wacky, whacky : (İNG.,PSYCH.,SOSY.) : Mantıksız, kaçık, sapık

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "wacky, whacky : (İNG.,PSYCH.,SOSY.) : Mantıksız, kaçık, sapık"

Transkript

1 V <İngilizce sözcükler için, yeri geldiğinde, Türk Alfabesinde yeri olmayan W ye V harfinin alfabetik dizisinde, telaffuz edildiği gibi, orijinal W sini kullanarak yer veriyoruz> (Türkçe okuyanlar, (v) ile (w) arasındaki telaffuz farkını iyi bilmelidirler. Ben size pratik bir nokta vereyim: (V) yi telaffuz etmek için, alt dudağı içeri çeker ve adeta onu üst-yukarı dişlerle hançerlersiniz;(very); (W) Türkçedeki (v) sesine çok benzer, onu telaffuz etmek için, iki dudağınızı birbirinden hafifçe ayırırsınız, diliniz arkadan gelir ve ileriye sufle eder, sözcük de dişinizin ucundan yumuşakça kayar (Wake);, ağzınız kapanmaz... Good luck! Dr.İ.E.) * Vaaz etmek, vazetmek; Vaaz vermek : Din adamlarının seremonilerde verdiği ders ve yorumlar; Bir kimsenin onları anımsatırcasına uzun uzadıya söylev vermeleri; Nasihat etmek Bk.: Çölde vaaz vermek Sevgili Paul, 7 Ocak 2010 Aile sofrasının paradigmatik <dizibilim> versiyonunda üç evre var gibi görünüyor: 1) Birinci evrede, bebeklikten çıkıp sofrada bir sandalye sahibi olursun; o sandalyede senden daha büyüklerin nasıl davrandıklarını gözlemleyerek birkaç yıl geçirirsin. 2) İkinci evrede, sofranın düzenine, toplumla ve özelde aileyle ilgili her tür yanlışı ve riyakarlığı simgelediğini düşündüğün sofra adabına başkaldırmaya başlarsın. Bu başkaldırı, tabağını alıp yatak odasına giderek yemeğini orada yediğin ya da buzdolabından yemek aşırdığın bir noktaya kadar ilerleyebilir. 3) Üçüncü evrede -senin anlattığın evrede- sofrayı bir kaynaşma, bütünleşme yeri olarak yeniden keşfedersin ve hatta başkaldırma evresini yaşayan çocuklara sofranın değerlerini vazetmeye başlarsın. <John> (P. Auster-J.M. Coetzee, Şimdi ve Burada-Mektuplar , sa:134) <Sir Leigh Teabing> Vaaz verir gibi bir sesle, Kutsal Kase, dedi, İnsanların çoğu bana onun yerini sorar. Korkarım bu soruyu asla cevaplayamayacağım. (D. Brown, Da Vinci Şifresi, sa:257) Bir fakih, babasına dert yanıyordu Vaizlerin o güzel sözleri beni hiç etkilemiyor. Çünkü onlarda, sözlerine uygun davranışlar göremiyorum. Kur anda buyurulmuştur ya: Halka iyilik etmeyi emreder de, kendi kendinizi unutur musunuz?... Hani körün biri, bir gece çamura düşüp: Müslümanlar! demiş, yoluma bir kandil tutun! Yolsuz bir kadın da bunu duyunca: Ey kör, demiş, kandille neyi göreceksin?. İşte tıpkı bunun gibi, va az meclisi bezci dükkanına benzer, para vermeyince mal alamazsın. (Sa di, Gülistan, sa:120-1) Vacip : (MÜSL.) Farz kadar kesin bir delile dayanmamakla birlikte, dinimizde yapılması emredilen görevlerdir: Kurban kesmek, v i t i r namazı kılmak gibi. Yapan sevap kazanır, yapmayan günahkar olur; inkar eden dinden çıkmaz. (Kemal Güran, Müslümanın El Kitabı, sa:151)

2 wacky, whacky : (İNG.,PSYCH.,SOSY.) <va ki> : Mantıksız, kaçık, sapık waddle : (İNG..DAVR.,KOLL.) <vo dl> : Badi-badi, bebek gibi paytak paytak yürümek va de-mecum : (LAT.,KOLL.) : <vade mekum> : Bir kimsenin yanında taşıması gereken önemli kitap; Elkitabı; LAT.: go with me! : Benmle gel! vade retro : (LAT.): Defol git!, Hz. İsa nın İ n c i l den alınma, şeytana <ve kötü niyetlere geri çekil diye haykıran> hitap eden benden uzak dur, defol! sözleri Salvatore sarardı, daha doğrusu, bronzlaşmış, yabanıl yüzü külrengi oldu. Derin bir reverans yaptı; aralık dudaklarının arsından bir vade retro mırıldandı; tutkuyla haç çıkardı ve sık sık dönüp ardına bakarak kaçıp gitti. (U. Eco, Gülün Adı, Çev.: Şadan Karadeniz, sa:65-6) Ne ki beni bir sapmaya sürükleyip yalnış tarihlemeleri, coşkuları, yalanlamaları ve arkeolojinin öteki hastalıklarıyla beni üzmüş olan bir cilde <kitap> rastladığım her defasında: -Yürü! diyorum kendisine acımsı bir neşeyle, yürü bakalım! Seni gidi sahtekar, hain, yalancı şahit, benden uzak ol. vade retro; hak etmediğin altın yaldızlı kapağınla, yıpranmış ünün ve güzel maroken elbisenle kitap manyağı bir satıcının vitrinine girebilsen de, beni baştan çıkardığın gibi, onu da baştan çıkaramayacaksın, çünkü o seni asla okumayacaktır. (A. France, Sylvestre Bonnard ın Suçu, sa:179) Vadesi yetmek : Vadesi gelmek, ölüm anı Bir yaylım ateş... Kıydılar babayiğite... Öyle bir aslanı analar kırk senede doğurmaz. Biz bu asker ocağında neler görük Efendi Ağa! -Demek, Yakup Cemil in böylece vadesi mi yetti? -Elbette... Şüphen mi var? Alnına bir kere böyle yazılmış. (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, sa:249) waffle : (İNG.,DAVR.,PSYCH.) <vo fıl> : Saçmalamak, boş laf etmek gevezelik Vaftiz : Hıristiyanlık dininde, belirli bir yaşa gelen çocuğun, o dinin ilkelerine sadık kalacağının tesbiti ve kaydı için yapılan dini tören AÇIK DENİZLER Kötülük sızıntıları getirdi bu hükümlüleri Tekdüze çürümesine hücrelerin; Savaş gemileri yaralar Sandsfoot manzaramızı Zehirli politikalardan dolayı. Yine de hızlı devinir gezinti teknemiz Onaylayan yürek gibi, uzanan, Kutsal vaftizden, bu sızan serpintiye kadar, Bağlar beni özgür denizlere. (Jack Clemo< >-Nice Damar; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Annesi ismi ağza alınmayacak biri, kendisinden utanılacak bir kadındı. Vaktiyle dansözmüş, fingirdek, albenili biriymiş; soylu ama uğursuz ve dinsiz bir aileden geliyormuş; Goldmund un babası, kendi ifadesine göre, sefalet ve rezaletin batağından çekip almıştı onu, dinsiz biri olabileceğini düşünerek vaftiz ettirmiş... derken onunla evlenmiş, onu saygın bir kadın yapmıştı. (H. Hesse, Narsiz ve Goldmund, sa:69) Ölüm döşeğindekilerin affedilmeleri gerektiğinden emin değilim. Her insan ömrü sona ererken sayacı sıfırlamak; bazılarının zulmünü ve açgözlülüğünü, bazılarının da merhamet ve fedakarlığını sahte bir sofulukla kar ve xarar hanelerine kaydedip geçmek fazla basit bir çözüm olurdu... Benim bakış açıma göre, suçun cesasız kalması da adaletsizlik kadar ahlak bozucudur... Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarında yeni din Roma İmparatorluğu nda yayılırken, bazı patricilerin <nüfuzlu yurttaş> Hıristiyanlık ı mümkün olduğunca geç kabul

3 ettikleri anlatılır. Vaftiz olduklarında tüm günahlarının silineceği söylendiği için, sefih hayatlarını sürdürüp ancak ölüm döşeğinde vaftiz olurlarmış... Bununla beraber, ölüm anının zorunlu bir adabı vardır. Eğer insanlığımızı korumak istiyorsak, o anın saygınlığına el sürülmemelidir. (A. Maalouf, Doğu dan Uzakta, sa:17) vagrant : (İNG.,KOLL.) <veg rınt> : dilenci, serseri, düşük sınıftan biri Vaha : Çöllerde konak yerleri olarak seçilmiş yeşillik alanları Dünya bir vaha ve biz biz burada onu çevreleyen sonsuzluğun içindeyiz. Vahalarda insan vaktini kervanı yükleyip boşaltmakla geçirir. Buradan bakıldığında kervanlar ufukta bir siluet olarak gözüküyorlar. Uzaktan seyrettiğinde kervandan güzeli yoktur. Ama yaklaştığında gürültülü ve pistir, deveciler kavga eder ve hayvanlara kötü davranılır. (A. Maalouf, Doğu dan Uzakta, sa:284-5) Die Wahrheit ist eine Perle; wirf sie nicht vor die Saue! : (ALM.,DEĞ.TAŞ,KOLL.) <Di Var hayt ist ay ne Per le; virf zi nih t for di Zo ye!) : Gerçek bir incidir; onu domuza atma! = Truth is a pearl; don t throw it to swine Wahrheit und Dichtung : (ALM.,EDEB.,KOLL.) <Var hayt und Dik tun> : Gerçek ve Poetri = Truth and Poetry Vah vah : Bazı tarikat mensuplarının kitle halinde ayin yaptıklarında zikirlerindeki sergiledikleri haykırışlar; yakın birinin ciddi rahatsızlığı ya da ölümü haberi söylendiğinde, insanın verebileceği en doğal tepki HABERİ BİLİYOR MUSUNUZ? GARCİA LORCA ÖLECEK KADINLAR KOROSU : Yaz kış şu şarap Gel, gel işte dans Meyveler ve aşk korularda KADIN : Haberi duydunuz mu? Garcia Lorca ölecek! KADINLAR KOROSU : Vah vah vah vah vah vah vah (R. Desnos< >, hayır, aşk ölmedi, sa:76) EY İNCİ DOLU ÜLKE yarından itibaren Haçik in dükkanındaki zulada birkaç gram birinci kalite halis maldan birkaç nefes çekip birkaç kase dalavereli Pepsi cola içtikten sonra ve birkaç ya Hak ya Hu ve vah vah ve hu hu savurduktan sonra mütefekkir fazıllar ve münevver faziletliler ve lay lay lom mektebi müdavimleri arasına resmen katılabilirim (Furuğ-Ferruhzad-< >, yeryüzü ayetleri-yeniden doğuş, sa:59) VAHİY : (DİN) (İNG.: Revelation; FR.: Révélation) : Peygamberlere gelen tanrısal haber ve kelam V a h i y, İSLAM aleminde, KUR AN ın bildirdiğine göre, O k u! Anlamına gelen ifadeyle başlamıştır. Tanrısal bir nitelik taşıyan ana düşünce, vahiy yoluyla PEYGAMBER e bildirilir, onu, yalnızca O bilir. V a h i y le ilgili en önemli problem,din felsefesi açısından; herşeyiyle t i n s e l bir nitelik arzeden; sıfatları açısından, insan ve doğa ya özgü sıfatlarla ifade edilemeyen mutlak bir V a r l ı k olarak TANRI yla O ndan tümüyle farklı bir varlık olan insan arasındaki iletişimin zorluğunu açıklayabilme problemidir. Ahmet Cevizci; Felsefe Sözlüğü, sa:169)

4 Vahiy; Vahiy gelmek, inmek : Müslümanlıkta, Tanrı nın buyruklarının Hazreti Muhammede bildiriliş şekli; Bir kimsenin gaipten bazı yüksek duygular algılayabilip onları yaşayabilmesi Tüm bunlar, Bing on altı yaşındayken vahiy inmişçesine bir anda geliverdi aklına. Bir öğleden sonra Lut Gölü Ruloları hakkındaki bir kitabı karıştırırken, parşömen metinlerin yanı sıra, kazılarda çıkarılan tabaklar, ilkel çatal kaşıklar, hasır sepetler, çanak çömlekler, testiler gibi, en ufak zarar görmemiş buluntuları gösteren bazı fotoğraflar gördü... Resimdeki nesneler iki bin yıllık ama son derece yeni, son derece çağdaş görünüyordu... İki bin yıl önce Roma İmparatorluğunun ücra <uzak> bir köşesinde yaşayan insan, bugünkü ev araç gereçlerini tıpatıp aynısını tasarlayabilmişse, o insanın aklı, yüreği ya da iç dünyası kendisininkinden nasıl farklı olabilirdi? (P. Auster, Sunset Park, sa:74) Ama nasıl sorarım size, gece gündüz üstümde sürünen, boğulan ve soluk soluğa kalan, tırmalayan ve itip kakan, beni vahyin derinliklerine, daha derinlerine çeken sıçanlar, köpekler ve kaplumbağalarla yaşayıp yaşayamayacağımı? Biz vahiy için yaratılmamışız, diye haykırmak istiyorum, ne sen ne de ben, Philip im, gözü güneş gibi yakan vahiy için yaratılmamışız. (J.M. Coetzee, Romancının Romanı, sa:253) Vah kuzucuk vah : Esasında masum bir kişi için acıma ve takdir karışımı bir his ifadesi olmakla beraber, bazı kez acımasızca suçlu birisi için alay yolunda da kullanılabilir Ama yapmadığın ne kalıyor geriye? Şimdi de suçsuz olduğunu mu söylüyorsun? Vah kuzucuk vah, yumuşakbaşlılık örneği! Anlattıklarını işittiniz; bir zamanlar ellerini kana bulamış, ama şimdi masummuş! Belki de biz yanıldık. (U. Eco, Gülün Adı, sa:539) Vahlanmak, Vah vah etmek : Yakınmak, şikayet etmek, ağlayıp inlemek; Bir dost ya da yakının hastalık veya ölümü konusunda insanın verdiği en doğal üzüntü sayhası Bk.: Ahlanıp vahlanmak PROMETHEUS Ama düşünemezdim böylesi işkenceler içinde Çürüyüp gideceğimi kayalar başında, Bu ıssız, bu sarp yerde tek başıma. Ama bu halime vahlanmayı bırak, in yere de, Daha neler gelecek başıma onu öğren. (Aiskhylos, Zincire Vurulmuş Prometheus, sa:53) Dilpesent boşandı: -Ah küçük Hanım cığım, ben bozulmayayım da kimler bozulsun? Ölmediğime çok şükür. Gün, güneş gördüğüm yok. Bu evin içinde bittim. -A... vah vah... Bir kere gelip gözükmüyorsun a dadı... -Salıveriyor mu yavrum? Ah efendimin gülü... -A, zavallı Saadet e bak, kızcağız sarartma olmuş. İğne ipliğe dönmüş, gel kızım seni öpeyim. (H.R. Gürpınar, Gulyabani-Melek Sanmıştım Şeytanı, sa:358) Bir sabah Ayşe kız bana seyirtti, soluk soluğa: Elifbemi çaldılar, dedi. Kimden şüpheleniyorsun? dedim. O esma Dudu nun kara eniği Amet ten dedi. Vah, vah! diyerek ona bir elifbe daha verdim. Fakat aradan iki gün geçmeden onu da aşırmışlar. (Halikarnas Balıkçısı, Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, sa:199) HECTOR - Bir saniye gecikseydim, kadıncağız öbür dünyayı boylamıştı. MAZZINI - Vah vah. Demek ölmesine ramak kalmıştı. Bereket tam zamanında imdadına yetiştiniz. Ellie ciğim, Mr. Hushabye bana akıllara zarar... (G.B. Shaw, Kırgınlar Evi, sa:33)

5 -Bilmez miyim? Bizim Rıdvan Bey... Geçenlerde öldü... diye duydumdu... Doğru mu? -Evet! -Vah vah... Allah rahmet etsin!.. İyi adamdı. Yiğitliğine yiğitti, verimkarlığına verimkar... (K. Tahir, Yol Ayrımı, sa:162) Vahşi; Vahşice gülmek : Yabanıl, yerli; Yabanıl, intikam alıcı bir şekilde gülmek Yerlilerin de can taşıyan insanlar olduğu ancak 1537 de Papa III. Paul tarafından ilan edildi. Ancak, tartışma yüzyıllarca sürdü. Bu, bazen Locke ve Rousseau da olduğu gibi soylu vahşi olarak ortaya çıkıp, bağımsız bir Amerika da demokrasinin kuramsal temellerini attı; bazen de, yerlileri ortadan kaldırma kampanyası sırasında, o ölmez inanç en iyi Kızılderili, ölü Kızılderili dir şeklinde kendini gösterdi. (P. Auster, Cam Kent, -New York Üçlemesi 1-, sa:49) Yazık! Gün oldu, bir şeyler yapmak isteyen tüm insanlara gülünç sayıklamaların elindeki bir oyuncak gözüyle baktı; uzun uzun vahşice gülerdi. Gün olur, genç bir anneye, bir ablaya dönerdi. (A. Rimbaud, Cehennemde Bir Mevsim, sa:128) Vah zavallı : Çok yazık, Tanrı korusun, Tanrı yardımcısı olsun Vah zavallı Baudolino, diyordu Niketas yolculuk hazırlıkları sürerken, en güzel çağında karından ve çocuğundan yoksun kalmışsın. Ya ben ne yapayım, yarın benim ve sevgili karımın canını bu barbarlardan biri alabilir. (U. Eco, Baudolino, sa:247) Oysa durumun gerektirdiği ciddiyetle yanıtlıyorum: iyidir, teşekkür ederim, bu sabah çok erken kalktı, doğru kumsala indi, kahvaltı bile etmedi. Vah zavallı hanımefendi, diye yanıtlıyor o hep İspanyolca, aç acına denize, olacak iş mi! Bir el çırpıyor, kocakarı koşa koşa geliyor. (A. Tabucchi, Gittikçe Geç Olmakta, sa:29) waif : (SOSY.,İNG.,KOLL.) <vey f> : Kimsesiz çocuk; kaybolmuş çocuk ya da hayvan; sahibi belirsiz eşya Vaiz; Vaiz adam : Halka camide (ya da dini başka bir yapıtta) vaaz veren adam, imam ya da başka bir dini lider, dini nitelikte v a ı z veren adam BAY BAŞKAN, BIRAK BEBEKLER ÖLSÜN Vaiz adam! Mucize adam! Defet kötü ruhları gövdemden! Varoş bebekleri ölüyor AIDS ten, koleradan Çokuluslu ilaç şirketleri Götürüyor milyarları pahalı ilaçlarla. Vaiz adam! Mucize adam! Def et ülkemin kafatasından şeytanı! Varoş bebekleri ölüyor protein yetersizliğinden, bir deri bir kemik kalmaktan- Zenginler, kanının son damlasını çekiyor Ana Afrika nın. (Vonani Bila<d.1972>-İlyas Tunç; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Bir fakih, babasına dert yanıyordu: Vaizlerin o güzel sözleri beni hiç etkilemiyor. Çünkü onlarda, sözlerine uygun davranışlar göremiyorum. Kur anda buyurulmuştur ya: Halka iyilik etmeyi emreder de, kendi kendinizi unutur musunuz?... Hani körün biri, bir gece çamura düşüp: Müslümanlar! demiş, yoluma bir kandil tutun! Yolsuz bir kadın da bunu duyunca: Ey kör, demiş, kandille neyi göreceksin?. İşte tıpkı bunun gibi, va az meclisi bezci dükkanına benzer, para vermeyince mal alamazsın. (Sa di, Gülistan, sa:120-1)

6 Vak anüvis : Osmanlı İmparatorluğu döneminde, devrin tarihini yazan tarihçi Aslında bütün tarih kurumları da birer kurgudur. Sadece olayları sıralamakla yetinen, işin içine hiç yorum katmayan vakanüvis ler bile, bir kurguya imza atmak zorunda kalırlar. Çünkü tarih bir anlatıdır ve ne kadar nesnel davrandığını öne sürerse sürsün, bütün anlatılar öznel bir bakışı yansıtır. Bundan kurtuluş yoktur. (Ö. Zülfü Livanwli, Edebiyat Mutluluktur, sa:179) Vakar : Ağırbaşlılık, onur RÜYA insanlar birbirinin kulağına eğilip fısıldıyor: ah, o; bu görkem, bu güç, bu vakarla dünyada tektir şüphesiz yüce bir şehzadedir (Furuğ-Ferruhzad-< >, yeryüzü ayetleri-duvar, sa:40) wake : (DİN,DEN.,İNG.) <vey k> : Bir klisenin yıllık kutlama töreni; İrlanda da geceleri ölüleri bekleme adeti; beklerken verilen ziyafet; Ölü yü ziyaret; DEN.: Geminin dümen suyu Vakit gelmek çatmak : Bu dünyadan göçmek vakti gelmek Ben yalnızca bir şeye inanıyorum, o da çöküştür. Bir uçurumun üstündeyiz, bir arabanın içinde gidiyoruz ve atlar ürkmüştür. Çöküş üzreyiz, biz hepimiz ölmemiz, ölüp yeniden dünyaya getirilmemiz gerekiyor, bizler için büyük dönence vakti gelip çattı. (B. Zeller, Hermann Hesse, sa:111) Vakitlice : Erkenden, daha önceden Neden bunu benden daha vakitlice istemedin? İlham perisi geleceğin önceden haber vermiyor ki, dedim. Ama dur bekle bakalım, dedi kadın, her zamanki gibi herhangi bir erkekten daha bilgiç edasıyla, piyasayı şöyle adamakıllı bir yoklayabilmek için hiç değilse iki gün beklememi istedi. (G.G. Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, sa:10) Vakit öldürmek : Boş şeylerle beklenilen bir zaman birimini geçirmek Ertesi sabah gazete gönül maceramızın başarısız olduğunu yazdı. Uçağa binip New Orleans a uçmuştum. Eşyalarımı toparlayıp otobüs terminaline doğru yürüdüm. New Orleans a vardım, yasal bir oda tutup vakit öldürdüm. (Ch. Bukowski, Büyük Zen Düğünü, sa:36) Scarlet salona ve kütüphaneye göz atınca Rhett in her iki yerde de olmadığını hemen gördü ve bu durum karşısında yüreği sızladı. Ya evde yoksa ya da Güzel Watling in evine gittiyse veyahut akşam yemeklerine gelmediği zaman yine buna benzer yerlerde vakit öldürüyorsa... (M. Mitchell, Rüzgar Gibi Geçti, Cilt:II, sa:1306) Belli bir amacı olmadan çıkmıştı evden; sigara alacak, körfezdeki o ağır okaliptüs ve çiçek kokularını ciğerlerine dolduracak, vakit öldürecekti biraz. (J.-P. Sartre, Yaşanmayan Zaman, sa:86) Başlangıçta gazete parası bile artıramıyorlardı. Müzik ve okuyacak herhangi bir şeyleri olmayınca Mabel, kendisine acı çektirecek ve gözlerini sımsıcak yaşlarla dolduracak her türlü düşünceden kaçınarak vakit öldürüyordu. (J.M. de Vasconcelos, Çıplak Sokak, sa:93)

7 Vakitsiz (ölmek) : Genç yaşta, beklenmedik bir şekilde (ölmek) Koca, koca değildi ki. Gece içer eşşekler gibi, gündüz içer. Geberdi gitti o yüzden vakitsiz. Ne bok yiyecektim bohçacılık etmeyip. Üç oğlan, iki kız başımda. (N. Meriç, Sular Aydınlanıyordu, sa:26) Vaktaki : Ne zaman ki, gördüler ki Saat ikiye doğru Cemil geldi. Kapı çalınır çalınmaz hepsi birden Seniha zannıyla aşağıya koşmuşlardı. Vaktaki karşılarına Cemil çıktı; Servet Bey hiddetinden sesi kesilmiş, oğlunun üzerine atıldı: Söyle, ablan nerede? diye haykırdı. (Y.K. Karaosmanoğlu, Kiralık Konak, sa:124) Vakti gelmiş : Ölüm vakti gelmiş, son nefesine yakın Beni kurtarın, sevgili Beyefendi, kocamı kurtarın! Ona henüz vaktinin gelmediğini söyleyin, devlerle meleklerin vaktinin daha gelmediğini söyleyin. Pirelerin çağında olduğumuzu söyleyin. (J.M. Coetzee, Romancının Romanı, sa:254) Bay Antoninho Verdureiro henüz yaşıyordu, ama artık yapılacak bir şey yoktu. Ne doktor bir şey yapabilirdi, ne rahip, ne de ermişler. Artık vakit gelmişti, böylece manav dükkanında ve Pazar yerinde başkalarını daha fazla soyamayacaktı. (J.M. de Vasconcelos, Çıplak Sokak, sa:45) Vaktini boşa harcamak : Zamanını iyi ayarlayamamak, değerince kullanamamak... kendini biraz geri çekti ve yine yüksek sesle, Buna bir son vermeli! dedi. Sonra sesini yükseltmesinin neden olduğu bu hiç de hoş olmayan ruh halinden kurtulmak için hafif hafif öksürdü, geriye döndü ve başını öne eğerek, elleri arkasında odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başladı. Buna bir son vermeli! diye tekrarladı. Buna bir son vermeli! Miskin miskin dolaşıp vaktimi boşa harcıyorum, bataklığa saplanıyorum, bu gidişle Christian dan da budala bir insan olacağım! (Th. Mann, Buddenbrooklar, sa:416) Vaktini doldurmuş : İşinin doruğuna varmış; Yaşlanmış (miadını doldurmuş), ölüme yakın... artan yaşlılıkla birlikte azalmayan aç kalma becerisinin artık doruğunda bulunmayan, vaktini doldurmuş bir cambazın, alçakgönüllü, sakin bir sirk görevine sığınmak stediği söylenemezdi... (F. Kafka, Ceza Sömürgesi, sa:85) Vaktini keyfince geçirmek : Zamanını istediği gibi kullanmak MACBETH - Herkes akşamın yedisine kadar vaktini keyfince geçirsin ki buluşmak daha tatlı gelsin; yemek vaktine kadar biz kendi başımıza kalacağız; şimdilik, Tanrıya emanet olun. (W. Shakespeare, Macbeth, sa:42) Vakur : Onurlu, ağırbaşlı, kendine özgüveni olan kimse İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA ve pörsümüş tecrübelerin köhne meclisinde ve sessizliğin bilgisiyle donanmış bu gurup vakti yola koyulup giden sabırlı vakur

8 derbeder o adama nasıl dur emri verilebilir (Furuğ-Ferruhzad-< >, yeryüzü ayetleri-inanalım soğuk mevsimin başlangıcına, sa:104) Dün akşam, Reha Bey bana oturduğumuz birahanede muharrir <yazar> Ahmet Rasim Beyi de tanıttı; köşede bir arkadaşı ile ağır ağır, vakur, fakat pek babacan bir tavırla demlenmekte olan, burnundan takma gözlüklü, kırçıl saçlı, kırçıl ve pos bıyıklı, tıknaz ve çok sevimli bir adamı göstererek: -İşte, dedi, bu, muharrir Ahmet Rasim Beydir. Kendisi ile henüz muarefemiz <görüşme, arkadaşlık, temas> yok... Yok ama, dikkat ediyorum, ikide bir, yan gözle bizim masayı süzüyor. İster misin yarınki Şehir Mektupları nda bizim masa da aynen çıksın. (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:158) Ferdinand huzursuz olmuştu. Kim bu yabancı diye sordu kendi kendine... Şimdi, yakın mesafedeki daha gevşek sis tabakasının arasından onu tanımıştı: Postacıydı bu. Her sabah sekiz çan vuruşuyla harekete geçerek buraya tırmanırdı; beyazlamış kızıl denizci sakalıyla kaba hatlı yüzünü ve mavi gözlüğünü görüyordu. Adı Nussbaum du <Fındık ağacı!>; sert el kol hareketleri ve ciddi bir tavırla mektup tomarlarını vermeden önce çantasını, büyük, siyah deri çantasını sağ tarafına atışındaki ağırbaşlılıktan ötürü Ferdinand ona Fındıkkıran derdi. Adamın binbir zorluka, adım adım, çantasını sol taraftan omzuna atıp ufak adımlarla vakur bir biçimde yürümek için çaba sarf ederek gelişini izlerken elinde olmaksızın gülümsedi. (S. Zweig, Hayatın Mucizeleri-Mecburiyet, sa:144) Valdezyenler : (İng.) Waldenses : (DİN) <Voldensez> : M.S yıllarında, Katolik kilisesinin sert kurallarına karşı çıkan birçok kitleler gibi, örneğin Katarlar, Peter Valdo isminde zengin bir tüccarın vaazlarıyla, Güney Fransa da kurulmuş bir mezhep yılında yasaklandı ve kişiler, zulmedilerek Almanya ve Bohemya ya dağıtıldı. Daha sonraları, 1848 de, re-organize olma faaliyetlerinin reddedilmesine karşın, bugün dahi, Kuzey İtalya ve Güney-Kuzey Amerika da kısmen faaliyetlerini göstermektedirler Katarlarla Valdezyenler çoğu kez birbirine karıştırılır. Valdezyenler, kilise içinde tinsel bir reform yapılmasını öngörüyorlardı. Katarlar ise, başka bir kilise, başka bir Tanrı ve sağtöre anlayışı öngörüyorlardı. Katarlar, dünyanın birbirine karşıt iyi ve kötü güçlere ayrıldığına inanıyorlardı; bu nedenle de kusursuz insanların saf inançlılardan ayrıldığı bir kilise kurmuşlardı; kendilerine özü ayinleri ve töreleri vardı; neredeyse bizim Kutsal Ana Kilise miz gibi çok katı bir hiyerarşi kurmuşlardı; hiçbir erk biçiini ortadan kaldırmayı bir an bile düşünmüyorlardı. Bu da bizlere, yöneticilerin, toprak sahiplerinin, feodal beylerin de niçin Katarlara katıldıklarını açıklar. Dünyayı düzeltmeyi de düşünmüyorlardı; çünkü onlara göre, iyiyle kötü arasındaki karşılık hiçbir zaman ortadan kaldırılamazdı. Oysa Valdezyenler ve onların yanı sıra Arnold cular ve Yoksul Lombard lar, tam tersine yoksulluk ülkesine dayalı farklı bir dünya kurmak istiyorlardı; toplum dışına itilmişleri aralarına alarak topluca, ellerinin emeğiyle yaşamalarının nedeni buydu. Katarlar, kilisenin ayinlerini yadsıyorlardı. Valdezyenler ise, ayinleri değil, yalnızca papaza günah çıkartmayı yadsıyorlardı... Akılcı açıdan söylemek lazımgelirse, sorgucular, çelişik öğretileri bir araya getirdikleri için haksızdırlar; başkalarını haksızlığına göre de haklıdırlar; çünkü, söz gelimi, bir kentte Arnold cu bir akım ortaya çıktığı zaman, başka yerlerdeki Katarlar ya da Valdezyenler de oraya yönelirler... Valdezyenler şiddete karşıdırlar, Fraticello lar da öyle... (U. Eco, Gülün Adı, sa:230-1) Vale : Büyük otel girişlerinde, şık ve çarpıcı kılığıyla kapıları açıp buyur eden teşrifatçı; valizleri taşıyan genç; iskambil oyununda oğlan <F> Biz yağmurdan kaçarak hızlı hızlı Pera Palas ın lobisine girerken, Süleyman valelere profesörün eşyalarını veriyordu. Ama Wagner kemanını kendi taşıyordu. O kutuyu yanından hiç ayırmıyordu. (Ö.Z. Livaneli, Serenad, sa:29) vale : (LAT.,KOLL.) <va le!> : Elveda be well (İNG.: İyi ol!) Valhalla : (İSKANDİNAV. MYTH.) : Baş Tanrı O d i n in ikametgahı. O bilindiği gibi, ölüm (ve savaş, şiir) tanrısı olup, Y e r a l t ı nın hakimiydi; yaşadığı mekan ise, V a l h a l l a,yaşanan bir mekandan ziyade bir mezarlık ı andırırdı.

9 V a l h a l l a konusundaki bilgilerin çoğu, Prose Edda da toplanmış şiirlerden gelir. Bu sarayda, genel olarak, ODİN, savaşta ölmüş kahramanlarla birlikte yemek yerdi. Maamafih, o mekanın haşmeti, bir tek şiirden: Grimnismal, gelir. Birçok kapıları olan, zincir ya da halkalardan yapılı zırhlar, kurt ların ve kartalların kol gezdiği bir orman-salon du. Vahşi hayvanlar pek sık olarak kudretlerini gösterirken, kapıılar ölüme açılan pencerelerdi. Amma, ölü ruhların ölmüş ebeveynleri tarafından nasıl sevinçle karşılaştıklarına da sahne oluyordu. Öbür Dünya, sık sık, mezarlığın süslenmesi olarak sembolize edilirdi. Daha sonraları, İ z l a n d a (Iceland)da, bazı ailelerin ölülerinin gizli bir H o l y f e l l Dağından gelip, çocuklarına, torunlarına kavuştukları hakkında bir inanç belirmişti. Üst Dünya da bu tür günlük olaylar olurken, y e r a l t ı n d a da garip olaylar da olmaktaydı. Olaf Tryggvason un adamlarından birinin söylediğine göre, günün birinde büyük bir tümseğin içine girmiş ve orada on iki siyah ve on iki kırmızı derili adamın sürekli olarak kıyasıya bir dövüş içinde olduklarını görmüş. Garip olan şuymuş ki eğer yaralanan biri olursa, bu ancak ziyaretçi tarafından onarıabiliyormuş. Süpernatürel bir kudret tarafından kontrol edildiğine inanılan bir yeraltı savaşıymış bu, ve başında da kahraman HEDDO varmış. En önemli problem de şuymuş: HEDİN ve HİLD adındaki iki aşık, babaları HİLD ve aşığı HİLD arasında olan anlaşmazlıktan dolayı bir türlü saadete erememişler ve, akşam ölen kişilerin, sarayın bir Valkyrie si sayesinde (O ölüleri her akşam Valhalla dan alıp sabah yeniden canlandırarak birbirleriyle savaşmasını sağlayan mabude) bu pantomim oluşmaktaymış. Sözüm ona bu, GOTLAND Taşlarında serdedilen, iki ordu nun arasında kalmış bir kadın ın temsilinin tekrarından ibaretmiş. (H.R. Ellis Davidson; Scandinavian Mythology, Library of the Worlds Myth and Legends, Peter Bedrick Books, 2nd Ed., New York 1988) (Çev.:İ.E.) Valide Sultan : Osmanlı Sarayında Hükümdarın annesi O gün, iki soylu hanımı erkeklerin bakışlarından koruyaan itinayla sarılmış kumaş perdeleri kaygılı yelkenler gibi dalgalandıran hafif bir esinti çıkmıştı. Rüzgar, kadınların süslü giysilerine, geniş eteklerine, uzun mintanlarına ve yüzlerinin etrafına sarılmış iffet örtüsüne de sataşıyordu. Bu rüzgar bir alamet olsa gerek diye düşündü Valide Sultan. (S. Rushdie, Floransa Büyücüsü, sa:121) Valla, (sümme) bil(l)a; Vallah(a) : Vallahi de, billahi de; Allah sizi inandırsın ki Babası, anası ölmüş. Yanlarına almışlar kızı. On yedisinde evermişler. Gerdek gecesi sabaha karşı bozuk çıktı diye geri göndermiş kocası. Hele sürtük, kim bozdu seni kız? Bilmiyom der bu, söylemez. Dövdük falan, valla bilmiyom der. (Y. Atılgan, Anayurt Oteli, sa:15) Analarınız, babalarınız nasıl? Heç görünmüyorsunuz? Valla iş kayıt, köy yüklü, biliyorsun... Yük olsun, alemin yükü yok mu? Kusura bakman, gelemedik işte... Eee, düğünleri yapıyonuz mu? Bizi çağırmayı unutmayın... (F. Baykurt, Anadolu Garajı, sa:58) Irazca durakladı: Nesi var acap? dedi. Valla ana, löbet gelmiş gibi yanıyor. Öyle terlemiş ki! Irazca içinden: Tabii terler! dedi. Onun çektiğini bir Allah biliyor bir de kendi... (F. Baykurt, Irazca nın Dirliği, sa:51) Gız eşşek! dedi Irazca. Gız sen benim huyuma ne eyi alıştın? Ben seni böyle görünce oğlumdan fazla seviyorum valla. Gelsinler, gelip görsünler! Gız benim bicecik gelinim, gız haspam!... Valla Haçça, heç çıkası gelmiyor a duşun altından insanun... Bekle Allahım bekle, bir türlü çıkmaz eşşek sıpası! Dedim: Ulan Acıpayamlı, vallaha teğmen geliyor! (F. Baykurt, Yılanların Öcü, sa:76) Ben onları seyre dalmışken kalabalık ayaklanır gibi oldu. İçeri beyaz saçlı, küçük, şirin bir adam girdi. Hepimizi selamladı başıyla. Kadınların yüzleri, gözleri parladı. Valla benim bile kalbim küt küt atmaya başladı. (P. Celal, Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı, sa:39)

10 Bak sen şu Alamanların tekniğine, göz açıp kapayıncaya kadar harika bir kent kurdular. Şu ilerdeki eve bak, tıpatıp benim evime benziyor, aynısını yapmışlar valla! (U. Eco, Baudolino, sa:252-3) -Valla abi, onun astarı yüzünden pahalıya geldi... Bir iki kaza atlattık. Şanzıman filan değiştirdik, baktık olmayacak, satıver anasını dedik, okuttuk... Bu iş daha güvenceli.... Oyunun en heyecanlı anı, evden uzaktaki bir komşunun pencere camını kırdığımız zamanlardı. Ondan sonra kaç babam kaç, ardımızdan Hızır baba yetişemezdi valla. (İ. Ersevim, Bir Doğumun Hikayesi-Velet; Prova, sa:55;107) Birkaç gün sonra, Tıp tarihi dersinden sonra bir araya geldiğimizde, Kevser sürpriz denebilecek bir haber getirdi. Aile meclisi; Valla evlenmek için daha hazır değilsiniz, ama isterseniz aranızda bir yüzük takabilirsiniz, demiş. Yani, ailece bir kutlama yok, ne evet ne hayır diyorlar, ama mesajı da veriyorlar: Dostlar, bu denizde yalnız başınıza seyrediyorsunuz.! (İ. Ersevim, İsmayil, sa:236) EGERTON - Sir Keeper bulunamadı Majesteleri... Bulunamayınca heyeti bugüne erteledik... MAMA - Ahhh... Ağzından bal akıyor. Valla... (D. Fo, neredeyse kadın: elizabeth, sa:64) Şarapçı uyandı: -Daldım ki daldım, diye iç geçirdi. Kurt Mıstık: -Niye? Bardağı sıkıntıyla dördüncü kez doldurup önüne sürdü: -Valla bilmiyorum... Anlaşılmıştı. Anlaşılmıştı ama, bu çok büyük bir rüyaydı. Cenab-ı Allah ın bir işareti. Derhal namaza başlamalıydı! -Kurban olduğum, sizin namaza başlamanızı istiyor mücerret... -Bu ürya, bu üryaya pardon vallaha! (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:20;167) Ama o Doğu bloku terk ettikten sonra, hasta, görevli hemşireye giderek o hemşirenin kendisi hakkında nasıl iyi rapor verdiği ni merak ettiğini söylemiş. Hemşire yanıtlamış: Sen neden bahsediyorsun? Sen onun bu koğuşta çalışmadığını biliyorsun! Hasta cevap vermiş, Valla bana hakkımda iyi rapor yazacağını vaat etti, ben de ona ayakkabılarımı verdim! (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:117) Düşündüm de, dedim, belki senin amcaoğlunu rektöre çıtlatabilirim. Aynadan bana baktı. Konuyu anlaması bir iki saniye sürdü. Sonra, ani bir gülümseme belirdi yüzünde. Hay Allah senden razı olsun abla. Sevinçli sesini yakınan bir tona döndürerek devam etti. Üç çocuğu var, işsiz. Boyunca sevaba girersin valla. (Ö.Z. Livaneli, Serenad, sa:59) Gözleri pırıl pırıl bir başkası beni parmağıyla gösterdi. Ne harika! Hala yüzü kızaracak kadar zerafet sahibi. Onun bu saygısızlığı üzerine zaten kızarmış olan yüzüm büsbütün kızardı. Müthiş bir gece olsa gerek, dedi o birinci sekreter, kıskandım valla! Sonra da bana öyle bir öpücük kondurdu ki, suratımda kıpkırmızı izi kaldı. (G.G. Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, sa:46) Harika vallahi! Oysa ben, eşşek gibi çalıştım ömür boyu hanımefendiciğim. Eşşek gibi. Ah ah ah, müdüroğlu müdür kocanız, sizi Avrupalarda gezdirdi. Ne güzel! (N. Meriç, Sular Aydınlanıyordu/Sevdican, sa:104) En sonunda: Buralarda yıkık duvarlar, kenarlı geniş kiremitler, oymalı taşlar gördünüz mü? diye sordum. - Valla, hiç dikkat etmedim böyle şeylere! dedi açıkça. Buna karşılık at konusunda bilgili olduğunu gösterdi. Benim atı eleştirdi; hani pek de güç bir iş değildi bu.. Sonra, ünlü Kordoba harasından gelen kendi atının soyunu-sopunu sayıp döktü. (P. Mérimée, Carmen, sa:43)

11 N oldu sana? Hasta mısın ki? Yo... Neye öyle durup batırsın? Hiç. Deyiver, deyiver. Bir şey yok vallaha. Benzin solmuş. Gece uykum kaçtı da. (Ö. Seyfeddin, Yalnız Efe-Hoca nın Ölümü, sa:45) İşin ucunda Şeytan Adası nı boylamak bize yazılı! Aman Abdullah! Elden çıkıyorsun oğlum. Gürültüye getiriyorlar. Valla, sümme bila iftiradır. Tahsin Paşa babacığım... Ayaklarını öpeyim! diye haykırdım. (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, sa:111) Meliko, kendisini tutanların arasında gözlerini kapatıp bir elini ileriye doğru uzatarak haykırdı: -Bıraksın!. Vereceğim. Vallah billah vereceğim, bıraksın! Gavurun çırpınışını görenler, eğlenceyi yeter görünce araya girdiler. (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, sa:101) Dadal Efendi keyifle göz kırptı: -Beni sorarsan komiser bey kardaşım... Saray şoförü Dadal Efendi derler. İnanmazsan, telefonun kulağını büker, Yalova yı bulur, Saray ı istersin. -İstağfurullah kardeşim... Emret... Emriniz... Buyur geç... Vallah billah olmaz. Kahvemizi içmeyince hiç olmaz.... Valla Murat, orasını bilmem!.. Bildiğim, bu hürriyetin, en büyük kurtarıcı, en büyük devrimci Gazi tarafından getirilmek istendiğidir. Demek, kapalı düzenin zararlı olduğu anlaşıldı. (K. Tahir, Yol Ayrımı, sa:78,81) Kaç kişiyi öldürdün peki sen? Valla yarım düzine kadar dört ya da beş kişi! Yine atıyorsun, ha Grego? Hepsi kapıya döndüler. Joel durmuştu, kollarını kavuşturmuş, Gregorao ya bakıyordu. (J.M. de Vasconcelos, Yaban Muzu, sa:16) Vallahi; Vallahi (de) billahi (de), Tallahi : Allah seni (sizi) inandırsın ki, yemini billah Ayının inine kaçırdığı köykü kızı gibi büzüldü: -Enayi, dedi, eşek hoşaftan ne anlar. -Oh, ne ala! Küçükhanım Karagümrüklü Bitirim İsmail gibi konuşsun. Biz şöyle lise dörtten herhangi bir Turgay Bey gibi laf edelim; terbiyesiz olalım, iyi vallahi! (S.F. Abasıyanık, Kayıp Aranıyor, sa:10) Ellerim benim olmaktan çıktı. Kafam huzurlu bir iklime çekildi. Düşünmekten durdum. Neden sonra sevilmeye alışmamış bir insan ruhuyla ellerimi yanaklarından çektim. -Yok, dedim. Heyecanlanma! Bu paranın, sana verdğim bu paranın ne önemi olabilir. Bırak, yapma, utanıyorum. -Bana verdiğin para için değil. Vallahi para için değil. Dinim hakkı için! İnan vallahi para için değil. Dinim hakkı için! (S.F. Abasıyanık, Sarnıç-Bir Karpuz Sergisi, sa:33) B. KATİBİ - Hayır aşağıya, Elazığ a gitti. Vali bey çağırtmış... Nahiye müdürü hastalandı da ona vekalet ediyor. NECMETTİN - Çok sürer mi gelmesi? B. KATİBİ - Vallahi efendim ne söylesem boş, bazen hemen gelir, bazen de akşama kadar gelmez.. (C.F. Başkut, Harput ta Bir Amerikalı, sa:66) Kızını okula yollamıyor dürzü! Öğretmen bu sefer gatti istiyor. Okul harici tek döl gomamaya azmi cezmi kast etti herifçioğlu. Vallahi eferim! Biz olsa yılarız Durana dan. O yılmıyor. Aşkolsun!.. (F. Baykurt, Onuncu Köy, sa:5)

12 Dün biraz kafayı çekmiştim. Çizmeleri başka bir odaya bırakmış olabilirim. Hem de tam söylediğim gibi. Afanisi Yegoriç, ben onları başkasının odasına koydum vallahi. Boyanacak o kadar çok çizme var ki, kafası dumanlanınca şeytan bile çıkamaz işin içinden. (A. Çehov, Korkunç Bir Gece, sa:93-4) PİŞÇİK - İki yüz kırk ruble... İpotek faizlerini ödeyeceğim... L. ANDREYEVNA - Para yok bende cancağızım. PİŞÇİK - Vallahi iade edeceğim iki gözüm... Çok bir şey değil ki... (A. Çehov, Vişne Bahçesi, sa:121) Sevdiğim bir tane meftun senindir Dertli aşka feda can-ü tenindir Sorarlarsa şu mehpare kimindir Vallahi benimdir, billahi benimdir (Meftun: Tutkun, aşık; Can-ü ten: Can ve vücut; Mehpare: Ay parçası güzel) (Aşık Dertli-Prof.Dr. M.F. Köprülü, Türk Sazşairleri III, xıx.-xx. yy., sa:663-4) -Eh, zararı yok, kızma ruhum; görüyorum, ölümüm senin hoşuna gitmiyor, kızma; sözüme aldırma. Haydi ruhum, sen soyun yat. Ben de sen yatıncaya dek burada oturayım. -Yo yo, daha yatmam ben; sonra... -Yaa! Kızma, kızma! Ama burada gerçekten fare var. -Bak işte, hem kediler, hem fareler! Vallahi, size ne oluyor bilmiyorum. (F. Dostoyevski, Başkasının Karısı, sa:47) -Gelmedi anam babam, vallahi, billahi gelmedi! -Yalan! Korkudan saklıyorsun ama ben biliyorum nerede olduğunu!.. (F. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, Cilt:III, sa:46) Bir kaç büyük sofiyi alıp yere vurdu. Tokatlı şeyhzade ve daha bir kaç kişi tabhaneye (Kış odası, hastane) kaçtılar ve şeyh Bahaeddin: Vallahi benim haberim yoktu. Bu benim kabahatim değildi, af buyurun diyerek çaresiz kalmış bir adam gibi yere kapanıp kapanıp ağlıyordu. (A. Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri, Cilt:II, sa:348) -Çok kalma emi, vallahi dört gözle yolunuzu bekliyeceğiz. -İnşallah... İşlerimi yoluna koyayım da... Eylül sonuna kalmaz, dönerim. -Enişte, enişte, n olur, mektup yazmamazlık etme. (İ. Ersevim, Bir Doğumun Hikayesi-Baba, sa:68) nasıl?... Vay velet vay. Benim orta okuldaki oğlum bu yumurcağı görseydi vallahi. Hımmm. Okuman Feyzi Bey benden önce atıldı: Çok iyidir Fehmi. Hem büyük hem küçük harfleri su gibi okur! Fehmi Bey in gözleri faltaşı gibi açılmıştı. (İ. Ersevim, İsmayil, sa:38) Ve Pécuchet sağlık yeleğini çıkarma varsayımı karşısında ürpererek başını öne eğdi. Beni geçirin, dışarının havası sizi serinletir, dedi Bouvard. En sonunda, Pécuchet, Vallahi beni büyülüyorsunuz! diye söylenerek çizmelerini yeniden ayaklarına geçirdi. (G. Flaubert, Bilirbilmezler-Bouvard ile Pécuchet, sa:21) Bizim zeytinliğe vardık. -Lahitler, deyip çığrındı taze, Yunan vallahi billahi Erdinç, erken Yunan hem de... Kocası ağırdan aldı. Bozburun a uzanan bükün oraya baktı. Ben de baktım kadın kızım. De ki bir şeyler görüyordu bakışı. Yüreğim hop etmişti. (Füruzan, gecenin öteki yüzü, sa:12-3) Julie çok iyi anlıyor sorunun ciddi olmadığını; ama ne diye sarsılsın?

13 -Nasıl olur, enişte! Hiç madolyon görmediniz mi siz? Anthime hemen kıvırıyor yalanı: -Görmedim vallahi, yavrum, diyor; ahım şahım birşey değil; ama herhalde bir işe yarıyordur. (A. Gide, Vatikan ın Zindanları, sa:14) D. MARZIO - Buyurun oturun, birer kahve içelim. EUGENIO - Kahve! (Otururlar.) RIDOLFO - Oyun mu oynuyoruz sinyor Eugenio? Benimle alay mı ediyorsunuz? EUGENIO - Aziz dostum, kusuruma bakma; vallahi şaşkına döndüm. (C. Goldoni, Kahvehane, sa:23) LELIO - Ne dersin Arlecchino? İyi olmadı mı? ARLECCHINO - Bu kadar martavalı nasıl kıvırdınız, şaştım vallahi! Şeytan gelsin, siz onu da aldatırsınız. (C. Goldoni, Yalancı, sa:23) Annemi yakında gönderirsin, değil mi paşa baba?.. Vallahi bu kış onu senden ayıramazdım. Fakat hastalık, sağlık insan için... Ya hasta düşersem diyorum... Yalnız hasta olmak, hatta belki... söylemeye dilim varmıyor ama... (R.N. Güntekin, Bir Kadın Düşmanı, sa:43) Bu sefer: -Hepsi gelsinler, ziyanı yok, sen olmaz. Sen Allah aşkına git. Vallahi ağlayacağım, iyice yalvarmaya başladım. (R.N. Güntekin, Çalıkuşu, sa:107) O sırada, saman ambarından inen Aferin Memiş, Vallahi bayan hanım efendi... Bir buçuk yıl önce doğduydu, ben güderim onu. Pek uysaldır. Bugüne dek huylandığını bilmem dedi. (Halikarnas Balıkçısı, Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, sa:59) Hasan efendi bir az duraksayan bir tavır takındı. Dilinin altındaki baklayı çıkarmak istiyor fakat cesaret edemiyordu: Bir şey daha var ama... sizi biraz üzer diye korkarım... O nasıl şeymiş öyle? Vallahi dedikodu... mahalle dedikodusu beyefendi... (O. Hançerlioğlu, Karanlık Dünya, sa:42) Başkan: -Hakkın var, doktorcuğum. Gerçekten biraz daha iyiyim. Vallahi de billahi de daha iyiyim. Sol yanımda şiş bulunmadığını söyle. Hemen kalkıp sucukla birkaç pasta yiyeyim, dedi (O. Henry, New York u Nasıl Sevdi?, sa:89) Arasıra, kocasıyla pek samimi dakikalarında: Vallahi kıskandığım için değil, diyordu. Bir kadın karşısında senin gibi kırılıp dökülen bir yabancıya rasgelmiyorum. Demek ki, bu saray merasimperdazlığı (törenciliği) ya pek eski zamanlara ait bir şey olacak, ya da... (Y.K. Karaosmanoğlu, Ankara, sa:117) Herkes sanıyordu ki, ben bilerek, ben isteyerek göz yumuyorum; vallahi billahi herkes böyle sandı... O kızıl saçlı kız, bir ateşin önünde dimdik duran bir cadı gibi, beni yerden yere, çukurdan çukura sürüklenir gördükçe, otuz iki dişini birden gösteren bir gülüşle gülüyor ve mutluluk, cildinin deliklerinden fışkırıyordu. (Y.K. Karaosmanoğlu, Kiralık Konak, sa:187) Binbaşı, birdenbire bana döndü: -Ya siz, ne yapacaksınız, diye sordu. -Ben mi? Vallahi bilmiyorum. Ben de bu köylüler gibi oldum. Her şeyi kadere bırakıyorum. (Y.K. Karaosmanoğlu, Yaban, sa:131) Yahu, koca sülalede, Nazmiye ne oldu acaba, diye biri olsun, ağzını açıp bir şey söylemedi... Suat, halasını sever, bilirsin. Bir şey yapamadığımızı görünce hepimize gücendi, küstü vallahi... Pes doğrusu...

14 (B. Karasu, Troya da Ölüm Vardı, sa:58) -Yook, dedi, rica ederim, ben böyle şeylere gelemem, zaten sinirli bir kadınım... Beni bunun için mi çağırdınız buraya? Şimdi de orta boylu, tıknazcası lafa karıştı: -Canım, bilader, elbette aranızda bir geçmiş var ki, bu çocuk, sana kafa tutuyor, sen de işin farkında değilmiş cahillikten gelmesene ya... Yemin ettim: -Vallahi, billahi, tallahi hiç bir şey bilmiyorum ve bu bey arkadaşınızı da nereden tanıdığımı bir türlü hatırlayamıyorum!... (O.C. Kaygılı, çingenerler, sa:265) -Bana bak bakkal eskisi! -Vallahi şaka yapmıyorum ha, şerefsizim aramış. -Aramışsa benim evim var, yerim var... Sen bırak onu bunu da, ne oluyor kızın askı işi? -Oğlanın kaatları gelmemiş daha. Malum ya? Taa Erzurum dan gelecek kayıtlar. Ama eli kulağında, bugün yarın gelir! (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:143)... Ve güzelim dünya Hasan Ağa... Senin gibi olmak Hasan Ağa, olabilmek. Yunuslar Hasan Ağa, vallahi de billahi de yunuslar... Bırak yakamı Hasan Ağa... İki elim yakanızda, bu dünyada da, öteki dünyada da... (Y. Kemal, Bir Bulut Kaynıyor, sa:312)... bütün ovaların köylüleri bizim yatağımız. Tümü bizim yatağımız. Siz de biliyorsunuz, bizim yatağımız. Büyük, esas yataklarınız kim? Herkes, vallahi billahi herkes! (Y. Kemal, Çakırcalı Efe, sa:124)... Ve güzelim dünya Hasan Ağa... Senin gibi olmak Hasan Ağa, olabilmek. Yunuslar Hasan Ağa, vallahi de billahi de yunuslar... Bırak yakamı Hasan Ağa... İki elim yakanızda, bu dünyada da, öteki dünyada da... (Y. Kemal, Denizler Kurudu, sa:208) Her köyde onu tanıyorlardı. Bir köyde bir aydan fazla duramıyordu. Birisinde, ben İnce Memedim dedi. Vallahi de billahi de benim o İnce Memed. Hiç kimse inanmadı. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:II, sa:68) ADAM - Vallahi böyle yüksek bir düşünce ne kadar alkışlansa yeridir! Efendimiz, hiç şüphe etmem ki, şurada burada eski hukuk geleneklerimizde, ayıplayacakları bazı şeylere raslayacaklardır. (H. von Kleist, Kırık Testi, sa:18) Ona en iyi bisikleti almaya gittiğimde içimden gelen deneme isteğine dayanamadım, mağazanın önündeki rampada şöyle birkaç tur attım. Yaşımı soran satıcıya yaşlılara özgü bir işveyle yanıt verdim: Doksan biri bitiriyorum. Görevli, tam istediğim şeyi söyledi: Vallahi yirmi yaş daha küçük gösteriyorsunuz. (G.G. Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, sa:71) Albay Laporte: -Vallahi, dedi, yaşlıyım, damlalıyım (*Gut hastalığı) ve bacaklarım kazık gibi kaskatıdır ama bir kadın, güzel bir kadın bana iğne deliğinden geçmemi buyursa, tıpkı bir cambaz çemberden geçer gibi atılıvereceğimi umarım. Ben öyle öleceğim işte. Kanımda var, ne yapayım? (G. de Maupassant, Tombalak-Albayın Görüşleri, sa:64) ARGAN - Evet, Safram iyi sökmüş mü? TOINETTE - Vallahi ben öyle şeylere karışmam; ona burun sokmak Mösyö Fleurant a düşer: çünkü çıkarı onda. ARGAN - Biraz sonra yine tenkıye (*şırınga) yapacağım; söyle de sıcak su bulundurmayı unutmasınlar. (Moliere, Hastalık Hastası, sa:18)

15 Yaa! Nereden anladın bunu?.. Vallahi, insan böyle şeyleri nasıl anlar bilemiyorum. Belki şu nişanlanmadan, belki halinden tavrından... (O. Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, sa:196) / Hocam, peki laiklik dinsizlik mi demektir? / Hayır. / O halde dinlerinin gereğini yerine getiren mümin kızlarımız niye laiklik bahanesiyle derslere alınmıyor? / Vallahi oğlum, bu konuları tartışmakla bir yere varılmıyor. Bütün gün İstanbul televizyonlarında bu konular konuşuluyor da ne oluyor? (O. Pamuk, Kar, sa:45) Necib, Ya Hacer? dedi. -Hacer mi! Görürsün. O da kocasına bir yalı tutturacak... Sonra gülerek: Fakat Fatin... Vallahi onu boşar da öyle bir halt etmez... dedi. (M. Rauf, Eylül, sa:47) Gün görmüş, tecrübeli bir ihtiyar vardı kervanda: Dostlar, dedi, ben hırsızlardan sizin bu koruyucunuzdandan korktuğunuz kadar korkmuyorum. Bir hikaye vardır: Arabın biri biraz para biriktirmiş. Geceleri Luriler den <İran Roman ları> korktuğu için evde yalnız başına uyuyamazmış. Dostlarından birini evine götürmüş, onunla kendini yalnız hissetmesin diye. Adam birkaç gece sonra, parayı çalar çalmaz savuşup gitmiş! Sabahleyin bakmışlar, Arap feryat ediyor. Ne oldu? demişler; paranı hırsız mı aşırdı?, Yok, vallahi!, demiş, bekçi aşırdı! (Sa di, Gülistan, sa:154) UŞAK - Efendim, babanız kitaplarınızı bırakıp ablanızın odasını toplamaya yardım etmenizi arzu ediyorlar: yarın düğün var diye. BIANCA - İkinize de Allahaısmarladık muhterem üstatlarım; gitmem lazımmış. (Bianca yla uşak gider.) LUCENTIO - Vallahi küçük hanım, benim kalmama da gerek kalmadı. (Çıkar.) (W. Shakespeare, Hırçın Kız, sa:67) Onun tüm askerliği, bir işgörmeden gevezelik etmektir. Yine de, efendim, o seçildi. Yararlılığımı Rodos ta, Kıbrıs ta, diğer Hıristiyan ve barbar topraklarında kumandana gösterdiğim halde, ben hasıraltı edildim. Bir kayıt sekreterinin gerisinde kalmaya mahkum edildim. Bu matematikçi, vakti gelince onun asistanı oluyor, bense, Allah nazardan korusun, Mağripli efendimizin çavuşu kalıyorum. RODERIGO - Vallahi ben celladı olurdum, daha iyi. (W. Shakespeare, Othello, sa:4) CAIUS - Ne oluyor bilmiyorum ama, Almanya dukası mıdır nedir, büyük hazırlıklar yapıyormuşsunuzdur onun için. Vallahi sarayda beklemiyorlar, duka falan yok. Size iyilik yapayım diye söylüyorum hani. Allahaısmarladık. HANCI - Tut ulan alçak. Koş. Yardım et şövalye. Hapı yuttum. Koş, çabuk yakala. Ulan, koş teres. Bittim. (W. Shakespeare, Windsor un Şen Kadınları, sa:122) Bir an sonra, Prens Paolo, arabasına binip en yakın nedimleriyle yalnız kalınca, gülerek: In fatto, e vero che costuri e un grand frate! <Ita.: Vallahi, bu adam gerçekten yaman bir keşiş!> demekten kendini alamamış, böylece Papa nın birkaç gün önceki sözünün doğruluğunu sanki doğrulamıştı. (Stendhal, İtalya Hikayeleri, Cilt:1, sa:30)... karı kocadan birini yalnızca bir yerde karşısına alsa da kulağından tutup güler yüzle şu sıradan soruyu sorsa ona; dese ki, Şimdi onu bunu bırak da, karının ya da kocanın suçu nedir, onu söyle! Vallahi karşısındaki ne bir yanıt verebilir, ne de bir neden gösterebilir. (A. Strindberg, Düş Oyunu, sa:33) GÜZELLEME <1954> Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü

16 Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabahlara kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi (C. Süreya< >, Üvercinka <1957>-50 yaşında-, sa:14) Kolunu uzatıp mendili sallayarak parfümü havalandırdı, sonra o ustaca ve zarif hareketle mendili burnunun ucundan geçirirken derin bir solukla kokuyu emdi. Havayı kesik kesik dışarıya üflerken bir tabureye oturdu. Birdenbire -az önce, öfkeyle bağırıp çağırırken kıpkırmızı olmuştu- sarardı. İnanılır gibi değil, diye mırıldandı alçak sesle, vallahi inanılır gibi değil, diye mırıldandı: Amor ile Psyche ydi bu, en ufak bir kuşku yoktu. (Patrick Süskind, Koku, sa:87) Karısının kederli hayaline yüreği parçalanarak yalvardı: Bana sakın kızmayın Nermin! Suç benim değil. Başka türlü davranılabilirdi, sanmayın! Bir kere daha söylemiştim. Hatırlarsınız. Vallahi bugün, iki yol yoktur. (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, sa:63) Anna nın yüzü bir an gevşedi, bakışındaki alycı kıvılcım söndü. Ama seviyorum sözü gene sinirlendirdi onu... Dünyada aşk diye bir şeyin var olduğunu duymamış olsaydı, kullanmazdı bu sözü. Aşkın ne olduğunu bile bilmez. -Aleksey Aleksandroviç, vallahi bir şey anlamıyorum. Ne istediğini açık söyle... (L. Tolstoy, Anna Karenina, Cilt:I-II, sa:285) Dadı annesine getirdi bebeği. Agafya Mihaylovna da, şefkatten yüzünün kasları gevşemiş, dadının peşisıra geldi. Sesi bebeğin bağırmasını bastırıyordu. -Tanıyor, tanıyor! Vallahi de billahi de tanıdı beni, Katerina Aleksandrovna, anacığım! (L. Tolstoy, Anna Karenina, Cilt:III-IV, sa:672) Lejnev: -Hayır kardeşim, sorun bu değil, diye dinginlikle söze başladı, buna belki de inanmazsın, ama o bunu iyi bir düşünceyle yapmış olacak, vallahi. (I. Turgenyev, Rudin, Cilt:II, sa:30) Tanrım! Tanrım! diye bir kez daha haykırdı düşüncelerinin bitiminde, yani ben artık, ne kadar iğrenç olduğunu düşünürsem düşüneyim, karşı cinsin fikirlerine saygı mı göstermeliyim? Etek giyiyorsam, yüzme bilmiyorsam, bir denizci tarafından kurtarılmam gerekiyorsa, vallahi öyle yapmalıyım! diye haykırdı. Bunun üzerine bir karamsarlık çöktü üstüne. Yaradılıştan açık yürekli ve her türlü aldatmacaya karşı olduğundan yalan söylemek onu sıkıyordu. (V. Woolf, Orlando, sa:107) walloon : (COĞR.,FR.) <vo lun> : Güney Belçikalı, orada konuşulan Fransızca wallop : (DAVR.,SOSY.,-slang-) <vo lıp> : Dayak atmak, dövmek, pataklamak (Argo) Walpurgis Night : (MYTH.,TAR.) : Cadılar Bayramı; Sebt günü nün <Cumartesi> Almanya da, Harz dağlarının bir doruğu olan Brocken da yapıldığı 1 mayıs arifesi şenliği. O tarihteki festival gününde, insanları büyü den koruyan ayinlerin yapıldığı eski bir p a g a n f e s t i va l i : Azewalburga ile çatışmaktadır. vamoose : (İSP.,KOLL.) <va mus> : Çekip gitmek; vamos (ESP.) = let us go! (İNG.) Gidiyoruz vamp : (İNG.,DAVR.,KOLL.) <vamp> : Erkeği baştan çıkaran, erkek peşinden koşan kadın Vandal : Sanat eserlerinin istilacısı, tahripçisi, yağmacısı (İ.S. 5. y.y. da Doğu Almanyadan kopup gelerek Roma İmparatorluğu topraklarına, İspanya ya saldıran Vandal lardan alıntı. Başbuğları Alarik idi.) Sonra vandal herif küstahça aptallıklarını parlak tuvalin üzerine saçıyor. Doğu ipeklerini kirli griler kaplıyor. Çok mutlu olmalısınız, Mösyö! diye haykırıyor Cézanne. Portre yaparsanız kuşkum yok ki, sandalyenin bacaklarına koyduğunuz gibi burnun ucuna da pırıltılar koyarsınız. (P. Gauguin, Mahrem Günlük, sa:170)

17 wa nderlust : (ALM.,DAVR.,KOLL.) <vonder lust> : Çok yolculuk, seyahat etme tutkusu Vantrilog : <ven tır log> : Karnından konuşan, başkalarının sözlerini, ağzını açmadan aynı tonda tekrarlayabilen hünerli kimse Naruz un sabrının nedeninin sezgiyle doğru olarak oranlayabilen Balthazar ın aklına kışkırtıcı bir düşünce geldi: Sesimi Clea nın sesine benzetebilirim - nereden bilecek? Onun sesiyle söyleyeceğim birkaç söz onu avutur. Birinci sınıf bir vantrilog ve mimciydi. Ama bu ses başka bir ses karşılık verdi: Hayır. Ne kadar acı olursa olsun, insan bir yazgıya yalanlarla burnunu sokmamalı. (L. Durrell, Mauntolive-İskenderiye Dörtlüsü 3, sa:341-2) Vapur bacası gibi sigara içmek : Günde paketlerce sigara içmek; Baca gibi tütmek ; 1940 larda, yatılı olarak, ahşap, her an yangın çıkabilecek leyli meccani yatakhanelerinde kaçamak sigara içen gençlerle aramızda alay ya da şaka konusu olurdu; mamafih o günlerde okulda, özellikle yatakhanede sigara içenlerin derhal kayıtları silinirdi Ben, bazı bazı, insan gibi, akıllı uslu konuşabilirim; ama babam uluyor, kişniyor ve şarkı söylüyordu ; ağzından pek seyrek, insanca bir söz çıkardı. Bütün tutkunluklar vardı onda, ama hepsini kılıçla kesti attı. Vapur bacası gibi sigara içerdi. (N. Kazancakis, Zorba, sa:288) war : -isim- Savaş, harb, muharebe; mücadele, askerlik; <vor>: war baby: harbde doğan çocuk, savaş çocuğu;war bride : harb gelini; war chest : savaş dolayısıyla ihtiyaç için geride ekstra toplanan para; war cloud : harb bulutu, harbin geleceğine işaret olan bulut; war cry : harb narası; war dance : ilkel kabilelerde savaşa başlamadan önce yapılan başlangıç raksı; War Department : Milli Savunma; war god : harb mabudu; war horse : harb atı; harbci adam; war loan : savaş dolayısyla borçlanma; war of nerves : sinir harbi; war paint : savaş dolayısıyla yerlilerin yüzüne sürdükleri boya; -Argo-slang-: en iyi elbise ya da süs; warpath : Amerikan yerlilerinin savaşa giderken seçtikleri yol; warship : savaş gemisi; war to the knife : sonuna kadar savaş; war whoop : savaş narası; warworn : savaş yordunu; be at war : savaşta ol!; civil war : iç savaş; declare war on : savaş ilanı; drift into war : savaşa sürüklenmiş, çekilmiş; has been in the wars : çok savaşlar görmüş; man-of-wars : savaş gemisi; private war : şahıslar arasında cenkleşme; the dogs of war : savaş afetleri; tug-of-war, wage war with : biri ile savaş halinde olmak (Yeni Redhouse Lügatı) Vara yoğa : Konusu ne olursa olsun hiç düşünmeden, uslamlamadan (Çıkışmak, gülmek, kavga etmek, 0saldırmak, tartışmak vb.) DÖRDÜNCÜ PERDE -... Kleopatra bir kapının önündeki koltukta, ötekiler yerdedir. Kleopatra nın kadınları hep gençtir. En sevdiği nedimeleri Charmian ile Iras, dikkati çeker. Charmian ince yüzlü, yüz çizgileri keskin, teni pişmiş toprak renginde, elleri ayakları düzgün ve zarif, hareketli, cin gibi bir kızdır. Iras tombul, iyi huylu, biraz saf, gür kızıl saçlı, vara yoğa gülmeye hazır bir yaratık. (G.B. Shaw, Sezar ve Kleopatra, sa:113) Öyle yumuşak gülümsüyorlar ve öyle güven veren bakışlarla bakıyorlardı ki, Efsun çok utandı. Ağlamaya başladı. -Çocuk işte... dedi içlerinden biri, vara yoğa ağlıyor. (A. Tunç, Ömür Diyorlar Buna, sa:74-5) Vardakosta : Varda,Vardiya (nöbet, gözetleme, uyarma) ve kosta (Coast-kıyı) sözcüklerinden oluşmuş bileşik bir kelime: Kıyıları gözleyen muhafaza gemileri; Şık, iyi giyi nmiş, iri kadın Tavan arasında, Gordon unkine bitişik odada uzun boylu, vardakosta bir ihtiyar kadın oturmaktaydı; biraz kafadan kontaktı ve yüzü, genellikle kirden bir zenci yüzü gibi simsiyahtı. O kiri nerden bulduğunu asla anlayamıyordu Gordon. (G. Orwell, Aspidistra, sa:233)

18 Vardıya (vardiya, vardiye) : Gemilerde, hastanelerde ve benzeri yerlerde tutulan genellikle sekizer ya da on ikişer saatlik nöbetler, posta, rotasyon, şift Deborah bir süre koğuşta aylak aylak gezindi. Vardiya değişimi yapılırken, kısa bir süre yalnız kalmak amacıyla banyoya girmek için izin istedi. Banyonun içindeki kalorifer sönüktü, ama Deborah alışkanlıkla eski radyatöre doğru gidip üzerine oturdu. (J. Greenberg, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, sa:207) KEENEY, ona kulak asmayarak. - Tayfa güzellikle iş başı edecek mi? Yoksa zor mu kullanacağız? YARDIMCI KAPTAN - Kendi istekleriyle çalışacaklar... Şimdi hepsi kuzu gibi yumuşak... KEENEY - Öyle ise hemen iş başı et... İki vardiyayı birden... (Korkunç bir azim ve inatla.) Şu buz sahrasının ötesinde sürülerle balina var... Onları ele geçireceğiz. (Eu. O Neill, Yağ, sa:36) Bay Teal bu akşam gelmedi, diye açıkladı Longfellow. Belki de hastalanmıştır, diye ekledi hemen. Sanmam, dedi Fields moral bozukluğuyla. Kayıtlara göre Teal dört aydır tek bir vardıya bile kaçırmamış. Zavallı çocuğun başını belaya soktum Holmes. Hem de o kadar sadık birini. (M. Pearl, Dante Kulübü, sa:399) Var gücüyle : Tüm kuvvetiyle, olanca gücüyle Bk.: Var kuvvetiyle Onu nazik ama kayıtsız dinlediğim zamanlar, beni kendisine inandırmak için var gücü ile çabalayan bacanağım, şimdi sesimin kısılmasından kuşkulanmış, bunda gerçek bir içtenlik belirtisi bularak korkmuştu. Etkisi, insanın yalancılığıdır çünkü. Bunları konuşurken ben, bir an önce yeryüzüne çıkmak istiyordum. - Kuzum sana ne oluyor bu akşam, dedi. Giderayak konuşulacak şeyler mi bunlar, kapı önünde? Bir boş vaktinde gel. (M.C. Anday, isa nın güncesi, sa:55)... Yangın vaaar!.. Bütün bedenimde bir ürperti, yatağım sarsılıyor, ben de içinde tir tir titriyorum. Yangın var! Dum, dum, dum!.. Yatağımdan doğrulmuş, kulak kesilmişim, var gücümle dinliyorum. (A. Erhat, Gülleyla ya Anılar, sa:13) Bağırıp çağıranlar mı arasın, şaşkınlıktan donakalanlar mı arasın? Tartarin de kaldırıyor başını, bir de bakıyor ki: deve! Deve efendim, deve, trenin ardından var gücüyle koşup duran, trenle atbaşı giden başa çıkılmaz deve! Tartarin in birdenbire keyfi kaçtı. Gözlerini kapayarak köşeye büzüldü. (A. Daudet, Taraskonlu Tartarin, sa:136) Çabucak yerine atlayarak hayvanları, evinin önüne varıncaya kadar, var güçleriyle koşturdu. Çünkü şeytanın oyununa gelmiş olmaktan başka bir şey düşünemiyordu ve aklını başına toplamazsa yaşamının tehlikeye gireceğini sanıyordu. (E. Mörike, Stuttgart Cücesi, sa:119) İçini ateş basmıştı. Buzdolabından soğuk su almak için yerinden kalkıp mutfağa yöneldi. Tezgahın üzerinde kurumaya bıraktığı Leonardo bardaklarından aldı eline, birdenbire durdu, bir süre dalgın gözlerle evirip çevirdiği bardağı var gücüyle duvara fırlattı. Bardağın duvarda tuzla buz oluşunu, mutfak karoları üzerine saçılışını seyrederken bir çocuk gibi bütün vücuduyla ve yüksek sesle ağlamaya başladı. (M. Mungan, Kadından Kentler, sa:63) Lucien anlamak için işi ciddi tutuyordu, ama pek çok şeyi yakalayamıyordu ve şaşırmıştı, çünkü Rimbaud oğlancıydı. Bunu Bergere e söyledi; Bergere katıla katıla gülerek Niçin şaştın, dostum? dedi. Lucien çok sıkılmıştı. Kızardı ve bir dakika süresince var gücüyle Bergere den nefret etti. (J.-P. Sartre, Duvar-Bir Yöneticinin Çocukluğu, sa:181) Opladen deki bölük komutanlarının babaları hep Protestan Bayer kimyagerlerinin oğulları olurlardı. Ama Bay Tronkenburg, Doğu Almanya dan gelmişti bize. Aksansız konuşan bir Saksonyalı. Eğer aksanı varsa, o da Ren aksanıydı. Bunu hemen bir küstahlık saydım. Aileden gelen Ren aksanını aslında hiç kullanmasam da, var gücümle giriştim, ona gösterdim. Taklitçiliğini yüzüne vurmak için. Farkına bile varmadı. (M. Walser, Fink in Savaşı, sa:10)

19 Var hızınla : Tüm gücüyle, alabildiğine hızlı, son süratle SOĞUK BOĞAZLAR Telgraf çekeceksin dünkü postayla Bildireceksin kırlangıçlarla öldüğümüzü Postacı, kederli postacı, koltuğunun altında bir tabut Götür mektubumu çiçeklere var hızınla (R. Desnos< >, hayır, aşk ölmedi, sa:25) Varı(m) yoğu(m) : Eldekilerin tüm mevcudu, maddi manevi mülkiyet Bu başladığı tümceyi bitirmeden: -Hani İlkçağ sanatçılarının söyledikleri gibi; ölüler dünyasına gidip seni ta oralarda arayacağım, dedi. Venüs nerede yaşıyor acaba? Onu o denli aradık, ama güzelliklerine parça parça rastladık; işte hepsi bu... Kendisinde tanrılık olan o kusursuz, tam doğayı, yani ülküsel olanı bir an görebilmek için varımı yoğumu vermeye hazırım. Ey gökten inen güzellik! Doğar doğmaz Orpheus gibi ben de sanatın cehennemine inip oradan yaşamı getireceğim. (H. de Balzac, Bilinmeyen Başyapıt, sa:31) Pansiyonlarda kaldığım sürece dikiş dikerek kızımı aramayı sürdürdüm ve bekledim. Bekledim. Ama kızımdan hiç bir haber alamadım. Sonunda umudumu yitirerek ve varımı yoğumu tüketerek Lizbon a gitmek üzere yola çıkan bir ticaret gemisine bindim. (J.M. Coetzee, Düşman, sa:11) Evet, dörtnala yol almak gerekiyordu ama meteliksizdi; daha doğrusu varı yoğu iki yirmi kapeklikten ibaretti!.. (F. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, Cilt:III, sa:19) Sediola ismini verdikleri tek kişilik bir araba ile Vicenza dan (Padua) buraya dört saatte geldim. Bütün varım yoğum da beraber. (J.W. von Goethe, İtalya Seyahati, Cilt:I, sa:78) DİONYSOS A İLAHİ <Homeros İlahileri nden> Böyle dedi dümenci, ama kaptan azarladı onu sövgülerle: Çılgın mısın be adam, gözle rüzgarı ve yardım et yelkenlerin açılmasına. Bizimle kalacak o. Ya Mısır a ya Kypros a ya da Hyberborenlere gidiyor, belki de daha uzaklara. Ama konuşacak sonunda, verecek adlarını bir bir dostlarının varı yoğu ne? kardeşleri kim? Onu kader yolladı bize. (Homeros, antikçağ anadolu şiiri antolojisi, sa:100-1) Kendini sadece felsefeye verdiği için Atina nın dilini Roma nın dilinden daha yararlı görmüş. Önemli konularda olsa olsa yalnız Seneca ya da Cicero dan cümleler söyler. Memleketi Portekiz miş. Gençliğinde varını yoğunu kardeşlerine bırakmış ve dünyayı dolaşma sevdasıyla yanıp tutuşarak, Amerigo Vespucci ile kader birliği etmiş. (Th. More, Utopia, sa:15) Hatta onlardan biri olan, hastaneden topal olarak çıkan, evde yiyecek lokması olmayan Tina bile, vara yoğa gülüyordu ve bir akşam ötekilerin peşinden koşarken, uyumanın eğlenceyi çalan bir sersemlik olduğunu söyleyerek, oracıkta durup ağlamaya başlamıştı. (C. Pavese, Güzel Yaz, sa:7)

20 FEDYA - Yokum. Ben bir ölüyüm. (Artemiyev masalarına iyice eğilerek onları dinler.) Dinleyin, size şunu söyleyebilirim. Çok oldu... Benim asıl adımı da bilmezsin. Olay şöyle oldu: karıma çok eziyet ediyordum. Bütün varımı yoğumu yedim çekilmez oldum. O vakit onu koruyacak biri çıktı... (L. Tolstoy, Yaşıyan Ölü, sa:134) Varını yoğunu (Varlarını yoklarını) satıp savmak (vermek) : Şartlar altında, tüm varlığını elden çıkarmak GIACINTA - Başımın belası, hep böyle kafasızca işler yaparsın. Çok merak ediyorum, geri çevirip almadığın şu mektubu görmek için varımı yoğumu verirdim. (C. Goldoni, Yazlık Dönüşü, sa:73) BİRİCİ KİŞİ - (KONUŞMACI nın çevresindeki üç kişiden biri.) Hastalık varsa, bu kimsenin suçu değil. KONUŞMACI - Bu yüzde yüz böyledir demiyorum... Kimin işine yarıyor bu kadar ölü? Bunun kimin işine yaradığını aramak gerek. İKİNCİ KİŞİ - Kimsenin işine yaramıyor, çünkü ölenlerin varlarını yoklarını yakıyorlar. (Eu. Ionesco, Toplu Oyunları - 1, Ölüm Oyunları, sa:212) Önemli konularda olsa olsa yalnız Seneca ya da Cicero dan cümleler söyler. Memleketi Portekiz miş. Gençliğinde varını yoğunu kardeşlerine bırakmış ve dünyayı dolaşma sevdasıyla yanıp tutuşarak, Amerigo Vespucci ile kader birliği etmiş. (Th. More, Utopia, sa:15) Evleneceksin. Yoksa lanetlerim seni. Varımı yoğumu <Tanrı hakkı için!> satıp savar, har vurup harman savurur, kıymık bırakmam sana!. (A. Pushkin, Erzurum Yolculuğu ve Biyelkin in Öyküleri, sa:174) Tatlı hırsız, yine de bağışlarım suçunu Sen varımı yoğumu aşırsan bile benden; Oysa daha acıdır, sevenler bilir bunu, Sevginin haksızlığı nefretin sillesinden. (W. Shakespeare< >, Tüm Soneler, no:40, sa:121) Varil tip : Aşırı şişman, şişko (Argo) Yok, aşırı şişmanlardan değilim, hani o göbeği dizlerine inenlerden. Biraz iri yapılıyım, hepsi bu; yani biraz, hani varil tip derler ya, öyle. Hani şişman, sevimli, hareketli tipler vardırr, partilerin gözbebeğidirler, işte onlardan. Şişko derler bana, Şişko Bowling. (G. Orwell, Daralma, sa:8) Variole : (FR.,TIP) <va riyol> : Çiçek hastalığı Varium et mutabile semper femina : (LAT.,CİNS.,KOLL.) <var ium et muta bile sem per femi na) : Kadın değişken ve oynak bir mahluktur = Woman is a changeable and fickle thing (VERGIL, Aeneid, IV, 59) Var kuvvetiyle çalışmak : Tüm gücüyle, olabildiğince gücüyle çalışmak Biri çok sarışın, narin bir adamdı. Öteki uzun boylu, esmer ve sıska... Bir tanesi kısa boylu, kalın enseli ve zaman zaman birdenbire kızacağı yerde sararan bir şişman. Dördüncüsü ise her gün tesadüf edilen hamallar gibi sıradan, hiç kuvvetli gözükmediği halde yorulmaz birisi. Şimdi bu dört amele var kuvvetleriyle çalışıyorlardı. (S.F. Abasıyanık, Şahmerdan, sa:12) Varla yok arası : Varlığı ya da yokluğu belirsiz, az belirli, az farkedilir Uzunca bir dönem, Ernest in uzak bir tanıdığı, Mösyö Antoine diye biri, başına hep koyu renkli bir melon şapka giyip boynuna da gömleğinin içinen kareli bir mendil bağlayan, Malta kökenli, pazarda balık satan,

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz Son harflerini vurgulayarak okuyunuz. bak çak fak gak hak kak pak sak şak tak yak bek dek kek pek sek tek yek bık çık sık tık yık cik bas has kas mas pas tas yas kes ses pes fıs kıs his kis pis sis pus

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

TÜRKÇE. NOT: 1. 2. 3. soruları yukarıdaki metne göre cevaplayınız. cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti konmalıdır?

TÜRKÇE. NOT: 1. 2. 3. soruları yukarıdaki metne göre cevaplayınız. cümlesinin sonuna hangi noktalama işareti konmalıdır? TÜRKÇE Hiçbir zaman elinde sapan olan bir arkadaşım olmadı. Daha doğrusu, öyleleri ile arkadaşlık yapmadım. Çünkü minicik bir kuşun canına kıyarken acıma duygusu olmayan kişi, zor duruma düşene elini uzatmaz.

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek!

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek! Kızlar, ben geldim, dedi Gönül Hanım. Hav! Cimcime! Bu köpek nereden geldi? Sen zaten hiç köpek sevmiyorsun! dedi Cimcime. Evde köpeğin ne işi var? Miyav! Miyav! Miyav! diye ağladı kedi Köfte dığı odadan.

Detaylı

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE 1. SINIF TÜRKÇE Bu kitabın bütün hakları Hacer KÜÇÜKAYDIN a aittir. Yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz ve çoğaltılamaz. Copyright 2015 YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Refik Durbaş. Öykü KURABİYE EV. Resimleyen: Burcu Yılmaz Resimleyen: Burcu Yılmaz Refik Durbaş KURABİYE EV ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü Refik Durbaş KURABİYE EV Resimleyen: Burcu Yılmaz www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör:

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Dil: Türkçe Seviye: A1/A2 1. Günaydın, benim adım Lavin, soyadım Çeşme. (a) Günaydın ben adım Lavin, soyadım Çeşme. Günaydın benim ad Lavin, soyad Çeşme. 2. Ben doktorum,

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMU SEVERİM Biz anasınıfı çocuklarıyız, Hem çalışırız,hem oynarız. Çok severiz biz okulu, Yaşasın yaşasın anaokulu. BAY MİKROP Bay mikrop

Detaylı

Bu kitabın sahibi:...

Bu kitabın sahibi:... Bu kitabın sahibi:... Dinle bir tanem, şimdi sana, bir çocuğun öyküsünü anlatmak istiyorum... Uzun çoooooooook uzun adı olan bir çocuğun öyküsü bu! Aslında her şey onun dünyaya gelmesiyle başladı. Kucakladılar

Detaylı

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor?

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor? . Sınıfı Hatırlıyorum Türkçe Noktalama İşaretleri 1. Hafta Aşağıdaki şiiri iki defa okuyunuz. Verilen soruları cevaplandırınız. TEMİZ ÇOCUK Temiz çocuk hasta olmaz. Gönlü acı ile dolmaz. Hiçbir vakit benzi

Detaylı

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar Yýldýz Tilbe 1 Onaylayan Administrator Pazar, 06 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org ADAM OLSAYDIN Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar Kendini arattý, beni bulmadý yar Düþtüm

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

TÜRKÇE. Değerlendirme 1 Harf Bilgisi. A. Seviyorum B. Süt. A. Anne B. Dede. C. Baba. A. Kaplumbağa B. Tavşan C. Kurbağa. A. Okul B.

TÜRKÇE. Değerlendirme 1 Harf Bilgisi. A. Seviyorum B. Süt. A. Anne B. Dede. C. Baba. A. Kaplumbağa B. Tavşan C. Kurbağa. A. Okul B. Ad :... Değerlendirme 1 Harf Bilgisi 1. 5. Selin Süt içmeyi seviyorum. Selin in cümlesindeki hangi sözcüğün harf sayısı en azdır? Seviyorum Süt Anne Dede Baba Yukarıda verilen sözcüklerin hangisi sözlükte

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10 Bir Gencin Eroin Kullandığı Nasıl Anlaşılır? Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri nde Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özkan Pektaş a bu soruyu sorduğumda söze şöyle başladı: Daha kırık kırık, çatallı,

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

İhmal Amca DESTANLAR VE MASALLAR BOYALI KIRLANGIÇ. Masal. Resimleyen: Turgut Keskin

İhmal Amca DESTANLAR VE MASALLAR BOYALI KIRLANGIÇ. Masal. Resimleyen: Turgut Keskin İhmal Amca BOYALI KIRLANGIÇ Resimleyen: Turgut Keskin DESTANLAR VE MASALLAR Masal ihmal amca BOYALI KIRLANGIÇ Resimleyen: Turgut Keskin Yayın Yönetmeni: Samiye Öz Yayın Koordinatörü: Ali Ünal Kapak ve

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Çocuklardan Tanrıya Mektuplar

Çocuklardan Tanrıya Mektuplar Çocuklardan Tanrıya Mektuplar ABD de ilkokul öğrencilerine, Tanrıya ne söylemek isterdiniz şeklinde bir teklif sunulmuş. Bu cevaplarda, o yaştaki öğrencilerin kafalarındaki tanrı algısı ve tasavvuru ortaya

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU BULUTLAR SINIFI EYLÜL AYI KAVRAM VE ŞARKILAR YAŞASIN OKULUMUZ Daha dün annemizin kollarında yaşarken Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken Şimdi okullu olduk Sınıfları doldurduk Sevinçliyiz hepimiz yaşasın okulumuz. ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Koray Avcı Çakman. Öykü FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ. 1. basım. Resimleyen: Reha Barış Resimleyen: Reha Barış Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 1. basım Koray Avcı Çakman FLAMİNGO GÜNLÜĞÜ Resimleyen: Reha Barış 2010 yılında İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı