İslam korkusu nun. temelleri üzerine. Araştırmacı-yazar Özlem Kumrular ile. Aydınlık BU SAYIDA 32

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "İslam korkusu nun. temelleri üzerine. Araştırmacı-yazar Özlem Kumrular ile. Aydınlık BU SAYIDA 32"

Transkript

1 Aydınlık. KITA PAydınlık BU SAYIDA 32 KİTAP TANITILIYOR Toplam: Aralık 2012 Cuma / Yıl: 1 / Sayı: 41 Gazetesi nin ücretsiz ekidir Araştırmacı-yazar Özlem Kumrular ile Uçmak ömre bedeldir* İslam korkusu nun Talat ve Fitnat ın Aşkı temelleri üzerine Pier Paolo Pasolini Üstüne Bir Kronoloji Denemesi Mutluluğu Arayan Adam: Spinoza Üç Kulak Osman ın serüveni

2

3 Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 3 İÇİNDEKİLER SUNU Haftanın Portresi: Oğuz Atay s. 4 Uçmak ömre bedeldir* s. 5 Talat ve Fitnat ın aşkı s. 6 Ayayayayayaayaya yayayayaayayayay Pier Paolo Pasolini Üstüne Bir Kronoloji Denemesi s. 7 aaa Rekabetten arındırılmış dünya s. 8 Kent girdabında ilişkileri kalıplara hapseden erkek ve kadınlar s. 9 Mutluluğu arayan adam: Spinoza s. 10 Üç Kulak Osman ın serüveni s. 11 Kapak: Özlem Kumrular la son kitabı İslam Korkusu üzerine röportaj s. 12 Ölüme götüren yazılar antolojisi s. 14 Yazın hayatım Atatürk devrimlerini budayanlara karşı mücadeleyle geçti s. 15 Yolun yarısındaki veda: Ali Rıza Ertan s. 16 Tanpınar: Hakiki realizm, teferruat saymak değildir s. 17 Yeni Çıkanlar s Çocuk-Genç: Mektup mail oldu, çocuk aynı çocuk Sahaf: Basiretsiz bir komutanın düştüğü hal! s. 20 s. 21 Alıntı Test-Bulmaca s. 22. Aydınlık KITA P Aydınlık Gazetesi nin ücretsiz ekidir Editör: Pınar Akkoç Yazıişleri Müdürü: Damla Yazıcı Yazıişleri: İrem Halıç, Deniz Antepoğlu, Cenk Özdağ Sayfa Sekreteri: Alev Özgenç Anadolum Gazetecilik Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. adına sahibi: Mehmet Sabuncu Genel Yayın Yönetmeni: Serhan Bolluk Sorumlu Müdür: Mehmet Bozkurt Genel Müdür Yardımcısı (Reklam): Saynur Okuroğlu Yönetim Yeri İstiklal Cad. Deva Çıkmazı No:3/3 Beyoğlu / İstanbul Tel: / / Faks: Baskı: Toros Yay. Mat. Tur. Org. San. Tic. Ltd. Şti. Oruçreis Cad. Remzi Özkaya Sok. No:16 Bahçelievler / İstanbul Tel:

4 4 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP HAFTANIN PORTRES Oğuz Atay (12 EKİM ARALIK 1977) Eserlerinde küçük burjuva insan n seçer, insan n kendine ve hayata yabanc la mas n irdeler. Karakterlerini intihar ettirir, öldürür veya kaybettirir. Ancak Atay, kaybolmu lar anlat rken ve onlar yok ederken bu duruma esasen isyan etmektedir Şahinin peşinde Hammett n yaratt bu dedektif tiplemesi kanl canl, bizden biri. Sonras nda Chandler da da görece imiz gibi içkici, uyan k, zaman zaman yoldan ç k yormu hissi verse de daima adalete sad k DENİZ ANTEPOĞLU Dashiell Hammett Edebiyatımızda eserleriyle çığır açan Oğuz Atay, 1934 yılında Kastamonu da doğdu. Ankara Koleji ni bitirdikten sonra, 1957 de İTÜ İnşaat Fakültesi nden mezun oldu yılında doçent olan Atay, ilk romanını yayınlayana kadar çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri ve söyleşileri yayımlandı. İlk romanı Tutunamayanlar ı 1970 yılında tamamladı ve aynı yıl TRT Roman Ödülü nü kazandı. Tutunamayanlar, edebiyat çevresinde büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Roman, ilk postmodern roman sayıldı ve edebiyata farklı tarzıyla büyük yenilikler getirdi. Eleştirmen Berna Moran, romanı hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı olarak nitelendirilmiştir. Moran a göre Tutunamayanlar daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. Ardından 1973 te yayımladığı ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar ile getirdiği yenilikçi çizgiyi korumuş ve edebiyattaki yerini sağlamlaştırmıştır. Öykülerini Korkuyu Beklerken isimli kitabında toplamıştır yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu nda sahnelenmiştir yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan ın hayatını anlatan Bir Bilim Adamının Romanı nı 1975 yılında yayımlamıştır. Eserlerinde küçük burjuva insanını seçer, insanın kendine ve hayata yabancılaşmasını irdeler. Karakterlerini intihar ettirir, öldürür veya kaybettirir. Ancak Atay, kaybolmuşları anlatırken ve onları yok ederken bu duruma esasen isyan etmektedir. Hem de oldukça erken bir dönemde. Çünkü 1980 li yıllarla beraber gelen apolitikleşme ve yalnızlaşma Atay ın eserlerinde çoktan hissedilmeye başlanmıştır. Önceden görmüştür, yaşamıştır ve yazmıştır. Atay, beyninde çıkan tümör nedeniyle büyük projesi Türkiye nin Ruhu nu yazamadan 13 Aralık 1977 de, İstanbul da hayatını kaybetmiştir. Vefatının ardından, 1987 de Günlük, 1998 de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Yaşamında kitapları ikinci baskısını dahi yapmamışken vefatının ardından kitapları büyük ilgi görmüş ve defalarca basılmıştır. Everest Yayınları, Ahmet Ümit editörlüğünde çıkardığı polisiye kitaplara Dashiell Hammett serisiyle devam ediyor. Daha evvel Raymond Chandler serisini yeniden kazandıran yayınevi Kara Roman akımının ustası Dashiell Hammett ile klasikleri kazandırmaya devam ediyor. Serinin son kitabı, Hammett ın filme de çekilmiş, en meşhur romanı Malta Şahini. Daha evvel Raymond Chandler ın Göldeki Kadın isimli polisiye romanını tanıtmıştım ve yazımda Kara Roman akımından da bahsetmişti. Bu akım ABD için İngiliz polisiyelerinden kopmak anlamına geliyordu ve dedektiflerin değişimini simgeliyordu. Hammett ve yarattığı dedektif tiplemesi Sam Spade ise akımın kuşkusuz önde gelen ismi. Zira Hammett ın yarattığı bu dedektif tiplemesi Chandler a da ilham olacak ve polisiyenin değişimi sağlamlaşacaktır. Malta Şahini kitabından yola çıkacak olursak dedektif kanlı canlı, bizden biri. Sonrasında Chandler da da göreceğimiz gibi içkici, uyanık, zaman zaman yoldan çıkıyormuş hissi verse de daima adalete sadık. Kitabın konusu ise kıymetli bir heykelin kaybolması ile ilgili, yani konu tamamen para. Güzel, para peşinde, ihtiraslı kadınlar romanın tamamında var, gerek ana karakter gerekse yan karakterler olarak. Zengin ve mafyatik iş adamları, kumarbazlar ve dolandırıcılarla dolu bir roman Malta Şahini. Ancak dedektifimiz de pek iyi bir adam olmasa da her şeye rağmen adaletin peşinde. Romana geçersek, polisiyelerin o bilinen yoğun temposunu ve sürükleyiciliğini kitaptan beklerken anında o havaya giremiyorsunuz. Kitap esasında sürükleyici, ancak zamanla açıldığı kanısındayım. Önceleri dağınık anlatımla karşı karşıya olduğunuzu hissederken konu ilerleyip olaylar ve karakterler iç içe geçtikçe dağınıklık kayboluyor ve beklediğiniz sürükleyicilik geliyor. Romanı bitirdikten sonra ise dağınıklığın sebebinin olayları gizemli bırakıp okuyucuyu düşünmeye sevk ederken arada kopukluklar olmasına bağladım. Hatta Chandler ın kitabının bu romana kıyasla çok daha düzgün ilerlediğini ve okuyucuyu anlatımda kopukluklar yapmadan şaşırtabildiğini fark ettim. Hammett yeni bir yol açtı kuşkusuz. Polisiyeyi yeryüzüne indirdi. Ancak Chandler ayaklarının daha da sağlam basmasını sağladı kanımca. Ancak kitapta ana karakter Spade in anlattığı bir olay yazarın sadece polisiyeyle ilgilenen biri olmadığını, sadece maceralar yaratma derdine olmadığını anlamanızı sağlıyor. Olaya göre her şeye ve iyi bir aileye sahip emlak zengini bir adam aniden, yanına hiç para almaksızın kaybolur. Karısı adamın yaşadığına dair duyumlar alıp dedektifimizi tutar. Ve dedektif, adamın yürürken hemen yanına inşaat iskelesi düşmesi üzerine ölümden döndüğünü ve hayatının değiştiğini öğrenir. Adam, esasında hayatın her an tehlikelerle dolu olduğunu anlar ve hayatını sorgular. Gerçek mutluluğun iyi bir aileye veya paraya sahip olma ile özdeş olmasının kendisine dayatıldığını, esasen mutlu olmadığını fark eder. Ailesine kendilerine yetecek kadar para bıraktığını düşünerek gider, birkaç yıl sonra başka biriyle evlenir. Bu kısacık olayda bir insanın ölümle burun buruna gelmesi nedeniyle hayatının tamamen değişmesini ve özgürlük ile mutluluk kavramlarını tekrar düşünmesini anlatıyor. Yazarın fikrine katılıp katılmamak önemli değil bence burada. Zira önemli olan, yazarın bakış açısının olması, düşündüğü birtakım şeylerin olması ve polisiyeye bu anlamda katkı sağlaması. Kitabın belki de önemsiz bir kısmından bahsediyorum. Ama yazarın getirmeye çalıştığı yeniliği anlamak ve sadece maceralar üretme derdinde olmadığını, aksine hayatla da ölüm aracılığıyla derdi olan bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu belirtmek istiyorum. Sonuç olarak klasik olmasının yanı sıra nitelikli bir polisiye olması sebebiyle okumanızı tavsiye ederim. Neticede kendisi de eski dedektif olan bir yazarın, yarattığı olaylar da yaşadıkları ve ölüme yakınlığıyla harmanlanınca daha gerçekçi ve keyifli romanlar çıkıyor. (Malta Şahini, Dashiell Hammett, Everest Yayınları, Çev: Sinan Fişek, 260 s.)

5 Aydınlık KİTAP 5 Uçmak ömre bedeldir* Uwe Timm Romanda k ve gölge oyunlar salt dönem itibariyle yar gölge ye girmi Almanya için de il, Etzdorf un Japonya daki ilk gecesinde Japon gölge sanat na atfedercesine hayallerini bir perdenin arkas ndan Dahlem in gölgesine anlatmas nda da görülüyor DİLAN ÖZTÜRK 68 kuşağı yazarlarından ve bu kuşağın önde gelen temsilcilerinden Uwe Timm, Can Yayınları tarafından dilimize çevrilen Yarıgölge de bizi 1930 ların Almanyasına I. Dünya Savaşı ndan çıkmış, savaş borçlarından, istikrarsız politikalardan ve muhtemel savaş tehditleri ile henüz gölgeye tam girmese de tüm bu sıkıntıların sorumlusunun Yahudilik ve demokrasi olduğunu ilan eden aşırı bir lideri makul bulabilecek, onun gölgesinde kaybolabilecek kadar güvensiz/kafası karışık bir toplum haline gelen Almanya ya götürüyor. Roman Berlin in en büyük mezarlıklarının birinde başlıyor. Orijinal adıyla İnvalidefriedhof, 1748 yılında Prusya Kralı II. Friedrich tarafından askeri personel için kurulmuş, yıllar içinde Almanya nın savaşlarına ve devrimlerine ilişkin bir anıt haline gelmiş devriminin kahramanları, I. Dünya Savaşı nın kırmızı baronu Manfred von Richthofen, Nazi üst düzey yöneticileri, savaş tutsakları, pek çok Yahudi ve sivilin de yattığı bu mezarlıkta ölüler dile gelse anlatırlardı trajik Alman tarihini.. Nitekim bu romanda yine bu mezarlıkta yatmakta olan Almanya nın ilk kadın pilotlarından Marga von Etzdorf dile geliyor ve hikâyesini anlatıyor, halihazırda dinleyici bulmuşken hikâyesini anlatmak isteyen diğer ölülerden fırsat buldukça. JAPONYA DA HAYAL A K Marga Von Etzdorf Berlin den Japonya ya Sibirya üzerinden uçarak geçmiş ilk kadın pilot. Yazar, Marga nın evrak üstünde kalmış yaşantısını hayal gücüyle beziyor ve Japonya da karşısına Christian von Dahlem isminde bir subayı çıkarıyor. Dahlem in kendi odasını bir perde ile bölerek paylaşma teklifiyle başlayan bir aşkın etrafında gelişen romanda ışık ve gölge oyunları salt dönem itibariyle yarıgölge ye girmiş Almanya için değil, Etzdorf un Japonya daki ilk gecesinde Japon gölge sanatına atfedercesine bütün gece hayallerini bir perdenin arkasından Dahlem in gölgesine anlatmasında da, anlatım tekniğinde de görülüyor. Öyle ki roman anlatıcısının kimliği belirsiz, Dante nin İlahi Komedya sındaki rehberi Virgil i anımsatan Gri ismini taktığı hırpani Prusya kıyafetleriyle mezarlıkta gezen anlatıcıya yol gösteriyor, kimi zaman ölülere tercüman oluyor, kimi zaman onların hikayelerini birbirine bağlıyor, kendisi hiçbir hikâyeye taraf olmadan. Birinci olmayı istiyordu. Hiç kimsenin olmadığı bir yerde olmak istiyordu. Bir şeylerin keşfedileceği, yüzlerce kez üzerine yazılıp çizilmemiş bir şey. İnsanın kendisiyle ilgili bir başka tecrübede bulunabileceği o yeni şey. Kendisini keşfedeceği, tehlikede ve zarurette, hiç olmadığı kadar kendini bulabileceği, o dehşet yüzünden tam, o bütünüyle yabancı olan şey yüzünden. Bu kadında diyor Gri, takdir ettiğim şey bu işte. Etzdorf un kendi özel uçağını bir kazada kaybetmesinden sonra Nasyonel Sosyalist Almanya için yaptığı Suriye uçuşunda inişte yaşadığı kazadan sonra kendi elleriyle hayatına yirmi beş yaşında son vermesinin üstündeki gizem perdesi aralanıyor, sorgulanıyor. Etzdorf üçüncü kez kaza yapmış olmayı mı kaldıramadı, Nasyonel Sosyalizm misyonuna bir şekilde hizmet etmeyi mi, yoksa biz izobarlarız dediği Dahlem in onunla eş hava basıncına sahip olmamasını mı? Buna okuru karar verecek, her okur kendi sebebinin anlatıcısı olacak nihayetinde. *Marga Von Etzdorfun mezar taşında yazılı kendi sözü (Yarıgölge, Uwe Timm, Can Yayınları, Çev: Melike Öztürk, 232 s.) K TAPTAN Kızılordu. Askerler, toprak kahverengisi üniformalar. En baştakileri gördüğümde, onlara doğru yürümeye başladım. Nihayet diye düşündüm, herşey tuzla buz olmuş. İyi böyle, herşey yerin dibini boylamalı, un ufak olmalı, ancak böyle yeni bir şey gelebilir. Yepyeni bir şey. Yerin dibine geçmeli, tezahürat yapanların tümü, ufak bayraklarıyla hepsi, başüstüne diyenler, hazır ola geç, Heil diye haykır, gelirken onları herkes görsün. Kurtuluş tamam ama asla mağlubiyetten dem vurma. Zaferdi. Kızıl Orduculara diyor makinist, karşı yürüdüm. Ve haykırdım da yoldaşlar, diye. Druşba diye haykırdım.

6 6 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KARANLIĞA MEKTUPLAR. 1 Talat ve Fitnat ın aşkı Taa uk- Talat ve Fitnat kad n n toplumsal hayattaki yerini ve en az ndan e ini kendi seçebilme hakk n n bulunmay n alttan alta ele tiriyor DAĞHAN DÖNMEZ Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpâre, geniş bir ânın Parçalanmaz akışında. A.Hamdi Tanpınar Ekmek verdiğimiz evlerin hepsinde de bu hasırları çok temiz tutarlar, sanki cilalanmış gibi parlatırlardı. Zaten hiç kimse sokak ayakkabısıyla içeriye giremezdi. Ayakkabıyı çıkartıp, terlik ya da çorapla içeriye girmek bir Doğu ve Asya geleneğidir. Evlerdeki bir başka gelenek, namahrem kuralıydı. Her kadın haremdi ve namahrem kurallarına tabiydi. Kendi kocası dışında, akrabası olmayan erkeklerle görüşemez, onlara görünemezdi. Acaba, haremlerin kafesli pencerelerinin ardında ne yaparlardı? Dönemin gündelik hayatının esintilerini taşıyan bu satırlar, bir Osmanlı Ermenisi olan Hagop Mintzuri ye ait Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından İstanbul Anıları adıyla yayımlanan kitap, Tanzimat la başlayıp devam eden köklü bir toplumsal değişiminin fotoğrafını çekmemize olanak sağlıyor. Yegane hakkı nefes almak olan, sosyal hayattan soyutlanmış, erk in erkekler elinde toplandığı bir düzende yaşayan kadının, çok değil bundan yıl önceki halini yansıtır; Mintzuri nin İstanbul u Zaman zaman, Beyoğlu nun o büyülü taş binaları arasında dolaşırken veya kendimi Galata nın gri yokuşundan, Karaköy ün ıslak genzine bırakırken; yanımdan eski İstanbul insanlarının geçtiğini hayal ederim. Zihnimin sığ kıyılarından, kayıklarla gelirler. İçlerinde kadınlar tek tüktür; efendiler ise feslerinin altında dalgın! İşte bu gezintilerin birinde, İlber Ortaylı nın o tespiti kafamda çınladı: Doğu-Batı kültürü kutuplaşması bizim toplumumuzda da modernleşme ile başladı. Bizim toplumumuzda da diyorum, çünkü Türkiye, modernleşmenin getirdiği bu gibi sorunlarla karşılaşan tek ülke olmadığı gibi, çatışmanın temelinde yatan asıl neden İslamlık-Hristiyanlık ayrılığı da değildir. Pekala Hristiyan Rusya nın ve Budist Asya nın da aynı şiddetle bu problemi yaşadığını görüyoruz. (İlber Ortaylı, Gelenekten Geleceğe, sy:15, Timaş Yayınları) Günümüzde de devam eden çatışmanın odağına din olgusu konsa dahi, gerçeğin bu olmadığını gösteren delillerden biridir; Ortaylı nın tespiti Zira Dostoyevski, ünlü Puşkin Konuşması nda da aynı dertten muzdarip olarak, Batıcılarla Slavcıları, halka aydınları, Rusya yla Avrupa yı uzlaştırmaya çalışır. ( Kaynak eser; Dostoyevski, Puşkin Konuşması, Çev: Tektaş Ağaoğlu, İletişim Yayınları ) Modernizmin girdiği her toplumda yaşanan bu kutuplaşma, özellikle Türk toplumu gibi; göçebe genetiğine sahip olması nedeniyle, yerleşik kültürün derhal etkisi altına giren ve her daim geçiş toplumu olma özelliği göstermiş bir kitlede daha da derin ayrışmalara yer açmaktadır. Peki, kadını mihenk alarak açtığımız bahiste, sürtüşmenin temeline neyi koymak gerekir? Niyazi Berkes in, 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz? adlı eserinde yer verdiği şu görüşleri belki yolumuza fener tutabilir: Aslında Babıali nin bir amacı, nerede ise İstanbul a dayanmak üzere olan Mehmet Ali ye karşı İngiltere den askeri yardım sağlamaktı. Türk ordusunun İngiliz subaylarının emrine verilmesini isteyen Palmerston un teklifini Mahmut reddedince ( 2.Mahmud ) İngiltere askeri yardım fikrinden vazgeçti; bunun yerine bir Ticaret Antlaşması teklif etti. Bu antlaşma ile İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu nu yüzyıldan beri yeni Avrupa ekonomisine karşı çepeçevre koruyan birçok geri usullerin kaldırılmasını istiyordu. İstanbul da ve Londra da Türk devlet adamlarının etrafını saran dış yardım ve Türkiye uzmanları Türkiye bu muahedeyi uygulamakla Batı uygarlığına girecek diyorlardı. (Cumhuriyet Yayınları, sy:33) Sebep buydu belki de Şifahi toplum oluşumuz Sosyal hayatımızı tamamen zan- lar üzerine bina edişimiz Devrimle, öykünmeyi ayırt edemeyişimiz Tanzimat la birlikte, sarığın yerine fes getirilişini sokaklara dökülerek protesto eden güya dindarların, iki yüzyıl sonra fesin yerine şapka getirilişini protesto ettiğini yine bu köşede yazmamış mıydık? İslamiyet namına Arap yaşam tarzının, ilericilik namına Batı hayatının tesiri altında kalmak, yerleşik kültürün hegemonyasına boyun eğme eğilimi gösteren göçebe kültürün bir sonucu muydu? Oysa aynı göçebe kültür, kadın ve erkeği farklı görmeyen bir algıya dayanıyordu. Geçtiğimiz günlerde, Atlas dergisinde yayımlanan Kayıp Türkler belgeselinde yazar; Dukha Türkleri için şunları yazacaktı: Dukhalarda kadınlar ve erkekler oldukça eşitlikçi ilkelere sahip. Bir şefleri yok, rengeyikleriyle, ortaklaşmacı, hiyerarşisiz bir toplumu yüzyıllardır sürdürüyorlar. Tıpkı Anadolu kültürü gibi Böyle bir sürüncemenin en alevli yerinde yazılmıştı; Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat Bir başka deyişle, Talat ve Fitnat ın aşkı 1872 yılında Hadika gazetesinde tefrika edilmeye başlayan roman, 1875 yılında kitap olarak basılmıştır. Tanzimat ın etkilerinin görülmeye başlandığı toplumsal hayatta, edebiyat alanında da önemli değişimler baş göstermiş ve bunların neticesinde Türk edebiyatındaki ilk roman olarak kabul edilen Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat la başlayarak; roman türünde üst üste eserler verilmeye başlanmıştı. Roman bir aşk romanı olmakla emsettin Sami birlikte, günün içtimai hayatına, bilhassa kadın ve erkek ilişkilerine ayna tutması bakımından oldukça önem taşır. Kapı Yayınları ndan basılan kitapta, birbirini seven iki gencin sonu ölümle biten acıklı hikâyesi, bugün dahi okurun fazla zorlanmadan okuyabileceği sade bir dille yazılmıştır. Dönemin kültürel atmosferine paralel olarak, Fransız Edebiyatının gerçekçilik modasının etkisindeki Şemsettin Sami nin kitabı, doğal olarak gerçek bir olaydan hareketle kaleme alınmıştır. Kitabın bu özelliğinin yanı sıra, kadının toplumsal hayattaki yerini ve en azından eşini kendi seçebilme hakkının bulunmayışını alttan alta eleştirmesi de bir diğer unsur olarak karşımıza çıkıyor. Roman tekniği ve hikâye örgüsü açısından bir hayli zayıf olan eser, Türk edebiyatı ve Türk sosyal hayatı açısından bir belgesel olarak kabul edilebilir. Kapı Yayınları ndan, Ölümsüz Klasikler başlığı ile çıkartılan dörtlemenin diğer kitapları; Recaizade Mahmut Ekrem in Araba Sevdası, Namık Kemal in İntibah ı ve Nabizade Nazım ın Zehra sıdır. Bu yekpare geniş anın, parçalanmaz akışına tanıklık etmek isteyenlere tavsiye olunur; sevgili okur! Okuyucuya Not: Saygıdeğer okur, kağıdın kulağına üç defa üfledim ve Karanlığa Mektuplar dedim köşenin adına Bundan böyle, iki haftada bir tanıtacağım her kitap; karanlığa gönderilmiş bir mektup olacak Çünkü kelimedir, mumu tutuşturan (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, Şemsettin Sami, Kapı Yayınları, 153 s.) Roman bir aşk romanı olmakla birlikte, günün içtimai hayatına, bilhassa kadın ve erkek ilişkilerine ayna tutması bakımından oldukça önem taşır. Kapı Yayınları ndan basılan kitapta, birbirini seven iki gencin sonu ölümle biten acıklı hikâyesi, bugün dahi okurun fazla zorlanmadan okuyabileceği sade bir dille yazılmıştır

7 Aydınlık KİTAP 7 Pier Paolo Pasolini üstüne bir kronoloji denemesi Kronolojik olarak ilerleyen kitab n ilk bölümleri Pasolini nin pek bilinmeyen ama asl nda çok önemli bir kimli ine; air Pasolini ye ayr lm. Büyük talyan iir antolojisine göre yirminci yüzy l ba latan talyan air Pasolini nin airli i enine boyuna incelenmi ERCAN DALKILIÇ Pier Paolo Pasolini, Salo ya da Sodom un 120 Günü nü ya da kısaca Salo yu ( Salò o le 120 giornate di Sodoma, 1975) çektiği yıl, sevgilisi olduğu iddia edilen on yedi yaşındaki genç bir erkek tarafından dövülerek öldürüldüğünde henüz ellili yaşlarının başındaydı. Ve yönetmenliğinin yanında tiyatrocu, eleştirmen, ressam ve romancı gibi kimlikleriyle de dikkat çekiyordu. Biyografi yazarı Enzo Siciliano, yönetmenin ölümünden sonra yaptığı araştırmalar sırasında özel evrakları arasında Who is me? Poeta delle ceneri adlı bir uzun düzyazı şiiri bulmuş, yazdığı Pasolini biyografisinde de büyük ölçüde bu şiirden yararlanmıştı. İşte Selahattin Yıldırım, Agora Kitaplığı ndan çıkan Pier Paolo Pasolini yi, Pasolini nin kendi kaleme aldığı Pasolini nin Hayatı ve Eseri Üstüne Kısa Bir Kronoloji Denemesi ni, Enzo Siciliano ve N. Naldini imzalı Pasolini biyografilerini baz alarak hazırlamış. Aslında Yıldırım, uzun süredir bir başka büyük İtalyan eylemci ve düşünür Antonio Gramsci hakkında çalışmalar yapıyormuş. Fakat Pasolini nin de, tıpkı Yıldırım gibi büyük bir Gramsci düşkünü olması, ikili arasında bir duygudaşlık yaratmış anlaşılan, sonuçta da böylesi ciddi ve derinlikli bir çalışma meydana gelmiş. Kronolojik olarak ilerleyen kitabın ilk bölümleri Pasolini nin pek bilinmeyen ama aslında çok önemli bir kimliğine; şair Pasolini ye ayrılmış. İlk şiirini yedi yaşında yazan, Büyük İtalyan şiir antolojisine göre yirminci yüzyılı başlatan İtalyan şair Pasolini nin şairliği enine boyuna incelenmiş. Bununla da yetinilmemiş, Ben Kimim? Küllerin Şairi ve Gramsci nin Külleri adlı şiirlerinden çeviri parçalara yer verilmiş. Kendi deyişiyle direnişçi şair, sivil şair, davaların şairi nin şiirleri daha önce dilimize çevrilmişti, ama şairliği hakkında bu kadar etraflıca bilgiye sahip değildik açıkçası. Pier Paolo Pasolini Pasolini estetiği dediğimiz şeyi bir bir öğelerine ayırmış Selahattin Yıldırım; Gramsci ve Karl Marx gibi isimlerin düşün dünyasını nasıl etkilediğini, Roma başta olmak üzere şehirlerin eserlerine sızışlarını, dine karşı takındığı tavrı, Fellini ve diğer sinemacı arkadaşlarıyla, kişisel hayatında yer etmiş dostlarıyla ilişkilerini, kılı kırk yaran bir özenle tasniflemiş elimizdeki çalışmada. PASOLINI S NEMASI Pasolini nin fragmenter düşünse yapısına uygun olarak hazırlandığı hissedilen çalışmanın en büyük kısmı sinemacı kimliğine ayrılmış tabii olarak. Denemelerinde şiir sineması yaptığını ifade eden yönetmenin filmografisi, filmlerine karşı yapılan eleştiriler ve çeşitli gazetelere verdiği demeçlerle desteklenmek suretiyle kapsamlı bir şekilde sunulmuş okuyucuya. Deleuze tarafından, anlatım düzeni ne, yani simgesel dil sistemlerinin egemenliğine karşı direnen, özgürleştirici, simgesel sistemin öncesine geridönüşçü, anlamı önceleyen, ilk anlama geri götüren bir sinema olarak tanımlanan Pasolini sineması, bu özelliği ile tam manasıyla halkçı bir perspektife sahiptir. Pasolini nin kendisi de, sinemasını Gramsciyen etkinin altında nazional-popolare (ulusal-halksal) olarak nitelemiş, anlatımının nesnelliğini, epik akışını ve elite (seçkinlere yönelik) olmayan karakterlerini bununla açıklamış zaten, kitaptan öğrendiğimize göre. Kısaca, Agora Kitaplığı nın yönetmenler dizisine kattığı, Selahattin Yıldırım ın elinden çıkma Pier Paolo Pasolini ; Susan Sontag ın da dediği gibi İkinci Dünya Savaşı ndan bu yana İtalyan sanat ve edebiyat dünyasında ortaya çıkmış (bu) önemli figürü, İtalyan Marksist düşün insanı Pasolini yi tanımak için çok iyi bir fırsat. (Pier Paolo Pasolini, Selahattin Yıldırım, Agora Kitaplığı, 256 s.)

8 8 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Rekabetten arındırılmış dünya IRAZ MAYA 2011 yılında Stephane Hessel tarafından yazılan küçücük bir risale olan Öfkelenin yayınlandığında yer yerinden oynadı. Bir çeşit 21. yüzyıl manifestosu sayılabilecek bu otuz sayfalık kitapçıkta Hessel, II. Dünya Savaşı nda Nazi Almanyası nın işgaline kahramanca karşı koyan direnişçilerin sahip olduğu değerleri hatırlatıyor ve yeniden benimsenmesini istiyordu. İnsanları, akıl almaz boyutlara ulaşan eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluk, şiddet ve ölümlere yol açan anlayışa karşı öfkelenmeye çağırıyordu. Kitap sadece Fransa da iki milyon sattı. Hemen hemen bütün dünya dillerine çevrildi, milyonlarca kopyası dağıtıldı. İşte aynı Hessel, yanına kendisi gibi ihtiyar delikanlı bir arkadaşını, Edgar Morin i alarak bir kez daha sesleniyor insanlığa. Geçtiğimiz günlerde Say Yayınları tarafından yayımlanan ve İsmail Yerguz gibi yetkin bir çevirmen tarafından dilimize kazandırılan yeni manifesto Umut Yolu adını taşıyor. Umut Yolu, uygarl m z n getirdi i ve yayg nla t rd sorunlar n ve olumsuzluklar n çok fazla olmas, en önemli kazan mlar m z n üstündeki tehlikelerin giderek artmas ve Direni hareketinin getirdi i de erlerin önemsenmemesi, hatta yönetimler taraf ndan ayaklar alt na al nmas gibi tespitlerden hareketle yola ç k yor D REN N DE ERLER N UNUTMAK Umut Yolu, uygarlığımızın getirdiği ve yaygınlaştırdığı sorunların ve olumsuzlukların çok fazla olması, en önemli kazanımlarımızın üstündeki tehlikelerin giderek artması ve Direniş hareketinin getirdiği değerlerin önemsenmemesi, hatta yönetimler tarafından ayaklar altına alınması gibi tespitlerden hareketle yola çıkıyor. Nedir bu sorunlar? Kâr ve çıkar hırsının artması, somut dayanışmanın azalması, kamusal alanda ve özel sektörde bürokrasinin aşırı artması, rekabetin azgınlaşması, baskısı ve yozlaşması, niceliğin niteliğe egemen olması, sahte ürünlerin alınmasını teşvik eden tüketim zehirlenmesi, endüstriyel tarım ve besicilik alanından gelen gıda maddelerinin bozulması, tüketicilerin, küçük ve orta ölçekli üreticilerin, koşullanmış ve bölünüp yalnızlaşmış vatandaşların çaresizliği, bilgiler arasında kopukluk yaratan ve dolayısıyla bireylerin ve yurttaşların yaşamlarındaki temel ve bütüncül sorunları kucaklama olasılığını engelleyen bir eğitim sisteminin yetersizliğinin git gide açık seçik hale gelmesi, tüm siyasal sorunları pazar sorununa indirgeyen ve hiçbir önemli amaç açıklamayan iktisatçı bir budalalığa teslim olmuş kör bir siyasal düşüncenin bunalımı. Y YA AMA S YASET Maddi refahın kültürel ve manevi bir refahı getirmediği açıkça ortada olduğuna göre ne yapmalıyız? İlerleyen bölümlerde Hessel ve Morin, iyi yaşama siyaseti olarak tanımladıkları çözüm önerilerini sıralıyorlar. İyi yaşamın refahla karıştırılmamasını, bugünün uygarlıklarında refah kavramının yalnızca maddi anlamına indirgendiğini, oysa iyi yaşamın bunlarla ilgisi olmadığını belirtiyorlar. Onlara göre iyi yaşama bir yaşam kalitesidir ve sahip olunan malların çokluğu ya da azlığıyla ilgisi yoktur. Öncelikle duygusal, ruhsal ve ahlaksal bakımdan iyi olmayı kapsar. Günümüzde uygulanan politikalar günlük yaşamımızı baskı altına almakta ve mutsuzluğa, umutsuzluğa yol açmaktadır. O halde yoksullukla mücadele edilecek bir siyaset izlenmeli, örneğin rekabetten arınmış bir çalışma dünyası yaratılmalı, kent, köy, tarım, üretim ve tüketim politikaları yeniden tanımlanmalıdır. Dayanışmanın canlandırılması amacıyla arkadaşlık evleri adı verilebilecek sosyal merkezler açılmalı, iyi bir gençlik siyaseti izlenmeli, ahlak yüceltilmeli, çok yönlü bir ekonomi uygulanmalı, eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için sosyal bir konsey oluşturulmalı gibi pek çok somut öneriyi sıralıyorlar. Dünyanın gidişatına bakılırsa acilen alternatif yaşam biçimleri üzerinde düşünmemiz, zaman geçirmeden uygulamaya koymamız şart gibi görünüyor. Hessel ve Morin e kulak vermeliyiz. (Umut Yolu, S. Hessel- E. Morin, Say Yayınları, Çev: İsmail Yerguz, 88 s.) Mustafa Balbay a mektuplar BARIŞ DOSTER Gurbette mektup almak, hapiste mektup almak, askerde mektup almak umutlandırır, heyecanlandırır, sevindirir insanı. O mektuplarda samimiyet, coşku, özlem vardır. Güç verir, direnç aşılar, yaşama sevinci katar insana. O mektuplar birer güvercin gibidir adeta, özgürlüğe kanat çırpar. Sadece yakın dostlardan, akrabalardan değil, daha az tanışıp, nadiren görüşüp, çok samimi olmadığımız insanlardan gelen mektuplar da önemlidir. Özenle açılır, heyecanla okunurlar. Üstünde Görülmüştür damgası yazanlar bile, daha önce başka gözler tarafından okunanlar bile sıcaktır, sıcacıktır, sımsıcaktır. Ülkemizin yüz akı aydınlarından, seçkin gazetecilerinden olan ve bu vasıflarına, şartların da zorlamasıyla siyasetçi kimliğini de ekleyen Mustafa Balbay da böyle bakmış kendisine yazılan mektuplara. Kıyamamış onlara ve biriktirmiş, derlemiş onları. O Mektubu Yazan Bendim adıyla da kitaplaştırmış. Silivri yi, Hasdal ı birer üniversiteye, kütüphaneye çeviren kahramanlardan, yurtseverlerden, aydınlardan biri olarak, vatan nöbetini tutarken, mesleğini de ihmal etmemiş. Silivri yi Türkiye ye anlatan kitaplarından sonra bu kez Türkiye yi anlatmış Silivri den. Türkiye nin umudunu, birikimini, donanımını, öfkesini, hüznünü yansıtmış kendisine yazılanlar üzerinden. CANDAN, ÇTEN, UMUTLU, KAYGILI 4 yılda 30 bini aşkın mektup alan Balbay a yazılanlar, onun sadece bir gazeteci, faşizmin mağduru bir yurtsever, seçkin bir Cumhuriyet aydını, üretken ve çok yönlü bir yazar ve çiçeği burnunda bir milletvekili olarak görülmediğini, başka özelliklerinin de olduğunu kanıtlıyor. Çünkü Balbay aynı zamanda ülkemizin namuslu ailelerinin bir evladı, ailenin gurbetteki büyük oğlu sanki. Küçüklerin Mustafa amcası. Biraz daha büyümüş olanların abisi. Genç gazeteci adaylarının hocası. Nitekim mektuplar da bu yönlerini yansıtıyor onun. Mustafa Ağabey diye başlayan da var, Dostum diye seslenen de. Mustafa Bey diye hitap eden de var, Hocam diye söze girişen de. Saygıdeğer vekilim diye satır başı yapan da var, Can kardeşim diye selamlayan da Sık sık, düzenli, sürekli, devamlı yazan da var, ara sıra, tek tük, seyrek yazan da. Yurt içinden yazan da var, gurbetten yazan da. Ortaokul öğrencisi gençler de var, Köy Enstitüsü mezunu Cumhuriyet gençleri de. İletişim öğrencileri de var, tıbbiye talebeleri de. Dayan yiğidim diye yazan büyükler de var, Keşke avukat olsaydım, gelir seni savunurdum, Mustafa Amca yanaklarından öperim diyen çocuklar Mektuplar candan, içten, umutlu, kaygılı. İfadeler öfkeli, isyankâr ve korkusuz. Anlatımlar yürekli ve mert. Yalnız değilsin diyorlar hepsi Balbay a. O nun yolundan gideceğine söz veriyor gençler. Fişlenmekten korkmuyorum diye meydan okuyor öğrenciler. Bazıları, Gerekirse yanına gelirim diye kafa tutuyor. Bütün çocuklar seni seviyor diyerek selam yolluyor. Özgürlüğümden utanıyorum diye yakınıyor kimileri. Bu ilk mektubum, yaşadığım sürece devamı gelecek diye söz verenleri, Kimi zincirler içinde hürdür, kimi esir olmaktan bahtiyar diyenler takip ediyor. BÜTÜN MEKTUPTA LARA BULUTLAR DOLUSU SELAM Balbay ın seçtiği, tasnif ettiği, sıraladığı ve kitaplaştırdığı mektuplarda her şey var. Bir kader mahkûmu şöyle sesleniyor mesela: Nişanlıma laf attılar, kavgaya tutuştum. Vurduğum kişi öldü, 36 yıl verdiler Nişanlım terk etti. Ne arayıp ne de soruyorlar. Hakan çok ceza aldı bir daha çıkamaz dediler abi. Buralarda her şeyi öğrendim, arkadaşlıkları, dostlukları, bir tek bana burada ailem sahip çıktı. Balbay, gençlerden gelenleri, öteki cezaevlerinden gelenleri, sanatçılardan gelenleri ayrı ayrı bölümlerde toplamış. Mektupları yazanların isimlerini de, kendisine saklamış. Bunu Zaten bu mektuplar hepimize ait diye açıklıyor. Bu mektuplara, yani hepimize verdiği yanıt ise kitabının sonunda yer alıyor. Şöyle diyor teşekkür mektubunda: Bu mektupların her biri karanlığa ve korkuya karşı yakılan birer ışıktı. Ben öyle hissettim. Kitapta yer verdiğim mektupların en karamsar olanı bile içinde umut barındırıyordu. Böylesi ortamlarda yazılan her mektup, mahpusla toplum arasında bir kılcal damarın doğmasıdır. Her doğum da tazelenmektir, büyümektir, canlılıktır, heyecandır. Beni bu ölçüde etkileyen mektuplardan bir seçki yapıp toplumla paylaşmak görev ve sorumluluktu. Her mektup için teşekkür ediyorum Özgürlükte görüşmek, kucaklaşmak üzere Bütün mektuptaşlarıma bulutlar dolusu selam. (O Mektubu Yazan Bendim, Mustafa Balbay, Cumhuriyet Kitapları, 362 s.)

9 Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 9 Kent girdabında ilişkileri kalıplara hapseden erkek ve kadınlar Metropolde ya yorsunuz, belli bir refah düzeyinde, kendinize göre iyi bir ya am sürüyorsunuz. Ama Mutsuzum mu diyorsunuz? Peki seçimlerinizi gerçekten kendinizin yapt ndan emin misiniz? Yazar Can Papuççuo lu nun Destek Yay nlar ndan Temmuz ay nda ç kan roman Kom unuz Mehmet Yatak Odas ndan Bildiriyor modern insan n ili kilerine dair bir sorgulama ya atabilir SEZA ÖZDEMİR Reklam ve medya dünyasından gelen genç bir yazar Can Papuççuoğlu. Komşunuz Mehmet Yatak Odasından Bildiriyor adlı bu ilk kitabının kapak tasarımında ve adındaki şekliyle ele alınmasından dem vurup muhalif bir yayında derdine derman bulmak istediğini belirttiğinde şaşırdığımızı itiraf edelim. Ancak kitabın meraklı okurlara hitabı, aslında bir okur olarak önyargılı olduğumuzu yüzümüze çarpmadı desek yalan olur. Pek çok Aydınlık Kitap okurunun sayfamızda gördüğünde garipseyebileceği bu kitabı yazarıyla konuşmadan edemedik. Belli bir refah düzeyine erişmiş ve kültürlü kent insanının kalıplarla yaşamasını, bunda metropolün etkisini, kadını ve erkeğiyle modern insanı yazar Papuççuoğlu'yla konuştuk. Böyle bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? Başlangıçta Komşunuz Mehmet olarak hiç tasarlamamıştım de gündeme gelen Kriz teğet geçti. lafına çok sinirlenerek bir yazı yazdım. Krizin komşunuz olan sıradan adamı, Ahmet i ya da Mehmet'i nasıl etkilediğini anlattım. Sonra baktım ki hakim olduğu bir alan değil, ekonomi bilmem ben. Fakat Komşunuz Mehmet fikri hoşuma gitti. Sonra onu ikili ilişkiler hakkında bir karaktere dönüştürdüm. Ayrı ayrı öyküler; bir diğer komşuyla bütünlenerek insanları eğlendiren ama aynı zamanda 30 lu yaşlarda İstanbul'da yaşayan insanları mizahi bir dille eleştiren bir kitap haline geldi. Çıkış noktanız böyleyken neden yatak odası nı hem imgesel olarak hem de kapakta merkez haline getirdiniz? İnsanlar bir şeyin dış görünüşüne bakarak Aaaa seksten bahsediyor. Çok satar diye düşünüyorlar; ben de dedim ki Alsınlar ama ondan sonra bunun böyle olmadığını görsünler. Bu tamamen bunun içindi. Okurun Kalıplara göre yaşıyoruz ve olayın biraz da içine bakmak gerek. mesajını almasını istedim. Ama kendi kazdığım kuyuya düştüm. Biz bu adamın değişimini kitapta gördük ve kendi hayatımızdaki değişimlere ciddi anlamda örnekler çıkardık. diyenler oldu ama bu 100 kişiden 2 sidir. Seçimlerinizi gerçekten siz mi yapıyorsunuz? Komşunuz Mehmet karakteri, İstanbul da belli bir refah düzeyinde yaşayan, kültürlü genç bir erkek. Onun Biricik Komşusu da öyle. Aslında kendi seçimlerini yaşayabilecek bu insanlarla ilgili bir dönüt aldınız mı okurdan? Enterasandır, evet aldım. Bu kitabın en büyük tezlerinden biri, bilinçli olarak yaptığımız seçimlerin o kadar da bilinçli olmadığı. İstanbul da 20 milyonda 1.5 milyon insan belli bir refahla ama reklamlarda görüp özendirildiğimiz gibi yaşıyor. Ben iyi para kazanacağım, iyi profesyonelim. Yalapşap kültüre de bulaşırım. diyen erkekler, Kariyerimi çocuğumla beraber yaparım diyen kadınlar... Bunun iyi bir çözüm olduğunu düşünüyorlar. Ama bu bir şablon ve hayat hiç öyle değil. Bu kez bocalama başlıyor. Bu sırada diğer insanlara bakıyor, kötü; ortam, Türkiye, iş, seks kötü. Sonradan anlıyor ki, aslında bu mutsuzluğun temeli kendi. Niye? Çünkü bilinçli olarak yaptığınızı sandığınız seçimi gerçekte siz yapmadınız ama sonuçlarını siz çekiyorsunuz. Ne yapıyor peki şu an Komşumuz Mehmet? Şu anda girdiği bunalımdan kurtulmaya çalışıyor, hala bunalımda çünkü evlenerek kurtulduğunu zannediyor (gülüyor). Fakat orada da kalıplara bağlı olduğu için gene bir bocalama yaşıyor. Kurtuluş o kadar kolay değil mi? Kolay değil, hayır. Çözüm ya siyah ya beyazda mı? Yazarına soralım madem, kurtuluş nasıl olacak? Bir kere işin kolayına kaçmayı bırakmalı. Sonra yaşamaktan korkmayacak; yaşayacak, yine hata yapacak. Eğer İstanbul'da yaşıyor ve Hem daha iyi bir hayat için çabalayım diğer yandan reklamcılığa devam edeyim, sosyal şeylerden de mahrum kalmayayım derseniz öyle bir kurtuluşunuz söz konusu değil. Ya tamamen bırakacaksınız o işleri ya da daha uzun bir süreçte günün sonunda Evet, İstanbul ya da X şehrinde yaşıyorum görünürde ama günün sonunda mutluyum diyebileceğiniz bir safhaya geleceksiniz. Kent insanının durumu o kadar siyah beyaz mı gerçekten? Yoksa sadece İstanbul gibi metropoller için mi geçerli? Aslında benim bahsettiğim gri çünkü bu işin siyah beyazı olsa her işi bırakıp sadece mutluluğunuza konsantre olabilirsiniz.yapabiliyor musunuz pratikte? Hayır. Siyah beyaz olması gerekirken mecburiyetten dolayı fiiliyatta griyi yaşıyoruz. Ayrıca X şehrindeki insana da İstanbul pompalanıyor. İstanbul pompalandıkça, dayanamıyor özeniyor, imreniyor, istiyor. Bu, ister istemez ona mutsuzluk veriyor. Peki bu konuda kadın ve erkek arasında bir fark var mı size göre? Bireysel olarak baktığımızda yok ama tabii ki toplumsal olarak çok farklı. Biricik Komşu'nun Komşunuz Mehmet'e yaptıkları, aslında Komşunuz Mehmet tarafından halihazırda gerçek hayatta yapılmış şeyler. Erkek yaptığı zaman "Oooo ne güzel!", kadın yaptığı zaman "Tu kaka!". Öyle bir dünyanın olmadığını insanların artık anlaması lazım. 70'lerdeki cinsel devrim, Türkiye'de belki daha yeni yeni oturuyor. Seza Özdemir Can Papuççuo lu ile birlikte... KENT ERKE VE KADINININ K LEMLER Kadınlar bu değişimi yeterince hazmetti mi size göre? Kadınlar şu anda bu hediyeyi almış ama o hediyenin değerini bilmiyor. Ellerindeki özgürlüğü ya çok abartıyor ya da nasıl kullanacaklarının farkında değiller. Kendilerine göre bir sürü yanlış seçim yapıyor ve daha mutsuz oluyorlar. Bu kez "Aaa demek ki çözüm evlilikteymiş" deyip başlangıca dönüyorlar. Evlendikten 2 yıl sonra da ayrılıyorlar. Dolayısıyla onlar da bir bocalama döneminde. Kadınların bu özgürlüğü hazmetmesindeki en büyük kolaylık da, tabii ki erkeklerin onlara nasıl davrandığı. Peki erkek yeterince hazmetti mi bu değişimi? Erkek kadından daha beter. Kadınlar doğru bildikleri yolda ilerlemeye devam ederlerse, erkekler de buna seve seve ayak uydurmak zorunda. Öbür türlü hayatlarındaki ideal kadın zaten ortadan kalkmış durumda ve aslında öyle bir kadın yok. Kadınlar bir adım önde bu değişimde ve kadınların erkekler üzerindeki gücü kadınların zannettiğinden fazla. Bunu bir erkek olarak kabul ettiğiniz zaman, problemlerinizin %50 si çözülüyor. Komşunuz Mehmet çok kritik bir denge buluyor sanki, değil mi? Evet, çünkü o da anlıyor ki; çok iyi oynarım dediği o oyunun kural koyucusu filan değil. Komşunuz Mehmet, kuralları bir şekilde koyulmuş bir oyunda oynayan bir tip. Mutlu olmak için belki kendi inançlarını veya kendi ideallerini çöpe atabilen bir adam. Bu anlamda cesur. Dolayısıyla Komşunuz Mehmet in yaşadığı ikilem, metropol erkeğinin birebir yaşadığı bir ikilem. Bunda ilişkilere dair beklentilerin payı var mı? Kadın ve erkek ilişkilere aynı şekilde bakamıyor. Yapı itibariyle bakmıyorlar. Birbirleriyle empatiye girmemeleri ise en büyük sıkıntı. Ayrıca o Amerikanvari Erkeğinizi elde tutmanın 10 yolu, Kadını tavlamanın 68 yolu gibi şablonlar var. Önce kendi beklentilerimizin karşı cinse göre farklı olduğunu kabullenip sonra toplumun yarattığı kalıplardan kendimizi ayırmalıyız. (Komşunuz Mehmet Yatak Odasından Bildiriyor, Can Papuççuoğlu, Destek Yayınları, 264 s.)

10 10 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Mutluluğu arayan adam: Spinoza Genelde filozoflar felsefe yapmaya iten güdü Bilgi aray iken, Spinoza y güdenin Mutluluk aray oldu u söylenebilir. CENK ÖZDAĞ Tarikatçı ve mistik düşüncelerin kol gezdiği bir ortamda, bunların dışında bir yol tutan Moris Fransez adlı yurttaşımız Spinoza nın Tao su Akıllı İnançtan İnançlı Akla başlıklı çalışmasıyla 2012 nin Eylül ayında felsefe okurlarının önüne çıktı. FELSEFEC LER VE F LOZOFLAR Eserin belki de en önemli yanı felsefeci ve filozof arasında yaptığı ayrımdır. Bu ayrımda ikinci konuma düşmeyi yeğleyen yazar, yaptığı ayrımı şöyle özetlemektedir: 1. Felsefeciler: Bunlar, felsefe mesleğinin profesyonel bazen de amatör erbabıdır. Zahmete katlanıp, her türlü felsefi akımı öğrenirler, öğretirler. Bu öğretilerin kendi yaşamlarının bir parçası olması gerekmez ve genelde, öğrettikleri başka, kendi yaşadıkları başkadır. 2. Filozoflar: Bunların ilgi odağı ise felsefe değil yaşam dır. Sürekli olarak, hem bireysel hem de toplum içindeki yaşamı daha iyi yaşamanın yolunu bulmaya ve sırası gelince de, başkalarına göstermeye çalışırlar. Öğrettikleri gibi yaşamaları en azından bunu istemeleri beklenir. (s. 113) MUTLULUK ARAYI I OLARAK FELSEFE Yazar bu ayrıma göre Spinoza yı ve kendisini ikinci gruba dahil etmektedir. Bir bakıma haklıdır da. Felsefe, özellikle Sokrates döneminde, mutlu yaşamanın, hayatın anlamının ve bilgece yaşamın izlerini sürmüştür. Bu izi sürmeye sadık kalmaya çalışan yazar, bir filozof olarak Spinoza nın amacını şu sözlerle dile getiriyor:... Genelde filozofları felsefe yapmaya iten güdü Bilgi arayışı iken, Spinoza yı güdenin Mutluluk arayışı olduğu söylenebilir. (s. 79) Alıntıda görülen mutluluk ile bilgi arayışları arasındaki ayrım, ikisinin arasındaki ilişkinin ne türden bir ilişki olduğu sorusunu gündeme getirebilir. Mutluluk, Spinoza nın söyleminde belirgin bir biçimde ortaya çıkar. J. S. Mill in ortaya koyduğu bir haz ilkesi değildir söz konusu olan. Mutluluktan kasıt insanın sebat etme ilkesine (conatus) uygun bir yaşama erişmesidir. Bu açıdan mutluluğu aramak ve mutluluk için gerekli koşulları bilmeye çalışmak bir ve aynı sürecin farklı görünümleridir. Benzer bir şekilde, Fransez, anlamak başlığı altında şunları söylüyor: Aslında doğamı tanımak, bir yerde, onu değiştirmek anlamına da gelir. Çünkü doğam hakkında elde edeceğim bilgi, benim dışımda, ölü bir fikir olmayacak, beni değiştiren bir fikir olacaktır....zihnim fikirlerimin bir kabı değildir, fikirlerimin ta kendisidir. Dolayısı ile doğamın özünü tanımak, benim için, doğamın, özündeki saflığa ulaşmasını sağlamak, yani doğamı iyileştirmek anlamına gelecektir. (s.100) B L SEL TERAP VE SP NOZA Bilişsel terapi, bilindiği gibi, zihinde oluşan imgelerin ve düşünce kalıplarından hareketle onları değiştirmek şeklinde iş gören bir terapi yöntemidir. Zihinde yerleşmiş düşünce ve imgelerin yol açtığı eylemlerin ortadan kaldırılması ve/veya değiştirilmesi için bu düşünce ve imgelerin değiştirilmesi gerektiği düşünülür. İnsanların eylemleri ve tutumları zihinlerinde yerleşmiş düşüncelerin ve dışsal koşulların baskısı altında (ya da bunların etkin olması sonucu) vuku bulur. Bu açıdan bakıldığında, iyikötü, doğru-yanlış yoktur. İyi ve kötü, bir şey hakkında yargıda bulunan kişilerin bakış açısından doğmaktadır. Benzer şekilde doğru ve yanlış da belirli ölçütler altında olgu ve olayların değerlendirilmesi sonucu bu olgu ve olaylara yüklenen sıfatlardır. Spinoza da da bilişsel terapinin benimsediği düşünce kipinin bir benzerini görüyoruz. SP NOZA DA ÖZGÜRLÜK VE ZORUNLULUK L K S Spinoza iyi ve kötü üzerine geliştirdiği düşüncesinde bunların tek başına bir anlamının bulunmadığını düşünmektedir. Yazar bu konuda şunları söylemektedir: Spinoza ya göre bir şeye ancak belli bir açıdan iyi ya da kötü denebilir. İyilik ve kötülük görelidir ve bir ve aynı şeye, değişik açılardan, hem iyi hem de kötü denilebilir. (s. 97) İyi ya da kötü olan üzerine genel geçer yargılar bildirmektense, esas mesele, insanların eylemlerini neden yaptığını ve kendi varlıklarını sürdürmeleri için (sebat etme ilkesi gereği, conatus gereği) neler yapabileceklerini anlamaktır. Spinoza ya göre insanlar özgür istençleri olduklarını düşünürler. Oysa bu bir yanılsamadır. İnsanlar eylemlerinin nedenlerini bilmediklerinden eylemlerini kendi istençlerinin özgürce belirlediğine inanırlar. Spinoza ya göre işin aslı, insanların dışsal koşullar sonucu oluşturdukları imgelerle ve bu koşulların sonucu olarak ey- Spinoza lemde bulunurlar. Spinoza nın bu konuda görüşlerini, yazar, şu sözlerle özetlemektedir: İnsanın, tutkularına tutsak olması zorunludur ama kaderi değildir. İnsanın doğasında, tutkulara düşmesini zorunlu kılan özellikleri bulunduğu gibi, onu bu tutsaklıktan özgür kılacak olanaklar da mevcuttur. Belirli koşullarda özgürlüğe kavuşması da aynı zorunlulukla gerçekleşecektir. Zaten dünyada gerçekleşen her şey zorunluluk altında gerçekleşir ve özgürlük, zorunluluktan kurtulmak değil, zorunluluk kullanılarak istenen değişimin elde edilmesi anlamına gelir. (s. 250). Bu alıntıda, Spinoza nın yukarıda sözü edilen sahte özgürlüğe karşı ne tür bir özgürlüğü savunduğu açıktır. Ona göre özgürlük, insanın kendi doğasına (conatus a) uymasıdır. Burada kullanılan insan doğası, 18. yüzyıl siyaset felsefecilerinin kullandığı anlamda belirtik bir insan doğası değildir. İnsanın şu veya bu özellikleri insan doğası altında düşünülmez. İnsan doğasından kasıt insanın bedeni ve zihni arasında Spinoza nın olduğunu düşündüğü ilişki ve insanın sebat etme ilkesidir (conatus tur). DE M, MUTLULUK VE B LG Spinoza nın özgürlükle zorunluluk arasında kurduğu ilişki çerçevesinde yukarıda sözü edilen mutluluk arayışı birleştirildiğinde bilginin oturduğu konum daha kolay anlaşılacaktır. Bilgi, insanın eylemlerinin ardındaki nedenlerin anlaşılması ve bu sayede insanın kendi doğasına uygun hareket edebilmesi için gerekli koşulların yaratılması sürecinde önem kazanır. Bilgi, bu konumuyla, bir anlamda eylemdir de. Kişinin koşullarını değiştirmesi, mevcut durumunu değiştirmek için kendini anlaması ve kendini anlayarak değiştirmesi bilgiye ulaşma süreciyle bir ve aynı süreçtir. DO RU VE YANLI Bilgilenme sürecinde yanlış fikrin yeri ve bu fikrin nasıl ele alınacağı doğru fikre, bilgiye ulaşmak açısından çok önemlidir. Yazar, bu konuda ilginç bir yorumda bulunuyor: Spinozacılık, yanlışın ne eksik, ne de günah olarak görülmediği ve bir kuramının kaleme alındığı tek felsefedir. Spinozacı düşüncede, doğru bilgi ile sonuçlanan süreçten değişik bir süreçle üretildiği için, yanlış, doğrunun tersi değildir. (s. 183). SP NOZA NIN NEDENLER VE ETK S Dolayısıyla, Spinoza felsefesinde yanlışın kendisi de bilginin konusudur. Bu tutum, yanlıştan doğruya ilerleyişi diyalektik bir biçimde serimleyen Tinin Görüngübilim inin yazarı Hegel de de kolaylıkla görülebilir. Zaten, Fransez de, Spinoza nın etkilerini ele aldığı son bölümde, filozofun Freud, Marx, Einstein ve Hegel gibi diğer düşünürlerle arasındaki ilişkiye yer vermektedir. Bunca ünlü kişinin arasında, Türkiye de benzer bir şöhrete kavuşamamış Spinoza nın etkisini görmek Türk okur için şaşırtıcı olacaktır. Tarihe ve gerçekliğe katı bir nedensellikle bakan Spinoza nın kendisi de bu nedenselliğe tabidir. Fransez bu olgudan hareketle Spinoza yı hazırlayan koşulları, ilginç anekdotlarla birlikte, ele almış. Kitabın ilk bölümünü oluşturan bu tarihsel arkaplanı, Spinoza nın temel eseri olarak görülen Etik in Spinoza nın diğer eserlerinden de faydalanarak yorumlanması izlemektedir. Son bölümde de, Spinoza nın etkileri özlü bir biçimde ele alınmaktadır. K TAP ÜZER NE SON NOT Felsefe bilgisini geliştirmek, özellikle de Spinoza gibi çetin ceviz bir filozofu anlamak ve yaşamını bilgelikle donatıp değiştirmek isteyen okuyucunun muhakkak okuması gereken bu kitaba ilişkin eleştirimizi sunmayı yazarına bir borç biliyoruz. Bu kısa yazıda eserinin birçok bölümüne değinemediğimizden bizi affetsin. Ancak, eserinde, özellikle son bölümde dindarlıkla (ya da yazarın deyişiyle ilahi takdir le) Marx, Freud ya da Einstein gibi adların birlikte anılması biraz talihsiz olmuş. Esasında, yazar, bu hamlesini temelsiz bırakmıyor. Ama, bunun yerine, kendisinin de kullandığı içkin yasa, yasalılık, ussallık gibi terimleri kullanmakla yetinmiş olsa yazarın başvurduğu alıntılara getirdiği yoruma itiraz edilmesi çok daha zorlaşırdı. Bu eseri okuyucuyla buluşturduğu için Kabalcı Yayınevi ne teşekkür ederiz. (Spinoza nın Tao su, Moris Fransez, Kabalcı Yayınevi, 368 s.)

11 Aydınlık KİTAP 11 Üç Kulak Osman ın serüveni Ercüment Cengiz, bu ilk roman nda bamba ka bir temay i lemi. Kitab n en çok dikkat çeken yan kurgusu. lginç mekânlar, beklenmedik sonu, k vrak anlat m yla G rnatac insan bir yandan 19. yüzy l sonlar stanbul una, bir yandan da 1950 lerin caz kulüplerine götürüyor ŞENOL ÇARIK Defin töreninden sonra komşuların getirdiği, yoğurt çorbasının, patlıcanlı pilavın, üzüm hoşafının buruk lezzetiyle bir köşede olanları anlamaya çalışırken, babasının kadim dostlarından biri, şivesi bozuk bir amca, onu bir kenara çekip bir süre teselli etmişti. Sonra da, uzun tahta bir kutudan şimdiye kadar gördüklerine hiç benzemeyen, siyah kaplamalı, kocaman bir klarnet çıkarıp uzatmıştı: Al bakalım, bu senin bundan böyle Sadece kulağı için değil, duyduğu sesleri hafızasında iyi sakladığı için adına Üç Kulak Osman da denen gırnatacı Osman ın 1890 larda başlayan ve 1950 lilerin ortalarına dek süren, İstanbul dan Chicago ya uzanan serüvenini anlatıyor Gırnatacı. Everest Yayınları nın bu yıl yedincisini düzenlediği İlk Roman Ödülü nü kazanan Ercüment Cengiz in romanı. Kitapta yer alan kısa biyografisine baktığımızda Cengiz in bir tıp doktoru olduğunu okuyoruz. Bütününe bakıldığında ise kendi biyografisinin de romana dâhil olduğunu gördüğümüz yazarın, doktorluğunun yanı sıra müziğe, özellikle de caza ilgisi dikkatlerden kaçmıyor. KÜPLÜ MEYHANE DEN AMER KA YA Gırnatacı alışılmışın ötesinde bir temaya sahip. Bugünden Osmanlı ya yolculuk yaptırıyor. Galata da Küplü Meyhane de gırnata çalan Üç Kulak Osman ın Abdülhamit in emriyle 1893 te Chicago Jackson Park ta açılan bir sergiye gönderilen musiki heyeti içerisinde yer alması ve sonrasında değişen hayatı anlatılıyor. Her anına müziğin eşlik ettiği ve yirmi beş bölümden oluşan roman, ilk olarak Blues la başlıyor ve okuyucuyu 1950 ler New York unda bir caz kulübüne götürüyor. Natalie adındaki genç bir kadının hayat hikâyesini dinlemeye başlıyorsunuz ilkin, dinlerken sanki sahnedeki yaşlı gırnatacının musikisi kulaklarınızda çalınıyor. Natalie, kocası Barkev in ilgisizliğinden yakınmaktadır, Barkev ise sorunlu bir iş yaşamı olan, politikayla ilgili bir Ermeni milliyetçisidir. Barkev, günlerden bir gün eski eşyaların içerisinde 1890 lara ait bir fotoğrafa rastlar. Dedesinin de içerisinde yer aldığı bu fotoğrafta, iki kişi daha yer almaktadır. İşte bu kare bizi günümüzden Osmanlı ya doğru yolculuğa çıkarır. Eşi benzeri bulunmaz İstanbul şehrinde, tarih içerisinde bir seyahatte 1893 yılındayızdır ve artık anlatılan Osman ın hikâyesidir. Barkev in dedesinin de yer aldığı fotoğraf karesindeki iki gençten birisidir Gırnatacı Osman. İstanbul da oldukça ünlüdür. Ermeni bir kıza, Meline ye aşıktır. O sıralar henüz on yedi yaşındadır. B R MEKTUPLA DE EN HAYAT Ve günün birinde Saray dan gelen bir mektupla hayatı değişir te Chicago Jackson Park ta açılan bir sergiye gönderilen musiki heyeti içerisinde yer alır. Scott Joplin in keşfedeceği Osman, artık caz grupları arasında yer almaya başlar. Amerika da yeni aşklara yelken açar ve aşkı Meline yi unutur. Unuttuğu sadece aşkı değildir, memleketini de unutur. Amerika da kalmaya karar verir. Aradan hayli bir zaman geçmiş ve Osman Lincoln s Garden ın devamlı müzisyenlerinden biri olmuştur. Bir gün Gırnatacı Osman ile Barkev tesadüfen rastlaşırlar. Osman sahneden inip Natalie ve kocası Berklev in yanına gider. Bu andan Barkev Osman la sohbete başlayacak ve zaman tünelinde bir yolculuğa çıkacaktır. Sonunda da dedesiyle ilgili bağları yakalayacaktır. Ercüment Cengiz, bu ilk romanında bambaşka bir temayı işlemiş. Kitabın en çok dikkat çeken yanı kurgusu. İlginç mekânları, beklenmedik sonu, kıvrak anlatımıyla Gırnatacı insanı bir yandan 19. yüzyıl sonları İstanbuluna, bir yandan da 1950 lerin caz kulüplerine götürüyor (Gırnatacı, Ercüment Cengiz, Everest Yayınları, 335 s.) K TAPTAN ( ) Belki de bu yüzden, sanat eserleri, hayatın bizatihi kendisinden daha gerçekçi ve samimi olabilirler, biliyor musunuz? İşte, ben de ülkeleri, şehirleri, dünyayı dolaşıp, görmediğim tabloların, heykellerin, hasılı tam da hayatın peşinden koşuyorum. Beni hayalperest bulanlar, hayatın sırrının aslında yaşadıklarımızda değil, hayallerimizde saklı olduğunu bilmiyorlar. Simyacılar, hayatın gerçeğinin laboratuvarlarında, bense dünyanın her köşesinde arıyorum bir bakıma

12 12 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP KAPAK ÖZLEM KUMRULAR LA SON KİTABI İSLAM KORKUSU ÜZERİNE... Sadece Osmanlı arşivine kapanarak tarih yazamazsınız Özlem Kumrular DAMLA YAZICI Yıllardır süregelen Doğu ve Batı arasındaki bilinmeyen ve tanımlanamayan şeyler korku ve önyargı oluşumuna da neden oldu. İlişkilerin önyargılar ve korkular etkisinde kurulduğunun çeşitli yansımalarını günümüzde görüyoruz. Şer ekseni gibi kavramlar, siyasi, ekonomik ve dini olarak karşıtlıkların isimleri haline geliyor. Din ise bu karşıtlıkların en hareketli elemanlarından. İslam'ın terörle ilişkilendirildiği günümüzde bu odaklanmanın tarihsel de bir altyapısının olduğu konusu ise gerçeklik arayışında önem kazanıyor. İslam gerçekten korkulacak bir kavram mı yoksa düşmanlıkların devam ettirilmesi için bu kavrama karşı bir önyargı mı kurulmalıydı Batıda? Bunu geniş bir araştırma mecrasına yayarak, tarihsel önyargıların toplumsal deyişlerde, edebiyatta, ağıtlarda karşılığının mutlaka olacağından yola çıkarak güçlü bir araştırma örneği sunan Özlem Kumrular'la son kitabı İslam Korkusu- Kökenleri ve Türklerin Rolü üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. İslam Korkusu kitabınız Türk Korkusu adlı ilgi gören kitabınızın ardından aynı titizlikle, 8 ayrı dildeki kaynaklardan yararlanılarak, ülkemizde ve dünyada değerli tarihçilerin de katkılarından beslenerek oluşturduğunuz çalışmanız. Böyle bir konuda eser vermedeki amacınız neydi? Avrupa da uzun süredir İslam korkusundan bahsediliyor. Aynı şekilde Türkiye de sıkça adı geçen bir konu bu, lakin hakkında neredeyse ciddi anlamda hiç araştırma yapılmamış durumda. Yapılan çalışmalar da son yüzyılı, hatta son yirmi yılı konu alıyor. Ben hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yapmak ve konuyu tarihsel süreç içinde hiç kullanılmayan kaynaklarla incelemek istedim. Yıllar önce doktora için İspanya ya gittiğimde Kanuni dönemine ait farklı arşivlerden toplam sayfa belge getirmiştim. Bu eserde de işime yaradılar de çıkan Türk Korkusu kitabım bittiğinde söyleyecek sözüm bitmemişti. Bu kitapla da bitmedi galiba. O kadar çok belge ve eser var ki bu konuda, şimdiye kadar kimse görmemiş. İslam korkusunu büyük akımlar üzerinden değil de, insanların hayatları ve ara ara edebiyat öğelerini kullanarak anlatıyorsunuz. Bu tercihin sebebi nedir? Ben tarihi sıradan insanların hayatları üzerinden çözümlemeyi seviyorum. İslam korkusu gibi bir konunun siyasi tarih üzerinden incelenmesi çok sıradan olurdu, Avrupa da çok yazılıp çizildi. Bütün sürtüşme sosyal farklılıklardan çıktığı için öncelikle isimsiz insanların hikâyeleriyle bu tarihi yeniden yazmayı tercih ettim. Romanslar, Ben hiç kimsenin yapmad bir eyi yapmak ve konuyu tarihsel süreç içinde hiç kullan lmayan kaynaklarla incelemek istedim. O kadar çok belge ve eser var ki bu konuda, imdiye kadar kimse görmemi romanlar, şövalye romansları, ağıtlar, şarkılar, türküler, operalar, türlü türlü nesir ve nazım eserde Müslümanlar olabildiğince negatif bir şekilde ölümsüzleştirilmiş- tir Avrupa da. Bunları tek tek buldum, daha ziyade onlar beni buldu en umulmadık yerlerde. Bir şehre, bir ülkeye gidince onca telaş arasında uğradığım dört yer oluyor: kitapçı, sahaf, kütüphane ve arşiv. Tarih alanında her dilde yeni çıkanları takip etmeye çalışıyorum ve az çok nerede ne arayacağımı biliyorum. Sadece Osmanlı arşivine kapanarak tarih yazamazsınız. Yazsanız da o sadece sizin tarihiniz olur. Ben olaylara dört farklı yönden bakmaya çalışıyorum. İslam Korkusu nu hazırlarken, Büyük bir kısmı beni de şaşkına çeviren sürpriz bilgileri hep dünyanın öbür ucunda buldum. Memleketimizd e muhafazakâr bir tarih anlayışı söz konusu. Özellikle Osmanlı tarihçileri sadece Osmanlıca belgelerle bir Osmanlı tarihi yazılabileceğini, dışarıdan gelen her türlü belgenin güvenilmez olduğunu düşünüyorlar

13 KAPAK Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 13 diyorsunuz. Toplumlar işin içinde kendilerine dokunan yanlar varsa tarihi çarpıtabiliyorlar mı? Gerçeğe ulaşmak için dünyanın öbür uçlarına ihtiyaç duymamızın nedeni nedir? Toplumlar ve herkesten önce tarihçiler bunu yapıyor. Çarpıtmak, işine geldiği gibi yazma tarihte her dönemde, her siyasi gücün yaptığı bir şey. Türkiye deki esas sorun bu değil bence. Memleketimizde muhafazakâr bir tarih anlayışı söz konusu. Özellikle Osmanlı tarihçileri sadece Osmanlıca belgelerle bir Osmanlı tarihi yazılabileceğini, dışarıdan gelen her türlü belgenin güvenilmez olduğunu düşünüyorlar. Klasik dönem tarihçilerimizden biri birkaç makalemi kullanmış ve dipnotların hepsine İhtiyatla bakılmalıdır. yazmış. İspanyol arşivlerinden bulduğum belgeleri sorguluyor. Koskoca kitapta bu ibareyi sadece benim için kullanmış. Kadınsanız ve pek çok dilde tarihe farklı kaynaklar getiriyorsanız Türkiye de imkânsızın peşindesinizdir demek. Tarihimizin en güvenilir kaynaklarının büyük bir kısmı dışarıda. Bunu reddetmek saçma. Müslüman toplumlar dışarıdan nasıl görünüyorlar,incelemelerinizden edindiğiniz sonuç ne oldu? İslam modern dünyada nasıl algılanıyor? İslam Avrupa da her türlü negatif düşüncenin karşılığı diyebiliriz. Bu Müslümanların çok sayıda olmadığı Kuzey Avrupa ülkelerinde de, parmakla sayılacak kadar az olduğu Kuzey Akdeniz ülkelerinde de, Cezayir başta olmak üzere pek çok Arap ülkesinden gelen Müslümanın ve Türkün olduğu Fransa da, Almanya da, Balkanlar da da böyle. Geçmişte bunu her şeyden önce bir askeri istila ile açıklayabiliriz. Oysa bugün bu daha ziyade sosyal yaşamın farklılıklarından rahatsız olan Avrupa nın dert yanması olarak çıkıyor karşımıza. Kadının toplum içindeki yeri, kıyafet, sokağa taşan ibadet, erkek egemen bir toplum, sofra adetleri ve Avrupa halkını rahatsız eden pek çok unsur var. Kapalı duvarlar ardında ibadetlerini yapan Hıristiyanlar, Müslümanların bunu alenen yapmasından rahatsız oluyor. Özellikle Hac mevsiminde kalabalık kafilelerin seferi oldukları halde toplu olarak dış mekânlarda namaz kılmaları Avrupalıları rahatsız ediyor. Kardeşlik, hoşgörü, iyilik gibi savunuları olan İslam ın süreç içerisinde olumsuz pek çok kavramla yan yana anılmasının nedenleri nelerdir? Bütün dinler bu kavramlar üzerine kurulmuştur zaten. Temelinde kardeşlik, hoşgörü, iyilik olmayan din yoktur. Avrupa dayak yediği zaman diğer yanağını gösteren İsa nın karşısına, kılıçla dinini yayan Muhammed i koyarak bundan bir söylem çıkarmış ve bunu kullanmıştır. İslam ın başta daha ziyade cihat yoluyla yayılmış olması da bu korkunun temelini oluşturuyor tabii. Ortaçağ dan bu yana Müslümanların ikonografik olarak hep elinde silahla gösterilmesinin esas sebebi bu. Bu da dolayısıyla toplu bellekte yüzyıllarca saklanıyor ve slam Avrupa da her türlü negatif dü üncenin kar l diyebiliriz. Bu Müslümanlar n çok say da olmad Kuzey Avrupa ülkelerinde de böyle, Müslüman n ve Türkün oldu u Fransa, Almanya, Balkanlar da da böyle Romanslar, romanlar, övalye romanslar, a tlar, ark lar, türküler, operalar, türlü türlü nesir ve naz m eserde Müslümanlar olabildi ince negatif bir ekilde ölümsüzle tirilmi tir Avrupa da. agresifliğin eşanlamlısı oluyor Avrupalının zihninde. Cezayir asıllı yazar Yassir Benmiloud un İslam insanın Tanrı tarafından sömürülmesidir, İslamcılık da tam tersi. sözündeki keskin söylemden yola çıkarak, İslam ve İslamcılık konusuna sizin bakışınız nedir? Bu kitap bence Türkçeye de çevrilmesi gereken bir kitap: Allah Süperstar. Damla Yaz c Özlem Kumrular ile birlikte... Cezayir asıllı bir Fransız ın Fransa da yaşadıklarını tatlı-sert bir getto diliyle anlatıyor. Bu söz de kendisine ait. İslam ın ve İslamcılığın birbirinden uzak olduğu kesin. İslamcılığın iki türünü modern bir ülke için çok tehlikeli görüyorum: Siyasi olanını ve toplum tarafından sokağa taşınanını. Sadece İslam için geçerli, değil bu. En yakından tanıdığım İspanya da Franco nun ölümüne kadar kiliseye gitmek zorunluydu. Devletin dini bu çeşit platformlarda zorunlu hale getirmesi sonradan toplumlarda ciddi patlamalara yol açıyor. Bugün İspanyollar yıllar yılı bastırılmış olmanın acısını çıkarıp, hayatı hezeyan halinde yaşıyorlar. Din sadece iki kişi içindir, Tanrı ve kul arasında yaşanır. Üçüncü kişi işin içine girince bence o din olmaktan çıkar ve siyasi bir arenaya dönüşür bu aslında iki kişilik ritüel. Batı da İslamiyet in savaş ve terörler anıldığı şu günlerde insanlık bir kültürler savaşına doğru mu gidiyor? -Kesinlikle evet. Bu da Medeniyetler İttifakı nın aslında hiçbir yere gitmeyen bir el sıkışma olduğunu gösteriyor. Kitabın önsözünde kullandığım, Salamanca Üniversitesi İslam tarih profesörü Felipe Maillo Salgado nun aktardığı vaka gerçekten bunu gösteriyor: 2010 Nisanında bir grup Müslüman eskiden cami olan Córdoba Katedrali nde paskalyanın göbeğinde toplu olarak dini bir ayin yapmaya kalkışmıştır. Yarım milenyum önce kiliseye çevrilen bir caminin hıncını almaya çalışmak neden? Müslümanlar İslam la ilgili en küçük bir meselede çok çabuk provoke oluyor ve hemen karşılık verme ihtiyacı duyuyorlar. Bu da toplumlar arasında çatlak yaratıyor. Yüzyıllar sonra alınmaya çalışan bir intikama bir örnek daha: Bologna da San Petronio Bazilikası nın bir şapelini süsleyen Maometto all inferno (Muhammed Cehennem de) adlı fresk 11 Eylül den sonra sorun oluyor ve El- Kaide tarafından bazilika bombalanma tehdidi altında kalıyor. Hatta iki terörist kilisede yakalanıyor. 15. yüzyılda yapılan bir freski 600 yüzyıl sonra yok etmeye yeltenmek neden? Bologna da halkla yapılan röportajları izledim. Avrupa nın ilk üniversitesinin bulunduğu bu akademik ve dini gelenekten kısmen uzak şehirde bile halkın kilisesi söz konusu olduğunda zaman din çevresinde toplandığı gördüm. Batı toplumlarının bir İslam fobisinden bahsetmek mümkün mü? Bu fobinin ne kadarı çeşitli siyasi ve ekonomik çıkar çevrelerinin bir manivelası olarak kurgulanmaktadır? Terörle birlikte tüm Müslümanlar saldırgan insanlar damgası yediler. Bu da yüzyıllardır yerleşmiş olan olumsuz imgeyi cilalamış oldu. Şiddet devam ediyor. Daha birkaç gün önce Afganistan da dans ettiği için Taliban tarafından öldürülen 17 sivilin haberi yayıldı. Bu medeniyet dışı görüntüyü kullanan güçler kendilerine saldırı hakkı yaratıyorlar. Bu da kısır döngüyü besliyor.

14 14 Aydınlık KİTAP Ölüme götüren yazılar antolojisi Sabahattin Ali, Abdi pekçi, lhan Darendelio lu, Sami Ba aran, Kamil Ba aran, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, U ur Mumcu, Ahmet Taner K lal, Hrant Dink cinayetlerine büyütecini tutan Nuri Kay, ad geçen gazeteci-yazarlar n hangi yaz lar ve kitaplar nedeniyle hedef seçildi ini belirlemeye çal yor, deyim yerindeyse yaz lar ve kitaplar üzerinde otopsi yap yor EMEL TELCİ Günlük yaşıyor, siyasi aktörlerin ortaya attığı eften püften konuları ciddi ülke sorunlarıymış gibi günlerce tartışıyoruz. Toplumsal hafızamız adeta alzheimera yakalanmış gibi. Yakın geçmişte yaşananlar bile çok çabuk unutuluyor. İşte böyle bir ortamda eski RTÜK Başkanı Nuri Kayış ın Tanyeri Yayınları arasında çıkan Ölüme Götüren Yazılar kitabı büyük önem taşıyor, bizi hiç unutmamamız gereken olaylarla, suikastlerle yüzleştiriyor. Sabahattin Ali, Abdi İpekçi, İlhan Darendelioğlu, Sami Başaran, Kamil Başaran, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink cinayetlerine büyütecini tutan Nuri Kayış, adı geçen gazeteci-yazarların hangi yazıları ve kitapları nedeniyle hedef seçildiğini belirlemeye çalışıyor, deyim yerindeyse yazılar ve kitaplar üzerinde otopsi yapıyor. Kitabı Ölüme Götüren Yazılar Antolojisi diye nitelendirmek de mümkün. ÖLÜM GEL RKEN Kitapta yeralan bilgilere göre, Sabahattin Ali, Markopaşa ve Malumpaşa gibi mizah gazetelerine yazdığı yazıların iktidarı rahatsız etmesi yüzünden hedef seçildi. Cinayetin ardında derin güçler vardı. Abdi İpekçi, Milliyet gazetesinin Genel Yayın Müdürü ve başyazarıydı. Ülke sorunlarına sağduyuyla yaklaşıyor, siyasi liderlerin anarşi ve ekonomik sorunlar karşısında uzlaşmasını öneriyordu. İlhan Darendelioğlu, kitapları ve gazete yazılarıyla ülkücü diye tanımlanan sağ görüşlü gençleri derinden etkilemişti. Komünizmin Türkiye için büyük tehlike olduğunu savunuyordu. 12 Eylül askeri darbesi öncesinde faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Gazete isimli gazetenin muhabiri Sami Başaran, hakkında yayımlanan magazin haberlerine kızan bir aşiret reisinin hedefi oldu. Yine aynı gazetenin yazarı Kamil Başaran, zabıta denetimiyle ilgili bir haberde adı geçen bir restoran sahibinin tabancasından çıkan kurşunlarla yaşama veda etti. Çetin Emeç, Atatürkçü ve laik çizgide sert yazılar kaleme alıyordu. Öldürülmesinde bu kimliğinin yanı sıra ülkeyi karıştırmak isteyen derin güçlerin arzuları rol oynadı. Turan Dursun, dini eğitim aldı, yıllarca müftü ve müftü yardımcısı olarak çalıştı. Daha sonra ateist bir anlayışa yöneldi, dini inançları sorgulayan yazılar kaleme aldı. Cinayete kurban gitmesi Tahran Radyosu nca Türkiye nin Salman Rüşdi si öldürüldü diye duyuruldu. Musa Anter, Kürt kökenli bir gazeteci-yazardı. Kürt milliyetçiliğinin fikir babalarından biri olarak kabul ediliyordu. Yazılarında Kürt sorununu çeşitli boyutlarıyla inceliyor, devletin Kürt politikasını sert bir üslupla eleştiriyordu. Uğur Mumcu, yolsuzlukların üstüne korkusuzca gidiyor, bu arada, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının terörle bağlantısı, radikal dinci örgütlerin faaliyetleri gibi konulara eğiliyordu. Son yazılarından birinde, Kürt milliyetçileriyle istihbarat ajanları arasındaki bağa ışık tutacak belgeler açıklayacağını belirtmişti. Ahmet Taner Kışlalı da Atatürkçü ve laik kimliğiyle tanınıyor, yazıları ve kitaplarının yanı sıra verdiği dersler ve konferanslarla da geniş kitlelere ulaşıyordu. Türbanla ilgili bir yazısının ardından radikal dinci bir gazetede eleştirilmiş, fotoğrafının üstüne çarpı işareti atılmıştı. Hrant Dink, Ermeni kökenliydi. Ermeni cemaatine hitap eden Agos gazetesinin yönetici ve yazarlarından biriydi. Agos ta yer alan Sabiha Hatun un Sırrı haberi ile, yine aynı gazetede yayımlanan yazı dizisinde geçen bir cümlenin yanlış anlaşılması yüzünden bazı çevrelerce hedef seçildi ve gazetesinin önünde vuruldu. (Nuri Kayış, Ölüme Götüren Yazılar, Tanyeri Yayınları, 272 s.)

15 Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 15 Yazın hayatım Atatürk devrimlerini budayanlara karşı mücadeleyle geçti Elli y l içinde yay mlanan yaz lar m, Atatürk ün ba latt Ayd nlanma Devrimi ni budayan ve Türkiye yi yeniden emperyalist güçlere teslim etmeye yeltenen yerli i birlikçilere kar ele tirilerime ay rd m. DENİZ TOPRAK Malatya da çıkardığı Sebat adlı gazeteyle yazarlık hayatına merhaba diyen ve yazarlıkta ellinci yılı geride bırakan Lütfi Kaleli nin bugüne dek Aydınlık ve Cumhuriyet başta olmak üzere birçok yerde yayınlanmış makaleleri Yazarlıkta 50. Yıl adıyla ve Berfin Yayınları etiketiyle kitaplaştırıldı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli nin yakılması sırasında Aziz Nesin i itfaiye merdiveninden indirerek kurtaran yazar olarak da bilinen Lütfi Kaleli yle başta yazın hayatı olmak üzere, geçmişe ve günümüze dair olayları konuştuk. Yazarlık hayatınızda ellinci yılınız ve bu aynı zamanda yeni kitabınızın da adı. Alışılagelmiş bir soruyla sohbetimize başlayacak olursak bu elli yıllık süreci bize biraz anlatabilir misiniz? 1961 yılında Malatya da Sebat adlı küçük bir matbaa açtım ve 9 Nisan 1962 tarihinde Sebat adlı günlük gazete çıkararak yazmaya başladım. Bu süreçte Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlerle tanıştım ve onlardan çok şey öğrendim. Hatta hiç unutmam Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) 4 günlük iş bırakma eylemi düzenlemiş ben de onlara yazılarımla destek olmuştum. Bu duruşumdan sonra benim hayat okulu öğretmenlerim: Kalemin hiç eğilip bükülmesin, her zaman dik dursun! diyerek bana bir kalemi ödül olarak verdiler. Aldığım bu ilk ödülle büyük onur ve gurur duydum. Tabi bu duruşun bir bedeli oldu ve yazılarımdan dolayı birçok sorgulama, soruşturma yaşadım, gözaltına alındım ama asla geri adım atmadım. Mayıs 1971 sabahı gözaltına alınıp Diyarbakır Sıkıyönetim emrine gönderildim. Suçsuzduk, çünkü devrimci gençler İstanbul da İsrail Başkonsolosu Elmor u kaçırıp öldürmüşler, bizleri de onların suç ortağı yapmışlardı. Sonrasında suçsuz olduğum anlaşılınca serbest bırakıldım. Sonra İstanbul a geldim. Diyarbakır sıkıyönetim tarafından serbest bırakıldım ama hakkımda soruşturmalar devam ediyordu. Tekrar tutuklanmamak için İstanbul daki yeğenimin yanına geldim. Sonra ortamın geriliminin soğumuş olduğunu düşünerek ev hapsinden çıktım. Cağaloğlu nda tanıdığım bir matbaa yedek parçası satıcısı vardı. Bana, Kaleli burada iki Ermeni ortak sahip olduğu matbaayı satılığa çıkarttı, gel bir görüş dedi ve ben de hemen yanına gittim. Paranın bir kısmını peşin bir kısmını taksite bağlayıp aldım ve böylece matbaacılık işlerim başlamış oldu. İstanbul bilmediğim bir şehir, yaşam koşulları ev kirası geçim derdi Satın aldığım matbaa kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdi. Cağaloğlu nda işin ehli bir tanıdık bana İhaleleri takip edeceksin anca böyle ayakta kalırsın dedi. Ben de çok düşük kârla girdiğim ihaleleri kazanıp ayakta kalabildim. Hakkımda devam eden soruşturmalar İstanbul a kadar dayanmış, 8 yıldır sahibi olduğum sarı basın kartımı Malatya da değilim diye elimden almıştılar. Bir nevi cezalandırmaydı yani. ZAL ME BOYUN E ENLERDEN OLMADIK Yazdığınız siyasi yazılardan dolayı baskı gördünüz, tehditler aldınız. Kitabınızdaki yazılarda da bunların birçok örneğine rastlıyoruz. Şu an Alevilerce kutsal sayılan Muharrem ayını geride bıraktık lı yıllarda Muharrem ayına ilişkin bir yazı yazmıştım. Yazıda Hz. Muhammed in sevgili torunu Hz. Hüseyin i Kerbela da şehit eden Yezid e lanet okumuştum. Hemen akabinde Allahsız Lüto diye bir bildiri yayınlandı. Ölüm tehditleri aldım. Neyse ki o dönemin valisi beni korumaya aldı ve istenmeyen bir durum yaşanmadı. Tabi mesele can ve mal korkusu değil. Biz Hz. Hüseyin gibi, Pir Sultan Abdal gibi zalime boyun eğenlerden olmadık. Her zaman dönen dönsün ben dönmezem yolumdan dedik ve boyun eğip sinmedik. 28 Şubat 2002 günü Avukat Cemal Yücel in yönettiği Anadolu nun Sesi Radyosu ndaki Hukuka Bakış programında yaptığım konuşmamda, Aleviliğin resmen tanınmasını istememden dolayı RTÜK Bölücülük yaptığım gerekçesiyle hakkımda dava açtı ve radyoya 180 gün kapatma cezası verdi. İtiraz ettik ve Ankara 4. İdari Mahkemesi nin oy birliğiyle vermiş olduğu kararla aklandık ve radyo yayınını sürdürdü. Son bir örnek verecek olursam; Din Tacirleri adlı romanımda da Fethullah Gülen i eleştirdim diye yargılanmıştım. Romanda Gülen in bir sözünü aynen yazdım. Sözü söyleyene bir şey yok ama kullanınca bölücü oluyorsun. Bunlar sadece birkaç örnek. Kitaptaki yazılarımda daha ne durumlar yaşadığımı göreceksiniz. AYDINLIK BEN M Ç N HAYAT OKULU G B YD Öte yandan toplumun belleğine Sivas katliamında Aziz Nesin i kurtaran yazar olarak geçtiniz. Biraz da buna değinir misiniz? Evet, bana ders olan bir olay var. Ben Sivas katliamında Aziz Nesin i kurtaran yazar olarak tarihteki yere geçtim. O zamanlar Aziz Nesin Aydınlık ta başyazardı ve bana da Aydınlık ta yazar mısın? dedi. Bu vesileyle Aydınlık ta yazdım ve yazılarım her hafta yayımlandı. Birkaç kez de gazete binasına gittim. Normalde yazıları yazar faksla gönderirdim. Gazete binasında Doğu Perinçek ile tanıştım. Hatta bir gün unutmam öğle yemeğinde Doğu Perinçek, Aziz Nesin gibi tepsisini aldı sıraya girdi. Önde onca genç muhabir varken Perinçek e öncelik tanınmadı. Bu durum çok hoşuma gitti. Bu nefsini köreltmektir; Ben de sizde biriyim, ben de emekçiyim, farkımız yok demektir. Ben de bundan çok etkilendim. Bu basit görünen ama çok büyük olan davranışı gittiğim her yerde uyguluyorum. Aydınlık gazetesi benim için hayat okulu gibiydi. Lütfi Kaleli SADECE YAZARLIK HAYATIMI SUNMADIM, ÜLKEN N ÖZET N ÇIKARDIM Beş bin dolayında makaleniz yayımladı, fakat kitapta hepsine yer vermediniz. Kitap için derlediğiniz makaleleri neye göre eleyip bu kitabı oluşturdunuz? Malatya dayken siyasi yazılar yazıyordum. İstanbul a gelince öykü, roman ve araştırma kitapları yazmaya başladım. 5 bin dolayında makalem ve 35 kitabım yayınlandı. Elli yıl içinde yayınlanan yazılarımı gözden geçirince gördüm ki, bunların büyük bölümünü Atatürk ün başlattığı Aydınlanma Devrimi ni budayan ve Türkiye yi yeniden emperyalist güçlere teslim etmeye yeltenen yerli işbirlikçilere karşı eleştirilerime ayırmışım. Kitaba dönecek olursak, kitabı geçmiş makalelerimden derleyerek oluştururken bir ölçütüm vardı; her dönemden birkaç makaleyi alıp dün ile bugünü iyi mukayese etmek. Geçmişte bunlar olmuştu ama şimdi benzerleri de oluyor diyebilmek için. Bu kitapla sadece 50 yıllık yazarlık hayatımı sunmadım, ülkenin özetini çıkardım. ATATÜRK ÜN PART S ATATÜRK LKELER NE SAH P ÇIKMALI! Yazın hayatınızda birçok siyasi olaylara tanıklık ettiniz. Peki, günümüzün siyasi ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüz siyasi koşulları; basını susturmak, orduyu susturmak, devlet içindeki kadroların elvermesiyle üniversiteleri ele geçirmek Çok ilginçtir ki CHP en son İzmir de çarşaflı bir kadına rozet takıp toplumu kucaklıyoruz diye gövde gösterisi yaptı. Aynısını İstanbul da da yapmışlardı. Sonrasında çarşaflı kadın rozeti kaldırdı attı. Siz Atatürk ün kurduğu bir partide Atatürk ilkeleriyle alakası olmayan kişileri oy için partiye çekmeye çalışırsanız her şeyden önce ilkenizi kaybedersiniz. Aynı durum Dersim olayında da Şeyh Sait isyanında da geçerli Atatürk ün kurduğu parti Atatürk e karşı saldırıları bertaraf edemiyor çünkü ilkeli davranmıyor. Ana muhalefetin durumu bu, ya iktidarın durumu? O da Muaviye siyaseti yapıyor. Son olarak neler söylemek istersiniz? Kitabı oluşturup geriye yaslanmak yok tabi. Gelecek sene için de yeni bir kitap projem var. Adı Cennette Yaşamak olacak. Roman türünde ve ağalık-şeyhliğin yanı sıra onlara oy almak için yanaşan siyasetçilerin kişiliklerini de yansıtan bir kitap olacak. Aç kalan, cahil bırakılan insanların dini duygularının nasıl sömürüldüğünü anlatacak. Son olarak Türkiye nin aydın genç beyinlere, yüreklere ihtiyacı var. Ben tüm gençlerden özür diliyorum. Ülkenin bu hale gelmesini önleyemedim, fakat bir yazar olarak hep yazdım, üstüme düşen görevleri yaptım. Günümüz gençliği bizim beceremediğimizi becerip ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacaklar ve bizi utandıracaklardır. Buna tüm yüreğimle inanıyorum. (Lütfi Kaleli, Yazarlıkta 50. Yıl, Berfin Yayınları, 293 s.)

16 16 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP Yolun yarısındaki veda: Gülle Büyüyordu Ad kitab nda airimiz bütün ruhu ve bedeniyle, birikimi ve içtenli iyle art k halk denizi ndedir. Halk denizinde olmak her air gibi onu da kendine getirmi tir. Art k i leyen bir vicdan ve bu vicdan n olmazsa olmaz sorumluluklar vard r CAFER YILDIRIM Ali Rıza Ertan Kendi şiirini çözümleme cesaretini göstermiş şairlerdendir o. Herkesin kendisini Nazım, Neruda, Eluard zannettiği bir dönem için demiyorum, bütün dönemler için de onun kendi şiirine yaklaşımı ve çözümlemeleri estetik bir uyarı niteliğine sahiptir. Şiirimizin bir gün varacağı durakta bulurum kendimi; imgecitoplumcu durakta. İmgeci ama kapalı-çağrışımcı değil; toplumcu ama şematik-slogancı değil. Az yazmanın getirdiği az yayımlama, yayımlama yolunun kısıtlı olmasıyla da kitleyle bağ kurma güçlüklerini taşır şiirim yılında söyledikleriyle şiirimizin imge yoğunluklu bugünkü yapısını öngörebildiğini söyleyebiliriz Ali Rıza Ertan ın. Ayrıca yayımlama yolunun kısıtlılığına işaret etmesi bugünün bütün şairlerimizin yegâne meselesi değil midir? MARJ NALL KTEN TOPLUMSALCILI A Yüksek sesli şiirlerin söylendiği 1970 li yılların uğultulu atmosferinde, bir kıyıda, bir başka şiirin peşine düştüğünü, genel eğilimin dışında kendi kozasını örme çabası içinde olduğunu anlıyoruz sözlerinden. Hedefini belirlemiş bir şairdir o ve ulaşmak istediği şiir durağı da bellidir. Kitleyle bağ kurma güçlükleri çeken bir şiirden yana olmasını sanat derecesi yüksek bir şiir kurma isteği olarak anlıyorum. Bu nedenle olmalı az yazmıştır ve 1979 yılında otuz beş yaşında öldüğünde basılmış dört kitabı bulunmaktadır. Sonuç olarak az yazmanın, titizlikle yazmanın damıtılmışlıklarıdır ondan bize kalanlar. Sözcükleri iyice içine sindirdikten, onlarla güçlü bir sevgi ilişkisi yaşadıktan sonra şiirine dâhil ettiğini ilk şiirinden son şiirine dek kesintisiz süren özenli ve ölçülü anlatımından çıkarabiliyoruz. Bu özenli anlatım, minik ironilerle, mizahi kıpırdanışlarla nefeslendirilip renklendiriliyor. Tam da burada bir ayraç açmak isterim: Şairimiz büyük bir içtenlikle ilk şiirlerini değerlendirme lütfunda bulunmuştur: Tadı adlı ilk betiğimde deformasyon, ironi ve kara mizaha yaslanık yarı toplumcu yarı bireyci şiirler verdiğimi sanıyorum. Tam da burada şunu söylemek isterim: Ben Ali Rıza da kara mizaha hiç rastlamadım. Şairimiz bu belirlemeyi ya kendisini yüceltmek için yapıyor ya da gelebilecek olası eleştirileri baştan göğüslemek istiyor ve tabii ki bunlar değilse şiirinin öyle olmasını istediği için şiirine böylesi bir vasıf yüklüyor. Ali Rıza Ertan ın 1971 de yayımlanan Tadı nın bir arayış ürünü olduğunu biliyoruz, bunun kendisi de farkındadır. Genel anlamda toplumsal bir yönelişle çerçevelenmiş olsa da Tadı, aykırı söyleyişlerin yoğunluğu, mantıksal çelişkilerin hoyratça sunulması, imge adına üretilmiş marjinalliklere yaslanması bakımından toplumcu şiir felsefesinden hayli uzaktır. Bir örnek: bay mandan hoş geldiniz viskiyle mi yıkadınız ellerinizi şimdi bir şapka giyin varsın ılısın telefon bu ne şam ne paspas ne filistin oturun oturduğuz yerde tütünleri eskitin tanrı zeus u kızdırmayın taş olursunuz biraz kireç sıktı beni bu noktalar virgüller hepsi everest tepesinde siyatikten hiç anlamam parde süyse akşam gazetesine (Çarliston) İkinci Yeni nin oldukça basmakalıp ve o oranda uç örneklerini anımsatan bu tarz şiirlerin çokça bulunduğu Tadı dan sonra EskiYeni (1972) de Ali Rıza Ertan ın dilinin gündelik dile daha bir yaklaştığını görüyoruz. Konuştuğumuz Türkçeyi onda bulmaya başlıyoruz. Mantık silsilesi de yerli yerine oturuyor. Şairimiz, sözcüklerin dizim sırasını bozarak, aykırı bağdaştırmalara başvurarak şiir yazma anlayışını geride bırakmış görünüyor. Belirlemelerimize Ayrılık Zamanı adlı şiiri güzel bir örnek teşkil etmektedir: Birkaç gün önceden Çöker içimize acısı, Bavullar geceden hazırlanır, Yollukları hiç sevmem Yola gitmeyi ansıtırlar diye Oysa daha hora geçer Hareketten birkaç dakika önce verilen Bir hediye. Kimi gözyaşı döker, Kimi buruk bir tebessüm asar iki dudağına Albümlere de sığmayan bir anı dır Ayrılık Zamanı. Eski Yeni de görüldüğü gibi Ali Rıza Ertan ın dilinin gündelik dile daha bir yaklaştığı aşikârdır. Anlam alanındaki belirginleşmenin de altını çizebiliriz. En önemli gelişme ise mantık düzlemindeki asl a dönüştür. İmgelerin okur tarafından da karşılığı kavranabilir bir algı üzerinden üretilmiş olması Ali Rıza Ertan ın toplumcu gerçekçi şiirin değişmez değerlerine yaklaşması bakımından çok önemli ve kat edilmiş bir mesafedir. HALK DEN Z NE VARAN A R Bütün bu atılımların, ileri gidişlerin, yönelişlerin ve çabanın ve samimiyetin sonuçlarını ise 1976 yılında alıyoruz yılında yayımlanan ve adı Gülle Büyüyordu Adı olan kitabında şairimiz bütün ruhu ve bedeniyle, birikimi ve içtenliğiyle artık halk denizi ndedir. Halk denizinde olmak her şair gibi onu da kendine getirmiştir. Artık işleyen bir vicdanı ve bu vicdanın olmazsa olmaz sorumlulukları vardır. Sesini, oradan doğru yükseltir. Sesi gerçekten yükseltilmesi gereken yerden yükselen bir sestir ve aynı zamanda tam yerindedir. Olabildiğince de güzeldir: Acıyı karşıla, göğü konuş Parklarda dolaşma, sabırlı ol Sakalların uzasın varsın Kavgada yerin var senin, hoşnut ol Gülü hazırla, dikeni kov Ve direncin kardeşi ol Konuş dikili ağaç üstüne Kavgada yerin var senin, hoşnut ol Üzüntün boşuna dememiş miydiler sana Gezginci dostların, kır çiçekleri Unutma sözünü, ününü topla Sesin var senin kavgada. Ali Rıza Ertan ın bu yapıtının hem içerik kurgusu hem biçimsel düzenleme açısından toplumcu gerçekçi şiir birikimine çok önemli bir katkı olduğuna ben daima inanmışımdır. Ayrıca onun otuz beşini aşan bir şair olabilseydi eğer bize yepyeni zenginlikler sunacağına, en azından sunma çabasını sürdüreceğine de aynı içtenlikle inanıyorum. Hayatın adil olmadığını biliyoruz. Fakat talihsizlik de mi buna dâhildir? KU KU G RD ARAMIZA Halsizlik, baş dönmesi, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü şikâyetiyle hastaneye yatıyor Ali Rıza Ertan. Bütün tetkikleri iyiyken iki günün sonunda grafikler hayattan yana sonuçlar iletmekte çekinir hâle geliyor. Hastamız fenalaşıyor ve solunum güçlüğü sonucu ölüm gerçekleşiyor. Sadece iki gün içinde, Ali Rıza Ertan, ev yapımı bir konservenin kurbanı oluyor. Doktorlar botilismus teşhisi koyuyor. Bizim anladığımız dilde bu gıda zehirlenmesi anlamına geliyor. Ölümüyle ilgili bir kuşkumuz yok. Belki de ender kuşkusuz hâllerimizdendir bu. Oysa o, 1978 yılında yayımlanmış yapıtında Kuşku Girdi Aramıza diyor. Bu yapıttaki şiirlerinin yorumunu tabii ki okurlarına bırakıyorum. Ama eserin adı benim için güncel bir metafora denk düşüyor. Bu metafor işçi sınıfı ile burjuvaziyi, ulusal güçlerle karşı güçler, devrimcilerle karşıdevrimcileri ifade ediyor. Türkiye nin gerçek siyasal manzarasını gözlerimiz önüne seriyor. Böylesi bir anımsanmanın tabii ki her şaire nasip olmasını isterim. Kuşku Girdi Aramıza eserinin adı benim için güncel bir metafora denk düşüyor. Bu metafor işçi sınıfı ile burjuvaziyi, ulusal güçlerle karşı güçler, devrimcilerle karşıdevrimcileri ifade ediyor. Türkiye nin gerçek siyasal manzarasını gözlerimiz önüne seriyor

17 ARAKABLO Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 17 SEYY T NEZ R Tanpınar: Hakiki realizm, teferruat saymak değildir Ülkemizde Bat n n yüzy llard r süregelen yok edici bask s n köklü biçimde duyan sol, varolu kavgas n hep ivedi yöneli lerle sürdürmek zorunda kal yor, derinlikli ve ku at c birikim olu turmaya giri emeden siyasal giri imlere s k yor Ahmet Oktay Yahya Kemal Ahmet Oktay, daha sonra hangi kitabında yer aldığını şu an bilemediğim Cumhuriyet Dönemi Üzerine Bir Deneme yazısını (Yeni Dergi, S: 78, Mart 1971), Marx ın Dante den andığı şu sözlerle bitiriyordu: Segui il tuo corso, e lascia dir le genti / Yolundan şaşma, onlar ne derlerse desinler. O sıralar, Doğu - Batı çatışması temelinde Osmanlı yı ve Cumhuriyet i köklü biçimde yeniden tartışan Kemal Tahir, ulusal devrimci kültür tartışmalarına da ivme katmıştı. Nitekim Oktay, bugün de önemini koruyan ve 3-4 formalık kitap oylumundaki bu incelemesinde bir yandan Osmanlı dan günümüze edebiyatı biçimlendiren temel i sergiliyor, bir yandan da bu temel üzerinde yükselen edebiyatın ve geçmişin değerleri nin deyim yerindeyse alüvyonlarında ulusal devrimci kültürün ortaya çıkma koşullarını Marx, Lenin ve Mao ya göndermelerle belirlemeye çalışıyordu: Bir edebiyat geçmişin değerlerine dönmek, onları diriltmekle ulusal olmaz.... geçmişin değerlerini ulusallık adına benimsemek, bize doğru bir tutum gibi gelmiyor.... [bu] değerler de, ulusallık da ancak sınıfsal açıdan ortaya konabilir.... Ulusal devrimci kültür, sömürünün iktisadi içeriğine olduğu kadar felsefi ve artistik içeriğine de kesinlikle karşıdır. Sonra sözü, MDD (Millî ulusal Demokratik Devrim) çizgisinin kurucu önderi Mihri Belli ye bırakıyordu: Ulusal devrimci kültür, Türkiye toplumunun geçmişinde sağlam ne varsa, ulusal ve devrimci ne varsa onun mirasçısıdır. Bu kültür, aynı zamanda yabancı kültürlerde sağlam ve devrimci olandan yararlanır. Ve yabancı kültürlerden aldığını kendi ulusal özünde eritir.... aynı zamanda... Bu kültür, çağımızın gerçeğini en başarılı biçimde ifade eden artistik biçimi aramak ve bulmakla yükümlüdür. ( Ayrıca, bkz: Mihri Belli, Yazılar, s. 340, Sol Y., Haziran 1970) Fatih Eğitim Entitüsü nde (Trabzon) siyasal eylemlerden fırsat buldukça bu konuları birçok arkadaşımızla ama en çok da öykü ve eleştiri kitaplarıyla tanınan Fahrettin Demir le tartışırken, De Y. ve Payel in estetik üstüne kitaplarının yanı sıra Nâzım ın Kemal Tahir e Mahpusaneden Mektuplar ını (Bilgi Y. 1968) ve Ahmet Hamdi Tanpınar ın Edebiyat Üzerine Makaleler (MEB Y., Mayıs 1968) kitabını pirinç ayıklamacasına didikliyorduk. Tanpınar ın özellikle, Şark ile Garp Arasında Görülen Esaslı Farklar (s / Cumhuriyet, 6 Eylül 1960) yazısı, o günlerdeki felsefi ve politik yönelimleri çözümlemeye de ışık tutan, son derece özlü bir denemeydi bildiri dense yeri! BÜTÜNSEL B R OLU UMUN E NDE 50 li yıllarda ve yaşlarda (d. 1901), arkadaşlarının çaba ve desteğiyle Fransa ya gitme olanağı bulan Tanpınar ın ikinci gidişi, onun kişiliğinde, ideolojik ve sanatsal ölçütlerinde yeni bir evre başlatır. Bu son derece sağlam ve cesur değerlendirmelerle yüklü yazısında yazar, handiyse Yahya Kemal le birlikte ördüğü kendi geçmişini de tartışmaya açmış, ülkeye ve kendisine yeni bir tarihsel görüngeden yaklaşmanın ilkelerini sağlamıştır. Tanpınar, yere göğe koyamadığı Osmanlı düşünüş ve sanatından, Süleymaniye ve Itri ile Dede Efendi dışında, Batı nın karşısına çıkarılacak güçte sanatsal ve düşünsel yapıt yaratılamadığı gerçeğini keyifli bir acıyla günlüklerinde öne sürüşüne bu yazıda zemin hazırlamıştır. Dahası, ağırlıklarından kurtulurken, 40 yıldır her şeyiyle yüklendiği Yahya Kemal i de sırtından indirivermiştir: Hakiki realizm, teferruat saymak değil, hayatın bütününü görmek ve üzerinde düşünmektir. (s. 382 / Varlık, 15 Temmuz 1961) Hegel ve Marx ı belki de hiç okumamış olmakla birlikte, Tanpınar ın başka düşünürler ve eğilimlerle girdiği ilişkilerin genel bağlamında bile olsa, Batı düşüncesinin evrensel yapısına dalgalarını ve ses tonlarını belirgin biçimde akıtmış olan bu iki düşünürün dünyayı algılama biçimine bulaştığını burada apaçık görüyoruz. Nitekim dönüş sonrası tüm günlük ve yazılarında onu düşüncesindeki aydınlanmacı ve yurtsever çizgilerin daha da koyulaştığı bir yazar kimliğiyle buluyoruz. Çevresinde kimi arkadaşları karşı ve mutazarrır olduğu halde, onun çok açık biçimde 27 Mayıs Devrimi ne yandaş bir tavır izlemesi, politik olduğu kadar, tarihsel ve toplumsal yönden son derece derin saptamalar getirmesi, Cumhuriyet saflarındaki konumunu kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikle pekiştirmiştir. Tanpınar ı, sanatsal ve düşünsel genişleme atılımını politik belirginlikle tamamlayarak ideolojik sıçramanın eşiğine geldiği bir aşamada yitirdik. Ömrünün bu son yıllarında üstünde çok çalıştığı Eşik şiiri de sanki kendindeki bütünsel yeniden oluşmayı ima eder: Hakikat çok uzak, karanlık, derin / Bir dille konuşur, büyük köklerin / Toprakla ezelden karışmış dili! Ne ki Tanpınar ı yadsımasa da benimsemesi, Selahattin Hilav ın çabalarına karşın, sol için hep müşküllerle dolu bir edim olarak kaldı. Bir kere zor bir yazardı Tanpınar; gerek şiirleri ve romanları, gerekse deneme ve edebiyat tarihi yazıları Doğu ve Batı kültürü üstüne birikimli okur istiyordu. Üstelik eşyanın tabiatına ve tarihe dair, mistisizmle materyalizmin arakesitindeki bıçak sırtı konuları işliyordu. Kaldı ki ülkemizde Batı nın yüzyıllardır süregelen yok edici baskısını köklü biçimde duyan sol, varoluş kavgasını hep ivedi yönelişlerle sürdürmek zorunda kalıyor, derinlikli ve kuşatıcı birikim oluşturmaya girişemeden pratik çözümler deniyor, siyasal girişimlere sıkışıyor, Tanpınar la ilişkisini içselleştirecek güç ve zamanı enine boyuna yaratamıyordu. NSAN: DÜ ÜNEN SAZ Sovyetlerin çöktüğü günlerde, muhalif Kagarlitski, Düşünen Sazlık (Metis Y., Mart 1991) kitabının tanıtımı için İstanbul a gelmiş, Kuruçeşme de verdiği konferans sonrasında okurlarının sorularını yanıtlamış, ayrıca 1917 den günümüze Sovyet devleti ve entelektüeller konulu bu yapıtı imzalamıştı. Yazar, kitabının adını, Pascal ın Düşünceler (1670) adlı yapıtındaki şu düşünceden esinlenerek koymuştu: Düşünen saz. Ben değerimi mekânda değil, düşüncelerimin düzeninde aramalıyım.... İnsan bir saz gibidir, doğadaki en güçsüz şey; ama düşünen bir saz. Nurullah Ataç, bir denemesinde, insanın evrendeki konumu üstüne Pascal ın buradaki düşüncesini tartışırken bu saz benzetmesini atlar. Oysa yıllarca önce Tanpınar, İnsan ve Cemiyet başlıklı yazısında (Ülkü, 16 Mart 1944), söze, Diyalektik, insanı tarife çalıştı diye girdikten sonra, insan bir tezatlar mecmuasıdır cümlesinin ardından, bizi bu benzetmeye gönderir: Pascal ın insan hakkında verdiği düşünen saz tarifi, şiirin diliyle söylendiği için bu cinsten tecritlerin en güzeli, belki en mânalısıdır. İnsanoğlunun en kudretli ve gerçekten yaratıcı olduğu tarafıyla en zayıf noktasını, kader karşısındaki aczini birleştirir. Buradaki kader i tarihsel zorunluluk olarak da okuyabilirsiniz. Ama asıl üstünde durulmak gereken nokta, Tanpınar ın 50 yıl önce bu benzetmenin çağdaş diyalektik derinliğini kavramış olduğunu fark etmek için bizim Kagarlitski yi beklemek zorunda kalışımızdır. Gerçekten de, görmek istediğimiz dışındaki şey elimizin altında bile olsa göremiyoruz (mu ne?). TÜYAP ta yazar arkadaşlar arasında konu açıldığında, Tekin Sönmez in 5 yıldır süren küskünlüğümüze aldırmayarak, Tanpınar için büyük bir kurtarma savaşı başlattın. Israrla sürdür, acele etmeden, yığınakta yanlış yapmadan, verileri toparla, yanındayız demesi elbette cesaret verici... Yıllardır masamın üstünden kaldırmayıp sık sık başvurduğum 1908 Devriminin Halk Dinamiği (Kaynak Y.) kitabının yazarı H. Zafer Kars ın mektubu da öyle: Aydınlık Kitap taki yazılarınızı zevkle okuyorum. Son yazılarınızda Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında verdiğiniz bilgiler, ondan yaptığınız alıntılar kendisi hakkında ne büyük bir yanılgı yaşandığını / yaşadığımı göstermesi nedeniyle özellikle övgüye değer. Yazılarınızın Tanpınar ı tartışmaya yer bırakmayacak biçimde gerçek yerine, Cumhuriyet in ve Atatürk ün safına oturtan bir kitapla sonuçlanmasını dilerim. Ama daha anlamlı olanı, uyarıp düzeltmesi (Övgülerdense düzeltmeler elbette çok daha yapıcı): Bu vesileyle 30 Kasım tarihli yazınızdaki bir anlam kaymasına dikkatinizi çekmek istiyorum. Tabiye ıstılahı, köşeli parantez içinde doğallık terimi olarak açıklanmış. Osmanlıca-Türkçe Sözlük te (http://www.osmanlicaturkce.com) tabiye sözcüğünün karşılıkları ise şöyle: 1. Askerleri bir arazide düşmana karşı tam tedbir ve nizam üzere yerleştirme, 2. Muharebe toplarının yeri, istihkâm parçası, 3. Muvaffakiyet için kullanılan vâsıtalar. Tümcenin başındaki ricat (gerileme) sözcüğüne bakıldığında bu karşılıklardan birincisinin daha uygun olduğu sonucuna varılabilir. Ferit Devellioğlu nun sözlüğüne yeniden baktığımda, uyarısının yerinde olduğunu gördüm; Kars a teşekkürü borç biliyorum. Bu arada Tanpınar ın Dergâh taki kitaplarına alınmayan ve Cumhuriyet te çıkan bir yazısını 68 liler Birliği Başkanı Sönmez Targan ın, Ulus taki bir başka yazısını ise Osman Erbil in Ankara dan göndereceği haberini paylaşırım.

18 18 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP YENİ ÇIKANLAR Deniz Kokusu Son Bak ta Sanat Gökyüzü Sinemas Demokrasinin Ötesinde Can Göknil, Can Yay nlar, 88 s. Can Göknil, son derece yalın bir dille, akıllardan hiç çıkmayacak bir ses tonuyla sevginin, barışın, dostluğun değerini fısıldıyor. Yaşamımız, asla görmezden gelinmeyecek güzelliklerle dolu; kavganın, kişisel çıkarların, gürültünün yerini, doğanın dinginliği alabilir. Yeter ki nereye bakacağımızı, nasıl bakacağımızı bilelim. Deniz Kokusu, adıyla bile bu yalın erdemin adresini açıklayan bir öykü kitabı. Kuşkusuz yalnızca okunacak değil, görülecek, duyulacak ve içine çekilecek öyküler bunlar... O gün denizin ruhuyla buluştuk gibi gelmişti bana. Biliyordum zaten eninde sonunda yolumuza çıkacağını, düşündüğüm gibi de oldu. Onu karşımda görünce içimdeki sevgi öylesine büyüdü ki, taşıyamadım, denize aktı. Hani bazen yüreğinize çok sevgi dolarsa içinize sığmayıp taşar ya, işte öyle. Taylan Altu, Yap Kredi Yay nlar, 320 s. Doğadan kopan insana akıl şekil vermeye başladıkça duyular köreliyor. Akıl her şeyi belirler olduğunda bilgi, bilim de uzmanlaşarak bütünselliğini yitiriyor. Uzmanlaşan insan da bütünsel bakış geliştirmekten uzaklaşıyor. Dolayısıyla çoğumuz için biçim içerikten daha önemli bir hale geliyor. Taylan Altuğ, kitabın adına Son Bakışta Sanat demiş. Buradaki Son Bakış, kendi ifadesiyle ilk elde, felsefi estetiğin sanata ve sanat eserlerine bakışını ima ediyor. Yazar, felsefi estetiğin sonda gelen, sonradan gelen bir son-görü olarak, sanatla olan zorunlu bağına, etkileşimine ve karşılıklı bağımlılığına bir telmihte bulunuyor; bir umut arayışının, felsefi estetik çerçevesinde, sanatın bir şeyi ifade ederken aynı zamanda onu gizleyen özelliğinin peşine düşüyor. Onur Caymaz, leti im Yay nevi, 243 s. Çarşıdan geçerken her yerde yalnız olduğunu düşündün. Her yerde. Işıkların gözlerini artık ne kadar ağrıttığını, o kırık gözlüğü yaptırman gerektiğini; nefes alıp verişlerini kontrol etmen, konuşurken boğuluyormuş gibi davranmaman, heyecandan tıkanmaman, soğuk havada ağzından çıkan dumanların arasında kaybolmaman, birine inanman, bir başkası tarafından okşanmış saçın, aynı bedendeki eller tarafından taranmışı hakir göreceğine... Eşyanın fikrine inanman gerekir. Aşk inanmaktır. Söylemiştim. Onur Caymaz, Gökyüzü Sineması ndaki iki uzun öyküsünde birbirine değen, çarpışan hayatları ve hayattan vazgeçmemek için direnen insanları anlatıyor. Caymaz dan tek biletle iki novella... Gilles Dauve, Sel Yay nc l k, Çev: hya Kahraman, 168 s. Demokratikleşme ya da totaliterleşme tek siyasal gündem olunca, muhalefet kadar iktidarlar da eylemlerini kendinden menkul bir demokrasi ilkesi ile açıklıyorlar. Gilles Dauvé ve Karl Nesic ise, demokrasinin yöneten-yönetilen ayrımına ya da tahakküm ilişkilerine karşı çıkmakla, özgürleşmeyle aynı şey olmadığını, dahası siyasal özgürlüğün bu şekilde kutsanmasının, hayrı ve şerri bütünüyle siyasetten bilmenin, aslında insanı yurttaş ve birey olarak ikiye bölen kapitalizmle uzlaşmak ve siyasal iktidarı mutlaklaştırmak olduğunu sergiliyorlar. Böylece, toplumu mevcut haliyle kabullenen solun demokrasi kavramına dört elle sarılmasının ve demokrat kimliğinin açmazlarını ortaya koyuyorlar. Portobello Soka Suriye Tarihi Yar m Dünya Kürtler Arkada md Ruth Rendell, Do an Kitap, Çev: Lale Akal n, 260 s. Ömer shako lu, Kabalc Yay nevi, 422 s. Hiromi Goto, thaki Yay nlar, Çev: Bülent O. Do an, 216 s. Edip Kamran Kuranel Gökkaya, Logos Yay nlar, 112 s. Polisiye-gerilim edebiyatının usta ismi Ruth Rendell dan, insan ruhunun karanlık köşelerine dair bir başyapıt. Batı Londra nın antika dükkânları, sahaflar ve bitpazarlarıyla ünlü sokağı Portobello yu mekân tutan roman, bir sanat galerisi sahibi, bir şizofren ve bir hırsızın öyküleri etrafında şekilleniyor. Ruth Rendell, çok iyi bildiği ve mükemmel tasvir ettiği bir atmosferde, karakterlerini her türlü sınıfsal ilişki ve çelişki içinde resmederken, okuru da çok hareketli, eksantrik bir çarşı nın içine çekiyor. Portobello Sokağı, küçük bir sürprizin ve günlük yaşamdaki sıradışı bir davranışın nasıl gerilimli bir hâl alabileceğini gösteren; tuhaf bir bağımlılık şekli ve aşk üzerine de dikkat çekici vurgularda bulunan, birinci sınıf bir Ruth Rendell romanı. Osmanlı hâkimiyeti altında dört asır ( ) kalan Suriye nin, hareketliliğin en hızlı olduğu 19. yüzyıldaki edebi ve kültürel hayatını inceleyen bu çalışmada; Batılılaşma sancısının bu coğrafyada nasıl yaşandığı, edebi ve kültürel hayata tesir eden amiller, eğitim kurumları, edebi ve kültürel yayınlar ile bu yayınlarda Osmanlılara ve Türklere bakış, ayrıca İstanbul daki edebi ve kültürel hayatın Suriye ye yansımaları ele alınmış ve o dönemin karanlıkta kalan bazı yanlış anlamalarına ışık tutulması amaçlanmıştır. Batılı oryantalistlerin etkisiyle kimi Arap ülkelerinde dillendirilen, Osmanlı döneminde Arap dil, kültür ve edebiyatının durakladığı ve hiçbir aşama kaydetmediği fikrinin arka planı araştırılarak objektif bir şekilde tahlil edilmiştir. Goto nun çılgın ve karanlık dünyasında bir yolculuğa çıkmaya hazır olun... Sevgi dolu ama ihmalkâr bir annenin tek kızı olan Melanie Tamaki çevrede pek rağbet görmeyen bir çocuktur. Fakat bir gün okuldan eve dönüp annesinin ortadan kaybolduğunu fark etmesiyle tüm hayatı değişir: Bay Tutkal adlı pespaye bir yaratık onu Yarım Dünya ya götürmüştür. Böylece Melanie annesini kurtarmak üzere Yarım Dünya ya doğru zorlu ve karanlık bir yolculuğa çıkar. Ödüllü yazar Hiromi Goto dan macera dolu, çarpıcı bir roman... Hayao Miyazaki nin Neil Gaiman ın Coraline nini filme çektiğini hayal edin... Goto nun çılgın ve karanlık dünyasında bir yolculuğa çıkmaya hazır olun... Sıradışı ve unutulmaz bir eser. -Neil Gaiman- Babam, ben daha yedi yaşındayken şark hizmetini yapmak üzere Ağrı Diyadine gönderilmişti. Orada kaldığımız süre içerisinde Kürtlerle olan arkadaşlığım bende unutulmaz anılar bıraktı. Küçük bir çocuk gözüyle dahi olsa onları yakından tanımak ve yaşantılarını görme fırsatım olmuştu. Ta ki 1947 de bir tatbikat sonrası babamın vefatına kadar... Bir asker kızı olarak uzun yıllardır devam eden Türkiyedeki terör olayları, bunun yanı sıra ülkemizde ve dünyada son on yıldır daha da hızlanarak artan siyaset ve sosyal hayattaki kirlenme, beni bir süredir içten içe çok rahatsız ediyordu. Çocukluk ve genç kızlık dönemime ait anılarımla harmanladığım 1962 ye kadar geçen süreç içerisinde kâh iyi, kâh sancılı kısa hikâyemi bulacaksınız bu kitapta.

19 YENİ ÇIKANLAR Aydınlık KİTAP 7 ARALIK 2012 CUMA 19 Yakamoz Av na Ç kmak Gerçekçilik, Yeniden! Devrimin K zlar Devrimci Hukuk Necati Tosuner, Bankas Kültür Yay nlar, 96 s. Yakamoz Avına Çıkmak, Necati Tosuner in yaşamın sanki düşleri andıran ve üstünden zaman geçtikten sonra düş gibi hatırlanan anlarını anlattığı öykülerden oluşuyor. Yazar umudu ve umutsuzluğu anılarla düşler arasındaki gelgite yerleştirirken, öykü türünün sınırlarını genişleten başarılı bir biçim çalışmasını da gerçekleştiriyor. Ve bunca yıl sonra... Hep aradığı o umudu hiç de bulamayacağını bilen, bunu çoktan öğrenmek zorunda kalmış olan bir adam gelecekti bu kıyıya. Umutlanmanın boşa umutlanmakla sonuçlanacağını bilen, yine de umutlanmayı, yeniden.. yeniden umutlanmayı kendine hiç yasaklamamış olan; oysa, umutlara kolayca kapılma yaşını da iyice geride bırakmış olan, bir adam... Y lmaz Onay, Yordam Kitap, 304 s. Gerçekçilik tartışmalarına yeni bir boyut ve canlılık kazandıracak olan bu kitap, Brechtyen estetik in ülkemizdeki ilk ve en önemli temsilcilerinden Yılmaz Onay ın kapsamlı bir incelemesi ve manifestosu. Gerçekçilik in, bir sanatsal akım ya da 19. yüzyıla ait sanatsal bir biçim olarak görülmesine itiraz eden Onay, bu dar kavrama zengin bir içerik kazandırıyor. Yalnızca kendine özgürlükçü bir azınlığın demagoji ve yalanlarla yönettiği günümüz dünyasında gerçekçilik, sanatla yaşamı birleştiren bir üst-kavram, ezilen kitlelerin elinde güçlü bir silah olarak beliriyor. Kitabın güçlü tezleri, H. Pinter, J. Baudrillard, B. Brecht, A. Seghers, G.N. Pospelov, Özdemir İnce ve Nâzım Hikmet gibi yazar ve kuramcılardan geniş alıntılarla destekleniyor Carolyn Cooke, Ayr nt Yay nlar, Çev: Gizem akar, 192 s senesi. Cape Wilde kasabasındaki bir erkekler okuluna, müdürünün bütün itirazlarına rağmen bir kayıt hatası nedeniyle ilk kez bir kız öğrenci kabul edilir: Carol Faust on beş yaşında, siyah, parlak, dik başlı bir kızdır. Peki erkekler okulunda ilk kız olmak nasıl bir şeydir? Carolyn Cooke, genç kızların ve kadınların yaşamları, babası olmayan kızların yaşadığı dipsiz çaresizlik, radikal bir toplumsal değişimin zirvesindeki seçkin bir New England kasabasındaki paternalist iktidarın yarattığı erozyon hakkında son derece zeki ve duygulara hitap eden bir roman yazmış. Devrimin Kızları, tarihin önemli anlarını simgeleyen karakterlerle kurulmuş başarılı olay örgüsüyle dramatik bir toplumsal roman. Vural Sava, Bilgi Yay nevi, 480 s. Azgelişmiş ve yarı sömürge durumuna getirilmiş bir İslam ülkesinde; dünya tarihinde eşine bir daha rastlanamayacak şekilde çağdaşlaşma ve demokratikleşmenin önünü Türk Hukuk Devrimi açmıştır. Laik Türkiye Cumhuriyeti nin çökmesi ve paramparça olmasıyla sonuçlanacağı, aklı başında olan vatandaşlarımızca giderek daha iyi anlaşılan emperyalizm güdümlü Karşı Devrim e dur diyebilmek; Kemalizm in ve Türk Hukuk Devrimi nin geniş kitlelere daha iyi anlatılabilmesi ve benimsetilmesiyle mümkündür. Bu kitap, bu amaca katkıda bulunmak için yazılmıştır. Hukuk konusundaki tartışılmaz bilgi ve bilgeliği, araştırma konusunda sınır tanımaz sabrı ile tanınan Onursal C. Başsavcısı Savaş ın son kitabı. Foto raf n Temel Prensipleri Her eye ve Herkese Kar Lacan Edebiyat m zda Terimler nanc n Mucizesi Özer Kanburo lu, Say Yay nlar, 360 s. Bu kitapta; fotoğrafa başlarken en önemli konu olan doğru fotoğraf malzemesi seçiminden, fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken temel prensiplere kadar birçok konu irdelenmiştir. Bu konular arasında; fotoğraf makinesinin temel ayarlarını doğru yapma, yatay ya da dikey kadrajın kararını verme, alan derinliğini kontrol etme, netliği doğru yere yapma, konuya göre doğru örtücü hızı seçme, objektiflerin perspektife olan etkisini kullanma, flaşı etkili kullanma, mimaride düşeyleri kontrol etme, konu fon ilişkisi oluşturma, altın oranı kontrol etme, ufuk çizgisinin yerini iyi seçme, makro çekimler yapma, kontrastı vurgulama, ritmi yakalama, ters ışık ile etki yaratma ve renk armonisini düzenleme bulunmaktadır. Elisabeth Roudinesco, Metis Yay nlar, Çeviri : Nami Ba er, 128 s. Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden olan psikanalist Jacques Lacan, güncelliğini korumaya ve tartışılmaya devam ediyor. Düşüncelerinin özgürlükçülerden ziyade baskıcıların amaçlarına hizmet ettiğini iddia edenler olduğu gibi, şahsı hakkında da olumlu ve olumsuz birçok mit ortaya atılıyor. Psikanalist ve tarihçi Elisabeth Roudinesco temelsiz iddiaları çürütmek ve bu önemli şahsiyeti gerek insan olarak gerek düşünceleriyle daha iyi tanımamızı sağlamak için söz alıyor. Lacan ın psikanalizi ve felsefesi hakkında yayımlanacak bir dizi kitabın ilki olan Her Şeye ve Herkese Karşı Lacan, tanımak isteyenler için olduğu kadar tanıdığını düşünenler için de iyi bir kaynak: Canlı bir portre ve buna paralel bir analiz. Arslan Tekin, Bo aziçi Yay nlar, 391 s. Edebiyatımızda Terimler in beşinci baskısında; İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı, İslâmî Türk Edebiyatı, Divan Edebiyatı, Tekke Edebiyatı, Tanzimat Dönemi Edebiyatı, Servet-i Fünûn Edebiyatı, Millî Edebiyat, Millî Mücadele Dönemi Edebiyatı, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı ve bu edebiyatlar içinde yer alan akımlar, terimler, kavramlar tek tek anlatılmıştır. Yine dönemleri ve edebiyatın temeli olmuş eserleri de terimler içinde değerlendirilmiştir. Dr. Tekin, terimler in burada genel bir ifade olduğunu, dönemlerden ve eserlerden bahsetmenin, edebiyat tarihinin akışından bahsetmek olduğunu belirtmektedir. Yazarın, Edebiyatımızda İsimler adlı kitabı da bu eserin tamamlayıcısı niteliğindedir. Ay e Siret Akduman, kinci Adam Yay nlar, 140 s. Yazar Ayşe Siret Akduman İnancın Mucizesi adlı kitabını böbreğini bağışlayarak onu hayata bağlayan kardeşine hitaben yazmış. Angina Pectoris bu hasta kalbime konan teşhisti. Hah, bir bu eksikti dedim kendi kendime. Bu bir isyan değil, daha çok neden hep ben? sorusunun cevabını aramaktı. Bir kez daha yeni bir hastalıkla uğraşmak zorunda kalacağım gerçeğiyle karşılaşmıştım. Kendimi yorgun hissediyordum. Zaten hayatım boyunca hep sınanmıştım. Böbrek yetmezliği nedeniyle yorgun düşen yazara kardeşi yeniden can veriyor. Bir mucize sonucu bir böbreği diğerinden küçük olduğu tespit edilen kardeş, uygun olan böbreğini ablasına armağan ediyor. Kitabın geliri Çocuk Böbrek Vakfı na bağışlanacaktır.

20 20 7 ARALIK 2012 CUMA Aydınlık KİTAP ÇOCUK - GENÇ Mektup mail oldu, çocuk aynı çocuk imdiki Çocuklar Hala Harika n n çocuklar gözlemleyici ve sorgulay c gizilgüçleriyle Aziz Nesin in çocuklar. Bu da karanl k bir dönemde tek umut, tek k belki de. T pk Nesin Vakf nda yeti en onca çocu un saçt k gibi. İREM HALIÇ Bu hafta elime Zehra İprişoğlu nun, Aziz Nesin in unutulmaz romanı Şimdiki Çocuklar Harika dan esinlenerek yazdığı Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika adlı kitabı geçti. Bu bahaneyle önce Aziz Nesin in kitabını aldım ve bilmem kaçıncı kez yeniden okudum. Elbette her okuduğumda aynı coşkuyu yaşamıyorum, ilkokulda okuduğumda katıla katıla güldüğümü hatırlıyorum. Artık o kadar güldürmese de -ki bu kitabın değil, okuyucunun kabahati- aynı sıcaklığı, samimiyeti hissetmek, çocukluğumu, ilkokul arkadaşlarımı, öğretmenlerimi anımsamak ve her okuduğumda yeni bir ayrıntıyı fark etmek hoşuma gidiyor. Adam Yayınları'ndan çıkan kitabın kapak resmine hala bakar dururum. Zehra İprişoğlu nun kitabı ise aslında 2006 yılında Toroslu Yayınları tarafından basılmış ilk olarak. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği nin, öğrencilere okumayı sevdirmek, onları edebiyatın değişik türleriyle tanıştırmak, edebiyatla resim sanatını birleştirmek, kitapla çocuk arasında farklı bağlar kurmak ve kurulan bağları kitap okuma eyleminden sonrasına taşımak amacıyla oluşturduğu Yaratıcı Okuma dizisinin kitaplarından biriymiş. Dizideki diğer kitaplar Sevim Ak ın Gökte Biri Var, Seza Kutlar Aksoy un Şişko Patates, Mavisel Yener in Şiir Saldım Gökyüzüne ve Nazan İprişoğlu nun Resimlerle Konuşalım isimli kitapları. Aziz Nesin FARKLI ÇOCUKLAR AYNI SORUNLAR Can Yayınları tarafından yeniden çocuk ve gençlerle buluşturulan bu kitabın çocuk kahramanları Deniz ve Doğan, iki samimi arkadaşlar. Tıpkı Aziz Nesin in Zeynep ile Ahmet i gibi. Doğan başka şehre taşınınca birbirlerinden kopmamak için düzenli olarak elektronik posta yoluyla haberleşme kararı alıyorlar. Elbette e-postadaki düzen, Ahmet le Zeynep in haftalık mektuplarından farklı olarak günübirlik. Deniz ve Doğan ın yazışmaları aslında İstanbul ve Fethiye sakinlerinin topluca yazışmaları. Akdeniz in sevimli kenti Fethiye de yaşayan Doğan ın ailesi kasaba insanının tipik özelliklerini taşıyor. İstanbul un batı yakasında yaşayan Deniz ise kalabalığın ve gürültünün tam ortasında. Dolayısıyla bu yazışmalar aslında mekanların, yaşam biçimlerinin, farklılıkların ve farklı sorunların ipuçlarını veriyor. Çocuklar zaman zaman geleneksel aile yapısıyla modern aile yapısının çekişmelerinin içinde buluyorlar kendilerini. Sonuçta çocuklar da sözü edilen ailelerin bir parçası, yaşadıkları ortama kuşbakışı bakmıyorlar, olayların tam içindeler. Aziz Nesin in 1967 yılında yazdığı Şimdiki Çocuklar Harika, basıldığı dönemde tüm dikkatleri üzerine çekmiş. Çocukları yetişkinlerden üstün tutup, çocukların gözünden ebeveynlerin ve öğretmenlerin hatalarına parmak bastığı için süregelen kurguların dışına çıkmış, üstelik kimi roman yarışmalarında öğretmenleri küçük düşüren ifadeler barındırdığı gerekçesiyle çok önemli yazarlardan oluşan jüriler tarafından elenmiş ya da yasaklanmış. Kitap, dönemin aksayan eğitim sisteminin adeta kaynakçası olduğu için sakıncalı bulunmuş. Zehra İprişoğlu kendi resmi sitesinde kitabı üzerine yazdığı yazıda şöyle diyor: Aziz Nesin in altmışlı yıllarda yazdığı Şimdiki Çocuklar Harika dan bu yana ne değişti, ne değişmedi? Bu soru beni Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika adlı mail romanı yazmaya yönlendirdi. Aradan geçen neredeyse yarım yüzyıllık süre içinde bazı şeyler sürekliğini koruyor, çocuğa pek söz hakkı tanımayan baskıcı okul sistemi ya da ataerkil aile yapılanması ya da kız erkek ayrımcılığı gibi. Teknolojik alanda çok şey değişti ama beyinler değişmedi. Tersine otoriter sistem giderek çığırından çıktı. Bugün şiddet kültürünün içinde yaşıyoruz. Çocuklarımız da bundan paylarını alıyor. Nesin Vakfı nı karalama olayı bunun en son örneği. Ama şu da var ki, Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika nın çocukları gözlemleyici ve sorgulayıcı gizilgüçleriyle Aziz Nesin in çocukları. Bu da karanlık bir dönemde tek umut, tek ışık belki de. Tıpkı Nesin Vakfı nda yetişen onca çocuğun saçtığı ışık gibi. İyi okumalar diliyoruz. (Şimdiki Çocuklar Hâlâ Harika, Zehra İprişoğlu, Can Yayınları, 152 s.) Hödük, Güdük, Bir De B d k, Rap Rap Rap! Sokak hayvanlarının hayatta kalma mücadelesi, unutulmaz bir dayanışma örneği! Hızlı Tosbi, Muhteşem İkili ve Şaşkın Cengâver gibi sevilen çocuk kitaplarının yanı sıra eski Anadolu uygarlıklarını canlandırdığı benzersiz romanlarıyla da tanınan İsmet Bertan, yeni romanında çocukların dikkatini hayvan haklarına çekiyor. Bertan, belgeselci gözlem gücü ve sinematografik diliyle insanları, sokaktaki hayvanların gerçek dünyasına götürüyor. Anlık heveslerle eve alınıp, eskimiş bir süs eşyası gibi sokağa atılan hayvanların yaşam mücadelesini onların gözünden aktaran roman, okurunu sokak hayvanlarının zor koşullarına tanık ediyor. Görünüşleri gibi karakterleri de, sorunları da farklı olan üç hayvanın arkadaşlığını işleyen kitap, ülkemizde endişe uyandıran yasa tasarısının gündeme taşıdığı hayvan haklarının görmezden gelinmesi konusunu ustaca ele alırken, sevgi ve dayanışma üzerine etkileyici bir öykü anlatıyor. Yavru bir köpekken bir ailenin yanına taşınan Hödük'ün ev hayatı uzun sürmez. Sahiplerinin hevesinin kaçmasıyla kendini sokakta bulur. Birçok tehlikeyle dolu sokaklarda başıboş dolaşırken, fino cinsi bir köpek olan Güdük ve yavru kedi Bıdık ile tanışır. Evden atıldığını bir türlü kabul edemeyen Güdük'le, ezildiğini bilmediği annesini arayıp duran Bıdık, Hödük'ün dostluğuna sığınırlar. Ancak, sokağın çetin koşullarında pati patiye veren üçlünün peşine Kara Köpek Çetesi düşmüştür... Bir Anne Dile! Her gün şikâyet ettiğiniz anneniz, bir gün aniden her istediğinizi tam istediğiniz gibi yapan birisine dönüşebilir mi? Bruno boks yapmak istiyor. Ama annesi onun dünyanın en büyük piyanisti olacağına inanmış. Sofia biraz dikkat çekmek istiyor. Ama annesinin işi başından aşkın ve gözü de kardeşi Niklas tan başkasını görmüyor. Emily ise annesinin bitmez tükenmez sakarlıklarından yorulmuş; onun arkasını toplamak yerine biraz kendi çocukluğunu yaşamak istiyor. Bir gün, bu üç çocuk okudukları dergide dünyanın en korkunç annesi yarışmasını görünce, bu yarışmaya başvuruyorlar. Sonra ne mi oluyor? Birkaç gün sonra kapı çalıyor ve her birinin kapısında, Anna Teyze diye biri beliriveriyor. Ve aynı gün, kendi anneleri ortadan kayboluyor. Annelerin yerine geçen Anna Teyzelerin her ne kadar tuhaf davranışları olsa da, çocuklar ne istiyorsa, onu en mükemmel şekilde yapıyorlar. Adeta programlanmış birer robot gibi! Peki annelere ne oluyor? Onlar bir adada. Yarışmaya katılan başka çocukların anneleriyle birlikte, gözden uzak bir yerde, özel bir okulda buluyorlar kendilerini. Ve macera başlıyor!.. La Fontaine den Masallar 17. yüzyılın en tanınmış Fransız şairi La Fontaine in bazı insan karakterlerini hicvetmek amacıyla, kahramanları hayvanlar aracılığıyla kurgulayıp manzum olarak kaleme aldığı mesel fabl lar Hindistan'dan İran, Anadolu ve Avrupa ya yayılmış, bütün dünyaca ünlenmiştir. La Fontaine den Masallar, edebiyatı masalla başlatan dünya şairi Nazım Hikmet in cezaevindeyken Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla ve kendi ifadesiyle Okunduğunda hece vezniyle yazıldığı intibaı uyandıracak (...) hece veznine stilize smet Bertan, Gün Kitapl, 120 s. Sabine Ludwig, leti im Yay nevi, Çev: Tuvana Gülcan, 259 s. Naz m Hikmet Ran, Yap Kredi Yay nlar, 200 s. edilmiş serbest vezinle yaptığı çevirinin söyleyiş biçimindeki yalınlık ve Türkçe lezzetiyle okundukça renklenen, hiç eskimeyecek, evrensel bir kitap.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti SİNOPSİS Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012 de İstanbul da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM DEKO TASARIM Senem ÖZTÜRK / senem.ozturk@alem.com.tr Biliyorum ki dekoratör sözcüğü bugün pek de popüler değil, hatta modası geçmiş bir ifade fakat yine de kendimi dekoratör olarak tanımlamak bana daha

Detaylı

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER

KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER KANATLI KELİMELER UÇUŞAN HİKAYELER Burçin BAŞLILAR Sınıf Öğretmeni burcinbaslilar@terakki.org.tr SUNUM İÇERİĞİ Yaratıcılık Nedir? Neden Yaratıcı Yazma? Yaratıcılığı Engelleyen Faktörler Yaratıcı Yazmaya

Detaylı

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENĐ LĐSESĐ R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 2010 2011 Kız olursa Sarin, erkek olursa Masis Erkek olursa doktor, kız olursa öğretmen KENDĐNĐ TANIMA VE MESLEK SEÇĐMĐ Sevgili veliler,

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI

HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI Prof. Dr. A. Can TUNCAY Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi HUKUKSAL ETİK (LEGAL ETHICS) DERS NOTLARI İstanbul 2013 Yay n No : 2902 Hukuk Dizisi : 1427 1. Baskı - Nisan 2013 İSTANBUL ISBN 978-605 -

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler

11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi. Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler 11.12.2015 Cuma İzmir Basın Gündemi Edebiyattan sinemaya, sinemadan sosyolojiye Türkiye de sosyal bilimler İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Akademik Düşünce Konferansları

Detaylı

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları,

Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Sayın Büyükelçiler, Değerli Kongre üyeleri, Çok değerli dostum Sayın Zügayir ve Brosh, Kıymetli basın mensupları, Ankara Forumunun beşinci toplantısını yaptığımız için çok mutluyum. Toplantıya ev sahipliği

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri KADINLAR ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 14 Haziran 2005, Salı A company of Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef kitleyi geleneksel

Detaylı

Kıymetli Eyüplüler, sevgili çocuklar, genç arkadaşlarım

Kıymetli Eyüplüler, sevgili çocuklar, genç arkadaşlarım Kıymetli Eyüplüler, sevgili çocuklar, genç arkadaşlarım Yaklaşık 1 yıl önce Eyüp e bir vaadimiz vardı. Çocuk, genç her Eyüplü yepyeni eğitim imkânlarına sahip olacak, demiştik. Bugün bu vaadimiz uygulama

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST

ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ESCOBAR: KAYIP CENNET / ESCOBAR: PARADISE LOST ÖZET Oscar lı oyuncu Benicio Del Toro ya tüm dünyada fenomene dönüşen Hunger Games serisinin yıldızı Josh Hutcherson ın eşlik ettiği ESCOBAR: KAYIP CENNET,

Detaylı

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder. Karşınızdaki kişinin ismine bakarak onun hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Bunun için söz konusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek. İsimdeki

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve. Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy

Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve. Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve Türkiye de Çocuk Çalışmaları Konferansı 25.01.2013, ODTÜ Emrah Kırımsoy Türkiye de çocuk, çocuk olmak ve Mitler «Gelecek nesil!» «Bugünün küçüğü yarının büyüğü.» «Çocuklar

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER 1 1789 da gerçekleşen Fransız İhtilali ile hürriyet, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi akımlar yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. İmparatorluklar yıkılmış, meşruti yönetimler kurulmaya başlamıştır.

Detaylı

Pratik ev Fikirleri ve Alışveriş Dergisi

Pratik ev Fikirleri ve Alışveriş Dergisi YAYIN BİLGİLERİ Yayın yılı: Yayın periyodu: Tirajı: Okur Sayısı: 2006 Aylık 4,50 59.738 80.000 PRATİK EV FİKİRLERİ&ALIŞVERİŞ DERGİSİ TL EKİM 2013 Reklamın Görülme Sayısı: 205.000 4.50 TL Yayın Direktörü

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

KOTAN A Personelinden Uğurlama

KOTAN A Personelinden Uğurlama KOTAN A Personelinden Uğurlama Tekirdağ Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü görevinden Ankara Sosyal Güvelik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Başmüfettişliğine atanan Mahmut KOTAN A, kurum yöneticileri ve

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar

MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar MERAKLI KİTAPLAR Kavramlar Bu kitabın sahibi:... Tüm zamanların insanları, bütün dünyada, her zaman içinde yaşadıkları ve barındıkları bir yaşam alanına, bir eve ihtiyaç duymuşlardır. Öncelikle, mimari,

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ BESYO TME-110 TEMEL MÜZİK EĞİTİMİ 1.HAFTA Hayatta müzik gerekli değildir. Çünkü hayatın kendisi müziktir. Müzik ile ilgisi olmayan varlıklar insan değildir. Eğer söz konusu olan

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI 6+1 Analitik Yazma Modeli ile Düşlerimin Peşinde Selda AKTAŞ Nergiz İLİMEN ÇALIŞMANIN AMACI Öğrencilerin sıkıcı, kendini tekrarlayan, monoton yazılar yazmak yerine özgün, akıcı,

Detaylı

'Yaşam, seçimler üzerine kurulu'

'Yaşam, seçimler üzerine kurulu' 'Yaşam, seçimler üzerine kurulu' Yeni yıl için yeni kararlar almak, yeni seçimler yapmak zorunda olanlar, Prof. Dr. Kemal Sayar'ın önerilerini okumadan adım atmasın. Psikiyatr olan Prof. Dr. Kemal Sayar

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen

Sevgi Başman. Resimleyen: Sevgi İçigen SEVGİ BAŞMAN: 1986 da Tokat ta doğdu. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü bitirdi ve ardından İngiltere ye yerleşip üç yıl öğretmenlik yaptı. 2012 yılında Keele Üniversitesi

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar.

Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum. Sevgiler, saygılar. MESLEĞE VEDA From: Güney Dinç Sent: Wednesday, April 16, 2014 1:56 PM To: Subject: [ÇEHAV] Mesleğe Veda Sevgili dostlar. 53 yıldan sonra avukatlığı bırakmak zorunda kaldım. Sizlere son bir anımı sunuyorum.

Detaylı

İçinde Olmaktan Keyif Alacaksınız

İçinde Olmaktan Keyif Alacaksınız YAYIN BİLGİLERİ Yayın yılı: Yayın periyodu: Tirajı: 2004 Okur Sayısı: + BABIES&KIDS Haftalık 13.000 2013 / 40 l NO 486 l 2-8 EKİM 2013 l MİNİKLERE ÖZEL SEZON TRENDLERİ VE STİL ÖNERİLERİ 6.00 TL 30.000

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir?

Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir? Kadınlar Ne İster? Erkekler Ne Verir? BU KİTABI OKUYUN VE İLİŞKİLERİNİZDE GÜÇLÜ, BAŞARILI VE SEVGİ DOLU OLUN İşte size NLP Lideri Mustafa KILINÇ tan sayfalarını peşpeşe çevireceğiniz bir kitap daha. İster

Detaylı

Öz geçmiş, insanın hayatını, kabiliyetini, yeteneğini, iş yapma gücü ve tecrübelerini ortaya koyan bir belgedir. Yani insanın o güne kadar elde

Öz geçmiş, insanın hayatını, kabiliyetini, yeteneğini, iş yapma gücü ve tecrübelerini ortaya koyan bir belgedir. Yani insanın o güne kadar elde ÖZGEÇMİŞ HAZIRLAMA Öz geçmiş, insanın hayatını, kabiliyetini, yeteneğini, iş yapma gücü ve tecrübelerini ortaya koyan bir belgedir. Yani insanın o güne kadar elde ettiği becerilerin özetidir. Özgeçmiş

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

Senenin Son Yenilikleri

Senenin Son Yenilikleri Senenin Son Yenilikleri 000 Genel Bilgiler Bisküviyi Çaya Yatay Bandırın Bilimcilerin böylesi gerçekleri ortaya çıkarması sizce de şahane değil mi? Yazar: Rik Kuiper 150: Psikoloji Başarıya Götüren Aile

Detaylı

Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane

Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane Dünyada yaşanan ekonomik kriz liderlik stillerinde de değişikliğe yol açtı. Hay Group'un liderlik stilleri üzerine yaptığı araştırmaya göre, özellikle

Detaylı

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir.

Yukarıdaki soru, bu yazının meselesini tüm boyutlarıyla içermese de konuyla ilgili karşılaştığım soruların özünü teşkil etmektedir. Evlilik öncesi cinsel ilişki, bir mesele olarak, pek çok insan açısından spesifik bir önem taşımamaktadır. Ancak, konuyla ilgili bana gelen sorular, psikolojik danışma seanslarında karşılaştığım hikâyeler,

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA

ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Zehra İpşiroğlu ŞİMDİKİ ÇOCUKLAR HÂLÂ HARİKA Resimleyen: Gözde Bitir Bu kitabın ilk baskısı ÇYDD için Toroslu Kitaplığı tarafından yapılmıştır. Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Düzelti: Leyla Nebioğlu Kapak

Detaylı

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri

ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri ERKEKLER ve Demografik Büyüklükler Hedef Kitle Tanımlamaları Yaşam Trendleri 21 Ekim 2005 A company of ( Kadınlar dan hatırlatma) Pazarlama yönetimini geliştirmek için ilerleyebileceğimiz alanlar Hedef

Detaylı

APADOKYA. Güzel atlar ülkesi

APADOKYA. Güzel atlar ülkesi K Güzel atlar ülkesi APADOKYA Aslına bakarsanız anlatacağım hikayenin neresinden başlamalıyım inanın bilemiyorum. İçinde tarih olan, mitolojik çağların mistik kokularını çağrıştıran ilginç ve bir o kadar

Detaylı

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Elveda Rumeli Merhaba Rumeli İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa. Hamdi Fırat BÜYÜK* Balkan Savaşları nın 100. yılı anısına Kitap Yayınevi tarafından yayınlanan Elveda Rumeli Merhaba

Detaylı

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ 16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak

Detaylı

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR:

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 SORULAR: PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ 3 EKİM 2012-20 OCAK 2013 6 5 9 4 2 7 3 1 8 SORULAR: 1- Fotoğrafta kaç çocuk var? 2- Çocuklardan kaç tanesi sana doğru bakıyor? 3- Kız çocuğu elinde ne tutuyor? 4- Fotoğrafçı

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süleyman Bulut. Bilmece ŞİPŞAK BİLMECELER DEYİM VE ATASÖZLERİ. 2. basım. Resimleyen: Ferit Avcı Resimleyen: Ferit Avcı Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Bilmece DEYİM VE ATASÖZLERİ 2. basım Süleyman Bulut ŞİPŞAK BİLMECELER 2 DEYİM VE ATASÖZLERİ Resimleyen: Ferit Avcı www.cancocuk.com

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Emre Aköz Yeni Okur-Yazarlar ve Gazetelerin Geleceği ABD li serbest gazeteci Christopher Allbritton õn yaşadõklarõ bize yazõlõ medyanõn (ki bu tabirle esas olarak gazeteleri kastediyorum) geleceği hakkõnda

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Kentliye yollar açıktı. Cad. Uçaksavar Sitesi 3- Güzergâh: Arnavutköy Yeri-Sekbanlar Sk.-Akmerkez- Nisbetiye Cad.- Karakol Sk.

Kentliye yollar açıktı. Cad. Uçaksavar Sitesi 3- Güzergâh: Arnavutköy Yeri-Sekbanlar Sk.-Akmerkez- Nisbetiye Cad.- Karakol Sk. 9 OCAK 2013 Kentliye yollar açıktı Ring seferlerinin güzergahları şöyle: 1-Güzergâh: Şebboy Sk-Faruk Nafiz Çamlıbel Sk.-İzzettin Aksular Cad.-4 Levent Metro/Dönüş-Akağaç Sk.- Ihlamur Sk.-İhsan Hilmi Alantar

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

DAMAR MADENCİLİK A.Ş. Şirketimiz Hakkında

DAMAR MADENCİLİK A.Ş. Şirketimiz Hakkında DAMAR MADENCİLİK A.Ş Şirketimiz Hakkında Hakkımızda Kuruluşundan itibaren şirket odağına "İnsan değerlerini" koyan Damar Madencilik, günümüze kadar iş tecrübesini geliştirerek teknolojiyi yakından takip

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S

Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S Pepee den Önce Pepee den Sonra P.Ö- P.S KİM BU PEPEE? YIL 2007, Bir düşümüz var: Türk çizgi filmi yapmak Bu da düşümüzün rakamsal temeli: Türkiye de milyonlarca çocuk var. Binlerce yıllık anlatı kültürü

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin

SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin SAMSUN BÜYÜKŞEHIR BELEDİYE BAŞKANI YUSUF ZİYA YILMAZ & SAM-DER Avusturyada yaşayan Samsunlular Derneğinin (kısa adı ile SAM-DER in) davetlisi olarak 2010 yılında kurulduğu dönemde Sam-der e geldim ve büyük

Detaylı

İngilizce öğretmenlerinin asenkron eğitimden ürkmeleri

İngilizce öğretmenlerinin asenkron eğitimden ürkmeleri Bu yazının birinci bölümünde sizi hayal kırıklığına uğratmış olabilirim, çünkü okurun bu tür yazılara genellikle kısa yolun kısasını bulmak için baktıklarını biliyorum. Fakat bu konuda verimli ve nispeten

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

NESLİHAN AYDINLIOĞLU EŞİN BİRİKİMLERİM VE BİRİKTİRDİKLERİM

NESLİHAN AYDINLIOĞLU EŞİN BİRİKİMLERİM VE BİRİKTİRDİKLERİM NESLİHAN AYDINLIOĞLU EŞİN BİRİKİMLERİM VE BİRİKTİRDİKLERİM DETAYLARDAKİ ETKİLEŞİMLER Değerli hoca Şeref Akdik in yaktığı ışık ile sanatla tanışan ve lise çağlarında ressam olmaya karar veren Neslihan

Detaylı