YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ"

Transkript

1 ISSN: YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES HAKEMLİDERGİDİR YIL/YEAR : 2013 SAYI/ NUMBER : 24 BAHAR / SPRING

2 YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ Sahibi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Adına Doç. Dr. Zeki TAŞTAN Editör Doç. Dr. Zeki TAŞTAN Yrd. Doç. Dr. M. Akif ARVAS Yayın Kurulu Enstitü Yönetim Kurulu Prof. Dr. Abdülhamit TÜFEKÇİOĞLU Doç. Dr. Zeki TAŞTAN Doç. Dr. Erdal BAYKAN Yrd. Doç. Dr. Gülsen BAŞ Yrd. Doç. Dr. Abdulmenaf TURAN Yrd. Doç. Dr. M.Akif ARVAS Danışma Kurulu Prof. Dr. Abdulbaki GÜNEŞ Prof. Dr. Ali Fuat DOĞU Prof. Dr. Alâattin KARACA Prof. Dr. Arif ÜNAL Prof. Dr. Bülent KARAKAŞ Prof. Dr. Hasan BOYNUKARA Prof. Dr. Mustafa OFLAZ Prof. Dr. M. Ruhi KÖSE Prof. Dr. Recai KARAHAN Doç. Dr. Bedri SARICA Doç. Dr. M. Salih ARI Doç. Dr. Ramazan ALTINAY Doç. Dr. Şakir GÖZÜTOK Doç. Dr. Vefa TAŞDELEN Doç. Dr. Yaşar ŞENLER Yrd. Doç. Dr. Abdulkerim UZAĞAN Yrd. Doç. Dr. Ahmet YAYLA Yrd. Doç. Dr. Ercan TOMAKİN Yrd. Doç. Dr. Handan TUNÇ Yrd. Doç. Dr. M. Salih MERCAN Yrd. Doç. Dr. Rafet ÇAVUŞOĞLU Yrd. Doç. Dr. Sait EBİNÇ Yrd. Doç. Dr. Serap YÜKRÜK Yrd. Doç. Dr. Yılmaz ÖNAY Yrd. Doç. Dr. Zafer KANBEROĞLU Sekreterya Ercan ÇALIŞ Ahmet KÖKLÜ Dizgi / Baskı Baranoğlu Ofset Matbaacılık VAN Yazışma Adresi Yrd. Doç. Dr. M. Akif ARVAS Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü/VAN Tel: /2002- Fax: İleti Adresi: Baskı Yılı: 2013

3 İÇİNDEKİLER Arkeoloji/ Archeology Hatice DEĞİRMENCİOĞLU -Anadolu Sütunlu Salonları-Adapazarı Üzerine Bir Değerlendirme 6 Dil ve Edebiyat/LanguageAnd Literature Doç. Dr. Zeki TAŞTAN -Tarihi Romanda Tarihi Şahsiyetleri Kurgulamak GÜLŞEN TORUSDAĞ - Metindilbilime Genel Bir Bakış ve Metindilbilimsel Bir Çözümleme Örneği Olarak Ömer Seyfettin'in İlk Cinayet'i Arş. Gör. Nevzat KELEŞ -Şeddâdî EmîriAşot Bin Şavûr'aAit Nadir Bir Sikke Eğitim Bilimleri/ Education Sciences Yrd. Doç. Dr. Fuat TANHAN -Repertory Grid Tekniğine Dayalı Olarak Okul Yöneticilerinin Rehber Öğretmenlere Dönük Bilişsel Kurguları 133 Felsefe/ philosophy Doç. Dr. Vefa TAŞDELEN -Metafizik ve Edebiyat: Metafizik Sorundan Metafizik Gerçeğe Doç. Dr. Hasan ÇİÇEK -Hegel'in Siyaset Felsefesinde Din-Devlet İlişkisi

4 İktisadi ve İdari Bilimler/ Economic And Administrative Sciences Dr. Başak DALGIÇ -Teknoloji, Büyüme Etkisi ve Teknoloji Yayılımı Üzerine Notlar Dr. Özge ÇOPUROĞLU KUZU -Anayasa Değişikliği Sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi Bünyesinde Görülen Cumhuriyetçi Düşünce ve Demokrasi Arasındaki Gerilimin Kökenleri Üzerine Turizm ve Rehberlik/ TourismAnd Guidance Öğr.Gör. HacerARSLAN Yrd. Doç. Dr. Faruk KALAY Öğr.Gör. Serpil SEVİMLİ DENİZ -Van Yöresel Yemeklerinin Turist Memnuniyeti Açısından Önemi 222

5 HAKEMLER Prof. Dr. Yakup ÇELİK Doç. Dr. Emin ÇELEBİ Doç. Dr. Hasan ÇİÇEK Doç. Dr. Mehmet ÖNAL Doç. Dr. Zeki TAŞTAN Yrd. Doç. Dr. Ahmet YAYLA Yrd. Doç. Dr. Aydın GÖRMEZ Yrd. Doç. Dr. Eylem KILIÇ Yrd. Doç. Dr. Hüseyin BAL Yrd. Doç. Dr. İlker AYDIN Yrd. Doç. Dr. M. Akif ARVAS Yrd. Doç. Dr. M. Recep TAŞ Yrd. Doç. Dr. Mehmet TOP Yrd. Doç. Dr. M. Şükrü MOLLAVELİOĞLU Yrd. Doç. Dr. Sait EBİNÇ Yrd. Doç. Dr. Oktay BAŞAK Yrd. Doç. Dr. Sevcan YILDIZ Yrd. Doç. Dr. Tahir ZORKUL Yıldız Teknik Üniversitesi Muş Alparslan Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi İnönü Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi Akdeniz Üniversitesi Yüzüncü Yıl Üniversitesi

6 ANADOLU DAKİ SÜTUNLU SALONLAR/APADANALAR VE KÖKENİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME * Hatice DEĞİRMENCİOĞLU Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Özet Sütunlu yapı geleneğine ait olan sütunlu salonlar ve apadanalar İran ve Anadolu coğrafyasında görülmüştür. Söz konusu yapıların kökeni ve tarihlendirilmesi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu makalede Anadolu coğrafyasında bulunan sütunlu salon yapılarına, mimari özelliklerine, yapılar arasındaki farklılıklara ve benzerliklere değinilmiştir. Çalışma, mimaride sütun kullanımı, sütunlu salonlar ve bunların apadana oluşumları ile bağıntıları konusunda yapılan çalışmalara ve araştırmalara yeni bir bakış açısı kazandırmak ve bu alanda bir boşluğu doldurmak adına gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sütun, salon, apadana, Akhamenid A VIEW ON COLUMNED HALLS/APADANAS IN ANATOLIA AND THEIR ORIGIN Abstract Columned halls and apadanas belonging to tradition of columned structures were seen in geography of Iran and Anatolia. There are different views about origin and dating of mentioned structures. In this article, halls in the geography of Anatolia, their architectural features, similarities and differences between the structures have been mentioned. The study has been * Bu makale, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü nde Hatice Değirmencioğlu tarafından hazırlanmış olan Hypostylos Yapı Geleneği ve Apadana İlişkisi başlıklı Yüksek Lisans Tezi çerçevesinde üretilmiştir.

7 carried out for providing a new perspective on studies and researches about usage of column in architecture, columned halls and its relation with formations of apadana and completing a blank in this field. Key Words: Column, hall, apadana, Achaemenid Giriş Mimaride sütun kullanımı erken Neolitik dönemde Nevali Çori 1 ve Göbekli Tepe 2 gibi merkezlerde ayakların kullanımıyla başlayan ve zaman içerisinde gelişme göstererek günümüze kadar devam eden bir gelenektir. Erken dönemlerde sütunlardan önce mimaride ayaklar ve dayaklar kullanılırken zamanla yerlerini sütunlar ve dikmeler almıştır. Sütunlu yapı tarzı içinde sınıflandırılan hypostyl salon, diğer bir deyişle sütunlu salon, düz çatısı sütunlarla desteklenmiş bir yapı türüdür. Apadana; İran kökenli bir kelimedir ve çok direkli çadır anlamına gelmektedir. Bu terim ilk kez I. Darius un (M.Ö ) Susa daki sarayında bulunmuş olan çivi yazılı tabletler üzerinde görülmüştü. Önasya mimarlık tarihinde ise apadana, çatısı sütunlar tarafından taşınan toplantı veya kabul salonu olarak bilinmektedir. 3 Sütunlu salonların öncül tiplerine İran coğrafyasında rastlanmıştır. Bu yapıların ilk örneği Hasanlu yerleşiminin I. yapı katında (M.Ö ) bulunan ve Yanmış Yapılar olarak adlandırılan mekânlarda ortaya çıkarılmıştır. Aynı yapı türü, IV. yapı katında da görülmüştür ve sütunlarla taşınan mimari bir gelişim göstererek toplantı salonu işlevi kazandığı düşünülmektedir. 4 Sütunlu 1 Harald Hauptmann, The Urfa Region, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Neolithic in Turkey, The Cradle of Civilization, New Discoveries, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1999, s.65-86; A. y., Nevali Çori ve Urfa Bölgesi nde Neolitik Dönem, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Anadolu da Uygarlığın Doğuşu ve Avrupa ya Yayılımı, Türkiye de Neolitik Dönem, Yeni kazılar,yeni Bulgular, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, s Klaus Schmidt, Göbekli Tepe, ArkeoAtlas, Sayı 1, 2002, s.66-73, A. y., Göbekli Tepe, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Anadolu da Uygarlığın Doğuşu ve Avrupa ya Yayılımı, Türkiye de Neolitik Dönem, Yeni Kazılar, Yeni Bulgular, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, s ; A. y., Göbeklitepe-Yuvarlak Yapılar ve Kabartmalar, Yıl Önce Anadolu, İnsanlığın En Eski Anıtları Stuttgart: Theiss Verlag, 2007, s F. İravani Ghadim, İran ve Anadolu Apadanaları, Tarih Boyunca Saray, Hayatı ve Teşkilatı, İstanbul, 2006, s T. Cuyler Young,Jr, Thoughts on the Architecture of Hasanlu IV, Iranica Antiqua 6, 1966, s.48-71; Altan Çilingiroğlu, Urartu Apadanasının Kökeni, Anadolu Araştırmaları VI, 1978, s

8 salon geleneği M.Ö. 9. yüzyılda ve sonrasında İran da Orta Zagros yöresinde Hamadan civarında bulunan Nuş-i Can 5, Baba Can 6, Godin Tepe 7 ve Elbruz yamacında yer alan Tepe Özbaki 8 gibi yerleşimlerde gelişme göstererek sürdürülmüştür. Bahsi geçen yerleşimlerde bulunan salonlar Med dönemine tarihlendirilmektedir ve Med mimarisine özgü bir unsur olan bu yapılar müstahkem kaleler içerisinde yer almaktadır. Sütunlu salon yapıları ayrıca İran Azerbaycanı nda Urartu döneminde yerleşim görmüş olan merkezlerden Bastam 9, Armavir- Blur 10 ve Arin-Berd te 11 (Erebuni) belirlenmiştir. Kronolojik açıdan M.Ö yüzyıllara tarihlendirilmiştir. Bu yapılardan, Bastam da 5 David Stronach- Michael Roaf, Excavations at Tepe Nush-i Jan, Part I. A Third Interim Report, Iran 16, 1978, s.1-25; David Stronach, Tepe Nush-i Jan: The Median Settlement, Cambridge Ancient History of Iran II, 1985, s ;alexandre Tourovets, Some Reflexions About The Relation Between The Architecture of Northwestern Iran and Urartu. The Layout of The Central Temple of Nush-i Djan, Iranica Antiqua XL, s , Fig Clare Goff, Excavations at Baba Jan, 1967: Second Preliminary Report, Iran 7, 1969, s ;a.y., Excavations at Baba Jan, 1968: Third Preliminary Report, Iran 8, 1970, s T. Cuyler Young Jr, Excavations at Godintepe: First Progress Report, The Royal Ontario Museum, Toronto, 1969, s.28-29;a.y.,, Excavations at Godintepe, Iran 10, 1972, s.185; Youssef Madjidzadeh, The Third Season of Excavation at Ozbaki, ICHO, 2003, s.8; Massoud Azarnoush Barbara Helwing, Recent Archaeological Research in Iran- Prehistory to Iron Age, Advance Multimedia Internet Technology, 2005, s Stephan E. Kroll, Grabunsbericht, Bastam I: Ausgrabungen in den Urartäischen Anlagen , (Ed. W. Kleiss), Berlin, 1979, s ;a. y., Grabunsbericht, Bastam II: Ausgrabungen in den Urartaischen Anlagen (Ed.: Wolfram Kleiss), Berlin, 1988, s.93;a. y., Excavations at Bastam Iran, (Çev. William G. Doty), Archaeology XXV-4, 1972, s ; Wolfram Kleiss, Architektur, Bastam I: Ausgrabungen in den Urartäischen Anlagen , (Ed. W. Kleiss), Berlin, 1979, s.34-37; Serhan Gündüz, Urartu Askeri Mimarisi, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü), 1994, s Felix I. Ter-Martirossov, The Typology of the Columnar Structures of Armenia in the Achaemenid Period, The Royal Palace Institation in the First Millenium Regional Development and Cultural Interchange between East and West, Menographs of the danish Institute at Athens, Volume 4, Athens, 2001, s ;gündüz, a.g.e., Geza de Francovich, Problems of Achaemenid Architecture, East and West 16/3-4, 1966, s ; Ter-Martirossov, a.g.m., s

9 bulunan salonun hafirleri tarafından Med döneminde (M.Ö. 6. yüzyıl) görüldüğü düşünülmektedir. Armavir-Blur ve Arin-Berd teki salon yapıları ise Akhamenid döneme tarihlendirilebilir. Bu merkezlerde inşa edilen sütunlu salon yapılarında Kuzeybatı İran da görülen sanatsal akımdan etkilenilmiş olmalıdır. Sütunlu salonların M.Ö. 6. yüzyıldan sonraya ait örnekleri gelişmiş şekliyle Persepolis 12, Pasargadae 13 ve Susa daki 14 Akhamenid apadanalarıyla temsil edilmektedir. Bu salonlar saray kompleksleri içerisinde yer almaktadır. Salonların saray kompleksleri içerisinde yer almaları bu yapıların krali kabul salonları oldukları varsayımını güçlendirmektedir. 15 Akhemenid apadana tipi saray, gelişmiş şekliyle I. Darius döneminde görülmüştür ve Akhamenid periyodu süresince değişmeden temel olarak yapılmaya devam etmiştir Anadolu daki Sütunlu Salonlar/Apadanalar Sütunlu salon yapılarının paralellerine Anadolu coğrafyasında Boğazköy-Büyükkale D Yapısı, Yozgat-Kerkenes Dağ, Erzincan- Altıntepe ve Nevşehir-Kadirak ta rastlanmıştır (Harita 1.). 12 Edith Porada, Untitled, Artibus Asiae 18/2, 1955, s ; G. Stott, Persepolis, Greece & Rome, 7/20, 1938, s.65-75; Erich F. Scmidth, Persepolis I: Structures, Reliefs, Inscriptions, The University of Chicago Oriental Institute Publications, Chicago, 1951, s ;David Stronach, The Site and the Excavations Palace, Pasargadae: A Report on the Excavations Conducted by the British Institute of Persian Studies from , 1978, s J. M. Unvala, The Palace of Darius The Great and The Apadana of Artaxerxes II in Susa, Bulletin of the School,Oriental Studies, University of London, 5/2, 1929, s ; Jean Perrot-Daniel Ladiray-François Vallat, The Propylaeum of The Palace of Darius at Susa, The Iranian World Essays on Iranian Art and Archaeology, 1999, s Çilingiroğlu, a.g.m., s Dietrich Huff, From Median to Achaemenian Palace Architecture, Iranica Antiqua XL, 2005, s.371.

10 Harita 1. Anadolu daki Sütunlu Salonlar/Apadanalar 1.1. Boğazköy Büyükkale D Yapısı İlk Tunç Çağı na değin uzanan Boğazköy (Hattuşa), Büyükkale olarak adlandırılan ve üzerinde sarayların kurulu olduğu bir kayalığın çevresinde gelişmiştir (Res. 1.). M.Ö yıllarında I. Şuppiluliuma tarafından genişletilerek gerçek bir imparatorluk başkenti durumuna getirilmiştir. 17 M.Ö yüzyıllarda Hattuşaş ın akropolisi olarak kullanılmıştır. 18 Burada hem işlevleri açısından (savunma sistemleri, tapınak, saray) hem de yapım tekniği ve kuruluşu açısından (duvar yapısının yapısal ve biçimsel kuruluşu), yapı sanatının en etkileyici kompleksine rastlanır. 19 Bu kompleksin içinde Büyükkale deki krali yapıların en büyük binası olan D Yapısı bulunur. Yapı kuzey-batı yönünde uzanmaktadır. Bugün yalnızca 39 x 48 m. boyutlarındaki alt kat görülebilmektedir. D Yapısının kuşatma duvarlarının dıştan boyutları düzensiz şekilde m. den m. ye, içten ise m. den m. ye değişiklik göstermektedir. 20 Kabul salonuna geçiş orta avludaki girişten sağlanmaktadır. 21 Salonda 25 sütun olduğu belirtilmiştir (Res. 2). D yapısından 10,7 x 11,6 m. genişlikte ayrı açık bir alan mevcuttur. Bu alan eski terasın bağlantısı 17 V. Sevin, Anadolu Arkeolojisi, İstanbul, 2003, s Wulf Schirmer, Hitit Mimarlığı, (Çev. Beral Marda), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 1982, s Schirmer, a.g.m., s Peter Neve, Büyükkale, Die Bauwerke: Grabungen , Berlin, 1982, s Jürgen Seeher, Hattuşa Rehberi Hitit Başkentinde Bir Gün, İstanbul, 2006, s

11 olup devamında bir istinat duvarı ile korunmuştur. 22 Güneydoğu bölümünde 6 oda bulunmaktadır. Bu odalar genellikle dikdörtgen ve kare planlıdır. 23 Bu mekânların kralın özel odaları olduğu ifade edilmiştir. 24 Resim 1. Boğazköy (Hattuşaş) (Onurlu 2007, 85) Resim 2. Büyükkale D Yapısı Sütunlu Salonu (Neve 1982, 101) 22 Neve, a.g.e., s Neve, a.g.e., s Neve, a.g.e., s.99; Seeher, a.g.e., s.120

12 Hafiri tarafından D Binasının çok katlı bir yapı olduğu ve üst katının Hitit krallarının kabul salonu olduğu belirtilmiştir (Çiz. 1). 25 Yapının planından yola çıkılarak yönetimsel doküman arşivi ile birleştirilmiş kabul salonu olarak yorumlanmıştır. Ayrıca temelinin bir magazin olarak kullanılmasının da ikinci bir işlev olabileceği belirtilmiştir. 26 Çizim 1. Büyükkale Mimari Planı ve Sütunlu Salonu (Liverani 2011, 102) 1.2. Yozgat Kerkenes Dağ Önemli bir Geç Demir Çağ kenti olan Kerkenes Dağ da 1991 yılından bu yana araştırmalar yapan G. D. Summers, ilk dönemlerde bu yerleşimin bir Med kenti olduğunu ileri sürmüştür. 27 Ancak ilerleyen dönemlerde yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde hafirleri tarafından M.Ö. 7. yüzyılda şehri kuranların Frigler in hamili olup kentsel anlayışları, inançları, mimari gelenekleri, sanat ve zanaatlarının Frig olduğu, yazıtları, duvar yazıları ve dillerinin de Frigçe olduğu belirtilmiştir (Res. 3.) Neve, a.g.e., s.99.;seeher, a.g.e., s Seeher, a.g.e., s G. D. Summers-F. Summers, Kerkenes Dağ 1994, XIII. Araştırma Sonuçları Toplantısı 1, 1995, s F. Summers-G. D. Summers, Kerkenes News 2011, Kerkenes News , METU Press, s.16.

13 Resim 3. Kerkenes Dağ (http://www.kerkenes.metu.edu.tr/kerk2/17downlds/reportpdf/ 07kreporttrdj.pdf, ) Kerkenes Dağ yerleşiminde çok sayıda salon yapısı tespit edilmiştir. Bunlardan yerleşimin güney sırtında yer alan Kuzeybatı Sarayı nda yapılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan kuzeybatı salonu sütunlu bir salon olarak tanımlanmıştır (Çiz. 2). Kabul salonu 34x22 m. ölçülerinde olup toplam 748 m² yi kaplamaktadır. Ante odası 7 x 20 m. ölçüsünde 140 m², salon kısmı ise 22 x 20 m. boyutlarındadır. Yapı 2 sıra dizisinden oluşan 6 sütundan oluşmaktadır. 29 Yapının çok sayıda destekleyici direk ya da sütun gerektiren düz bir çatı ile kapatıldığı belirtilmiştir. Bu yapının ana odasının planı dikdörtgenden ziyade daha çok kare olarak görünmektedir te bulunan bir çukur sayesinde şehrin kuzey ucuna yakın yanık kerpicin varlığı ortaya çıkmıştır yılında 29 G. D. Summers, The Median Empire Reconsidered: A View From Kerkenes Dağ, Anatolian Studies 50, 2000, s.67.

14 gerçekleştirilen arkeolojik ve bilimsel çalışmalar neticesinde ahşap sütunlar için kaba taş kaide sıralarının varlığı doğrulanmıştır de taş sütun kaideleri elektromanyetik iletkenlik kullanarak yerleştirmeye çalışılmıştır. Bu çalışma sonucunda iki sıra 5 sütun yeniden kurulmuştur. Ayrıca bir üst kat ya da balkonlar için herhangi bir kanıt olmadığı da ifade edilmiştir 30 N Çizim 2. Kerkenes Dağ Mimari Planı ve Sütunlu Salonu (Summers 2007, 257) Saray Kompleksi olarak adlandırılan kısımda, Eski Frigce de yazılmış heykelsi anıtlarla kurulan 10 m. genişlikte anıtsal taş döşeli giriş olduğu belirtilmiştir. 0,85 m. çapında bağımsız ahşap sütunlar, gömme taş kaideler üzerine dikilmiştir ve taş sütun başlıklarıyla sağlanmıştır. Bu giriş direkt olarak, kare planlı bir salonu oluşturan saray gibi büyük bir binaya ulaşmaktadır. Mekânın ante odası bir çift sütuna sahiptir. Ulaşım, merkezi antrelerle sağlanmıştır. Zemin yüzeyinin altında sadece birkaç santimetrede yanık kil tabakanın parçalarından yola çıkılarak, saz ya da muhtemelen ahşap çatının yanmış olabileceği belirtilmiştir. Salonun sadece bir köşesi kazıldığı 30 Summers, Public Spaces and Large Halls at Kerkenes, Ancient Near Eastern Studies, Anatolian Iron Ages 6, 2007, s.259.

15 için iç düzenlemeler hakkında çok az detay bilinmektedir.31 Eldeki verilerden yola çıkılarak Kabul Salonunun bir kamu binası olabileceği belirtilmiştir32 Diğer salonların fonksiyonu belirsiz olmakla birlikte bunların kamu binaları, tapınaklar ya da elit kesime ait yapılar olabileceği ifade edilmiştir. Eğimli çatıları ve iki sıra sütunları ile bu salonlar bir Neo-Hitit ya da Yakın Doğu geleneğine ait görünmemekle birlikte daha çok batıdan gelen bir geleneği yansıttığı belirtilmiştir (Res. 4.) Summers, a.g.m., s.255. Summers, a.g.m., s Summers, a.g.m., s

16 Resim 4. Balon Fotoğraflama Yöntemiyle Kerkenes Dağ ın Kuzey Bölümünün ve Sütunlu Salonun Görünümü (Summers 2000, 66) Kuzeybatı Sarayı nda ortaya çıkarılan çok sayıda sütun sırasından yola çıkılarak burasının İran ya da Med etkisi sonucu yapıldığı düşünülmüştür. Bununla birlikte Kerkenes te kamu alanları ve büyük sütunlu salonların bu ön çalışması İran mimari geleneklerinin varlığını ileri sürmek için herhangi bir kanıt ortaya çıkarmamıştır Erzincan Altıntepe Sütunlu salon örneğinin tespit edildiği bir diğer yerleşim Erzincan-Altıntepe dir. Altıntepe de ilk yerleşim izleri Tunç Çağı na kadar inmektedir 35 ancak en parlak dönemlerini Urartu ve Doğu Roma (Bizans ) zamanında yaşamıştır. 36 Sütunlu salon ya da apadana Urartu dönemi II. yapı katını temsil etmektedir (Çiz. 3). 37 I. kata ait mabet-sarayın bir bölümü üzerine inşa edilmiştir. Salon içten x m. ölçüsünde dikdörtgen planlı, sütunlu büyük bir bina olup, tepenin zirvesinde, mabet-sarayın güneyinde ve yüksekçe bir seviyede bulunmaktadır. Mabet sarayın galerisinin güneydoğu köşesini tahrip edecek şekilde inşa edilmiştir. 3 m. kalınlığındaki kerpiç duvarlar taş temel üzerine inşa edilmiştir Summers, a.g.m., s Tahsin Özgüç, Altıntepe Kazıları, Belleten XXV/98, 1961, s Birol Can- Sevda Özel, 2006 Yılı Altıntepe Jeofizik Araştırmaları, 23. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2007, s Özgüç, Altıntepe I: Mimarlık Anıtları ve Duvar Resimleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1966, s.10; Mehmet Karaosmanoğlu, İkinci Dönem Kazıları Işığında Altıntepe Apadanası, Altan Çilingiroğlu na Armağan, Yukarı Denizin Kıyısında Urartu Krallığı na Adanmış Bir Hayat, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s Özgüç, a.g.e., s.10;çilingiroğlu, agm, s.98.

17 N Çizim 3. Erzincan-Altıntepe Mimari Planı ve Sütunlu Salonu (Karamanoğlu, 2009, 358) Binanın güney, batı ve kuzey tarafında herhangi bir oda yoktur. Giriş ve ek bina doğu tarafındadır. Düz çatıyı 1.50 m. çapındaki yuvarlak taş kaidelere oturtulmuş üç sıra halinde düzenlenen altışar sütunun oluşturduğu 18 sütun taşımaktaydı. Çatısı benzersizdi ve kerpiç duvarlarda ağaç kullanılmamıştı. Salondaki direk kaidelerinin boyu çok büyüktü. Ağaç direkler olasılıkla oldukça kalındı. Bu nedenle salonun çatısını destekleyen direklerin kerpiçten yapılmış olması da olasıydı. Salonun taş temel derinliği 2 m.di ve salonun taban hizasına kadar yükselmekteydi. İri ve düzensiz taşlarla yapılmış olan temelin en üstüne ufak ve yassı taşlar düz bir hat/satıh meydana getirecek şekilde yerleştirilmiş ve kerpiç taşların üzerine örülmüştü. 39 Oysa yapı sadece temel seviyesinde günümüze ulaşabilmiştir (Res.5-6-7). 39 Özgüç, a.g.e., s.10;çilingiroğlu, agm, s.98.

18 Resim 5. Altıntepe Sütunlu Salonu (Yrd. Doç. Dr. H. Kalkan Arşivi) Resim 6. Altıntepe Sütunlu Salonu (Yrd. Doç. Dr. H. Kalkan Arşivi)

19 Resim 7. Altıntepe Sütunlu Salonu (Yrd. Doç. Dr. H. Kalkan Arşivi) Salonun ışığı duvarların üst kısımlarına açılan pencerelerden ve çatıdaki baca deliğinden aldığı belirtilmiştir. Doğu cephe duvarı ve kuzeydoğu köşesi taş çıkıntılarla takviye edilmiştir. Binanın içinde Arin-Berd te (Erebuni) olduğu gibi dini motifler ve sadece süsleme amaçlı yapılan tasvirler söz konusudur. Betimlemeler arasında bitki, çiçek ve geometrik motiflerle oluşan kompozisyonlar, kutsal ağacın iki tarafında kanatlı cinler kanatlı sfenksler, kutsal hayvanlar üzerindeki tanrılar, hayvanlar arasındaki mücadele ve çeşitli hayvan sahneleri görülmektedir. Bunlarda genellikle kırmızı, mavi, bej, beyaz, siyah ve yeşil renkler kullanılmıştır. Duvar resimlerinde simetri esastır ve bu nedenle dört duvara yapılan resimler birbirinin aynısıdır (Res ). 40 Sütunlu salonun duvarları boyunca banklar ya da uyku sedirleri bulunmamıştır ve yapı kaidesi de yoktur. Salonun doğu cephesinde üç oda bulunmaktadır. Kapı söveleri, mevcut ortadaki oda avluya açılmaktadır. Üstü açık avlunun bir köşesinde beş adet sütun kaidesi ortaya çıkarılmıştır. Bunların başka binalarda tekrar kullanılmak üzere daha önceki dönemlerde burada toplanıldığı 40 Özgüç, a.g.e., s.13-36; K. L. Oganesian, The Wall Paintings of Erebuni, Erivan, 1973, s

20 anlaşılmaktadır. Bu sütunlar kabul salonu girişinin önünde sütunlu bir avlunun ve batı kısmında da bir sıra küçük odanın varlığını göstermektedir. 41 Resim 8. Altıntepe deki Salon Duvarlarında Yer Alan Tasvirler (Özgüç, 1966, 13) Resim 9. Altıntepe deki Salon Duvarlarında Yer Alan Tasvirler (Özgüç, 1966, 30) 41 Özgüç, a.g.e., s.11.

21 Resim 10. Altıntepe deki Salon Duvarlarında Yer Alan Tasvirler (http://altintepekazisi.com/index.php?option=com_zoom&ite mid=81, ) Altıntepe deki salon yapısının tarihlendirilmesi konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Hafirlerinden Prof. Dr. T. Özgüç bu yapının bir Urartu apadanası olduğunu belirtmektedir. 42 Ancak Prof. Dr. V. Sevin, kendisinin de bizzat katıldığı kazılar sırasında salonun in-situ olarak ele geçirilmediğini ifade etmektedir. Yine Kerkenes Dağ kazısı direktörlerinden Dr. G. D. Summers ın düşüncesi Altıntepe deki salon yapısının Akhamenid döneme tarihlendirilmesi gerektiği yönündedir. Günümüzde yerleşimin kazı çalışmalarını yürüten Prof. Dr. M. Karaosmanoğlu, Özgüç ile aynı fikirdedir. Altıntepe çok fazla yerleşim görmüş bir merkezdir ve üstüste tabakalanma söz konusudur. Ayrıca Akhamenid dönemde de önemli bir merkez haline gelmiştir. Salon daha yüksek bir noktada bulunmaktadır ve Urartu tapınağından daha geç bir dönemde planlanmış olmalıdır. Salonun bulunduğu alanda, ilerleyen dönemde Orta Çağ a tarihlendirilen bir şapel de mevcuttur. Bu bağlamda, Urartu dönemi yerleşimlerinden Arin-Berd ile Altıntepe de paralellikler söz konusudur. Benzer yapılanma Arin- Berd te de görülmektedir. Yerleşimde bulunan apadana, Urartu kültür katmanından daha yüksek bir seviyede ortaya çıkarılmıştır ve inşaasının M.Ö. 4. yüzyıl ortalarına tarihlendiği düşünülmektedir Özgüç, a.g.e., s Ter-Martirossov, a.g.m., s.158.

22 AyrÕca AltÕntepe ve Arin-Berd teki her iki yapõnõn duvarlarõnda hemen hemen aynõ tasvirlere yer verilmiútir (Res ). Resim 11. Arin-Berd te (Erebuni) Salon DuvarlarÕnda Yer Alan Tasvirler (Oganesian, 1973, 68) Resim 12. Arin-Berd te (Erebuni) Salon DuvarlarÕnda Yer Alan Tasvirler (Oganesian, 1973, 69)

23 Resim 13. Arin-Berd te (Erebuni) Salon Duvarlarında Yer Alan Tasvirler (Oganesian, 1973,67) 1.4. Nevşehir Kadirak Son yıllarda keşfedilen sütunlu salonlardan biri, ilk yerleşim izleri Assur Koloni Çağı na ait tabletlerden bilinen Nevşehir 44 yöresinde ortaya çıkarılmıştır (Çiz. 4). Nevşehir Belediyesi tarafından günü Emek Mahallesi Kadirak Sokak ta 9 Pafta, 70 Ada, ve 592 parsellerde yapılan yol çalışması sırasında, hafriyatın içinde atık şekilde düzgün işlenmiş bazı taşların bulunduğu, kare şeklinde bazı kaidelerin de sağlam şekilde olduğu temel kalıntılarının varlığına rastlanmıştır. Yapılan kısa bir araştırmadan sonra bu kalıntıların bir yapının temellerine ait olduğu tespit 44 Mehmet Ateş, Kapadokya nın Başkenti Nevşehir, Ankara, 1996, s.54; Uğur Sezgin, XVIII. Yüzyılda Nevşehir ve İlçelerindeki Osmanlı Dönemi Dini Mimari Eserleri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), Van, 2002, s.5.

24 edilmiştir. Belediye Başkanı Hasan Ünver in talimatıyla yol çalışması durdurulmuştur ve kurtarma kazısı talebinde bulunulmuştur. 45 Çizim 4. Nevşehir-Kadirak Sütunlu Salonu (Yenipınar 2005, 21) Yapılan kurtarma kazıları sırasında 31.25x14.85 m. lik bir alanda, yüksekliği yaklaşık 45 cm. ebatlarında düzgün taş işçiliği gösteren kaideler ortaya çıkarılmıştır. Kaideler, yapının girişi olduğu tahmin edilen güney cephesinden, kuzeye doğru, ortada 5.20 m. lik bir hol bırakılarak iki kısma ayrılmıştır. Kaidelerin üçüncü sıradan itibaren beşerli gruplar halinde, birbirine simetrik dağılmıştır. Birbirine simetrik olarak eşit aralıklarla uzanan kaidelerden güneyden birinci ve ikinci sıradakiler, 2,5 m. lik mesafelerle yerleştirilerek simetri bozulmuştur. İlk sıradaki birbirine paralel olarak yerleştirilen iki kaidenin kalıntılarından ön kısımlarında merdiven basamağı şeklinde bir basamak oluşturulmuştur. Taşların bu şekilde basamaklandırılması bu kısmın binanın ana girişi olduğu ihtimalini güçlendirmektedir. Kaidelerin büyük bir bölümünün yapımında kavak kepezi olarak adlandırılan siyah renkli tüf taşı kullanılmıştır. Batı taraftaki birkaç kaidede beyaz renkli tüf taşı kullanılmıştır. Taşların, belli boyutlarda kesilerek güzel bir el işçiliği ile yüzeylerinin düzeltildiği görülmüştür. Birbirine eşit mesafelerde ve simetrik olarak yerleştirilmiş olan kaideler, 158 x 158 cm. ebatlarında olup, kenarlardaki taşlarda düzgün işçilik görüldüğü halde, orta kısma gelen bölümdeki taşta düzgün bir işçilik söz konusu değildir. Kaideler arası mesafeler, 105 cm. dir. Kaidelerin alt zemini moloz bazalt taşlarla 45 Halis Yenipınar, Nevşehir Emek Mahallesinde Ortaya Çıkan Temel Kalıntısı, Nevşehir Kültür ve Tarih Çalışmaları, 2005, s.21.

25 blokaj yapılarak düzeltilmiş ve kaideler bu zemin üzerine oturtulmuştur (Res. 14.). 46 Resim 14. Nevşehir Kadirak Sütunlu Salon Kalıntıları (Yenipınar 2005, 21) Hafriyat esnasında kaideyi oluşturan taşların bir kısmının tüm ya da birkaç taşının sökülmüş olması nedeniyle binayı oluşturan kaidelerin tam sayısı hakkında kesin bir şey söylenememektedir. Hali hazır durumu ile yapının kuzey-güney yönünde olduğu, güneyden kuzeye uzanan 2,5 m genişliğindeki koridorla yapının ikiye ayrıldığı görülmektedir. Kaidelerin doğu batı yönünde beşerli sıra halinde düzgün bir şekilde, kuzey-güney yönünde ise kuzeyden güneye doğru 4 sırasının simetrik olarak yerleştirildiği, beşinci ve altıncı sıradakilerde ise simetrinin bozulduğu görülmektedir. Kurtarma kazısı sonucunda ortaya çıkarılan temel kaidelerinin yarım bırakılmış bir yapıya ait olduğu anlaşılmıştır. Kaidelerin yapımında harcın kullanılmamış olması, kaideler arasının dar olması, Akhamenid dönemi çok sütunlu kabul salonlarını andırmaktadır (Res. 15.) Yenipınar, a.g.m., s Yenipınar, a.g.m., s.22.

26 Resim 15. Nevşehir Kadirak Sütunlu Salon Temel Kalıntılarından Bir Kesit (Yenipınar 2005, 21) Yeni Mahalle Kadirak Sokak ta yol çalışması sırasında ortaya çıkan mimari kalıntıların, Prof. Dr. A. Öztan tarafından, plan yapısı olarak Akhamenid apadanalarına benzemesinden dolayı, Greko-Pers dönemine ait bir apadana olabileceği söylenmiştir. Ayrıca kazı sırasında çıkan seramik parçalarından bazılarının M.Ö. 6. yüzyıla ait olması da, bu yapının bir Akhamenid yapısı olabileceği savını güçlendirmektedir Sonuç Sütun kullanımı, insanlık tarihi boyunca başlangıcı çok eski dönemlere dayanan ve yüzyıllar boyunca süregelen bir mimari unsurdur. Erken dönemlerde mimari öğe olarak kimi zaman taşıyıcı işlevi olan, kimi zaman ise estetik kaygıyla kullanımı tercih edilen sütunların kullanımından önce ayak ve dayaklar tercih edilmiş; zaman içerisinde sütunlar ve dikmeler bu öğelerin yerini almıştır. Sütunlu salon yapıları Demir Çağ II-III döneminde Kuzeybatı İran da Urmiye Gölü ve Orta Zagroslar da ortaya çıkmış bir mimari gelenektir. Demir Çağ da iskan gören bahsi geçen bölgelerde kurulan lokal beylikler tarafından inşa edilmiş krali kabul salonlarıdır. Bu salonlar Med dönemine tarihlendirilmektedir ve müstahkem kaleler içerisinde yer almaktadır. Ayrıca salon yapıları Urartu döneminde yerleşim görmüş önemli merkezlerde de saptanmıştır. Bu yapılar kronolojik açıdan M.Ö yüzyıllara tarihlendirilmektedir. 48 Yenipınar, a.g.m., s.23.

27 Sütunlu salonların M.Ö. 6. yüzyıldan sonrasına ait gelişmiş örnekleri daha büyük boyutları ve görkemleriyle Akhaemenid dönemi yerleşimlerinde saray kompleksleri içerisinde karşımıza çıkmaktadır. Anadolu coğrafyasında sütunlu salonlar yapılarınınapadanalarının kullanıldığı ilk bölge Boğazköy de Büyükkale D Yapısı nın inşa edildiği 2. bin Anadolusu dur. Geç Demir Çağ da ise Akhaemenid döneminin siyasi etki sürecinde sütunlu salonlar Erzincan-Altıntepe ve Nevşehir-Kadirak ta görülmüştür. Kerkenes Dağ yerleşimindeki salon yapısının, hafirleri tarafından batıdan gelen bir gelenek bir gelenek olduğu ileri sürülmektedir. Altıntepe ve Kadirak ta bulunan salonlar Kuzeybatı İran salonlarında olduğu gibi dikdörtgen plana sahiptir. Boğazköy Büyükkale D Yapısı kare planı ve Kerkes Dağ da bulunan salon yapısı ise kareye yakın planıyla farklılık göstermektedir. Malzeme açısından taş ağırlıklı olarak kullanıldığı gözlemlenmiştir. Belirtildiği üzere hafirleri tarafından gerçekleştirilen arkeolojik ve bilimsel çalışmalarda elde edilen bulgular neticesinde Kerkenes Dağ ve Altıntepe yerleşimlerindeki salonların çatılarının taş kaidelere oturtulmuş ahşap sütunlarla desteklendiği ileri sürülmüştür. Nevşehir-Kadirak taki salon yapısında ise; sütunlar siyah ve beyaz renkte tüf taşından yapılmış olan kaidelere oturtulmuştur ve harç kullanılmamıştır. Sütunlu salonların Anadolu, İran ve İran Azerbaycanı nda kullanım gördüğü anlaşılmaktadır. Mimari anlamda bölgelerin malzeme, teknik ve işlevsellik açısından kendine özgü farklılıkları bulunmaktadır. Bu verilerden yola çıkarak; mimaride sütun kullanımının Geç Bronz Çağ süresince spesifik bir yayılım gösterdiği, Demir Çağ da yoğun olarak kullanıldığı ve Akhaemenid dönemde Persepolis ve Susa apadanalarında zirve noktasına ulaştığı söylenebilir. Kaynaklar Ateş, Mehmet, Kapadokya nın Başkenti Nevşehir, Ankara, Azarnoush, Massoud Helwing, Barbara, Recent Archaeological Research in Iran- Prehistory to Iron Age, Advance Multimedia Internet Technology, 2005, s Can Birol-Sevda Özel, 2006 Yılı Altıntepe Jeofizik Araştırmaları, 23. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2007, s Çilingiroğlu, Altan, Urartu Apadanasının Kökeni, Anadolu Araştırmaları VI, 1978, s

28 Francovich, Geza de, Problems of Achaemenid Architecture, East and West 16/3-4, 1966, s Ghadim, F. İravani, İran ve Anadolu Apadanaları, Tarih Boyunca Saray, Hayatı ve Teşkilatı, İstanbul, 2006, s Goff, Clare, Excavations at Baba Jan, 1967: Second Preliminary Report, Iran 7, 1969, s , Excavations at Baba Jan, 1968: Third Preliminary Report, Iran 8, 1970, s Gündüz, Serhan, Urartu Askeri Mimarisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Hauptmann, Harald, The Urfa Region, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Neolithic in Turkey, The Cradle of Civilization, New Discoveries, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1999, s , Nevali Çori ve Urfa Bölgesi nde Neolitik Dönem, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Anadolu da Uygarlığın Doğuşu ve Avrupa ya Yayılımı, Türkiye de Neolitik Dönem, Yeni kazılar,yeni Bulgular, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, s Huff, Dietrich, From Median to Achaemenian Palace Architecture, Iranica Antiqua XL, 2005, s Karaosmanoğlu, Mehmet, İkinci Dönem Kazıları Işığında Altıntepe Apadanası, Altan Çilingiroğlu na Armağan, Yukarı Denizin Kıyısında Urartu Krallığı na Adanmış Bir Hayat, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2009, s , Erzincan Altıntepe Kalesi, Urartu Doğuda Değişim, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2011, Kleiss, Wolfram, Architektur, Bastam I: Ausgrabungen in den Urartäischen Anlagen , (Ed. W. Kleiss), Berlin, Kroll, Stephan E., Excavations at Bastam Iran, (Çev. William G. Doty), Archaeology XXV-4, 1972, s

29 , Grabunsbericht, Bastam I: Ausgrabungen in den Urartäischen Anlagen , (Ed. W. Kleiss), Berlin, , Grabunsbericht, Bastam II: Ausgrabungen in den Urartaischen Anlagen (Ed.: Wolfram Kleiss), Berlin, Liverani, Mario, The Pillared Hall of Neo-Hittite Melid: A New Link in the Development of An Architectural Type, Monografie di Mesopotamia XVI, 2011, Madjidzadeh, Youssef, The Third Season of Excavation at Ozbaki, ICHO, Neve, Peter, Büyükkale, Die Bauwerke: Grabungen , Berlin, Oganesian, K. L., The Wall Paintings of Erebuni, Erivan, Onurlu, Sema, Hitit Mimarisinde Sembol Mekan ve Anlam, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, OrtaDoğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özgüç, Tahsin, Altıntepe Kazıları, Belleten XXV/98, 1961, s , Altıntepe I: Mimarlık Anıtları ve Duvar Resimleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Perrot, Jean-Ladiray, Daniel-Vallat, François, The Propylaeum of The Palace of Darius at Susa, The Iranian World Essays on Iranian Art and Archaeology, 1999, s Porada, Edith, Untitled, Artibus Asiae 18/2, 1955, s Schirmer, Wulf, Hitit Mimarlığı, (Çev. Beral Marda), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, Scmidth, Erich F., Persepolis I: Structures, Reliefs, Inscriptions, The University of Chicago Oriental Institute Publications, Chicago, Schmidt, Klauss, Göbekli Tepe, ArkeoAtlas, Sayı 1, 2002, s.66-73, A. y., Göbekli Tepe, M. Özdoğan ve N. Başgelen (Edt.), Anadolu da Uygarlığın Doğuşu ve Avrupa ya Yayılımı, Türkiye de Neolitik Dönem, Yeni Kazılar,

30 Yeni Bulgular, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, s , Göbeklitepe-Yuvarlak Yapılar ve Kabartmalar, Yıl Önce Anadolu, İnsanlığın En Eski Anıtları Stuttgart: Theiss Verlag, 2007, s Seeher, Jürgen, Hattuşa Rehberi Hitit Başkentinde Bir Gün, İstanbul, Sevin, Veli, Anadolu Arkeolojisi, İstanbul, Sezgin, Uğur, XVIII. Yüzyılda Nevşehir ve İlçelerindeki Osmanlı Dönemi Dini Mimari Eserleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Van, Stott, G., Persepolis, Greece & Rome, 7/20, 1938, s Stronach, David, The Site and the Excavations Palace, Pasargadae: A Report on the Excavations Conducted by the British Institute of Persian Studies from , 1978, s , Tepe Nush-i Jan: The Median Settlement, Cambridge Ancient History of Iran II, 1985, s Stronach, David-Roaf Michael, Excavations at Tepe Nush-i Jan, Part I. A Third Interim Report, Iran 16, 1978, s Summers, G. D., The Median Empire Reconsidered: A View From Kerkenes Dağ, Anatolian Studies 50, 2000, s , Public Spaces and Large Halls at Kerkenes, Ancient Near Eastern Studies, Anatolian Iron Ages 6, 2007, s Summers, G. D.- Summers, F., Kerkenes Dağ 1994, XIII. Araştırma Sonuçları Toplantısı 1, 1995, s Summers, F.-Summers, G. D., Kerkenes News 2011, Kerkenes News , METU Press, s Ter-Martirossov, Felix I., The Typology of the Columnar Structures of Armenia in the Achaemenid Period, The Royal Palace Institation in the First Millenium Regional Development and Cultural Interchange between East and West,

31 Menographs of the danish Institute at Athens, Volume 4, Athens, 2001, s Tourovets, Alexandre, Some Reflexions About The Relation Between The Architecture of Northwestern Iran and Urartu. The Layout of The Central Temple of Nush-i Djan, Iranica Antiqua XL, s Unvala, J. M., The Palace of Darius The Great and The Apadana of Artaxerxes II in Susa, Bulletin of the School,Oriental Studies, University of London, 5/2, 1929, s Yenipınar, Halis, Nevşehir Emek Mahallesinde Ortaya Çıkan Temel Kalıntısı, Nevşehir Kültür ve Tarih Çalışmaları, 2005, s Young, T. Cuyler, Thoughts on the Architecture of Hasanlu IV, Iranica Antiqua 6, 1966, s , Excavations at Godintepe: First Progress Report, The Royal Ontario Museum, Toronto, , Godin Tepe, Iran X, 1972, s ttrdj.pdf,

32 TARİHİ ROMANDA TARİHİ ŞAHSİYETLERİ KURGULAMAK Doç. Dr. Zeki TAŞTAN YYÜ. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Özet Roman sanatının en önemli unsuru insandır. Birçok romancı asıl başarısını kurgusal dünyada canlandırdığı roman kişisi ne borçludur. Tarihi romanlarda ise bu durum biraz farklılaşır. Çünkü ele alınan kişi, herkesin bildiği tanıdık bir kişidir. Ancak romancı bu gerçek (tarihi) kişiyi de diğerlerinde olduğu gibi kurgu sanatı içinde yeniden canlandırır. Tabiri caizse ona yeniden hayat verir. Tarihi şahsiyetleri roman sahasına çıkarmak diğerlerine göre oldukça zordur. Özellikle ideolojik bakış açısına göre yorumlandığında tarihi şahsiyetler ya çok yüceltilmekte veya olumsuz bir tip olarak kötülenmektedirler. Tarihi Türk romanlarına baktığımızda da bunun her iki örneğiyle de karşılaşırız. Biz bu makalede Türk edebiyatında başlangıcından günümüze kadar ( ) yayımlanmış tarihi romanlardaki tarihi şahsiyetlere genel hatlarıyla göz atacak ve bazı örnek tiplerden hareketle onların romanlardaki kurgulanışlarını yorumlamaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Türk edebiyatı, tarihi roman, kurgu, tarihi şahsiyetler. PLOTTING HISTORICAL PERSONS IN HISTORICAL NOVEL Abstract The most indispensible element of the craft of fiction is man. Most novelists owe the greater part of their success to the 'character of the novel' dramatized in the fictional world.however this varies to some extent in the historical novels. Because the person characterized may be known by everybody, someone everybody is familiar with. However, the novelist can dramatize this real (historical) person in the craft of fiction. In the other

33 words, he revitalizes and gives life to such a character again.bringing the historical peronalities to the realm of fiction is an arduous task compared to the other ones. When they are especaially interpretted according to their ideological view point historical persons are either too much praised or too much despised as a negative personality. When Turkish historical novels are analysed, these two types of interpretations come to the fore. In this article, historical personalities based on some exemplified typologies in the historical novel within the context of Turkish literature will be reviewed as they are characterized in the published works from the beginning to the modern day( ). Key Words: Turkish literature, historical novel, fiction,historical personalities Giriş Bir kurgu sanatı olan romanın belki de en önemli unsurlarından biri insan dır. Çünkü Peyami Safa nın deyişiyle romanın asıl mevzuu insandır 1. Roman türünün ilk örneklerinden bugüne baktığımızda romanda çoğu zaman hatırda kalan tek şeyin romanın kahramanı olduğunu görürüz. Hatta bazen öyle kahramanlar yaratılır ki, yazarının bile önüne geçecek kadar ölümsüzleşirler. Bunun tabii birçok nedeni var. Her şeyden önce romancı muhayyilesinde insan kavramının kazandığı estetik haz önemlidir. Romancı salt insan unsurunu sadece roman yazmak vesilesiyle değil de onu anlamlandırmak düşüncesiyle ele aldığında ve bunun için de yeterli bir doyuma ulaştığında ölümsüz örnekler ortaya koyabilmektedir. İnsanların günlük hayatta birbirlerini tanımaları ve bütünüyle anlamaları elbette ki zordur. Roman ise onlara bu zorlukları aşacak altın bir anahtar sunar. Forster, insanların birbirlerini bu anlamda tanımaların güçlüğüne dikkat çekerek şunları söyler: İnsanlar birbirlerini dış belirtilerin yardımıyla ancak kabataslak bir biçimde tanıyabilir; bu belirtiler hem toplumdaki ilişkilerimiz, hem de kuracağımız yakın dostluklar için yeterli denebilecek bir temel oluşturmaktadır. Oysa romancı dilerse, romandaki kişileri okuyucuya bütün yönleriyle tanıtabilir, çünkü kişilerin dış yaşamları kadar iç dünyalarını da gözler önüne serebilme olanağına sahiptir. İşte bu nedenle roman kişileri çoğu zaman bize tarih kitaplarındaki insanlardan, hatta kendi yakın dostlarımızdan daha açık görünürler. Haklarında söylenebilecek ne varsa söylenmiştir; eksik kalmış yanları bulunsa ya da inandırıcı olmasalar bile, gizli saklı hiçbir şeyleri 1 Mehmet Tekin, Romancı Yönüyle Peyami Safa, İst. 1999, s. 46

34 yoktur. Oysa dostlarımız bazı şeyleri bizden gizlerler, gizlemeleri de gerekir; karşılıklı gizlilik insanın yaşam koşullarından biridir. 2 Roman yazarının tek görevi insan ı tanıtmak değildir elbette. Ancak bu konu, roman sanatının en güç unsurlarından biridir. Hayatı ve insanı anlamlandırmakta güçlük çeken insanın, romanda bir dünya yaratması elbette zordur. Bu durum, tarihi romanlar söz konusu olduğunda daha da güçleşir. Çünkü tarihe mal olmuş kişileri, kurgusal dünyaya taşımak kolay değildir. Andre Maurois, Meşhur insanları sahneye çıkarmak güç ve tehlikelidir. diyerek bunun zorluğuna dikkat çeker, ancak ardından imkânsız olmadığını da ekler. Çünkü Tolstoy gerçek şahsiyetlerin kullanılabileceğini ispat etmiştir: Balzac ise romanlarına gerçek insanların girmesine pek müsaade etmemiştir 3. Lukacs bu konuyu Balzac la ilişki kurarak şöyle yorumlar:..büyük tarihsel olaylar ve tarihteki büyük figürler, toplumun gelişiminin somut tipler biçiminde gösterilişine çok ender olarak uydurulabilir. Balzac ın yapıtlarında Napolyon un çok ender olarak ve hep kısa süre için görülmesi bir rastlantı değildir, oysa Napolyon ca idealler ve Napolyon cu imparatorluğun entelektüel özü Balzac ın romanlarının birçoğunda egemen bir rol oynar. Çünkü Balzac a göre : Roman, büyük tarihsel figürlerin görülüşüne ancak ikinci derecede karakterler olarak katlanır 4 Türk edebiyatında gerçek kişiler (tarihi kişiler), Tanzimat yıllarından itibaren karşımıza çıkarlar. Tarihi kişiler, başlangıçta parıltılı ve idealist cepheleriyle kurgulanırlar. Bundan sonraki süreçte de bu bakış açısı devam eder. Gerçek kişilerin tercihi, kurgulanışı ve niteliğinde de devrin tarih anlayışı yanında roman yazarlarının mizaçlarının da etkili olduğunu görürüz. Türk edebiyatında başlangıcından II. Meşrutiyet yıllarına kadarki devirde tarihe ilgi duyan roman yazarlarının en önemlisi Ahmet Midhat Efendi dir. Onun Yeniçeriler, Dünyaya İkinci Geliş Yahut İstanbul da Neler Olmuş Ahmet Metin Ve Şirzat ile Hüseyin Fellah romanlarında, geçmiş dönemler konu alınmasına rağmen tarihi kişilere bir roman kahramanı olarak yer verilmediğini görürüz 5. Ahmet Midhat, tarihi arkaik bir fon olarak kullanmış, çoğunlukla macera ağırlıklı romanlar 2 E. M. Forster, Roman Sanatı, İst. 1985, s.86 3 Andre Maurois, Roman ve Tarih, İstanbul, Şubat 1954, s.36 4 György Lukacs, Avrupa Gerçekçiliği, İst. 1977, s.98 5 bk. Zeki Taştan, Türk Edebiyatında Tarihî Romanlar (Türk Tarihi İle İlgili, ), İ.Ü. Sos. Bil. Enst. Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2 c., 2000, 1330 s.

35 ortaya koymuş ancak herhangi bir tarihi şahsiyeti merkeze almamıştır. Bu devrede yazılan romanlar içinde bir tek Cezmi deki olayların merkezinde gerçek kişilerin var olduğunu görüyoruz. Bu kişiler de genellikle iyi ve kötü yönleriyle cesur, aydın ve parıltılı insanlardır. Romana adını veren Cezmi, şair yaratılışlı, kültürlü seçkin bir şahsiyettir. Adil Giray da bu özelliklerin daha da öne çıktığını görmek mümkündür. Tanzimat yıllarından II. Meşrutiyet e kadar devam eden süreçte gerçek kişiler içinde padişahlara yer verilmemesi dikkat çekicidir. Türk romanında ilk kez Filibeli Ahmet Hilmi nin Öksüz Turgut romanında bir Osmanlı padişahına yer verdiğini görürüz. Öksüz Turgut romanında Yıldırım Beyazıt, bir Türk padişahı olarak üstün meziyetleriyle kurgulanır. Bu devrede yazılan diğer romanlarda da gerçek kişilerin sayısı artmaya başlar. Yıldırım Beyazıt tan başka Cengiz (Türk ün Romanı ) ve Timur (Şarkın En Büyük Hükümdarı Timurlenk) da bu dönemde karşılaştığımız diğer kahramanlardır. Tabii bu kişilerin ele alınışlarında devrin Türkçü-Turancı bakış açısının etkili olduğunu söylemek gerekir. Filibeli Ahmet Hilmi, hep parıltılı cephesiyle ve üstün nitelikleriyle çizdiği ve kendisini En büyük Türk olarak nitelendirdiği Yıldırım Beyazıt ı şöyle betimler...korkudan anlamaz bir arslandı. Bin kere yenmiş, yalnız bir kerecik, hem de kendisi gibi büyük bir Türk padişahının kumanda ettiği Türklere yenilmişken bunu bir türlü yüreğine sığdıramayarak o arslan padişah kederinden ölmüştür. 6 Cumhuriyet dönemine gelindiğinde hem gerçek kişilerin sayısı artmaya hem de bakış açısı değişmeye başlar. Meşrutiyet yıllarında artan ve Cumhuriyet devrinde de devam eden Türkçü bakış açısı, resmi tarih söylemiyle birleşince tarihi kişilerin tercihinde ve kurgulanışında da farklılıklar belirir. Türk tarih tezinin etkisiyle Sümer Kızı, Asya dan Bir Güneş Doğuyor gibi eski Türk tarihine uzanan romanlar kaleme alınır. Ancak yine de bu dönemde asıl ilgi eski Türk tarihinden ziyade Osmanlı tarihine yönelmiştir. Cumhuriyet yıllarında yazılan romanların önemli bir kısmı, oranlamak gerekirse % lık bir dilimi Osmanlı tarihini konu alır. Osmanlı tarihi içinde de tercih edilen asıl dönem yükseliş ve duraklama dönemleridir. Bunları oranlarsak romanlarda % lik bir dilimin Osmanlı nın yükseliş / duraklama dönemlerini konu aldığını söyleyebiliriz. İslâmiyet ten önceki Türk tarihîni konu alan romanlarda Atillâ en önemli tarihi şahsiyettir. Bunu Göktürkler devrinde Kültigin takip eder. Moğollar devrini konu alan romanların önemli gerçek kişisi Cengiz 6 Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi; Öksüz Turgut, İst. 1326, s. 36

36 Handır. Selçuklular dönemini konu alan romanlarda I. Kılıç Arslan ve I. İzzeddin Keykâvus u görürüz. Yine bu devreyi işleyen romanlarda diğer önemli kişiler Balamir, Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk tür. Bu romanlarda Atilla, Cengiz, Kılıç Arslan, Kül Tiğin gibi gerçek kişilerin yine üstün meziyetlerle donatıldığını ve hepsinin parıltılı yönleriyle tasvir edildiklerini söylemek mümkündür. Kurgusal zemin yine büyük liderleri önceler ve onların parıltılı ve seçkin yaşayışları ve savaşçı meziyetleri öne çıkartılır. Devrin arka plânda kalan ekonomik ve sosyal cephesi veya kahramanların ruh dünyası derinliğine irdelenmez. Cumhuriyet devrinde asıl ilgi Osmanlı tarihine yönelince daha önce roman kahramanı olarak gözükmeyen birçok padişah veya devlet adamı birden bire artmaya başlar. Özellikle padişahların birçoğu romanların merkezine yerleşirler. Osmanlı padişahların dışında onların aileleri, şehzadeler ve devlet adamları da romanların önemli kişileri olarak karşımıza çıkarlar. Olaylar hanedan üyelerinin etrafında cereyan eder. Ancak Cumhuriyet in ilk yıllarında daha önce Öksüz Turgut la başlayan ve Yıldırım Beyazıt ın kahramanlıklarını ve dış parıltısını işleyen romanlarda hanedana bakış açısı da değişmeye başlar. Bu durum doğal olarak kurguyu da etkiler. Cumhuriyet döneminde en çok işlenen Osmanlı padişahları arasında Yıldırım Beyazıt, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ı saymak mümkündür. Biz bunlar içinde Öksüz Tutgut la paralel olması açısından Yıldırım Beyazıt örneğinden devam etmek istiyoruz. Yıldırım Beyazıt, roman kahramanı olarak Öksüz Turgut tan (1910) başka Şark ın En Büyük Hükümdarı Timurlenk te de (1914) kısaca geçer. Romanının girişinde Timurlenk i ele alan yazar, kardeş olarak gördüğü Yıldırım Beyazıt la Timur arasında çıkan harbi, Allah ın bir takdiri olarak görür 7. Yıldırım Beyazıt, Cumhuriyet devrinde ilk olarak Köroğlu nda (1928) karşımıza çıkar. Nizamettin Nazif, onu son derece olumsuz bir kişi olarak canlandırır. Bu bakış açısı kahramanın fiziksel görünümüne de yansır. Beyazıt, geniş göğüslü, abus suratlı, patlak dudaklı.. bir şahıstır 8. Milletine sırtını dönmüş, devlet işlerinden elini eteğini çekmiş, Edirne deki sarayında Prenses Olivera ile zevk ve sefa içinde pinekleyen mağrur bir padişah olarak çizilir. Onu hayata bağlayan en önemli şey ise şarap ve kadındır. O, kudretini aldığı 7 Dündar Alp, Şarkın En Büyük Hükümdarı Timurlenk, İst. 1330, s. 8 8 Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Köroğlu, c.i, İst. 1928, s. s ; c.ii, İst. 1928, s. 148

37 şarabı hayatın ta kendisi 9 (c.i,s.151) olarak görür. Gerçi yazar zaman zaman onun Niğbolu daki kahramanlık cephesine de vurgu yapar ancak ardından onun ağzıyla: Ben, Niğbolu yu kana bulayan cihangirim. Ben kardeşkanıyla elleri bulanan Osmanoğluyum. 10 diyerek asıl maksadını ortaya koyar. Beyazıt, Turhan tan ın 1935 te yayımladığı Timurlenk romanında da karşımıza çıkar. O, Timur la münasebetleri noktasında romana dâhil edilir. Daha çok olumsuz yönleriyle kurgulanır. Yazaranlatıcı, müthiş bir gurur ve koyu bir insafsızlık içinde tasvir ettiği Beyazıt ı şu şekilde anlatır: Vaktini pek iğrenç bir şekilde geçiriyordu. Sırp prenslerinden olan Olivera yı mürşit ve mürebbi tanımıştı, onun emriyle, onun işaretiyle kalkıp oturuyordu, işe ve güce bakmıyordu. Etrafına Rum, Sırp, Macar ve Bulgar gençlerinden mürekkep karışık bir halita toplamıştı. Bunların kimini hadımlaştırarak, kimini kadınlaştırarak vur patlasın, çal oynasın eğleniyordu. Olivera nın şuh elinden mücrim neşeler alıp aklını onun parmaklarına bıraktıktan sonra bu vatansız ve hayâsız gençlerin arasına karışırdı, hatır ve hayale gelmez münasebetsizlikler yapardı. 11 Beyazıt, Savcı Bey de (Aptullah Ziya Kozanoğlu, 1944) geri plândadır. Burada kardeşi Savcı Bey ve Prenses Manoel le münasebetleri çerçevesinde romana dâhil edilir. Mağrur, muhteris, aksi, sert ve soğukkanlı 12 biri olarak çizilir. Beyazıt, Yıldırım ve Prenses Olivera da (1944) romanın başkahramanıdır. Hâdiseler baştan sona onun şahsiyeti etrafında cereyan eder. Burada da Beyazıt, vaktinin çoğunu Sırp prensesiyle zevk ve sefa âlemlerinde geçiren cesur ve mağrur birisi olarak kurgulanır. Beyazıt, kendi adını taşıyan Sultan Yıldırım Bayezid (1947) romanında başkahraman olarak canlandırılmıştır. Romanda Beyazıt, şehzadelik döneminden başlayarak vefatına kadar süren dönemiyle daha etraflıca ele alınır. Burada da padişahın Sırp prensesine duyduğu aşk vurgulansa da daha çok devlet adamlığı, cesareti, savaşçılığı, üstün meziyetleri, parıltılı cephesi, gururu ile tasvir edilir. Beyazıt, bu romanda kahramanlığa her şeyden fazla kıymet veren bir padişahtır. Savaş için doğduğunu söylemekten zevk duyar. Bunu Niğbolu da mağlûp ettiği Korkusuz Jan ın yüzüne karşı da 9 Tepedelenlioğlu, a.g.e., c.i, s Tepedelenlioğlu, a.g.e., c.i, s Turhan Tan, Timurlenk, İst. 1935, s Aptullah Ziya, Savcı Bey, (13.b.) İst.1978, s. 78

38 haykırır. Başkaları da onu bu yönüyle tanır. Beyazıt, Timur la sulh yapılmasından yana olan adamlarına: Ben cenk için doğmuş adamım 13 diyerek, karşı çıkar. Onun cesaret ve kahramanlığı kadar hiddeti de meşhur dur. Beyazıt, Timur un ordusu karşısında; eğilmez başını süsleyen saçlarını savurarak destanlara sığmayan bir kahramanlıkla çarpışsa da, yenilgiden kurtulamaz. Esaret hayatında çok müteessirdir. Olivera nın Timur un sarayında olduğunu, şehzadelerin birbirlerine düştüğünü, Anadolu daki birliğin tamamen bozulduğunu, taht kavgalarının başladığını duyunca daha da kederlenir. Kendisinin Semerkant a götürülüp misafir edileceğini öğrenen Beyazıt, esir olarak yaşamaktansa ölmeyi yeğler; yüzüğüne sakladığı zehri içip intihar eder. Yıldırım Beyazıt, ele alındığı romanlarda daha çok olumsuz özellikleriyle kurgulanır. Ancak bu özellikte kurgulanırken bile bir roman kahramanı olarak derinliğine irdelenmez. İlk kez Feridun fazıl Tülbentçi nin romanında bütün cepheleriyle ele alınan Yıldırım Beyazıt ın burada olumlu özellikleri yanında tarihsel arka planın daha çok öne çıktığını görürüz. Beyazıt-Timur çarpışmasının Anadolu da yarattığı infial, karışıklık, bozgun hayatı ve diğer olumsuzluklar, diğer romanlara nazaran az da olsa kendisini hissettirir. Cumhuriyet döneminde Beyazıt örneğinde görüldüğü gibi gerçek kişilerin kurgulanışında, genellikle bakış açısının ve devrin tarih anlayışının etkili olduğunu görürüz. Roman yazarları daha çok kendi mizacına ve yaşadığı dönemin atmosferine uygun olarak roman kahramanlarını şekillendirirler. Ancak yazarların önemli bir kısmının tarihçi oluşu veya tarihle yakından ilgilenişleri gerçek kişilerin roman kişisine dönüşmesini engellemiştir. Cumhuriyet döneminde ele alınan gerçek kişilerin tamamı doğal olarak padişahlardan tercih edilmemiştir. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu nun özellikle yükseliş dönemi dediğimiz parıltılı bir cephesi de vardır. Bir kısım yazarlar Osmanlı yı konu alan romanlarda padişahları kötülerken ortada var olan gerçek zaferler kime mal edilecektir? Bunun alternatifi de kısa zamanda halk kahramanları modeliyle giderilmeye çalışılır. Ancak bu kişilerin bir kısmı yaratılmış kişiler olup tarihsel özellik taşımazlar. Buna en güzel örnek ise Nizamettin Nazif in 1928 de kaleme aldığı ve tefrika edildiği yıllarda büyük ilgi toplayan ve tartışmalara neden olan üç ciltlik Kara Davut romanıdır. İstanbul un fethini konu alan romanda zafer Fatih Sultan Mehmet veya devlet ricaline değil Kara Davut gibi halk kahramanlarına 13 Feridun Fazıl, Sultan Yıldırım Bayezid, (4.b.), İst. 1957, s. 288

39 mal edilir. Bu tür kahramanlar yaratılırken de Zaferler hükümdarların değil milletlerindir. teziyle hareket edilir. Bu kahramanlar genelde olumsuz özellikleriyle çizilen padişahların karşısına çıkartılırlar. Bu tipler, Osmanlının bütün zaferlerinde etkin rol oynayan doğru sözlü, kahraman, cesur, yiğit insanlar, aynı zamanda mensubu olduğu hükümdarlara kafa tutabilecek yaradılışta cesur kişilerdir. Kara Davut tan başka Cehennemden Selâm da Kör Mahmut, Ayşim de Tuğrul, Patronalılar da Peçeli Uğru (Patronalı Mustafa ), Akından Akına da Mustafa Bey, Viyana Dönüşü nde Kara Mehmet, padişahlara kafa tutan ve savaşlarda öncü rol oynayan kahraman tipleridir. Bu tiplerin kurgulanışında ise daha çok parıltılı yönleri esas alınır. Mesela Kara Davut, bunların öncülüdür. II. Mehmet e tek başına kafa tutan hatta ona adamlarının yanında tokat atan, Fatih in, uğruna İstanbul u fethetmeye çalıştığı Prensen İren i kendisine âşık eden Kara Davut, kendisini şöyle tanıtır:..bana adıyla sanıyla Akbulutoğlu Kara Davut derler. İyi kılıç kullanan ve iyi ata binen bir serseriyim. Dağlarda gezer, ormanlarda uyurum. Ne ufuklar ötesinde gözden nihan tarlalarım, bağlarım, köylerim var, ne de bin odalı saraylarım. Hiç, hiçbir şeyim yok. İşte bunun içindir ki; zavallılara, gadre uğrayanlara yardım etmeyi vazife edindim. Zorba ve gaddar olanlara düşmanım..veyl olanlara! 14 Kara Davut tiplemesi, birçok yönüyle abartılıdır. Bir yerde yedi kişiye tek başına karşı koyar. Bazen otuz kişiyi tek başına haklar. Hatta o da yetmez tam yüz sipahiyle çarpışır. Akkoyunlu sipahiler onunla asla baş edemezler: Yüz sipahi, mücadele esnasında ine ine altmışa inmişti. On, on beş tanesi ölmüş, bir o kadarı can çekişiyordu. Yaraları nisbeten tehlikesiz olan bir kaç tanesi ise kamçılanmış köpekler gibi acı acı bağırışıyorlardı. Lakin sağlam kafalardan hiç ses çıkmıyordu. Heriflerin boğazına sanki kalın birer paçavra tıkanmıştı. 15 Bu dönemin diğer bir kahraman modeli, devlet ricaliyle çalışan onların uğrunda ölümü göze alan akıncı tiplerdir. Bublar içinde Kasım Malkoçoğlu (Malkoçoğlu) model bir akıncı kahraman örneğidir. Gönülden Gönüle romanında Kunur Alp, Apturahman Alp, Geyikli Dede, Abdal Musa gibi gazi - alp, derviş, veli tipleriyle de karşılaşırız. Krallar Avlayan Türk te; Sevindik, Kara Abdurrahman, İnce Balaban, Yaralı Doğan, herbiri ayrı ayrı meziyetleri olan kahraman tiplerdir. Kara Abdurrahman, babası Abdurahman Alp gibi cesur, bir boğayı alt edecek kadar güçlü destanî bir kahramanıdır. Küçük yaşta tehlikelere atılan 14 Nizamettin Nazif, Kara Davut, İst. 1973, 543 s Tepedelenlioğlu, a.g.e., s. 122

40 Sevindik, Türklerin Rumeli ye yayılmalarında hep öncü rol oynamış, Sofya kalesini aklı, zekâsı ve cesaretiyle tek başına fethedebilmiş bir yiğittir. Sevindik Sofya yı fethettiği gibi yazara göre İnce Balaban da Bursa nın gerçek fatihidir. Cumhuriyet devri tarihî romanlarımızda ortaya çıkan ve temelde kahramanlık vasıflarıyla birbirini andıran bu tiplerin diğer bir ortak noktası, her birinin saray hayatından uzakta yaşamalarıdır. Ayrıca saraydan uzakta yaşam sürdüren, Türk milletinin geleceği için gece gündüz durmadan savaşan, dürüstlükleri, açık sözlülükleri, kahramanlıkları ve yiğitlikleriyle kurgulanan diğer roman kişileri denizcilerdir. Karadaki Türk kahramanları at üstünde çarpıştıkları gibi Türk leventleri de gemilerde savaşırlar. Ancak asıl önemli fark, karadaki kahramanların umumiyetle yaratma figürler, denizcilerin ise gerçek kişilerden meydana geldiğidir. Bunların başında Barbaros Hayrettin Paşa gelmektedir. Nizamettin Nazif, Türk romanında ilk kez canlandırdığı bu tiplere Deli Deryalı adını verir. Deli Deryalılar, düşmanların olduğu gibi sarayın da korkulu rüyası, ferman dinlemez leventlerdir. Barbaros, Türk yurdu hâline getirdiği Ak denizin taç ve tahtsız tacdarı dır. 16 Barbaros un Ölümü, Barbaros Hayrettin Geliyor romanlarında yer alan gerçek ve yaratma figürler, yine Türklük için mücadele eden kahraman leventlerdir. Aptullah Ziya, Türk Korsanları romanında Barbaros la birlikte ( Hızır Reis ) kardeşi Oruç ve Barbaros un halefi gördüğü Turgut Reisleri üç bölümde canlandırır. Bu Anadolu yiğitleri, bu romanda da çoluk çocuklarından uzakta Türklük mücadelesi verirler. Sarayı, debdebeyi sevmeyen ve esarete katlanamayan bu insanların temsilciliğini Turgut Reis üstlenir. Turgut Reis, bütün payelere rağmen, entrikaların, yalan dolanların, dalkavukluğun dolu olduğu ve esareti çağrıştıran, dönmelerin yönettiği Saray (kara) hayatını reddetmiş, sadece palasıyla savaşabileceği özgürlüğü (denizi) seçmiştir. Hint Denizlerinde Türkler romanında gerçek kişilerden Rumi Sefer, Piri ve Seydi Ali reisler de Türk Korsanları nda olduğu gibi üç bölümde canlandırılırlar. Burada, haritacılıktaki mahareti ve bilge kişiliğiyle tanıtılan Piri Reis aynı zamanda hain bir kişi olarak kurgulanır. Piri Reis, İstanbul için topladığı hazinenin büyüsüne kapılıp şahsı için pay almaya kalkınca Osmanlı donanmasını yüz üstü bırakmış ve ihanetini kanıyla ödemiştir. Mir âtü l-memalik kitabının yazarı olan Seydi Ali Reis ise Hint Denizlerinde Türkler de kahramanlığa ve dürüstlüğe yönelik üstün meziyetlerle dolatılan ünlü bir seyyahkahraman olarak tanıtıldığı gibi Seyit Ali Reis (Aptullah Ziya) romanında da benzer yönlerden ele alınır. 16 Nizamettin Nazif, Deli Deryalı, İst. 1928, s.71

41 Sonuç Tarihi Türk romanı yazarları, başlangıcından 1950 ye kadar yazdığı romanlarda meşhur insanları sahneye çıkarmanın güç ve tehlikeli bir uğraş olduğunu dikkate almazlar. Genellikle geçmişi romana taşırken ideolojik tavır takındılar ve idealist kahramanlar yaratmaya çalıştılar. Onlar tarihi romanların okuyucu üzerinde derin etki yapacağını keşfetmişlerdi. Bir zamanlar ülkemizde sıkça kullanılan Kürşat isminin asıl kaynağının, Nihal Atsız ın Bozkurtların Ölümü olması da bunu göstermektedir. Nihal Atsız, o güne kadar kimsenin bilmediği bir ismi tarih sahnesine çıkarmakla kalmamış onu romanının başkahramanı yaparak ülkücü gençlik için model bir kahraman yaratmıştır. Tarihi romancılarımız tarihi şahsiyetleri romana taşırken genellikle dönemlerinin hâkim bakış açılarına göre hareket ederler. Cumhuriyet e kadar Osmanlı hanedanı yüceltilirken yeni rejimle birlikte padişahlara karşı olumsuz bir tavır takınılır. Cumhuriyet in ilk yıllarında baş gösteren handanı kötü gösterme çabası tarihi roman yazarlarına yansıyınca oldukça olumsuz ve kötü örnekler üretilmiştir. Bir taraftan yenilmez, cesur, parıltılı bir kahraman diğer taraftan her gün sarayın gizli dehlizinden çıkarak birlikte olduğu gençleri öldüren Hürrem Sultan modeli (Deli Deryalı). Maksat kötülemek olunca dönemin sosyal, ekonomik ve siyasi atmosferi göz ardı edilir ve de en önemlisi insan unsurunun olmadığı bir tarihi roman anlayışı ortaya çıkar. Kaynakça Andre Maurois, Roman ve Tarih, İstanbul, Şubat Aptullah Ziya, Savcı Bey, (13.b.) İst Dündar Alp, Şarkın En Büyük Hükümdarı Timurlenk, İst E. M. Forster, Roman Sanatı, İst Feridun Fazıl, Sultan Yıldırım Bayezid, (4.b.), İst György Lukacs, Avrupa Gerçekçiliği, İst Mehmet Tekin, Romancı Yönüyle Peyami Safa, İst Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Köroğlu, c.i-ii, İst Nizamettin Nazif, Kara Davut, İst Nizamettin Nazif, Deli Deryalı, İst Tolstoy, Savaş Ve Barış, İst Turhan Tan, Timurlenk, İst Zeki Taştan, Türk Edebiyatında Tarihî Romanlar (Türk Tarihi İle İlgili, ), İ.Ü. Sos. Bil. Enst. Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2 c., 2000.

42 METİNDİLBİLİME GENEL BİR BAKIŞ VE METİNDİLBİLİMSEL BİR ÇÖZÜMLEME ÖRNEĞİ OLARAK ÖMER SEYFETTİN İN İLK CİNAYET İ Gülşen TORUSDAĞ Özet Bu çalışmada, geleneksel dilbilgisinden ve metin çözümleme yöntemlerinden farklı bir yaklaşım olan metindilbilimin amaçları çerçevesinde, metin olabilmenin temel kriterleri açıklanmaya çalışılmıştır. Metindilbilimsel bir yaklaşımla, metnin temel konusu ve alt konularının tespiti, metnin görünen anlaşılan kısmının yani yüzey yapısının yanında metnin derin yapısının yani metinde saklı olan unsurlarının ortaya konması, metin olan ile olmayanın ayırt edilmesi gibi konular ele alınmıştır. Bu bilgiler ışığında, Ömer Seyfettin in İlk Cinayet adlı öyküsü metindilbilimsel bir yaklaşımla, küçük ölçekli yapı ve büyük ölçekli yapı bağlamında çözümlenmeye çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Metindilbilim, küçük ölçekli yapı, büyük ölçekli yapı, öykü. Abstract This study contains the explanations about the textlinguistics which is different from the traditional grammar and the methods of text parsing. Seven basic standards of textlinguistic were studied within the framework of aims of the textlinguistics. The elements such as the determining of the basic topic and sub-topics of the text, the presenting of the deep structure that is the stored elements in the text besides the apparent, understood part of the text, that is the surface structure of the text, the distinguishing the text from nontext were studied by a linguistic approach. In the light of this information, the short story İlk Cinayet by Ömer Seyfettin, were parsed in the context of the microstructure and macrostructure by a textlinguistic approach. Key words: Textlinguistics, microstructure, macrostructure, short story.

43 Giriş Metni araştırma konusu olarak ele alan metindilbilim, geleneksel dilbilgisinden ve metin çözümleme yöntemlerinden farklı bir yaklaşımdır. Metindilbilim, yazılı ve sözlü bir metni, metin yapan nitelikleri, metnin oluşturulmasında kullanılan iç ve dış yapıyı, metni daha anlaşılır ve akılda kalıcı kılmayı sağlayan nitelikleri, prensipleri belirlemeye çalışan bilim dalı, modern belagat, kompozisyon bilimidir (Coşkun, 2005: 39). 19. yüzyıl sonlarından 1960 lı yıllara kadar hâkim olan eleştiri felsefesine göre, sanat eserleri olağanüstü, nesnel olarak incelenemeyen kutsal eserler olarak kabul edilmiştir li yıllarda başlayan metindilbilim çalışmaları, özellikle 1970 li yıllardan sonra dünya çapında ağırlık kazanmıştır. Metindilbilimin gelişmesi, dilbilim çalışmalarında cümlenin en büyük birim olarak görüldüğü anlayışın ötesine geçilmesiyle mümkün olmuştur. Dilbilimciler, dilin biçimsel özelliklerini ortaya koymak yerine işlevsel özelliklerini belirlemeyi amaçlayınca cümle ötesi dilbilim çalışmaları hızla gelişmiştir. Metindilbilimle ilgili ilk çalışmalarda metnin gramer yapısını incelemeyi amaçlayan bir anlayış hâkimdir. Daha sonraki dönemlerde yapılan çalışmalarda ise metnin öncelikle bir iletişim aracı olduğu düşünülerek metnin iletişimsel değeri ve bunu sağlayan unsurlar üzerinde durulmuştur. Metin/söylem çalışmalarında cümleden büyük birimleri, söylem çözümlemesi (discourse analysis) terimini ilk olarak 1952 de dile getiren dilbilimci Zelling Harris, dilin gerçekte cümlelerle sınırlandırılmış biçimde değil, söylem olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Coşkun, 2005: 40). Harris, dilin dağınık kelimeler veya cümlelerden çok, bağıntılı bir söylem biçiminde kullanıldığını ve söylemin tek bir kelimeden on ciltlik bir kitaba kadar değişik boyutlarda olabileceğini belirtir (Coşkun, 2005: 40). Amerikan yapısalcılarının 1950 li yıllarda yaptıkları bazı çalışmalarla başlayan metindilbilim çalışmaları, çağdaş metindilbilimin temel taşlarını oluşturur. Bu çalışmalarla tümce düzeyi aşılmış, metinlerin dağılım, bölümleme, sınıflandırma gibi yapısalcı, yöntemlerle incelenmesine başlanmıştır. Yapısalcı dilbilim ve üretici dönüşümsel dilbilgisi nin tümceyi en büyük dilsel birim olarak kabul eden anlayışına karşı metindilbilimciler yalnızca tümce düzeyinde çalışmanın dilbilimsel problemleri çözmeye yetmeyeceğini bu nedenle bir üst düzey olan metinden hareketle çalışılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ancak metindilbilimdeki ilk araştırmalar, tümceler arası dilbilgisel bağlantıları ve bu bağlantıları sağlayan dilsel ögeleri incelemeye yöneliktir. Bu anlayışa göre metin

44 salt bir dilsel birim olarak kabul edilir ve metin incelemelerinde dilbilgisel ve sözdizimsel bağlar önemli görülür. Metindilbilimdeki bu gelişmelere paralel olarak metnin kendisi kadar içinde yer aldığı bağlam ve bildirişimsel durum da önem kazanmıştır. Bildirişime yönelik metin anlayışlarında metnin oluşumuna etki eden dil dışı etkenler, örneğin, metni üreten kişinin bildirişimsel amacı yani metnin işlevi, metni okuyanların beklentileri, bildirişimin gerçekleşme şekli gibi özellikler incelenmeye başlamıştır. Metindilbilimin amacı, metinlerin yapılarını, yani dilbilgisel ve içeriksel kurgulanma biçimlerini ve bildirişimsel işlevlerini ortaya çıkarmak ve uygulamalı örneklerle göstermektir. Metindilbilim, metin oluşturmanın genel koşullarını betimlerken, metin olanı metin olmayandan ayırmaya ve metinleri sınıflandırmak için ölçütler oluşturmaya, metin türleri arasındaki ortak ve farklı özellikleri betimlemeye ve açıklamaya çalışır. Metinlerin belli bir bağlamda nasıl kullanıldıkları ile insanlar arası bildirişimde taşıdıkları işlevler de, metindilbilimin araştırma kapsamındadır (Şenöz, 2005: 22-23). Dilbilimsel çözümlemenin amacı, metnin temel konusu ve temel konuyu meydana getiren alt konuların tespiti ve metnin görünen anlaşılan kısmının yani yüzey yapısının yanında metnin derin yapısının yani metinde saklı olan unsurların ortaya konmasıdır. Metin olan ile olmayanın ayırt edilmesini sağlayan ölçütler geliştiren metindilbilim, bu ölçütleri geliştirebilmek için metinlerin yapılarını ve iletişimsel işlevlerini inceler, metni oluşturan genel kural ve koşulları belirler. Türlerine göre farklı metin özelliklerini tespit eder ve bunları betimleyerek açıklar. Metin, birbirlerine bağlaşıklık ve tutarlılık ölçütleriyle bağlanmış olan tümce dizilerinin bir anlam bütünü oluşturmasıyla meydana gelen, belli bir iletişim amacı ile üretilmiş, başı ve sonu kesin çizgilerle belirlenmiş yazılı ya da sözlü en büyük dilsel üründür. Metin tümcelerden oluşur. Tümce, Bir duyguyu, bir durumu, bir olayı yargı bildirerek anlatan kelime veya kelime dizisidir (Karahan, 2010: 9). Bu söz dizisi dilbilgisi açısından doğru ve eksiksiz olmalıdır. Tümceler belli bir bağlam içinde olmasalar da anlamları vardır. Ancak bulundukları bağlama göre farklı anlamlar kazanmaktadırlar. Bağlam, bir dilsel biçimin önünde ya da ardında bulunan, onunla yakından bir ilişki içinde olan ve anlamın oluşmasına yardım eden unsurların toplamı ya da bir göstergenin, birlikte bulunduğu öteki göstergelerle oluşturduğu ve anlamını aydınlatan bütün olarak tanımlanmaktadır (Karataş, 2008: 44). Günay (2007: 44-45) a göre tümce, dilbilgisinin bir birimi olarak ele alınabilinirken metin, bildirişim işlevinin göz önüne

45 alınmasını gerektiren devingen bir süreç olarak düşünülmektedir. Metin, belli bir bildirişim değeri olan, başı ve sonu ile kapalı bir yapı oluşturan, dilsel göstergelerin art arda geldiği anlamlı bir yapı olan, sözlü ya da yazılı olarak üretilebilen bir dil dizgesi bütünüdür. Bir başka deyişle metin, kendisini oluşturan sıralı ve anlamlı bütünler halindeki tümceler dizisi toplamından farklı, kendine özgü bir bütündür. Bilindiği gibi tümce sözcüklerin bileşiminden meydana gelirken, metin olayların bileşiminden meydana gelmektedir. Bu durumda tümcenin anlamı sözcüklere, metnin anlamı parçalara/bölümlere bağlıdır. Bir tümce dizisinin metin olabilmesi için de kendisini oluşturan tümce dizilerinin birbirlerine bağlaşıklık (cohesion), bağdaşıklık (tutarlılık, coherence) ölçütleriyle bağlanarak bir anlam bütünü oluşturması, belli bir amaçla (intentionality) üretilmiş olması, kabul edilebilirlik (acceptability) bilgisellik (informativity), durumsallık (situationality), metinler arası ilişkiler (intertextuality) gibi ölçütlere sahip olması, başı ve sonu kesin çizgilerle belirlenmiş yazılı ya da sözlü bir dilsel ürün olması gerekir. Beaugrande ve Dressler (1981) e göre metin, metinselliğin bu yedi standart ölçütünü (Seven standarts of text linguistics) içeren iletişimsel bir oluşumdur. Bu standartlardan birinin yeterince karşılanamaması durumunda metin, dolayısıyla da amaçlanan iletişimsel işlev gerçekleştirilemeyecektir. Ancak, Bu metinsellik ölçütleri arasından bağlaşıklık ve bağdaşıklık, metin türü çözümlemelerinden elde edilen veriler, metindilbilimin en fazla yararlanılan bulgularındandır (Şenöz, 2005: 60). Ayrıca bir metnin, metin olabilme ve metin değeri taşıyabilmesi için, dilsel bir bütünlük göstermesi ve bir bildirişim görevi taşıması gerekir. Bu yönüyle metindilbilim, geleneksel dilbilgisinden farklı bir yaklaşımdır. Ele aldığı metni nitelik bakımından inceler. Bu çalışmada, öncelikle metindilbilim ve amacı hakkında kısa bir bilgi verilmekte, metin kavramı ve metin olabilmenin temel kriterleri anlatılmaktadır. Metindilbilimin temel amaçlarından biri olan, metin olan ile olmayanın ayırt edilmesini sağlayan ölçütler izah edilmektedir. Dilbilimsel çözümlemenin amacı, metnin temel konusu ve temel konuyu meydana getiren alt konuların tespiti ve metnin görünen anlaşılan kısmının yani yüzey yapısının yanında metnin derin yapısının, metinde saklı olan unsurların ortaya konmasıdır. Çalışmada ayrıca, bir metnin üretilme amacına uygun olması ve kendisi aracılığıyla aktarılmak istenen iletinin doğru bir biçimde kavranabilmesi için sahip olması gereken iki temel ölçüt olan bağlaşıklık ve bağdaşıklık kavramları izah edilmekte ve bu bilgiler

46 ışığında Ömer Seyfettin in İlk Cinayet adlı öyküsünün küçük ölçekli yapı ve büyük ölçekli yapı bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. 1.Bağlaşıklık Bağlaşıklık, metnin yüzey yapısındaki dilsel ögeler aracılığı ile görülür. Dilsel, dilbilgisel bir uyum söz konusudur. Metnin küçük yapısını (micro structure) teşkil eder. Dilidüzgün (2008: 31) ün de belirttiği gibi, metnin anlamlı bir bütün olarak oluşturulması, metnin içeriğini oluşturan dil ögelerinin dilin dizisel ve dizimsel ekseninde anlamlı yapısal ilişkiler kurmalarına bağlıdır. Bağlaşıklık, metindeki dilsel, dilbilgisel uyum, yani bütünlüktür ve dilbilgisel bağımlılık üzerine kuruludur. Metnin bütünsel olarak anlamını çıkarmak için önce dilbilgisel bağlaşıklık ya da küçük ölçekli yapı düzlemi dikkate alınmalıdır. Diğer bir deyişle, metnin anlamının yüzeysel yapısına dayandırılarak açıklanması ya da belirtilmesi gerekmektedir. Çünkü metnin anlamı küçük ölçekli yapıda yer alan dilsel ögeler ve düzenekler yardımıyla oluşturulur; genel bir deyişle dil anlam oluşturmada bir araç olarak kullanılır. Günay (2007: 68) a göre, Sağlam yapılı bir metindeki tümceler rastgele düzenlenmemiştir. Her tümce genel metin bağlamında başka tümcelerle, paragraflarla kısacası metnin bütünü ile ilişki içerisindedir. Her tümce metnin genel anlamından bir kısmını taşır. Bu nedenle tümcelerin değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkilerin ortaya konulması betimleme açısından önemlidir. Tümceler arası ilişkilerin sonucunda da metnin bütününe ulaşılacaktır. Kısacası; metnin bağlaşıklık yapısını oluştururken metnin bağdaşıklık özelliği de gerçekleştirilmiş olur. Metnin yüzey yapısındaki bağlaşıklık ve metnin bütünündeki bağdaşıklık metin içindeki öbeklerin nasıl bir araya gelip anlam kazandığına işaret eder. Bu görüşe göre, genelde, bir metnin tutarlı olabilmesi yani bir anlam ifade edebilmesi için dilbilgisel olarak bağlaşık olması gerekmektedir. 1.1.Sözcüksel Bağlaşıklık Metnin küçük ölçekli yapısında sözlüksel birimlerin kullanımını içeren sözcüksel bağlaşıklık büyük ölçekli yapıyı oluşturmada dilsel düzenlemelere olanak sağlar. Metnin bağlaşıklığı ve bağdaşıklığı sözcüklerin doğru ve metnin bütünlüğünü sağlayacak şekilde seçilmesine bağlıdır. Metne eklenen her yeni sözce, daha önce metindeki sözcelerle sağlanmış bilgilerden destek alır; ancak kendisi de metne yeni bir bilgi ekler (Günay, 2007: 71).

47 Metinde sözcüksel bağlaşıklığın incelenmesi ile metindeki anahtar sözcükler tespit edilebilir ve bu şekilde metnin konusu, alt konuları ve içeriği ile ilgili birtakım ipuçları bulunabilir. Böyle bir çözümlemeyle, bir metinde kullanılan kavramlar ve kavram alanını genişleten diğer sözcükler, sözcüklerin yinelenme oranları, metin türünü belirleyici veriler sağlarken aynı zamanda yazarın biçemi ile ilgili örnekler de oluştururlar. Sözcüksel bağlaşıklık, Halliday ve Hasan (1976: 288) ın yaptığı sınıflandırmadan örnek alınarak aşağıdaki maddelerle açıklanmaya çalışılacaktır: Yineleme (Recurrence) Yinelemeler, aynı metinde tekrar edilmiş sözcüklerdir. Yinelemeler, metindeki bağlaşıklığı sağlayan en önemli ögeler arasındadır. Dilbilgisel düzlemde tümceler arası bağları kurarak metnin anlaşılmasını sağlarlar (Şenöz, 2005: 63). Anlatı denilen her türlü dilsel yapı kendi içinde bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu yapılarda hiçbir unsur kendi başına ve bağımsız değildir. Her türlü dil yapısı bir diğeri ile gerçekleştirdiği ilişki içinde anlamlı olmaktadır. Her şey birbirleriyle bağlantılı anlam dizileri içinde yer alır. Bir metnin anlamı, anlatıdaki bazı durumların, nesnelerin, kişilerin ya da noktasal değişkenlikler içeren olayların metin boyunca yinelenmesiyle gerçekleşir. Metinde geçen kişi, uzam, eşya, durum ya da bir başka nesnenin yeri geldikçe tekrar edilmesi tümceler arasında bağlantı kurmaya yarar. (Günay, 2007: 75) Aynı Sözcüğün Yinelenmesi (repetition) Tümceler arası ilişkiler bazı sözcük ve ifade biçimlerinin aynı şekilde yinelenmesiyle oluşturulmaktadır. Yinelemeler önem belirtme, görüşte ısrar etme, isteği teyit etme gibi amaçlarla veya beklenmeyen bir durumla karşılaşma ya da konuşmanın kesilmesinin istenmemesi gibi durumlarda da işlevsel olarak kullanılmaktadırlar (Dilidüzgün, 2008: 75). Aynı sözcükle yineleme aşağıdaki gibi örneklendirilebilir: Şiddetli kar yağışı bütün yurdu etkisi altına aldı. Doğu Anadolu bölgesinde artan kar yağışı sebebiyle birçok köy yolu ulaşıma kapandı. Karayolları ekipleri kar temizleme çalışmalarına başladı. Bir haber metni niteliği taşıyan yukarıdaki örnekte kar sözcüğü önem belirtme ve belirsizliğe yol açmama amaçlarıyla haber metinlerinin bir özelliği olarak aynı sözcükle yinelenmiştir. Bununla birlikte, Bir metinde işlev dışı bir şekilde sık sık yinelemelerin

48 yapılması metnin bilgisellik ölçütünü azaltmaktadır (Beaugrande ve Dressler, 1981: 54). Örneğin; Çocuk sınıfa girdi, çocuk kapıyı kapattı. Çocuk sınıfa girip kapıyı kapattıktan sonra sırasına oturdu. gibi öznenin aynı olduğu sıralı bağımlı tümcelerde ya da ortak ögeleri bulunan birbirini izleyen tümcelerde bu ögelerin aynı sözcüklerle yinelenmesi metnin metinsellik düzeyini düşürmektedir. Eşanlamlı ya da Yakın Anlamlı Sözcüklerin Kullanımı (synonym /near synonym) Metin içinde akıcılığı sağlamak için sözcüklerin aynı sözcüklerle yinelenmesinin yanı sıra, metin türüne uygun olarak eş anlamlı ve yakın anlamlılarının kullanılması da nitelikli bir metin oluşturmak için gereklidir. Aşağıdaki örnekte akıllı sıfatı eş anlamlısı olan zeki sıfatıyla yinelenerek hem konu sürekliliği sağlanmış hem de anlam zenginleştirilmiştir. Akıllı çocukları severim. Zeki oldukları gözlerinden belli olur. Üst Terim-Alt Terim İlişkili Sözcük Kullanımı (superordinate) Metnin bağlaşıklık özelliğini sağlayan bir başka yineleme biçimi de sözcüklerin üst anlam ya da alt anlam ilişkisi içinde oldukları sözcüklerle yinelenmeleridir. Bu şekilde hem metinlerde konu bütünlüğü sağlanır hem de metin bağdaşık kılınmış olur. Bütün hayvanlar güzeldir. İçlerinde en sevimli olanları da kuzular galiba. Birinci tümcede üst terim olan hayvan terimi ikinci tümcede alt terimi olan kuzu sözcüğüyle yinelenerek metin içinde dizimsel eksende bir anlam bütünlüğü sağlanmıştır. Genel Kavramlar Kullanma (general word) Genel kavramlar, açık bir sistemin elemanı olan sözcükler ile kapalı bir sistemin elemanı olan dilbilgisel kavramlar arasındaki sınırda bağlaşıklık işlevi görürler. Bu genel kavramlar insan, kişi, erkek, kadın, adam, çocuk, kız vb. insanoğlu ya da yaratık, nesne, iş alanı, olay, konu, eylem (hareket), yer, soru ve düşünce gibi sözcüklerle sınıflandırılabilir (Halliday ve Hasan, 1976: 274). Bu kullanım biçimi şöyle örneklendirilebilir: Geçen yıl gol kralı olan Ali, son maçta bacağını kırdı. Başarılı futbolcu uzun süre yeşil sahalara veda edecek gibi görünüyor. Kapıcıya birkaç kez merdivenleri temizlemesini söyledik; adamın umurunda bile olmadı. Bu onun işi değildi sanki.

49 Yukarıdaki birinci örnekte Ali ikinci tümcedeki futbolcu genel kavramının içinde değerlendirilmiştir. İkinci örnekte ise bu şekilde iki kullanım yer almaktadır: Birinci kullanımda kapıcı, adam genel kavramıyla yinelenirken; ikinci kullanımda merdivenleri temizlemesi sözcük öbekleri iş genel kavramıyla karşılanmıştır. Kısmi Yinelemeler (partial recurrence) Sözcüklerin, sözcük sınıflarının eylemden ada, addan-sıfata vb. dönüştürülmesiyle de metinlerde yineleme zincirleri oluşturulur ve bu yolla da konu sürekliliği sağlanmış olur. Parçalı yineleme olarak adlandırılan bu terim metin içinde sözcüklerin aynı kökten türemiş farklı sözcük türleriyle yinelenmesi şeklinde tanımlanabilir (Dilidüzgün, 2008: 76). Örneğin, aşağıdaki örnekte esmek eylemi esen sıfat fiiline dönüştürülerek iki tümce arasında ilişki kurulmuş ve aynı zamanda da olayın sürekliliği sağlanmıştır. Dün bütün gün rüzgâr esti. Şiddetli esen rüzgâr birçok binanın çatısını uçurdu. Eş Dizimsel Örüntüleme Metinde konu bütünlüğünü sağlayan diğer bir yol da, eş dizimsel örüntüleme olarak tanımlanan ve aynı bağlamda aynı kavram alanından sözcükleri kullanarak bağlantılar yapmaktır. Kavram alanını Doğan Aksan (1989: 254 ) şöyle izah etmektedir: Kavram alanını biz birbiriyle ilişkili ve birbirine yakın kavramların, eşanlamlıların, içinde düşünüldükleri alan" olarak tanımlıyoruz. Türkçedeki bıkmak, bezmek, usanmak, bıkkınlık getirmek, usanç, bezginlik, bıkkınlık... ögelerinin bir kavram alanı içinde düşünülebilecekleri muhakkaktır. Ancak bizce asıl önemli olan yön, bu alan içinde kavramların değerlerinin belli edilebilmesi değil, zihnin nasıl işlediği, dil denen sistem içindeki çeşitli öğelerin konuşma, okuma, yazma sırasında nasıl seçildikleridir. Örneğin; edebiyat. roman şiir, mizah karikatür komik, taş.. duvar, bebek..ninni, kıtlık açlık, hasta doktor, arı.. kovan,.. petek, yağmur. bulut gibi aynı bağlam içinde kullanılan sözcükler birbirini izleyen tümceler arasında bağlaşıklık özelliğini güçlendirerek metnin küçük ölçekli yapısı ile bir anlam bütünlüğü gerçekleştirebilmektedirler. Aşağıdaki örnekte bulut gökyüzü rüzgâr yağmur sözcük zinciri kullanılarak bağdaşık bir metin elde edilmiştir. Kapkara bulutlar kapladı gökyüzünü. Esen rüzgârın ardından iyi bir yağmur yağacağa benziyor.

50 Eş dizimlilik, sadece aynı bağlamda kullanılmalarından dolayı ilişkilendirilen sözcüklerin yarattığı bağlantıları kapsar. Bir başka deyişle, aynı konuları işleyen metinlerde bir arada kullanılma eğilimi gösteren sözcüklerin, birbirleriyle eşdizimsel bir ilişki içinde oldukları ifade edilmektedir. Aslında eşdizimsel sözcüklerin arasında kullanıldıkları metnin konusuyla bağdaştırılmalarının dışında herhangi bir sistematik ilişki yoktur. Örneğin vahşetin tartışıldığı bir metinde yok etme ve savaş sözcüklerinin bir arada kullanılma sıklığı söz konusu metnin eşdizimsel bağlaşıklığına katkıda bulunmaktadır. Eşdizimsel örüntüleme metnin konusunu geliştirmede gerekli olan önemli kavramları yansıtmakta dolayısıyla da metindeki temel fikirleri ayrıntılandırmaktadır (Taşıgüzel, 2004: 77). Eşdizimsel örüntüleme taşıyan sözcükler, bir anlamda, bireylerin zihinlerinde olaylar, durumlar, yerler, kişiler ve nesneler için oluşturdukları şemalara yönelik göstergeler durumundadır (Subaşı-Uzun 2006: 700). Her dil dünyayı farklı şekilde yorumlar. Aynı dili konuşan insanların zihinlerinde ortak şemalar olsa da bireyler geçmiş yaşam tecrübeleriyle de kavram ağlarını ve düşünce gelişimlerini gerçekleştirirler. Bu yüzden kendi özgün şemalarını da oluştururlar. Bu nedenle metni oluşturan kişi, metni yazma süreci içinde, kendine özgü eş dizimsel şemalardan yararlanır, kendi dünya görüşünü yansıtır özgün bir metin oluşturur. Okuyucu da ancak kendi dil ve dünya bilgisi kapsamında bu eş dizimsel yapıyı çözümleyerek metnin izleğini çıkarmaya ve metni anlamlandırmaya çalışacaktır (Dilidüzgün, 2008: 79). Örneğin, usta bir şairin zihnindeki kış şeması onun başka birinin aklına bile gelemeyecek sözcükleri konuyla bağlantılı kılarak şiirlerinde eşdizimsel olarak örüntülemesine imkân verebilir 1.2.Dilbilgisel Bağlaşıklık Bir metin oluşturulurken onun anlamlı bir bütün olabilmesi için düşüncelerin birbirleriyle bağlantılı olarak ifade edilmesi gerekir. Günay (2007: 71), bağlaşıklığın, bir yazının metin olmasını sağlayan metin içi ilişkileri kuran dille ilgili özelliklerin tümü olduğunu ifade eder. Dilbilgisel bağlaşıklık, tümceler arasındaki ilişkilerin, sözcükler, sözcük öbekleri, eylem zamanları ve tümceler arasında kurulan dilbilgisel bağlarla oluşturulmasını sağlar. Bir başka deyişle metnin en büyük ölçekli önermesi ya da metnin genel anlamı bu dilbilgisel bağların yorumunda gizlidir. Metnin genel anlamını oluşturan dilbilgisel bağlaşıklık, gönderim, değiştirim, eksilti, bağlaçlar, koşutluk, zaman ve görünüş ve işlevsel tümce görüngesi düzenekleri ile sağlanmaktadır.

51 Gönderim (Proform) Bir metindeki bütünlük içinde, daha önce ve daha sonra aynı sözcük, izlek, kavram ya da düşünce aynı biçimde ya da farklı biçimde yeniden kullanılabilir. Her metinde başka ögelere göre yorumlanabilecek art gönderimsel ve ön gönderimsel birimler bulunur. Bu tür yapılar bağlamsal bir durumu ilgilendirir ve sıralı tümcelerde dil ekonomisi adına yapılır (Günay, 2007: 76). Metin varlıkları arasında gönderim ağları kurma, gerek konu sürekliliği sağlama, gerekse varlıkları konusal rolleri açısından birbirleriyle ilişkilendirmede araç rolü yüklenen metinsel bir eylemdir (Subaşı- Uzun, 2006: 699). Gönderim, dilin ekonomik ve akıcı olarak kullanılmasını sağlar. Metni okuyan kişinin okuduklarının aklında aktif olarak kalması ve metinde konu bütünlüğü oluşturmak için metin içindeki bazı sözcük, kavram, düşünce ya da izleğe metin boyunca farklı dil ögeleriyle yineleneme yoluyla gönderimde bulunulur. Gönderim ögelerinin bağlam dışında sözlüksel bir anlamları yoktur. Gönderimde bulundukları ad ya da ad öbeklerine göre anlam kazanırlar. Gönderim ögesiyle gönderimde bulunulan birim arasında gönderimsel bir anlam (referential meaning) mevcuttur (Dilidüzgün, 2008: 58-59). Dış Gönderim - İç Gönderim Gönderim ögesinin anlamsal yorumunun yapılabileceği gönderimde bulunulan birim, metin içinde ise iç gönderim (endophora), metin-dışı dünyada yer alıyorsa bu tür gönderimler dış gönderim (exophora) olarak adlandırılır. Dış gönderim, metnin oluşturulması ve anlaşılması sırasında etkin bir rol oynasa da metin içindeki bir varlığa gönderim yapmadığı için metinsel bağlaşıklık ölçütü olarak ele alınmamaktadır. Bir metinde; yazarın, Bir bilseniz benim neler çektiğimi (Siz) diyerek okura seslenmesi okurla iletişim kurmayı amaçlamış olmasındandır. Okura yönelik olarak siz adılını kullanması metin içindeki herhangi bir ada gönderimde bulunmadığı için bir dış gönderimdir. İç gönderimi oluşturan gönderim ögeleri ile gönderimde bulunulan ad ya da ad öbeklerinin metin içinde birbirlerine göre konumları iki tür gönderimin oluşmasına yol açar: Art gönderim ve ön gönderim. Art Gönderim (anaphora) Bir sözcük ya da sözcük öbeğinin daha önce kullanılan bir sözcüğe gönderimde bulunmasıdır. Günay (2007: 76) ın ifadesiyle, Genel metin içinde bir şey önce söylenir, sonra aynı şeye gönderimde bulunulur. Eş gönderim diye de adlandırılır. Art gönderim, metinsel

52 bağlaşıklık ve izleksel gelişmeyi gerçekleştiren en önemli kullanımdır. Metinde gönderim ilişkisi kuran ögeler boş adıllar, kişi adılları, gösterme adılları, gösterme sıfatları, dönüşlülük adılları, iyelik ekleri, belirtme durumu eki ve kişi ekleri olarak sayılabilir. Göndergeleri aynı olan her gösterge birer art gönderimdir. Evi beğendik ama o çok pahalı tümcesinde o zamiri ev göstergesinin art gönderimidir. Ön Gönderim (cataphora) Bir sözcük ya da sözcük öbeğinin daha sonra kullanılan bir sözcüğe ya da sözcük grubuna gönderimde bulunmasıdır. Bu gönderim örneğinde, metin içindeki herhangi bir varlık, durum ya da kavram adıyla anılmadan önce, kimliksel ve anlamsal olarak açık bir şekilde belirtilmez fakat daha sonra adının verilmesiyle metinde daha önce yapılan gönderim anlam kazanır. Metin oluştururken ön gönderimler art gönderimlerden daha az kullanılan ve anlamlandırmayı geciktirici özellikleri olan yapılardır. Metin yazarı, oluşturduğu metnin türüne bağlı olarak anlamlandırmayı geciktirmek isteyebilir. Ancak gönderim ögeleri ile gönderme yapılan adlar arasındaki mesafe belli sınırların dışına çıkmamalıdır, hatta tek bir tümce içinde gerçekleştirilmelidir (Dilidüzgün, 2008: 62). Ön gönderim, belirsizlik oluşturma yoluyla okuyucunun dikkatini çekme, merakını arttırma ve böylece metinin sürükleyiciliğini sağlama amacı taşıyan bir gönderim türüdür. Örneğin, Onlardır çağımızın adlı adsız kahramanları, onlardır çağımızın duyulmuş duyulmamış önderleri. tümcesinde; gönderim ögesi olan üçüncü çoğul kişi adılı onlar, metinde gönderimde bulunulan kahramanlar, önderler isimlerinden önce kullanılarak bir ön gönderim ilişkisi sağlanmıştır. Eksilti (ellipse) Bir tümcede bir ya da birden çok ögenin silinmesi sonucunda gerçekleşen ancak tümcenin bağlam içindeki anlam kaybına yol açmayan aynı zamanda edebi bir sanat işlevi olan bir yapıdır (Günay, 2007: 83). Metnin yoğunluğunu ve yetkinliğini arttıran bir düzenek olan eksilti, metin içindeki bir olguyu anlam kaybına yol açmayacak şekilde atarak yinelemedir. Eksiltilen metin ögesi, gönderim gibi metinsel ilişkiler aracılığıyla okur tarafından metnin anlaşılması sürecinde çıkarımsal olarak tamamlanır. Eksik fakat anlaşılır tümce kullanma biçimidir (Dilidüzgün, 2008: 64). Anne: Bu akşam ders çalışmayacak mısın? Çocuk: (Bu akşam ders) Çalışacağım. Bu örnekte eksiltili bir kullanım vardır. İkinci tümcede kullanılmayan bu akşam ders sözcükleri tümceye istenirse

53 eklenebilir. Özellikle konuşma dilinde, iletişim için gereksiz olan her şey atılır. Değiştirim Metin içinde gerçekleşen bağlaşıklık araçlarından birisi olan değiştirim metin içinde yer alan bir ad, eylem ya da tümce gibi herhangi bir öğenin yerine başka bir ögenin kullanılmasıdır. Değiştirim ile gönderim arasındaki fark, gönderimin anlam düzeyinde bir ilişki olarak kabul edilmesi değiştirimin ise sözcükler ve sözcük grupları arasında yapılan biçimsel bir ilişki olmasıdır (Karataş, 2008: 87). Değiştirim, değiştirilen unsura bağlı olarak, ada dayalı (nominal), eyleme dayalı (verbal), tümceye/yan tümceye dayalı veya sözceye dayalı olarak dört şekilde gerçekleşebilmektedir. Türkçede değiştirim ögeleri olarak sıkça kullanılan öyle ve böyle gibi işlevsel metin ögelerinin ve yapmak eyleminin tek başlarına anlamları yoktur, yerlerine geçtikleri ögelere göre anlam kazanırlar; diğer bir deyişle bağlama dayalı bir bağlaşıklık sağlarlar. Ada Dayalı Değiştirim Metinde geçen önceki bir isim ya da isimlerin yerine biri, diğeri, başkası vb. sözcüklerin kullanılmasıdır A: Çiçekli elbiseyi mi yoksa diğerini mi istersin? B: Fark etmez. Birini al işte. Bu örnekte de görüldüğü gibi diğeri belgisiz adılı diğer elbise nin yerine kullanılarak eksiltili bir anlatım sağlanmıştır. biri belgisiz adılı ise elbiselerden herhangi birinin yerine kullanılmıştır. Eyleme Dayalı Değiştirim Belirli bir fiil ya da bir eylem ve olay grubunun yerine çoğunlukla yapmak fiilinin kullanılmasıdır. Anne: Bu vazoyu sen mi kırdın? Ayşe: Hayır, ben yapmadım. Yukarıdaki örnekte yapmak eylemi kırmak eylemi ile değiştirim ilişkisi içindedir. Burada birinci tümce olmadan ikinci tümce bir anlam kazanamaz. Tümceye Dayalı Değiştirim Ev sahibi: Bahçeyi temizleyip, otları biçtin mi? Bahçıvan: Öğleden sonra yapacağım. Görüldüğü gibi, bu örnekte yapmak eylemi bir sözcüğün değil, Bahçeyi temizleyip, otları biçeceğim tümcesinin yerine kullanılmıştır. Bununla birlikte yapmak eyleminin kimi zaman değiştirim, kimi zaman da eksilti ilişkisi kurmada kullanıldığı görülmektedir. Eksiltmeli kullanımlarda, eksiltilen öge tümceye ait bir birim olarak yapmak eylemine eklenebilir. Ancak bu eylem, değiştirme gösterdiğinde böyle bir eklemeyi kabul etmez. Yalnızca bir anlatım denkliği gösterir. Anne: Yarınki ödevlerini yaptın mı? Çocuk: Merak etme çoktan yaptım. (Merak etme, yarınki

54 ödevlerimi çoktan yaptım.) Eksiltili kullanımlarda yapmak eylemi temel anlamıyla, değiştirimlerde ise anlamını yer değiştirdiği eylemden alacak şekilde kullanılmaktadır. Sözce Değiştirimi Metindeki bir ifadenin, böyle, öyle vb. sözcüklerle değiştirilmesiyle yapılmaktadır (Karataş, 2008: 87). -Çocuklara, okula başlamadan önce okuma yazma öğretmenin zekâ gelişimlerine bir katkı sağlamayacağı düşünülüyor. Yapılan araştırmalar da bu görüşü destekliyor. Ben de öyle olduğuna inanıyorum. Görüldüğü gibi, örnekte, bir sözcenin yerine öyle sözcüğü kullanılarak değiştirim yapılmıştır. Bağıntı Ögeleri (Junctions) Günay (2007: 102), iki ya da daha fazla yerdeşlik (lexical isotope) arasında ilişki kuran dilsel göstergelere bağıntılayan, demektedir. Metin içindeki olaylar ve durumlar arasındaki ilişkiler bu bağıntılayan yapılarla gerçekleştirilebilir. Bağlayıcı alt türü olarak bağlaçlar, metnin küçük ölçekli yapısında ardışık sözceler arasındaki anlamsal ilişkilerin metnin okuyucusu tarafından açık olarak algılanmasını sağlayan belirginleştirici ögelerdir. Bu rolleriyle ardışık sözceler arasındaki eklem yerlerini işaret eder ve eklemlemenin sonucunda ortaya çıkan küçük ölçekli anlam ilişkilerini tanımlarlar (Uzun-Subaşı, 2006:700). Bu birimlerin, biçimsel ve sözlüksel açıdan belli işlevleri vardır; metindeki sözcük öbekleri, tümce, paragraf ya da metnin bölümlerini oluşturan tümce öbeklerindeki farklı yargıları birbirine dilsel olarak bağlarlar aynı zamanda da tutarlılık ilişkilerini belirginleştirerek anlam oluşumunu sağlarlar. Metindilbilimsel olarak bir metin, tümcelerin basit bir sıralanışı şeklinde gerçekleşmez. Metin, birbirleriyle ilişkili tümcelerden oluşturulmuş tutarlı bir yapıdır. Halliday ve Hasan (1976: ) a göre, sözcük, tümce ya da yan tümceler gibi dil birimleri arasında ilişkileri kuran bağlaçlar işlevleri açısından dört gruba ayrılır: Ekleyici (additive): ve, ve de, ne ne, veya, bundan başka, üstelik, örneğin, böylece, aynı şekilde, diğer yandan vb. Çeliştirici (adversative): fakat, ama, sadece, yine de, buna rağmen, aslında, lakin, öte yandan, aynı zamanda, onun yerine, en azından vb. Nedenleyici (causal): bu nedenle, böylece, bundan dolayı, çünkü, bu sebepten, sonuç olarak, bu durumda, bu şartlar altında, aksi halde vb. Zaman belirteci (temporal): (ondan) sonra, aynı anda, (bundan) önce, sonunda, ilk önce, daha sonra, (en) sonunda, öncelikle, az sonra, gelecek sefer, başka zaman, bu arada, -e kadar,

55 şimdiye kadar, kısaca vb. Bağlaçlar metinlerin içinde bu işlevleriyle karşıtlık ve açıklama gibi ayrıntılama ; ekleme, çeşitlendirme gibi genişletme ; yer/zaman belirtme, neden koşul gösterme gibi güçlendirme görevlerini yerine getirirler. Bir metin çözümlemesinde metin, bağımsız tümceler halinde en küçük birimlere ayrılır ve bu birimler arasındaki ilişki belirlenir. Tümceler arasında, detaya inme, durum belirtme, çözüm, sebep-sonuç, koşul, aksi takdirde, yorum, değerlendirme, yeniden belirtme, özetleme, dizme, zıtlık; güdüleme, karşı tez, geçmiş bilgi, muktedirlik, kanıt, doğrulama, ödün verme gibi retorik yapıda ilişkiler mevcuttur. Bu ilişkiler bağlaçlarla sağlanabildiği gibi bağlaç kullanmadan art arda gelen tümceler arasındaki anlamsal bağlantılar yoluyla da kurulabilmektedir. Benzerlik, Koşutluk (Parallelisme) Koşutluk, bir tümce yapısının farklı içerikler ile yinelenmesidir. Bir metinde gereksiz bir şekilde yinelenen sözcük, sözcük grubu ya da tümce metnin bilgi işlevini azaltmaktadır. Anlama katkı sağlamak amacıyla metindeki sözcükleri değiştirerek yapı tekrarı sağlanır bu da biçimsel olarak bir koşutluğun oluşmasını sağlar. Koşutluk, daha çok konuşma, dua, şiir ve reklâmlarda kullanılır. Bu kulanım aşağıdaki gibi örneklendirilebilir: Güneş doğmayacak mı, tohum patlamayacak mı, tomurcuk yeşermeyecek mi? Yukarıdaki sıralı tümcelerde aynı dilbilgisel yapılar, 3. tekil kişi özne + eylem kökü + olumsuzluk eki + gelecek zaman eki + soru eki mi şeklinde, farklı sözcüklerle yinelenerek koşutluk oluşturulmakta ve metnin akıcılığı sağlanarak etkililiği arttırılmaktadır. Zaman Uyumu ve Görünüş Dilbilgisel bağlaşıklık zaman ve görünüş işlevleri bulunan dilsel ögelerle de sağlanmaktadır. Söz dizimi içinde olayların sürekliliği eylem sözcükleriyle bağlantılı olan zaman, görünüş ve kiplik gibi alt dizgelerle sağlanır. Diğer bir deyişle, olayların sürekliliği paragrafın içinde zamanı ifade eden birimlerin birbirleriyle uyumlu bir biçimde dizilişleriyle ve tümcelerin yüklemlerindeki eylemlerin zamanlarının uyumlarıyla ilgilidir (Erden, 2010: 53). Metin içinde ayrı zamanlar kullanılarak, tümcelerle verilmek istenen önermeler arasındaki ilişkiler öncelik ve sonralık bakımından açıklanır, metinde yer alan kişilerin durumlarının ve konumlarının anlaşılması sağlanır ve böylelikle olaylar mantıksal bir sıraya

56 yerleştirilmiş olur. Metin içindeki olay ve durumlarla ilgili göreli zamanlar, birliktelik ve sırayı sağlar (Erden, 2010: 75). Zaman ekleri biçimsel olarak aynı oldukları halde kullanıldıkları metin türüne göre işlev farklılığı gösterebilirler. Örneğin; gerçek yaşamda geçmişte gerçekleşmiş bir olayın anlatımında kullanılan di li geçmiş zamanla, bir öyküde kullanılan di li geçmiş zaman biçimsel olarak özdeş oldukları halde işlevleri farklıdır. Geçmişteki bir olayı aktaran di li geçmiş zaman yaşanmış, bitmiş bir süreci işaret eder. Ancak yazınsal bir metnin okunma sürecinde, -di li geçmiş zaman eki, bir anlatıcının ifadesiyle kurgulanmış olayları, sanki okurun şimdisinde gerçekleşiyormuş gibi hissettirir. Bu da öyküleme yapıldığının bir göstergesidir. Aynı şekilde, bir anlatı metninde Türkçedeki zamanların çoğu kullanıldığı halde, anlatı geçmişte gerçekleşen olaylar bütünü olduğu için, anlatıda kullanılan şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman gibi bütün zamanlar geçmiş zaman olarak algılanmalıdır (Günay, 2003: 80). Zamandan daha farklı bir işlevi olan görünüş, bir olayın belli süreye nasıl yayıldığını göstermektedir. Biterlik ve bitmezlik olarak iki açıdan ele alınabilecek olan görünüş işlevi, olayların sürekliliğini, genel geçerliğini ya da sık sık yinelendiğini gösteriyorsa bitmezlik, olayların bir kez gerçekleşip bittiğini ve peşinden başka olayların geldiğini gösteriyorsa biterlik belirtmektedir. Örneğin; Ben ders çalışırken telefon çaldı, tümcesinde ders çalışma arka planda süren bir olay, bitmezlik gösterirken, telefonun çalması bir kez gerçekleşen, kısa bir olay, biterlik gösterir. Türkçede -ir, bazen -yor ardılları bitmezlik gösterirken, -di, -miş ve çoğu zaman yor biterlik gösterir. Bir anlatı çözümlenirken bir eylemin bitmiş olması ya da devam etmesi anlatıdaki bir olayın anlaşılmasında bir anahtar niteliğindedir. Eylemlerin zaman içindeki sürekliliği öyküde süreç olgusunun belirli bir sıraya göre düzenlenmesine, zamanın akışına, öyküdeki olayların başlayıp sona ermesine, öykü kişilerinin olayları kendi açılarından değerlendirmelerine katkıda bulunur. Böylece öyküde kullanılan dilin düşünsel işlevi yerine getirilmiş olur (Erden, 2010: 98). Zaman ardılları anlamı tam olarak ifade etmeye yetmiyorsa önad ve bağlaçlardan da yararlanılır. İşlevsel Tümce Yapısı Konuşma dilinde yeni ve önemli olan bir unsur ses tonuyla (intonation) ile belirtilebilirken aynı işlev yazı dilinde ögelerin sıralanışı ile sağlanır. Tümceye bir işlev kazandırmak için tümceleri oluşturan ögeler, Türkçenin genel söz dizimi özelliği olan Ö+T+Y dizilişine bağlı kalmadan, yüklemin cümlenin başında ya da ortasında

57 olduğu devrik tümce şeklinde dizilirler. Devrik tümce, yüklemi öne alınarak, nesnenin, öznenin ve tümleçlerin yer değiştirmesidir. (YÖK 2001:439 dan aktaran Akçataş TDD, 2002: 604) Etkili bir anlatım sağlayan devrik tümceler, derin bir dil çözülmesi için önemli ipuçlarını barındırmaktadır ve zengin bir kullanım alanına sahiptir. Devrik tümce yargıyı vurgulayarak duygu değerini arttırır ve bir üslup zenginliği getirir. Bağımsal dilbilgisine göre de tümcede bir ögenin vurgulaması yani tümcenin odak noktasına çıkarılması için tümce içindeki normal öge sıralanışı değiştirilir. Örneğin; Babam gazete okuyor, düz bir bildirimdir; Gazeteyi babam okuyor, denirse babam, tümcenin yöneticisi olan yüklemin öncesine getirilerek, odak noktasına konarak vurgulanmaktadır. Ben artık yontulmam mı diyecek taş? tümcede yüklemden sonra gelen özne, bitmiş görünen tümceye bir ekleme yaparak açıklama işlevinde kullanılmıştır. Ayrıca eklenen öge, okuyucunun ilgisini özne üzerine çekerken aynı zamanda bir biçem oluşturulmuştur. Devrik tümceler, daha vurgulu, tonlu ve etkili bir anlatım tarzında, tümcedeki ögelerin diziliş biçiminin ne denli etkili olduğunu gösteren en iyi örneklerdir. Devrik tümcelerde, özne, nesne, belirteç ve yan tümceler yüklemden sonra gelebilir yani yüklemi sonda bulunmaz. Devrik tümceler yerinde kullanıldıkları zaman kurallı tümcelerden daha derin, daha engin duygular ve imgeler taşıyabilmektedirler. Yazarlar etkili bir anlatım sağlamak amacıyla dil yapılarını farklı şekillerde kullanırlar. Biçembilimsel ve anlambilimsel açıdan da bu böyledir (Dilidüzgün, 2008, 72). 2. Bağdaşıklık Metinler sadece küçük ölçekli yapı çözümlemeleri ile açıklanamaz. Bir metnin genel anlamına ulaşabilmek için büyük ölçekli yapı düzeyinde bir değerlendirme ve çözümleme yapmak gerekir. Metinlerdeki büyük ölçekli yapılar anlamsal nesneler dir ve üretilen ve algılanan metnin anlamını düzenlerler. Bir metni tutarlılığı bakımından incelemek, üst yapı olarak genel metin çerçevesinde, metnin tümünü anlamsal olarak değerlendirmek demektir (Günay, 2007: 116). Metnin tutarlı olması için, tümceler arası anlam ilişkilerinin oluşturduğu çizgisel tutarlılıkla birlikte metni oluşturan önermelerin genel anlam kümelerine indirgenmesini sağlayan büyük ölçekli yapı ile açıklanabilen genel tutarlılığın da sağlanması gerekir. Büyük ölçekli yapı metni bir bütün olarak alan, metnin genel anlamını yansıtan ve içeriğini oluşturan bir yapı olarak değerlendirilirken metnin kurgulanış biçimi diğer bir deyişle yapısal özelliği üstyapı başlığı altında ele alınır.

58 Büyük ölçekli yapılar bilişsel bir özelliğe sahiptir. Bir metnin tutarlı olabilmesi için, metnin yapısı, metindeki gerçekler, metni okuyan kişilerin özellikleri ve dünya bilgilerinden gelen önermeler arasında bağlantı olmalıdır. Bir metnin anlaşılması yalnızca metin-içi özelliklere değil okuyucunun bilişsel özelliklerine ve bağlama göre de farklılık gösterir. Diğer bir deyişle, okuyucunun metni anlayabilmesi için gerekli olan büyük ölçekli yapıların bilişsel olarak ortaya konabilmesi, okuyucunun dünya bilgisi, inançları, etkinlikleri, hedefleri ve ilgi alanları gibi bağlamsal faktörlere de bağlıdır. Her bireyin dünya bilgisi, inanışları, düşünceleri, yaklaşımları, amaçları farklı olacağı için, her birey metne, kendi büyük ölçekli yapısını uygulayacaktır. Metinde ifade edilen kavram ve ilişkiler ile okuyucunun dünya bilgisi arasında bir paralellik söz konusu olmadığı sürece metin anlamsızdır. Bu nedenle, okuyucunun metin ötesi bilgilere de sahip olması gerekir. Okuyucunun kendi bilgisini metnin ortaya koyduğu bilgilerle birleştirmesine çıkarım (inferencing) denir. Bir metnin anlamsal yapısına ulaşabilmek, işlenen konuyu tespit edebilmek ve metnin özetini çıkarabilmek için büyük ölçekli yapı çözümlemeleri yapılması şarttır. Tutarlılık, metindeki anlamsalmantıksal uyumun devamı, yani bütünlüktür. Kavramlar ve ilişkiler arasındaki uygunluk bağdaşıklığı sağlayacaktır. Bir metnin bağdaşık olması, her yeni bilginin öncekilerle ilintili, bağıntılı olması ve önceki bilgilere katkı yapması ile gerçekleşir (Günay, 2007: 119). Doğan Günay (2007: ) a göre, bir metnin tutarlı olabilmesi için, ögelerin çizgisel gelişimi içinde izlek, kişi, yer ya da olay bakımından yinelenmesi ve temel izlek çerçevesinde gelişmesi gerekmektedir. Biçimsel açıdan yapıttaki her şey, yapıtın oluşturulmasına izin vermek için vardır. Her yeni tümce ya da paragraf var olan bilgilere bağıntılı ve onlarla ilişki içinde olmalıdır. İyi bir düzenleme biçimi olmalı, metne yerleştirilecek betimlemeler metinden ayrı olmamalı, metinle doğrudan ilişkili olmalıdır. Anlamsal tutarlılığın olması gerekir. Başta söylenilen bir şey, metnin sonunda tam karşıtı bir duruma dönüşmüşse anlamsal olarak tutarsızlık gelişir. Bir metnin anlaşılabilmesi için metnin içerdiği büyük ölçekli önermelere ulaşmak gerekmektedir. Bu önermelere ulaşmak öncelikle okuyucunun belli bir dünya bilgisine sahip olmasını gerektirir. Metnin konusu genel ya da yerel bağlama bağlıdır. Metinlerde neler olabileceği tahmin edilebilir zira metinler, hakkında birçok şeyin bilindiği gerçek dünya ile ilgilidir. İkinci olarak, okuyucunun metin türleri ile ilgili belli bir bilgisi olmalıdır. Çünkü belli metin türlerinde ne çeşit kavram, olay ya da eylemlerin olabileceği bilinir. Örneğin,

59 gazetelerde politik haberler ya da felaket haberleri vardır. Konu sınırlamaları metin türlerine göre aynı zamanda kültür, iletişimsel bağlam ve durum, toplumsal bireylerin rolleri, statüleri, işlevleri, konuşucuların yaş ve cinsiyetleri ve de kişiliklerine göre değişir. Örneğin; spor arabalar, iş, vergiler genellikle erkeklerin konuşacağı konulardır. Sosyokültürel açıdan ele alınacak olursa da dil kullanıcıları büyük ölçekli yapı düzleminde hangi durumda, kim tarafından neyin söylenebileceğiyle ilgili hipotezler geliştirebilirler (van Dijk ve Kintsch, 1983: ). Büyük ölçekli önermeler genelde metinlerin yüzeysel yapısında yer almayabilirler, metindeki sözcüklerin, sözcük gruplarının, tümce ya da art arda dizilmiş tümce dizilerinin anlamsal yorumlanmasıyla çıkarılmaları gerekir (van Dijk ve Kintsch, 1983: 201). Beaugrande ve Dressler (1981:6) e göre tutarlılık, sadece metne bağlı bir özellik değildir; tutarlılığın ortaya çıkmasında okuyucunun yaşadığı bilişsel süreçler de etkilidir. Metin tek başına bir anlam ifade etmez; metnin anlamını ortaya çıkaran, metinsel bilgi ile okuyucunun bilgi birikiminin etkileşimidir. Bir arada anlatılan olay ve durumlar, tutarlılıkla ilgili zihinsel süreci harekete geçirir. Bu konu şu cümleyle örneklendirilmiştir: Kral, hazine dairesinde paralarını sayıyordu. Kraliçe oturma odasında ekmek ve bal yiyordu. Hizmetçi bahçede çamaşırları asıyordu. Bu cümleler arasındaki ilişki sadece okuyucunun çıkarımlarıyla belirlenebilir. Bu üç cümledeki olay ve kahramanlar farklıdır. Fakat okuyucunun mantıksal çıkarımlar yapmasını sağlayan şey bu tümcelerin art arda sıralanmış olmasıdır. Okuyucu, bu üç kişinin birbirine yakın mekânlarda (örneğin, bir sarayın farklı bölümlerinde) olduğunu ve üç olayın birbirine yakın zamanlarda gerçekleştiğini tahmin edebilir. Ayrıca kralın paragöz, kraliçenin obur, hizmetçinin çalışkan biri olduğu çıkarımını yapabilir. Öyleyse metni oluşturan birimler arasındaki ilişki (tutarlılık) sadece metindeki dilsel yapılarla gerçekleştirilmez; okuyucunun algısı da gereklidir. Bu yüzden, van Dijk ve Kintsch (1983: ) in de ifade ettiği gibi, büyük ölçekli önermeler doğrudan doğruya metnin yüzey yapısında görülmez fakat sözcüklerin, sözcük grupları, tümce ya da ardışık tümcelerin anlamsal yorumuyla anlaşılabilir. Metnin algılanmasındaki temel strateji anlamsal çıkarım dır. Bireyler kendi dünya bilgileri, inanışları, düşünceleri doğrultusunda farklı büyük ölçekli yapılar çıkarabilirler, bu yüzden konuşan ya da yazan kişi olası genel yorumları sınırlandırmak için bazı düzenekler kullanır. Konusal ya da izleksel açıklamalar olarak tanımlanabilen büyük ölçekli önermeler metnin ya da ilgili bölümün başında ya da sonunda yer

60 alabilir. Bu önermeler, aynı zamanda bağımsız tümceler halinde, italik, kalın ya da büyük harflerle belirtilebilir ve boşluklar kullanılarak metnin diğer bölümlerinden ayrılabilir. Konuyla ilgili açıklamalar (topical expressions), böyle farklı yazı tipi ya da diğer biçimlerle gösterildiğinde bir metne daha kolay başlık bulunabilir. Konusal açıklama işlevi taşıyan unsurlar art arda tümceler, sözcük grubu veya yalnızca bir sözcük de olabilir. Konusal açıklama işlevi olmayan tümcelerdeki anahtar sözcükler bile büyük ölçekli önermelere ulaşmada yardımcı olan konusal açıklama işlevine sahip olabilirler. Başlık ve metnin özeti de büyük ölçekli yapıyı gerektiren düzeneklerdir. Genel bir ifadeyle, yalnızca özetler büyük ölçekli yapıları vermekte, başlıklar ise bazen yalnızca en üst büyük ölçekli önermeyi oluşturmaktadırlar. Ayrık tümce, edilgen yapı kullanımı, ana tümce ve yan tümce arasındaki ayrım, konulaştırma (topicalization) gibi sözdizimsel stratejiler ve tümcelerin sıralama düzeni önemlidir. Örneğin; ilk tümcelerin yan tümceler (subordinate) mi yoksa üst tümceler (superordinate) mi olduğu bilinemeyebilirken son tümceler genellikle belirtmenin yapıldığı önemli tümceler olarak görülmektedir. Tümcelerin dilbilgisel bağlaşıklık düzeyinde gerçekleşen farklı sözdizimsel yapıları, metinin genel anlamını ve izleksel ögeyi belirtme sürecinde dolaylı bir işleve sahiptir. Örneğin, tümcelerde en fazla yinelenen bir öge, büyük ölçekli önermenin eyleyeni olabilir (van Dijk ve Kintsch, 1983: 203). Bir metindeki büyük ölçekli önermeler, bilgi aktaran metinlerde olduğu gibi doğrudan doğruya belirtilebildiği gibi, yazınsal metinlerde sözcüklerin, sözcük öbeklerinin ve tümcelerin anlamlarından hareketle çıkarımlarda bulunarak da belirlenebilir ve konular açığa çıkarılabilir. Çıkarımlar aşamasında yazınsal metinlerdeki sezdiri ve sezdirimlerin çözümlenmesi önem kazanmaktadır. Sezdirileri yazar bilerek ve amaçlı olarak metnin içine yerleştirmiştir çünkü yazar, okurunun kendisinin öyküyü yazarken belirlediği bazı sonuçlara varmasını istemektedir. Sezdirimler ise okurun kendi duygusal eğilimleri ve bilgi birikimi ile bağlamsal varsayımlara dayanarak öyküden çıkardığı sonuçlardır. Bunlar yazarın istemi dışında varılan sonuçlardır. Diğer bir deyişle yazar öyküyü yazarken okurların kendi düşündüğünün dışında bu farklı sonuçlara ulaşabileceklerini planlamamıştır. Sezdirimler metnin dilbilgisi yapıları, sezdiriler ve metnin bağlamının kesiştiği yerde ortaya çıkarlar (Erden, 2010: 88). Çünkü kurmaca metinlerde görüntüyü metnin yüzey yapısı yansıtırken, gerçeği metnin derin yapısı yansıtır. Somut değil de, daha çok soyut anlam düzeyi, başka bir deyimle,

61 metnin derin yapısındaki kavramlar örgüsü, gerçek yaşamla karşılıklı olarak ilişkilendirilir. Yüzey yapı ve anlamsal bilginin ötesinde, üst yapı bilgisi de büyük ölçekli önermelerin oluşturulmasına yardım eder. Çünkü her metin türünün kendine özgü kabul edilmiş bir bilgi ya da içerik düzeni vardır ve bu şematik yapı özelliğine sahip olan üst yapı kategorileri genel anlamsal sınırlamalara sahiptir. Örneğin, bir hikâyenin başlarında yer alan tanıtım bölümünde, büyük ölçekli önermeler katılımcıları, yeri ve zamanı, olaylar için arka plan bilgisini ve nedenini gösterirler (van Dijk ve Kintsch, 1983: 206). Onun için anlamsal ve şematik genel stratejiler arasında bir bağ vardır. Bir metnin çözümlenmesi ve metne bağlı olarak bir açıklama yapılması metin üzerinde yoğunlaşmayı gerektirir. Metnin nasıl işlediğini, yazarın belirlediği amaca nasıl ulaştığını ya da okuyucu üzerinde nasıl bir etki bıraktığını göstermek için, metnin mantıksal yapısını, temel düşünce biçimini, bunlara katkı sağlayan diğer yan düşünceleri ortaya koymak gerekir. Çözümleme, yazar tarafından oluşturulmuş bir metnin ayrıntılı bir şekilde okunmasını gerektirir. Böyle bir okumadan sonra yazarın oluşturduğu metnin düzenlenişi, konuyu ele alış biçimi gibi konular üzerinde, yazarın çıkış noktasını ve amaçlarını ortaya koyan birtakım yargıların geliştirilmesi de kaçınılmaz olur. Yapılan çözümlemeyle bir metinden çıkarılabilecek temel düşünceler ortaya konulur. Metinlerin yapısal, anlamsal ve işlevsel çözümlemeleri için büyük ölçekli çözümleme gerekmektedir. Büyük ölçekli yapıyı çözümlemek için de belli ölçütler vardır. Çalışmada yararlanılan kaynaklar ışığında ele alınan büyük ölçekli yapı çözümleme ölçütleri, işlev, başlık, konu, anahtar sözcükler, ana düşünce tümcesi, içerik şeması, konu değişimi belirleyicileri, biçem, özet ve sonuç tümcesi olmak üzere on madde olarak belirlenmiş ve incelenmiştir İşlev Metin, bir bildirişim işlevi olan, onu oluşturan tümceler toplamından farklı, kendine özgü bir bütündür. Her metnin iletişimsel bir işlevi vardır. Metnin üretilme ve algılanması sürecinde, metni üreten kişinin metinde gerçekleştirmeye çalıştığı amaç yani metnin işlevi, bilgi vermek, düşündürmek, bir olayı anlatmak, eğlendirmek, heyecanlandırmak, belli tutum ve düşünce gelişimini ve değişimini sağlamak, betimlemek, kanıtlamak, eleştirmek ya da bir öneride bulunmak gibi çeşitli iletişimsel amaçlar olabilir. Bu nedenle, belli bir iletişim amacı taşıyan bir metin çeşitli söz eylemlerden oluşan bir bütündür; ancak bu söz eylemlerden

62 baskın olan yalnızca bir tanesi metnin temel işlevini oluşturur. Metindeki söz eylemler sonucu oluşan bu temel işlev de o metnin metin türünü belirginleştirir. Bu bir tür kullanımbilimsel bir bağdaşıklıktır (pragmatik coherence) (Dilidüzgün, 2008: 91). Metinler kullanıldıkları sosyal bağlam ve işlevlere göre ortak özellikler gösterdiklerinden belli bir metin türünün özelliklerini taşımakta ve belli bir tür adı altında incelenmekte ve kullanılmaktadırlar. Uzun-Subaşı (2003a:24) na göre, metnin türüne özgü iletişimsel amacı gerçekleştirebilmesi için, metnin oluşturulmasında söylem alanı (ortam, konu ve katılımcılar), söylem deyişi (biçemsel özellikler), söylem kipi (yazılı ya da sözlü iletişim, metin türü), kısaca, bağlam göz önünde tutulmalıdır. Metnin küçük ölçekli yapısını oluşturan dilbilgisel ve sözcüksel ögeler ile büyük ölçekli yapısını ve üst yapısını oluşturan özellikler metin türüne paralel olarak doğru seçilmelidir. Bu durumda, metnin biçimsel ve anlamsal yapısını belirleme özelliğine göre, metinlere yönelik çözümlemelerde göz önünde tutulması gereken en önemli nokta metnin işlevidir Başlık Bir metnin başlığı, metinle ilgili sınırlı bir bilgilendirme olarak tanımlanabilir. Bilgi sınırlı da olsa okuyucu açısından önemlidir. Çünkü başlık, okunacak metni diğerlerinden ayırmaya yarayan önemli bir işleve sahiptir. Başlık bir bakıma daha sonra söylenecek metinle ilgili bilgilerin tümünü kapsayacak bir ön söyleme biçimidir. Başlık, metindeki tüm yönleri ayrıntılı olarak belirtmeden, metnin içeriğiyle ilgili kısa ve yoğunlaşmış bir bilgi verir. Bu yönüyle başlık, bir çeşit bilgilendirme işlevi taşımaktadır. Başlık, okuyucunun dikkatini çeker, onda ilgi uyandırır ve okuyucunun kitapla olan ilk buluşmasında ona izlekle ilgili en özlü bilgileri verebilir. (Günay, 2007: 58) Metnin izleği ile ilgili önemli ipuçları metnin başlığı ve konu tümceleriyle verilir. Başlıklar bir bütün olarak metinlerin konusunu belirten en üst büyük ölçekli önermeleri oluştururken; konu tümceleri paragrafların ya da söylemin bölümleri hakkında bilgi verirler (Dilidüzgün, 2008: 92). Başlıkta belirtilen konu ile metnin içeriğinin örtüşebilmesi için gönderimsel ilişkilerin doğru kullanılması gerekmektedir. Başlık, aynı zamanda okurda metni okuma isteği uyandırması yönüyle de bir çağrı işlevi taşımaktadır. Başlıkların bu işlevlerini gerçekleştirebilmeleri için, başlığı oluşturan dil ögelerinin, metnin içeriğini en iyi şekilde yansıtması ve metin türüne uygun, dikkat çekici bir şekilde oluşturulması gerekmektedir.

63 Başlığın hem metnin anlamı, yani büyük ölçekli yapısı ile ilgili bilgi vermesi hem de kişilerin metni okumalarını sağlamak için güdümleyici olması yönüyle, bir metnin başlığını oluşturmak kolay bir uygulama değildir. Bireyin kendi oluşturduğu metne başlık oluşturması daha kolay bir uygulama iken, başlıksız bir metne başlık verebilmek, öncelikle o metnin büyük ölçekli yapısının ve ana konusunun belirlenmesini ve yazarın ana düşüncesinin ortaya konmasını gerektirmektedir. Bir metne doğru bir şekilde verilmiş olan başlık o metnin yapısal ve anlamsal olarak çözümlenebildiği ve anlamlandırılabildiğini gösterir Konu Bir metni oluşturan bölümlerin ve tümcelerin anlamlarının toplamından ziyade bunların aralarındaki bağıntılardan doğan bütünsel anlamın metnin konusunu oluşturduğunu söylemek mümkündür. Konu bir metnin esasını oluşturan ilk ögedir çünkü konu, yazara düşüncelerini iletebilmesi için bir ortam hazırlamaktadır. Yazar söylemek istediklerini seçtiği konu aracılığı ile okuyucusuna aktarır. Erden (2010: 46-55) e göre, konu, işlevsel bir kavramdır çünkü iletişimsel bir amaca ve dinamizme sahiptir, metnin derin yapısına ait bilgisel bir yapıdır ve soyut bir kavramdır. Konu, yazarın işlemek istediği bir hammadde ya da araç durumundadır. Yazar düşüncelerini aktarırken bir durumu, olayı, problemi ya da bir düşünceyi esas alarak, uygun bir metin türünde ifade eder. Metnin konusunu doğru bir şekilde tespit etmek yazarın öncelikle yapması gerekenler arasındadır. Bir metinin konusunu belirlerken, yazar, metin türüne, iletişimde bulunduğu okuyucunun iletişimsel bağlam ve sosyokültürel durumuna uygun konular seçmelidir. Seçtiği konuyu amacına göre sınırlandırmalı ve bu çerçeve içerisinde aktarmak istediği düşünceleri ayrıntılı bir şekilde verebilmelidir. Metnin konusunu desteklemek için belirlediği düşüncelerini alt konularla biçimlendirir. Bir metinde birden fazla konu olabilmektedir Anahtar Sözcükler Bir metnin anahtar sözcüklerinin belirlenebilmesi için o metnin tamamıyla anlaşılması gerekir. Anahtar sözcükler, metnin temel içeriğiyle ilgili bilgi veren, metnin büyük ölçekli önermelerinde ve özet metinlerin içeriğinde bulunmak durumunda olan sözcüklerdir. Çünkü metinler bu anahtar sözcükler çerçevesinde şekillenmektedir.

64 2. 5. Ana Düşünce Tümcesi (Konu Tümcesi) Metinlerde ana düşüncenin belirtildiği tümce, bir yazının ana düşüncesini, üzerinde durulan, seçilen konudan hareketle öne sürülen, açıklanan, savunulan temel görüşü ifade eder. Metinlerin büyük ölçekli önermeleri bu tümcelerle açıklanabilmektedir. Büyük ölçekli önermeler metnin diğer tüm önermelerini içermelidirler. Çünkü diğer önermeler, bu büyük ölçekli önermeyi tamamlamaya, açıklamaya ve kanıtlamaya çalışan yan düşünceleri içerirler. Ana düşünce tümceleri bilişsel bir işleve sahiptirler; büyük ölçekli yapının çıkarılmasını okuyucuya bırakmak yerine doğrudan belirterek anlamayı kolaylaştırırlar. Bazı yapısal özellikleri vardır. Büyük ölçekli önermelerin saptanmasını kolaylaştıracak yapısal ipuçları şunlar olabilir: Giriş tümceleri, başlıklar, özet ifadeler, italik veya siyahlaştırılmış yazılımlar, altı çizili yazılımlar. Ana düşünce tümceleri yazarın tutumuna bağlı olarak çoğunlukla metinlerin başında ya da sonunda yer alırlar. Yazar, okuyucuda ilgi uyandırmak ya da okuyucuyu düşündürmek istiyorsa, ana düşünce tümcesini metnin hemen başında vermeyip, paragrafların ortasında ya da sonunda belirtir. Bazen de ana düşünce açıkça belirtilmeyip okuyucunun bu düşünceyi metnin bütününden çıkarması istenebilir İçerik Şeması Metinler yapısal, anlamsal ve işlevsel olarak ele alınan bir yapıya sahiptir. Metin yazarı, hedeflediği iletişim amacını gerçekleştirilebilmek için aktarmak istediği düşüncelerini dili kullanarak mantıksal ve anlamsal bir sıralama içerisinde oluşturmak zorundadır. Metinlerin içerik şeması metin türüne göre değişebilmektedir. Örneğin, Erden (2010: 29) in belirttiği gibi, öykülerde plan, olayların dizilişi, kişilerin ise olaylara karışma sırası ile ilgilidir. Geleneksel öykülerin planlı bir yapısı vardır. Planlı yapının, öykünün kimin hakkında olduğu, koşullar, yer ve zaman hakkında bilginin verildiği giriş, başlıca kişilerin karşılaştığı sorunlar ve bu sorunlar karşısındaki iç çatışmaları, diğer kişilerle olan problem ve gerginliklerin anlatıldığı, çatışma gibi bölümleri vardır. Kural olarak öykünün sonuna yakın olan zirve bölümünde de öyküdeki çatışma ve gerilim had safhadadır. Zirveden hemen sonra yer alan çözüm bölümünde ise bazen çözümlerin anlaşılması zor olabilir, okuyucuda bitmişlik hissi uyandırmaz. Bir başka metin türü olan haber metinlerinde ise, olayların sonuçları daha ilk başta, başlıkta yer alırken, bir anlatı metninde olayın sonucunu görmek için metni sonuna kadar okumak

65 gerekmektedir. Metnin anlamsal düzenlemesi olan içerik şeması büyük ölçekli yapı içinde değerlendirilmektedir Konu Değişimi Belirleyicileri Metinler kurgularının gereği olarak belli bir sıralamaya göre yapılandırılırlar. Bu sıralamalar yazılış şekliyle ya da kullanılan sözcüklerle belirlenebilir. Metinlerde olayın gelişim aşamalarına göre belirlenen ve metni bölümlere ayıran belirleyiciler, metinde bağdaşıklık ilişkisi sağlayan sözcük ya da sözcük gruplarıdır. İlkin, önce, vaktiyle, daha sonra, nihayet, ertesi gün, o vakitler Ankara da, gibi zamanın, yerin, muhtemel çevrenin değişimini belirten sözcükler ya da metne giren yeni katılımcılar, görüş açısını değiştirme, farklı yüklem dizisi kullanma gibi belirleyicilerle konunun değiştiği anlaşılabilir. Bununla birlikte, fakat, öte yandan, bununla beraber, aslında, dahası gibi büyük ölçekli yapıda işlevsel özellikleri olan bağlaçlar da büyük ölçekli önermeleri belirtmek için kullanılmakta ve metni bağdaşık kılmaktadırlar. Bağlaçların tamamının metin içi bağlantı kurduğu hususunda bir görüş birliği vardır. Metnin konuları belirlemenin en önemli yolu ise bir konudan diğerine geçildiğini fark edebilmektir Biçem Yapısal dilbilim ile benimsenen dil bir dizgedir anlayışıyla dili kullanan kişiler, dilin dizisel ve dizimsel ekseninden seçtikleri dilsel ögelerle metin oluştururlar. Metinler, sadece, yazarın zihinsel tasarımlarının somutlaştığı modeller sunmaz, aynı zamanda okuyucu ve yazarın anlaşmasını yani iletişimin gerçekleşmesini sağlayacak en iyi koşulları sunmak zorundadırlar. Burada yazarın biçemi devreye girer zira Aysu Erden (2010: 17) in de ifade ettiği gibi, biçem, yazarın etkin bir iletişim kurmak için başvurduğu bir araçtır ve biçemi incelemenin bir yolu da yazarın dil kullanımlarından onun düşünsel dünyasına, amaçlarına ulaşmaya çalışmaktır. Biçem, en yalın şekliyle Aynı şeyi farklı yollardan söyleme olarak da tanımlanabilir (Dijk, 1988: 73). Zihinsel bir tasarımın dilsel ve dilbilgisel olarak somutlaştırılmış bir biçimi olan metin, yazarın dünya anlayışını, düşüncelerini birebir yansıtamamaktadır. Yazar, dilin bütün olanaklarını kullanarak, olağan dil kullanımı dışına çıkararak kendini tam olarak ifade edebilme amacı taşır. Okuyucu yazarın iletmek istediği düşünceleri simgeleyen anlamsal dil yapılarını oluşturan söz dizilişlerini çözümlemeye çalışır.

66 Bir yazınsal metnin biçeminin betimlenmesi aynı zamanda o metnin bağlamıyla, dilin içinde kullanıldığı ortamın koşullarıyla yakından ilişkilidir. Yazarların ve eserlerinin biçemleri bağlam ve ortamlara göre farklılıklar gösterirler (Erden, 2010: 16). Biçemsel özellikler, metin ve metin türlerine yönelik çözümlemelerde, hem anlama hem de anlatma aşamasında önemli veriler sunan ögelerdir. Örneğin, kimi yazarların eserlerinde eylem bildiren sözcükleri, kimilerinin de somut ve soyut ad bildiren sözcükleri sıklıkla kullanmaları, kullandıkları fiillerin geçişli ve geçişsiz oluşu gibi özellikler de yazarın biçemi ile ilgili ipuçlarıdır. Metnin biçemsel olarak mükemmel olarak nitelendirilebilmesi için akıcı olması, kolay ve tam olarak anlaşılabilmesi gereklidir. Metinlerin farklı biçemsel özellikler taşımasını sağlayan yapılar sözdizimsel düzlemle ilgili yapılar, anlamsal düzlemle ilgili yapılar, kullanılan dil ve anlatıcı bakış açısı ve tutumu olarak sayılabilir. Sözdizimsel Düzlemle İlgili Biçemsel Yapılar Bir yazarın oluşturduğu metinde sıklıkla kullandığı sözcükler, sözcük dağarcığı, dilsel kalıplar, bitmemiş tümceler, eksiltili anlatım biçimleri, devrik tümce türleri, soru tümceleri, tümcelerin sıralanış düzeni, aynı dil dışı gerçekliğe gönderme yapan ögelerin yinelenmesi gibi küçük ölçekli yapıyı oluşturan dil ögeleri metnin anlamı ve işlevinin ortaya çıkarılması için kullanılan sözdizimsel biçem özellikleridir. Örneğin, sözdizimsel bir biçem özelliği taşıyan metin içinde soru tümceleri kullanımı, yazarın okuyucuyu bir konu hakkında düşündürme, okuru edilgen bir konumdan etken bir konuma taşıma, metni sürükleyici kılıp okuru metnin devamını okumaya güdüleme gibi niyetlerinden dolayı kullanılmış olabilir ve metindeki bölümler arasında ilişki kurma işlevi taşıyabilir. Anlamsal Düzlemle İlgili Biçemsel Yapılar Bir yazar, oluşturduğu yazınsal metnin özgün ve estetik olması için değişik dil kullanımlarıyla metnin biçemsel değerini yoğunlaştırır ve okuyucuya alışılmışın dışında bağdaşıklıklar sunarak okuyucuyu bir hayal dünyasına sokar. Böylece dili yazınsal olmayan metinlerdeki gibi bir araç değil, amaç olarak kullanır. Yazar metni oluştururken, oluşturulan metin türlerine uygun olarak, duygu ve düşünceleri etkilemek amacıyla eğretileme, değişmece, ironi, abartma gibi anlamsal düzlemle ilgili biçemsel yapılar olan söz sanatları ndan da yararlanır.

67 Biçemsel bağlamda metnin anlamını oluşturan büyük ölçekli yapı ögelerinin metne mantıksal bir sıralamayla sokulması da anlama erişme sürecinin uzunluğunu değiştirebilir. Bilgi iletici metinlerde bu sürecin olabildiğince kısaltılması amaçlanırken, yazınsal türlerde yazar, okuyucusunun yapıtla olan iletişimsel sürecini uzatmak amacıyla tersi bir kullanım uygulayabilir (Dilidüzgün, 2008: 100). Olayların, kişilerin özelliklerinin betimlenme biçimleri de anlamsal düzlemle ilgilidir. Her dilde dilin kendi kullanımları ile gerçekleştirilen özel durumlar vardır. Bu durumlar aracılığı ile metindeki bir bilgi okuyucuya açık bir şekilde aktarılabileceği gibi, örtük bir biçimde, önvarsayımsal olarak ya da sezdirimsel olarak da aktarılabilir. İfade edilmemiş ama diğer önermelerden çıkarımsal olarak anlaşılan önermeler vardır. Böyle, yazar tarafından açık olarak belirtilmeyen, ama yazarın dolaylı olarak çıkarılmasını istediği bilgiler, yazarın bir dil kullanma becerisi olarak nitelendirilen sezdirim yoluyla verilir (Günay, 2007: 86-87). Tümce ya da tümce dizilerinin hangi dilsel özelliklerinin bu önermelerin ortaya çıkarılmasını sağladığını bilmek önemlidir. En basit metinlerin anlaşılabilmesi için bile genel bilgileri kullanarak bazı çıkarım larda bulunma zorunluluğu olduğu görülmektedir. Örneğin; Ali artık sadece şu içli enstrümanı üfleyecek tümcesi örtük olarak Ali nin daha önce başka nefesli enstrümanlar da çaldığı bilgisini de içerir. Bu gibi belirtkeler, bir tümceden ya da metinden birçok çıkarımlar yapılabilmesine karşın, yalnızca bazı zorunlu olanları anlamayı gerçekleştirmeye yardımcı olur. Sezdirim olarak metne yerleştirilen bu bilgilerin çıkarsama olarak alıcı (okuyucu) tarafından bulunması gerekir. Günay (2007: 89) a göre, anlamsal büyük yapının (semantic macrostructure) belirlenmesi, yani izleğin, metnin neden söz ettiğinin belirlenmesi de anlamsal düzlemde ortaya çıkarılır. Bir izlek ise, birçok örgeden oluşan karmaşık bir yerdeşliktir. Bağdaşıklıkla izlek birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Bir örge (motif) ise en yalın biçimdeki (sözcüksel ya da sessel) basit bir yerdeşliktir. Her örge bir izleğin alt birimidir. Yani izlek örgelerden oluşur. Örge ile izlek arasında sıralı bir düzen vardır. Yani izlek, daha geniş yapıdaki bir izleğin alt birimi olduğunda, dar izlek geniş yapıdakine göre, örge durumundadır. Her metin için tek bir ana izlekten söz edilse de alıcının metne yaklaşımına ve metinde aradığı kavramlara bağlı olarak aynı metinde birden çok izlek de bulunabilir. Zeynel ve Ayşe Kıran (2010: ) a göre de İzlekten, bir yapıtın etrafında kurulduğu temel düşünce anlaşılmalıdır. Bir metinde yinelemeler egemen izleği belirlemede çok yardımcı olabilir. Erden (2010: 30) e göre ise

68 İzlek, öykünün ana fikrini oluşturur ve öykünün girişinden itibaren verilmeye başlanır, zirve ve çözüm bölümüne kadar da verilmesi sürer. Örneğin, savaş izleğinin örgeleri silah, asker, cephane, çatışma, cephe, ölüm, düşman vb. olabilir. izlek ve örge ilişkisi yalnızca sözcüklere bağlı olmayıp, ses birlikleri (şiirde olduğu gibi) ve biçimsel özellikler açısından da kurulabilir. Ulusal bağımsızlık izleğinde ise savaş bir örgedir (Günay, 2007: 90). Kullanılan Dil Dil, yazarların, duygu, düşünce ve deneyimlerini okuyucuya iletmek amacıyla kullandıkları bir aracıdır ve bir ortam oluşturur. Yazınsal bir metinde kullanılan dilin düşünsellik, kişilerarası olma ve metinsellik gibi işlevleri vardır. Dilin bu boyutlarını incelemek, metin yazarının metinde kendine özgü bir dil kullanımı geliştirdiğini kısacası biçemini belirlemektir (Erden, 2010: 14). Yazın dili sıradan dil kullanımlarından ya da diğer metin türlerindeki dil kullanımlarından farklıdır, dilin bütün ögelerinden yararlanır ama onları farklı bir şekilde düzenler. Döneme ve yazın akımına göre yazarın kullandığı dil farklıdır, yazara özgüdür. Yazınsal türlerin de kendi aralarında değişkenlik gösteren dil kullanımları vardır. Metinlerde yer alan tümcelerin dilbilgisel ve anlamsal olarak yapıları ve anlaşılabilirlik durumları, yabancı sözcük kullanımı ve yazılışları, sözcük türetimi ve kullanılan yazım işaretleri (parantez, konuşma çizgisi vb.) metinleri anlamsal olarak etkileyen dil kullanımlarıdır. Anlatıcı Bakış Açısı ve Anlatım Tutumu (Odaklayım) Bakış açısı anlatıdaki olayların okuyucuya kimin gözüyle ve ağzıyla aktarıldığını ifade eden bir kavramdır. Metnin kimin tarafından anlatıldığı önemlidir. Anlatıcının olayı anlatış şekli onun görme biçimini yansıttığı için, anlatıcının bilinmesi çözümlemeye ışık tutacaktır. Bir anlatının olayın dışındaki, olayı izleyen ya da olayda bulunan bir kişi tarafından anlatılması olayla ilgili niteliksel ve niceliksel bilgiler verecek, okuyucunun çeşitli çıkarımlarda bulunmasını sağlayacaktır. Yazar ile anlatıcı, okuyucu ile anlatılan ayrı unsurlardır. Yazar ve okur gerçek dünyaya ait kişilerken, anlatan ve anlatılan dil içinde gerçekleşen ve metin bağlamında varlık bulan kişilerdir. Anlatı metinleri olan öykülerde, anlatıcı bazen bir anlatı kişisi olarak kendini gösterebilirken bazen de anlatıcı varlığını hissettirir fakat kendini hiç göstermez. Anlatıcı metindeki imgesel bir varlıktır. Otobiyografik metinlerde ise yazar ve anlatıcı aynı kişidir (Günay, 2007: 139).

69 Günay (2007: ) a göre, anlatı metinlerinde, dört tür odaklayımdan söz edilebilir: Sıfır odaklayım, dış odaklayım, iç odaklayım ve çoğul anlatıcı. Sıfır odaklayım (hâkim bakış açılı üçüncü tekil ya da ilahi bakış açısı), anlatıcının her şeyi bildiği, her şeyi gördüğü ve her yerde bulunduğu bakış açısıdır. Sıfır odaklayıma sahip dış öyküsel anlatıcı, tanrı bakışına, her zaman ve her yerde bulunma yetisine dayanarak, yaşanmış ve yaşanacak bütün olayları, kahramanların iç dünyalarını kısacası her şeyi anlatıdaki herhangi bir kişiden çok daha iyi bilir. Aynı zamanda olayların dışındadır. Olay örgüsüyle anlatıcı arasında, dıştan bakıştan kaynaklanan bir mesafe olur. Sıfır odaklayıma sahip bir anlatıcı zaman zaman özetleme ve ayrıntılı anlatıma başvurabilir, olayların gidişatına yön verebilir. İç odaklayımda (kahraman bakış açılı birinci tekil anlatıcı) anlatıcı anlatının kahramanları arasındadır. Anlatı ve betimlemeler bu kahramanın gördükleri ile sınırlıdır. Anlatıcı sanki kahramanlardan birinin kimliğine bürünmüş gibi, o kahramanın düşündüğü, hissettiği ve yaptığı şeyleri anlatan içöyküsel bir anlatıcıdır. Anlatıya içerden bir bakış söz konusudur ve olay örgüsü ile anlatıcı arasındaki mesafe oldukça daralmıştır. Bu anlatı durumunda, anlatıcı olayları bir kahramanın bildiği kadar bilir. Bir bakıma kahraman-anlatıcının özyaşamöyküsü gibi bir durum söz konusudur. Dış odaklayıma göre daha öznel bir odaklayım türüdür. Üçüncü tekil kişi adılı kullanan bir anlatıcı olduğu gibi, birinci tekil kişi adılıyla anlatıldığında da, anlatıcı, anlatı kahramanlarından biri olur ve bilgisi, kahramanların bakış açısı ile sınırlıdır, onlar kadar bilir. Dış odaklayımla (gözlemci bakış açısı, ben ve o) yazan anlatıcı, bir tanık ya da gözlemci durumundadır. Olayları sadece gözlemler ve tarafsız bir gözle okuyucuya anlatır. Olay örgüsünü algılama becerisi öncekilere göre daha kısıtlıdır. Anlatı, iç odaklayıma göre daha nesneldir. Dış odaklayımda anlatıcı, durum eylemleri kullanarak betimleme yapar ve olayları nesnel ve yansız bir biçimde anlatır ve anlatıcı görünmez; kahramandan daha az bilen nesnel bir dış tanık vardır. Anlatıdaki farklı bölümlerde bazen tek bir bölüm içinde birçok bakış açısı yer alabilir. İki veya daha fazla bakış açısının aynı anlatıda kullanılmasıyla ya da anlatıcının olay örgüsünde yer alan kahramanlarından bazılarının bakış açılarına başvurmasıyla çoğul bakış açısı kullanılmış olur.

70 3.9. Özet Günay (2007: 133) a göre özetleme, bir okuyucunun metni anlayıp anlamadığının en iyi sınanma biçimidir. Metin üzerinde yapılacak her şeyde olduğu gibi, metnin özetlenmesinde de metni doğru anlama gereklidir ve özet, metni okumamış birine onu aktarma biçimidir. Özet, metnin farklı yerlerinden alınmış tümcelerin art arda yazılması demek değildir. Kısaca özet, biçim olarak özgün, içerik olarak asıl metne bağlı bir şekilde metni yeniden yazabilmedir. Özet, ayrıntılarının atılıp anlamı oluşturan temel düşüncelerinin belirtildiği, metnin yazılı ya da sözlü olarak kısa anlatımı olarak da tanımlanabilir. Metindilbilimsel bir tanımla özet, silme, genelleme ve kurma gibi büyük ölçekli yapı kurallarını işleterek bir metnin büyük ölçekli yapısının çıkarılması olarak kabul edilir. Metnin büyük ölçekli önermelerini içeren, yani metnin genel anlamını tam olarak yansıtan bir özet yazmak için metin içinde konu ile ilişkisi olmayan önermelerin atılması, benzer olayların genellenmesi ve bilgileri daha yoğun olarak içinde bulunduran yapıların kurulması gerekmektedir. Bu işlemleri gerçekleştirmenin tek koşulu ise metni doğru anlamaktır (Dilidüzgün, 2008: 104). Özet metinlerde, metnin genel anlamını yansıtan üst-birimler yer alırken bu metinlerdeki önermelerin anlaşılmasında gereklilik oluşturmayan ayrıntı niteliğindeki altbirimler metnin dışında bırakılır. Alt-birimler her ne kadar anlamın oluşumuna katkı sağlasalar da özet metinlerde yer almayan yapılardır. Genel bağdaşıklığın belirlenmesi için özetler, iyi bir uygulama alanı olarak görülebilirler. İyi bir özet oluşturabilmek için Günay (2007: ) a göre, özet yapmadan önce metin çok iyi anlaşılmalı, metin düşünce gelişimine göre bölümlere ayrılmalıdır. Temel düşünceler tanımlanmalı ve kendi aralarında gruplandırılmalı ve temel düşünceler düzenlenmelidir. Özetlenecek metin oranlanmalı ve sorulardan kaçınılmalı, alıntılar sınırlandırılmalı, özet yapan kişi özetine kendi öznelliğini katmamalıdır. Özette yazar burada diyor ki.. biçiminde yapılar kullanılmamalı, yapılan anlatım yazarın ağzından verilmelidir. Bu nedenle özetler açıklayıcı bir anlatım biçimi ve nesnel bir bakış açısıyla yazılmalıdır Sonuç Tümcesi Metinlerin son tümceleri genel olarak metnin başlangıcı ile bir köprü kurar. Bu tümceler metnin konusunu özetler, okuyucuyu bir takım eylemlere yönlendirir. Okuyucuda oluşturulmak istenen davranış değişimi ve gelişiminin açık ya da üstü örtük olarak belirtildiği önemli bölümlerdir. Bu nedenle metinlerin son tümcelerinin oluşturulması en az metinlere bir başlık bulmak kadar

71 zordur. Metinlerde, metnin büyük ölçekli yapısıyla örtüşen bir sonuç tümcesi mutlaka olmalıdır. 4. Amaç (Intentionality): Her metnin amacı okuyucusuyla iletişim kurarak bir bilgilendirme sağlamak, okuyucu üzerinde bir etki oluşturmaktır. Metin üreticisi bağdaşık ve tutarlı bir metin oluştururken bir şeyleri amaçlamaktadır. Günay (2007: ) ın deyimiyle, yazarın metni hazırlarken taşıdığı niyet aynı zamanda metnin işlevidir. Yazarın niyeti, bir öykü anlatmak, betimleme yapmak, bir şeyi kanıtlamak ya da eleştirmek, bilgi vermek, bir düşünceyi esinlemek ya da bir öneride bulunmak, konuşmaya dayalı bir anlatımla düşüncesini açıklamak, okuyucunun ruhsal yanına seslenerek onda duygu yoğunluğu oluşturma ya da duygu değişimi yaşatma amacıyla alıcının duygularını söz sanatlarıyla süsleyerek açıklamak, ya da gelecekten haber vermek olabilir. Bir öykü yazarı, gerçek ya da imgesel bir olayın okuyucu tarafından düşünülmesini ve okuyucunun öykü üzerinde yoğunlaşmasını amaçlar. Aynı metin içinde farklı amaçlar da gerçekleştirebilir. Amacını gerçekleştirirken anlatıbiliminin her türlü olanağından yararlanır. Farklı dil kullanım etkinlikleriyle bu imgesel dünyayı daha kalıcı hale getirmeye çalışır. Kendi dünya görüşü, anlatıcı kimliği ve düşünce boyutu içinde bir olaylar dizisini okuyucusuna sunarken okuyucusunu bilgilendirme amacını da gerçekleştirmiş olur. 5. Bilgisellik (Informativity) Okuyucuya göre metnin sunduğu verilerin bilgiselliğiyle ilgilidir. Eğer metin okuyucunun tahmin edebileceği yeni bilgiler veriyorsa metnin bilgilendiriciliği düşük, beklentilerin dışında yeni bilgiler sunuyorsa bilgilendiriciliği yüksektir. Bir metnin bilgilendirici olması, bazı bilgilerin okuyucunun sezgisine bırakılmasıyla da ilgilidir. Yeri geldiğinde yeni ya da tahmin edilemeyecek bilgiyi iletmesi metnin bilgisellik ölçütünü karşılamasını sağlar. Yeni bilgileri barındırmayan metinlerin metinselliği azdır ya da hiç yoktur. Anaokuluna altı yaşına gelmiş çocuklar gönderilebilir. Anaokulunda öğrencilere birtakım etkinlikler yoluyla el becerilerini geliştirmeleri öğretilir. Bu okullarda, üniversitelerin okul öncesi eğitim bölümünden mezun olmuş öğretmenler görevlendirilir. Tümce dizisinin bilgiselliği ve metinsellik özelliği olmadığı açıktır.

72 6. Kabul edilebilirlik (Acceptability) Her metnin belli bir dönem, toplum ya da grup tarafından kabul edilebilir olma ölçütü vardır. Her metin okuyucusu, metni kendi yaşadığı dünya ile ilgili olarak algılayabilir. Yani metni okuyanın kültürü, yaşadığı toplum, zaman, ilgi alanları gibi dış unsurlar da metnin algılanmasında etkilidir. Farklı uluslardan yazarların kültür dünyası birbirlerinden farklı olduğu için, kabul edilebilirlik evrensel olmaktan ziyade yerel bir değerdir ancak evrensel boyutta kabul edilebilir olma da söz konusudur. Zira gelişen dünya günümüz toplumlarını birbirlerine daha fazla yaklaştırmaktadır. Okuyucuya göre bir metnin kabul edilebilir olması hem kendi eğitim düzeyi, kültürü, yaşı vb. gibi öznel yanlarına hem de içinde bulunduğu toplumla olan ilişkilerine bağlıdır (Günay, 2007: ). Bir metnin kabul edilir olabilmesi için uygun bir durum bağlamında iletişimsel amacına uygun bir biçimde bağlaşık ve tutarlı olması gerekir. Metni algılayan kişi, gerekli yönlendirmeleri metinden çıkarabiliyorsa, metin bu ölçütü karşılıyor demektir. Tek tek tümcelerin kabul edilebilirliği söz konusu değildir. Kabul edilirlik durumsal bir bağlamda tümcelerin anlam kazanmasıdır. Bir metnin kabul edilebilir olması metin içinde gerçek dünyaya yapılmış olan gönderimlerin doğru olup olmamasıyla değil, daha çok okuyucuların bakış açılarına göre inandırıcı ve ilgili olmasıyla bağlantılıdır. 7. Durumsallık (Situationality): Metnin, metinde anlatılan olayların durumuna uygun olmasını, metnin iletişimsel amaçlarının durum bağlamında belirlenmesini sağlayan unsurlardır. Örneğin, sabah yeni uyanmış birisine Günaydın yerine İyi akşamlar ya da arkadaşına hediye alan bir kişiye Nasıl bu kadar düşüncesiz olabiliyorsun? demek toplumsal uzlaşım boyutunda duruma uygun değildir. 8. Metinlerarasılık (Intertextuality): Hiç bir metin tek başına, diğer anlatımlardan soyutlanmış bir şey değildir. Her metin, diğer metinlerle kurduğu açık ya da gizli ilişkilere göre bir anlam ya da değer kazanır. Üretilen her metin kendinden önce üretilmiş metinlerin biçemlerinden, izleklerinden etkilenir ve onlarla etkileşim içindedir. Metinlerarası kavramı, kültürel ortam, alıntılar, şu ya da bu biçimde gönderimde bulunulan metinler ve metin türleriyle ilgili bir kavramdır. Metinlerarasılık kavramını ilk kez dile getiren Kristeva ya göre, Her metin alıntılardan oluşan bir mozaiktir; her

73 metin, bir başka metnin dönüştürülmesi ve bir başka metnin kendi içinde eritilmesidir. Kristeva ya göre her metin kendisinden önce yazılmış bir başka metnin ya da metinlerle ilişkilidir (Günay, 2007: ). Metinlerarasılık, bir metnin bir kişi tarafından üretimi ya da algılanmasının onun diğer metinler üzerindeki bilgilerine bağlı olduğunu gösteren bir terimdir. Okuyucunun metni algılayabilmesi diğer metinlerle kurduğu ilişkilere bağlıdır. İletişimde zaman dilimi ve daha önce karşılaşılan metinler ile oluşturulan ya da algılanan metinler arasındaki ilişkiler ne kadar büyürse iletişim ortamı da o oranda genişler. Metinlerde metinler arası ilişkileri sağlamak için diğer metinlerden alıntılar yapılabilir, diğer metinlere göndermeler yapılabilir, kültürel ögeler ve karşılıklı konuşmalarda da önceki sözlere yönelik hatırlatmalar kullanılarak sağlanır. Örneğin; Ye kürküm ye dünyası işte! tümcesinde, maddiyatın ön plana çıktığı, insanlara maddi zenginlikleri ölçüsünde değer verildiği ile ilgili duyguların anlatılması için Nasrettin Hoca nın fıkra metni ile metinler arası bir ilişki kurulmuştur. 9. Ömer Seyfettin in İlk Cinayet Adlı Öyküsünün Metinsellik Açısından İncelenmesi Ömer Seyfettin in İlk Cinayet adlı öyküsü 117 tümceden oluşmaktadır. Öyküyü bağlaşıklık açısından incelediğimizde, sözcüksel bağlaşıklığın gereği olan, aynı sözcüklerin yinelenmesinin 15, 16, 17, 24, 27, 33, 37, 41, 49, 55, 61, 75, 91, 98, 105 ve 117 numaralı tümcelerde 16 kez yinelenen annem sözcüğüyle gerçekleştirildiğini görmekteyiz. Aynı şekilde kuş sözcüğünün sekiz kere, cigara sözcüğünün dört kere, cinayet sözcüğünün ise üç kere yinelendiğini görmekteyiz. 1, 2, 4 ve 6. tümcelerde ise acı, sıkıntı, cehennem sıkıntıları, hüzün gibi, 117. tümcede ise, azarlayan, paylayan gibi eş ya da yakın anlamlı sözcüklerin yinelenmesi söz konusudur. Birçok tümcede üst terim olarak kullanılan kuş terimi 113. tümcede alt terimi olan martı sözcüğüyle yinelenerek metin içinde dizimsel eksende bir anlam bütünlüğü sağlanmıştır. 55. tümcede kullanılan hanım, sözcüğü 68. tümcede kadın genel kavramıyla yinelenmiştir. 78. tümcede tekrarlanan kuş sözcüğü, 90. tümcede kuşcağız şeklinde kısmi olarak yinelenmiştir. İki tümce arasında ilişki kurulmuş ve aynı zamanda da olayın sürekliliği sağlanmıştır. Yine benzer bir kısmi yinelemeyi 93. tümcedeki ölmüş ve 98. tümcedeki ölü sözcükleri arasında görmekteyiz.

74 Metinde konu bütünlüğünü sağlayan, kuş gaga, tüy kanat gibi aynı bağlam içinde kullanılan sözcük zincirleri ile eş dizimsel örüntüleme sağlanmış, birbirini izleyen tümceler arasında bağlaşıklık gücünü arttırarak metnin küçük ölçekli yapısında bir anlam zinciri oluşturulmuştur. Metni dilbilgisel bağlaşıklık açısından ele aldığımızda, dilbilgisel bağlaşıklığı sağlayan unsurlardan ilki olan gönderim ögelerini görebilmekteyiz. 18 numaralı Ben bunu istiyorum. tümcesindeki bunu işaret zamiri, Annem cıgarasını ince gümüş bir maşaya takmış. şeklindeki 17. tümcede gümüş bir maşa sözcük öbeğinin art gönderimidir. 54. tümce olan bu, beyaz bir kuş ifadesinde bu işaret zamiri, metinde gönderimde bulunulan beyaz kuş sözcük öbeğinden önce kullanılarak bir ön gönderim ilişkisi sağlanmıştır. Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! şeklindeki ilk tümcede ben kişi zamiri de adamım sözcüğünden önce kullanılarak bir ön gönderim oluşturulmuştur. Dilbilgisel bağlaşıklığın diğer bir göstergesi olan eksilti kullanımını - Birdenbire tut ha!, Tutuveriyorum ve Öteki kadınlar da söze karışıyor, «Yaşamaz!» diyorlar. şeklindeki cümlelerde görmekteyiz. 50. tümce (Kuşu) Birdenbire tut ha! şeklinde, aynı şekilde 53. tümce (Kuşu) Tutuveriyorum şeklinde ve 60. tümce, (Bu kuş) yaşamaz şeklinde kullanılabilecekken, gereksiz sözcük tekrarından kaçınılarak kuş sözcüğü kullanılmamış eksik fakat anlaşılabilir bir tümce kullanımı tercih edilmiştir. Bu metinde, ada dayalı bir değiştirim de görmekteyiz. İlk duygusu bir hoşlanma! şeklindeki 11. tümcede kullanılan ilk duygusu sözcük öbeği yerine, Benimki müthiş bir sıkıntıyla başladı. şeklindeki 12. tümcede benimki ilgi zamiri kullanılarak ada dayalı bir değiştirim örneği sergilenmiştir. 90. tümcedeki kuşcağızın ölüsü sözcük grubu yerine de 92. tümcedeki sıcak masum ölüyü sözcük grubu kullanılarak yine ada dayalı bir değiştirim gerçekleştirilmiştir. Metinde, hatta, ondan sonra, ve, ama, hem, gibi bağlaçlar kullanılarak tümceler arası ilişkilerle tutarlı bir dilsel yapı oluşturulmaya çalışılmışsa da metinde kullanılan bağlaçların azlığı ve basit, kısa tümcelerin tercih edilmesi de dikkat çekicidir. Annem alıyor elimden, öpüyor, sarı saçlı hanım da öpüyor, ben de öpüyorum. gibi bir tümcede yüklem değişik içerikler ile yinelenerek biçimsel bir koşutluk oluşturulmuştur. Sarı kenarlı gagacığı titreyerek açılıp kapanıyor. Pembe sivri dili dışarı çıkıyor. Yuvarlak gözleri önce büyüyor. Sonra küçülüyor, sonra sönüyor Bu üç ardışık tümcede de aidiyet eki taşıyan 3. tekil ve 3. çoğul kişi

75 özneler ve şimdiki zaman kullanılarak koşutluk sağlanmıştır. Daha beter ağlıyorum., O kadar ağlıyorum ki, Sanki sonsuza kadar ağlıyorum. gibi tümcelerde ise zarf, 1. tekil kişi ve şimdiki zaman kullanılarak yapılan benzer betimlemelerle özne ve yüklem yinelemesi yapılmış, biçimsel koşutluk ile metnin akıcılığı sağlanmış, etkililiği arttırılmış, anlatılmak istenen duygu vurgulanmıştır. Öyküde çoğunlukla şimdiki zaman, yer yer de geniş zaman, - di li geçmiş zaman ve bir kez de miş li geçmiş zaman kullanılmışsa da anlatı geçmişte gerçekleşen olaylar bütünü olduğu için anlatıda kullanılan bütün zamanlar geçmiş zaman olarak algılanmalıdır. Öyküde anlatılan olayları görünüş olarak ele aldığımızda, ilk paragrafta kullanılan Ondan sonra yaptığım değil, hatta düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum. (4) Beni üzen şeylerin hiç birini unutmadım.(5) şeklindeki tümcelerde kullanılan eylem zamanlarına ve de 4. tümcede kullanılan hala zarfına göre bir bitmezlik söz konusudur. Yazarda derin izler bırakan olayın anlatılmaya başlandığı ikinci paragraftan sonuç bölümünü oluşturan son iki paragrafa kadar kullanılan eylem zamanları, karşılıklı konuşmaların di li geçmiş zaman kullanılarak birebir aktarıldığı tümceler hariç, yor şimdiki zaman ardılı kullanılarak aktarılmışsa da bir biterlik söz konusudur. Anlatıyı çözümlerken bir eylemin bitmişliği ya da devam etmesi anlatıdaki bir olayın anlaşılması için bir anahtar niteliğindedir. Anlatıda kullanılan devrik tümcelerle işlevsel tümce yapısı oluşturmuştur. Beyaz kuşcağızın ölüsü «pat!» diye düşüyor yere., Yanındaki hanımla yine dalıyor söze. gibi devrik tümcelerde bunu görebilmekteyiz. Ayrıca, Yerden bu henüz sıcak masum ölüyü alıyor. tümcesinde vurgulanmak istenen sıcak masum ölü ifadesi, Annemin elinden beyaz kuşun ölüsünü sarı saçlı hanım alıyor. tümcesinde ise vurgulanmak istenen sarı saçlı hanım ifadesi, tümcenin yöneticisi olan yüklemin öncesine getirilerek, odak noktasına konarak vurgulanmaktadır. Küçük ölçekli yapıda yerel bağlaşıklık ve bağdaşıklık oluşturan dilsel düzenlemeler, büyük ölçekli yapıda genel anlamın oluşmasını sağlayan konu gelişimini göstermek üzere kullanılmaktadırlar. Metnin bağdaşıklık yönünü ele aldığımızda, anlatısal ve betimleyici bir öykü tipine örnek olarak ele alınabilecek olan bu öykünün İlk Cinayet şeklindeki başlığı, okurda bir merak, metni okuma isteği uyandırmaktadır. Bu şekilde çağrı işlevi taşımaktadır. Başlık metnin içeriğini en iyi şekilde yansıtmaktadır. Metin türüne uygun nitelikte, ilginç ve dikkat çekici bir şekilde zekice seçilmiştir.

76 Başlık metnin içeriğine ilişkin kısa ve yoğunlaşmış bir bilgi vermektedir. Yazarın yaşadığı suçluluk duygusunu en iyi hissettiren unsurdur. Böyle bir başlık kullanarak, çok sarı saçlı, genç bir hanım, çok aydınlık, çok güneşli bir hava, Saçlarım çok., hep acı içinde yaşayan bir adam, sonsuz cehennem sıkıntıları, Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür. Göğsümü acıtır. gibi betimlemeler yaparak, yazar abartma söz sanatını kullanmıştır. Karşılıklı konuşma tümcelerinin olduğu bölümlerde sıkça tekrarlanan - şeklindeki eksik yapı kullanımıyla, verilmek istenilen düşünce okuyucunun yorumuna bırakılmak istenmiştir. Ömer Seyfettin, sade, yalın, kestirmeden anlatımıyla en açık bir şekilde öyküsünü anlatmaya çalışmıştır. Bütün bunlar bize yazarın biçemiyle ilgili güzel ipuçları vermektedir. İç odaklayım bakış açısının hâkim olduğu öykünün giriş bölümünün birinci paragrafı, vicdan azabı duyan, pişmanlık ve hüzün içinde kıvranan bir adamın sezdirildiği Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım! tümcesi ile başlamaktadır. Yazar bu acı tecrübesini henüz dört yaşındayken edinmiştir. İkinci paragraf dört yaş ifadesinin yinelenmesiyle başlamakta ve bir benzetmeyle devam etmektedir. Metinlerarası bir ilişki kurularak Tolstoy dan örnek verilmekte ve bir karşılaştırma yapılmaktadır. Benzetme yoluyla bilinç motifi başımıza düşen yakmayan bir yıldırım a benzetilmektedir. Hala gözümün önünde ifadesiyle bir geriye dönüş söz konusudur. Yazarın varlığını hissettiği bilinçlenme anının dört yaşı civarında olduğu, bir çocuğun kendini en emniyette hissettiği yer olarak bilinen anne kucağında, yıllarca devam edecek olan ilk sıkıntısını yaşadığını anlatmasından da yazarın annesine duyduğu bir güvensizlik motifi çıkarımı söz konusudur. Annenin sigara içip sarı saçlı bir hanımla gülüşerek konuşmasının anlatıldığı üçüncü paragrafta, ilgisiz bir anne motifi sezdirilmektedir. Öykünün gelişme bölümü üç kısma ayrılmaktadır: Birinci aşamada annenin arkadaşıyla sohbeti ve martı yavrusunu gören çocuğun bunu ısrarla istemesi anlatılmaktadır. İkinci aşamada çocuğun kuşu bilinçsizce sıkması ve istemeyerek öldürmesi anlatılmaktadır. Üçüncü aşamada ise, çocuğun öldürme amacı gütmeden sıktığı bir martı yavrusunu öldürmesi, bunun sonucunda annesi ve vapurdaki bazı hanımlar tarafından hain, insafsız gibi sıfatlarla ağır bir şekilde yargılanması anlatılmaktadır. Bu son aşamadaki tümcelerden, dönemin kadının bilinçsizliğinin vurgulanmak istendiği gibi bir çıkarım yapılabilmektedir. Gelişme bölümünün son paragrafında yer alan «Ah insafsız!» diye bana yine

77 acı acı bakıyor. şeklindeki tümceyle çocuğun kendisini suçlayan annesine duyduğu güvensizlik motifi bir kez daha sezdirilmektedir. Metnin işlevinin bir olayı anlatırken belli tutum ve düşünce gelişimini ve değişimini sağlayarak iletişimi gerçekleştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Yazar beninde derin bir iz bırakan olayı okuyucusuyla paylaşır. Bilinçlenme anının onu uzun yıllar üzecek olan kötü bir olayla başlamasının vahametini anlatabilmek için bu olayı cinayet gibi bir sözcükle ifade etmiştir. Yazarın, fazlaca bağlaç kullanmadan, sade, kısa tümceler kullanarak kendi duygularını yoğun bir biçimde aktardığı bu metni içsel bir tonda yazmış olması okuyucunun yazarın duygularına ortak olmasını sağlamakta ve verici ile alıcı arasında ruhsal bir etkilenme yaşanmaktadır. Çocuğun kuşu öldürmesi metnin konusunu oluştururken çocuğun kuşu boğması, annesi ve çevredeki hanımlar tarafından hainlikle ve insafsızlıkla suçlanması gibi dönüşümler sonucunda ortaya çıkan ve acı, sıkıntı, cehennem sıkıntısı, derin sızı şeklinde tekrarlanarak, sıkıntıyı çağrıştıran ve eşdizimsel örüntü oluşturan bu sözcükler, bizi metnin yüzey yapısında verilen vicdan azabı motifine ulaştırırken esasen bu motif derin yapıda annenin çocuğa karşı ilgisizliği şeklindeki ana izlek olarak hissedilmektedir. Zira yerel bağdaşıklık ve dilbilgisel bağlaşıklık düzeyinde etkili olan sözdizimsel yapının, metinin genel anlamı ve izleksel ögeyi belirtme sürecinde dolaylı bir işlevi olduğu gerçeği, anne sözcüğünün öyküde 16 kez tekrar edilmesinden de anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Çocukluktaki basit gibi görünen olumsuz tecrübelerin kişiyi yaşam boyu o gerçekle yüzleştirdiği şeklinde ikinci bir izleğe ulaşılmaktadır. Son paragraf bir iç hesaplaşmanın söz konusu olduğu kısımdır. Giriş tümcesinde sezdirilen vicdan azabı ndan kastedilen şey son paragrafta izah edilmiştir. Çocukluğu döneminde yaşadığı bir olayın yazarda nasıl derin bir iz bıraktığı, Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür. Göğsümü acıtır. tümceleriyle ve büyür, büyür şeklindeki eylem yinelemesiyle sezdirilmektedir. Yazar sıkıntılarını okuyucusuyla paylaşırken, aslında kendisine yapılan suçlamanın yanlış olduğunu okuyucusuna örtük bir biçimde anlatırken romanesk bir metin türünü tercih etmiştir. Okuyucu, metni daha iyi anlayabilmek için, yazar, yaşadığı dönem, etkilendiği yazarlar gibi metin dışı bilgilere ihtiyaç duyabilir. Ömer Seyfettin, Fransız Edebiyatından derinden etkilenmiş, özellikle basit ve şeffaf bulduğu Maupassant ın öykülerini sanatının çıkış noktası yapmıştır. Maupassant ın basit anlatımı yanında öykülerindeki öğretici yan da onun ilgisini çekmiştir. Bu anlamda hiçbir biçimsel

78 arayış içerisinde değildir. Zihni tümüyle mesaja odaklı olduğu için, öykünün nasıl anlatıldığı ile değil de ne anlattığı ile ilgilidir. Ömer Seyfettin öykülerinde daha çok kıssadan hisse bağlamında değerlendirilebilecek hayat tecrübeleri anlatarak okura insanlık dersleri verir. Seçtiği tipler, olaylar o doğrunun ispatı için sadece birer malzemedir. Çarpıcı ve meraka dayalı anlatımı ile okuyucuyu kolayca metne bağlar. Bu da Maupassant çizgisi olarak adlandırabileceğimiz olay öykü yöntemidir. Bu, bir anlamda başı ve sonu belli olan klâsik bir anlatım tarzını ifade eder. Ömer Seyfettin in öykülerinde önce bir kahraman takdim edilir sonra da kahramanın başından tuhaf, ilginç, olağanüstü olaylar geçer. Öykü, gerilim, heyecan, merak unsurlarına yaslanarak oluşturulur, sonlar da şaşırtıcı bir olayla noktalanır. Onda önce bir doğru vardır. Sonra o bu doğrunun hikâyesini kurgular. Bu yüzden öykülerin kurgusallığı hemen kendini hissettirir. Onun öykülerinde son çok önemlidir. Olayların düzenlenişi, dış aksiyonlar, kısaca anlatımın iç dinamiği hep sona, sondaki aydınlanma anına göre düzenlenir. Öykü boyunca, mantık örgülerini ustaca birbirine ekler ve etkileyici sona ulaşır. Ömer Seyfettin, öykülerinde çocukluk yıllarından, askerlik hatıralarından, çevresinde gözlemlediği olay ve insanlardan yararlanmış, hayatı bir öykücü gözüyle algılamıştır. Bu yüzden onda sanat ve hayat hep iç içe olmuştur. Yaşadıklarından derinden etkilenmiş, bunları eserlerinin çıkış noktası yapmış, düşleri, idealleri doğrultusunda olayları dönüştürmüş, tüm bu gözlem ve yaşadıklarını sanatının malzemesi yapmıştır. Metindilbilimsel bir incelemesi yapılan öykünün özetlenebilmesi mümkündür: Dört yaşlarında küçük bir çocuk, bir gün annesiyle vapurda giderken, tentenin kenarında duran küçük bir kuşu tutmak ister. Çocuğun ısrarına dayanamayan anne onu kaldırır ve zaten yavru olduğu için uçamayan kuşu tutmasını sağlar. Kuşu bilinçsiz bir şekilde elinde sıkarak boğulmasına sebep olan çocuk, annesi ve çevredeki hanımlar tarafından ağır bir biçimde yargılanır, insafsızlıkla, hainlikle itham edilir. Bu olay, küçük çocuğun hafızasına hiçbir zaman unutamayacağı, vicdan azabına sebep olan kötü bir anı olarak yerleşir. Yapılan incelemelere göre, bu metnin yazınsal bir metin olabilme ölçütlerini sağladığını söyleyebiliriz. Sonuç Metindilbilim, metin oluşturmanın temel ölçütlerini belirlerken, metin olanı metin olmayandan ayırır ve metin türleri arasındaki ortak ve farklı özellikleri betimlemeye ve açıklamaya

79 çalışır. Metinlerin belli bir bağlamda nasıl kullanıldıkları ile insanlar arası bildirişimde taşıdıkları işlevler de, metindilbilimin araştırma kapsamındadır. Metinlerin biçimsel ve anlamsal bütünlüğünü oluşturan bağlaşıklık ve bağdaşıklık ölçütleri metni hem oluşturma hem de anlamlandırma aşamasında önemli rol oynayan iki temel ölçüttür. Metindilbilimsel incelemelerde ana yapıyı belirlemede en çok başvurulan bu iki ölçüt birbirine bağlı ve iç içedir. Bağlaşıklık göstergesi olan dilsel öğeler, metnin anlamsal tutarlılığının sağlanmasına yardımcı olur. Metnin bütünlüğünde anlamın yapılanmasını sağlama işlevini üstlenen bağlaşıklık düzenekleri, dilbilgisel zorunluluklar olmaktan çok metnin yetkinliğini gerçekleştirmek için var olan olgulardır. İletişimin eksiksiz olması bağlaşıklık düzeneklerinin metnin diğer yapı ölçütleriyle etkileşim içinde olmasına bağlıdır. Metinler sadece küçük ölçekli yapı çözümlemeleri ile açıklanamaz. Bir metnin genel anlamına ulaşabilmek için büyük ölçekli yapı düzeyinde bir değerlendirme ve çözümleme yapmak gerekir. Bu çalışmada metindilbilimin belirlediği metin olabilmenin yedi ölçütü olan, bağlaşıklık, bağdaşıklık, amaç, bilgisellik, kabuledilebilirlik, durumsallık, metinlerarasılık gibi unsurlar açıklanmış, açıklanan bilgiler doğrultusunda, Ömer Seyfettin in İlk Cinayet adlı öyküsü metindilbilimsel açıdan çözümlenmeye çalışılmıştır. Yazar, metinde, bir çocuğun bilinçsizce bir kuşu sıkarak öldürmesi ni konu olarak ele almıştır. Metni oluştururken seçtiği İlk Cinayet şeklindeki başlık yazarın abartı sanatına başvurduğunun çarpıcı bir örneğidir. Yazar çocukken yaşadığı ilk deneyiminin üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri de, Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım!, Ondan sonra yaptığım değil, hatta düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum., Kendimi bilir bilmez yaptığım bu cinayetin üzerinden işte otuz yıldan fazla bir zaman geçti., Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür., Göğsümü acıtır. şeklindeki benzer tümcelerle ifade etmektedir. Sıkıntılarını okuyucusuyla paylaşırken okuyucusunu metnin yüzey yapısında görülen, vicdan azabı motifine ulaştırmaktadır. Çocuğun öldürme amacı gütmeden sıktığı bir martı yavrusunu öldürmesi, bunun sonucunda annesi ve vapurdaki bazı hanımlar tarafından hain, insafsız gibi sıfatlarla ağır bir şekilde yargılanmasının anlatıldığı tümcelerden de, dönemin kadının bilinçsizliğinin vurgulanmak istendiği gibi bir çıkarım yapılabilmektedir. Çocuğun kendisini en emniyette hissettiği yer olan anne kucağında, yıllarca devam edecek olan ilk sıkıntısını yaşadığını anlatmasından da yazarın annesine duyduğu bir güvensizlik motifi

80 çıkarımı söz konusudur. Annem, yanındaki çok sarı saçlı, genç bir hanımla gülüşerek konuşuyor, cıgara içiyorlar., Gümüş maşacığına bir ince cıgara takıyor., Yanındaki hanımla yine dalıyor söze. şeklindeki tümcelerle de ilgisiz anne motifi sezdirilmekte buna bağlı olarak Annenin çocuğa karşı ilgisizliği ilk izlek olarak ortaya çıkmakta bu bağlamda, Çocukluktaki basit gibi görünen olumsuz tecrübelerin kişiyi yaşam boyu o gerçekle yüzleştirdiği şeklinde ikinci bir izleğe ulaşılmaktadır. Kısaca bu çözümleme ile öykünün temel konusu ve temel konusunu meydana getiren alt konular buna bağlı olarak öykünün temel izleği tespit edilmiş dolayısıyla metin ile verilmek istenen mesaj belirlenmiş, İlk Cinayet adlı öykünün yazınsal bir metin olabilme ölçütlerini taşıdığı sonucuna varılmıştır. Kaynakça Akçataş Ahmet, Türkçe de İşlev Bakımından Devrik Cümleler, TDD, sayı 609, f Aksan, Doğan, Kelirnebilimi ve Anlambilimi Ölçülerinden Yararlanarak Bir Yazı Dilinin Eskiliğini Saptama Yolları, I: Kavram Alanı-Kelime Ailesi İlişkileri ve Türk Yazı Dilinin Eksikliği Üzerine, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1971, TDK Yay.: 338, TTK Basım evi, Ankara, Aksan, Doğan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Ankara, Beaugrand, Robert-Alain de, Dressler, Wolfgang Ulrich, Introduction to Text linguistics, Longman, London and New York, Coşkun Eyyüp, İlköğretim Öğrencilerinin Öyküleyici Anlatımlarında Bağdaşıklık, Tutarlılık ve Metin Elementleri, Doktora Tezi, Ankara Dili düzgün, Şükran, Türkçe Öğretiminde Metindilbilimsel Bağlamda Uygulamalı Bir Yaklaşım, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçe Egitimi Anabilim Dalı Doktora Tezi, İstanbul, Erden, Aysu, Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri, Ankara, Günay, Doğan, Metin Bilgisi, Multilingual, İstanbul, Günay, Doğan, Metin Bilgisi, Multilingual, İstanbul, 2007) Halliday, M. A. K., Hasan, Ruqaiya, Cohesion in English, Longman, Karahan, Leyla, Türkçede Söz Dizimi, Ankara, 2010.

81 Karatay, Halit, Bağdaşıklık Araçlarını Kullanma Düzeyi ile Tutarlı Metin Yazma Arasındaki İlişki, Mustafa Kemal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 7, Karataş, Yusuf, Metin İncelemesinde Söylem Bilimsel Yöntem Bin Bir Gece Masalları Üzerinde Bir Uygulama, Doktora Tezi, Ankara, Kıran, Zeynel, Kıran (Eziler), Ayşe, Dilbilime Giriş, Ankara, Onursal, İrem, Türkçe Metinlerde Bağdaşıklık ve Tutarlılık, Günümüz Dilbilim Çalışmaları, Yayına hazırlayanlar Prof. Dr. Ayşe Kıran, Doç. Dr. Ece Korkut, Dr. Şenöz-Ayata, Canan, Metindilbilim ve Türkçe, Multilingual, İstanbul, Taşıgüzel, Selver, İlköğretim Türkçe Ders Kitaplarında Öğretici Nitelikteki Metinlerdeki Eşdizimsel Örüntülemelerin Görünümü, Dil Dergisi, Sayı 125, Ankara, Temmuz, Ağustos, Eylül dergiler. ankara.edu.tr/dergiler/27/747/9558.pdf Uzun-Subaşı, Leyla, Metin Üretimi, Türkçe Sözlü ve Yazılı Anlatım, Ed. Canan İleri, Anadolu Üniversitesi Yayını, No. 1293, Açık Öğretim Fakültesi Yayını No: 713 Eskişehir, 2003a, s Uzun-Subaşı, Leyla, Öğrencilerin Yazılı Anlatım Sürecindeki Metinleştirme Sorunları İçinde (yay. haz.: S. Sever) II. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri, Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayını, 2006, van Dijk, Teun A., Kintsch, Walter, Strategies of Discourse Comprehension, Academic Press, Inc.,Orlando, Florida, 1983.van Dijk, Teun A., News as Discourse, Lawrence Erlbaum Associates, Publishers, Hillsdale, new Jersey, Hove and London, tosunnecip.blogcu.com/omer-seyfettin-oykuculugu-necip.../ EK İlk Cinayet Ben hep acı içinde yaşayan bir adamım!(1) Bu sıkıntı âdeta kendimi bildiğim anda başladı.(2) Belki daha dört yaşında yoktum.(3) Ondan sonra yaptığım değil, hatta düşündüğüm kötülüklerin bile vicdanımda tutuşturduğu sonsuz cehennem sıkıntıları içinde hâlâ kıvranıyorum.(4) Beni üzen şeylerin hiç birini unutmadım.(5) Anılarım sanki yalnız hüzün için yapılmış.(6) Evet, acaba dört yaşımda var mıydım?(7) Ondan önce hiç bir şey bilmiyorum.(8) Bilinç, başımıza nasıl yakmayan bir yıldırım gibi düşer.(9) Tolstoy, daha dokuz aylık bir çocukken kendisinin banyoya sokulduğunu hatırlıyor.(10) İlk duygusu bir hoşlanma!(11) Benimki

82 müthiş bir sıkıntıyla başladı.(12) Ben ilk kez kendimi Şirket vapurunda hatırlıyorum.(13) Hâlâ gözümün önünde:(14) Sanki dünyaya o anda doğmuşum, annemin kucağı (15) Annem, yanındaki çok sarı saçlı, genç bir hanımla gülüşerek konuşuyor, cıgara içiyorlar.(16) Annem cıgarasını ince gümüş bir maşaya takmış.(17) Ben bunu istiyorum.(18) - Al ama ağzına sürme!(19) Diyor.(20) Bana bu ince maşayı veriyor, cıgarasını denize atıyor.(21) Galiba yaz.(22) Çok aydınlık, çok güneşli bir hava (23) Annem, konuşurken mavi tüylü bir yelpazeyi yavaş yavaş sallıyor.(24) Ben kucağından kayıyorum.(25) Beni kollarımdan tutarak yanına oturtuyor.(26) Gümüş maşacığın halkasına parmağımı takıyor, annem görmeden ucunu ağzıma sokuyor, dişlerimle ısırıyorum.(27) Konuştuğu sarı saçlı hanımın çarşafı mavi (28) Ben beyazlar giymiştim.(29) Başım açık.(30) Saçlarım çok.(31) Hem galiba dağılmış.(32) Annem bunları düzeltirken başımı yukarıya kaldırıyorum.(33) Güneşten kum kum parlayan tentenin kenarında el kadar bir gölge kımıldıyor.(34) - Bak, bak!(35) Diyorum.(36) Annem de başını kaldırıyor:(37) - Kuş konmuş, diyor.(38) Bu kuşu isteyince, - Tutulmaz, diyor.(39) Ben yine istiyorum.(40) Annem şemsiyesiyle bu gölgenin altına vuruyor.(41) Ama gölgede kımıltı yok.(42) Yine yanımdaki hanıma dönüyor:(43) - A, kaçmadı.(44) - Neye acaba?(45) - Yavru olacak mutlaka.(46) - - Anne, ben kuşu isterim!(47) Diye tutturuyorum.(48) O vakit annem yelpazesini bırakıp ayağa kalkıyor, beni koltuklarımın altından tutuyor ve küçük bir top gibi dışarıya kaldırırken diyor ki:(49) - Birdenbire tut ha!(50) Başım keten tenteye yaklaşınca, gözlerim kamaşıyor.(51) Ellerimi uzatıyorum.(52) Tutuveriyorum.(53) Bu, beyaz bir kuş (54) Annem alıyor elimden, öpüyor, sarı saçlı hanım da öpüyor, ben de öpüyorum.(55) - Ah, zavallı daha yavru.(56) - Martı yavrusu.(57) - Uçamıyor olmalı.(58)

83 - Denize düşerse boğulur.(59) - Öteki kadınlar da söze karışıyor, «Yaşamaz!» diyorlar.(60) Annem beyaz kuşu «A zavallı, a zavallı!» diye uzun uzadıya okşadıktan sonra benim kucağıma veriyor.(61) - Eve götürelim, belki yaşar, diyor, ama sakın sıkma yavrum.(62) - Sıkmam.(63) - Böyle tut işte.(64) Gümüş maşacığına bir ince cıgara takıyor.(65) Yanındaki hanımla yine dalıyor söze.(66) Kuşcağızın tüyleri o kadar beyaz ki (67) Dokunuyorum (68) Kanatlarının kemikleri belli oluyor.(69) Ayakları kırmızı.(70) Kaçmak için hiç çırpınmıyor, şaşırmış.(71) Gözleri yusyuvarlak.(72) Kırmızı gagasının kenarında sanki sarı bir şey yemiş de bulaşığı kalmış gibi sarı bir iz var.(73) Boynunu uzatarak çevresine bakmağa çalışıyor.(74) Ben o zaman gözlerimi anneme kaldırıyorum.(75) Yanımdaki hanımla gülüşerek konuşuyorlar.(76) Benimle ilgili değil.(77) Sonra beyaz kuşun uzanan ince boynunu yavaşça elimle tutuyorum.(78) Bütün gücümle sıkmağa başlıyorum.(79) Kanatlarını açmak istiyor.(80) Öteki elimle onları da tutuyorum.(81) Mercan ayakları dizlerime batıyor.(82) Sıkıyorum, sıkıyorum, sıkıyorum.(83) Dişlerimi, kırılacak gibi sıkıyorum, gık diyemiyor.(84) Sarı kenarlı gagacığı titreyerek açılıp kapanıyor.(85) Pembe sivri dili dışarı çıkıyor.(86) Yuvarlak gözleri önce büyüyor.(87) Sonra küçülüyor, sonra sönüyor (88) Birdenbire, kasılmış ellerimi açıyorum.(89) Beyaz kuşcağızın ölüsü «pat!» diye düşüyor yere.(90) Annem dönüyor, eğiliyor.(91) Yerden bu henüz sıcak masum ölüyü alıyor.(92) «A Aaa Ölmüş!..» dedikten sonra bana dik dik bakıyor:(93) - Ne yaptın?(94) - - Sıktın mı?(95) - - Söyle bakayım?(96) - Karşılık veremiyor, avazım çıktığı kadar ağlamağa başlıyorum.(97) Annemin elinden beyaz kuşun ölüsünü sarı saçlı hanım alıyor:(98) - Ah, ne günah!(99) - - Zavallıcık.(100)

84 - Başka kadınlar da söze karışıyor.(101) Karşımızda oturan şişman, yaşlı bir kadın cinayetimi bildiriyor:(102) - Boğdu.(103) Gördüm vallahi, ne hain çocuk (104) - - Annem sapsarı kesilmiş, sesi titriyor:(105) «Ah insafsız!» diye bana yine acı acı bakıyor.(106) Daha beter ağlıyorum.(107) O kadar ağlıyorum ki (108) Beni artık susturamıyorlar.(109) Ne vakit, nerede, nasıl sustuğumu bugün hatırlayamıyorum.(110) Sanki sonsuza kadar ağlıyorum.(111) Kendimi bilir bilmez yaptığım bu cinayetin üzerinden işte otuz yıldan fazla bir zaman geçti.(112) Şimdi Şirket vapurlarının güvertelerinde otururken ne zaman bir martı görsem, birdenbire, neşemi kaybederim.(113) Bir çocuk haykırışıyla ağlamak isterim.(114) Yüreğimin içinde derin bir sızı büyür, büyür.(115) Göğsümü acıtır.(116) «Ah insafsız!» diye beni azarlayan anneciğimin hiç bitmeyen paylamasını duyar gibi olurum.(117)

85 ŞEDDÂDÎ EMÎRİ AŞOT BİN ŞAVÛR A AİT NADİR BİR SİKKE 1 Alexander Akopyan Arş. Gör. Nevzat KELEŞ MSGSU Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü H. IV-VI. yüzyıllarda Ermenistan ve Arrân da hüküm süren Kürt Hanedanı Şeddâdîlerin paralarını araştırmaya hasredilmiş bir monografi, bir süre önce A. Koyfman, V. Lebedev ve D. Markov 2 tarafından yayınlandı. Uzun süredir beklenen bu çalışma pek çok boşluğu doldurduğu gibi, Şeddâdî sikkeleri bağlamında açık bir metroloji ve tipoloji sunmanın yanı sıra, kalıp bağlantıları üzerine bazı 1 Bu makalenin hazırlanması fikrinin yanı sıra örneğin doğru tanımlanmasını sağlayan çok faydalı tartışmaları için Dr. Lutz İlisch (Tübingen) e teşekkür etmek istiyorum. Alexander Akopyan tarafından kaleme alınan bu makale, Journal of the Oriental Numismatic Society, 195, Spring 2008, s. 5-6 de yayınlanmıştır. Tercüme izni verdikleri için yazara teşekkür ederim, Nevzat Keleş. 2 Lebedv V., Markov D., Koyfman A., Monetnoe delo i monetnoe obraschenie Gandzhiyskogo Emirate Shaddadidov (ser. X-XI vv), Moskow, Ani li Minuçehr b. Şavûr I eş-şeddâd ( h.) ın sikkesi için bak: Kauymjian D., The Unique Coin of the Shirvanshah Minuchihr II Dated A.H. 555/1160 A.D., Studies in Honor of George C. Miles. Beirut, 1974, P

86 gözlemler de vermektedir. Bu hanedanın çeşitli nesep konularına ilişkin pek çok hususu, araştırmacıların biraz daha ilgisini gerektirir. Böylesi bir konu, bu kısa makalede hem tarihî kanıtlar ve hem de nümizmatik veriler kullanılarak yeniden ele alındı te G. Hennequin bir sikke yayınladı 3, ne var ki bu yanlış okundu ve yanlış bir şekilde (Ašwaţ b. Sā ūn ya da Šā ūn?) a atfedildi. Bu billon alaşımlı sikke, AE (AR?) 4 (5.66 g; 20.5 cm; kalıp ekseni 8:30; Res.1) olarak kataloga kaydedilmiştir. Üzerindeki yazı şöyledir: Ön Yüz: Orta Yazı: ال اله اال الله السلطان المعظم شاھانشاه البارسالن. Kenar Yazısı: بامر الله Arka Yüz: االمير االجل العادل شرف الدو لة ابو علي اشوط شاوور بن Ön yüz: la ilahe ill âllâh, Sultanu l-muazzam, Şahinşah, Alp Arslan. Arka yüz: el-emîru l-ecel/ el-adil, Şerefu d-dev/le Ebû Ali Aşot/ bin Şavûr. Res. 1. Aşot b. I. Şavûr un Sikkesi Arka yüzün kenar yazısı muhtemelen القائم بامر الله (el-kâ im bi- Emrillâh) lafzını, basım yeri ve tarihini kapsıyordu. Bazı gözlemler, 3 Hennequin G, Catalogue des Monnaies Musulmanes de la Bibliotheque Nationale: Asie pre-mongole, les Salguqs et leurs succeseurs, Paris, Hennequin, op, cit. P. 47; type LVII, coin no. 64, Fig, I.

İRAN VE İRAN AZERBAYCANI SÜTUNLU SALONLARI VE APADANALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

İRAN VE İRAN AZERBAYCANI SÜTUNLU SALONLARI VE APADANALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME DOI: 10.7816/idil-01-02-08 İRAN VE İRAN AZERBAYCANI SÜTUNLU SALONLARI VE APADANALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Hatice DEĞİRMENCİOĞLU 1 ÖZET Mimaride sütun kullanımı Neolitik dönemden itibaren başlayan

Detaylı

HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI

HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI HABERLER ÖZBEKİSTAN-TÜRKİYE ULUSLARARASI ARKEOLOJİK ÇALIŞMALAR PROJESİ: ÖZBEKİSTAN DA YERKURGAN MERKEZ TAPINAĞI 2013 YILI ARKEOLOJİK KAZI ÇALIŞMASI İlk Özbekistan-Türkiye uluslararası arkeolojik çalışmalar

Detaylı

MAĞARALARI VE YERLEŞİM ALANI

MAĞARALARI VE YERLEŞİM ALANI TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI ENVANTERİ ENV. NO. 58.01.0.02 ÇİMENYENİCE KÖYÜ, KÖROĞLU TEPELERİ, I39-a4 MAĞARALARI VE YERLEŞİM ALANI İL SİVAS İLÇE HAFİK MAH.-KÖY VE MEVKİİ Çimenyenice Köyü GENEL

Detaylı

ALTINTEPE KALESİNDEN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR THE REFLECTIONS FROM ALTINTEPE FORTRESSTO PRESENT DAY

ALTINTEPE KALESİNDEN GÜNÜMÜZE YANSIMALAR THE REFLECTIONS FROM ALTINTEPE FORTRESSTO PRESENT DAY Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 6 Sayı: 25 Volume: 6 Issue: 25 -Prof. Dr. Hamza GÜNDOĞDU Armağanıwww.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 ALTINTEPE

Detaylı

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU Kutsal alanlardaki Onur Anıtları, kente ya da kentin kutsal alanlarına maddi ve

Detaylı

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü lisans programında yer alan Arch 471 - Analysis of Historic Buildings dersi kapsamında Düzce nin Konuralp Belediyesi ne 8-14 Ekim 2012 tarihleri

Detaylı

15. MÜZE ÇALIŞMALARI ve KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU

15. MÜZE ÇALIŞMALARI ve KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 15. MÜZE ÇALIŞMALARI ve KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU 24-26 NİSAN 2006 ALANYA T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayın No : 3082

Detaylı

RESULOĞLU YERLEŞİMİ VE MEZARLIK ALANI 2013 YILI KAZI RAPORU

RESULOĞLU YERLEŞİMİ VE MEZARLIK ALANI 2013 YILI KAZI RAPORU RESULOĞLU YERLEŞİMİ VE MEZARLIK ALANI 2013 YILI KAZI RAPORU Resuloğlu yerleşimi ve mezarlık alanı Çorum / Uğurludağ sınırları içinde, Resuloğlu (Kaleboynu) Köyü nün kuş uçumu 900 m kuzeybatısındadır. Yerleşim

Detaylı

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : byilmaz@hacettepe.edu.tr

Detaylı

2007-2010 İzmir İli Arkeolojik Yüzey Araştırmaları

2007-2010 İzmir İli Arkeolojik Yüzey Araştırmaları 2007-2010 İzmir İli Arkeolojik Yüzey Araştırmaları Menderes İlçesi: Menderes ilçesine bağlı Oğlananası Köyü ne yakın, köyün 3-4 km kuzeydoğusunda, Kısık mobilyacılar sitesinin arkasında yer alan büyük

Detaylı

Atatürk Üniveristesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi Journal of the Fine Arts Institute (GSED), Sayı/Number 34, ERZURUM 2015, 116-132

Atatürk Üniveristesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi Journal of the Fine Arts Institute (GSED), Sayı/Number 34, ERZURUM 2015, 116-132 Atatürk Üniveristesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi Journal of the Fine Arts Institute (GSED), Sayı/Number 34, ERZURUM 2015, 116-132 ALTINTEPE URARTU KALESİ (2012) KAZI ve ONARIM ÇALIŞMALARI Mehmet KARAOSMANOĞLU

Detaylı

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları Yrd. Doç. Dr. Yiğit H. Erbil, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı

Detaylı

Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Projesi için Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi (ÇSED): Ekler

Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Projesi için Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi (ÇSED): Ekler Teslim Edilen: Hazırlayan: IC-Astaldi JV AECOM Ankara, Türkiye Turkey AECOM-TR-R599-01-00 2 Ağustos 2013 Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Projesi için Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirmesi

Detaylı

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA

Ankara da SELÇUKLU MİRASI. Arslanhane Camii. (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Ankara da SELÇUKLU MİRASI Arslanhane Camii (Ahi Şerafeddin) 58 YEDİKITA Çizim: Yük. Mim. Mehmet Emin Yılmaz 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları,

Detaylı

The Byzantine-Era Daily Use Pottery Found in the Thermal Spring in Allianoi

The Byzantine-Era Daily Use Pottery Found in the Thermal Spring in Allianoi ALLIANOI ANTİK ILICASI NDA ÜRETİLEN ERKEN BİZANS DÖNEMİ GÜNLÜK KULLANIM KAPLARI* **Hande YEŞİLOVA Öz Allianoi antik ılıcası içersinde, Geç Roma Erken Bizans Dönemi yerleşiminde bulunan, seramik fırınlarında

Detaylı

AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE

AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE Özet Selçukluların kültür ve sanat merkezlerinden Ahlat ta 50 yılı aşkın bir süredir arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Bu kazılarda

Detaylı

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULU KARAR T.. KÜLTÜR VE TURİZM AKANLIĞI İZMİR 1 NUMARALI KÜLTÜR VARLIKLARINI ÖLGE KURULU KARAR TOPLANTI TARİHİ VE NO : 30.01.20172 35.002/1 KARAR TARİHİ VE NO : 30.01.2011789 T ^ ' İZMİR İzmir İli, ııca İlçesi'nde

Detaylı

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI T.C. SİNOP ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLGİLER ENSTİTÜSÜ TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI I. YARIYIL II. YARIYIL Adı Adı TAR 501 Eski Anadolu Kültür 3 0 3 TAR 502 Eskiçağda Türkler 3 0 3 TAR 503 Eskiçağ Kavimlerinde

Detaylı

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzeyde Sırbistan ve Kosova batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan,

Detaylı

DASKYLEİON 2011 KAZI SEZONU ÇALIŞMALARI

DASKYLEİON 2011 KAZI SEZONU ÇALIŞMALARI DASKYLEİON 2011 KAZI SEZONU ÇALIŞMALARI Daskyleion da 2011 sezonu kazıları Hisartepe Höyüğü nün doğu yamacında, yerleşimin ana girişinin aşağısında, Hellenistik Dönem yolunun iki yakasında; Akropolis te

Detaylı

SEÇMELİ DERSLER (Öğrenci aşağıda belirtilen en az 2 (iki) dersten başarılı olmalıdır.)

SEÇMELİ DERSLER (Öğrenci aşağıda belirtilen en az 2 (iki) dersten başarılı olmalıdır.) PSİKOLOJİ BÖLÜMÜ YAN DAL DERSLERİ DERSLER DERSİN KODU DERSİN ADI KREDİ PSİ 101 Psikolojiye Giriş I PSİ 10 Araştırma Teknikleri I PSİ 10 Psikoloji için İstatistik I PSİ 01 Sosyal Psikoloji I PSİ 0 Gelişim

Detaylı

PROTOHİSTORYA VE ÖNASYA ARKEOLOJİSİ ANABİLİM DALI 2015-2016 LİSANS EĞİTİM PROGRAMI

PROTOHİSTORYA VE ÖNASYA ARKEOLOJİSİ ANABİLİM DALI 2015-2016 LİSANS EĞİTİM PROGRAMI ANADAL EĞİTİM PROGRAMI ZORUNLU DERSLERİ 1. SINIF 1. YARIYIL 1 2 YDİ 101 YDA 101 YDF 101 GUS 101 GUS 103 HYK 101 BED 101 3 ATA 101 Temel Yabancı Dil İngilizce/ Basic English Temel Yabancı Dil Almanca/ Basic

Detaylı

2015-2016 ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ KESİNLEŞMİŞ HAFTALIK DERS PROGRAMI GÜN SAAT

2015-2016 ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ KESİNLEŞMİŞ HAFTALIK DERS PROGRAMI GÜN SAAT CUMA PERŞEMBE ÇARŞAMBA SALI PAZARTESİ 2015-2016 ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ KESİNLEŞMİŞ HAFTALIK DERS PROGRAMI GÜN SAAT 1.SINIF 2.SINIF 3.SINIF 4.SINIF 08.00-09.00 ARK437 Arkeoloji Uygulamaları

Detaylı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Antik Yerleşimler......................... 4 0.2 Roma - Bizans Dönemi Kalıntıları...............

Detaylı

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.

Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız. 4 ANKARA ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA Dil ve Tarih Coğrafya Fak. Antropoloji TM-3 325,416 283,745 57 218.000 4 MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ Devlet BURDUR Fen-Edebiyat Fak. Antropoloji TM-3 289,322 243,240

Detaylı

ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ ARA SINAV PROGRAMI. Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati

ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ ARA SINAV PROGRAMI. Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ ARA SINAV PROGRAMI Sınıf Dersin Kodu Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati Derslik 1. Öğr. 1 1209252 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi II 16.03.2015

Detaylı

BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU

BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU BEÇİN KALESİ KAZISI KALE ÇEŞMESİ SONUÇ RAPORU Prof. Dr. Kadir PEKTAŞ* Muğla İli, Milas İlçesi, Beçin Kalesi nde 20.05.2013 tarihinde başlatılan kazı çalışmaları 24.12.2013 tarihinde tamamlanmıştır. Kazı

Detaylı

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI ENVANTERİ ENV. NO. SICAK SU KAYNAĞI İL SİVAS İLÇE ŞARKIŞLA MAH.-KÖY VE MEVKİİ Alaman Köyü GENEL TANIM: Alaman Köyü ile Kale Köyü arasında, Alaman Köyü ne 300 m. uzaklıktadır.

Detaylı

ÖZ GEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş

ÖZ GEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş ÖZ GEÇMİŞ I. Adı Soyadı (Unvanı) Mustafa ARSLAN (Yrd.Doç.Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007. E-posta: (kurum/özel) marslan@ybu.edu.tr; musarslan19@gmail.com Web sayfası

Detaylı

SANAT TARİHİ SANAT TARİHİ NEDİR? Sanat Tarihi, geçmişte varlık göstermiş uygarlıkların ortaya koyduğu her tür taşınır ve taşınmaz maddi kültür varlıklarını inceleyen bir bilim dalıdır. Güzel Sanatlar ve

Detaylı

ARKEOJEOFİZİKSEL ÇALIŞMA RAPORU

ARKEOJEOFİZİKSEL ÇALIŞMA RAPORU PATARA LİMANI ARKEOJEOFİZİKSEL ÇALIŞMA RAPORU DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ DENİZ BİLİMLERİ VE TEKNOLOJİSİ ENSTİTÜSÜ Bakü Bulvarı No: 100 35340 İnciraltı, İZMİR Özet Patara Kazısı nda, iç liman ve haliç çevresinde

Detaylı

MUGLA LETOON ANTİK KENTİ ÖZDİRENÇ UYGULAMALARI

MUGLA LETOON ANTİK KENTİ ÖZDİRENÇ UYGULAMALARI Özel Bölüm MUGLA LETOON ANTİK KENTİ ÖZDİRENÇ UYGULAMALARI İsmail Ergüder*, Ezel Babayiğit*, Doç. Dr. Sema Atik Korkmaz** * TKİ Kurumu Genel Müdürlüğü 06330, Ankara. ** Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler

Detaylı

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI Kelime anlamı İki nehrin arası olan Mezopotamya,

Detaylı

- 61 - Muhteşem Pullu

- 61 - Muhteşem Pullu Asaf Bey Çıkmazı Kabaltısı Sancak Mahallesindedir. Örtüsü sivri tonozludur. Sivri kemerle güneye ve ahşap-beton sundurmalı sivri kemerle kuzeye açılır. Üzerinde kesme ve moloz taşlardan yapılmış bir ev

Detaylı

ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇESİ NEOLİTİK ÇAĞ VE ÖNCESİ 2015 YILI YÜZEY ARAŞTIRMASI RAPORU

ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇESİ NEOLİTİK ÇAĞ VE ÖNCESİ 2015 YILI YÜZEY ARAŞTIRMASI RAPORU ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇESİ NEOLİTİK ÇAĞ VE ÖNCESİ 2015 YILI YÜZEY ARAŞTIRMASI RAPORU Şanlıurfa İli, Merkez İlçesi, Neolitik Çağ ve Öncesi adlı yüzey araştırması projesi, Türk Tarih Kurumu Başkanlığı ve

Detaylı

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti

HALFETİ İLÇEMİZ. Halfeti HALFETİ İLÇEMİZ Halfeti Şanlıurfa merkez ilçesine 112 km mesafede olan ilçenin yüzölçümü 646 km² dir. İlçe; 3 belediye, 1 bucak, 36 köy ve 23 mezradan oluşmaktadır. Batısında Gaziantep iline bağlı Araban,

Detaylı

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ

İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ DİN PSİKOLOJİSİ ÖZEL SAYISI Prof. Dr. Kerim Yavuz Armağanı Çukurova University Journal of Faculty of Divinity Cilt 12 Sayı 2 Temmuz-Aralık 2012 ÇUKUROVA

Detaylı

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..

~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,.. j ~_.)u J!Yu!J.,,r-{;--~'.::.-9if~ı:ı>'!/,..!r islam MiMARi MiRASINI KORUMA KONFERANSI THE CONFERENCE ON THE PRESERVATı"ON OF AACHITECTURAL HEAITAGE OF ISLAMIC CITIES 22-26/4/1985 ISTANBUL ~"":"'.;.-;.:.

Detaylı

2011 YILI RESULOĞLU KAZISI

2011 YILI RESULOĞLU KAZISI 2011 YILI RESULOĞLU KAZISI Çorum ili, Uğurludağ ilçesi, Resuloğlu köyü sınırları içerisinde alan Resuloğlu mezarlığı ve yerleşim alanında 2011 yılında gerçekleştirilen kazılar 18.07.2011-23.09.2011 tarihleri

Detaylı

ALEXANDRIA TROAS ANTİK KENTİ 2013 YILI ÇALIŞMALARI Doç. Dr. Erhan Öztepe

ALEXANDRIA TROAS ANTİK KENTİ 2013 YILI ÇALIŞMALARI Doç. Dr. Erhan Öztepe ALEXANDRIA TROAS ANTİK KENTİ 2013 YILI ÇALIŞMALARI Doç. Dr. Erhan Öztepe Çanakkale ili, Ezine ilçesi, Geyikli Beldesine bağlı Dalyan Köyü sınırları içerisinde bulunan Alexandria Troas Antik kenti 2013

Detaylı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı

SURUÇ İLÇEMİZ. Suruç Meydanı SURUÇ İLÇEMİZ Suruç Meydanı Şanlıurfa merkez ilçesine 43 km uzaklıkta olan ilçenin 2011 nüfus sayımına göre toplam nüfusu 100.912 kişidir. İlçe batısında Birecik, doğusunda Akçakale, kuzeyinde Bozova İlçesi,

Detaylı

ZEMİN KAT: 1. NORMAL KAT: 2. NORMAL KAT: ÇATI KATI: ÇATI ARASI KATI: 230 ADA 22 PARSEL :

ZEMİN KAT: 1. NORMAL KAT: 2. NORMAL KAT: ÇATI KATI: ÇATI ARASI KATI: 230 ADA 22 PARSEL : AHMET AFİF PAŞA YALISI 1 230 ADA 21 PARSEL EK-1 Ahmet Afif Paşa Yalısı, Boğaziçi İstinye Koyu nun yakınında, Köybaşı Caddesine 25 m, Boğaz a 40 m cepheli 2.248,28 m² yüzölçümlü arsa üzerinde 1910 yılında

Detaylı

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI

2012 ÖSYS TAVAN VE TABAN PUANLARI ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık TM-3 52 52 416,64 463,57 412,35 412,42 ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ (BOLU) Psikoloji TM-3 62 62 415,67 454,89 408,47 410,20

Detaylı

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz.

görülen sanat görülmektedir? dallarını belirtiniz. Karahanlılar Dönemine ait Kalyan Minaresi (Buhara) Selçuklular Döneminden kalma bir seramik tabak Selçuklulara ait "Varka ve Gülşah adlı minyatür Türkiye Selçuklu halısı, XIII. yüzyıl İlk dönemlere Türk

Detaylı

Gulnara KANBEROVA 1 Serap BULAT 2 İSHAK PAŞA İLE ŞEKİ HAN SARAYI MİMARLIK DESEN ve FORMLARININ GEOMETRİK KURULUŞLARI

Gulnara KANBEROVA 1 Serap BULAT 2 İSHAK PAŞA İLE ŞEKİ HAN SARAYI MİMARLIK DESEN ve FORMLARININ GEOMETRİK KURULUŞLARI Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 9, Mart 2015, s. 48-56 Gulnara KANBEROVA 1 Serap BULAT 2 İSHAK PAŞA İLE ŞEKİ HAN SARAYI MİMARLIK DESEN ve FORMLARININ GEOMETRİK KURULUŞLARI Özet Sultanlar,

Detaylı

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI

TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA ENVANTERİ ENV. NO. SİT ADI TÜRKİYE DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI ENVANTERİ ENV. NO. ZARA ŞEHİTLİĞİ İL SİVAS İLÇE ZARA MAH.-KÖY VE MEVKİİ GENEL TANIM: Sivas ili, Zara ilçe merkezinde bulunan ve Milli Savunma Bakanlığı, Zara Askerlik

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Selim BARADAN Yrd. Doç. Dr. Hüseyin YİĞİTER

Yrd. Doç. Dr. Selim BARADAN Yrd. Doç. Dr. Hüseyin YİĞİTER Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü İNŞ4001 YAPI İŞLETMESİ METRAJ VE KEŞİF-2 Yrd. Doç. Dr. Selim BARADAN Yrd. Doç. Dr. Hüseyin YİĞİTER http://kisi.deu.edu.tr/huseyin.yigiter YIĞMA BİNA

Detaylı

ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU

ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU ĐSTANBUL KÜLLĐYELERĐ (FATĐH / SULTAN SELĐM / ŞEHZADE MEHMET) TEKNĐK GEZĐSĐ RAPORU Fakültemiz lisans programında açılan MĐM 376 Anadolu Uygarlıkları Teknik Seçmeli Dersi kapsamında yapılması planlanan Đstanbul

Detaylı

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI

YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH BÖLÜMÜ LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARI TARİH TEZLİ YÜKSEK LİSANS Tezli yüksek lisans programında eğitim dili Türkçedir. Programın öngörülen süresi 4

Detaylı

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu 17 Mayıs 2014 Tarihinde Ankara da Gerçekleştirildi UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetmeliğinin 14. Maddesine göre toplanan XXVI. Genel Kurul, 2014-2018

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 2 Ünvanı : Prof.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

ÖZGEÇMİŞ. 2 Ünvanı : Prof.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans 1. Adı ve Soyadı : AYLA ERSOY ÖZGEÇMİŞ 2 Ünvanı : Prof.Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Edebiyat.Fakültesi.Sanat Tarihi Bölümü İstanbul Üniversitesi 1971 Yüksek Lisans Doktora Türk

Detaylı

1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ. Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü

1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ. Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü 1950 LERDEN GÜNÜMÜZE GELEN BİR ALIŞVERİŞ KOMPLEKSİ: BALIKESİR KASAP VE SEBZE HALİ Gaye BİROL Yrd. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü Yüksek Mimar Orhan Ersan tarafından tasarlanmış olan Balıkesir

Detaylı

nzeyrek@uludag.edu.tr Tel: (224) 294 02 47-294 02 48 Tel iç hat: 402 47 Faks: (224) 294 09 29 Faks iç hat: 409 29 temel terim, kavramlar.

nzeyrek@uludag.edu.tr Tel: (224) 294 02 47-294 02 48 Tel iç hat: 402 47 Faks: (224) 294 09 29 Faks iç hat: 409 29 temel terim, kavramlar. ARKEOLOJİ 1 Ders Adi: ARKEOLOJİ 2 Ders Kodu: MRES215 3 Ders Türü: Seçmeli 4 Ders Seviyesi Önlisans 5 Dersin Verildiği Yıl: 2 6 Dersin Verildiği Yarıyıl 3 7 Dersin AKTS Kredisi: 3.00 8 Teorik Ders Saati

Detaylı

Bayraklı Höyüğü - Smyrna

Bayraklı Höyüğü - Smyrna Bayraklı Höyüğü - Smyrna Meral AKURGAL Smyrna, İzmir Bayraklı daki höyük üzerinde yer alır. Antik dönemde batısı ve güneyi denizle çevrili küçük bir yarımadacıktır. Yüz ölçümü yaklaşık yüz dönüm olan Bayraklı

Detaylı

2000-2004 LİSANS: Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü KONYA Lisans Tezi :Yassı Ada 7 Yüzyıl Doğu Roma Batığı

2000-2004 LİSANS: Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü KONYA Lisans Tezi :Yassı Ada 7 Yüzyıl Doğu Roma Batığı KİŞİSEL BİLGİLER Ad Soyad Oktay Dumankaya Ünvanı Yrd. Doç. Dr. İş yeri/ çalıştığı Kurum Kahraman Maraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü İdari Görevi Arkeoloji Bölümü Başkanı

Detaylı

Doç.Dr. Musa Kazım Arıcan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Felsefe Bölümü Türk İslam Düşüncesi Tarihi Anabilimdalı, Öğretim Üyesi

Doç.Dr. Musa Kazım Arıcan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Felsefe Bölümü Türk İslam Düşüncesi Tarihi Anabilimdalı, Öğretim Üyesi Doç.Dr. Musa Kazım Arıcan, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Felsefe Bölümü Türk İslam Düşüncesi Tarihi Anabilimdalı, Öğretim Üyesi Adı Soyadı (Unvanı) Musa Kazım Arıcan (Doç. Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi,

Detaylı

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ KLASİK TÜRK BEZEME SANATLARI ATÖLYESİ

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SÜREKLİ EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ KLASİK TÜRK BEZEME SANATLARI ATÖLYESİ TEZHİP I. SINIF GÜZ DÖNEMİ 12 Ekim 2015 Açılış Toplantısı ve Tezhip Sanatı Hakkında Bilgi; (motifler, hatailer, yapraklar) 19 Ekim 2015 Hatai çizimleri, kurşun kalem çalışması 26 Ekim 2015 Yaprak çizimleri,

Detaylı

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI UNESCO DÜNYA MİRASI ALANI İÇERİSİNDE YER ALAN ZEYREK BÖLGESİNDE 2419 ( 13,34,35,42,45,50,51,52,58,59,68 PARSELLER) NO'LU ADADA SİVİL MİMARLIK ÖRNEĞİ YAPILARIN RÖLÖVE, RESTİTÜSYON, RESTORASYON PROJELERİ

Detaylı

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur.

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur. Çekerek ırmağı üzerinde Roma dönemine ait köprüde şehrin bu adı ile ilgili kitabe bulunmaktadır. Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur. Antik Sebastopolis

Detaylı

İBRAHİM ARAP. e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620. 2004-2009 : Dokuz Eylül Üni. Sosyal Bilimler Enst.

İBRAHİM ARAP. e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620. 2004-2009 : Dokuz Eylül Üni. Sosyal Bilimler Enst. İBRAHİM ARAP e-posta: ibrahim.arap@deu.edu.tr Tel: +0. 232. 420 41 80 / 20620 KİŞİSEL BİLGİLER Uyruğu : T.C Doğum Tarihi : 01.02.1972 Doğum Yeri : Mersin Medeni Durumu : Evli ÖĞRENİM 2004-2009 : Dokuz

Detaylı

. Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Lefkoşa - KKTC

. Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Lefkoşa - KKTC . Uluslararası Akdeniz Karpaz Sempozyumu: Tarihte Kıbrıs (11 13 Nisan 2016) The I st International Symposium on Mediterranean Karpasia Cyprus in History (April 11-13, 2016) Lefkoşa - KKTC Kıbrıs, tarihin

Detaylı

Atoller (mercan adaları) ve Resifler

Atoller (mercan adaları) ve Resifler Atoller (mercan adaları) ve Resifler Atol, hayatlarını sıcak denizlerde devam ettiren ve mercan ismi verilen deniz hayvanları iskeletlerinin artıklarının yığılması sonucu meydana gelen birikim şekilleridir.

Detaylı

ARPAÇAY DA TARİHİ VE ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR Historical and Archaeological Research in Arpacay

ARPAÇAY DA TARİHİ VE ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR Historical and Archaeological Research in Arpacay Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Journal of the Institute of Social Sciences Sayı Number 1, Bahar Spring 2008, 57-71 ARPAÇAY DA TARİHİ VE ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR Historical and Archaeological Research

Detaylı

YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN 0266 6121000/4508. agulhan@balikesir.edu.tr

YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN 0266 6121000/4508. agulhan@balikesir.edu.tr YRD. DOÇ. DR. ABDÜLKERİM GÜLHAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Abdülkerim Gülhan İletişim Bilgileri Adres Balıkesir Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Çağış Yerleşkesi Balıkesir Telefon Mail 0266 6121000/4508 agulhan@balikesir.edu.tr

Detaylı

HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ

HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Cilt:15-16, Sayı:22-23-24-25, Yıl:2010-2011 Vol:15-16, No:22-23-24-25, Year:2010-2011 ISSN: 1303-9105 DİCLE ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Journal of the Faculty of Law of Dicle University DİCLE

Detaylı

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT 6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT Bozkırlının nazarında sabit olan şeyin faydası yoktur. O, her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiş-tirebilmelidir. Bu yüzden eski Türkler

Detaylı

BURGAZ KAZILARI 2008 YILI ÇALIŞMALARI

BURGAZ KAZILARI 2008 YILI ÇALIŞMALARI BURGAZ KAZILARI 2008 YILI ÇALIŞMALARI Numan Tuna, Nadire Atıcı, İlham Sakarya Burgaz örenyerindeki 2008 yılı kazı, belgeleme ve restorasyon-konservasyon çalışmaları Prof.Dr. Numan Tuna başkanlığındaki

Detaylı

YAZ 2015 SAYI: 305. şehir tanıtımı

YAZ 2015 SAYI: 305. şehir tanıtımı YAZ 2015 SAYI: 305 58 59 şehir tanıtımı Çin in fuar şehri: Guangzhou GUANGZHOU, ZİYARETÇİLERİNE HEM TİCARET HEM ZİYARET İMKANLARINI BİR ARADA SUNUYOR. BAŞAR KURTBAYRAM TUR REHBERİ şehir tanıtımı 60 61

Detaylı

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU

SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE YENİLEME ALANI, 2. BÖLGE, 562 ADA, 11 PARSEL RESTİTÜSYON AÇIKLAMA RAPORU SÜLEYMANİYE MAHALLESİ PAFTA NO:131 562 ADA 11 PARSEL Küçük Dolap Sokak Kapı No:2 MEVCUT DURUM: Süleymaniye yenileme

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş

ÖZGEÇMİŞ II. Akademik ve Mesleki Geçmiş ÖZGEÇMİŞ I. Adı Soyadı (Unvanı) Muammer Mete Taşlıova (Doç. Dr.) Doktora: Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006 E-posta: (kurum/özel) metetasliova@gmail.com Web sayfası Santral No: 0312-4667533

Detaylı

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI

2419 ADA 45 PARSEL MİMARİ PROJE RAPORLARI UNESCO DÜNYA MİRASI ALANI İÇERİSİNDE YER ALAN ZEYREK BÖLGESİNDE 2419 ( 13,34,35,42,45,50,51,52,58,59,68 PARSELLER) NO'LU ADADA SİVİL MİMARLIK ÖRNEĞİ YAPILARIN RÖLÖVE, RESTİTÜSYON, RESTORASYON PROJELERİ

Detaylı

Üç Şerefeli Camii. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Üç Şerefeli Camii. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Üç Şerefeli Camii Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı Aralık 25, 2006 2 İçindekiler 0.1 Üç Şerefeli Cami......................... 4 0.1.1 Osmanlı Mimarisinde Çığır Açan İlklerin Buluştuğu Cami............................

Detaylı

İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER

İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER Sanat Tarihi Dergisi Sayı/Number:XIII/1 Nisan/April2004, 169-180 İSTANBUL DA, XIX. YÜZYIL OSMANLI MİMARLIĞINDA GÖRÜLEN AMPİR ÜSLUPTAKİ MADENİ ŞEBEKELER Kadriye Figen VARDAR Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıldan

Detaylı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

SİVEREK'TE TARİHİ ESERLER VE CAMİLER

SİVEREK'TE TARİHİ ESERLER VE CAMİLER SİVEREK'TE TARİHİ ESERLER VE CAMİLER» Genel Bilgi» Ulu Camii» Gülabibey Camii» Sulu Camii» Haliliye Camii» Eski Hükümet Konağı ve Gazipaşa İlkokulu» Yeraltı Hamamı» Abdalağa Hamamı» Hanlar» Serap Çeşmesi...»

Detaylı

ELMALILI M. HAMDİ YAZIR SEMPOZYUMU

ELMALILI M. HAMDİ YAZIR SEMPOZYUMU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ ELMALILI M. HAMDİ YAZIR SEMPOZYUMU 02 04 Kasım 2012, Antalya P r o g r a m 1. Gün (2 Kasım 2012 Cuma): Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Konferans Salonu, Kampüs

Detaylı

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.)

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) (TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) Adı Soyadı (Unvanı) Akartürk Karahan (Yrd.Doç.Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009 E-posta: (kurum/özel) akartrk@yahoo.com Web sayfası

Detaylı

Doktora Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008

Doktora Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008 ÖZGEÇMİŞ I. (Ana sayfada görünecektir.) Adı Soyadı (Unvanı) Miyase Koyuncu Kaya (Yrd. Doç.Dr.) Doktora: Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008 E-posta: (kurum/özel) mkkaya@ybu.edu.tr Web sayfası

Detaylı

GÜZ DÖNEMİ SEÇMELİ DERS LİSTESİ

GÜZ DÖNEMİ SEÇMELİ DERS LİSTESİ V. Bilgi Kitapçığı (Program Katalogu Bilgileri) Program Tanıtımı Programı farklı yönlerden ( misyon, amaçlar, hedefler, programın gücü, mezunlar için fırsatlar vb. açılarından), akademik bir bakış açısıyla

Detaylı

MİMARİ PROJE RAPORLARI

MİMARİ PROJE RAPORLARI BACA +9.06 alaturka kiremit %33 eğim +8.22 +8.35 %33 eğim %33 eğim +7.31 +7.10 +6.45 yağmur oluğu +6.45 P1 P1 P1 P1 P1 P1 +5.05 +5.05 giyotin pencere giyotin pencere giyotin pencere giyotin pencere giyotin

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

MİMARİ PROJE RAPORLARI

MİMARİ PROJE RAPORLARI BACA +9.06 alaturka kiremit %33 eğim +8.22 +8.35 %33 eğim %33 eğim +7.31 +7.10 +6.45 yağmur oluğu +6.45 P1 P1 P1 P1 P1 P1 +5.05 +5.05 giyotin pencere giyotin pencere giyotin pencere giyotin pencere giyotin

Detaylı

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ

MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ MİMARİ RESTORASYON ÖĞRENCİLERİ EĞİTİM GEZİSİ Maltepe Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Programı olarak 01 Kasım 2013 Cuma günü Koruma Kuramı ve Geleneksel Yapı Bilgisi I dersleri kapsamında

Detaylı

HUKUK FAKÜLTESİ / Tel.: 0 446 225 17 41-42-43 Birim Koordinatörü Doç. Dr. Ayhan DÖNER adoner@erzincan.edu.tr

HUKUK FAKÜLTESİ / Tel.: 0 446 225 17 41-42-43 Birim Koordinatörü Doç. Dr. Ayhan DÖNER adoner@erzincan.edu.tr HUKUK FAKÜLTESİ / Tel.: 0 446 225 17 41-42-43 Doç. Dr. Ayhan DÖNER adoner@erzincan.edu.tr Hukuk Arş. Gör. Serdar YILDIRIM serdaryildirim@erzincan.edu.tr EĞİTİM FAKÜLTESİ / Tel.: 0 446 224 00 89 Doç. Dr.

Detaylı

Roma İmparatorluğu nda uygulanan taş kaplı yol kesiti A: toprak, B-D: taş katmanlar, E: taş kaplama, F: kaldırım ve G: bordür

Roma İmparatorluğu nda uygulanan taş kaplı yol kesiti A: toprak, B-D: taş katmanlar, E: taş kaplama, F: kaldırım ve G: bordür KARAYOLLARI İLK KEZ MEZOPOTAMYA DA GELİŞTİ İlk taş kaplı sokak, Ur kentinde geliştirildikten sonra İranlılar krallar yolunu yaptı. Romalılar karayollarını mükemmelleştirip ilk karayolu ağını kurdu. Mezopotamya

Detaylı

2013 YILI TRİPOLİS ANTİK KENTİ KAZI VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI

2013 YILI TRİPOLİS ANTİK KENTİ KAZI VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI 1 2013 YILI TRİPOLİS ANTİK KENTİ KAZI VE RESTORASYON ÇALIŞMALARI Tripolis Antik Kenti, Denizli nin Buldan İlçesi ne bağlı Yenicekent kasabası sınırları içerisinde yer almaktadır. Büyük Menderes (Maiandros)

Detaylı

ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ YARIYIL SONU SINAV PROGRAMI Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati

ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ YARIYIL SONU SINAV PROGRAMI Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati Dersin Kodu ANTROPOLOJİ BÖLÜMÜ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ YARIYIL SONU SINAV PROGRAMI Dersin Adı Sınav Tarihi Sınav Saati Derslik 1. Öğr. 1 1209202 Evrimin Temel İlke ve Kuramları 11.05.2015

Detaylı

Derece Alan Üniversite Yıl

Derece Alan Üniversite Yıl 1. Adı Soyadı : Masoumeh KHANZADEH 2. Doğum Tarihi : 1974 3. Unvanı : Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu :Sanatta Yeterlik 5. Çalıştığı Kurum :Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

Detaylı

TEOS ARAŞTIRMALARI,1996

TEOS ARAŞTIRMALARI,1996 TEOS ARAŞTIRMALARI,1996 Numan TUNA* Teos araştırmaları ı 996 yılı kampanyası Eylül ayında, 20 günlük bir çalışma ile gerçekleştirilmiştir. ı 996 yılı çalışmaları, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Tarihsel

Detaylı

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR ANABİLİM DALI ADI SOYADI DANIŞMANI TARİHİ :TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI : Yasemin YABUZ : Yrd. Doç. Dr. Abdullah ŞENGÜL : 16.06.2003 (1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR Kökeni Antik Yunan

Detaylı

Doktora İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2000

Doktora İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2000 ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı (Unvanı) Sıddık ÇALIK (Yrd. Doç. Dr.) Doktora: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2000 E-posta: (kurum/özel) scalik@ybu.edu.tr-siddikcalik@gmail.com Web sayfası Santral

Detaylı

İnsanların var oluşundan yazının icadına kadar olan döneme denir. Tarih öncesi devirlerin birbirinden

İnsanların var oluşundan yazının icadına kadar olan döneme denir. Tarih öncesi devirlerin birbirinden Tarih Öncesi Devirlerde Anadolu Video Ders Anlatımı TARİH ÖNCESI DEVİRLERDE ANADOLU Türkiye tarih öncesi devirlerde üzerinde birçok medeniyet kurulan çok önemli bir yerleşim merkeziydi. Ülkemizin tarihi

Detaylı

22. ARAŞTIRMA SONUÇLARI TOPLANTISI 2. CİLT

22. ARAŞTIRMA SONUÇLARI TOPLANTISI 2. CİLT T. C. K Ü L T Ü R V E T U R İ Z M B A K A N L I Ğ I Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 22. ARAŞTIRMA SONUÇLARI TOPLANTISI 2. CİLT 24-28 MAYIS 2004 KONYA T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI

Detaylı

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER VOLUME: XXVII JULY 2011 NUMBER: 80 Mart, Temmuz ve Kasım Aylarında Yayımlanan Hakemli Dergi Peer Reviewed Journal Published in March, July and November ATATÜRK KÜLTÜR,

Detaylı

EGE ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJE KESİN RAPORU EGE UNIVERSITY SCIENTIFIC RESEARCH PROJECT REPORT. 4,5 cm

EGE ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJE KESİN RAPORU EGE UNIVERSITY SCIENTIFIC RESEARCH PROJECT REPORT. 4,5 cm A4 2,5cm YAZI KARAKTERİ: TIMES NEW ROMAN EGE ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJE KESİN RAPORU EGE UNIVERSITY SCIENTIFIC RESEARCH PROJECT REPORT İLK PENCERE: Proje adı 12 punto ile en fazla 38 Karakter

Detaylı

Yeni Türk Edebiyatında Kadıköy. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER. 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979. 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr.

Yeni Türk Edebiyatında Kadıköy. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER. 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979. 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 1. Adı Soyadı: Haluk ÖNER 2. Doğum Tarihi: 11.10.1979 3. Unvanı: Yrd. Doç. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili Ve Edebiyatı Marmara 2000 Y. Lisans Yeni Türk Edebiyatı Marmara

Detaylı

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER VOLUME: XXVII NOVEMBER 2011 NUMBER: 81 Mart, Temmuz ve Kasım Aylarında Yayımlanan Hakemli Dergi Peer Reviewed Journal Published in March, July and November ATATÜRK KÜLTÜR,

Detaylı

2. Gün 30/10/2016 Tebriz Sabah kahvaltımızın ardından tam günlük turumuza başlıyoruz ve 1958 tarihinde kurulmuş ve üç büyük salon, bahçe, ofis

2. Gün 30/10/2016 Tebriz Sabah kahvaltımızın ardından tam günlük turumuza başlıyoruz ve 1958 tarihinde kurulmuş ve üç büyük salon, bahçe, ofis İran Turu Geniş topraklarının binlerce yıllık geçmişi sizi insanlık tarihinin bir retrospektifine çağırıyor... Kültürel ve siyasal değişimler bir tarih kitabının en kapsamlı içeriğini oluşturur cinsten...

Detaylı