1

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "1"

Transkript

1 1

2 Editör Mehmet Karasu Tasarım Erdem Ömüriş 2

3 İçindekiler Önsöz z (4) Varoluşsal Bir Fenomen: Ölüm (5) Türkiye de Sosyal Psikolojinin (A)Sosyalliği (8) Vicdani Ret Olgusunda Psikoloji ve Psikiyatrinin Kötüye Kullanımı (11) Futbol - Bastırılmış Eşcinsellik ve Homofobi (18) Saklı Benlikler: Carrie (23) 3 Göreli Zaman ve İnsan (28) Süregiden Notlar-2 (31) Öykü (Bölüm-2): İlk El (35) Çeviri: Ahlakın Kökenleri (39) Çeviri: Hindistan daki Tecavüzü Protesto Eden Genç Erkeğe Mektup (42) Online Araştırma (45) V for Venu us (47)

4 Dünyaya fırlatıldık, gözüne ışık tutulmuş tavşan gibiyiz. Ya kâinatın varoluşumuza kayıtsızlığına ne demeli? 4 Mehmet Karasu Çivril, Mart 2014

5 VAROLUŞSAL BIR FENOMEN: ÖLÜM Mehmet Karasu Ölüm korkusunun mekanizmaları nasıl oluşmuş olabilir ve bunlar kültürde nasıl kullanılır? Doğadan aşama aşama kopan ilk atalarımız, doğaya rağmen yaşamlarını sürdürebilmek için kendilerini doğadan ayrı ve farklı nitelikte algılama eğilimine girdiler ve dolayısıyla kendilerinin özel birer varlık olduğuna inanmaya başladılar ya da zaten var olan böylesi bir inanç, doğadan ayrılmayla pekişerek netlik kazandı. Keza doğaya ve kendi türünün tehlikelerine karşı eksiklik nedeniyle, kendilerinden daha üst nitelikte bir kurtarıcıya inanma ihtiyacı da hissettiler. Özel birer varlık olduğumuza dönük inancımız ile üst bir kurtarıcıya yönelik inancımız, önce hayatta kalmak yani var olmak, sonra kontrol ve gücü elde tutmak için doğaya ve kendi türümüze karşı, özerk olmayı/görünmeyi araçsallaştırdı. Araş. Gör. İnsan çocukluk dönemindeyken ölümün kaçınılmazlığıyla ilk defa yüzleştiğinde çoğu kez imdadına kültürde var olan sakinleştiriciler yetişir ve özel bir varlık olduğu bebeklik döneminden itibaren verilen karşılıksız bakımla ödüllendirilerek pekiştirilir, kültürdeki inançlar ise insanın ölse bile bir şekilde yaşamının devam edeceğini salık verir. İnsan böylece rahatlar, rahatladığını zanneder, ta ki yalıtımı fark edip varoluşsal vakuma girene, değerli bir şeyini yitirene ya da sahiplenmeyi beklediği bir şeyden mahrum kalana dek. Sonra insan, sakinleştiricilerin etkisinin azaldığını hissetmeye başlar. Ve öfkelenir, zira kandırıldığını düşünür. Varoluşsal vakum nedir? Varoluş Vakumu Zamanı Bile Büker Güneşin Altındaki İnsan Çaresizce Ölümü Bekler Varoluşsal vakum, can sıkıntısı olarak belirir; yalnızlık, çaresizlik, durgunluk ve boşluk duygusu olarak hissedilir. Kendini hatırlayabilen ve kendiyle başı belada olanla zuhur eden bir hâldir. Kendini hatırlamak ve kendiyle başı belaya girmek, yalnızlıkla dolayısıyla insanın içindeki boşlukla yüzleşmesiyle mümkün olabilir ve yalnızlık, tek başınalıktan farklı bir anlam taşır. Tek başınalık bireyin etrafında insan olmaması demektir. Böylesi bir hâl uzun vadede patolojiye kayabilir. Zira insan kendi varlığını ancak diğeriyle etkileşime geçtiğinde ve kurduğu ilişkiyi yaşayabildiğinde verimlice kavrayabilir. Diğeriyle etkileşime geçmek ve 5

6 kurulan ilişkiyi yaşayabilmek, karşılaştırma süreçlerini mümkün kıldığı ve dolayısıyla bireye göreli referans çerçevesi tanımladığı için hem güven ve kontrol hissinin tatmini mümkün kılar hem de otantik bir hayatı yaşamayı kolaylaştırır. Ölüm korkusunun nedenleri nelerdir? Kimisi için ölüm korkusu, dünyadaki yaşantıları bir daha tecrübe edemeyeceğini bilmek, zihindeki hayata geçmemiş onlarca fikirle ölebileceğini fark etmek ve hatta o olmaksızın hayatın bütün sıradanlığıyla yine de kendi bildiği gibi devam edeceği fikriyle yüzleşmek üzerinden görünür olmaktadır. Kimisi için, ölüm süreçlerinden ve/veya ölüm sonrasına ilişkin inanç hâllerinden dolayı ölüm korkusu yaşanır. Örneğin, nasıl öleceği konusundaki belirsizlik, öldükten sonra yaşama inanıyorsa nasıl hesap vereceği konusundaki tedirginlik ya da ölüm sonrasının nasıl olacağını tam kestirememekten kaynaklı karmaşa hâli bu tip korkulardandır. Kimisi içinse ölüm korkusu, ölüm sonrası arkada bırakılan ve aynı zamanda ölmüş olana bağımlı insanların akıbetinden veya ölüm sonrası arkada kalanların üzüntü süreçlerini yaşamasından kaynaklanır. Neticede ölüm korkusunun ölümün kendisinden daha yıkıcı olduğu çok açık. Zira hiçbir şey, bir şeyden daha kuşatılamaz ve dolayısıyla daha ürperti verici. Kendi hayatlarının öznesi ol(a)mayan bireyler, diğerlerinin nesnesi olmayı örtük olarak kabullenmişlerdir. Böylesi irade silikliği bir hayatın boğuculuğunu fark edenler içinse ölüm korkusu, Ataman Tangör e göre, kötü yaşanmışlığın bir tepkisidir. Özgün, iradi ve otantik olmayan bir yaşanmışlığın tepkisi. Engin Geçtan, I Ching felsefesine göre ölümün anlamını, Ölüm Yaşanmış Bir Hayatın Başına Konan Bir Taçtır ifadesini aktararak yapar. Bu anlama göre, yaşanmış bir hayat; sevilen, üretilen ve bilinçli seçimler yapılan bir alanı kapsıyor zannediyorum. Böylesi bir hayat, ölümün doğal karşılanmasını mümkün kılabilir. Öleceğimizin bilincinde olmak nasıl mümkün olmaktadır ve bu duruma karşı nasıl tepki vermekteyiz? İnsan bilinci önceyi, sonrayı ve ikisi arasındaki dinamik etkileşimi kavrayarak çıkarımlar yapacak biçimde evrimleşmiştir. Evrenin başına dair çıkarsamaları kavrayabilen bir bilincin, kendi sonunun da farkına varması, bilincin doğal çıktılarındandır. Bu açıdan öleceğinin bilincinde olan insan, hayatın anlamı üzerine düşünür ve yok olmanın dayanılmaz ağırlığı karşısında iradesini aktif hâle getirerek bir şeyler yapma, üretme veya bırakma ihtiyacı hisseder. Bu bağlamda çocuk yapar, kitap yazar, çeşme inşa ettirir, doğayı sever, varlığını gösterecek seçimler yapar, yani davranarak var olmaya çalışır. Bu açıdan insan, hayatının önemli bir kısmını kendi ontolojik yapısını fark etmek, fark ettirmek ve doğrulatmak üzerine inşa 6

7 eder, diyebiliriz. Ancak bir ömür boyu üzerine çalışılan bu proje doğal bir süreçle sonlanır. O hâlde evrenin yaşına kıyasla, flaş patlaması kadar kısa bir yaşam için ölümün ve hatta hayatın bir anlamı var mıdır? Zira anlam yükleyebildiğimiz zihinsel ve davranışsal yaşantılar patolojiye karşı zihnimizi korur. Wittgeinstein ve Epikür ölümü nasıl kavramıştır? Öteden beri ölüm üzerine kafa yoran pek çok insan kendi kimliğini ölüm nedir sorusuna verdiği cevapla şekillendirmiştir, diyebiliriz. Hiç kuşkusuz kimliği inşa eden pek çok dinamik var ve kimlik, bağlamda kendisini yeniden ve yeniden inşa eden bir fenomendir. Ancak burada asıl değinmek istediğim konu, ölüm üzerine söylenmiş iki aforizmanın düşünce kodlarını kavrayabilmektir. Wittgeinstein ölüm için, ölüm korkusuna karşı geliştirilmiş savunma mekanizmasının birer yansıması olarak değerlendirmek pek âlâ mümkün. Ancak böylesi değerlendirme yüzeysel ve indirgemeci bir epistemoloji içerdiğinden bir taraftan aforizma sahiplerinin şahıslarına diğer taraftan üzerinde kafa yorulan konunun derinliğine belki de basitliğine bir haksızlıkmış gibi duruyor. Her iki düşünürün de ölümü dışarıda bir yerde olarak anlaması ve yorumlaması hayatlarının odak noktasını sadece yaşadıkları şimdi ye yöneltmelerinden kaynaklanıyor olabilir. İnsan, ister ölüm sonrası başka bir boyutta yaşamın farklı bir içerikle devam ettiğine, isterse ölüm sonrasının atomlarına ayrılmak ve evrene dağılmaktan öte bir şey olmadığına ve hatta değişik formlarda yaşama tekrar ve tekrar döneceğine inansın, ölüm, insan hayatı için kendi dinamiği içerisinde sarsıcı ve bir o kadar düşündürücü bir değere sahip görünüyor. 7 Ölüm Yaşamın İçinde Bir Olay Değildir, Ölüm Yaşanmaz Epikür de benzer bir düşünce koduyla, Ölümden Neden Korkacakmışım? Ben Varken O Yok, O Varken Ben Yokum Kaynaklar Geçtan, E. (2006). Hayat (8. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları. Yalom, I. D. (2011). Varoluşçu Psikoterapi (4. Baskı). (Z. İyidoğan Babayiğit, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 1980.) demişti. Bu aforizmaları birer dil manipülasyonu ya da

8 ve Türkiye de sosyal psikoloji bunu başarabilmiş midir? TÜRKİYE'DE SOSYAL PSİKOLOJİNİN (A)SOSYALLİĞİ Ercan Şen Yazının başlığına bakarak bunun akademik bir yazı olacağını düşünenler var ise baştan söyleyeyim: Bu yazı, akademik bir çalışma değildir; sadece yapılan akademik okumalardan edinilmiş kısa çıkarımlardan oluşmaktadır. Yirminci yüzyılın başlarında psikoloji ve sosyolojinin birlikteliğinden dünyaya gelen sosyal psikolojinin, tanımı ve yöntemi gibi konularda hâlen tam bir uzlaşma sağlanamamış ise de genel itibariyle sosyal psikolojiyi; sosyal davranışın açıklanması, toplumsal düzeyde bireyin aldığı rol ve toplumsal süreçlerin birey üzerindeki etkilerini inceleyen bilim dalı olarak tanımlamamız mümkündür. Bu genel tanım, içinde bireyin rol aldığı tüm süreçlerin, sosyal psikolojinin ilgi alanı olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Peki, dünyada Araş. Gör. Psikoloji tarihine bakıldığında özellikle İkinci Dünya Savaşı ndan sonra sosyal psikolojinin ciddi bir ilerleme gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasında farklı faktörlerin etkili olduğu aşikârdır. İnsanoğlunun -teknolojinin de desteğiyle- İkinci Dünya Savaşı sırasında ve öncesinde verdiği kötü sınavın bu ilerlemede belirleyici olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu savaşın durduk yere çıkmadığını ve milyonlarca insanın katledilmesinde birey-toplum etkileşiminin olduğunu düşünen sosyal psikologlar bu fenomeni çalışmak için yeterli ilgiyi ve uygun çalışma ortamını buldular. Bunun sonucunda da sosyal psikoloji literatürünün köşe taşlarından olan Hovland ın tutum çalışmaları, Asch ve Şerif in uyma, Milgram ın itaat ve hatta Zimbardo nun cezaevi deneyleri olarak ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki deneylerin yapıldığı tarihlerde Türkiye de de psikoloji çalışmaları başlamış ve bazı üniversitelerde lisans eğitimi verilmeye başlanmıştı. Bugün ülkemizde bu alanda hizmet veren binlerce psikolog ve yüzlerce akademisyen bulunmaktadır. Çok sayıda araştırma ve akademik çalışma yapılmış ve hâlen yapılmaktadır. Buna karşın, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki gelişmelere benzer bir gelişme Türkiye de hâlen yaşanmamıştır. 8

9 Türkiye de gerçekleştirilen sosyo-psikolojik çalışmalar çok sınırlı ve ülkenin gerçeğinden uzak kalmıştır. Psikoloji camiası, bağımsız olduğundan hareketle -ki bunun içinde de politik bir duruş yatmaktadır- ülkedeki çok önemli gelişmelere duyarsız kalmış ve bunun sonucunda da kendi ülke gerçeğine uzak ana akım Amerikan sosyal psikoloji anlayışının kötü bir kopyası ortaya çıkmıştır. Bu kopya edilmiş sosyal psikoloji anlayışının sorunlu olmasının iki nedeni vardır. Birincisi; daha önceden değinildiği gibi toplumsal değişimi ve dinamiği anlamaktan uzak bir anlayış olması (Ülkedeki gelişmelere bu kadar duyarsız bir başka psikoloji camiası var mıdır?) ikincisi ise; ana akım Kuzey Amerika ekolünün kötü bir kopyasının yapılmasıdır. Çünkü bütün yönleriyle kopya edilmiş bir yaklaşım olsaydı Amerika da gerçekleştirilen önyargı, ayrımcılık, gruplar arası süreçler ile ilgili çalışmaların benzerleri Türkiye de de yapılırdı. Bunun böyle olmadığını anlamak için, Türk Psikoloji Derneği nin bilimsel yayınlarından Kürtler, Aleviler, eşcinseller, Çingeneler vb. birçok azınlık grubuyla ilgili ne kadar çalışma yapıldığını incelemek yararlı olabilir. Bu basit gösterge bile akademinin bu konulara ne kadar mesafeli durduğunu anlamamız için yeterlidir. Türkiye psikoloji camiasının bu kadar duyarsız kalmasının nedenleri üzerinde çok şey söylenebilir. Bu nedenler; ülkenin siyasi ortamı, darbeler, akademi iktidar ilişkisi, sosyo-politik olguların aşırı politikleştirilmesi ve akademinin sivil toplum ile olan mesafesi olarak görülebilir. Bu nedenleri teker teker irdelemek için yeterli zamanımız ve yerimiz olmadığından belki de bunu bir başka yazının konusu olarak erteleyebiliriz. Sonuç olarak; küreselleşme, iletişim, ulaşım, şehirleşme gibi birçok etken Türkiye nin toplumsal, siyasi ve ekonomik yapısını son yıllarda çok hızlı bir değişime uğratmıştır. Toplumsal yapıdaki bu değişimler, araştırma nesnesi insan olan, psikoloji bilimini de yakından ilgilendirmektedir. Göregenli (2007) büyük ve kalıcı olan bütün kuramların ve onu oluşturanların tek bir ortak yanı olduğunu, akademik katkılarının ayırıcı özelliklerinin asıl kaynağının, yaşadıkları bağlama, kültüre duyarlılıkları ve yaşadıkları döneme etkin biçimde tanıklık etmeleri olduğunu ifade etmektedir. Buradan hareketle; Türkiye psikoloji camiasının bu konuda çok yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. Psikoloji camiası daha önce ihmal ettiği gruplar üzerine çalışma sorumluluğu altındadır ve bu sorumluluğu yerine getirmek için elindeki fırsatı kaçırmamalıdır. Türkiye nin sosyal, siyasi ve ekonomik konjonktürü de bu tür çalışmaların yapılması için eskiye nazaran daha uygun hâldedir. Psikoloji camiası da hem geçmişin hatalarını ortadan kaldırmak hem de temel araştırma nesnesi olan insana yönelmek için böyle bir dönüşümü gerçekleştirmek durumundadır. Genelde psikoloji özelde ise sosyal psikoloji alanları bu asosyalliklerinden kurtulamadıkları ve dolayısıyla insan 9

10 yaşamına dokunup içerisine nüfuz etmedikleri sürece insanı teğet geçmeye devam edeceklerdir. Kaynaklar Göregenli, M. (2007). Şerif ten Sonra Türkiye de Sosyal Psikolojinin Sosyal liği ve Sosyal Sorumluluğu Üzerine Düşünceler. E. Aslıtürk ve S. Batur (Ed.), Muzaffer Şerif e Armağan içinde ( ). İstanbul: İletişim Yayınları. 10

11 tanıların bir kısmı, kişilere psikiyatrik muayeneden bile geçirilmeksizin verildi. VİCDANİ RET OLGUSUNDA PSİKOLOJİ VE PSİKİYATRİNİN KÖTÜYE KULLANIMI Eda Erdener Psikiyatri kaynaklı istismar olamaz, çünkü kurumsal psikiyatrinin bizzat kendisi istismardır. Engizisyon kaynaklı istismarın olamayacağı gibi Psikiyatri, bir tür ideolojidir. Gerçek gündemi, akıl hastalarını suçlular, suçlularıysa akıl hastaları gibi tedavi etmeye çalışmaktır. Her iki grubu da özgürlük ve sorumluluktan yoksun kılarak ve aşağılayarak Thomas Szasz En belirgin özelliklerinden biri otorite ile uyumsuz olma ve bu nedenle suç işlemeye eğilim olarak tanımlanan AKB nin, Türk Ceza Kanunu na (TCK) göre ceza sorumluluğunu azaltıcı ya da kaldırıcı hiçbir etkisi yoktur, yani bu tanıyı almanız, sizin işlediğiniz bir suçtan ceza almanızı engellemez. Peki, ama bir psikiyatrik bozukluk, ceza kanunumuza göre ceza sorumluluğunu azaltmayan yani hukuki bakımdan hiçbir anlam teşkil etmeyen bir konumda ise, bu tanı, konu anti-militarizm olduğunda egemenlerin işine nasıl yarar? Ne de olsa hukuk, bir psikiyatrik tanı ile ancak ceza sorumluluğunu etkilemesi hâlinde ilgilenir Vicdani Retçilere Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu Tanısının Konulması Psikiyatrinin Kötüye Kullanımıdır Türkiye de ruh sağlığının militarizmle dansı yeni değil Türkiye Cumhuriyeti tarihi, psikiyatrinin ve dolayısı ile klinik psikolojinin ideolojik amaçlı kötüye kullanımı örnekleriyle doludur. Bunun tarihsel olarak en yakın örneğini vicdani retçiler İnan Süver, Mehmet Bal, Enver Aydemir ve Halil Savda nın askerlik yapmak istemedikleri için Anti-sosyal Kişilik Bozukluğu (AKB) tanısı almaları örneğinde gördük. Bu Bu durum, politik olarak tanınmak istenmeyen vicdani ret olgusuna, psikiyatrik bozukluk tanısı giydirilmek suretiyle, sosyal bir olgu olmaktan çıkartıp, bireysel ve münferit olaylara indirgemede, ruh sağlığının bizzat katılımı ve kötüye kullanımıdır. Kendilerini anti-militarist olarak tanımlayan bu insanların verdikleri karara ve dolayısı ile askerliği ret sebeplerine toplum gözünde itibar edilmesini ve güvenilmesini engellemek, böylesi bir kararın sağlıklı Dr. Psikolog

12 zihinlerden çıkamayacağına dair bir yargıyı pekiştirmek için Yani, aslında bu kişilerin söylemek istedikleri bir sözleri ve askerliğe karşı bir duruşları yoktu, adı üzerinde, bu kişilerin kişilikleri bozuk (!) tu. 12 Eylül ve Türkiye de Psikiyatrinin Kötüye Kullanımı 12 Eylül 1980 askeri darbesi toplumun psikolojisi için bir milattır; döneminde psikiyatri kliniklerine başvuranların sayısı %45 artarken, 1984 te alkolik sayısı 4 kat artmıştı. Türkiye de AKB tanısının siyasi suçlulara uygun görülmesi ise 12 Eylül sonrasına denk düşer. O dönemde devlet, komünizmin bir hastalık olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini, psikiyatrinin görevinin bu hastalığa yakalananları ıslah ederek topluma kazandırmak olduğunu belirtiyordu. Ruh sağlığı çalışanları, mesleki bilgilerini devletin muhaliflerine yönelik izlediği politikaya hizmet etmeye kullanmaları için zorlanıyordu. Bunlardan biri olan Psikiyatr Mehmet Bekaroğlu, 1983 yılında Metris Cezaevinde mecburi hizmette iken, kendisinden komünizm hastalığını tedavi etmesini istediklerini belirtir te Psikiyatrist Prof. Dr. Ayhan Songar ise, 20. Nörolojik Bilimler ve Psikiyatri Kongresi nde sol eğilimli teröristlerin ağırlıkla köy kökenli olduğunu ve akrabalarında suçluluğun yüksek olduğunu, yani bunların genetik olarak suçlu olduğunu söyler. Ayhan Songar ın Türkiye deki terör ve anarşi olgusuna psikiyatrik bakış getirdiğini iddia ettiği çalışması, siyasi suçlulara ama özellikle sol kanadın siyasi suçlularına Türkiye de psikopatinin yani AKB nin ilk yakıştırıldığı yerdi. Bu söylem, 80 lerden bugüne taşınmış ve sistemin muhaliflerine karşı hâkim söylemi olmaya devam etmiştir. Yıl 2006 olduğunda dahi değişmeyen bu bakış açısı, bir Binbaşının vicdani ret olgusunu incelediği çalışmasında oldukça net görülebilir: Vicdani retçilerin Türkiye de askerlik yapmak istememelerinin nedenini, barışçıl felsefi görüşleri yerine bencillik ve menfaatine düşkünlük olarak tanımlamış, Avrupa kültürüne uygun olan vicdani reddin Türk örf ve adetlerine uyum göstermediği, askere gitmeyene kız verilmediği, ana sütünün helal edilmediği kültürümüze, tamamen aykırılık gösterdiğini belirtmiştir. Ayrıca gençleri menfi propagandandan korumak maksadıyla liselerde milli güvenlik derslerinde vicdani ret konusunun işlenmesini önermiştir. Zihniyet aynı noktaya işaret eder: Vicdani ret olgusu barış arzusu ile değil ancak bencillik ve menfaatine düşkünlükle yani kişilikteki bir problemle açıklanabilir. Psikiyatr Prof. Dr. Turan İtil tarafından kurulan, sonrasında bünyesine Psikiyatr Prof. Dr. Ayhan Songar ın da katıldığı HZİ Vakfı gibi örgütler, bu misyonu canı 12

13 gönülden üstleniyordu. Siyasi mahkûmları kobay kullanmak suretiyle Amerika da henüz piyasaya çıkmamış ilaçları denemek için deneyler yapan vakıf, 1984 te Erzurum Askeri Ceza ve Tutukevinde 100 kadar siyasi mahkûma yapıldığı bilinen deneylerde, mahkûmları kobay olarak kullandılar. Siyasi mahkumlar, dirençlerinin artması için vitamin iğnesi yapıldığı yalanıyla her gün 5 iğne birden yiyor, 15 gün içinde kendilerine 50 küsur enjeksiyon yapıldığını belirtiyorlardı tutuklu üzerinde araştırma yapan Turan İtil siyasi suçlular hakkında ise: bunların elinde olmayan bir şey var, içgüdüleri var, bunu anlayabilmek için iki kişiyi görmeniz kâfi, üç taneye gerek yok. Terörist olmasalar katil olurlardı. Kimse 40 yaşından sonra terörist olmaz. O halde 40 yaşına kadar içerde tutulmaları gerek. Pahalı yöntem ama idamdan daha iyi diyordu. Dicle Üniversitesi nden Kemal Balcı ise 1987 yılında işkence sorguları sırasında otokontrolü kaybettiren ve yaşanan olayları hatırlatarak söylenmesini kolaylaştıran sodyum pentothal adlı ilacın kullanılmasını teröristlerden vakit kaybı olmadan bilgi toplanması için tavsiye ediyordu. Sözde katı işkencenin uygulanmasını engellemek için bulunan bu insanlık dışı çözümün kimi hâllerde katı işkenceden daha acımasız olduğu düşünülebilir. Çünkü kişilerin işkenceye rağmen, konuşmama hakları mevcutken, otokontrolü kaybettiren bu ilacın kullanımı, kişinin işkenceye direnme iradesini veya onurunu her şartta koruma hakkını bile yok saymaktadır. Psikiyatri tarihinin ilk dönem uygulamalarından biri olarak kabul edilen hipnozun ise açlık grevi yapan siyasi mahkûmlar üzerinde kullanılma talebi getiriliyordu. 2. Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu, Psikiyatrik Değil, Psiko-Politik Bir Tanı Hâline Getirilmiştir Sorun, sadece bu tanının bahsedilen şekilde kötüye kullanımı değildir. Türkiye Cumhuriyeti psikiyatri geleneğinin ithal psikiyatriye bağlılığı ile olmazsa olmaz koşulu saydığı Amerikan Psikiyatri Birliği nin 2000 yılında yeniden gözden geçirilen psikiyatrik tanı ölçütleri ile (DSM IV TR) bu tanının değişime uğrayan ve politize edilen özüdür. Şimdi Anti sosyal kişilik bozukluğunun yıllar içinde geçirdiği evrime değinelim. AKB, ruh sağlığı literatüründe ilk tanımlanışında hatta bir önceki versiyonlarda başlıca özelliği acımasızlık, diğer insanların duygularını yok sayarak kendi çıkarları için kullanma, fiziksel-ruhsal acı verme ve bundan pişmanlık duymamayı içeren sosyopatiyi ya da psikopatiyi tarif ederken, son sınıflandırmada gittikçe politize edilmiştir. 13

14 Tanının 1987 versiyonunda (DSM III R) AKB, silah kullanma, başkalarını cinsel eyleme zorlama, insanlara fiziksel olarak zalimane davranışlarda bulunma, hayvanlara zalimane davranışlarda bulunma, yangın çıkarma, yalan söyleme, gizlice çalma ve açıkça hırsızlık, ebeveyn olarak görevlerini ihmal, başkalarına acı vermekten pişmanlık duymama, iş hayatını sürdürmekte başarısızlık ve yasalara karşı gelme olarak tanımlanmış ve önceki DSM ye göre bir değişiklik yapılmış: 1 yıldan fazla süreli monogam (tekeşli) bir ilişkiyi sürdürememe Fakat 1997 de değiştirilen ve 2000 yılındaki yeni versiyonunda aynı bırakılan Anti Sosyal Kişilik Bozukluğu Tanısı (DSM IV ve DSM IV-R) bu tanıyı tamamen yeni bir hâle getirmiştir. Şimdi aşağıda yazılı tanı ölçütlerini, psikiyatrik bir tanı gibi değil, eylemsellik bağlamında hareket eden siyasi bir suçluyu tarif ettiğini düşünerek okuyalım. Tanının konulması için aşağıdaki ölçütlerden üçünün birlikte olması yeterlidir: 1-Tutuklanması için zemin hazırlayan eylemlerde tekrar tekrar bulunmakla belirli, yasalara uygun toplumsal davranış biçimine ayak uyduramama. 2-Sürekli yalan söyleme, takma isimler kullanma ya da kişisel çıkarı, zevki için başkasını atlatma ile belirli dürüst olmayan tutum. 3-Dürtüsellik ya da gelecek için tasarılar yapmama. 4-Yineleyen kavga dövüşler ya da saldırılarla belirli olmak üzere sinirlilik ya da saldırganlık. 5-Kendisinin ya da başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık. 6-Bir işi sürekli götürememe ya da mali yükümlülüklerini tekrar tekrar yerine getirmeme ile belli olmak üzere sürekli bir sorumsuzluk. 7-Başkasına zarar vermiş olmasına karşın ilgisiz olma ya da yaptıklarına kendince mantıklı açıklamalar getirme ile belirli olmak üzere vicdan azabı çekememe. Bu metni psikiyatrik bir tanı ölçütü gibi değil, psikopolitik bir açıklama olarak okursak, suç sayılan siyasi düşünceye sahip olan ya da eylemde bulunan birinin, politik duruşunu sürdürdükçe ve yasalar değişmedikçe tekrar tekrar ceza alacağı, hâkim siyasi irade ile şekillenen hukuka karşı hareket edebileceği gerçeği, bu tanının birinci kriteri olur. Eğer bu tanıda bahsedilen kişisel çıkar dan kasıt, kişinin kendisini koruması anlamına geliyorsa, bunun için yalan söyleyebileceği ya da takma isimler kullanabileceği; sürekli ceza alan birinin gelecek için tasarı yapabilmesinin mümkün olmadığı; işkenceler ya da cezalar sonrasında kişinin sürekli olarak öfkeli 14

15 olabileceği; politik adanmışlık nedeniyle kendi güvenliği konusunda umursamazlık gösterebileceği; bu hayat tarzının ise doğal olarak işgücü kaybı ve mali çöküş yaratacağı görülebilir. Bir kişinin, yaptıklarına mantıklı açıklamalar getirmesi ise bir tanı ölçütü değil, olsa olsa düşünsel bir zorunluluktur. Burada sayılan ölçütlerden oluşan düşünce zincirinin işaret ettiği tanı, aslında tek bir önermeden yola çıkar: suçlu olma hâlinden Diğer bütün maddeler, yasaya aykırı hareket etmenin zorunlu sonucu olarak gerçekleşen ardıl durumlar olarak okunabilir. Amerika nın 11 Eylül olayları bahanesiyle yabancı dan gelen terör korkusunu önce kendi toplumuna sonra tüm dünyaya yayması ile konulması oldukça yaygınlaştırılan bu tanı, dikkate değerdir. Bu tanı vasıtasıyla, sisteme muhalif olanların sadece hukuki cezalandırılması değil, siyasi duruşlarının kişilik bozukluğu etiketiyle değersizleştirilmesi ve sistemin ideolojik aygıtı olarak hareket eden psikiyatri yoluyla meşrulaştırmasıdır. Kevin Benderman 2003 yılında Irak savaşına katıldı ve 2005 yılında artık savaşmak istemediğini belirterek vicdani reddini açıkladı ve görevinden çekilmek istediğini belirtti. Bu çekilme talebinin karşılığı 15 ay hapis ve ordudan dishonorable discharge yani şerefsizce ihraç olarak sonuçlandı. Askerlik yapmayı reddetmenin şerefsizlikle eşdeğer tutulması sanırım her şeyimiz gibi Amerikan ordusundan ithal edilmiş olmalı! Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tanısı Askerlik Sürecinde ve Sonrasında Tanınmalıdır Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSBB) yine Amerikan Psikiyatri Birliği el kitabında (DSM IV-R) şöyle tanımlanmıştır: 1-Kişi gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne yönelik bir tehdit olayı yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. 2-Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşmek vardır. 15 Amerika da zorunlu askerlik olmamasına karşın, vicdani ret açıklamaların özelikle savaş sırasında yapılması Türkiye deki vicdani retçilerin maruz kaldığı uygulamalara benzer durumlarla sonuçlanmaktadır. 3-Bu bozukluk klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin diğer alanlarında bozulmaya sebep olur.

16 Bu tanı incelendiğinde, askerlik sürecinin kendi başına travmatize edici etkisi açıktır. Askerlik süreci bir travmadır. Çünkü, kişileri savaşa ve savaşmaya hazırlayacak zorunlu şiddet eğitimi içinde, insani duygulardan arındırılmaya, duyarsızlaştırmaya, sorgulamadan itaate, bireysel farklılıkların yok sayılarak tektipleştirilmesine maruz kalmanın bireyler üzerinde yarattığı şey, ancak travma olarak adlandırılabilir. Askerlik, devletin ideolojik aygıtı olarak, barışta sivil itaati kayıtsız şartsız sağlamak, savaşta ise öğrenilen öldürme tekniklerini kullanarak sorgusuzca öldürmek ve gerekirse ölmek üzere yapılanmış, incelikle planlanmış, travmatize edici bir süreçtir. Bu bakımdan askerlik süreci mantıksız ya da akıl dışı olarak işaretlenemez. Ama kişiler üzerinde yarattığı hasar, akıl tutulması dır. Buna karşın, resmi olmayan verilere göre askerlik sürecinde askerlere en çok konulan tanı kaygı (anksiyete) bozuklukları olmaktadır. Kaygı bozukluğu, panik ataktan sosyal fobiye kadar genişleyen bir çerçevede ele alınır. Ama bu tanının altında yer alan TSSB tanısından bilinçli olarak kaçınılmaktadır. Bu tanının bilinçli olarak tanınmıyor olması, askerlik travmasının ideolojik olarak yok sayılmasının sonucu olarak görülmelidir. TSBB tüm demokratik ülkelerde savaş sonrası travma ile ilişkilendirilir. Hatta tanının ilk ortaya konuluş biçimi Vietnam Sendromu adıyla olmuştur. Ülkemizde ise savaş ve askerlik hâliyle TSBB nin ilişkilendirilmesinden hala kaçınılması, askerlik-travma ilişkisinin dahi akla getirilmemesini sağlama amacındadır. Sonuç Bu nedenlerle, adı geçmişten gelen oldukça olumsuz etiketlerle ilişkilendirilmekle beraber, içeriği değiştirilerek politize edilen Anti Sosyal Kişilik Bozukluğu tanısının özellikle siyasi suçlarda ve vicdani ret olgularında kullanılmasını reddediyor ve ruh sağlığı çalışanlarını da bu tanıyı koymayı reddetmeye çağırıyoruz. Askeriyede çalışan ruh sağlığı uzmanlarını, askerliği travmatik bir süreç olarak işaretlememek adına kaygı bozukluğu gibi çevresinden dolaşan kavramlarla dolu tanılar kullanmak yerine, travma yaşantısını tanımaya ve gerekli olduğu hallerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanısını koymaya çağırıyoruz. Ruh sağlığı çalışanlarını, erkek danışanları ile yaptıkları klinik görüşmelerde özellikle askerlik süreçlerini de ele alarak bu dönemdeki yaşantılarını şimdiki ruh sağlıklarını değerlendirmede detayla incelemeye ve askerliğin bireylerde yarattığı travmatik etkilere dikkati çekmeye davet ediyoruz. Ordu ve askerliğe dair eleştiri, sorgulama veya değiştirme talebi, ister vicdani retçilerden, ister akademik 16

17 alandan, ister sivil kesimden gelsin, insan düşüncesinin doğal eğilimi ve gelişiminin bir gereği ve garantisi olarak kabul edilebilir kılınmalıdır. Bu nedenle, ordu ve askerliği sorgulanamaz değerler olarak korumaya altına alma amacıyla halkı askerlikten soğutma suçu adı altında, teşvik, telkin, sevgi, duygu, sadakat borcu gibi tamamen psikolojinin kavramları ile yaratılan, hukuki değeri var olmayan TCK nın 318. maddesini bir düşünce suçu olarak kabul ediyor ve kaldırılmasını talep ediyoruz. Sercan, M. (2010). Psikiyatrinin 12 Eylül'ü. Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni. 13(2) Szasz, T. (2006). Vahşi Dil. (1.Baskı). (M. Atalay, Çev.). İstanbul: Kaknüs Yayınları. Şahin, D. (2010). 12 Eylül e Hesaplaşma. Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni. 13(2) Yüksel, Ş. (2010). Türkiye de İşkence Yoktur: Lancet e Mektuplar. Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni. 13(2) Kaynaklar Bekaroğlu, M. (2010). 12 Eylül Cezaevlerinden F Tiplerine: Bir Politik Psikoloji Projesinin Hikâyesi. Türkiye Psikiyatri Derneği Bülteni. 13(2), Değirmencioğlu, S. (2010). Güney Afrika'dan Türkiye ye İnsanlık Dışı Uygulamaların Yanında veya İçinde Yer Alan Psikologların Peşinde. II. Eleştirel Psikoloji Sempozyumu. İstanbul. DSM IV-TR Tanı Ölçütleri Başvuru Elkitabı, Amerikan Psikiyatri Birliği, Çev: E. Köroğlu, Hekimler Yayın Birliği, 2. Basım, Hare, R. D., Hart, S. D., & Harpur, T. J. (1991). Psychopathy and the DSM-IV criteria for antisocial personality disorder. Journal of abnormal psychology, 100(3), Kaya, E. (2006). Vicdani Ret Uygulaması ve Türkiye. Stratejik Araştırmalar Dergisi. Sayı 8. Manneken Pis dressed as Prisoner for Peace : Demands release of prisoners. (b.t.). 09 Ocak 2006,

18 uzaklaştıran bir unsur olarak görülmesidir. Daha 14. yüzyılda futbol ve erkeklik bu şekilde birleştirilmiştir. FUTBOL BASTIRILMIŞ EŞCİNSELLİK VE HOMOFOBİ Ahmet Buğra Tokmakoğlu 16. yüzyılda İngiliz yazar Stubbes Bağımlılıkların Anatomisi adlı kitabında, futbolun kıskançlığa, hınca, nefrete ve düşmanlığa hatta kavgaya ve cinayete neden olduğunu belirtmiştir. Başka bir yazar 1583 te futbolun boyun, bacak ve kol kırılmalarına, burun kanamasına yol açtığını belirtmiştir ve zararlı bir faaliyet olduğunu yazmıştır. Kuşkusuz futbol dünyada bilinen ve takip edilen en popüler spor. Modern anlamda bakıldığında 14. yüzyılda İngiltere de ortaya çıktığı araştırmalar sonucunda açıklanmış bulunuyor. Daha geçmişe gidildiğinde ise Çin de ilkel anlamda futbol izleri görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut ve birkaç Türk Tarihi kaynağında ise futboldan yine ilkel anlamda bahsedilmektedir. Ancak futbolun bugünkü hâlini aldığı yer yani beşiği, İngiltere sayılmaktadır. İngiltere de futbolun gelişimi ve kabullenişi ise uzun yıllar almıştır da II. Richard, futbolu İngiltere de yasaklar ve bunun yerine okçuluğu önerir. Bu yasağın sebebi futbolun fazlaca kaba ve erkek işi olması ve dolayısıyla tüm insanları kapsamayan bir etkinlik olması açıkçası kadın erkek ayrımcılığına; yani halkı birbirinden Gazeteci Daha sonraları, Kral II. Charles futbol oynanmasını serbest bırakmıştır. Hatta Albemarle dükünün ve kendisinin uşakları arasında bir maç düzenlendiği anlatılır. Kral II. Charles ın maça katılışı futbol tarihinde bir ilktir. Bu maça katılım bir anlamda tüm yasaklamalarında sonu olur. Kralın yani tüm yetkilerin en üstündeki kişinin böyle bir etkinliğe iştirak etmesi halkın da futbola olan ilgisini arttırmayı sağlamıştır. Futbol ilk defa, gayri resmi de olsa, 1900 Olimpiyat Oyunları nda yer alır. İlk dünya kupası ise 1930 da Montevideo da yapılır ve Uruguay birinci olur. Futbol tarihine bakıldığında futbolun ilk ortaya çıktığı günlerden bu yana homofobiyle harmanlandığını görürüz. Burada yapacağımız ilk şey homofobiye kısaca 18

19 bakmak olmalıdır. Homofobi eşcinselliğe ve eşcinsellere yönelik ayrımcılık ve şiddet konusu, sosyal psikoloji içeriğinde, olumsuz tutumlardan davranışsal şiddet kullanımına kadar çok geniş bir çerçevede ele alınabilir. Prof. Göregenli, Gruplararası İlişki İdeolojisi Olarak Homofobi isimli yazısının bir kısmında şöyle yazıyor: Eşcinselliğe yönelik tutumların dinsel arka planları, cinsiyete dayalı ötekiler yaratma süreçleri, heteroseksüellikten farklı cinsel yönelimleri olan insanların bazı yurttaşlık haklarının inkâr edilmesi, konuya, toplumun politik düzenlenişiyle ilgili boyutlar eklemektedir; dolayısıyla söylenebilecek her söz kendiliğinden politiktir ve sadece eşcinsellikle ilgili olamaz. Homofobi düşüncesine dinsel önyargılar ve ardından günlük yaşamda erkeğin cinsel anlamdaki üstünlüğü neden olmaktadır. Erkek kendini en güçlü ve dünyanın merkezinde bir unsur olarak gördüğünden dolayı cinsiyetleri koruma görevini de kendisine verilmiş bir hak olarak görür. Ve Prof. Göregenli, şöyle devam ediyor: Phoenix, Frosh ve Pattman ın (2003), Londra'daki 12 okulda yaş arası erkek çocukları ile yaptıkları çalışma göstermiştir ki, okul yaşantısı erkeksilik ideolojisini güçlendiren ve giderek ırkçılaştıran bir etkiye yol açmaktadır. 45 grup tartışması ve 2 bireysel görüşme biçiminde yürütülen çalışmada çocuklar, bireysel görüşmelerde, duygularını grup tartışmalarında olduğundan daha rahat açıklayabilmişlerdir. Çocukların, grup tartışması sırasında muhallebi çocuğu ve yumuşak olarak sınıflandırılabileceklerinden çekindikleri konularda yalnızken daha eleştirel ve en azından daha ciddi oldukları görülmüştür. Pek çok çalışma, okul yaşantısının, erkeksiliğin, dayanıklılık üzerine temellenmiş bir hiyerarşiye göre işleyen şiddet tehdidini veya gerçek şiddeti besleyen, 'zorunlu heteroseksüellik' ve onun ayrılmaz parçası homofobiyi saygın hâle getiren yaygın ideolojiyi pekiştirdiğini göstermektedir. Erkek çocuklar ve genç erkekler, isteseler de istemeseler de kendilerini okul ortamlarında böyle bir durumda, gerçek oğlanlar ve erkeklere yönelik idealize edilmiş erkeklik kavramının atıflarını oluşturan bir eğitim süreci içinde bulmaktadırlar. Van der Meer (2003), geylere karşı şiddet gruplarında yer alan 30 gençle yaptığı çalışmada (Hollanda'da) farklı etnik kökenlerden gençlerin, genel bir psikolojik arka planı ve kültürel ontolojiyi paylaştıklarını göstermiştir. Düşük düzeyde bireyselleşmiş, bağımsız olmayan, benlik saygısının ya çok düşük ya da abartılı biçimde yüksek -veya ikisi de- olduğu bir psikolojik ardalan, homofobi ve şiddeti beslemektedir. Bu gençlerin en büyük korkusu, bir geyin arzusunun objesi olmak; bunu onursuzluk ve efemine özelliklere sahip 19

20 olmakla birleştirerek, kendileri için erkeksi statünün her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorlar. Erkeklik ideolojisi, en çok dille kurulup pekiştiriliyor. Burn (2000), 'i ne', 'yumuşak' vb. sözcüklerin heteroseksüeller arasında bir başka kişiyi aşağılamak amacıyla kullanımının, heteroseksizmi ve geylerin damgalanması sürecini pekiştirdiğini vurgulamıştır. Üniversite öğrencileriyle yaptığı çalışmada erkeklerin kadınlardan hem geylere yönelik önyargılar hem de davranışlar açısından daha yüksek skorlar aldıklarını, heteroseksüel erkeklerin her hangi birini aşağılamak için bu sözcükleri sıklıkla kullandıklarını ve eşcinsellere karşı önyargının geylere yönelik olumsuz davranışları ve şiddeti öngörmede etkili olduğunu bulmuştur. Araştırmaya katılan gençlerin yaklaşık yarısı güçlü biçimde eşcinselliğe karşı olmasalar da, bu sözcükleri kullanmak, ait oldukları gruplara aidiyetlerini sürdürmelerinin önemli yollarından biridir. Ergenlik ve çocukluk dönemlerinde homofobiyi adeta iliklerine kadar hisseden çocukların yetişkinlik dönemlerinde de verdikleri tepkilerin fazla farklı olmasını beklemek zaten yanlış olur. Can Dündar ise homofobiyle ilgili bir yazısında şöyle yazıyor: Tarihe baktığımızda eşcinsellik korkusunun bu kadar yaygın olmadığını, tersine eski Yunan medeniyetinden, Osmanlı divan edebiyatına kadar eşcinselliğin gerçek sevgi olarak kutsanıp güzellemelere konu edildiğini biliyoruz. Antropologlar bugünkü Amerikalıların ataları sayılan Kuzey Amerika Kızılderililerinin kabilelerinde, - günümüzde 'travesti' diye adlandırabileceğimiz- savaşçı erkekler gibi davranan kadınların ve çadır bakıcısı rolüne soyunan erkeklerin varlığından söz ediyor. Peki, ne oldu da dünya -özellikle de Batı- haz almaya dayalı bir kültürden hazlardan korkmaya, giderek onları yasaklamaya dayalı bir kültüre yöneldi? Tarihin birçok yerinde rastladığımız eşcinsellik hiç kuşkusuz futbol tarihinden daha eskilere gidiyor. Birçok kaynakta da eşcinselliğin insanlık tarihi ile eşdeğer olduğu yönünde açıklamalar var. Türkiye açısından baktığımızda Türk insanının mahremiyeti çok önemlidir. Her türlü ilişki kapalı kapılar ardında yaşanır, bilinmez, saklanır. Gündeme gelince de herkes en namuslu en ahlaklı(!) sayar kendini. Ahlak deyince kıl aldırtmayız burnumuzdan. Geçenlerde gazetelere yansıyan bir olay vardı. Eş değiştirme moda olmuştu Türkiye de evli çiftler bir araya gelip partiler düzenliyor, iş seks boyutuna geldiğinde ise yakın erkek arkadaşlar karılarını değiştiriyor bir geceliğine de olsa eğleniyorlardı. Bu haberin yayınlandığı gün 7 den 70 e Türk insanı kendine açıklama 20

21 yapmak için rol biçti. Efendim Türkiye de böyle şeyler olur mu? Bunlar sapık, sapkın Avrupa icadı yalandır diye. Biz çok ahlaklıyız ya hani ondan. Ahlakın tanımı da sakız oldu büyüdü ağzımızda baştan aşağıya. Her şeyi ahlaki boyuttan inceledik durduk. Kızlarımızı töre uğruna temelde ahlak adına boğduk öldürdük, doğan çocuklarını diri diri gömdük. Yapılan ahlaksızlıktı çünkü. Ahlaksızlığa tahammülümüz yoktur milletçe bizim. Gizli kapaklı yaşamayı severiz her şeyimizi. Bir biraya kadar her Türk erkektir demiş kim demişse. Doğru mu yanlış mı bunları konuşalım. 8 9 yaşındayken sünnet oldun, erkek adam oldun sözleriyle bugünlere geldik. Erkek adam ne kadar olduk bilinmez ama tam bir homofobik olduk bence. Cinselliği kendi duygusal dünyasında farklı yaşayanları aşağılayarak toplum içinde ön plana çıkmak en büyük zevkimiz oldu. Espri gecelerinde iki kahkaha fazladan attırmak için çeşitli rollere girdik. Futboldan bahsederken tribüne gittiğimiz her maçta İ ne Hakem diye bağırmayı özgürlük kabullendik. Sözde rahatlamaya stres atmaya gidiyorduk. Hakem hata yaptığında kötü olan bir sözcükle onu tanımlandırmak da en doğal hakkımızdı. Bağırmalıydık yürekten ardından da basmalıydık kahkahayı; çünkü erkektik biz güçlüydük. Ülkemizde futbol sevgisi ve fanatiklik düzeyi diğer dünya toplumlarına nazaran biraz daha fazladır. Zaten genel olarak bakıldığında futbolun revaçta olduğu ülkelerin gelişmişlik düzeyleri de ortadadır. Futbol deyince akan sular durur. En büyük zevkimiz televizyon başında futbol maçlarını izlemek, yorumlamaktır. Eğer bir de stada gidip maç izliyorsak tüm haklar bize verilmiş; her türlü taşkınlık ve rahatlama adına yapılabilecek tüm eylemler serbest kapsamdadır. Sık duyduğumuz küfürler, erkeklik ispatı işin içine girdiğinden i nelikle ilişkilendirildi. Birine güvenmeyen sert erkek hemen oğlum i ne misin? der oldu ya da Bu işin içinde bir i nelik! var dedi. İ nelik nasıl bir şeydi? Biliniyor muydu? Yoksa bu kavram hakkında çok az bir bilgi var gibiydi ancak gerisinden korkulduğu çekinildiği için göz ardı edilip bilinçaltına mı atılıyordu? Sanırım cevap buydu. Günümüzde yeni doğan her bebeğin biseksüel olarak dünyaya geldiği söylenirken, Türk insanı hemen hemen konuşmalarının yüzde çoğunda i nelikten bahsederken bu bir tesadüf müydü? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ın yakın zamanda Avrupa ahlaksızlığın kaynağıdır demesi de yine kendimizi ahlak açısından nerde gördüğümüzün bir başka kanıtı. Uzun lafın kısası, hayat su gibi akarken çevremizde iyisiyle kötüsüyle bazı şeyler yaşanıp gidiyor. Bu dünyada yaşayan ve kendimizin bilincinde olan varlıklar 21

22 isek eğer olan bitene saygı duyalım; var olanı reddetmeden tüm unsurlarıyla bu dünyanın bir mozaik olduğunu unutmayalım. Kaynaklar Dündar, C. (2004). Homofobi. 18 Şubat Dünya Futbol Tarihi (2000). TFF Yayınları. Göregenli, M. (2006). Gruplararası İlişki İdeolojisi Olarak Homofobi. 16 Şubat

23 nın sahip olduğu bu iticilik, diğer insanların dini reddetmesiyle alakalı değildir. İnsanlar sadece bu bağnazlığa tahammül edememektedirler. SAKLI BENLİKLER: CARRIE Bağlan Keskin B rian De Palma nın, Stephen King in romanından uyarlanan Carrie si (1976 versiyonu) kült kategorisine hemen giren filmlerden. Yeni sinema tekniklerinin ilk uygulayıcılarından sayılan Brian De Palma, basit bir lisede zorbalık hikâyesi gibi gözüken Carrie de; din, kadınlık, bekaret ve sosyal ilişkileri filmin bütün mistik havasına rağmen bıçak kadar keskin bir dille göstermiştir. Film bittiğinde, ne bir eksiğin ne de bir fazlanın olmadığını fark etmek zor değildir. Her karakter zihnimizde sağlam yerlere oturmuştur çünkü. Carrie, aşırı dindar annesi ile beraber yaşayan bir lise son öğrencisidir. Diğer öğrenciler onun çok garip olduğunu düşünürler. Annesi de insanlara uyguladığı dinsel baskılar, evlerine girip İncil den pasajlar okuması ve gizliden gizliye bağışa zorlaması yüzünden insanların pek sevdiği bir kadın değildir. Ancak kadı- Psikolog Carrie ve annesinin hayatlarında bir erkek yoktur. Babaya ne olduğunu bir süre bilmiyoruz. Bu iki kişilik, hastalıkla sevginin iç içe geçtiği ailede, Carrie insanlara karşı temkinli olmayı doğuştan biliyor gibidir. Annesi Margaret, insanlara güvenmemeyi onlarla hiç konuşmamasını tembihleyerek öğretmiştir bir bakıma. Carrie bu yüzden okuduğu okulda yabani gibi görülmektedir. Orta yaşlı bir azize gibi giyinmesi ve ürkek tavırları diğer insanların daha da üstüne gelmesine sebep olmuştur. Bir bakıma öğrenme, kendini gerçekleştiren kehanetle sağlanmıştır. Filmin açılış sahnesi, Carrie nin beden dersinden sonra, kızlar soyunma odasında duş alırken ilk kez regl olmasıdır. Annesi adet kanının, Tanrı nın Havva yı günahlarından dolayı lanetlemesi olarak görüyordur. Bu yüzden Havva nın ilk günahı, Adem i yoldan çıkaran şehvet hissine sahip olan kadınların adet kanıyla lanetleneceğini düşünüyordur. Bu yüzden Carrie ye, bu kadının doğal olayından bahsetmemiştir. Bu olay hakkında konuşmayarak aslında kendi, günah saydıklarını görmezden gelmiştir. Yok sayarak belki de olmayacağını düşünmüştür. En büyük günahlardan birinin görmezden gelmek olmasına dikkat etmemiştir bir şekilde. Carrie, psikoloji olarak böyle bir duruma 23

24 hazır olmadığından adet dönemi bu kadar geç başlamış olabilir. Bir anda kendi kanıyla yüzleşen Carrie, öleceğini düşünüp diğer kızlardan yardım ister. Ancak diğer kızlar acımasızdır ve adet kanıyla ilgili hiçbir şey bilmediği için onu küçümserler. Dalga geçerler. Bu sahnede aslında Carrie nin annesi Bayan Margaret in tezinin görsel sunumu vardır. Soyunma odasında genç kızlar kimi yarı çıplak, kimi tamamen çıplak hazırlanıyorlardır. Arka fondaki müzikten, sahnenin yavaşça akıp gitmesine oldukça estetik ve huzurlu görüntüler görürüz. Ancak Carrie nin kanlı ellerle herkesten yardım istemesi, bir anda sahneyi iğrenç bir hâle getirir. Brian De Palma, Margaret in görsel tutumunu canlandırmıştır. Bu sayede insanların olayları yorumlama biçimlerinin nasıl öğrenilmiş olduğunu görmüş oluruz. Gayet toplumsal bir kavram, kadın doğasından anlatılmıştır. Carrie nin okulda yaşadığı olayı öğrenen annesi, Carrie ye artık günahkâr olduğunu söyler. Kızını, evlerinde oluşturdukları kapalı ve karanlık, çarmıha gerilen İsa figürünün olduğu bir odaya kapatır. Carrie başlarda dirense de annesine karşı koyamaz ve o karalık, dar yerde dua etmeye başlar. İlk adetinden sonra Carrie nin mistik tarafı ortaya çıkmıştır. Parapsikologların psikokinezi dediği telekinezi, ilk reglinden sonra Carrie de ortaya çıkmıştır. Carrie, okul müdürünün odasında sinirlenip kül tablasını yere düşürmüştür. Carrie bütün bu geri çekilmelerin, tutsaklıkların arasında oldukça bilinçli bir kızdır. İç görüsü çok yüksektir. Bu yüzden telekinezi üzerinde araştırma yapmaya başlar. Carrie nin soyunma odasında yaşadığı büyük şoktan rahatsız olan iki kişi vardır. Beden eğitimi öğretmeni Bayan Collins ve Carrie ile dalga geçtiği için pişman olan, okulun popüler kızlarından Sue. Sue duyarlı bir kızdır. Diğerleriyle birlikte hareket ederek Carrie yle dalga geçtiği için Carrie ye borçlu olduğunu düşünüyordur. Bu yüzden erkek arkadaşı ve okulun en popüler çocuğu Tommy den, mezuniyet balosuna Carrie ile gitmesini ister. Tommy, Carrie ile gitmesinin kendisini küçük düşüreceğini düşünse de özünde iyi bir çocuktur. Sue yu çok sevdiği için tereddütlü olsa da bu planı kabul eder ve Carrie yi mezuniyet balosuna götürmek için onunla konuşur. Tommy nin kendisiyle konuşması Carrie için büyük bir şeydir. Carrie o anda aşık olmuştur sanki. Film boyunca sürü psikolojisinden uzaklaştıkça, en aklı başında karakter olan Sue nun Carrie ye borcunu ödeme biçimi tartışılır ancak Sue, olanların diyetini ödediğini düşündüğünde ortaya çıkacak olan olaylar aslında Margaret in tasvir ettiği kadar katı ne ekersen onu biçersin dünyasında olmadığımızı gösterir niteliktedir. Sue nasıl Carrie ye karşı kendini bu kadar sorumlu hissediyorsa, Chris de kendini o kadar suçsuz hissediyordu. Chris, okulda Carrie ye karşı herkesi dolduran ve onunla uğraşmaya iten, şımarık ve popüler bir kız. İnsanların ne yapacaklarını söylemeleri için ağızlarının içine baktıkları tiplerden. Bu 24

25 kabul edilmişlik içerisinde Chris, istediğini istediği gibi yapabiliyor. Bayan Collins in kendisini Carrie yüzünden cezalandırmasının öfkesi Chris i Carrie nin tam karşısına getiriyor. İstediğini böyle özgürce yapabilmesi, Margaret in zaten kabul edemeyeceği bir şeyken; Chris in erkek arkadaşı Billy ile ilişkileri, Margaret in karşı olduğu her şeyin bir araya gelmesidir. Chris ile Billy, sürekli kavga eden, birbirlerine vuran ve cinselliği yaşayan bir çifttirler. Chris istediklerini yaptırmak için Billy'i bedeniyle kışkırtıyordur. Hatta Chris ile Billy nin oral seks yapmaları, zaten Margaret in günah gördüğü cinsel birlikteliğin iki katı günahlı hâlidir ona göre. Bu karşılaştırmalar film boyunca, Margaret i haklı göstermek için yapılmış gibi algılanabilir. Ancak Chris, yaptığı hiçbir cinsel aktivite yüzünden cezalandırılmamıştır en sonunda. Kendi kötü tabiatının yaptıklarının bedelini ödemiştir. Ahlaksızlığının cezalandırıldığı düşüncesi yine toplumsal öğrenmeyle alakalıdır. Carrie ye çocukluğundan beri verilen yaramaz kızların başına kötü şeyler gelir inancı Chris üzerinden gerçekleşmiş gibi gözükse de filmde herkes bir bedel ödemiştir. Dar kalıplara sahip olmanın verebileceği geniş boyuttaki zararlar söz konusudur aslında. Carrie ve annesinin İsa nın Son Yemeği tablosunun önünde yemek yedikleri fırtınalı akşamda, Carrie nin babasının bir kadınla gittiğini öğreniriz. Carrie, balo yüzünden annesiyle tartıştığında telekinezi güçleriyle annesini, kendisini dinlemeye zorlar. Margaret kızının içine şeytanın girdiğini düşünmeye başlar ama Carrie bunun kendi yeteneği olduğunu söyler. Anne-kızın yemek sırasındaki konuşmalarında, Carrie ye Tommy nin baloya gitme teklifini kanın kokusunu almak olarak değerlendiren Margaret, bu sefer kızına karşı koyamayacağını anlamıştır. Balo günü Carrie kendine diktiği pembe elbisesiyle göründüğünde annesi elbisenin kırmızı olduğunu söyler. Aslında gecenin sonuna bir gönderme yapılmıştır. Annesi Carrie ye engel olmaya çalışır, ona kendisiyle dalga geçeceklerini ve güleceklerini söyler. Carrie telekinezi güçleriyle annesini yatakta sabit hale getirir ve baloya gider. Carrie baloya Tommy ile gittiğinde, Chris in ve diğer çocukların oyunları sayesinde ikisi mezuniyet kralı ve kraliçesi seçilir. Chris tabii ki iyiliğinden değil, büyük bir tuzak hazırladığı için bunu yapmıştır. Chris ve Billy, domuz öldürüp, kanını bir kovaya doldurmuşlardır. Bu kova Carrie ve Tommy nin tam da taçlarını aldıkları yerin üstünde, bir ip ile sahnenin altındaki Chris in eliyle bağlantılıdır. Sue, baloya gizlice girip Carrie ve Tommy i sahnede görünce çok sevinmiştir. Üstelik Carrie ve Tommy nin arasında gerçek bir yakınlaşma olduğunu bilmemektedir. Tesadüf eseri Sue, yukarıdaki kovayı fark eder ve ipini takip edince Chris ve Billy e engel olmaya çalışır. Ancak 25

26 Bayan Collins, Sue nun erkek arkadaşını Carrie ye vermesinde bir kötü niyet aradığı için, onun bir şeyler yapacağını düşünür ve bütün çırpınmalarına rağmen Sue yu salondan çıkarır. Margaret in bağnazlığının eleştirilmesinin dışında, burada Bayan Collins in bildiği doğrular üzerinde şaşmamasının kısırlığı da eleştirilmiştir. İnsanın değişim dolu hayat yolculuğunun fikirler üzerinde de olması gerektiği vurgulanmıştır. Çünkü Bayan Collins in değişmez kafa yapısı yüzünden Carrie ye esas zarar veren olay gerçekleşmiştir. Carrie hayatında ilk kez gerçekten kendisini kabul edilmiş hissederken, aralarında geçen küçük bir tartışmadan sonra Chris ve Billy ipi çekmiş, Carrie nin üstü domuz kanı olmuştur. İşte annesinin gördüğü elbisenin kırmızı olması durumu aslında budur. Kova da Tommy nin kafasına düşüp onu yaralamıştır. Bu olaydan sonra Carrie nin telekinezi güçleri, herkesin kendisiyle dalga geçtiği dürtüsüyle -dalga geçenler vardı gerçekten de fakat Carrie, Bayan Collins dâhil herkesin kendisine güldüğünü düşünmüştür- harekete geçmiş önüne geleni öldürmüştür. Yangın söndürme tüpü, dekorlar, elektrik şartelleri büyük bir kargaşaya sebep olmuştur ve o salonda bulunan herkesi öldürmüştür. Bir tek salonun dışına atılan Sue ve kargaşadan kaçan Chris ile Billy kurtulmuştur. Bir de Carrie Carrie, telekineziden kaskatı kesilmiş bedeniyle eve dönerken, Chris ve Billy nin kaçarken arabayla kendisini ezme teşebbüslerine maruz kalır. Ancak Carrie, Billy nin arabasını savurur ve Chris ile Billy arabanın kaza yapıp, yanmasıyla ölürler. Carrie nin artık bir tek kişiyle hesaplaşması kalmıştır: Annesi Margaret. Annesinin dediği gibi dış dünya tarafından yaralanan Carrie, sığınmak için geldiği evinde her yerde mumların yandığını görür. Ev sanki bir törene hazırlanıyor gibidir. Carrie güzelce yıkanır. Banyodan sonra annesi ortaya çıkar ve kızcağız düşkün bir şekilde Margaret e sığınır. Margaret beraber son kez dua etmelerini söyler. Margaret kızını öldürmeyi planlıyordur. Bu yüzden bu hayattaki en büyük günahını Carrie ye anlatır. Kocasıyla cinsel anlamda birbirlerine hiç dokunmadıklarından bahseder ama Carrie nin babası sarhoş olduğu bir akşam Margaret e sahip olmuştur. Carrie bu gece olmuştur. Ve Margaret açıkça itiraf eder ki aslında bu tecavüzden hoşlanmıştır. Filmin başından beri cinsellik konusunda katı tutumları olan Margaret, aslında iç dünyasında nasıl bir yapısı olduğunu ilk kez ortaya çıkarmıştır. Carrie yi daha o zaman öldürmesi gerektiğini söyler ve sırtına bir bıçak saplar kızının. Merdivenlerden düşen Carrie ölmemiştir. Margaret, Carrie yi öldürmek istemektedir ancak Carrie, mutfaktaki diğer aletlerle annesine saplar. Görüntü olarak annesi, dua odasındaki çarmıha gerilmiş İsa gibi ölmüştür. Ellerinden çakılmıştır çünkü. Annesini öldü- 26

VİCDANİ RED OLGUSU VE PSİKOLOJİ VE PSİKİYATRİNİN İDEOLOJİK KÖTÜYE KULLANIMI

VİCDANİ RED OLGUSU VE PSİKOLOJİ VE PSİKİYATRİNİN İDEOLOJİK KÖTÜYE KULLANIMI VİCDANİ RED OLGUSU VE PSİKOLOJİ VE PSİKİYATRİNİN İDEOLOJİK KÖTÜYE KULLANIMI 17 Mayıs 2011 Thomas Szasz der ki (1) Psikiyatri kaynaklı istismar olamaz, çünkü kurumsal psikiyatrinin bizzat kendisi istismardır.

Detaylı

1 www.ontodergisi.com

1 www.ontodergisi.com 1 Editör Mehmet Karasu 2 Tasarım Erdem Ömüriş İçindekiler Önsöz (4) Varoluşsal Bir Fenomen: Ölüm (5) Türkiye de Sosyal Psikolojinin (A)Sosyalliği (9) Vicdani Ret Olgusunda Psikoloji ve Psikiyatrinin Kötüye

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA Havacılıkta İnsan Faktörleri Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA BÖLÜM 2 Düşünen ve Hisseden Varlık İnsan İkinci Kısım: Sosyal İnsan Geçen Hafta GEÇEN HAFTA Yanlılık BU HAFTA Sosyal Etki Tartışma Issız bir adada

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

Üniversite Üzerine. Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken

Üniversite Üzerine. Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken Engin Deniz İpek 21301292 Üniversite Üzerine Eğitim adı verilen şeyin aslında sadece ders kitaplarından, ezberlenmesi gereken formüllerden ya da analitik zekayı çalıştırma bahanesiyle öğrencilerin önüne

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABA ve ÇOCUK

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI. BABA ve ÇOCUK k İl u ok l ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI BABA ve ÇOCUK PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - OCAK 2013 Tarihsel Süreç İçinde Baba Olma Kavramı Sosyo-ekonomik ve bilimsel gelişmeler, geleneksel aile

Detaylı

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri. Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri. Kadına Yönelik Aile İçi Şiddetle Mücadele Projesi Aile İçi Şiddetin Kadın Sağlığına Etkileri 1 Öğrenim Hedefleri Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının, yaşam dönemlerine göre kadın sağlığına olan etkilerini açıklar, Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile kadına

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikoloji RPD 101 Not III Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Kişilik Gelişimi Kişilik Nedir? *Kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici,

Detaylı

KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON. Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem.

KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON. Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem. KANSER HASTALIĞINDA PSİKOLOJİK DESTEĞİN ÖNEMİ & DEPRESYON Uzm. İletişim Deniz DOĞAN Liyezon Psikiyatri Yük.Hem. Onkoloji Okulu İstanbul /2014 SAĞLIK NEDİR? Sağlık insan vücudunda; Fiziksel, Ruhsal, Sosyal

Detaylı

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler

İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler İnsanı Diğer Canlılardan Ayıran Özellikler Hani, Rabbin meleklere, Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti. Onlar, Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd

Detaylı

Özgüven Nedir? Özgüven Eksikliği Nedir?

Özgüven Nedir? Özgüven Eksikliği Nedir? Özgüven Nedir? Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik,

Detaylı

SOSYAL FOBİ. Sosyal fobide karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir.

SOSYAL FOBİ. Sosyal fobide karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir. SOSYAL FOBİ Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır. Ve kişi bu korkunun

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu

DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu DAVRANIŞ (Behavior): Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Duygular, tutumlar, zihinsel süreçler

Detaylı

MBA 507 (3) TUTUMLAR VE İŞ TATMİNİ

MBA 507 (3) TUTUMLAR VE İŞ TATMİNİ MBA 507 (3) TUTUMLAR VE İŞ TATMİNİ Tutum Tutum bir kişinin diğer bir kişi, bir olay veya çevresi ile ilgili olarak negatif veya pozitif tavırdır. Tutum Tutumlar değerler gibi sosyal ve duygusal inşalardır

Detaylı

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş

Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi. Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Sosyal psikoloji bakış açısıyla İş Sağlığı ve Güvenliği İle İlgili Kurallara Uyma Durumunun İncelenmesi Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş Canlılar hayatta kalmak için güdülenmişlerdir İnsan hayatta kalabilmek

Detaylı

AKRAN BASKISI. Çetin SARIYILDIZ Rehber Öğretmen

AKRAN BASKISI. Çetin SARIYILDIZ Rehber Öğretmen AKRAN BASKISI Çetin SARIYILDIZ Rehber Öğretmen AKRAN BASKISI NEDİR? Bireyin içinde bulunduğu yaş gruplarının etkinliklerinde bir şeyi yapmak için arkadaşları tarafından zorlanması veya cesaretlendirilmesidir.

Detaylı

ŞİDDET NEDİR? ADEM TOLUNAY ANADOLU LİSESİ REHBERLİK SERVİSİ

ŞİDDET NEDİR? ADEM TOLUNAY ANADOLU LİSESİ REHBERLİK SERVİSİ ŞİDDET NEDİR? ADEM TOLUNAY ANADOLU LİSESİ REHBERLİK SERVİSİ ŞİDDET NEDİR? ŞİDDET NEDİR? ŞİDDET; Özel ya da toplumsal yaşamda Fiziksel,cinsel,psikolojik olarak herhangi bir zarar ve üzüntü sonucunu ortaya

Detaylı

KADIN ve TOPLUMSAL CİNSİYET ÇALIŞMALARI BİRİMİ BİZ KİMİZ?

KADIN ve TOPLUMSAL CİNSİYET ÇALIŞMALARI BİRİMİ BİZ KİMİZ? KADIN ve TOPLUMSAL CİNSİYET ÇALIŞMALARI BİRİMİ BİZ KİMİZ? Aralık 2011 de kurulan Türk Psikologlar Derneği Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Birimi (TPD-KTCÇB),TPD bünyesinde düzenlenecek toplumsal

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI AİLE İÇİ ŞİDDET

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI AİLE İÇİ ŞİDDET k İl u ok l ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI AİLE İÇİ ŞİDDET PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - NİSAN 2014 AİLE İÇİ ŞİDDET Çocuğun sağlıklı bir gelişim göstermesi ve sağlam bir kişilik kazanması için

Detaylı

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir.

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir. Evlilik öncesi cinsel ilişki, bir mesele olarak, pek çok insan açısından spesifik bir önem taşımamaktadır. Ancak, konuyla ilgili bana gelen sorular, psikolojik danışma seanslarında karşılaştığım hikâyeler,

Detaylı

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I HEDEFLER İÇİNDEKİLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I Gelişim Psikolojisinin Alanı Gelişim Psikolojisinin Temel Kavramları Gelişimi Etkileyen Faktörler Gelişimin Temel İlkeleri Fiziksel Gelişim Alanı PSİKOLOJİ Bu

Detaylı

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Yaşam Boyu Sosyalleşme Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında

Detaylı

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ. PSİ154-PSİ162 Psikolojiye Giriş II

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ. PSİ154-PSİ162 Psikolojiye Giriş II PSİKOLOJİK BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ Psikolojik bozukluklar nasıl iyileştirilir? Tedavi için uygun kişi kimdir? En mantıklı tedavi yaklaşımı hangisidir? Bir terapi biçimi diğerlerinden daha iyi midir? Herhangi

Detaylı

Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı Özel İlkokulu/Ortaokulu

Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı Özel İlkokulu/Ortaokulu PDR BÜLTENİ Sayı:8 Bülten Tarihi: Mart 2016 Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı Özel İlkokulu/Ortaokulu Kardeş Kıskançlığı ve Çözüm Yolları Ankara Üniversitesi Geliştirme Vakfı Özel İlkokulu/Ortaokulu

Detaylı

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk

SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK. #dogrusozluk SOSYAL DUVARLARI YIKALIM DOĞRU SÖZLÜK Merhaba, Neredeyse her gün gazete ve TV lerde karşılaştığımız manşetler, haberler, diziler ve sinema filmleri bizi bu kitapçığı hazırlamaya yönlendirdi. Türkiye de

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli ni bilmek yararlı bir yaklaşımdır.

Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli ni bilmek yararlı bir yaklaşımdır. AİLE TUTUMLARI Eğitimciler olarak bizler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindeyiz. Öğrenci eğitiminde ve çocuğa karşı doğru

Detaylı

KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz

KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz KİMLİK, İDEOLOJİ VE ETİK Sevcan Yılmaz Adem in elması nasıl boğazında kaldı? Adem: Tanrım, kime görünelim kime görünmeyelim? Tanrı: Bana görünmeyin de kime görünürseniz görünün. Kovuldunuz. Havva: Ama

Detaylı

Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu. Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD

Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu. Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD Örselenebilir Gruplar Hekim Tutumu Doç.Dr. Aysun Balseven Odabaşı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp AD Sunum Planı Olgu örnekleri Örselenebilirlik, incinebilirlik, savunmasızlık Tartışma Öneriler

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

PSİKİYATRİDE KÜLTÜREL FORMÜLASYON. Prof. Dr. Can Cimilli DEÜTF Psikiyatri AD

PSİKİYATRİDE KÜLTÜREL FORMÜLASYON. Prof. Dr. Can Cimilli DEÜTF Psikiyatri AD PSİKİYATRİDE KÜLTÜREL FORMÜLASYON Prof. Dr. Can Cimilli DEÜTF Psikiyatri AD AÇIKLAMA 2009-2012 Araştırmacı: - Konuşmacı: Lundbeck İlaçları AŞ (2009, 2010) Danışman: - Olgu 1 - Bize ayrımcılık yapılıyor

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

REHBERLİK SERVİSİ. Anne-Babalar Okula Hazır Mıyız?

REHBERLİK SERVİSİ. Anne-Babalar Okula Hazır Mıyız? REHBERLİK SERVİSİ Anne-Babalar Okula Hazır Mıyız? OKULA GİTTİĞİNİZ İLK GÜNÜ HATIRLIYOR MUSUNUZ? Hayatınızda yeni bir sayfa açılıyor. Bu başlangıç hem onun hem de sizlerin hayatında yepyeni bir dönemin

Detaylı

Açıklama 2011-2012. Araştırmacı:----- Danışman:------ Konuşmacı: ------

Açıklama 2011-2012. Araştırmacı:----- Danışman:------ Konuşmacı: ------ Açıklama 2011-2012 Araştırmacı:----- Danışman:------ Konuşmacı: ------ Asistan Hekim Kılavuzu Dr. İshak Sayğılı Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbın diğer alanları ile

Detaylı

TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI

TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI TERAKKİ VAKFI ÖZEL ŞİŞLİ TERAKKİ ANAOKULU 2031-2014 EĞİTİM YILI Bilgi Bülteni Sayı:7 4 5 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİM BASAMAKLARI Okul öncesi dönem genel anlamda tüm gelişim alanları açısından temellerin atıldığı

Detaylı

Psikolojik Dizorderler

Psikolojik Dizorderler PSIKOPATALOJİ Psikopataloji anormal psikolojidir. Olağan Dışı Davranış: 1- İstatiksel olarak bir davranışın sıklığı bize bir fikir verir fakat anormal davranışı tanımlamak için yeterli değildir. Eğer bir

Detaylı

3. Zihinden atamadığınız tekrarlayan, hoşa gitmeyen düşünceler. 7. Herhangi bir kimsenin düşüncelerinizi kontrol edebileceği fikri

3. Zihinden atamadığınız tekrarlayan, hoşa gitmeyen düşünceler. 7. Herhangi bir kimsenin düşüncelerinizi kontrol edebileceği fikri 1 Aşağıda zaman zaman herkeste olabilecek yakınmaların ve sorunların bir listesi vardır. Lütfen her birini dikkatle okuyunuz. Sonra bu durumun bu gün de dâhil olmak üzere son üç ay içerisinde sizi ne ölçüde

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK)

BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK) BİRLİKTE YAŞAMA(KASIM-ARALIK) Özel Ata Anadolu Lisesi Müdürü Bahriye Aksoy un başkanlığında Sosyal ve Fransızca Bölüm öğretmenleri Değerler Eğitimi nde yapacakları görevleri ve kendilerine yardımcı olacak

Detaylı

İş Yeri Hakları Politikası

İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası İş Yeri Hakları Politikası Çalışanlarımızla olan ilişkilerimize değer veririz. İşimizin başarısı, küresel işletmemizdeki her bir çalışana bağlıdır. İş yerinde insan haklarının

Detaylı

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Dr. Çağlayan Üçpınar Nisan 2005

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Dr. Çağlayan Üçpınar Nisan 2005 Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) Dr. Çağlayan Üçpınar Nisan 2005 Travma Nedir? Günlük rutin işleyişi bozan, Aniden beklenmedik bir şekilde gelişen, Dehşet, kaygı ve panik yaratan, Kişinin anlamlandırma

Detaylı

SOSYAL HİZMET BİLİMİNE GİRİŞ -2015 VİZE SORULARI

SOSYAL HİZMET BİLİMİNE GİRİŞ -2015 VİZE SORULARI SOSYAL HİZMET BİLİMİNE GİRİŞ -2015 VİZE SORULARI 1- I-Koruyucu aile kavramı, 2828 sayılı SHÇEK Kanunu nun Koruyucu Aile Yönetmeliği nin 4.maddesinde tanımlanmıştır. II-Koruyucu aile olmak isteyen bir kişinin

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. Ortaokulu bitirmiş

Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. Ortaokulu bitirmiş Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. I Adınız soyadınız [..] II Doğum tarihiniz [ ] III Cinsiyetiniz? Kadın Erkek IV

Detaylı

Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımın belirtileri ve etkileri Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımı önlemek için yapmamız gerekenler

Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımın belirtileri ve etkileri Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımı önlemek için yapmamız gerekenler Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımın belirtileri ve etkileri Çocuk ve ergenlerde cinsel kötüye kullanımı önlemek için yapmamız gerekenler Çocuk ve ergenin kötüye kullanımını üç ana başlıkta ele

Detaylı

PANİK BOZUKLUĞU SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?

PANİK BOZUKLUĞU SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ? PANİK BOZUKLUĞU SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ? Prof. Dr. Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Olgu 1 32 yaşında, kadın Sınıf öğretmeni Evli Bir kızı var Yakınması Toplu taşıma

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM ZİHİNSEL ENGELLİ ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM Zihinsel engelli çocukların cinsel gelişim aşamaları normal çocukların cinsel gelişim aşamaları ile aynıdır. Cinsel eğitimin en büyük amacı,çocukluktan yaşamın

Detaylı

Şiddetin Psikolojisi Bahar Dönemi Adli Psikoloji Doktora Programı. Şiddetin çevresel kökenleri

Şiddetin Psikolojisi Bahar Dönemi Adli Psikoloji Doktora Programı. Şiddetin çevresel kökenleri Şiddetin Psikolojisi 2015-2016 Bahar Dönemi Adli Psikoloji Doktora Programı Şiddetin çevresel kökenleri Aile Özellikleri Eğitim Durumu ve Gelir Problem davranış Arkadaş seçimi Etkisiz ya da fiziksel disiplin

Detaylı

YAYLACIK İLKOKULU 0-18 (7-11 YAŞ MODÜLÜ) AİLE EĞİTİMİ PROGRAMI YILLIK DERS PLANI(2.GRUP)

YAYLACIK İLKOKULU 0-18 (7-11 YAŞ MODÜLÜ) AİLE EĞİTİMİ PROGRAMI YILLIK DERS PLANI(2.GRUP) ŞUBAT 24/02/2016 1. Programa ilişkin olumlu görüş geliştirmeye başlar. 2. Programın genel amaç ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olur. 3. Programa devam etme konusunda motivasyonu artar. 4. Programdan

Detaylı

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 23 Mart Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 23 Mart Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1 Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 23 Mart 2016 Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi K. Ahmet Sevimli Kimdir? 1972 yılında İstanbul da doğdu. 1990 yılında Bursa

Detaylı

Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır.

Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Nedir? Bağımlılık Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Ne Zararı Var? Teknolojinin insan hayatına sağladığı

Detaylı

İş Yerinde Ruh Sağlığı

İş Yerinde Ruh Sağlığı İş Yerinde Ruh Sağlığı Yeni bir Yaklaşım Freud a göre, bir insan sevebiliyor ve çalışabiliyorsa ruh sağlığı yerindedir. Dünya Sağlık Örgütü nün tanımına göre de ruh sağlığı, yalnızca ruhsal bir rahatsızlık

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013. Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 4 Aralık 2013 Dr. K. Ahmet Sevimli Yardımcı Doçent Uludağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi K. Ahmet Sevimli Kimdir? 1972 yılında İstanbul da doğdu. 1990 yılında Bursa

Detaylı

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ Psikoloji RPD 101 Not I Uz. Gizem ÖNERİ UZUN Psikoloji *Psikoloji, pscyhe (ruh) ve logy (bilim) kelimelerinin birleşiminden meydana gelmektedir. *Psikoloji, hayvan

Detaylı

ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ

ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ BİRİNCİ AY EĞİTİMLERİ ULUSLARARASI TRAVMA ÇALIŞMALARI PROGRAMI - İSTANBUL - NEW YORK İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ Düzey Tarih Gün Zaman Seminerin Konusu Eğitimciler 25/10/13 26/10/13 27/12/13 Cuma 18:00-20:00

Detaylı

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Ders Tanıtım Formu Dersin Adı Öğretim Dili Sosyal Psikoloji-II Türkçe Dersin Verildiği Düzey Ön Lisans () Lisans (X) Yüksek Lisans ( ) Doktora ( ) Eğitim Öğretim Sistemi Örgün Öğretim (X) Uzaktan Öğretim(

Detaylı

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1

R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENİ LİSESİ R E H B E R L İ K B Ü L T E N İ - 1 2010 2011 Bilgili olduğumuz oranda özgür oluruz. Sokrates 9. S ı n ı f l a r LĠSELĠ OLMAK ve REHBERLĠK SERVĠSĠNĠN TANITIMI Sevgili

Detaylı

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989.

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989. Ç. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 2, Sayı 2, Temmuz-Aralık 2002 KİTAP TANITIMI Yrd. Doç. Dr. Hasan KAYIKLIK Çukurova Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu 2015-2016 Güz Dönemi

Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu 2015-2016 Güz Dönemi Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu 2015-2016 Güz Dönemi Dersin Adı ve Kodu: Psik 302 Psikopatoloji Dersin ön koşulları: Yok Ders yeri(sınıf): 312 nolu sınıf Ders Günü ve Saati: Salı: 08:30-11:20 Kredisi:

Detaylı

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler.

DUYGUSAL ZEKA. Birbirinden tamamen farklı bu iki kavrama tarzı, zihinsel yaşantımızı oluşturmak için etkileşim halindedirler. 0212 542 80 29 Uz. Psk. SEMRA EVRİM 0533 552 94 82 DUYGUSAL ZEKA Son yıllarda yapılan pek çok çalışma zeka tanımının genişletilmesi ve klasik olarak kabul edilen IQ yani entelektüel zekanın yanı sıra EQ

Detaylı

[Tıp Eğitiminde HIV/AIDS Üzerine Savunuculuk Projesi]

[Tıp Eğitiminde HIV/AIDS Üzerine Savunuculuk Projesi] [TıpEğitimindeHIV/AIDSÜzerineSavunuculuk Projesi] [HIV/AIDSkonusundaTıpEğitimiiçerisindeMüfredatÖnerileri] [AuthorName] ÖZET [TıpMüfredatıiçerisindeHIV/AIDS intıbbi,sosyal,etiketkileşimlerivebunun yanındahastahaklarıvehastayayaklaşımkonularındasadecebilgianlamında

Detaylı

Deneyimsel Oyun Terapisi Đle Çocuklara Ulaşma

Deneyimsel Oyun Terapisi Đle Çocuklara Ulaşma Deneyimsel Oyun Terapisi Đle Çocuklara Ulaşma Oyun yoluyla çocuklarla çalışmayı isteyen profesyonellere özel bir atölye çalışması I. Düzey: 20 21 Ekim II. Düzey: 22 23 Ekim Deneyimsel Oyun Terapisi (Experiential

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

Ruhsal Travma Değerlendirme Formu. APHB protokolü çerçevesinde Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından hazırlanmıştır

Ruhsal Travma Değerlendirme Formu. APHB protokolü çerçevesinde Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından hazırlanmıştır Ruhsal Travma Değerlendirme Formu APHB protokolü çerçevesinde Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) tarafından hazırlanmıştır A. SOSYODEMOGRAFİK BİLGİLER 1. Adı Soyadı:... 2. Protokol No:... 3. Başvuru Tarihi:...

Detaylı

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLAR. PSİ154 - PSİ162 Doç.Dr. Hacer HARLAK

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLAR. PSİ154 - PSİ162 Doç.Dr. Hacer HARLAK PSİKOLOJİK BOZUKLUKLAR BU DERSTE ŞUNLARı KONUŞACAĞıZ: Anormal davranışı normalden nasıl ayırırız? Ruh sağlığı uzmanları tarafından kullanılan belli başlı anormal davranış modelleri nelerdir? Anormal davranışı

Detaylı

Bilgilendirme Toplantısı Boşanma ve Çocuk

Bilgilendirme Toplantısı Boşanma ve Çocuk 11.03.2016 Bilgilendirme Toplantısı Boşanma ve Çocuk Cemre Soysal Uzman Klinik Psikolog Boşanma kararına doğru.. Boşanma çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan biridir. Çocukların değişikliklere

Detaylı

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir.

Bilmek Bizler uzmanız. Müşterilerimizi, şirketlerini, adaylarımızı ve işimizi biliriz. Bizim işimizde detaylar çoğu zaman çok önemlidir. Randstad Group İlkesi Başlık Business Principles (Randstad iş ilkeleri) Yürürlük Tarihi 27-11 -2009 Birim Grup Hukuk Belge No BP_version1_27112009 Randstad, çalışma dünyasını şekillendirmek isteyen bir

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

Sosyal Etki Teorisi. Sunan: M.Benan YAZICIOĞLU Sunum Tarihi: 27.02.2014

Sosyal Etki Teorisi. Sunan: M.Benan YAZICIOĞLU Sunum Tarihi: 27.02.2014 Sosyal Etki Teorisi Sunan: M.Benan YAZICIOĞLU Sunum Tarihi: 27.02.2014 Sosyal Etki ve Uyma Davranışı Sosyolojinin, toplumun bütününü kapsayan kanunu insan toplum hayatı yaşar kanunudur. İnsan bir toplumda

Detaylı

ÖNSÖZ... IX 1. 10 12 13 10 14 2. 15 15 3. 20 20 24 27 28 29 30 30 33 34 36 39 40 41 42 III

ÖNSÖZ... IX 1. 10 12 13 10 14 2. 15 15 3. 20 20 24 27 28 29 30 30 33 34 36 39 40 41 42 III İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... IX 1. Çocuklara Zarar Veren Anne-Baba Davranışları...1 Aşırı Koruyuculuk ve Kısıtlayıcılık...2 Reddetme; Maskelenmiş Mahrumiyet...4 Aşırı Hoşgörü ve Şımartma...5 Aşırı Beklentiler...6

Detaylı

UYGULAMALI SOSYAL PSİKOLOJİ (Baron, Byrne ve Suls, 1989; Bilgin, 1999) PSİ354 - Prof.Dr. Hacer HARLAK

UYGULAMALI SOSYAL PSİKOLOJİ (Baron, Byrne ve Suls, 1989; Bilgin, 1999) PSİ354 - Prof.Dr. Hacer HARLAK UYGULAMALI SOSYAL PSİKOLOJİ (Baron, Byrne ve Suls, 1989; Bilgin, 1999) Sosyal Psikoloji Uygulamaları HUKUK SAĞLIK DAVRANIŞI KLİNİK PSİKOLOJİ TÜKETİCİ DAVRANIŞI VE PAZARLAMA POLİTİKA ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ SOSYAL

Detaylı

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr

Medyada Riskler. Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Medyada Riskler Öğr. Gör. Dr. Deniz Sezgin Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi dsezgin@media.ankara.edu.tr Plan Tarihsel arka plan: Çocukların medya kullanımı Günümüzde medya ve çocuk Medyada çocukları

Detaylı

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 2014 yılında Kadın Dayanışma Vakfı Danışma Merkezi ne 354 kadın başvurdu. 101 kadın yüz yüze başvuru yaparken,

Detaylı

K İ Ş İ L İ K. Kişilik kavramı Kişilik kuramları Kişiliğin ölçülmesi. Doç.Dr. Hacer HARLAK - PSİ154 - PSİ162

K İ Ş İ L İ K. Kişilik kavramı Kişilik kuramları Kişiliğin ölçülmesi. Doç.Dr. Hacer HARLAK - PSİ154 - PSİ162 K İ Ş İ L İ K Kişilik kavramı Kişilik kuramları Kişiliğin ölçülmesi KİŞİLİK Personality Persona=maske Bireyin özel ve ayırıcı yanlarını içerir. Özel en sık ve en tipik Ayırdedici bireyi diğerlerinden ayırır.

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI KLİNİĞİ YATAN HASTA DEĞERLENDİRME FORMU

GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI KLİNİĞİ YATAN HASTA DEĞERLENDİRME FORMU Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI KLİNİĞİ YATAN HASTA DEĞERLENDİRME

Detaylı

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL

DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL DÜŞÜN (Düşünce Özgürlüğü Derneği) Nacak Sok. 21/11 TR- 34674 ISTANBUL Tel: 0216 492 0504, 0216 532 7545 Faks: 0216 532 7545 freex@superonline.com www.antenna-tr.org "Düşünce Özgürlüğü için 5. İstanbul

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ. Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ. Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI ORTAÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ MADDE 164 Disiplin cezasını gerektiren davranış ve fiiller Kınama cezasını gerektiren davranışlar ve fiiller şunlardır: a) Okulu, okul eşyasını

Detaylı

İstanbul Kent Güvenliği Projesi Seminerleri- II, III, IV

İstanbul Kent Güvenliği Projesi Seminerleri- II, III, IV İstanbul Kent Güvenliği Projesi Seminerleri- II, III, IV Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu OKUL VE OKUL ÇEVRESİNDE ŞİDDETİN VE MADDE BAĞLILIĞININ/ KULLANIMININ ÖNLENMESİ - 19-20.03. İçindekiler:

Detaylı

Bilgi Uçurma Politikası

Bilgi Uçurma Politikası Bilgi Uçurma Politikası Naspers, işletme faaliyetlerinin doğruluğuna büyük önem vermektedir. Bu nedenle Naspers, Naspers'in veya onun herhangi bir Çalışanının Uygunsuz Davranışta bulunduğuna inanmak için

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ

AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ AKRAN DOSTU OKUL MODELİ PROJESİ 2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı Bu proje; okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler, veliler ve okul personelini kapsayan geniş katılımlı bir çalışmayı amaçlar. Bu proje; tüm

Detaylı

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER Sağlık Dünya Sağlık Örgütü tanımlaması Biyolojik, ruhsal ve sosyal iyilik hali. Tıp Özgül bir kurama ve bu kuramdan biçimlenen yöntemle belirlenen uygulamalarla biyolojik,

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

HAREKETLİ ÇOCUK DOÇ. DR.AYLİN ÖZBEK DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK PSİKİYATRİSİ AD. ÖĞRETİM ÜYESİ

HAREKETLİ ÇOCUK DOÇ. DR.AYLİN ÖZBEK DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK PSİKİYATRİSİ AD. ÖĞRETİM ÜYESİ HAREKETLİ ÇOCUK DOÇ. DR.AYLİN ÖZBEK DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK PSİKİYATRİSİ AD. ÖĞRETİM ÜYESİ SUNUM PLANI: Hareketli çocuk kime denir? Klinik ilgi odağı olması gereken çocuklar hangileridir?

Detaylı

1. Bir süre için hayatınızdaki iyi şeylerin artık olmadığını varsayın.

1. Bir süre için hayatınızdaki iyi şeylerin artık olmadığını varsayın. MUTLULUĞU ARTTIRMAK İÇIN BILIMIN KANITLADIĞI ON BASIT FAALIYET Bilimsel çalışmaların sonuçlarına kulak verdiğimizde mutluluğunuzu arttırmak için yol gösterebilirler. Aşağıdaki faaliyetleri 10 gün düzenli

Detaylı

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Dünyada En Hızlı Yaşlanan İkinci Ülke: Türkiye 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında,izmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek

Detaylı

Doç. Dr. Fatih Öncü. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Doç. Dr. Fatih Öncü. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doç. Dr. Fatih Öncü Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikolojik taciz Bedensel Ruhsal Bedensel ve ruhsal Çalışma hayatında mobbing veya psikolojik

Detaylı

PROBLEM ÇÖZMEDE ZİHİNSEL SÜREÇLER

PROBLEM ÇÖZMEDE ZİHİNSEL SÜREÇLER PROBLEM ÇÖZMEDE ZİHİNSEL SÜREÇLER Problem, bir bulmacadan, uygun bir faaliyet kararını gerektiren bir soruna kadar çok geniş bir spektruma sahip olan kavramdır. En geniş anlamıyla hali hazırda var olan

Detaylı

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, ÇOCUKLARIN İNTERNET ORTAMINDA CİNSEL İSTİSMARINA KARŞI GLOBAL İTTİFAK AÇILIŞ KONFERANSI 5 Aralık 2012- Brüksel ADALET BAKANI SAYIN SADULLAH ERGİN İN KONUŞMA METNİ Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler,

Detaylı

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır. Dersin Adı Tema Adı Kazanım Konu Süre : İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi : İnsan Olmak : Y4.1.2. İnsanın doğuştan gelen temel ve vazgeçilmez hakları olduğunu bilir. : Doğuştan Gelen Haklarımız :

Detaylı

Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü

Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü Kanserli Hasta Yönetiminde Danışman Hemşirenin Rolü Yük. Hem. Gül Şav Özaydemir Danışman Hemşire EUKAM E.Ü.T.F. Radyasyon Onkolojisi ABD XIX. Ege Onkoloji Günleri 6-7 Nisan 2015 İzmir «Kanserle mücadele

Detaylı