EROL ÇANKAYA. Popüler Kültür ve Edebiyat

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "EROL ÇANKAYA. Popüler Kültür ve Edebiyat"

Transkript

1 EROL ÇANKAYA Popüler Kültür ve Edebiyat

2 Dr. EROL ÇANKAYA, Turgutlu Lisesi ni (1973), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye bölümünü bitirdi (1979). Aynı fakültede Siyaset Bilimi dalında lisansüstü ve doktora öğrenimi yaptı döneminde The Polytechnic of Central London da kitle iletişimi ve medya alanlarında öğrenim gördü de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi nde siyaset bilimi dalında. kabul edilen doktora tezi, Siyasal İletişimin Demokratik Topluma Etkileri dir (A.Ü. SBF,1992). Eleştiri, araştırma ve incelemelerini Yeni Dergi, Birikim, Yazko Edebiyat, Sanat Olayı, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, A.Ü.SBF BYYO Yıllığı gibi dergilerle, Demokrat İzmir, Demokrat, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazetelerde yayınlayan Erol Çankaya, Ana-Britannica ve Yurt Ansiklopedisi nde Kültürel Yapı editörü ve araştırmacı / yazar olarak görev yaptı ( ). Manajans ta metin yazarı olarak reklamcılığa başladı ( ). Merkez Ajans (Lowe/ Adam) ve Güzel Sanatlar/Saatchi & Saatchi gibi ajanslarda kreatif direktör ve müşteri ilişkileri koordinatörü olarak çalıştı, TRT Reklam Ödülleri başta olmak üzere çeşitli reklam ödülleri kazandı; kendi ajansı Eurocom u kurdu (1995). Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve M.Ü. Kamu Yönetimi ile Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi nde siyaset bilimi, siyasal iletişim, uygarlık tarihi, medya, reklamcılık dersleri verdi ( ).Yakın Doğu Üniversitesi nde Siyaset Bilimi öğretim üyesidir. Eserleri: *Köy Edebiyatı ve Toplumsal Değişme- Kökenleri - Etkileri - Geleceği ( Ders Notları, Yakın Doğu Üniversitesi 2012 ) * İktidar Bu Kapağın Altındadır - Gösteri Demokrasisinde Siyasal Reklamcılık. Boyut Yayıncılık, İstanbul, 2008) * Atatürk Döneminde Edebiyat Dergileri, A.Ü. SBF BYYO Yıllığı ayrı basım 1981 * Türkiye de ve Dünyada Siyasal İletişimin Demokratik Topluma Etkileri, (AÜ SBF, Ankara,1994,Yayımlanmamış doktora tezi.) * Cehennem Biziz, (şiirler, Bilgi Yayınevi, Ankara 1976) * Asıl Adı Gökyüzü (şiirler, Adam Yayıncılık,İstanbul 1985 ) * Kırık Hayatlar (TRT Ankara TV için 4 bölümlük dizi senaryosu,1985 ) YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ Nisan (Yakın Doğu Üniversitesi öğrencilerinin ders notu olarak kullanımı amacıyla çoğaltılmıştır.) Bu kitabın hiç bir bölümü yazılı izin alınmaksızın hiç bir biçimde ve hiç bir yolla çoğaltılamaz ve dağıtılamaz. Kitapta ileri sürülen görüşler ve gerçeklere ilişkin ifadeler tamamen yazara aittir ve bu kitapta yayınlanmış olması bu görüş ve ifadelerin Yakın Doğu Üniversitesi tarafından benimsendiği anlamına gelmez. Editör, Kapak ve İç Tasarım: Murat Balta İsteme Adresi: Yakın Doğu Üniversitesi, Kitap Satış Birimi, Lefkoşa-Kıbrıs Tel: Faks:

3 Erol Çankaya Popüler Kültür ve Edebiyat YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ NEAR EAST UNIVERSITY

4

5

6 İçindekiler 1) ŞİİR VE KİTLE KÜLTÜRÜ...11 GÜNÜMÜZDE SANATÇI VE TOPLUM...21 ADALET AĞAOĞLU NUN İNCE GÜLÜ...31 BİR NOT: ÖZGÜRLÜK...36 BİR ŞAİRİN OLGUNLUĞU...40 CAHİT SITKI VE «OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ»...46 CUMHURİYET DÖNEMİ ŞİİRİ...54 TOPLUMCU GENÇ ŞAİRE TUZAK...60 FUENTE GRANDE...66 GAZETE FIKRACILIĞI...70 İNSANIN EVRENSEL GERÇEĞİ YAZARLAR- YAZICILAR, V.S. HAKKINDA...74 AKINCIOĞLU NUN ARDINDAN...81 MAKİNALAŞAN TARIM VE VUKUAT VAR...85 OKURUNU YARATAN ŞİİR...91 TÜRK HİKAYESİNE BEKİR YILDIZ LA GELEN...96 OSMAN ŞAHİN İN ACENTE MİRZA SI SELİM İLERİ, ACININ ŞAİRİ...113

7 2) 1960 KUŞAĞI ÜZERİNE İSMET ÖZEL ATAOL BEHRAMOĞLU SÜREYYA BERFE ŞAİRANE SLOGANCI SANAT SLOGANI «TAHİR LE ZÜHRE MESELESİ» UNUTULMUŞ KİTAPLAR CAHİT IRGAT IN TÜRKÜSÜ KÜLÜNDEN VAREDEN KENDİNİ ATTİLA İLHAN ŞİİRİ ÜZERİNE BİR NOT ORHAN KEMAL - EKMEĞİN HİKAYESİ NAZIM LA 3,5 YIL ) HAYAT MAGAZİNLEŞİRKEN SİSTEM İDEOLOJİ REKLAMCILIK KİTLELERE ULAŞAN BİLİM SANAT ALANINDA YENİ OLUŞUM ENTELEKTÜEL MAGAZİNLERİMİZ İNSANLAR VE SANAT ÜZERİNE HARBİ DELİKANLILAR ERKEK KARILAR ANSİKLOPEDİSTLER!...241

8

9 1) EDEBİYAT VE KİTLE KÜLTÜRÜ

10

11 ŞİİR VE KİTLE KÜLTÜRÜ Şiirden anlayanların pek fazla olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Bunu ben söylemiyorum, herkes, büyük bir çoğunluğun kendisi söylüyor: «Ben şiirden anlamam» diyorlar. Kimisi bunu biraz ayıp, biraz utanılası bir şeyi itiraf etmenin yüz kızartısı ile söylüyor ya bakmayın siz; aslında onlar da bu sözü gerine gerine eden büyük çoğunluğun umursamazlığını taşıyorlar. Kimisi ezile büzüle «Ben şiirden pek anlamam da!...» diye kuruyor cümlesini, büyük çoğunluk ise «Amaan, şiirden anlamam ben» diye. Hepsi ise «şiirden anlamamak»da birleşiyorlar. Öyle söylüyorlar ki neredeyse, bu derin «anlamak» işiyle epeyce ilgilenip uğraştıkları, sonra da umutsuzluğa kapılıp bıraktıkları kanısına kapılabilirsiniz. Hani «matematikten hiç çakmam» diyenler vardır ya, onlar gibi mi yoksa! Buraya gelindiğinde Mayakovski yi düşünmemek olası mı? Mayakovski nin, «İşçiler - Köylüler Sizi Anlamıyorlar. başlıklı bir yazısı vardır. Mayakovski işte bu yazısında kendilerinin geliştirdiği yeni şiire burun kıvrılarak yapılan suçlamaları karşılar. Şöyle diyordu Mayakovski: Şimdiye kadar Ne kadar akıllıyım, aritmetiği anlamıyorum, Fransızca yı anlamıyorum, dilbilgisini anlamıyorum diye övünen bir kimseye rastlamadım. Fakat keyifle kullanılan fütüristleri anlamıyorum* sözü on beş yıl yankılar yaptıktan 11

12 Erol Çankaya sonra sönmeye yüz tutarken daha coşkulu görülmeye başladı. Mayakovski yi suçlayanlar hiç olmazsa, işçiler köylüler sızı anlamıyorlar diyorlarmış. Bu sözle en azından, okuru bir sorumluluğa çağırış var, göreve yönelik bir uyarı söz konusu. Türkiye de bu tip uyarılar elbette var ama şiirden anlamadığım söyleyenlerin büyük bir çoğunluğu bunu söylerken alttan alta şairi de küçümsüyor. Bu anlamam lâfı, sadece, anlamı şairin karnında dizeler döktürüp okur kaygısı taşımayan bireyselci/bireyci şairler için olsa sorun değişik bir düzlemde irdelenebilir. Burada ise genellikle toptan bir suçlama söz konusu. Şu ya da bu anlayış filan ya da falan şairler değil, tümüyle şiir türü dışlanıyor, şuara takımı küçümseniyor. Anlamadığını söyleyenler de bunun nedenlerine eğilmeden rahatlayarak başka türlere yöneliyorlar. Öncelikle de romana. Roman türü en azından vakit geçirten bir okuma alanı, çok zaman öyle derinleşmek de gerekmiyor. Olayın akışına kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz! Diyelim ki, en başta Nazım Hikmet çok anlaşılır bir şairdir. Orhan Veli öyledir, Ahmed Arif sözü hiç dolandırmadan imgeyi çırılçıplak sunan bir şiir kurmuştur. Yahya Kemal de ne dediği anlaşılan bir şairdir. Attila İlhan, uzak çağrışımlarla yürüyen şiirleri de olmasına karşın sözünü açıkça ettiği bir çok şiiri olan, hatta çok zaman böyle olan bir şairdir. Bu örnekleri özellikle vermek gerekiyor. Çünkü şiirden anlamam diyen birçok kişinin bu anlaşılır şairleri de pek okumadıklarım kendi gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim. Yani anlaşılmayanlar,-salt Dada cı, Gerçeküstücü bir şiirin peşinde olanlar, bir mantıksal önermede bile bulunmayan kesimin şairleri değil. 12

13 Popüler Kültür ve Edebiyat Bu tip şiir okuyucusu, şiiri roman, hatta çok zaman toplumsal bilimlere ilişkin bir yapıt gibi okuma yöntemi nedeniyle eleştirilebilir. Bu tür okuyucu için Nazım bir şair değil, belirli bir görevi yüklenmiş biridir; yazdıkları bu açıdan ilginçtir. Bu misyon un dolaysız ürünü olan şiirleri nedeniyle okunur ve daha çok da bunlar olur okunan dizeleri. O şiirin sadece belirli bir bildiriyi iletme amacıyla yazılmadığı, bu bildiri iletirken niye şiir türünün seçildiği, şiir türünün özgül sorunları üzerinde hiç düşünülmeden sözün düz anlamına eğilinir sadece. Buraya kadar olan kısım bu tip okurun durumuna, onun eleştirisine yönelikti. Gerçekten, bu nitelikte bir şiir okuru vardır fakat günümüzdeki şiir sanatının bulunduğu yerin ve şiirin işlevinin, etkinliğinin irdelenmesi bu kadarla kalamaz elbette. Bu garip ilişkinin sorumluluğu salt okuyucunun cehaletine yüklenebilir, bu da kimilerini rahatlatabilir fakat bu biraz da kendimizi aldatmak olmaz mı? Şiirin bütün yazınsal türlerin anası olduğu söylenir; bütün ötekiler süreç içinde şiirden çıkarak bağımsız bir tür olarak belirginleşmişlerdir. Yoksa, binlerce yıl önceki Yunan dan, Girit uygarlığından, Mısır dan bu yana bağrındaki birçok öğeyi öteki sanat türlerine vere vere giderek cılızlaştı da sonu mu yaklaştı yoksa şiirin? Sözgelimi içinde olduğumuz yüzyılda roman gittikçe öne çıktı. Bu yönsemenin modern burjuvazinin gelişmesinin bir ürünü olduğu da yaklaşık yüz yıldır iyice biliniyor. Romana olan bu belirgin ilgi ise roman türünde somut yaşantının dolaysız bir biçimde sergilenmesiyle açıklanabilir. Gerçekten de, roman türünün gelişkin kapital- 13

14 Erol Çankaya ist toplumlarda ayakta kalan son edebiyat türü olmasının nedeni, romanda, sanat sürecini oluşturan toplumsal ilişkilerin açık-seçik olarak görülebilmesine bağlanabilir. Öte yandan şiir türünde ise bunun tam tersi bir eğilim gözleniyor. Şiirin süreç içinde gittikçe toplumsallığın dışına düşerek fazlasıyla bireysel bir nitelik kazandığı görülüyor. Bizden bir şairin kendi durumuna ilişkin ilginç bir gözlemi bu nokta için yeterince açıklayıcı. Melih Cevdet Anday, yirmi yılı aşkın bir zaman önce içtenlikle şunları yazıyordu: «Beni birisi şiir yazarken yakaladığı zaman kıpkırmızı olup utançla doluyorum. Çünkü ben o anda çok özel bir iş yapıyorum». O anda yakalanmak bir işin engellenmesinden, vakit kaybından ötürü «kıpkırmızı» etmiyor şairi; bunun nedeni «işin çok özel» olması. Fakat yadırgatıcı olan da şu öte yandan: Bu özel işini bitirdikten sonra ürününü yayımlatabiliyor, şiirini yayımlamış olmak yüzünü kızartmıyor şairin! Melih Cevdet Anday ın içtenlikle söylediği durum herhalde başka şairlerin de başından geçmiştir. İşte şiirin böylesine çok özel ola ola toplumsallıktan uzaklaşmasının, şiirin okurlardan kopuşunun ip uçîarını da barındırdığı söylenebilir. YÜZ YIL ÖNCE BATIDA... Türkiye nin özellikle 1970 sonrası hızlanan kapitalistleşmesi Batı Avrupa ülkelerinde yüz yıl önce yaşanmış bir sürecin bizde şimdilerde ortaya çıkışını yarattı. Bundan yaklaşık yüz yıl kadar önce kitle kültürü ortaya çıkarken sanatçı da bir yol ayrımına gelip kalıyordu. Ya sanatsal olandan vazgeçerek kitle için üre- 14

15 Popüler Kültür ve Edebiyat tim yapan basit bir makine olacaktı sanatçı ya da kendi trajik yalnızlığının oluşturduğu kaosu yaşayacaktı, İlkini yeğlemesi kendisini okura ve dolayısıyla paraya kavuşturuyordu ancak sanat yapıtı değişim değeri kazanarak bir ticari meta olmaya indirgeniyordu. Kitle için üretim yapmak da elbette bir gün sonra sanat yapıtının niteliğinden fire vermesini gerektiriyordu. Bu gerekliydi, çünkü alıcı durumunda olan tüketici kitleler öyle fazla incesini arayacak yaratılışta kişiler değildiler. Sanat yapıtı daha çok boş zaman, leissure değerlendirme işlevini yerine getiriyordu. Bu nedenle bu talep teki beğeni ölçütü arz edilen mal / sanat yapıtım da belirleyerek bu piyasa ya uygun bir malın üretimini getiriyordu. Bir kısım sanatçı bu boyunduruğa kafalarını uzatarak tefrika romanları yazmaya başladılar. Bunu kabul edemeyen, sanatın gerektirdiği estetik ölçülerinden, gerekli olan sanatsal lıktan ödün vermemeyi seçen birçok burjuva sanatçısı İse anarşistçe bir başkaldırıyı seçerek nihilizme varacak bir yola girdiler. Aynı yönsemeyi sözgelimi müzik alanında da görüyoruz. Bu türden bir yol ayrımı, sanayi devriminden başlayarak kır/kent dengesinin alt üst olduğu Batı Avrupa daki müzikçilere de dayatılmıştır. O güne değin geleneksel müziğin kalıplarıyla yetinmiş olan köylüler kentlere akıp yerleştikçe kültürel açıdan da değişime uğrayacaklardır. Öncelikle, şehirli bu yeni kitlenin müzik ihtiyaçlarını karşılamak gerekmektedir. Kentle ve bu yeni yaşama biçiminin değerleriyle uyuşamayan fakat gerideki köy değerlerine de dönemeyen bu yeni kitleye uygun bir müziğin üretimi gerekmektedir. Bu noktada ise ağır iş koşulları altındaki yorgun ve ezik kitlelerin tüketimi için farklı bir müzik türünün 15

16 Erol Çankaya ortaya çıktığı görülüyor. Tıpkı alkol ihtiyacı için, pahalı olan viskinin yerine Britanya işçilerine yönelik olarak, cin in piyasaya sunulması gibi! Folk kültürü ile seçkinci kültürün arasında -olan, bu iki kültürden de izler taşıyan fakat öte yandan ise bambaşka bir müzik olan bir tür: Operet müziği. Müzikte olsun, şiir ya da daha genel olarak edebiyat alanında görülsün temelde 19. yüzyıl başlarındaki Sanayi Devriminin yol açtığı bir olgudur bu. Sanat yapıtı, fazla incesini arayacak durumda olmayan, eğitilmemiş yorgun kitlelere doğru açıldıkça karşılığında bir şeylerini de bırakmaktadır. Öyle bir bıçak sırtı noktadır ki burası, «sanatsallığı öne çıkaran sanatçıların ürünleri daha çok vakit geçirtici, eğlendirici bir sanatın peşinde olan geniş kitlelerin ilgisini çekmemektedir.kitleler bırakalım derinlemesine, hatta yüzeyden bile eğitilmemişlerdir; bu nitelikleri beğenilerini de -belirlemektedir elbet. Bir Baudelaire nin içe kapanışının kaynağı budur. SANATIN YENİ İKİLEMİ Böylece sanatçı şu ikilemle karşı karşıya kalıyordu: Piyasanın bu yeni koşullarına uygun üretim yapmak ya da salt kendi sesine kulak veren bir sanatla izbe koridorlarda kalmayı göze alarak, yüreğini törpüleyip durmak. Bunda kuşkusuz şiirin kendi özgüllüğü, roman gibi okunamayışı da etkendi. Bu yürek törpülemesinin ne anlama geldiğini bir Baudelaire çok iyi biliyordu ve bunu yazık bir hayat pahasına, kendi hayatı pahasına öğrendi. Yine belirtilmeli iki bu adlar yalnız da kalmadılar. Bir yüz yıl boyunca, sanatçısının yüreğini törpüleyip du- 16

17 Popüler Kültür ve Edebiyat ran, şairine kan kusturan yıllar yaşandı. Burada siyasal baskılardan söz edilmiyor; çoğu zaman belki bir baskı da yoktu, hepsi özgürdüler, fakat piyasa kuralları içinde! Bir kısım şair bu amansız toplumsal yapıyla bağ kurmamayı seçerek kendi içine, o çok özel evrenine çekildi. Bu içe çekiliş, bir süre sonra kendi özel evreni, kendi bilincinin derinliklerinde ilerleyen şairin tıkanarak nihilizme varmasını doğal olarak yaratacaktı. Keats ya da Shelley olsun, uzlaşmamayı seçmş bu dönem burjuva sanatçıları şiir ve sanata düşman a düşman, kendilerinin de içinde olduğu büyük, kitleleri / yoksulluk ve acılara tutsak eden bu toplumsal yapı içinde kalmamayı seçerek ayrı bir dünyanın, münzevi şiir dünyasının içine çekilir. Bu yeni yol ayrımında burjuvazi, çıkışında taşıdığı özgürlük isteğini giderek bırakmakta, bu yönseme elbette sanat alanını da etkilemektedir. Birey olma güdüsü amansızca tahrik edilen birey-şair kapandığı özel evreni içinde bu toplumsal düzeni kargışlayarak ona meydan okumaktadır. Bu nitelikteki sanatçının yazdığı şiir elbette karşılığını bulamayacak, yazdığı şeyler ise sokaktaki adamı hiç mi hiç ilgilendirmeyecektir. Bu umutsuz ve özünde bencil bir nitelikteki içe kapanış doğal olarak süreç içinde kendi çürümesinin tohumudur; daha doğru bir deyişle ise kökleri topraktan çıkartılmış bir bitkinin kaçınılmaz sonunun başlangıcıdır, umutsuz bir kaçıştır. Umutsuzdular çünkü umudun maddi temellerinin bulunmadığı bir dönemde yaşıyorlardı. Kargışladıkları yapı içinde insanlar birbirlerinin kafasına gözüne basarak tırmanma savaşı veriyor,- hayat, düşeni yemenin kanun olduğu bir kurtlar sofrasını andırıyordu. Önemlisi ise, 17

18 18 Erol Çankaya bu kanun u yürürlükten kaldıracak olanların da, bunun yolunun da açıklıkla henüz ortada bulunmayışıdır. Bu özellik o dönemdeki bu derin ve yaygın umutsuzluğun kavranmasını kolaylaştıracak önemli bir etken. Süreci birkaç satırla sonuna vardıralım: Bu pazar düzenini horlayan, bunu aşağılayan soy sanatçı ne yapar? Zorunlu olarak gereksinim de duyduğu pazarı kendi getto su içinde oluşturarak kendi piyasasını korumaya yönelecektir. Şiirlerini bastırmıştır, bu işlem de o küçümsediği, hep dışında kaldığını zannettiği piyasa ekonomisinin içinde bir süreçle gerçekleşmiştir. Belirli bir maliyetle basılmış kitabının satışı için de bir pazar gereksemesi içindedir. Şairin piyasa sı o küçümsediği pazar düzeni içinde olamayacağına göre kaçınılmaz olarak kendi seçkin çevresi adaydır bu yere. Bu küçük seçkin çevre içindeki kalabalık sanatçı kümesi zaten az olan seçkin okurun dikkatini kendi üzerine çekebilmek için biçimsel yenilikler peşinde koşmaya başlar. Birbiri arkasına patlayan moda akımlar yaratılmaya başlanılması da bu işte önemli bir yöntemdir: toplumsal sağırlığın bu yolla yırtılacağı da umulabilir. Böylece, kabaca özetlediğimiz bu sürecin, burjuva yenilikçi sanatındaki özde tümü de birbirinin aynı içleme sahip olan her türlü modernizmin, açıkça absurd e varan arayışların verimli toprağı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Günümüzde ise her şeye karşın durumun çok farklı olduğu söylenebilir. Günümüz şairi hâlâ W. B. Yeats i onaylayan bir biçimde asıl savaşın insan blincinin derinliklerinde olduğunu söyleyip bu

19 Popüler Kültür ve Edebiyat derinleşmeden bir medet umabilir. Toplumsallıktan alabildiğine yalıtılmış bir bilincin tepkilerinden, çok zaman nevrozlu bir bilincin gerçeği ters yüz ederek algıladıklarından, mutlaklaştırılmış bir bilince doğru derinleşmekte bir çıkış yolu görebilir. Her şeyini yadsıdığı bu toplumsallıktan kaçarak insan yalnızdır a kadar vardırır protesto sunu. Bu noktada ise herhangi bir bağ ı da reddetmektedir. Umutsuzdur çünkü topluma karşıdır, umutsuzdur çünkü yarını kuracak olan güçleri görmezden gelmektedir. Bu nedenle yarınları yoktur. İlişkilerin çürüdüğünü görmekte fakat dirimsel nitelikte olanın adını koyamamaktadır. Böylesi bir noktaya gelindi miydi, genel olarak dünya ya da Türkiye ölçeğinde, umutsuz olmak için, bunun felsefesini yapmak için günümüz dünyasında gerekçe olmadığı, bu gerekçelerle gelenlerin ağıtlarındaki sahtelikler mutlaka belirtilmelidir. Eluard ın söylediği gibi, gecenin hiçbir zaman tam olmadığı, en umutsuz karanlıkta bile ışığın var olduğu mutlaka belirtilmelidir. Gerekli olanın, bunu görebilecek bir bilinçlilik olduğu da eklenerek... Bu sorunlar çözümlenmeden herhalde uzun yıllar birçok şair anlaşılmayacak, çok insan da, «ben şiirden anlamam» demeyi sürdürecek. Mayakovski andığım yazısında şunları da ekliyordu: «Basit bir anlamıyorum sözü bir yargı değildir.» Benim anlayamadığım ise kimilerinin çok açık bazı olguları nedense hâlâ anlayamamış olmaları. Henüz dolaysız bir biçimde Türkiye ye ve son 19

20 Erol Çankaya yollarda kültür alanında beliren olgulara değinememiş olmakla birlikte şimdilik şunu da belirtmek gerekiyor: Az önce belirttiğim çözümleme ise öznelliği aşan bir nitelikte ve bu çözüm toplumsal düzeyde dönüşümlerin yaşandığı koşullarda mümkün görünmüyor. Yaşantı Dergisi, Mayıs,198 20

21 GÜNÜMÜZDE SANATÇI VE TOPLUM Samir Amin, kapitalizmin bir inkar momenti, kullanım değerinin, dolayısıyla kültürün ve farklılığın inkarının momenti olduğunu söylediği Sosyalizmin Işığında Kültür Üzerine adlı makalesinde, bu inkarı açıklıkla kavramamızı sağlayan çelişkilerin sistemin merkezine oranla çevrede daha belirgin olduğunu belirtir. Samir Amin e göre bunun nedeni, kapitalizmin çevre ülkelerdeki gençliği ve insani değerlerin bu ülkelerde bütünüyle unutulmamış oluşudur. Aynı makalede, Amerikan dilinin İngilizce nin yoksulaştırılmış bir biçiminden başka bir şey olmadığının altını çizerek, Kuzey Amerika daki egemen kapitalist yapının, duyguların değişik nüanslarının karşılanması ihtiyacı sözkonusu olmadığı için, dilin de buna uyarlanarak, bu nüanslardan yoksun duruma düştüğünü söyler. Daha 1848 yılında yayınlanmış bir kitapta şu satırlar vardı: İktidarı ele aldığı her yerde burjuvazi, feodal, pederşahi, duygusal ilişki olarak ne varsa hepsine son verdi. İnsanı doğal efendilerine tutsak eden karmaşık feodal bağları hiç acımadan kopardı ve insanla insan arasında soğuk çıkar ve peşin ödeme den başka bir bağ bırakmadı. Burjuvazi, kişisel değeri bir mübadele değeri haline getirdi ve bin bir güçlükle elde edilmiş sayısız özgürlüklerin yer- 21

22 Erol Çankaya ine o biricik ve acımasız özgür ticareti koydu Genel olarak kapitalizmin yarattığı insana karşı olan toplumsal yapının bu niteliğinin saptanmasından ya da Artı Değer Teorileri ndeki ifadeyle, kapitalist üretim kafa emeğinin bazı dallarına, sözgelimi şiire ve sanata düşmandır denilerek sanatın bu toplumsal ekonomik yapı içindeki çürümeye yazgılı yerinin vurgulanmasından beri sanat ve kapitalizm ilişkisi yaygın bir biçimde biliniyor ama Samir Amin in Amerika dili üzerine olan gözlemi gene de ilginç: Burjuvazinin yarattığı, daha doğrusu bozuşturduğu toplumu ve insan özünü olabildiğince yalın bir biçimde görebilmeyi sağlıyor. Oysa burjuvazi, tarihte devrimci bir rol oynadığı dönemde feodalizme karşı savaşırken, Orta Çağ kalıntısı teolojik inançların yıkılıp bunların yerini materyalist düşüncenin öğelerinin almasını sağlamıştı; bir Rönesans kültürü olan Hümanizma idi kendi kültürü. Ulusal kültürün içinde nasıl, gerici öğelerin varlığına karşın ilerici-demokratik bir kültürün öğeleri bulunabiliyorsa, Hümanist kültürün içinde de farklı iki kültüre temel olabilecek öğeler de bulunuyordu. Burjuvazinin feodalizmi tasfiye sürecine paralel olarak, tutuculaşması ve giderek de gerici bir konuma kaymasından sonra burjuva hümanizminin ayrışma süreci başladı. Bu kültürün bir kısım öğeleri işçi sınıfı düşüncesine geçerken başka bir bölümünün de burjuva düşüncesini oluşturarak önce tutucu, giderek de gerici bir içeriğe büründüğü görüldü. Hümanist düşüncenin ütopik sosyalizme varan kesimi kapitalizmin yarattığı toplumun insana karşı olan, kendi hümanizmlerine karşı olan niteliğini görebiliyorlardı. 22

23 Popüler Kültür ve Edebiyat Fark edemedikleri ya da bunu istemedikleri şey; bu toplumsal yapının ortadan kaldırılabilmesi için nelerin gerekli olduğu, bunu hangitoplumsal dinamiğin sağlayabileceğiydi. Başka bir deyişle, bu karşı çıkışlarını işçi sınıfı düşüncesiyle bütünleşmeye, kadar vardıramadıkları için konumları işte bu modern sınıfın düşüncesine göre geri bir nitelik kazandı. Bir başka kesim ise kapitalizme karşı olan bu karşı çıkışlarını sistemin sorunsalının dışına vardırarak bilimsel bir kimlikle müdahale imkanı kazandılar. Peki, bu süreçte, burjuvazinin yarattığı hastalıklı toplumsal yapı içindeki sanatçılar, bu yöneliş karşısında nasıl bir tutum takındılar? Burada, önceleri, başlıca iki ayrı biçimde tavır alış görüyoruz. 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkan sentimantalizm, hayatın ve -dolayısıyla sanatın bu tecimselleşmesine edilgin tarzda boyun eğerken, potansiyel muhalefet kitlelerini sistem açısından zararlı olmayan bir alan içinde tutma işlevini görüyordu. Kitlelerdeki, sistem e yönelmesi muhtemel tepkilerin zararsız bir yöne kanalize edilmesi sağlanıyordu bu yolla. Günümüzdeki popüler kültüre kaynaklık eden ve temelde bütün ana çizgilerini barındıran bu anlayış, kapitalizmin alt-üst ettiği anarşik toplum yapısı içindeki kitlelere sahte umutlar, kaçış olanakları yaratmaktaydı ve bir anlamda kaçış kültürü diye de adlandırabilirdi. Bu yönelişin, çeşitli biçimlerle oldukça etkin bir güdülemeyi günümüzde de sürdürdüğünü belirtmek gerekiyor. Yaratılan bu tecimsel dünyayı ve özellikle şiirin ve sanatın tecimselleşmesini gören soy sanatçı tavrı ise bu 23

24 24 Erol Çankaya yönelişe direnme dir. Bu türden burjuva sanatçısı elbette ki burjuva düşüncesiyle dolaysız bir bağ ve bütünleşme içinde değildir. Burjuvazi, bütün insani değerleri vitrinlerde sergilerken duyguları bile metalaştırarak bir tüketim nesnesine indirgerken sanatçı kala kala kendi piyasa özgürlüğü yle başbaşa kalmaktadır. Belki de en önemlisi daha gerilere gidilirse- feodal dönem-deki ayrıcalıklı yerini yitirirken, bu koşulları yaratan güçlerle doğal olarak uzlaşamıyacak, ona karşı çıkacak ama bu karşı çıkışı mağrur bir lanetleme tavrının ötesine geçemiyecek tir. Edilgin ve umutsuz bir nitelikte olacaktır bu karşı çıkış. Edilgin ve umutsuz olacaktır çünkü geleceği yoktur ve geleceği kuracak olan toplumsal dinamik belirtileri olsa da bir alternatif olma ölçüsünde henüz ortaya çıkmamıştır. Bir yerde zorunlu olarak kendi iç dünyasına çekilen sanatçı yine zorunlu olarak iletişim kuramaması nedeniyle modernizme yönelecek, yenilik amacıyla bu iletişimsizliği daha da artıracaktır. Günümüzdeki burjuva sanatçısı ise çok farklı bir dünyada yaşadığının farkında değil gibi. Biraz önce değinilen ve en üstün ürünleri bir Baudelaire ce ortaya koymuş edebiyat anlayışını günümüzde de sürdürmenin mümkün olabileceğini ve bunun da ilericilik olduğunu iddia eden birçok sanatçı var günümüzde. Yani yaklaşık yüz elli yıl sonra; Geleceği kuracak olan toplumsal dinamiğin nitelik olarak da güçlü, işçi sınıfı düşüncesinin ışığında yazılmış, sosyalist gerçekçi edebiyatın birçok üstün ürününün klasik olduğu bir dünyada... Günümüzün koşullarını bir daha hatırlayalım. Bir yandan kitle kültürü adı altında geniş bir yaygınlık ve etkinlik kazanmış iletişim araçlarıyla sürdürülen sistemli tahribat, bir diğer yandan da es-

25 Popüler Kültür ve Edebiyat erinin meta durumuna, indirgenerek değişim değeri kazandığını gören sanatçıya dayatılan acılı ikilem.. Sanatçı onuruyla bağdaştırabildiği takdirde, yani sanatsal yaratının metalaşmasını kabul, ettiği taktirde kitle kültürünün bir parçası olarak üretimde bulunabilir, ama o zaman da sanatçı niteliğinin yittiğini kendisi de görebilecektir. Burjuva sanatçılarının pek çoğu bu dünyayı küçümser, sanatın tecimselleşmesine tavır alır ve iletişimsizliği seçerek kendi içine kapanır. Bencil bir nitelikte olan bu içe kapanış bir süre sonra giderek umutsuzluğa, çürümeye vardıracaktır kendini. Sanatın gerektirdiği estetik yapıya ulaşabilmiş, teknik açıdan yetkin bir nitelikteki çağdaş burjuva sanatçıları hiç bir zaman burjuvaziyle dolaysız bir bağ içinde değildirler ama bu yapıyı lanetleseler de karşı çıkışları sistemin sorunsalının dışına çıkamamaktadır. Başka bir deyişle söylenecek olursa, kendisine sunulan dayatılan bir alanın içinde özgürdür; bu sorunsalı aşamaz Bu nedenle, bir Varoluşçularda görüldüğü gibi edilginliğin, hiçliğin, umutsuzluğun sözcüleri durumuna gelirler. Yarınları yoktur çünkü yarını oluşturacak olan toplumsal almaşığı görmezler değil, görmek istemezler. Geleceği kuracak olanı gözardı etmek işlerine gelmektedir. Burjuva «düzenin açık bir sözcülüğünü/savunuculuğunu yapanların çağdışı olmuş yanlarına karşılık bu türden uzlaşmaz sanatçılar çağdaş gerici bir niteliktedirler. Evet, kabul etmek gerekirse hiç biri kalkıp da sistemin savunuculuğunu yapmaz, sistemle dolaysız bir bağ içinde değildir ama önerdikleriyle, aynı olumsuz konuma çıkmaktadırlar. Ama bu 25

26 26 Erol Çankaya karşı çıkış ları, bu tavırları, özünde sadece, kapitalizmin bir inkar momenti olmasınadır; karşı oldukları şey burjuvazinin kültürü inkar etmesidir. Sadece bu! *** Günümüz insanı meta ekonomisinin gelişimine paralel olarak yabancılaşmış, özerk alanını yitirmiş insandır, donandığı sahte bilinçlilikle mutluluğu ve özgürlüğü her şeyi bir tüketim nesnesi olarak görüp peşinden koşmada bulan insandır. Yaygınlaşmış kitle iletişim araçlarının ördüğü fantazmagorya içinde olup bitenin farkına varamıyan ya da mutluluğunu bilinçli olarak bir fantazya dünyasında arayan günümüz kapitalist toplum bireyi, ve sanatçılar. Burjuva sanatçısı, yitirdiği özgürlüğünü ve insani öz ünü toplumsal ilişkilerin niteliğinde arayacak yerde bilincinin derinliğinde bulmaya kalkar. Oysa, dış gerçekliğe, toplumsal ilişkilerin niteliğine biraz eğilmesi bile çok şeyi değiştirecektir ama yapmaz bunu. Kapitalizmin yarattığı insanlık dışı toplumun değerlerine karşıdır; kültüründen derin bir nefret duyar, çürümenin ilişkilerini görür ama ilişkilerin dirimsel olduğu almaşığı nedense hep unutmaktadır! Sızlanıp durduğu yozlaşmanın nedenini insanın ilişkiler içinde tuttuğu dolaysız yerde ve bu ilişkilerin niteliğinde arayacak yerde, çabasını hakikat te sözkonusu toplumsal ilişkilere ait olan ama bundan yalıtılmış bir biçimde eğildiği içtepilerin ve mutlaklaştırılmış bir bilincin üzerinde yoğunlaştırır. Horkheimer / Adorno dan yararlanarak bu tür sanatın kitlelerin izleyemediği ve ancak seçkinlerin yararlanabildiği bir sanat olduğu söylenebilir. Bu yararlanma da, diğer kültürel edimler ve etkinlikler gibi,

27 Popüler Kültür ve Edebiyat bugünkü toplumsal formasyonların temelini oluşturan yabancılaşmış emeğe, özel mülkiyete ye kurumsallaşmış toplumsal farklılaşmaların sürdürülmesine yaramaktadır. Eskinin yerini alacak olan dirimsel almaşığı sürekli olarak görmezden gelir, giderek içine doğru, bilince doğru derinleşmeyi seçer. Burjuva toplumunun değerleriyle ve bu yapıyla açık bir tarzda uzlaşmayan, hatta bu değerleri lanetleyen tavrı yalınkat bir bakışla ilerici bir nitelikte bile görülebilir ama umutsuzluğu, edilginliği önerisi ile tutucu ve güya hiç de hoşnut olmadığı bu yapıyı ortadan kaldıracak tek toplumsal sınıfın düşüncesini sürekli gözardı etmesi çoğu zaman onu da horlaması ile vardığı yer nedeniyle gerici bir niteliktedir. Yani bu modern sınıfın ölçütüne göre gerici bir niteliktedir. İşte aynı nedenledir ki, burjuva aydınlanmacılarının eliyle parlak ürünleri ortaya koyulmuş bir burjuva hümanizminin geleceği de olmamıştır ve eninde sonunda, taraf olmak zorunda kalmıştır. Aslında bu nokta, küçük burjuva çevrelerinin çürümüşlüğünü ya da burjuvazinin tarihseltoplumsal tükenmişliğini salt eleştirel bir biçimde betimlemenin ilericilik olduğu yanılsamasından kurtulamamış bütün burjuva sanatçılarını irdelemede önem kazanıyor. İşçi sınıfının dünya görüşüne varamamış burjuva sanatçısının eleştirisi, sistemin çerçevesinin içinde ve çarpık bir doğrultuda olur. Özgür iradesiyle davrandığı zehabında ki sanatçı, herşeyin metalaştığı bu ilişkilerden kaçarak mutlak bir nitelikte gördüğü bilincine sığınarak içine kapanır,hakikati ele geçirebilmede bu içtepilerinden yarar umar. Bu yöneliş sonunda kendisinin mistikleşmesini, donandığı sahte bilinçlilikle 27

28 28 Erol Çankaya gerçekliği çarpık bir tarzda algılamasını getirecektir. Ve sonunda burjuva sanatçısı bu protesto sunu insan yalnızdır anlayışına kadar vardıracaktır. Sözgelimi, çağdaş Amerikan şairlerin den Ginsberg in yer yer protesto nitelikli başkaldırıcı şiiri, beatnik felsefesi ne kadar başkaldırıcı ysa o ölçüde uzlaşmaz ve isyankar dır. İsyankar olan, ama sonunda mistikleşen, sistemin sorunsalının dışına çıkamıyan, geleceği kuracak olanı görmezden gelen, en çok biraz haşan bir isyankârlıktır bu. Şiirr uzlaşmaz lığa çağırır okurunu ama, önerisi kokain, marihuana, pasifizm ve Katmandu yollarıdır Gandi tavrı gibi bir şeydir bu uzlaşmazlık ve savaş değil aşk yap sloganı kadar da barışçı ve tehlikeli! Ginsberg in, yapılacak tek şeyin, Beyaz Saray ile Kremlin e uyuşturucu madde temin etmek, Başkanları televizyonda çırılçıplak göstermek olduğu yolundaki fantastik görüşlerinde derin anlamlar bulup, dehşetengiz radikallikte yorumda bulunacaklar çıkabilir ama bunlar sorunun temelinde yatan toplumsalı ilişkiler ağını gözardı eden, en hafif deyişle ifadesiz şeylerdir. Samir Amin, andığım yazısında bir soru yönelterek, Niye Detroit teki işçinin sorununa Hippi hareketi değil de Kültür Devrimi bir cevap verebiliyor? diyordu. Başka bir şiirinde ise şöyle yazıyordu, Ginsberg: Benim şiirimin, kimin kime ateş etmesi gerektiği konusundaki materyalist önerilerle hiç bir ilgisi yoktur Birey düş gücünün gizleri bir başka deyişle koşullara sığmayan can böylesi bilinçlilikler için satılığa çıkarılmamıştır. Evrenin gün gelip yeni bir çiçek olacağı zaten biliniyor ama bunu, kokainle, LSD ile tütsülenmiş bireyin ve düş gücünün gizleri-

29 Popüler Kültür ve Edebiyat ni materyalizme reddiyeler düzerek araştıran satılığa çıkarılmamış bir bilinçlilikle sağlanamayacağı ortada. Burjuva sanatçısı, dış gerçekliği toplumsal ilişkileri görmezden gelir ve bu gerçekliğin belirlediği içtepilere, içgerçekliğe doğru yöneldiğinde, mutlaklaştırdığı sevgi, arkadaşlık, ahlak vb. ilgi gibi değerlere saplanıp kalarak, tükenerek, kapitalizmin özünde varolan bireycilikle başbaşa kalarak, boğuntuyu, umutsuzluğu, edilginliği, söyleyecektir. Söylediği şeyler dönemin hakim düşünceleridir. Çürümeyi görse de, sürekli bunu vurgulasa da, bu çürümüş yapıyı ortadan kaldırıp yeni bir toplumsal yapıyı kuracak olan işçi sınıfı düşüncesine varamamış olması ya da bu geleceğe inançsızlığı umutsuz kılmaktadır onu. Bir yerde, yazmasının da bir anlamı kalmamıştır artık. Burjuva sanatçısının çıktığı yerin niteliği ilerici olabilir ama ilerici olmanın da bir sınıf ölçütü vardır. Sistemin kendisine sunduğu sorunsalın dışına çekilmemesi bir süre sonra zorunlu olarak tutuculaşmasını getirecektir çünkü kapitalizm kültürün inkarı dır: Sanatçısına tecimselleşmeden başka bir hedef gösterememektedir. Bu nedenle sanatçıya bu kültürden koparak başka bir kültüre geçecek ya da eninde sonunda taraf olma kuralına bağlı olarak- burjuva düşüncesini savunur, bu egemen ideolojinin sözcülüğünü yapar bir duruma düşecektir. Neden söz ettiğim, hangi ölçütleri kullanmamız gereğini vurguladım sanırım, biraz da olsa böylece açıklığa kavuşuyor. Son olarak Brecht den bir kaç satır alıntılanabilir: Yalnızca kapitalizmin insanı 29

30 Erol Çankaya insanlıktan çıkaran tutumunu yansıtan, yani yalnızca insanın ruhsal açıdan yoksullaşmasını anlatan roman yazarları gerçeğe yaklaşamazlar. Kapitalizm, insana karşı olduğu gibi, barbarlığa karşı verdiği sıcak savaşta insanın yanında da görünüyor Demokrat, 1980 Şubat 30

31 ADALET AĞAOĞLU NUN İNCE GÜLÜ Adalet Ağaoğlu önceleri oyun yazarı olarak biliniyordu. Cumhuriyet kuşağı diye nitelenen kuşağı irdelediği kitabı Ölmeye Yatmak la başladığı,yeni açılım, Sait Faik Ödülü nü kazandıran hikâye kitabı Yüksek Gerilim le ilginç bir konuma getirmişti kendisini. Bu açıdan, yazdıklarını kendi hesabımailgiyle izlediğim yazacaklarını da merak ettiğim bir yazardı Adalet Ağaoğlu. Fikrimin İnce Gülü, çıkar çıkmaz okuduğum bir roman oldu bu nedenle. Roman şu satırlarla başlıyor: Sürücüsüne göre bal rengi olan Mercedes,sabırsız,nerdeyse son bir atılımla hızlandı. Bulgar çıkışını geride bırakıp girişe yaklaştı. Orada yavaşladı. Almanyacı Bayramın M HU 617 plakalı arabasıyla Kapıkule sınırından yurda girişiyle başlıyan roman 325. sayfada Bayram ın, köyü Ballıhisar a birkaç km. kala girdiği çaresiz bocalamalar, kararsızlıklar arasında bitiyor. Hiç bir yolun ucunda, kimse Bayram ı beklememektedir. Ben kitapta bir İnsan Manzaraları havası sezdim bu kurgusu nedeniyle. Nasıl Manzaralar da Haydarpaşa Garı ndan kalkan sürat katarının yolculuğu ekseninde o dönem insanlarından yola çıkılarak o dönem toplum yapısının bir panoraması verili yorsa, Ağaoğlu nun kitabında da 1974 Türkiye sinden insan 31

32 32 Erol Çankaya manzaraları var. Türkiye nin etraflı bir panoraması, insan ve toplum yapısının görüntülenmesi. Kapıkule den girişle başlayan insanlar, 12 Mart artığı Vedat Nuran hanım,ona armağanlar vererek işlerini yaptırmak isteyenler, Almancı lar TIR şoförleri,almanya özlemleri içindeki trafik polisleri, gümrük memurları,köfteciler, Bayramları gördükleri zaman işte bir tane daha diye dudak kıyısından gülenler, Mercedes li bir Bayram bulmayla hayallere kapılan manikürcü Ayfer gibileri, geri ye dönüşlerle verilen askerlik anıları, 12 Mart, Almanya daki bilinçli işçiler, Bayram gibileri..ve ötekiler, hepsi de bu panoramayı oluşturan öğeler. Adalet Ağaoğlu nun, olsa olsa bir uzun hikaye (nuvel) olabilecek bir konudan usta işi bir roman çıkarması üzerinde durulması gerekli bir başarı oluyor bence.aslında hikaye basit,her gün gazetelerde rastlanır türden. Sentetik hasırdan yapılma tepesi tüylü deniz yeşili şapkasıyla Franz Lehar yazılı kırmızı gömleğiyle,üzerine titrediği arabasıyla tipik bir Almancı! Görenlerin alayla, işte bir tane daha dediklerinden yani. Bizimkisi (Bayram ) askerliğinin son günlerini 12 Mart sıkıyönetimin ilk dönemlerinde yapmış.tutuklular la, dövülmüş gençlerle, kaçakçılarla karşılaşmış Diyarbakır Siirt İlleri Sıkı Yönetim Komutanlığı emrindeki askerliginde. Sonra Ankara daki dolmuş şoförlüğü. Sonra ver elini Almanya. 3 yıl kalış ve yaşanmadan geçirilmiş yılların ürünü arabası Mercedes le cakalı bir dönüş yurda,yaz tatili için. Bin bir ihtimam gösterilen, üzerine titrenilen nikahlısı bir araba. Balkız! Bu uygun düşecek mi bilmiyorum ama ben Orhan Kemal in Murtaza sıyla Adalet Ağaoğlu nun Bayram ını değişik bir düzeyde toplumsal olan-

33 Popüler Kültür ve Edebiyat da bağıntılı gördüm. Aralarındaki önemli, nitelikli ayrımı unutmadan ama. Bir kere Murtaza da Bayram gibi cahil ama dürüst biri. Çalışma saatinde uyuduğu için ölümüne neden olacak biçimde kızına bile vurması,çevresinin yağcı lıkla nitelendirecekleri biçim de velinimeti sayması patronunu vazife aşkı patron yağcısı olarak görülmesi hep bu dürüst lüğünden. Bu dürüst lüğü içten Murtaza nın hiç bir artniyet taşımıyor davranışlarında, bu nedenle görmüyor gözü evladını demi yor ciğerparem! Bayram da cahil ama gözü açılmış biraz Almanya da. Bireysel çıkarı için yapmıyacağı şey yok Bayram ın. Köylüsü İbrahim in Almanya işini köstekliyerek yerine kendisinin gitmesinden tutalım, Almanya daki davranışlarına orda ki işçilerin arasında Kedi boku diye nitelenen, her şeye kayıtsız tavrına değin bu böyle. 12 Mart dönemindeki askerliğinde, tutuklu bir yedeksubayın kendisinle konuşmasına izin vermediği gibi tutup müzevir bir ilkokul öğrencisi gibi ihbar eder komutanına.o nun tek amaçı vardır: Fikrînin ince gülü!. Bir fikirde iki ince gül olmayacağını söyleyip seçme yapmasını isteyen Kezban ı bile terkeder, amacı olan Mercedes için. Mercedes ini köyünün ortasına çekip caka satmaktır bütün amacı. Arkadaşlarına kendini göstermek. Onları yenmek. Kezban ın önünde sırtına yediği taşın acısını çıkarmak için uzun ve ağır çalışıyor. Bayram. Sağında solunda nelerin olup bittiğine bakmadan. Ford la gelen adama nasıl elpençe durdularsa bana da öyle duracaklar. Görür onlar!... (S.322) Bayram, bir toplumun değişim süreci içinde ortaya çıkmış,o tüketim toplumunun kapitalizmin tüketim değer yargılarıyla oluşmuş bir yeni insan bir yeni Murtaza. Murtaza dan Bayram a gelen çizgi aslında 33

34 34 Erol Çankaya bir yerde toplumumuzun değişim grafiğini göstermesi açısından önemli. İnsanımızın yabancılaşma içindeki dramı. Murtaza için önemli olan yanlarki başka bir toplumun insanıdır Murtaza -onur,erdem dürüstlük gibi kavramlar Bayram da işlevini yitirmiştir artık. O başka bir toplumun oluşturduğu insanın prototipidir bir yerde. Yolunu bilene helâl olsun denilen bir toplumun. Buraya gelindikte şu soru da sorulabilir: Bayram mıdır bizim insanımız? Gibilerinden bir soru. Yukarıdaki yargılarda bulunurken genelleştirme amacını gütmüyorum ama,, böyle bir insanın zorla varedildiği ya da bu toplumun değişim süreci içinde böyle bir insan ın ortaya çıktığı, insanımızın Bayramlaştırıldığı da önemli ve yadsınamayacak bir gerçek. Bayramlaştırılmaya karşı koyan, direnen insan yok mu? Var tabii..vedatlar, Hıdırlar, Numanlar, Rıfatlar gibi. Bayramlaşmayan arası memlekette eceli gelmeden ölenlerin sayısı kaç? diye soru soranlar, Çok olunca akılda tutu lamı yor deseler bile, oturup birbiri ardına adlar saymaya başlayanlar yine de var Alamanyalarda. Bayram ın, Sivrihisar önündeki geniş dört yol ağzındaki sonu Bayramlaşanların da sonu bir yerde. Köyünün Dibinde ama yalnız ve yabancı dır Bayram. Kendisini bu Mercedes içinde bu Bayram olarak görmekten kıvanç duyacak tek kişi düşünemiyor. Şimdi ne yana sapmalı? Yarın ne yapacağım? Bu soruları sorup çare -sizlikler içinde bocalayan biridir artık Bayram. Bayram ın büyük dramı Bayramlaşma dır aslında, sorunun çözümü de Bayramlaşmaya karşı koyup koyamamada yatıyor. Fikrimin İnce Gülü nü okurken sürekli, Ankara Sanat ın unutulmaz oyununu El Kapısı nı hatırladım. Kitabın daha ilk sayfalarında Almanyacı kompozisyo-

35 Popüler Kültür ve Edebiyat nunu ve öteki Almanyacı ları nasıl görür gibi olduysam, öyle sanıyorum ki artık her yaz transistörlü radyosu, tüylü şapkası,arabasıyla bir Almanyacı gördüğümde Adalet Ağaoğlu nun Bayram ını hatırlayacağım. Hiçbir yolun ucunda, kim senin kendisini beklemediği Bayramlaşmış biri olmamasını dileyerek ama... Politika Gazetesi, 14 Mart

36 BİR NOT : ÖZGÜRLÜK Özgürlük kadar pek az kavram var ki her dönemde genel İlgiyi üzerinde ve canlı tutmuş, farklı spekülasyonlara konu olmuş olsun. İnsanı İnsan yapan temel İnsani özelliklerden önemli bir öge olmasının ve bu niteliğinin getirdiği İstismara yatkınlığının bu olguda büyük payı olsa gerek. Tartışmalar her dönemde sürmesi ne sürüyor ya her zaman hiç olmazsa görünüşte aynı biçimde değil. Zaman geçtikçe, varolan temel iki sorunsal arasındaki derin ayrımın bulanıklaştırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Sürekli gerileyen kampın ideologları her yeni dönemde artık «deşifre» olmuş kaynaklarını bırakarak «bilimsel» görünüşlü yeni bir teorik dille ortaya çıkıyorlar. Oluşturulan bu yeni teorik dil de genellikle tıpkı hümanizm ve yabancılaşma tartışmalarında görüldüğü gibi sosyalist sorunsalın diline uygun bi,r görünüşte; alıntılar bu düşüncenin İçindeki adlardan! Oysa söylenen şey temelde aynı bayatlamış yaveler; Bir «hür dünya» var, bir de herhalde «hür» olmıyan dünya. Günlük siyasal literatür de sık sık karşılaşırız bunlarla. Hür demokratik düzen var, hür sendikacılık var; bir de «hür sanatçılar!» Bu yazının sınırlı olanakları İçinde özellikle değinilecek olan da bu. Bir kaç yıl önce «C» rumuzunu kullanan biri şöyle yazıyordu: «(Sanatçı)... TİP ortaya çıkınca ona yönelmiştir. Ne var ki TİP in son yıllarında büyük bir 36

37 Popüler Kültür ve Edebiyat sanatçı topluluğunun bu partiden uzaklaştığı da bir gerçektir, Çünkü TİP, bir kere sanatçıyı kendine ısındırdıktan sonra, yaratma özgürlüğüne karışmağa başlamış, bir parti sanatı kurmak istemiştir. Oysa Türk sanatçısı parti sanatı na karşıdır. Siyasayı bir silâh arkadaşı olarak görebilir ama siyasanın kendi yaratma özgürlüğünü sınırlamasını kabul edemez.» Bir de son cümlesi var bu «hür» sanatçının ki dillere şeniik! Sanatçı savaşa girermiş ama ancak gönüllü olarak girermiş! Düşünün, yıl 1972! Bağlardan titizlikle kaçınan bu özgür sanatçılar acaba hangi isterilerin kölesidirler ve bu isterilerin nedeni olan yapı karşısında nasıl bir tavır almaktalar. Sorun burda, kültüre ilişkin sosyalist bakış açısıyla burjuva tavrı arasındaki uzlaşmaz noktada düğümlenmiştir. Ayrı bir nokta da bu kişilerin, üzerine bu kadar titredikleri «özgürlük»lerini hangi yüce amaçları İçin kullandıkları ve kullanmak İsteyecekleri sorusunda ve bunun cevabındadır, Nazi lerin Paris i İşgal ettiği gün, güncesine bahçesindeki ağaçların çiçek açtığını yazan Montherlant ın özgürlüğü geliyor aklıma. Ve tabii bu tavrı sanatçının özgürlüğü adına savunan bizdeki özgür edebiyat dehaları da! Özgürlük, feodalizme savaş bayrağını açan burjuva sınıfının baş sloganıydı ve içeriğinde burjuva sınıfının rekabetçi isteklerini barındırıyordu. Rekabet ilkesine dayalı yapı bozulup tekelleşme belirmeye başladıkça burjuvazi bu sloganı unutur oldu. Zaten onun bu kavramdan anladığı şey kendi düşüncelerini ve iktisadını yerleştirme çabasıydı, böyle bir özgürlüktü. Bu nedenle özgürlük sözcüğünün geçtiği her yere, bunu silip yerine mülkiyet sözcüğünü yazmak pek mahzurlu olmaz. Bir diğer nokta da düşünce sistematiğimizin han- 37

38 38 Erol Çankaya gi koşullar altında oluştuğu. Burjuva sınıfının her şeyi bir meta, özünde bir yaratım olan sanat eserinin oluşum sürecini de bir üretim süreci olarak değerlendiren mantığı kolay kurtulunabilecek bir şey değil. Öyle olsaydı eğer «yeni insan»ın yaratılması bir kaç günlük iş olurdu. Üretim araçları el değiştirdikten yıllarca sonra bile gerekli görülen Kültür Devrimi anlamsız bir çaba alarak değerlendirilirdi. Bu anlayışın adı ise, ekonomizm. Kafamızdaki her düşünce yüzyıllara varan bir geçmişi olan, derinlemesine etki bırakmış türden şeyler. Her insanda olduğu gibi her sanatçıda da aynı oluşum var. Sanatçı, geçmişin birikimiyle mevcut toplumsal ilişkilerin niteliğinden etkilenir ve bilinci de bu tarihsel / toplumsal alan içinde belirlenir; yani varolan nesnel gerçekçilik içinde. Bu nedenle sanatçının özgürlüğü de her insanda olduğu gibi nesnel koşulların belirlediği alan içinde bir özgürlüktür. Burjuva sanatçılarının ağızlarından düşürmedikleri bu «sanatçının bağımsızlığı», «yaratma özgürlüğü» sözleri «milli irade» lâkırdısına benziyor. Sorun, bir kişinin dilediğini «seçme» özgürlüğüyse eğer, bizde de herkes özgür! İstediği partiye atıyor oyunu ve kimse karışmıyor. Böyle bir yalınkat bakış soruna çözüm getirmezse nasıl, aynı biçimde «özgürlük» sözleri de safsata olarak kalma durumunda. «Özgürlük» gibi bir kavramı parçası olduğu toplumsal yapıdaki bütünsel yerinden soyutlayarak irdelemek bizi kuşkusuz çok yanlış sonuçlara götürecektir. Genel olarak insanlık gibi sanatçının özgürlüğü de ancak toplumsal özgürlüğün söz konusu olabileceği gelecekteki bir toplumsal yapıda varolabilecek bir temel İnsani özelliktir. Bu nedenle tıpkı «kadın özgürlüğü» hareketinde olduğu gibi sorunun çözümü bütünseli parçalıyan metafizik (burada varoluşçu) tavırda değil, sorunun

39 Popüler Kültür ve Edebiyat toplumsallığı gözden kaçırılmadan yapılan yaklaşımda mümkündür. Yoksa günümüz koşullarında varolduğu savunulan o «mutlak özgürlük» sanatçının sınıfının özgürlüğünün savunusundan başka bir şey olmıyacaktır. İşte burjuva aydının özgürlüğü böylesine bir özgürlüktür ve gerçek özgürlüğün ancak bu «özgürlüğü bize bahşetmiş olan yapının değişmesiyle oluşacağını kavramak gerekir. Bunun tek yolu da bilinci belirleyen toplumsal varlığın niceliksel temelinin değiştirilmesi işleminden geçer, «Özgürlük» ve «mutlak yaratıcılık» lakırdılarının ardında sürdürülen iflah olmaz bir, bireyciliğin yolundan değil; toplumsal çevreyi ve bu yolla kendini de değiştirecek sonuna kadar devrimci olan tek sınıfın, işçi sınıfının ideolojinin gereklerine uymadan geçer «Bilerek bilmeyerek» İçimizde taşıdığımız o «hapishane»den kurtulmak için başka bir yolumuz var mı? Ben sanmıyorum! Cumhuriyet Gazetesi, 29 Ekim

40 BİR ŞAİRİN OLGUNLUĞU Bir şairin olgunluğu nedir? Çok sık sözü edilen bir şey bu ama, açık söylemek gerekirse ne demeye geldiğini hâlâ kesinlikle kavrayabilmiş değilim. Bu nitelemeye hak kazanabilmek için nelerin gerekli olduğuna ilişkin birtakım ipuçları var gerçi ama, sözkonusu bu ölçütler birçok şairin şiir serüveninin önünde yetersiz kalıyor. Daha çok görülen, şairin yaşına-başına bakılarak bir değerlendirmeye gidilmesi ve bu paye nin verilmesi oluyor. Uzun yıllar şiire emek vermiş bir şair, ortalama bir yaş sınırı, sözgelimi otuz beş yaş sonrasında bu olgunluk dönemine giriyor. Bundan sonraysa artık şairine göre, kimi kırkında, kimi ellisinde olgun şair diye anılmaya başlanıyor. Nasıl bir genç şairlik olgusu varsa, bunun en üst aşaması da olgunluk oluyor. Ben bu niteleme biçimini özsel açıdan anlamsız, tıpkı genç kuşak-yaşlı kuşak ayrımı gibi de saçma buluyorum. Şu anlamda saçma çünkü, bir sanatçının eserinin yol aldığı süreci olgunluk gibi, statik yorumlamalara elverişli bir terimle kavramaya çalışmak bana önemli bir yanlış gibi geliyor. Olgunluk, mutlaklaşmaya açık bir içeriği barındırıyor ve mutlak olan her şey gibi de, mutlak olanın karşısında bir yerde duruyor aynı zamanda. 40

41 Popüler Kültür ve Edebiyat Gerçi zaman zaman, bir tür şiirsel ranta yaşlanmayla emeklilik şiirleri yazan şairler görülmüyor değil ama bu olgu çok farklı bir plânda sözkonusu. Hayatla bağını asgarî ilişkilere indirgemiş, kendini çevresiyle bağ kurmak zorunda hissetmeyen yaşantı yorgunu sanatçılar için geçerli olabilir bu ancak. Bunun dışında, sadece, bir sanatçının kendine özgü çizgisini belirleyerek kalınlaştırdığı bir döneme çakışması anlamında olgunluk un sözü edilebilir. Sanatçıya da şair, bu evreden sonra elbette hayatla dinamik bir ilişki içinde bir dizi etkilenime uğrayarak, bu etmenlerin belirleyiciliği altında farklı alanlara savrulabilir veya çıkış noktasına sadık kalarak iç mantığının doğal gelişimiyle eserini sistemli bir bütünlüğe vardırabilir. Bunları derken birtakım adlar geliyor aklıma şimdi. Bir Fazıl Hüsnü Dağlarca ikinci türe giren şairlerden bence. Dağlarca nın geldiği yere bakarak, yazdığı ilk şiirlerinde bile kendi olgunluğuna varabilmiş bir şair olduğu görülebilir. Aynı biçimde Behçet Necatigil de neredeyse daha ilk şiirlerinde yapısal sistematiğini kurup kendi evrenini oluşturmuş bir şairdir. Yılların ve şiirimizin geçirdiği bunca yenilenme içinde hemen hiç değişmemiştir onun şiiri. Andığım bu iki şairin evrimlerinde önemli bir dönemece pek rastlanmaz. Sonradan siyasal bir yönseme içine girerek doğrudan bu içerikte şiirler yazma çabası da Dağlarca yı, belirgin niteliklerinden biri olan gizemcilikten bütünüyle koparamamıştır. Gizemciliğin dinî yanı silinmiştir gerçi ama bu kez de farklı bir düzeyde gene gizemci şiirler yazmıştır. Onu uğraştıran şeyler, çıkışında getirdiği temler değişmemiştir. Ondaki toplumculuğun hümanist/ halkçı temelinin son şiirlerinde bile değiştiği söylenemez. 41

42 Erol Çankaya Necatigil ise Dağlarca ya göre daha düz bir çizgi çektiği için konumuz için daha somut bir örnektir. Necatigil deki en önemli değişmenin, Kareler deneyimi evresinde gerçekleştiği ve bunun sadece bir deney olarak kaldığı sonradan görüldü. Yani bu girişim sonucu Necatigil başka bir şiire ulanmadan bıraktığı yere dönüp eski şiirini sürdürmeye başladı. Biraz daha kırgın, umutsuz ve içe dönük Necatigil in son şiirlerinden herhangi birisinin bile önceki kitaplarında yadırganmayacağı kanısındayım. Can Yücel de, aynı biçimde, ilk dizelerine bile sadık bir şair. Belki biraz Eşrefle ilintili ve Metin Eloğlu/ Bedri Rahmi nin de kaynaklandığı damardan gelen şiirini yılların içinde yerinde saydırmadı tabii ama bugün kendine özgü kıldığını gördüğümüz temel öğelerinin ilk şiirlerinde bile bulunduğunu görüyoruz. Yergi, kara alay ve uçsuz bucaksız bir humour. Başlangıçtan, şu günlere, bu öğeleri elden bırakmadığı görülüyor. Bu nedenle, Can Yücel deki olgun luğun yılların içinde oluşmuş bir şey olmadığı söylenebilir. Aklın denetimindeki bir duyarlık onu ilk şiirlerinde bile olgun kılmaya yetiyor. Nâzım Hikmet, bu açıdan da yukarıdaki iki şairden farklı bir görünümde. İlk şiirlerini çok genç yaşta Hececilerim izinde yazan Nâzım da Mayakovski kanalıyla Rus füturistlerine ve giderek- sadece teknik yönden - Marinetti ye bağlanabileceği dönem 1930 a kadar sürüyor. Bu dönemden sonra Nâzım Hikmet şiirinin geleneği özümlemeye yöneldiğini ve bu süreç içinde de yepyeni bir şiir bileşimine vardığı görülüyor. Bolu yıllarında yazdığı şiirleri bir yana bırakalım, bir Aç/arın Gözbebekleri, Şeyh Bedreddin deki Anadolu şiirinin çok uzağındadır. 42

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. Eğitimde Sanatın Önceliği. Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ KAYNAK: Birol, K. Bülent. 2006. "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ Sanat, günlük yaşayışa bir anlam ve biçim kazandırma çabasıdır. Sanat, yalnızca resim, müzik,

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK 1984 yılında Eskişehir de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü nü bitirdi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü nde yüksek

Detaylı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın dil felsefesi Frege nin anlam kuramına eleştirileri ile başlamaktadır. Frege nin kuramında bilindiği üzere adların hem göndergelerinden hem de duyumlarından

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Müze eğitiminin amaçları nelerdir? Sergilenen nesnelerle insanlar arasında köprü kurarak nesnelerin onların yaşantıları ile bütünleşmesini sağlamak; Nesnelerin maddi ve ideal değerleri ile algılanması

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi FOTOĞRAF DLNDE BR SÖYLEŞ K R K Y L N B R K M BRAHM DEMREL brahim DEMREL, 1941 yılında Malatya Akçadağ ilçesi Durulova (Körsüleyman) köyünde doğdu. lkokulu köyünde okuduktan sonra Akçadağ Öğretmen Okulu,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU

Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU Medya Okuryazarlığı Programı NİLÜFER PEMBECİOĞLU İletişim Nedir? Değişen İletişim Kavramı Yalnızlaşma ve Yabancılaşma Yüzeysel Etkileşim İlgi Eksik Etkileşim Otomatik Etkileşim İletişim Herşeydir! Değişen

Detaylı

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl

4.Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ. 1.İsim : Turgut. 2.Soyadı: Yüksel. 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1.İsim : Turgut 2.Soyadı: Yüksel 3.Ünvanı: Öğretim Görevlisi 4.Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans İşletme Anadolu Üniversitesi 1998 Yüksek Lisans Doktora 5.Akademik Unvanlar Arts

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Nasıl Bir Deniz Feneriyiz?

Nasıl Bir Deniz Feneriyiz? Nasıl Bir Deniz Feneriyiz? Üniversitelerin, kültürel sermaye sinin en başında kuşkusuz bilimsel araştırmalar ve bilimsel yayınlar gelir. Kültürel sermaye ne denli yoğunlaşmış ve ne denli geniş bir alana

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı

T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Müdürlük Seçme Sınavlarına Hazırlık El Kitabı Ana Başlık Alt Başlık Sayfa Soru Düzeltme Olayları Ad Aktarması 6 - Ad Aktarması (Mecazı Mürsel) Kinaye 8 - Kinaye

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ Özdemir Asaf (Ankara, 11 Haziran 1923 İstanbul, 28 Ocak 1981) Danıştay Üyesi Mehmet Asaf ın oğludur. Babasını kaybettiği yıl (1930) Galatasaray Lisesi nin ilk kısmına girdi. 1934

Detaylı

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ 7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri İLTB 601 İletişim Çalışmalarında Anahtar Kavramlar Derste iletişim çalışmalarına

Detaylı

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süreyya Berfe. Şiir ÇOCUKÇA. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz

ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI. Süreyya Berfe. Şiir ÇOCUKÇA. 2. basım. Resimleyen: Burcu Yılmaz Resimleyen: Burcu Yılmaz Süreyya Berfe ÇOCUKÇA ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Şiir 2. basım Süreyya Berfe ÇOCUKÇA Resimleyen: Burcu Yılmaz www.cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü: İpek Şoran

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor)

ÖZGEÇMİŞ. 2014-2015 Yaşar Kemal in Romanlarında Toplumcu Gerçekçilik (devam ediyor) ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Secaattin Tural 2. Doğum Tarihi : 15.07.1966 3. Unvanı : Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Kırklareli Üniversitesi Derece Alan Üniversite Lisans Türk Dili

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (28 EKİM -13 ARALIK 2013) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 28 Ekim 2013-13 Aralık 2013 tarihleri arasında işlediğimiz ikinci temamıza ait bilgiler,

Detaylı

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek Tarih: 19.01.2013 Sayı: 2014/01 İSMMMO dan Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı Raporu Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek İSMMMO nun Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı adlı

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu 3. Yazma 3. SAYFA HABERİNDEN ŞİİRE 3. Sayfa Haberinden Haydar ERGÜLEN İN «Elmanın E si» Adlı Şiire SERDAR SOLKUN GALATASARAY LİSESİ TDE ÖĞRETMENİ Grup: Ortaöğretim öğrencileri ( Hazırlık sınıfları ve 9.

Detaylı

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA...

Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu ALMANYA... http://www.dw.de/müslüman-kadın-futbolcular-berlinde-buluş... GÜNDEM / ALMANYA ALMANYA Müslüman kadın futbolcular Berlin'de buluştu 'Discover Football'

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

Kapitalistler Halka İstemediği Bir Şeyi Satabilir mi?

Kapitalistler Halka İstemediği Bir Şeyi Satabilir mi? Kapitalistler Halka İstemediği Bir Şeyi Satabilir mi? Aslam Effendi Tota 1, kapitalistlerin reklamların gücüyle, gerçekten ihtiyaçları olmasa bile her çeşit malı insanlara satabileceklerine inanır mısın?

Detaylı

Mantıksal Operatörlerin Semantiği (Anlambilimi)

Mantıksal Operatörlerin Semantiği (Anlambilimi) Mantıksal Operatörlerin Semantiği (Anlambilimi) Şimdi bu beş mantıksal operatörün nasıl yorumlanması gerektiğine (semantiğine) ilişkin kesin ve net kuralları belirleyeceğiz. Bir deyimin semantiği (anlambilimi),

Detaylı

Laboratuvara Giriş. Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü TBT 109 Muavviz Ayvaz (Yrd. Doç. Dr.) 3. Hafta (03.10.

Laboratuvara Giriş. Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü TBT 109 Muavviz Ayvaz (Yrd. Doç. Dr.) 3. Hafta (03.10. ADÜ Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Laboratuvara Giriş Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü TBT 109 Muavviz Ayvaz (Yrd. Doç. Dr.) 3. Hafta (03.10.2013) Derslik B301 1 BİLGİ EDİNME İHTİYACI:

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair

WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID Arkadaşlıktaki Saadete Dair WILHELM SCHMID 1953 te Almanya da Bavyera-Süebya (Schwaben) bölgesinde doğdu. Berlin, Paris ve Tübingen de felsefe eğitimi aldı. Çeşitli Alman üniversitelerinde

Detaylı

BİZ KİMİZ? ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu, Atatürk ü ve ideolojisini daha iyi tanımak ve tanıtmak için 1989 yılında ODTÜ Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde kurulmuş olan bir düşünce topluluğudur. Atatürkçü

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN SYMES IN " TÜRKİYE DE ENFLASYON DİNAMİKLERİ: FIRSATLAR VE RİSKLER KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN SYMES IN  TÜRKİYE DE ENFLASYON DİNAMİKLERİ: FIRSATLAR VE RİSKLER KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI CANSEN BAŞARAN SYMES IN " TÜRKİYE DE ENFLASYON DİNAMİKLERİ: FIRSATLAR VE RİSKLER KONFERANSI AÇILIŞ KONUŞMASI 10 Nisan 2015 İstanbul, Martı Otel Sayın Misafirler, Değerli Katılımcılar

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

LİDER DEĞİŞİRKEN. Prof. Dr. Necmi Gürsakal ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. ÖĞRETİM ÜYESİ

LİDER DEĞİŞİRKEN. Prof. Dr. Necmi Gürsakal ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. ÖĞRETİM ÜYESİ LİDER DEĞİŞİRKEN Prof. Dr. Necmi Gürsakal ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İ.İ.B.F. ÖĞRETİM ÜYESİ I. GİRİŞ Güngör Uras bir köşe yazısında şöyle diyordu : Türkiye deki sanayi yatırımla-rının yarısından fazlasını gerçekleştiren,

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI

TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN İNSAN HAKLARI T.C. MALTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İNSAN HAKLARI ANABİLİM DALI TARİHSEL BİR VARLIK OLARAK İNSAN VE İNSAN HAKLARI Mehmet Ali UZUN Prof. Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN İstanbul, Aralık 2011 GİRİŞ

Detaylı

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz.

Düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürümüzü oyunlar aracılığı ile ifade ederiz. ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Aralık 2014-23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü On5yirmi5.com KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü Kaç gündür bir 'vitamin' sorusudur gidiyor. İşte geçtiğimiz günlerde yapılan KPSS sorularında yer alan 'vitamin' sorusu ve çözümü... Yayın

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı. Mehmet Güler Türkiye de yetişen resim sanatının önemli isimlerinden Mehmet Güler ile Malatya dan Almanya ya uzanan yolculuğunu, resim kariyerinde rol oynayan isimleri, Almanya yı tercih etmesinde etkili

Detaylı

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR Çankaya Üniversitesi 2008 Mezunu ve Üniversitemiz Bilgisayar Mühendisliği Bölümü nde çalışan Uzman Efe Çiftçi ile bir söyleşi gerçekleştirdik BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

Uluslararası Genç Liderler Akademisi Eğitimleri. Sosyal Etki Analizi

Uluslararası Genç Liderler Akademisi Eğitimleri. Sosyal Etki Analizi Uluslararası Genç Liderler Akademisi Eğitimleri Sosyal Etki Analizi Hazırlayanlar: Zeynep Arslan ve Elif Kalan Ağustos, 2012. İstanbul, Türkiye GİRİŞ Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği nin koordinasyonunda,

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI

2011-2012 GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÖKYÜZÜ EĞİTİM KURUMLARI Şubat Ayı E-Bülteni 1 İÇİNDEKİLER 1. Doğum günü Olan Yıldızlarımız 2. Mihver Dersler 3. Branş Dersler 4. Kulüpler 2 DOĞUM GÜNÜ OLAN YILDIZLARIMIZ

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ:

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: 1. Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? (Hangi saatlerde) 2. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? 3. Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

Tarihin Faydalandığı Bilim Dalları

Tarihin Faydalandığı Bilim Dalları Tarihin Faydalandığı Bilim Dalları Coğrafya Her tarihi olay belli bir coğrafi mekanda meydana gelir.tarihi olayların oluşumu esnasında iklim,yeryüzü şekiller,ekonomik faaliyetler konum vb. coğrafi faktörler

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

3. Yazma Becerileri Sempozyumu

3. Yazma Becerileri Sempozyumu Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi MEDYA OKURYAZARLIĞINI EĞİTİMDE UYGULAMAK Terakki Vakfı Okulları 19.12.2015 MEDYALANMIŞ DÜNYA MEDYA ÇALIŞANLARI YURTTAŞ: kişi/ meslek/

Detaylı

KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ

KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ 4. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

BATI MÜZİĞİ TARİHİ 1. ÜNİTE İLK ÇAĞ DÖNEMİ MÜZİĞİ

BATI MÜZİĞİ TARİHİ 1. ÜNİTE İLK ÇAĞ DÖNEMİ MÜZİĞİ BATI MÜZİĞİ TARİHİ 1. ÜNİTE İLK ÇAĞ DÖNEMİ MÜZİĞİ İÇERİK Müzikoloji nedir? Müzik tarihinin Müzikoloji içindeki yeri Müzik tarihinin temel kavramları Etimoloji (Müzik kelimesinin kökeni) Kültürel evrim

Detaylı

SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YAYIN YERİ VE TARİHİ

SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YAYIN YERİ VE TARİHİ SÜRELİ YAYINLAR (DERGİ) KATALOGU YER NO DERGİ ADI YAYIN YERİ VE TARİHİ 984 YABANCI ÜLKELERDE KAÇAKÇILIK BÜLTENİ Ankara, 1936-435 YAĞMA Tahran, Tarih yok 2031 YAKIN SOSYALİST KÜLTÜR DERGİSİ İstanbul, 1989.

Detaylı

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ 16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak

Detaylı

Yardımcı Doçent Grafik Tasarım Marmara üniveritesi 1986. Doçent Grafik Tasarım Marmara Üniversitesi 2005

Yardımcı Doçent Grafik Tasarım Marmara üniveritesi 1986. Doçent Grafik Tasarım Marmara Üniversitesi 2005 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Selahattin GANİZ 2. Doğum Tarihi : 22 / 11 / 1948 3. Unvanı : Profesör 4. Öğrenim Durumu : Doktora / Sanatta Yeterlik Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Grafik Tasarım Marmara Üniversitesi

Detaylı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 )

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na...

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı. Masalsı bir giriş yapmak istiyoruz bu haftaki Medya Kaza Raporu na... - Gökten üç medya kazası düşmüş. Biri ona, biri buna, biri şuna... - Bakandan çok bakancılık yüzüğe takıldı - Pahalı şarap, G20 zirvesinde buruk bir tad bıraktı - Özel jetler, CEO ların başına jet hızıyla

Detaylı

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır.

Defne Öztürk: Atatürk ün herkes mutlu ve özgür olsun diye hediye ettiği bayramdır. 30.10.2015 DENİZATI ndan Herkese Merhaba! Haftanın ilk günü sohbet saatimizde herkes hafta sonu neler yaptığını anlattı. Duvarda asılı olan Atatürk resimlerine dikkat çeken öğretmenimiz onu neden asmış

Detaylı

ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ

ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ ZŞ3040 ATATÜRK ORMAN ALANLARI DEĞİRLENDİRME FİKİR PROJESİ BÜTÜN KAÇAK YAPILARA BİR ÇÖZÜM! AOÇ alanları değerlendirmesi projesi denilince herkes gibi bizimde ilk aklımıza hukuk dışı yollarla yapılmış olan

Detaylı

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri

Yüksek. Eğitim bilimleri. Eğitim bilimleri ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Salih Bolat 2. Doğum Tarihi:.7.1956. Ünvanı: Yrd.Doç.Dr 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Lisans Sosyal Politika Yüksek Lisans Eğitim bilimleri Doktora Eğitim bilimleri Üniversite

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin

Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin Beyin Cimnastikleri (I) Ali Nesin S eks, yemek ve oyun doğal zevklerdendir. Her memeli hayvan hoşlanır bunlardan. İlk ikisi konumuz dışında. Üçüncüsünü konu edeceğiz. 1. İlk oyunumuz şöyle: Aşağıdaki dört

Detaylı

ALİ ARTUN Sanatın İktidarı

ALİ ARTUN Sanatın İktidarı ALİ ARTUN Sanatın İktidarı ALİ ARTUN 1972 de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü nden mezun oldu. Mimarlar Odası nda bilim ve teknoloji konuları ile mimar ve mühendislerin toplumsal konumları

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin!

KİŞİSEL GÜÇ KİTABINIZ Güçlenin! KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin! Hangi alanlarda başarılıyım? Ne yapacağım? Okul hayatınız bittiğinde, önünüze gerçekleştirebileceğiniz çok sayıda fırsat çıkar. Kendi iş yerlerini açan insanların ne tür

Detaylı

Kelaynakların Hazin Öyküsü

Kelaynakların Hazin Öyküsü Kelaynakların Hazin Öyküsü Hazin bir öykü anlatacağım bu kez sizlere... Bir varmış bir yokmuş... Uçsuz bucaksız bir ova varmış. Fırat ın sularıyla bereket bulmaya çalışan bu topraklar, fakir köylünün tek

Detaylı

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUENLER GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ ÇİÇEKLER TEMASI 23NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI Bitkileri tanıdık. Bitkileri gözlemledik. Bitki türlerini isimlendirdik. Bitkilerin

Detaylı

Fotoğraf: Privat. Wolfgang Korn

Fotoğraf: Privat. Wolfgang Korn Fotoğraf: Privat Wolfgang Korn Yazarın yayınevimizden çıkan diğer kitabı: NORMAL NEDİR? Bilim muhabiri ve yazar olarak Hannover de çalışıyor. GEO, Die Zeit gibi gazete ve dergiler için yazılar yazıyor.

Detaylı

Neden Daha Fazla Satın Alalım?

Neden Daha Fazla Satın Alalım? Neden Daha Fazla Satın Alalım? Ana Tema Önerilen Süre Kazanımlar Öğrenciye Kazandırılacak Beceriler Yöntem ve Teknikler Araç ve Gereçler Giderek artan bilinçsiz tüketim ve üretim çevreyi olumsuz etkiliyor.

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı