ÇATI PARTİSİ: PROGRAMA DOĞRU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ÇATI PARTİSİ: PROGRAMA DOĞRU"

Transkript

1 KOMÜNİST DEVRİM İÇİN MÜZİK! SAYFA 36 Birikimi elbette toprağımızdan ve toplumsal mücadelelerin dünya ölçeğinde bugüne taşıdığı müzikal mirastan alacağız. Ancak önce şuna karar vereceğiz: Ne için müzik? Komünist toplumda bilinmez ama şu anda hiç tereddütsüz: Devrim için müzik! EŞİTLİK ve ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN YAYINIDIR 1 EKİM 2011 SAYI 337 FİYATI: 5 TL ÇATI PARTİSİ: PROGRAMA DOĞRU Taslak a ruhunu veren, liberal demokrat eklemlenmeleri haiz bir Kürt ulusalcılığıdır. Biteviye tekrarlanan halklar ve ezilenler, sosyal siyaset açısından metnin ruhunu yansıtan şey olmakta, dile getirilen bütün arazlardan çıkış olarak tam demokrasi nin ifade edilmesi de vardığı nihai noktayı imlemektedir. Marksistler, kendilerini diğer tüm katman ve ideolojilerden ayıran yönün karartılmasına da izin veremezler. Tarikatlara, cemaatlere, gericiliğin kendisini yayma ve nüfuz etme alanlarına hiçbir özgürlük tanımayacaklarını ilan ederken, bu kesimleri sivil toplum dinamiği gören ve gösteren, sisteme karşı özgürlük mücadelesi nde müttefik seçen herhangi bir burjuva özgürlükçülükten ayrılırlar. SAYFA 6-7 Ulusal Kurtuluş ekseninde TKP-Komintern ilişkileri Suphilerin katledilmesi ve izleyen baskılarla Türkiye komünist hareketinin ulusal kurtuluş mücadelesine müdahale olanakları büyük ölçüde daralırken Komintern i, üstelik en sıcak cephelerden birinde, Rus Devrimi ni korumaya öncelik vermekle eleştirmek güç. SAYFA 27 ÜNİVERSİTELİLER KURULTAYLARINI TOPLADI Devrimci, yurtsever, halkçı, kendi geleceği ile toplumsal kurtuluş arasında kuvvetli ve canlı bağlar kurabilen yeni bir gençlik kuşağının ortaya çıkması, İkinci Cumhuriyet zihniyetine vurulacak en önemli darbelerden birisi olacaktır. Komünist öğrencilerde cisimleşen çalışkan, üretken, sorumluluk sahibi, derslerinde başarılı, okul yaşamı ile güçlü bağlar kurmuş, paylaşım ve dayanışmayı bir yaşam biçimi olarak benimsemiş gelişkin bir üniversiteli kimlik bu doğrultuda atılacak ilk adımdır. SAYFA 30 SOLCU LİSELİLER DE HAZIR Solcu liseliler bu ülkenin en donanımlı gençleri olma iddiasını da taşıyor. Bunu kimseyle bir yarışa girdiğimiz için söylemiyoruz. Bu topraklarda daha aşağısının kurtarmayacağını bildiğimiz için söylüyoruz. SAYFA 28 Önceliği AKP nin toplumsal tabanına mı vermeliydik? TKP nin öncelikle AKP karşıtlığını temsil eden toplumsal tabana yüzünü dönmesi zaman zaman bir tartışma ve eleştiri konusu edildi. Bu eleştirilerde AKP ye oy veren kitlenin emekçi karakteri taşıdığı bazen açık bazen zımni bir kalkış noktasıydı. Asıl bu varsayımın ne derece doğru temellere sahip olduğu tartışılmalıdır. Öte yandan Türkiye de solun tarihsel birikimini esas alan bir sol yükseliş olmaksızın herhangi bir emekçi tabana hitap edilemeyeceği de bilinmelidir. SAYFA 4

2 2 PANO 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST KOMÜNİST, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin aylık sesi olarak yeniden hazırlandı. Partili yaşamı zenginleştirmek, yoldaşlık hukukunu güçlendirmek, kavgamızın ortak aklını geliştirmek için daha nitelikli KOMÜNİST, daha iddialı KOMÜNİST, daha fazla okunan KOMÜNİST, düzenli tartışılan KOMÜNİST, her fırsatta katkı konulan KOMÜNİST. Daha çok komünist için KOMÜNİST! TKP HEYETİ SURİYE DE Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyelerinden oluşan bir heyet, Suriyeli komünist partileri ve Filistin örgütlerinin temsilcileri ile görüşmek ve ülkedeki son gelişmelere ilişkin gözlemlerde bulunmak üzere Suriye ye gitti. Ziyaretin ardından TKP Merkez Komite tarafından kamuoyuna açıklama yapılacak. SOSYALİSTLERİN MECLİSİ Türkiye Komünist Partisi nin kongre kararlarından Sosyalistlerin Meclisi için kuruluş çalışmaları son aşamasına geldi. Türkiye nin sosyalist birikimini taşıyan aydın, siyasetçi, sanatçı ve sendikacının katılmakta olduğu Sosyalistlerin Meclisi nin ilk toplantısı Ekim ayında gerçekleşecek. Merkezi düzeyde kurulan Sosyalistlerin Meclisi nin yanı sıra, bazı yerleşimlerde yerel dinamikler üzerinden çalışma yürütecek ama Sosyalistlerin Meclisi ile bağlantılanacak yerel meclislerin oluşumu için de hazırlıklar sürüyor. Memleket tartışmaları Bu aydan itibaren Aydemir Güler ve Mehmet Kuzulugil İstanbul Nazım Hikmet Kültür Merkezi nde, Metin Çulhaoğlu Ankara NHKM de, Kemal Okuyan sa İzmir Nazım Kültür Evi nde Memleket Tartışmaları adı altında ayda birer kez sunum gerçekleştirecekler. Söz konusu etkinliklerin ses kaydı, başka kentlerde yaşayanların da izleyebilmesi amacıyla sol Radyo da yayınlanacak. Ekim ayında MEMLEKET TARTIŞMALARI nda şu konular işlenecek: Çatı Partisi ve TKP (Mehmet Kuzulugil) Türkiye de Umutlanmak İçin Bir Neden Var mı? (Kemal Okuyan) Kemalizm Neden Yenildi? (Metin Çulhaoğlu) AKP nin Bir Kürt Politikası Var mı? (Aydemir Güler) Cumhuriyetçilik ve Komünistler (Mehmet Kuzulugil) Her hafta partimizin sesini daha fazla kişiye ulaştırmak, daha fazla kişiyle sosyalizm mücadelesinin hedef ve sorunlarını tartışmak için görev başına! Türkiye Komünist Partililer, Parti nin dostları... Komünist in sayfaları, Parti yle söyleşmek, tartışmak, paylaşmak ve sormak için! KOMÜNİST AYLIK TÜRKÇE DERGİ YEREL SÜRELİ YAYIN Sahibi: Mehmet Yavuzkan Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Hetem Ayaz Adres: Osmanağa Mah. Serasker Cad. No: 104/6 Kadıköy İstanbul Tel: Baskı: Kayhan Matbaacılık Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 244 Zeytinburnu e-posta:

3 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST SİYASET 3 KOMÜNİST İN NOTLARI DIŞ POLİTİKA Türk dış politikasında komşularla sıfır sorun palavrasından herkesle sonuna kadar didişme noktasına gelindi. İranlı yetkililer Türkiye nin kendilerine kazık attığını dile getirmeye başladılar. Artık herkes biliyor ki, AKP iktidarı İran ı ABD yle korkutarak bu ülkeyi ekonomik ve siyasi açıdan istismar etmeye çalışıyor. Erdoğan dostum dediği Devlet Başkanı Esad ı satıverdi, Suriye yi açık açık tehdit ediyor. Kıbrıs ta savaş naraları atıyor, Yunanistan a ayağını denk al diyor. Şu sıralar gündemden düşse de, Kafkaslardaki bütün gerginliklerde işin içinde Türkiye de var. Öte yandan Kürt sorununda gizli pazarlıklara savaş uçaklarının yağdırdığı bombalar eşlik ediyor. AKP NİN BARIŞÇI BİR DIŞ POLİTİKA İZLEYE- CEĞİNİ SANANLARI DEFALARCA UYARDIK. DEVLET İÇİNDEKİ OPERASYON TAMAMLAN- SIN, SİZ GÖRÜN ASIL MİLİTARİST DEVLETİ DİYE YAZDIK. HER ŞEYDEN ÖNCE KAPİTALİZM BARIŞ DEĞİL SAVAŞ ÜRETİR. HELE HELE KRİZ- LERLE SARSILAN BİR KONJONKTÜRDE SAVAŞ SEÇENEĞİ OLMADAN KAPİTALİZM AYAKTA KALAMAZ. İKİNCİSİ AKP, ABD HİMAYESİNDE EMPERYAL PERSPEKTİFLERE SAHİP BİR PAR- TİDİR. BU BÖLGEDE SADECE TÜCCARLIK VE RİYAKARLIK LA BİR YERE KADAR ETKİ ARTAR. ONDAN SONRA SÜRTÜŞMELER, TEHDİT VE ÇA- TIŞMALARA GELİR SIRA. ÜÇÜNCÜSÜ VE BELKİ EN ÖNEMLİSİ, ABD NİN BALKANLAR, KAFKAS- LAR VE ORTADOĞU DA YENİ BİR MÜDAHALE İÇİN MÜTTEFİKLER ARASI NDA BİR ÇATIŞ- MAYA İHTİYAÇ DUYDUĞU UNUTULMAMALI- DIR. VAŞİNGTON TARAFINDAN ŞIMARTILIP HİMAYE EDİLEN TÜRKİYE, KRİZ NOKTALARIN- DA İLK KURŞUNU ATACAK KIVAMA GETİRİL- MİŞTİR. DÖRDÜNCÜSÜ, EMPERYALİZMİN TÜRKİYE TASARIMI DOĞRULTUSUNDA, BELLİ BİR AŞAMADA, BÖLGE GÜCÜ ANKARA NIN İPİNİN ÇEKİLMESİ GÜNDEME GELDİĞİNDE SI- FIR SORUN LU DEĞİL DE BOL SORUNLU BİR TÜRKİYE NİN DAHA UYGUN OLACAĞI AŞİKAR- DIR. AKP NİN SAHTE DOSTLUK GÖSTERİLERİNE KARŞI TÜM BÖLGE HALKLARINI, HATTA LATİN AMERİKA YA UZANAN BİR COĞRAFYADAKİ DOSTLARINI UYARAN KOMÜNİSTLER, AÇIK MİLİTARİST POLİTİKALARA KARŞI ÇOK DAHA FAZLASINI YAPMAK DURUMUNDADIRLAR. SAĞLIK SİSTEMİ AKP hükümeti, reform adı altında geçici gözboyacılığın ardından bütün sağlık sistemini piyasa barbarlığının insafına terk etmeye hazırlanırken, diğer sağlık çalışanlarının yanı sıra hekimlere büyük baskı uyguluyor. Performans dayatmasıyla hekimleri daha çok hasta bakmaya, daha doğrusu hastaları müşteri gibi görmeye zorlayan siyasi iktidar tam gün hamlesiyle üniversite hastanelerinde istediği düzenlemeleri yapmak için maddi ve psikolojik altyapıyı oluşturuyor. Bütün bunları yaparken her zamanki ikiyüzlülük yine devreye sokuluyor. Sağlık ve eğitim sistemini bütünüyle ticarete döken bir siyasi iktidarın bakanı olarak Recep Akdağ hiç sıkılmadan Üniversiteler ticarethane değildir. Üniversiteler rant kapısı olamaz. Üniversitelerin tıp fakültelerinin uygulama araştırma merkezlerinde bu ticarethane anlayışı eğitimi, öğretimi ve araştırmayı geçtiğimiz yıllarda ileri derecede arızalandırdı diye konuşuyor. AKDAĞ DOĞRU SÖYLÜYOR. AKP ZİHNİYETİ ÜNİVERSİTELERİ BİTİRDİ. PEKİ HÜKÜMET NEDEN ŞİMDİ ZEYTİNYAĞI GİBİ ÜSTE ÇIKIYOR? ÇÜNKÜ HEKİMLERDEN SAĞLIK REFORMU NA GELEN TEPKİLERİ TAM GÜN YASASI NIN SÖ- ZÜM ONA ÜNİVERSİTEYİ KORUDUĞU YALANI İLE GÖĞÜSLEMEYE ÇALIŞIYOR. HEKİMLERİ DÜ- ŞÜK ÜCRETLER, AĞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI VE ÖDENEK ŞANTAJI İLE TERBİYE EDİP ÜNİVER- SİTE HASTANELERİNİ DE BİRER ÖZEL HASTA- NEYE ÇEVİRME YOLUNDAKİ SON VİRAJI DA ALMAK İSTİYOR. BİZİM BUNA YANITIMIZ EL- BETTE TAM GÜN YASASINA İTİRAZ OLAMAZ. BU ÜLKEDE PARASIZ SAĞLIK HİZMETİNİN BAYRAKTARLIĞINI YAPAN KOMÜNİSTLERİN MUAYENEHANELER İÇİN GÖZYAŞI DÖKMESİ BEKLENEMEZ. ANCAK YALNIZ ÜNİVERSİTE- LERDEKİLER DEĞİL, TÜM SAĞLIK SİSTEMİNDE GÖREV YAPAN HEKİMLER VE DİĞER EMEKÇİ- LERİ KÖLELEŞTİREN BÜTÜN UYGULAMALARA KARŞI ÇIKMAK DA KOMÜNİSTLERİN ÖNCELİK- Lİ GÖREVİDİR. BU ANLAMDA EMEK DÜŞMANI AKP YE, ONUN ÜNİVERSİTELER TİCARETHANE DEĞİLDİR DİYEN BAKANININ DEĞİRMENİ- NE SU TAŞIYACAK DEĞİLİZ. ÜNİVERSİTELER TİCARETHANE DEĞİLSE ÖĞRENCİLERİ PERİŞAN EDEN HARÇ SOYGUNUNA SON VERİN RECEP EFENDİ! PARLAMENTO Meclis çalışmaları CHP ve BDP nin katılımıyla yeniden başlıyor. Hem CHP hem de BDP, seçilmiş milletvekillerinin tutukluluk hallerinin sürmesi üzerine yemin boykotu na başlamış, CHP yönetimi kısa süre sonra bu protestodan vazgeçerek Meclis e dönmüştü. BDP ise Ekim ayına günler kala boykotu bitireceğini açıkladı. Ben döneceklerini söylemiştim diye konuşan Tayyip Erdoğan, Meclis in en önemli gündeminin yeni anayasa olacağını da altını özellikle çizerek vurguladı. BÖYLECE TÜRKİYE İKİNCİ CUMHURİYET İN ANAYASASI ETRAFINDA PAZARLIKLARIN YAPILACAĞI BİR PARALAMENTER SİYASET DÖNEMİNE GİRİYOR. CHP YENİ DÜZENE UYUM SAĞLAYACAĞINI ZATEN BELLİ ETMİŞTİ, DOLAYISIYLA AKP NİN BİÇİM VERECEĞİ BİR ANAYASA NIN AYRINTILARIYLA UĞRAŞACAK, DEMOKRATİK MEKANİZMALARIN ÇALIŞTIĞI İZLENİMİ VEREREK AKP CUMHURİYETİ NE HİZ- MET EDECEK. BDP NİN İSE KÜRT SORUNU EK- SENLİ YAKLAŞIMI, BUNDAN ÖNCEKİ YILLARDA OLDUĞU GİBİ AKP Yİ HEM RAHATLATACAK HEM DE ZORLAYACAK. RAHATLATACAK ÇÜN- KÜ BDP KÜRT SORUNU DIŞINDAKİ BAŞLIKLAR- DA AKP Yİ ZORLAMADIĞI GİBİ, BAZI KONU- LARDA AÇIK YA DA ÖRTÜLÜ DESTEK VERİYOR. ZORLAYACAK ÇÜNKÜ KÜRT SORUNUNDA OLA- SI TIKANMA NOKTALARININ AŞILMASI ÇOK GÜÇ. BU TABLODA İKİNCİ CUMHURİYET İN MEŞRUİYETİNİ KÖKLÜ BİÇİMDE SORGULAYAN PARLAMENTO DIŞI MÜCADELENİN ÖNEMİ DAHA DA ARTACAK. KÜRT SORUNU MİT ve PKK arasında, daha doğrusu devlet ve hükümet yetkilileri ile PKK arasında farklı düzlemlerde görüşmelerin yapıldığı zaten biliniyordu. PKK ve Öcalan ısrarla görüşüyoruz dese de hükümet bunu kabul etmiyor, hatta bunu iddia eden şerefsizdir türünden açıklamalarla işi hakarete vardırıyordu. MİT ve PKK arasındaki görüşmelerin bant kaydı basına sızdırılınca, görüşmelerin içeriği değil ama hangi düzeyde yürütüldüğü ortaya çıktı. ORTADA BİR SORUN VARSA VE ÇÖZÜM ARANI- YORSA TARAFLARIN GÖRÜŞMESİNDEN DAHA DOĞAL BİR ŞEY OLAMAZ. AKP HER KONUDA OLDUĞU GİBİ, GÖRÜŞMELERLE İLGİLİ OLARAK DA İKİYÜZLÜ BİR TUTUM TAKINIYOR, BİR YANDAN KÜRT SORUNUNU ÇÖZEBİLECEĞİ GÖ- RÜNTÜSÜ VERİRKEN ÖTE YANDAN MİLLİYETÇİ DUYARLILIKLARA OYNUYOR. HALK DÜŞMANI BİR PARTİDEN BEKLENEN TAM DA BUDUR. ANCAK GÖRÜŞMELERLE İLGİLİ ASIL ÖNEMLİ OLAN, İMZALANAN PROTOKOLÜN VE ANLAŞ- MAZLIK NOKTALARININ KAMUOYUNA AÇIK- LANMASIDIR. MİT MÜSTEŞARI, BAŞBAKAN LA ÖCALAN IN BİRÇOK KONUDA ANLAŞTIĞINI SÖYLEMEKTEDİR. BU KONULAR NELERDİR? HANGİ KONULARDA UZLAŞMA SAĞLANAMA- MIŞ VE TÜRKİYE BİR KEZ DAHA SAVAŞ-ŞİDDET SARMALINA SÜRÜKLENMİŞTİR. EVET, BAZI GÖRÜŞMELER GİZLİ SÜRDÜRÜLMELİDİR AMA İKİ HALKI DOĞRUDAN İLGİLENDİREN, İNSAN- LARIN UĞRUNA ÖLDÜKLERİ YA DA ÖLDÜRÜL- DÜKLERİ BİR PAZARLIK SÜRECİNİN GİZLİSİ SAKLISI KALMAMALIDIR.

4 4 SİYASET 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Solun öncelikleri var Seçimleri kazanıp hükümet olmasının üstünden yıllar geçmesine karşın kendini değişimci olarak sunabilen bir düzen partisi... Bunun üçüncü seçimden sonra, yani başbakanın deyimiyle ustalık döneminde mecburen geri düşeceği açıktır. O kadarı da olmayacaktır. Dokuz yılın ve üçüncü genel seçimlerin sonrasında memlekette olup bitenin faturasının mevcut hükümete kesilmesi beklenir. Ancak AKP bir açıdan kesinlikle başarılı olmuştur. Ve üstelik kendisini değişimci hatta muhalif olarak sunduğu zaman diliminde, sağın tarihinin büyük bölümünü de yeniden yazmayı becermiştir. Düşünün, döneminin iktidar partisi, kendini bir biçimde sorumsuz ilan etmekle kalmamış, en azından, a yani DP-Menderes dönemine, e yani cunta sonrası ANAP- Özal dönemine, ye yani Refah-Erbakan dönemine sahip çıkmıştır. Erbakan ın ve Özal ın 1970 lerin önemli bölümünde iktidarı paylaştığını, Özal ın arasında önemli bir figür olduğunu ve daha dolayımlı başka ortaklıkları bir kenara bırakalım. Doğrudan sahip çıktığı zaman dilimleri bile, AKP nin kendisini değişimci ve muhalif ilan etmeye hakkı olamayacağını gösterir uzunlukta. Ama yaptılar ve oldu! Elbette nesnellikte de bu performansı besleyen bir yan vardı. AKP li yıllarda Türkiye kapitalizmi bir rejim değişikliğini adım adım ve bazı uğraklarda sıçramalarla yaşamıştır. Eski rejimi değiştiren AKP, bu eylemini Türkiye sağının bütün tarihsel birikimine yaslanarak yapmış olmasına karşın, mirasçılık yani süreklilik yerine kopuşun altını çizebilmiştir li yıllarda AKP nin değişimi temsil ettiği iddiasının Birinci Cumhuriyetin çökertilmesiyle ilgili boyutunu bir kenara bırakalım. Bu iddia, bir de AKP nin emekçiler, yoksullar, kitleler, halk veya millet tarafından desteklendiği ve bunları temsil ettiği yolunda bir değerlendirmeyle ilişkili. Kuşkusuz memlekette seçim yapılmaktadır ve seçimlerde yükselen bir grafik çizen AKP nin yoksul ve emekçi kitlelerin de oyunu alabildiği açıktır. Ancak oyunu almak ile temsil etmek arasındaki fark, tam da bilimle ampirizm arasındaki farktır. Parlamenter veya liberal denilen burjuva demokrasilerinde oy ile temsiliyet, aptalca bir yaklaşıma teslim olunarak özdeşleştirilir. Ya da oy ile temsiliyet arasındaki açı aldanma-aldatma ile açıklanır. Her durumda bir toplumsal sınıfın -güncelliğe oranla daha yapısal, daha tarihsel ve daha nesnel bir anlam yüklenmesi gereken- çıkarları ile aynı sınıfın -verili bilinciyle kendine yakıştırdığı- temsil ehliyeti birbirine karıştırılmış olmaktadır. Oysa egemen sınıfla devlet arasındaki aidiyet ilişkisinde, parlamento ve seçim, sistemin kurum ve mekanizmalarından yalnızca biri olduğu gibi, bu mekanizma mutlak bir ideolojiktoplumsal belirlenmişlik içinde işler. AKP ye oy veren işçilerin, köylülerin vb. bu parti tarafından temsil edildiklerini söylemek tek kelimeyle saçmadır. Ancak konumları gereği bir değişim ihtiyacında olan ve değişime açık insanların oyları ve AKP nin muhalif demagojisi birbirine eklendi. Bu eklemlenmeden çıkan sonuca göre AKP eski rejimden çok çekenlerin değişimci temsilcisi ilan edebildi kendini. Buna göre, AKP dışındaki partilere oy verenler veya AKP nin dinci, emperyalizme teslimiyetçi, piyasacı politikalarına itiraz edip direnenler muhafazakar, eski rejimci, en karikatür ifadeyle ergenekoncu oluyorlardı! İşçi sınıfı bir tarafta toplulaşıyor mu? Oyların düzen partileri arasındaki dağılımını tartışmak bu yazının konusu değil. Ancak MHP nin veya CHP nin işçi, köylü, yoksul oylarını alamadıkları yolunda bir sonuca varılmasının mümkün olmadığını söylemeliyim. İşçi sınıfının mücadele eden ve etmeyen, örgütlü ve örgütsüz tabanında yapılacak bir araştırma genel olarak, genel seçimlerde ülke çapında karşımıza çıkan dağılımı verecektir bize. Zira Türkiye işçi sınıfı, ne yazık ki, kendisini toplumsal ortalamadan ayırt etmeyi sağlayacak bir kimliğe sahip değil. Kentleşme, kapitalist toplumsal yapıyı doğrudan teneffüs etme gibi faktörlerle yoksulların sağa oy vermesi arasında da tersine bir ilişki olduğunu ekleyebiliriz. Yani AKP diyelim ülke genelinde oyların yarısını alıyorsa, bizim işçi, köylü, yoksul halk diye tanımlayacağımız bir büyük kesimde de yarıdan biraz fazla oy almış olmalıdır. Ama bu kadar. Bu verilerin üstüne, örneğin solun öncelikle AKP nin tabanına seslenmesi gerektiği gibi bir sonuç bina edilmeye kalkışılmamalıdır. TKP nin öncelikle AKP karşıtlığını temsil eden toplumsal tabana yüzünü dönmesi zaman zaman bir tartışma ve eleştiri konusu edildi. Bu eleştirilerde AKP ye oy veren kitlenin emekçi karakteri taşıdığı bazen açık bazen zımni bir kalkış noktasıydı. Asıl bu varsayımın ne derece doğru temellere sahip olduğu tartışılmalıdır. Öte yandan Türkiye de solun tarihsel birikimini esas alan bir sol yükseliş olmaksızın herhangi bir emekçi tabana hitap edilemeyeceği de bilinmelidir. Bu binaya bir temel de, yeni Türkiye nin rotasının AKP tabanını karakterize eden özelliklerin damgasını taşıyacağı üstünden atılır. Eğer söylenmek istenen solun müslümanların dinsel inançlarıyla kavga etmemesi gerektiğinden ibaretse, lafı dolandırmaya hiç gerek yok. Elbette öyle! Marksizmin felsefede içerdiği ateizmle, komünizmin toplumsal siyaset alanındaki konumu ve dahası işçi sınıfı aydınlanmacılığı arasındaki farkları anlayamamak bir çocukluk hastalığı olabilir, olsa olsa. Sekülarizmi anarşizan bir tabu deviriciliğiyle karıştırmanın manası ve yararı yoktur. Ama kast edilen Türkiye deki dinselleşmenin sineye çekilmesiyse, orada durulmalıdır. Bu noktaya gelindiğinde TKP ilericiliğin ve işçi sınıfı devrimciliğinin bütün birikimine sahip çıkarak, herkesi kendine gelmeye davet etmek, gelmeyenle de hesaplaşmak durumundadır. Zira AKP nin tabanına dayattığı ideolojik ve örgütsel formasyon ülkemizde karşı-devrimciliğin bütün mirasını kapsamakta ve güncellemektedir. Ve üstelik bu karşı-devrimci karakter, başka zaman olabileceği gibi burjuva siyasetinin bir aşırı ucu veya tamamlayıcısı değil, ta kendisi haline gelmiştir. Karmaşık bir olgudan söz etmiyorum. Dinselleşme halkın kültürel duyarlılıklarıyla açıklanamayacak kadar şişkinleşmiştir. Yine dinselleşme kapitalist modernleşmeye karşı gösterilen bir direnç anlamına da gelmemektedir. Bugün dinselleşme süreci ile geniş kitlelere toplumu anlama, kavrama ve değiştirme imkanının tümden unutturulması arasında doğrudan bir ilişki var. Emeğe yönelik olağanüstü saldırının nasıl gerçekleştirilebildiğini düşünüyorsunuz? Bugün sosyal devletin tasfiyesi, kadercilikle, dinsel cemaat dayanışmasıyla dengelenebildiği için dinselleşme diye bir olgu devlet ve düzen politikası haline gelmiştir. Zaten Türkiye de neo-liberalizmin iktidara geldiği on yılların özelleştirme performansıyla AKP dönemi karşılaştırıldığında bu bağlantı görülecektir. Türkiye kapitalizminin bütün sahipleri de bilmektedir ki, özelleştirmelerin emekçi sınıfına ve topluma yutturulabilmesi için yanında mistik bir şurup içirmek gerekmektedir. Türkiye kapitalizmi bu nedenle AKP nin ideolojisi, örgütü vb karşısında sadece ayak diremiş ve bir alternatife sahip olmamıştır. Sol ve emek düşmanlığı ne olacak? Sağın mirasında en belirgin öğelerden biri de sol düşmanlığı veya anti-komünizm, bunların üstünü kazıyınca da emek düşmanlığıdır. Solun toplumsal ve siyasal etkisinin yükseldiği günlerde sağın içini de sallaması mümkündür elbette. Ama solun sağdan insan devşirmesi ile sağa ait bir alanı kapitalist rejimin karşısına çekmesi başka şeylerdir. Türkiye de ikincisi olmayacak, olamayacak...

5 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 SAYI 337 SİYASET 5 AKP ye, dinselleşmeye bakıp bundan sonra böyle diyen ve bu sürecin rantının sol tarafından da yenebileceği üstüne uydurmaya başlayanlara söylenecek bir söz daha var. Başlarda bir diğer bağlamda değinmiştim; 11 yıl sonra ve hele 2011 seçimlerinden sonra, AKP arada yaşananları kimsenin üstüne kolay kolay yıkamayacaktır. Yoksullaşma ve işsizlikte şiddetli artışlar, kimi kadim siyasal sorunların çözülememesi gibi hallerde parmakların AKP yi göstermesi kaçınılmazdır. AKP tabanına seslenmek konulu kompozisyon yarışmalarına katılmak isteyenlerin boşa düşmeleri hafife alınamayacak bir olasılıktır. Toparlarsak, Türkiye de halk kitlelerinin külliyen AKP nin arkasında bir araya geldikleri temellendirilmesi olanaksız bir rivayettir. Bunu kırk kere tekrarlayıp hakikate çevirmek mümkün değildir. AKP nin karşısında yer alan kesimler İkinci Cumhuriyetçi ideolojik biçimlendirmeye görece mesafeli kalmışlardır. Bu mesafeden mücadele enerjisi çıkartma olasılığı, haline şükredip güçlünün etekleri altına sığınanlara göre, herhalde daha fazla. Siyasal süreçler ve sınıf mücadeleleri oy dağılımı türünden ampirik ve statik verilerle halledilemez. Yukarıda anlatılmak istenenlerden, AKP ye oy vermiş tabanda ortaya çıkan emekçi tepkilerinin göz ardı edilmesi ve kitlelerin iktidara terk edilmesi diye bir teslimiyet sonucu da çıkmaz. Hele tüm direnenlerin yanında, içinde, yer yer önderliğinde konum alabilen TKP bu eleştirinin muhatabı değildir. Tersinden; AKP ye değil AKP karşıtlığına oy verenleri içinde bulunduğumuz dönemde daha fazla önemsemeyi teslimiyet saymak, Türkiye işçi sınıfını gericiliğin tapulu malı zannetmek olur. Yani sınıfa inançsızlık. Ülkemizin ilerici birikiminin geçmişin yorgunluğundan, düzen içi karakterin yarattığı siyasetsizlik ve alternatifsizlikten kurtarılmaması halinde, bu inançsızlık gerçeğin resmi haline gelecektir. Sol AKP nin ideolojik olarak kendine benzettiği kesimlere şirin gözükmeye beyhude uğraşmamalı, enerjisini AKP karşıtlığını olası tek gerçek ve gerçekçi biçimlenişe, sosyalizme kazanmaya yoğunlaşmalıdır. Bu yolda mesafe almak demek, ilericilik ile emekçi kimliği arasında köprüleri yeniden kurmak demektir. Bu yolda alınan mesafe, oy-temsil özdeşliği efsanesini sarsacaktır. Aydemir GÜLER AKP bir açıdan kesinlikle başarılı olmuştur. Ve üstelik kendisini değişimci hatta muhalif olarak sunduğu zaman diliminde, sağın tarihinin büyük bölümünü de yeniden yazmayı becermiştir. Düşünün, döneminin iktidar partisi, kendini bir biçimde sorumsuz ilan etmekle kalmamış, en azından, a yani DP-Menderes dönemine, e yani cunta sonrası ANAP-Özal dönemine, ye yani Refah- Erbakan dönemine sahip çıkmıştır. AKP li yıllarda Türkiye kapitalizmi bir rejim değişikliğini adım adım ve bazı uğraklarda sıçramalarla yaşamıştır. Eski rejimi değiştiren AKP, bu eylemini Türkiye sağının bütün tarihsel birikimine yaslanarak yapmış olmasına karşın, mirasçılık yani süreklilik yerine kopuşun altını çizebilmiştir.

6 6 SİYASET 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Kongre Girişimi Program Çerçeve Metni ilan edildi Sınıfa karşı halk, devrime karşı demokrasi 12 Haziran seçimlerinin hemen ardından toplanan Türkiye Komünist Partisi 10. Kongre Türkiye Konferansı nda, sosyalizm çözümünde ısrar vurgusunun dışarıdan bir bakışla malumun ilamı basitliğinde değerlendirilemeyeceğini; bunun, günümüz Türkiyesi nde siyasal yelpazenin soluna baktığımızda görülen manzarada, çok net bir ayrım çizgisinin bir kez daha belirginleştirilmesi olduğunu söylemiştik. Sorunların sosyalizmle çözüleceği yaklaşımının, bugünün acil ve Taslak a ruhunu veren, liberal demokrat eklemlenmeleri haiz bir Kürt ulusalcılığıdır. Biteviye tekrarlanan halklar ve ezilenler, sosyal siyaset açısından metnin ruhunu yansıtan şey olmakta, dile getirilen bütün arazlardan çıkış olarak tam demokrasi nin ifade edilmesi de vardığı nihai noktayı imlemektedir. yakıcı siyasal saflaşma ve gelişmelerine verilecek karşılığın henüz bir seçenek halinde kendisini gösterir olmaktan uzak bir projeksiyonla geleceğe devredilmesi anlamına gelmediği, ama bugünü nasıl çözümlediğimiz noktasında bir tutamak bulmak ve eksen çizmek anlamında büyük önem taşıdığı, yeterince anlaşılamadı. Sosyalizm seçeneğinde ısrar, birçok yapının kendisine atfettiği bir kelimenin yinelenmesi değil, olguların analizi ve çözüm arayışlarında, sınıfsal duruşla örtüşen bir ideolojinin ve varolan sisteme devrim hedefiyle itirazın temel alındığı siyasal vargılarda ısrardır. Ve biricik ölçüt, kelimenin ötesinde kalan bu hattın mevcudiyeti ya da yokluğudur. Şimdi bunun nesnel çıktılarını görebileceğimiz bir kerteriz, somut olarak karşımızda. Geçenlerde, son seçimlere Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olarak katılan kesimlerin, bir çatı partisi oluşturmak üzere başlattığı girişimin bugün için vardığı nokta, bir program olarak kendisini ortaya koydu ve Kongre Girişimi Program Çerçeve Metni adıyla kamuoyuna sunuldu. Bunun henüz bir çerçeve metin, bir taslak olduğu ve gelişmeye, değişmeye açıklığı; farklı kesimleri buluşturmaya ve kamuoyu yaratmaya yönelik başlangıç yapısı itibariyle, geniş bir mutabakat için sadece asgari müşterekleri dile getirdiği söylenebilir. Taslak ın, girişimi oluşturan bileşimlerin tek tek siyasal duruşları nedeniyle pek değişikliğe uğramadan program a dönüşeceğini, bünyesinde buna zorlayacak bir yapı barındırmadığını, nitekim zaten ortak görüş olarak kaleme alınıp ilan edildiğini, dışarıdan bir etkenin de bu görüşler üzerinde yeniden değerlendirmeye yol açacak herhangi bir rol oynamayacağını düşünmekle birlikte, kuşkusuz bu noktayı da gözeterek okuduk elimizdeki metni. Ama peşinen söylemek zorundayız ki, kökten, yapısal bir değişim geçirmeyecekse, metinde kullanılan kelimeler ve kurulan cümleler tamamen bir tarafa bırakılsa bile, zaten bütününe sinmiş olan perspektif, deyim yerindeyse metnin ruhu, aynen kalacaktır. Haliyle, söz konusu oluşuma temel niteliğini kazandıran da, eleştirimize muhatap eden de budur. Tek cümleyle ifade edersek, Taslak, sınıfa karşı halkı, devrime karşı demokrasiyi çıkarmayı iliklerine kadar içselleştirmiş, böylelikle devrimci bir perspektifle arasına sınır çizmiştir. Bu, sosyalizm ile herhangi bir burjuva demokrasisi arasındaki sınırdır da. Metnin ruhu dediğimizde, elimizde kalan, doğal olarak bu hareketin ana akımı ve aslen biricik gücü olan BDP nin, Kürt sorununa odaklı ulusal perspektifine, liberal ve güce tapıcı farklı kesimlerin de katkılarıyla Türkiye solunun da eklemlenmesini öngören ve bu dar bakışı geniş çerçeveye yaymayı amaçlayan bazı serpiştirmelerdir. Pek tumturaklı bir kapitalizm eleştirisi içeren bir metnin, buna alternatif bir sistemi kelime olarak bile zikretmemesi; emekten, işçiden dem vururken, herhangi bir sınıfı ifade etmekten özenle kaçınması, buna bağlı olarak da çok kötü bu sistemin içinde devinişi, işte bunun sonucudur. Taslak, ağırlıklı olarak halklar ve uğradığı baskılar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bir ulusal hareketin gerek siyasal gerek ideolojik açıdan böyle yapmasında şaşılacak bir şey yoktur. Doğası bunu gerektirir. Ama o zaman, bünyelerine kattıklarının dışındaki sosyalist solun nasıl buna ikna edileceği problemi doğmaktadır. Orada, yaldızlı laflar devreye girmektedir. Taslak ın giriş maddesi: Bizler, halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye yi kurmak üzere bir araya geldik. Buradan başlayalım. Halk bilindiği gibi, kelime karşılığında,

7 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST SİYASET 7 bir ülkenin bütün yurttaşlarını içeren bir kavramdır. Ulus tan farklı olarak, dil, din, etnik yapı, kültür farklılıklarını da kapsar. Böyle bakıldığında yurttaş lık bağıyla tanımlanabilmekte, ama bu bütünlüklü topluluğu ayrıştıran sınıfsal katmanları da aynı potada buluşturmaktadır. Ulusal açıdan bakan ya da kendisini farklı bir yurt a ait hissedenler nezdinde, sınıfı dışarıda bırakan, başka bir deyişle, burjuvaziyi de içeren bir halk kavramı anlaşılabilir. Yine biliyoruz ki, burada sözcüğün marksist literatürde geçirdiği evrim gündeme gelecektir. Buna göre, halk, ülkenin yönetici kesimi dışında kalan, yönetilen, ezilen, sömürülen kesimleri ifade eder. Devrimci sınıfla bileşik düşünülen halk kavramının, ilk tanımla değil de, buradaki anlamıyla Taslak a girdiğini düşünebilir miyiz? Bu mümkün görünmüyor. Çünkü yine Marx tan biliyoruz ki, nüfusun çalışan bölümünü ifade eden bu genelleme, tarihi yapan kitleler olarak, sınıf savaşının karşılıklı duruşlarını dile getirişin bir parçasıdır. Oysa Taslak ta buna işaret eder tek cümle yoktur. Bakış açısının gereği, biteviye tekrarlanan halklar, kimliklerin ifadesinden ibarettir. Elbette olabildiğince ustalıkla yedirilmiş biçimde ve yine Marx ın, ancak sınıfsız toplumda kelime karşılığını bulabilir dediği halk sözünün büyüsüne dayanarak. Birçoğu içinden, Taslak ın 8 inci ve 9 uncu maddeleri seçip örneklersek, tüm ezilenlerden, işçilerden göçmenlere hiçbir kesimin atlanmamasına özen gösterilmiş dışlananlardan bahsedildikten sonra, bütün halkların, tüm inanç topluluklarının, yaşam alanları tahrip edilenlerin buluştuğu bir zemin olarak yapılan tarif ve Türkiye de yaşayan tüm halkların kültürlerinin ve kimliklerinin tanınması mücadelesinin ilanı, kavrama nasıl bir öz verildiğini gösteriyor. Herhangi bir burjuva demokrat için olduğu gibi, bir sosyalist açısından da temel özgürlükler anlamında birer mücadele başlığı olabilecek bütün bu unsurlar, eğer söz konusu olan şey bir parti girişiminin programatik bakışını yansıtıyorsa, iş değişecektir. Bir program, konjonktürel sorun ve çözümlere bakış içermekle birlikte, nihai bir hedef ve temel bir sınıfsal dayanak göstermek durumundadır. Taslak, bütün bu noktaları boş bıraktığı içindir ki, buradaki halklar ve ezilenler, sosyal siyaset açısından metnin ruhunu yansıtan şey olmakta, dile getirilen bütün arazlardan çıkış olarak tam demokrasi nin ifade edilmesi de vardığı nihai noktayı imlemektedir. Elbet bugün için marksist literatürde ve diyelim Ekim Devrimi döneminde geliştirilen tezlere, varsayalım narodnik harekete ya da Struveciliğe uzantılarına değinmek, halkçılık akımının değişkenlerine bakmak biraz lüks kaçacaktır. Marksizmin, devrim pratikleriyle sınanmış ilkelerinden bahis açmak, sadece böyle bir referansın geçerli olduğu akımlar arasında anlamlıdır ve aksini iddia eden oluşumları barındırsa da, siyasal yelpazede tuttuğu yere göre, söz konusu girişim bu frekansta değildir. Ama akla Lenin in de çok üzerinde durduğu, toplumsal gelişmeye liberal pasaport un akla gelmesi kaçınılmazdır. Struve-Lenin diyalogu ndaki bu tanımlamaya, bahsettiğimiz girişimdeki liberal yapılara bir gönderme olsun diye, bir tarihsel izlek kullanarak, AKP nin ülkeyi yeniden dizayn edişine tam destek sunanların şimdi içinde yer aldıkları bir oluşuma sosyalistleri de çağırmalarındaki tuhaflığı göstermek, ya da şimdiden burada yerini almış bazı sosyalist çıkışlı yapıları iğnelemek için değinmiyoruz. Olgu budur. Bütün bir program taslağı, uzun liberal demokrasi diye uzun yıllardır yüceltilen bir siyasal ve ekonomik sistemin çerçevesinde kalmaktadır. Bu açıdan, kimlikler ve ezilenler temalı bir sınırdan geçmek, böyle bir pasaportla pekâlâ mümkündür. Ancak, herkese özgürlük temasına iliştirilen bazı noktalar, her ne kadar bu çıkışta bir umut arayan kimi solcuları cezbedebilecekse de, fazlasıyla iğreti durmaktadır: Madde 3: Bugün dünyada hâkim olan kapitalist sistem, toplumsal yaşamı yıkmakta, insanı yalnızlaştırmakta, bireyi kendi emeğine, topluma ve doğaya yabancılaştırmaktadır. Bu durum karşısında ortak mücadele ve dayanışma ruhunu yeniden kurmak, sisteme karşı direnişin en önemli adımıdır. Kapitalizmin ideologlarınca da dile getirilen bu türden eleştirilerin varacağı nokta, bunlara karşı bir direniş hattı oluşturmaktır dediğinizde, liberal pasaportla geçebileceğiniz sınıra dayanmışsınız demektir. Tekrarlayalım, bunlar konjonktürel göstergeler olarak mücadele programının ana başlıkları olabilir. Ama bir siyasal akım programı, bununla yetinmekle, islah edilmiş bir kapitalizmin ötesine geçemeyecektir. Bu haklı yakınmaların kaynağı, sermaye sistemidir. Ve sermaye sisteminin tek bir hüküm sürüş biçimi yoktur. Taslak, bu sisteme alternatif olarak önerilen nedir sorusuna, daha geniş özgürlükler ve haklar dan öte yanıt üretmemektedir. Dolayısıyla, devrim diye bir sorunu da yoktur. Çünkü, sınıflı toplumlarda, arı demokrasi diye bir olgunun geçersizliği, bilinen bir vakıadır. Marksistler, burjuva demokrasisinin varacağı son nokta olarak bir demokratik cumhuriyetin önemini asla yadsımamakla ve bu yönde mücadeleyi asla küçümsememekle birlikte, en geniş burjuva demokrasisinin de özünde bir sınıfsal diktatörlük olduğu nu unutmazlar. Sadece ülkemiz özelinde bakacak olursak, gerek art arda yaşanan yoğun baskı dönemleri, gerek sosyalizm deneylerinin yaşadığı sorunlar ve çöküş, gerek işçi sınıfının günümüzdeki ataleti, kimi kavramları küllendirmiş, demokrasi lafzının cazibesi gözleri kamaştırmış olabilir. Dahası, yaşanmış ve görüşmüştür ki, bu demokrasicilik ve özgürlükçülük yatıştırıcısının enjekte edildiği bir sol, kendi yaşam alanlarının giderek daralmasına yol açan her türden gelişmeye budalaca kapılmıştır. Yalnızca tek bir örnekle, devletin Diyanet üzerinden dine müdahalesine karşı çıkış doğrusunu veri alıp, Sünni çoğunluğun karşısında, farklı din ve mezheplerin de kendilerini ifade edebilmesi ve örgütlenmeleri eksenli inanç ve ibadet özgürlüğü mücadelesi, bu demokrasicilik ve özgürlükçülükle buluştuğunda, hızını alamayıp cemaatlerin, tarikatların hakları savunusuna vamış, gericiliğin toplumu kuşatmasına payanda olmuştur. Ama marksistler için, demokrasi ve diktatörlük, aynı paranın iki yüzüdür. Marksistler, nihai hedef olarak gördükleri proleter demokrasinin, burjuva demokrasisini tarihe gömen bir proletarya diktatörlüğü anlamını taşıdığını ifade etmekten ürkmezler. Kelimelerin yaldızlarına ya da çamurlarına takılıp kalmazlar. Demoratik taleplere, ezilen hiçbir kesime duyarsız kalmamakla ve bunlar uğruna mücadeleye asla dudak bükmemekle yükümlü olmanın yanı sıra, Marksistler, kendilerini diğer tüm katman ve ideolojilerden ayıran yönün karartılmasına da izin veremezler ve amaçlarının, işçi sınıfının diktatörlüğüyle sonuçlanacak bir sosyal devrim olduğunu açıkça söylerler. Onlar için, sınıflı toplumlarda mümkün en demokratik yapı sadece budur. Yukarıda verdiğimiz örnekle söylersek, tarikatlara, cemaatlere, gericiliğin kendisini yayma ve nüfuz etme alanlarına hiçbir özgürlük tanımayacaklarını ilan ederken, bu kesimleri sivil toplum dinamiği gören ve gösteren, sisteme karşı özgürlük mücadelesi nde müttefik seçen herhangi bir burjuva özgürlükçülükten ayrılırlar. Oysa, Taslak, bahsedilen bütün sorunların en aza indirildiği bir sistemde, o zavallı emekçiler nezdinde ya da halk içinde üretim ve bölüşüm sorununun ne olacağına dair tek kelime etmemekte, var olan sisteme bu yönden bir itiraz yükseltmemektedir. Böyle bakılınca, sosyalistleri de katılmaya çağırdıkları nihai programın, ileri bir Batı demokrasisi ile yetinmeyi önerdiği görülmektedir. Elinde liberal pasaportu olanlar, buyursun demektir bize düşen. Taslak ın eleştirisine bir girişten ibaret bu yazıda, şimdiye kadarki kısa bölümü bir toparlarsak: Taslak, son zamanların moda sosyal tanımını, ezilenler i, halk ı eksenine koymuş, bunların içine işçi ve emekçi yi aynı kategoride olmak üzere dahil etmiş, dolayısıyla, sadece bütün sosyalist devrim teorileri ve deneyleriyle neden öncü güç olarak tanımlandığı açık olan bir katmanın yerine şekilsiz ve uyumsuz bir kütleyi geçirerek, sınıfı ve onun üzerinden ideolojisini örtmüştür. Komünistlerin işçi sınıfı vurgusu, bir tulum hayranlığından kaynaklanmaz, ideolojik duruşun mihengini arayan siyasal ve sosyal analizden çıkan bir gerekliliğin sonucudur. Taslak, bundan yoksundur. Kapitalizm, içerdiği bütün arazları kendi irrasyonel yapısına uyumlu hale getirdiği müddetçe şu ya da bu oranda çözme yeteneğini göstermiş, ama üretim araçları, mülkiyet ve bölüşüm sorunu yerli yerinde kalmıştır. Taslak, buna hiç değinmeksizin, gelişkin bir demokrasi manzumesi sunarak, devrimlerin gereksizliği ve zamanının geçtiği fikriyatının değirmenine su taşımıştır. Bütün bir talepler listesinin, yargıdan yerel yönetimlere, askerî ve bürokratik vesayetten yeni anayasaya kadar, AKP eliyle yürütülen icranın mek parmak dışına taşamaması da, ayrıca ele alınması gereken bir konudur. İktidarın hık deyicisi konumuna düşmüşlerin de etkili olduğu bir yapılanmanın Taslak ı, bunun gereğini yerine getirmiştir. Taslak, yetmez ama evet demeyi sürdürmektedir. Aslına bakılacak olursa, bunun böyle olmasında şaşılacak bir şey de yoktur. Ne de olsa Taslak a ruhunu veren, liberal demokrat eklemlenmeleri haiz bir Kürt ulusalcılığıdır. Ancak, bu nokta da sorunludur. Çünkü, ulusal bir hareket olarak, Taslak a bir bağımsızlıkçı yönelim de verilememiştir. Madde 11: Kongremiz, emperyalizmin bölgemiz halkları başta olmak üzere, dünya halkları üzerindeki egemenlik ve baskı politikalarına, onların askerî üslerine, ekonomik, siyasi anlaşmalarına ve kurumlarına karşı mücadele eder. Sömürgeciliğe, işgallere ve benzeri müdahalelere karşı çıkar, ezilen halkların direnişlerinden yana tutum alır. Lafzen itiraz edilecek pek az şey barındırsa da, işin pratiğinde, gerek bileşenlerin liberal kanadının, gerek Kürt ulusal hareketinin emperyalizmin bu türden girişimlerine karşı aldığı tavır, bunları berhava etmektedir. Ülkeyi diktatörden kurtarıp Kürtler e özgürlük alanı açan bir Irak işgalinden, hatta bir benzerinin neden Türkiye ye uygulanmadığı sorusundan, şimdilerde süsleri dökülmüş Arap baharı na kadar olan bitenlerde, emperyalizm olgusuna her dikkat çekişin, milliyetçi hezeyan olarak tanımlanması, bu sözleri birer süsten ibaret kılmaktadır. Ezilen halklar ın mücadelesinin, yalnızca bir atomizasyonu, toplumsal parçalanmayı, vasallaşmış küçük lokmalara dönüşmeyi ifade ettiğinde desteklenmesi, belgenin ruhuna uygundur. Taslak, yalnızca şu cümleyi murat etmekte, gerisini, geniş bir tabana ulaşmanın garnitürü olarak kullanmaktadır sanki: Madde 20: Kongremiz, Cumhuriyet in kuruluşundan bu yana çözümsüzlüğe mahkûm edilen Kürt sorununun, barışçıl demokratik ve eşit haklara dayalı çözümünü savunur, bunun için mücadele eder. Kongremiz, Kürt halkının Demokratik Özerklik kararını, Kürt sorununun çözümünde önemli bir girişim olarak değerlendirir. Cumhuriyet in kuruluşundan önceki sürece eyvallahın, AKP eliyle yeniden yeşertilen uzantılarına da örtük destek anlamı taşıyıp taşımayacağı bir yana, Taslak taki bu kilit ya da anahtar vurgunun, aman eksik kalmasın diye sokuşturulmuş emperyalizm maddesindeki olgular ışığında tanımlanması, böyle bir analize tabi tutulması, şu söyleyip durduğumuz metnin ruhu na neden elimizde istenilen türden bir pasaportla nüfuz edemeyeceğimizin de göstergesidir. Taslak ın Kürt sorununa çözüm olarak sunduğu ve aslında tepeden tırnağa buna bağlı olarak oluşturulduğu noktanın, tam da emperyalizmin nüfuzunu pekiştirme planlarının göbeğine oturduğunu, yazının çerçevesi açısından söylemekle yetinelim. Bu noktayı ileride açacağız. Girişte söylemiştik, Türkiye Komünist Partisi nin sosyalizmde ısrar seçeneğini göndere çekmesinin malumun ilamı değil, günümüzde tarihsel bir ayrışmanın netleşmesi anlamı taşıdığını. Taslak ve bileşenleri, bunun somutlanışıdır. Asaf Güven AKSEL

8 8 SİYASET 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Top yuvarlak cemaat dörtköşe! Şike ne yana düşer, Yıllardır herkesin bildiği şike, teşvik ve mafyöz ilişkiler girdabında dönen paslı çarkı kırmaya kim ne diyebilirdi ki? Günlerce televizyonlara ve gazetelere servis edilen ses bantları üzerinden kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı. Cemaat kılıcını kaldırdı ve Fenerbahçe nin üzerine indirdi! Aslında indirilen kılıç tüm kulüplereydi. Ya boyun eğeceksiniz ya da sonunuz Fener gibi olur! Taraftarların aklını çoraklaştıran bu süreçte cemaat, en büyüğe vurdu. Piyasa değeri en büyük, kontrol dışı parası en çok olana Cemaatler Koalisyonu, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) eliyle önceden planlanan oyunu oynadı. İşin hukuki yanına gömülen yazar-çizer takımıysa ceza sahası içinde adalet arar hale getirildi. Futbolun geniş kitlelerle tarihsel ve duygusal /psikolojik ilişkisi, takım/taraftar denkleminde, Devlet/Siyaset ilişkisinden bağımsız düşünülebilir mi? Milyonlarca taraftarın gönül verdiği futbol takımları bugün dünden daha çok piyasa aktörü durumunda değil mi? Gelin son dönem tartışılan şike meselesine, futbol piyasası çarkının gelip dayandığı noktaya bir göz atalım. Ve merceği, günün moda deyimiyle marka değeri yerlerde sürünen Süper Lig de olan bitene çevirelim. Sözde şike soruşturması salt futbol kamuoyunu değil, geniş bir toplumsal kesimi de içine alıverdi. Burjuva siyasetinin labirentinde ortaya çıkan tabloya bakıp çare aramaya çalışanların üç maymunu oynadıkları ortadadır. Yeni Dünya Düzeni denen afili sözcüğün, kulağa tırmalayıcı gelen Emperyalizm sözcüğüyle yer değiştirmesinden beri, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve en son Kuzey Afrika da eski rejimlerin de yenilendiği ni görüyoruz. Turuncu devrimlerle Doğu Avrupa da estirilen rüzgar, Arap Baharı yla Kuzey Afrika yı da içine alıverdi. Yeni Emperyal Sistem şimdi Ortadoğu da kendine bir aktör yaratıyor. Daha güçlü, kırılganlığı perçinlenmiş: Türkiye. Artık her şey yenidir! Türkiye dahil Türkiye, 12 Haziran seçimleriyle bu yeni durumunu tescillemiştir. Tasfiye tamamlanmıştır. Devlet, yeniden yapılandırılmıştır. Yukarıdan aşağı tüm kurum ve kuruluşlar bu yeniden yapılandırmadan nasibini alacaktır. Tasfiye edilen 1. Cumhuriyet e dair ne varsa, şimdi yerine geçen 2. Cumhuriyet in değerleriyle şekillenecektir. Kanlı mı kansız mı tartışması da böylece noktalanmıştır. Her yana el atan cemaatin futbolu taca atması elbette beklenemezdi. Şike operasyonu adı altında, adına Endüstriyel Futbol dedikleri ve Türkiye de yıllık 2.5 milyar liralık bir pazarın kontrol dışı bırakılması düşünülemezdi. Öyle de yaptılar. Cemaatin Sivasspor ve Bursaspor üzerinden denediği lige müdahale hamleleri meyvesini verdi ve iki sezon önce cemaat şampiyon oldu. Bu, cemaatin futbolda en önemli başarısıydı. Romantizmin diliyle İstanbul Dükalığı na Anadolu Sermayesi başkaldırıyordu! Yeni muhafazakar sağ ilk zaferini burada aldı ve kendine güveni geldi. Ardından bugün tartıştığımız süreç işletildi. Sporda Şiddet Yasası adı altında futbol kulüplerinin reorganizasyon süreci başlatıldı. TFF ve Merkez Hakem Kurulu 2. Cumhuriyet in karakterine uygun şekilde yeniden yapılandırıldı. Türkiye Futbol Federasyonu na atanan Aydınlar, bu sürecin baş aktörü ilan edildi. Bir Fenerbahçe kongre üyesinden infaz memuru yarattılar. Fenerbahçelilerin iktidar koltuğunda olduğu bir dönemde başlatıldı operasyon! Ergenekon sürecinde yaşananların benzeri şike operasyonunda da yaşandı. Yöntem aynıydı: Kirli olanı deşifre etmek ve toplumda, temizlik yapıldığı algısı oluşturmak, meşruiyet sağlamak. Altın top u çamurlu sahadan kurtarmak! Yıllardır herkesin bildiği şike, teşvik ve mafyöz ilişkiler girdabında dönen paslı çarkı kırmaya kim ne diyebilirdi ki? Günlerce televizyonlara ve gazetelere servis edilen ses bantları üzerinden kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı. Cemaat kılıcını kaldırdı ve Fenerbahçe nin üzerine indirdi! Aslında indirilen kılıç tüm kulüplereydi. Ya boyun eğeceksiniz ya da sonunuz Fener gibi olur! Fatura, Aziz Yıldırım a, Serdar Adalı ya, Tayfur Havutçu ya kesildi. Süreci okuyanlar buna boyun eğdi, kupasını geri vermeyi teklif etti ve karşılığında Avrupa Ligi ne devam etti. Okuyamayanlaraysa Metris in yolu gösterildi ve Şampiyonlar Ligi nden men edildi. Taraftarların aklını çoraklaştıran bu süreçte cemaat, en büyüğe vurdu. Piyasa değeri en büyük, kontrol dışı parası en çok olana Cemaatler Koalisyonu, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) eliyle önceden planlanan oyunu oynadı. İşin hukuki yanına gömülen yazarçizer takımıysa ceza sahası içinde adalet arar hale getirildi. Sporda Şiddet Yasası ndan Disiplin Yönetmeliklerine, Ceza Hukuku ndan Spor Hukuku na, Tahkim den CAS a kadar madde madde taraftarlara sabah-öğle-akşam mevzuat hapı yutturuldu. Küme düşer mi düşmez mi tartışmaları televizyonlarda sabahlara kadar sürdü. Neredeyse tüm medya, ligin marka değeri düşeceği korkusuyla son anda küme düşme tartışmalarında saf değiştiriverdi. En sert küme düşsün cülerden Baransu ve Kütahyalı bile son dönemlerde marka değeri şemsiyesinin altına sığınıverdiler. Yayıncı kuruluşun kasasından beslenen Anadolu takımlarıysa daha en başından, bu küme düşürme meselesine karşı olduklarını, Kulüpler Birliği toplantısından sonra açıkladılar. Ardından yayıncı kuruluş başta olmak üzere, sponsorlar ve reklam şirketleri, TFF nin kararını sezonunun sonunda vereceğini açıklamasıyla rahat bir nefes aldı. Ve Kulüpler Birliği de yaptığı son toplantıdan sonraki açıklamasında: Sporda Şiddet Yasası nın değiştirilmesini, Yasa nın bu tür sonuçlar doğuracağını bilmedikleri için onay verdiklerini büyük bir pişkinlikle kamuoyuna duyurdu. İşin garibi, Endüstriyel Futbol a karşı liberal sol un öne sürdüğü Rinus Michels in Total Futbol unu savunan yazarlar bile cemaat operasyonunu okuyamadılar ve topu tribünlere attılar. İşin, aldı mı, verdi mi, torbanın içinde para mı var bilet mi var kısmına takıldılar. İşin özü, küme düşürme sopasıyla futbol piyasasındaki para kontrol altına alınacak ve kulüplere boyun eğdirilecekti. Operasyonun baştan beri bir şike ve küme düşürme operasyonu olmadığı belliydi. Öyle de oldu: TFF başkanı Aydınlar Cenevre de büyük patron UEFA ile

9 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST SİYASET 9 futbol ne yana? Sermayenin has adamlarının maskelerini yüzlerine takıp, formalarının üzerlerinde resmini taşımak ve sonra Kurtuluş Savaşı nda bizim takım Emperyalizme karşı Anadolu ya silah sevkiyatını Dereağzı ndan yapmıştır edebiyatı trajikomiktir. Yanlış olan, toplumsal duyarlılığıyla nam salmış Çarşı nın, Avrupa ligine devam edebildiği için İnönü de dünya rekoru kıran desibelinin küme düşmesi ve stadını Fiyapı ya teslim etmesidir. Yanlış olan, kendine aslan diyenlerin, AKP nin bu operasyonundan medet umar hale gelmesi ve Cemaatler Koalisyonu yla Kuzey Afrika ve Ortadoğu da enerji işine giren Unit International in arkasında durmasıdır. görüştü, süreci anlattı ve anlaştı. Taraftar kitlesinin dinmeyen öfkesine yanıtsa, elma şekeri niyetine playoff oldu. Cemaatler Koalisyonu AKP, futbolda da iktidar olmak istiyor! Futbolda iktidar olmanın yolunun taraftarı da değiştirmek, dönüştürmek olduğunu biliyor. Bu yüzden de tarihsel olarak oluşmuş, psikolojik, duygusal ve sosyolojik nedenlerle renklere bağlanmış taraftarın takım ve kimi zaman kulüp üzerindeki etkisini kırmak, basıncını düşürmek istiyor. Takım değil kulüp, taraftar değil seyirci istiyorlar! Bunun ilk adımı, statlara kadınların ücretsiz olarak girmesi projesidir. Statları birer eğlence merkezi haline getirmek, futbolu şov dünyasına çevirmek Görselliğin ön plana çıktığı, gösteri dünyasının bir parçası haline getirilmek istenen futbolun, buna uygun bir izleyiciler topluluğu önünde ancak anlam kazanacağını biliyorlar. Taraftarlar birer tüketim öznesi haline getirilmekte, formalar, bayraklar, şapkalar, armalar, saatler, cep telefonları, kredi kartları, taraftar kartları hep tutulan takımın logosu ile piyasaya sürülmektedir. Statlardaki dev alışveriş merkezleri, kafeler, çocuk parkları, restoranlar Buna en somut örnek, Fenerbahçe taraftarlarının, kulübe destek olmak için, yönetimin çıkarttığı taraftar kartlarına akın etmesidir. Dikkat edin, takıma değil, kulübe destek olmak için! Oysa bugün Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor un yönetimlerine bir bakın. Dönün, bir daha bakın. Yöneticilerin mal varlıkları ve servetlerine bakın. Büyük sermaye grupları bulunan, dünya ölçeğinde ticaret yapan, inşaattan enerjiye, tekstilden otomotive, silahtan turizme, borsadan bankacılığa ve sanayinin değişik kollarına faaliyet yürüten şahsiyetlerdir hepsi. Ve dikkat edin, acaba kulüp yönetimine geldiklerinden itibaren kendi servetlerinden ne kadar kaybettiler(!) İyi de sol ne yapacak? Solcunun tavrı ne? Yanlış olan solun bu zokayı yutması, kulüp yönetimlerine arka çıkması, kongrede görece daha yakın gördüğü adayın arkasında saf tutması, sermaye gruplarından birinin tarafı olmasıdır. Yanlış olan, liberal sol Ergenekon zokasını henüz midesinden çıkaramamışken benzer bir pozisyon almaktır. Yanlış olan, Nato müteahhitlerinin ve silah tüccarlarının ellerindeki kanı, taraftarın üzerinde temizlemeye kalkmasına izin vermektir. Sermayenin has adamlarının maskelerini yüzlerine takıp, formalarının üzerlerinde resmini taşımak ve sonra Kurtuluş Savaşı nda bizim takım Emperyalizme karşı Anadolu ya silah sevkiyatını Dereağzı ndan yapmıştır edebiyatı trajikomiktir. Yanlış olan, toplumsal duyarlılığıyla nam salmış Çarşı nın, Avrupa ligine devam edebildiği için İnönü de dünya rekoru kıran desibelinin küme düşmesi ve stadını Fiyapı ya teslim etmesidir. Yanlış olan, kendine aslan diyenlerin, AKP nin bu operasyonundan medet umar hale gelmesi ve Cemaatler Koalisyonu yla Kuzey Afrika ve Ortadoğu da enerji işine giren Unit International in arkasında durmasıdır. AKP nin, futbolcuların sendikalaşması üzerine yaptığı çalışmayı; Kazakistan maçı sonrası Emre nin; Ne yazık ki ülkemizde futbolcuların güçlü bir örgütlenmesi yok ama inanıyorum önümüzdeki senelerde bir yapılanmayla beraber çok daha farklı olacak. Kesinlikle sendika olmalı. Şu an kulüplerin başkanları birlik oluşturmuş durumda. Biz futbolcular ne yazık ki bunu yapamıyoruz. sözlerini ve milletvekili Hakan Şükür ün işin arkasındaki rolünü küçümsememek gerekir. TRT nin süper lig maçlarının naklen yayını ile ilgili çalışmalarını takip etmek, arkasındaki güçleri merceğe almak bu operasyonun ne denli kapsamlı olduğunun ipuçlarını yakalamak için elzemdir. Taraftar, profesyonel futbolun kıskacındadır. Heyecanı, coşkusu, sevinci ve hüznü; tuttuğu takımın zaferi ya da yenilgisi kapitalizmin devasa endüstrisinin duvarlarıyla örülüdür. İddia ve bahis şirketleri, futbolun mayın tarlalarıdır. Bugün için yapılabilecek tek şey, AKP nin bu operasyonunu deşifre etmek ve buna karşılık vermektir! Cemaat, gidişattan memnundur ve zevkten dört köşedir. Çünkü taraftar tribünde yaratıcılığını(!) gösterememiştir. Hepsi büyük operasyonun parçalarıdır ve yürürlüktedir. Cemaat e bir şampiyonluk yetmemektedir. Cemaat, futbolda iktidarı istemektedir. Futbolda iktidar taraftardır! O. Gün ÜNAL ASAF GÜVEN AKSEL: Satın almadan hatır kullanmaya kadar bütün tasarruflar, nereden gelirse gelsin, futbol piyasasının geldiği noktada, sporun da emeğin karşılığını almaktan gelen izlenebilirlik ve adalet duygusuna karşı işlenen yaygın bir suçtur. Bunu taraftarlık kisvesiyle kabullenmek, asla kabul edilemez. Şike olaylarının bu derece gündeme getirilmesine yol açan Fenerbahçe operasyonunun, bundan ibaret olmadığı açıktır. Gündemdeki soruşturmaların ikili yönü olduğu gözden kaçırılmamalı, şike suçunun şiddetle cezalandırılması savunulurken, bunların siyasal erkin ya da grupların, cemaatlerin, spor kuruluşları olmanın ötesinde etkili birer sivil toplum örgütü ve bu endüstrinin devasa rakamlarını kontrol eden yapılar olan kulüpler üzerinden futbol sektörüne nüfuz etme girişimi olan asıl yönüne karşı mücadele edilmelidir. METİN KURT: Solcunun sporda temiz bir oyun isteği varsa, sistemi sorgulamalı ve değiştirmelidir. Çünkü, spor ortamı, yapıldığı sosyoekonomik düzenin aynasıdır. Bugün spor ortamı özgür bir ortam değildir. Son şike tartışmalarında sonuçlar tartışılmaktadır. Oysa sistemin sporu tartışılmalıdır. Taraftarlar, atılan her golün emekçi kalesine girdiği bilincinde olmalı ve bu alanı da sol doldurmalıdır. Bugün sol sporda yoktur! Devrimci Spor Emekçileri Sendikası solu sporda var etmek için mücadele etmektedir.

10 10 DÜNYA 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Mahmud Abbas ın BM konuşması Filistin Baharı mı? Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nda yaptığı konuşmanın ve Güvenlik Konseyi ne ilettiği devlet olarak BM ye tam üye olma başvurusunun yankıları sürüyor. Bu adımın Ortadoğu nun düğüm noktalarından bir tanesi olan Filistin sorununun çözümü açısından anlamı nedir? Yanıt bekleyen temel soru bu Kuşkusuz Filistin halkının bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınma isteği bütünüyle meşru bir talep. Birleşmiş Milletler e yapılan başvuru bu nedenle dünya solu tarafından da desteklendi. Filistin halkının iradesini güçlendiren, birliğini pekiştiren ve siyasi düzlemde kazanım elde etmesine zemin oluşturan her türlü girişimin desteklenmesi gerektiği açık. BM ye iletilen talebin Güvenlik Konseyi tarafından reddedileceği kesin olsa bile, Filistin sorununun mevcut haliyle kalamayacağının bir kez daha ifade edilmesi ve tek taraflı bir iradenin meşruiyetinin dayatılması önem taşıyan diplomatik adımlar... Ancak böylesine karmaşık bir sorunla ilgili her adımın çok dikkatli atılması, sonrasına ne devredeceğinin çok iyi hesaplanması gerekiyor. Bu açıdan Filistin halkının karşı karşıya bulunduğu olasılıklar, özellikle sorunun uluslararası yönü göz önünde bulundurulduğunda, kaygılanılması ya da dikkatle değerlendirilmesi gereken boyutları da içeriyor. BM ye yapılan başvurunun bazı basın organlarında Filistin Baharı olarak nitelenmesi, sürecin bu çelişkili doğasını ifade eden bir adlandırma olarak görülebilir. Sonuçta meşru ve haklı bir talebin, tıpkı Batı basını tarafından Arap Baharı diye adlandırılan gelişmeler gibi, emperyalizmin Ortadoğu ya yönelik yeni hamlelerini kolaylaştırıcı bir işlevinin de olması, olasılıklar arasında Solun bu konuda alması gereken tavır ise muhakkak bu meşru ve haklı talebe destek olurken, gelişmelerin Filistin halkının mücadelesine mevzi kaybettirecek, emperyalizmin ve taşeronlarının hareket alanını genişletecek bir mecraya akmasına karşı uyanık olmak, bu tür hamleleri teşhir etmek olmalı. Başvurunun meşruluğu Filistin Yönetimi nin tanınma başvurusunu BM ye tek taraflı olarak iletmesi, Siyonizmin ve ABD nin baskılarına rağmen bu adımı atması, önemli bir irade beyanı Başvuru öncesinde, Mahmud Abbas ın konuşmasının bu iradeyi sekteye uğratacak boyutlarının olmasından endişe edilmekteydi. Filistin Yönetimi nin tanınma başvurusunu BM ye tek taraflı olarak iletmesi, Siyonizmin ve ABD nin baskılarına rağmen bu adımı atması, önemli bir irade beyanı olarak görülmeli. Ancak... BM nin 194 sayılı kararı Filistin sorununun en yakıcı başlıklarından bir tanesi mülteciler sorunu. Hali hazırda Filistin toprakları dışında yaşayan 5 milyon civarında Filistinli mülteci bulunuyor. Bu insanların ülkelerine dönüp dönemeyecekleri, dönerlerse nereye dönecekleri, dönmezlerse tazminat alıp alamayacakları gibi meseleler önemli tartışma konuları. Bu konuda şu ana kadar alınan BM kararları içinde en fazla Filistinlilerin lehine olan, Abbas ın da konuşmasında atıfta bulunduğu, 11 Aralık 1948 tarihli 194 sayılı Genel Kurul Kararı. Bu kararın 11. maddesinde mülteciler sorununun çözümü konusunda şunlar söyleniyor: Genel Kurul Filistin deki durumu bir kez daha gözden geçirerek, evlerine dönmek ve komşularıyla barış içinde yaşamak isteyen mültecilerin bunu mümkün olan en kısa sürede yapmalarına izin verilmesine ve dönmemeyi tercih edenlere hükümetler veya sorumlu merciler tarafından sahip oldukları mülkleri veya zararları karşılığında bir tazminat ödenmesine karar vermiştir. Genel Kurul, Uzlaştırma Komisyonu nu mültecilerin yurtlarına geri dönmelerinin, yeniden yerleşmelerinin ve ekonomik ve sosyal rehabilitasyonlarının sağlanmasıyla ve BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu Yöneticisi yle ve Yönetici üzerinden BM nin ilgili kurum ve kuruluşlarıyla yakın ilişkileri sürdürmekle görevlendirir. Konuşma, bazı olumlu özellikleriyle bu endişelerin bir kısmını giderdi ve başvurunun meşruluğunu güçlendirdi. Başka boyutlarıyla ise önemli eksiklikler bıraktı. Önce başvurunun meşruiyetini güçlendiren yönlere değinelim. Abbas ın BM Genel Kurulu nda yaptığı konuşmada Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olarak hangi kurumsallığa işaret edeceği, merak edilen hususlardan bir tanesiydi. Bu konuda bazı endişeler bulunuyordu ve bu endişelerin kaynağında Filistin Kurtuluş Örgütü nün on yıllardır süren mücadeleyle elde ettiği Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olma vasfının Filistin Yönetimi ne devredilmesi olasılığı yatıyordu. Bundan endişe edilmekteydi, çünkü FKÖ, Filistin kurtuluş mücadelesinin birliğini ya da birlik iddiası nı temsil ediyor ve meşruiyetini dayandığı tarihsel mücadeleden alıyor. Filistin Ulusal Yönetimi ise Oslo Anlaşmaları kapsamında 1994 te kurulmuş, nihai statüsü halen bağlanmamış, müzakereler sonucunda oluşturulmuş ve hali hazırda Filistin halkının razı olmadığı bir bölünmüşlüğü temsil eden bir organ. Başka bir deyişle Filistin Yönetimi, bir kurum olarak Filistin in birliğini değil, Batı Şeria ve Gazze arasındaki bölünmüşlüğünü ifade ediyor. FKÖ ise, Filistin Ulusal Yönetimi nin oluşturulması müzakerelerini de yürütmüş olan örgütlenme. Dahası FKÖ, diasporada bulunan milyonlarca Filistinliyi de temsil ediyor. Oysa Filistin Yönetimi, yalnızca İsrail in gettolaştırdığı Filistin topraklarında yaşayanları ve Batı Şeria ile Gazze arasındaki bölünmüş bir Filistin i ifade ediyor. Abbas ın BM de yaptığı konuşmada Filistin halkının tek ve meşru temsilcisinin FKÖ olduğu vurgusuna bağlı kalması, bu konudaki endişeleri gidermiş oldu ve BM ye iletilen talebin meşruiyetini güçlendirdi. Konuşmanın bir diğer olumlu özelliği, Filistinli mültecilerin durumu konusunda Birleşmiş Milletler in 194 sayılı kararı çerçevesinde bir çözüm talep etmesiydi tarihli 194 sayılı karar, mülteciler konusunda bugüne kadar alınmış kararlar içerisinde en fazla Filistinliler lehine olanı Abbas ın barış görüşmelerinin tıkanma nedeninin İsrail hükümetinin politikaları ve Batı Şeria da yeni Yahudi yerleşim bölgelerinin açılmaya devam edilmesi olduğunun altını çizmesi de konuşmanın bir başka olumlu özelliği olarak kaydedilebilir. Bu işgalci politikadan vazgeçilmediği, Batı Şeria daki Yahudi yerleşimleri boşaltılmadığı sürece, toprak değişiminin ve sınırların müzakere edilmesinin olanağının kalmayacağı çok açık. Dolayısıyla bunun bir kırmızı çizgi olarak korunması da ileride sınır ve toprak değişimi ile ilgili müzakerelerde Filistinlilerin elini güçlendiriyor. Filistin in talebi, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bir devlet olarak tanınmak ve BM ye bağımsız ve egemen bir devlet olarak tam üye olmak. Oysa 1947 de işgal edilen Filistin topraklarının yalnızca yüzde 22 sini kapsayan 1967 sınırları bile İsrail tarafından kabul edilmiyor. Yahudilerin Filistin topraklarına yerleştirilmesi politikası, İsrail tarafından mevcut demografik durum nedeniyle 1967 sınırları kabul edilemez şeklinde ifade edilen bir teze dayanak olarak kullanılıyor. Abbas, konuşmasında hem 1967 sınırları temelinde çözüme hem de yerleşimcilerin çekilmesine vurgu yaparak, Siyonizmin işgalci politikasına itirazı dile getirmiş oldu. Bütün bunlar, Filistin in BM ye yaptığı başvurunun meşruiyetini pekiştiren unsurlar olarak kayda geçti diyebiliriz. Eksiklikler ve devam eden endişeler Ancak Abbas ın konuşmasının bir de gideremediği endişeler var. Genel hatlarıyla bunların da üzerinde durulması, ileride yaşanabilecek gelişmelere daha hazırlıklı olunabilmesi için önem taşıyor. Öncelikle Abbas, dolaylı olarak yürütülen ikili barış görüşmelerinden tamamen vazgeçilmediğini ifade ederek, tekrar barış müzakerelerine dönmeye hazır olduklarını söyledi. Oysa Filistin in mesleyi tek taraflı olarak BM ye taşımasının ana nedeni, 1993 te ABD nin arabuluculuğu ile başlatılan Oslo sürecinin bütünüyle

11 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 SAYI 337 DÜNYA 11 çökmüş olmasıydı. Aradan geçen yirmi yılda İsrail tecrit duvarını inşa etmiş, binlerce Yahudi işgalciyi Batı Şeria ya yerleştirmiş, Gazze yi bir açık hava hapishanesine çevirmiş ve düzenlediği operasyonlarla binlerce Filistinliyi katletmişti. Bütün bunlar olurken ABD dolayımıyla birçok başka görüşme de gerçekleştirilmiş ve Filistin halkı her defasında bu sürecin kaybeden tarafında yer almıştı. Dolayısıyla, amacı bu kısır döngüyü kırmak olan bir çıkışın bir kez daha ABD nin ya da başka Batılı güçlerin gözetiminde yürütülecek bir müzakere sürecine atıfta bulunmasının, yapılan hamlenin etkisini önemli ölçüde azalttığı söylenebilir. ABD nin hiç değilse son yirmi yılda yaptığı arabuluculuğun Filistinliler için asla yararlı olmadığının vurgulanmaması, bir kez daha Güvenlik Konseyi nde Filistin in talebini reddedeceğini ilan etmiş olmasına karşın ABD ye karşı net bir tavır alınmaması önemli bir zayıflık. Dahası şu ana kadar yürütülen barış müzakerelerinin başarısız olduğunun açık bir biçimde ifade edilmemiş olması, ortaya konulan meşru irade yi zaafa uğratmış oldu. Kaldı ki Abbas ın konuşmasını yaptığı süreçte, özel temsilciliğini İngiltere eski başbakanı Tony Blair in yaptığı Ortadoğu Dörtlüsü yeni bir anlaşma tasarısı üzerinde çalışmaktaydı. Dörtlü, BM, Avrupa Birliği, ABD ve Rusya temsilcilerinden oluşuyor. Bu kurum, konuşmanın yapıldığı gün bir açıklama yaparak üç ay içinde toprak ve güvenlik konuları hakkında kapsamlı bir öneri getirileceğini, altı ay içinde ise önemli bir mesafe kat edilmesini umduklarını bildirdi. Abbas ın desteğini aradığı AB nin emperyalist güçleri, Filistinlileri bu kez Dörtlü nün hazırlayacağı müzakere masasına oturmaya ikna etme çabası içinde. Dörtlü nün önermeyi planladığı anlaşmada ise Filistinlilerin asli taleplerinin hiçbiriyle ilgili bir ilerleme sağlanması beklenmiyor. Her ne kadar Abbas Dörtlü nün önerisi konusunda daha sonra Yerleşimlerin durdurulmasını ve müzakerelerin 1967 sınırları temelinde yapılmasını içermeyen herhangi bir inisiyatif benim açımdan kabul edilebilir değil demiş olsa da, BM konuşmasında bu tür girişimlere açık kapı bırakarak önemli bir endişe kaynağını kurutmamış oldu. Asıl zafer Erdoğan ın mı? Abbas ın BM Genel Kurulu nda yaptığı konuşmanın ve Güvenlik Konseyi ne iletilen talebin bölgedeki diplomatik dengeler açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı ise konunun bir başka önemli boyutu. ABD ve AB emperyalizminin bu süreçte Filistinlileri Dörtlü nün kuracağı masaya doğru itelemeyi amaçladığını belirttim. Ancak meselenin üzerine bununla birlikte bir de Türkiye nin çöreklenmiş olduğunu biliyoruz. Erdoğan ın Mısır, Tunus ve Libya yı kapsayan gezisinde beklenenin aksine Suriye den daha fazla Filistin vurgusunu öne çıkartmış olması bir tesadüf değil. Erdoğan, Filistin in devlet olarak tanınma başvurusuna koşulsuz destek verdiğini söyleyerek İsrail le yaşanan gerilimin bölge halkları nezdinde kendisine kazandırdığı puanlara yenilerini eklemiş oldu. Erdoğan ın bu çıkışıyla elde ettiği en önemli kazanım, Hamas ın ve Gazze nin hamisi pozisyonundan bütün Filistin davasının savunucusu ve hamisi rolüne sıçramak olduğu ifade edilebilir. Buna bir de Suriye den rol çalmış olmasını ekleyebiliriz. Şöyle ki, Abbas ın BM ye tam üyelik talebine olumlu bakmayan Hamas adına konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Gazi Hamad, İsrail ya da BM ile yapılacak bir anlaşmaya olumlu bakmıyorsanız neyi destekliyorsunuz sorusuna şu cevabı veriyordu: Türkiye ve Mısır gibi Arap ülkelerinden ve Filistinlilerin bir devleti hak ettiğini düşünen diğer devletlerden destek bekliyoruz. Bu cümleyi Abbas ın ilettiği talebe koşulsuz destek vereceğini ilan eden Erdoğan ın Hamas ı pek de kırmadığını göstermesi nedeniyle aktarıyorum. O halde Erdoğan Hamas ın yanına bir de Abbas kartını koydu demek abartı olmaz ve Ebu Mazen in birilerinin elinde tuttuğu kart olmaya pek de dirençli olduğu söylenemez. Ama Filistin meselesinin Türkiye nin ve Erdoğan ın avucunun içine sığmayacak kadar büyük bir mesele olduğu da görmezden gelinemez. Kanımca Erdoğan ın bu meselede başrol oynayabilecek kifayeti yoktur; ancak Erdoğan zaten bölgedeki gelişmelerde, özellikle şu meşum Arap Baharı mevzusunda, bir retorik üstadı, emperyal vizyon pazarlamacısı olduğunu gösterdi. İşte bu açıdan ucuz yoldan cebine koymaya çalıştığı Filistin in hamisi kartı işine yarar ve kuşkusuz bu sürecin galiplerinden bir tanesi olmuştur. Ancak unutmamak gerekir ki benzer bir illüzyon kısa süre önce Suriye halkında da vardı. Erdoğan ın cebine koyduğu kartları hangi doğrultuda krediye dönüştürdüğü çok hızlı bir biçimde ortaya çıkıyor. Filistin halkının da bunu acı bir deneyimle öğrenmemesi için, bizim üzerimize düşenleri yapmamız gerekiyor. Alper BİRDAL Erdoğan ın Mısır, Tunus ve Libya yı kapsayan gezisinde beklenenin aksine Suriye den daha fazla Filistin vurgusunu öne çıkartmış olması bir tesadüf değil. Erdoğan, Filistin in devlet olarak tanınma başvurusuna koşulsuz destek verdiğini söyleyerek İsrail le yaşanan gerilimin bölge halkları nezdinde kendisine kazandırdığı puanlara yenilerini eklemiş oldu. Erdoğan ın bu çıkışıyla elde ettiği en önemli kazanım, Hamas ın ve Gazze nin hamisi pozisyonundan bütün Filistin davasının savunucusu ve hamisi rolüne sıçramak olduğu ifade edilebilir. Buna bir de Suriye den rol çalmış olmasını ekleyebiliriz.

12 12 DÜNYADA KOMÜNİSTLER 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Yunanistan ın zorlu kışı yaklaşıyor Büyük bir krizde komünist partisi ne yapar? YKP den bir yetkiliyle konuştuk krizi. Çıkmış, apartmanındaki bütün komşularıyla konuşmuş, elektrik faturası geldiğinde ne yapacaklarını. Apartman olarak karar almışlar, hiçbiri ödemeyecek faturalarını. Ama demiş, şirket görevlisi elektriği kesmeye geldiğinde kapıya sadece ben dikilmeyeceğim, siz de olacaksınız. Tamam demişler. Herkes bunu konuşuyor. Buralardan göründüğünden beter bir durum var, besbelli. Eş dost hısım akraba işsiz kalmış, sürekli gelirler düşüyor, yeni vergiler geliyor, bıçak kemiğe dayanmış. En son gelire göre bir vergi istemiş hükümet, kiminin payına 200, kiminin 500 avro düşmüş gidip ödememişler. Bir yaptırımı yok ki, niye ödesin? Kriz zamanında yalnızca kapitalizmin borazanları Marx a hak vermiyor, halk kitleleri de görüyor çıkarlarının nerede yattığını. Niye ödeyecekmişim bu borcu, şimdiye kadar alınan paralar bana mı geldi? diyor çoğu Kriz, Yunanistan da herkesin ruh halini belirleyen en büyük etken haline gelmiş durumda. AB ve IMF yetkililerinin dayatmalarıyla krizin yükü sürekli emekçilerin sırtına yıkılıyor zaten. Ancak gelecek ay, bu saldırının en doğrudan hissedilir ayağı gündeme gelecek. Daha önceki gelire göre ek vergi herkesten talep edilmişti, fakat bankaya gidip pek kimse bu vergiyi ödememişti. Önümüzdeki haftalarda Yunan parlamentosunun onayına sunulacak karar gereğince yeni bir vergi gündeme gelecek. Bu defaki vergi, herkesin oturduğu evin metrekare büyüklüğüne göre düzenlenecek ve hesaplanan vergi, elektrik faturasına yansıtılacak. Bir defa ev metrekaresine göre hesaplama, verginin hedefinde yoksul kitleler olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Zira zengin bir aileyle yoksul bir ailenin gelirleri arasındaki uçurum, iş oturdukları evin metrekaresine gelince üç beş kattan öteye pek gitmiyor. Verginin elektrik faturasına yansıtılması ise, hedefteki yoksullardan paranın alınmasını garantilemek için. Krizin faturasını ödemeyenler, elektriksiz kalacak! Yunanistan Komünist Partisi nden bir yetkiliyle konuştuk krizi. Çıkmış, apartmanındaki bütün komşularıyla konuşmuş, elektrik faturası geldiğinde ne yapacaklarını. Apartman olarak karar almışlar, hiçbiri ödemeyecek faturalarını. Ama demiş, şirket görevlisi elektriği kesmeye geldiğinde kapıya sadece ben dikilmeyeceğim, siz de olacaksınız. Tamam demişler. Bir apartmanın borcunu ödememesi çözüm değil elbette. Ama bir milyon kişi ödemezse bu borcu, ne yapacaklar? Bir milyon kişinin elektriğini mi kesecekler? Bu temel insani ihtiyaç, hükümet bunca kişiyi elektrikten mahrum bırakamaz. Şimdi Yunanistan Komünist Partisi, Ekim ayında geçmesi planlanan bu kararı kadük bırakmak için çalışıyor. Eğer hükümetin, krizin faturasını halktan toplamak için elektrik faturasına vergi yansıtma cinliğini tersine çevirebilirlerse, bunun çok önemli bir adım olacağını düşünüyorlar. Böylece halk, bu krizin faturasını ödemeyebileceğini anlayacak. Zaten Yunanistan Komünist Partisi nin (KKE) yaklaşımı da bu. Siyasi Büro nun krize dair kapsamlı değerlendirmesinde İşçiler kamu borçlarından sorumlu değiller ve bunu ödememeliler. Tüm geçmiş yıllar boyunca devlet, sermayenin kârlılık ihtiyacına yanıt vermek için borç aldı ve şimdi bunu ödemek için işçileri çağırıyor deniliyor. Demek kolay elbette... Ancak Yunan kapitalistlerinin şanssızlığı, ülkedeki komünist partinin dediklerini yaptırabilecek, ciddiye alınması gereken bir gücü ve örgütlülüğü olması. Ülke, son aylarda yapılan genel grev sayısıyla bir dünya rekoru kırmış olabilir. Ve bunda, özellikle YKP nin güçlü olduğu militan işçi cephesi PAME nin büyük payı var. Tüm denklemi bozan unsur, işçiler. YKP li dostumuz, elektrik faturalarına karşı hazırlıklarını anlatırken, buna dikkat çekiyor. Birkaç gün önce yapılan araş- Yunan kapitalistlerinin şanssızlığı, ülkedeki komünist partinin dediklerini yaptırabilecek, ciddiye alınması gereken bir gücü ve örgütlülüğü olması. Ülke, son aylarda yapılan genel grev sayısıyla bir dünya rekoru kırmış olabilir. Ve bunda, özellikle Yunanistan Komünist Partisi nin güçlü olduğu militan işçi cephesi PAME nin büyük payı var.

13 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 SAYI 337 DÜNYADA KOMÜNİSTLER 13 tırmaya göre, elektrik işçileri sendikasındaki işçilerin yüzde 80 i, vergilerin elektrik faturasına yansıtılmasına karşıymış. Apartmana elektriği kesmeye gelen adamı dövmek zorunda kalmamamız büyük olasılık yani diyor, gülüyor. Ak koyun kara koyun... Geçit başında belli olurmuş ya, marksistler de kriz zamanında belli oluyor. Yunanistan daki krize yaklaşımlarıyla YKP, tek başına kalmış. Diğer herkes, olaya bir borç krizi olarak yaklaşıyor. Yani mesele sistemde değil, borçların bu kadar artmasında, kötü yönetimde, beceriksiz hükümetlerde, reçetelerin uygulanmamasında, işçilerin yan gelip yatmasında vs. YKP ise, olaya bir borç krizi değil, kapitalizmin krizi olarak yaklaşıyor. Bizim zaten bu krizleri açıklayacak kelime haznemiz, kavramlarımız Marx tan beri var, niye başka ifadeler uyduralım ne olup bittiğini anlamak için? Bu krizleri döngüsel olarak yaşıyorlar, kafa karıştırmaya gerek yok diyor YKP li dostumuz. Ancak adı şu ya da bu olsun, ortada bir kriz, bir de emekçilere yönelik saldırı var. Ama YKP bu konuda da aykırı. Siyasi Büro açıklamasının daha ilk cümlesi, emekçilerin haklarına karşı daha önce eşi görülmemiş bu büyük saldırının, borç krizinden kaynaklanmadığını savunuyor. Nasıl yani? demeyin... Bu saldırı, bir tek Yunanistan da yürütülmüyor ki! AB üyesi tüm ülkelerde emekçilerin haklarına yönelik bu saldırı farklı hızlarda ve şiddetlerde de olsa yürürlükte. Fransa da, İngiltere de, Avusturya da emeklilik yaşı ve işçilerin sosyal güvenlik katkıları artıyor. İtalya da, İrlanda da, İspanya da haksız dolaylı vergiler dramatik biçimde yükseldi. Avusturya da, Polonya da, Romanya da, Çek Cumhuriyeti nde, İrlanda da hem kamuda çalışan sayısı, hem de işçi ücretleri önemli ölçüde düştü. Yunanistan da ekonomi patlayınca, bu saldırı çok daha şiddetle yapılmak durumunda kaldı. YKP nin krize yaklaşımdaki bu farklı tavrı, dile getirilen taleplerden, verilen mücadelenin yöntemine kadar hemen her konuda da ayrıksı kalmalarına yol açmış. Troyka ya, yani Avrupa Komisyonu, IMF ve Avrupa Merkez Bankası na karşı şeyler söylemenin hiçbir anlamı yok, çünkü Yeni Demokrasi bile aynısını söylüyor. Mücadeleyi bir siyasi talep olarak avro bölgesinden ayrılmaya odaklamak da yanlış YKP ye göre. O kadar ki, YKP Genel Sekreteri Aleka Papariga, AB den ayrılmadan avro bölgesinden çıkmak ülkenin sıkıntılarını artırır deyince kızılca kıyamet kopmuş. Papariga, ertesi gün uzun uzun açıklamak zorunda kalmış, AB nin içinde kalan fakat güçsüz ve sürekli değer kaybeden bir para kullanan Yunanistan ın tüm varlıklarının avro sahiplerince yağmalanacağını... Peki Avrupa Birliği nden çıkılması talebini yükseltmek? AB karşıtlığı, zaten YKP yi Yunan solunun diğer unsurlarından ayıran bir özellikti. Ancak YKP, kriz döneminde AB karşıtı vurguyu da artırmıyor. YKP li dostumuz, Şimdilerde bunu sürekli tekrar etmek, krizde Yunan kapitalistlerinin rolünün gözden kaçırılmasına, onları da mağdur tavrı takınabilecekleri bir söylemle ödüllendirmeye sebep olur. Biz krizin sorumlularından hiçbirinin, bu sorumluluktan kaçmasını istemiyoruz. Ve eninde sonunda hesap soracaklarımız, Yunan burjuvaları diye açıklıyor bu tavrı. Elbette YKP, krizde AB nin sorumluluğunu söylemiyor değil. Siyasi Büro açıklamasında Yunanistan ın AB ye ve avro bölgesine girmesinin olumsuz etkileri uzun uzun verilerle açıklanıyor. Teorik olarak YKP nin tavrının doğru olduğu su götürmez. Yine de, acaba biraz fazla mı savunmacı davranıyorlar? Daha atak, daha siyasi bir karşı saldırı, daha büyük sonuç alamaz mı? Elbette bu sorunun yanıtı spekülasyon olur, fakat Yunanistan da düzenin sağı dahi YKP nin güçlenmekte olduğunu teslim ediyor. Anketler partinin oyunu istisnasız artmış gösteriyor. PAME, bu süreçte ülkedeki sosyal demokratların ağırlıkta olduğu büyük kamu ve özel sektör konfederasyonlarının aksi yönde çalışmalarına rağmen tek başına genel grev örgütleyebilecek güce eriştiğini kanıtladı. Partinin örgütlü gücü sürekli artıyor. Ve kendileri de mücadelelerini bir karşı saldırı olarak tanımlıyorlar. Kontrollü gidiyorlar. Şimdi önlerinde, elektrik faturalarını ödetmemek var. Bir devrimci durum olasılığı yok mu peki? Nesnel koşulları var devrimci bir krizin. Ancak öznel koşulların olgunlaştığını söylemek zor. Fakat halk mücadeleyi yükseltiyor, işçi sınıfı partisi de gücünü artırıyor. Bakalım diyor dostumuz. Yiğit GÜNAY Ya bırak, bu komünistler de aynı! Yunanistan da düzen, komünistlerin giderek artan etkisini kırmak için elinden geleni yapıyor. Bu konuda ibretlik bir olay yaşandı geçtiğimiz ay. Komünist Parti, büyük bir matbaaya sahip. Matbaa yalnızca YKP nin günlük (ve oldukça hacimli) Rizospastis gazetesini basmakla kalmıyor, başka günlük gazetelere, yayınevlerine, kısaca piyasaya da çalışıyor. Krizle birlikte elbette işler çok düşmüş. Matbaa da işçi çıkarmak zorunda kalmış Tabii burjuvazi fırsatı kaçırmamış. Hemen bu durum haber olmuş, hatta bir grup, işten çıkarmaları protesto gösterisi yapmış. Ancak sonradan gösteriyi yapanların hiçbirinin matbaadan işçiler olmadığı, bir başka rakip sermaye grubu tarafından ayarlandığı açığa çıkmış. Zaten parti, matbaadan parti üyelerini, ve konuşarak, başka alternatifler bularak çıkarmış. Partinin profesyonellerinin maaşlarında da yüzde 20 kesintiye gidilmiş. Özellikle faşizan sağ parti LAOS, bu duruma işaret ederek Aman bu komünistler de aynı şey, onlar da konuşuyor ama hükümetle aynı önlemleri alıyorlar demagojisi yapmayı çok seviyor. Elbette komünistler açısından bu son derece anlaşılır bir durum. Üstelik, mücadele hırsını da törpülüyor böyle bir zamanda. Hoş, komünistlerin elinde avucundakini partiye vermesi için ülkenin krize girmesine gerek yok ya... kriz kapitalizmden kaynaklanınca, daha da inanarak veriyor paralarını komünistler.

14 14 EMEK 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST İşçi Okulu nda ne yapmak Türkiye Komünist Partisi nin 10. Kongre de aldığı kararlardan biri olan İşçi Okulu Ekim ayı içinde başlıyor. 10. Kongremizde İkinci Cumhuriyet in gözden çıkardığı işçi sınıfının örgütlenmesi başlığını gündem yapmıştık. Bu gündem ve kararlar doğrultusunda İşçi Okulu için hazırlıklar bütün hızıyla sürüyor. Bir yandan eğitim materyalleri hazırlanırken diğer yandan 1-2 Ekim tarihinde bütün illerde tanıtım toplantıları gerçekleştirilecek. İlk dersler açılış dersleri olarak düşünülüyor. Rakamlarla Türkiye Gerçeği ve AKP hangi haklarımızı elimizden alıyor? başlıklı iki eğitim Ekim tarihlerinde yapılmış olacak. İşçi Okulu için kayıtlar, TKP örgütleri tarafından alınmaya başlandı. 1-2 Ekim tarihlerinde yapılacak olan tanıtım toplantılarında kayıt formları, tanıtım broşürleri ve ilk iki dersin fasikülleri dağıtılacak. Tanıtım toplantıları İşçi Okulu yla ilgili bütün soruların paylaşıldığı ve birlikte yanıtlandığı toplantılar olacak. Neden İşçi Okulu? İlk kez tarihleri arasında Sınıf Tavrı dergisi tarafından düzenlenen İşçi Okulu nun ikincisi 2008 yılında Yurtsever Cephe İşçi Birliği tarafından gerçekleştirildi. Bu iki dönemde sınıf örgütlenmesi açısından önemli olanaklar yaratan İşçi Okulu deneyimi; bugün de, sınıfın geri çekildiği bir dönemde, sosyalist hareket ile sınıf arasında önemli bağlar kurmayı hedefliyor. En azından bu dönem düzenlenen İşçi Okulu nun en önemli amaçlarından biri bu olacak yılında düzenlenen İşçi Okulu Türkiye nin bir dizi ilinde aylık olarak bir araya gelen işçilerin birlikte tartıştığı ve ürettiği toplantılar biçiminde sürüyordu. Genel olarak işçi sınıfı içinde belli bir dinamiği temsil eden öncü işçilerin yan yana geldiği eğitim ve tartışma toplantıları şeklinde geçen ilk İşçi Okulu 5 ay sürdü. A, B ve C tipi eğitim başlıklarının her sınıf için ayrı ayrı düşünüldüğü bu program TKP nin sınıf hareketiyle önemli bağlar kurmasını sağladı yılında ise daha çok seçmeli derslerle düzenlenen İşçi Okulu nda, sınıf içinde gerici, işbirlikçi ve emek düşmanı AKP ye karşı tepki duyan işçilerin yan yana geldiği, buradan İşçi Birlikleri nin oluşumunun hedeflendiği bir çalışma yürütüldü. Ekim ayında başlayacak İşçi Okulu nun 3. dönemi ise, geçmiş yılların deneyimini arkasına alarak yeniden planlanmaya çalışıldı. Gerek eğitim başlıkları, gerek süresi, gerek tartışma başlıklarıyla bu dönem yapılacak İşçi Okulu, İşçi Okulu başlıyor! 1 Ekim tarihinde tanıtım toplantılarıyla başlayacak olan İşçi Okulu nun açılış dersleri Ekim tarihleri arasında yapılacak. sınıfın geri çekildiği, sendikaların üye kaybettiği, AKP yandaşı sendikaların her yerde alan kapadığı, DİSK ve KESK gibi ilerici bilinen sendikaların ise içinin tamamen boşaltıldığı bir tabloda, sınıf ile sosyalist hareket arasındaki bağların yeniden tesis edilmesi amacını taşımaktadır. İkinci Cumhuriyet olarak kodlanan yeni rejimin her yerde at koşturduğu bir dönemde, ilericiliğin, sosyalizmin, solun sesinin kısılmaya çalışıldığı, sahte solun özgürlük adıyla liberalizmi pompaladığı ve sol adına konuşturulmaya çalışıldığı bir dönemde yeniden sınıf demek, sınıf içinde öncü bir kolu yaratmaya çalışmak ve partinin etrafına bir sınıf çeperi örmek İşçi Okulu nun bu dönemki temel hedefi. Kimin için İşçi Okulu? Türkiye de İkinci Cumhuriyet rejimi iktidarını kurmuş bulunuyor. Bu yeni rejim, her yerde kendini kurumsallaştıracak ya da mevcut kurumları ele geçirecek. Üniversite yönetimlerini ele geçiren İkinci Cumhuriyet şimdi son hamlesini yapacak; üniversite bileşenlerinin bütününe dönük bir tırpan hareketine girişecektir. İşçi sınıfı söz konusu olduğunda kendi kurumlarını yaratmaktan da geri durmayan İkinci Cumhuriyet, kendi sendikalarını kuruyor, onların önünü açıyor. İkinci cumhuriyet bir yandan emek düşmanı bir karakter taşırken diğer yandan emekçileri sarmalayan ve baskılayan yandaş sendikalarla bu emek düşmanı politikalarını uygulayabiliyor. Örneğin kıdem tazminatını kaldırmak için adımlar atıyor, ancak bu saldırıya direnebilecek bir örgütlülük ne yazık ki ortaya çıkamıyor. Bugün işçi sınıfının durumu budur. İkinci Cumhuriyet rejimi, işçi ve emekçileri, sarı ve yandaş sendikalarıyla susturmuş, esir almış, hareketsiz bırakmış, gözlerini kapamış, uyutmuş bulunuyor. İkinci Cumhuriyet rejiminin, sınıf söz konusu olduğunda iki temel özelliğinin altı çizilmelidir. Birincisi, emekçi sınıflar karşıtı bir karaktere sahip olması; ikincisi, sınıfı bu politikaları yaşama geçirmek için gözden çıkarmış olmasıdır. Şimdilik yandaş sendikalarla işçi ve emekçileri kendine bağladığını düşünen hükümetin, aslında, politikalarını tek tek yaşama geçirdiğinde işçi sınıfını gözden çıkarmaktan başka şansı yoktur. İkinci Cumhuriyet in zayıf karnı burasıdır. Böyle bir zeminde sınıfın örgütlenmesi, sınıfın öncü kesimlerinin yan yana gelmesi önemlidir. İşçi Okulu nun hedeflerinden bir tanesi bu olmalıdır. İkinci Cumhuriyet rejimi nasıl sınıfı gözden çıkarmışsa, solu ve sosyalizmi de siyasetin dışında tutmak istemektedir. Düzen solunun iyice sağcılaştığı bir tabloda sosyalist siyasetin gerçek bir alternatif haline gelmemesi için sahte sol devreye sokulmuş, ya da sahte solun koltuk değnekliği yaptığı bu gerici düzen, soldan eleştirilere dönük bir önlem aldığını

15 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 SAYI 337 EMEK 15 istiyoruz? düşünmüştür. Böyle bir tabloda sosyalist solun önemli bir alanı bulunmaktadır. Kapitalizm alabildiğine çıplak hale gelmiş, düzen solu sağcılaşıp İkinci Cumhuriyet in halksız partisi haline dönüşmeye başlamıştır. İşbirlikçilik artmıştır, emekçilere dönük saldırılar sırada beklemektedir. İşte tam da bu dönemde sosyalizm, bağımsız bir güç olarak kendi ayakları üzerinden durmalı, güçlü bir ses vermeli ve topluma dönük etkili bir odak olmayı başarabilmelidir. İkinci cumhuriyetin yok saymaya çalıştığı sosyalizm, ikinci cumhuriyetin gözden çıkardığı işçi sınıfıyla buluşmasıyla gerçek bir güç haline gelecektir. TKP tarafından başlatılan İşçi Okulu bu siyasal değerlendirmeler üzerine oturmaktadır yılında Türkiye nin bir dizi ilinde hayata geçecek olan İşçi Okulu bu açıdan sınıfın öncü kesimlerinin yan yana getirilmesinin yanı sıra sosyalizmin işçi sınıfı içinde belli bir güç biriktirmesi amacına da hizmet edecektir. Bunun somut tarifi, partinin etrafından işçi çeperinin oluşturulması, güçlendirilmesi ve örgütlü kılınmasıdır. Konuların seçiminde hangi kaygılar güdüldü? İşçi Okulu dersleri 5 paketten oluşuyor. Açılış derslerinin yanı sıra paketler sırasıyla temel tanımlar, haklarımız, siyaset ve işçi sınıfı, memleket sorunları, tarih bilinci şeklinde genel çerçevelere göre oluşturuldu. İlk 3 paketin temel paketler olması, diğer iki paketin de seçmeli dersler şeklinde verilmesi düşünüldü. Konu başlıkları ve ders içerikleri seçilirken işçi sınıfının öncü kesimlerini donatmak, düzenin yalanlarına dönük sağlam verilerden oluşmuş bilgileri sunmak, işçilerin bilincini koruyacak temel tanımları verebilmek ve ayrıca memleket meselelerine dönük emekçi sınıfların çıkarları gözüyle nasıl bir tutum alınacağına dönük arayış konuların şekillenmesinde asıl belirleyici oldu. İşçi Okulu nda dersler sıkıcı ekonomik verilerden oluşmuyor. Programda, sendikaların sık sık işçileri kamplarda ya da otellerde toplayıp anlattıkları (nedense işçi söz konusu olduğunda hep ekonomik dersler anlatılıyor) türden desler olmayacak. Açılış dersleri güncel konulara değiniyor. AKP nin işçi sınıfına dönük saldırılarında sırada hangi başlıklar var? sorusuyla birlikte bugün istikrar ve değişim diyen AKP nin 10 yıllık iktidarı döneminde ülkenin temel sorunlarından nasıl bir değişiklik olduğunu göstermek için Rakamlarla Türkiye Gerçeği konuları belirlendi. Bu açılış dersleri sonrasında sınıf mücadelesinin temel tanımları var. Sonrasında işçilerin dünden bugüne gelen, elinden alınan alınmaya çalışılan hakları işlenecek. Siyaset ve işçi sınıfı bağı, siyasi akımlar ve programları, bu akımların işçi sınıfı ile ilişkileri ders içeriği olarak belirlendi. Bu temel paketlerin yanı sıra ülkemizin bir dizi sorunu tek tek ders başlığı olarak ele alındı. Kürt sorunundan özelleştirmeye, dış politikadan kültür sanata kadar bir dizi alanda memleket gündemleri işçilerle birlikte tartışılacak. Son paket ise tarih eğitimi olacak. İnsanlık tarihi, kapitalizmin tarihi, sınıf mücadeleleri tarihi ve Türkiye tarihi olmak üzere değişik dersler olacak. İşçi Okulu nda verilecek derslerin güncel olması, siyasal başlıkları işlemesi, tarihsel bakışı içermesi ve gündelik hak mücadelesini veri alması gerektiğini düşünerek oluşturulduğunu özetle söylemek sanırız yanlış olmayacaktır. Nasıl sürecek? İşçi Okulu, belli sayıda işçinin yan yana geldiği sınıflardan oluşacak. Yani Türkiye nin bir dizi il ve ilçesinde farklı sektörlerden gelen işçilerin oluşturduğu onlarca sınıfla yapılacak. Dersler 15 günde bir yapılacak. Her oturumda 2 ders işlenecek. İlk iki dersin sonunda bütün işçilerin katılımıyla tartışma ve değerlendirme toplantıları yapılacak. 5 paket üzerinden düşünülen dersler, paketlere göre bölünmüş durumda. Temel Tanımlar paketi 8 ders, haklarımız paketi 5 ders, siyaset ve işçi sınıfı paketi 8 ders, tarih paketi 6 ders. Memleket sorunları paketi ise seçmeli ders olarak düşünüldü. İşçi Okulu na katılım için kayıt alınacak. Alınan kayıtlardan sonra sınıflar oluşacak. Tanıtım Toplantıları 1-2 Ekim tarihlerinde, Açılış Dersleri ise Ekim tarihleri arasında yapılacak. Dersler konuyla ilgili parti yöneticileri, akademisyenler, sanatçılar ve sendikacılar tarafından verilecek. Her ders için öğrencilere dönük hazırlanan eğitim fasikülleri olacak. Eğitim fasikülleri, derslerden önce dağıtılmış olacak. Ayrıca sunum yapacaklara dönük olarak bütün ders başlıklarını içeren bir kitap hazırlanmaktadır. Kurtuluş KILÇER işçiokulu BAŞLIYOR AÇILIŞ DERSLERİ Rakamlarla Türkiye gerçeği AKP, hangi haklarımızı elimizden almaya çalışıyor? PAKET A - TEMEL TANIMLAR Sömürü Nedir? İşçiler nasıl sömürülür? İşçi nedir? Patron nedir? Sınıf nedir? Tarihsel gelişim içinde sınıflar Kapitalizm nedir? Kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizm nedir? Kriz nedir? Ekonomik krizin sebepleri nelerdir? Sendika nedir? Sendikalar ne işe yarar? Sendikalar: Dün, Bugün, Yarın Türkiye deki sendikaları ve sınıf örgütlerini tanıyalım PAKET B - HAKLARIMIZI ÖĞRENELİM: HAK VERİLMEZ ALINIR! Haklarımızı öğreniyoruz: İş Yasasındaki haklarımız neler? Sosyal Güvenlik Yasası İşçi Sağlığı ve Güvenliği nedir? Sendikalar Yasası ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası nedir, ne değildir? Kadın işçiler ve kadın hakları PAKET C - SİYASETİ TANIYALIM: ÜRETEN BİZİZ, YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ! Siyaset nedir? Siyaset işçiler için neden gerekli? Siyasi akımlar nelerdir? Kimi temsil eder, kimin çıkarını savunur? Türkiye nin düzeni nedir? Bu düzen kimin düzenidir? Bu düzen onların, bu memleket bizim: İŞÇİLERİN DOSTLARI KİMLERDİR? Dinci ve muhafazakar partiler işçiler ve emekçilerin dostu mu? Yabancı tekellere ve sermayeye karşı milliyetçilik işçileri korur mu? Sosyal Demokrasi işçilerin dostu mu, kurdu mu? İşçi sınıfı ve sol PAKET D - MEMLEKET MESELELERİNİ BİLELİM: BU DÜZEN ONLARIN, BU MEMLEKET BİZİM! Emperyalizmin boyunduruğu altında Türkiye Özelleştirme ve Sosyal Devlet Türkiye de tarım ve hayvancılık ne durumda? Kürt sorunu nedir? Nasıl çözülür? Tarikat - cemaatler ve Türkiye gerçeği Alevi emekçiler ne istiyor? İşsizlik ve yoksulluk kader mi? Yeni liberal ekonomik düzende esnek çalışma ve taşeronlaştırma Komünistler kimdir, komünistler neyi savunur? Dostlarımızı tanıyalım Kapitalizm, çevre ve yağma PAKET E - TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: TARİH, SINIF MÜCADELELERİ TARİHİDİR! İnsanlığın Tarihi Kapitalizmin Tarihi Türkiye nin tarihi 1: Osmanlı dan 1. Cumhuriyet e Türkiye nin tarihi 2: Birinci Cumhuriyet ten İkinci Cumhuriyet e Türkiye de sınıf mücadeleleri tarihi 1: 12 Eylül e kadar sınıf mücadelesi Türkiye de sınıf mücadeleleri tarihi 2: 12 Eylül den bugüne sınıf mücadelesi Katılım için TKP il ve ilçe örgütlerine başvurabilir, web sitemiz üzerinden kayıt olabilirsiniz. İrtibat için:

16 16 EMEK 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Küresel bakkal Carrefour da Carrefour un neredeyse yarıya yakınına sahip Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı geçen hafta aldığı Clinton Küresel Vatandaşlık Ödülü nü hak ettiğini Carrefour da işçilere uyguladığı politikalarla fazlasıyla hak ediyor olmalı. Fransız sermayeli şirkette yüzde 38,8 Sabancı nın ortaklığı bulunuyor. Türkiye de perakende sektörünün en büyüklerinden olan Alışveriş için müşteriler mağazaya girdiğinde, patenle gezen rollerleri, kasalarda başını işinden kaldırmayan kasiyerleri ve özel güvenlikçileri görür. Görüntülerine bakılırsa da pek mutsuz değillerdir. Oysa durum pek de öyle değil. Carrefour emekçileri, büyük bir baskı altında, oldukça güç koşullarda, çok düşük ücretlere çalışıyor. Sendikalı çalışmaya başladıklarından bu yana çalışma koşullarında epeyce düzelme olmasına karşın, işçiler daha fazlasını hak ediyor. şirket 31 il 16 ilçede 470 mağazası ile faaliyet gösteriyor. Şirket bünyesindeki 30 hipermarket, 200 ün üzerinde süpermarket ve ucuzluk marketlerinde toplam işçi çalışıyor. Marketlerin sayısı, sıklıkla, başka mağazaların satın alınması ile değişiyor. Dia mağazaları da İspanya Carrefour a bağlı ancak Türkiye de Dia adı ile satış yapıyor. Perakende sektöründe olan Gima ve Endi şirketlerini satın alarak Türkiye de büyüyen şirketin dünyadaki değişik mağaza türlerinin tamamının Türkiye ye girmediğini de not etmek gerek. İşçiler nasıl çalışıyor? İşçiler, reyonlarda ya da kasalarda çalışıyor. İki ana reyondan biri olan gıda reyonunda, kuru gıda, sebze-meyve, pasta-ekmek, kasap, içecek, self servis, kafeterya gibi reyonlar var. İkinci ana reyon olan gıda dışı reyonda ise ev gereçleri, elektronik, beyaz eşya, kırtasiye, oyuncak, hırdavat, oto, bahçe, tekstil gibi bölümler yer alıyor. Reyonların düzenlenmesi, malların etiketlenmesi, depo düzeni işçilerin öncelikli sorumlu oldukları alanlar. İşçilerin sorumlu olduğu reyonlar adeta üzerlerine zimmetleniyor. Reyonların işleyip işlememesinden doğrudan işçiler sorumlu tutuluyor. Bu sorumluluk, başarı/başarısızlık kriterini de belirliyor. Reyondaki satışların bir önceki yılın cirosunun üzerine çıkması başarılı olunması, altında kalınması ise başarısızlık anlamına geliyor. Reyon satışlarını artırmak temel çalışma prensibi: Her şey reyon için Reyon satışları iyi gittiyse ve cirosu bir önceki yılın üzerine çıktıysa reyon şefleri prim alıyor. Ancak, tahmin edileceği gibi primler çok düşük. İşçiler sendikalı çalışmaya başlamadan önce satışlar bir önceki yılın cirosunu aştığında ilgili reyonun işçilerine de iki çıplak maaş prim veriliyordu. İşçiler sendikalı çalışmaya başladığından beri, satışların artıp artmamasından bağımsız olarak işçilere yılda iki kez ikramiye veriliyor. Ciro düşse dahi, işçiler sendikalı olduğu için ikramiyeye hak kazanmış oluyor. Reyon satışlarının düşmesi durumunda, merkez satın almada çalışanlar, piyasada ucuz ve kaliteli ürün bulmak için görevlendiriliyor. Satın alma çalışanlarının piyasada bu iş yapamama diye bir seçeneğinin olmadığı tahmin edilebilir. Alınan ürünler, stoklanıyor. Stoklama, şirketin en önemli çalışma alanlarından. İşçilerin üzerinde satış baskısı Carrefour, bünyesinde çok fazla ürün çeşidi barındırmasına ve geniş alanlarda satış yapmasına ve büyük perakendecilerden olmasına rağmen, mahalle bakkalının satış stratejisini uyguluyor. Hal böyle olunca da her bir reyon, ayrı bir işletme gibi işlem görüyor ve işçilerden de reyonun sahipleri gibi davranması isteniyor. Böylece işçilerin üzerinde satış baskısı oluşturuluyor. Daha fazla satış yapılması için reyonlarda ürünlerin sepette mi, raflarda mı sergileneceğine ya da nasıl düzenleneceğine ilişkin işçilerin karar vermesi isteniyor.

17 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 KADIN 17 yazılamaya çağırıyoruz... işçi olmak... Akıntıya karşı Behice Boran Güzella Bayındır Ciro düşünce müşteri odaklı satış Son 1,5 yılda şirketin ciro ve müşteri kaybetmeye başlamasından yine işçiler sorumlu tutuluyor. Şirket, cirosu düşünce ortaya yeni icatmış gibi müşteri odaklı satış stratejisini atıyor ve işçiler üzerinde müşteri velinimetimizdir baskısı oluşturuluyor. Çalışan gruplar açısından müşterilerle doğrudan ilişkide olan kasiyerlerin müşterilerle tartışması işlerinden atılması anlamına geliyor. İşçiler açısından müşteri odaklı çalışma anlayışı, patron ve müdürlerin şiddetine müşterilerinkinin eklenmesi anlamına geliyor çoğu zaman. İşyerinin güvenliğinden de işçiler sorumlu Perakende satış yapan şirkette hırsızlık olayları ile fazlaca karşılaşılıyor. Özellikle elektronik reyonundaki ürünlerin çalınmasını engellemek için işçiler göreve çağrılıyor! Şirket bünyesinde özel güvenlik olmasına rağmen, reyon işçileri de hırsızlığın yapıldığı anda ilgili reyonun yanında görevliyse, müdahale etmediği için sorumlu tutulabiliyor, hesap sorulabiliyor. Kasada para kaybı olduğunda kasiyerler doğrudan işten çıkarılıyor. İşçiler kısa sürede işten atılıyor Kasiyerler çoğunlukla part-time çalışıyor. Kısa sürede işten ayrılıyor. 2-3 ay çalışıp işten ayrılan işçi sayısı oldukça fazla. Genellikle öğrenciler bu şekilde çalışıyor. Reyonlarda ise kıdem, 3-5 yıla çıkabiliyor. Şirketin işçilerin kıdemi konusunda genel bir politikası var: Carrefour 5-6 yıl sömürdüğü işçisini çıkarmaya çalışıyor. Daha fazla sürede işçiyi istihdam etmek istemiyor. Asgari ücretten daha düşük ücretlere çalıştıracağı işçileri çıkardığı işçinin yerine alıyor. Bu durumun istisnası, kasap, pasta-ekmek gibi reyonlarda. Bu reyonlarda çalışanlar için kıdem 8 yıl olabiliyor. Ayrıca işten çıkardığı işçiler, şirkete dava açmasın diye kıdem ve ihbar tazminatları, 2-3 maaş daha fazla ödeniyor. Düşük ücret politikasından taviz verilmiyor İşçiler iki vardiya halinde çalışıyor ilk vardiya. İkinci vardiya arası. Yemek molası ve diğer molaların süresi toplam 1,5 saat. Ücretler, toplu iş sözleşmesinin imzalanmasından sonra yüzde 8 dolayında artmış, ancak neredeyse yine asgari ücret düzeyinde. 670 lira ücret alan işçinin giydirilmiş ücreti 780 lirayı buluyor. Kasap, pastaekmek reyonunda çalışan bazı işçiler ortalamanın az üzerinde ücret alıyor. Yıllık cirosu milyon dolarlar düzeyinde olan şirket, düşük ücret politikasından taviz vermemek için, işçileri işten çıkararak asgari ücretten yenisini alma politikası izliyor. Büyük markette işçi olmak: İnsani çalışma koşulları nerede? İşçiler için çalışma koşulları çok ağır. Metal fabrikasında çalışan işçilerin çalışma koşulları ile karşılaştırıldığı zaman, daha rahatmış gibi düşünülmesine rağmen sektör hemen hemen aynı zorlukta çalışma koşullarına sahip. Isıtma, havalandırma işçiler için en önemli sorunların başında geliyor. Sürekli müzik yayınının yoruculuğuna aynı müziklerin defalarca çalınması eklenince, işçiler için çalışmak tam bir ızdırap haline geliyor. Sürekli müzik yayını, şirketin müşteri odaklı ve satışları artırma çalışma anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Tahmin edilebileceği gibi işçiler istediği gün izin yapamıyor. İşçilerin ne zaman izin kullanacağına reyon şefleri karar veriyor. Hafta tatillerini bir gün kullanıyorlar. İzinler hafta sonu değil, hafta içi pazartesi ya da salı günü kullandırılıyor. İşçilere verilen iş giysilerinin kalitesizliği işçiler açısından sorun oluşturuyor. Çünkü verilen giysiler, bir defa yıkandığında çekebiliyor ya da rengi değişebiliyor. Ancak şirket yöneticileri, işçilere yeni giysi vermediği gibi boyutları değişen ve rengi değişen giysileri kullanmasını istiyor. Sürekli ayakta olmak, çoğu bel ve sırt rahatsızlığına, baş ve boyun ağrıları gibi kronikleşebilecek sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Kadrolu işçilerin yanı sıra, taşeron işçilerin de fazlaca sayıda çalıştığı işyerinde taşeron işçilerin herhangi bir hakkının olmadığını tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kameralarla işçiler sürekli izleniyor. İşçilerin üzerinde sürekli baskı oluşturuluyor. İşçi kendini patrona adamalı İşçilere yapılan eğitimlerde pozitif düşünmeleri, kendilerini şirkete adamaları isteniyor. Şirket yöneticileri yaptıkları toplantılarda adanma yı esas alıyor. Bu anlamda işçiler sınıflandırılıyor. Ve bu sınıflandırma, bütün işçilere ilan ediliyor. Pozitif olduğu düşünülen işçilere pembe yaka kartı, kendini adayanlara mor yaka kartı veriliyor. İşçiler arasında bu uygulamanın etkisi ise işçilerin aldığım maaşa bakarım görüşü nedeniyle çok sınırlı. Bu kitap, SineGöz Film Atölyesi nin Akıntıya Karşı... Behice Boran: Tek Başına Bir Koro film çalışmasından yola çıkarak hazırlandı. Kitabın ekinde sunulan DVD de 90 dakikalık belgesel film ve SineGöz Film Atölyesi nin diğer çalışmalarının fragmanları yer almaktadır. Türkiye nin ismini 50 li yıllarda Türk Barışseverler Cemiyeti ile duyduğu Boran ın, başarılı ve öncü bir akademisyen, mücadeleci bir barışsever, sosyalist bir milletvekili, Türkiye İşçi Partisi genel başkanı ve bir sıra neferi olarak portresini çizen SineGöz, belgeselde Türkiye nin bu ilk kadın parti başkanının gündelik hayatını da aydınlatıyor. Türkiye sosyalist hareketinin önemli isimlerinin yanı sıra, Boran ın yoldaşları, dostları, öğrencileri ve konunun uzmanları ile yapılan 37 röportaj, Boran ın mücadelesini anlama ve anlamlandırma çabasının ötesinde, tek başına bir koro olmayı başarmış bir mücadele insanının anısı karşısında bir saygı duruşu olarak da anlam kazanıyor. Arap Milliyetçiliği Mısır ve Nasırcılık Tahrir Meydanı nda korkuyu yenmek... E. Zeynep Güler Mısır 1950 li ve 1960 lı yıllarda Bağlantısızlık Hareketi içinde güçlü ve kişilikli bir konum geliştirmişti. Arap milliyetçiliğinin taşıyıcılığını üstlenen Nasır ın Mısır ı, emperyalist-kapitalist sistemle sosyalist sistem arasında, tartışmasız biçimde ikinciye daha yakın, bağımsızlıkçı bir seçeneği kurmayı denedi. Arap-İsrail çatışmasının gölgesinde kalan bu deneme Nasır sonrasında tasfiye edilecek ve Mısır, siyaset düzleminde Amerikancı, toplumsal dokuda ise İslamcı bir karanlığa savrulacaktı. Birinci basımı 2004 yılında yayınlanan bu çalışmanın yeniden ele alınmasına yanı başımızdaki coğrafyanın 2011 de alt üst olması vesile oluşturdu. Ayaklanma dalgasını daha iyi anlayabilmek için kaynak arayışına giren Türkiyeli okur dilimizde konuyla ilgili yazının kısıtlılığı karşısında şaşkınlığa düşmüş olmalıdır. Gözden geçirilen ve 2011 gelişmelerini ele alan bir önsözün eklenmesiyle hazırlanan bu ikinci basımın, Mısır başta olmak üzere Arap Ortadoğusu nun bugününü anlamak isteyenlere anlamlı bir tarihsel arka plan desteği sunacağını düşünüyoruz. Bir Sovyet sanatçısı olarak Tarihe Tanıklığım Dimitriy Şostakoviç / Çev: Volkan Terzioğlu Şostakoviç: İnsanlık onurunu ayaklar altına alan faşizme karşı savaşta, vatanı için duyduğu sevgide ve sanatı algılayış ve uygulamasında, ne yapılması gerektiğine ilişkin, aklına güvenen ve bizlere yol gösteren besteci. Eşit ve özgür bir dünya kurma yolunda atılan adımlarda ve yeni insanın yetişmesinde ayakları yere sağlam basan, çaplı, büyük besteci. Tarihe Tanıklığım, Şostakoviç in yılları arasında çeşitli dergi ve gazete yazılarını, notlarını ve konuşmalarını içermektedir lerle başlayan sözde ideolojiden soyutlanmış ve aslında gırtlağına kadar çürük ideolojiye batmış insanın yaratılışına inat, Şostakoviç bize sanatın ne olduğunu, neye hizmet ettiğini yeni insanın nasıl yaratılması gerektiğine ilişkin gerekli ipuçlarını anlatmaktadır. Bu kitapta, sistematik propaganda ve yalanla Şostakoviç in aslında bir antikomünist olduğu palavrasını sıkanlara karşı, Şostakoviç in Sovyetler Birliği Komünist Partisi kimliğini nasıl bir onurla taşıdığını, kendi kaleminden okuyacaksınız.

18 18 POLEMİK 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST İP in siyaset tarzı üzerine... Perinçek in izleme mevzii İşçi Partisi (İP) veya daha geleneksel adıyla Aydınlıkçılar ülkemiz siyasetinin nev-i şahsına münhasır bir olgusu. En önemli özelliklerinin, hiçbir zaman geniş halk kitleleri içinde örgütlenmeyi başaramamış, belirgin bir kitlesel güç oluşturamamış olmalarına rağmen, hemen her dönem, gerçek güçlerinin çok ötesinde etkili olmayı başarabilmeleri olduğu söylenebilir. İP, son yıllarda Ergenekon operasyonları başta olmak üzere, bir dizi polisiye operasyonun önemli odaklarından birisi olarak sıklıkla hedef haline geldi. Bu yazı vesilesiyle önce, son zamanlarda yaşadıkları saldırıların Türkiye sol hareketinin insani, vicdanı duyarlılığının, siyasi tutarlılığının açığa çıkmasına bir vesile olduğunu düşündüğümü yazmak istiyorum. Bunu açarak başlayalım. Aydınlık, 1970 li yılların ikinci yarısından bu yana ülkemiz devrimcilerinin önemli bir kesimi için devletle işbirliği içinde olduğu kabul edilen bir hareket. Bunu bir eleştiri ya da bu görüşe katılıp katılmamanın ötesinde nesnel bir gözlem olarak yazıyorum. Doğruluğu yanlışlığı bir yana, Türkiye sol hareketinin çeşitli örgütleri içinde yer alan herhangi bir insan için Aydınlık denildiğinde ilk akla gelenlerden birisi budur. Bunun temel sebebi (Aydınlıkçıların tüm aksi iddialarına rağmen) Aydınlık ın, sol harekete dönük tutumu olsa gerek. Aydınlık kendince bunun bir psikolojik savaş algısı olduğunu söyler. Bir an için bu iddianın doğru olduğu varsayılsa bile, Aydınlık tarihinin hemen her döneminde devrimcileri ajan-provokatör olarak yaftalamak, ihbar etmek, en hafifinden kendisi dışında herkesi sahte sol saymaya varan bolca örnek, ortada bir psikolojik savaş varsa buna en fazla Aydınlık ın hizmet ettiğini kanıtlamaktadır. Aydınlıkçılar istedikleri kadar teşhir ettikleri isimlerin devrimci olmadıklarını söylese de bu da onların kendi değerlendirmeleridir, solun bakışını değiştirmiyor. Sadece bir örnek olarak, birikimli bir siyasetçi olduğunu düşünebileceğimiz Hasan Yalçın ın o dönem çıkardığımız Sosyalist İktidar gazetesini 5. Kol olarak değerlendirme ucuzluğuna ve tek misyonunun Aydınlık düşmanlığı olduğu gibi akla ziyan değerlendirmeler yapabilir hale gelmesine şaşırdığımı söyleyebilirim. Buna rağmen son yıllarda uğradığı haksız saldırılar karşısında sol içinden, bu haksızlıkları protesto sesleri çıkması ülkemiz solunun bir kesiminin vicdanını koruduğunun ve düzen karşısındaki mücadelesinin tutarlılığının bir göstergesidir. Bu tavrın, her şeye rağmen siyasi olarak doğru olduğunu da eklemem gerek. Bunu Aydınlık ın sola, solun Aydınlık a bakışının değişmeyeceğinden neredeyse emin olarak yazıyorum. Aydınlık ın 40 yıllık tarihinde hâkimiyet kuran siyaset algısının değişmesi mümkün değildir, tutumları esas olarak ideolojik yapılarının bir yansımasıdır. Bunu düşünmemin temel nedenlerinden birisi de zaman zaman Aydınlık okurken hissettiğim bir duygunun bundan 40 yıl kadar önce (sanırım dönemin bir özelliği ile çok ağır ifadelerle) İbrahim Kaypakkaya tarafından dile getirilmiş olmasıdır.:... dünya politikasına kendilerinin yön verdiğini sanacak kadar da aptal ve gururluydular. (http://ibrahimkaypakkaya.net/secmeeserler.pdf sf.222) Aydınlık ın siyasi etik yoksunluğu Dünya politikasına yön verdiği yanılsaması ile yaşayan bir topluluğun ülkemiz soluna istediği zaman hakaret edip yok sayması, benzer bir yaklaşım kendisine karşı geliştiğinde bunu psikolojik savaşın uzantısı olarak değerlendirmesi anlaşılabilir. Anlamak, doğru bulmak değildir, üstelik bu tavır, ilkesizlik ve siyasi nezaket sınırlarının tamamen dışındaki davranışlarla düzenli olarak beslendikçe itici olmaktadır. Aydınlık pek çok zaman kendi iddialarına bile yakışmayacak çocukça tavırlar geliştirmektedir. Büyük güçler alanında olmaya fazlasıyla hevesli bir siyasi öznenin, örneğin geçtiğimiz seçim döneminde görsel ve basılı yayınlarında, sözde TKP yerel yöneticilerinin Doğu Perinçek e destek açıklaması yaptığı bilgisi de içeren yalan haberler üretmeye neden ihtiyaç duyduğunu anlamak gerçekten mümkün değil. Bu yapıldıktan sonra geniş bir destek aldığı açıklanan Perinçek in aynı ildeki İP in diğer bağımsız adayından bile az oy alması nasıl açıklanabilir? Yalan olduğu çok basit gözlem ve bilgilerle ortaya çıkan haberler, doğrulara bile kuşkuyla yaklaşılmasını beraberinde getirir. Burada suçu başkalarında aramanın anlamı yoktur. Aydınlık kendine de bakmayı öğrenmelidir. Yeri gelmişken, Aydınlıkçıların abartılı iddia ve beklentilerinin kendisini en fazla gösterdiği kesitin seçim dönemleri olduğunu yazmadan geçmeyelim. Hemen her seçim öncesinde büyük iddiaları olan bu çizginin, yayınlarının Aydınlık (İP) her dönem çeşitli açılardan eleştirilen ve sol içinde yer bulamayan bir hareket. Burada meseleyi polisiye bir vakaya indirgemek yanlıştır. İP in siyasal duruş ve tarzında yansımasını bulan ideolojik zafiyetleri ile devrimci bir karakter taşımadığı ve kendi tercihleriyle solun dışına çıktığını görmek çok daha önemli. seçim öncesi son ve seçim sonrası ilk sayılarının arka arkaya okunması Aydınlık çizgisinin politik değerlendirmesi için önemli bir malzemedir. Seçim öncesi ortaya atılan büyük iddia, seçim günü büyük komplolarla gerçekleşmesine izin verilmeyen aslında herkesin gördüğü gerçekler olarak sunulur. Bu tablo başka şeyler bir yana Aydınlık ın en büyük iddialarından birisi olan nesnelliğe uygun siyaset geliştirme iddiasının da çökmesidir. Tam aksine, bütün bunlar nesnelliğin hiç de doğru okunmadığının önemli bir göstergesidir. Açıkçası bilerek mi yalan söyleniyor, yoksa bu kadar temelsiz verilere gerçekten inanılıyor mu, bunu bilmiyorum. Aslında hangisinin daha hazin olduğunu da Bizi izlemeye devam edin mevzisi Bu yazının yazılmasına neden olan itki Aydınlık tarihi veya siyasi etik değil. Bunlara değinmek, Aydınlık denilince kaçınılmaz olarak akla bunlar geldiği için bir zorunluluk oldu. Açıkçası 40 yaşındaki bir insan bile kazandığı bir takım özelliklerini değiştiremezken, 40 yıllık bir siyasi çizginin değişebileceğine inanmak olmaz. Terbiye, insanın yaşamının ilk yıllarında kazandığı özelliklerden birisidir ve kazanılmadığında telafisi pek mümkün olmuyor. Söz konusu olan siyaset yapma tarzı ve siyasi ahlak olduğundaysa bunu ideolojik konumlanışın bir uzantısı olarak görmek zorundayız. İdeolojik temellerinizde sorun olduktan sonra, ister takım elbise kravat hassasiyeti geliştirin, isterse dilinizi terbiye edin, sonuç pek değişmiyor. Konumuz açısından bu daha az önemli olan kısmı fırsat olursa başka zaman daha uzun olarak ele almak gerekir, şimdilik geçelim. Bugün sol açısından asıl önemli olan, her dönem varlıklarının ötesinde bir etki yaratmayı başaran Aydınlıkçıların siyasi duruşlarıdır. Bu kısma belki en başta düşülmesi gereken bir notu ekleyebiliriz. Yönetici kadrosunun önemli bir bölümünün siyasi tutuklu oldukları bir dönemde, onlarla bir siyasi tartışmaya girmenin zorlu bir yanı var. Ancak kabul etmek gerekir ki, İP, yöneticileri tutsak olmasına rağmen siyasi tavır geliştirme konusunda eli-kolu bağlı duruma düşmüş değildir. Dolayısıyla karşımızda siyaset yapma olanağı ortadan kalkmış bir güç bulunmuyor. Sonuçta muhatabımız haksızlıklık ve zorbalıklara karşın siyasi faaliyete devam ediyor, öyle ya da böyle ülkenin geleceği ile ilgili kaygı duyan kesimleri arasında tartışılıyorsa, sözümüzü elbette söyleyeceğiz. Türkiye sol hareketinin, içinden geçtiğimiz dönemde önemli bir liberal saldırı dalgasının etkisinde olduğu, ideolojik ve politik olarak liberal dalgadan ciddi ölçüde etkilendiği bilinen bir gerçek. Bunun nesnel-tarihsel ne-

19 KOMÜNİST 1 EKİM 2011 SAYI 337 POLEMİK 19 denleri ayrı bir tartışma konusu. Ancak liberalizmle beraber (ve belki buna karşı direnme arayışının yarattığı bir zeminin etkisi ile) solun belli kesimlerinin de ulusalcı bir ideolojik politik savrulma yaşadıklarını tespit etmek gerekiyor. Elbette bugün devlete egemen olma, bir bütün olarak basın yayın alanında hakimiyet gibi olanakları ile beraber bakınca esas bozucu etkinin liberal dalgadan geldiği ortadadır. Daha güçlü ve daha saldırgan olan budur. Ancak ülkemiz devrimcilerinin bir yandan liberalizmin solu şekillendirme çabalarına karşı aktif bir mücadele sürdürürken, diğer yandan ulusalcı eğilimlere karşı ideolojikpolitik mücadele yürütmesi şarttır. Aydınlık bu açıdan da gücünün ötesinde bir bozucu etki yapmaktadır. İP, yakın geçmişteki yaşamsal kararlarından birini Parti programını ve tüzüğünü değiştirdiği kongrede almıştır. Türkiye nin içinden geçtiği sürece dair okumalarının bir ürünü olarak geliştirdikleri Kemalist-Sosyalist ittifakı taktiğinin hayatta bir karşılığı olmadığı açığa çıkınca, o ana kadar ittifakın Sosyalist unsuru olma iddiasındaki İP, kendisini aynı zamanda Kemalist güç olarak tanımlayabilmek için programında köklü bir revizyona gitmişti. Bunun siyasal alandaki uzantısı Cumhuriyet in tasfiye sürecinde kendi konumunu bekçilik olarak kabul etmektir. Oysa Aydınlık, kendi külliyatından hareket etmiş olsaydı, örneğin Mustafa Kemal in Osmanlı yı kurtarma değil yeni bir kuruluş misyonu üstlenme tercihi ile çağdaşı Osmanlı aydınlarından ayrıldığını görebilir, bekçiliğin ötesini arayabilirdi. İP in bugün yaşadığı ağır yenilgiye giden süreçteki en kritik kırılma, ileri çıkma yerine geri adım atma kararına denk düşmektedir. Tarihin kırılma noktalarında ileri atılan mutlaka kazanır diye bir kural elbette yok, ancak ileri atılmayanın kazandığı görülmemiştir. İP in önemli zaafı kafasındaki dünya da yaşamak konusunda inat etmesidir. Bugün, açıkça 2. Cumhuriyet in kurulmaya başlandığı süreçte bile yanlışlarında ısrar etmeye devam etmeleri bu açıdan çarpıcıdır. Örneğin Işık Koşaner in istifasını izleyen günlerde Aydınlık ın yayınları bu açıdan dikkatle incelenmelidir. Koşaner in istifası aklı başında herkes tarafından, TSK-AKP arasında belli bir gerilim ile devam eden ilişkide TSK tarafının bir bütün olarak teslim olduğunun ilanı olarak okundu. Uzunca bir süredir siyasetinin temeline TSK destekçiliğini yerleştiren İP açısından bu gerçeğin kabul edilmesinin çok kolay olamayacağı açık. (Elbette İP kendisini TSK destekçisi olarak tanımlamıyor, onlara göre TSK İP in politikalarını benimsiyor/ benimsemek zorunda kalıyor) TSK nın istifalarla teslim bayrağı çekmesi açıkça ortaya çıktığında Aydınlık ın bunu bir direniş çağrısı olarak manşete taşımasının nedeni gelişmeleri kitaba uydurmaktır. Buna hayatın kafaya sıkıştırılması çabası diyebiliriz. Örneğin Aydınlık ta bana göre yine zorlama biçimde muvazzaf generallerin halka bizi izlemeye devam edin mesajı göndermesinin haberleştirilmesi söz konusu olabilmiştir. Dediğim gibi bu haberin doğruluğu tartışmalıdır. Ancak doğru olsa bile, iddiası olan bir öznenin yapacağı şey halkı izlemeye davet etmek midir sorusunu yöneltecek bir aklın kalmamış olmasını da bir kenara yazmak lazım. Eğer gerçekten ortada bir direniş varsa halka bu direnişe destek olma çağrısı, kavgaya katılma çağrısı yapılır ama bizi izlemeye devam edin denilmez. Böyle dendiğinde çok doğal olarak aklımıza aslında halkın yeni rejime tepkisinin soğutulmaya çalışdıldığı, pasifize edilerek muhalefet potansiyelinin zayıflatılmak istendiği gelir. Bir günlük gazetedeki tek bir haberden yola çıkarak böylesi bir değerlendirme yapmaya hakkımız var mı? Bu soruya cevap için önce ve yine Aydınlık tarihine dönelim. Aydınlıkçıların Türkiye nin en tutarlı Maocu akımı olduğunu düşünebiliriz. Bu yaklaşım her dönem mutlaka bir baş çelişki tanımı yapar ve bunun uzantısı bir baş düşman belirlenir. Günün devrimci görevi bu eksende tanımlanır. Bundan sonra tüm olgular, gelişmeler bu şablonun doğrulunu göstermek için kullanılır. Yıllardır değişmeyen bu şablonun bir uzantısı genelde kendisinin çok sınırlı bir gücü olmasına rağmen, bu denklemin bir tarafına Aydınlık ın odağında durduğu bir ittifak yerleştirilir. İttifakın unsurları Aydınlık ın kendilerine biçtiği göreve göre hareket etmekten başka seçeneği olmayan ve ne gariptir her zaman Aydınlık a göre çok daha büyük güce ve siyasi ağırlığa sahip güçlerdir. Bu denklem Aydınlık tarihinde hiç değişmemiştir. Söz konusu haberin bir istisna olmadığının bir diğer kanıtı da Doğu Perinçek in aynı gazetede yayınlanan Orduya güveniyorum çünkü savaş mevzisindeyim başlıklı yazısıdır. Bu yazının Koşaner istifasında somutlanan TSK nın teslimiyetinin ilanından hemen birkaç gün sonra yazılmış olması başlı başına bir skandaldır. İçeriği ise Perinçek i bütün süslü laflara rağmen savaş mevziisinde değil izleme mevzisinde konumlandırmaktadır. Yazının temel tezi olarak ifade edilen, üstelik dünyadaki tüm devrimlerin temel kuralı olarak tanımlanan, ordu+halk=devrim yaklaşımından hareket edecek olursak, bu ülkede devrimin imkansızlığından başka hangi sonuca ulaşabiliriz ki? Perinçek, emperyalizmin saldırıları karşısında bir tunç kanunu olarak sunduğu milli ordu direnir tezinin hayatta bir karşılığı olmadığını görmek istemediği için bütün yetenekleri ile direniyor. Oysa örneğin, bu tezi ilk ortaya attığı sırada yaşanan Irak işgaline baktığında gemiyi ilk terk edenlerin kimler olduğunu ve gerçek direniş gücünün yalnız emekçi halk olacağını görebilirdi. Türkiye örneği de görmek istemeyenler için ikinci bir örnektir, ne ki anlamak istemeyince anlatmak mümkün olmuyor. Perinçek in cümleleri ile yazalım, Bunu göremeyen lafta solcular, kumda oynarlar. Kumda oynamakta ısrar edenler, düşmanın aleti haline bile dönüşebilirler. Bu uyarıdan faydalanmak bir tercihtir, bize düşense, sonra suçu dışarıda aramayın demektir. Tabi bir başka tercihse Komünist in Aydınlık ın büyük yükselişini durdurmak için yeniden aylık düzenli yayına başlatıldığını iddia etmek olabilir! Meriç ALGÜN

20 20 MARKSİZM 1 EKİM 2011 SAYI 337 KOMÜNİST Dinin devlet işlerinden ayrılması ilkesi farklı inançlardaki insanların kafasına gökten mi düştü? Laiklik kiliseye dayatılmıştır Erdoğan ın Arap Baharı seferi sırasında laiklik üzerine verdiği demeç Mısır da ve Türkiye de yankılandı. Erdoğan şöyle söylüyordu: Yani laik bir devlet yapısı dinsizliği değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır Laik devlet budur. Ama kişi laik olmaz. Tayyip Erdoğan laik değildir, Tayyip Erdoğan bir Müslüman dır. Ama Tayyip Erdoğan laik bir devletin başbakanıdır ve bunun gereğini de dört dörtlük yapmanın gayreti içindedir. Müslüman Kardeşler buna sinirlendiler, ama basına yansıdığı kadarı ile Mısır burjuva medyası bu söylemin arkasında durdu. Yandaş medya uluslararası düzeyde etkili bir aktör olan liderlerinin aynı zamanda derin bir devlet felsefesine sahip olmasından dolayı gururlandı. Kemalistler ne diyeceklerini bilemediler, Orhan Bursalı gibi yazarlar, Hah şöyle işte, yola geldi anlamına gelecek şeyler yazdı, Toktamış Ateş ise bir dahaki geziye katkıda bulunmak için sınıfsal bağlamından koparılmış tanımlar dizdi. Bize ise konuyu doğrultmak ve bu trajik-komik duruma işaret etmek düştü. Din ve devlet ne zaman ve neden birleşti? Din ve devletin bir araya gelerek birbirini bütünlemesinin tarihteki ilk nedeni köylünün tarımsal artı ürününe el koyulması olarak gözükmektedir. Günümüzden beş bin yıl kadar önce ortaya çıkan ilk sınıflı toplumlarda, egemen sınıf zorun dışında artı ürünü güzellikle alacak ideolojik bir araç bulmak zorundaydı, bunu dinde buldu. Büyük ölçüde doğaya bağlı tarım, köylüde doğaüstü güçlere karşı derin bir zaaf oluşturuyor, bundan onu soyanlar sistematik bir şekilde yararlanıyorlardı. Sümerlerde, Mısır da, Hititlerde tapınaklar tarımsal ürünlerin depolanacağı şekilde inşa ediliyordu. Rahipler bazen egemen sınıfın kendisi, bazen kralın hizmetinde artı üründen büyük pay alan bir katman, bazen bizzat büyük toprak sahibi bir sınıf gibi davranıyordu. Dolayısı ile din ve devlet işlerinin, kadrolarının, devlet ve din teorisinin bütünleşmesi oldukça dünyevi bir sömürü işleminin gereğiydi, bir tek bundan koyu bir karanlıkta bırakılan zavallı köylülerin haberi yoktu. Tarihte bu karanlığın aralandığı dilimler ya köylüler veya işçilerin ayaklanması, ya Burjuvazinin laisizm iflası Burjuva laisizminin direncini bir dönem faşist kanattan bekleyenler vardı. Önce Doğu Perinçek in MHP ile ittifak denemeleri, sonra İlhan Selçuk un sağın MHP de toplanması projesi ile kendini gösteren laik faşizm teorisi, Türkiye karşı-devriminin dinsiz yapamayacağını ihmal eden bir büyük yanılgıdır. Bu yanılgı artık geri dönemez. Dönmeye kalkarsa önce faşistler tarafından kovalanır. CHP ise laikliğin mezarına toprak attığını tek bir yolla gözlerden kaçırmayı deneyebilir. Kültürlere, dinlere saygı, hoşgörü... Tarihte ilerleme fikrini yadsımak anlamına gelen bu mazeret imam saflarında alkışlarla karşılanacaktır. Sol saflarda ise onca hoyrat davranılan yüzlerce yıllık bazı değerlerin hatırlanmasına vesile olmalıdır. Oysa bu dinselleşme karşısında, solda bir türban yorgunluğu göze çarpıyor. Onlarca yıl türbanı gericiliğin simgesi değil, ta kendisi sayan saçma sapan yaklaşımlar yarattı bu yorgunluğu. Kızları ikna odasına alırken köşede çember sakalını kaşıyan erkek öğrencileri görmeyen Alemdaroğlu tipi laisizm, artık toplumsal yaşama da müdahale edeceğiz diyen Diyanet İşleri Başkanı karşısında çaresizdir. Kimi kemalistlerin bugün sadece türbanla uğraşmakla hata ettik yollu özeleştirilerine kızgın bir geçmiş olsun dan başka ne diyebiliriz? Üstelik hata en masum açıklama olur. İki açıklama daha var: Burjuva laisizminin türban yenilgisi, gerçekte bunların toplumu ilerletmek gibi bir kaygılarının olmamasından, sınıflı bir toplumu yönetmek içinse dinin vazgeçilmez olduğunu bilmelerinden ileri gelmiştir. İkinci olarak da, en zayıf cephede en uyduruk silahlarla bir muharebeye kalkışılmışsa, bunu laikliğin iflası yönünde bir provokasyon saymaya hakkımız vardır. Gericiliği türbana indirgeyenlerden bazılarının amacı ilericiliğin silahsızlandırılmasıydı. (Aydemir Güler, tarihli sol Portal yazısından)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Beşiktaş Teknik. Taksitle gitti

Beşiktaş Teknik. Taksitle gitti 28 MAYIS 2013 Taksitle gitti Beşiktaş Teknik Direktörü Samet Aybaba'nın ayrılması ile igili yapılan açıklamada şu sözlere yer verildi: "Şirketimiz ile Samet Aybaba arasındaki 28.06.2012 tescil ve başlangıç

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ SEPA 5 HAZİRAN 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ

YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ YILDIZ TEKNİKTE YENİ ANAYASA PANELİ Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü, 24 Kasım 2011 Perşembe günü Üniversitemiz Merkez Kampüsü Hünkar Salonu nda, hem Üniversitemizin

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir 30 Haziran 2014 ÇALIŞMANIN AMACI Kutuplaşma konusu Türkiye de çok az çalışılmış olmakla birlikte, birçok Avrupa ülkesine

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar

Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar Yeni Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerine Notlar Recep Kapar Muğla Üniversitesi recepkapar@sosyalkoruma.net www.sosyalkoruma.net Sosyal Güvenlik Harcamaları Yüksek Değildir Ülke İsveç Fransa Danimarka Belçika

Detaylı

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3

ORSAM ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS 3 - CENTER FOR MIDDLE EASTERN STRATEGIC STUDIES KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 3 UNDERSTANDING IRAQ THROUGH CARTOONS

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6-

TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- TÜRKİYE SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK ANALİZ -6- EKİM 2012 Araştırmacılar Derneği üyesi olan GENAR, araştırmalarına olan güvenini her türlü denetime ve bilimsel sorgulamaya açık olduğunu gösteren Onur Sözleşmesini

Detaylı

Endi eli yimserlik Kamuoyu Beklentilerinde Pozitif Trend Devam Ediyor Genel Seçim Sürecine AKP Önde Giriyor, CHP Takipte de Bahar Havasý Türkiye nin LoveMarklarý Arçelik-Adidas-Nokia-LCWaikiki-Beko Türkiye

Detaylı

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri

Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı İletişim Bilimleri Doktora Programı Ders İçerikleri İLTB 601 İletişim Çalışmalarında Anahtar Kavramlar Derste iletişim çalışmalarına

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME

SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Doç. Dr. Ýlker BELEK Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Halk Saðlýðý Anabilim Dalý Öðretim Üyesi SAÐLIKTA ÖZELLEÞTÝRME Burjuva Sýnýf Saldýrýsýnýn Tepe Noktasý Yukarýda tanýmlanan saðlýk sistemi yapýsý

Detaylı

Türkiye ve Avrupa Birliği

Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkisi Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU

6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU STRATEJİK VİZYON BELGESİ ( TASLAK ) 6. İSLAM ÜLKELERİ DÜŞÜNCE KURULUŞLARI FORUMU İslam Ülkelerinde Çok Boyutlu Güvenlik İnşası ( 06-08 Mart 2015, Serena Hotel - İslamabad ) Güvenlik kavramı durağan değildir.

Detaylı

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011

2000 li Yıllar / 8 Türkiye de Eğitim Bekir S. GÜR Arter Reklam 978-605-5952-25-9 Ağustos-2011 Ömür Matbaacılık Meydan Yayıncılık-2011 Seri/Sıra No 2000 li Yıllar / 8 Kitabın Adı Türkiye de Eğitim Editör Bekir S. GÜR Yayın Hazırlık Arter Reklam ISBN 978-605-5952-25-9 Baskı Tarihi Ağustos-2011 Ofset Baskı ve Mücellit Ömür Matbaacılık Ömür

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ

SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ SAĞLIKTA DÖNÜġÜMÜN TIP EĞĠTĠMĠNE ETKĠSĠ Sağlıkta yapılan dönüģümü değerlendirirken sadece sağlık alanının kendi dinamikleriyle değil aynı zamanda toplumsal süreçler, ideolojik konumlandırılmalar, sınıflararası

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

Tutturursa. da kamp yapacak. 3-13 Ocak 2013 tarihleri arasında Antalya Mardan. 6 Ocak 2013

Tutturursa. da kamp yapacak. 3-13 Ocak 2013 tarihleri arasında Antalya Mardan. 6 Ocak 2013 Tutturursa şampiyon Futbol Takımı, ikinci yarı hazırlıkları için Antalya'da kamp yapacak. 3-13 Ocak 2013 tarihleri arasında Antalya Mardan Otel'de kamp yapacak olan siyahbeyazlılar, 6-9 Ocak 2013 tarihleri

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

Günlük Spor Gazetesi. Holebas rotası tutmadı

Günlük Spor Gazetesi. Holebas rotası tutmadı 4 EYLÜL 2013 Holebas rotası tutmadı Büttner transferi yılan hikayesine döndü. Bunun üzerine Beşiktaş kısa süre içinde Yunanistan'a gözlerini çevirdi. Manchester United'ın Fabio Coentrao transferini gerçekleştiremeyince

Detaylı

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7. Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği Yayınları Araştırma Eserleri Serisi Nu: 7 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ Dr. Ahmet Emin Dağ İstanbul, 2015 Emeviler den Arap Baharı na HALEP TÜRKMENLERİ

Detaylı

DEUTSCHE SECURITIES MENKUL DEĞERLER A.Ş. OCAK-MART 2008 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU

DEUTSCHE SECURITIES MENKUL DEĞERLER A.Ş. OCAK-MART 2008 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU DEUTSCHE SECURITIES MENKUL DEĞERLER A.Ş. OCAK-MART 2008 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU DEUTSCHE SECURITIES MENKUL DEĞERLER A.Ş. OCAK MART 2008 DÖNEMİ FAALİYET RAPORU KAPAK...1 YÖNETİM KURULU BAŞKANI NIN MEKTUBU...3

Detaylı

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr

SİVİL TOPLUM VE SU. Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM VE SU Serap KANTARLI Türkiye Tabiatını Koruma Derneği skantarli@ttkder.org.tr SİVİL TOPLUM Prof.Dr.Fuat KEYMAN a göre 21.yüzyıla damgasını vuracak en önemli kavramlardan biri "Dostluk, arkadaşlık

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması 45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması İktisadi Kalkınma Vakfı nın Sayın Başkanı, Sayın Büyükelçiler, Kıymetli basın mensupları Hanımefendiler

Detaylı

TÜRKİYE KUPASI MÜSABAKALARI STATÜSÜ

TÜRKİYE KUPASI MÜSABAKALARI STATÜSÜ TÜRKİYE KUPASI MÜSABAKALARI STATÜSÜ MADDE 1- KUPANIN OLUŞUMU ve KATILIM ŞARTLARI (1) TFF nin ulusal düzeyde oynattığı profesyonel lig müsabakalarından sonraki kupa müsabakalarının ismi Türkiye Kupası dır.

Detaylı

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman

Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı Emma Goldman SEÇİMİ BOYKOT ET! SOSYALİST DEVRİMİ ÖRGÜTLE! [B SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI ÇIKMAYAN HİÇ BİR PARTİYE VE KİŞİYE OY YOK 7 Haziran da genel seçimler

Detaylı

BASIN BÜLTENİ 27.07.2011

BASIN BÜLTENİ 27.07.2011 BASIN BÜLTENİ 27.07.2011 Halkın dörtte üçü şike iddialarının doğru olabileceğine inanıyor! Hitay Yatırım Holding firmalarından DORinsight Araştırma, 1.2 milyon kayıtlı üyesi bulunan Napolyon.com un veri

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR. 26 Kasım 2015

N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR. 26 Kasım 2015 N OLACAK ŞİMDİ? BEKİR AĞIRDIR 26 Kasım 2015 SİYASİ İRADENİN ÖNÜNDE İKİ SENARYO Kapsamlı bir reform ve kalkınma hareketine girmek Toplumsal barış Çözüm süreci Yeni anayasa Başkanlık arayışı ve kutuplaşma

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313

Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Resmi Gazete Tarihi: 08.10.2006 Resmi Gazete Sayısı: 26313 Amaç MADDE 1 KENT KONSEYİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar (1) Bu Yönetmeliğin amacı; kent yaşamında, kent vizyonunun

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014

Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014 Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014 Ortak Gelecek için Diyalog Derneği tarafından 20 Haziran 2014 tarihinde yayın hayatına başlatılan Doğruluk Payı, herhangi bir partiyle ilişkisi olmayan tamamiyle bağımsız

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL A N A L İ Z 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi Furkan BEŞEL Ekim 2015 7 HAZİRAN DAN 1 KASIM A 7 Haziran 2015 te yapılan 25. Dönem milletvekili genel seçiminde 53.741.838 kayıtlı

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

ÇİMENTO SEKTÖRÜ 10.04.2014

ÇİMENTO SEKTÖRÜ 10.04.2014 ÇİMENTO SEKTÖRÜ TABLO 1: EN ÇOK ÜRETİM YAPAN 15 ÜLKE (2012) TABLO 2: EN ÇOK TÜKETİM YAPAN 15 ÜLKE (2012) SEKTÖRÜN GENEL DURUMU Dünyada çimento üretim artışı hızlanarak devam ederken 2012 yılında dünya

Detaylı

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016

Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması. 1 Şubat 2016 Türkiye de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması 1 Şubat 2016 Yöntem ve Künye Araştırma çalışması, 3-10 Aralık 2015 tarihleri arasında, Türkiye 18+ yaş nüfusunu temsil eden 1024 kişiyle, 16 ilin kentsel

Detaylı

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ

KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ 16 Prof. Dr. Atilla ERALP KOPENHAG ZİRVESİ IŞIĞINDA TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİ Prof. Dr. Atilla ERALP ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Kopenhag Zirvesiyle ilgili bir düşüncemi sizinle paylaşarak başlamak

Detaylı

Demokrat Bireyden Demokratik Topluma

Demokrat Bireyden Demokratik Topluma Şubat 2015 Demokrat Bireyden Demokratik Topluma CÜNEYT TANDOĞAN Demokrat Bireyden Demokratik Topluma Cüneyt Tandoğan Demokratikleşme ve İyi Yönetişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü toplumsal,

Detaylı

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm 2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm kesimlerinde şeffaflık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerini

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP 1999 ve 2002 Seçimlerinde CHP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP 1999 seçimlerine Türkiye yükselen milliyetçilikle girdi. Ecevit in azınlık iktidarında seçimlere kısa bir süre kala Türkiye

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

Niçin değişmek zorundayız?

Niçin değişmek zorundayız? Niçin değişmek zorundayız? Niçin değişmek zorundayız? Zorunlu olunduğu için Kaynaklarını verimli kullanmak için Rekabet edebilmek için Kurumların kendileri ile yarışmaları için Farklı olabilmek için Hızlı

Detaylı

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SİYASİ ANALİZ

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SİYASİ ANALİZ İÇ POLİTİKA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SİYASİ ANALİZ OCAK 2007 SARIKONAKLAR İŞ MERKEZİ C. BLOK D.16 AKATLAR İSTANBUL-TÜRKİYE 02123528795-02123528796 www.turksae.com CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SİYASİ ANALİZ

Detaylı

Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas

Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas Ali Aslan Almanya son on yıllarda her şeyden önce Müslüman ağırlıklı devletlerden gelen göçmenler yoluyla dini ve kültürel

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 29.07.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Acımasız savaşın kanı ülkemize de sıçradı Şanlıurfa nın Suruç kentinde gerçekleştirilen bombalı

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI!

İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ SİYASET AKADEMİSİ ANKARA DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİNDE KÜRT VE ERMENİ MESELELERİNİ TARTIŞTI! Türkiye nin önemli toplumsal ve politik konularının tartışıldığı İstanbul Aydın Üniversitesi

Detaylı

T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

T.C. Ziraat Bankası A.Ş. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 2009 Yılı II. Üç Aylık Ara Dönem Konsolide Faaliyet Raporu İçindekiler Ana Ortaklık Bankanın Ortaklık Yapısı...1 Ana Ortaklık Bankanın Hesap Dönemi İçerisinde Ana Sözleşmesinde

Detaylı

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8

T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 T.B.M.M. CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı Tarih :.../..«. 8 Z ;... Sayı TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile Bankacılık Kanunu'nda Değ Yapılması

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Haziran 2013, No: 62 i Bu sayıda; Başbakan ın Taksim Gezi Parkında vatandaş ile inatlaşmasının ekonomiye maliyeti değerlendirilmiştir. i 1 Ekonomi iç ve dış

Detaylı

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir?

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir? Değerli arkadaşlar, 7 Haziran 2015 günü yapılacak olan 25. dönem Milletvekili seçiminin nasıl sonuçlanacağı haklı olarak büyük merak konusu... Bu nedenle aylardan beri kamuoyu yoklamaları yapılıyor, anketler

Detaylı

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te.

BÜLTEN İSTANBUL AZİZ BABUŞCU CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012. 3 te. AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI CHP NİN HİÇ DEĞİŞMEYEN 2 ÖZELLİĞİ 4 te AK YIL: 2012 SAYI : 161 5-12 KASIM 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T

Detaylı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı

Güncel Bilgiler. y a y ı n l a r ı DÜNYA - SİYASET 2012 yılının Şubat ayında Tunus ta yapılan Suriye nin Dostları Konferansı nın ikincisi Nisan 2012 de İstanbul da yapıldı. Konferansta Esad rejimi üstündeki uluslararası baskının artırılması,

Detaylı

Araştırma Notu 12/124

Araştırma Notu 12/124 Araştırma Notu 12/124 05.01.2012 YENİLENEBİLİR ENERJİ HABERLERİNDE REGÜLASYON ve FİNANSMAN ÖNE ÇIKIYOR Barış Gençer Baykan Yönetici Özeti Yenilenebilir enerjiler, gerek fosil yakıtların tükeneceği öngörüsü

Detaylı

ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ

ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ 5 Aralık 2011 ANAYASA DEĞĠġĠKLĠKLERĠ HAKKINDA GÖRÜġ VE ÖNERĠLERĠMĠZ I.YENĠ BĠR ANAYASA MI? GENĠġ KAPSAMLI BĠR ANAYASA DEĞĠġĠKLĠĞĠ MĠ? Anayasa hazırlığıyla ilgili olarak kamuoyunda önemli bir tartışma yaşanıyor:

Detaylı

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması

Mevzuat Değişikliklerinin Meslek Alanımıza ve Odamıza Yansıması İçindekiler 44. Dönem Genel Kurul Gündemi... 11 43. Dönem Organları... 12 43. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 16 44. Dönem Şube Yönetim Kurulları... 18 İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcilikleri... 20 18

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN*

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* 1.Giriþ ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* Toplu olarak kullanýlmasýndan dolayý kolektif sosyal haklar arasýnda yer alan sendika hakký 1 ; bir devlete sosyal niteliðini veren

Detaylı

(DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı)

(DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı) GAU AKADEMİK PERSONEL AKADEMİK ÖZGEÇMİŞ FORMU Prof.Dr. Meltem DİKMEN CANİKLİOĞLU Kastamonu 01/08/1962 Profesör 07/12/2010 (DEÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Anayasa Hukuku Anabilim Dalı) İzmir Ekonomi

Detaylı