamız başvurusunda bulundu. Savcılık, kurulmamızda bir sakınca görmedi. İdare mahkemesine başvurdular, o da sakınca bulmayınca Danıştay a gittiler. Sonunda yasal olarak kurulduk; ama ilk genel kurulumuzu yapabilmek için aradan 39 ay geçmesi gerekti. O sırada neler mi oluyordu? İhraç ettiğimiz bütün mallar radyasyonlu oldukları gerekçesi ile geri dönüyordu, Kenan Evren televizyonda çay içiyor: Bakın ben içiyorum bir şey olmuyor diyor, Turgut Özal televizyona çıkıp az radyasyon yararlıdır diyor, Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral televizyonda çay içiyordu (yıllar sonra bunun için halktan özür diledi). 6-7 yıl sonra Trabzon Tıp Fakültesi nin, bölgede kanserlerin arttığını gösteren araştırmasını TAEK, Hacettepe nin de desteği ile yalanlıyordu. Halktan yana siyaset yapan Erdal İnönü, Deniz Baykal ve Bülent Ecevit de nükleer santral yapılmasını istiyorlar, doğa savunucularını hiç dinlemiyorlardı. Ecevit tam santrali başlatacakken ekonomik kriz araya girdi ve mecburen vazgeçti. Ortağı Mesut Yılmaz aynı gün, yabancı şirketlere yaptıkları masraflar karşılığında (dikkatinizi çekerim onlar istemeden) 30 milyon dolar ödememiz gerektiğini söyledi. Sık sık elektrikler kesildi. En son Japonya daki felaketin hemen arkasından Erdoğan, nükleer santrallerin mutlaka yapılacağını söyledi. Burada size hepinizin bildiği radyasyonun çevreye verdiği zarardan, nükleer atık sorunundan, deprem ve tsunami tehlikesinden söz etmeyeceğim. Onun için diyoruz ki; en ucuz enerji tasarruf edilen enerjidir; güneş, rüzgar, dalga, jeotermal gibi yenilenebilir ve çevreye zararsız enerji kaynakları varken nükleere, HES lere ve fosil yakıtlı santrallere HAYIR. Almanya 2022 ye kadar bütün nükleer santrallarını kaldırma kararı aldı. İtalya hükümeti, kurulması planlanan 12 nükleer santral projesini askıya aldı, halkın tepkisinden çekindikleri için referanduma gitmekten de vazgeçtiler. Bunlara karşılık Mısır, tıpkı Türk hükümeti ve yandaşları gibi 4 nükleer santral yapma kararı aldı. Biz buna layık mıyız? Buna boyun eğecek miyiz? İşte bütün mesele bu! AKTİVİSTLER NELER YAPIYOR? Dere yataklarının yapılaşmaya açıldığı, kıyıların otoyollar ile yok edildiği, orman alanlarının taş ocaklarına dönüştürüldüğü, yerleşime açılmaması gereken kaçak yapı alanlarında kentsel dönüşüm adı altında yapılan uygulamalar ile ülkemizde, kentlerimizde giderek artan biçimde sel, toprak kayması gibi felaketlere bağlı olarak insanlarımızı kaybetmekteyiz. Neyse ki, hukuka uymayan, teknik ve bilimsel gerçeklere dayanmayan yaklaşımların

19 sonucu ortaya çıkan bu çevre felaketlerine karşı, toplumda, siyasetçilerde, basın dünyasında duyarlılık yaratmak için çaba gösteren, kampanyalar düzenleyen pek çok kişi ve kuruluş bulunmakta. İklim değişikliğini durdurmak için atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun milyonda 350 parçacığa düşürmek için çaba harcayan 350 Ankara hareketi aktivistlerinden Önder Algedik bizi iklim için harekete geçmeye çağırıyor: 1979 yılından bu yana, hükümetler iklim değişikliğini müzakere ediyor. Bugün atmosferdeki karbondioksit miktarı 393 ppm (milyonda parçacık sayısı). Bu yaklaşık bir derecelik küresel ısınma anlamına geliyor. Ancak sorun, artık ısınmanın da ötesinde, aşırı iklim olaylarının olağan hale geleceği, iklimin devrilme noktası yılına kadar, böylesi bir noktanın 450 ppm olduğu düşünülüyordu. Ancak, o yıl çıkan raporda 450 ppm nin çok riskli olduğunu ortaya koyarken, bilim, güvenli yoğunluğu geçtiğimizi ve bunun da 350 ppm olduğunu ortaya koydu. İklim değişikliğinin faturasını hiç suçu olmayan fakirler ve fakir ülke halkları acı bir şekilde öderken, bizler de bu faturadan payımızı acı bir şekilde alacağız. Çözüm için ülkeler bir taraftan azaltım hedefleri koyarken, bir taraftan 2012 den sonrası için Kyoto Protokolü nün ikinci yükümlülük dönemi anlaşmasını ağırdan alıyor. Ülkelerin hedefleri yeterli değil. Bu hedefler sadece iklimin devrilme noktasına dair riskleri birkaç yıl öteleyecek kadar; ama çözecek kadar değil. Hiç yükümlülüğü olmayan Maldivler 2020 de karbon nötr olmayı hedeflerken, Etiyopya gibi ülkeler herkesi imrendirecek projelere imza atıyor. Ülkelerin attıkları adımlar yeterli değil; ancak, Türkiye hiçbir adım atmıyor. Hâlâ kömürün hepsini kullanmayı hedefliyor, toplu taşıma ve raylı sistem yerine otoyollar planlıyor ve sera gazı salımlarını ikiye katladı bile! Zamanımız geçiyor, belki geçti bile! Bugün gereken adımları atarsak yarının tehlikelerini daha hafif atlatacağız. Ancak, politikacılar bu noktada değil. Bilim dünyası 350 ppm nin güvenli karbondioksit yoğunluğu olduğunu açıkladıktan sonra, dünyada 350 hareketi ortaya çıktı. 24 Ekim 2009 da 4500 kentte harekete geç çağrısı ile eylemler yaptı da ise politikacıları beklemenin ötesine geçmek için iş yapma çağrısı ile 6000 kentte eylem yaptı de ise daha fazla kentte ve insanla 24 Eylül de sokakta olunacak! 350 Ankara, 24 Ekim de meclis önüne yüzlerce bisikletli ve yaya ile çıkarma yaparken, da 10 kentte bisiklet yolu açılışı yaptı. Biz bisiklet yolunu açıyoruz; politikacılar, siz de iklimin yolunu açın mesajını verdi. 350 Ankara içinde bir dizi aktivist var. İçlerinde, fotoğrafçılar, bisikletçiler ve tüketici örgütleri yer alıyor ve herkese ulaşmaya çalışıyor. Ancak, iklim meselesi hepimizin meselesi ve geleceğimiz için herkesin harekete geçmesi gerekiyor! İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, FELAKET Mİ OLAĞAN DÖNGÜ MÜ? Belirli dönemlerde, gezegenimizin unsurları arasındaki doğal dengenin çeşitli nedenlerle bozulmasına bağlı olarak, iklimde de büyük değişmeler yaşanmaktadır. Doğal etkenlerle ilişkili olan bu değişmelere, endüstri devrimiyle birlikte, insan etkilerinin de katkısı olduğu düşünülmektedir. İklim değişikliği konusu bilim insanları, düşünürler, çevre aktivistleri arasında sürekli tartışılıyor. Yukarıda Önder Algedik in belirttiği gibi, bir grup, iklim değişikliğinin sanayileşme ve tüketim toplumu gibi etkenlerle dünyayı ve yaşamı yok edebilecek tehlikeli bir süreç izlediğini, bu nedenle önlemler alınmasını savunurken, başka bir grup bu sürecin doğal olduğunu ve bu kadar kaygılanmaya gerek olmadığını söylüyor. Hacettepe Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam sürecin doğal akışını izlediğini düşünenlerden. Sayın Saydam konu ile görüşlerini bizim için şu şekilde özetledi: Günümüzde çevresel sorunların ulaştığı boyut, ister istemez her olumsuz olayı insan eli ile bozulan doğanın bir cezalandırması şeklinde algılamamıza neden olmaktadır. Emin olun ki, geçmişte de böyle olaylar olmakta idi; ancak, küresel anlamda ulaşılan insan sayısı ve doğal olarak yaşam alanlarının gelişmesi, haberleşme, uydu verileri derken, meydana gelen her olaydan anında haberdar olmamız bizi hemen kötü düşüncelere itebilmektedir. Yerküre var olduğu süreçte kimi zaman ısınmış, kimi zaman da soğumuştur, bunlar doğası gereği oluşan salınımlardır. İşte bunların farkında olmamız bir kışı ılıman, diğerini de soğuk geçirdiğimiz zaman bizi farklı düşüncelere itmektedir. Çok değil, daha 2011 kışını gayet ılıman geçiren bir Anadolu ve hemen kuzeyinde kara kıştan kasıp kavrulan bir Avrupa. Onlara göre küresel soğuma, bize göre küresel ısınma. Tüm dertler de buradan başlıyor zaten. Mevsimsel değişimler ile küresel iklim değişimleri arasındaki fark. Mevsimsel salınımların döngüsü 50, 100, hatta 500 sene olabiliyor; ama küresel iklim değişikliklerinin zaman aralığı binlerce seneler ile ifade edilebiliyor. Bir faninin yaşamı sürecinde küresel iklim değişikliğinin alt veya üst tepe noktasını görebilmesi neredeyse imkansızdır. Çünkü bu süre en az 2-3 bin senelik bir zaman dilimini kapsamaktadır. Halbuki en iyi ihtimal ile yaşam sürecimiz ise sadece sene. Bu noktaya temas ettikten sonra, gelelim yaşam sürecimizde yaşadıklarımıza. Elbette değişen bir şeyler var. Anılarımızdaki hava koşulları, yaşadıklarımız, doğal çevremiz, kuşlar, ağaçlar. İşte ağaçlar denilince bir başka olay da geliyor dikkatimize. Ağaçlar her geçen sene, büyümelerini gövdele- Fotoğraf: Özgür YILDIRIM 19

20 rine bir halka olarak resmediyorlar. Yağışlı geçen sene geniş, yağışı az olan sene için ise dar bir halka ve bu süreç ağacın yaşamı boyunca devam ediyor ve de biliyoruz ki, bazıları da bin sene yaşıyor. İşte bunlardan alınan örneklere bakıp geçmişte ne olmuş onlar hakkında da yorum yapan bir bilim dalı bile var. Özetle, bu bilim dalına ait yayınlar diyor ki; Doğu Akdeniz de 1400 seneden bu yana yağış rejiminde değişen hiç bir şey yok, her şey normal, olağan koşullarda sürüp gidiyor. Ve bizi şaşırtıyor. Halbuki bizim beklentimiz bir şeyler değişiyor sinyalini görmek; olmayınca, göremeyince kızıyoruz nedense, ama onlar, yani ağaç halkaları yalan söylemeyi bilmiyor ki! Neyse onu resmediyor. İçinizi rahat tutun, inanması zor belki; ama değişen bir şey yok, aslında var elbette. Farkındalığımız artıyor, teknoloji her yere anında ulaşabilmemizi sağlıyor; ama halen doğal güçlerin, doğanın acımasız kuvveti, kudreti altında ezilip gidiyoruz. En gelişmiş ülke de, en geri kalmışı da aynı kaderi paylaşıyor. Biri dertlerini daha çabuk sarabiliyor. Fark sadece bu kadar. Bunlar aslında ona saygımızın sürmesi gerektiğini anımsatan olaylar ve ona rağmen değil; onunla yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini gösteren acımasız gerçekler. TUKODER Ankara Yönetim Kurulu Pembe olanlar erişkin, kahverengi çalılık gibi görünenler yavru, üstte de yuvaları. Tuz Gölü nün güneyinde Türkiye nin ikinci büyük flamingo kolonisi yaşıyor. Ancak Tuz Gölü nün gün geçtikçe azalan suları nedeniyle her sene sayıları giderek azalıyor. Fotoğraf: Melih ÖZBEK Üyesi ve 350 Ankara aktivistlerinden Tülin Yıldırım ise iklim değişikliğine karşı mücadelede Türkiye nin durumunu şöyle açıklıyor: İklim Değişikliği ile ilgili yürütülen müzakerelerde Türkiye aktif bir rol oynamadığı gibi, mümkün olduğu kadar sessiz kalarak ya da görünmez olarak sorunun kendisini pas geçeceğini düşünüyor. Bundan bir süre öncesine kadar sadece gelişmiş ülkelerin yarattığı iklim değişikliğinden bahsedilip onların çözüm üretmesi beklenirken, artık gelinen noktada gelişmiş ülkeler emisyonlarını sıfırlasa bile, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdeki artışın iklim değişikliğini devam ettireceği araştırmalarla ortaya kondu. Nitekim, Türkiye nin kişi başı CO2 salınımları (5.3 ton) dünya ortalamasının (4.3 ton) oldukça üstünde. Üstelik iklim değişikliğinin yaratacağı kuraklığın da Akdeniz coğrafyasında yer alan bölgeleri ciddi olarak etkileyeceği bilinmektedir. Türkiye, müzakerelerde, gelişmekte olan ülke statüsünde olduğu için sorumluluk almayacağını belirtmiştir. Fakat aynı ekonomik büyüme değerlerine sahip Meksika (%30), Endonezya (%26), G. Kore (%30) gibi ülkeler Kopenhag Uzlaşması çerçevesinde gönüllü olarak yapacakları azaltım hedeflerini bildirirken Türkiye bildirimde bulunmadı. Üstelik az gelişmiş ülkelerden Etiyopya bile bir dizi yenilenebilir enerji projesi yapmayı taahhüt etti. Çevre ve Orman Bakanlığı nın UNDP ile beraber hazırladığı ve yakında yayınlanacak olan Eylem Planında ise, daha önce hazırlanan strateji belgelerinde yer alan 2023 için %100 HES ve %100 kömür santrali hedeflerine sadık kalındığı görülüyor. Hala, talep oluştuktan sonra raylı sistem alt yapısı oluşturulmasından bahsediyor ve bunu 2020 hedefi olarak koyuyor. Çevre Tüketim Vergileri ile elde edilen paranın nereye gittiği bilinmezken bu vergileri artırmaya çalışıyor. İklim değişikliğine karşı uyum için çalışma yapılmayan, hedef koymayan, ve bunlarla beraber iklim değişikliği karşısında büyük kayıplara uğrayacak bir ülkede hükümetlere baskı yapıp adım attırmak ise sivil topluma düşüyor. SIRA BİZDE... ÇÜNKÜ AĞAÇLARIN OY HAKKI YOK! Doğa fotoğrafçısı, AFSAD Doğa Atölyesi eğitmeni Tarık Yurtgezer, çevre sorunları ve doğanın korunması ile ilgili olarak biz fotoğrafçılara düşen sorumlulukları şöyle açıklıyor: İklim değişikliğini en iyi gözlemleyenler arasında doğa fotoğrafçılarını sayabiliriz. Çünkü doğa fotoğrafçıları birkaç yıl arayla gittikleri aynı bölgedeki değişimleri görmekte ve belgelemekteler. Özellikle İç Anadolu daki sulak alanlarda bu değişim belirgin bir biçimde kendisini gösteriyor. Dört yıl önce gittiğimiz göllerin su seviyesindeki düşüşler bölgedeki iklim ve yağış düzensizliklerinin ve yeraltı su seviyesindeki azalışların da göstergesi oluyor. Dört yıl arayla çekilmiş iki fotoğrafı yan yana koyduğumuzda durumun vahameti ortaya çıkıyor. Bu durum bilimsel araştırmalarla ortaya konmuş olsa bile, fotoğraflar çok daha etkileyici olabiliyor. Doğa fotoğrafçıları bu sorunları ortaya koydukları gibi, sürecin sonunda yitirmemizin kaçınılmaz olduğu doğal değerlerimizi de göstermek, belgelemek gibi bir görevi üstlenip kamuoyu oluşumuna yardımcı olabilirler. Örneğin, Tuz Gölü nün kuraklığa ve yeraltı su seviyelerindeki düşüşlere bağlı olarak yıldan yıla küçüldüğü kamuoyunca bilinmektedir. Fakat yitip giden sadece Tuz Gölü dediğimiz su birikintisi midir? Kamuoyunun bunu bilmesine rağmen Tuz Gölü çevresinde yaşayan, bu göle bağımlı, gölle birlikte bir ekosistem oluşturan canlılar ve akarsu, jeolojik oluşumlar gibi doğal yapılar hakkında hiç bilgisi yoktur. Bu ve buna benzer eko sistemlerin fotoğraflanması, bu alanlarda faaliyet gösteren doğa 20 Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Derneği Temmuz-Ağustos Eylül-Ekim

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: Kültür ve Sanat Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor: NESRİN AKÇA AKOĞUL Nesrin Akça Akoğul Eyüp Devlet Hastanesinde. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olarak görev yapan Nesrin Akça Akoğul. 1992 yılında fotoğraf

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır

YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır YARATICI ÖĞRENCİ GÜNLERİ Her Öğrenci Yaratıcıdır Öğrencinin ilgi alanları, becerileri ve yetenekleri düşünüldüğü zaman kendi öğrenme yöntemlerine göre akademik ve/veya kültürel alanda başarılı olabilir.

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

geliştirmemize yardımcı olur.

geliştirmemize yardımcı olur. 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; PYP disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

BuranoVenedik denince akla ilk

BuranoVenedik denince akla ilk Rengarenk Bir Ada BuranoVenedik denince akla ilk gelen aslında kanallar, gondollar ve maske festivali oluyor. Pek bilinmese de Venedik kendi içinde eşsiz bir görselliğe sahip Burano Adası nı da kapsıyor.

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

ÇEVRECİ GENÇLER VE HEPİMİZ ÇEVRE GÖNÜLLÜSÜYÜZ

ÇEVRECİ GENÇLER VE HEPİMİZ ÇEVRE GÖNÜLLÜSÜYÜZ ÇEVRECİ GENÇLER VE HEPİMİZ ÇEVRE GÖNÜLLÜSÜYÜZ Bugün ülkemizi, tüm insanlığı ve hatta tüm canlıları etkileyen en büyük sorun çevre kirliliği sorunudur. Mutlu, sağlıklı, huzurlu bir ortamda yaşamak için

Detaylı

Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican

Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican Aslı Zülal Çizim: Ayşe İnan Alican Bilim Çocuk dergisinin 158. sayısının ekidir. Yalnızca Fotoğrafları Kullanarak Bir Öykü Anlatın Yalnızca fotoğrafları kullanarak bir öykü anlatmaya ne dersiniz? Söz gelimi

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede Yaz Sanat Kulübü 2010 Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Fener-Balat bölgesinde yaşayan çocuklar ve kadınlar için eğitim, kişisel gelişim ve sağlık gibi konularda projeler yürütüp kültürel

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ NE HOŞGELDİNİZ Sevgili Öğrencilerimiz; 2008 yılında kurulan Gümüşhane Üniversitesi nin dünyaya açılan penceresi sloganıyla kısa sürede büyük gelişim sağlayan Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi,

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN (28 Ekim 2013-13 Aralık 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

Iron Butt Reports - 09 July 2011

Iron Butt Reports - 09 July 2011 İstanbul (Kağıthane) Bolu Çankırı Yozgat Sivas Erzincan Bayburt Artvin Rize Trabzon 1.767 Km Henüz yola çıkmadan önce Kağıthane deki evin önünde sanırım saat 02:20 civarı. Yola çıkmanın heyecanı ile yanlızca

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq

Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq Röportaj Didem Müftüoğlu Dünyayı gezen fotoğrafçı Patricia Willocq ddmftgl@gmail.com Bir çok ülkeyi gezmis ve beyaz siyahilere dair proje yapmis Patricia Willocq ile fotoğraf üzerine sohbet ettik. Dünyayı

Detaylı

GOBUSTAN KAYALIKLARI VE İLK SANATÇILAR

GOBUSTAN KAYALIKLARI VE İLK SANATÇILAR GOBUSTAN KAYALIKLARI VE İLK SANATÇILAR En azından sanatla ilgisi olanlar, dünya tarihinin en eski çizimlerin, İspanya daki Altamira Mağarası ile Fransa daki Lasque Mağarası duvarına yapılmış hayvan resimleri

Detaylı

"Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden

Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden O O LY F RT L Kİ Ş E İS PO "Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden başlamıştır. Çocukluk döneminde,

Detaylı

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012)

4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (22 Ekim-14 Aralık 2012) Sayın Velimiz, 22 Ekim 2012-14 Aralık 2012 tarihleri arasındaki ikinci temamıza ait bilgiler bu bültende yer almaktadır. Böylece temalara bağlı düzenlediğimiz

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com. : @irmakhandan

IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com. : @irmakhandan IRMAK HANDAN iarslanoglu@boomads.com : @irmakhandan What s yours? Bulunduğumuz çağın ekosisteminin özünde «paylaşmak» ve «konuşmak» yer alıyor. TÜKETİCİ HİKAYELERİ HİKAYELERİN GÜCÜ NEREDEN GELİYOR? EĞLENCELİ

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin!

KİŞİSEL GÜÇ KİTABINIZ Güçlenin! KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin! Hangi alanlarda başarılıyım? Ne yapacağım? Okul hayatınız bittiğinde, önünüze gerçekleştirebileceğiniz çok sayıda fırsat çıkar. Kendi iş yerlerini açan insanların ne tür

Detaylı

Hashtag ile ilgili bilmeniz gereken herşey Ne zaman hashtag yapmalıyım, nasıl hashtag oluşturmalıyım? HASHTAG KULLANIM REHBERİ

Hashtag ile ilgili bilmeniz gereken herşey Ne zaman hashtag yapmalıyım, nasıl hashtag oluşturmalıyım? HASHTAG KULLANIM REHBERİ HASHTAG KULLANMA REHBERİ 1 Hashtag ile ilgili bilmeniz gereken herşey Ne zaman hashtag yapmalıyım, nasıl hashtag oluşturmalıyım? #HASHTAG Hangimiz günlük olarak kullandığımız sosyal medya platformlarında

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temaları ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

1.GÜN 7 Ocak, Çarşamba: İSTANBUL BUENOS AIRES

1.GÜN 7 Ocak, Çarşamba: İSTANBUL BUENOS AIRES 1.GÜN 7 Ocak, Çarşamba: İSTANBUL BUENOS AIRES İstanbul Atatürk Havalimanında saat 07:00 da buluşma. Check-in işlemlerini takiben Türk Havayolları nın TK15 seferi ile 09:30 da Buenos Aires e yolculuk. Yerel

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Diğer: Diğer:... Diğer:...

Diğer: Diğer:... Diğer:... Anket Üniversite Bu anket formu, işitme engellilerin üniversite eğitimlerini desteklemeyi amaçlayan bir proje çerçevesinde sizlerin sorunlarını değerlendirmek için hazırlanmıştır. Ad Soyad: Devam ettiğiniz

Detaylı

BAKA BULUŞMALARI -I-

BAKA BULUŞMALARI -I- BAKA BULUŞMALARI -I- Onur Konuğu Isparta Belediye Başkanı Y. Mimar Yusuf Ziya GÜNAYDIN Tarih 01 Ekim 2010 Cuma Saat 10:00 Katılımcılar Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri ve Uzmanları Batı Akdeniz

Detaylı

Girne Kapısı Yaş 11-12

Girne Kapısı Yaş 11-12 Lefkoşa Sizi Çağırıyor Girne Kapısı Yaş 11-12 Lefkoşa Sizi Çağırıyor Değerli dostlar, Sizinle tanıştığımızdan dolayı çok heyecanlıyız! Elinizde LEFKOŞA SİZİ ÇAĞIRIYOR serisinin ilk dört kitapçığından birincisini

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

03.11.2013-Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6

03.11.2013-Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6 03.11.2013-Bloomberg Businessweek BASINDA GeniuSpy Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6 Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 2/6 27.08.2013-www.milliyet.com.tr Çocuğunuz dikkatsiz mi emin misiniz?

Detaylı

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan Nasıl daha çok para kazanabiliriz? Nasıl para sorunlarımızı çözeriz. Bunun herkes için yöntemi farklıdır. Gelin George S.Clason Babil in en zengin adamı adlı kitabında para kazanmak için önerdiği yedi

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

Süha Derbent Organizasyonu ile Kenya da Safari

Süha Derbent Organizasyonu ile Kenya da Safari Süha Derbent Organizasyonu ile Kenya da Safari Nairobi (2) / Masai Mara (3) 5 Gece 6 Gün BU SEYAHATTE... Dünyanın en önemli aktivitelerinden kabul edilen vahşi yaşam safarisi deneyimini Kenya da birebir

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Haziran 2010 SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI: TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Proje Koordinatörleri: İndeks Araştırma Ekibi Simge Şahin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Giriş:

Detaylı

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor!

SODA Sunar. Meriç Kara. SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk kişisel sergisi A Domestic Schizophrenic Project e ev sahipliği yapıyor! BASIN BÜLTENİ SODA Sunar Meriç Kara: A Domestic Schizophrenic Project 26 Mayıs 2010 3 Temmuz 2010 Açılış: 26 Mayıs 2010 Çarşamba / 18:30-21:00 (Basın Toplantısı: 17:00) SODA, tasarımcı Meriç Kara nın ilk

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR:

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR: PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 6 5 9 4 2 7 3 1 8 SORULAR: 1- Fotoğrafta kaç çocuk var? 2- Çocuklardan kaç tanesi sana doğru bakıyor? 3- Kız çocuğu elinde ne tutuyor? 4- Fotoğrafçı

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER ARALIK 2014 Sevgili Veliler; Bizler Aralık ayını da dolu dolu yaşadık. Önemli gün ve haftaları büyük bir coşku, sevinçle yaşadık. Sınıf içi etkinliklerimize tüm çocuklarımız keyifle katıldılar. Etkinliklerimizle

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

Festivalin Tarihçesi

Festivalin Tarihçesi Festivalin Tarihçesi Uluslararası İzmir Film Festivali ilk kez 1990 yılında düzenlenmeye başladı. 11 kez düzenlenen Festivale 2000 yılında ara verildi. İzmir Film Festivali, 11 yıl boyunca dünyadan ve

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

BEYAZ YAKA ÖRNEK YETENEK TESTLERİ

BEYAZ YAKA ÖRNEK YETENEK TESTLERİ BEYAZ YAKA ÖRNEK YETENEK TESTLERİ 2012 Tüm hakları PozitifIK ya aittir. İzinsiz kullanılamaz. PİK - GENEL YETENEK TESTİ Bireyin sözel, sayısal ve soyut kavramları anlama, değerlendirme ve problem çözme

Detaylı

Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir?

Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir? Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir? BU KİTABI OKUYUN VE İLİŞKİLERİNİZDE GÜÇLÜ, BAŞARILI VE SEVGİ DOLU OLUN İşte size NLP Lideri Mustafa KILINÇ tan sayfalarını peşpeşe çevireceğiniz bir kitap daha. İster

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

BİZ SİZ HEPİMİZ. Biz: Hakkımızda I Siz: Misyonumuz I Hepimiz: Vizyonumuz

BİZ SİZ HEPİMİZ. Biz: Hakkımızda I Siz: Misyonumuz I Hepimiz: Vizyonumuz www.tugva.org BİZ Türkiye Gençlik Vakfı, merkezi Türkiye, çalışma alanı dünya olan, yenilikçi olmaktan ve icat çıkarmaktan çekinmeyen yeni nesil gençlik vakfı dır. TÜGVA, geleneklerine bağlı kalarak, çağın

Detaylı

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri Eflref Ar kan Bildiğiniz gibi Almanya aile birleşiminin gerçekleşmesi konusunda göç yasasında bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikleri eleştirenler ve olumlu görenler bulunmaktadır. Ben göç yasasının

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER. 16. Temsil Yeteneği

Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER. 16. Temsil Yeteneği Ek 6. ÇALIŞANLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN KULLANILACAK KRİTERLER 16. Temsil Yeteneği Kurumu temsil yeteneğinden yoksun, tutarsız ve güven oluşturmayan bir izlenim vermektedir. 1 Giyim, konuşma ve tavırlarında

Detaylı

Nr. 514, September 2014 Neslihan Sargut nsargut@isravision.com +90 (212 ) 285 9745

Nr. 514, September 2014 Neslihan Sargut nsargut@isravision.com +90 (212 ) 285 9745 Yapay görme ile kalite sürekli denetim altında Yapay görme teknolojilerinin üretim dünyasına iki büyük faydayı birarada sunduğunu söyleyen ISRA Vision Vistek Genel Md. Yardımcısı Serkan Çakır, "Her üretimin

Detaylı

MÜZE EĞĠTĠMĠ MODÜLÜ. Prof. Dr. AyĢe Çakır ĠLHAN Doç. Dr. Müge ARTAR Öğr. Gör. AyĢe OKVURAN AraĢ. Gör. Ceren KARADENĠZ

MÜZE EĞĠTĠMĠ MODÜLÜ. Prof. Dr. AyĢe Çakır ĠLHAN Doç. Dr. Müge ARTAR Öğr. Gör. AyĢe OKVURAN AraĢ. Gör. Ceren KARADENĠZ MÜZE EĞĠTĠMĠ MODÜLÜ Prof. Dr. AyĢe Çakır ĠLHAN Doç. Dr. Müge ARTAR Öğr. Gör. AyĢe OKVURAN AraĢ. Gör. Ceren KARADENĠZ Projenin Amacı: Müzelerde akran eğitimi yoluyla çocukların; Ulusal ve kültürel değerleri

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

FOTOĞRAF SANATÇISI TANIM

FOTOĞRAF SANATÇISI TANIM TANIM Fotoğraf makinesiyle varlıkların görüntüsünü filme kaydeden ve görüntülerin karta basımını yaparak istenen sayıda kopyasını çıkaran kişidir. A- GÖREVLER KULLANILAN ARAÇ, GEREÇ VE EKİPMAN Fotoğrafçılık,

Detaylı

1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015 )

1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015 ) 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (30 Mart 15 Mayıs 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar.

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar. İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar. Tüm bu olumlu ve kalıcı var oluşların ortak duygusu yaratıcılıktır.

Detaylı

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu.

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Capital ve Ekonomist Dergileri ile LeasePlan Türkiye Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Yılın Filo

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE Doç. Dr. Mutlu ERBAY İstanbul 2013 Yay n No : 2834 İletişim Dizisi : 97 1. Baskı - Şubat 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-858 - 5 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay

Detaylı

ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU

ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU ANAVARZA BAL ÇOCUK TİYATROSU BASIN DAVETİ ÖRNEĞİ 2 3 ANAVARZA BAL HAKKINDA 1979 yılında Süleyman Sezen'in kurduğu Sezen Gıda Ltd. Sti., 1995 yılında Anavarza Bal markasıyla bal sektörüne giriş yaptı. Adana'nın

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yabancı dil öğreniminde kelime ve anlamını ezberleme oldukça önemli bir yere sahiptir. En sık kelime ezberleme yöntemi ise tekrardır. Yani sık sık kelimenin ve anlamının tekrar edilmesidir. Bu kelimelerin

Detaylı

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kullanıp attığımız bazı

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kullanıp attığımız bazı ANA SINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Hazırlayan: Veli YILMAZ (BŞNSAL Coğrafya Öğretmeni) Veli YILMAZ

Hazırlayan: Veli YILMAZ (BŞNSAL Coğrafya Öğretmeni) Veli YILMAZ Hazırlayan: (BŞNSAL Coğrafya Öğretmeni) Coğrafya dersi çeşitli yöntem ve tekniklerin sayesinde öğrenilebilir. Dersin örgütlenmesi ve gerçekleşmesi ise öğretmenin seçim hakkına ve yeteneğine bağlıdır. Ders

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME

05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME Doğu Gündoğdu BİR RULO Atölye / Workshop: Özgün Fotoğraf Baskısı / 12 Aralık 2015 / Saat: 14:00 3, Van Dyke Brown, 05-21 ARALIK DECEMBER 2015 AÇILIŞ / OPENING: 05 ARALIK DECEMBER SAAT TIME 18:00 Doğu Gündoğdu

Detaylı

TANDEM - KÜLTÜR YÖNETİCİLERİ DEĞİŞİM PROGRAMI TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ 2015-2016

TANDEM - KÜLTÜR YÖNETİCİLERİ DEĞİŞİM PROGRAMI TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ 2015-2016 TANDEM - KÜLTÜR YÖNETİCİLERİ DEĞİŞİM PROGRAMI TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ 2015-2016 SIK SORULAN SORULAR 1. TANDEM: Kültür Yöneticileri Değişimi Nedir? TANDEM Kültür Yöneticileri Değişimi Türkiye-Avrupa Birliği

Detaylı

Markanızın Vitamini. www.cizgeadam.com.tr

Markanızın Vitamini. www.cizgeadam.com.tr Markanızın Vitamini www.cizgeadam.com.tr Markanızın Vitamini Çizgeadam Ekibini oluşturma fikri daha eskilere dayansa da, 2003 yılında Kocaeli de Tam Hizmet Ajansı olarak faaliyete geçtik. Karşılaştığımız

Detaylı

THOMAS LAWRENCE HOMAS

THOMAS LAWRENCE HOMAS HOMAS AWRENCE Lawrence Arhitecture Titiz bir tasarım anlayışına sahip olan Seattle merkezli, ödüllü bir mimarlık firması. Küçük ve geniş aileler için konut projelerinde uzman olan firma aynı zamanda ticari

Detaylı

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz,

SINIF İÇİ ETKİNLİKLER OKUMA YAZMAYA HAZIRLIK ETKİNLİĞİ SANAT ETKİNLİĞİ TÜRKÇE DİL ETKİNLİĞİ MÜZİK-OYUN ETKİNLİĞİ. Sevgili Velilerimiz, Sevgili Velilerimiz, Bizler çocuklarımızla birlikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nı okulumuzda coşkuyla kutladık. Onlara vatan, millet sevgisini birliği, bütünlüğü yaşlarının alabildiği ölçüde aktarmaya

Detaylı

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Çukurören Köyü-Çamlıdere (10 Mayıs 2009) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 10 Mayıs 2009 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Çamlıdere

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı