KENDİMLE İLGİLİ. Yıllar ağır ağır aşındırır Olgunluk çağına varmış güçleri. Lucretius

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "KENDİMLE İLGİLİ. Yıllar ağır ağır aşındırır Olgunluk çağına varmış güçleri. Lucretius"

Transkript

1 MİCHEL DE MONTAIGNE Okuyucuya Bu kitapta hiç yalan yok. Ben, burada gerçekleri yazmaktan başka bir amaç gütmedim. Sizlere hizmet etmek ya da kendim için ün kazanmak aklımdan hiç geçmedi. Zaten böyle bir amaç peşinde koşmaya gücüm yetmez. Bu kitabı, yakınlarımın yaşamını kolaylaştırmak için yazdım. Benim hakkımda daha ayrıntılı ve daha canlı bilgileri olsun, istedim. Kendimi beğendirme gibi bir derdim olmadı. Olsaydı, özene bezene yazardım kendimi. Kitabında her günkü doğal hâlimle olmak isterim. Kitabında bütün kusurlarım, nasıl bir insan olduğum, terbiyenin izin verdiği ölçüde açık olarak görülecektir. Eğer ilk zamanların doğal bir biçimde yaşayan insanları arasında yaşıyor olsaydım, inanın kendimi çırılçıplak da gösterirdim. Kısacası sayın okuyucu, kitapta yazılı olan benim. Boş vaktini böyle gereksiz bir konuya harcaman da pek akıllıca değil. 1 Mart 1580 Montaigne DENEMELERİN KONUSU imileri insanoğlunu eğitirken ben onu anlatmayı yeğliyorum. Bu konuda kendimi de kötü K yetişmiş bir insan örneği olarak gösteriyorum. Kendime yeniden bir biçim şansım olsaydı, bunu kuşkusuz olduğundan çok daha iyi yapardım. Artık olan olmuş. Kendimi anlatırken söylediklerim, farklı ve değişken olmakla birlikte gerçeğe hiç de aykırı değildir. Dünya durmayan bir salıncaktır. Kafkas ın kayalıkları, Mısır ın piramitleri hem çevresiyle birlikte hem de kendi kendine sallanır. Durmanın kendisi bile daha yavaş bir salıntıdan başka bir şey değildir. Hep aynı durumda kalmak elimde değil. Benliğim de doğal bir sarhoşlukla salına serpile yürüyüp gidiyor. Onu belli bir noktada, canımın istediği bir durumuyla alıyorum. Yani duruşu değil, ilerleyişi anlatıyorum. Ama yaşlar arasındaki farkı ya da halkın dediği gibi yedi yıldan yedi yıla ilerleyişi değil, günden güne, dakikadan dakikaya geçişi. Öykümü saati saatine yazmam gerekiyor. Çünkü her an değişebilirim. Yalnız durumum değil, amacım da değişebilir. Benim yaptığım, değişen ve birbirinden farklı olayları, tutarsız ve bazen de çelişkili düşünceleri yazıya dökmektir. Acaba değişiyor muyum yoksa aynı konuları aynı koşullara ve ayrı bakış açılarına göre mi ele alıyorum? Her ne ise kendi kendimden farklılaştığımı oluyor. Fakat Demodes in dediği gibi, gerçekten hiç ayrılmıyorum. Benliğim bir yerde durabilseydi, kendimi denemekte kalmaz, bir karara varırdım. Ruhum sürekli bir arayış içinde. Benim anlattığım hayat, sade ve gösterişsiz; herhangi bir zararı yok. Bütün ahlak felsefesi sıradan ve kendi halinde bir hayatı da yansıtabilir, zengin ve gösterişli bir hayatı da. Her insan benliğinde, insanlığın tüm hâllerini barındırır. İyi bir okuyucu, başkalarının yazdıklarında, yazarın düşünemediği birçok güzellik bulabilir. Böylece okuduğu daha derin ve zengin bir anlam kazanır. Başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsek bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. KENDİMLE İLGİLİ edenim sağlam yapılı ve iricedir. Boyum ortanın altında, yüzüm dolgundur. Gençliğimden beri B sağlıklıyımdır. Çok seyrek hastalanmışımıdır. Hüzünle sevinç arasında bir kişilik yapım vardır. Ayrıca epeyce sıcakkanlıyımdır. İşte, kırk yaşımı geçip yaşlılık yolunu çıkmaya başlayana kadar böyle biriydim. Şimdiyse: Yıllar ağır ağır aşındırır Olgunluk çağına varmış güçleri. Lucretius Benim durumum bundan sonra, ancak yarım bir varlık olacak. Eskisi gibi olamayacağım. Her gün biraz daha uzaklaşıyorum kendimden. Bir şey koparır bizden, yıllar geçip giderken. Horatius KENDİMİZ GİBİ DÜŞÜNME erdeyse tüm görüşlerimiz, düşüncelerimiz, üstün sayılan kişilerden gelme; başkalarından alınmadır. Aslında hiç de kötü değil öyle olması. Öylesine zayıf bir çağda yaşıyoruz ki N

2 DENEMELER görüşlerimizi kendimiz seçsek en kötülerini seçerdik. Sokrates in bize dostlarınca aktarılan konuşmalarını herkes beğendiği için biz de beğeniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak değil. Öylesi konuşmalar geçerli değil bugün. Aramızda Sokrates e benzer biri çıkarsa çok azımız değer verirdi ona. Hepimiz güzel olan şeyleri yalnız sivri, şişkin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf ve sade olanlar bizim kaba gözlerimizden kolayca kaçıyor. Öylelerinin ince ve gizli yanları var. İnsanın pussuz, yıkanmış, arınmış bir bakışı olmalı ki o gizli ışıltıyı görebilsin. Biz saflığı budalalıkla eş anlamda kullanıp kınamıyor muyuz? Sokrates doğal ve herkesinkine benzer yoldan yürütüyor düşüncesini. Bir köylü, bir kadın onun gibi söyler söyleyeceğini. Sözünü ettiği insanlar yalnız arabacılar, doğramacılar, terlikçiler, dülgerlerdir. Açıklamaları, benzetmeleri hep insanların en basit, en ortadaki eylemlerinden alınmadır. Böylece herkes anlar. Öyle kaba bir biçimin altında onun yüce düşüncelerinin soyluluğunu, zenginliğini göremezdik biz. Biz ki bilgiçlerin önem vermediği her şeyi adi, aşağılık sayarız inanırız. Bizim dünyamız gösteriş üzerine kurulmuş. Sokrates boş hayaller peşçinde koşmuyor. Amacı bize, yaşamaya gerçekten ve sıkı sıkıya bağlı ve yararlı bilgiler, öğütler vermek. İşini düzenlemek, ödevini gözetmek ve doğaya uymak. Lucianus Sokrates hep kendisi olarak kaldı ve en son güçlülük basamağına da sıçramalarla değil kendiliğinden yükseldi. Daha doğrusu hiçbir yere yükselmedi de bütün terslikleri, bütün zorlukları kaynaklarına, doğal çıkış noktalarına indirdi. Çünkü söz gelişi, Cato da orta hâlli insanları çok aşan gergin bir tutum görüyoruz. Yaşadığı yiğitlik serüvenlerinde onu hep dünyaya pek yükseklerden bakar görüyoruz. Oysa Sokrates in ayağı hiç yerden kesilmiyor. En yararlı düşüncelerini gevşek ve özentisiz adımlarla yürütüyor. Ölümle ve insan yaşamında başa gelebilecek en belalı durumlarda da öyle davranıyor. KENDİMİZİ ANLATABİLMEK linus un söylediği gibi, herkes kendisi için bir derstir. İnsan kendisini yakından görmeyi bilmeli. P Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir. Başkasına değil, kendime ders veriyorum. Ama bunu yaparken başkalarına da anlatmakla kötü bir iş yapmıyorum. Bana birçok yararı olan bu iş, belki başkasına da faydası olur. Zaten ben, yalnız kendimle uğraşıyorum. Çılgınlık yapıyorsam bundan zarar görecek başkası değil, benim! Çünkü bu, bende başlayıp bende bitiyor, hiçbir kötülüğe yol açmıyor. Eskilerden çok az kişinin bu işi denediğini söylerler. Ama onların yalnız adlarını bildiğimiz için benim yaptığımın aynısını yapıp yapmadıklarını söyleyemeyiz. Ruhumuzun ele avuca sığmayan derinliğini gözlemek, onun bilinmeyenlerine kadar inmek, farklı hâllerdeki nicelikleri ayırt edip yazmak, düşünüldüğünden daha zor bir iştir. Ama bir taraftan da bu işin o kadar farklı bir zevki de var ki insanı en önemli dünya işlerinden çekip alıyor. Birkaç yıldır düşüncelerimin kendimden başka amacı yok. Yalnız kendimi sorguya çekiyor ve inceliyorum. Başka şeyleri de incelediğim oluyor. Ama onu da bir şekilde kendime çekiyor, daha doğrusu kendime mal ediyorum. Bütün bilimlerde olduğu gibi, burada da öğrendiklerimi başkalarına bildiriyorsam bunda hiçbir kötülük görmüyorum. Fakat öğrendiklerimle yetinmiyorum. İnsanın kendini anlatmasından daha zor ve daha yararlı hiçbir şey yoktur. Ben durmadan kendimi düzenliyorum. Çünkü durmadan kendimi anlatıyorum. İnsanın kendinden söz etmesi kötü değerlendirilir. Çünkü bu, kendini övmek gibi görünür. Kendini öven insanlar, kimsenin hoşuna gitmez. Ama kendinden söz etmeyi yasaklamak, çocuğun burnunu silecek yerde, burnunun koparmak gibi bir şey olur. Hata yapma korkusuyla suç işliyoruz. Horatius Ben bu durumu kârlı görmüyorum. Hatta kendimden söz etmek, övünmek olarak değerlendirilse bile ben, asıl amacıma bağlı kalmak için bu işten kaçınmamalıyım ve yaptığım bu hatayı gizlememeliyim. Ama bana sorarsanız, İnsanlar içip sarhoş oluyor. diye, şarabı yasak etmek de yanlıştır. Kendinden söz etmenin kötü değerlendirilmesi, bence yalnız halkın düşeceği kaba hatalardan dolayıdır. Bu kurallar budalalara vurulan dizginlerdir. Ne azizler ki bunlar kendilerinden söz ederler- ne filozoflar ne de bilginler bu kurallara uyar. Onlarla hiçbir benzerliğim olmamasına karşın ben de bu kurallara uymuyorum. Onların amacı kendilerini anlatmak değildir. Ama sırası gelince de kendilerini göstermekten çekinmezler. Sokrates, kendinden söz ettiği kadar başka neden söz eder? Öğrencilerine kendilerinden söz etmeyi, kitaplardan öğrendiklerini değil, içlerinde olup bitenleri anlatmayı öğretmez mi? Tanrı ya kendimizden söz etmiyor

3 MİCHEL DE MONTAIGNE muyuz? Şimdi diyeceksiniz ki Tanrı ya yalnız kötü taraflarımızı anlatırız. Ama bu, her şeyi söylüyoruz, demektir. Çünkü iyi tarafımız da bütün günahlardan arınmış değildir. Yaşamak, benim için bir sanat ve meslektir. Bana, hayatımı gördüğüm ve yaşadığım gibi anlatmamı yasak edenler, mimara da Kendi bilginle değil, başkasının bilgisiyle işinden söz edeceksin. desinler. İnsanın kendi değerlerini ortaya koyması övünme ise neden Cicero Hortentius un, Hortentius Cicero nun söz güzelliğini anlatıyor? Bana, Kendini sözle değil, yaptığın işlerle anlat. Diyebilirler. Ben, her şeyden önce düşüncelerimi anlatıyorum. Bunları övünülecek bir eser hâline getirmekte güçlük çekiyorum. Yaptığımız işler daha çok rastlantı eseridir. Bu işler kendi özlerini belli ederler. Beni ise ancak belli belirsiz, belki bir parça gösterebilirler. Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum! Öyle bir beden yapısı koyuyorum ki ortaya; damarları, kasları, her şeyi yerli yerinde görüyorsunuz. Ben yalnızca yaptıklarımı değil, kendimi, öz benliğimi sunuyorum. İnsan kendini tanımaya çalışırken dikkatli olmayı; iyi ve kötü yönlerini aynı titizlikle ortaya çıkarmalıdır. Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendini olduğundan küçük göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır. Kendine değerinden az değer biçmek korkaklıktır. Aristoteles e göre, hiçbir iyilik, sahtesiyle bir arada olmaz. Doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan büyük göstermek de gururdan değil, budalalıktandır. Bence bu kendini beğenme hastalığının nedeni kendini fazla sevmektir. Bunun çaresi, kendinden söz etmeyi yasaklayan ve böylece bizi kendimiz üzerinde düşünmekten büsbütün alıkoyanların dediklerinin tam tersini yapmaktır. Gurur insanın düşüncesidir. Söze dökülen ise onun çok küçük bir parçasıdır. Bu adamlara göre, insanın kendi üzerinde durması, kendinden hoşlanması, hep kendisiyle uğraşması, kendine fazla düşkün olması demektir. Ama aşırı bencil olanlar, kendilerini üstünkörü tanıyanlar, önce işlerine bakanlardır. Onlara göre kendi kendisiyle baş başa kalmak, sırtüstü yatıp vakit öldürmektir. Ruhunu zenginleştirmeye, kendini olgunlaştırmaya çalışmak, boş hayaller kurmaktır. Sanki kendimiz, bize yabancı birisiymiş gibi. Kendi beynine hayran olan bir adam, geçmiş yüzyıllara göz atarsa yüzlerce devin ayakları altında kalacaktır. Kendi mertliğiyle övünüyorsa onu çok geride bırakan Scipion un, Epaminondas ın ve bütün orduların ve ulusların hayatlarını hatırlasın. İnsan, kendindeki yetersiz değerleri, üstelik insan hayatının hiçliğini hesaba katarak düşünecek olursa isteğine uyup kendini gerçekten tanımasını ve küçük görmesini bildiği için bilge olmaya hak kazanmıştır. Kendini böylesine samimi tanıyan adam, istediği kadar kendinden söz etsin. KENDİMİZİ İNCELEME erhangi bir konuda en çok kendimi dinledim. Benim fiziğim, de, metafiziğim de budur. H Bu dünya evini nasıl yürütür Tanrı; Ay nasıl yükselir, ufaldıkça ufalır; Her ay nasıl bütünlenir dolunay; Deniz üstünde niçin bu yeller, Eurus un getirdiği; Nerden gelir bulutları yapan tükenmez su, Buraya gelsin gün gelip yıkılacaksa dünya. Propertius Arayın, siz ki bilmek kaygısındasınız. Lucianus Kendimi üniversite içinde hiçbir şey bilmiyormuşçasına, kaygısızca dünyanın genel yasasına bırakıyorum. Bu yasayı içinde hissettiğimde yeterince biliyorum, sayılır. Benim bilmem, yolunu değiştirmiyor onun. Benim için de değişeceği yok bu yasanın. Böyle bir şeyin olabileceğini düşünmek delilik, bu yüzden derde düşmekse daha büyük bir deliliktir. Çünkü bu yasa her yerde bir, herkes için orta malıdır. Bir yöneticinin iyiliği ve gücü, bizim yönetim işlerine karışmamızı gerektirmeyecek büyüklüktedir. Felsefi soruşturmalar, derin düşünceler sadece merakımızı belemeye yarar. Felsefeciler zaten haklı olarak doğanın kurallarına uymayı öğütlerler bize. Ama bu kurlalar o kadar da yüksek bilgiler istemez. Felsefeciler bu kuralları aslında uzaklaştırıyorlar ve doğanın yüzünü bize boya olarak gösteriyorlar. Bu yüzden de aynı olan birçok şeyin, birbirinden farklı bir sürü resimleri çıkıyor ortaya.

4 DENEMELER Kendini olabileceği kadar yalın bir sadelikle doğaya bırakmak en akıllıca bırakmadır. İyi yapılı bir kafanın dinlenmesi için bilgisizlik ve ilgisizlik ne tatlı, ne yumuşak, hem de sağlık için ne yararlı bir yastık! Cicero yu iyi anlamaktan çok kendimi iyi anlamayı isterdim. Kendi üzerimde edindiğim ahlak, iyi bir öğrenci olsam kendimi adam etmeme yeter de artar bile. Geçirdiği aşırı öfkeyi ve bu azgınlığın kendisine nelere mal olduğunu aklında tutan kişi, öfkenin çirkinliğini Aristoteles te okuyacaklarından daha iyi görür ve daha haklı bir nefret duyardı ona karşı. Göze aldığı, başından attığı belaları, ne sudan bahanelerle bir durumdan ötekine geçiverdiğini aklında tutanlar, olabilecek değişikliklere ve durumlarını kavramaya hazır olurlar. Caesar ın hayatındaki ibret dersleri bizim hayatımızdakinden daha fazla değildir. İmparatorların, halkın, herkesin hayatında bütün insanlık hâlleri vardır. Yalnız, dinlemeyi bilelim. Ne eksiğimiz olduğunu kendi kendimize hep söylemekteyiz. Bir düşüncesinde kaç kez aldandığını unutmamış insan, ne kadar budala olmalı ki kendi düşüncesinden kuşku duymasın. Kendi kendimizi tanımamız öğüdü ne kadar önemli olmalı ki bilim ve ışık Tanrısı Apollon, bize diyeceklerinin özeti olarak onu, tapınağının en dikkat çeken yerine yazdırtmış. Platon bilgeliğin, bunu yerine getirmekten başka bir şey olmadığını söyler. Sokrates de bunu Xenopanes diyalogunda en ince ayrıntısına kadar doğrular. Bilimdeki zorlukları ve karanlık yanı o bilime girenler bilir yalnızca. Çünkü bilmediğini bilmek için anlayış olmalı insanda. Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir. NASIL KONUŞMALI özün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına S uydurmayı daha doğru bulurum. Biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. Söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. İster kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. Güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. Dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. Konuşma, Sueton un, Julius, Caesar ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın. Söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. Gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. Ah, keşke Paris te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem! KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ orbalığın her çeşidinden ister sözle olsun, ister davranışla, nefret ederim. Düşüncemizi duygu Z yoluyla aldatan gösterişlerle arama her zaman mesafe koymuşumdur. Üstün sayılan insanlara yakından bakınca anladım ve gördüm ki çoğu senin benim gibi insanlar. Yüksek mevkilerde sağduyuya az rastlanır. Juvenalis Kralların en hayret ettiğim tarafı, hayvanlarının bu kadar fazla olmasıdır. Her şeyimizi emirlerine verelim, ama düşüncemiz bize kalsın. Önlerinde bükülen, dizlerimiz olsun, aklımız değil. Melanthius a, Dionysios un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü sormuşlar. Laf kalabalığından tragedyayı göremedim ki demiş. Onun gibi, büyüklerin nutukları üstüne hüküm verecek olanlar da şöyle diyebilirler: Bu kadar ciddilik, büyüklük, şatafat içinde sözlerinin gerçek anlamı anlaşılmıyor ki. Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve ürünlerle de bir araya geldi mi, büsbütün tehlikeli oluyor. Geçen gün bir yerde ünlü bir adam, masasında rahat rahat böyle düşünmüyorsa yalancıdır, cahildir İnsan düşüncesi böyle bir yola saptı mı hançerinizi hazırlayın ve tetikte durun. Tüm okullarda bütün filozofları birleştiren güzel bir anlaşma konusu varsa o da en iyi şeyin ruh ve beden rahatlığı olduğudur. Ama nerede, kimde ve nasıl bulabilirsiniz bu rahtlığı? Güzel olayların, davranışların karşılığını başkalarından beklemek, çok kararsız ve belirsiz bir varlığa bel bağlamak olur. Ben neysem, nasıl bir durumdaysam, yaptığım hareketler de ona göre, ona uygun olur. YAZARKEN DİKKAT ETTİKLERİM eni etkilerler diye yazmaya başlarken kitapları aklımdan çıkarırım. Gerçekten de iyi yazarlar; B üstüme yüklenir, cesaretimi kırarlar benim. Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri yapar buna rağmen uşaklarına, dükkâna hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı tembih edermiş. Ben de

5 MİCHEL DE MONTAIGNE öyleyim. Hatta çalgıcı Antigenides in bulduğu çare benim daha çok işime gelirdi. Bir şey çalacağı zaman, kendinden önce ve sonra halka doyasıya kötü şarkılar dinletirmiş. Yine de Plutarkhos tan kolay kolay vazgeçmem. O kadar dünyayı içine almış ki bu adam, ne yaparsanız, hangi olmayacak konuyu ele alsanız bir taraftan gelir işinize karışır ve size türlü zenginlikler, güzelliklerle dolu cömert bir el uzatır. Her gelene kendinden bu kadar kolay güzellikler vermesi bayağı zoruma gidiyor. Neredeyse biraz tuttunuz mu, kolu veya kanadı elinizde kalır. Ben istediğim gibi yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, söz söyleyemeyeceği yabancı bir ülkede oturuyorum. Burada tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latincesini bilmez, hele Fransızcasını hiç anlamaz. Başka yerde daha iyi yazardım belki. Ne var ki yazdığım şey daha az benim olurdu. Benim özellikle dikkat ettiğim, yazımın tam anlamıyla kendime ait olmasıdır. Ben yazarken kendimi serbest bıraktığım için bol bol hata yaparım. Bunları sonra düzeltebilirdim. Ama o zaman, benim malım olmuş kusurları düzeltmekle kendi kendimi yanlış tanıtmış olurdum. Sen kaba kaba benzetmeler yapıyorsun! Bu kelime Gaskonya kokuyor. (Ben Fransız sokaklarında söylenen hiçbir sözden kaçmam, gramer adına kullanılan dile çatanlar benimle alay ederler.) bak, şu cahilce söze. Akla aykırı laf ediyorsun. Fazla ileri gidiyorsun. Sen boyuna kendinle oynuyorsun, gerçeği söylediğin de herkes yalan sanacak. dediler mi, Doğru! derim. Ama ben dikkatsizlikten gelen hatalarımı düzeltsem bile, bende alışkanlık hâline gelmiş olanları düzeltemem. Ben hep böyle konuşmuyor muyum? Her yerde böyle göstermiyorum muyum kendimi? Yazarken aradığım da bu zaten. Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün. Kral Dionysius, Odysseus un dertlerini irdeleyip kendi dertlerini bilmeyen dil bilginleriyle; çalgı aletlerini akort etmesini bilip yaşayışlarını akort etmesini bilemeyen müzisyenlerle; adaletten söz edip adaleti uygulamayanlarla alay edermiş. DÜŞÜNCE VE BİLGİ aha iyi ve daha akıllı olmak için öğrenim görürüz. Epiharmus, İnsan düşünce ile görür ve D duyar; her şeyden yararlanan, her şeyi düzene sokan, başa geçip yöneten düşüncedir; geri kalan her şey kör, sağır ve cansızdır! der. Bir çocuğa kendi başına bir şey yapma özgürlüğünü vermekle onu korkak bir köle durumuna sokuyoruz. Retorika ve gramer konularında öğrencisinin ne düşündüğünü hangi öğretmen sormuştur? Bunları Tanrı sözüymüş gibi belleğimize basmakalıp yapıştırırlar. Harfler ve kelimeler, anlatına şeyin kendisi hâline gelir. Ezbere bilmek, bilmek değildir. Sadece belleğimize emanet edilen bir şeyi saklamaktır. İnsan, kendinde olan bilgiyi, her durumda ustasına bakmadan, kitaptaki yerini aramadan, istediği gibi kullanır. Sadece kitaptan edinilen bir bilgi ne kadar sıkıcıdır! Böyle bir bilgi bir süs olarak kullanılsın. Ama kesinlikle temel olarak değil! Platon da gerçek felsefenin sağlam irade, inanç ve dürüstlük olduğunu; amaçları başka olan öteki bilimlerinse sadece süs olduğunu söyler. BİLİM VE YAŞAM ilmek ve bilememek nedir? Eğitimin amacı ne olmalıdır? Yiğitlik, tok gözlülük ve dürüstlük B nedir? İyiye özenmeyle açgözlülük, krala bağlılıkla kölelik, özgür yaşamakla keyfine göre yaşamak arasında nasıl farklar vardır? Ölümden, acıdan ve ayıptan ne zaman korkulmaz? Neyi özlemeyiz? Neye yarar Bunca zahmetle kazanılan para? Nedir adaletin, insanların bizden beklediği? Tanrı ne olmamızı istemiş bizim? Neyiz? Neyin peşinde koşuyoruz? Persius İşte ona bunları söyleyeceğiz. Yani öğrenciye. Çünkü insanın zihnine dolduracağımız ilk sözler, onun ahlakını ve ruhunu yoğuracak, ona kendini tanımasını, iyi yaşamasını ve iyi ölmesini öğretecektir. Bilimleri öğrenmeye, bize özgürlüğümüzü verecek olanlarla başlayalım. Hayatımızdaki her şeyin nasıl işe yarar bir tarafı varsa, bütün bilimlerde, şu veya bu şekilde hayatımız için yararlı olabilirler. Ama biz, amacı doğrudan doğruya hayat olan bilimi seçelim. Hayatımızın bağlantılarını, olması gereken biçimde ve doğal sınırlar içinde tutmasını bilseydik işimize yarar diye edindiğimiz bilgilerden çoğunun işe yaramadığını görürdük. İşimize yarayan bilimlerin içinde bile atılması doğru olan gereksiz şişirmeler, ayrıntılar vardır. Sokrates in istediği eğitimi yararlı bilgilere yönlendirmek daha doğru olur.

6 DENEMELER Erdemli olmayı göze al; bu yola gir; İyi yaşamayı sonraya bırakan; Yolu üzerinde bir ırmağa rastlayıp da Akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer; Irmak hiç durmadan akıp gidecektir. Horatius Çocuklarımıza kendi dünyalarından önce, göklerdeki yıldızlardan ve devinimlerin bilimini öğrenmek büyük bir saflıktır. Çocuklarımıza ilk önce kendi iç dünyalarına bakabilmeyi öğretmeliyiz oysa. Anaksimenes, Pythagoras a şunu yazmış: Gözlerimin önünde ölü ve kölelik dururken yıldızların düzeniyle nasıl uğraşabilirim? (O dönemde İranlılara karşı savaşa hazırlanıyorlardı.) Herkesin böyle düşünmesi gerekli; para hırsı, mevki tutkusu, saygısızlık, geri kafalılık içimizden yıkarken bizi, gidip de dünyanın dönüşüyle mi uğraşacağım? Çocuğa, kendini tanımasını, daha akıllı olup aklını kullanabilmesini, daha iyi ve cesur olmasına yarayacak şeyleri öğrettikten sonra mantığın, fiziğin, geometrinin, güzel konuşmanın ne olduğunu öğretiriz. Böylece aklını kullanmaya başladıktan sonra tercih edeceği bilimin kolayca hakkından gelebilir. BİLGİNİN KULLANILMASI endini çok yükseklerde görmekten ileri gelen başka bir türü vardır alçak gönüllülüğün. Birçok K şeyde bilgisizliğimizi kabul ederiz, akıl erdiremediğimiz yönler olduğunu ahlaklıca açığa vururuz. İsteriz ki bizi dürüst, namuslu adam bilsinler ve başka şeyleri bildiğimizi ileri sürdüğümüz zaman inansınlar. Anlaşılmaz şeyleri, mucizeleri uzakta aramaya ne gerek var? Her gün gördüğümüz şeyler arasında öyle anlaşılmaz gariplikler var ki mucizeler oyuncak kalır onların yanında. Bizi dünyaya getiren tohum, o bir damla sıvı ne müthiş şeydir. İçinde babamızın yalnız beden biçimi değil; duyguları, düşünceleri, eğilimleri bile var. Bu bir damla sıvı hâli neresinde saklıyor? BİLMEDİĞİNİ SÖYLEME ünyadaki birçok kötülük, daha cesaretle söyleyeyim, dünyanın bütün kötülükleri bizi, D bilgisizliğimizi açığa vurmaktan kaçınmayan, reddedemediğimiz şeyi kabul etmeye alıştırmalarından kaynaklanıyor. Her şeyden bilmişçe ve kesinlikle söz ediyoruz. Roma da bir âdet varmış. Bir tanığın gözleriyle gördüğünü söylediği ve bir yargıcın en kesin kanıtla ortaya koyduğu şeyden bile, bana öyle geliyor ki diye söz edilirmiş. Olabilecek şeyleri bana hiç şaşmazmış gibi yutturmaya kalktıkları zaman o şeylere karşı nefret uyandırıyorlar bende. Önerilerimizin, küstahlığını yumuşatan şu sözleri severim ben: olabilir ki kimi yerde, kimisi, der ki sanırım. Çocukları eğitecek olsam kestirip atarak değil şöyle sorarak karşılık vermeye alıştırırdım onları; Ne demek bu? Bundan anlamam, olabilir, doğru mu? On yaşında bilginler gibi konuşacaklarına altmış yaşında öğrenci gibi kalsınlar. Bilgisizlikten kurtulmak isteyenin onu açığa vurması gerekir. Bilgisizliğin öylesi vardır ki yücelik ve cömertlikten yana bilimden aşağı kalmaz. O bilgisizliği kavramak için de bilimi kavramak için gerektiği kadar bilgi ister. ÇALIŞMANIN ÖNEMİ ize bir ana gibi davranan doğa, gereksinimlerimizi gidermek zevkli bir işi olsun ve aklımızın B istediği şey, iştahımızın da aradığı şey olsun istemiş. Onun kurallarını bozmaya hakkımız yok. Caesar ın ve İskender in, büyük işleri başarırken doğal, gerekli ve akla uygun zevkleri bol bol tattıklarını görünce buna ruhu gevşetmek demem. Tersine, o zor işleri ve yorucu düşünceleri dinç bir yürekle günlük hayatın bir parçası hâline sokmak, ruhu sağlamlaştırmaktır, derim. Zevklerin gündelik zaferlerini olağanüstü bir iş saymışlarsa bilge adamlarmış. Biz çok şaşkın varlıklarız Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz. Bugün hiçbir şey yapmadım, deriz. Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu, sizin yalnız en önemli işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir Bana büyük işler yapma olanağı verseler de neler yapmaya gücüm olduğunu gösterirdim, deriz. Önce, siz kendi hayatınızı düşünmeyi, yoluna koymayı becerdiniz mi? Bunu yapabildiyseniz bütün işlerin en büyüğünü yapmışsınız, demektir. Kendini göstermek ve önemli işler yapmak için büyük fırsatlara ihtiyaç yoktur. Hangi mevkide olursa olsun, perde arkasında da perde önünde de insan

7 MİCHEL DE MONTAIGNE kendini gösterir. Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı düzeltmektir. Savaşmak, yeni topraklar kazanmak değil, yaşayışımıza düzen getirmektir. En büyük ve en şerefli eserimiz, doğru dürüst yaşamak olacaktır. Geri kalan her şey; başa geçmek, para kazanmak, binalar kurmak Bunlar ufak tefek eklentilerdir. Bir kumandanın, az sonra saldırıya geçeceği bir kalenin eteğinde dostlarıyla serbest ve rahat bir sohbete dalması, Brutus un, herkesin kendisine ve Roma nın özgürlüğüne karşı pusu kurduğu bir sırada gece gezilerinden birkaç saat çalarak tam bir sessizlik içinde Polybius un okuyup notlar yazması ne güzel bir şey! Düşündükçe içim açılır. Ancak küçük ruhlu insanlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler. Ey benimle bu kadar güç işler görmüş yiğitler, Bugün, kederlerinizi şarapla giderin; Çünkü yarın engin denizlere açılacağız. Horatius AKLIMIZ oğadaki diğer varlıklarda olduğu gibi, insanlar için de doğal yasalar vardır. Fakat bizde yitip gitmişlerdir. Çünkü insan aklı her yere elini atıp bir tüzen vermeye, yönetmeye kalkmış; D dünyayı kendi büyük emelleri, kararsız istekleriyle bulandırmış, karıştırmış. Gerçekten bizim olan hiçbir şey kalmamıştır Bizin dediğimiz, sahte bir şeydir. Cicero İnsanlar, her şeyi farklı gözlerle, farklı düşüncelerle görürler. Düşünce ayrılıklarının gerçek nedeni budur. Aynı da olsa herhangi bir şeyin, bir millet bir tarafına, diğer millet başka bir tarafına bakar. Ve o tarafında da durur. Bir çocuğun babasını yemesinden daha korkunç, daha iğrenç bir şey olamaz. Ama eskiden bazı kabilelerde bu âdet varmış. Üstelik bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış. Böylelikle ölü en uygun, en şerefli mezara gömülsün, babaları sindirim yoluyla kendi yaşayan bedenlerine karışıp yeniden yaşasın. Anıları ve vücudu içlerine, tüm hücrelerine yerleşsin, isterlermiş. Böyle bir inancı babasını toprakta çürütüp böceklere yedirmenin en bağışlanmaz günahlardan biri sayılacağını anlamak çok da zor değildir. Kral Dionysios, Platon a İran işi, uzun, işlemeli ve kokulu bir elbise hediye etmiş. Platon, Ben erkeğim; kadın elbisesi giymem. diyerek almamış. Fakat Aristippos almış ve demiş ki: İnsan ne giyerse giysin, erkekse yine de erkektir Dionysios Aristippos un yüzüne tükürmüş. Aristippos umursamamış. Dostları bu küçüklüğünü hatırlattıkları zaman, Ne olacak? demiş. Balıkçılar da bir balık tutmak için baştan aşağı deniz suyuyla ıslanmaya katlanıyorlar. Diogenes, lahanalarını yıkarken yanından geçtiği Aristippos a: İnsanlar arasında yaşamasını bilseydin böyle lahana yıkamazdın. diye cevap vermiş. İşte, akıl, farklı görüşleri insana nasıl da kabul ettiriyor. İki kollu bir testi, ister sağından, ister solundan tut. Lykurgos hırsızlığa başka bir açıdan bakmış. Komşusunun olanı habersizce alan bir adamın gösterdiği cesarete, hıza ve ustalığa önem vermiş. İnsanların kendi malını korumaya çalışmasının millet için çok daha iyi olacağını düşünmüş. Hem saldırmayı hem de savunmayı öğreten bu iki taraflı eğitimin askerlik açısından da yararlı olduğunu düşünmüş ve milletine vermek istediği başlıca bilgi ve değer de askerlik olduğu için, başkasının olanı çalmaktan doğacak olan karışıklıkları, haksızlıkları hiç düşünmemiş. Bana mesken olan toprak, sende savaş belirtileri var. Savaşa hazırlanıyor bu sürüler, bu atlar. Ama biz bunların sabana koşulduğunu da gördük, Aynı boyundurukta yürüdüklerini de; Barış umudumuz yok olmuş değil yine. Virgilius Oğlu öldüğü zaman Solon a, güçsüz ve anlamsız gözyaşları akıtmanın yanlış olduğunu söylemişler. Solon da Güçsüz ve anlamsız oldukları için akmaları daha iyi ya! demiş. Sokrates in karısı, Ah! Bu yargıçlar! Seni haksız yere öldürüyorlar. diye ağlarken Sokrates, Haklı olarak öldürselerdi daha mı iyi olurdu? demiş.

8 DENEMELER Böyle azgınlıkları vardır halkın; Her ülke nefret eder komşusunun tanrılarından Ve inanır gerçekliğine yalnız kendi tanrılarının. Juvenalis Yunanlılarda kulağın delinmesi kölelik belirtisiydi. Biz ise süs için deleriz. Biz karılarımızla gizli sevişiriz. Amerikan yerlileri ise uluorta sevişirlermiş. Diğer kabilelerde tapınağa girene dokunulmazken İskitler, yabancıları tapınaklarında kurban edermiş. ALIŞKANLIK imdi size anlatacağım öyküyü kim uydurduysa alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi Ş anlamış olacak. Bir adam, çobanının, yeni doğduğu zaman sevmesi için yanına getirdiği danayı, sonraki günlerde de kucağına alarak sevmeye devam etmiş. Buna öylesine alışmış ki dana büyüyüp de öküz olduğunda bile her gün onu kucağına almış ve sevip taşıyabilmiş. Gerçekten alışkanlık çok yaman bir öğretmendir ve hiç şakası yoktur. Ağır ağır, sinsi sinsi içimize sızar. Başlangıçta sevimli, alçak gönüllüdür. Ama zaman geçip de oraya yerleşip kökleşti mi öyle azılı, öyle amansız bir hâl takınır kin kendisini eleştirmemize bile izin vermez Asıl eğitimimiz, bizi emzirip büyütenlerin elindedir. Çünkü en büyük kötülüklerimiz küçük yaşlarımızda belirmeye başlar. Çocuk bir kedinin kuyruğunu tutup çeker. Kuşla, köpekle birer oyuncakmış gibi oynayıp yara bere içinde bırakır. Annesi de ona bakıp eğlenir. Kimi baba da oğlunun savunmasız bir uşağı öldüresiye dövdüğünü, bir arkadaşını tehlikeye attığını, aldattığını gördüğü zaman bunu yiğitlik belirtisi sayarak sevinir. Oysa bunlar zalimliğin, zorbalığın, dönekliğin asıl tohumları, kökleridir. Çocukta filizlenirler, sonra alışkanlığın kucağında büyüyüp gelişirler. Bu kötü davranışları yaşın küçüklüğüne ve yapılanın önemsizliğine bakarak hoş görmek tehlikeli bir eğitim yoludur. Çocukta egemen olan doğadır ve doğa gerçekte sadece yeni tomurcuklanırken katıksız ve sağlıklıdır. Hem hırsızlığın çirkinliği, çalman şeye göre değişmez ki. Ha elma çalmışsın ha para. Elma çaldı, ama kasadan para çalmak allına bile gelmez. Diyenlere benim diyeceğim şudur. Elmayı çaldıktan sonra neden parayı da çalmasın? Aslına bizler sandığımızdan çok daha zenginiz. Ama ne yazık ki bizi oradan buradan isteyerek dilenerek yaşamaya alıştırmışlar. Kendimizi bir kenara atarak her durumda çokça başkalarından yararlanmaya zorlamışlar bizi. DOSTLUK izim dostluk dediğimiz, ruhlarımızın beraber olmasını sağlayan bir rastlantı ya da zorunlulukla edindiğimiz yakınlıklardır. Benim anlattığım dostlukta ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış ve kaynaşmıştır ki onları birleştiren dikiş silinmiş ve artık görünmez olmuştur. Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim, sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim. Ruhlarımız o kadar sıkı bir birliktelik içinde yürüdü, birbirini o kadar coşkun bir sevgiyle seyretti ve en gizli taraflarına kadar birsi öyle açıldılar ki ben onun ruhunu benimki kadar tam kalmıyor, kendimden çok ona güvenecek hâle geliyordum. Sıradan dostlukları buna benzetmeye kalkışmayın, Onları, hem de en iyilerini ben de herkes kadar bilirim. O dostluklarda insanın dikkatli yürümesi gerekir. Aradaki bağ, güvensizliğe hiçbir yer vermeyecek kadar düğümlenmiş değildir. Chilon, Dostunuzu, bir gün kendisinden nefret edecekmiş gibi sevin; ondan, bir gün kendisini sevecekmiş gibi nefret edin! demiş. Benim anlattığım yüksek ve yalın dostluk için hiç yerinde olmayan bu söz, öze dostluklar için doğru olabilir. Bunlar için, Aristoteles in sık sık ter şu sözü de kullanabiliriz: Ey dostlarım, dünyada dost yoktur! Artık onsuz, yorgun ve bezgin sürüklenip gidiyorum. Tattığım zevkler bile, beni avutacak yerde ölümünün acısını daha fazla artırıyor. Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik. Şimdi ben onun payını çalıyor gibi hissediyorum. Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden yoksun kalınca, hiçbir zevke kapılmamaya karar verdim. Terentius Her işte onun yarısı olmaya o kadar alıştım ki şimdi artık yarım bir varlık gibiyim. Mademki vakitsiz bir ölüm, ruhumun yarısı olan seni alıp götürdü, yeryüzünde varlığımın yarısından, en aziz parçasından yoksun yaşamaktan ne anlam var? O gün ikimiz birden öldük. Horatius B

9 MİCHEL DE MONTAIGNE Ne yapsam, ne düşünsem onun eksikliğini duyuyorum. Eminim o da benim için aynı şeyleri hissederdi. Çünkü o, diğer bütün değerlerinde olduğu gibi dostluk duygusundan da benden kat kat üstündü. DOSTLUK BAĞI vli bir çiftin arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla azalacağı sanılır. Bence hiç de azalmaz. E Tersine, fazla sürekli bir beraberlik sevgisi soğutur, bozar. Uzaktan her kadın insana hoş gelir. Herkes kendi hayatından bilir ki her gün birbirini görmenin tadı başka, ayrılıp kavuşmanı tadı başkadır. Ayrılıklar benim yakınlarıma sevgimi tazeler, ev hayatımın tadını, artırır. Değişiklik, arzularımı bir o yana, bir bu yana sürtüp kızıştırır. Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan diğer ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Hele evli çiftin dostluğunda, uzun bir iş ortalığı dolayısıyla bizi birbirimize çekecek, hatırlatacak nice bağ vardır. Gerçek dostluğun ne olduğunu bilirim. Bildiğim için de dostumu kendime çekmekten çok, kendimi ona veririm. Ona iyilik etmeyi, onun bana iyilik etmesinden daha çok istemekle kalmam; kendine her edeceği iyiliğin bana da iyilik olmasını isterim. Bana en büyük iyiliği, kendisi iyi olduğu zaman yapmış olur. Bir yere gitmek ona hoş geliyor ya da bir işine yarıyorsa uzakta olması, yanımda olmasından daha iyi gelir. Hele haberleşme olanağı varsa, insan ayrı düşmüş de sayılmaz. Ben bir keresinde dostumdan ayrı kalmakta yarar bile buldum. Birbirimizden uzaklaşmakla hayatımızı daha fazla doldurmuş, olanaklarımızı genişletmiş oluyorduk. Başka yerlerde o benim için yaşıyor, keyif sürüyor, ben de onun için. Hayatın tadını bir aradaymışız gibi çıkarıyorduk. Hatta bir aradayken birbirimizden biri işsiz kalıyordu. O kadar kaynaşmıştık ki ayrı ayrı yerlerde olmakla aramızdaki gönül birliği bir kat daha zenginleşiyordu. DİL DEYİNCE ile değer kazandıran, düşünce ve sanat adamlarının söz ve yazılarıdır. Bu değer kazandırmayı D da dile yenilik getirmekten çok, onu bükmek, olanaklarını çoğaltmak, gücünü artırmak yoluyla yaparlar. Yeni kelimeler getirmezler. Sadece kelimeleri zenginleştirirler, anlamlarını ve kullanımlarını sağlamlaştırır, derinleştirirler. Onlara alışılmamış bir görecelik verirler. Ama bunu da her açıdan düşünerek ustalıkla yaparlar. Bu işin, herkesin yapabileceği bir şey olmadığı zamanımızın yazarlarına bakınca anlaşılıyor. Herkes gibi konuşmayı küçümseyerek, büyük işlere girişiyorlar. Ama yeteneksizlik ve zevksizlik yüzünden yarı yolda kalıyorlar. Ortaya bir sürü zoraki tuhaflıklar; soğuk, anlamsız, yapmacık işler çıkarıyorlar. Bunlar anlatılmak istenen şeyi yükseltecek yerde alçaltıyor. Yenilik oldu mu bayılıyorlar. İşe yarayıp yaramadığı umurlarında bile değil. Yeni bir kelime kullanmak isteğiyle eskisini atıyorlar, çok defa da attıkları kelime, yenisinden daha kuvvetli, daha anlamlı oluyor. İnsanları da aldatan bu oluyor zaten. Fark ettikleri zaman ise olan olmuş, geçmişin bize mirası olan zenginlik kaybedilmiş oluyor. Dilimizde zengin olanaklar görüyorum. Ama onu çok az işlemişi. Avda ve savaşta kullandığımız kaba dille neler yapılmaz? Bol bol kelime alabiliriz. Konuşma dilinin deyimleri otlar gibi yer değiştirdikçe daha bereketli oluyor. Dilimiz zengin olmasına zengin. Ne var ki daha fazla esneklik ve dayanıklılık ister. Çok yerde coşkun bir düşünceyi kaldırmıyor. Biraz zorladınız mı dil gevşeyip kalıyor. O zaman Latinceye ya da Yunancaya başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Halkın kullandığı kelimelerin gücünü biz kolay kolay göremiyoruz. Çünkü herkes tarafından kullanılan bu kelimeler ayağa düşmüş, güzellikler basitleşmiş. Onca değerli söz, güzel benzetme vardır ki halkın ağzına düşükten sonra, zamanla renkleri karışmış, güzellikleri solmuştur. Burunları iyi koku alanlar, bu deyimlerin tadına varırlar, onları ilk defa söylemiş olanların değeri de yere düşmekle kaybolmaz. Bilimler her şeyi, herkesin bildiği doğal yollardan çıkarıp fazla inceliyor; bambaşka, içinden çıkılmaz bir hâle sokuyorlar. Bizim evde uşaklık yapa delikanlı, aşkın ne olduğunu biliyor. İçinde de yaşıyor. Ona Leon Hebreu yü, Ficin i okuyun. Bu adamlar ona kendinden, kendi düşüncelerinden,, kendi yaptığı işlerden söz edecekler ve o, hiçbir şey anlamayacaktır. Aristo yu okurken onda benim duyduğum, yaşadığım şeyleri görmez oluyorum. Her şey okulun gerektirdiği bir kılığa bürünüyor. Bundan ne kazanılıyor bilmem! Ben olsam onlar gibi doğayı sanatlaştıracak yerde sanatı doğallaştırırdım.

10 DENEMELER Bu adamlarla ne yapabilirsiniz ki? Bir laf, yazılı değilse dinlemezler. Kitaba geçmedikçe hiçbir söze inanmazlar. Gerçek, onlar için söyleyen kişinin yaşına ya da konumuna göre inanılır olur. Tüm budalalıklar yazı kalıbına döküldü mü bir ciddililik kazanıyor. Bir yerde duydum! derseniz olmaz. Mutlaka Bir yerde okudum! diyeceksiniz. Ben, insanların sözleriyle yazılarını ayırt etmediğim için konuşurken yapılan yanlışların yazarken de yapıldığını bildiğim, zamanımıza, geçmiş zaman kadar değer verdiğim için bir dostun ağzından kelimelere büyük bilgilerin sözleri kadar değer veriyorum. Kendi gördüklerimden de kitaplar kadar yararlanıyorum. Onlar der ki: Erdem uzamakla daha büyük olmaz. Ben de derim ki Gerçek ihtiyarlamakla daha akıllı olmaz. Hep söylerim, örneklerimizi yalnız yabancılardan ve kitaplardan almak saçmalıktır. Örnek açısından zamanımız Homeros ve Platon zamanından daha az zengin değildir. ama çoğumuzun istediği doğru söz söylemek değil,. Bilginlik taslamaktır. Sanki Plotin ya da Vascossan ın dükkânından getireceklerimiz kendi köyümüzden getireceklerimizden daha soyluymuş gibi. Gözümüzün önünde olup bitenleri, yararsız olanlarından ayırt etmeye, düşüncelerimizi onlar üzerinde işleyip değerlerini meydana çıkarmaya gücümüz yetmiyor. EVREN VE İNSAN ahip Efendi, bizim köyde dağları kırağı çaldı mı, Tanrı nın insanlara kızdığını, aynı afetin R yamyamların bağlarına da düştüğünü söyler. Dünya bozuldu, kıyamet günü yaklaştı diye herkes iç savaşlarımız karşısında vahlanır. Oysa dünyada bundan daha kötü neler oldu. Hem sonra, kim bilir biz bu hâldeyken dünyanın kaç yeri güllük gülistanlıktır. Başına dolu yağan, dünyanın dört bucağını fırtına içinde sanır. Savoielı köylü demiş ki: Şu akılsız Fransa kralı biraz işini bilse pekâlâ bizim beyin kâhyası olabilir. Adamın hayal gücü efendisinin üstünde bir büyüklük tasarlayamıyor. Hepimiz, farkında olmadan bu çeşit yanılgılara düşeriz ve bundan çok büyük zararlar görürüz. Ancak doğa anamızı bütün genişliği içinde seyredebilen, onun durmadan değişen sınırsız yüzünü görebilen, değil yalnız kendini, bütün memleketi o evren içinde ufacık bir nokta olarak düşünebilen insan her şeyin gerçek değerini kestirebilir. GERÇEK NEDENLER üyük yazarlar, olayların nedenleri üstüne yazarlarken yalnız en doğru bildikleriyle B yetinmezler; bir ince buluş, bir güzellik getirmek koşuluyla inanmadıklarını da yazarlar. Ve bu da kolayca doğrulanabilir. Bir şeyi ustaca söylediler mi yeterince doğru ve yararlı konuşmuş olurlar. Gerçek neden hangisidir, kesinlikle bilemeyiz. Birkaçını bir araya getirir, bakarız, doğru olan bunlardan biri olabilir mi diye. Bir tek neden göstermek yetmez; Birkaçını vermeli, bir teki de doğru olsa. Lucretius Hapşıranlara sağlık dilemek geleneğinin nereden geldiğini sorar mısınız bana? Biz insanlar üç türlü gaz çıkarırız: Altımızdan çıkan çok pistir; ağzımızdan çıkan bir oburluk belirtisi sayılır; üçüncüsü ise hapşırmadır. Baştan geldiği ve ayıp yanı olmadığı için hoş yüzle karşılarız onu. Gülmeyin bu ince buluşa. Aristoteles indir derler. Plutarkhos ta okumuştum sanırım. Plutarkhos tanıdığım bütün yazarlar arasında sanatı doğaya, düşünceyi bilime en iyi katmış olandır. Deniz yolcularındaki mide bulunmasının nedeni üstünde dururken bunun korkudan ileri geldiğini, korkunun böyle bir sonuç verebileceğine dair kanıtları olduğunu söylüyordu. Deniz beni de çok tutar; ama bunun nedeninin korku olmadığını biliyorum. Akıl yoluyla değil, deneme yoluyla biliyorum. Diğer insanlardan duyduklarım bir yana, hiçbir tehlikeden kuşkulanmadıkları zaman hayvanların, özellikle domuzların da başına geliyor. Bir tanıdığım da şunu anlattı: Kendisini deniz tuttuğu hâlde, birkaç kez büyük fırtınalarda duyduğu korkudan mide bulantısı geçirivermiş. Seneca nın, Tehlikeyi düşünmeyecek kadar hastaydı. dediği gibi. Başka yerlerde olmadığı gibi su üstünde de hiç korktuğum olmamıştı. Karşılaştığım onca tehlike, ölümün ta kendisi bile aklımı başımdan alıp beni allak bullak etmemiştir. Korku bazen akılsızlıktan gelir, yüreksizlikten de gelebildiği gibi. Karşılaştığım bütün tehlikelerden gözlerim açık, kafam sapasağlam kalmıştır. Kaldı ki bir şeyden kaçmak da yürek ister insanda. Kaçarken tedirginlik duymadım diyemem; ama şaşkınlığa, büyük korkulara da kapılmadım. Heyecanlandım; ama aklım başımdan gitmemişti. Büyük ruhlar daha da ileri giderler. Kaçışlarında sakin, telaşsız olmakla kalmaz, gururlarını da yitirmezler. Alkibi-ades, silah arkadaşı Sokrates in nasıl kaçtığını anlatır. Onu der, Ordumuzun

11 MİCHEL DE MONTAIGNE arkasında, Lükhes le birlikte en son kaçanlar arasında buldum. Rahatça, korkusuzca seyrettim onu. Çünkü altında iyi bir at vardı. O ise yayaydı ve yaya olarak savaşmıştı. Gözüme ilk çarpan, Lakhes den daha dikkatli ve kararlı görünmesi oldu. Her zamanki gibi meydan okuyarak yürüyordu. Çevresinde olup bitenleri izleyen, ölçüp biçen bakışları güvenli ve düzenliydi. Bir dostlara, bir düşmanlara bakarken dostları yüreklendirmek, düşmanlara da üstüne gelecek olana kanını pahalıya ödeteceğini anlatmak ister gibiydi. Kurtuldular, çünkü böylelerine pek saldırmaz düşman, korkanların peşine düşer. Bu büyük komutanın anlattığı, bizim de her gün yaşadığımız bir şeyi öğretiyor bize. Tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek kendimizi tehlikenin kucağına atmanın en kestirme yoludur. Ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz. Titus-Livius GÖRECELİK üşte ruhumuzun sürdüğü yaşam, yaptığı iş, kullandığı güç, uyanıkkenki hâlimizden hiç de D aşağı değildir. Bu yüzden, yaşamı bir düşe benzetenlerin düşündüklerinden çok daha fazla hakları var sanırım. Kuşkusuz, düşlerdeki yaşam daha gevşek, daha belirsiz; ama aradaki fark hiç de gecenin karanlığıyla gün ışığı arasındaki fark gibi değil. Hayır, daha çok karanlıkla gölge arasındaki fark gibi. Ruh birinde uyur, ötekinde uyuklar. Her ikisinde de aslında karanlıklar içindeyiz. Ama birinde ötekine göre daha çok. Bir uyanıkken uykuda, bir uyurken uyanığız. Uykuda gördüklerimiz o kadar aydınlık değildir. Ama ayıkken de her şeyi o kadar pırıl pırıl, apaçık göremeyiz. Evet, derin uykular bazen düşleri siler süpürür; ama uyanıkken de hiçbir zaman iyice uyanık değiliz. O zaman nice hayallerimiz olur ki uyanık düşler ve düşlerden beterdir, kaybolur gider. Madem aklımız ve ruhumuz uykuda düşündüklerimize meydan veriyor, düşte gördüğümüz işleri uyanıkken gördüğümüz işler gibi kabul ediyor, ne diye düşüncemizin, hayatımızın bir çeşit düş olmasını, uyanık hâlimizin bir çeşit uyku olmasını yadırgıyoruz bu kadar? Gerçeğe yalnızca kendi duyularımıza güvenerek ulaşmakla iş bitmez. Duyu konusunda hayvanların da bizim kadar belki de daha fazla söz hakkı vardır. Kimi hayvanların kulağı, kiminin gözü, kiminin burnu, kiminin dili insanınkinden daha keskindir. Demokritos tanrılarda ve hayvanlarda duyma gücünün insandan çok daha güçlü olduğunu söyler. Hayvanların duyularıyla bizimkilerin etkiler arasındaki ayrım da büyüktür. Bizim tükürüğümüz kendi yaralarımızı temizler ve kurutur, ama yılanı öldürür. Her şey öyle ayrı, öyle değişik ki Kimine besin olan, kimine zehir İnsanın tükürdüğü bir değdi mi yılana Ölür çok kez yılan, yer bitirir kendi kendini. Lucretius Şimdi tükürüğün ne olduğunu bize göre mi söyleyeceğiz, yılana göre mi? Gerçek özünü aramak için bizim duyularımıza mı başvuracağız, yılanın duyularına mı? Plinius, Hindistan da tavşana benzer bir çeşit balıktan söz eder. Bu balık bize zehirmiş, biz de ona. İnsan şöyle bir dokundu mu ölüverirmiş. Zehirli olan insan mı, balık mı? Kime inanacağız? Balığın insan için dediğine mi? İnsanın balık için dediğine mi? Kimi hava insana dokunur, öküze zarar vermez, kimi hava da tersine. Hangi havaya kötü hava, iyi hava diyeceğiz? Sarılığa tutulanlar her şeyi bizden daha sarı, daha soluk görürler. Lucretius un dediği gibi, sarılık hastasına göre sarıdır her şey. Kanın deri altına yayılması hastalığına tutulanlar da her şeyi kırmızı, kan rengi görürler. Gözümüzün gördüğü işi değiştiren bu hâllerin havanlarda sürekli, kalıcı durumlar olmadığını nereden biliyoruz? Bazı hayvanların gözleri aslında bizim sarılık olanlarımızın gözleri gibi sarı, bazılarınınki de kıpkırmızıdır Bu hayvanlar herhâlde renkleri bizden başka görüyorlar. Doğru olan acaba hangimizin gördüğüdür? Çünkü eşyanın özü, yalnız insana göredir diye bir yasa yok. Katılık, beyazlık, derinlik, ekşilik bizim kadar hayvanların da işlerine ve bilgilerine göre değişir. Gözümüze şöyle bir bastırdık mı baktığımız her şeyi daha uzun, daha büyük görürüz. Oysa birçok hayvanın gözü kendiliğinden basıktır. O zaman lambalardan iki ışık çıkar, İnsan çift yüzlü, nesneler çift olur. Lucretius

12 DENEMELER Kulaklarımız tıkanmışsa sesleri her zamankinden farklı duyarız. Kulakları tüylü ya da kulak yerine ufacık delikleri olan hayvanlar bizim duyduklarımızı duymaz, sesi başka şekilde algılarlar. Şenliklerde, tiyatrolarda meşalelerin ışığı önüne renkli bir cam kondu mu bulunduğumuz yerdeki her şey bize yeşil, sarı ya da mor görünür. Gözleri değişik renkte olan hayvanların, nesneleri gözlerinin renginde görmeleri hiç de olmayacak bir şey değil. Demek bizim varlık düzenimiz nesneleri kendine uydurur, her şeyi kendine göre değiştirir. Aslında dünyanın nasıl olduğunu bilemez oluruz; çünkü her şey bize duygularımızla bozulmuş, aslında ayrılmış olarak gelir. Pergel, gönye, cetvel bozuk oldu mu onlara dayanan bütün orantılar, onlara göre yapılan bütün yapılar da ister istemez kusurlu, sakat olur. Duyularımız kesin olmadığı için, onların ortaya koyduğu hiçbir şey de kesin değildir. Peki, ama bu ayrılıklar karşısında doğruluk yargısını kim verecek? Din kavgalarımızda hüküm verecek adamın hiçbir mezhepten olmamasını, hiçbir tarafa bağlılığı, eğilimi bulunmamasını isteriz. Öyle adam da Hıristiyanlar arasında bulunamaz. Burada da aynı şey, çünkü karar verecek olan ihtiyarsa gençlerin nasıl düşündüğü üstüne karar veremez. Çünkü bu konuda bir taraftadır. Demek öyle biri gerekli ki bütün bu durumların dışında olsun, insanların sordukları şeylerin hiçbiri kendisiyle ilgili olmasın. Yani olmayan bir yargıcın olması gerekli. Dünya üzerinde gördüklerimizin, doğru ve yanlışlığını anlamak için doğruyu gösteren bir araç olması gerek. Bu aracın doğruluğunu anlamak için deneme gerek. Denemenin doğruluğunu anlamak için de bir araç. Gel de çok bu işin içinden!... Madem duyularımız, kendileri kesin olmadıkları için sorunumuzu kesin olarak çözemezler, öyleyse akla başvurmalı diyeceksiniz. Ama hiçbir akıl da başka bir akıl olmadan ortaya çıkamaz. Döndük mü yine gerisin geri? HÜZÜN MERAKLILIĞI üzün meraklılarından değilim. Böyle bir ruh hâlinden hoşlanmam. Ona önem de vermem. H Bunun yanında birçok insan, hüznü büyük bir değer sayar. Onlara göre hüzün olgun, erdemli, akıllı insanların bir özelliğidir. İtalyanlar bu duruma kötülük demekle daha uygun bir davranışta bulunmuşlar. Çünkü hüzün daima zarar veren, anlamsız, küçük, korkak bir duygudur. Stoacılar bu duyguyu kendilerine yasaklamışlardı. HERKESİN DEĞERİ KENDİNE GÖRE irçok insan gibi kendim nasılsam başkasına ona göre değerlendirme hatasına düşmem. Buna B aykırı düşen şeylere kolayca inanırım. Herkes gibi kendimi bağlı hissettiğim bir biçime başkalarını zorlamam. Bambaşka yaşama biçimleri olabileceğine inanır, akıl edebilirim. Çoklarının tersine de aramızdaki ayrılığı benzerlikten daha kolay kabul ederim. Başkasının benim davranışlarımdan ve ilkelerimden dilediği kadar uzak kalmasını hoş karşılarım. Herkesi dümdüz ve bağımsız olarak kendi kişiliğiyle görür, kendi içinde değerlendiririm. Kendim perhiz yanlısı olmadığım hâlde kimi rahiplerin perhizciliğini içtenlikle beğenmekten, davranışlarını uygun bulmaktan geri kamam. Hayal gücümle de kendimi onların yerine koyabilirim. Hatta benden ne kadar farklılarsa o ölçüde daha da çok sever ve sayarım onları. Birbirimizin kendi içinde değerlendirilmesini, kimsenin herkes gibi olmaya zorlanmamasını yürekten isterim. Kendi güçsüzlüğümü başkalarının gücü üstüne beslemem gereken düşünceleri hiç değiştirmez ve etkilemez. Yerde çamurda sürünürken de göklerde kahraman ruhların yüceliğini görmekten geri kalma. Yaptıklarımın değilse bile düşüncemin düzgün olması, hiç olmazsa bu önemli yanımın bozulmadan işlenmesi bana çoktur bile. Bacaklarım tutmazken irademin sağlam kalması az değildi. Yaşadığımız çağ, bizim iklimde, öylesine bozulmuş ki erdemin yaşanması şöyle dursun, tasarlanması bile çok zor. Erdem, okul sözlüklerinde kalmışa benziyor. Erdem sadece bir söz onlar için Ve kutsal orman sadece odun. Horatius Erdem ki saymaları gerekir, anlamasalar bile. Tusculanes İNSAN DOĞASI nsan doğasının yetersizliği yüzünden hiçbir şeyi duru ve yalın tutamıyoruz. Kullandığımız her İ şeyin özü bozulmuş. Madenlerin bile. Altını işimize yarar hâle getirmek için başka bir madde ile karıştırmak zorunda kalıyoruz. Ne Ariston a, Pyrrhon a ve Stoacılara göre hayatın amacı olan erdem ne de Kyrene okuluyla Aristippas ın sözünü ettikleri haz, katıksız olarak elde edilmiştir.

13 MİCHEL DE MONTAIGNE Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle, üzüntülerle karışıktır. Zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki Çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar. Lucretius Son sınırına varan bir hazda inlemeye, sızlamaya benzer bir durum vardır. İnsan can çekişir gibi olur. O kadar ki bu haz son seviyesine geldiği zaman onu en acı kelimelerle anlatırız: Bitmek, yanmak, bayılmak, ölmek gibi. Tatlı ile acı arasında bir öz birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz. Mutluluk bile haddini aşarsa azap olur. Seneka Eski bir Yunan atasözü de Mutluluk bizi ezer. der. Yani Tanrı nın bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz değildir. Onları dert pahasına satın alırız. Sokrates, Tanrılardan biri fazla kederi birleştirip karıştırmak istemiş. Bunu başaramayınca bari şunları kuyruklarından birbirine bağlayalım, demiştir. demiş. Metrodorus, yazgısının bir çeşit zevkle karışık olduğunu söylermiş. Bilmem o da aynı şeyi mi söylemek istiyordu? Fakat bana öyle geliyor ki insan, kendini kedere isteyerek bırakır. İnsan bilerek de kederli görünebilir, demek istemiyorum. Üzgün zamanımızda bile gülümseyen, hoşumuza giden, ince ve tatlı bir şeyler duyar gibi oluruz. Acaba bazı ruhlar için hüzün bir zevk, bir besin kaynağı değil midir? Ağlamak da bir zevktir. Ovidius Seneka da Attalus diye biri, Yitirdiğimiz dostların anısı, çok eski bir şarabın acılığı gibi, mayhoş elmalar gibi hoşumuza gider. demiş. Kadehime eski Falernum şarabı döken çocuk! Daha acısından getir bana! Catullus Doğada şöyle bir karışım da görülür; Ağlarken ve gülerken yüzümüzde beliren çizgiler ve hareketler aynıymış ressamlara göre. Gerçekten, resim henüz bitmeden bakacak olursanız çehre ağlayacak mı, gülecek mi bilemezsiniz. Daha ilginci ise gülme son sınırına varınca gözyaşlarıyla karışır. İnsanı dilediği bütün keyiflere kavuşmuş olarak düşünelim. Diyelim ki bütün bedeni aralıksız, şehvetin son sınırındaki hazza benzer bir haz içindedir. Öyle sanıyorum ki insan bu hazzın ateşiyle erir. Bu kadar katıksız, bu kadar sürekli, bu kadar geniş bir şehvete dayanamaz. Böyle bir duruma düşecek olursak çürük tahtaya basıyormuş gibi korkarak kaçmak içgüdümüzle bu durumdan kurtulmak isteriz. Kendi kendime günahlarımı açarken görüyorum ki en iyi huylarımda bile kötüye meyleden bir yan var. Korkarım ki Platon (benim şahsen en temiz yürekle hayran olduğum, doğrulukta herkesten üstün tuttuğun Platon) en sağlam bildiği doğruluğu iyi yoklasaydı ki herhâlde yoklamıştır- bu doğrulukta insanın karışık yapısından gelen bir bozukluk olurdu. Fakat bu bozukluk, çok derinlerde gizlidir. Onu ancak kendimiz görebiliriz. İnsan her bakımdan ve her yönden yamalı, alaca bulacadır. Adaletin yasalarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardı. Platon diyor ki Yasaların bütün ezici ve üzücü taraflarını anlatmaya kalkanlar yedi başlı ejderhanın başlarını kesmeye yelteniyorlar. Tacitus, Örnek olsun diye verilen her cezada yasanın yararına ve bireyin zararına bir adaletsizlik vardır. der. Günlük hayatımızda ve insanlarla olan alışverişlerimizde fazla parlak ve keskin bir zekâ göstermek de doğru değildi. Derin bir anlayış bizi fazla inceliğe ve fazla meraka götürür. Zekâmızı olaylara ve dünya işlerine daha elverişli bir hâle getirebilmek için; biraz ağırlaştırmak, körleştirmek onu bu karanlıktan ve bayağı hayata uydurmak için karartmak ve bulandırmak gereklidir. Nitekim gevşek ve sıradan zekâlar işleri daha kolaylıkla, daha başarıyla çevirirler. Yüksek ve ince felsefi düşünceler iş görmeye elverişli değildi. Keskin bir fikir inceliği, kabına sığmayan bir zekâ çevikliği işlerimize engel olur. Dünya işlerini daha hoyratça, daha gelişigüzel yürütmeli ve her zaman talihe büyük bir pay bırakmalıdır. İşleri derin, inceden inceye düşünüp aydınlatmaya gerek yoktur. Birbirine zıt birçok fikir ve biçim içinde insan kendini kaybeder. Karşıt düşünceleri evire çevire zihinleri sersemleşmişti. Titus-Livius Her işin bütün koşullarını ve sonuçlarını hesaplayan adam, karar vermekte güçlük çeker. Orta bir kafa da işleri görür, büyük küçük bütün girişimlere yeter. Dikkat ederseniz en iyi işçiler nasıl iş gördüklerini anlatmaktan âciz kimselerdir. Buna karşılık, yaptıklarını çok iyi anlatan kimselerin elinden

14 DENEMELER iyi iş çıktığı pek görülmez. Her iş üzerinde bol ve güzel konuşmayı çok iyi bilen birini tanırım ki kendisine senede yüz binlerce frank gelir getiren bir serveti acınacak bir şekilde elinden kaçırdı. İNSANLIĞIN ZAYIFLIKLARI ilozofun birine, ince çelik tellerden örülmüş, sağlam bir kafes içine koysalar ve kafesi Paris in F Notre-Dame katedralinin kulelerinden birinin tepesine assalar; filozof akıl yoluyla oradan düşme tehlikesi olmadığını açıkça bilecek; ama yine de bu kadar yükseklerden aşağı bakar bakmaz korkuyla ürpermekten kendini alamayacaktır. Binaların yüksek yerlerinde, korkuluklar kafesli oldu mu bu kafesler taştan da olsa, korka korka dolaşırız. Böyle yerlerde dolaşmanın düşüncesini bile dayanamayan insanlar vardır. İki kule arasına, üstünde rahatça gezilebilecek kalınlıkta bir direk uzatsalar, hiçbir felsefi olgunluk, ne kadar sarsılmaz olursa olsun bize orada, yerde yürür gibi yürümek cesaretini veremez. Ben, bunu bizim tarafın dağlarında çok denedim. Yükseklerden öyle pek fazla korkanlardan da olmadığım hâlde, o dipsiz uçurumlar karşısında bacaklarım titremeye başlardı. Hem öyle yerlerde ki uçurumun kenarında boyumdan fazla yer vardı. Bile bile kenara gitmedikçe düşme olasılığı da yoktu Hekimlerin anlattığına göre bazı sesler insanların bazılarını delirtme derecesine getirirmiş. Ben, masaların altında bir köpeğin kemik kemirmesini duyunca deliye dönen insanlar gördüm. Demirin eğelenirken çıkardığı keskin sese pek az kimse dayanabilir. Boğazında veya burnunda tıkanıklık olan birinin konuşmasını dinlerken öfkeye, nefrete kapılan insan çoktur. Graechus ün bir flütçüsü varmış. Efendisi, Roma meydanlarında nutuk verirken bu flütçü arkadan flütüyle onun sesini yükseltir, alçaltır, düzenlermiş. Burada flütün gördüğü iş, dinleyicilerin heyecanının artıran, düşüncelerini değiştiren bazı ses tonlarını ve hareketlerini bulmaktan başka ne işe yarayabilirdi? Doğrusu bir üfürüğün titreyiş ve iniş çıkışlarıyla durumu değişen, çekilen tarafa giden şu bizim büyük insanoğlunun sağlamlığına diyecek sözüm yok. İNSANIN KENDİSİYLE YETİNMESİ enim bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak. Krallar hiçbir şeyimi almazlarsa bana B çok şey vermiş olurlar. Hiçbir kötülük etmezlerse yeterince iyilik etmiş sayılırlar bana. Bütün istediğim budur onlardan. Ama nasıl şükrediyorum Tanrı ya, varımı yoğumu bana aracısız vermiş, beni yalnız kendisine borçlu kılmış olduğu için! Nasıl yalvarıyorum ona, gece gündüz beni hiçbir zaman kimseye karşı ağır bir minnet altına sokmasın diye! Ne mutlu ki bir özgürlükle bunca zaman yaşadım. Onunla bitsin ömrüm! Bütün umudum kendimde. Terentius Bunu başarmak herkesin elindedir. Ama ölmeyecek kadar yiyeceği, içeceği olanla daha kolay başarabilirler elbet bunu. Bir başkasına bağlı yaşamak yürekler acısı ve belalı bir şeydir. Kendimiz, ki en iyi, en emin sığınağımız odur, güvenilir bile değiliz yeterince. Kendimi hem yürekçe, asıl iş yürekli olmakta çünkü hem varlıkça öyle hazırlıyorum ki başka her şeyimi yitirdiğim zaman kendimle yetinmeyi bileyim. Hippias, her şeyden sevine sevine elini çekip Musalarla baş başa kalabilmek için kendini bilime vermekle kalmadı, ruhunun kendi kendiyle yetinmesi, dışarıdan gelecek rahatlıklardan yiğitçe vazgeçebilmesi için filozof olmakla da kalmadı. Büyük bir merakla yemek pişirmeyi, tıraş olmayı, giysilerini, ayakkabılarını, öteberisini kendi yetenekleriyle yapmayı da öğrendi ki kendi yükünü taşıyabildiği kadar taşısın ve kimsenin yardımına muhtaç olmasın İnsanlar arasındaki vermede nasıl bir üstün olma niteliği varsa, almada da bir boyun eğme niteliği vardır. Onun içindir ki geri çevirmiş. Sultan Süleyman ın bir Hint İmparatoruna yolladığı hediyeler de öyle kızdırmış ki adamı, kabaca reddederek: Bizim âdetimiz almak değil, vermektir. Şeklinde kalmamış, hediyeleri getiren elçileri zindana attırmış. İNSANLIĞIN ÖTESİ nsanın kendini beğenme özelliği, yaratılışından gelen bir hastalıktır. İnsan, yaratıkların en İ zavallısı, en zayıfıdır. Fakat yine en mağruru da odur. Dünyanın çamuru ve pisliği içinde oturduğunu, evrenin en kötü, en ölü, en aşağı katında, göklerin mavisinden en uzakta, üç cinsten yaratıkların en kötüleriyle birlikte, dünya evinin en alt katına bağlı ve çakılı olduğunu bilir. Bunu görür; ama yine de hayaliyle aydan yukarılara çıkıp gökleri ayaklarının altına indirme sevdasıyla yaşar. Aynı hayal gücüyle kendini Tanrı yla bir görür. Kendisinde tanrısal

15 MİCHEL DE MONTAIGNE özellikler olduğunu düşünür. Kendini öteki yaratıklar arasından ayırıp arkadaşları, yoldaşı olan varlıklara yukarıdan bakar. Her birine uygun gördüğü ölçüde güçler ve yetenekler dağıtır. Bir insanlar, öteki yaratıkların ne üstünde ne altındaydı. Bir bilge der ki: Göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazgının buyruğundadır. Her şeyi, kırılmaz zincirleriyle bağlı yazgının Lucretius Bazı insanlar arasında ayrılıklar, seviye ve derece farkı vardır. Ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür. Her şey kendine göre gelişir ve hepsi sürdürür doğal düzenin ayrılıklarını. Lucretius İNSAN HÂLİ enim tek uğraşım kendimi incelemek. Başka işim de yok zaten. Bakıyorum da öyle çürük B taraflarım var ki dilim söylemeye zor varıyor. Oturaklı neyim var? Her an sendeleyip düşebilirim. Gözlerim bir şöyle görüyor, bir böyle. Olduğumda başka bir adamım sanki. Açken başka, yemekten sonra başka. Keyfim yerindeyse, hava da güzelse kötü kişi değilim. Ama bir şey canımı yakmasın, o zaman asık suratlı, ters, yanına yaklaşılmaz bir adam olurum. Aynı atın yürüyüşü bir rahat gelir bana, bir rahatsız; aynı yolu bir uzun bulurum, bir kısa; aynı biçim bir hoşuma gider, bir gitmez. Bir gün her işe yatkınım, bir başka gün hiçbir şey gelmez elimden. Bugün sevindiğim şeye yarım üzülebilirim. İçimde durmadan değişen, bir yerlere sığamayan bir sürgü duygu. Kara kara düşünceler, derken bir öfke; ağlamaklı bir hâldeyken birdenbire taşkın bir sevinç. Kitapları karıştırırken birden durup bakarım. Dün içinde güzellikler bulduğum, coştuğum bir konu bugün bir şey söylemez olmuş bana. Eviririm, çeviririm, orasını burasını okurum, nafile. O sayfalar boşalmış, yabancılaşmıştır artık benim için. Kendi yazdıklarımda bile her zaman ilk hissettiğim, düşündüğüm şeyleri bulamam. Burada ne demek istemişim, derim. Değiştiririm çok defa ve kaybettiğim ilk anlamın yerine ondan değersiz bir yenisini koyduğum olur. Aynı yolda bir gider, bir gelirim. Düşüncem beni her zaman ileri götürmüyor. Gelişigüzel bir o yana, bir bu yana yalpalıyor Hafif bir tekne gibi Azgın fırtınanın denizde bastırdığı. Catullus Çoğu kez düşüncemin tam tersini oyun olsun diye savunayım derken kafam o tarafa öylesine gitmiş, bağlanmıştır ki asıl düşüncemi anlamsız bulmuş, bırakmışımdır. Eğildiğim yere sürükleniveriyorum. Ağırlığım beni onun tarafına düşürüyormuş gibi. Kendi içine bakan herkes bunları söyleyebilir sanırım. Kürsüde konuşanlar bilir. Konuşurken duydukları heyecan, onları inanmadıkları şeye inandırır. Soğukkanlı, sakinken hiç de bağlı olmadığımız bir düşünceyi öfkeli zamanlarımızda nasıl benimser, ne kadar candan savunuruz. Bir avukata davanızı anlatın sadece. İlkönce size kararsız laflar eder. Bakarsınız, bu adam sizin hakkınızı da savurabilir, karşı tarafın da. Bol para verin, davanıza bir tutulsun, sizi kazandırmayı istesin Bakın o zaman nasıl aklı da bilgisi de sizden yana olur. Kafasında birdenbire doğrunun şimşeği çakmış, bir ışıkla aydınlanmış, davanıza gerçekten inanmış bağlanmıştır. Öyleleri vardır ki dostları arasında kıllarını kıpırdatmaya gerek görmedikleri bir düşünce uğruna mahkemede, yargıcın sertliğine içerleyerek, hırs yaparak ya da şöhretlerini kaybetmek korkusuyla ateş gibi olurlar. İNSAN HAYATI kıl erdiremediğim bir şey var ki o da insan hayatının uzunluk, kısalık ölçüleri. Bilim adamlarına A bakıyorum; onlar ölçüyü herkesten daha kısa tutuyorlar. Genç Katon, kendini öldürmesine engel olmak isteyenlere: Ben, hayattan zamansız ayrıldı, diye ayıplanacak bir yaşta değilim. demiş. Bunu söylerken de kırk sekiz yaşındaymış. Katon kendisini yaşlı, olgun ve geçkin sayıyor. Gerçekten bu yaşa ulaşanlar o kadar azdır ki Doğal hayat dediğimiz bir süreyi düşünerek bilmem ne kadar yıl daha yaşamak umuduyla avunuruz. Böyle bir umuda nasıl kapılabiliriz ki Hiçbirimiz doğanın gerektirdiği sayısız kazanın dışında kalamayız. Hayalini kurduğumuz ömür her an sona erebilir. İhtiyarlığın son basamağında güçten düşüp ölmeyi beklemek, ömrümüze böyle bir son düşünmek ne basit bir hayal. Ölümün böylesi en olmayacağı, en az görülenidir. Yalnız ona doğal ölüm diyoruz. Sanki kafası yarılıp ölmek, suya düşüp boğulmak, vebaya, zatürreye yakalanmak doğaya

16 DENEMELER aykırıymış, her günkü hayatımız bunlarla dolu değilmiş gibi. Bu güzel sözlerle kendimizi aldatmayalım. Her yerde, her zaman insanların çoğunun başına gelen neyse ona doğal diyelim. Yaşlılıktan ölmek binde bir görülen garip durumlardandır. Doğaya da asıl aykırı olan ölüm budur. Çünkü ötesinde başka bir ölüm şekli yoktur. Bize en uzak olan ölüm, ulaşılması en zor olanıdır. Yaşlılıktan ölüm öyle bir sınırdır ki ondan ileriye gidemeyiz. Doğa daha ötesine kimseyi geçirmez. Oraya kadar varmak da az görülen bir seçkinliktir. Doğa bu seçkinliği iki üç yüzyıl içinde bir kez insana sunar. Yalnız o insan, doğum ve ölüm arasındaki sayısız zorlukları, engelleri aşabilir. Bana sorarsanız, kendi ulaştığımız yaşı, çok az insanın ulaşabildiği bir yaş saymalıyız. İnsanlar bu yaşa kadar hiçbir engele rastlamadan gelemediklerine göre, biz hayli ileri gitmişiz demektir. Hele insan hayatının asıl ölçüsü olan belli sınırları aşmışsak daha öteye gitme umuduna kapılamamalıyız. Başkalarının kurtulamadığı birçok ölümden kurtulduğumuza göre, şans bizi başkalarından daha fazla korumuş demektir. Bundan sonra da aynı şansın devam etmesini isteyemeyiz. Bizi bu boş umutlara kaptıran biraz da yasalarımız. Yasalar yirmi beş yaşından önce bir insana malını mülkünü kullanabilme hakkını vermiyor, hatta bu yaşa kadar insan kendi hayatının bile doğru dürüst sahibi olamıyor. Augustus, otuz beş yaşından önce yargıçlık hakkı vermeyen eski Roma yasalarından beş yıl indirmiş, otuz yaşında yargıç olabilmeyi yeterli saymış. Servius Tullius kırk yedi yaşını geçmiş askerlerine savaşa gitme zorunluluğunu kaldırmış. Augustus bu yaş basamağını kırk beşe indirmiş. Elli beş, altmış yaşından önce insanları kenara atmak bana doğru gelmiyor. Bence insan işine gücüne devam edebildiği kadar etmelidir. Ama bunun tersini de yani bize erkenden iş verilmemesini yanlış buluyorum. Öylesi vardır ki kendisi on dokuz aşında dünyaya egemen olur da başkalarının bir suyolunun yeri üzerinde yargıya varabilmesi için en az otuz yaşında olmalarını şart koşar. Bana sorarsanız ruhlarımız yirmi yaşında ne olabileceklerini belli eder, kendilerini gösterirler. Bu yaşa kadar yeteneklerini açıkça belli etmemiş bir ruhun ondan sonra belli ettiği görülmemiştir. Yaradılışımızdaki değerler en geniş ve en güzel durumlarıyla ancak o zaman ortaya çıkarabilirler. Dauphineliler: Yaşarken batmayan diken, öldükten sonra batmaz. derler. İnsanların geçmişte ve zamanımızda gördüklerinden, benim öğrenebildiklerimi düşününce otuz yaşından önce başarılmış işleri diğerlerinden daha fazla görüyorum. Aynı insanın hayatını da alsak öyle görünüyor. Annibal la büyük rakibi Sepio için bunu güvenle söyleyebilirim. Bu adamlar, hayatlarının yarasından çoğunu gençken kazandıkları ünle geçirdiler. Başkalarının ölçüsüyle büyük adam oldukları yıllarda kendi ölçüleriyle hiç de büyük değillerdi. Ben kendi hesabıma o yaştan sonra ruhça ve bedence kendi gücümün artmayıp eksildiğini, ileri değil geri gittiğini düşünüyorum. Vakitlerini iyi kullananlarda bilgi ve görgü hayatla birlikte olgunlaşabiliyor. Ama canlılık, çeviklik, sağlamlık ve daha başka önemli değerler yaşla birlikte çırpınıyor. Vücut yaşın ağır yumruğu altında ezilince, makinenin yayları gevşeyince akılda sendeliyor. Dilimiz tutulmaya, zihnimiz karışmaya başlıyor. Lucretius Bazen bedenimiz, bezen de ruhumuz yaşlılığın tutsağı oluyor. Kafaları, midelerinden ve bacaklarından daha önce zayıf düşenleri gördüm. Yaşlılık, kendini belli etmediği için çok tehlikeli bir derttir. İnsan bu derde farkına varmadan düşer. Onun için yasaların bizi, işte çok tutmasını değil, işe geç almasını yanlış buluyorum. Hayatımızın ne kadar cılız olduğunu, her gün nice tehlikelerle karşılaştığını düşünüp gençlerin hazırlanma, öğrenme, oyalanma yıllarını fazla uzatmamalıdır. Rahatsız, gözü doymaz, telaşlı bir zengin düpedüz yoksul bir kişiden daha zavallı gelir bana. İNSANLIK VE VARLIK oğruyu yanlıştan ayırt edecek bir aracımızın olması gerekir ki nesnelerden algıladığımız D görüntüleri yargılayabilelim. Bu aracı doğrulamak için bir kanıtlama yapmamız gerek. Kanıtlamayı doğrulamak için de bir araç. Size bir kısır döngü işte. Kendileri kararsızlıklarla dolu olan duygularımız, tartışmamıza son vermeyeceğine göre akla başvurmak zorundayız. Hiçbir akıl bir başka akla dayanmazlık edemez. Öyle olunca da akıldan akıla gider dururuz. Hayal gücümüz bilinmedik şeylerle uğraşamaz. Çünkü duyguların aracılığıyla işler; duygularsa kendi dışındaki nesneyi değil, sadece kendi duyuşlarını kapsar. Böyle olunca hayal ve görünü nesneyi değil, duyguların algısını verir. Bu algı ve nesne ayrı ayrı şeylerdir. Öyleyse görüntülerle düşünen, nesneden, gerçek olandan başka bir şeyle düşünüyor, demektir.

17 MİCHEL DE MONTAIGNE Duyuların algılara bilinmedik şeylerin niteliğini benzetme yoluyla ruha anlatır denilebilir. Ama ruhun ve düşüncenin bilinmedik şeylerle hiçbir alışverişi olmadığına göre bu benzetmenin doğruluğuna nasıl güvenebilirler? Nasıl ki Sokrates i tanımamış olan biri, resmini görünce ona benzeyip benzemediğini söyleyemezse. Yine de görüntülerden bir yargıya varmak istiyor, diyelim. Bunu bütün görüntülere dayanarak yapmamız olanaksız. Çünkü deneyerek görmüşüzdür ki görüntüler başkaları ve tutarsızlıklarıyla birbirini engellemektedirler. Kimi seçme görüntülerle ötekileri ayarlayalım desek, seçtiğimiz görüntüyü bir başka seçilmiş görüntüyle ayarlamak gerekir. Onu da bir başkasıyla ve sonu gelmez bu karşılaştırmaların. Son olarak şu var ki ne bizim ne de nesnelerin varlığında sürekli hiçbir ölümlü varoluş yok. Biz de düşüncemiz de her şey de durmadan akmakta, yuvarlanmaktayız. Düşünce de düşünülen şey de durmadan değişmekte olduğu için birinden ötekine, kesin doğru diyebileceğiniz hiçbir ilişki kurulamaz. Varlıkla aramızda hiçbir uzlaşma yok. İnsan her zaman doğmakla ölmek arasındadır. Bu yüzden de kendilerinden verebildiği sisli bir görüntü, bir gölge ve kaypak, cılız bir yorumdur. Düşüncenize kendi varlığını yakalatmaya çalışarak olursanız, suyu avuçlamaktan başka yapabileceğiniz bir şey olmaz. Çünkü yaradılıştan her yana akan bir şeyi ne kadar sarıp sıksanız, yakalamak, avucunuza almak istediğiniz ölçüde yitireceksiniz. Her şey bir değişimden ötekine geçmek zorunda olduğu için gerçek bir sıçrama arayan akıl, kalan, duran hiçbir şey bulamayarak yaya kalır. Çünkü her şey ya varolmak üzeredir ya da daha doğmadan ölmeye başlamaktadır. Platon der ki Bedenler doğar, ama var olmazlar. Ona kalırsa Homeros un Okyanus u Tanrıların babası, Thetis i de anası yapması bize her şeyin durmadan dalgalanıp akmakta, renkten renge girip değişmekte olduğunu anlatmak içindir. Kendinden önceki bütün filozofların da bu kanıda olduğunu söyler. Yalnız Parmenides büyük bir güç saydığı devrimin nesnelerde olamayacağını söylüyormuş. Pytagoras a göre madde akıcı ve geçicidir. Stoacılara göre şimdiki zaman yoktur. Şimdi dediğimiz, geçmişle geleceğin bağlantısı, bileşimidir. Herakleitos a göre, hiçbir insan aynı ırmakta iki kez yıkanmamıştır. Epikharmos a göre, geçmişte borç almış olan şimdi borçlu değildir. Geceden sabaha yemeğe çağrılmış biri bugün davetsiz yemeğe gelir. Çünkü çağrılan aynı adam değildir artık. Başka bir adam olmuştur. Ölümlü bir nesne iki kez aynı hâlde bulunmaz. Çünkü fark edilmez bir anlık değişmeyle bir dağılır, bir toplanır; bir gider, bir gelir. Öyle ki doğmaya başlayan şey hiçbir zaman tam bir varlığa erişemez. Çünkü bu doğuş zaten hiç bitmez, bir sona varır gibi durmaz, tohum hâlinden başka hâllere, bir o yana, bir bu yana doğru hep değişir, durur. İnsan tohumu ana karnında biçimsiz bir meyve olur önce. Sonra çocuk biçimini alır. Doğduktan sonra çıkınca memelik bebek olur. Sonra bir küçük oğlandır, sonra bir delikanlı, sonra olgun, sonra yaşlı bir insan, sonra çökmüş bir ihtiyar. Öyle ki yaş ve ona bağlı oluş hep bir önceki durumu bozup dağıtarak yürür. Zaman değiştirir özünü her şeyin; bir durumdan başka bir durum çıkar hep; benzerlik kalmaz biçimden biçime doğa zorlar her şeyi başkalaşmaya. Lucretiu Öyleyken biz insanlar ölümün her türlüsünden delice korkarız. Ölüm, yaşadığımız, durmadan da yaşamakta olduğumuz bir durumdur. Herakleitos un dediği gibi ateşin ölümü, havanın doğuşu, havanın ölümü, suyun doğuşu olduktan başka bir durmadan doğup ölmeleri kendimizde daha açıkça görebiliriz. İhtiyarlık gelince olgun yaş ölür, gider. Gençlik olgun yaşta biter, çocukluk gençlikte, ilk yaş çocuklukta. Kaldı ki dünkü gün bugün ölmüştür, bugün de yarın ölmüş olacak Cimriliği yaratan yoksulluk değil, daha çok zenginliktir. İNSANLAR ARASINDAKİ ADALETSİZLİK lutarkhos, ruhun yeteneklerinden, iç değerlerimizden söz eder. Der ki; Düşünürsek hayvanla P hayvan arasında çok büyük farklar yoktur, insanla insan arasında olduğu gibi. Epaminondas ı ben de hayal ettiğim ölçüde, tanıdığım, aklı başında herhangi bir insandan o kadar uzak görüyorum ki Plutarkhos dan da ileri giderek şöyle diyebilirim: Bir insanla başka bir insan arasındaki uzaklık, bazen insanla bir hayvan arasındaki uzaklıktan çok daha fazladır. İnsandan insana, aman ne büyük ayrılık. Terentius Üstelik kafa dereceleri, buradan gökyüzüne çıkacak bir merdivenin basamakları kadar sayısızdır. Sıra insanları değerlendirmeye gelince ne tuhaftır ki varlıklar içinde kendi değerleriyle ölçülmeyen yalnız bizler varız. Bir atı güçlü ve çevik olduğu için överiz, eğeri ile değil. Bir tazı koşmasıyla övülür, tasmasıyla değil; bir kuş kanadıyla övülür, çıngıraklarıyla değil. Neden bir insanı da kendinin olanla

18 DENEMELER değerlendirmiyoruz? Bir sürü adamı varmış, güzel bir köşkü varmış, şu kadar itibarı, bu kadar geliri varmış. Oysa tüm bu değerler çevresindedir onun, kendisinde değil. Bir at satın alacaksınız, üstündeki pılıyı attırır, çıplak, yalın bakarsınız. Gerçi eskiden krallara satılacak atlar örtülü getirilirdi önlerine. Ama örtülü olan atın görülmesi çok gerekli olmayan yerleriydi. Tüyünün güzelliği, sağrısının genişliğiyle oyalanmayasınız da gerekli uzuvları olan bacaklarına, gözlerine, ayaklarına bakarsınız diye. İnsanı değerlendirirken sarılmış, kundaklanmış olarak bakıyoruz ona. Neden? O zaman hiç de kendinin olmayanı göstermiş, gerçek değerini anlamamızı sağlayacak yönlerini saklamış olur. Aradığımız, kılıcın değeridir, kınının değil. Kınından çıkınca belki de beş para vermezsiniz kılıca. İnsanı kendi değeriyle ölçmeli, dış görünüşüyle değil. Eskilerden birinin çok hoş bir sözü var: Bilir misiniz niçin büyük görünür o insan bize? Topukları yüksek de ondan. İnsanın boyunu ayakkabılarını çıkarıp ölçmeli. Parasını pulunu, şanını şerefini bir yana bırakıp bir gömlekle çıksın karşımıza. Bakalım bedeni işine uygun mu, sağlam, zinde mi? Kafaca nasıl? Hoş mu, yetenekli mi, gerekli her tahtası yerinde mi? Düşünce dağarcığı kendinde mi, başkalarında mı? Varlığında şansının payı var mı? Canın nereden, ağzından mı, gırtlağından mı çıkacağına aldırmıyor mu? Kendinden emin, haksever, tokgözlü mü? Bakılması gereken bunlardır. Aramızdaki adaletsizlik, ayrılık bunlardan anlaşılır. Nasıl överiz hızlı bir atı Meydanı çınlatır zafer bağrışmalarıyla Yarışta kazandığı çelenklerle Juvenalis Olgun, kendine hâkim, öylesine ki Ne yoksulluk korkutur onu ne ölüm ne zindan; Tutkulardan sıyrılmış, şerefli, gözü tok; İçine kapanmış, toparlanmış, Yalın bir küre olmuş, Pürüzsüz yuvarlanır bir başına, Talihe tutamak vermeden, hiç yenilmeden. Horatius İnsanın böylesi, krallıklardan yüzlerce basamak yukarılardadır. O, kendisi başlı başına bir imparatorluktur. Bilge, kendi mutluluğunun ustasıdır. Plautus Böyle bir insanın hayattan isteyecek neyi kalır, Görmüyor muyuz? Nedir doğanın istediği bizden, illetsiz bir bedenden, Varlığının güzel tadını çıkaran Hiçbir şeyden korkmaz bir ruhtan başka? Lucretius Bizim budala, aşağılık, köle ruhlu, değişken tutkularının rüzgârında durmadan bir o yana, bir bu yana savrulan çamur gibi, insanlarımızla öyle bir insanı karşılaştırın, yerle gökten daha uzaktır onlar birbirinden. Yazık ki âdetlerimizde öylesine körleşmişiz ki bu ayrılığa hemen hiç önem vermez olmuşuz. O kadar ki bir köylüyle bir kralı, bir soyluyla bir soysuzu, bir devlet adamıyla bir özel kişiyi, bir zenginle bir yoksulu yan yana koyduğumuzda ilk düşündüğümüz, ilk yorumumuz aralarındaki ulaşılmaz ayrılık olur. Oysa delicesine sarıldığımız bu ayrılık, giyim kuşam ayrılığından başka bir şey değildir. Çünkü onları, komedya oyuncuları gibi sahnede bir duka, bir imparator rolünde görürsünüz. Hemen ardından bakarsınız uşak ya da aşağılık birer hırsız oluvermişler, asıl kişilikleri de buymuş meğer! Bir de perdenin ardında görün siz o imparatoru. Herhangi bir adamdır ve belki de halkının en küçüğünden bile daha da zavallıdır. Pırıl pırıldır çünkü altın üstünde iri zümrütlerle, Hep yeni kumaşlar vardır üstünde deniz yeşili Zühre yıldızının öpüşüyle ıslanmış. Lucretius Kiminin içtendir mutluluğu, kiminin dıştan. Seneka

19 MİCHEL DE MONTAIGNE Her insan gibi imparatoru da korkaklık, kararsızlık, tutku, kırgınlık, kıskançlık etkiler. Ne hazineler ne rütbeler ne cübbeler atabilir yüreklerden yıldızlı direkler altında uçuşan acı dertleri, kaygıları. Horatius İmparatorun boğazına ordularının ortasında kaygılar, korkular yapışır. İnsanların içinde yatan korkular, kaygılar Demir gümbürtüsünden, kılıçlardan yılmaz; Krallar, büyükler arasında çekinmeden yaşar, Altınla senli benli olur saygısızca. Lucretius İNSAN SEVERLİK VE BÜYÜKLÜK an ve şerefe ulaşmanın en kısa yolu; şan, şeref için yaptığımızı kendi vicdanımızın emriyle Ş yapmaktır. Bence Büyük İskender in değeri, o parlak yaşayışı içinde bile Sokrates in düşkün ve sönük yaşayışı içindeki değeri yanında bir hayli cılız kalıyor. Düşüncem, Sokrates i İskender in yerine koyabiliyor rahatlıkla. Ama İskender e en iyi ne yapmayı bildiğini sorsalar, Dünyaya boyun eğdirmesini bilirim! der. Sokrates ise insan yaşantısını doğal niteliğe uygun olarak yönetmesini bildiğini söyler. Bu bilim; daha ağır basan, daha saygın bir bilimdir. Ruhun değeri yükseklere çıkmasından değil, düzenli olmasındadır. Ruhun büyüklüğü büyük yerde değil, gösterişsiz yerlerde çıkar ortaya. Onun için bizi içimize inerek yargılayanlar ünlü eylemlerimize pek önem vermezler. Bunların aslında çamurlu ve batak bir topraktan fışkırmış pırıltılı su serpintileri olduğunu görürler. Bizi parlak görünüşümüze göre yargılayanlar ise içimizin de aynı parlaklıkta olduğunu sanırlar. Onları şaşırtan ve görüşlerini aşıp başarı güçlerini, halkın ve kendilerinin güçleriyle bir arada düşünemezler. Bir işçinin tuvalete gitmesini, karısıyla yatmasını düşünmek olağan gelir. Ama gösterişli ve bilginliğiyle saygınlık kazanmış bir başbakanı o durumlarda düşünmeyi yadırgarız. Onlar yaşayacak kadar alçalmazlar gibi gelir bize. İNSANA GÜVEMENİN YARARI damın biri, kafasında evimi ve beni bir pusuya düşürmeyi planlamış. Kurnazlığı, kapıma önce A yalnız gelip içeriye girmekte biraz telaş göstermek oldu. Kendisini adından tanıdım. Komşum ve az çok da benden yana olduğu için ona da kapımı açtırdım. Bir de baktım, adam korkular içinde, atı soluk soluğa, bitik bir hâlde. Şu masalı anlattı bana: Bizden yarım fersah ötede, benim de tanıdığım, kavgalı olduklarını bildiğim bir düşmanıyla karşılaşmış. Düşman doludizgin peşine düşmüş. Gafil avlandığı ve yanında az adamı olduğu için can havliyle benim kapıya atmış kendini. Adamlarını çok merak ediyormuş; ya ölmüş ya da yakalanmışlarmış. Ben, saflıkla onu avutmak, güven kazandırmak ve ferahlatmak için elimden geleni yaptım. Az sonra askerlerinden dördü, beşi aynı surat ve ayn8ı telaşla içeri girmek istediler. Ardından başkaları, daha başkaları akın etti. Yirmi beş, otuz kadar oldular. Hepsi tepeden tırnağa silahlı ve hepsi düşmanlardan kaçma numarası yapmaktaydılar. Bu kadarı bende kuşku uyandırmaya aşladı. Ne ortamda yaşadığımızı, benim evime ne kadar göz dikildiğini biliyordum ve tanıdıklarım arasında böyle baskınlara uğramış olanlar vardı. Ne var ki başladığım nezaketi sonuna götürmemekte bir kazancım olmayacağını ve vazgeçmekle bütün ipleri koparmış olacağımı düşünerek her zamanki gibi işi oluruna, en doğal ve basit yoluna bırakıp hepsine kapımı açtırdım. Doğrusu ben, yaradılıştan güvensizliğe ve kuşkulara düşmeyen bir insanımdır. Bana kötülük edenleri dinlemeyi, hoş görmeye çalışırım. Ejderhalara ve mucizelere nasıl inanıyorsam, çok büyük tanıklar olmadıkça insanların doğa dışı korkunç canavarlar olacağına da inanmam. Ayrıca ben kadere seve seve boyun eğebilirim, kendimi onun kollarına bırakabilirim. Böyle oluşumdan da bugüne dek zarardan çok yarar gördüm. Kader hep benden yana davranıp çıkarını benden daha iyi sağladı. Yaşamımda başarılmış zor ya da belki akıllıca denebilecek birkaç eylem vardır. Bilin ki bunlarda benim payım üçte bir, kaderin payıysa en az üçte ikidir. Bence başarısızlıklarımız kadere yeterince güvenmemekten ve elimizde olmayan bir gücü kendi davranışımıza bağlamaktan ileri geliyor. Dileklerimize kavuşamamamız da çok kez bundan dolayıdır. Kader insan aklına, onun zararına olmak üzere verdiğimiz hakları kıskanıyor ve biz ne kadar artırsak o da o kadar azaltıyor bu hakları Uzatmayalım, o adamlar at üstünde evimin avlusunda beklediler. Şefleri benimle içeri girmiş, adamlarından haber alır almaz gideceğini söyleyerek atının ahıra götürülmesini istememişti. Giriştiği

20 DENEMELER işi artık avucuna almış durumdaydı. Geriye eyleme geçmek kalıyordu. Sonradan çok kez anlatmıştır bana. Çünkü bu yaptığını anlatmaktan sakınmıyordu hiç. Yüzüm, davranışım, açık yürekliliğim kalleşliği söküp atmış içinden. Adamları vereceği işaret için hep gözlerine bakıp dururken o birden atına bindi ve onlar bu kazançlı durumunu tam sonunda bırakmasına şaşadursunlar, o çekti gitti. KİTAPLAR VE İNSANLAR nsanlar yalnızca kitaba girmiş tanıklıklara önem veriyor, kitaba girmedikçe bir doğruyu geçerli İ saymıyorlar. Budalalıklarımızı harflere dökünce saygınlaştırmış oluyoruz! Okudum demek, birinden duydum demekten daha geçerli. Ama ben inanların ellerini ağızlarından daha güvenilir bulmadığım, konuşurken saçmaladığımız kadar yazarken de saçmaladığımızı bildiğimiz için Aulus Gellius ya da Mavrobius un yazdıkları kadar ben de gördüklerimi öne sürebilirim. Sık sık söylerim, örneklerimizi hep yabancılardan ve okul kitaplarından vermemiz ahmaklıktır diye. Örnekler, Homerus un, Platon un zamanında olduğu kadar bugün de boldur. Ama biz, düşüncenin doğruluğundan çok, örneklerin gösterişi peşindeyiz. Kanıtlarımızı kitapçı dükkânından alıp kullanmak, kendi köyümüzde gördüklerimizden çıkarmaktan daha üstün gibi gelir. Belki gözümüzün önündekileri ayıklayıp değerlendirmeye, onları eleştirip örnek hâline getirmeye yatkın değil kafamız. Çünkü kendi tanıklığımıza güvenecek kadar bilgin ve yeterli değiliz dersek yersiz söz etmiş oluruz. O kadar ki bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi özellikleriyle görebilirsek onlardan doğanın en büyük mucizeleri, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda. KİTAPLARIN ÖNEMİ ir insanın önemini anlamak istediğim zaman, kendinden ne kadar memnun olduğunu, B söylediklerini, yaptıklarını, yapmak istediklerini, kendini ne dereceye kadar beğenip beğenmediğini sorarım. Şu tarz özürleri dinlemeyi çok sevmem ve istemem: Bu işi laf olsun diye, olmuş olsun, diye yaptım. İşi daha bitmeden çıktı tezgâhtan. Ovidius Ya da Yaptıktan sonra bir daha gözden geçirelim. Hatta üzerinde bir saat bile durmadım. Öyleyse derim, Siz bırakın bunları da hangi eseriniz sizi tam olarak veriyorsa değerinizin hangisiyle ölçülmesini istiyorsanız onu gösterin bana. Sonra şunu sorarım: Eserinizde en güzel bulduğunuz nedir? Şu parça mı, bu parça mı? Onda da beğendiğiniz, yapısındaki hoşluk mu, kullandığınız malzeme mi, bir buluş, bir düşünce, bir bilgi mi? Hep görüyorum. Çünkü insan, başkasının işi kadar kendi işini değerlendirirken de yanılgıya düşüyor. Araya sadece duygular karıştığı için değil, gerçek değeri bilmediği, ayırt edemediği için. Bu eser, kendi gücü ve şansıyla onu gerçekleştirmenin buluş ve bilgi gücünü aşabilir. Ben, kendi hesabıma en az, kendi eserimin değerini kestirebiliyorum. Denemeler i bir batırır, bir çıkarırken hep kararsızlık ve kuşku içindeyim. Sadece konularıyla yararlı olan kitaplar vardır. Bu kitapların değerlerinde yazarın payı yoktur. Üstelik öyle iyi kitaplar, öyle yararlı işler vardır ki kıyaslandığında insan, yapmış olduğuna utanır. Söz gelişi, ben şimdi tutsam; istemeye istemeyi bizim ülkenin yemeklerini, kıyafetlerini yazsam; zamanımızdaki kralların fermanlarını, halkın eline geçen mektuplarını toplasam; güzel bir kitabın özetini çıkarsam ve o kitap sonradan kaybolsa Bunun gibi başka işlere girişsem. Elbette gelecek kuşaklar bu yazılarımdan enikonu yararlanabilir. Ama o zaman ben şansımdan başka neyimle övünebilirim? Nice ünlü kitaplar, bu şekilde yazılan kitaplardır. Birkaç yıl önce Philippe de Commines i okuyordum. Kuşkusuz, çok iyi bir yazardır. Kitabında şu söz dikkatimi çekmişti: İnsanın efendisine ettiği hizmet onun bu hizmete verebileceği karşılığı aşmamalı. Meğerse bu sözün değeri yazarda değil yalnızca kendindeymiş. Aynı söze geçenlerde Tacitus ta rastladım: İyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. Bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil kinle karşılarız. Seneka aynı şeyi daha kuvvetle söylüyor: İnsan karşılık veremediğinden utandı mı karşılık verecek kimsesi olmasını istemez. Cicero da biraz daha yumuşak bir ifadeyle: Memnun edemeyeceğini sanan, kimsenin dostu olamaz. diyor. Herhangi bir konu, türüne göre bir adamı bilgili ve oldukça zeki gösterebilir. En kişisel, en değerli tarafını, ruhunun asıl gücünü ve güzelliğini anlayabilmek için, kendinden olanla olmayanı ayırmak, kendinden olmayan şeyleri de nasıl seçtiğine, düzenlediğine, nasıl bir şekil ve dil kullandığına bakmak gerek. Başka türlü olur mu? Ya söylediğini farklı yerden almış ve daha kötü bir şekle sokmuşsa? Çok kez böyle oluyor. Kitaplarla alışverişim azsa yeni bir şairde gördüğüm güzel bir buluşu övmeye cesaret

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU

BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU BİREYSELLEŞMİŞ EĞİTİM PROGRAMI (BEP) FORMU ÖĞRENCİNİN ADI-SOYADI: BEP HAZIRLAMA :07.10.2011 BEP Birimi Üyeleri: - ÖĞRENCİNİN ŞU ANKİ PERFORMANS DÜZEYİ:.. öz bakım becerilerini yerine getirir... okuma yazmayı

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı

Atatürk ün Kişisel Özellikleri. Elif Naz Fidancı Atatürk ün Kişisel Özellikleri Atatürk cesur ve iyi bir liderdir Atatürk iyi bir lider olmak için gerekli bütün özelliklere sahiptir. Dürüstlüğü ve davranışları ile her zaman örnek olmuştur. Gerek devlet

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları çocuk bakım evi yolunda olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 2-3 yaşındaki çocuk hakkında durum ve gelişim görüşmesi Çocuk bakım

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz.

YARATICI OKUMA DOSYASI. En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. YARATICI OKUMA DOSYASI En sevdiğiniz tatil kitabını anlatan bir resim çiziniz. MAVİŞ Mavişe göre Dünya nın ¾ nün suyla kaplı olmasının nedeni nedir?...... Maviş in gözünün maviden başka renk görmemesinin

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Verimli Çalışma. Edinilmiş çalışma alışkanlıkları

Verimli Çalışma. Edinilmiş çalışma alışkanlıkları Verimli Çalışma Edinilmiş çalışma alışkanlıkları Bir üniversite öğrencisi olarak sizden beklenilen, bağımsız bir öğrenci olmanızdır. Kimse nasıl çalışmanız gerektiğini sizden daha iyi bilemez, ancak size

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

1) İngilizce Öğrenmeyi Ders Çalışmak Olarak Görmek

1) İngilizce Öğrenmeyi Ders Çalışmak Olarak Görmek 1) İngilizce Öğrenmeyi Ders Çalışmak Olarak Görmek İngilizce öğrenilememesinin ilk ve en büyük sebeplerinden birisi, İngilizce öğrenmeyi ders çalışmak olarak görmek. Çoğu zaman İngilizce iş hayatında başarılı

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana.

Woyzeck: Öğleyin güneş tepeye çıkıp da dünya ateşe düşmüş gibi yanmaya başlayınca, işte o zaman korkunç bir ses bir şeyler diyor bana. Konu: "Woyzeck ve "Matmazel Julie Adlı Eserlerde Kullanılan İmge ve Simgelerin Eserlerin Tezlerine Katkısı Adı-Soyadı: Halil İbrahim Yüksel No: 149 Sınıfı: 11-D WOYZECK VE MATMAZEL JULIE DE İMGE VE SİMGE

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Nasıl Daha İyi Öğrenirim?

Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Nasıl Daha İyi Öğrenirim? Farklı Öğrenme Yöntemleri Öğrenciler farklı yöntemlerle öğrenirler. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir: okuyarak ve okuduğunu hatırlayarak, önemli bölümlerin altlarını çizerek,

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi

Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Çocukları günlük bakımcıya veya kreşe gidecek olan vede başlamış olan ebeveynlere Århus Kommune Børn og Unge Çocuğunuzun uyumu, öğrenimi ve gelişimi Tyrkisk, Türkçe 9-14 aylık çocuklar hakkında durum ve

Detaylı

14 12 Bu ifadenin ne zaman kaba olduğu ne zaman gerekli olduğu konusunda onunla konuşabilirsiniz. Annebaba yanındayken ona nazikçe teklif edilen bir şeyi istemediğini Hayır diye bağırarak ifade etmek doğru

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

Dil Öğrenme ve yazım dili öğrenme

Dil Öğrenme ve yazım dili öğrenme Dil Öğrenme ve yazım dili öğrenme Đyi bir başarı için gerekli olanşartlar Çocuğunu desteklemek isteyen annebabalar için çeşitli tavsiyeler Elisabeth Grammel und Claudia Winklhofer Übersetzung: Abdullah

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ

SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ SINAV KAYGISI ÖLÇEĞİ Adı, soyadı... : Sınıfı... : Tarih :.../.../2015 YÖNERGE: Okuduğunuz cümle sizin için her zaman veya genellikle geçerliyse sağdaki boşluğa " doğru " anlamına gelen D harfinin altına

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER

TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER TEOG ÖNCESİ ÖĞRENCİLERİMİZE VE VELİLERİMİZE KÜÇÜK TAVSİYELER Sınava sayılı günlerin kaldığı bu süreçte öğrencilerimizde ve velilerimizde kaygıyla heyecanın iç içe olduğunu biliyoruz.bu nedenle TEOG öncesinde

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:...

TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR. Anketi Nasıl Dolduracaksınız? LÜTFEN AŞAĞIDAKİ HİÇBİR İFADEYİ BOŞ BIRAKMAYINIZ. İsim:... Cinsiyet:... OA TÜM BİLGİLER KESİNLİKLE GİZLİ TUTULACAKTIR İsim:... Cinsiyet:... Doğum Tarihi:... Bugünün Tarihi:... Anketi Nasıl Dolduracaksınız? Aşağıda bazı ifadelerin listesi bulunmaktadır. Lütfen her ifadeyi çok

Detaylı

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları.

alternatif cevabı olabilir fakat anlatmak veya vurgulamak istediğim konu insanların alışveriş merkezlerine ihtiyacı olsun olmasın gitme durumları. HASTA İŞİ İnsanların içlerinde barındırdıkları ve çoğunlukla kaçmaya çalıştıkları bir benlikleri vardır. O benliklerin içinde yaşadıkları olaylar ve onlardan arta kalan üzüntüler barınır, zaten bu yüzdendir

Detaylı

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan

1.Aşama (Cüzdanını doldurmaya başla) Para kazanmanın birçok yolu var. Bu yolların hepsi birer altın kaynağıdır ve işçiler bu kaynaktan Nasıl daha çok para kazanabiliriz? Nasıl para sorunlarımızı çözeriz. Bunun herkes için yöntemi farklıdır. Gelin George S.Clason Babil in en zengin adamı adlı kitabında para kazanmak için önerdiği yedi

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ

TOPLANTI BİLGİLERİ MUTLU GÜNLERİMİZ KONUKLARIMIZ K.R. RAVINDRAN U.R. Başkanı 2015 16 Canan ERSÖZ U.R. 2430. Bölge Guvernörü 2015 16 Firuz Harbiyeli 3. Grup Guvernör Yardımcısı Hüseyin MURSAL (Başkan) Süleyman ÇOLAKOĞLU (Asbaşkan) Okşan HALEFOĞLU (Kulüp

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir.

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere bağlaç denir. BAĞLAÇ Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlamı olmayan sözcüklerdir. Bağlaçlar her

Detaylı

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü On5yirmi5.com KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü Kaç gündür bir 'vitamin' sorusudur gidiyor. İşte geçtiğimiz günlerde yapılan KPSS sorularında yer alan 'vitamin' sorusu ve çözümü... Yayın

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR

ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR BİRLİK BULAMACI YERİNE GERÇEK BİRLİK A. GİRİŞ Başlangıçta,eşler arasındaki farklar bazen heyecanlı olabilir. Kendinde olmayan özellikleri eşinde bulunca yaşama renk katacağı olur

Detaylı

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR...

EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... EĞİTİM SEVGİYLE BAŞLAR... Bütün insanlığı sevgiyle kucaklayabilecek hoşgörüye sahip, geleceğin dünyasına şekil verecek, çalışkan, ufku geniş, sahip olduğu değerleri paylaşabilen, huzurun ve güvenin teminatı

Detaylı

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ

HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. DESTANLAR VE MASALLAR Tarihsel Öykü Gürol Sözen HİTİTLİ PATTİYA İLE PALLİLİ illüstrasyon: Gözde Bitir S. Bir Anadolu Masalı... Yayın

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ REHBERLİK POSTASI 4

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ REHBERLİK POSTASI 4 ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ REHBERLİK POSTASI 4 22 Mart 2013 Sayın Velimiz, Dördüncü rehberlik postamızda sizlerle, Davranış ve Değerler Eğitimi Programı kapsamında

Detaylı

NİÇİN İLETİŞİM KURARIZ?

NİÇİN İLETİŞİM KURARIZ? İletişim, duygu, düşünce veya bilgilerin söz, yazı, hareket ve görüntü aracılığıyla başkalarına aktarılmasıdır. Doğduğumuz andan itibaren çevremizle iletişim içerisine gireriz. Duygu ve düşüncelerimizi

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU

AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU AKÇAY SANİYE KARAGÖZOĞLU ANAOKULU DEĞERLER EĞİTİMİ PROJESİ NİSAN AYI FAALİYET RAPORU KONU: İYİLİK VE HOŞGÖRÜ Nisan ayı boyunca aşağıda ismi geçen iyilik ve hoşgörü konulu sınıf içi etkinlikleri gerçekleştirilmiştir.

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans

Bekar Evli Boşanmış Eşi ölmüş Diğer. İlkokul Ortaokul Lise Yüksekokul Fakülte Yüksek Lisans Form no : Tarih : Bu anket hastalığınızı daha iyi anlayabilmek ve sizlere daha yararlı olabilmek için düzenlenmiştir. Lütfen olabildiğince nesnel (objektif) yanıtlamaya özen gösterin. Ankete kimliğinizi

Detaylı

küçük şeyler Eylül 2007

küçük şeyler Eylül 2007 KÜÇÜK ŞEYLER AKADEMİSİ; ÜSTÜN DÖKMEN YAŞAM BOYU GELİŞİM VE EĞİTİM AKADEMİSİNİN BİR MARKASIDIR. www.ustundanismanlik.com.tr www.küçükşeyler.com.tr www.kucukseyler.k12.com.tr ANKARA: Binsesin Sitesi 107.

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

İsa Mesih elçilerini seçiyor

İsa Mesih elçilerini seçiyor İsa Mesih elçilerini seçiyor BU ÇAĞIRIDA ÖNEM TAŞIYAN İLKELER A. Giriş Markos 3:13-18: İsa dağa çıkarak istediği kişileri yanın çağırdı. Onlarda yanın gittiler. İsa bunlardan oniki kişiyi yanında bulundurmak,

Detaylı

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak Öfkenin Gerçek Nedeni Ne? ÖFKE kıskançlık, üzüntü, merak,

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM Bu zamana kadarki okul hayatım boyunca birçok öğretmenim oldu. Şu an düşündüğüm zaman, aslında her birinden bir şeyler öğrendiğimi ve her birinin hayatımın şekillenmesinde azımsanmayacak

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ

ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ ÖZEL EFDAL ANAOKULU 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ DENIZYILDIZI GRUBU KASIM AYI BÜLTENİ BU AY ÖĞRENDİKLERİMİZ ATATÜRK Atatürk kim olduğunu hatırladık Atatürk ün hayatını inceledik. Atatürk ün kişisel

Detaylı

Zayıflarken Yapılan 5 Hata ve Çözümleri

Zayıflarken Yapılan 5 Hata ve Çözümleri Zayıflarken Yapılan 5 Hata ve Çözümleri Ebru Pelin 10 günde 10 kilo verin... X diyetiyle bu yaza ideal kilonuzda girin... X biberi, Y kapsülü ile ayda 15 kilo verin... Bu ve benzeri iddialarla oluşturulan

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Uzaktangörü (Remote Viewing) Basitleştirilmiş Çizim Taslağı Düzenleme V01.01 2010/02/28

Uzaktangörü (Remote Viewing) Basitleştirilmiş Çizim Taslağı Düzenleme V01.01 2010/02/28 Uzaktangörü (Remote Viewing) Basitleştirilmiş Çizim Taslağı Düzenleme V01.01 2010/02/28 Beş önemli kritik nokta 1. Bir kez, hedef çizim NUMARASINI yazdığınızda, hemen ardından, AŞAMA 1 deki, sağ üst köşedeki

Detaylı

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları

Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları Dinleme, Okuma, Konuşma, Yazma Kuralları ÇALIŞMA KAĞIDI - 1 Aşağıdaki ifadelerden doğru olanların başına, yanlış olanların başına ise çiziniz. İlk cümle size yardımcı olmak için örnekte gösterilmiştir.

Detaylı

Serkan Ertem. www.serkanertem.com

Serkan Ertem. www.serkanertem.com Serkan Ertem www.serkanertem.com Her insanda iki dil vardır. Bu da ne demek dediğinizi duyar gibiyim. Aslında ilk bakışta kulağa biraz garip geliyor, yani sözlü iletişimi sağladığımız dilimizden başka

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI

ŞEKİL KAVRAMI TEMA ÇALIŞMALARIMIZ KAVRAMLAR RENK KAVRAMI SAYI KAVRAMI SES KAVRAMI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI ÖZEL BİLGİ İLKÖĞRETİM OKULU ANASINIFI 1 31 MART TEMA ÇALIŞMALARIMIZ Merakla ve sabırsızlıkla ilkbaharı bekliyoruz..gelir umuduyla.. Bu ay temamız İlkbahar.. Kışı gördük, iliklerimize kadar yaşadık aylardır..

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM

ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ GÜNLÜĞÜM ÖYKÜ NÜN GÜNLÜĞÜ Merhaba arkadaşlar, adım Öykü ilköğretim 2. sınıf öğrecisiyim. Gün içinde düşüncelerimi, duygularımı, hissettiklerimi yazdığım bir günlük defterim var. Günlük defterime bugün not aldığım,

Detaylı

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin.

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. ETTİM DE BULMADIM!!! Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. Etme,bulma dünyası Eden bulur,genel bir kural halinde hayatta tecelli etmektedir.

Detaylı

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM

VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM ÜNİTE 1 VÜCUDUMUZUN BİLMECESİNİ ÇÖZELİM DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ - 1 Ad :... Soyad :... Vücudumuzu ayakta tutan, hareket etmemizi sağlayan ve bazı önemli organları koruyan sert yapıya iskelet denir. İskelet

Detaylı

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Yabancı Dil Ööğreniminde Güçlü Hafıza Teknikleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yabancı dil öğreniminde kelime ve anlamını ezberleme oldukça önemli bir yere sahiptir. En sık kelime ezberleme yöntemi ise tekrardır. Yani sık sık kelimenin ve anlamının tekrar edilmesidir. Bu kelimelerin

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM

EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM EVLİLİKTE İLETİŞİM ve YAŞAM BECERİLERİ -2 EVLİLİK ÖNCESİ EĞİTİM EVLİLİKTE İLETİŞİM ve YAŞAM BECERİLERİ 2 SUNUM İÇERİĞİÇ Evlilikte İletişim

Detaylı