ĠSTANBUL KÜLTÜRÜ VE ESTETĠĞĠ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ĠSTANBUL KÜLTÜRÜ VE ESTETĠĞĠ"

Transkript

1 BEġĠR AYVAZOĞLU ĠSTANBUL KÜLTÜRÜ VE ESTETĠĞĠ I. ÖNSÖZ YERİNE Geldikti bir zaman Sarı Saltık la Asya dan. Bir bir Diyâr-ı Rûm a dağıldık Sakarya dan. Yahya Kemal Tarihî Yarımada çok eski bir yerleģim bölgesidir ve üst üste yığılmıģ, birbirini besleyen ve birbirinde devam eden kültürlere beģiklik etmiģtir. Bu kültürler içinde, kendisinden öncekilere en saygılı davranan kültürün Osmanlı kültürü olduğu söylenebilir. Ġstanbul un fethinden kırk yıl sonra batıda Endülüs ün, yüz yıl sonra da kuzeyde Kazan ın baģına gelenler bilinirse, Fatih in ve askerlerinin ne kadar hoģgörülü davrandıkları daha iyi anlaģılacaktır. Atalarımız, dinamik, pragmatik ve son derece rahat insanlardı; fethettikleri coğrafyalardaki kültürleri hiç komplekse kapılmadan temellük ederlerdi. Anadolu ya geldikten sonra da kendilerini Roma nın varisi olarak görmeye baģladıkları, bu coğrafyaya Diyâr-ı Rûm, yani Roma demeye devam etmelerinden anlaģılmaktadır. O halde Ġstanbul un, dolayısıyla Ġmparatorluğun çok kültürlülüğü kaçınılamayan fiilî bir durum değil, Ģuurlu bir tercih olarak ele alınmalıdır. Bu tercihin tabii bir sonucu olan Millet Sistemi, bütün azınlıklara kendi dillerini ve kültürlerini serbestçe yaģayıp koruma imkânı sağlamıģtı. XVI. yüzyılda bir Alman sefaret heyetiyle birlikte Ġstanbul a gelen Protestan teolog Stephan Gearlach ın Kanunî ye atfettiği sözler bu gerçeği ifade etmektedir: Çiçekler ne kadar çok renkli olursa o kadar güzeldir, Ġstanbul tabiattaki renk renk çiçekler gibidir, iģte beyaz ve yeģil renkli sarıklarıyla Türkler ve Müslümanlar, beyaz, kırmızı, mavi karıģımı serpuģlarıyla Ermeniler, mavi renkleriyle Rumlar, sarı serpuģlarıyla Yahudiler... Hepsi tabiattaki çiçekler gibi bin bir renk! 1 Anadolu ve Rumeli de zaman içinde bütün bu renkleri dıģlamadan ve boğmadan kuģatan, bütünüyle kendine has bir üst kültürün oluģtuğu unutulmamalıdır. Ġç-Asya dan kopup gelen dinamik toplulukların yanlarında getirdiklerini burada 1 Kemal Beydilli, Stephan Gerlach ın Ruzname sinde Ġstanbul, Tarih Boyunca İstanbul Semineri, Ġ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih AraĢtırma Merkezi, Ġstanbul 1989, s

2 bulduklarıyla harmanlayarak yarattıkları, Prof. Dr. Halil Ġnalcık ın prestij kültür dediği, ayrı ayrı kompartımanlar halinde yaģayan kültürleri zamanla birbirine benzeten ve referansı Ġslâm olan bir üst kültür... Halife unvanını da taģıyan bir hükümdarın, III. Selim in, Yahudi bir musikiģinastan ders almakta sakınca görmediğini düģününüz. Ġstanbul un, dolayısıyla imparatorluğun asıl kimliğini belirleyen, yani III. Selim le Tanburî Ġsak Efendi yi bir arada, aynı nağmeleri terennüm ederken düģünmemizi sağlayan bu kültürdü. Türk musikisi kültürüne sahip biri, bir çırpıda onlarca Yahudi, Ermeni ve Rum bestekâr sayabilir. Bu bestekârların duygu dünyaları o kadar Osmanlıdır ki, isimleri zikredilmezse, eserlerinden azınlık bestekârları olduklarını anlamak imkânsızdır. BaĢta Fatih olmak üzere bütün Osmanlı hükümdarları ve çevreleri sanata özel bir ilgi gösterir, çıktıkları her seferden birçok sanatkârla birlikte döner, daha da önemlisi, bu sanatkârların din, mezhep ve etnik menģelerine bakmaz, hepsini himaye ederlerdi. ÂĢıkpaĢazâde ye göre, Çelebi Mehmed devrinde, Hacı Ġvaz PaĢa çeģitli ülkelerden birçok sanatkârı Bursa ya getirtmiģti. ġiire ve baģta resim olmak üzere plastik sanatlara çok özel bir ilgi duyan Fatih de fetihten hemen sonra Anadolu ve Rumeli taraflarına fermanlar gönderip ashâb-ı sanâyi ve ehl-i hıref in Ġstanbul a gönderilmesini emretti. Büyük bir rekabet içinde olduğu Timurî kültür çevresinden de Ali ġir Nevaî ve Molla Abdurrahman Câmî gibi çok beğendiği ve mutlaka yanında görmek istediği Ģairler vardı. Onun seleflerinden de, haleflerinden de farkı aynı zamanda Batı resim ve heykeline ilgi göstermesiydi. II. Bayezid, resim ve heykeli babası kadar ciddiye almıyordu; fakat Amasya dan beraberinde getirdiği hocası ġeyh Hamdullah, hat sanatını Yakut el-mustasimî nin etkisinden kurtararak bir Ġstanbul sanatı haline getirdi. Yavuz Sultan Selim e gelince, Tebriz i aldığında Safevîler in nakkaģhanesindeki bütün değerli sanatkârlar Ġstanbul un yolunu tuttular. Fethedilen ülkelerden sanatçılarla birlikte taģınabilir sanat eserlerinin de Ġstanbul a getirildiğini unutmamak gerekir. Topkapı Sarayı nda bu yolla muazzam koleksiyonlar oluģmuģtu. Hiç Ģüphesiz, Osmanlı sanat yorumunu ve Ġstanbul estetiğini besleyen kaynaklardan biri de bu göz kamaģtırıcı koleksiyonlardı. Türk-Ġslâm dünyasının dört bir tarafından bu Ģekilde akan zengin bilgi ve kültür birikimi Ġstanbul da adeta imbikten geçirilip damıtıldıktan sonra tekrar Türk ve Ġslâm dünyasına yayılırdı. Osmanlı nın büyüklüğü, azameti ve gücü böyle bir ameliyeyi mümkün kılıyordu. BatılılaĢma döneminde de durum pek değiģmedi; bütün yeni modalar, fikir ve sanat akımları, imparatorluğun Avrupa ya en yakın bölgelerinden değil, Ġstanbul dan takip edilirdi. Barok tan Ampir e, Rokoko dan Art Nouveau ya kadar bütün sanat üslûplarının Osmanlı dünyasındaki en seçkin örnekleri Ġstanbul dadır. Kısacası, Ġstanbul, fetihten itibaren, yaklaģık olarak dört yüz elli yıl boyunca, sadece Ġmparatorluğun değil, bütün Türk ve Ġslâm dünyasının ilim, sanat ve kültür merkezi olmuģtu. 2

3 II. SÜNBÜL SİNAN IN RUHU Türk'ün âsûde mizacıyla Bizans'ın kederi KarıĢıp mağfiret iklîmi edinmiģ bu yeri. Yahya Kemal Dördüncü Haçlı Seferi sırasında akıl almaz derecede tahribata uğrayıp yağmalanan Ġstanbul, fetih öncesinde bütün kaynakları kurumuģ ve nüfusu elli binlere kadar düģmüģ bir Ģehirdi. Esasen Bizans, büyük yapıcılığını VII. yüzyıldan itibaren kaybetmeye baģlamıģtır. Büyük bir depremde hasar gören Ayasofya yı tamir edebilecek çapta mimar bulunmadığı için Edirne den Osmanlı mimarlarının davet edildiğine dair bir rivayet vardır. Genç Fatih, fethin ilk günlerinde Ģehri Ayasofya nın kubbesinden de incelemiģti. Gördüğü devasa bir harabeden ibaretti; evet kendi askerleri de etrafa bir hayli zarar vermiģlerdi, fakat bu tahribat öyle üç günlük yağma sırasında yapılacak cinsten değildi; her taraftan asırların köhnemiģliği akıyordu. Açık sarnıçlar bostan olmuģ, kilise harabelerine baykuģlar tünemiģti. Çok uzun bir zamandan beri kullanılmayan Hipodrom un deprem artığı manzarasını, devrik sütunları ve iki yüz elli yıl önce Latinlerin yakıp yıktığı Büyük Saray ın duvar kalıntılarında taģları birbirinden ayırarak fıģkırmıģ incir ağaçlarını görünce hüzünlenen genç hükümdarın dudakları arasından gayrı ihtiyari dökülen Farsça mısralar, fetihten sonraki Ġstanbul u veciz bir biçimde özetliyordu: Kisra nın köģkünde örümcek kapıcılık etmede, Afrâsiyâb ın kalesinde ise baykuģ davul çalmadadır. 2 Fetih, doğrusu, çürüyen, insansızlaģan Ġstanbul için bir kurtuluģtu. Nitekim Ģehir kısa sürede surların dıģına taģtı ve aģağı yukarı bir asır sonra 550 bin nüfuslu büyük bir Ģehir haline geldi. Ancak daha fazla kalabalıklaģmasına izin verilmeyecek; nüfus, gerekli tedbirler alınarak sabit tutulacaktı. Anadolu ve Rumeli nin çe- Ģitli bölgelerinden insanlar getirilip imparatorluğun yeni baģkentine yerleģtirilmekle beraber beģerî dokusuna pek fazla müdahale edilmedi. ġehrin yerlileri dillerini konuģabilecek, inançlarını yaģayabileceklerdi. Fatih in Ayasofya ya gösterdiği özel itina, hem farklı inançlara gösterdiği saygıyı, hem de sanat eserlerine verdiği değeri ifade ediyordu. Muazzam bir zafer alayı ile Ayasofya ya geldiği gün, mozaikleri ganimet malıdır diye koparmakla meģgul bir yeniçeriyi Binalar benim malımdır, ne hakla onu bozuyorsun? diyerek asâsıyla vurup engellediği biliniyor. Bu iki yönlü itinanın baģka bir anlamı daha vardı: Ġstanbul a, bir zamanlar taģıdığı Doğu yla Batı yı birleģtirme fonksiyonunu yeniden kazandırmak. Bu birleģme sadece siyasî ve iktisadî değil, aynı zamanda kültürel bir anlam taģıyordu. Osmanlıların bu hedefe Ģuurlu olarak yöneldiklerini söylemek, abartmak değildir. Bizans ın abidevî eserleri bunun için korunmuģ, birçok kilise, dıģ yüzleri Osmanlı üslûbunda koruyucu bir tabakayla kaplanarak bugünlere ulaģtırılmıģtır. Yahya Kemal, Koca Mustâpaşa Ģiirinde, bir Rum 2 Tursun Bey, Târîh-i Ebü l-feth (Haz. Mertol Tulum), Ġstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, Ġstanbul 1977, s. 64. Fatih in okuduğu, kime ait olduğu bilinmeyen ünlü beytin Farsçası Ģöyledir: Perdedâri mî-koned der tâk-ı Kisrâ ankebûd/bûm nevbet mîzened der kal a-i Efrâsiyab. 3

4 mühtedisi olan Koca Mustafa PaĢa nın Hagios Andreas Manastırı ni nasıl camiye çevirdiğini, bütün mal ve mülkünü vakfettiği camiin etrafında Türk ün asude mizacıyla Bizans ın kederi nin birleģerek nasıl bir ruhanî atmosfer ve benzersiz bir Ġstanbul peyzajı oluģtuğunu anlatır. Öyle bir peyzajdır ki bu, her gece, tan yeri ağarıncaya kadar, Bir mücevher gibi Sünbül Sinan ın ruhu yanar. Fetihten sonra Ġstanbul un çehresinin hızla değiģmesinde ve Ģehrin yeni ruhunun ve estetiğinin belirginleģmesinde, Sünbül Sinan gibi tasavvuf erbabının rolü de son derece önemlidir. Tarikatler, özellikle II. Bayezid devrinden itibaren Ġstanbul da faaliyete geçti. Ġskender PaĢa nın 1491 yılında Galata sırtlarında yaptırdığı Kulekapısı Mevlevihanesi açıldığında, Mevlevîliğin tarihinde de yepyeni bir devir, Ġstanbul devri baģlamıģtı. Ancak bu dergâhın Osmanlı aydınlarını ve üst tabakasını etkileyebilmesi için ġârih-i Mesnevî Ġsmail Rusûhî Dede nin postniģin olmasını beklemek gerekecektir. Kulekapısı nı KasımpaĢa, BeĢiktaĢ, Eyüp ve Yenikapı dergâhlarının takip etmesi, sadece Mevlevîlik tarihinde değil, Ġstanbul un kültür ve estetik tarihinde de önemli bir dönemeçtir. Selçuklu kültürünü Osmanlı kültürüne bağlayan ve giyim kuģamından yürüyüģ tarzına, selâmından kullandığı lisana, yeme içme âdâbına kadar, her Ģeyiyle, yedi yüz yılın süzülmüģ inceliğini ve estetiğini yansıtan Mevlevîlik, baģlı baģına bir yaģama üslûbu, bir duyuģ ve düģünüģ biçimiydi ve Ġstanbul kültürünün oluģmasında ciddi bir paya sahipti. Ġnsanları târik-i dünya lığa ve meskenete değil, üretmeye, meslek sahibi, iģinde gücünde insanlar olmaya teģvik ediyor, mürid ve muhiblere meslek öğretiyordu. Yedi yüzyıl boyunca saraylardan en ücra yerlerdeki köylere kadar, toplumun bütün kesimleriyle sıkı bir iliģkiye giren Mevlevî dergâhları, bir yandan son derece ciddi bir disiplin içinde din, dil, edebiyat, musiki, hat, tezhib vb. eğitimi verirken, diğer yandan mürid ve muhiblere yedi yüzyıllık zengin tecrübe ve terbiyenin aktarıldığı, herbiri bir okul niteliği taģıyan kurumlar olarak önemli görevler üstlenmiģti. Mevlevîlik, BektaĢiliğin aksine daha çok havass a, yani okumuģlara ve sanatkârlara hitap etse da, halk kitlelerinden kopuk değildi. Ancak okumuģ ve zarif insanların bu dergâhlarda kendilerine sığınacak bir yer bulabildikleri, dar görüģlü zâhir ulemasının baskısından kaçarak buralarda rahat nefes alabildikleri bir gerçektir. Açıkçası, bütün Osmanlı medeniyetine asıl rengini veren Ġstanbul kültürü, serbestçe geliģme imkânını bu ocakta bulmuģtu. Cinuçen Tanrıkorur un ifadesiyle, Mevlevîliğin yedi asırlık tarihi içinde sikkesi tekbirlenmemiģ büyük bir bestekâra rastlamak mümkün değildir. Sadece Galata Mevlevihanesi, dört yüz otuz yıllık tarihinde yetmiģ civarında seçkin Ģair yetiģtirmiģti. Musiki, klasik Mukabele nin vazgeçilmezi olduğu için Mevlevîhaneler aynı zamanda musiki eğitimi verilen birer kurum ve bu özellikleri dolayısıyla birer cazibe merkeziydi. Mevlevî olsun olmasın, musiki ile ilgilenen herkes bu dergâhlara koģardı. Dilkeşhâveran Gece Salâsı, Mâye Cuma Salatı, Tekbir, Segâh Salât-ı Ümmiye, Rast Naat, Rast ve Nühüft Tevşih gibi 4

5 eserleriyle dinî hayatımıza musikinin zenginliğini getiren ve Segâh Mevlevî Âyini yle de tasavvufun göz kamaģtırıcı derinliklerinde gezinen Buhûrîzâde Mustafa Itrî, Yenikapı Mevlevihanesi nde yetiģmiģti. Ġsmail Dede Efendi ve ġeyh Galib de... Sadece Mevlevilik değil, BektaĢilik dâhil, bütün tarikatler Ġstanbul kültürüne ciddi katkılarda bulunmuģtur. KuruluĢundan itibaren Yeniçeri Ocağı nın BektaĢilikle çok sıkı bir iliģki içinde olması, bu tarikate Ġstanbul un günlük hayatında önemli bir yer kazandırmıģtı. Mevlevilik yüksek zümre üzerinde ne kadar etkiliyse, BektaĢilik de halkın günlük hayatına nüfuz etmede o kadar baģarılıydı. Yeniçeri Ocağı kaldırılırken çok ciddi bir darbe yemiģ olmakla beraber, Tanzimat tan sonra yasağın gevģemesinden yararlanarak yeniden faaliyete geçen ve Jön Türk hareketine destek veren BektaĢiler, bu dönemde aydınları ve devlet adamlarını etkilemenin yolunu da bulmuģlardı. Talat PaĢa, ġeyhülislam Musa Kâzım Efendi, Rıza Tevfik, Sâmih Rifat, Yakup Kadri gibi ünlü isimlerin BektaĢi oldukları biliniyor. Bu iliģkileri sayesinde Ġkinci MeĢrutiyet in ilanından sonra etki alanları bir hayli geniģleyen BektaĢilerin Ġstanbul da tekkeler kapatılmadan önce faaliyet halinde dokuz tekkesi bulunuyordu. Koca Mustâpaşa Ģiiri dikkatle okunursa, Yahya Kemal in derin bir seziģle, fetihten önceki kültürleri de kuģatan, içine alarak uzviyetinin bir parçası haline getiren bir terkipten söz ettiği anlaģılır. Tasavvuf ve Melâmîlik, Mevlevîlik, BektaĢîlik, Halvetîlik, Sünbülîlik, UĢĢakîlik gibi tarikatler de bu terkibin olmazsa olmaz unsurlarıydı. Tekke terbiyesi Ġstanbulluların bütün davranıģlarında, oturup kalkmalarında, yeme içmelerinde, hatta Türkçelerinde hissedilirdi. Ġstanbul Türkçesinde tasavvufun ne kadar derin izler bıraktığı, Abdülbaki Gölpınarlı nın Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri adlı kitabında bütün açıklığıyla gösterilmiģtir. III. İSTANBUL TÜRKÇESİ Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, Ġstanbul Necip Fazıl Bugün neredeyse konuģanı kalmamıģ olan Ġstanbul Türkçesinin kendine has bir musikisi, telâffuzu, özel vurguları, deyimleri ve atasözleri vardı. Abdülhak ġinasi Hisar, bir kitabında bu konuda hoģ bir anekdot anlatır. Hamdullah Suphi ile Halid Ziya bir gün Paris metrosunda karģılaģır, nicedir özledikleri anadilleriyle koyu bir sohbete dalarlar. Metrodan çıkarken bir Fransız yanlarına gelir, mazur görülmesini rica ettikten sonra, öteden beri dillerin musikisiyle ilgilendiğini ve yol boyunca hangi dille konuģtuklarını çok merak ettiğini söyler. Türkçe olduğunu öğrenince, Ģimdiye kadar bu dili duymak fırsatını bulamadığına müteessir ve Ģimdi duyduğuna da pek mütehassis olduğunu belirterek Ģöyle devam eder: Eğer bu istasyonda inmeseydiniz mahzâ konuģmanızı iģitmek için sizi devam 5

6 edeceğiniz istasyona kadar takip edecektim. Ne eski bir millet olduğunuz anlaģılıyor; zira lisanınız bu âhenkli ve musikili inceliğine ermek için uzun zamanların sarf edilmiģ olması iktiza eder! 3 Divan Ģairleri çok çeģitli ve zengin kaynaklardan beslenen bu Türkçeyi asırlar içinde kazandığı bütün nüansları ve incelikleriyle kullanmayı iyi bilir, sesine büyük bir ustalıkla hükmederlerdi. Eski Ģiir, Ġmparatorluk çapında yaygın olmakla beraber, esas itibariyle Ġstanbul un sesi ve Ģiiriydi: Ölsün mü neylesün olan âşüfte hüsnüne Kurbânın olduğum seni sevmek hatâ mıdır? Nahifî O gül endam bir al şâle bürünsün yürüsün Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün Enderunlu Vâsıf Ağlarım hâtıra geldikçe gülüştüklerimiz Mâhir Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ Sâmî Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın Ol va de-i tekrâr-be-tekrârı unutma Esrar Dede diyen Ģairler, Ġstanbul da derinliğine yaģanmıģ aģkları Ġstanbul Türkçesinin en süzülmüģ Ģekliyle dile getirmiģlerdir. Bâkî, Nâbî, Nedim, ġeyh Gâlib, Enderunlu Vâsıf, Ġzzet Molla gibi Ģairlerin Ģiirlerini bezeyen bağlar, bahçeler, serviler, çınarlar, lâleler, güller, nergisler, sünbüller Ġstanbul un Ģehir estetiğini, iklimini ve tabiatını yansıtır. Eski Ģiire aģina olanlar, mesela: Sen bî-haber hayalin ile gûşelerde biz Tâ subh olunca her gice ayş ü dem eyleriz Nedim Kadem kadem gece teşrîfi Nâilî o mehin Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi? Nâilî Nâbî hayâl-i şi r dahi şeb bulur nizâm Her bezm-i râz çün bulur üslûb şeb-be-şeb Nâbî gibi söyleyiģlerinde Ġstanbul un büyülü gecelerini hissederler. Yine de Ġstanbul u anlayabilmek için: Ko kafes nâlesini nağme-i pey-der-peye gel Râygân dinleyelim bülbülü İstinye ye gel Şeyhülislam Yahya 3 Abdülhak ġinasi Hisar, Geçmiş Zaman Fıkraları, Varlık Yayınları, Ġstanbul 1971, s

7 Göksu bir nâhoş havâ şimdi Çubuklu pek zihâm Sevdiğim tenhâca çekdirsek mi Sa dâbâd e dek Nedim Gice Kandilli de gökkandil olup ol meh-rû Mâh-tâb eyleyerek eyledi azm-i Göksu Esrar Dede gibi, Ģehirden daha somut bir dille söz eden, Ġstanbul da yaģama sanatına vâkıf Ģairlerin divanlarına özel bir dikkatle eğilmek gerekir. Yukarıda zikrettiğimiz son üç beyitte Ġstinye, Göksu, Çubuklu gibi Boğaziçi semtlerinin isimleri geçti. Fetihten sonraki en önemli olaylardan biri Boğaziçi nin keģfedilmesiydi; Fatih in tarihini yazan Tursun Bey, Bizans ın uzun tarihi boyunca farkına varamadığı bu benzersiz güzelliğe nehr-i aziz diyordu. Som zümrüt ortasında akıp giden ve yepyeni bir rüyayı aksettirmeye baģlayan bu fîrûze nehri nin 4 iki yakasında zaman içinde yepyeni bir yaģama tarzı doğacaktı. Abdülhak ġinasi Hisar, kısaca Boğaziçi Medeniyeti dediği bu incelikli yaģama tarzını ve benzersiz peyzajı anlata anlata bitiremez. Öyle bir medeniyet ki, mimarisinden musikisine, rüyalı sularında süzülen kayıklarından güneģin ve rüzgârın bronzlaģtırdığı bağrı açık hamlacılarına kadar, Boğaziçi deyince aklımıza gelen her Ģeyi kendi rengine boyamıģ, kendi teknesinde yoğurmuģtu. IV. TAŞ VE AĞAÇ Bâde-nûĢân gibi doğru yolumuzdan sapmazız Avn-i Fir avn ile ġeddadî binalar yapmazız Yahya Bey Ġstanbul un benzersiz silueti, Fatih in Bizans ın en önemli kiliselerinden biri olan Havariyyun Kilisesi nin bulunduğu dördüncü tepenin üzerine yaptığı camiyle Ģekillenmeye baģladı. Fatih Camii, Ġstanbul a artık yeni bir inancın, medeniyetin ve estetiğin hâkim olduğunu dünyaya ilan etmekle beraber, aynı zamanda bir sürekliliğe iģaret ediyordu. Bu sürekliliği Tarihî Yarımada nın baģka bölgelerinde de görmek mümkündür. Mesela kuruluģundan beri Ģehrin ana arteri olan Mese Caddesi, Divanyolu adıyla aynı güzergâhı takip etmiģtir. Hipodrom, bu kelimenin Türkçesi olan Atmeydanı adıyla asırlar boyunca aynı Ģekilde kullanılmıģtır. Fetihten sonra, Ġstanbul un yeniden oluģumunda kültürel geçmiģinin inkâr edilmediği söylenebilir. Ancak yeniden inģa sürecinde, dedelerimizin Ġslâmî anlayıģa uygun olarak insan ölçeğini esas aldıkları ve Roma devri Ġstanbul una göre çok daha insanî bir Ģehir meydana getirdikleri muhakkaktır. 4 Bu mısra Yahya Kemal in Siste Söyleniş Ģiirindendir: Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden/ Fîrûze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden? 7

8 Ġstanbul yeniden kurulurken, Turgut Cansever e göre, Rönesans büyük bir yanılgıyı yaģıyor, sabit bir noktadan ve tek bir bakıģ açısından bütün varlığın kavranabileceği yolundaki düģünceyi mimariden resme, felsefeden bilime kadar bütün insan faaliyetlerinin temeline yerleģtiriyordu. Bu görüģ Ģehirleri dondurmuģ ve gelecek nesilleri de kendi çerçevesinde yaģamaya mahkûm etmiģtir. Cansever, bütün Türk-Ġslâm Ģehirlerinde olduğu gibi, fetihten sonra Ġstanbul da da mekânın hareket halinde fark edilmesinin esas alındığını söyler. Bu, varlığın Rönesans ta olduğu gibi, bir noktadan bakılıp o noktadan görülen yüzüyle tamamen anlaģılabileceği yolundaki kanaate bütünüyle zıt bir anlayıģtır. Var olan her Ģey, bütün veçheleriyle ancak hareket eden göz tarafından görülerek idrak edilebilir. Bu bakımdan Ģehir her tarafından sonsuzluğa açılır ve bu sonsuzluğu kırmak günah sayılır. Bunu bazı Batılı gezginler de fark etmiģlerdir. 5 Meselâ Edmondo de Amicis, Avrupa Ģehirlerinde gözün ve düģüncenin hemen her zaman dar bir çerçeveye hapsedildiğini, Ġstanbul da ise her an sınırsız ve lâtif uzaklıklara kaçacak bir yol bulabildiğini söyler. 6 BaĢta Ġstanbul olmak üzere, bütün Osmanlı Ģehirleri oluģurken, mesken mimarisinde daha çok ahģap ve kireç gibi dayanıksız malzemelerin niçin tercih edildiği yeterince tartıģılmamıģtır. Küçük Kıyamet denilen 1509 depreminde kârgir binaların çökmesi yüzünden ahģabın tercih edildiği söylenir. Elbette coğrafyanın sunduğu imkânları ve iklimi de hesaba katmak gerekir. Ancak bu tercihin arkasında Ġslamî ve tasavvufî bir duyarlığın varlığı da rahatlıkla iddia edilebilir. Kur an da Ad kavmine ve kazıklar sahibi Firavun a neler edildiğine dair anlatılanlar 7 ve Siz her yüksek yere bir alâmet bina edip boģ Ģeyle mi uğraģırsınız 8 âyeti, Osmanlı Ģehirciliğinin estetik ilkelerinden birini verir. ġeddadî binalar yapmaktan bu sebeple kaçınılmıģ, özellikle mesken mimarisinde son derece mütevazı ölçüler tercih edilmiģtir. Asırlarca dünyanın en güçlü imparatorlarını barındıran Topkapı Sarayı bile, Batılı kral ve derebeylerin saray ve Ģatoları yanında çok mütevazı durmaktadır. Devâsâ köģkler ve saraylar, hem dünyaya kazık kakma arzusu, hem de tabiattaki ilahî düzenin kudsiyetine müdahale olarak görülürdü. TaĢlıcalı Yahya Bey in: Avn-i Fir avn ile Şeddadî binalar yapmazız mısraında, sözünü ettiğimiz âyetlere ve Osmanlı Ģehircilik anlayıģına atıf vardır. TaĢ gibi sağlam bir malzemeyle ancak kalıcı değerler temsil edilebilir, cami ve medrese, imaret, hamam gibi hayra yönelik binalar yapılabilirdi. Allah ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evler, 9 yani mabetler bütün güzellikleri bünyesinde toplamalıydı. Camiler âdeta bir güzellik deposu ydu; 5 Turgut Cansever, Kubbeyi Yere Koymamak, Ġz Yayıncılık, Ġstanbul 1997, s , Edmondo de Amicis, İstanbul 1874 (çev. Beynun AkyavaĢ), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara Kur an, 89/ Kur an, 16/ Kur an, 24/16 8

9 mimari, musiki, Ģiir, hitabet, hüsnühat, tezyinat, taģ oymacılığı, çinicilik, sedef kakmacılık, kündekârî, kalemiģi, renkli cam sanatı, halıcılık vb. camide bir araya gelir ve birbirini tamamlardı. 10 Merkezî noktalarda camii, medresesi, sıbyan mektebi, imareti vb. ile bir mimari kompleks olarak tasarlanan külliyeler, Ġstanbul un ayırıcı özelliğini teģkil ediyor, oluģma yönünü ve siluetini belirlediği Ģehri fizikî olarak da tanımlıyordu. Özellikle selâtin camilerinin iç ve dıģ avluları, aynı zamanda büyük meydanlar olarak kullanılmaya müsaitti. Herbiri bir odak noktası haline gelen bu camilerin çevrelerinde günlük hayatın Ģartlarına göre kısa aralıklarla yenilenen sokaklar ve mahalleler Ģekillenirdi. Her neslin kendi Ģehrini bir bakıma yeniden inģa ettiği de söylenebilir. Hiçbir nesil, kendisinden önceki neslin zevklerine ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiģ bir Ģehirde yaģamak zorunda değildi. Sahnenin Dışındakiler adlı romanındaki Ģu cümleler, bu gerçeğin Ahmet Hamdi Tanpınar ın da dikkatinden kaçmadığını göstermektedir: Ġstanbul mahalleleri yirmi otuz senede bir çehre değiģtire değiģtire yaģarlar ve günün birinde park, bulvar, yol, sadece yangın yeri, hâli arsa, geleceğe ait çok zengin ve iç açıcı bir proje olmak üzere birdenbire kaybolurlar. Dedelerimiz ahģap ev denen Ģeyi icat ettikleri gün bir imkânı bize hazırlamıģlardır. 11 Le Corbusier nin Türk Ģehirlerinin bu hususiyetini hemen fark ettiği -yukarıda zikrettiğimiz âyetlerden haberdar olmadığı halde- Ģu notlarından anlaģılmaktadır: Ġstanbul da her ev ahģaptır ve çatıları aynı eğimde olup aynı cins kiremitle örtülmüģtür. Bütün büyük binalar, camiler, mabetler, kervansaraylar ise taģtandır. Bütün bunların temeli bir standardın varlığıdır (...) Ġstanbul da veciz bir doku görülür; bütün fânilerin evleri ahģap ve Allah ın evleri ise taģtandır. XX. yüzyılın en büyük Ģehirci ve mimarlarından sayılan Le Corbusier, Türkiye ye ilk defa 1911 yılında gelir, Edirne, Ġstanbul ve Bursa da incelemeler yaparak krokiler çizer. Bir bakar ki, ressam Amédée Ozenfant la birlikte ortaya koymaya çalıģtığı pürizm asırlar önce Ġstanbul da hayata geçirilmiģ. Hayranlıkla çizdiği bazı krokilerin altlarına Ģöyle notlar düģer: Pek soylu biçimlerin melodisi, GeçmiĢ, Ģimdi, gelecek, değiģmeyen. Prizmaların mersiyesi, Saf geometrinin ebedî biçimleri... Sadece mimari eserleri değil, Osmanlı Ģehir dokusunu da son derece etkileyici bulan Le Corbusier, New York un bir felaket, Ġstanbul un ise yeryüzü cenneti olduğunu yazmıģtı. Türklerin KiĢi bina yaptığı yere ağaç da diker dediklerini hatırlatan ünlü mimar, hayal ettiği bahçe Ģehir i de Ġstanbul da görmüģtü. Diyordu ki: Ġstanbul bir meyve bahçesidir; bizim Ģehirlerimiz ise taģ ocakları ; Ġstanbul daki evler ağaçlarla çevrilmiģtir; insan ve doğa arasındaki cazip dostluk ; Ġstanbul da her yerde ağaçlar olup onların arasından mimarlığın soylu örnekleri yükselir. Ağaçlar bizim psikolojik ve fiziksel yönden iyi durumda olmamızı sağlarlar. 10 Osmanlı dünyasında da, Ortaçağ Avrupa sında olduğu gibi gösteriģli mabetler yapılmasına karģı olanlar vardı. Mesela XVII. yüzyılda, güzel sesle Kur an okumaya, tekkelerdeki devran ve semaa karģı olan Kadızâdeliler, bid at olduğu iddiasıyla selâtin camilerinin birer minaresini bırakıp diğerlerini yıkmaya bile kalkıģmıģlardı. Katip Çelebi nin Mîzânü l-hak ta tartıģtığı bu mesele hakkında Târîh-i Naîma da da geniģ bilgi vardır. 11 Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, NakıĢlar Yayınevi, Ġstanbul, ts., s

10 Asıl ilgi çekici olan, Le Corbusier nin Ġstanbul un imarına talip olması ve Ankara ya yazdığı mektupta, büyük bir uzak görüģlülükle, bu güzel Ģehri olduğu gibi korumayı tavsiye etmesidir. Bu tavsiyenin ilerlemeyi ve çağdaģlığı yüksek apartmanlar dikmek ve Ģehirlerin göbeklerinde fabrika bacaları yükseltmek olarak anlayan yöneticileri, bürokratları, hatta aydınları nasıl dehģete düģürdüğünü tahmin etmek zor değildir. Le Corbusier, mektubunun büyük bir taktik hatası olduğunu sonradan itiraf etmiģ ve Ģunları söylemiģtir: Ġstanbul u gayet iyi tanıyorum. Son geliģim eski rejim zamanında, yani epeyce eski olduğu halde orada gördüğüm güzellikler hâlâ gözümün önünde. Ġstanbul un çehresini hatırlatan acele ile çizilmiģ krokileri hâlâ saklıyorum. Ne güzel, renkli ve canlı bir Ģehriniz var. Eğer hayatımın en büyük gafı ve en büyük taktik hatası Atatürk e yazdığım mektup olmasa idi, bugün büyük rakibim Prost yerine güzel Ġstanbul Ģehrinin imarı ile ben uğra- Ģacaktım. 12 Ġstanbul u Avrupa Ģehirlerine benzetmek isteyen imarcılar, buna karģı çıkan yabancılara ilerlememizi istemediklerini zannederek düģman olurlardı. Batıcı aydınlar Pierre Loti yi bu yüzden hiç sevmezlerdi, çünkü o Türkiye de ġark ı sevmiģti. Yahya Kemal e göre de, Alafranga edebiyatın pudra ve lavantasından mütehassis olan yeni nesil, küflerimizi sevdiği için Pierre Loti nin bizimle alay ettiğini zannediyor, kızıyordu. Geçen asrın baģlarında, Loti nin Can Çekişen Türkiye deki Ģu feryadını anlayabilecek aydın yok denecek kadar azdı: Yangın özellikle Ġstanbul un can evine saldırarak geçmiģin harika eserlerini mahvetmekten sanki zevk duyuyor. Ettikleri kötülüğü düģünemeyen yenilikçiler yangınların boģ bıraktığı bu yerlerde bugün Amerikanvari geniģ, dümdüz caddeler açmayı ve aynı biçimde evler yapmayı tasarlıyorlar. Fakat fazla olarak iki yıldan beridir Türk belediyesi, Ģark özelliklerini aksettiren ne varsa, tamamını yok etmek istemektedir. Burada da bizde olduğu gibi, ataların değer verdikleri Ģeyler hakkında saygı hisleri kalmadı. Artık ne camiler, ne mezarlıklar kutsal sayılıyor. Son zamanlarda gelir sağlayan çirkin binaları yapmak için az kalsın tarihî bir kabristan olan Rumelihisarı Mezarlığı nı kaldıracaklardı. Burası, Boğaziçi nin Rumeli yakasında en değerli bir güzellik incisi gibidir [...] Birtakım cahil belediye memurlarının zaten yeter geniģlikte olan caddeyi daha da geniģletmek bahanesiyle ġehzadebaģı nın o güzelim sütun ve kemerlerini pervasızca yıktıklarını, Türklüğe has güzelliklerden birini daha dümdüz ettiklerini öğrendim. Bu kadar aptalca cinayetlere nasıl göz yumuluyor? Öyle sanıyorum ki, Türkiye yöneticileri arasında çok zeki kimseler, sanat duygusuyla dolu insanlar ve büyük bir mazinin bu Ģahitlerini millî Ģeref namına olsun korumak gerektiğini duyan sapına kadar Müslümanlar vardır? 13 ġunu unutmamak gerekir: Amicis, Loti, Le Corbusier gibi sanat ve kültür adamlarının hayran oldukları Ġstanbul, yangınların, depremlerin ve göçlerin harap ettiği Ġstanbul du. Refah devirlerinin Ġstanbul unu görselerdi, kim bilir neler yazarlardı? Devletin zengin ve halkın refah seviyesinin yüksek olduğu asırlarda, yanan yakılan sokaklar, mahalleler, semtler, çok kısa sürede aynı güzellikle yeniden inģa edilirdi. Ancak devlet ve halk fakirleģtikçe, kaybedilenlerin yerine yenileri konulamaz oldu. Konulabilenler ise gittikçe fukaralaģan devletin ve halkın acıklı 12 ġemsa Demiren, Le Corbusier ile Mülâkat, Arkitekt, Seri: IV, nr , Ġstanbul 1947, s Pierre Loti, Can Çekişen Türkiye 1914 (çev. Fikret ġahoğlu), Tercüman 1001 Temel Eser, Ġstanbul, ts., s

11 vaziyetini yansıtıyordu. Fotoğraf makinesi tam o yıllarda icad edildi ve objektifleri Ġstanbul a çevrildi. Yerli ve yabancı fotoğrafçıların harıl harıl görüntüledikleri Ģehir, inkıraz halindeki Devlet-i Aliyye nin baģkentiydi. Yanan yıkılan geniģ, ferah evlerin, konakların yerlerine önce konak yavruları, durum kötüleģtikçe kutu gibi, iki bakla bir nohut yahut nohut oda bakla sofa evler yapılmaya baģlanmıģ, bunlar da yeterince bakım görmediği için Ġstanbul mahalleleri enikonu salaģlaģmıģtı. Bununla beraber hâlâ güzelliğiyle Batılı gezginleri hayranlık ve ĢaĢkınlık içinde bırakıyordu yılında Ġstanbul a gelen Edmondo de Amicis in Ģu cümleleri XIX. asır sonu Ġstanbul u hakkında bir fikir verebilir: Ġstanbul, önünde Ģair ile arkeologun, sefir ile tacirin, prenses ile gemicinin, kuzeyli ile güneylinin, hepsinin aynı hayranlık duygusuyla haykırdığı alemģümul ve son derecede büyük bir güzelliktir. Bütün dünya bu Ģehrin dünyanın en güzel yeri olduğu fikrindedir. Seyahat hâtıralarını yazanlar buraya gelince ĢaĢırıp kalırlar. Perthusier in dili dolaģır, Tournefort beģer dilinin aciz kaldığını söyler, Pouqueville cennette olduğunu sanır, La Croix sarhoģ olur, Marcellus vikontu kendinden geçer, Lamartine Tanrı ya Ģükreder, Gautier gördüğü Ģeyin hakikat olduğundan Ģüphe eder ve hepsi de tasvir üstüne tasvir yığarak pırıl pırıl bir üslûpla yazarak düģüncelerinin yanında fakir kalmayacak ifade tarzını bulabilmek için boģuna kafa yorarlar. 14 Gezginleri güzelliğiyle dilsizleģtiren Ġstanbul, hiç Ģüphesiz, Levantenlerin Galata sı değil, abidevî camileri kucaklayan ahģap Ģehir dokusu ve bu dokuyu sarıp sarmalayan yeģil örtüsüyle Türk ve Müslüman Ġstanbul dur. Boğaziçi dir, Süleymaniye dir, Eyüp tür, Üsküdar dır. Dar ve gölgeli sokakları, insanı ezmeyen binaları, hanları, hamamları, küçük mescitleri, çeģmeleri, mezarlıklarıyla son derece insanî ve pitoresk bir Ģehir... Amicis, bu Ġstanbul un gelecekte yok olacağını ve dünyanın en güler yüzlü Ģehri nin harabeleri üzerine yükselecek modern, korkunç ve gamlı Ģehri düģünerek dehģete kapılır, kalbinin sıkıģtığını hisseder. 15 Eski Türk Ģehrinde planın esası, arazinin topografik yapısına göre belirleniyordu. Çünkü makbul olan, tabiata tecavüz etmek değil, onu tamamlamak, Ģehrin onun bir parçası olarak doğup geliģmesini sağlamaktı. ġehir, geleneğin ĢaĢmaz ölçüleri kullanılarak tespit edilen mevkilere kurulmuģ külliyelerin etrafında emprovize bir biçimde Ģekilleniyordu. Bu teģekkül biçimini plansızlık, geliģigüzel yapılaģma olarak anlamamak gerekir. Çünkü her yapı, çevresine uyumu gözetilerek inģa edilir, böylece harikulâde sürprizlerle dolu emprovizasyon Ģaheserleri doğardı. Abidevî eserlerin dıģında, beģerî ölçülerin hemen hiç dıģına çıkmayan atalarımız, gölgeli dar sokaklarındaki asmalı çardakları, yer yer ağaçlı köģeleri, ne tabiatı taklit, ne de tabiata müdahale esasına dayanan bahçeleri, muhtelif ağaçlarla gölgelendirilmiģ kahveleri, çeģmeleriyle, son derece munis Ģehirler kurmuģ, daha önce kurulmuģ Ģehirlere de yepyeni bir kimlik kazandırmıģlardı. 14 Edmondo de Amicis, age, s Edmondo de Amicis, age, s

12 V. AĞAÇLAR VE BAHÇELER O dehâ öyle toplamıģ ki bizi, Yedi yüz yıl süren hikâyemizi DinlemiĢ ihtiyar çınarlardan. Yahya Kemal Mimarinin tamamlayıcı unsurları olarak düģünülen ağaçlar, tabiatla tabiata ilave edilen yapılar arasındaki denge ve uyumu sağlıyordu. Bunun için Osmanlı Türk Ģehirleri uzaktan bakıldığında, üzerine kuruldukları arazinin tabii uzantıları gibi görünürler. BaĢta Ġstanbul olmak üzere, iklim Ģartlarının müsait olduğu Osmanlı Ģehirlerinin hemen hepsi, bir baģtan bir baģa bahçe ve bostanlarla bezenmiģti. Bahçeli bostanlı isimlerin yanısıra, ağaç ve çiçek isimleri taģıyan sokak, mahalle ve semtlerin çokluğu, Ġstanbul un nasıl bir yeryüzü cenneti olduğunu gösteren açık belgelerdir. Bazı semtler yetiģtirdikleri özel sebze ve meyvelerle ünlüydü ve her Ġstanbullu bunları çok iyi bilirdi: Tuzla bamyası, Yedikule marulu, Erenköy çavu- Ģüzümü, Arnavutköy çileği, Çengelköy hıyarı, ayvası ve hurması, Göksu patlıcanı, Kavak inciri, Mecidiyeköy dutu, Beykoz fasulyesi, Çekmece domatesi, Darıca enginarı Büyük mesireler ve hasbahçeler bir yana, istisnasız her evin küçük veya büyük bir bahçesi, bu bahçede birkaç meyve ağacı, kestanesi veya çınarı bulunurdu. Cami veya mescit önlerinde, çeģme baģlarında, meydanlarda, mesirelerde, herbiri baģlı baģına bir anıt olan çınarlar, serviler, kestaneler, atkestaneleri, diģbudaklar, çitlenbikler, ıhlamurlar, kırmızı yapraklı kayınlar, ender de olsa lâle ağaçları, çamlar, fıstık çamları, sakızlar, sedir ağaçları, Ġstanbul manzarasının vazgeçilmez unsurlarıydı. RuĢen EĢref Ünaydın, bir yazısında bu ağaçları birer fırça darbesiyle Ģöyle tasvir eder: Buz renkli çam: Kıyıda kanatlarını germiş dinlenen albatros. Göğe engin fıskiyesini yayıp yere engin gölgesini döken çınar. Fıstık çamları: Kleopatra nın ardı sıra esirlerin taşıdığı yelpazeleri andıran fıstık ağaçlan. Balık biçimli yapraklarının altında dikenli fiske topları saklayan atkestaneleri. Üç gövdeli ıhlamurlar. Altı açık, üstü koyu kelebek yapraklı ıhlamurlar. Meltem estikçe gümüş direklere dönen salıntılı kavaklar. Havada burkulup burkulup gene yere sarkan soforalar. Testere yapraklı aylandoslar. Göğün berraklığında öbür ağaçların dallarına tutunmuş örümcek ağları sanılacak aylandoslar. İç çeken serviler. Kolalanmış gibi katı ve parlak yapraklı manolyalar. Yeşil çadırlı cevizler. Avize billurları gibi sarkan, akan, titreşen salkımlı çam Herbiri baģlı baģına bir belirleyici olan bu ağaçlar, çevrelerinde yaģayanlar için apayrı bir anlam taģır ve âdeta bir yaģama üslûbu yaratır. Ġstanbul un hâtıralarına 16 Bu konuda geniģ bilgi için bkz. Haluk Dursun, İstanbul da Yaşama Sanatı, TimaĢ Yayınları, Ġstanbul 2010, s RuĢen EĢref Ünaydın, Bütün Eberleri 3. Hatıralar 1 (Haz. Necat Birinci-Nuri Sağlam), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2002, s

13 da sahip olan asıl nüfusu, yaģadıkları çevredeki ağaçları korumuģ, koruyamadıkları ağaçlar için de en yakınlarını kaybetmiģçesine üzülmüģlerdir. Sahil yolu açılırken, Bakırköy halkı, Sakızağacı Mahallesi nin denize temas ettiği noktada, Sakızın Burnu denilen yerdeki bin iki yüz yıllık sakız ağacını kestirmemek için yaklaģık bir ay direnmiģ, ġehremini halkı da Millet Caddesi açılırken Fatih in diktiğine inandığı beģ yüz yaģındaki çınarın kesilmesini önlemek maksadıyla yolu kapatmıģ ve tam üç ay açmamıģtı. Büyük mimarların eserlerinin yanı baģında birkaç çınar veya serviyi eksik etmediklerini, bazan daha da ileri giderek cami ve medrese avlularında çınar ve servi gibi ağaçların yetiģmesi, sarmaģıkların halkalanması, güllerin açması için özel yerler ayırarak mimari ile ağaç arasında tam bir iģbirliği tesis ettiklerini, küçük büyük her çeģmeyi iri gövdeli bir çınar veya servinin beklediğini söyleyen Tanpınar a göre, hissî terbiyemizde, Ġstanbul peyzajına o asil hüznü veren servi, çınar ve çam ağaçlarıyla fıstık çamlarının büyük payı vardır. Hayatımızda ve muhayyilemizde özellikle iki ağaç, servi ve çınar derin izler bırakmıģtır. ġehrin manzarasına belli bir noktadan bakınca Karacaahmet, Edirnekapı, eski AyazpaĢa ve TepebaĢı ndaki serviliklerin hâkim olduğu görülür; ancak manzaranın üslubunu Boğaziçi nde çınarlar, Haliç te Eyüp servilikleri tayin etmektedir. Bu düģüncelerini kendine has üslubuyla anlattıktan sonra, en sevdiği ağacın çınar olduğunu, bu güzel ağaçların dev gövdelerine ve geniģ, pençe pençe yapraklarına bakınca, gözlerinde, Peçevî nin uzun uzun anlattığı, sefer meģveretlerinde söz alıp kumandanlara yol gösteren yaģlı serhat gazilerininin canlandığınıı söyleyen Tanpınar ın Ģu cümlesi önemlidir: Onlar toprağımızın hakiki gururudur; belki dedelerimiz o heybetli vakarı, o dağ sükûnetini onlardan öğrendiler. Bunun için Yahya Kemal in Itrî yi eski çınarların mektebinden yetiģtirmesini çok iyi anladığını sözlerine ekleyen Tanpınar, Ġstanbul da ağaçların gitgide azaldığını belirterek Bir ağacın ölümü, büyük bir mimari eserinin kaybı gibi bir Ģeydir. Ne yazık ki biz bir asırdan beri, hatta biraz daha fazla, ikisine de alıģtık diyor. Tanpınar, Ġstanbul manzaralarında ve Ģehir estetiğinde, bu Ģehre has ağaçların ne kadar önemli olduğunu sadece denemelerinde değil, roman ve hikayelerinde de sık sık vurgulamıģtır. Sahnenin Dışındakiler de, Cemal in çocukluğunun geçtiği bahçede iki incir ağacı, bir mürdüm eriği ve büyük bir ceviz ağacı vardır. AĢeren hanımlar, eğer mevsimine tesadüf ederse mutlaka mürdüm eriğinin meyvelerinden yemek istedikleri için bu ağaç adeta dokunulmazlık kazanmıģtır; meyvelerinden çocukların hissesi sadece yere düģenlerdir, fakat cevizin meyveleri herkese mübahtır; dibindeki evliya bile onu çocuklardan koruyamaz. 18 Meyve ağaçları üzerinde Tanpınar ın özellikle durması, onun, Türk bahçesini, bahçelerin ve ağaçların Ġstanbul Ģehir estetiğindeki yerini çok iyi bildiğini göstermektedir. Güzellik ve faydayı birlikte düģünen ve yaģadıkları çevrelerde bu iki değerin benzersiz bir sentezini vücuda getiren eski Türkler, meyve ağaçları, hiç olmazsa bir erik, kayısı, kiraz, badem veya cevizi bulunmayan bahçeyi bahçeden 18 Ahmet Hamdi Tanpınar, age, s

14 saymazlardı. Sadece Ġstanbul için değil, bütün Müslüman Türk Ģehirleri için geçerli bir kaidedir bu. Çocukluğumuzu çiçek ve meyveleriyle dolduran ağaçları unutabilir miyiz? Çiçekler günlük hayatın vazgeçilmezlerindendi; zarifler Nedim in ünlü müstezat gazelinde de ifade ettiği gibi destarlarına birer gül iliģtirir, sıbyan mekteplerinde okuyan çocuklar her sabah hocalarına küçük çiçek demetleri götürür, hasta dostlara zarif çiçek ĢiĢeleri içinde bir güzel karanfil, gül, zerrin yahut lâle gönderilerek hal hatır sorulurdu. Bahçesiz fukara evlerinin bile pencere önlerinde gül, sardunya, karanfil, küpe çiçeği, fesleğen saksıları eksik olmazdı. XIX. asır baģlarında Türkiye yi ziyaret eden Miss Julia Pardoe, Ġstanbul un o yeģilliğe ve çiçeğe boğulmuģ sokaklarını, evlerini, yalılarını görünce hayretler içinde kalmıģ ve KeĢke Shakespeare, Romeo ve Juliet in bahçe sahnesini yazmadan önce Boğaziçi ni görmüģ olsa idi diye hayıflandıktan sonra Ģunları yazmıģtı: Bütün Doğulular çiçekleri taparcasına severler. Boğaz kıyısındaki her güzel yalının bir çiçek bahçesi vardır. Bu bahçe denizden yüksek olup âdeta bir balkon halindedir. Bunun deniz tarafındaki yüzüne kafesli pencereler geçirilmiģtir. Çiçeklik, bu kafeslerin arkasından kısmen görülebilir. Burada bin bir Ģekil ve güzellikte gül veren fidanlar yetiģtirilir. Buradan baģka, yalı bahçesinin yanında, güzel bir yolun ilerisinde çeģitli gül goncalarından meydana gelen sıra sıra perguleler, öte yanında kırmızı toprak saksılardan sarkan ve top gibi geliģen çiçekler, yol yol karanfiller, akasyalar, bol bol göze çarpan bitkilerdir. Her bahçede yetiģen orman ağaçlarının dalları altından görülebilen bu güzel çiçeklerin bıraktığı etki son derece hoģtur. 19 Çiçek kadar, meyve yetiģtirmeye meraklı Ġstanbullular da vardı. Geçen asrın hekimbaģılarından Mustafa Behçet, Abdülhak, Hayrullah ve Salih Efendiler, aynı zamanda tanınmıģ meyve yetiģtiricileriydi. Elimizdeki kayıtlara göre, bıldırcın armudu, tereyağı armudu, Ģeker gevrek armudu, sarı büyük kıģ armudu, misk armudu, sibir elması, viģne eriği, aģağı yukarı nargile büyüklüğünde bir ayva türü, tanesi üç yüz dirhem gelen kızmemesi Ģeftalisi, bostanî Ģeftali, sarıpapa Ģeftalisi, draki yarma Ģeftalisi, ağustosta çıkan beyaz ve uzun saplı bir kiraz türü, ağustostan sonra olan ceviz büyüklüğünde, bir tarafı beyaz diğer tarafı siyah kiraz, beyaz atkestanesi, ġam üzümü cinsinden iri siyah üzüm ve daha birçok üzüm çeģidi, Abdülhak Hâmid in dedesi Abdülhak Molla nın Çamlıca daki bağının ürünlerinden bazılarıydı. Bahçelerinde meyve ağaçları bulunan herkes, Ģüphesiz, Hekimba- Ģı Abdülhak Molla ve benzerleri gibi, meyve yetiģtirmeyi baģlı baģına bir zevk, bir sanat haline getirmiģ değildi. Fakat fakir veya zengin, her evin bahçesinde bir veya birkaç meyve ağacı bulunur, çocuklar mutlaka meyveyi dalından yemenin zevkini tadarlardı. En azından, komģunun bahçesindeki meyve ağaçlarının birinin dalları ya sokağa yahut diğer avlulara taģardı. Tanpınar ın Huzur unda da, Nuran, Mümtaz la oturacakları evin bahçesinde hangi çiçeklerin bulunması gerektiğini anlatırken, meyve ağaçlarının çiçeklerinden özellikle söz eder. Bu bahçede bol bol badem, erik, Ģeftali, elma ağaçları bulunmalıdır. Çünkü meyve ağaçlarının çiçekle- 19 Miss Julia Pardoe, 125 Yıl Önce İstanbul (çev. Bedriye ġanda), Ġnkılap ve Aka Kitabevleri, Ġstanbul 1967, s

15 ri ömürleri kısa ve beģ gün için olsa bile, insanda bütün bir sene devam edecek hayaller uyandırabilir. 20 Bahçelerinde mutlaka birkaç meyve ağacı bulunmasını isteyen ve meyve çiçeklerine bahar diyen eski Ġstanbullular için baharın gelmesi, bir bakıma, manzaranın pembeden beyaza meyve çiçekleriyle donanması demekti. Bahar açmıģ bir meyve ağacı, cisimleģmiģ yaģama sevinciydi. Orhan Veli kısa bir Ģiirinde bu sevinci çok iyi ifade etmiģtir: Deli eder insanı bu dünya Bu gece, bu yıldızlar, bu koku Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç Ġstanbul da, bahar açmıģ ağaçların rengi olan pembe ve beyazı mor takip eder; erguvan ağaçları, nisan baģlarında bütün zenginliklerini teģhir ederek tabiata en duyarsız insanların bile dikkatlerini kendilerine çekmek için çırpınırlar. Hilmi Yavuz un dediği gibi zaman erguvana bürünür, öyle bir erguvan ki dayanılmaz. Ġstanbul u sırf baharı seyretmek için kurulmuģ bir köģk e benzeten Refik Halit Karay da, Ġlkbahar baģlıklı denemesinde, Ġstanbul ve baharı, altın üzerinde elmas, billûr içinde Ģarap ve güzel gözlerde ihtiras gibi birbirine çok yakıģan, birbirine güç ve anlam veren, kısacası birbirini tamamlayan iki farklı güzellik olarak tarif etmiģtir. Ama onun tercihi, Ġstanbul baharının baģlangıcındaki ılık güneģ ve yarı uyanmıģ, yarı renklenmiģ mütevazı kırlardır; daha sonraki Ģatafatı bir çeģit sefâhat olarak görür. Fazla süslü, zevksizce makyajlı, renk ve Ģekil bakımından müsrif, sonradan görmüģler gibi takıp takıģtırmıģ, iki dirhem bir çekirdek, hoppa ve haspa çiçekleri sevmeyen Refik Halit, tek renkli veya tek renk üzerine yine aynı renkten açıklı koyulu zarif çiçeklere tutkundur. Boğaziçi yamaçlarında, güneģ çekildikten sonra batı tarafından bir değirmi bulut kopmuģ da yere inip bir fidana sarılmıģa benzeyen erguvan, taze bir dul kadın hüznü ve hatta rayihası taģıyan leylâk, taneleri bir meyve gibi dolgun, eti diri, kokusu namuslu, rengi vakarlı, sanki üzüm salkımına sihirli bir el değmiģ de çiçek oluvermiģe benzeyen mor salkım gibi. Ġsterseniz daha eskilere gidelim, bakalım kadim Ġstanbullular neler düģünmüģler erguvan hakkında: Klasik Ģiirin büyük ustalarından Bâkî, bir benzetme unsuru olarak erguvanı en çok kullanan Ģairdir; onun nazarında erguvan, yağmur sonrasında inci ve yakutla bezenmiģ murassa bir ağaçtır; nakit altın sayan bir beyzâdeye benzer. Tanpınar a göre, renkliyi, parıltılıyı ve kıymetli olanı seven Bâkî nin baģlı baģına bir sefâhat olan erguvana ilgisi tabiidir. Bunun için sevgilisini erguvanî elbiseler içinde düģünmüģtür. ÇağdaĢı Hayâlî Bey de bir gazelinde 20 Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur, YKY, Ġstanbul 2000, s

16 söğüt yaprağı gibi titreyip erguvan fidanı gibi kan terlediğini söyler. ġeyh Galib de sürekli kanama imajı uyandıran erguvan, onun ateģli hayal dünyasını yirminci yüzyılda yaģatan Ahmet HaĢim in Ģiirinde nedense lâyık olduğu yeri edinememiģtir; tek bir Ģiirinde renk olarak karģımıza çıkar. ġiirde Yahya Kemal den çok HaĢim in izinden giden Tanpınar da, o kadar sevdiği erguvanı Ģair olarak nedense ihmal etmiģtir; fakat Beş Şehir in Bursa da Zaman bölümünde birden coģar ve Erguvan Bayramı ndan söz ederken, Ġstanbul da vakti gelince Zengin, cümbüģlü israfıyla her tarafı donatıp bahar Ģarkısı söyleyen erguvan ağaçlarını hatırlayarak bir Diyonizos rüyası görmeye baģlar. Yahya Kemal e gelince; onun Tanpınar a ithaf ettiği Bahçelerden Uzak Ģiirinde, Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın dediğine bakmayın siz; o bir Ġstanbul tutkunu olarak bu Ģehrin benzersiz peyzajında erguvanın ne kadar önemli olduğunu bilenlerdendir. Ġstanbul un baharları Yahya Kemal in büyük aģkıydı; gurbette Ġstanbul u hep aģinalıkları aģka dönüģtüren baharlarıyla hatırlamıģtı. Bir gurbet dönüģü, Moda da Ģafaktan önce uyanınca odasını bahar kokularıyla dolmuģ buldu. Bütün varlığı derin bir hazla büyülenmiģ, anne topraktan yayılan bu sevgi sürekli oldukça ölümden korkulmayacağını, korkulmaması gerektiğini düģünmeye baģlamıģtı. Bu duygu ve düģüncelerini anlattığı Moda da Mayıs Ģiiri, bütün kelimelerinde Ġstanbul baharlarının ve Ġstanbul estetiğinin hissedildiği Ģu mısralarla sona erer: Bugün ne semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak! İçinde râhatta varmış yatan aziz ölüler Demek ki böyle bahar örtüsüyle örtülüler! Aslında güneģ ıģıkları ve bahar kokuları bütün eski Ġstanbul evlerinin pencerelerinden içeri doluģurdu; çünkü pencereler bugünkü gibi soğuk, sevimsiz apartman duvarlarına değil, tabiata ve sonsuz mekâna açılırdı. Ġstanbullular pencerelerinden baktıkları zaman ağaç, çiçek ve yaprak görür, kuģ sesleri dinlerlerdi. Pencereler, sadece duvarlarda (bazan da tavanda), kapalı mekânın hava ve ıģık alabilmesi için bırakılmıģ boģluklar değil, aynı zamanda iç mekânla sonsuz mekânın ve tabiatın irtibatını sağlayan, ayrıca vazgeçilmez estetik fonksiyonları bulunan mimari elemanlardır. Bu kavrayıcı tarifte dört unsur vardır: Hava, ıģık, kapalı mekânın sonsuz mekânla ve tabiatla irtibatı, estetik. Hava derken Ģüphesiz temiz havayı, ıģıkla da güneģi kastediyoruz. Sonsuz mekânla ve tabiatla irtibat, insanın çevresinden kopmaması için gereklidir. Ve estetik, güzel bir çevrede yaģama arzu ve ihtiyacının eģyaya yansımasıdır, denebilir. Bugün içinde yaģadığımız mekânlarda pencere diye açılan boģluklar bu fonksiyonlar açısından değerlendirildiği takdirde, modern Ģehrin meģ um realitesi bütün çıplaklığıyla belirecektir: Pencerelerimizi kirli havaya maruz kalmamak için sıkı sıkı kapatmak zorundayız. Ve sadece kazanacağı parayı düģünen cahil bir müteahhidin belki de asırlık ağaçlar kesilerek elde edilmiģ bir arsanın üzerine inģa ettiği apartman bloku sonsuz mekânla irtiba- 16

17 tımızı kestiği gibi, güneģinize de kalın kara bir perde çekmiģtir. Nasılsa baltadan kurtulan ağaçlar da, lenduha apartmanların arasında soluksuz kaldıkları için bütün canlılıklarını yitirir ve yavaģ yavaģ kuruyup yok olurlar. Artık insanlar, bin yıllık çınarları bile gözlerini kırpmadan kesiyor, yerlerine çirkin bir villa yahut bir apartman kondurmak için matkapla deldikleri ağaçların içine asit zerk edip kurutuyorlar. Asıl trajedi, bu katliamın bir ara imar adına yapılmıģ olmasıdır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Yedi Tane Erik Ağacı adlı Ģiirinde, yolunun üzerindeki yedi erik ağacının kesiliģini büyük bir acı duyarak anlatmıģtır: ġiirine, evinin Fındıklı da, deniz kenarında olduğunu, ekmek parasını ise Beyoğlu nda kazandığını anlatarak baģlayan Ģair, yirmi yıldır iģine gitmek için bir yokuģtan çıktığını, bu yokuģun ortasındaki alanda yedi erik ağacı bulunduğunu söyler: Ne zaman yolum düşse Erik ağaçlarını arar gözüm Ya kedi yavruları gibi sırılsıklam Ya buram buram bahar içredirler Ya bütün dalları kırılıp dökülmüş Her sene kırılır dallar âdettir Bu yaz geleceğine alamettir 1951 yılının baharına gelindiğinde, henüz yeģermeye baģlamıģ bu erik ağaçlarının yedisini de dibinden keserler. Ve bir süre sonra yerlerinde cascavlak bir apartman yükselir: Ensesi ceketinden iki parmak dışarda Üç katlı tombalak bir apartman kuruldu Güzel bir yapı olsa canım yanmaz Yapı değil mübarek hacıyatmaz Bedri Rahmi, bu Ģiirle Ġstanbul da yaģanan korkunç betonlaģma sürecini güzel anlatmıģtır. Yedi erik ağacının 1951 baharında kesildiğini belirterek, 1950 den sonraki imar faaliyetleri sırasında, Ġstanbul un tarihî ve tabiî dokusunda yapılan büyük tahribata atıfta bulunan Ģair, Ģüphesiz bir Tek Parti adamı olarak Demokrat Parti iktidarını, üstü kapalı bir biçimde eleģtirmektedir. Doğrusu, Bedri Rahmi nin göremediği gerçek, Ġstanbul da bu mânâda asıl tahribatın batılılaģma hareketleriyle birlikte baģlamıģ olduğudur. Ġstanbul un içinde yüzyıllarca yabancı bir örgü gibi barındırdığı ve kendi içine hapsettiği Beyoğlu nun Tanzimat ın getirdiği imkânlarla birden aģağı doğru sarkmaya baģlamasından sonradır ki, baģta Lamartine olmak üzere, birçok batılı gezginin hayranlıkla söz ettikleri Galata sırtlarındaki emsalsiz yeģil doku ve ihtiģamlı bahçeler yok olma tehlikesiyle yüz yüze gelmiģtir. Bedri Rahmi nin yolunun üzerindeki erik ağaçları, herhalde, bu dokudan artakalanlardı. Diyar-ı küfrü gezip beldeler kâģâneler gördüklerini söyleyen ve bunları kendi Ģehirlerinde de görmek isteyen hüsnüniyetli Tanzimat aydınlarının hayal ettikleri Ģehir, Beyoğlu gibi, ağaçsız, ufuksuz, millî karakterden mahrum bir Ģehirdi. Bugünkü Ġstanbul, aslında Tanzimat ideallerinin -belki biraz fazlaca kontrolsüz- gerçekleģmiģ biçimidir. 17

18 1950 den sonraki sanayileģme hamleleri, bilindiği gibi aynı zamanda büyük bir iç göçe yol açmıģ ve Ġstanbul da asıl kahredici felâket o zaman baģlamıģtır. Yeni nüfus, Ġstanbul un tarihî ve tabiî dokusunun farkına bile varamadan kendilerini ekmek kavgasını içinde bulan yoksul insanlardan oluģuyor, varoģlarda baģlayan gecekondulaģma, bir zihniyet olarak Ģehrin içlerine doğru sarkma eğilimi gösteriyordu. Çok geçmeden, asıl nüfus azınlığa düģecek ve bütün Ġstanbul bir baģtan bir baģa rant alanı haline gelecektir. Eski evler, köģkler, bahçeler, ağaçlar vb., yeni nüfusu için Ģehrin en kıymetli arsalarını iģgal eden lüzumsuz varlıklardı. Yaktılar, yıktılar, kestiler... ġurası bir gerçektir ki, birçok Ģair, günümüzde yaģasalardı, Gökyüzüne ağaç desen türkülerinde, Ağaca gökyüzü, Bir şey değişmiş olmaz Pencereden baktığın zaman. Ne kuşlar şaşırır dallarını, Ne yıldızları koparmak mümkün olur. Eksilmez etrafta yeşillik; Bu kubbenin maviliği devam eder. Cahit Sıtkı Tarancı bir çam vardı önünde doğduğum odanın çöpten yapraklarında güneşi rüzgarla sallayıp kafesten içeri dolduran bir çam Asaf Halet Çelebi Kımıldanır mahallemin daralan ufku Basma perdelerinde gün batarken Atıp saatler süren uykusunu Odama uzanır akasyam pencereden. Orhan Veli gibi Ģiirler söyleyemezlerdi. Çünkü dıģarı bakınca ne ağaçları ve çiçekleri, ne de gökyüzünü, karģıdaki apartmanın kirli ve çirkin yüzünü göreceklerdi. Pencerelerin artık tek fonksiyonu kalmıģtır; içinde barındığımız hapishaneye benzer mekânların birer tecrit hücresi haline gelmesini önlemek. Hâlbuki eski Türk Ģehrinde pencere demek, peyzaj demekti. Eski Ġstanbullular, evlerinin pencerelerinden baktıklarında, ya tepeden tırnağa çiçek açmıģ, ya dalları leziz meyvelerle yüklü yahut kuruyup kızarmıģ yapraklarını rüzgâra ve toprağa emanet eden güzel ağaçlar görürlerdi. 18

19 VI. ÂSÛDE BAHAR ÜLKESİ Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada, O kadar komģu ki dünyâya dıvar yok arada. Yahya Kemal Bahçelerinde meyve ağaçlarının çiçek açtığı, duvarlarından dıģarıya mor salkımlar taģan, bir köģede çeģmesinin Ģırıldadığı, zarif mescidinin bir çınar, atkestanesi yahut çitlembik ağacıyla gölgelenmiģ Ģadırvanlı avlusunda güvercinlerin kanat çırptığı, haziresinin parmaklıkları arasından gelip geçene ĢaĢırtıcı güzellikte görüntüler sunan, sokak köpeklerinin hür bir biçimde gezindiği, her köģesinde farklı bir güzellikle karģılaģtığınız, birbirinin mahremiyetini ihlal etmeyen, genellikle bahçeli olduğu için bitiģik nizama dönüģmemiģ evlerin yarattığı manzarayı gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ressam Hoca Ali Rıza, bu manzaranın yok olmak üzere olduğunu hissettiği için kalemini, fırçasını yanından eksik etmez, Ġstanbul un her gözün fark edemeyeceği güzelliklerini çizer dururdu. Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler de kahramanı Cemal in ağzından ceviz ağacının meyvelerini çocuklardan dibindeki evliyanın bile koruyamadığını söz ederken eski Ġstanbul folklorunun az bilinen bir tarafına iģaret eder. Ağaçları korumanın yollarından biri de, onlara bir muhafız evliya yahut cin yakıģtırmaktı. Necip Fazıl ın Bir Adam Yaratmak adlı oyunundaki temel figürlerden biri olan incir ağacı cinler tarafından korunurdu. Oyunun kahramanı olan Hüsrev, bu incirin hayatındaki yerini Ģöyle açıklar: Bu incir ağacı, bilseniz bana neler hatırlatmaz. Bütün bir çocukluk, bütün bir geçmiģ zaman. Eski Ġstanbul kadınlarını bilmem hatırlar mısınız? Hayal dediğiniz kudret iģte onlardaydı. Benim bir büyükannem vardı ki bu incir ağacının dibinde, göze görünmez bir cin ve peri âlemi tasavvur ederdi. Çocukken, beni bu incirin dibinde oynamaya bırakmazlardı. Bir gün orada oynarken ayağım kayıp yere düģtüm. Sabahtan akģama kadar mutfakta, cinlerin öfkesini dindirecek Ģerbetler kaynadı. Sihirbaz değneklerine benzer kepçelerle uzun uzadıya bir kazanı karıģtırdılar. Ġncirin dibine döktüler. Cinler tatlıyı severmiģ. 21 Eski Ġstanbul evlerinde cinlerle, perilerle ve meleklerle iç içe, insan muhayyilesini devamlı uyanık tutan, yarı mistik bir hayat yaģanırdı. Ancak bizim cinlerimiz ve perilerimiz, Hıristiyanların hortlakları, hayaletleri ve vampirleri yanında son derece munis varlıklardı. Bu, iki ayrı medeniyetin ölüm karģısındaki tavırlarının farklı oluģuyla açıklanabilir. Batıda hortlak, hayalet ve vampir hikâyeleri, ölümü ve mezarlıkları korkunç mekânlar haline getirmiģtir. BaĢta Ġstanbul olmak üzere, Osmanlı Ģehirlerindeki mezarlıklarsa hiç ürkütücü değildi. Cami ve tekkelerin hazireleriyle ara sokaklara kadar sokulan mezarlıklar, parmaklıkları, koyu yeģil servileri, herbiri bir sanat eseri niteliği taģıyan mezar taģları, çiçekleri, eğrelti otlarıyla hayatın içindeydi. Ölüm korkusu, ondan kaçarak değil, ölülerle ve mezarlıklarla iç içe yaģanarak yenilmiģti; iki âlem, yani bu dünya ile öteki dünya âdeta yan yana 21 Necip Fazıl Kısakürek, Tiyatro Eserleri C. 1, Eser: 1-4 (Bir Adam Yaratmak, Sabır Taşı, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ġstanbul 1976, s

20 dururdu. Yahya Kemal, Koca Mustâpaşa Ģiirinde bu gerçeği Ģöyle anlatır: Geçer insan bir adım atsa birinden birine Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine Yahya Kemal, ne zaman memleketin nüfusundan söz edilse ölüleri de hesaba katmak gerektiğini söylerdi. Coğrafya, üzerinde yaģayanlarla karıla karıla vatan haline gelir; mezarlar ve mezarlıklar bu sancılı vatanlaģma macerasının somut Ģahitleridir. Her mezar, toprağa basılmıģ bir mühür ve tarihe düģülmüģ bir not olarak görülmelidir. ġahide ler, sadece mezarda yatanın kimliğine değil, bir medeniyete, bir varoluģa da Ģahitlik eder. Bu bakımdan mezarlıkları yok etmek, nüfus kayıtlarını silmek gibi, müstevlilere yaraģır bir barbarlıktır. Yok olan mezarlar ve mezarlıklarla birlikte, bu coğrafyada yaģayanlar ve yaģananlar hakkında en sahih bilgiler de uçup gider. Bir kültürün tarihini mezarlıklardan yola çıkarak yazmak mümkündür. Ömrünü Ġstanbul mezarlıklarını araģtırmaya vakfetmiģ bir kültür adamı olan Fâzıl Ġsmail Ayanoğlu nun Ortada mevcut yüksek sanat âbidelerimiz - faraza- olmasaydı bile, mezarlıklarımızda bulunan nihayetsiz eserler, bu milleti medeniyet göklerine çıkarmağa kâfi gelirdi dediği söylenir. Mezarlıklar, bugüne taģıdıkları zengin bilgiler bir yana, benzersiz sanat eserlerinin sergilendiği galeriler gibidir. Mezar taģlarını ayak izleri gibi takip etmek suretiyle bir kültürün yaygınlığı hakkında açık fikir edinilebilir. Bir mezarın mimarisi ve tezyinatı, hangi dönemde yapıldıysa, o dönem hakkında tartıģılmaz bir belge niteliğindedir. Ayrıca süslemelerin ikonografik anlamları çözülerek din ve mezhepler tarihinin karanlık noktaları aydınlatılabilir. Mezar taģı kitabelerini de, bir ülkenin siyasî, iktisadî ve kültürel tarihi, hatta savaģlar, istilalar, depremler, yangınlar vb. hakkında bilgi kaynakları olarak kullanmak mümkündür. Bu kitabelerdeki dil bile, yapıldıkları devrin tercihleri hakkında ipuçları taģır. Mesela XIV. yüzyıldan itibaren Türkçe yazılmaya baģlanan mezar taģı kitabeleri, Osmanlı kimliğinin mahiyeti hakkında fikir vermektedir. Öte yandan, mezar taģı kitabelerinden yola çıkarak hat sanatındaki geliģme seyrini; motif yapısını ve üslûpları inceleyerek tezyinattaki değiģmeleri, tercihleri ve modaları kronolojik olarak takip etmek mümkündür. O halde her mezar taģı, hat sanatı ve tezyinat tarihi açısından da büyük önem taģımaktadır. Bazı kitabeler, büyük hattatların imzalarını taģıdığı için ayıca önemlidir. Bazı mezar taģları da isimleri baģka türlü kayda geçmemiģ hattatlar, mimarlar, hakkâklar vb. hakkında yegâne bilgi kaynağıdır. Osmanlı mezarlıklarının bugüne taģıdıkları bilgiler açısından insanlık tarihinde benzersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Mezar taģlarının dilini bilen biri, üzerinde hiçbir yazılı kayıt olmasa bile, süslemelerinden, kavuğun Ģeklinden vb. hem o mezarda yatan kiģinin kimliği, hem de yaģadığı devir hakkında ĢaĢılacak zenginlikte bilgiye ulaģabilir. 20

Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili. Editör. Abdurrahman Çelik Yasin Şafak. Editör Yardımcıları. İbrahim Gümüş. Yayına Hazırlayan.

Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili. Editör. Abdurrahman Çelik Yasin Şafak. Editör Yardımcıları. İbrahim Gümüş. Yayına Hazırlayan. Editör Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili Editör Yardımcıları Abdurrahman Çelik Yasin Şafak Yayına Hazırlayan İbrahim Gümüş Kapak Tasarımı İlhami Durmaz Grafik-Tasarım Caner Yıldırım Baskı Yeri ve Yılı İstanbul,

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ

TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ TUR 1 - ĠSTANBUL KLASĠKLERĠ Yarım Gün Yemeksiz Sabah Turu Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları nın yönetildiği, Tarihi Yarımada nın kalbi olan Sultanahmet Meydanı. İmparator Justinian tarafından 6. yüzyılda

Detaylı

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ

SELANİK AYASOFYA CAMİSİ SELANİK AYASOFYA CAMİSİ BAKİ SARI SAKAL SELANİK AYASOFYA CAMİSİ Aya Sofya (Azize Sofya) tapınağı Selanik in merkezinde, Ayasofya ve Ermou sokaklarının kesiştiği noktadadır. Kutsal İsa ya, Tanrının gerçek

Detaylı

Günümüzde 1. tepede Topkapı Sarayı, 2. tepede Nuruosmaniye Camisi, 3. tepede Süleymaniye Camisi, 4. tepede Fatih Camisi, 5. tepede Yavuz Sultan Selim

Günümüzde 1. tepede Topkapı Sarayı, 2. tepede Nuruosmaniye Camisi, 3. tepede Süleymaniye Camisi, 4. tepede Fatih Camisi, 5. tepede Yavuz Sultan Selim İSTANBUL YEDİ TEPE Günümüzde 1. tepede Topkapı Sarayı, 2. tepede Nuruosmaniye Camisi, 3. tepede Süleymaniye Camisi, 4. tepede Fatih Camisi, 5. tepede Yavuz Sultan Selim Camisi, 6. tepede Mihrimah Sultan

Detaylı

İZMİR BALÇOVA ANADOLU LİSESİ İSTANBUL ÜNİVERSİTE TANITIM VE KÜLTÜR GEZİSİ

İZMİR BALÇOVA ANADOLU LİSESİ İSTANBUL ÜNİVERSİTE TANITIM VE KÜLTÜR GEZİSİ İZMİR BALÇOVA ANADOLU LİSESİ İSTANBUL ÜNİVERSİTE TANITIM VE KÜLTÜR GEZİSİ 3 GÜN 2 GECE 23-27 NİSAN 2014 İSTANBUL "Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer

Detaylı

ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU

ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU Fakültemiz lisans programında açılan MĐM 376 Anadolu Uygarlıkları Teknik Seçmeli Dersi kapsamında yapılması planlanan Đstanbul

Detaylı

02 Nisan 2012. MĠMARLIK BÖLÜM BAġKANLIĞINA,

02 Nisan 2012. MĠMARLIK BÖLÜM BAġKANLIĞINA, 02 Nisan 2012 MĠMARLIK BÖLÜM BAġKANLIĞINA, Amasra Teknik Gezisi 12-13 Mart 2012 tarihleri arasında, ARCH 222 - Arhitectural Design 4 dersi için Bir Sanatçı İçin Konut, ARCH 221 - Arhitectural Design 3

Detaylı

Renkler hakkında bazı gerçekler.

Renkler hakkında bazı gerçekler. Renkler hakkında bazı gerçekler. Birçok balıkçı gibi bende malzeme çantamda birçok renk seçeneği olan ve günün değiģik zamanlarında kullanabileceğim yapay yemler bulundururum. Bazı balıkçılar yemler artık

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ

SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ BAKİ SARISAKAL SELANİK ALACA İMARET CAMİSİ (İSHAK PAŞA CAMİSİ) Selanik Alaca İmaret Camisi Alaca İmaret Camisi Selanik şehir merkezinin kuzey bölümünde bulunmaktadır. Aziz Dimitris

Detaylı

Bilmem daha önce adını duymuģ muydunuz : Dr. DerviĢ Özer, hem tıp doktoru, hem de heykeltıraģ Hikayesi de Ģöyle (Google dan alıntıdır):

Bilmem daha önce adını duymuģ muydunuz : Dr. DerviĢ Özer, hem tıp doktoru, hem de heykeltıraģ Hikayesi de Ģöyle (Google dan alıntıdır): Değerli Dostlar, Sizlere, karlı ve güzel kıģ manzaraları çekmek için yola çıkmıģtım. Mola vermek için uğradığım Kızılcahamam dan ileriye gidemedim. Nedenini bu resimlerde göreceksiniz Bir kasabanın, basit

Detaylı

SU HALDEN HALE GĠRER

SU HALDEN HALE GĠRER SU HALDEN HALE GĠRER SU DÖNGÜSÜ Yeryüzündeki suyun buharlaģıp havaya karıģması, bulutları oluģturması ve yağıģ olarak yeryüzüne dönmesi sürecinde izlediği yola su döngüsü denir. Su buharı soğuduğunda ise

Detaylı

ÇIRAĞAN A DOKUNMA! Tarihi Fıstıklı Meydanı dev bir beton yığını altında kalıyor.

ÇIRAĞAN A DOKUNMA! Tarihi Fıstıklı Meydanı dev bir beton yığını altında kalıyor. Tarihi Fıstıklı Meydanı dev bir beton yığını altında kalıyor. Çırağan da tarih ve yeşil alan katliamına HAYIR! Çırağan da tarih ve yeşil alan katliamına HAYIR! Beşiktaş, Yıldız Mahallesi, Yeşil Fıstık

Detaylı

Kalem İşleri 60. Ağaç İşleri 61. Hünkar Kasrı 65. Medrese (Darülhadis Medresesi) 66. Sıbyan Mektebi 67. Sultan I. Ahmet Türbesi 69.

Kalem İşleri 60. Ağaç İşleri 61. Hünkar Kasrı 65. Medrese (Darülhadis Medresesi) 66. Sıbyan Mektebi 67. Sultan I. Ahmet Türbesi 69. İÇİNDEKİLER TARİHÇE 5 SULTANAHMET CAMİ YAPI TOPLULUĞU 8 SULTAN I. AHMET 12 SULTAN I. AHMET İN CAMİYİ YAPTIRMAYA KARAR VERMESİ 15 SEDEFKAR MEHMET AĞA 20 SULTANAHMET CAMİİ NİN YAPILMAYA BAŞLANMASI 24 SULTANAHMET

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

II. Beyazid Camii - Külliyesi ve Sağlık Müzesi. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

II. Beyazid Camii - Külliyesi ve Sağlık Müzesi. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı II. Beyazid Camii - Külliyesi ve Sağlık Müzesi Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 II.Beyazid Camisi ve Külliyesi (II.Beyazid Kompleksi).... 4 0.1.1 Darüşşifa

Detaylı

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik

OSMANLI YAPILARINDA. Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik OSMANLI YAPILARINDA İZNİK ÇİNİLERİ Kaynak: Sitare Turan Bakır, İznik Çinileri, KültK ltür r Bakanlığı Osmanlı Eserleri, Ankara 1999 Adana Ramazanoğlu Camii Caminin kitabelerinden yapımına 16. yy da Ramazanoğlu

Detaylı

İstanbul-Aksaray daki meydanı süsleyen, eklektik üslubun PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN CAMİİ İBADETE AÇILDI. restorasy n

İstanbul-Aksaray daki meydanı süsleyen, eklektik üslubun PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN CAMİİ İBADETE AÇILDI. restorasy n A Ç I L I Ş L A R A Ç I L I Ş L A R A PERTEVNİYAL VALİDE SULTAN CAMİİ İBADETE AÇILDI İstanbul-Aksaray daki meydanı süsleyen, eklektik üslubun en güzel örneklerinden birini oluşturan Pertevniyal Valide

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Antik Yerleşimler......................... 4 0.2 Roma - Bizans Dönemi Kalıntıları...............

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ Maltepe Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Programı olarak 01 Kasım 2013 Cuma günü Koruma Kuramı ve Geleneksel Yapı Bilgisi I dersleri kapsamında

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK

NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK NECİP FAZIL KISAKÜREK kimdir? Necip fazıl kısakürekin ailesi ve çocukluk yılları. 1934e kadar yaşamı 1934-1943 yılları hayatı Büyük doğu cemiyeti 1960tan sonra yaşamı Siyasi fikirleri

Detaylı

Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler

Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler Tag Archives: chp döneminde yikilan camiler Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk imzalı birkaç belge NİS 272012 Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

TOPKAPI. Çünkü Hayatın Merkezi

TOPKAPI. Çünkü Hayatın Merkezi Çünkü Hayatın Merkezi NEREDEYİZ? Beyaz Rezidans 2, İstanbul un Avrupa yakasında, merkezi konumu ve değişen çehresiyle son yılların dikkat çeken çekim noktalarından Topkapı daki yaşam merkezini genişletiyor.

Detaylı

MİMAR SİNAN. Hazırlayan : Doç. Dr. Yavuz Unat. Mimar Sinan

MİMAR SİNAN. Hazırlayan : Doç. Dr. Yavuz Unat. Mimar Sinan MİMAR SİNAN Hazırlayan : Doç. Dr. Yavuz Unat Mimarlık tarihinin en büyük mimarlarından birisidir. Koca Sinan olarak tanınan Mimar Sinan 1489 da Kayseri nin Gesi bucağının Ağırnas köyünde doğdu. Çocukluğu

Detaylı

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort

www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort +90 444 1 352 /elaresort +90 444 1 352 www.elaresort.com www.elavillas.com /elaresort /elaresort Zarafet ve kaliteyle zenginleşen kusursuz bir dünya... L U X U R I S M Luxurism, sadece bir kelime değil; mükemmelliğin heyecan

Detaylı

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM

SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM SÂMİHA AYVERDİ KİMDİR? Hazırlayan: E. Seval YARDIM Handır bu gönlüm, ya misafirhane Derd konuklar, derman konuklar, hayâl konuklar, melâl konuklar; mümkün konuklar, muhal konuklar. Hele hasret, hiç çıkmaz

Detaylı

Bitkilerle Alan Oluşturma -1

Bitkilerle Alan Oluşturma -1 Bitkilerle Alan Oluşturma -1 Peyzaj Mekanlarının 3 Temel Elemanı Yüzey Zemin Düzlemi: Mekanın tabanını oluşturur. Mekanın diğer elemanları bu tabanın üzerinde yer alır.örneğin üstünde hiçbir bitki veya

Detaylı

İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI

İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI Ekim İLKÖĞRETİM OKULU 2-/A SINIFI TÜRKÇE DERSİ İLKOKUMA YAZMA ÖĞRETİMİ KURSU PLANI AY GÜN SÜRE/dk KAZANIMLAR KONU / Yapılacak Çalışma Yazma Kurallarını Uygulama: e sesini öğreniyorum. 1. Yazmaya hazırlık

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

2. İstanbul Boğazı 31 kilometre uzunluğundadır. 3. İstanbul Boğazı Asya ve Avrupa yı birbirinden ayırır. 4. İstanbul Boğazını turistler çok severler.

2. İstanbul Boğazı 31 kilometre uzunluğundadır. 3. İstanbul Boğazı Asya ve Avrupa yı birbirinden ayırır. 4. İstanbul Boğazını turistler çok severler. İstanbul Boğazı İstanbul Boğazı Karadeniz ve Marmara Denizi ni birbirine bağlar. Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayırır. İstanbul u da ikiye böler. Uzunluğu 31 kilometredir. Genişliği ise 700 metre

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti HALFETİ İLÇEMİZ Halfeti Şanlıurfa merkez ilçesine 112 km mesafede olan ilçenin yüzölçümü 646 km² dir. İlçe; 3 belediye, 1 bucak, 36 köy ve 23 mezradan oluşmaktadır. Batısında Gaziantep iline bağlı Araban,

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

UÇAN BALONLAR SINIFI OCAK AYI BÜLTENĠ

UÇAN BALONLAR SINIFI OCAK AYI BÜLTENĠ UÇAN BALONLAR SINIFI OCAK AYI BÜLTENĠ KONULAR 1)ISINMA VE AYDINLANMA ARAÇLARI -IĢık nedir? Öğreniyoruz. - IĢık nerelerde kullanılır? Öğreniyoruz - Isınma araçları nelerdir? Öğreniyoruz. 2) ENERJİ TASARRUFU

Detaylı

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı?

AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? AHIRIN İÇİNDEKİ SARAY 300 Ispartalı filmini hatırladınız mı? Ve orada kötü kalpli olarak gösterilen Pers İmparatoru Darius u Diğer ismiyle Dara yı Tarih 300 lü yılları gösteriyor. Ama İsa henüz doğmamış.

Detaylı

ŞANLIURFA YI GEZELİM

ŞANLIURFA YI GEZELİM ŞANLIURFA YI GEZELİM 3. Gün: URFA NIN KALBİNDEN GÜNEŞİN BATIŞINA GEZİ TÜRKİYE NİN GURURU ATATÜRK BARAJI Türkiye de ki elektrik üretimini artırmak ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki 9 ili kapsayan tarım

Detaylı

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzeyde Sırbistan ve Kosova batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan,

Detaylı

KANDİLLİ KAMPUSU NA ULAŞIM

KANDİLLİ KAMPUSU NA ULAŞIM KANDİLLİ KAMPUSU NA ULAŞIM 25.3.2009, v2.0 1. İETT ile ULAŞIM 14R Kadıköy Rasathane (60dk 115dk) Kadıköy Rıhtım, Askeri Hastahane (Üsküdar), Marmara Üniversitesi (Kadıköy), Zeynep Kamil Hst. (Üsküdar),

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

KARMA METAL CNC LAZER KESİM FERFORJE

KARMA METAL CNC LAZER KESİM FERFORJE KARMA METAL CNC LAZER KESİM FERFORJE Ferforje bir sanat olarak tanımlanmaktadır. Ferforje, Fransızca "Fer forgé" kelimesinden gelmektedir ve Fransızca'da "dövme demir" anlamına gelmektedir. Günümüzde Ferforje

Detaylı

100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a

100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a 100. Yılında Çanakkale ye Develi den güzel bir ziyaret gerçekleştirildi. Fethinin 562. Yılı olması münasebetiyle gezinin ilk yarısı İstanbul a ayrıldı. İki önemli tarih, iki önemli şehir bu gezide buluştu.

Detaylı

Kuzguncuk. Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1993 Madam Agavni Muratyan Yalısı, 2007. Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1974. Çiğdem PAKER, Mimarlık Fakültesi

Kuzguncuk. Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1993 Madam Agavni Muratyan Yalısı, 2007. Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1974. Çiğdem PAKER, Mimarlık Fakültesi Kuzguncuk Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1993 Madam Agavni Muratyan Yalısı, 2007 Madam Agavni Muratyan Yalısı, 1974 1 Kuzguncuk Madam Agavni Muratyan Yalısı, Plan ve kesit Madam Agavni Muratyan Yalısı,

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL

BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL BİN YILLAR BOYU AZİZ İSTANBUL Sana dün bir tepeden baktım Aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfinle kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Detaylı

İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER

İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER Sanat Tarihi Dergisi Sayı/Number:XIII/1 Nisan/April2004, 169-180 İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER Kadriye Figen VARDAR Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıldan

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

SELANİK HAMAMLARI BAKİ SARISAKAL

SELANİK HAMAMLARI BAKİ SARISAKAL SELANİK HAMAMLARI BAKİ SARISAKAL SELANİK BEY HAMAMI Selanik Bey Hamamı Selanik Türk hâkimiyeti altındayken, şehirde birçok hamam yaptırılmıştır. Evliya Çelebi bunlardan on bir tanesinin çok güzel olduğundan

Detaylı

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz

Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz Hocam Prof. Dr. Nejat Göyünç ü Anmak Üzerine Birkaç Basit Söz PROF. DR. 133 Prof. Dr. Alaattin AKÖZ SÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Hiç unutmadım ki! Akademik olarak hem yüksek lisans, hem de doktora

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır?

Selin A.: Yağmur yağdığında neden gökkuşağı çıkar? Gülsu Naz Ş.: Neden sonbaharda yapraklar çok dökülür? Emre T.: Yapraklar neden sararır? İSTEK ÖZEL KEMAL ATATÜRK ANAOKULU MARTILAR SINIFI Mevsimler Geçtikçe Doğadaki Canlıların Yaşam Biçimleri de Değişir Konusu İle İlgili Neler Biliyoruz? Ece S. : Yaz mevsimi olunca hayvanlar daha da heyecanlanır.

Detaylı

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ATATÜRK ARBORETUMU GEZİSİ RAPORU

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ATATÜRK ARBORETUMU GEZİSİ RAPORU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ATATÜRK ARBORETUMU GEZİSİ RAPORU Gezinin Yapıldığı Tarih-Saat : 17/05/2013---09:30-13:00 Geziye Katılan Öğrenci Sayısı : 20 Geziden Sorumlu Öğretmen : Duygu AYDEMİR Gezinin

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

ĐSTANBUL DOLMABAHÇE SARAYI, SAAT KULESĐ VE CAMĐĐ TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU

ĐSTANBUL DOLMABAHÇE SARAYI, SAAT KULESĐ VE CAMĐĐ TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU ĐSTANBUL DOLMABAHÇE SARAYI, SAAT KULESĐ VE CAMĐĐ TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU Fakültemiz lisans programında açılan MĐM 376 Anadolu Uygarlıkları Teknik Seçmeli Dersi kapsamında yapılması planlanan Đstanbul Dolmabahçe

Detaylı

İşte böylesine bir tatil isteyenler içindir Assos. Ve Assos ta yapılacak çok şey vardır:

İşte böylesine bir tatil isteyenler içindir Assos. Ve Assos ta yapılacak çok şey vardır: Assos u neden görmeliyim, oraya neden gitmeliyim? diye içinizden soruyorsanız eğer, verilecek cevapların birden fazla olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz: mesela turkuvaz rengi bir deniz, zeytin ağaçları,

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

İ Ç İ N D E K İ L E R - TARIM VE KÖYĠġLERĠ BAKANLIĞ - TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - KÖY HĠZMETLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

İ Ç İ N D E K İ L E R - TARIM VE KÖYĠġLERĠ BAKANLIĞ - TARIM REFORMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ - KÖY HĠZMETLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 2007 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KANUN TASARILARI İLE 2005 MALÎ YILI GENEL VE KATMA BÜTÇE KESİNHESAP KANUNU TASARILARININ PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU GÖRÜŞME TUTANAKLARI BAġKAN: Sait AÇBA(Afyonkarahisar)

Detaylı

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015

DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 DENİZYILDIZI GRUBU NİSAN AYI BÜLTENİ 2015 NİSAN AYINDA NELER ÖĞRENDİK? Çiçekleri tanıdık. Çiçekleri gözlemledik. Çiçek türlerini isimlendirdik. Çiçeklerin birer canlı olduğunu öğrendik. Farklı çiçeklerin

Detaylı

DEĞERLER EĞĠTĠMĠ KANAAT DÖNEMĠ RAPORU

DEĞERLER EĞĠTĠMĠ KANAAT DÖNEMĠ RAPORU DEĞERLER EĞĠTĠMĠ KANAAT DÖNEMĠ RAPORU ĠLÇESĠ :AKSU OKULUN ADI :ġeref ÜLKER ĠLKOKULU SINIF İÇİNDE UYGULANAN ETKİNLİKLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Tüm sınıflar kendi içinde sınıflarına ait Değerler Eğitimi ağacı

Detaylı

Yeni Yerler keşfetmek lazım

Yeni Yerler keşfetmek lazım Yeni Yerler keşfetmek lazım Dans, Eğlence Diyorsanız! Rio Sizi Bekliyor Rio Hakkında Rio de Janeiro, Brezilya'nın 26 eyaletinden birisinin başkenti ve Brezilya'nın en büyük ikinci kentidir. Ekvatoral iklimin

Detaylı

AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ

AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ AYA THEKLA YERALTI KİLİSESİ Thekla, genç ve güzel bir kadın... Hem de bakire... Aynı Meryem gibi.. Halk bu yüzden, Thekla nın yaşadığı yeraltı kilisesine, Meryemlik demiş. Thekla nın yaşadığı, sonunda

Detaylı

SABANCI ÜNİVERSİTESİ AĞAÇLANDIRMA VE ÇEVRE DÜZENLEMELERİ

SABANCI ÜNİVERSİTESİ AĞAÇLANDIRMA VE ÇEVRE DÜZENLEMELERİ SABANCI ÜNİVERSİTESİ AĞAÇLANDIRMA VE ÇEVRE DÜZENLEMELERİ İçindekiler I. GİRİŞ II. III. ÜNİVERSİTE KONUMU İNŞAAT ÖNCESİ VE SONRASI GÖRÜNTÜLER a. 1998-İnşaat öncesi b. 2013-Kampusun bugünü Sabancı Üniversitesinin

Detaylı

KENT KĠMLĠĞĠ. Uzm. Psk. Pelin KarakuĢ TMMOB KOCAELĠ 1. KENT SEMPOZYUMU 6-8 ARALIK 2007

KENT KĠMLĠĞĠ. Uzm. Psk. Pelin KarakuĢ TMMOB KOCAELĠ 1. KENT SEMPOZYUMU 6-8 ARALIK 2007 KENT KĠMLĠĞĠ Uzm. Psk. Pelin KarakuĢ TMMOB KOCAELĠ 1. KENT SEMPOZYUMU 6-8 ARALIK 2007 Ġnsanlar yaģadıkları mekanları Fiziksel bir gerçekliği algılamanın ötesinde hissetmekte, onlara bağlanmakta ve kendilik

Detaylı

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ HATIRASINA

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ HATIRASINA ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN AZİZ HATIRASINA Değerli Üsküdarlılar; Çanakkale Zaferi, hem dünya tarihi açısından, hem de milletimiz için bir dönüm noktasıdır. Mehmetçik burada, tarihe sığmayacak bir kahramanlık

Detaylı

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE MAHALLESİ PAFTA NO:131 562 ADA 11 PARSEL Küçük Dolap Sokak Kapı No:2 MEVCUT DURUM: Süleymaniye yenileme

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Bir ÖMÜR Boyu BERABER

Bir ÖMÜR Boyu BERABER Bir ÖMÜR Boyu BERABER www.westtownankara.com Gerçek Yaşamdan İlham Aldık ŞEHRİN BATISINDA YÜKSELİYORUZ... Mükemmel yaratılmış bu dünya da bugüne kadar yaşadıklarınızı güzel bir hatıra olarak geride bırakın,

Detaylı

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Ankara da SELÇUKLU MİRASI Arslanhane Camii (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Çizim: Yük. Mim. Mehmet Emin Yılmaz 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları,

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti?

Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Osmanlı denize küskün müydü? Nice denizlerde hüküm sürmüştü de neden denize girmek yerine sahildeki kahvehanelerden onu seyretmekle yetinmişti? Denize girmediği gibi, denizden çıkanı da mutfağına sokmamıştı

Detaylı

Meclis BaĢkanı Katip Üye Katip Üye Recep ÖZKAN Remzi RuĢen AYAN Tahir SARIOĞLU Belediye BaĢkanı Meclis Üyesi Meclis Üyesi

Meclis BaĢkanı Katip Üye Katip Üye Recep ÖZKAN Remzi RuĢen AYAN Tahir SARIOĞLU Belediye BaĢkanı Meclis Üyesi Meclis Üyesi Karar Tarihi : 02/04/2012 Standart Dosya No 301.05 Karar No : 13 BaĢkan çoğunluğun mevcut olduğunu açıklayarak, 2012 Yılı Döneminin 4.Toplantısının 4.BirleĢiminin 1.Oturumunu açtığını üyelere duyurdu.

Detaylı

EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE YANYA CAMİLERİ

EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE YANYA CAMİLERİ EVLİYA ÇELEBİYE GÖRE YANYA CAMİLERİ BAKİ SARISAKAL Evliya ÇELEBİ YE GÖRE YANYA CAMİLERİ Yanya Câmileri: Büyük Hisar da dört adet mihrap vardır. Hepsinden mükellefi ve mükemmeli Selâtîn Câmii benzeri, cemaati

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YATIRIMLARI. Eminönü. 247 Milyon YTL. (İkiyüz Kırk Yedi Milyon YTL) İLÇELERİMİZE HİZMETE 4 YILDIR HIZ KESMEDEN DEVAM

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YATIRIMLARI. Eminönü. 247 Milyon YTL. (İkiyüz Kırk Yedi Milyon YTL) İLÇELERİMİZE HİZMETE 4 YILDIR HIZ KESMEDEN DEVAM İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ YATIRIMLARI Eminönü Toplam Yatırım 247 Milyon YTL (İkiyüz Kırk Yedi Milyon YTL) İLÇELERİMİZE HİZMETE 4 YILDIR HIZ KESMEDEN DEVAM 04 05 06 07 08 Mahalle mahalle sokak sokak

Detaylı

ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul 4.banka 5.otel 6.market 7.alışveriş merkezi 8.kafe 9.hastane 10.köprü 11.nehir 12.kafe 13.spor salonu 14.

ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul 4.banka 5.otel 6.market 7.alışveriş merkezi 8.kafe 9.hastane 10.köprü 11.nehir 12.kafe 13.spor salonu 14. ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÇEVREMİZ VE BİZ 1.park 2.büfe 3.okul

Detaylı

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ BAKİ SARISAKAL RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ Türk tarihinin, matemli bir sahnesi daha kapandı. Karasudan, Teselya Ovasına, Alasonya Geçitlerinden, Kayalar

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 Türk edebiyatında Mehmet Akif kadar hayatı, edebiyat anlayışı ile şiirleri arasında büyük bir uygunluk bulunan pek az şair vardır. 2 Akif II. Meşrutiyet in ilan edildiği

Detaylı

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları...

TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... TARSUS DA BİR GÜN...BELKİ DE İKİ... Adanalılar...Mersinliler...Gaziantep, Hatay ve Osmaniyeliler...Türkiye nin gezmeyi sever insanları... Hatta Tarsuslular. Dünyanın öbür ucundan gelen Japonlar,Koreliler,Almanlar

Detaylı

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ

İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI BEYLERBEYİ ÖZEL ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU 2012-2013 EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI 35.VELİ BÜLTENİ 1 Değerli Velimiz, Geçtiğimiz hafta sonunda 2-6.sınıflardaki öğrencilerimizin

Detaylı

TÜRK DÜNYASI MÜHENDİSLER VE MİMARLAR BİRLİĞİ

TÜRK DÜNYASI MÜHENDİSLER VE MİMARLAR BİRLİĞİ TÜRK DÜNYASI MÜHENDİSLER VE MİMARLAR BİRLİĞİ Kaşgar dan Endülüs e TÜRK - İSLAM ŞEHİRLERİ Uluslararası Şiir ve Nesir Yarışması ŞEHİR VE EDEBİYAT ÖDÜLLÜ www.tdmmb.org.tr YARIŞMAYI AÇAN KURULUŞLAR Türk Dünyası

Detaylı

* * * Mevsim tatilini fırsat bilip, Cemre ile birlikte hem Yunan adaları turu yaptık, hem de Bodrum'd an Kekova 'ya kadar denizden dolaştık.

* * * Mevsim tatilini fırsat bilip, Cemre ile birlikte hem Yunan adaları turu yaptık, hem de Bodrum'd an Kekova 'ya kadar denizden dolaştık. Gazeteci, yazar ve TV yönetmeni Mehmet Ali Birand, tatilini geçirdiği Ege de gördüklerini yazdı. Bir tarafta Yunan adaları, diğer yanda Türk kıyıları.. Neler gördü, nelerden etkilendi? İki günlük yazılarında

Detaylı

Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Çarşıları. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Çarşıları Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Edirne Çarşıları ve İş Merkezleri................ 4 0.1.1 Alipaşa Çarşısı(Kapalı Çarşı).............. 4 0.1.2

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

FIRÇADAKİ ÇİÇEKLER İSMEK TEZHİP ÖĞRETMENLERİ KARMA SERGİSİ

FIRÇADAKİ ÇİÇEKLER İSMEK TEZHİP ÖĞRETMENLERİ KARMA SERGİSİ FIRÇADAKİ ÇİÇEKLER İSMEK TEZHİP ÖĞRETMENLERİ KARMA SERGİSİ FIRÇADAKİ ÇİÇEKLER İSMEK TEZHİP ÖĞRETMENLERİ KARMA SERGİSİ 5-11 HAZİRAN 2013 / İSTANBUL TİCARET ODASI YENİ CAMİİ HÜNKÂR KASRI SERGİ SALONU Başkan

Detaylı

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15

A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 A NEW LIFE STYLE IN THE WORLD NEW S 15 index Mira Avangarde Trend Combo Angel 4-7 8-13 14-19 20-27 28-35 Nazar Eslem Ottoman 36-41 42-47 48-53 Chester Dilara Lady 54-61 62-67 68-73 4 5 Hayal kurmak önemlidir.

Detaylı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Edirne Camileri - Eski Cami. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Edirne Camileri - Eski Cami Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Eski Cami (Cami-i Atik - Ulu Cami).............. 4 0.1.1 Eski Cami ve Hacı Bayram Veli Söylencesi.......

Detaylı

SANAT TARİHİ RAPORU II. TARİHÇE İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ETÜD VE PROJELER DAİRE BAŞKANLIĞI TARİHİ ÇEVRE KORUMA MÜDÜRLÜĞÜ ZEYREK 2419 ADA

SANAT TARİHİ RAPORU II. TARİHÇE İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ETÜD VE PROJELER DAİRE BAŞKANLIĞI TARİHİ ÇEVRE KORUMA MÜDÜRLÜĞÜ ZEYREK 2419 ADA II. TARİHÇE Osmanlı Devleti nin uzun tarihi boyunca farklı geleneklerin, coğrafi ve tarihi şartların oluşturduğu güçlü bir sivil mimari geleneği vardır. Bu mimari gelenek özellikle 19.yüzyılın ortalarına

Detaylı

İstanbul Aydınlı da konumu, manzarası ve benzersiz peyzajı ile lokum gibi bir proje hayata geçiriliyor.

İstanbul Aydınlı da konumu, manzarası ve benzersiz peyzajı ile lokum gibi bir proje hayata geçiriliyor. İstanbul Aydınlı da konumu, manzarası ve benzersiz peyzajı ile lokum gibi bir proje hayata geçiriliyor. Üstelik isteyene bahçeli evler veya balkonlu daireler, isteyene rezidans konforu barındıran kompakt

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

DESTİNASYON MARKA YÖNETİMİ

DESTİNASYON MARKA YÖNETİMİ DESTİNASYON MARKA YÖNETİMİ MUĞLA, YENİ KURUMSAL KİMLİĞİYLE DÜNYA TURİZM DESTİNASYONLARI ARASINDA DAHA DA GÜÇLENİYOR! Muğla... Türkiye nin en önemli turizm destinasyonlarından biri. Ülkemizin gözbebeği.

Detaylı

parkresidencescadde.com

parkresidencescadde.com parkresidencescadde.com SİZE ÖZEL AYRICALIKLI BİR YAŞAM... Moderni, klasiği, özel hissetmeyi, hayatın merkezinde olmayı, kendini şımartmayı, modayı, sanatı, güneşi, gökyüzünü, ayrıcalıklı yaşamayı

Detaylı