OOFEREKTOMİZE SIÇANLARDA, HİPOÖSTROJENİK ORTAMIN VE İKİ FARKLI HORMON TEDAVİSİNİN, BEYİN KORTEKSİ VE HİPPOKAMPUSTA ; ZONULA OCCLUDENS-1,

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "OOFEREKTOMİZE SIÇANLARDA, HİPOÖSTROJENİK ORTAMIN VE İKİ FARKLI HORMON TEDAVİSİNİN, BEYİN KORTEKSİ VE HİPPOKAMPUSTA ; ZONULA OCCLUDENS-1,"

Transkript

1 T.C İSTANBUL TIP FAKÜ LTESİ KADIN HASTALIKLARI VE DOĞUM ANABİLİM DALI OOFEREKTOMİZE SIÇANLARDA, HİPOÖSTROJENİK ORTAMIN VE İKİ FARKLI HORMON TEDAVİSİNİN, BEYİN KORTEKSİ VE HİPPOKAMPUSTA ; ZONULA OCCLUDENS-1, OCCLUDİN, GLİAL FİBRİLER ASİDİK PROTEİN VE C-FOS AKTİVİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ (UZMANLIK TEZİ) DR. ULVİYE CEYLAN İSTANBUL

2 İÇİNDEKİLER: BÖLÜM SAYFA 1. GİRİŞ VE AMAÇ GENEL BİLGİLER MATERYAL VE METOD BULGULAR TARTIŞMA SONUÇ ÖZET KAYNAKLAR

3 GİRİŞ VE AMAÇ: Östrojen, nöroaktif bir steroiddir ve beyinde hafızayı direk olarak etkileyen serebral korteks, hypotalamus, hipofiz ve amygdale ile hippokampusun oluşturduğu limbik sistemde reseptörleri bulunur. Östrojen beyinde nöroanatomik yapıyı ve nörofizyolojik işleyişi etkiler. Nöroanatomik olarak sinaptogenezi stimüle ederek özellikle hippokampal nöronlarda dendrit uçlarının kalınlığını arttırır. Bu artış hippokampal bölgelerden biri olan CA1 de özellikle belirgindir ki bu bölge hafıza için son derece önemlidir ve Alzheimer hastalığında öncelikle tutulur. Nörofizyolojik olarak kolinerjik sistem üzerine, asetil kolin transferaz sentezini uyararak olumlu yönde etki eder. Aynı zamanda tirozin hidroksilaz aktivitesini arttırarak noradrenalin salınımını uyarırken monoamin oksidaz aktivitesini azaltır ve böylece serotonin katabolizmasını azaltarak kadınlarda depresif ruh halini ortadan kaldırır (1). Östrojen yukarıda kısaca üzerinde durduğumuz tüm nörofizyolojik etkileri bazı nörotransmitterler ve nöropeptitler üzerinde gerçekleştirir. Bu mediatörlerden biri sıklıkla araştırılmıştır; nitrik oksit (NO). NO beyinde damar endotelinden ve nöronlardan salgılanırken nöronlar arasında ileti amaçlı, nörotransmitter olarak işlev görür. Ancak özellikle beyin dokusunda ve beynin vasküler yapılarında NO ölçümü zor bir modelleme gerektirmektedir (2). Diğer taraftan şimdiye kadar, menopozda ortaya çıkan östrojen eksikliği ve bu eksikliğe bağlı beyinde meydana gelen histopatolojik ve biyokimyasal değişiklikler, yaşlanma sürecinin etkileri sıklıkla hippokampal bölgelerden CA1 ve CA2 de sinaptik 3

4 plastisitede ortaya çıkan yapısal ve fonksiyonel değişimlerin incelenmesi hayvan çalışmaları ile araştırılmıştır (3). Bunun dışında yine hayvan çalışmalarında biyokimyasal parametre olarak beyin dokusunda NO ve östrojen arasındaki ilişkiyi gösteren tek çalışma Mc.Neill ve arkadaşları tarafından 2002 de yayınlanmıştır (4). İnsanlar üzerinde ise postmenopozal olgularda östrojen tedavisinin bilişsel fonksiyonlar üzerine etkisi incelenmiş ancak 1960 dan beri yapılan bu çalışmalardan çelişkili sonuçlar elde edilmiştir yılında yayınlanan ve bugün hormon tedavisi için bir kilometre taşı kabul edilen Women s Health Initiative (WHI) ın bilişsel işlevleri inceleyen alt grubunun analizinde konjuge östrojenin bilişsel işlevler üzerine olumlu etkisinin olmadığı iddia edilmiştir. Ancak çalışmanın tartışma bölümünde yazarlar, 60 yaş üzeri östrojen verilen olgularda beyin damar yapılarında mikrotrombüsler meydana geldiğini ve bunun beynin kanlanmasını olumsuz etkileyerek (östrojenin NO düzeyini beyinde vasküler sistemde arttırsa bile) bilişsel fonksiyonlarda olumlu bir etkileşimi engellediğini ileri sürmüşlerdir (5). Benzer tartışmalar postmenopozal östrojen tedavisi ve Alzheimer Hastalığı arasındaki ilişki içinde geçerlidir. Görüldüğü gibi konu tartışmaya son derece açıktır. Zonula occludens-1 (ZO-1) ve Occludin normal beyin damar yapısı içinde endotel hücrelerinde sıkı bağlantı proteini olup lineer boyanma paterni gösteren immünoreaktan maddelerdir. Beyin tümörlü olgularda bu boyanma paterninin ortadan kalktığı gösterilmiştir (6). Glial fibriler asidik protein (GFAP) santral sinir sisteminde uzun dönem sağlıklı myelinizasyonun gerçekleşmesi için şart olan bir proteindir (7). Genetik olarak GFAP eksik farelerde, hippokampusada yer alan astrositlerde intermedier filamanlarda eksiklik olduğu gösterilmiştir (8). Son olarak uzun dönem depresyonlarla GFAP eksikliği ile arasında ilişki olabileceği ileri sürülmüştür. Dolayısıyla hipokampusda yer alan astrositler 4

5 ve myelinizasyon üzerine etkisi nedeniyle menopozal sendrom açısından üzerinde durulması gereken bir parametredir. Ancak şimdiye kadar hiç araştırılmamıştır. c-fos nükleer bir onkogendir ve santral sinir sisteminin hipoksik/iskemik sürecinin erken döneminde özellikle hipokampus ve serebral korteksde arttığı gösterilmiştir. Bir anlamda nöronal aktivasyonun göstergesi olan proteindir (9). Bu çalışmanın amacı kastre edilerek cerrahi menopoza sokulmuş yetişkin sıçanlarda iki farklı hormon tedavisinin santral sinir sisteminde vasküler yapılar ve hippokampus üzerine etkisini incelemektir. Çalışmanın amacına uygun olarak cerrahi menopoza sokulan Sprague Dawley sıçanlarına postmenopozal ortamın gelişmesi için üç haftalık bir süre sonrası, hormon tedavisi olarak tibolon ve 17-Beta-Östadiol verilmesi planlandı. Hayvanların sakrifiye edilmesini takiben, beyin korteks ve hippokampusta ZO-1 ve occludin antikoru kullanılarak damar endotelinde östrojen eksikliğine bağlı etkilerin görülmesi, GFAP antikoru kullanılarak bilişsel işlevler açısından son derece önemli olan hippokampusda hipoöstrojenik ortamın astrositler ve myelinizasyon üzerindeki etkilerinin araştırılması ve yine hippokampusta c-fos aktivitesi ile, nöronal aktivite-östrojen tedavisi ilişkisinin irdelenmesi planlandı. 5

6 GENEL BİLGİLER: 2010 yılına kadar 65 yaş ve üzeri insan populasyonunda yaklaşık % 30 luk bir artış olacak ve bu insanların büyük çoğunluğu yaşla ilşkili olarak bilişsel işlevlerde bozukluk, geç başlangıçlı nöropsikiyatrik hastalık (Alzheimer hastalığı gibi), stroke, geç başlangıçlı anksiyete ve affektif hastalıklar ve psikotik hastalıklarla karşı karşıya kalacaklardır (10). Yaşla ilişkili bu beyin hastalıklarının prevelansı, semptomatolojisi ve prognozundaki önemli cinsiyet farklılıklarının patofizyolojisinden seks steroidleri ve seks kromozomları sorumlu tutulmaktadır. Literatür bilgilerine bakıldığında büyük bir kısmı gonodal hormonların özellikle de östrojenin, beyin yapısı, fonksiyonu ve metabolizması üzerine olan etkilerinden bahsetmektedir. NORMAL BEYİN GELİŞİMİ VE YAŞLANMASI: Beyin yaşlanmasında seksüel dimorfizm: Normal beyin yaşlanmasına, beyin yapısında, fonksiyonunda ve metabolizmasında olan değişiklikler eşlik eder ve bu yaşlanmada önemli cinsiyet farklılıkları vardır. Örneğin ventriküler volümdeki artış, erkeklerde 5. dekadda (11) kadınlarda ise 6.dekadda başlar. Beyin atrofisinin erkeklerde kadınlardan daha önce başladığı ileri sürülür. Bununla birlikte atrofi prossesi bir kez başladımı, kadınlarda yaşla birlikte daha hızlı olmaktadır (12). Murphy ve çalışma arkadaşları yaşla ilişkili beyin dokusu kaybının, tüm beyinde özellikle frontal ve temporal loblarda, erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğunu, oysa 6

7 kadınlarda hippokampal ve pariatal loblardaki beyin dokusu kaybının erkeklerden daha fazla olduğunu rapor etmişlerdir (13). Pozitron Emisyon Tomogrofisi ve 18F-2 fluora-2deoxy-d glukoz (FDG) ile yapılan çalışmalarda hippokampus, talamus, Broka alanı, pariatal ve temporal loblarda glukoz metabolizması üzerine olan yaşla ilgili etkilerin, önemli cinsiyet farklılıkları gösterdiği belirtilmiştir (3). Örneğin erkeklerde hippokampal metobalizmada yaşla ilişkili olarak bir azalma olmamasına rağmen kadınlarda azalma olduğu gösterilmiştir. Normal beyin yaşlanmasında izlenen bu cinsiyet farklılığından, seks kromozomları ve seks steroidleri sorumlu tutulmuştur. Östrojenlerin insan beyninin gelişimi üzerine olan etkileri: X kromozomu ve seks steroidlerinin beyin üzerine olan etkilerini araştırmada Turner sendromu biyolojik model olarak kabul edilir.turner sendrom lu hastaların çoğu pur karyotipe sahiptir (45, X). Bununla birlikte diğerleri mozaik karyotipe sahiptir. (45, X/46 XX veya 45, X/47 XXX) Hem pur hem de mozaik karyotipe sahip Turner sendromlu hastalarda over gelişim kusurundan dolayı ovarian östrojen produksiyonu yoktur. Bu hastaların Magnetic Resonance Görüntüleme çalışmalarında kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında hippokampus volümünde, paraoksipital, lentiküler ve talamik nukleuslarında bilateral olarak önemli oranda azalma olduğu gösterilmiştir (14). Ayrıca bu hastaların beyin glukoz metabolizmalarında da azalma meydana geldiği rapor edilmiştir (15). Östrojenlerin dendritler üzerine olan etkileri: Östrojenler hippokampustaki dendritik ve sinaptik uçların yoğunluksini artırır ki bu bölge hafıza fonksiyonları için son derece önemlidir. Ayrıca bu bölge Alzheimer 7

8 hastalığında büyük oranda etkilenmektedir. Örneğin sıçanlarda bilateral ooferektomiyi takiben CA1 piramidal hücrelerde dendritik uçların yoğunluksinde önemli oranda azalma olduğu izlenir. Bununla birlikte östrojen verilmesiyle bu durum önlenebilir. Sinaptik uç yoğunluksi dolaşımdaki östrodiol seviyesi ile yakın ilişki halindedir (16). Yakın zamana kadar nöronal fonksiyonu etkileyen dendritik değişikliklerin östrojen ile nasıl uyarıldığı belirsiz iken yeni çalışmalarda östrojenin hippokampal nöronlarda NMDA reseptörlerini artırdığı ve aynı bölgelerde dendritik uçlarda da artış olduğu gösterilmiştir. Bu durum oldukça önemlidir çünkü NMDA reseptörleri membran proteinidir ve uyarıcı nörotransmitter olan glutamattan gelen sinyalleri tespit eder. Bugün östrojenle uyarılmış bu yeni uçların NMDA tip sinapslarla ilşkili olduğu düşünülmektedir (17,18). Östrojenin nörotransmitter sistemleri üzerine olan etkileri: -Kolinerjik sistem: Östrojenler kolinerjik reseptör ve enzim sistemlerini hem direk hem de indirek olarak etkiler. Basal önbeyin nukleusu beynin kolinerjik innervasyonunun en büyük kaynağıdır ve Alzheimer hastalığının patolojisinden sorumlu tutulur (19). Bu bölgede seks steroidleri için reseptörler bulunur. Ooferektomize sıçanlarda muskarinik kolinerjik reseptörler, östrodiolle hazırlanmayı takiben saat içerisinde up-regülasyona uğrar (20). Bunun yanısıra dolaşımdaki östrojenin seviyesine yanıt olarak kolin asetil transferaz (CAT) ve asetilkolin esteraz (AchE) enzimlerinin aktiviteleri ile asetil kolin sentezlenir veya degrade edilir. 8

9 Ooferektomize sıçanlarda östrojen, frontal korteks ve hippokampusun CA1 bölgesine aksonal transportu artırarak bazal ön beyinde de novo enzim sistemini uyarır ve kolin asetil transferaz aktivitesini artrır (21,22). -Noradrenarjik sistem: Ooferektomize dişi sıçanlarda alfa (23) ve beta (24) adrenarjik reseptörler östradiol tarafından up-regüle edilir. Bununla birlikte beta adrenarjik reseptörler noradrenarjik aktivitede hormona bağımlı artışa bağlı olarak sonunda down-regülasyona uğrar. Östrojenin reseptör bölgelerindeki re-uptake üzerine olan etkileri progesteron ile tedavi sonrasında değişebilir. Sadece östrojen uygulanması sıçan beyninde noradrenalinin sinaptik geri alınımını inhibe eder (25). Ancak östrojeni takiben progesteron verildiğinde noradrenalinin geri alınımında artış görülür (23). Östrojenin noradrenalin sentezi ve yıkımı üzerine olan etkileri tartışmalıdır. Örneğin östrojenin hipotalamus ve striatum da tirozin hidroksilaz enzim aktivitesini inhibe ettiği rapor edilmiştir (26). Tirozin hidroksilaz enzimi noradrenalin, adrenalin ve dopamin sentezi için gerekli olan bir enzimdir. Diğer araştırmacılar ise östrojenin tirozin hidroksilaz aktivitesini artırdığını (27), noradrenalin salınımını kolaylaştırdığını (28) ve monoamin oksidaz aktivitesini (katabolik enzim) sıçanlarda (21) ve postmenopozal kadınlarda (29) azalttığını rapor etmişlerdir. Östrojenin adrenerjik aktiviteyi artırdığına dair ileri sürülen bu fikir genel olarak destek görmektedir.ayrıca bu durum adrenarjik sistem ve insal bilişsel işlevleri arasındaki bağlantıyla da ilşkilidir (30). Örneğin, insanlarda noradrenalin turnoverinin artması ve noradrenarjik nöronların inhibisyonu azalmış mental performans (31) ve azalmış öğrenme yeteneği (32) ile sonuçlanır. Bunun dışında östrojenlerin kolinerjik 9

10 sistem gibi noradrenarjik sistem aracılığı ile de hafıza yeteneğini düzeltebilir olması çok muhtemeldir. -Dopaminerjik Sistem: Hem insan hem de hayvan çalışmalarında, östrojenin dopaminerjik fonksiyonları değiştirdiği izlenmiştir. Estradiol median eminence den dopamin salınımını inhibe eder (33) ve striatal dopaminin salınımında ve turnoverinde bir artışa neden olur (23,34). Sıçanlarda preoptik septal dokuda dopaminin geri alınımı artmış olmasına rağmen hipotalamusta azalmıştır (24). Dişi sıçanların striatumunda, ooferektomi yapılması ve kronik 17-beta östradiol ugulanmasını takiben D1 ve D2 reseptör konsantrasyonunda azalma olduğu izlenmiştir (34). İnsanlarda ise östrojen L-dopa nın indüklediği tardiv diskinezi semptomlarını azaltır (35). Bununla birlikte östrojenin hangi mekanizma ile dopaminerjik reseptörleri etkilediği bilinmemektedir ve tartışmalı bir konudur. Sıçanlarda rölatif olarak yüksek dozlardaki östrojen dopamin hipersensitivitesini uyarır ve D2 reseptör bağlanmasını artırır (36). Bununla birlikte düşük dozlarda ve kısa süreli östrojen uygulaması dopamin reseptör hiposensitivitesine yol açar ve bu durum dopamin reseptör hipersensitivitesinin rebaund etkiye bağlı olduğunu gösterebilir (37). -Serotonerjik sistem: Östrojenin serotonin reseptörleri üzerine nonkompetetif, sterospesifik etkileşime bağlı olarak hem hızlı hem de uzun dönem etkilei vardır. Ooferektomize sıçanlarda serotonin reseptörleri östradiol tarafından up-regülasyona uğrar (38). Ancak uzun dönem in vivo östrojen tedavisi serotonin reseptör yoğunluksini 1-2 saatlik tedaviden sonra daha fazla artırmaz (39). Bununla birlikte insanlarda uzun dönem östrojen tedavisinin serotonerjik sistem üzerine etkileri bilinmemektedir. Özellikle de insanlarda nöropsikiyatrik hastalıklardan 10

11 sorumlu olarak tutulan serotonin tip 2A reseptörleri üzerine serotoninin etkileri hakkında yeterli veriler yoktur. Östrojenin nörotransmitterler üzerine olan etkileri oldukça önemlidir. Çünkü nörotransmitter sistemleri nöropsikiyatrik hastalıkların patolojisinden sorumlu tutulmaktadır. Örneğin kolinerjik fonksiyonlardaki yetmezlik Alzheimer hastalığında tanımlanmış, serotonerjik aktivitede azalma depresyondan sorumlu tutulmuş ve dopaminerjik aktivitedeki artış şizofreninin bir özelliği olarak tanımlanmıştır. Bundan başka postmenopozal kadınlardaki dolaşımdaki düşük östrojen seviyeleri dopaminerjik sistem üzerine olan etkilerinden dolayı geç başlangıçlı şizofreniye, kolinerjik sistem üzerine olan etkilerinden dolayı Alzheimer hastalığına predispozisyon yaratabilir. Kolinerjik sistemin östrojen uyarısı ile artırılması Alzheimer hastalığında önemli bir yer teşkil eder. Çünkü bu hastalıkta görülen bazı bilşsel fonksiyonlardaki bozukluklar önemli oranda kolinerjik sistemdeki yetmezliğe sekonder olarak ortaya çıkmaktadır (40). Östrojenin nöroprotektif etkileri: Östrojenlerin nöronlar üzerine olan direk etkilerinin yanısıra nörotrofinler aracılığı ile büyüme hücresi sinirini stimule ederek indirek etkileri de vardır. Östrojenler ve nörotrofinler için reseptörler, kemirgenlerin bazal ön beyinlerinde, hippokampus ve serebral kortekste benzer nöronlarda lokalizedir ve bu birliktelik nöronların yaşamı için önemli olabilir (41). Östrojenler aynı zamanda serbest radikal üretimine yardımcı olan çeşitli toksinlere karşı (örneğin glutamat: yüksek konsantrasyonlarda toksiktir) nöroprotektif etkilere sahiptir (42). 11

12 Ayrıca son zamanlarda östrojenin nöronlarda β-amyloid oluşumununu azalttığı gösterilmiştir (43). Östrojenin antioksidan olarak da etkileri vardır (44). Son çalışmalarda östrojenin nöroprotektif antioksidan aktivitesinin, steroid molekülün A halkası üzerinde C3 pozisyonundaki hidroksil grubu varlığına bağımlı olduğunu gösterilmiştir (44). Östrojenin beyin üzerindeki diğer yararlı indirek etkileri arasında glukokortikoidlerle uyarılmış hippokampal hasarın önlenmesi yer almaktadır (45,46). Östrojenin bilişsel işlevler üzerine olan etkileri: Seks steroidleri, gonadlarla beyin arasındaki iletinin temel mediatörleri olmalarının dışında merkezi sinir sistemi nin (MSS) ve erişkinlerdeki nöral işlevlerin düzenlenmesinde rol oynarlar. Diğer dokularda olduğu gibi MSS de steroid hormonların etki mekanizması spesifik intranükleer reseptörlerin aktivasyonunu gerektirir. Bunun yanısıra steroid hormonlar non-genomik etkiler ile nöronal uyarılabilirliği modüle edebilirler. Nöral eksitabilite aynı zamanda nöral hücreler tarafından üretilen seks steroidi metabolitleri tarafından ve MSS de kolesterolden de novo sentez edilen lokal steroidler tarafından da modüle edilebilir. Hormonal ve endojen steroidler spesifik nöral popülasyonlar üzerine etki ederek davranış, MSS fizyolojisi ve nöroendokrin fonksiyonlari modüle ederler. Çalışmalar göstermektedir ki estradiol ve diğer seks steroidleri nöral fonksiyonların devamlılığı için önemli fizyolojik faktörlerdir. MSS deki karmaşık hücre etkileşim paternleri nedeniyle seks steroidlerinin etkisinin doğrudan hücre üzerine etki ile mi yoksa diğer nöral ve glial hücreler üzerinden mi olduğu çok net değildir. 12

13 Glial hücreler de seks hormonları ve metabolitlerinden etkilenmektedir. Glial hücre kültürlerinde seks steroid reseptörlerinin sentezlendiği ve in situ çalışmalarda hipotalamik gliaların estrojen reseptörleri sentezledikleri immünsitoloji ile gösterilmiştir. MSS nin gelişimi sırasında gonadal steroidler çesitli olusumlardaki nöron sayısını belirleyerek gelişim sırasında seksüel dimorfizme neden olurlar. Seksüel dimorfizm açısından en iyi incelenmiş örneklerden biri kemirgenlerdeki preoptik alandır. Bunlarda dişilerin preoptik sahası erkeklere göre daha hacimlidir. Hücre sayısını etkilemeleri dışında seks steroidleri nöronal farklılaşmayı da etkileyerek akson gelişimi, dentritik dallanmayı da belirler. Seks steroidlerinin etkisi yalnızca gelişim evresine özgü değildir. Sinapslar erişkin beyninde değişen fizyolojik şartlara göre değişim gösterebilen plastik yapılardır ve hormon düzeylerine de yanıt verirler. Seks hormonları MSS nin ventromedial hipotalamik nukleus, lateral septum ve amigdala gibi üreme ile ilgili bölgelerindeki sinaps oluşumunu etkilemenin yanısıra hipotalamik arkuat nukleus ve preoptik alan gibi hipofizer hormonların salınmasını da etkiler. Bunların yanısıra seks hormonları hipokampal formasyon ve serebral korteks gibi kognitif sahalardaki nöronal bağlantıları da etkiler. Kısmen değerlendirmede kullanılan metoda bağlı da olsa östrojen kullanımının kognitif fonksiyonlar, özellikle de verbal hafızaya olan olumlu etkileri literatürde bulunmaktadır. Bununla birlikte sağlıklı kadına olan etkisi gözardı edilebilir düzeydedir. Kısa vadeli bir çalışma bellek üzerine olumlu etkileri değerlendirememekle birlikte duygudurumu üzerine olumlu etkileri gözlenmiştir ( ). Üç ay süreli başka bir çift kör çalışmada ise, kognitif fonksiyonda plaseboya oranla anlamlı iyileşme saptanmadı ( ). Diğer yandan bilateral ooferektomi yapılır yapılmaz östrojen tedavisi başlanan kadınlarda 13

14 yapılan bazı spesifik hafıza testlerinde kısa ve uzun dönem hatırlama testlerinde yüksek performans gözlenmiştir (47) yaşlar arasındaki bir grup kadın arasında yapılan kontrol gruplu bir çalışmada östrojen alan kadınlarda isim hafızası artarken kelime hafızasında gelişme olmamıştır. Baltimore longitudinal yaşlanma çalışmasında östrojen kullanılan kadınların görsel hafızalarında iyileşme sağlanmıştır. New York taki bir kohort çalışmasında östrojen kullanımı daha iyi kognitif fonksiyonlar ve daha iyi verbal hafızayla ilgili bulunmustur (47) Çalışmalardaki farklı sonuçlar verileri değerlendirmede kullanılan metodların farklılığı ve elde edilen cevabın bireysel farklılığından kaynaklanmaktadır. Diğer yandan östrojen kullanımı ile elde edilen olumlu etkiler progestinler nedeniyle azalıyor olabilir. Rancho Bernardo da yapılan prospektif kohort çalışması postmenopozal östrojen in ileri yaşta kognitif fonksiyona olan olumlu etkisini göstermede yetersiz kaldığı gibi Alzheimer üzerine olan etkisini değerlendirmeye yetecek kadar vaka yoktur (47). Kadınlarda Alzheimer gelişme riski erkeklere göre 3 kat fazladır. Östrojen MSS yi birçok şekilde korur. Örnegin östrojen oksidatif sitotoksisiteye karşı korur, Alzheimer in nörofibriller yumaklarinda bulunan Amiloid P komponentinin serum konsantrasyonunu azaltır, sinaps ve nöronal gelişimi arttırır (47). Progestinler ise bu etkileri göstermez. Çalışmalar göstermiştir ki östrojen kullananlarda Alzheimer hastalığı ve bununla ilişkili demans %60 daha az ortaya çıkmaktadır; östrojen dozu ve kullanım süresi arttıkça koruyucu etki de artmaktadır. Dahası Alzheimer li hastalara östrojen verilmesiyle 14

15 kognitif fonksiyonları artmıştır. Östrojen tedavisi aynı zamanda tacrin tedavisine verilen cevabı da olumlu yönde etkiler. Yürütülmekte olan çalışmalarla bu etki desteklenebilirse uzun vadeli tedavi için olumlu bir argüman olacaktır (47) Östrojenin duygu durum üzerine olan etkileri:. Depresif hastalıklar noradrenarjik ve serotonerjik nörotransmitter sistemlerinde aktivite azalması ile karekterizedir. Ayrıca bu sistemler menopozda down regülasyona uğrar ve ekzojen östrojen verilmesi ile up regüle edilir.böylece östrojenin antidepresif bir etkiye sahip olduğu ileri sürülmektedir (48). Azalmış duygudurum: Östrojen replasmanının sağlıklı postmenopozal kadınlarda genel iyilik hali ve duygudurum üzerine pozitif etkileri vardır. Örneğin iki yıllık östrojen veya östrojen +testosterone tedavisi alan ooferektomize kadınlarda, kontrol grupları ile karşılaştırıldığında duygudurumlarında düzelme olduğu gösterilmiştir (49). Östrojen, testosterone, kombine östrojen + testosterone veya plasebo uygulanan bilateral salpingooferektomi yapılmış postmenopozal kadınlar karşılaştırıldığında, plasebo alan kadınların depresyon skorlarında artış olduğu izlenmiştir ( 50). Yine Ditkoff ve arkadaşları konjuge equine östrogen verilen postmenopozal kadınları placebo verilen postmenpozal kadınlarla karşılaştırmışlar ve konjuge östrojen alan grupta duygudurumun düzeldiğini rapor etmişlerdir (51). Son zamanlarda Klaiber ve arkadaşları, östrojen tedavisi sırasındaki serum östrodiol seviyeleri ile duygudurum değişikliklerinin ilişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir ve hormon replasman tedavisi verilmeden önceki menopoz süresi uzadıkça HRT nin 15

16 duygudurum üzerine olan yararlı etkilerinin azaldığını söylemişlerdir (52). Bu çalışmada platelet monoamine oksidaz seviyeleri (adrenarjik ve serotonerjik fonksiyonların bir markerı) serum östradiol seviyeleri ile negatif korelasyon göstermekteydi ve ileri sürülen bu düşünce serotonin ve noradrenalin metabolizmasındaki değişiklikler ile desteklenmekteydi. Östrojenlerin etkilerine zıt olarak progestinler monoamine oksidaz seviyelerini artırır ve bu yolla daha düşük beyin serotonin konsantrasyonuna neden olur. Bu nedenle progestinlerin, genel olarak östrojenlerin duygudurum üzerindeki pozitif etkilerinin bazılarını azalttığı düşünülür (53-56). Depresif hastalıklar ve östrojen: Depresif hastalığı olmayan kadınlarda östrojenin duygudurum üzerine olan pozitif etkileri çalışmalarla desteklenmiştir. Schneider ve arkadaşları (57) konjuge equine östrojen tedavisinin sadece hafif depresyonu olan kadınlarda düzelme sağladığını rapor etmişlerdir. Dikkate değer nokta, bu kadınların depresyonları klinik olarak kötüleştikçe östrojenlerin farklı etkilere sahip olduğu ileri sürülmüştür. Aynı zamanda başka çalışmalarda da östrojenin, postmenopozal kadınlarda depresif hastalıklar için etkisiz bir tedavi şekli olduğu ileri sürülmektedir (58-62). Bunun yanısıra diğer araştırmacılar, transdermal östrojenin postnatal depresyonlu kadınlarda etkili bir tadavi şekli olabileceğini (63) ve refrakter depresyonlu postmenopozal kadınlarda yüksek dozlarda östrojen uygulandığında tedavinin 3. ayından sonra %90 düzelme sağladığı ileri sürülmüştür (64). Östrojen ve Alzheimer hastalığı: 16

17 Alzheimer hastalığının prevelansı yaşla birlikte dramatik olarak artmaktadır. 65 yaşlarındaki insanlarda risk yaklaşık %15 tir ve insanlar 85 yaş ve üzerine geldiklerinde hastalığın gelişme riski %40-50 lere çıkar. Kadınlarda bu hastalık erkeklerden yaklaşık 2 kat daha fazla gelişir Alzheimer hastalığı progresif olarak bilişsel işlevlerdeki bozulma ile karekterizedir ve bu durum yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Alzheimer hastalığı için risk faktörleri: -Pozitif aile hikayesi (Alzheimer hastalarının yaklaşık %10 unda aile hikayesi pozitiftir) -Down sendromu varlığı -Kafa yaralanması -Kadın cinsiyet -Hipotiroidzm -Depresyon (65) -Apolipoprotein E epsilon 4 alleline sahip olmak (66) Buna karşılık eğitim seviyesi, sigara, nonsteroid antiinflamatuar ajanlar Alzheimer hastalığında koruyucu faktörler olabilir (67). Hücresel seviyede bu hastalık nöronal kayıp, hippokampusta ve ilişkili neokortekste intrasellüler nörofibriler yumak ve ekstrasellüler senil plakların birikimi ile karekterizedir. 17

18 Alzheimer hastalığının farmokolojik tedavisine yönelik çalışmalar, başlıca sorunun kolinerjik sistemle ilgili olduğu yönünde odaklanmıştır. (Bazal ön beyinde kolinerjik nöronların selektif kaybı, sentetik enzim ChAT aktivitesinde azalma, katabolik enzim AchE aktivitesinde azalma) Asetilkolin prekürsörleri ve kolinesteraz inhibitörleri ile yapılan çalışmalar bilişsel işlevlerde sadece sınırlı bir düzelme sağladığını ve önemli istenmeyen yan etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Östrojenler beyinde sistemler üzerinde önemli etkilere sahiptir ve Alzheimer hastalığının patofizyolojisinden sorumlu tutulan sistemleri etkileyerek yeni, teropatik potansiyel ajan olarak önerilebilir. İn vivo olarak sıngle photon emission tomografi ile yapılan çalışmalar Alzheimer hastalığında hem temporal hem de parietal loblarda kolinerjik reseptör yoğunluksinde önemli oranda azalma olduğunu ve kontrol grupları ile karşılaştırıldığında beyindeki kolinerjik terminallerdeki azalmanın göze çarptığını belirtmektedir. Bununla birlikte sağlıklı postmenopozal kadınlarda uzun dönem östrojen replasman tedavisi uygulanması, kolinerjik terminallerdeki ve kolinerjik duyarlılıktaki yaşla ilişkili azalmaya karşı koruyucu etki göstermektedir (40). Epidemiyolojik çalışmalarda Alzheimer hastalığı prevelansının, HRT alan kadınlarda önemli oranda azaldığı ve HRT alan Alzheimer hastalığına sahip kadınlarda HRT almayanlara gore hastalığın daha hafif seyrettiği rapor edilmiştir (68). ÖSTROJENİN VASKULER SİSTEM ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ: Vasküler sistem östrojenin etkilediği önemli bir hedef tahtasıdır. Östrojenin serum lipid konsantrasyonları, koagülasyon, fibrinolizis üzerine olan etkileri ve antioksidan aktivitesi gibi sistemik etkilerinin yanısıra direk olarak damar duvarını 18

19 etkileyerek vazodilatasyonu sağlar, aterosklerozisin gelişimini ve ilerlemesini inhibe eder. Aynı zamanda beyin kan akımını artırır, iskemi gelişimini azaltarak beyni koruyucu etkide bulunur. Östrojenin iskemik stroke gelişimine karşı etkileri: Sistemik etkileri: Lipoprotein konsantrasyonları LDL azalır HDL artar, özellikle HDL2 Lipoprotein (a) azalır Koagülasyon ve fibrinolitik sistem Fibrinojen azalır Plazminojen-aktivatör inhibitör-1 azalır Doku plazminojen aktivatör antijen azalır Antioksidan etkileri LDL oksidasyonu azalır Arterial duvar üzerine olan direk etkileri: Vazodilatör etkileri Vasküler düz kas hücrelerinde sodyum, potasyum ve kalsiyum iyon akışını sağlar. Endotel kaynaklı relaxing faktör nitrik oksit aktivitesini artırır. Prostasiklin produksiyonunu artırır. Vasküler yaralanma ve atherosklerozise karşı antiinflamatuar etkileri Sellüler adezyon moleküllerinin expresyonunu azaltır. 19

20 Vasküler düz kas hücrelerinin proliferasyonunu inhibe eder. Endotel hücrelerinin büyümesini hızlandırır. Nöroprotektif etkileri Beyin kan akımını artırır. Deneysel iskemi gelişimini azaltır. Sistemik etkileri: -Lipoproteinler üzerine olan etkileri: HDL ve LDL kolesterol seviyeleri üzerine olan etkilerinin yanısıra, östrojen postmenopozal kadınlarda lipoprotein (a) seviyelerini azaltır (69,70). Liporotein (a) seviyesinin artması, aterosklerozis ve tromboz gelişimi için bağımsız bir risk faktörüdür (71). Bununla birlikte stroke gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi çelişkilidir (72). -Koagülasyon ve fibrinolitik sistemler üzerine olan etkileri: Koagülasyon sistemi, damar içindeki akım bütünlüğünü sağlar. Hemen hemen tüm iskemik stroke olaylarında tromboz gelişimi ile birlikte kan koagülasyon sistem aktivasyonu zorunludur. Koagülasyon ve fibrinolitik sistemde çeşitli proteinler rol alır ve bu proteinlerin birçoğu östrojenler tarafından etkilenir. Postmenopozal kadınlarda serum fibrinojen, plazminojen aktivatör inhibitör-1(pai-1) ve doku plazminojen aktivatör antijen (tpa) seviyeleri artmıştır (73). Fibrinolitik sistem aktivitesi başlıca tpa ve PAI-1 arasındaki dengeye bağlıdır. Menopoz döneminde bu sistem zayıflar. Oral östrojen tedavisi (sadece östrojen veya progestin ile kombine) plazma PAI-1 ve tpa antijen seviyelerinin azalması ve 20

21 sistemik fibrinolizis artışı ile ilişkilidir (73-76). PEPI ve diğer çalışmalarda östrojen tedavisi almış kadınlardaki fibrinojen seviyelerinin, almayanlara göre çok daha düşük olduğu gösterilmiştir (77,69,78,79). Bununla birlikte östrojen, antikoagülan proteinler olan antitrombin III ve protein S seviyelerini azaltır (69,79) ve venöz trombozise predispozisyon yaratabilir. Östrojenin transdermal olarak uygulanması benzer koagülasyon ve fibrinolitik sistem değişiklikleri ile ilişkili değildir (74). -Antioksidan etkileri: Lipoproteinlerin oksidasyonu atherogenesis de önemli bir rol oynar. Hücre kültürlerinde (80-82) ve postmenopozal kadınlarda (83,84) östrojen LDL oksidasyonunu inhibe eder ve makrofajların köpük hücrelerine dönüşümünü engelleyerek damar duvarında lipid birikimini ve plak formasyonunu azaltır. Arter duvarı üzerine olan direk etkileri: Arterlerin vazodilatasyon yeteneği, erkeklerde 40 yaşlarında kadınlarda ise 50 yaşlarından sonra azalmaya başlar (85-86). Östrojenler, postmenopozal kadınlarda oral, intravenöz ve intraarterial olarak uygulandığında vazodilatasyonu sağlar (87-91). Düz kas hücreleri ve endotel hücrelerinden oluşan damar duvarı kompleks bir yapıya sahiptir ve östrojenler çeşitli mekanizmalar ile bu yapıyı etkileyerek vazodilatasyona neden olur. -Hızlı nongenomik etkiler: Normal kan damarlarında, çeşitli uyarılara karşı cevap olarak vazodilatasyon oluşturmak amacı ile endotelden nitrik oksit salınımı artar. Hastalıklı damarlarda ise disfonksiyonel endotelden nitrik oksit salınımı azalır ve mevcut uyarı düz adelenin kasılmasına ve dolayısı ile vazokonstruksiyona neden olur. Östrojenler, endotelyal yada nonendotelyal etkiler ile kısa sürede vazodilatasyon meydana getirir. Bu kısa sürede 21

22 ortaya çıkan süratli etki genler üzerinden değil, iyon değişimi ve nitrik oksit üzerinden gerçekleşir (92). -Hızlı iyon kanalları üzerine etkiler: Damar düz kas hücrelerindeki iyon kanalları, düz kasların kontraktil ve istirahat fazındaki membran elektriksel potansiyellerini ayarlayarak hücre içine veya dışına sodyum, potasyum ve kalsiyum iyonlarının akışını yönetir. Östrojen kalsiyum-aktive potasyum kanallarının açılışını stimule eder, düz kasların relaksasyonuna ve kan damarlarının dilatasyonuna neden olur. -Nitrik oksit ve hızlı etkiler: Endothelial Derived Relaxing Factor (EDRF), daha sonraları nitrik oksit olarak tanımlanmıştır. Bu madde NO sentaz (NOS) enzimi varlığında L- arginin den üretilir. NO salınımı, guanilat siklazı aktive eder. Bu aktivasyon siklik guanosin monofosfat (GMP) sentezini etkiler. Bu da kalsiyum hareketlerini değiştirip damar düz kaslarında vazodilatasyona neden olur. Normal endotelden çeşitli uyarılar ile nitrik oksit salınımı olur ve böylece, hem vaskuler düz kaslar gevşer hem de platelet aktivasyonu inhibe olur. Endotel hücre kültürlerinde, fizyolojik dozlardaki östrojen gen değişimi yapmaksızın hızlı nitrik oksit salınımına neden olur. Bu etki mekanizması üzerine ileri sürülmüş teoriler vardır. Bu salınım, östrojen reseptör-α antogonistlerleri tarafından bloke edilir. Böylece östrojenin bu etkilerinin reseptör-α aracılığı ile olabileceği öne sürülmüştür. Ancak bu konudaki tartışmalar henüz kesinlik kazanmamış olsa bile östrojenin hızlı nitrik oksit salınım etkisinin devamı genetik etki ile olmaktadır Yani vazodilatatör etkisinin başlangıcı her ne kadar şüpheli ise de devamında (uzun süreli 22

23 etki) genetik etkinin varlığı bilinmektedir. Gen ekspresyonunu sağlayarak prostasiklin sentaz ve nitrik oksit sentaz gibi önemli vazodilatatör enzimleri artırır (93,94). Östrojen aynı zamanda uzun süreli etkisi ile damarın asetil koline karşı cevabının azalmasını önler ve böylece vazokonstruksiyonu engeller. Bu etkisini de muhtemel, NOS geni üzerindeki uzun süreli etkisi yolu ile gerçekleştirir. Östrojen keza, NO nun damar üzerindeki biyoyararlılığını güçlendirir. -Vaskuler yaralanma ve atherosklerozis:anti-inflamatuar etkileri: Atherosklerozis endotelyal hasar ve disfonksiyon ile ilişkili kronik inflamatuar bir proses olarak tanımlanmaktadır (95). Atherosklerotik plak formasyonundan önce lipoproteinlerin ve diğer plazma bileşenlerinin endotelyal geçirgenliğinde artış, lökosit ve endotelyal adezyon moleküllerinin up-regülasyonu, arter duvarına lökositlerin migrasyonu ve vasküler düz kas hücrelerinin proliferasyonu gibi değişiklikler meydana gelir. Östrojen vasküler inflamasyon ve atherogenez üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Vasküler düz kas hücrelerinin proliferasyonunu inhibe eder ve endotelyal hücrelerin büyümesini hızlandırır. Korener arter hastalığı veya hiperkolesterolemisi olan postmenopozal kadınlarda östrojen replasman tedavisi verilmesi önemli oranda sellüler adezyon moleküllerinin seviyesinin azalmasına neden olur (76,96). Östrojenler aynı zamanda endotel hücre büyümesini in vivo ve in vitro olarak hızlandırır (97,98) ve karotid arterler ve aortada vaskuler lezyonların boyutunu azaltır (98). Vasküler yaralanmadan sonra östrojenler hızlı re-endotelizasyonu sağlar. Bu durum kısmen, vaskuler endotelyal büyüme faktörünün artmış lokal ekspresyonuna bağlı olabilir (98) Östrojen aynı zamanda insan endotel hücre kültürlerinde apoptozisi inhibe eder. Endotelyal devamlılığın östrojen tarafından sağlanması, NO üzerindeki direkt hızlı 23

24 etkiden kaynaklanır. Bu etki ayrıca düz kas hücrelerindeki proliferasyonu ve migrasyonu inhibe eder (99). Nöroprotektif etkileri: Beyin kan akımı: Östrojenler vazoaktif özelliklere sahiptir ve menopoz sonrası seviyelerinin azalması beyin kan akımı ve vazomotor reaktivitede değişikliklere neden olabilir. Östrojenler kan akımını düzeltir. Transkranial Doppler USG kullanılarak yapılan çalışmalarda östrojenle ilişkili olarak kan akım velositesinde, pulsatilite indexinde (PI) ve vazomotor reaktivitede (VMR) farklılıklar bulunmuştur. VMR postmenopozal kadınlarda, premenopozal kadınlarla karşılaştırıldığında daha düşük olarak gösterilmiştir (100). Ayrıca internal karotid ve orta serebral arterlerin akım rezistansı artmıştır (101). Bununla birlikte, menopoz sonrası geçen süre serebral dolaşımdaki pulsatilite indexi ile korrelasyon gösterir (101,102). Hem transdermal hemde oral olarak verilen östrojen postmenopozal kadınlarda internal karotid arter ve orta serebral arterlerdeki pulsatilite indexini düzeltir ( ). Bazı çalışmacılar, östrojen replasman tedavisinin kan velositesini artırdığını ve serebral mikrosirkülasyondaki (santral retinal arter) rezistansı azalttığını göstermişlerdir (106). Aynı şekilde single photon emission computerize tomografi (SPECT) ile taranan ve Alzheimer hastalığı olan 15 postmenopozal kadında mg konjuge equin östrojen tedavisinden yaklaşık 3-5 hafta sonra serebral kan akımlarında artış olduğu gösterilmiştir (107). GLİAL FİBRİLER ASİDİK PROTEİN: Beyin dokusu astrositler, oligodendrositler ve ependimal hücrelerden ibaret glial hücreler ile mikroglia denilen hücreleri kapsayan özel bir destek dokusu içine gömülü 24

25 olan nöronlardan oluşur. Yıkıma uğramış beyin dokusunda astrositler glial nedbe oluşturarak kendi hücresel çıkıntılarından yoğun bir ağ meydana getirir.glial nedbeler tamamen hücresel uzantılardan oluşur.büyük doku hasarlarına cevap olarak belirgin eozinofilik sitoplazmalı, nükleusu sıklıkla bir kenara yerleşmiş reaktif astrositler teşekkül eder.klasik olarak glial hücreler nöronlar için fiziksel ve trofik destek sağlar (112).Astrositler nöronlara, migrasyon, pozisyon ve fonksiyonel çevrenin idamesinde aracılık yapar (113). Glial fibriler asidik protein (GFAP), sitoplazmik intermediet filamentlerden birisidir ve glial hücrelerdeki sitoplazmik proteinlerin major komponentidir.intermediet flamentler hücre iskelet proteinleridir ve hücrelerin mekanik dayanıklılık ve sekillerinin idamesinde destek sağladığına inanılmaktadır (114). Glial nedbe dokusu, dejeneratif durumların bir sonucudur ve glial fibriler asidik proteinin up-regülasyonu ile oluşur (115). GFAP, moleküler ağırlığı 51 kda olan bir polipeptitdir. Çoğunlukla astrositler, ependimal hücreler, Schwann hücreleri ve duysal ganglionların satellit hücrelerinden ekspresse olur. GFAP, santral sinir sitemi ak madde yapısının bütünlüğü ve santral sinir sisteminde uzun dönem sağlıklı myelinizasyonun gerçekleşmesi için şart olan bir proteindir (7). GFAP mutasyonu taşıyan fareler üzerinde yapılan bir çalışmada anormal myelinizasyon olduğu, ak maddenin vaskularizasyonunun bozulduğu ve kan-beyin bariyerinin yapısal ve fonksiyonel olarak hasara uğradığı gösterilmiştir (7). GFAP ekspresyonu, normal ak maddenin yapısı ve kan-beyin bariyerinin bütünlüğü için esansiyeldir. GFAP yokluğu geç başlangıçlı santral sinir sistemi dismyelinizasyonuna yol açmaktadır. 25

26 Genetik olarak GFAP eksik farelerde hippokampusta yer alan astrositlerde intermedier filamanlarda eksiklik olduğu gösterilmiştir (8). Son olarak uzun dönem depresyonlar ile GFAP eksikliği arasında ilişki olabileceği öne sürülmüştür (108,109). Major mental hastalıkların patolojik çalışmalarında glial hücre fonksiyonlarındaki anormallikler suçlanmaktadır. Dolayısıyla hippokampusta yer alan astrositler ve myelinizasyon üzerine etkisi nedeni ile menopozal sendrom açısından üzerinde durulması gereken bir parametredir ZONULA OCCLUDENS-1 VE OCCLUDİN: Beyin kapiller endotel hücreleri kan beyin bariyerini (KBB) oluştururlar ve merkezi sinir sisteminin normal ekstrasellüler çevresinin idamesini sağlamada esansiyel role sahiptirler. Beyin kapiller lümeni içerisinde uzanan bu endotel hücreleri spesifik morfolojik ve biyokimyasal bariyer özelliklerine sahiptir. KBB sıkı bağlantıların varlığı ile karekterizedir. Bu sıkı bağlantılar yüksek transendotelyal elektrik direncini oluşturur ve parasellüler geçirgenliği azaltır (110). KBB deki bütünlüğün bozulması merkezi sinir sisteminde önemli etkilere sahiptir ve bariyer fonksiyonlarındaki değişiklikler çeşitli nörolojik hastalıklarla ( stroke, multiple sklerozis, Alzheimer hastalığı gibi) birliktelik gösterir (111). Zonula occludens-1 ve occludin normal beyin damar yapısı içinde endotel hücrelerinde, bariyer bütünlüğünü sağlayan önemli sıkı bağlantı proteinleridir (112). Lineer boyanma paterni gösteren immünoreaktan maddelerdir. Normal kan damarlarında, çeşitli uyarılara karşı cevap olarak vazodilatasyon oluşturmak amacı ile endotelden nitrik oksit salınımı artar. Hastalıklı damarlarda ise disfonksiyonel endotelden nitrik oksit salınımı azalır ve mevcut uyarı düz adelenin kasılmasına ve dolayısı ile vazokonstruksiyona neden olur.. 26

27 Beyin tümörlü vakalarda bu boyanma paterninin ortadan kalktığı gösterilmiştir (6). C-FOS: C-fos nükleer bir proto-onkogendir ve nükleer fosfoprotein olarak olarak kodlanır. C-jun proto-onkogen ürünü ile birlikte bir kompleks oluşturur ve transkripsiyonu regüle eder. Yetişkin dokularının çoğunda c-fos gen ekspresyonu, stres gibi herhangi bir situmulus tarafından aktive edilene kadar oldukça düşük olarak bulunmuştur. Ancak santral sinir sisteminin hipoksik/iskemik sürecinin erken döneminde özellikle hippokampus ve serebral kortekste c-fos gen ekspresyonunun arttığı gösterilmiştir. Bir anlamda nöronal aktivasyonun göstergesi olan bir proteindir (9). C-fos ve c-jun protoonkogenleri, hücre siklusunda dinlenme fazındaki hücrelerin büyüme faktörleri tarafından uyarılmasını takiben geçici olarak ekspresse olurlar ve bu nedenle acil erken genler olarak adlandırılırlar (135).Fos ve Jun formları stabil dimerik komplekslerdir ve AP-1 bölgesini içeren DNA sekansına bağlanarak transkripsiyonu regüle ederler (136). C-fos proteini immünohistokimyasal tekniklerle saptanabilmektedir. Bu teknikte proteinin spesifik bölgelerine bağlanan antikorlar kullanılmaktadır. 27

28 MATERYAL VE METOD Hormon Tedavisi Amaçlı Kullanılan İlaçlar: Oooferektomize edilen ve hormon tedavisi başlanması planlanan toplam 20 yetişkin Sprague Dawley sıçanın 10 una her gün gavaj ile 2,5 mg/kg/gün Tibolon (zayıf östrojenik, zayıf progestojenik ve zayıf androjenik etkiye sahip 19-Nortestosteron derivesi) etkin maddesi içeren Livial tabletlerden verildi. Hormon tedavisi amaçlı diğer seçeneğimiz ise doğal östrojen olan, 17-BetaÖstradioldü. Yetişkin sıçanlara ( n:10) ooferektomi sonrası 1 mgr/kg/gün intramüsküler 17-Beta-östradiol verildi. Hayvan Deneyi Protokolü: Normal ısı ve ışık altında, standart sıçan yemi verilen, yetişkin dişi Sprague Dawley sıçanların çalışma için seçildi. Bu hayvanların ağırlığı gram arasında 28

29 değişmekteydi (ortalama sıçan ağırlığı 200 gramdı). Tüm deneyler, laboratuar hayvanlarını koruma prensipleri (NIH Publication No , revised 1985) ve İstanbul Üniversitesi Deneysel Tıp ve Araştırma Enstitüsü (DETAM) kuralları çerçevesinde gerçekleştirildi. Dolayısıyla DETAM Deney Hayvanları Etik kuruluna başvuruldu. Araştırmanın materyal metodu oluşturulurken bu kurallar çerçevesinde en az hayvan telefine neden olacak protokol benimsendi. Bu amaçla 3 çalışma grubunda toplam 30 sıçan kullanıldı. Bu sıçanların dağılımı: 1. GRUP: Ooferektomize kontrol grubu: (N:10) 2. GRUP: Ooferektomize + Tibolon verilen sıcan grubu: (N:10) 3. GRUP: Ooferektomize + 17-Beta-Östradiol verilen sıçan grubu (N:10) Ooferektomi planlanan sıçanlara müdehalenin sodyum pentotal anestezisi (35 mg/kg i.p.) altında, cerrahi insizyonla abdominal kaviteye girilerek yapıldı. Ooferektomi sonrası dört hafta hormonal ortamın gelişmesi için gerekli süre sağlandıktan sonra, her iki çalışma grubunda; Tibolon (2.5 mg/gün) sıçanlara oral olarak gavaj ile, 17-Beta-Östradiol (1mg/gün) günlük intramüsküler enjeksiyonlarla 12 hafta boyunca verildi. Tibolon etken maddesi verilen hayvanlardan 2 si gavaj sırasında endotrakeal aspirasyon nedeniyle kaybedildi. İntramusküler enjeksiyon ile hint yağında çözünerek hazırlanmış 17-Beta-östradiol verilen hayvanlardan 2 tanesi alt ekstremitesindeki yaygın abseden dolayı enfeksiyon nedeniyle kaybedildi. Ooferektomize edilen ve HRT başlanmayan diğer gruptan ise 2 hayvan takip sırasında ex oldu. HRT verilme süresi çalışmanın başlangıcında 3 ay olarak planlanmasına rağmen, hayvanların kilo kaybetmeleri ve uygun koşullar sağlanmasına rağmen genel durumlarının bozulması üzerine çalışma 2 hafta önce sonlandırıldı. 29

30 Bu sürenin sonunda 35 mg/kg dozunda taze serum fizyolojikte hazırlanmış pentotal ile intraperitoneal anestezi sonrası göğüs kafesi açılan sıçanlara önce 15 sn süre ile 110 mmhg. basınçla intrakardiak izotonik salin infüzyonu, takiben 10 dakika süre ile 200 ml fiksatif (%4 lük paraformaldehit,phosphate-tamponize saline solüsyunu içersinde, ph 7.4) verildi. Perfüzyon sonrası sakrifiye edilen hayvanların beyinlerinin çıkartılarak tekrar 24 saat, +4 oc da aynı fiksatifde tutulması ardından, doku takip sonrası parafin bloklara aktarıldı. Takiben immünohistokimyasal çalışma amacıyla parafin bloklardan 5µm kesitler alınarak deparafinize edilerek incelendi. Her gruptan 8 hayvan beyni fikse edilerek immunuhistokimyasal değerlendirmeye alındı. Immünohistokimyasal değerlendirmede incelenecek her antikor için, 3 gruptaki her parafin bloktan tüm beyni incelemeye izin verecek şekilde 5 mikron kalınlığında kesitler alındı. GFAP (glial fibriler asidik protein), ZO-1 (zonula occludens), Occludin ve c-fos olmak üzere kullanılan dört antikoru göstermek için toplam 128 kesit alındı. Tüm kesitler immunohistokimyasal olarak boyandı. İmmünohistokimyasal Çalışma: 5-µm lik beyin dokusu kesitleri GFAP çalışılması için 2 dakika 1 Atm basınç altında 10 mm (ph:6) sitratlı buffer solüsyon ile, ZO-1 ve occludin için ise 10 dak proteaz (1mg/ml; Sigma, USA) ile inkübe edildi. Endojen peroksidaz aktivitesi, 20 dak % 0.3 hidrojen peroksit uygulanarak önlendi. Nonspesifik bağlanmaların önlenmesi için Ultra-V-Block Nonspecific Blocking Reagent (LabVision. Westinghouse, CA) kullanıldı. Polyclonal rabbit anti-zo-1 (Zymed Lab., CA,1:50), polyclonal rabbit anti-occludin (Zymed Lab., CA,1:50) ve monoclonal mouse anti-gfap (Neomarker, Fremont, CA; 1/100) primer antikor olarak kullanıldı. İkincil antikor olarak ZO-1 ve occludin için biotinylated goat ranti-polyvalent (Lab Vision, Westinghouse, CA) antikor ve GFAP için 30

31 biotinylated goat antimouse (Lab Vision, Westinghouse, CA) antikor kullanıldı. Biotinylated streptavidin enzyme-label sistem (Universal kit system-lab Vision, Westinghouse, CA) ve aminoethyl carbazole chromogen kullanıldı.kesitler nükleer boyanmayı artırmak için Mayer hematoksilin ile muamele edildi. c-fos için fikse olan beyinlerden, diğer kesitlerin aksine 40µm kalınlığında kesitler alınarak dondurma mikrotomunda aktarıldı. Bu kesitler 0.1 M PBS solüsyonunda enkübe edildi ve ardından anti c-fos antikoru ile 48 saat muamele edildi. Takiben negatif kontroller için primer antikorlar dışında aynı kesit ve aynı işlemler uygulandı. Resimler, kesitlerden ışık mikroskobuna bağlanan dijital kamera (Nikon, Coolpix 4500) aracılığı ile alındı. İstatistiki Değerlendirme İmmünohistokimyasal olarak pozitif reaksiyon veren hücreler sayılarak elde edilecek veriler istatistiki analiz için SPSS (10.ver) istatistik programı yardımı ile değerlendirildi. Çalışma gruplarına ait verilerin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amacıyla her gruba ait verilerin ortalaması ve standart hatası tablolar halinde belirtildikten sonra One Way ANOVA uygulandı. p değeri için 0.05 ve altındaki değerler anlamlı olarak kabul edildi. 31

32 BULGULAR Kesitlerdeki bütün beyin taranarak immunuhistokimyasal değerlendirme yapıldı. GFAP, ZO-1 ve Occludin immunoboyanma paternine göre gruplar birbirleriyle kıyaslanarak kalitatif olarak değerlendirildi. GFAP ve c-fos için CA2, CA3 ve kısmen CA1 bölgelerini içeren hippokampal alandan, ZO-1 ve Occludin için kortikal ve subkortikal alanlardan, aynı gruptaki genel boyanmayı yansıtacak şekilde, her grup için incelenen bölgede birbirine yakın alanlardan seri fotoğraflar alındı. GFAP değerlendirilmesi: Ooferektomize hayvanlardaki CA2, CA3 ve kısmen CA1 bölgelerini içeren hippokampal alandan alınan kesitlerde GFAP için immünohistokimyasal boyanma paterni Şekil 1-A da gösterilmiştir. Ooferektomize + Tibolon verilen grupta aynı bölgeyi gösteren kesitlerde GFAP için immünoboyanma yoğunluksi ooferektomize 32 olan grupla kalitatif olarak

33 karşılaştırıldığında, tibolon verilen grupta immunuboyanma yoğunluksinin belirgin şekilde arttığı izlendi.(şekil 1-B) Benzer şekilde, ooferektomize + 17-Beta-Östradiol verilen grupta aynı hippokampal bölgeyi gösteren kesitlerdeki GFAP-immunuboyanma yoğunluksi ooferektomize olan grupla kıyaslandı ve kalitatif olarak yapılan değerlendirmede GFAPimmunoboyanma yoğunluksinin Östradiol grubunda belirgin şekilde arttığı izlendi.(şekil 1-C) Her iki hormon tedavisi alan gruplar birbiriyle kıyaslandığında ve yine kalitatif olarak yapılan değerlendirmede tibolon ve 17-Beta-Östradiol grubu arasında GFAPimmunoboyanma yoğunluksi açısından belirgin bir fark izlenmedi. A 33

34 B C ŞEKİL 1. GFAP immunuhistokimyasal boyanma paternleri. A- Oooferektomize grup BOoferektomize+Tibolon grubu C-Ooferektomize+17-Beta-östradiol grubu C-FOS değerlendirmesi: C-fos için yapılan değerlendirmede CA2, CA3 ve kısmen CA1 bölgelerini içeren hippokampal alandan her grup için 8 er adet kesit alındı ve gruplardaki genel boyanmayı yansıtacak şekilde birbirine yakın alanlardan seri fotoğraflar alındı. Bu fotoğraflar üzerinde c-fos immunoreaktivitesi veren hücreler tek tek sayıldı. immunoreaktivitesi veren hücreler ooferektomize olan grupta ortalama C-fos 1.75 hücre, ooferektomize + tibolon grubunda ortalama 3.75 hücre, ooferektomize + 17-Betaöstradiol grubunda ortalama 4.50 hücre olarak bulundu. 3 grup arasındaki karşılaştırmada 34

35 istatistiksel analiz One way ANOVA testi ile yapıldı. Gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü. (p=0.0001) Gruplar N Ort. Hücre sayısı ± Standart hata (SE) OVX B-E Tibolon Beta-Östradiol ve Tibolon alan her iki hormon grubu birbiriyle Student -T testi ile karşılaştırıldı ve her iki hormon grubu arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. (p=0.246) 35

36 A B C 36

37 Şekil 2 C-fos immunoreaktif hücreler A- Ooferektomize olan grup B- Ooferektomize + 17-Beta-Östradiol verilen grup C- Ooferektomize + Tibolon verilen grup ZO-1 değerlendirmesi: ZO-1 için yapılan değerlendirmelerde kortikal ve subkortikal alanlardan alınan kesitlerde damar cidarlarındaki immunoreaktif boyanmalar gruplar arası kıyaslanarak kalitatif olarak değerlendirildi. ZO-1 için ooferektomize olan gruptan alınan kesitlerdeki immunureaktif boyanma paterni Şekil 3-A de gösterilmiştir. Ooferektomize + Tibolon verilen grupta ZO-1 boyanma paterni açısından ooferektomize olan gruba kıyasla bir fark izlenmedi. (Şekil 3-B) Ooferektomize + 17-Beta-Östradiol verilen grupta ZO-1 boyanma paterni açısından ooferektomize olan gruba kıyasla bir fark izlenmedi. (Şekil 3-C) Tibolon ve 17-Beta-Östradiol verilen gruplar kendi arasında kalitatif olarak karşılaştırıldığında ZO-1 boyanma paterni açısından farklılık göstermedi. A 37

38 B C 38

39 Şekil 3. Beyin kapiller damar idarlarındaki ZO-1 boyanma paternleri A- OVX grup BOVX+ tibolon grubu C-OVX+ 17-Beta-Östradiol grubu Occludin değerlendirmesi: Aynı şekilde Occludin için kortikal ve subkortikal alanlardan alınan damar kesitlerindeki immünoreaktif boyanma paterni açısından yapılan kalitatif değerlendirmelerde gruplar arasında bir fark saptanmadı. Ooferektomize olan gruptaki Occludin immunureaktif boyanma paterni Şekil 4-A da gösterilmiştir. Ooferektomize + Tibolon verilen grupta Occludin boyanma paterni açısından ooferektomize olan gruba kıyasla bir fark izlenmedi. (Şekil 4-B) Ooferektomize + 17-Beta-Östradiol verilen grupta Occludin immunoreaktif boyanma paterni açısından ooferektomize olan grupla karşılaştırıldığında farklılık izlenmedi. (Şekil 4-C) Her iki hormon tedavisi alan gruplar kendi arasında kalitatif olarak karşılaştırıldığında Tibolon ve 17-Beta-Östradiol verilen gruplar arasında Occludin boyanma paterni açısından bir farklılık saptanmadı. A 39

SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder

SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder SİNİR SİSTEMİ SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Çeşitli duyu organlarından milyonlarca

Detaylı

Yağlı karaciğer (metabolik sendrom) modeli geliştirilen sıçanlarda psikoz yatkınlığındaki artışın gösterilmesi

Yağlı karaciğer (metabolik sendrom) modeli geliştirilen sıçanlarda psikoz yatkınlığındaki artışın gösterilmesi Yağlı karaciğer (metabolik sendrom) modeli geliştirilen sıçanlarda psikoz yatkınlığındaki artışın gösterilmesi Oytun Erbaş, Fatih Oltulu, Altuğ Yavaşoğlu, Hüseyin Aktuğ, Dilek Taşkıran Tanım Metabolik

Detaylı

Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran

Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran Yağlı Karaciğer (Metabolik Sendrom) Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Psikoz Yatkınlığındaki Artışın Gösterilmesi ve Bu Bulgunun İnflamatuar Sitokinlerle Bağlantısının Açıklanması Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar

Detaylı

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın Hücre iletişimi Tüm canlılar bulundukları çevreden sinyal alırlar ve yanıt verirler Bakteriler glukoz ve amino asit gibi besinlerin

Detaylı

N-ASETİL SİSTEİNİN AÇIK KALP CERRAHİSİ SONRASI NÖROKOGNİTİF FONKSİYONLARA ETKİSİ. Uzm.Dr. Canan ÜNLÜ Dr. Fatma UKİL

N-ASETİL SİSTEİNİN AÇIK KALP CERRAHİSİ SONRASI NÖROKOGNİTİF FONKSİYONLARA ETKİSİ. Uzm.Dr. Canan ÜNLÜ Dr. Fatma UKİL N-ASETİL SİSTEİNİN AÇIK KALP CERRAHİSİ SONRASI NÖROKOGNİTİF FONKSİYONLARA ETKİSİ Uzm.Dr. Canan ÜNLÜ Dr. Fatma UKİL N-ASETİL SİSTEİNİN AÇIK KALP CERRAHİSİ SONRASI NÖROKOGNİTİF FONKSİYONLARA ETKİSİ Anestezi

Detaylı

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Lilly Konuşmacı: Lundbeck Sunum

Detaylı

Aducanumab antikorunun Alzheimer hastalarında Aβ plaklarını azaltması

Aducanumab antikorunun Alzheimer hastalarında Aβ plaklarını azaltması Aducanumab antikorunun Alzheimer hastalarında Aβ plaklarını azaltması Dr. Berker DUMAN Ankara Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi BD 53.Ulusal Psikiyatri Kongresi

Detaylı

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR Prof. Dr. Mehmet Ersoy DEMANSA NEDEN OLAN HASTALIKLAR AMAÇ Demansın nedenleri ve gelişim sürecinin öğretmek Yaşlı bireyde demansa bağlı oluşabilecek problemleri öğretmek

Detaylı

KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ VE TÜTÜN KULLANIMI: MEKANİZMA. Mini Ders 2 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi

KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ VE TÜTÜN KULLANIMI: MEKANİZMA. Mini Ders 2 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ VE TÜTÜN KULLANIMI: MEKANİZMA Mini Ders 2 Modül: Tütünün Kalp ve Damar Hastalıkları Üzerindeki Etkisi TEMEL SLAYTLAR Kardiyovasküler Hastalıkların Epidemiyolojisi

Detaylı

Beyin Kan Akımı B.O.S. ve Beyin Metabolizması. Dr Şebnem Gülen sebnem@baskent.edu.tr

Beyin Kan Akımı B.O.S. ve Beyin Metabolizması. Dr Şebnem Gülen sebnem@baskent.edu.tr Beyin Kan Akımı B.O.S. ve Beyin Metabolizması Dr Şebnem Gülen sebnem@baskent.edu.tr Beyin kan akımı Kalp debisinin %15 i 750-900 ml/dk Akımı regüle eden ve etkileyen üç temel faktör; Hipoksi Hiperkapni

Detaylı

PSİKİYATRİK HASTALIKLARDA ALTERNATİF VE DESTEKLEYİCİ FARMAKOLOJİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

PSİKİYATRİK HASTALIKLARDA ALTERNATİF VE DESTEKLEYİCİ FARMAKOLOJİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI PSİKİYATRİK HASTALIKLARDA ALTERNATİF VE DESTEKLEYİCİ FARMAKOLOJİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Uzm. Dr. Neslim G. Doksat, Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrı neslimg@superonline.com www.doksat.com www.neslimdoksat.com

Detaylı

ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER

ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER ENDOTEL VE BİYOKİMYASAL MOLEKÜLLER Endotel Damar duvarı ve dolaşan kan arasında tek sıra endotel hücresinden oluşan işlevsel bir organdır Endotel en büyük endokrin organdır 70 kg lik bir kişide, kalp kitlesix5

Detaylı

MENOPOZ VE ANTİHİPERTANSİF TEDAVİ

MENOPOZ VE ANTİHİPERTANSİF TEDAVİ MENOPOZ VE ANTİHİPERTANSİF TEDAVİ Dr. Mürvet YILMAZ BAKIRKÖY DR. SADİ KONUK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ KADINLARDA HT Yaşlanma ile birlikte kan basıncında artış görülür. Erişkin kadınların %25 Postmenopozal

Detaylı

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS Aerobik Antrenmanlar Sonucu Kasta Oluşan Adaptasyonlar Miyoglobin Miktarında oluşan Değişiklikler Hayvan deneylerinden elde edilen sonuçlar dayanıklılık antrenmanları

Detaylı

¹GÜTF İç Hastalıkları ABD, ²GÜTF Endokrinoloji Bilim Dalı, ³HÜTF Geriatri Bilim Dalı ⁴GÜTF Biyokimya Bilim Dalı

¹GÜTF İç Hastalıkları ABD, ²GÜTF Endokrinoloji Bilim Dalı, ³HÜTF Geriatri Bilim Dalı ⁴GÜTF Biyokimya Bilim Dalı Dr. Derda GÖKÇE¹, Prof. Dr. İlhan YETKİN², Prof. Dr. Mustafa CANKURTARAN³, Doç. Dr. Özlem GÜLBAHAR⁴, Uzm. Dr. Rana Tuna DOĞRUL³, Uzm. Dr. Cemal KIZILARSLANOĞLU³, Uzm. Dr. Muhittin YALÇIN² ¹GÜTF İç Hastalıkları

Detaylı

TFD Nö rölöjik Fizyöterapi Grubu Bu lteni

TFD Nö rölöjik Fizyöterapi Grubu Bu lteni TFD Nö rölöjik Fizyöterapi Grubu Bu lteni Cilt/Vol:2 Sayı/Issue:2 Şubat/February 2016 www.norofzt.org İNME HASTALARINDA EGZERSİZİN KOGNİTİF FONKSİYONLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Yrd. Doç. Dr. Gözde İyigün Doğu

Detaylı

Psikofarmakolojiye giriş

Psikofarmakolojiye giriş Psikofarmakolojiye giriş Genel bilgiler Beyin 100 milyar nöron (sinir hücresi) içerir. Beyin hücresinin i diğer beyin hücreleri ile 1,000 ile 50,000 bağlantısı. Beynin sağ tarafı solu, sol tarafı sağı

Detaylı

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA İYİLEŞMESİ Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA Doku bütünlüğünün bozulmasıdır. Cerrahi ya da travmatik olabilir. Akut Yara: Onarım süreci düzenli ve zamanında gelişir. Anatomik ve fonksiyonel bütünlük

Detaylı

LİPOPROTEİNLER. Lipoproteinler; Lipidler plazmanın sulu yapısından dolayı sınırlı. stabilize edilmeleri gerekir. kanda lipidleri taşıyan özel

LİPOPROTEİNLER. Lipoproteinler; Lipidler plazmanın sulu yapısından dolayı sınırlı. stabilize edilmeleri gerekir. kanda lipidleri taşıyan özel LİPOPROTEİNLER LİPOPROTEİNLER Lipidler plazmanın sulu yapısından dolayı sınırlı olarak çözündüklerinden, taşınmaları için stabilize edilmeleri gerekir. Lipoproteinler; komplekslerdir. kanda lipidleri taşıyan

Detaylı

DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ

DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ Kan, kalp, dolaşım ve solunum sistemine ait normal yapı ve fonksiyonların öğrenilmesi 1. Kanın bileşenlerini, fiziksel ve fonksiyonel özelliklerini sayar, plazmanın

Detaylı

İLK TRİMESTERDE PROGESTERON. Dr. Tuncay Nas Gazi Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim

İLK TRİMESTERDE PROGESTERON. Dr. Tuncay Nas Gazi Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim İLK TRİMESTERDE PROGESTERON Dr. Tuncay Nas Gazi Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Progesteron Gebeliğin oluşumu ve devamında çok önemli bir hormondur Progestinler Progesteron (Progestan

Detaylı

Küçük Damar Hastalığı; Semptomatoloji. Kürşad Kutluk Dokuz Eylül Üniversitesi 27 Mayıs 2017, İzmir

Küçük Damar Hastalığı; Semptomatoloji. Kürşad Kutluk Dokuz Eylül Üniversitesi 27 Mayıs 2017, İzmir Küçük Damar Hastalığı; Semptomatoloji Kürşad Kutluk Dokuz Eylül Üniversitesi 27 Mayıs 2017, İzmir KÜÇÜK DAMAR HASTALIĞINDA KLİNİK BULGULAR Yok Özel fokal nöroloik semptomlar Sinsi gelişen global nörolojik

Detaylı

Yoğun Bakımda Nörolojik Resüsitasyon

Yoğun Bakımda Nörolojik Resüsitasyon Yoğun Bakımda Nörolojik Resüsitasyon Dr.Canan Aykut Bingöl Yeditepe Üniversite Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Kardiak Arrest 200 000-375 000 kardiak arrest/yıl (ABD) %20 spontan dolaşım sağlanıyor

Detaylı

Pediatrik Nörolojik modeller

Pediatrik Nörolojik modeller Pediatrik Nörolojik modeller Prof. Dr. Semra Hız Kurul Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Çocuk Nörolojisi BD Pediatrik Nörolojik modeller Migren Modeli Epilepsi Modeli

Detaylı

RATLARDA ANNE YOKSUNLUĞU SENDROMUNA ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ ÇEVRENĠN ETKĠSĠ. Serap ATA, Hülya İNCE, Ömer Faruk AYDIN, Haydar Ali TAŞDEMİR, Hamit ÖZYÜREK

RATLARDA ANNE YOKSUNLUĞU SENDROMUNA ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ ÇEVRENĠN ETKĠSĠ. Serap ATA, Hülya İNCE, Ömer Faruk AYDIN, Haydar Ali TAŞDEMİR, Hamit ÖZYÜREK RATLARDA ANNE YOKSUNLUĞU SENDROMUNA ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ ÇEVRENĠN ETKĠSĠ Serap ATA, Hülya İNCE, Ömer Faruk AYDIN, Haydar Ali TAŞDEMİR, Hamit ÖZYÜREK Hayatın erken döneminde ebeveyn kaybı veya ihmali gibi

Detaylı

BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ...

BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ... BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ... 1 Bilinmesi Gereken Kavramlar... 1 Giriş... 2 Hücrelerin Fonksiyonel Özellikleri... 2 Hücrenin Kimyasal Yapısı... 2 Hücrenin Fiziksel Yapısı... 4 Hücrenin Bileşenleri... 4

Detaylı

NİKOTİN BAĞIMLILIĞI VE DİĞER BAĞIMLILIKLARLA İLİŞKİSİ

NİKOTİN BAĞIMLILIĞI VE DİĞER BAĞIMLILIKLARLA İLİŞKİSİ NİKOTİN BAĞIMLILIĞI VE DİĞER BAĞIMLILIKLARLA İLİŞKİSİ Doç. Dr. Okan Çalıyurt Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Edirne Temel Kavramlar Madde kötüye kullanımı Madde bağımlılığı Yoksunluk Tolerans

Detaylı

İnsan Cinsel Yaşantısının Psikofarmakolojisi

İnsan Cinsel Yaşantısının Psikofarmakolojisi İnsan Cinsel Yaşantısının Psikofarmakolojisi Prof. Hv.Tbp. Kd.Alb. Mesut ÇETİN GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Kliniği Direktörü-İstanbul 1 Klinik Psikofarmakoloji Bülteni GATA Haydarpaşa Eğitim

Detaylı

Prof. Dr. Erbil Gözükırmızı İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Nöroloji A.D. 11. Ulusal Uyku Tıbbı Kongresi 6-10 Kasım 2010, Antalya

Prof. Dr. Erbil Gözükırmızı İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Nöroloji A.D. 11. Ulusal Uyku Tıbbı Kongresi 6-10 Kasım 2010, Antalya Prof. Dr. Erbil Gözükırmızı İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Nöroloji A.D. 11. Ulusal Uyku Tıbbı Kongresi 6-10 Kasım 2010, Antalya Modern toplumlarda uykudan alacaklı olmak artık sıradan bir olaydır. Bunun karşılığında

Detaylı

İLAÇ ARAŞTIRMALARI VE FARMASÖTİK KİMYA (ENDÜSTRİDE İLAÇ ARAŞTIRMALARI)

İLAÇ ARAŞTIRMALARI VE FARMASÖTİK KİMYA (ENDÜSTRİDE İLAÇ ARAŞTIRMALARI) İLAÇ ARAŞTIRMALARI VE FARMASÖTİK KİMYA (ENDÜSTRİDE İLAÇ ARAŞTIRMALARI) İTAM /8 kasım 2013 İ.Ü.ECZACILIK FAKÜLTESİ Prof. Dr. Serdar Ünlü NOBEL İLAÇ FARMASÖTİK ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME MERKEZİ http://www.fargem.com.tr

Detaylı

NÖROBİLİM ve FİZYOTERAPİ

NÖROBİLİM ve FİZYOTERAPİ TFD Nörolojik Fizyoterapi Grubu Bülteni Cilt/Vol:1 Sayı/Issue:5 Kasım/November 2015 www.norofzt.org DOÇ. DR. BİRGÜL BALCI YENİ BİR ALAN!!!! Sinir bilim veya nörobilim; günümüzün sinir sistemi bilimlerinin

Detaylı

Endotel disfonksiyonuna genel bir bakış

Endotel disfonksiyonuna genel bir bakış Endotel disfonksiyonuna genel bir bakış Prof. Dr. A. Tuncay Demiryürek Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Farmakoloji Anabilim Dalı TFD-Trabzon Ekim 2007 Endotel Endotel tabakası, - fiziksel bariyer

Detaylı

Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler

Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler 46.ULUSAL PSİKİYATRİ KONGRESİ, 2010 Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler Dr.Canan Yücesan Ankara Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Akış Sitokinler ve depresyon Duygudurum bozukluklarının

Detaylı

Farklı deneysel septik şok modellerinde bulgularımız. Prof. Dr. Alper B. İskit Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı

Farklı deneysel septik şok modellerinde bulgularımız. Prof. Dr. Alper B. İskit Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Farklı deneysel septik şok modellerinde bulgularımız Prof. Dr. Alper B. İskit Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı e-posta: alperi@hacettepe.edu.tr Neden bu konu? Septik şok çalışma

Detaylı

KAN AKIMININ KONTROLÜ. 1- Otoregülasyon veya Miyojenik Regülasyon 2- Metabolik Regülasyon KAN AKIMININ LOKAL KONTROLÜ DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ IV

KAN AKIMININ KONTROLÜ. 1- Otoregülasyon veya Miyojenik Regülasyon 2- Metabolik Regülasyon KAN AKIMININ LOKAL KONTROLÜ DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ IV KAN AKIMININ KONTROLÜ Nöronal Humoral Lokal Otonom Sinir Sistemi Plazma Epinefrin, Anjiyotensin II, Vazopressin, İyonlar Akut Kontrol DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ IV Uzun Süreli Kontrol Dr. Nevzat KAHVECİ

Detaylı

Dolaşımın Sinirsel Düzenlenmesi ve Arteryel Basıncın Hızlı Kontrolü. Prof.Dr.Mitat KOZ

Dolaşımın Sinirsel Düzenlenmesi ve Arteryel Basıncın Hızlı Kontrolü. Prof.Dr.Mitat KOZ Dolaşımın Sinirsel Düzenlenmesi ve Arteryel Basıncın Hızlı Kontrolü Prof.Dr.Mitat KOZ DOLAŞIMIN SİNİRSEL KONTROLÜ Doku kan akımının her dokuda ayrı ayrı ayarlanmasında lokal doku kan akımı kontrol mekanizmaları

Detaylı

Nöroinflamasyon nedir? Temel mekanizmaları ve ölçümleme

Nöroinflamasyon nedir? Temel mekanizmaları ve ölçümleme Nöroinflamasyon nedir? Temel mekanizmaları ve ölçümleme Uz. Dr. Tevfik Kalelioğlu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroinflamasyon nedir? Temel mekanizmaları ve ölçümleme Uz. Dr. Tevfik Kalelioğlu

Detaylı

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ Celal Bayar Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı-MANİSA Bazal Hücreli Kanser (BCC) 1827 - Arthur Jacob En sık rastlanan deri kanseri (%70-80) Açık

Detaylı

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ DR. FZT. AYSEL YILDIZ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON ANABİLİM DALI Talasemi; Kalıtsal bir hemoglobin hastalığıdır. Hemoglobin

Detaylı

Nesrullah AYŞİN 1, Handan MERT 2, Nihat MERT 2, Kıvanç İRAK 3. Hakkari Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, HAKKARİ

Nesrullah AYŞİN 1, Handan MERT 2, Nihat MERT 2, Kıvanç İRAK 3. Hakkari Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, HAKKARİ Nesrullah AYŞİN 1, Handan MERT 2, Nihat MERT 2, Kıvanç İRAK 3 1 Hakkari Üniversitesi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, HAKKARİ 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Biyokimya Anabilim

Detaylı

Santral (merkezi) sinir sistemi

Santral (merkezi) sinir sistemi Santral (merkezi) sinir sistemi 1 2 Beyin birçok dokunun kontrollerini üstlenmiştir. Çalışması hakkında hala yeterli veri edinemediğimiz beyin, hafıza ve karar verme organı olarak kabul edilir. Sadece

Detaylı

Maskeli Hipertansiyonda Anormal Tiyol Disülfid Dengesi

Maskeli Hipertansiyonda Anormal Tiyol Disülfid Dengesi Maskeli Hipertansiyonda Anormal Tiyol Disülfid Dengesi İhsan Ateş 1, Mustafa Altay 1, Nihal Özkayar 2, F. Meriç Yılmaz 3, Canan Topçuoğlu 3, Murat Alışık 4, Özcan Erel 4, Fatih Dede 2 1 Ankara Numune Eğitim

Detaylı

HORMONLAR VE ETKİ MEKANİZMALARI

HORMONLAR VE ETKİ MEKANİZMALARI HORMONLAR VE ETKİ MEKANİZMALARI Receptörler İntrasellüler hidrofobik(llipofilik)ligandlara baglananlar Nükleer hormon reseptörleri Guanylate siklaz(nitrikoksid receptor) Hücre yüzey hidrofilik ligandlara

Detaylı

NİTRİK OKSİT, DONÖRLERİ VE İNHİBİTÖRLERİ. Dr. A. Gökhan AKKAN

NİTRİK OKSİT, DONÖRLERİ VE İNHİBİTÖRLERİ. Dr. A. Gökhan AKKAN NİTRİK OKSİT, DONÖRLERİ VE İNHİBİTÖRLERİ Dr. A. Gökhan AKKAN 1976 Moncada 1980 Furchgott ve Zawadzki (1998 Nobel Tıp Ödülü) EDRF = Endothelium- derived relaxing factor 1987 EDRF = NO Sentezi NOS L- Arginin

Detaylı

RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON ŞÜPHESİ OLAN HASTALARDA KLİNİK İPUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ DR. NİHAN TÖRER TEKKARIŞMAZ

RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON ŞÜPHESİ OLAN HASTALARDA KLİNİK İPUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ DR. NİHAN TÖRER TEKKARIŞMAZ RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON ŞÜPHESİ OLAN HASTALARDA KLİNİK İPUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ DR. NİHAN TÖRER TEKKARIŞMAZ 20.05.2010 Giriş I Renovasküler hipertansiyon (RVH), renal arter(ler) darlığının neden

Detaylı

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır Arı Sütü Arı sütü koyu kıvamda jelatinöz vasıfta olup beyaz-sarı renktedir. Arı sütü için uluslararası üretim standartları bulunmayıp Brezilya, Bulgaristan, Japonya ve İsviçre de uygulanan ulusal standartlar

Detaylı

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ CEMRE URAL 1, ZAHİDE ÇAVDAR 1, ASLI ÇELİK 2, ŞEVKİ ARSLAN 3, GÜLSÜM TERZİOĞLU 3, SEDA ÖZBAL 5, BEKİR

Detaylı

KEMOTERAPİ İLE İLİŞKİLİ KOGNİTİF BOZUKLUKLARDA

KEMOTERAPİ İLE İLİŞKİLİ KOGNİTİF BOZUKLUKLARDA TFD Nörolojik Fizyoterapi Grubu Bülteni Cilt/Vol:3 Sayı/Issue:10 Ekim/October 2017 www.norofzt.org KEMOTERAPİ İLE İLİŞKİLİ KOGNİTİF BOZUKLUKLARDA TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Kemoterapi ile ilişkili kognitif bozukluklar

Detaylı

Merkezi Sinir Sistemi İlaçları

Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Prof.Dr. Ender YARSAN A.Ü.Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Kemoterapötiklerden sonra en fazla kullanılan ilaçlar Ağrı kesici, ateş

Detaylı

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması İ.Ü. CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması Araş.Gör. Yener KURMAN İSTANBUL

Detaylı

Hasar Kontrol Cerrahisi yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır.

Hasar Kontrol Cerrahisi yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır. Doç. Dr. Onur POLAT Hasar Kontrol Cerrahisi 1992 yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır. Hasar Kontrol Cerrahisi İlk aşama; Kanama ve kirlenmenin

Detaylı

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ Sait Murat Doğan, A. Pınar Erçetin, Zekiye Altun, Duygu Dursun, Safiye Aktaş Dokuz Eylül Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İzmir Slayt 1 / 14 Meme Kanseri

Detaylı

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX! Özel Formülasyon DAHA İYİ Yumurta Verimi Kabuk Kalitesi Yemden Yararlanma Karaciğer Sağlığı Bağırsak Sağlığı Bağışıklık Karlılık DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Detaylı

Anestezi ve Termoregülasyon

Anestezi ve Termoregülasyon Anestezi ve Termoregülasyon Öğr. Gör. Ahmet Emre AZAKLI İKBÜ Sağlık Hizmetleri M.Y.O. Termoregülasyon Nedir? Isının düzenlenmesi, korunması, ideal aralığa getirilmesi amacıyla vücudun meydana getirdiği

Detaylı

Propiverin HCL Etki Mekanizması. Bedreddin Seçkin

Propiverin HCL Etki Mekanizması. Bedreddin Seçkin Propiverin HCL Etki Mekanizması Bedreddin Seçkin 24.10.2015 Propiverin Çift Yönlü Etki Mekanizmasına Sahiptir Propiverin nervus pelvicus un eferent nörotransmisyonunu baskılayarak antikolinerjik etki gösterir.

Detaylı

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Tedavisi: Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Sıklık Yolaçtığı sorunlar Nedenler Kan basıncı hedefleri Tedavi Dünyada Mortalite

Detaylı

HÜCRE FİZYOLOJİSİ Hücrenin fiziksel yapısı. Hücre membranı proteinleri. Hücre membranı

HÜCRE FİZYOLOJİSİ Hücrenin fiziksel yapısı. Hücre membranı proteinleri. Hücre membranı Hücrenin fiziksel yapısı HÜCRE FİZYOLOJİSİ Hücreyi oluşturan yapılar Hücre membranı yapısı ve özellikleri Hücre içi ve dışı bileşenler Hücre membranından madde iletimi Vücut sıvılar Ozmoz-ozmmotik basınç

Detaylı

LAPAROSKOPİK SLEEVE GASTREKTOMİ SONRASI METBOLİK VE HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER

LAPAROSKOPİK SLEEVE GASTREKTOMİ SONRASI METBOLİK VE HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER LAPAROSKOPİK SLEEVE GASTREKTOMİ SONRASI METBOLİK VE HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER Varlık Erol, Cengiz Aydın, Levent Uğurlu, Emre Turgut, Hülya Yalçın*, Fatma Demet İnce* T.C.S.B. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,

Detaylı

ENDOKRİN SİSTEM #4 SELİN HOCA

ENDOKRİN SİSTEM #4 SELİN HOCA ENDOKRİN SİSTEM #4 SELİN HOCA ADRENAL BEZ MEDULLA BÖLGESİ HORMONLARI Böbrek üstü bezinin öz bölgesi, embriyonik dönemde sinir dokusundan gelişir bu nedenle sinir sisteminin uzantısı şeklindedir. Sempatik

Detaylı

Glomerül Zedelenmesi -İmmunolojik Mekanizmalar-

Glomerül Zedelenmesi -İmmunolojik Mekanizmalar- Glomerül Zedelenmesi -İmmunolojik Mekanizmalar- Dr. Lale Sever 9. Ulusal Çocuk Nefroloji Kongresi, 24-27 Kasım 2016 - Antalya Glomerülonefritlerin pek çoğunda (patogenez çok iyi bilinmemekle birlikte)

Detaylı

Cinsel Kimlik Bozuklukları

Cinsel Kimlik Bozuklukları Endokrinolog Gözü ile Cinsel Kimlik Bozuklukları Dr. Kürşad Ünlühızarcı Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Cinsel Kimlik Bozukluğu (Transseksüalite) Bir kişinin normal seksuel

Detaylı

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ Cem Sezer 1, Mustafa Yıldırım 2, Mustafa Yıldız 2, Arsenal Sezgin Alikanoğlu 1,Utku Dönem Dilli 1, Sevil Göktaş 1, Nurullah Bülbüller

Detaylı

MENOPOZ. Menopoz nedir?

MENOPOZ. Menopoz nedir? MENOPOZ Hayatınızı kabusa çeviren, unutkanlık, uykusuzluk, depresyon, sinirlilik, halsizlik şikayetlerinin en büyük sebeplerinden biri menopozdur. İleri dönemde idrar kaçırma, kemik erimesi, hipertansiyona

Detaylı

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ Dinç Süren 1, Mustafa Yıldırım 2, Vildan Kaya 3, Ruksan Elal 1, Ömer Tarık Selçuk 4, Üstün Osma 4, Mustafa Yıldız 5, Cem

Detaylı

Trombofili nin Tekrarlayan Gebelik Kayıplarındaki Rolü. Dr. Ayhan SUCAK

Trombofili nin Tekrarlayan Gebelik Kayıplarındaki Rolü. Dr. Ayhan SUCAK Trombofili nin Tekrarlayan Gebelik Kayıplarındaki Rolü Dr. Ayhan SUCAK www.tmftpkongre2012 Tekrarlayan gebelik kaybı TANIM European Society for Human Reproduction and Embryology 20 haftalık amenoreden

Detaylı

SİSTEMİK İNFLAMASYON VE NÖRONAL AKTİVİTE

SİSTEMİK İNFLAMASYON VE NÖRONAL AKTİVİTE SİSTEMİK İNFLAMASYON VE NÖRONAL AKTİVİTE Eyüp S. Akarsu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji ABD 22. Ulusal Farmakoloji Kongresi 5 Kasım 2013, Antalya 1 Organizmanın çok çeşitli tehdit algısına

Detaylı

Otakoidler ve ergot alkaloidleri

Otakoidler ve ergot alkaloidleri Otakoidler ve ergot alkaloidleri Prof. Dr. Öner Süzer www.onersuzer.com 1 Antihistaminikler 2 2 1 Serotonin agonistleri, antagonistleri, ergot alkaloidleri 3 3 Otakaidler Latince "autos" kendi, "akos"

Detaylı

İnsan beyni, birbiri ile karmaşık ilişkiler içinde bulunan nöron hücreleri kitlesidir. Tüm aktivitelerimizi kontrol eder, yaradılışın en görkemli ve

İnsan beyni, birbiri ile karmaşık ilişkiler içinde bulunan nöron hücreleri kitlesidir. Tüm aktivitelerimizi kontrol eder, yaradılışın en görkemli ve YAPAY SİNİRAĞLARI İnsan beyni, birbiri ile karmaşık ilişkiler içinde bulunan nöron hücreleri kitlesidir. Tüm aktivitelerimizi kontrol eder, yaradılışın en görkemli ve gizemli harikalarından biridir. İnsan

Detaylı

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara H. K., 5 yaşında, Kız çocuğu Şikayet: Karında şişlik Özgeçmiş: 8 aylıkken karında

Detaylı

FTR 205 Elektroterapi I. Temel Fizyolojik Cevaplar. ydr.doç.dr.emin ulaş erdem

FTR 205 Elektroterapi I. Temel Fizyolojik Cevaplar. ydr.doç.dr.emin ulaş erdem FTR 205 Elektroterapi I Temel Fizyolojik Cevaplar ydr.doç.dr.emin ulaş erdem GİRİŞ Klinikteki en büyük sorunlardan biri de elektrofizyolojik bilgileri pratikte organize etmek ve uygulamaktır. Günümüzdeki

Detaylı

Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri

Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemleri Nitrik Oksit Sentaz ve Nitrik Oksit Ölçüm Yöntemlerine Giriş Doç. Dr. Bahar Tunçtan ME.Ü. Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Ab.D. ME.Ü. Tıp Fakültesi

Detaylı

11. SINIF KONU ANLATIMI 29 ENDOKRİN SİSTEM 4 BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ (ADRENAL BEZLER)

11. SINIF KONU ANLATIMI 29 ENDOKRİN SİSTEM 4 BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ (ADRENAL BEZLER) 11. SINIF KONU ANLATIMI 29 ENDOKRİN SİSTEM 4 BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ (ADRENAL BEZLER) BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ (ADRENAL BEZ) Her bir böbreğin üst kısmında bulunan endokrin bezdir. Böbrekler ile doğrudan bir bağlantısı

Detaylı

Hipotalamus hormonları. Leptin 1/30/2012 HİPOFİZ ÖN LOP HORMONLARI. Growth hormon : Büyüme hormonu Somatotropin

Hipotalamus hormonları. Leptin 1/30/2012 HİPOFİZ ÖN LOP HORMONLARI. Growth hormon : Büyüme hormonu Somatotropin Hipotalamus hormonları Hipotalamik hormonlar, ön hipofiz hormonlarının sentezini ve sekresyonunu düzenler. Hipotalamik hormonlar, hipotalamik-hipofizer sistemin kapillerlerindeki hipotalamik sinir uçlarından

Detaylı

Hücreler arası Bağlantılar ve Sıkı bağlantı. İlhan Onaran

Hücreler arası Bağlantılar ve Sıkı bağlantı. İlhan Onaran Hücreler arası Bağlantılar ve Sıkı bağlantı İlhan Onaran Doku organisazyonu: Hücrelerin bağlanması 1- Hücre-matriks bağlantıları: ekstraselüler matriks tarafından hücrelerin bir arada tutulması 2- Hücre-hücre

Detaylı

PSİKOFARMAKOLOJİ 3. Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.

PSİKOFARMAKOLOJİ 3. Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar. PSİKOFARMAKOLOJİ 3 Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar www.gunescocuk.com PSİKOZ VE ŞİZOFRENİ Şizofreni belirtilerinin altında yatan düzeneği açıklamaya çalışan başlıca

Detaylı

HÜCRELERARASI İLETİŞİM

HÜCRELERARASI İLETİŞİM HÜCRELERARASI İLETİŞİM Bazı sorular!!! Bitki hücreleri ne hakkında konuşur? Bir hücre diğerine ne söyler ve diğer hücre buna nasıl cevap verir? Bu sorulara, önce mikroorganizmalar arasındaki iletişime

Detaylı

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER Siren SEZER, Şebnem KARAKAN, Nurhan ÖZDEMİR ACAR. Başkent Üniversitesi Nefroloji Bilim

Detaylı

Alzheimer Hastalığı Tedavisinde Preklinik

Alzheimer Hastalığı Tedavisinde Preklinik Alzheimer Hastalığı Tedavisinde Preklinik Çalışmalar Pınar Yamantürk rk-çelik İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı 19. Ulusal Farmakoloji Kongresi,

Detaylı

HISTOLOJIDE BOYAMA YÖNTEMLERI. Dr. Yasemin Sezgin. yasemin sezgin

HISTOLOJIDE BOYAMA YÖNTEMLERI. Dr. Yasemin Sezgin. yasemin sezgin HISTOLOJIDE BOYAMA YÖNTEMLERI Dr. Yasemin Sezgin yasemin sezgin HÜRESEL BOYAMANIN TEMEL PRENSİPLERİ Hem fiziksel hem kimyasal faktörler hücresel boyamayı etkilemektedir BOYAMA MEKANIZMASı Temelde boyanın

Detaylı

Doç.Dr.Berrin Karadağ Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Geriatri

Doç.Dr.Berrin Karadağ Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Geriatri Doç.Dr.Berrin Karadağ Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Geriatri Hastalıkların tedavisinde kat edilen yol, bulaşıcı hastalıklarla başarılı mücadele, yaşam koşullarında düzelme gibi

Detaylı

Solunum sistemi farmakolojisi. Prof. Dr. Öner Süzer

Solunum sistemi farmakolojisi. Prof. Dr. Öner Süzer Solunum sistemi farmakolojisi Prof. Dr. Öner Süzer www.onersuzer.com 2 1 3 Havayolu, damar ve salgı bezlerinin regülasyonu Hava yollarının aferent lifleri İrritan reseptörler ve C lifleri, eksojen kimyasallara,

Detaylı

TANIM ANİ KARDİYAK ÖLÜM ANİ KARDİYAK ÖLÜM (AKÖ) NEDİR? ŞU ANKİ RESÜTASYONDAKİ TANI ALMIŞ KARDİYAK HASTALIĞI OLAN VEYA OLMAYAN KİŞİLERDE KISA

TANIM ANİ KARDİYAK ÖLÜM ANİ KARDİYAK ÖLÜM (AKÖ) NEDİR? ŞU ANKİ RESÜTASYONDAKİ TANI ALMIŞ KARDİYAK HASTALIĞI OLAN VEYA OLMAYAN KİŞİLERDE KISA ANİ KARDİYAK ÖLÜM DR.FERDA CELEBCİ AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ACİL TIP A.D. 01/09/2009 ANİ KARDİYAK ÖLÜM (AKÖ) NEDİR? TANIM TANI ALMIŞ KARDİYAK HASTALIĞI OLAN VEYA OLMAYAN KİŞİLERDE KISA SÜREDE GELİŞEN (GENELLİKLE

Detaylı

METAMFETAMİN KULLANIMININ SONUÇLARI

METAMFETAMİN KULLANIMININ SONUÇLARI METAMFETAMİN KULLANIMININ SONUÇLARI 07.10.2017 Dr. Özgür Deniz DEĞER Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM METAMFETAMİN Opiat kullanımından sonra en çok zarar veren maddedir. Bütün dünyada kullanımı

Detaylı

KARDİYAK REHABİLİTASYON ÖĞR. GÖR. CİHAN CİCİK

KARDİYAK REHABİLİTASYON ÖĞR. GÖR. CİHAN CİCİK KARDİYAK REHABİLİTASYON ÖĞR. GÖR. CİHAN CİCİK Uzun süreli immobilizasyon sonucu: - Nitrojen ve protein dengesi bozulur. - İskelet kasının kitlesi, kasılma kuvveti ve etkinliği azalır. - İskelet kaslarında

Detaylı

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU Müge Özcan 1, Kenan Keven 1, Şule Şengül 1, Arzu Ensari 2, Selçuk Hazinedaroğlu 3, Acar Tüzüner

Detaylı

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ Klinik ve patolojik özellikler Neslihan KURTULMUŞ,, Mete DÜREN, D Serdar GİRAY, G Ümit İNCE, Önder PEKER, Özlem AYDIN, M.Cengiz

Detaylı

Geriatrik depresyon tedavisinde idame EKT

Geriatrik depresyon tedavisinde idame EKT Geriatrik depresyon tedavisinde idame EKT Dr. Sibel Çakır İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri A.D Duygudurum Bozuklukları ve Geropsikiyatri Birimi Geriatrik depresyon 65 yaş ve üzerinde yaşlı popülasyonda

Detaylı

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU Arı Zehiri - Tanım Arı zehiri, bal arıları tarafından öncelikle memelilere ve diğer iri omurgalılara karşı

Detaylı

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak İNME Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Rana Karabudak TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü Türk Nöroloji Derneği (TND) 2014 Beyin Yılı Aktiviteleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Tüm hakları TND ye aittir. Kaynak

Detaylı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı Kolesterol Metabolizması Prof. Dr. Fidancı Kolesterol oldukça önemli bir biyolojik moleküldür. Membran yapısında önemli rol oynar. Steroid hormonların ve safra asitlerinin sentezinde öncül maddedir. Diyet

Detaylı

ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON. Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği

ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON. Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği SUNU PLANI Tanım ve Epidemiyoloji Adrenal bez anatomi Etiyoloji Tanı Klinik Tedavi TANIM-EPİDEMİYOLOJİ Adrenal

Detaylı

BMM307-H02. Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK

BMM307-H02. Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK BMM307-H02 Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK ziynetpamuk@gmail.com 1 BİYOELEKTRİK NEDİR? Biyoelektrik, canlıların üretmiş olduğu elektriktir. Ancak bu derste anlatılacak olan insan vücudundan elektrotlar vasıtasıyla

Detaylı

Kanser Tedavisi: Günümüz

Kanser Tedavisi: Günümüz KANSER TEDAVİSİNDE MOLEKÜLER HEDEFLER Doç. Dr. Işık G. YULUĞ Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü yulug@fen.bilkent.edu.tr Kanser Tedavisi: Günümüz Geleneksel sitotoksik ilaçlar ve

Detaylı

HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMALARI

HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMALARI HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMALARI Prof. Dr. Orhan Turan KAYNAKÇA: 1.Stephen J. McPhee, Gary D.Hammer eds. Pathophysiology of Disease. 6th ed. Mc Graw Hill; 2010. 2.Damjanov I. Pathophisiology. 1st ed. Saunders

Detaylı

Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri. Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı

Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri. Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Meme kanserli hastalarda ana prognostik faktörler: Primer tümörün büyüklüğü

Detaylı

* Kemoreseptör *** KEMORESEPTÖR REFLEKS

* Kemoreseptör *** KEMORESEPTÖR REFLEKS KEMORESEPTÖR REFLEKS DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ VI Dr. Nevzat KAHVECİ Kemoreseptörler, kimyasal duyarlılığı olan hücrelerdir. Kan basıncı 80 mmhg nin altına düştüğünde uyarılırlar. 1- Oksijen yokluğu

Detaylı

oporoz Tanı ve Tedavi Prensipleri

oporoz Tanı ve Tedavi Prensipleri Osteoporoz Tanı ve Tedavi oporoz Tanı ve Tedavi Prensipleri Prensipleri Dr. Ümit İNCEBOZ Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Dr. Ümit İNCEBOZ Balıkesir Üniversitesi Tıp

Detaylı

Nikotinik Asetilkolin Reseptörlerinin Farmakolojisi. Dr. Vahide Savcı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD

Nikotinik Asetilkolin Reseptörlerinin Farmakolojisi. Dr. Vahide Savcı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD Nikotinik Asetilkolin Reseptörlerinin Farmakolojisi Dr. Vahide Savcı Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD 1 İçerik Giriş Nikotinik reseptörlerin yapısı Tedavi alanları

Detaylı

Beyin Kan Dolaşımı ve İskemi Patofizyolojisi

Beyin Kan Dolaşımı ve İskemi Patofizyolojisi Beyin Kan Dolaşımı ve İskemi Patofizyolojisi Yrd. Doç. Dr. Aysel MİLANLIOĞLU Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji ABD Beyin metabolik olarak vücuttaki en aktif organlardan biridir ve bu aktiviteyi

Detaylı