Façayı bozmamak : (DAVR.,PSYCH.) : Yüz vermemek, yüz göz olmamak, durumu idare etmek, görmemezlikten gelmek

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Façayı bozmamak : (DAVR.,PSYCH.) : Yüz vermemek, yüz göz olmamak, durumu idare etmek, görmemezlikten gelmek"

Transkript

1 F Facile est inventis addere : (LAT.,SOSY.) <Fa kile est inven tis ade re> : Halen keşfolunmuş şeylere ilave etmek kolaydır = It is easy to add to what had already been invented (İNG.) facile princeps : (LAT.,KOLL.) <faki le prin keps) : şüphesiz birinci gelen = Easily the leader (İNG.) facilis descensus Averno : (LAT.,KOSMO.,DİN) <fa kilis de sensus Averno> : Cehenneme iniş kolaydır = The descent to hell is easy (VERGIL, The Aneid,IV,126 (İNG.) Facta, non verba : (LAT.,KOLL.) <fakta non ver ba> : Yapılan işler, sözler değil; aksiyon, konuşma değil : factotum : (KOLL,İNG.) <fac totum> : Kahya, her işi yapan memur factual : (KOLL.,İNG.) <fak çuıl> : Keyfiyet, nitelik, nitelikleri içeren; factuality : nitelik, gerçek facula : (ASTRO.,İNG.) <fa kula> : Güneş üzerindeki leke (Çoğul):...ler : ulae (lay...) (Yeni Redhouse Lügati) Façayı bozmamak : (DAVR.,PSYCH.) : Yüz vermemek, yüz göz olmamak, durumu idare etmek, görmemezlikten gelmek Ayaklarımın ucuna basarak içeri girdiğimde Rosa Cabarcas bir müşterisini savmakla meşguldü. Beni gerçekten tanımadı mı, yoksa façayı bozmamak için mi öyle göründü bilemiyorum. İşini bitirene kadar bekleme yerindeki bankta oturdum. (G.G. Marquez, Benim Hüzünlü Orospularım, sa:27) Façon de parler : (FR.,DAVR.,KOLL.) <Fa son dö par le> : Konuşma tarzı = Manner of speaking (İNG.) fad : (PSYCH.,İNG.) <fed> : Merak, heves; ileri derecede bir hevesle üzerine düşülen meşgale, eğlence fag : (DAVR.,İNG.) <feg> : Çalışmak, yorulmak, hizmetçi gibi uğraşmak; uşak gibi çalıştırmak; Angarya; okulda büyük öğrenciye hizmet veren çocuk; (COLL.) : Sigara; f. end : kumaşın kötü dokunmuş başı veya sonu; halatın gevşek ucu; işe yaramayan artık şey; f. out : çok yorulmak; be fagged out : bitkin halde olmak; brain f. : beyin yorgunluğu Fahişe, Fahişelik : Orospu, sokak kadını; Bu mesleği icra etme -Ne yapalım? diyordu. Herifin dişlerinin beyaz altın olduğunu babam söylerdi... Ne yapalım? -Pekala ölüyü ne yaptınız? -Ne yapacağız? Su boyuna kadar götürdük. Ayağına bir taş bağladık. Cumburlop!... Ardiye ürününün karşılığı olan beyaz altınları, ölünün ağzından sökenler İstanbul a koştular. Bu parayı meyhanecilere ve fahişelere dağıttılar.

2 (S.F. Abasıyanık, Sarnıç-Beyaz Altın, sa:32) TUTULMA. YANSIMALAR Sessizlik, gizlice gezilen mezbahalarda ve bir yeteneğin iliğinde, bir fahişenin aceleceiliğindebenim için bir yatağa dönüşten açlıkta (P. Auster<d.1947>, duvar yazısı, sa:21) Heinrich Perkoning daha on altısında iken, ilk defa ölmenin güzel olabileceğini düşündü. Aralık ayının puslu bir gününde doğup büyüdüğü büyük kentin sokaklarında dolaşırken, kendisinin de tanıdığı yaşlı bir adamın, genç bir fahişenin peşinden giderek, onun evine girdiğini gördü. İçinde öyle büyük bir acı hissetti ki, ölmek istedi.... Size her şeyi anlayacağınız biçimde açıklamak istiyorum. Ben burada, bu... şeyde bir fahişe olarak çalışmayı insanları kurtarmak için kabul ettim. (H. Böll, Solgun Köpek-Yürek Yarası, sa:9;12) Uzun zamandır bunu bekliyordum, Mösyö! Hiçbir şey saklayamazsınız benden! Soylu bir hanım mı?... Yoksa kibar fahişeler çevresinde tasasız gezerken beklenmedik bir duyguya mı kaptırdınız kendinizi?... Yasemin kokululardan bir hanım mı, taze meyve kokularından mı, keskin kokululardan mı, şark kokularından mı? Söyleyin bana, kuzum! (I. Calvino, Jaguar-Güneş Altında - Ad, Burun, sa:13)... Oran bulvarlarında varlık problemine kimse değinmez, kusursuzluğa giden yolu arayan olmaz. Kanat sesleri, fahişe ve utkun güzellikler, geceyle beraber kaybolan umarsamaz bir müziğin tüm pırıltıları kalır sadece. (A. Camus, Yaz, sa:11-2) Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar, Maria adında bir fahişe varmış. Durun bir dakika. Bir varmış, bir yokmuş, çocuk masallarının başına çok yakışır sahiden de, oysa fahişe yetişkinlere özgü bir sözcük. Bir öykü, böylesi açık bir çelişkiyle nasıl başlatılabilir?... İyi anladınız mı, Mösyö Hart? Tepeden tırnağa, başımdan ayaklarıma, ben bir fahişeyim ve bu benim meziyetim, erdemim! Adam sessizliğini korudu. Kılını bile kıpırdatmadı. Maria, güveninin yerine geldiğini hissetti. (P. Coelho, On Bir Dakika, sa:13;101) SAATÇİ <Petır Petkov a> Hangi yolu tutmalı şimdi, Hatta sokak bile unutmuşken nereye gittiğini! Ölene mi, öldürene mi sormalı? Vurguncuya ya da dilenciye? Hırsıza mı? Fahişeye mi? Bağnaza mı? Kaosun umurunda değil Tamamen körelmiş törel sağgörü. (Blagoy Dimitrov-Ahmet Emin Atasoy; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumburiyet Kitap, ) Couture giyecekler konusunda, Sarılara bürünmüş bu tövbekar Fahişe öylesine şehvetli giyinmişçesine tüm geride bıraktıklarını;

3 (Mark Doty-Gökçen Ezber, Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Bütün bunlar talihin güvenilmez bir fahişe olduğunu gösteriyor; kazandığım her kuruşu tuğla, harç ve toprağa yatıracağım, gece kulüplerine değil. (L. Durrell, Mekan Ruhu, sa:187) Bilirim, bizim manastırlar böyleleriyle doludur. Gencecik ölürler, veremden. O öyle değildi ama. Ben hayatımda hiç bu kadar obur birini görmedim. Bir akşam onu Venedik li iki fahişenin evine de götürdüm, belki bilirsin onlar dünyanın bu en eski sanatını icrada çok ünlüdür. Sabaha karşı saat üçte ben iyice sarhoş olmuştum ve çekip gittim, ama o kaldı, ve birkaç gün sonra rastladığım kızlardan biri hiç bu kadar kuduruk biriyle karşılaşmadığını söyledi. (U. Eco, Baudolino, sa:224) Zaten o gün egemen olan, her şeyi birbirine karıştıran dişi ilkeydi. Ağır havada mistik bir şehvet dolaşmaktaydı. Kutsal koruların diplerinde meşaleler daha şimdiden yanmaya başlamıştı. Geceleyin büyük bir fuhuş alemi yapılacaktı. Sicilya dan üç gemi dolusu fahişe gelmiş, ayrıca çölden gelenler de olmuştu. (G. Flaubert, Salambo, sa:385-6) YERYÜZÜ AFETLERİ sanki devrimler, renkler, görüntüler tersten yansıyordu aynaların gözlerine ve alçak soytarıların başları üzerinde ve fahişelerin arsız yüzlerinde tutuşup yanan bir şemşiye gibi kutsal bir hale ışıldıyordu. (Furuğ-Ferruhzad-< >, yeryüzü ayetleri-yeniden doğuş, sa:79) GECE KUŞLARI <James Lasdun a> Yoksullar kuyruğu iki kez dönüyor çevresinde kafeteryanın Dışarıda, vesikalı fahişeler dolanıyor tatlılıkla Erkek sürüleri içinde, korkularını şakaya vuran. Sokak lambaları donuk bir mercan, yılan başları. (Michael Hoffmann<d.1957>-Nice Damar; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Fakat, artık Dionysalos Manastırı na <Girit te> varıyorduk, despot <öyle tasvir edilen adama verilen sıfat> cevap verecek zamanı bulamadı. İç avluya girer girmez korkuyla durduk. Sanki ağır cezalı olarak korkunç, karanlık bir hapishaneye girmekteydik; etrafta alçak, siyah sütunlar ve onların arasında koyu portakal rengine boyanmış kenerler bütün duvar Apokalips e ait vahşi resimlerle kaplı; Cehennem şeytanları ve ateşler, göğüslerinden iki ırmak halinde kan akan fahişeler, boynuzlu, korkunç ejderler... Kilisenin, insanı cennete sevinerek değil, korkuyla göndermek için korkutma yolundaki bütün o sadist hırsı Karşılayıcı, yani yabancılarla ilgilenen keşiş geldi, resimlere korkuyla baktığımızı gördü. İnce, sarı dudaklarını açtı; bizim iyi giyinmiş iyi bir yaşantı içinde ve tam gençlik çağımızda olduğumuzu gördü, sanki içini bir nefret kapladı; kötü niyetle dudaklarını aralayıp konuştu: -Gözlerinizi iyice açın, suratınızı buruşturmayın: Bakın! Bakın! İnsanın vücudu ateşler, şeytanlar ve fahişelerle doludur; şu gördüğünüz pislikler cehenneme ait değildir, insanın içinin pislikleridir. (N. Kazancakis, El Greco ya Mektuplar, sa:210-11) PAYLAŞIYORUZ YAŞAMIMI SİZİNLE Karar verdim 1955 te taraflı bir şair olmaya Bu öyküyü anlatmamın Budur nedeni Paylaşıyorum yaşamımı Sizinle da Moulin Rouge Uluslararası Oteli nde Son verdi bir fahişe ergenliğime

4 Evet, paylaşıyorum Yaşamımı sizinle. (Mbongeni Khumalo-<d.1976>İlyas Tunç; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Kimiz ki biz? Bilmiyorum ben kim olduğumuzu. Çabuk çıkar üsütünden o fahişe kılığını! Çabuk! Nasıl iğrenç şeyler giydirmiş sana. Takma ruhlardan o. Görmüyor musun? Çıkar çıkar şunları! Annem üstüme atılıp bluzu parçalıyor. (P. Mağden, Biz kimden kaçıyoruz Anne?, sa:61) Eure bölgesinde yerleşmiş iyi bir köylü ailesinden gelen Madam, bu mersleği bir modacı ya da çamaşırcı olurcasına kabullenmişti. Kentlerde fahişeliği oldukça kesin ve katı biçimde onursuzluk sayan önyargı, Normandiya taşrasında bulunmaz. (G. de Maupassant, Madam Tellier nin Evi, sa:33) SOĞUK YERYÜZÜ Aranmasın yarının ilk nefesi duasal gülümsemelerin rahatlığını takınan bu çirkin kuklaların yüzünde ne de sarhoş generallere kukuletalar yapmak için övgülerin solgun baş örtüsünü sallayan fahişelerin bilezikli bileklerinde. (Odia Ofeimun<d.1950>-İlyas Tunç; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Kısır kulakları, zinaya rağmen asla gebe kalmayan satılıkları müzik salonlarından kim dışarı atabilecek? Orada tohumlar saçılmaktadır, onlarsa fahişeler gibi o serpintinin altına girmişlerdir ve tohumla oynaşırlar veya henüz doyuma erişmemiş hırslarıyla yatmaktayken Onan ın (Yahudi yasalarına göre çocuğu olmadan ölen kocanın, miras hakkını sürdürme amacıyla gerekli çocuğun dünyaya gelmesi için kardeşin dul eşiyle ilişkiye girmesi. Mamafih Onan, kardeşinin karısıyla onu gebe bırakmadan ilişkiye girmiştir.) tohumları gibi aralarına düşerler. (R.M. Rilke, Malte Laurids Brigge nin Notları, sa:105) TAŞLARIN DÜŞ GÜCÜNE GELİNCE Kitaplar açıkça belirtir aralarında Himalayalar yoktur, Ne de fahişeler, battaniyeye sarınmaz bunlar ve tek giysileri kabuğundan soyunmak utanmazca, denizden daha denizdirler ve ağlamıştırlar (Gonzalo Rojas<d.1917>-Ayşe Nihal Akbulut; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Bu orta halli, ama mağrur burjuvalar, güzelliği, kendi olanaklarının üzerinde ya da durumlarının altında bulunan bir şey olarak görüyorlardı: Ancak markizler ve fahişelerde bulunabilirdi bu nitelik. Louise kibir küpüydü; aldanma korkusuyla çocuklarında, kocasında ve hatta kendisinde bulunan en belirgin nitelikleri inkar ediyordu. (J.-P. Sartre, Sözcükler, sa:12) Hazreti İsa nın tam sünnet gününe raslayan günde, Dük de Pallino nun sekreteri Andrea Lanfranchi, Kardinal Karafa ya görkemli bir şölen verdi ve boğazına düşkünlüğünün yanı sıra, eğlencenin de eksik kalmaması için, o şölene, soylu Roma nın en güzel, en ünlü ve en zengin fahişelerinden Martuccia yı getirtti. (Stendhal, İtalya Hikayeleri, Cilt:1, sa:114) Kapıyı açıp dışarı çıkmaya yöneldi. Ama eşikte durdu. Avukat Bey, dedi, bu tanıklığa kimse inanmayacak. Öyle mi düşünüyorsunuz? diye sordu avukat. Bir travesti, dedi Firmano, akılhastanesinde yatmış, fahişelikten sabıkası var. Düşünsenize. (A. Tabucchi, Damasceno Monteiro nun Kayıp Başı, sa:212)

5 Ve hayatta hiçbir şey öğrenmemiş bütün yabancı kadınlar gibi, Margarida da, Dio daki Mangue Sokağı na demirledi sonunda. Burada pezevenkliğe kadar varan bütün fahişelik mesleğinin basamaklarını tırmandı. Tam da onun için biçilmiş kaftandı bu iş. İşini iyi biliyordu! Hem pek zorlanmıyordu, hem de bol bol para kazanıyordu. (J.M. de Vasconcelos, Kardeşim Rüzgar Kardeşim deniz, sa:32) Çocukları içinde başparmağını en uzun ve en şiddetli Regina emmişti. Şimdi bir sanatçıyı besliyor, sipariş almayı reddeden bir heykeltraşı. Adam sipariş üzerine çalışmanın kendisi için fahişelikten bir farkı olmayacağını söylüyor. (M. Walser, Aşk zamanı, sa:192) Yalnız buradaki binalar ağaç (ahşap) değildi; çoktandır bina bile değillerdi. Pislikle dolup taşan ara yolların birbirinden ayırdığı tuğla hücrelerdi bunlar. Ara yollar gün boyu çıplak insanlarla dolup taşardı; günboyu West End de icrayı sanat etmiş hırsız, dilenci ve fahişeler gece olunca oluk oluk buraya dönerlerdi. (V. Woolf, Flush, sa:68) 4-Yüzün Nimeti Nimetin tomurcuğu yorgun hicranda Yorgun zerrem o sürünün çobanında Güneş gibi ölen mutluluk beyaz bir günde Doğanı eziyet eder fahişelik eden komşuda Güzellik güzelliği çoğaltır olan onunla Güzel kokan iki sınır iyi açılanda (El Nabiğ El Zabani-Metin Fındıkçı; Şiir Atlası, Cevat Çapan, Cumhuriyet Kitap, ) Onu Yolda Karşılamazsan sana yollanan düşünce, yiter yitmeler içinde, içinde titrek bir ışıkla, aşk olan ışık, karanlığın içinde kara olur hüzünlü köpeklerin kalabalık ülkesi uğursuz köşelerde fahişelik eder, ıskalar aşkın evini, (Dane Zack-Nazmi Ağıl, Cevat Çapan, Şiir Atlası, Cumhuriyet Kitap, ) fai néant : (DAVR.,FR.) <fe nean; kelimesi kelimesine : hiç bir şey yapmayan> : Tembel, aylak, boşta faints : <çoğul olarak kullanılır. Öyle de telaffuz edilir: feynts > (İÇKİ,İNG.) : Viski ya da başka likör yapılırken, en son çıkan hafif ve karışık ispirto fair : (MEK, KOLL.,İNG.) : <fe ir> : Güzel, hoş, zarif, istenir; saf, temiz, pak; okunaklı, açık; dürüst, haklı, doğru, adil, mubah; sarışın, kumral; orta, vasat, şöyle böyle; uygun, elverişli; iyi, açık (hava); uğurlu;/ Fuar, panayır;sergi f. and square : doğru, dürüst; f. ball : Baseball da geçerli top; f. copy : temiz kopya; f. faced : sarışın; f. haired : sarı saçlı; f. minded : makul düşünüşlü; f. play : hatasız, ideal play; f. speeches : nezaketli fakat sıradan sözler; f.way : liman ya da ırmağın seyredilebilen kısmı; serbest geçit; (Golf: çimenli yol); f. weather : açık hava; f.-weather friend : iyi gün dostu; f. wind : uygun rüzgar; all is f. in love and war : aşkta ve savaşta her şey mubah; by f. means : haklı vasıtalarla, şeylerle; the f. sex : kadın cinsi, cinsi latif; fairish : oldukça büyük, iyi; fairly : hak ile, nezaketle, hakkaniyetle, gereği gibi; uygun surette, açıkça; adeta; tamamen; fairness : güzellik, hakkaniyet. (Yeni Redhouse Lügatİ) Faire les yeux doux : (FR.,DAVR.,KOLL.) <fer le z iyö du> : Birine sevgi dolu gözlerle bakmak = To look with love at some one; to make sheep s eyes (İNG.) fairy : (MYTH.,İNG.) <fey ri> : Peri, peri gibi, perilere ait; Çocuk; fairyland : periler diyarı, büyülü yer; fairylike : peri gibi,peri eliyle yapılmış gibi; fairy ring : bazen çayırlarda bulunan ve perilerin raksındandansından hasıl olduğuna inanılan taze yeşil çimen halkası; fairy tale : peri masalı (İbid, sa:376)

6 fait-a-compli : (DAV.; FR.) <fe ta compli> : Emri vaki, olmuş bitmiş iş, fetakompli. faith : (DAV.,DİN, İNG.) <fey t> : İtikat, inanç, iman, emniyet, tevekkül, sadakat, vefa, din; faith! : Allah!, İman!; f. cure : imanla şifa; f. healer : imanla hastalığı iyi eden; f. in God : Allaha iman; bad f. : kötü niyet, bozuk niyet, hıyanet, samimiyetsizlik; break one s f. : birinin itimadını veya imanını sarsmak; good f. : samimiyet, hüsnüniyet; in f. : itimatla; gerçek, hakikaten; keep one s f.: imanını bırakmamak; on my f. : imanım hakkı için: pin one s on or to : birine bel bağlamak, tamamen itimat etmek; the faith : Hakiki din, Hıristiyan dini (Oxford Ansikl.Sözl., Cilt:I, sa:594) Faka basmak; Faka bastırmak : Tuzağa düşmek, aldanmak, aldatılmak; Aldatmak -Herifi o gün Mokroye de ustaca faka bastırmışlar -Öyle ya. Bir daha tekrarladı bunu. Ötekinin berikinin evinde de kaç kere anlatmış (F. Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, Cilt:IV, sa:374) Aşağıdaki pazaryerinde alıcılar ve satıcılar biribirlerini faka bastırmak için pazarlık dolabını çevirirlerken, Çingeneler de onlara karşılık göbek atarak bellerine sardıkları kuşaklarının öndeki düğümünü tribüşon gibi helezonlarla evirip çeviriyorlardı. (Halikarnas Balıkçısı, Ege den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, sa:66) Kir Nicolas ilkin adet yerini bulsun diye azıcık kızar, sonunda hesaplara boyun eğer ve Adrien e şöyle derdi: -Aslında adam haksız değil, gerçi askerker onu faka bastırıyor, ama o da bundan yaralanarak benden çalıyor. Yine de boş veriyorum. (P. Istrati, Kodin, sa:134) Sonunda K., tedirginliğine bir son vermek için konuştu: Artık burada işlerin nasıl yürüdüğünü gördüm, şimdi gitmek istiyorum. Henüz her şeyi görmediniz, dedi faka basmayan mübaşir. Kendini üstelik gerçekten yorgun hisseden K.: Her şeyi görmek istediğim yok, dedi, gitmek istiyorum, çıkışa nasıl varılır? (F. Kafka, Dava, sa:84) Başkanın yanındaki bay: İşinizden çıkarıldınız mı? diye sordu ilkin. Bu soru hemen bütün öbür sorular gibi pek yalındı, karşıdakini faka bastırıcı bir yanı yoktu. (F. Kafka, Kayıp <Amerika>, sa:313) Şakalarımız her zaman hemşireler üzerinde olmazdı. Bazan hastalar bizi faka bastırırdı. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:131) Siper savaşlarındaki kasaplık ve Versailles Antlaşması yla - herkesi faka bastırıp sonraki tüm savaşların atası olan antlaşma- enfazla beş yıl içinde dekor tamamlandı. Bir daha da bunu dışına çıkamadık. Doğu Akdeniz de, Orta Avrupa da, Uzakdoğu da ve başka her yerde, tepemize çöken tüm dehşetin, iğrençliklerin kökleri orada. (A. Maaloof, Doğu dan Uzakta, sa:385) Bu arada Fransız hala bulunamamıştı. Kirla Petroviç büyük bir öfke içinde: Zafer gürleyişi yükselsin marşını ıslıkla çalarak salonda bir aşağı bir yukarı dolaşıyor, konuklar kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. Polis şefinin faka bastığı anlaşılıyordu. Fransızı bulamadılar. (A. Puşkin, Dubrovski, sa:85) Barhan Bey, pek çok düşünen, hiç faka basmayan, akıllı cesurlardandı. Küçük, siyah gözleri daima karanlık bir inin derinliklerinden bakar gibi parlardı. (Ömer Seyfeddin den Seçme Hikayeler, Cilt:I, sa:63) MANGAN, şen bir kahkaha atarak. - Benimdi ne demek! Hala benim, Miss Ellie. Üstelik, öbür enayilerin kaybettiği paralar da benim cebime girdi. (Ellerini cebine koyup dişlerini gösterir.) Faka bastırdım topunu birden. Buna ne dersiniz küçük bayan? Fena çarpıldınız değil mi? (G.B. Shaw, Kırgınlar Evi, sa:60)

7 Fakfon : (Fransızca dan alıntı:) Gümüş görünümünde, bakır, çinko ve nikelden yapılmış alaşım.. Kuyumcular tarafından ek işlerde kullanıldığı gibi, avam tabakasında -gümüş kutuya benzediği için- sigara kutusu gibi de kullanılır Karşımızdaki kösele yüzlü, sırım gibi herif, iri fakfon tabakasını bize uzatırken arkadaşa beni sordu: -Bu beyağa da sizin gibi meraklı olmalı cümbüşe! -Biraz öyledir! -Bağışlayın göreyim, bu beyağanın adını bana! -Hayri! (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:22-3) Fakih : (ARAP. MYTH.) : Fıkıh: İslam Hukuku nu iyi bilen ve bu konuda fetva <Bir mesele ya da dava için şeriatın ne dediğini anlatmak için müftü tarafından ad söylenmeden Zeyd. Amr diye yazılan karşılık - Müftü Hükümü Bir fakih, babasına dert yanıyordu: Vaizlerin o güzel sözleri beni hiç etkilemiyor. Çünkü onlarda, sözlerine uygun davranışlar göremiyorum. Kur anda buyurulmuştur ya: Halka iyilik etmeyi emreder de, kendi kendinizi unutur musunuz?... Hani körün biri, bir gece çamura düşüp: Müslümanlar! demiş, yoluma bir kandil tutun! Yolsuz bir kadın da bunu duyunca: Ey kör, demiş, kandille neyi göreceksin?. İşte tıpkı bunun gibi, va az meclisi bezci dükkanına benzer, para vermeyince mal alamazsın. (Sa di, Gülistan, sa:120-1) Fakir, Fakirleri : Osmanli kültüründe, özellikle kendinden üsttekilere karşı ben, bendeniz eşdeğeri kullanılan sözcük Paşa azıcık sert İmam ın sözünü kesti: -Çocuğun giyinişini değiştirecek değiliz. -Paşa Efendimiz için önemsiz kabilinden, fakirleri için önemli olan bir mesele daha sunmak isterim. Çocuk Ramazan da mukabele okur (Ramazan da camide yüksek sesle okunan kuran), bayağı günlerde mevlit lere çağrılır. Acizleri biraz da çocuğun kazancıyla ev geçindiriyorum. Şayet... (H.E. Adıvar, Sinekli Bakkal, sa:61) Fakir adamın avukatı = poor man s lawyer : Anglo-Sakson memleketlerinde, avukat tutamayacak kadar gelieri olmayanya da kimsesiz kimselerin savunmaları için mahkeme tarafından bedava tayin edilen dava vekili Gariptir ki, hastane başhekimi beni tekrar görmek istemedi. Bir şeylerin döndüğünden şüphelendim. Ertesi gün, şüphelerim kanıtlandı. O gün cumartesi idi; beni bir şerif ve savcı huzuruna çıkardılar. Yine fakat başka bir fakir adamın avukatı benim savunmam için atanmıştı. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:82) Fakir fıkara; Fakir fukara; Fakir kılıklı : Fakir kesim; sosyo-ekonomik düzeyi düşük, dar gelirli ahali Fakir fukara giyimli kalabalığın az berisinde, Reşit Hamdi Bey için sağdan soldan hayli tanıdığı, kendisinden yardım bekleyenler, başkentte görülecek işi olanlar, kimi partililer, yeni nizam taraftarları, nihayet pek şık hanımlar toplanmışlardı. Ankara Prensesi nin ihtiyar zevci siyah elbiseleri, kırmızı ipek papyonuyla hemen dikkat çekiyordu. (S. İleri, Hayal ve Istırap, sa:126-7) Kel Mıstık araya girdi:... Bunun derdi zoru, memlektin iri memurlarıyla, daha çok da valisinde. Fakir fıkara düşmanı değildir bu. Haza beyefendi. Sizi lapor etmez. Öyle değil mi? (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:15)

8 Abdülvahap Bey için bu kasabada çok kötü şeyler söylüyorlar. Adamcağızı hallaç pamuğu gibi atıyorlar. İtin gö.üne sokup çıkarıyorlar. Yok, o, kendisine üç tane çiftlik, beş tane saray gibi ev almış. İstanbulda Boğaziçinde her çocuğuna bir yalı yaptırmış. Yalan efendim yalan. Külliyen yalan. O, herkesi ev sahibi yaptı da kendisine bir kulübecik bile almadı. Bu yörelerde, adalarda, yaylalarda, Rumlardan ne kadar ev, ne kadar zeytinlik, ne kadar bağ bahçe, ne kadar tarla kalmışsa hepsini fakir fıkara göçmenlere dağıttı. (Y. Kemal, Bir Ada Hikayesi 1-Fırat Suyu Kan akıyor Baksana, Cilt:1, sa:47) Denizi kuruttular denizi... Kendileri kurusun kendileri... Hem de kurudular. Hem de daha kuruyacaklar... En büyük zulüm... Denizi kurutaraktan... Fakir fıkaranın rızkını kesmektir!... (Y. Kemal, Denizler Kurudu, sa:136) Sokak, döküntülerle ve içi boş konserve kutularıyla dolu. Ötede beride pis su birikintileri göze çarpıyor. İki tane testiyi çeşmeden dolduran yırtık elbiseli ihtiyar bir kadın ağır adımlarla yürüyor. Testilerin ağırlığı altında beli iki kat olmuş. Birkaç pis ve sefil kılıklı çocuk, arkın içinde oynuyor... Nihayet pis bir bakkal dükkanı önünde kuyruk yapan fakir kılıklı bir sıra kadının yanına yaklaşınca, Pierre ev numaralarına baktı ve durdu: -Burası. Bu ev bütün ötekilerden daha sefildi. (J.-P. Sartre, İş İşten Geçti, sa:104) Fakirhane : Varlıklı ve fakat alçak gönüllü bir kimsenin kendi evine yaptığı gönderme; Fakirler evi Ağa geldi. Güleç yüzlü bir insandı. Ufak tefekti. Buyurun, buyurun efendim. Hoş gelip sefalar getirmişsiniz. Bu yanlarda olduğunuzu biliyorduk. Uğrayacağınız yüreğime tıp etmişti. Ya efendim. Beyefendiler, neredeyse gelirler, diyordum. Çünkü, bu yana uğrayan müfreze fakirhaneye uğramadan geçmez. Hoş geldiniz. (Y. Kemal, Çakırcalı Efe, sa:163) Fal açmak : Fal bakmak...altın yıldızlı bilezik ve yüzüklerle süslü yirmi, yirmi iki yaşlarında bir kız yanımıza sokuldu. Sırnaşan arsız çocukları yarı gerçekten, yarı şakadan azarladıktan sonra kendisi yılıştı: -Ha tutun birer niyet de açayım size birer maydanozlu fal! -Biz maydanozlu istemeyiz! -Ebegömeçli açayım! -Ebegömeçli de istemeyiz! -Neli istersiniz ya civan <genç> beylerim? -Biz karanfilli isteriz! -Ha kokasınız karanfil gibi. Anlaşılan sizin karanfil gibi birer esmer sevgiliniz var. Allah artırsın muhabbetinizi; illa velakin açayım size birer fal da okuyayım kalbciklerinizi!... -Peki... aç bakalım! Hemen önündeki bakla çıkınını açıp önümüze uzatarak, -Atın birer metelik içine! Meteliği önce bizim arkadaş attı ve esmer, uzunca boylu, ince yapılı, tirşe <yeşilimsi mavimsi renk> gözlü kız, metelikle baklaları bir iki çalkaladıktan sonra açtı ağzını: -Bak benim karanfil beyciğim, simcik <halen> senin... (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:13) Çuvallar açılıyor, boşalıyor, bükülmüş kenarları yaraların çevresini andırıyordu: Hani ya papağan isteyen! Hanımlar fal açayım, fal açayım! Kar gibi yatak çarşaflarım var! Kabak var kabak! Kabağa bakın kabağa! Kabağı sütle yiyin! (J.M. de Vasconcelos, Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz, sa:38) Falaka; Falakadan geçirmek; Falakaya çekmek, yatırmak : Osmanlı devrinin sopa safası: suçluyu - genellikle çocuk- okulda, arkadaşlarının yardımıyla, yere yatırıp, ayak tabanlarına vurulun sopa; mecazi anlamda da dayak atmak

9 Sabiha Hanım kaşlarını çattı. -Ne demek istiyorsun, Paşa? -İstifa ettim. -Hata ettin. Ne olursa olsun, insan başındaki devleti <talih, kısmet> ayağıyla tepmemeli, Paşa. -Öyle ama ben artık Genç Türkler e falaka atamaz, süremez hale geldim. Bunları yapamayan adam bu devletin güvencesini elinde tutamaz. (H.E. Adıvar, Sinekli Bakkal, sa:377) İlyas Çavuş işi şakaya boğarak durmadan konuşuyordu. Adam amma da karafırtına gibi bir adammış. Köyde, ayağının üstünde kalabilecek bir tek adam bırakmadı. Yediden yetmişe hepimizi, kadın, erkek, kız kısrak demeden yataklık etti. Yakalayabilse miyav diyen kedilerimizi de falakaya çekecekti. (Y. Kemal, İnce Memed, Cilt:IV, sa:539) Ama gözünü kırpmadan bütün sınııfı bir solukta falakadan geeçiren, bir tokatla bir oğlanı bayıltan hoca, bir türlü gelip tavandan akan sular için kendisini cezalandırmıyordu. (O. Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, sa:11) Mektepte yalnız bir nevi ceza vardı: Dayak... Büyük kabahatliler, hatta kızlar bile falakaya yatarlardı. Falakadan korkmayan, titremeyen yoktu. (Ömer Seyfeddin den Seçme Hikayeler, Cilt:I, sa:120) Falan, falanca; filan, filanca, fişmekan : Kişi ye da yer olarak isim vermek istenmediğinde genellikle söylenen şeyler; falan festekiz, falan feşmekan, filan fişmekan Ben Rıza nın falan bahane olduğunu bildiğim için: -Dükkanı kapayacağım, şöyle bir su kenarına kadar uzanayım, dedim. -İyi fikir, dedi, belki ben de gelirim. O geçip gitti, ben arabamı getirttim. (S.F. Abasıyanık, Sarnıç-Beyaz Altın, sa:26) Genç kadın, ölülerin ruhlarıyla hiç ilgisi olmadığını gösteren bir omuz silkmesiyle karşılık verdi. Kaynanasının yüzü kalın düzügün tabakası altında mosmor olmuştu. -Çerkes köylerinde hafız falan yoktur... Senin atalarının ruhu benimkilerinden fazla rahmete muhtaç. (H.E. Adıvar, Sinekli Bakkal, sa:45) Kocama da öfkeleniyorum bazı. Pilicim, pilicim deyip durma şimdi, dedim bir gün. Sinirlendim zaten, dedim... Öyle ya, diyecekse yavrucağım falan desin. Öyle etli butlu değilim ki. Birazcık bacaklarımın üst yanı kalın, o kadar. Onu da epey incelttirdim işte. Daha da incelttireceğim. Aklıma birşeyi taktım mı yaparım. (A. Ağaoğlu, Toplu Öyküler, Cilt:I, Adi Suçlu, sa:36) İçlerinden biri muhtarmış. Benden önceki öğretmen gideli altı ayı geçtiğini, o zamandan beri okulun kapalı durduğunu söyledi. Daha harmanların hepsi kaldırılmadı. Çocuklar oklula falan gelmezler. Beş on gün oturup dinlenirsin! dedi. (S. Ali, Bütün Öyküleri:II -Yeni Dünya, sa:10) Babası, anası ölmüş. Yanlarına almışlar kızı. On yedisinde evermişler. Gerdek gecesi sabaha karşı bozuk çıktı diye geri göndermiş kocası. Hele sürtük, kim bozdu seni kız? Bilmiyom der bu, söylemez. Dövdük falan, valla bilmiyom der. (Y. Atılgan, Anayurt Oteli, sa:15) Bayram ne yapsa, ne kadar vursa, öfkesi dinmiyordu. Ayaklarının altına alıp tekmelemeye başladı. Beline, böğürüne, kıçına, başına, neresine geliyorsa vuruyordu. Anasını, falanını, filanını... it... eşek... boyna söğüyordu. Avlunun içi, yumrukla, tekmeyle ve sövgüyle dolmuştu. Irazca, yüreği harp harp ederek dışarı çıktı. (F. Baykurt, Irazca nın Dirliği, sa:82) Ve yarın gerçekten yaşayacağınız şeyi o sırada düşlemeye koyulmuşsunuz, bunu bu denli çabuk gerçekleştirebileceğiniz aklınızın ucundan geçmezdi, günün birinde gerçekleşmeyi tasarlamış falan da değildiniz

10 henüz, belki çok uzak bir gelecekte olabilirdi bu, Cécile in hevesine kendinizi kaptırarak hayal kurmak hoşunuza gidiyordu o anda... (M. Butor, Değişim, sa:140) Dünyanın en iyi yürekli insanlarıydı ana kız; erdem ve çıkar gözetmeme, o dürüst yaratılışlarının her yanında ışıldıyordu. Ev işlerini bitirebilmek için ellerinden geleni yaptılar, zaman falan tanımadılar. (A. Camus, Büyüyen Taş, sa:27) Cüce, melankolik bir havaya bürünmüştü, böyle anlarında daha şakacı oluyordu. Mahkemenin, en ince ayrıntılarına dek kendisine anlatılmasını istedi, hiçbir evrede herhangi bir karşı koymada bulunmadı. Kien e bazı bedava, parasız, karşılıksız önerilerde bulundu. Kendisine yardım edecek bir akrabası falan yok muydu? (E. Canetti, Körleşme, sa:308) Alan boştu adeta. Öbür başında, bizden birkaç yüz metre uzaklıkta bir grup insan dikiliyordu. Ama deve falan hak getire. (E. Canetti, Marakeş te Sesler, sa:7) Adam dedi ki: Sayın hanımlar, bildiğiniz gibi bu oturum bir kadınlar oturumu. Sonra bir şeyler söyledi ama ben pek anlamadım. Derdimiz nedir, biz kimlerden neler istiyoruz? Özgürlük, falan filan öyle bir şeyler işte... Atatürk ün adı da sık sık geçiyordu. (P. Celal, Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı, sa:40) Sancho defalarca temennalar etti, el ayak öptükten sonra, ata binmesine yardım etti. Kendisi de eşeğine bindi, arabadaki hanımlardan izin falan istemeden, tek kelime etmeden, atını sürüp oradaki ormana dalan peşine düştü. (M. de Cervantes, Don Quijote, sa:60) Ben hacı olduğumuzu söyleyince, kadının gözleri saygı ve gururla ışıldadı. Genç kızlığımda buradan her gün Compostela ya giden en az bir hacı geçerdi. Savaştan ve Franco dan sonra, nedendir bilmem, hac yolculuklarının ardı kesildi. Birileri bir otoban falan yaptırmış olmalı. Bu günlerde herkes araba yolculuğunu tercih ediyor. (P. Coelho, Hac, sa:115) Sana nasıl bir açıklamada bulundular? Bana açıklama yapmadılar. Ben onlara açıklama yapmak zorunda kaldım. Karakola gidip soruları yanıtlamam gerekti. Kim olduğu, ailesinin nerede oturduğu, onu son olarak ne zaman gördüğüm, yanımızda ne kadar kaldığı, arkadaşlarının kim olduğu; filan falan! (J.M. Coetzee, Petersburg lu Usta, sa:138) Wheatley e şaka yollu, annesinin Stowe Ödülü nü 1995 yılı Avustralya yılı ilan edildiği için aldığını öğrenince bayağı üzüldüğünü söyler. Ne istiyor ki? diye bağırır Wheatley. En iyi olmayı, diye yanıtlar John. Jürinin bütün içtenliğiyle onu en iyi yazar seçmesini isterdi. En iyi Avustralyalı yazar, en iyi Avustralyalı kadın yazar falan değil, en iyi yazar. (J.M. Coetzee, Romancının Romanı, sa:17) Ve kız konuştu; benim onu anladığımdan emin, acısını dindirmek için susamışların su içmesi gibi konuştu. Ailesinin, Kurtz ile nişanlanmasına izin vermediğini öğrenmiştim. Yeteri kadar zengin değilmiş falan filan. (J. Conrad, Karanlığın Yüreği, sa:172) Bu gece öleceksin! Aslında ruhlara, ispiritizmaya falan inanmam, gelgelelim ölüm düşüncesi, daha doğrusu öleceğimle ilgili açıklamalar canımı sıkmaya yetmişti... (A. Çehov, Korkunç Bir Gece, sa:54) Alışamayacağım buralara. Belli bir şey bu. Dün saat onda kafayı vurup yattığımda, ya da bu sabah dokuzda kalktığımda hep aynı duygu vardı içimde: Sanki çok uzun süren bir uyku yüzünden beynim kafa tasıma yapışmış da falan filan... (A. Çehov, Martı, sa:26)

11 LOMOF - Amma benim Ugaday daha iyi değil mi? Elinizi vicdanınıza koyarak söyleyiniz! ÇUBUKOF - Sinirlenmeyiniz, kıymetli dostum... Müsaade buyurun... Sizin Ugaday ın özellikle, birtakım güzel nitelikleri var... Cinstir, bacakları kuvvetlidir, gergin kalçalıdır, falan filan. Fakat bu köpeğin, doğrusunu isterseniz yavrucağın iki kusuru var: ihtiyarlığı ile bastıbacaklığı. (A. Çehov, Teklif, sa:32) O zamanlar seyircilerin ikiye ayrıldığını, her birinin bir Primadonna nın hayranı olduğunu da belirtmelidir. Bir yan falancı, öbür yan filancıydı. İki yan da müziği öyle çok seviyordu ki, sonunda yer göstericiler her iki primadonnanın güzelliğine, sanatına gösterilen bu tür aşırı sevgi belirtilerinden korkmaya başlamışlardı. (F. Dostoyevski, Başkasının Karısı, sa:33) Bütün bu iç baskılara biz, doğrudan doğruya körüklediğimiz bağnaz dindarlığa dayanan bir ulusalcılığın ağırlığını da bir güzel ekliyoruz. Doğrusu ben diyecek söz bulamıyorum, ama bu dinin fizikötesiyle değil, yalnız ve yalnız etikle uğraşan bir savaş dini olduğunu asla unutmayın. Arap Birliği falan... (L. Durrell, Mountolive-İskenderiye Dörtlüsü 3, sa:116) Salvatore hayal kurmaktadır: Gençliğinde gittiği kafede eski dotlarını, geçmişteki arkadaşlarını yeniden bulacak mıdır? Kendini tanıyacaklar mıdır? Onunla ilgilenecek, kangurular ve yerliler arasındaki serüvenlerini anlatmasını merakla isteyecekler midir? Bir zamanlar tanıdığı o kız...? Ya köşedeki dükkancı...? Filan falan. (U. Eco, Somon Balığıyla Yolculuk, sa:198) Fakat Alain kız arkadaşından bahsetmedin bana, diye çıkıştı Gernie, ilk girişiminin sonuçlarından memnuniyetsizlikle. Rahat bırak beni! Kız arkadaşın falan yok benim! diye bağırdım, benim ve onun aptallığına kızarak. (M. Eliade, Bengal Geceleri, sa:37) Sık sık kullandığı deyimlerden biri şuydu: İşi pişkinliğe vurdum (falan ya da filan şeyi yapmak için). Sokağa çıkmadan önce, babamın yeni bir tuvaletine, özenli makyajına ilişkin uyarılarına şiddetle karşılık verirdi: İnsan toplumdaki yerini korumalı değil mi ya! (A. Ernaux, Bir Kadın, sa:42) KARAGÖZ: Yanlış ağa yanlış, ben Acemin liralarını falan almadım. Bana birkaç tane enginar bırakmıştı. İşte onlar bende kaldı. Kendi gelip almadı. TUZSUZ: Ulan ben dinlemem. Ya herifin paralarını geri ver ya da ölümlerden ölüm beğen. (İ. Ersevim, İsmayil, sa:60) Eczacı da söze karışmıştı: Zaten bizim buıralarda doktorluk pek o kadar zor bir iş değildir, diyordu. Yollarımızın durumu araba kullanılmasına elverişlidir çünkü. Çiftçilerin halleri vakitleri yerinde olduğundan, oldukça iyi para da verirler... bronşit, safra kesesi hastalıkları falan bir yana, hatta bir zaman sıtma nöbetleri görüldüğü de olur... aslında önemli olaylar yoktur. Özel bazı şeylerle karşılaşılmaz. (G. Flaubert, Madam Bovary, sa:90) MÜDÜR - Yeter ama... yabancılar var... DELİ - Öyle ya... BERTOZZO - Ama müdürüm, bir anlayalım bakalım... Öyle selamsız sabahsız pat diye içeri girmeler falan! (D. Fo, bir anarşistin kaza sonucu ölümü, sa:72-3) Yalnızca tesadüfen orada olduğumu onlara nasıl açıklayacaktım. Bu kaçırma olayıyla filan ilgili olmadığımı. Sonra bu işin kodeste bitebileceğini düşündüm. Bana bok atabilirlerdi. (D. Fo, Yüzsüz, sa:12) Aslında kamplar içindeki havada müzik hiçbir zaman eksik değildir. Tutuklular toprak kazarken, taş kırarken hoparlörlerden Bach filan dinlemiştir. Sarsıcı olan onların başında nöbet bekleyen Halt! Los, los! gibi kaba sesler çıkaran iri yarı, ceberrut Almanların da bu müziği seviyor olmaları. (Füruzan, Ev Sahipleri, sa:72)

12 Yazılması gereken bu mektuplar beni yoruyor, dermansız bırakıyor, çileden çıkarıyor, bunlar çalışmama hep böyle engel olacak Artık dostluk falan dinlemem, onların en iyisini bile başımdan defetmek isterim Ama yapamıyorum. Eninde sonunda yine yazıyorum; huzurumu sağlamak, kendi kendimden şikayet etmemek için (A. Gide, Günlük, sa:91) İlk zamanlarda, henüz benden kuşkulanmazken, ağzından şunları kaçırırdı: Sempatim çok değer görüyor. Sanki bunu başkalarından beklemek zorundaymış gibi. Onun, falanca, ona bu kadar şey yaptıktan sonra, bunu benden esirgemez, deyişini işittiğimde tüylerim diken diken olurdu. (A. Gide, Kadınlar Okulu, sa:71) Hani perhiz ayı falan da değildi ki, dinimiz içkiyi yasaklasın. Aylak bir adam oturup can sıkıntısından kafayı çekmişse, böyle yapmakta bence hiç günahı yoktur. Şimdi biz gider, uyurken baskın yapmanın ne demek olduğunu gösteririz onlara. (N. Gogol, Taras Bulba, Cilt:II, sa:12) Bana bakıyor ve bir şeyler düşünüyorsunuz, dedi. Hayat hikayenizi merak ediyorum. Hikaye mi? Benim hikayem filan yok. Bugün dünden, yarın bugünden farksız benim için. (F. Grillparzer, Fakir Çalgıcı, sa:33) Bu hareketime, canının sıkıldığı anlaşılıyordu. Mamafih, bu, uzun sürmedi. Tekrar gülümsemeye başlayarak: -Elini uzat da bir deneyelim, dedi. Eski bir yüzüğünü ölçü verdim. İnşallah dar falan değildir. (R.N. Güntekin, Çalıkuşu, sa:87) Masal şu: Solon, Krezüs ü ziyaret eder. Krezüs ona birkaç gün sarayının zenginliklerini gösterir. Krezüs, kendisinin dünyanın en mutlu adamı olduğunu sanarak, Solon a dünyanın en mutlu adamının kim olduğunu sorar. O da Hamurabi zamanından kalma Fazilet iyidir, fesatlık yapmak kötüdür yollu hikmetlerden ukala dümbelekliğine soyunur. Atinalı filan feşmekan vardı; çalıştı, çocukları, torunları oldu, sonra yurdu uğruna öldü, işte o en mutlu adamdı der. (Halikarnas Balıkçısı, Anadolu nun Sesi, sa:37) Böyle üç ayda bir devletten bir maaş alamaz öyle herkes; işte bunun için de yaşdaşları arasında işini bilenin biridir o. Ötekilerden biri, falanca veya filanca, arasıra ringa avından köye eli dolu döner; parasına, gördüğü itibara böbürlenir böbürlenmesine; ama uzun sürmez bu. (K. Hamsun, Benoni, sa:3) Ama o küçük maymun ne yapsa beğenirsiniz, kaşla göz arasında kuşcağızın kafasını koparmasın mı! Yemin billah, böyle bir adilik beklemezdim ondan. Aslında, komutanım, kafasını kopardığı bir serçe falan olsaydı gene sesimi çıkarmazdım, ama o güzelim cins kanaryanın acısı içime oturdu doğrusu. Görecektiniz, nasıl lüpletti hayvancağızı, tüyleri havada uçuştu! Sonra da keyiflenip mırıl mırıl mırıldanmaya başladı. (Y. Haşek, Aslan Asker Şvayk, Cilt:I, sa:190)... Sonra Dorothy Parker, o da yazar. Kocası Allen Campbell, C-a-m-p-b-e-l-l, çalışmalarından ötürü şu anda New York ta tutuklu bulunan eski dostum Dashiell Hammett, usta oyu yazarı Lillian Hellman. Falan filan. Bu abuk sabuk ifade bittiğinde Bay Tavenner, söylenilenlerin doğru olup olmadığını sordu. Kurul a yolladığım mektuptan söz etmek istediğimi bildirdim: Kurul, mektuptaki önerimi bir kez daha gözden geçirirse, sevinirdim. (L. Hellman, Şarlatanlar Dönemi, sa:102) Bazen falan ya da filan kişinin ya da bir tarih parçasının, bir kez daha yaşamak arzusuyla ve bakışlarının canlı bir gözde yansıdığını görmek arzusuyla okunan metinden adeta açgözlü kopup geldiği oluyordu. Hans bu gibi durumları kabulleniyor, hayrete düşüyor, hızla devinen, bir an sonra yine kaybolup giden görüntüler yüzünden varlığında derinlemesine tuhaf bir değişikliğin gerçekleştiğini duyumsuyor, sanki kara toprağın altını bir cam arkasından gördüğü ya da Tanrının gözlerini bir an kendisine çevrildiği hissine kapılıyordu. (H. Hesse, Çarklar Arasında, sa:112-3)

13 Örneğin bana bir ara ne tip öğrencilerin kendisini ilgilendirdiğini ve bunları hangi yoldan inceleme konusu yaptığını anlattı. Öğrencilerden bazılarını avucunun içi gibi biliyor, tanıyordu. Dersten önce bana, Başparmağımla sana bir işarette bulunduğumda, falan ya da filan kişi başını çevirip bize bakacak ya da ensesini kaşıyacak, diyor, buna benzer şeyler söylüyordu. (H. Hesse, Demian, sa:72) Birimiz için pasaporttu bu, birimiz için harita, bir diğerimiz için halifeye verilecek güven mektubu, birimiz için falan, yine bir diğerimiz için filan şeydi. (H. Hesse, Doğu ya Yolculuk, sa:35) Belki de daha uzun bir zaman sürdüreceğim bu yolculuğu, belki bütün kış, belki bütün yaşam boyu. Dört bir yanda sonunda falan ya da filan dostu bulacak, bir akşam kendisiyle oturup şarap içeceğim; şurda burda benim benim iyi perilerim de alacakaranlıkların herhangi bir saatinde karşıma çıkacak, çocukluğumun kutsal tapınaklarına rastlayacağım. (H. Hesse, Kaplıcada Bir Konuk-Nürnberg Yolculuğu, sa:184) Oteldeki odasında daldığı uykudan uyanınca, eli komedinin üzerinde duran kitaba uzandı, çıktığı gezilerde çokluk yanına aldığı Schopenhauer in bir kitabıydı bu. Rasgele açıp içinden bir cümle okudu: Geride bıraktığımız yaşam yoluına dönüp baktık mı, hele gözlerimizi attığımız mutsuz adımlarla bunların sonuçlarına çevirdik mi, falan şeyi yapıp filan şeyi nasıl ihmal ettiğimize <gerekli önemi vermemek> çokluk akıl erdiremeyiz, dolayısıyla sanki yabancı bir güç adımlarımızı yönetmiş gibi gelir bize. Goethe Egmont da şöyle der: İnsan kendi yaşamına yön verdiğini, kendi kendisinin kılavuzu olduğuna inanır; ama beri yandan en içsel varlığıyla, karşı konulmaz bir güç tarafından yazgısına doğru çekilip götürülür. (H. Hesse, Klingsor un Son Yazı, sa:77) Hani bir ülkede veba kol gezer de bir söylentidir yayılır ortalığa, falan ya da filan yerde bir adamın yaşadığı, bir bilgenin, sözü ve nefesiyle hastalığa yakalanmış herkesi iyi edebilen keramet sahibi birinin olduğu söylenir ve nasıl ki bu söylenti ülkeyi baştan başa dolaşır.. (H. Hesse, Sidarta, sa:28) Oğlanlar heyecanla haykırıyorlar: Yaşaa! Başçavuş: Ne tuhaf, diyor. Artık baş ağrım falan kalmadı. (Ö. von Horvath, Allahsız Gençlik, sa:51) İnsanların çoğunda da böyle gizli bir ejder, için için besledikleri bir dert, içlerini kemiren bir canavar, gecelerine yerleşen bir keder vardır. Adam başkalarına benzer; gider, gelir. Falan adam filan adamlara benzer. (V. Hugo, Sefiller, Cilt:V, sa:381) MADELEINE - Bir kere, yirmi yaşında genç bir adamın damarları esnektir, iç kanamasından filan ölmez; kanı da yaşlı bir pinponunki gibi koyulaşmıştır... (Eu. Ionesco, Toplu Oyunları - 1, Amédée ya da Nasıl Kurtulmalı, sa:84) Tek başına kalacaktı, ona ne şüphe. Hiçbir insan sürüsü, onu arasına almayacak, ona elini uzatmayacaktı. Ama, ne çıkar, onun gönlü bütün insanlara açılacaktı. Filanca insanı sevecek, filancadan nefret edecekti. Hiçbir doktrin ya da dayanışma düşüncesi onu haksız bir harekete sürükleyemeyecekti. Böyle bir düşkünlüğe katlanmaktansa ölmeyi yeğ bulurdu. (P. Istrati, Uşak, sa:118)... böyle bir şahsiyetin bu hükmünden sonra, elbette, bu muhakeme usulüne daha fazla katlanmam mümkün değil. Bugünden itibaren şu talimatı veriyorum, falan filan... (F. Kafka, Ceza Sömürgesi, sa:53) Bas git sen hayvanlarına, korkak, diye cevap verdi Kızılsakal arkasını dönmeden. Git koyunlarına, burnunu insan işlerine sokma... Bana da kardeş deme. Senin kardeşin filan değilim ben! (N. Kazancakis, Günaha Son Çağrı, sa:133) Herşeyi inceden inceye anlatmaya başladı: Az önce haber aldığına göre Müfettişler Müfettişi nin İstanbul da Boğaz daki bir otelde arkadaşlarıyla keyif çatarken yakalanması falan dümendi! Başımızdakilerin

14 siyaseti.... Buraya daha çok kafayı bulmak için gelmişti. Hiç şüphen olmasın, Devlet vatandaşını sınamak için falan filan diye anlatıverse önemini yitirecek... (O. Kemal, Üç Kağıtçı, sa:10;18) Çavuş: Yemek falan boğazımdan geçmez Efe. Ben kahrımdan ölüyorum! (Y. Kemal, Çakırcalı Efe, sa:11) RUPRECHT -... Babam da Peki git ama, pencerenin dışında kalacaksın ha! dedi. Ben Elbette! İstersen yemin edeyim, dedim. Peki öyleyse. Koş! Saat on birde döneceksin ha!, dedi. ADAM - Sen de peki dedin, dırlandın falan filan... Bunun bir türlü sonu gelmiyor. E? Diyeceklerin bitiyor mu? (H. von Kleist, Kırık Testi, sa:43) Zenci, biraz önce ne okuduğunu biliyormuş gibi, ona gülümsedi. O muydu yoksa, o mektubu ona yazan? Bu çok saçma düşünceyi kafasından attı ve sonraki durakta inmek üzere yerinden kalktı. Geçişi engelleyen Zencinin yanından geçmesi gerekiyordu, bu canını sıktı. Ona tam çok yaklaşmıştı ki otobüs fren yaptı, bir an dengesini yitirdi ve gözünü ondan hiç ayırmayan zenci genç, kahkahayı bastı. Chantal, otobüsüten indi: Adam, flört etmeye falan kalkmamış, onunla yalnızca eğlenmişti. (M. Kundera, Kimlik, sa:50) Eğer mektuplar da kesilseydi ne olurdu bilmem, fakat onlar hep geldi. Annemin mektupları, gazete gibi havadis doluydu; George nasıl yeni bir işe başlıyordu, büyükannem nasıldı ve John amca ona ne söylemişti, falan fişman. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:35) LISETTE -... Bana hemen dün ilanı aşk etseydiniz, kabul edecektim. Ama düşünün bir kere, ne kadar büyük bir gözüpeklik etmiş olacaktım, ne haliniz vaktiniz, ne servetiniz, memleketiniz falan hakkında bir şey sormaya vakit bulabilecektim! (G.E. Lessing, Yahudiler, sa:47) Annem her zamanki gibi dudaklarına iliştirdiği hafif yapay gülücülükle, gözlerini sehpanın kenarına dikmiş oturuyor ve bu işlerde rolü yokmuş tavrına bürünüyordu. Ama başoyuncu oydu. Sonrası, bildiğiniz evlilik hazırlıkları, nüfus kütüklerine yazılar, ortak hayaller, evi döşeme kavgacıkları falan filan (Ö.Z. Livaneli, Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm, sa:105) Aysel in düzgün yüzündeki tek ameliyatlı yeri burnuydu. Aslında da pek büyük olmayan burnunu iyice küçülttürüp hafifçe havaya kalkık hale getirmişti. Çevrelerinde en az ameliyat yaptıran kadın oydu. Spor yaptığı, sürekli moda olan rejimleri izlediği, Pritikin, Scarsdale, tek gıda falan filan derken her yemekten önce aldığı Xenical haplarıyla, yağ emdirmeye gerek duymadan yaşayabiliyordu henüz. (Ö.Z. Livaneli, Mutluluk, sa:25) Denizde hiçbir gemi, hiçbir balıkçı takası falan yoku. Zaten bu havada çıkmak için deli olmaları gerekirdi. Herhalde şimdi Şile İskelesi nde ağlarını tamir ediyor, balıkçı barınağında sıcak sobanın başında çay içiyorlardı. Ya da kahvede okey oynuyorlardı. (Ö.Z. Livaneli, Serenad, sa:120) Bu arada yalnızlıktan canı sıkıldığı için olsa gerek birkaç tanıdığını çağırıp ev yapmaları için teşvik etmiş. İnsanlar gelip, onunki kadar büyük olmayan evler yapmışlar. Adam, gelenlerden arazi parası falan istememiş. Zaten doğal malzemeler kullanılarak imece usulü yapılan, adanın ormanlarından yararlanılarak ortaya çıkarılan kütükten evler için dışarıdan çok az malzeme getirilmiş. Herkes eşine dostuna söyleye söyleye ada kırk eve ulaşmış. (Ö.Z. Livaneli, Son Ada, sa:9) ADRIANA : Canavar falan değildi eskiden, İpsizin, zavallının biriydi. İnsanların en iyisi olacağa benzemiyordu, Ama en kötüsü de olmayabilirdi.

15 (A. Maalouf, Adriana Mater, sa:54) Beni yakından etkileyen ve daha önce değindiğim bir nedenle, dillerin eşitsizliği konusu üzerinde birkaç sayfa durmak isterdim: Fransa da bazı insanlarda dünyanın gidişatı konusunda endişeler, şu ya da bu teknik yenilik, falan ya da filan entelektüel ya da sözel ya da müzikal moda ya da mutfak modası karşısında tereddütler sezdiğimde, korku, geçmişe aşırı özlem ve hatta gerici belirtiler gözlemlediğimde, bu çoğu zaman şu ya da bu şekilde insanların İngilizcenin hiç durmayan ilerleyişi ve onun günümüzdeki öncelikli uluaslararası dil statüsü karşısında hissettikleri hınçla bağlantılı. (A. Maalouf, Ölümcül Kimlikler, sa:111) Cesedin yattığı odada sandık kokusu var, oysa görünürde sandık falan yok. Köşede bir ucundan halkada asılı bir hamak var. Bana öyle geliyor ki, burada her şey kırık dökük, çökmek üzere nerdeyse, başka bir kokuları olsa bile bu eşyaların çöp kokusu saçan görüntüleri var. (G.G. Marquez, Yaprak Fırtınası, sa:11) Türk, kereminden konuğa der ki: Kapıma köpeksiz, hırkasız gel. Falan yerden, edeplice gel ki köpeğim sana karşı ağzını, dudağını bağlasın. (Mevlana, Mevlevi, Cilt:5, sa:287) Scarlett korkmaya başladı, ama onu korkutan cehennem ateşi falan değildi, O Rhett i kaybetmekten kodkuyordu. Benim ruhum Rhett tir! Onu yitirmem demek, ruhumun benden uzaklaşması demektir! diye düşünmeye başladı. (M. Mitchell, Rüzgar Gibi Geçti, Cilt:II, sa:1320-1) Böylece kendi isteğiyle kalmış o kıyılarda. Çünkü bu adamda gurbette ölnmek korkusu falan yok. Bir mezarda çürümek şerefine de pek düşkün de değil. Sık sık şu sözü tekrarlar: Mezarsız ölünün kefeni göklerdir; her yerde Tanrı ya giden bir yol vardır. (Th. More, Utopia, sa:16) SETH - (Ames e dönerek sevinçle.) Ulan Amos, eğer şu haber doğru ise, bu gece kasabada ayık adam kalmaz... Bunu kutlamak vatani görevimizdir. AMES - (Sırıtarak.) Elbette öyle yapmalıyız ya! LOUISA - Amos u sarhoş falan edemezsin bu gece, ister teslim olsunlar, ister olmasınlar! İhtiyar günahkarın birisin sen! (Eu. O Neill, Elektra ya Yas Yaraşır, sa:18)... Neyse ne. Gordon ayvayı yemişti. Umarım Wisbeach benim giysilerimi falan atmaz. Sen hiç merak etme. Kiranı falan hallederim. Sevgili dostum, kiramı ödemene izin veremem! (G. Orwell, Aspidistra, sa:215) Benim bütün bunlardan çıkardığım sonuç, onun bu huzursuzlanmalardan, kollarını kavuşturmuş, ileri geri sallanıp surat asmalarından gizli bir zevk aldığıdır. Ama George bu çok ciddi! N aparız bilmiyorum! Para nereden bulunacak! Durumun ciddiyetinin farkında değilsin! Falan filan. (G. Orwell, Daralma, sa:11) Keşke Wendell artık kitap falan yazmasa Bay Fields, demişti Amelia birkaç hafta önce Fields lerin evinde, nehir manzaralı güzel odalarında kahvaltı yaparken. Gazeteler yine onu eleştirecek. Bunun ne faydası var? (M. Pearl, Dante Kulübü, sa:75) MÜZİK Bastonlarıyla kumları sürekli oyan Emekli bakkallar yeşil sıralarda oturur, Yine bütün konuştukları ortaklıklar falan, Dönüp dolaşıp aynı söz: Bize kaça mal olur? (A. Rimbaud< >, Dizeler, sa:86)

16 -İyi günler. Kimliğiniz lütfen. -Yanımda değil, Şef. Ben... koşmaya çıktım. -Sizi gördüm; zorla bir bankamatiğe girdiniz, sinsi sinsi ilerlediniz, bu binada özel mülke tecavüz ettiniz ama koşu falan yaptığınızı görmedim, öyle değil mi? (S. Roncagliolo, Dokunuşlar, sa:114) -Gerçekten, dedim, güzel bir modelsiniz, bu kesin; kendi adıma, üzerinizde bir çalışma yapmak isterdim; ama portrenizi yapamam. -Peki neden? -Çünkü portre ressamı değilim. -Ooo... Fransa da güzel sanatların filan veya falan kolunda çalışmak için uzmanlık belgesi mi almak gerekiyor? (G. Sand, Thérese ile Laurent, Cilt:I, sa:16) <Yusuf> Bir telaşla açtı gözlerini, uyuya kaldığını ve ustabaşının işaretini kaçırdığını sanmıştı, ama aslında sadece bir an için dalmıştı, ahbapları hala yanı başındaydı, bazısı sohbete kaptırmıştı kendini, bazısı tatlı tatlı uyuklamaktaydı, sanki merhametli ustabaşı bugün işçilerin huzurunu bozmamaya kararlıydı, daha işaret falan vermemişti. (J. Saramago, İncil deki İkinci İsa, sa:86) Kadın bir an için, kocasının suçüstü yakalandığını, polisin de evde arama yapmaya geldiğini düşündü; çelişkili gibi görünse de rahatlatıcı bir düşünceydi bu, çünkü kocası arabadan başka bir şey çalmazdı... araba denen meret de, öyle yatağın altına falan saklanacak şey değildi. Kuşkusu çok kısa sürdü, çünkü kocasına yalnızca eşlik ettiği için içine su serpilmesi polis memuru, Bu beyin gözleri görmüyor, onunla ilgilenin deyip onu kollarına bıraktığında, başlarına ne büyük bir felaketin geldiğini kavrayıverdi. (J. Saramago, Körlük, sa:31) Anneannemlerin meyve sebze bahçesinin biraz uzağında birtakım yıkıntılar vardı. Eskiden kullanılan domuz barınaklarının kalıntılarıydı bunlar. Biz bunlara Veiga nın barınakları derdik, bir zeytinlikten ötekine kestirmeden gitmek istediğimde geçerdim oradan. On altı yaşlarında falandım, bir gün içinde otların arasında ayakta durmuş eteklerini düzelten bir kadınla pantolonunu iliklemekte olan bir adama rastladım. (J. Saramago, Küçük Anılar, sa:77) Anladın ya? Tabii ben tutup onlara senin... kahramanlık hikayelerini anlatmadım. Sen de general olduğunu falan söyleme: Ne olur ne olmaz, onun gerçekte ne düşündüğü bilinmez çünkü. (J.-P. Sartre, Yıkılış, sa:10) Bu çok can sıkıcı ve hiç kimsenin kanmadığı ikiyüzlülüğün budalalara, bir şeyler söylemek fırsatını vermesi gibi çok büyük bir yararı var; filan şeyi söylemek, falan şeye gülmek yürekliliği gösterilmiş olnasından vb. dolayı gocunuyorlar. (Stendhal, İtalya Hikayeleri, Cilt:1, sa:57) Genç dük karşılaştığı güç durumu anlattı; beceriksizlik edip kuyruklu yalanlar söylemiş, annesine falan marki, filan vikont dediği Parisli dostlarıyla denizi görmek üzere Havre a bir gezinti ayarladıklarından söz etmişti. (Stendhal, Lamiel, Cilt:II, sa:70) Bu mektubu okuduktan sonra, Limercati şatolarından birine gitti. Aşkı şiddetlendi, alevlendi, adeta deliye döndü ve beynine bir kurşun sıkmaktan falan söz etti, oysa cehenneme inanılan ülkelerde böyle bir davranış olanaksızdır. (Stendhal, Parma Manastırı, sa:37)... ayrıcalık sözleşmesini hem küçümseyici, hem de karşısısındakine acır bir ifadeyle imzalayan belediye görevlisinin yüzünü çok iyi hatırlıyordu, sembolik bir bedel karşılığında on iki aylık bir ayrıcalıktı bu, üstelik görevli Manolo ya, Unutma, demişti, belediyeden altyapı falan beklemeyin, suyla elektrikten söz etmeye zaten gerek yok... (A. Tabucchi, Damasceno Monteiro nun Kayıp Başı, sa:12-3) Kimbilir: belki de o tür peynir yaşamın kimi temel durumlarına, doğuma, ölüme falan özeldir demek istiyordu. Ama diyordum ya, belki de salt benim hayal gücümün bir yorumudur.

17 (A. Tabucchi, Gittikçe Geç Olmakta, sa:25) Her gün ona eşlik eden yağ, merdivenleri çıkarkenki ter, soluk kesilmesi, bütün bunlar neden dirilmeliydi ki? Hayır, bunu başka bir yaşamda, sonsuzlukta falan artık istemiyodu Pereira, bedenin dirilişine inanmak istemiyordu. Böylece, cansıkıntısının yarattığı bir kayıtsızlıkla yeniden dergiyi karıştırmaya girişti. (A. Tabucchi, Pereira İddia Ediyor, sa:6) Aramışlar, taramışlar, koca kanunda madde bulmaktan acizlik getirmişler. Hitamında (sonunda) Alamanın bir sakallı akıldanesi varmış. Ona gitmişler. Sen bilirsin! demişler. O da Falan kitabın falanca yaprağında onun bir maddesi olacak. Bulursanız orada bulursunuz demiş. (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, sa:248) Bir gün gizli görevi bittiği zaman gelip beni okuldan alacak. Belki de kırmızı şeritli falan büyük üniformasını giyip gelir. O zaman herkes babamın kim olduğunu görecek, ama şimdilik kimsenin bilmemesi gerekiyor, çünkü gizli görevlidir ve yaşamı hep tehlikededir. (S. Tamaro, Tek Ses İçin, sa:14) Ama onların döktükleri bütün dillere rağmen, Levin herşeyin mahvolduğunu biliyordu şimdi. Bitişik odada başını kapının pervazına dayamış duruyor; birinin, o zamana kadar duymadığı çığlığını, bağırmasını dnliyordu. Bu bağıranın, eskiden adı Kiti olan bir varlık olduğunu biliyordu. Çocuk falan istemekten çoktan vazgeçmişti. (L. Tolstoy, Anna Karenina, Cilt:III-IV, sa:539) Ben, diyordu, kürküm olmasa da ısınabilirim. Ne de olsa bir kadeh votka yuvarladım, damarlarımda yanıyor şimdi. Gocuğa da gerek yok. Derdimi unutmuş yürüyorum işte burada. Sapasağlam adamım ben! Neyim eksik? Kürksüz de yaşayabilirim. Aklıma bile gelmez kürk filan... (L. Tolstoy, İnsan Ne İle Yaşar, sa:18) Doktor, Şunlar şunlar sizde şöyle bir hastalığın olduğunu gösteriyor ama, falanın falanın incelenmesi bu durumu doğrulamazsa sizde filanca hastalıkların bulunduğunu düşünmek gerekiyor, diyordu. (L. Tolstoy, İvan İlyiç in Ölümü, sa:55) Tam bir Adonis, sevgili Basil, sense... Evet, genç, entelektüel bir ifaden var, falan filan, ne ki güzellik, gerçek güzellik, entelektüel ifadenin başladığı yerde biter. (O. Wilde, Dorian Gray in Portresi, sa:11)... James e kalırsa kendisinden on bin kat üstün olan karısını gülünç etmek zevkiyle değil, kendi düşüncesinin doğruluğuna inanan gizli bir gururla alaylı alaylı sırıtıyordu. Dediği doğruydu. Her vakit doğru çıkardı. Yanılmak istese bile yanılamazdı; eğriyi doğruyu gösterdiği hiç olmamıştı; söyleyeceği söz acı ise filanın hoşuna gider yahut işine gelir diye bir kelimesini bile değiştirmezdi, hele kendi çocukları için hiç. (V. Woolf, Deniz Feneri, sa:5)... Nerthumberland lı bir aileden, Bertram Kalesi Mitfordları ndan gelme olduğunu iddia ediyordu. Miss Russell adındaki karısı, uzaktan da olsa kesinkes Bedford Dükalığına mensuptu. Oysa Dr. Mitford un ataları ilke filan dinlemeden öylece edepsizce çiftleşmişlerdi ki, herhangi bir yargıçlar kurulu ne onun soyluluk iddiasını kabul eder, ne de soyunu sürdürmesine izin verirdi. (V. Woolf, Flush, sa:13) Kahkahalar usulca eridi. Sabrın sonu selamet, diye yineledi Mrs. Manresa. Yoksa yardım etsek mi? dedi omzunun üstünden bir bakış atarak, şezlong taşımaya falan? (V. Woolf, Perde Arası, sa:62) Falan kişinin bir sembolist, filanın bir natüralist, bir başkasının Maeterlinck in öğrencisi, bir diğerinin Stefan George un dostu olduğunu bilmem ne işe yarar?!... (B. Zeller, Hermann Hesse, sa:80) Fallik Evre - Fallik Stage <fallik steyc> : (PSYCH.) Freud un psikanalizine göre, bu çocukta, pre-genital (gerçek cinsiyet öncesi> gelişiminin üçüncü evresine tekabül eder. Burada libido nun gayesi, p e n i s e yönelmiştir.

18 Aşağı yukarı üç yaşından itibaren, erkek çocuklarda p e n i s <kamış>, kız çocuklarda c l i t o r i s, <klitoris bızır> cinsel hazzın merkezi haline gelir. Freud, o yaştaki bir kız çocuğunun vagina sından haberi olmadığını ve klitoris in, -şimdilik- cinsel hazlar için yeterli olduğunu söyler. Bu arada da onda, kendinde olmayan penis için bir arzu gelişir : P e n i s a r z u s u (Penis envy - penis envi): Penis ile olan sürekli zihinsel uğraşı, başlangıçta o t o - e r o t i k tir (autoertosizm) <örneğin, çocuk o yöre ile oynamaya başlar, haz duyar, arada bir de: bu ne işe yarar? diye de kendi kendine sorar>; zamanla, dört ile yedi yaşlar arasında genital haz, ebeveynlerin olası cinsel ilişkilerine yönelir ve ünlü Ö d i p a l (Oedipal, Bk!) Period başlamış olur. O düzeyde, n e s n e s a b i t l i l i ğ i <object constancy - object konstansi> üstesinden gelinmiş, Mahler ın separation and individuation = separeyşın end individüeyşın: A y r ı l ı k v e B i r e y s e l l e ş m e çoktan tamamlanmıştır. Bu nesne sabitliği, çocuğun hayata uyum sağlama deneyimlerinde karşılaştığı düş kırıklıklarına karşın, dış dünyadaki nesneler ile pozitif duygular, ilişkiler kurabilmesi sonucu oluşur (Cathexis kateksis). Bu suretle libido, çeşitli nesnelere yatırım yapmış olur. Fallik ve bunu izleyen g e n i t a l faz larda, daha önceki evrelerden farklı olarak, s e v g i n e s n e l e r i (love objects lav obcekts) kiş nin dışında aranmaya başlanır. F a l l i k Faz ın organik bir tabanı vardır. Çocuk, gerçekte, penis ini bir dereceye kadar kontrol edebileceği zamana dek onun için pek üzülmez. Zamanı gelince de, erkek çocuıklar penis leri ile ne yaparlar ve kızlardan farkları nelerdir diye düşünmeye başlarlar. Kızlar da, genitallerini keşfettiklerinde, manipülasyon yoluyla erotik bir haz duyabilirler. Bununla beraberkız, idrarını oğlanlarda olduğu gibi açıkça ve daha ileri mesafelere fırlatamaz, birşeylerin eksikliğinin farkına varır ve eşitsizlik hisleri duymaya başlar. <Ayni şekilde oğlanların, çiş leri geldiği zaman, daha açık olarak işemek vb sözlerini söyleyip boşaltımlarını da daha kolay ve bir utanmazsızlık hissi içinde yaptıklarına da şaşarlar.> Bu evrede de, ebeveynlerin ve kültürün etkinlikleri çok önemlidir. Freud, i ğ d i ş l i k s ı k ı n t ı s ı (castration anxiety kastreyşın eng zayeti) nın insanoğlunun en önemli sıkıntı kaynaklarından biri olduğunu vurgulamıştı. Mamafih, işdişlik sıkıntısı, Ödipal sorunların çözümlenmelerinde önemli bir rol oynar. (İ. Ersevim, Freud ve Psikanalizin Temel İlkeleri, sa:124-5) Falso (vermek, yapmak) : Hata (etmek), yanlış (yapmak) (davranış, söz ya da müzik); Futbol, ping-pong, tennis gibi sporlarda el ya da ayakla yapılan özel bir tür vuruşun sonucu olarak topun son anda dönerek rakibi şaşırtması ve skor yapabilme Sivaslı bir Alp Aslan abi vardı, benden bir sınıf ilerdeydi, solaktı, onu Ping-Pong da yenen yoktu. Okul birincisi oydu... Ancak 1510 Alp Aslan mezun olduktan sonra ben şampiyon olabildim. Raketi Çin usulü, baş ve işarat parmaklarımla tepeden tutarak oynardım ben. Topu kesmek, falso vermek zor oluyor öyle ama, savunmanızın üstüne yoktur. (İ. Ersevim, İsmayil, sa:101) LELIO - Becerebilirsen fırsatı kaçırma. Eğer işi pişirirsen iyi olur. Benimki ile arada vasıtalık eder. ARLECCHINO - Bana da birkaç yalan öğretin, falso vermeyeyim. (C. Goldoni, Yalancı, sa:49) Genç adam, Koltuk bozuntusu salak, diye kaykırdı. Her yanın çarpık çurpuk ve falso. (H. Hesse, Masallar, sa:173) Taşkınlıklarla dolu öğle sonrası falsolarının ve Hindi nin coşkulu aceleciliklerinin en büyüğü, yemekte olduğu bir zencefil çöreği, dudaklarının arasından alıp damga niyetine bir ipotek senedine bastırmasıydı. Onu kovmama ramak kalmıştı. (H. Melville, Bartleby, sa:24) La Fame non vuol leggi : (İTA.,HUK.,KOLL.) <La fam non vu ol le gi> : Açlık yasa tanımaz = Hunger knows no law (İNG.) Familya : (SOSYO.) : Aile; Fr. La famille, İng.: The family, İta.: Famiglia dan gelme; Eski İstanbulun azınlıkları ve yüksek eğitimli kişilerinin bol olduğu mahallerinde, özellikle Roman, Yahudi, İtalyan ailelerinde, kısmen bir kültür ve bilgi göstergesi olarak, sokaklarda sık sık hissedilen bir sözcük idi.

19 Etem bu sefer benden cesaret aldığı için ayıyı hemen oracıktaki bir kazığa tutturup yerden kaptığı bit odunla zavallı Aynalı Küp ün üzerine atıldı. Atıldı ama, ben hemen bileğinden yapıştım. -Kendine gel Etem, bırak, o divanenin biridir! -Divane ise, kör müdür gözü tımarcıyı <Akıl hekimi, psikiyatr>!... Ne arar burada gece vakti çadırlar arasında?... Yatar içerde birtakım kibar familyalar! Bunun burası diyil <değil> at, ya eşek pazarı; burası herkesin mekan <ev, oturulacak ev, ikamet> yeri... (O.C. Kaygılı, çingeneler, sa:247) Fani : (COLL.) : Ölümlü, bu dünyaya özge, dünyevi, gelip geçici; insan Lotario, yolda, daha ilk günden açılmayı doğru bulmadığını söylemiş; sadece güzelliğini övdüm, bütün şehrin, onun cazibesinden, akıllığından söz ettiğini çıtlattım, demiş. Sevgisini kazanmanın, sözlerini ona dinletmenin en iyi çaresi bu değil miydi? Söylendiğine göre iblis de aynısını yaparmış: fanilerden birini ayartmak istediği zaman, aslında karanlıklar zebanisi olduğu halde, parıltılı bir melek şekline girer, kurbanını bu güzel görünüş altında ayartır, arzusuna ulaştıktan sonra, yüzündeki maskeyi çıkarıp atarmış. (M. de Cervantes, Don Quijote, sa:259) Öteki dünya diye bir şey varsa, ileride erkek erkeğe oturup ne düşündüğümüzü birbirimize anlatacak zamanı buluruz nasıl olsa. Ölümden sonra hiçlikten başka bir şey yoksa, o zaman da biz fanilerin tartışmalarının pek kıymet-i harbiyesi kalmayacak demektir. (A. Maalouf, Doğu dan Uzakta, sa:28) Ezelden bu dünya fanidir fani Bu gün varlık yahu ya yarın hani Hak bize verdi akl-ü-izanı Aşka daim hizmet etmek içindir (Hak: Tanrı; Akl-ü izan: Akıl ve aklı selim) (Summani-Prof.Dr. M.F. Köprülü, Türk Sazşairleri III, xıx.-xx. yy., sa:532) Fantasy - Phantasy : (PSYCH.) Gün düşleri = Day dreams, bk: Ego nun Savunma Mekanizmaları Faraza : Örneğin, tasavvur edin ki, farzedin ki, tut ki Carstairs te bir hemşire için güvenlik nedenleri ni sudan bahanelerle kullanmaktan daha kolay bir iş yoktur. Evet, güzel, o gerçekten bunu hakediyor gibi. Hasta Laing, bir ay için, işinde düzgün görünebilir... Sonra, her gün bahçeye gidip bir saatlik iznini de kullanabilir. Fakat bir gün, faraza tapınağın damına tıurmandığını düşünün, biz sonra ne yaparız? Laing in bunu yapmayacağını bile bile bunu söyleyebilirler. (J. Laing, Sistemde 50 Yıl, sa:120-1) Far : Motorlu vasıtaların karanlıkta ve sisli havalarda önlerini aydınlatıcı, ışık saçan projektörleri Redoute caddesinde yoğun bir sis vardı, Caseme nin duvarlarına sürünerek yürümenin daha akıllıca olduğunu düşündüm; sağımda arabaların farları ıslak bir ışık bırakıyorlardı, kaldırımın nerede bittiğini anlamak imkansızdı. İnsanlar vardı çevremde, adımlarının sesini duyuyordum, bazen de mırıltılarını: Ama kimseleri göremiyordum. Bir kezinde, omuzumun hizasında bir kadın yüzü belirdi, ama sis yalayıp yuttu onu; başka bir kez, bir başkası geçti sürtünerek, soluk soluğa. (J.-P. Sartre, Bulantı, sa:98) Farbl : (AVUST. MYTH.): I. Dünya savaşı sıralarında, Avusturya da yasadışı oynanan bir iskambil oyunu Alacaklıları, ikide bir Papaz Katz ın oturduğu evin kapısına dayanıp kıyamet koparaıyorlardı. Eve sokaktan kadın getiriliyor, bazen de emirerini gönderip fahişe getirtiyordu. Farbl oyununa oturdu mu, herkesi ütüyordu; gerçi hile yaptığını ileri sürenlerin sayısı hiç de az değildi, ama cüppesinin koluna kağıt gizlerken yakalandığı olmamıştı. Subaylar arasında adı Papa idi. (Y. Haşek, Aslan Asker Şvayk, Cilt:I, sa:106-7) Fare gibi sessiz : Hiç gürültü yapmaksızın

20 Sabit Beyağabey telaşla: -Hayır, hayır, sükkanın önünden geçerken fare gibi sessiz... anlaşıldı mı?, dedi. Anlaşıldı. Sabit Beyağabey takımı Sinekli Bakkal Sokağı ndan geçerken artık sağa sola bakmaz, kimseye omuz vurmaz oldu. (H.E. Adıvar, Sinekli Bakkal, sa:137) Fareler cirit (atmak) oynamak : Alan bomboş, meydanda kimse olmamak Bk.: Cirit atmak Burası kapkaranlıktı. İçeri girip arkasından kocaman anahtarla kapıyı kilitledi, fenerle katran tenekesini yere bıraktı. Aziz Demetrius, başında parlak haresiyle mihrabın gölgesinde ona bakıyordu. Sıraların çürümüş tahtaları arasında fareler cirit atıyorlardı. O kadar tedirgin olmayan ikonalar zifiri karanlıkta baş<lar>ını döndürdüler. (L. Durrell, Karanlık Labirent, sa:216) Sözün burasında Ebuzer Ağa, gene duraklar, gözlerini kaçırırdı. Gümrük kahyalığı Ebuzer Ağaya hiç yaramamıştı. Bir kere, harb yüzünden gümrük ambarlarında fareler cirit oynuyordu. Sonra karsız bir yerin hamal kahyalığı cephelerden daha tehlikeliydi. Yoksulluktan uşaklar kudurmuş kurda dönmüşlerdi. (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, sa:134-5) Fare suratlı : Minnacık, dar yüzlü, birbirine yakın çipil gözlü, genellikle esmer kimse Kapıyı, siyahlar giymiş, fare suratlı, saçları yüzüne düşmüş ufak tefek bir kadın açtı. (J.-P. Sartre, Yaşanmayan Zaman, sa:67) Farfara : Çok gürültücü, konuşkan, çığırtkan Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısına ilk çıkışında yoğun bir duygu duymamışsa insan, yüreğinde her zaman bir tel, yapıtında bilmem nasıl bir fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır. Kendilerini bir şey sanan kimi farfaralarda geleceğe güvenme duygusu çabuk ortaya çıkar; ama onları ancak sersemler akıllı sayar. (H. de Balzac, Bilinmeyen Başyapıt, sa:12) Bir sene evvel uydurma bir masaldan bahsederken ne kadar serbest ve farfaraysam bu sene hakikaten nişanlı bir kız vaziyetine düştükten sonra o kadar korkak olmuştum. (R.N. Güntekin, Çalıkuşu, sa:95) Yüksek sesle konuşarak askeri planlar üzerinde tartışan bu farfara insanlar can çekişen Fransa nın yükünü yalnız başlarına omuzlarında taşıdıklarını ileri sürerlerdi. (G. de Maupassant, Tombalak, sa:14) Kecskemet te büyülü kaftan lakırdısı böyle kulağına çalınmış olacaktı. Nitekim çok geçmeden Eger de kaftanın tiftizlerini <tüylerini, liflerini> de ele geçirmişti. Bunu hemen, büyük telaş ve farfarayla Kecskemet e götürdü. Ünlü konuşan kaftan, iki yüz yıllık bir göçten sonra yurduna dönmüştü. (K. Mikszath, Konuşan Kaftan, sa:139) Başlangıçta bu hoş adamın özelliklerine, kendini filozof olarak gösteren bu düzenbazın farfaralığına biraz soğuk bir şekilde gülümsemiş olsa bile, altıncı, onuncu, ya da on ikinci ciltten sonra, onu insanların en bilge olanı, yüzeyde kalan bir hayat üzerine kurduğu felsefesini ise bütün doktrinlerin en akıllıcası ve en çekicisi olarak görme eğilimini gösterir. (S. Zweig, Dünya Fikir Mimarları, Casanova, Cilt:III, sa:84-5) Farklı bir dalga boyunda olmak : Başkalarından farklı duygusal ve düşünsel yapıda olmak, kişilik niteliği

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Zengin Adam, Fakir Adam

Zengin Adam, Fakir Adam Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Zengin Adam, Fakir Adam Yazarı: Edward Hughes Resimleyen: M. Maillot ve Lazarus Uyarlayan: M. Maillot ve Sarah S. Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

HAYTAP İmdat Turu Ekibi ANKARA Yenimahalle 'Toplama Merkezi'nde... Son Güncelleme Çarşamba, 25 Eylül 2013 19:37

HAYTAP İmdat Turu Ekibi ANKARA Yenimahalle 'Toplama Merkezi'nde... Son Güncelleme Çarşamba, 25 Eylül 2013 19:37 HAYTAP Akdeniz Ege İmdat Turu Ekibi olarak, turumuz da biz de bitmiş tükenmiş durumda olduğumuz halde, sokaklarından yüzlerce hayvanın yok olduğu, bakım evinin bir felaket olduğu bilgilerini kulak ardı

Detaylı

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe.

Hikaye uzak bir Arap Alevi köyünde geçer. Ararsanız bambaşka versiyonlarını da bulabilirsiniz, hem Arapça hem Türkçe. Sitti Cemili ve Meryem im Ben çocukken pek çok Arapça hikâye dinledim anneannemden. Sitti Cemili den anneanne diye bahsetmek de tuhafmış. Arapça da onun adı Sitti yani benim ninem. Söylemeden geçemeyeceğim,

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK

Bilgin Adalı HEYECANLI KİTAPLAR. Serüven. Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK HEYECANLI KİTAPLAR Serüven Bilgin Adalı Resimleyen: Mustafa Delioğlu SÜMBÜLLÜ KÖŞK Yayın Koordinatörü: İpek Şoran Editör: Ebru Akkaş Kuseyri Kapak

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu:

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu: Koru Azra nın kabusun etkisinden kurtulup yataktan kalkması için birkaç on dakikaya ihtiyacı vardı. Bu sırada Azra nın geveze ev arkadaşı Berrak her zamanki nutuk öğütlerinden birini atmakla meşguldü.

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK

ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK ÖZEL KIRAÇ ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DEĞERLER EĞİTİMİ RAPORU (NİSAN 2015) KARŞILIKSIZ İYİLİK YAPMAK 5.sınıf öğrencileriyle Karşılıksız İyilik Yapmak ne demektir? sorusu üzerine sınıfta beyin

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Şeytan Der ki Ey İnsan!..

Şeytan Der ki Ey İnsan!.. Şeytan Der ki Ey İnsan!.. Dengenin engelidir, şeytanların çengeli, Eûzu besmeledir, çengellerin engeli. KUR ÂN DİYOR Kİ! (Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: Şüphesiz Allah size gerçek

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

yaşam boyu bağlanırsanız.

yaşam boyu bağlanırsanız. Size nasıl tarif etsem ki... İlk görüşte âşık olmak gibi bir duygu. " İşte bu benim aradığım kadın," dersiniz ya, işte öyle bir şey. Önce teknenize âşık olacaksınız sonra satın alacaksınız. Eğer sevmeden,

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları...

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... Hatta Tarsuslular. Dünyanın öbür ucundan gelen Japonlar,Koreliler,Almanlar

Detaylı

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1

Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Türkiye 2011 Uluslararası Buluşma/ Türkiye 21 Ekim 30 Ekim Uluslararası Buluşma Türkiye Fotohaber, Sayfa 1 Alman Türk Buluşması Bizi bekleyen gezi nedeniyle hepimiz heyecanlıydık. Uçuş öncesi, bekleme

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler.

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler. Alman televizyon kanalı RTL de pazartesi akşamı yayınlanan Ekstra Magazin (Extra-Das RTL-Magazin) adlı program, bir Türk ve bir Alman kadını Türkiye ye tatile gönderdi ve yaşadıklarını başından sonuna

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu)

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Prof. Dr. Erman Artun GELİN VERME OYUNU Gelinlerin anasının üç kızıyla oyun alanına gelmesiyle başlar. "Haydee gelin satıyorum,

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ www.armtr.org Yazan: Billur Demiroğulları Çizen: Yasemin Erdem Kontrol: Özlem Küçükfırat Bilgi (Çocuk Gelişim Uzmanı) Bu hikaye kitabının her türlü yayın hakkı Anorektal

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU. NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU NİSAN AYI 1. ve 2. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele

ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele ŞEBNEM İŞİGÜZEL Eski Dostum Kertenkele ŞEBNEM İŞİGÜZEL 1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi nde antropoloji okudu. İlk kitabı Hanene Ay Doğacak 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü

Detaylı

ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR

ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR BİRLİK BULAMACI YERİNE GERÇEK BİRLİK A. GİRİŞ Başlangıçta,eşler arasındaki farklar bazen heyecanlı olabilir. Kendinde olmayan özellikleri eşinde bulunca yaşama renk katacağı olur

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik.

İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Şebnem GÜZELOĞLU 21302293 TURK 102-25 İtalya nın Üç Büyüğü: Roma, Floransa, Venedik. Dünya üzerindeki insanların hepsine Yapmayı en çok istediğin şey nedir? diye sorsak, muhtemelen çoğundan alacağımız

Detaylı

AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin

AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin AKDENİZ İN KUCAĞINDAKİ TARİH ;MAMURE Kapıdaki gişeye yaklaşıp kaleye girmek için ücret ödemek istedim. O sırada gişede oturan hanım görevlinin elindeki Posta Gazetesi ne takıldı gözüm.görevli hanımın gözü

Detaylı

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz.

Mutfak Etkinliği. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı. Büskivili pasta yapıyoruz. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Şarkı Mutfak Etkinliği Sohbetler Yaşayan değerlerimizden Doğruluk ile ilgili sohbet ediyorum. Sağlığımızı korumak için neler yapmalıyız konulu sohbet

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır.

- Kurslara, seminerler katılın, farklı mekanlar keşfedin. Kendiniz için bir şeyler yapın. Böylelikle eşinize anlatacağınız farklı şeyler olacaktır. Lilay Koradan www.gencgelisim.com - Bir ara sinemaya ya da tiyatroya gidelim mi? demek yerine, iki kişilik bilet alın. Ona Sürpriz, yarın akşam sinemaya gidiyoruz dediğiniz zaman sizinle gelecektir. -

Detaylı

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri

Vakıfların toplumsal yaşamımızdaki hizmetlerini şöyle sıralayabiliriz. 1. Dini hizmetler. 2. Sağlık hizmetleri. 3. Eğitim ve öğretim hizmetleri Bir hizmetin sürüp gidebilmesi için, kişilerin kendi istekleriyle bağışladıkları para ve mülklere Vakıf denir. Bağışlanan mülklerin, eserlerin geleceğe sağlıklı kalabilmeleri korunmalarına bağlıdır. Geçmişin

Detaylı

İLK OK UMA KİT APLARI

İLK OK UMA KİT APLARI İLK OKUMA KİTAPLARI Bu kitabın sahibi:... Altı yaşındaki Ugo bir sabah uyanmış ve bir de bakmış ki karnının üzerinde yeşil bir aslan oturuyor! Aslan şişman değilmiş ama pek ufak tefek de sayılmazmış.

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör.

Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Ör. Büyük lokma ye: büyük konuşma. Ör. Eylemlerin, eylemsilerin, sıfatların ve zarfların anlamlarını çeşitli yönden etkileyen sözcüklere zarf denir. Eylem ve eylemsilerin anlamalarını durum yönünden tamamlayan zarflardır. Eylem ya da eylemsiye

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ

KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ KASIM AYI 4 YAŞ GRUBU AYLIK BÜLTENİ 10 KASIM ATATÜRK Ü ANMA ŞİİRLER 10 Kasım geldi işte Üzgünüz biz milletçe Atatürk! ü anarız O bizim kalbimizde 10 Kasım geldi işte Koşarız Anıtkabir e Atatürk ü anarız

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ

PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ PENGUEN GRUBU MART AYI BÜLTENİ SİNCAPLAR TEMASI DÜNYA SU GÜNÜ ORMAN HAFTASI YAŞLILAR HAFTASI DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ Sincapları tanıdık. Sincapları gözlemledik. Hayvan türlerini isimlendirdik. Hayvanların

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı