Avrupa Sosyal Demokrat Partilerinin Örgütsel Kimliği ve Reformlar

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Avrupa Sosyal Demokrat Partilerinin Örgütsel Kimliği ve Reformlar"

Transkript

1 DÜNYADAN Avrupa Sosyal Demokrat Partilerinin MATTHIAS MICUS Kasım 2010 Geleneksel büyük partiler derin bir krizin içine girmiş bulunuyor. Sosyal demokratların halk partileri, kitle partileri ve işçi partileri olarak taşıdıkları özellik artık sadece tarihi nedenlere ve kendilerine yakıştırdıkları kimliğe dayanıyor. Çoğu kez tek yönlü bakış açısıyla olumlu olarak nitelendirilen birçok reform girişiminin aslında daha yakından incelendiğinde bazı sorunlar içerdiği ve farkında olunmadan bazı yan etkiler yarattığı görülüyor. Buna rağmen uluslararası kıyaslama yapıldığında Amsterdam da uygulanan aday belirleme yönteminden ve Steiermark eyaletinde parti üyelerine yönelik tanıtımlardan İspanya da parti yandaşlarının harekete geçirilmesine kadar uzanan ve başarı vaat eden birçok girişimin gerçekleşmiş olduğu dikkat çekiyor. Partilerin daha önce izlemiş oldukları yolun seçim yenilgisi, üye veya itibar kaybıyla sonuçlandığı durumlarda parti programının içeriğinde yapılacak bir rota değişikliğinin tümüyle tehlikesiz olacağı söylenemez. Stratejik ayarların inandırıcı olmaları, dolayısıyla hemen seçim yenilgisi sonrasında yapılmış zorunlu bir hedef değişiklikliğinden ziyade daha kapsamlı ve sürdürülebilir nitelik taşımaları gerekir. Yazarlar Avrupa sosyal demokratları için gerek duyulan ortak bir söylemin gerekliliğini ve engelleyici nedenleri ortaya koyarak, ortak bir program çalışmasının içeriğine ve yapılandırılmasına yönelik ana hatları Almanya nın bakış açısından ele alıyorlar.

2 İçindekiler 1. Sosyal Demokrasinin Sorunu: Seçmen Kaybı Parti Finansmanı ve Üye Gelişimi Örgütsel Yaşamda Yapısal Tutuculuk Genç Yönetici Adayları Yinelenen Reform Tartışmaları Deus ex machina: Çapraz Geçişler Sorunsalı Ümit Verici Girişimler: Yerel Örgütler ve Üye Yoklamaları Program Çalışmaları: Ekonomi ve Toplum Zorlu İşbirliği: Sendikalar Göçmenler ve sıradan konular yeni bir potansiyel mi sunuyor? Halk partisi konseptine veda mı ediliyor? Üye Kampanyalarıyla Partiyi Canlandırma Girişimleri Internet: Olanak veya İllüzyon Sonuç

3 1.Sosyal Demokrasinin Sorunu: Seçmen Kaybı Sosyal demokrat partiler ailesi derin bir krizin içinde bulunuyor. Daha 90 lı yılların sonunda büyük çoğunluğu sosyal demokrat hükümet başkanları tarafından yönetilmekte olan ancak 10 sene sonra 2010 yılında sosyal demokrat hükümetlerin 27 ülkeden sadece 5 inde iktidarda kalabildiği tüm AB üyesi ülkeler için bu teşhisin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bazı istisnalara rağmen bu saptama İspanya, Hollanda ve Avusturya nın yanı sıra İsveç, Danimarka ve Norveç gibi İskandinav ülkelerinin gururlu ve başarıya alışık sosyal demokratları için de geçerli bulunuyor. Yine de bu altı ülkenin üçünde İspanya, Avusturya ve Norveç te hükümet başkanları halen sosyal demokrat partiler tarafından belirleniyor yılında bu ülkelerin tümü sosyal demokratlar tarafından yönetiliyordu (bkz. Ismayr 2009 verileri). Seçim sonuçlarına bakıldığında sosyal demokratların aslında İspanya, Avusturya ve Norveç te de ciddi bir çöküş içinde bulundukları dikkat çekiyor ve gelişmelerin dramatik boyutu daha da belirginleşiyor: Danimarka da Socialdemokratiet Partisi 1945 ve 1973 yılları arasında ülke genelindeki seçimlerde ortalama yüzde 38 oy oranına sahip bulunurken, son iki Folketing-seçiminde seçmenlerin sadece dörtte birinin desteğini kazanabildi (Koole 1992:84). İsveç te ise Socialdemokratiska Arbetarepartiet (SAP) en parlak döneminde salt çoğunluğu elde edecek düzeyde sonuçlar elde etmeye alışmışken, son seçimlerde oy oranını yüzde 30 un ancak biraz üzerine çıkarabildi. Yine de Socialdemokratiska Arbetarepartiet in, 1970 li yıllarda Ulusal Meclis seçimlerinde üç kez üst üste salt çoğunluk elde ederek tüm zamanların en başarılı sosyal demokrat partisi konumuna gelen, ancak 2008 yılında kullanılan oyların sadece yüzde 29,3 ünü kazanabilen Avusturya Sosyal Demokrat Partisi ne (SPÖ) kıyasla daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz yılından beri Batı Avrupa daki sosyal demokrat iktidarlar Đspanya Avusturya Hollanda Đsveç Danimarka Norveç Đktidar ortaklığı/başbakan/muhalefet (+/-). Yani: Başbakanın farklı partiden olduğu iktidar ortaklığı (+/-/-), Muhalefet Partisi (-/-/+), Đktidar Partisi ve Sosyal Demokrat Başbakan (+/+/-) 2

4 Hollanda da Partij van de Arbeid ın (PvdA) uzun zamandır devam eden erime süreci Temmuz 2010 da yapılan parlamento seçimlerinde Hıristiyan Demokrat Parti nin daha büyük bir yenilgi yaşamış olması dolayısıyla nispeten göz ardı edildi. Elbette tüm dikkat sadece rakip parti üzerinde yoğunlaştığında, PvdA nın sürekli yeni seçim yenilgileri yaşamakta olduğu ve gerek Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde edilen yüzde 12,5 oy oranı ile gerekse Mart 2010 da gerçekleşen yerel seçimlerde elde edilen yüzde 15,7 ile giderek bir küçük parti konumuna doğru ilerlediği gerçeği görmezden gelinebiliyor. Son parlamento seçimlerinde zafer olarak algılanan yüzde 19,6 oranındaki sonuç bile savaş sonrası dönemde alınmış en kötü ikinci sonuç olup, yüzde 20 lik barajın aşılması için dahi yeterli olamadı. Sosyal demokrat partiler arasında yegâne istisnayı İspanya da Partido Socialista Obrero Español (PSOE) ve Norveç İşçi Partisi oluşturuyor. Her ikisi de son seçimlerden zaferle çıkarak, iktidarda kalmayı başardılar. Elbette Norveç sosyal demokrasisi de 50 li ve 60 lı yıllarda alıştığı ve 80 li yıllara kadar sürdürdüğü oy oranlarından çok uzakta bulunuyor. Partinin bugünkü başarı bilançosu yüzde 10 dan fazla oy kaybına uğradığı ve yüzde 24,3 ile tarihinin en düşük oy oranına gerilediği 2001 seçim yenilgisine dayanıyor. Nitekim 2001 yılında elde edilen düşük oy oranıyla kıyaslandığında, son seçimlerde elde edilen yüzde 32,7 (2005) ve yüzde 35,4 lük (2009) sonuçlar doğal olarak başarı olarak nitelendiriliyor. 2. Parti Finansmanı ve Üye Gelişimi Seçmen pazarında yaşanan kayıpların muhtemel bir iktidar ortaklığı üzerinde olumsuz etki yaratmasının şart olmadığını görüyoruz. Nitekim örneğin Avusturya da oy kaybının iktidar ortaklığı üzerinde doğrudan etkili olmasına izin verilmediği gibi, tarihi bir seçim yenilgisi dahi başbakanı belirlemek için yeterli olabiliyor. Hatta seçmen kaybının parti üyeleri lehine sonuç vermesi dahi mümkün olabiliyor. Burada siyasi parti finansman sistemini örnek olarak gösterebiliriz: Seçmen sayısının azalması genellikle seçmen sayısı esas alınarak belirlenen devlet yardımlarının azalmasına ve dolayısıyla parti gelirlerinin dağılımında değişikliğe neden oluyor. Bu durumda üye aidatlarının önemi artarak, üyelik daha da güçlü konuma gelebiliyor. Bu işin teori yönüdür. Gerçekte ise partilerin toplam gelirleri içinde üye aidatlarının payı asla artmamış, aksine azalmıştır yılında Danimarka da sosyal demokrat partilerin toplam bütçeleri içinde üye aidatları yüzde 37 paya sahip bulunurken, bu oran 2008 yılında yüzde 10 un altına düşmüştür (bkz. Bille 1997 ve 2010). Komşu İskandinav ülkeleri İsveç ve Norveç te ve İspanya da da üye aidatları partilerin toplam gelirleri içinde önemsiz bir paya sahiptir. Sadece Avusturya ve Hollanda da partilerin üye aidatlarından sağladıkları gelir devlet yardımlarından daha fazladır. Üyelerin parti bütçesindeki payı her iki ülkede de toplam gelirin üçte biri oranındadır. (bkz. Ucakar 2006:332 vd. ve PvdA 2007). Bu gelişmeyi beraberinde getiren nedenlerin başında devletin siyasi partilere yönelik yardımlarını ciddi oranda artırmış olması geliyor. Örneğin Danimarka da Folketing-seçimlerinde, kullanılan oy başına verilen devlet yardımı 1987 yılında 5 Danimarka Kronu iken, bu rakam 2007 yılındaki son seçimlerde 27,50 Danimarka Kronu na yükseldi (bkz. Bille 1996:157). Ancak diğer taraftan oy kaybına paralel olarak sosyal demokrat partilerin üye sayısında da azalma görüldü. Danimarka da sosyal demokratların 1950 yılında olan üye sayısı, daha sonra hızla gerileyerek, 80 li yıllarda düşük ama sabit düzeyde kaldıktan sonra, takip eden yıllarda yeniden hızlanarak azalmaya devam etti yılındaki parti istatistiklerine göre üye sayısı sınırının altına inmiş, hatta tam olarak üyeye gerilemiş bulunuyor. Hollanda da PvdA üyelerinde de benzer gelişme görülüyor. Nitekim Hollanda da sosyal demokrat parti üyelerinin sayısı dolayında seyrediyor. Oysa bu rakam 80 li yılların sonunda en azından iki kat daha fazlaydı. Ancak diğer İskandinav ülkelerindeki sosyal demokratların ve Avusturya SPÖ partisinin daha dramatik durumda olduğunu görüyoruz. İsveç te 1990/91 yıllarından bugüne kadar üye kaybı üçte iki veya olarak verilirken, Norveç sosyal demokrat partilerinin üye sayısı 1985 yılından bu yana üçte iki veya azalmış bulunuyor. Ancak bu rakamlar Avusturya da yaşanan üye kaybına kıyasla önemsiz kalıyor. SPÖ bir zamanlar Avrupa nın en iyi örgütlenmiş sosyal demokrat partisi olarak kabul ediliyor ve 1979 yılı itibariyle sekiz milyon Avusturya vatandaşının i sosyal demokrat partiye üye bulunuyordu. Bugün partiye kayıtlı üye sayısı olarak veriliyor. Dolayısıyla zaman 3

5 içinde partiden kendi isteğiyle veya ölüm nedeniyle kişi ayrılmış bulunuyor.1 Yapılan tahminlere göre, üye kaybının bu şekilde devam etmesi halinde SPÖ 2018(!) yılında, yani çok yakın bir gelecekte son üyesini de kaybetmiş olacak.2 Bu yöndeki eğilimin üyelik aidatlarının düşürülmesi suretiyle yavaşlatılması, durdurulması veya aksi yöne çevrilmesi olanak dışı görünüyor. Nitekim örneğin Fransız sosyalistlerinin internet bloglarında yüksek üyelik aidatlarına ilişkin şikayetlerin yer aldığını görüyor, ancak diğer taraftan çok düşük aidatların üyeliğin önemini daha da azaltacağına dair yorumlara da tanık oluyoruz. Sonuç itibariyle Fransa da Parti Socialiste (PS) içinde üyelik aidatlarına ilişkin yoğun tartışmalar yürütülüyor. Bu tartışmaların en önemli nedenini, partiye yeni katılan üyelerin ilk yıl için bir kereye özgü sadece 20 Avro ödemeleri, ancak üyeliğin 13. ayından itibaren yıllık üyelik aidatının üyenin maaşı esas alınarak sabit veya artarak çoğalacak şekilde yeniden belirlenecek olması ve dolayısıyla özellikle normal veya üst gelir grubundaki üyelerin parti aidatlarının aşırı yükselmesi oluşturuyor. Aidatın artış şekline veya kesin miktarına ilişkin karar yetkili parti organları tarafından veriliyor. Üyeler ilk yılın sonunda yeni aidat miktarını kabul etme veya partiden ayrılma seçeneğiyle karşı karşıya kalıyorlar yılında 20 Avro ya üyelik kampanyası çerçevesinde partiye kazandırılan yeni üyelerin yüzde 84 ünün bir yıl sonra partiden ayrılmış oldukları görülüyor. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, aidat miktarı kişilerin partiye katılma nedenleriyle bağlantılı olarak önem taşıyor. 20 Avro ya üyelik kampanyası çerçevesinde partiye üye olanların yüzde 83 ünün partiye katılma gerekçelerini sosyalist cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olabilmek oluşturuyordu. Adayın belirlenmesinden sonra ana hedef ve dolayısıyla üyelik gerekçesi de ortadan kalkmış oldu: Bu nedenle üyelik aidatının miktarının sadece kısa vadeli veya önemsiz gerekçelerle partiye katılanlar için belirleyici rol oynamakta olduğunu söyleyebiliriz. 1 Danimarka için bkz. Beretning 2009:30; Norveç için Arbeiderpartiets 2009; İsveç için bkz. Wrede ve Ruin Avusturya ya ilişkin rakamlar Renner Institut çalışanı Dr. Michael Rosecker tarafından da yazarla gerçekleştirilen görüşme esnasında verildi. 2 Yazar bu bilgiyi Renner Institut çalışanı Mag. Friedrich Graf- Götz den temin etti. Son birkaç on yıl içinde üye sayısında görülen azalmaya paralel olarak sosyal demokratların sosyalizasyon deneyimleri, yorum tarzları ve beklentilere yönelik tutumları da giderek tek bir kuşağın düşünce kalıpları, dünya görüşü ve menfaatleri ile kısıtlı kaldı. Halen sosyal demokrat partiler içinde, 60 lı ve 70 li yılların başlarında kalabalık gruplar halinde partiye katılan ve katılım taburları ( katılım kohortları ) olarak da nitelendirilen üyelerin hâkim olduğu görülüyor. Bunlar başlangıçta katılım çoşkusuyla partinin altını üstüne getirerek, hışımla kıdemli üyeleri yerinden kaydırmış, daha sonra gençlerin yükselmesine de engel olmuşlardır. Halen de ilçe teşkilatlarında kendi aralarında faaliyet göstermektedirler. Hollanda da 1999 yılında Partij van de Arbeid ın (PvdA) üye yapısına ilişkin olarak yapılan araştırmaya göre, halen parti üyelerinin yüzde 60 ından fazlası 50 yaşın üzerinde bulunuyor (Koole ve van Holsteyn, Joop 1999:93 vd.). Özellikle geçmişte ciddi ölçüde üye kaybına uğrayan partilerde yaşlı üye oranının çok yüksek olduğu dikkat çekiyor yılında Danimarka da Socialdemokraterneüyelerinin yüzde 65 ini 50 yaş ve üzerindeki üyeler oluşturuyordu (bkz. Bille 1996:155). Bunun yanı sıra Anton Pelinka nın kısa süre önce yaptığı saptamaya göre, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi SPÖ nün siyasi örgütlenme oranının aşırı ölçüde gerilemesinde ve 80 li ve 90 lı yıllarda yaşanan çöküşte yegâne nedeni Kuşak Faktörü oluşturuyor (bkz. Pelinka 2005:67). Franz Walter de Avrupa sosyal demokratlarının Boz Panterler benzeri siyasi formasyonlara dönüşmüş oldukları yönünde yorumda bulunuyor (Walter 2010:65). Bu gelişmelerle eşzamanlı olarak partilerin gençlik örgütlerinin de giderek erimeye başlamış olduğu görülüyor. Halen üyesiyle yine de İsveç in en büyük siyasi partisi olan SAP nin gençlik örgütü kayıtlı üyesiyle partilerin gençlik kolları arasında, Korsan Partisi nin genç üyelerinin arkasında, üçüncü sırada yer alıyor (bkz. Westerberg 2008). Sosyal demokrat partilerin genç seçkinleri partiye kazandırma girişimleri halen ağırlıklı olarak gençlik kolları aracılığıyla yürütüldüğünden, bunların güçsüzlüğü ve dermansızlığı ciddi sorun yaratabiliyor. 4

6 3. Örgütsel Yaşamda Yapısal Tutuculuk Gençlik örgütlerinin şu andaki durumu ana partinin yakın geleceği hakkında önbilgi vermenin yanı sıra, tüm gelişmeleri adeta bir teleskop bakışıyla belirgin hale getiriyor. Ana partilerin örgütsel yaşamının da ritüelleşmiş ve sıkıcı olduğu ve partiye katılacak yeni üyeleri korkutucu nitelik taşıdığı belirtiliyor. İlçe teşkilatlarının kapalı kapılar arkası kültürü neredeyse partilerin itici yaklaşımının sembolü haline gelmiş bulunuyor. Burada haksız bir genelleştirme yapıyor olabiliriz. Ancak gerçek olan husus, sosyal demokrat ilçe teşkilatları veya organları arasında sadece bazılarının tüzüğe dayalı olarak üstlenmiş oldukları işlevleri yerine getirdikleri ve üyelere şayet başka yollardan ulaşamazlarsa çoğu kez bilgi aktarmadıklarıdır. Kaldı ki yerel örgüt faaliyetleri çok cazip, canlı ve hareketli olarak algılanmakta ve gerek parti sempatizanlarına gerekse üçüncü kişilere çekici gelmektedir. Bunda sosyal demokrasinin yapısal tutuculuğunun da belirleyici rol oynadığı söylenebilir. Son birkaç on yılda üye sayılarında büyük düşüş yaşanmış olmasına rağmen, ilçe teşkilatlarının veya yerel parti örgütlerinin sayısı büyük ölçüde sabit kalmış, hatta sayılarında artış bile görülmüştür yılında Avusturya Sosyal Demokrat Partisi ilçe teşkilatında üyeye sahip bulunurken, bugün üye sayısı e gerilemiş, ancak ilçe teşkilatlarının ve yerel parti örgütlerinin sayısı a yükselmiştir (bkz. Müller 1996:330 vd.).3 Ayrıca bölgesel düzeyde gerçekleştirilen reformlar da parti yapıları üzerinde ancak sınırlı etki yaratabilmiştir. Danimarka da 2007 yılı başında gerçekleştirilen kapsamlı yerel yönetim reformu sonucunda bağımsız belediyelerin sayısı 271 den 98 e gerilemiştir. Ancak Danimarka Sosyal Demokrat Partisi nin yerel örgütlerinin sayısı sabit kalmıştır. Nitekim bugün Danimarka da Socialdemokratiet 98 belediyede 260 yerel parti örgütüne sahiptir. Elbette Fransa örneğini karşıt görüşün baş tanığı olarak da göstermek mümkün. Ulusal düzeyde uzun zamandır başarısız olan, 1995 yılından beri Cumhurbaşkanı, 2002 yılından beri de Başbakan çıkartamayan Parti Socialiste in (PS) gücü bölgesel 3 Güncel veriler için bkz. SPÖ. düzeydeki sağlam temelinden kaynaklanıyor. Parti de municipalité, yani yerel yönetim partisi olarak kazanılmış olan saygınlık Sosyalist Parti nin belediye, kanton ve bölge seçimlerinden siyasi rakiplerini büyük farkla geride bırakarak her zaman en güçlü parti olarak çıkmasını sağlıyor.4 Siyasi partileri konu alan araştırmalar, sık dokulu siyasi örgüt yapılarının seçimlerde başarılı olduğuna ve ülkenin en ücra köşelerinde dahi temsil edilmenin ve kamuoyu için görünür olmanın kitleleri harekete geçirecek bir güç oluşturduğuna ilişkin çeşitli örnekler içeriyor. Ancak bu saptamalar ağırlıklı olarak büyümekte olan istikrarlı partiler için geçerli oluyor. Hızla küçülmekte olan örgütlerde bu tür bir yapısal süreklilik daha ziyade sorun yaratıyor. Bu durumda kısıtlı personel nedeniyle dikkat çekici, yaratıcı ve tanıtıma yönelik etkinlikler gerçekleştirme olanağına sahip olamayan mini ilçe teşkilatlarının sayısı hızla artıyor. Bunlar etkinliklerini büyük mekanlarda gerçekleştirmek yerine otellerin veya benzeri tesislerin küçük salonlarını tercih ederek, partilere ve parti çalışmalarına yönelik yaygın olumsuz kanıların daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Özetlemek gerekirse, sosyal demokrat üye partileri giderek küçülüyor. Burada yegâne istisnayı, Franco diktası sonrasında 1976 yılında faaliyet yasağı kalktığında neredeyse sıfır noktasından başlamak zorunda kalan ve o günden beri çok hızlı gelişme göstererek katlanarak büyüyen PSOE oluşturuyor (bkz. Kennedy 2009). Diğer sosyal demokrat partilerin ise küçüldüğü, belirli bir kuşakla sınırlı kaldığı ve gerek sosyal gerekse kültürel ve entellektüel bakış açılarından zenginliğini ve çok renkliliğini yitirmekte olduğu görülüyor. Eğitim seferberliğiyle burjuvazi dışındaki sosyal sınıflara mensup gençlerin de üniversitelere gitmeye başlamasıyla sosyal demokrat partiler artık salt işçi partisi olma niteliklerini kaybetmiş oldular. Böylelikle yeni yetişen hırslı kalifiye gençler mesleki açıdan ekonominin gelişmekte olan hizmet sektöründeki yüksek ücretli faaliyetleri dolayısıyla, mekânsal açıdan daha gözde semtlere taşınmak suretiyle ve sosyal açıdan yeni temaslar kurmak, yeni arkadaş grupları edinmek ve farklı günlük yaşam biçimleri 4 Bu kavramı Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve PS nin Genel Sekreteri olan Harlem Desir, Daniela Kallinich ile Haziran 2010 da yaptığı bir görüşme esnasında kullanmıştır. 5

7 benimsemek suretiyle klasik işçi sınıfından farklılaşmaya başladılar yılından itibaren sosyal demokrat parti aktivistleri ağırlıklı olarak işçi sınıfının bu yükselen yeni kuşağını, yani yüksek öğretimin yaygınlaşmasından ve sanayinin eski önemini kaybetmesinden yararlanan gençleri partiye kazandırmaya çalıştılar. Böylelikle eski işçi sınıfı ve yeni oluşan alt sosyal sınıf aynı anda doğal siyasi bağlaşıklarını kaybetmiş oldu ve yeni ortacı sosyal demokratlardan giderek uzaklaşmaya başladı. Hollanda da 1999 yılında PvdA üyelerinin sadece yüzde onu kendilerini işçi sınıfı mensubu olarak nitelendiriyordu. Bu süreç İskandinav ülkelerinde daha da yoğun yaşandı. Danimarka da 1971 yılında sosyal demokratların yüzde 76 sını işçiler oluştururken, bu oran 1990 yılında yüzde 34 e, takip eden on yıl içinde de yüzde 16 ya geriledi. Aynı yıl Danimarka nüfusunun yüzde 24 ünü işçi sınıfının oluşturduğu düşünülürse, işçilerin sosyal demokratlar içindeki payının ortalama orana bile ulaşamadığı dikkat çekecektir. Fransa da Parti Socialiste içindeki işçilerin marjinalleşme süreci daha da belirgindir. Fransız toplumu içinde işçilerin oranı yüzde 27,8 olarak verilirken, işçilerin PS üyeleri içindeki oranı yüzde 5 düzeyinde bulunuyor. Buna karşın üniversite mezunlarının ve başta öğretmenler olmak üzere kamu sektöründe çalışanların, PS içinde ortalamanın üzerinde bir oranda temsil edildikleri görülüyor.5 Sosyal demokrat partiler günümüzde seçkincilik eğilimi gösteren yeni orta sınıfın partisi haline gelmiş bulunuyor (bkz. Stephan 2000:165). Hatta Norveç te artık sosyal demokratlardan sosyal demokrat devlet aristokrasisi olarak söz ediliyor (bkz. Marsdal 2007:81 vd.). Avusturya da ise 90 lı yıllarda SPÖ nün burjuvalılaşma süreci yaşamış olduğuna yönelik saptamalarda bulunuluyor ve parti içinde yeni bir sınıfın iş başına geçmiş olduğu belirtiliyor (Leser 2008:195, Leser 2002:154). Siyaset bilimcilerinin partilerin yönetici kadrolarındaki profesör yoğunluğunu kasdederek Diploma Demokrasisi tanımını kullandığı Norveç te ise bu sürecin daha da ilerlemiş olması dikkat çekiyor (bkz. Aarts et al. 2007:153). PvdA partisinden Wouter Gortzak kendi partisine ilişkin olarak alaycı bir tavırla, parlamento 5 Hollanda için bkz. Koole ve van Holsteyn 1999:99; Danimarka için bkz. Bille 2003; Fransa için bkz. Stephan 2000:165. üyelerinin yüzde 75 inin memuriyetten, diğerlerinin ise akademik çevrelerden geldiğini belirtiyor (alıntı: Gortzak 2002:30). Sosyal demokratlar işçi sınıfını kaybetmenin yanı sıra, orta sınıfı kazanmayı da başaramadılar. Özel sektör çalışanları arasında ve hızla gelişmekte olan büyük şehirlerdeki çağdaş, genç ve iyi eğitimli kesimler içinde de başarı gösteremediler. SPÖ nün işçi sınıfı kökenli oyları 1979 ve 1999 yılları arasında yüzde 65 ten yüzde 35 e gerilerken, partinin büyük şehirlerde de ciddi oy kaybı yaşamakta olduğu dikkat çekti. Nitekim SPÖ bir zamanlar salt çoğunluğu elde etmeye alıştığı eski kalesi Graz kentinde dahi son seçimlerde ancak yüzde 19 oy oranına ulaşabildi. Aynı şekilde hızla gelişen İsveç modernizminin sembolü olan başkent Stockholm ün de SAP için bir diyasporaya dönüşmüş olduğu görülüyor. Parti 2006 yılındaki Ulusal Meclis seçimlerinde ülke genelinde en başarısız sonucu Stockholm de aldı. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ise başkentte Muhazakârlar, Liberaller ve Yeşiller in ardından dördüncü sıraya geriledi. İsveç SAP partisi de SPÖ ile aynı kaderi paylaşıyor: SAP de sürekli destekçileri olan emekliler ve İsveç Sendikalar Konfederasyonu Landesorganisationen i Sverge (LO) üyeleri nezdinde ciddi itibar kaybına uğramış bulunuyor (bkz. Lönegard 2009). Büyük şehirler çağdaş sosyal demokrasinin sorunları açısından simgesel nitelik taşıyor. Bir zamanlar sosyal demokrat hareketin merkezini oluşturan bu şehirler günümüzde heterojen taraftar grupları arasında yakınlaşma sağlayamama açısından örnek oluşturuyorlar. Büyük kentlerde parti yandaşlarının post-materyalistler ve materyalistler, orta sınıf ve altsınıf, aşırı liberaller ve değer temelli muhafazakârlar olarak ciddi ve derin biçimde ayrışmış olması nedeniyle sosyal demokratlar bu gruplar arasında halk partilerine özgü bütünleşme bağlarını kurmakta başarılı olamıyorlar. Sosyal demokratların uzlaşmayan gruplar arasında uzlaşma sağlama girişimlerinin başarısızlığından, sonuç itibariyle tüm gruplar memnuniyetsizlik duyuyor. Bu durumda da sosyal demokrasi çağdaş altsınıflar tarafından aşırı kurumsal, yüksek kazançlı orta sınıf tarafından aşırı gelenekçi, iyi eğitimli gruplar tarafından aşırı vasat, gençler tarafından aşırı konformist ve göçmen kökenli birçok seçmen tarafından da spesifik sorunları karşısında aşırı duyarsız olmakla eleştiriliyor (bkz. Noormofidi ve Pölsler 2010). 6

8 Sonuç olarak sosyal demokratların işçi partisi, halk partisi veya kitle partisi olarak taşıdıkları özellik sadece tarihi nedenlere ve kendilerine yakıştırdıkları kimliğe dayanıyor, ancak günümüz gerçekleriyle hiç bağdaşmıyor. Daha da kesin söylemek gerekirse: Sosyal demokrat partiler altın çağlarında hem öyle, hem böyle tanımına uygun partiler olarak hem sınıfsal parti, hem de halk partisi niteliği taşımakta, gerek toplumun altsınıflarına, gerekse orta kesimdeki eğitim, gelir ve statü gruplarına hitap etmekteydiler. Ancak günümüzde ne öyle ne de böyle tanımına daha uygun hale gelen sosyal demokratlar, bazen belirli bir grubun, bazen de diğer grubun siyasi sözcüsü olmalarına rağmen veya belki de her ikisini de olmak için çabaladıklarından ne modernizasyon mağdurlarının, ne de küreselleşmeden kazançlı çıkanların desteğini kazanabiliyorlar. 4. Genç Yönetici Adayları Sosyal demokrat partilerin yaşadığı hızlı erime süreci ve taraftar yelpazesinin mesleki ve kültürel açılardan daralmış olması, sosyal demokrat seçkinleri doğrudan etkiliyor. Partilerin gençlik kolları halen genç üyelerin kazanılması açısından önemli bir kaynak oluşturmaya devam ediyor. Gençlik kolları 70 li yıllarda da aynı işlevi üstlenmiş bulunuyorlardı. Ancak o tarihlerde siyasette yükselmek isteyen gençler için eğitim kampı ve savaş arenası niteliği de taşımaktaydılar. O yıllarda gençlik kollarında yeni kuşağa ileride yükselecekleri yöneticilik kadroları için gerekli donanım kazandırılıyor, çekişmeli geçen kongreler sözel yeteneklerin, hazırcevaplığın ve hitabet sanatının gelişmesine destek veriyor, adayların fazlalığı entrika ve gafil avlama gibi hile sanatlarına hâkimiyet kazanılmasına yardımcı oluyordu. Bunların yanı sıra partinin farklı kanatları arasındaki çekişmeler aktif üyelerin direnç kazanmalarına katkı sağlıyordu. Günümüzde ise parti içindeki farklı kanatların birer personel yerleştirme mekanizması haline geldiğini, geride kalan az sayıdaki genç adayın artık marjinalleşen yeni nesil içinde acımasız mücadelelerden veya eleme süreçlerinden geçmesine gerek kalmadığını görüyoruz. Muhtemelen sosyal demokrat partilerin yönetici kadrolarına yükselmek hiç bugünkü kadar kolay olmamıştı. Girişimci genç nesil parti içindeki yüksek yaş ortalaması nedeniyle partinin üst kadroları tarafından koruma altına alındığı, eğitim kursları çerçevesinde yetiştirildiği ve eğitmenlerin himayesine verildiği için parti içinde yükselme olanakları eski yıllara kıyasla çok artmış bulunuyor. Ancak siyasetin çekirdeğini oluşturan içgüdü, sivri dillilik ve anlık zekâ gibi meziyetler kurslarda öğretilemeyeceği gibi, iktidar bilincine sahip yeni kuşak politikacıların parti eğitim merkezleri, hafta sonu seminerleri ve yönetici kursları çerçevesinde eğitilmesi de mümkün olamayacaktır. Sosyal demokrat partiler geçtiğimiz yıllarda ısrarla bunlara ağırlık vermişlerdir. Her yerde genç politikacı yetiştirme merkezleri açılmaya başlamış, bunlar Avusturya da örneğin Salzburg kentinde Zukunftsakademie ( Gelecek Akademisi ) adı altında, federal düzeyde ve diğer eyaletlerde ise parti eğitim okulları olarak faaliyet göstermişlerdir. Bunların yanı sıra yine Avusturya da bulunan Renner Enstitüsü kadınlara yönelik mesleklerin desteklenmesi için bir eğitim programı yürütmekte ve bir Gençlik Akademisi kurmuş bulunmaktadır. Hollanda Sosyal Demokrat Partisi PvdA ise partinin siyasal kimliği doğrultusunda hafta sonu seminerlerinden ve parti okulunda verilen derslerden oluşan ikili eğitim uygulamasına dayalı farklı eğitim kursları düzenlemektedir. Alınan tüm bu önlemlerin ne denli etkili olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak bu şekilde eğitilmekte olan genç kuşağın farklı bir siyasi yönelime geçilmesi veya yeni bir siyasi kültür oluşturulması yönünde parti yönetimine herhangi bir talepte bulunmadığını görüyoruz. Esas beklentiler daha hızlı desteklenmek, daha olumlu kariyer olanaklarına sahip olmak, daha hızlı yükselebilmek ve gençlerin parti içindeki oranının yükseltilmesine dayanıyor. Gençler himaye altına alındıkları için artık kurumsal parti yapısını sorgulamıyor, önerilerini uslu bir şekilde komiteler aracılığıyla partiye ulaştırıyor ve toplumsal konulara ilişkin tartışmaları isteksizce yürütüyorlar. Gençlerin mevcut yapıların değiştirilmesi veya tamamen yenilenmesi yerine bunların sürdürülmesini savundukları, dolayısıyla devrimci bir görüş yerine faydacı bir yaklaşım sergiledikleri dikkat çekiyor (bkz. Ortner 2010). Bunun sonucunda da parlamento dışında faaliyetler yürütülmesi, dernekler ve sivil toplum örgütleriyle bağlantı kurulması, yani profesyonel siyasetçi kimliği dışına da çıkılabilmesi eski önemini yitirmiş bulunuyor. Dolayısıyla partiye yeni katılan genç taburların kariyerlerinde siyaset dışı toplumsal yaşam gerçeklerine, güncel sorun ve taleplere pek eğilmemiş oldukları görülüyor. Lise ve üniversite eğitimi, milletvekili yanında staj ve parlamento üyeliğinden 7

9 oluşan dört aşamalı yükseliş sonucunda kısıtlı deneyime sahip bir siyasi sınıf oluşuyor veya Bruno Kreisky nin genç siyasetçileri tanımladığı gibi mesleksiz genç fonksiyonerler ortaya çıkıyor (alıntı: Leser 2008:208). Bu nedenle Danimarka da farklı kanatları temsil eden güçlü politikacıların eksikliğinden yakınılıyor olması ve tarihi bir simge niteliği taşıyan deneyimli politikacı Svend Auken in ölümünün aynı zamanda partinin sol kanadının da sonunu simgelediğine dair yorumlarda bulunulması, kulağa hiç şaşırtıcı gelmiyor. Diğer taraftan Norveç sosyal demokratlarının bir seçkin siyasetçi kastı kurdukları ve halktan uzaklaşmakta olduklarına yönelik eleştiriler de şaşkınlık uyandırmıyor (bkz. Marsdal 2007:81). Özetle, siyasi partilerden artık karizmatik liderler, güçlü savunucular ve sıradışı beyinlerin çıkmadığı, bunların yerini ki genel kanı bu yönde yoğunlaşıyor dirençle karşılaştıklarında aceleci bir teslimiyetçilik sergileyen sıradan profesyonel siyasetçilerin, merkezci müzakere uzmanlarının ve kararsız anket tüketicilerinin aldığı görülüyor. Yakın geçmişte sosyal demokrat partilerde de çok sık lider değişikliği yaşandı. Bu değişiklikler parti içinde süreklilik sağlayamama sorunu yarattı. Hollanda Sosyal Demokrat Partisi nin (PvdA) 2002 yılındaki parlamento seçimlerinde yaşadığı büyük hezimet sonrasında önde gelen parti temsilcilerini büyük şehirlerin geri kalmış bölgelerine göndermek suretiyle halka yakınlaşmak, kaybolan güveni geri kazanmak ve 2003 seçimlerinde başarı elde etmek amacıyla 2002 ve 2003 yılı boyunca uyguladığı PvdA Semtinizde kampanyası gibi gelecek vaat eden önlemler de daha sonra sürdürülmedi ve sonuçsuz kaldı (bkz. Hippe et al. 2004). Ciddi gerekçelere dayanmayan politik istifalar siyasetin ağırlığını yitirmesine, ciddiyetini ve hatta saygınlığını kaybetmesine neden oluyor. Tarihi önem taşıyan görevlerin pervasızca bir kenara atılması, kurumsallaşmış siyasi yapının itibarına ve kamuoyu nezdindeki değerine zarar veriyor. 1888/89 yıllarında kurulmuş olan SPÖ kuruluşundan 1983 yılına kadar sadece 5 kez lider değişikliği yaşamışken, son 25 yıl içinde değişen başkan sayısı 5 e ulaştı. Belki de Avrupalı sosyal demokratların kendilerine Japonya daki kardeş partilerini örnek almaları gerekiyor. Japonya Sosyal Demokrat Partisi içinde güvenilirlik ve dirayet en önemli meziyetleri oluşturuyor. Olumsuz hava koşullarına dayanabilmek, kelimenin tam anlamıyla karşı rüzgarlara direnebilmek ve siyasi mesajı ısrarla yayabilmek açısından bu meziyetlere Japonya da olağanüstü değer veriliyor ve bunlar en az parti söylemleri kadar önem taşıyor (Klein 2008:163). 5. Yinelenen Reform Tartışmaları Kısaca sosyal demokrat partiler hem seçmen hem de üye kaybediyorlar. Parti örgütlerinin, özellikle de yerel teşkilatların parti dışındakilere itici gelmesinin yanı sıra, partideki seçkinlerin belirli mevkilere yönelik olarak bazen olumlu bazen de olumsuz yönde beklenmedik kararlar alması da bu kişilerin güven kaybı yaşamasına neden oluyor. Bu açıdan bakıldığında sosyal demokrat partiler içinde yine çok sayıda reform önerisinin gündeme getirilmesi hiç şaşırtıcı olmuyor. Sosyal demokrat partiler geleneksel olarak bu tür reform tartışmalarıyla seçim yenilgilerine, üye ve güven kaybına karşı önlem almayı amaçlıyorlar. Geçtiğimiz on yıl içinde seçim yenilgilerine ve iktidar kaybına paralel olarak düzenli aralıklarla ortaya atılan reform taslakları da aynı amaçla hazırlanmışlardı. Bunlar çoğu kez sonuçsuz kalmış, en iyi ihtimalle bazı öneriler parti tüzüklerine dahil edilmiş, ancak partinin örgütünde herhangi bir belirgin veya kalıcı değişim gerçekleşmemiştir. Bu nedenle de onlarca yıldan beri ufak tefek değişikliklerle hep aynı reform önlemleri üzerinde tartışılmaktadır. Viyanalı siyaset bilimcisi Karl Ucakar Avusturya Sosyal Demokrat Partisi ne (SPÖ) yönelik olarak şu saptamayı yapmakta: Parti içi demokrasinin güvence altına alınmasını sağlayan tüzük maddelerinin sadece kağıt üzerinde kaldığını iddia etmek fazla cüretkâr bir yorum olacaktır. Ancak mevcut parti içi yapının esas itibariyle, tüzüğün sadece şeklen değil aynı zamanda içeriksel olarak da uygulanmasıyla sağlanabilecek demokrasi standartına uygun olduğunu iddia etmek daha da cüretkâr bir yaklaşımdır. (Ucakar 2006:331). Parti içi reform girişimlerinin geçmişte sürekli başarısızlıkla sonuçlanmış olması elbette sosyal demokrat partiler içindeki kapalı devrelerin kırılmasına, partilerin oligarşileşme eğiliminin önüne geçilmesine, insider-partileri olma yönündeki gelişmenin durdurulmasına ve vatandaşlarla, yani toplumla daha yoğun bir diyaloğa girilmesine gerek duyulmadığı anlamına gelmiyor. Ayrıca bugüne kadar bazı reform girişimlerinin sonuçsuz kalmış olması bu yönde başlatılmış olumlu bazı girişimler ve yol gösterici nitelik taşıyan örnekler olmadığı anlamına da 8

10 gelmiyor. Ancak sosyal demokrasinin topluma açılması ve bünyesinde daha nitelikli politikacılara yer vermesi yönündeki gereksinim geçerliliğini koruyor. 6. Deus ex machina: Çapraz Geçişler Sorunsalı Siyasi geçmişi konvansiyonel kalıplara uygun olmayan adayların partiye kazandırılması parti içindeki seçkinlerin giderek içe dönük homojen gruplara dönüşmesine neden oluyor. Başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerde seçkinlerin siyaset, bilim ve iş dünyası arasında sık sık yer değiştirmeleri doğal karşılandığından bu konuda tartışma gereği bile duyulmuyor ve sadece bu kişilerin kendilerine yönelik beklentileri yerine getirip getiremeyecekleri sorgulanıyor. Bu tür çapraz geçişler konusunda Avusturya ve SPÖ üzerine kapsamlı araştırmalar yapılmış olduğunu görüyoruz (bkz. Wolf 2005). Araştırma sonuçları, önemli ve yüksek maaşlı devlet görevlerine bunu hak etmiş olan parti üyeleri yerine parti dışından atama yapılabilmesi için güçlü bir parti yönetimine gerek duyulduğunu gösteriyor. Bu nedenle parti dışından atanacak kişiler de en azından siyasi kariyerlerinin başlangıç aşamasında patronaj ilişkisine girmek zorunda kalıyorlar. Sözde bağımsızlıkları gerçeklerle uyuşmuyor. Siyasi yükselişlerini güçlü bir parti liderine borçlu olduklarından ve onların istekleri doğrultusunda hareket ettiklerinden alışılagelmiş profesyonel politikacılara kıyasla çok daha bağımlı konumda bulunuyorlar. SPÖ de daha önce pek bilinmeyen bir fenomen olan çapraz geçişler ilk kez 90 lı yıllarda başlatıldı. Ağırlıklı olarak iş dünyasından gelen bu kişiler köken, davranış biçimleri ve sosyal statü açısından burjuvalaştırılmış parti yöneticilerine kıyasla çok daha seçkin konumdaydılar. Bu tür atamalar tabii eğer isteniyorsa partinin eski tabanına dönmesini kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırdı. Kaldı ki parti görevlerine dışarıdan atama yapılmasının kolay olduğunu da söyleyemeyiz. Ekonomi, kültür ve bilim alanlarının önde gelen kişilikleri siyasete geçmek için kendilerine hayranlık gösterilmesini ve sarıp sarmalanmayı bekliyorlar. Ayrıca siyasi yaşama katılmak için hevesli olmaları da gerekiyor. Bu koşulun sağlanabilmesi ancak önemli siyasi tartışmaların gündeme geldiği ve bunlara ilişkin alınacak önemli kararlarda etkin olabilmenin kişiye tarih kitaplarına konu olmayı vadettiği durumlarda veya toplumdaki seçkin kesim tarafından da itibar gören karizmatik liderlerin ve kişiliklerin etraflarına yaydıkları çekim gücünün siyasi yaşamın dışında kalanları dahi etkisine alabildiği durumlarda mümkün oluyor. Oysa siyasi aktörler farklı sektörlerin önde gelen kişiliklerini partiye kazandırmak için mücadele verirken, hem karizmatik liderlerin hem de etrafına güven yayan bir partinin mevcut olmadığını görüyoruz. Aksine, parti dışındaki adaylara ümit bağlanması geleneksel politikacıların olumsuz imajını daha da kalıcı hale getiriyor. Konrad Paul Liessmann ın sözleriyle ifade edecek olursak: Partiye dışarıdan katılacak olanların henüz yıpranmamış ve tükenmemiş kişiler olarak görülmesi, parti içindeki faaliyetlerin insanları tükettiği ve itibar kaybetmelerine neden olduğu anlamına geliyor (alıntı: Wolf 2005:81). Özellikle revaçta olan iş ve bilim dünyasından partilere transfer edilen kişilerin uzun vadeli bir siyasi kariyer açısından gerekli özelliklere sahip olmadıkları dikkat çekiyor. Eski ana faaliyet alanlarına yönelik eleştirilere, hele kişiliklerini hedef alan eleştirilere hiç alışık olmayan, ancak kamuoyuna yansımayacak şekilde belirli icraatlerine yapılacak tarafsız ve nesnel eleştirilere hoşgörü gösterebilen bu kişiler siyasi olaylara yönelik eleştirel yorumlar karşısında genelde aşırı hassasiyet gösteriyorlar. Profesörlerin ve şirket yöneticilerinin sosyal ilişkileri genelde kendi çevrelerindeki insanlarla kısıtlı oluyor. Ayrıca bilim ve iş dünyasında atamalar ve seçimler kooptasyona dayalı olarak kıdemli yöneticiler tarafından yapılıyor. Bu nedenle farklı sektörlerden gelen bu kişiler parti tabanıyla iletişim kurmakta çoğu kez çaresiz kalıyor, kendilerini yerel parti örgütlerine kabul ettirme ve siyasetin vazgeçilmez unsurlarından biri olan sıradan vatandaşların sorunlarına anlayışla yaklaşabilme girişimlerinde çoğu kez isteksiz bir tutum sergiliyorlar. Ayrıca bilim adamları ve iş dünyasındaki yöneticiler belirlenen bir hedefe ulaşmak için katı ve zorlayıcı yöntemler uygulamaya alışmış bulunuyorlar; oysa müzakereci demokrasilerde master planlar daha başlangıç aşamasında yoğun itirazlara neden olabiliyor. Bunun sonucunda siyaset dünyasına dışarıdan katılmış bu kişiler çoğu kez kısa süre sonra tekrar geri çekilmeyi tercih ediyorlar. Çaresiz tavırları ve kısa süre içinde ortaya koydukları başarısızlık siyasete ve siyasi partilere yönelik güven bunalımının daha da şiddetlenmesine neden oluyor. SPÖ nün partiye dışarıdan katılanlara ilişkin deneyimlerinin de son derece olumsuz olduğunu görüyoruz: Nitekim ünlü 9

11 gazeteci Hans-Peter Martin, Protestan Kilisesi üst düzey yöneticisi Gertraud Knoll ve Avusturya nın en ünlü televizyon sunucularından Josef Broukal kendilerine yönelik beklentileri yerine getirmekten çok uzakta kalmış, kısa süre sonra kalıcı yeni hizip odaklarına, partinin daha da parçalanmasına neden olacak ayrıştırıcı gruplara ve parti yönetiminin şiddetli eleştirmenlerine dönüşmüşlerdir. Belki de PvdA nın ilk kez 2010 belediye seçimlerinde Amsterdam da uygulamış olduğu eleme yöntemi profesyonel politikacıların ve parti dışından gelenlerin en güçlü yönlerinin yani bir tarafta siyasi deneyimin, diğer tarafta da mesleki uzmanlığın birleştirilmesi ve böylelikle partiye her iki özelliğe haiz yeni bir seçkin sınıfın kazandırılması açısından yeni bir olanak oluşturuyor. PvdA tarafından başlatılan uygulamada önce içeriden adaylar, yani fraksiyon üyeleri veya belediye meclisi üyeleri ile dışardan adaylar, yani partiye yeni katılanlar arasında bir ayırım yapıldı. Daha sonra dışardan adaylar beş aşamalı bir eleme yöntemine tabi tutuldular. İlk aşamada dışardan adaylarla karşılıklı görüşmeler gerçekleştirildi ve adaylar bir aday komisyonu tarafından değerlendirmeye alındı. Daha sonra parti dışından gelen bu adaylara, örneğin bir seçim kampanyası etkinliğinin planlanmasını ve uygulanmasını konu alan bir ödev verildi. Üçüncü aşamayı oluşturan seçme görüşmelerinde ise dışardan adayların uygunluğu ve içten gelen adayların o güne kadar gerçekleştirmiş oldukları çalışmalar değerlendirildi. Komisyon bu değerlendirmelere dayalı olarak geçici bir aday listesi belirledi. Bunu takiben düzenlenen iki günlük seminer ve görüşmeler sonrasında seçim komisyonu öneri niteliği taşıyan bir liste hazırlayarak bunu nihai karar alınması için PvdA Amsterdam üye meclisine sundu (bkz. PvdA 2010). Adayların belirlenmesi için Amsterdam da uygulanan bu yöntem, toplumda belirli bir konuma gelmiş olmakla beraber, daha sonra siyasi yaşamda tamamen başarısız olma riski taşıyan adayların seçilmemesini güvence altına alıyor (veya en azından bu ihtimali azaltıyor). Adaylar sadece somut beceri, bilgi ve performans açısından değil, aynı zamanda sosyal ve duygusal becerileri, yani başkaları üzerinde etkili olabilme ve bir gruba dahil olabilme yetenekleri açısından da değerlendiriliyorlar (bkz. PvdA 2010). 7. Ümit Verici Girişimler: Yerel Örgütler ve Üye Yoklamaları Avrupa sosyal demokratlarının dikkatlerini yerel faaliyetler üzerinde yoğunlaştırdıklarını görüyoruz. Liderler partinin yenilenme sürecini yerel düzeyden başlatmak istiyorlar. Farklı beldelerdeki toplumsal gruplarla yeni iletişim ağları kurulması, partiye yeni üyeler ve yeni seçmen grupları kazandırılması hedefleniyor. İspanya da PSOE, partinin yerel düzeydeki açılımını ve sivil toplum örgütleriyle yakınlaşma girişimini impulso democrático olarak tanımlıyor. Diğer sosyal demokrat partiler de farklı isimler altında benzer girişimler yürütüyorlar: Norveç Sosyal Demokrat Partisi Sahil Şeridi Girişimi çerçevesinde üst düzey politikacılarını ülkenin en ücra köşelerine göndererek ev ziyaretleriyle vatandaşlarla temasa geçiyor. Danimarka sosyal demokratları ise çok sayıda seçim bölgesinde kampanya haftaları organize ediyor. Bu kampanyalar çerçevesinde de vatandaşlarla yüz yüze temas kurulması ve sorunların dinlenmesi suretiyle partiye sempati kazandırılmaya çalışılıyor ve aslında PvdA nın Kızıllar Sokağa Çıkıyor (Meer Rood op Straat) sloganı altında başlatmış olduğu kampanyanın benzeri bir girişim gerçekleştiriliyor (bkz. PvdA 2006:6). Sosyal demokrat partiler ailesi içinde yerel düzeyde temsil edilebilme ve güçlü bağlar oluşturabilme açısından en iyi örneği İsveç teki Halkevleri uygulaması oluşturuyor. Yerel düzeyde yaygınlaşmış olan halkevleri eski işçi hareketinin örgüt, faaliyet ve hizmetlerini bünyelerinde birleştirmek suretiyle vatandaşlar için belirgin ve bilinen bir çıkış noktası oluşturuyorlar. İsveç Sosyal Demokrat Partisi nin Dert Dinleme Partisi olarak haklı bir itibar kazanmış olmasında ve böylelikle siyasi partiler sistemi içinde uzun süre üstün konumda kalmasında halkevleri belirleyici rol oynadı. Geçtiğimiz yıllarda Hollanda Sosyalist Partisi Socialistische Partij (SP) örneğinde de görüldüğü gibi, dert dinleyen partiler günümüzde de ciddi başarılar elde etme olanağına sahip bulunuyorlar. Nitekim başlangıçta halkın somut çıkarlarının yerel düzeydeki temsilcisi konumunda bulunan Hollanda Sosyalist Partisi son iki parlamento seçiminde kayda değer sonuçlar elde etti. Yerel düzeyde faal olan, doğrudan temaslarda halka sempatik gelen ve yerel toplum içinde güçlü bağlar oluşturan dert dinleme partilerinin üç koşulu yerine getirebilmeleri gerekiyor: Öncelikle bu partilerin yerel düzeyde doğrudan temsil edilebilmeleri ve günlük 10

12 yaşamda varlıklarını gösteriyor olabilmeleri büyük önem taşıyor. Viyana örneğinde görüldüğü gibi, faal parti üyelerinin sosyal konut bölgelerine yapacakları düzenli ziyaretler partinin varlığını göstermesi açısından çok yararlı oluyor. SPÖ lü Viyana Belediye Başkanı Michael Haeupl, bu uygulamadan geri adım atıldığı 1990 yılında çok yerinde bir saptama yapmıştı: İnsanlar karşılarında Call Center değil, insan görmek istiyorlar. İkinci önemli hususu ise bunun için gerekli olan faal ve hareketli parti üyeleri oluşturuyor. Partinin sıradan üyeleri ciddiye alınmak ve fikirlerine danışıldığı ve kararlarda etkili olabildikleri izlenimini edinmek istiyorlar. Dolayısıyla parti sorumlularının kendileriyle şahsen temas kurması onlara büyük memnuniyet veriyor. Danimarka sosyal demokrat partileri yeterince faal olmayan üyelerle telefonla bağlantı kurmak suretiyle çok başarılı deneyimler elde ettiler. Kendilerine önem verildiğini gören ve örneğin seçim kampanyasında etkin rol üstlenmeleri rica edilen her iki üyeden biri destek vermeye hazır olduğunu ifade etti ve daha da önemlisi telefon edilen her üç üyeden biri gerçekten katılımda bulundu. Norveç te ise Det norske Arbeiderparti (AP) üyeleri başlattıkları bir pilot proje kapsamında sistematik olarak ev ziyaretleri düzenleyip, insanlarla şahsen temas kurdular ve birer gül hediye ederek Norveç İşçi Partisi ne üye olmayı düşünüp düşünmediklerini sordular. Nitekim ziyaret edilenlerin yüzde 10 u partiye üye olmayı istediklerini belirtti. Çoğu da kısa süre sonra parti üyeliğine katıldı. Yeni üyelere neden daha önce katılmadıkları sorulduğunda ise, daha önce bana hiç soran olmadı ki yanıtı alındı. aşamada ortaya çıkıyor. Halen partilerin örgütlenme gücünün zayıflamakta olduğu, üye sayılarının kısmen çok hızlı düşüş gösterdiği ve yerel parti örgütlerinin giderek küçülmekte olduğu görülüyor. Bu koşullar altında kamuoyunun dikkatini çekebilecek parti etkinliklerini sürdürebilmek geride kalan üyelerin kendilerinden umulmadık, hatta gerçek dışı çabalar gösterebilmelerine bağlı bulunuyor. Avrupa sosyal demokratları son zamanlarda ümitlerini yerel parti örgütlerinin güçlendirilmesine bağlamış bulunuyorlar. Zaten bu alanda uzun zamandan beri ve halen de en önemli ve rakipsiz ümit kaynağını belirli konu veya kişilere ilişkin olarak yapılan parti içi referandumlar, yani kanaat yoklamaları, parti başkanı veya başbakan adayı seçimleri ve önseçimler oluşturuyor. Katılımın her zamankinden çok daha yüksek olması çoğu kez eğitim seferberliği ve bilgi devrimi ile açıklanıyor. Ayrıca yurttaş girişimlerinin ve derneklerde örgütlü insan sayısının çokluğu da halkın yoğun bir katılım seferberliği içinde olduğunu gösteriyor. Ancak bu tür girişimlerin partilerin dışında kaldığı dikkat çekiyor. Bunun en önemli nedenleri arasında partilerin çağdışı örgüt yapıları, hiyerarşik irade oluşumu ve yerel parti örgütlerinin sadece yerel düzeydeki siyasi ayrıntılarla ilgilenmeleri sayılıyor. Üye anketleri aracılığıyla partiye yöneltilen en önemli taleplerin başında, üyelere kararlara daha fazla katılım olanağı sağlanması geliyor. Bu nedenle azalan üye sayısı ve partinin üçüncü kişiler için yeterli çekim gücüne sahip olamaması çıkmazından kurtulma yolu, parti başkanı veya başbakan adayı seçimleri veya önseçimler gibi girişimlerde aranıyor. Parti örgütünün halka yönelik güçlü bir hizmet ağına sahip olduğu durumlarda dert dinleme stratejisinin özellikle başarılı olduğu görülüyor. Örneğin İsveç halkevleri birçok yerde kültür merkezleri, gençlik kulüpleri ve hobi merkezleri olarak faaliyet gösteriyor, siyasi nitelikleri çoğu kez ilk bakışta belirgin olmuyor ve siyasi mesajlarını dikkat çekmeden dolaylı olarak veriyorlar. İsveç teki Kiracılar Birliği de potansiyel yandaşlarına siyasi nitelik taşımayan somut hizmetler ve kolaylıklar sunarak onları dolaylı yoldan sosyal demokratik düşünceye çekmeyi hedefliyor. Yerel düzeyde etkin olabilmenin ve dert dinleme stratejileriyle başarıya ulaşabilmenin üçüncü koşulunu elbette güçlü bir parti örgütü oluşturuyor. Partinin gizli kaynaklarını harekete geçirmenin yanı sıra günlük yaşamda da belirgin hale gelebilmesi, üye ve yandaş sayısının artmasına bağlı bulunuyor. Sorunlar işte bu Bugüne kadarki deneyimler önseçimler veya parti başkanı veya başbakan adayı seçimleriyle harekete geçirilen üye sayısının, sıradan parti faaliyetlerine kıyasla çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Nitekim parti içi etkinliklerde katılım oranı çok düşük düzeyde kalıyor, üye toplantılarına üyelerin sadece yüzde 10 u katılıyor. Hatta Hollanda da PvdA için yapılan bir araştırma üye toplantılarına katılım oranının sadece yüzde beş düzeyinde kaldığını ortaya koydu.6 Buna karşın, on yıla yakın süredir parti üyeleri tarafından seçilmekte olan başbakan adayının belirlenmesi için 2002 yılında 6 Bkz. De Jong 2007:23 de Leiden deki parti örgütüne ilişkin rapor. 11

13 yapılan seçimlere üyelerin yaklaşık yüzde 50 si katılmış bulunuyordu. Fransa da da PS-üyelerinin büyük çoğunluğunun parti içi referandumlarda oy kullanma hakkından yararlandığını görüyoruz. Nitekim Aralık 2004 te Avrupa Anayasa Antlaşması için yapılan oylamada PS-üyeleri yüzde 84 ile çok yüksek katılım sağladılar. Buna karşın Ekim 2009 da parti örgüt reformuna ilişkin oylamada katılım yüzde 46 ile ortalamanın çok altında kaldı. Bu düşüş son zamanlarda kanaat yoklamalarının sayısındaki artışla da yakından bağlantılı olabilir. Karşılaştırmalı araştırmalar parti içi referandumların sayısındaki artışın katılımı olumsuz yönde etkilediğini, ayrıca ülke kültürünün de katılım oranları üzerinde belirleyici rol oynadığını gösteriyor. Nitekim genelde katılım alışkanlığının zayıf olduğu Avusturya da SPÖ içinde yapılan kanaat yoklamalarında da nispeten düşük oranlar elde edildi (Nick 1995). Katılımın başkanlık ve başbakan adayı seçimlerinde ve önseçimlerde yüksek olduğu görülüyor. Ancak parti içinde doğrudan demokrasi bazı riskler de içeriyor. Üye yoklamaları halk partilerinin asla vazgeçemeyeceği başarılı kontenjan ve oran uygulamalarını altüst ediyor. Partiler esasen farklı kuşaklar, sosyal sınıflar, cinsiyetler, bölgesel kimlikler ve farklı yaşam biçimleri arasında geniş tabanlı bir bütünleşme sağlamayı, kısacası parti içinde toplumun küçük ölçekli bir modelini oluşturmayı amaçlıyorlar. Bu nedenle farklı kesimlerin temsil hakkının güvenceye alınması, üyelerin çoğunluğu tarafından verilecek sürpriz kararlara bağımlı kılınamaz. Resmi görev üstlenecek veya partiyi temsil yetkisi verilecek kişilerin seçimi ancak deneyimli ve bilgili parti yöneticileri tarafından yapılabilir ve taban demokrasisinin oluşturacağı bulanık atmosfere bırakılamaz. Bu nedenle adayların belirlenmesinde her ne kadar parti tabanının kararlara katılımına izin verilse de, önseçimlerde bazı kısıtlamalar ve parti yönetiminin müdahale yetkisi söz konusu olacaktır. Sosyal demokratik partilerin tümünde kadın üyelerin de adil bir şekilde temsil edilebilmesinin güvence altına alınabilmesi için kontenjan uygulamaları konulmuştur. Ancak çoğu kez parti merkezi müdahale alanını genişletmektedir. Nitekim Avusturya da SPÖ nün parti yönetimi, kadınlara ayrılan kontenjanın yanı sıra merkezi gerekçelere dayalı olarak adayların yüzde 20 sini belirleme hakkını saklı tutmaktadır. Bunun yanı sıra parti tüzüğünde her ne kadar bağlayıcı nitelik taşımasa da gençlerin de uygun oranda dikkate alınması öngörülmüştür. Fransa da ise PS merkez yönetimi aday listelerinin arzu edilen çok renkliliği ve çeşitliliği yansıtacak şekilde hazırlanması için alt üye birimlerine yönelik olarak prim veya ceza bazlı farklı önlemler almıştır. Parti içi referandumlar ve orantılı temsil sistemi arasındaki çelişkinin PvdA aday listelerinde daha da belirgin hale geldiğini görüyoruz yılındaki parlamento seçimleri için hazırlanan PvdA-aday listelerinde Hollanda nın 12 eyaletinin de temsil edildiği, ayrıca mesleklere yönelik istatistiklerde yer alan on iki meslek grubunun onuna yer verilmiş olduğu dikkat çekiyor. Kadın üyelerin de dikkate alındığı listelerde her beş PvdA adayından birini göçmenler oluşturuyor, ayrıca adayların yüzde 40 ı parlamento üyeliğine ilk kez aday gösteriliyor. Elbette bu listelerin hazırlanışının taban demokrasisine dayalı olduğu söylenemez. Nitekim listelerin hazırlanış şeklinin parti içi demokrasiye zarar verdiği defalarca eleştirilmiş, hatta PvdA lı eski bakan Marcel van Dam listelerin oluşturulmasına ilişkin olarak Güney Kore koşulları terimini kullanmıştır. Marcel van Dam herşeye parti komisyonlarının karar verdiğini, karşı aday çıkarılmadığını ve listedeki sıralamanın parti kongresinde değiştirilmesinin de neredeyse imkânsız olduğunu belirtmişti (van Dam 2010). Çoğulculuğun hâkim olduğu toplumlarda önseçimlerin zaten pek bir anlam ifade etmediği görülüyor. Bir ada ülkesi olan Yeni Zelanda da, ülkenin iki büyük adasında yaşayanlar arasında ciddi farklılıklar söz konusu olduğu için, İşçi Partisi (NZLP) geniş bir alanı kapsamına almak zorunda kalıyor. Kaldı ki NZLP aynı zamanda Yeni Zelanda nın yerli halkını oluşturan Maoriler in siyasi temsiciliğini de üstlenmiş bulunuyor. Bu nedenle Yeni Zelanda da aday listelerinin hazırlanmasında çok boyutlu kota uygulaması gerekliliği hiçbir zaman parti üyelerinin takdirine bırakılmadı (bkz. Aimer 2006:362). Ayrıca taban demokrasisine dayalı yöntemler kutuplaşma eğilimi de içeriyor. Parti içi referandumlar üyelerin rakip adayları destekleyen taraftar gruplarına bölünmesine, parti örgütü içinde anlaşmazlık düzeyinin artmasına, ayrışma eğilimlerinin alt organlara, yerel parti yönetimlerine ve çalışma gruplarına da sıçramasına neden olarak, parti çalışmaları üzerinde felç etkisi yaratıyor. Nitekim İspanya da ulusal meclis seçimleri öncesinde partinin başbakan adayının belirlenmesi için 2002 yılında yapılan seçimler şiddetli anlaşmazlıklara neden olmuş, parti başkanı ve partinin başbakan adayı 12

14 arasındaki ezeli düşmanlığa dayalı olarak parti yönetiminin iki ayrı cepheye ayrılması sonucunu doğurmuştu. Bu deneyimden sonra PSOE-yönetimi başbakan adayının belirlenmesine yönelik oylama uygulamasını tümüyle kaldırdı. PvdA nın da bu hususta ısrarlı davrandığı, ama liste başı adayların (lijstrekker) belirlenmesi için 2002 de başlatılan taban seçimleri uygulamasında ciddi anlaşmazlıkların ve parti içinde huzur ve barış ortamı oluşturulması yönünde taleplerin ortaya çıktığı görüldü. Önseçimler konusunda Hollanda da da farklı görüşlerin öne sürüldüğüne tanık oluyoruz. Kısa süre önce Trouw gazetesinde, ABD de önseçimlerin doğru bir siyasi araç niteliği taşıdığına, zira önseçimlerde başarılı olacak adayın daha sonraki genel seçimlerde partideki rakip gruplar tarafından da kesin destek göreceğine dair mantıklı bir yoruma yer verilmişti. Oysa Hollanda nın çok partili sistemi içinde PvdAseçmenlerinin kendi istedikleri adayın kaybetmesi halinde genel seçimlerde rakip partiler olan SP veya Partei Democraten 66 (D66) partilerini destekleme olasılıkları, iki partili Amerikan sistemine kıyasla çok daha yüksektir. Bu nedenle de Hollanda da önseçimler kesin intihar olarak nitelendiriliyor (Van Holsteyn 2009). Sonuç itibariyle parti içi referandumlara yönelik beklentilerin çoğu kez tamamen gerçekdışı olduğunu söyleyebiliriz. Bugüne kadar yapılan önseçimler hiçbir hususta değişiklik sağlayamadı. Bunu en iyi şekilde SPÖ örneğinde görüyoruz. Rainer Nick 1994 parlamento seçimlerine yönelik aday listeleri için yapılan önseçimlerin sonuçlarına dayanarak, söz konusu seçim yönteminin neredeyse tümüyle etkisiz kalmış olduğunu ve adayların yine parti yönetimi tarafından belirlendiğini saptamış bulunuyor. Üyelerin alacağı ortak kararın bağlayıcı nitelik taşıyabilmesi için şart koşulan katılım oranının çok yüksek tutulması, bu orana dokuz federal eyaletten sadece birinde ve bazı beldelerde ulaşılabilmiş olması nedeniyle üyelerin aldığı kararların büyük bölümü daha sonra parti yönetimi tarafından revize edilmiş bulunuyor. Ancak Rainer Nick, üyelerin bağlayıcı karar alabilmeleri için daha düşük katılım oranları belirlenmiş olsaydı dahi, listelerde büyük bir farklılık olmayacağını, zira üyelerin çoğunun üst yönetim tarafından önlerine konulan aday listelerini aynen onaylamış olduklarını belirtiyor. Sonuç itibariyle parti içinde yapılan oylama neticesinde sadece tek bir sıralama değişikliği gerçekleştirilmiş bulunuyor. Önseçim yapılmış olmasına rağmen parlamentoya yeni adayların girememiş olduğu, SPÖ fraksiyonuna yeni bir yüzün katılmadığı dikkat çekiyor. Rainer Nick, yine bilinen kişilerin temsil edildiğini belirterek, bunları mantık adayları olarak nitelendiriyor (Nick 1995:7). O zaman ortaya şu soru çıkıyor: Eğer partinin üst düzey yöneticilerinin önceden müdahalesiyle parti içindeki en önemli siyasi kanatların temsilcilerinin birbirine rakip olması engelleniyor, dolayısıyla gerçekçi bir seçim olanağı ortadan kaldırılıyorsa, o zaman Fransız Sosyalist Partisi nin bir sonraki cumhurbaşkanı adayını belirlemek amacıyla yapmayı planladığı görünürde son derece iddialı açık önseçim uygulamasının ne anlamı vardır? Parti içi referandumlar ve önseçimler herşeyden önce yöntem tekniğine ilişkin reformlardır; yani yalnızca irade oluşumu sürecine ilişkin bir yenilik veya adayların belirlenmesine yönelik düzenleyici bir değişiklik niteliği taşırlar ve bu nedenle de her derde deva olacak bir çözüm oluşturmazlar. 90 lı yıllarda parti içi süreçlerde ve örgüt yapısında bu tür değişikliklere gidilmesiyle tüm sorunlara çözüm getirileceği umuluyordu. Partilerin etkin hizmet kurumları haline dönüştürülmesi, siyasi planlamaların büyük bölümünün dışardan hizmet veren kuruluşlara devredilmesi ve potansiyel seçmenler için tüketim ürünlerine yapılan reklamlara benzer tanıtımlar gerçekleştirilmesi hedefleniyordu. 20. yüzyılın son on yılında siyasi teknokratların tercihleri bu yöndeydi. Ancak siyaset ve siyasi partiler tüketim ürünleri değildir. Her ne kadar sosyal çevre erozyona uğramış ve sınıf bilinci kaybolmuş olsa da, belirli bir parti lehine veya aleyhine verilecek olan karar halen siyasi inancın ifadesi niteliği taşır. Partilere, belirli bir siyasi akıma duyulan sempati dolayısıyla oy verilir. Ayrıca bir siyasi partiyle kalıcı bir bağ oluşturulabilmesi için, genelde o partinin hedeflediği toplum modeliyle bütünleşebilmek, yani en azından savunduğu toplumsal normları kabul etmek ve partinin yöneldiği hedeflerin desteklenmeye değer olduğuna kanaat getirmek gerekir. Bu nedenle siyasi söylemin farklılığı, parti programının yönlendirici içeriği ve belirgin bir değerler profili sosyal demokrat partilerin vazgeçemeyeceği unsurları oluşturur. Sosyal demokrat partiler ancak davranışlarını inandırıcı gerekçelere dayandırabilirlerse kitleleri sürükleyebilecekler ve bir konuya coşkuyla yaklaşabilir ve kesin bir hedef 13

15 üzerinde yoğunlaşabilirlerse çekicilik kazanacaklardır. Şayet partiler ne yönde ilerlemek istediklerini bilmiyorlar, kimler için siyaset yaptıkları, hangi yolu ve hedefi izledikleri ve hangi bağdaşıklarla işbirliği yapacakları belirgin olamıyorsa, örgütsel reformlar hiçbir sonuç getirmeyecektir. Son yıllarda hâkim eğilimlerin aksine hareket ederek başarılı olan ve aday listelerinin geleneksel olarak parti yönetimleri tarafından belirlendiği ve üyelerin taban demokrasisine dayalı müdahale haklarının gayet kısıtlı olduğu İspanyol ve Norveç sosyal demokrat partilerinin deneyimlerinin de bu saptamayı destekler nitelik taşıdığı görülüyor (bkz. Méndez Lago 2006). 8. Program Çalışmaları: Ekonomi ve Toplum Yeni bir sosyal demokrat proje hazırlanmasına yönelik çalışmaların geçmişte ihmal edilmiş olmasının suçu elbette sadece parti yönetimlerine yüklememez. Sosyal demokrat projenin içeriksel olarak yeniden konumlanmasını hızlandıracak öneriler oluşturma açısından üyeler de yeterli çalışmayı göstermediler. Avrupa sosyal demokrat partilerinde sadece önseçimler veya başkan ve başbakan adayı seçimleri gibi, kararlara katılımın zahmetsiz olduğu durumlarda taban demokrasi yüksek katılım oranlarına ulaşılabilmesine destek sağladı. Nitekim bu seçimlerde yapılması gereken yegâne işlemi oy pusulasının işaretlenmesi oluşturuyordu. Oysa içeriksel müdahaleler, mevcut taslakların okunması ve değerlendirilmesi ve alternatif öneriler hazırlanması için daha fazla emek ve zaman gerekiyor. Bu nedenle siyasi bir hususun içeriğine ilişkin olarak yapılacak parti içi referandumlarda katılımın genellikle çok zayıf olduğu dikkat çekiyor. Fransız Sosyalist Partisi (PS) tarafından oluşturulan tartışma platformu Laboratoire des idées nin (Fikir Laboratuvarı) kaderi bu konuda önemli bir örnek oluşturuyor. Söz konusu internet forumu fikir alışverişinin desteklenmesi için kurulmuş, parti üyelerinin bilim adamları, entellektüeller ve sanatçılarla Sosyalist Parti nin yeni siyasi vizyonuna ilişkin fikir alışverişinde bulunabilecekleri bir tartışma platformu oluşturulması hedeflenmişti. Ancak beklenilen sonuç elde edilemedi. Nitekim katılım oranının çok düşük düzeyde kalması nedeniyle sitenin siyasi tartışma platformu işlevi iptal edilerek, site sadece talep edilen makalelerin yayınlanması için kullanılmaya başlandı.7 Sistematik kavramsal düşüncenin son yıllarda zahmetli ve zorunlu bir görev olarak algılanmakta olması, parti programlarında herhangi bir içeriksel veya stratejik değişiklik yapılmadığı anlamına gelmiyor. Sosyal demokrat partiler 90 lı yıllardan itibaren yüksek gelirli kesime yönelmeye başladılar. Çağdaşlık ve verimlilik sloganları sosyal statüsünü yükseltmeye çalışanlara ve eğitimli orta sınıfa yönelik olarak ortaya atıldı. Fırsat eşitliği vaadi özellikle bu sosyal sınıfa yönelik olarak dile getirildi. Başarının kökene ve ailevi koşullara bağlı olmadığı, çalışmanın karşılıksız kalmayacağı vurgulandı. Gelir dağılımında adalet tümüyle reddedilmese de ikinci derecede önem taşıyan bir unsur olarak görüldü. Eşitlik ilkesini herkesin başlangıçta eşit koşullara sahip olmasından öteye bir anlam taşıdığı ileride farklı gelişme gösterecek olsalar dahi, herkesin bu yolda eşit şartlara sahip olması gerektiği yönündeki eleştiriler de dikkate alınmadı ve tamamen bir kenara atıldı. Kavramsal olarak sadece orta sınıfın yüksek gelirli kesimine yönelinmiş olması, toplumun orta sınıfın altında kalan üçte birlik bölümünün sosyal demokrasiye karşı yabancılaşma sürecini daha da hızlandırdı. Artık aradaki uçurum o kadar açıldı ki, sosyal demokratların 2000 li yıllarda iktidardan muhalefete geçiş döneminde ve özellikle de 2008 yılındaki küresel ekonomik kriz döneminde tekrar daha gelenekselci söylemlere dönüş yapmaları dahi, 90 lı yıllarda küreselleşme kurbanları ve eğitim mağdurları nezdinde yitirmiş oldukları güveni geri kazanmaları için yeterli olamadı. Daha önceleri kendinden gayet emin bir görüntü çizen SPÖ birden gereksinime uygun temel güvence sağlanması, finansal işlem vergisi konulması için AB genelinde halk oylamasına gidilmesi ve sosyal açıdan adil vergilendirme, yani spekülatörlerden ve varlıklı kesimden daha yüksek vergiler alınması yönünde çağrıda bulunmaya başladı. Hollanda da ise PvdA 2002 yılından itibaren neoliberal görüş karşıtı olan Keer het Tij Platformu nu (bkz. PvdA Partijbestuur 2006:6; Hoove 2004) ve onların başbakan adayı Job Cohen i desteklemenin yanı sıra, 2010 seçimlerinde 7 Bu saptama Laboratoire des idées nin web sayfasının aylarca izlenmesi neticesinde ortaya kondu. Ayrıca bkz. Normand 2009 ve Normand 2009a. 14

16 eşitlikçi eğitim sistemine ve daha güçlü bir kamu sektörüne sahip olması gereken onurlu toplumu savunmaya başladı (bkz. Job Cohen in Parti Kurultayı nda yaptığı konuşma, Cohen 2010). Ancak bu girişimler alt statü gruplarının oy desteğini geri kazanmak için yeterli olmadı. Aslında sosyal demokratların huzursuzluğunun sosyal demokrat partilerin liberal iktisat politikalarına yönelmesinden, Yeni Orta politikasından veya bütünüyle Üçüncü Yol söyleminden kaynaklandığını da söylemek mümkün. 90 lı yıllarda yaşanan siyasi değişimler sosyal demokratların sosyal adalete ilişkin hususlarda halkın geniş kesiminin nezdinde inandırıcılığını kaybetmesine ve başarısız görülmelerine neden oldu. Ayrıca sosyal güvence gereksinimi ve işsizlik, adalet ve toplumsal dayanışma gibi sorunların tekrar gündeme getirilmesi de sosyal demokratlara herhangi bir yarar sağlayamadı, zira yakın geçmişte iktisadi yapıları liberalleştiren, yatırım merkezleri arasındaki rekabeti kızıştıran, finans piyasalarını kuralsızlaştıran, bankacı ve üst düzey yöneticilere aşırı yüksek maaşlar ödenmesine izin veren ve kamu mülkiyetini özelleştirenler de sosyal demokratlar olmuştu. Kaldı ki aniden daha gelenekselci bir çizgiye dönüş yapılması sosyal demokrat partilerin sorunlarını yumuşatmak yerine bunları daha da derinleştirdi, hatta inandırıcılık ve sempati eksikliğini daha da artırdı. Değişen sosyal demokrat söylemlerin orta sınıftaki yeni seçmenleri kızdırdığı dikkat çekti. Daha önce yaşanan yabancılaşma sürecinin etkilerinin devam etmekte olması ve ciddi seçim yenilgileri sonrasında aniden uygulamaya konulan siyasi manevranın asıl hedefinin fazla belirgin hale gelmesi sosyal açıdan güçsüz kesimle yeniden yakınlaşma çabalarının da başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu. 9. Zorlu İşbirliği: Sendikalar Aynı şekilde geçmişte sosyal demokratların bağdaşıkları olan sendikalarla da eski ilişkilerin yeniden canlandırılması mümkün olamadı. Gerek İskandinav ülkelerinde gerekse Hollanda, İspanya ve Avusturya da 80 li yıllardan, özellikle de 90 lı yıllardan itibaren ortak bir gelişme yaşandığına tanık oluyoruz. Nitekim sosyal demokrat partilerin iktidarda oldukları dönemlerde ilişkilerin soğuduğunu ve anlaşmazlıkların arttığını görüyoruz. Sendikalar devlete müdahale olanağını ve gelir dağılımı eşitliğini savunurken, iktidardaki sosyal demokratlar kamu bütçesini dengeleme, kamu borçlarını sınırlandırma ve kitlesel işsizliği ortadan kaldırma gibi ciddi sorunlara çözüm bulma mücadelesi içine giriyorlar. Ancak muhalefet partisi konumuna döndüklerinde tekrar geleneksel bağdaşıkları olan sendikalara yakınlaşma eğilimi gösteriyorlar. Bu durumda her iki taraf kendini yeniden, farklı faaliyet alanlarında değişik görevler üstlenen, ancak ortak ideolojik temel ve geleceğe yönelik ortak hedefler dolayısıyla birbirine bağlı olan farklı örgütler olarak görmeye başlıyor (bkz. Bengtsson 2008). İsveç te halk evleri örneğinde görüldüğü gibi, sosyal demokratların ve sendikaların tüm siyasi dalgalanmalara rağmen yerel düzeyde yoğun işbirliği içinde oldukları durumlarda ortak kimlik bilinci zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklara rağmen nispeten uzun ömürlü oluyor. Ancak böyle durumlarda da ortaya bazı olumsuz sonuçlar çıkabiliyor. Nitekim bir zamanlar kardeşlik ilişkisi kadar yoğun olan bağların çözülme eğilimi İsveç işçi hareketinin mirasçılarını da etkilemiş bulunuyor. Her ne kadar son seçimlerde İsveç İşçi Sendikaları Konfederasyonu (LO) üyelerinin yüzde 52 si SAP partisine oy vermiş olsa da ve bu rakam diğer ülkelere kıyasla çok yüksek olsa da 70 li yılların ilk yarısında bu oranın yüzde 71 düzeyinde olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Kıyaslama yapacak olursak, Danimarka da sendika üyeleri arasındaki oylamalarda sosyal demokratların ortalamanın üzerine çıkamadıkları, sendika üyelerinin tutumlarının daha ziyade toplumun ortak tavrını yansıtmakta olduğu görülüyor. Ayrıca İskandinav ülkelerinde 80 li yılların sonu ve 90 lı yılların başı arasında LO-üyelerinin SAP partisindeki kolektif üyelikleri sona erdirilmiş, Avusturya da ise 2006 yılındaki BAWAG-skandalı dolayısıyla (Bank für Arbeit und Wirtschaft) Avusturya Sendikalar Birliği başkanlığı ve buna üye sendikaların başkanlık görevlerinin SPÖ ulusal meclis üyeliği ile bağdaşmayacağı açıklanmıştı. Farklı şekilde tanımlamak gerekirse: Artık sendikalar ve sosyal demokrasi arasındaki işbirliği duygusal bağdan ziyade rasyonel hesaplara dayanıyor. Bu nedenle de sosyal demokratların seçimlerde başarılı olduğu, aynı zamanda da sendikaların yüksek bir örgütlenme oranına ulaştığı, dolayısıyla her iki tarafın da oluşturacakları bir ittifaktan kazançlı çıkacakları durumlarda ortak tutum alınması yönündeki isteklerin karşılıklı olarak güçlendiği görülüyor. Ancak zaman zaman yüzeye yansıyan görüntüler sosyal demokrat partiler ve sendikalar arasındaki 15

17 ilişkinin içinde bulunduğu köklü değişim sürecinin gizlenmesi ve temeldeki güven kaybının saklanması için yeterli olamıyor. Güven çok kolay kaybolabilmekle beraber, asla kolay geri kazanılamıyor. Güvenin ne denli kolay kaybedilebileceğini İspanya ve Norveç örneklerinde görüyoruz. Bu ülkelerde sosyal demokratlar kardeş partilerinden farklı olarak yeni sosyal devlet söylemleriyle ciddi destek elde etmişlerdi. Norveç te sosyal demokratlar 90 lı yıllarda Üçüncü Yol u isteksiz bir şekilde takip etmiş, dolayısıyla Kuzey Modeli ne dönüşleri ve kapsamlı kamu hizmetleri sağlanması, yüksek vergiler konulması ve sendikalarla uyumlu bir işbirliği gerçekleştirilmesi yönündeki söylemleri inandırıcı ve gerçekçi bulunmuştu. İspanya da ise sosyal demokratların 2000 yılında gerçekleştirdikleri rota değişikliği çerçevesinde parti başkanı ve parti yönetiminin büyük bölümü değiştirilmiş, dolayısıyla içeriksel değişim kapsamlı bir kadro değişikliğini beraberinde getirmişti (bkz. Field 2009). 10. Göçmenler ve sıradan konular yeni bir potansiyel mi sunuyor? İktisadi politikayı toplumsal politikadan ayrı tutmak gerekiyor. Toplumsal politika alanında sosyal demokratların büyük bölümü kendilerini ilerici güç ve insani, ekolojik, çokkültürlü, feminist ve Avrupalı çıkarların temsilcisi olarak konumlandırıyorlar. Bu konum en azından göçmen kökenli seçmenler nezdinde başarılı olmuş bulunuyor. Göçmen kesimden ve ikinci kuşak göçmenlerden alınan destek, nispeten liberal bir entegrasyon politikasına ve aynı zamanda da kişisel temsil olanağına dayanıyor. Sosyal demokrat partiler genelde listelerinde yabancı kökenli adayların sayısını artırmak için gayret gösteriyorlar. Her ne kadar her zaman orantılı bir temsil sağlanamıyor olsa da, bu yöndeki çabaların aday listelerine yansıdığı dikkat çekiyor. Göçmen kesim içinde elde edilen olumlu seçim sonuçlarında farklı etnik çıkar gruplarıyla yerel düzeyde oluşturulan temaslar ve sendikalarla kurulan yakın ilişkiler de etkili oluyor. Netice itibariyle göçmen kökenli seçmenlerin büyük bölümü klasik işçi mesleklerinde faaliyet gösteriyorlar. Sendikalar sosyal demokrasinin anahtarları niteliği taşırken, sendika üyelikleri çoğu kez parti üyeliğinde atılan ilk adımı oluşturuyor. Fransa örneğindeki gibi, sendikalarla partiler arasında şeklen bir bağın mevcut olmadığı ve partinin birçok başka etkenin yanı sıra bu nedenle seçkinci ve gerçek yaşamdan kopuk olarak nitelendirildiği ülkelerde, göçmenlerin seçmen olarak kazanılması çok zorlaşıyor. Ancak diğer taraftan geniş kapsamlı bir eğitim sisteminin yabancı kökenli gençlerin büyük bölümüne diploma olanağı sağlayabildiği durumlarda sosyal demokrat partiler aday, devlet memuru ve siyasi temsilci temininde söz konusu personel havuzundan yararlanabiliyorlar. Norveç sosyal demokrasisi bu alanda bir prototip niteliği taşıyor. Sonuç olarak daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi Fransız Sosyalist Partisi dışındaki tüm sosyal demokrat partiler göçmen kesimden seçim desteği alma konusunda başarılı oluyorlar. Bu desteğin en çarpıcı örneğini göçmen politikasına dayalı kutuplaşmanın güçlü olduğu Danimarka ve Hollanda oluşturuyor. Danimarka da seçimler sadece göçmenler ve bu sınıfın gençleri arasında yapılacak olsaydı, anket sonuçlarına göre, önümüzdeki Folketing seçimlerinde sol partiler 175 sandalyenin 169 unu, sosyal demokratlar ise tek başına salt çoğunluğu elde edeceklerdi. Hollanda da göçmen grupları içinde yapılan anketler ise PvdA nın son yıllarda büyük farkla en güçlü parti konumunda bulunduğunu gösteriyor. Hollanda nın kuzeybatı komşusu Federal Almanya da da sadece göçmenlere, yani aloktonlara seçme hakkı tanınacak olsaydı, sosyal demokrat partiler kesinlikle salt çoğunluğu elde edeceklerdi. Sosyal demokrat partilerin siyasi stratejilerini göçmen kökenli seçmen grupları açısından incelediğimizde, nüfusun bu kesimine yönelik ilginin artışıyla eşzamanlı olarak bu kesimin seçmenler içindeki payının yükselmekte olduğu şaşırtıcı gelmiyor. Sosyal demokratlar göçmenleri micro targeting yöntemiyle harekete geçiriyorlar. Micro targeting farklı etnik kimliklere sahip göçmenlere uygun yöntemlerle yaklaşılması anlamına geliyor. Bu girişimlere örnek olarak Norveç te seçim kampanyasında kullanılacak broşürlerin ve diğer malzemelerin en önemli göçmen gruplarının anadillerinde hazırlanmasını veya aday listelerinde özel olarak bazı etnik gruplara kendilerini temsil olanağı tanınmasını, örneğin Avusturya da olduğu gibi SPÖ nün İslam Cemaati Entegrasyon Sorumlusu nu adaylığa davet etmek suretiyle Türk 16

18 kökenli göçmenleri kazanmak istemesini veya etnik konularda uzmanlaşmış parti örgütleri üzerinden doğrudan göçmen cemiyetlerine ulaşabilme girişimlerini sayabiliriz. Nitekim İsveç Göteborg ta sosyal demokrat parti bünyesinde Gambialı, Kürt, Türk ve Somalili Sosyal Demokrat Dernekleri oluşturulmuş bulunuyor. Micro targeting sayesinde göçmen kökenli nüfus grupları içindeki sosyal farklılaşmalara daha iyi yanıt verilebiliyor. Micro targeting, onları homojen bir göçmen topluluğu olarak görmek yerine farklı etnik gruplara, alt ve orta sınıf mensuplarına, yabancı kökenli işçilere ve girişimcilere, aynı zamanda da gençlere, kadınlara ve yaşlılara farklı şekillerde hitap etmek amacıyla tasarlanmış etkin ve gelişmiş bir strateji niteliği taşıyor. Ancak toplumu bir bütün olarak ele aldığımızda elde edilen başarı bilançosunun gölgede kaldığını görüyoruz. İspanya da hak eşitliği, kürtaj yasası, eşcinsel hakları, ekoloji ve geçmişle yüzleşme gibi sıradan konuların ısrarlı şekilde vurgulanması toplumda beslenme zemini bulmuş ve büyük yankı uyandırarak PSOE partisini ilerici olarak tanımlanan toplumsal kesimin muhatabı konumuna getirmiş olsa da, İsveç te bu postmateryalist-yeniortacı siyasi yaklaşım SAP partisinin işçi sınıfı içindeki çekirdek seçmen kitlesiyle ittifakının dağılmasına neden olmuştur. Ayrıca bu yaklaşım kentli, genç ve eğitimli seçmenler arasında pek tutulmamış, daha doğrusu işçiler ve sendika üyeleri içindeki kayıpları telafi etmeye yetecek bir destek görememiştir. Kaldı ki özellikle göç politikasına ilişkin söylemlerin ciddi anlaşmazlıklara neden olduğu ülkelerde sosyal demokratların çekirdek seçmen tabanı nezdinde yaşadığı itibar kaybı, göçmen oylarının kazanılmasına yönelik girişimlerle daha da artmıştır. PvdA nın Aloktonlar Partisi olarak tanımlandığı Hollanda da edinilen deneyimler de bu yöndedir. Elbette bu gelişmelere bakarak, tam aksi yönde ilerlenmesi halinde doğrudan başarıya ulaşılabileceği sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Bu yolu birkaç yıldan beri Danimarka sosyal demokratları izliyor ve iktisadi ve toplumsal politika alanındaki solcu yaklaşımlarını kısıtlayıcı bir göç politikası ve katı bir güvenlik politikası ile birleştiriyorlar. Nitekim dönemin sosyal demokrat İçişleri Bakanı, sabıkalı yabancıların ıssız bir adada tecrit edilmesini önererek, 2001 yılındaki Folketing-seçim kampanyasında Karin- Adası lakabıyla şaibeli bir itibar kazanmıştı (bkz. Ertel 2001). Buna rağmen Danimarka da sosyal demokratlar son on yılda hiçbir seçimde yüzde 30 sınırını geçmeyi başaramadılar. Bu ikilemin esas nedenini, farklı politikalar arasında yeterince bağ kurulamaması, siyasi girişimlerin bir birleştirici noktaya sahip olamaması oluşturuyor. Sosyal demokrat partilerin heterojen bir grubun yöneticileri gibi hareket etmeleri gerekiyor. Son yılların en başarılı seçim kampanyalarında sosyal adalet ve performansa odaklanma, güvenlik ve dönüşüm, değişim ve koruma gibi kavramlar arasında bir bağ kurulmuş olduğunu görüyoruz. Ancak sonraları savunulan bu kavramların tezat oluşturduğu ve birlikte savunulmalarının toplumdaki farklı kesim ve kişilerin çıkarlarına zarar verebileceği görüşünün hâkimiyet kazandığına ve bunların yeterince desteklenemeyip uygulamaya geçirilemediğine tanık olduk. Özellikle tam anlaşılamayan, üstü kapalı veya yeterince net olmayan her hususu çıkarcılık olarak nitelendiren genç seçmenlerin büyük çoğunluğu bu kavramlardan soğutulmuş oldu. Kısaca söylemek gerekirse, sosyal demokrasi belirgin çelişkileri ortadan kaldıracak ve tarafları aynı madalyonun iki farklı yüzü olarak birleştirebilecek konseptlere ve hedeflere gereksinim duyuyor: Bunlara örnek olarak adalet ve performans, ekonomi ve çevre koruma, açıklık ve düzen konseptlerini gösterebiliriz. Bunlar giderek genişlemekte olan ve value shifters olarak tanımlanan kesimin taleplerine de yanıt verebilecek nitelikteki konseptlerdir. Nitekim Avusturya da yaşayan göçmenler arasında yapılan anketler ilginç bir şekilde bu kesimin de huzur ve düzen özlemi içinde bulunduğunu, çoğunluğun güvenliğe ve kurallara değer verdiğini, aynı zamanda yabancılar da dahil olmak üzere yasalara karşı gelenlere daha ağır yaptırımlar uygulanmasını talep ettiğini gösteriyor (Apfl ve Toth 2010). Yukarıda tanımlanan ikilem muhtemelen Danimarka Socialdemokraterne partisinin kardeş partilerle ortak özelliğini oluşturan kararlı pragmatik yaklaşıma dayanıyor. İdeolojik yüke alternatif olarak ortaya atılan pragmatik yaklaşım zaman içinde bir ideolojisiz ideoloji haline, dolayısıyla kaba bir faydacılığa dönüştü. Pragmatik yaklaşımlarda da, yani tamamen hedefe kilitli hareket ederken de bir ara verip, o ana kadar neler elde edilmiş olduğunun ve bundan sonra yapılmak istenilenlerin bir değerlendirmesi yapılmalıdır. SPÖ-Başkanı ve Avusturya Başbakanı Franz Vranitzky nin, zorunlulukları öne sürerek 17

19 pragmatik açıdan bakacak olursak, yapılacak hiçbir şey kalmamıştır yönündeki ifadesi (alıntı: Menasse 2005:365) aslında pragmatik yaklaşımla çelişkili bir ifadedir ve kişinin o güne kadar yapmış olduklarını değerlendirmesine ve gerekirse düzeltmesine engel olmakta, bir başka deyişle, esneklik yerine katılaşmaya neden olmaktadır. 11. Halk partisi konseptine veda mı ediliyor? Sosyal demokrasinin gerilemesi muhtemelen daha derin nedenlere dayanıyor. Norveç ten İspanya ya kadar tüm ülkelerde sosyal demokrasilerin halk partisi konseptine yönelmiş olduğunu görüyoruz. Sosyal demokrat partiler aslında gerek seçmen yapısı gerek seçmen kitlesinin boyutu açısından halk partisi olma koşullarını yerine getirmemekle birlikte, bu iddiayı sürdürmekte ısrarlı görünüyorlar, bağdaşmayan hususları bağdaştırmaya çalışıyorlar. Bunun sonucunda çoğu kez kesin bir konum ortaya koyamıyor ve PvdA komisyonunun Hollanda sosyal demokratlarına ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede ifade edildiği gibi biraz birşeyin savunucusu ve biraz birşeyin karşıtı bir tavır sergiliyorlar (bkz. PvdA 2009). Sosyal demokrat partiler tehlikeye düşen halk partisi statülerini tekrar geri kazanma amacıyla her yöne sinyal verdikleri için, günlük yaşamda çelişkili bir tablo sergiliyor ve hedef gruplarını hayal kırıklığına uğratarak, daha büyük kayıplar yaşıyorlar. Belki de sosyal demokratların artık gündüz gözüyle bakıldığında hiçbir benzerlik göstermedikleri halk partisi konseptinden uzaklaşmaları kendi menfaatleri açısından çok daha yararlı olacak. Bu konuda bazı Hıristiyan Demokrat partiler tarafından uygulanan strateji ve konseptler çok iyi örnek oluşturuyor. Avusturya ÖVP partisi 2002 yılında elde etmiş olduğu seçim başarısını catch-all-stratejisini bir kenara bırakarak ortaya daha kesin bir profil koymasına ve böylelikle de netlik, şeffaflık ve inandırıcılık kazanmış olmasına borçludur. Hollanda da Christen Democratisch Appèl (Hıristiyan Demokrat Çağrı/CDA) tarafından belediye meclisi seçimleri için hazırlatılan taslakta toplumun tüm kesimlerine aynı ölçüde yönelinmesi yerine, sosyal yaşamları arasında benzerlik olan kesimlere ağırlık verilmesi önerilmektedir. Belki de partinin 2010 yılındaki parlamento seçimlerinde büyük bir yenilgi yaşamış olması, söz konusu önerilerin asla uygulamaya geçirilmemiş olmasından kaynaklanmakta (bkz. Mik 2009). Muhtemelen sosyal demokratların halk partisi olma yönündeki saplantılarını bir kenara bırakmaları gerekiyor. Bunun için küçük partileri savunan methiyeler yazma zorunluluğu içine girmeleri de gerekmiyor. Catch-all partisi kimliğinden uzaklaşmak, üye sayısını artırma yönündeki çabaları bir kenara bırakmak anlamına gelmiyor. Eğer sosyal demokrat partilerin son 20 sene içinde yaşamış oldukları kayıpların parti programının yeterince belirgin olmamasından ve diğer partilere kıyasla bir farklılık ortaya koyamamasından kaynaklandığı düşünülecek olursa, zaten catch-all partisi kimliğinden kurtulunduğunda, üye sayısı kendiliğinden artış gösterecektir. 12. Üye Kampanyalarıyla Partiyi Canlandırma Girişimleri Sosyal demokrat partiler yeni üyeler kazanmaya yönelik çalışmaları çerçevesinde bir süredir partiye girişteki engellerin azaltılması için de çaba gösteriyorlar. Nitekim belirli sorunsallara ilişkin olarak başlatılan girişimlere parti dışındakilerin de dahil edilmesi ve onların da bilgilendirilmesi yoluna gidiliyor. Bu girişimler esasen birçok avantaj sunuyor. Bu tür girişimler çalışan çağdaş kesimin değişen hareketlilik zorunluluğuna da uygun düşüyor. Günün büyük bölümünü yolda geçiren veya saatler sonra yorgun bir şekilde evine dönen insanlar kısıtlı zaman, sabır ve motivasyonlarını kendilerini gerçekten ilgilendiren konulara yöneltme olanağı elde ediyorlar. Ayrıca girişimlerin konusunu oluşturan hususlar bu kişilerin kararlara katılım gereksinimine de yanıt veriyor. Özellikle genç insanlar artık uzun süreli bir bağ kurmak yerine, belirli noktalarda, kısıtlı süreler için ve belirli projelere yönelik olarak faal olmak istiyorlar. Belirli konuların ele alındığı bu girişimler ilgilenenlere etkin şekilde katkı sağlama ve uzmanlıklarını ortaya koyma olanağı sunuyor (bkz. Walter 2000). Ancak bu girişimlerin başarısı veya başarısızlığı somut olarak parti yönetimlerinin ve yöneticilerinin tutumlarına bağlı bulunuyor. Bu tür girişimlerin parti komisyonları tarafından desteklenmemesi ve tanıtılmaması, sonuçların belirgin şekilde partinin irade oluşumu sürecine yansıtılmaması ve bu paralel yapının işlevinden sorumlu olanların bölgesel düzeyde oluşturulacak alt 18

20 çalışma gruplarına karşı şüpheci bir yaklaşım içinde bulunması bu girişimlerin sadece kağıt üzerinde kalmasına ve uygulamaya geçirilememesine neden oluyor PSOE Üyeleri (x1.000) Parti üyeliği yolundaki engellerin azaltılmasının bir diğer yolunu da, üye adaylarının aidat ödemeksizin sınırlı katılım olanakları elde edebilecekleri geçici deneme üyelikleri gibi yeni üyelik kategorileri oluşturuyor. Bu uygulamaya İspanya da PSOE partisinin sempatizanlara (simpatizantes) yönelik açılım girişimlerinde tanık oluyoruz. Simpatizantes partinin asil üyelerinden (militantes) farklı olarak üyelik aidatından muaf tutulmakta, ancak parti içi bilgi akışına dahil edilmekte, eğitim kurslarına ve seminerlere katılabilmekte, yerel çalışma gruplarında (organizationes sectoriales) etkin olabilmektedirler. Partiye simpatizantes adı altında yeni bir üyelik kategorisi kazandırılmasıyla, parti istatistiklerinde ciddi bir temizlik süreci başlatılmış olduğunu görüyoruz. Nitekim üyelik aidatını yatırmamış olan üyeler bu yeni kategoriye kaydırıldılar. Daha sonra bunların arasından aidatını yatıranlara tekrar tam üyeliğe yükselme olanağı verildi. Ayrıca söz konusu uygulama PSOE üyelerinin sayısının belirgin şekilde artmasını, yani çok sayıda İspanyol vatandaşının light üyeliğe motive edilmesini sağladı ve 2000 yılları arasında İspanya Sosyal Demokrat Partisi nin üye sayısı , 2000 ve 2010 yılları arasında da dolayında artış gösterdi. Partide sempatizanların çok büyük bir grup oluşturmakta olduğu, hatta sayılarının tam üyelerin üzerine çıkmış olduğu dikkat çekiyor. PSOE istatistiklerine göre 2000 yılı başında dolayında bulunan sempatizanların sayısı, on yıl sonra e yaklaştı. Partinin toplam üye sayısı ise dolayında bulunuyor (bu konu ve takip eden hususlar için bkz. Méndez Lago ve Orte 2005). Sempatizanlar partinin azalan üye sayısını tekrar yükseltmenin yanı sıra, çeşitli çalışma gruplarına da yoğun katılım gösterdiler. Dolayısıyla sempatizanların menfaatlerinin göz ardı edilmesi veya görmezden gelinmesi imkânsız hale geldi. Kısmi üyelik uygulamasının başarısında organizationes sectoriales in PSOE içindeki irade oluşumuna sağladığı katkı da önemli rol oynadı. Belirli bir konu üzerinde yoğunlaşan çalışma grupları parti örgütü yapısına uygun olarak belediye, il, bölge ve ulusal düzeylerde faaliyet gösteren birimlere ayrılmış bulunuyorlar. Bunların hepsi söz konusu parti kurullarında oy hakkına sahip olup, partinin program çalışmalarına dahil olabiliyorlar. Ayrıca partiden bağımsız bir yönetim yapısına sahip olmaları da ne denli ağırlıklı konumda bulunduklarını gösteriyor. Parti üyelerinin tam üyeler ve sempatizanlar olarak sınıflandırılmasına yönelik uygulama Fransa da da denenmiş olmakla beraber, asla İspanya daki kadar başarılı sonuçlanmadı. Gerek katılım olanaklarının kısıtlı olması, gerekse kendilerine özgü bir yapıya sahip olmamaları, bunun yanı sıra söz konusu destekçilerin azınlığa düşerek tam üyelerin 19

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

Konut Satışları Temmuz 2014. Konut Satışları Temmuz

Konut Satışları Temmuz 2014. Konut Satışları Temmuz Konut Satışları Temmuz Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Ağustos 2014 1 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Konut Satış İstatistikleri ne göre 2014 yılının Temmuz ayında konut satışları

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 i Bu sayıda; Ağustos Ayı Dış Ticaret Verileri, 2013 2. Çeyrek dış borç verileri değerlendirilmiştir. i 1 İhracatta Olağanüstü Yavaşlama

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP 1999 ve 2002 Seçimlerinde CHP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim CHP 1999 seçimlerine Türkiye yükselen milliyetçilikle girdi. Ecevit in azınlık iktidarında seçimlere kısa bir süre kala Türkiye

Detaylı

Kayıtdışı İstihdama Dair Yanıtlanmayı Bekleyen Bazı Sorular

Kayıtdışı İstihdama Dair Yanıtlanmayı Bekleyen Bazı Sorular PLATFORM NOTU'15 / P-3 Yayınlanma Tarihi: 05.02.2015 * Kayıtdışı İstihdama Dair Yanıtlanmayı Bekleyen Bazı Sorular Cem Başlevent 1 YÖNETİCİ ÖZETİ Son yıllarda yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, kayıtdışı

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR?

TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Haziran 2010 SOSYAL MEDYA ARAŞTIRMASI: TÜRKİYE DE İŞ DÜNYASINDA ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYAYI NASIL KULLANIYOR? Proje Koordinatörleri: İndeks Araştırma Ekibi Simge Şahin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Giriş:

Detaylı

Herkes katılabilsin diye... Mahalle sakinlerinin katılımını sağlamanın yolları ve geniş katılımı sağlamanın temel kuralları için tavsiyeler

Herkes katılabilsin diye... Mahalle sakinlerinin katılımını sağlamanın yolları ve geniş katılımı sağlamanın temel kuralları için tavsiyeler Herkes katılabilsin diye... Mahalle sakinlerinin katılımını sağlamanın yolları ve geniş katılımı sağlamanın temel kuralları için tavsiyeler Prof. Dr. Reiner Staubach ve Tülin Kabis-Staubach (Planerladen

Detaylı

tepav Ocak2013 N201307 TÜRKİYE DE YOLSUZLUK ALGISI ÜZERİNE NOTLAR DEĞERLENDİRMENOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav Ocak2013 N201307 TÜRKİYE DE YOLSUZLUK ALGISI ÜZERİNE NOTLAR DEĞERLENDİRMENOTU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı DEĞERLENDİRMENOTU Ocak01 N0 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Evren AYDOĞAN 1 Araştırmacı, Yönetişim Çalışmaları Uluslararası Şeffaflık Örgütü nün- Transparency International (TI), Yolsuzluk

Detaylı

MMKD Stratejik İletişim Planı Araştırma Sonuçları

MMKD Stratejik İletişim Planı Araştırma Sonuçları MMKD Stratejik İletişim Planı Araştırma Sonuçları 29 Mayıs 2013 tarihinde MMKD Stratejik İletişim Planı nı oluşturmak amacıyla bir toplantı yapıldı. Toplantının ardından, dernek amaç ve faaliyetlerinin

Detaylı

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları

Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve. Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Avrupalıların Müstakbel Bir AB Üyesi Olarak Türkiye ye Bakışları ve Türkiye nin Avrupalılaşma Sorunları Merkezi Finans ve İhale Birimi AB ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Üniversiteler

Detaylı

TİCARİ İLİŞKİLER DURUM İKÖ ÜLKELERİ ARASINDA AVRUPA BİRLİĞİ >>

TİCARİ İLİŞKİLER DURUM İKÖ ÜLKELERİ ARASINDA AVRUPA BİRLİĞİ >> AVRUPA BİRLİĞİ >> Hazırlayan: Mustafa BAYBURTLU (TOBB AB Daire Başkanı) İKÖ ÜLKELERİ ARASINDA TİCARİ İLİŞKİLER VE EKONOMİK DURUM İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi ülkelerin ekonomik yapıları, ekonomik

Detaylı

Yasama süreci ve sivil toplum. İsveç

Yasama süreci ve sivil toplum. İsveç Yasama süreci ve sivil toplum İsveç Sosyal faaliyet alanları Devlet Piyasa Sivil toplum Sivil toplum nedir? Ortak çıkarlar, amaçlar ve değerler etrafında birleşmiş gönüllü ve kolektif faaliyetler Değişken

Detaylı

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir?

Seçmen sayısı. Böylesine uçuk rakamlar veren bir YSK na nasıl güvenilir? Değerli arkadaşlar, 7 Haziran 2015 günü yapılacak olan 25. dönem Milletvekili seçiminin nasıl sonuçlanacağı haklı olarak büyük merak konusu... Bu nedenle aylardan beri kamuoyu yoklamaları yapılıyor, anketler

Detaylı

Demokrat Bireyden Demokratik Topluma

Demokrat Bireyden Demokratik Topluma Şubat 2015 Demokrat Bireyden Demokratik Topluma CÜNEYT TANDOĞAN Demokrat Bireyden Demokratik Topluma Cüneyt Tandoğan Demokratikleşme ve İyi Yönetişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü toplumsal,

Detaylı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı

HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER. AB Liderleri Jean-Claude Juncker in AB Komisyonu Başkanı Olması İçin Uzlaştı SİYASİ GELİŞMELER HAZİRAN AYINDA ÖNE ÇIKAN GELİŞMELER AB Liderleri 27 Haziran da Jean- Claude Juncker i AB Komisyon Başkan adayı olarak belirledi. Schulz yeniden AP Başkanı oldu. AB Liderleri Jean-Claude

Detaylı

LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ 2013

LÜTFEN KAYNAK GÖSTEREREK KULLANINIZ 2013 BİLİM OLİMPİYATLARI, MADALYALAR VE ÇAN EĞRİSİ Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 8 Aralık 2013 Milliyet Gazetesi nde belki de Milliyet okuyucularından çoğunun da

Detaylı

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI MİLLÎ EĞİTİM BAKANI SAYIN ÖMER DİNÇER İÇİN DEMOKRATİK VATANDAŞLIK VE İNSAN HAKLARI EĞİTİMİ PROJESİNİN AÇILIŞ KONFERANSI KONUŞMA METNİ TASLAĞI Sayın Katılımcılar, değerli basın mensupları Avrupa Konseyi

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ

AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ AK PARTİ YURT DIŞINDAKİ... GENÇLERIMIZIN YANINDA 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri Yurt Dışı Gençler Seçim Beyannamesi ... IÇINDEKILER MUSTAFA YENEROĞLU SUNUS 04 --------------------------------- YURT DIŞINDAKİ

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

SPoD, Ruh Sağlığı Çalıştayının 5 incisini Düzenledi

SPoD, Ruh Sağlığı Çalıştayının 5 incisini Düzenledi SPoD, Ruh Sağlığı Çalıştayının 5 incisini Düzenledi Ruh sağlığı uzmanlarıyla beraber yürütülen 40 saatlik çalıştay programının, trans danışanlara yönelik beşinci ve son kısmı; 3 Kasım'da İstanbul Bilgi

Detaylı

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir

TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA. Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir TÜRKİYE DE ETNİK, DİNİ VE SİYASİ KUTUPLAŞMA Dr. Salih Akyürek Fatma Serap Koydemir 30 Haziran 2014 ÇALIŞMANIN AMACI Kutuplaşma konusu Türkiye de çok az çalışılmış olmakla birlikte, birçok Avrupa ülkesine

Detaylı

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ

ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI Ve TÜRKİYE ÜZERİNE ETKİLERİ ÇERÇEVE SUNU Gülçiçek ÖZKORKMAZ Başkanlık Baş Danışmanı Mukim Özel Temsilciler Direktörü ABD - AB SERBEST TİCARET ANLAŞMASI ve TÜRKİYE ÜZERİNE

Detaylı

TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER

TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER g TR63 BÖLGESİ MEVCUT DURUM ANALİZİ DEMOGRAFİK GÖSTERGELER TABLOLAR Tablo 1. TR63 Bölgesi Doğum Sayısının Yaş Gruplarına Göre Dağılımı (2011)... 1 Tablo 2. Ölümlerin Yaş Gruplarına Göre Dağılımı (2011)...

Detaylı

Araştırma Notu 13/156

Araştırma Notu 13/156 Araştırma Notu 13/156 01 Kasım 2013 ALTIN HARİÇ CARi AÇIK DÜŞÜYOR Zümrüt İmamoglu, Barış Soybilgen ** Yönetici Özeti 2011-2013 yılları arasında altın ithalat ve ihracatında görülen yüksek iniş-çıkışlar

Detaylı

Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler

Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler Berlin Katılım gelişmesinin durumu ve perspektifler Hella Dunger-Löper Staatssekretärin für Bauen und Wohnen 1 Katılım (Latince: Katılım). Genel olarak: Katılım, vatandaşların ortak (siyasi) sorunların

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI 26 Kasım 2014 İstanbul, Sabancı Center TÜSİAD İş Dünyası Bakış Açısıyla Türkiye de

Detaylı

Siyasi Tercihler ve Oy Değişimleri

Siyasi Tercihler ve Oy Değişimleri Siyasi Tercihler ve Oy Değişimleri Tonguç Çoban 9 Kasım 2010 Nobody s Unpredictable Seçmenler kimleri seçiyor? Muhtar Belediye Meclis Üyeleri Belde veya İlçe Belediye Başkanı Büyükşehir Belediye Başkanı

Detaylı

Araştırma Notu 12/124

Araştırma Notu 12/124 Araştırma Notu 12/124 05.01.2012 YENİLENEBİLİR ENERJİ HABERLERİNDE REGÜLASYON ve FİNANSMAN ÖNE ÇIKIYOR Barış Gençer Baykan Yönetici Özeti Yenilenebilir enerjiler, gerek fosil yakıtların tükeneceği öngörüsü

Detaylı

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU TARTIŞMA METNİ 2003/6 http://www.tek.org.tr 2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Zafer Yükseler Aralık, 2003

Detaylı

Kariyer ve Profesyonel Ağlar

Kariyer ve Profesyonel Ağlar Kariyer ve Profesyonel Ağlar Kariyer Fransızca carrière kelimesinden gelmektedir. Bir yere çıkan, bir yere gelen anlamına gelmektedir. Bir meslekte çalışma ve zamanla elde edilen aşama, başarı ve uzmanlıktır.

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ 1 AB İLETİŞİM STRATEJİSİ (ABİS) NEDİR? Türkiye - AB müzakere sürecinin üç ayağı: 1- Siyasi reformlar 2- AB yasal düzenlemelerinin kabul edilmesi ve uygulanması

Detaylı

Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani:

Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani: Ulusal Entegrasyon Plani: Entegrasyon Ulusal Entegrasyoun siyasetinin Plani motoru Ulusal Entegrasyon Entegrasyon siyasetinin motoru Plani: Entegrasyon siyasetinin motoru Ulusal Entegrasyon Plani: Stand

Detaylı

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1

Türkiye nin Gizli Yoksulları 1 PLATFORM NOTU'14 / P-1 Yayınlanma Tarihi: 11.03.2014 * Türkiye nin Gizli ları 1 Thomas Masterson, Emel Memiş Ajit Zacharias YÖNETİCİ ÖZETİ luk ölçümü ve analizine yeni bir yaklaşım getiren iki boyutlu

Detaylı

İnternet, televizyon dahil tüm mecraları geride bırakarak sektörel haber alımında zirveye oturdu.

İnternet, televizyon dahil tüm mecraları geride bırakarak sektörel haber alımında zirveye oturdu. Basın Bülteni 13.07.2013 İş Dünyası Profesyonelleri Gözünden Medya Hitay Yatırım Holding firmalarından Türkiye nin en büyük izinli veritabanına sahip online araştırma şirketi DORinsight tarafından İş Dünyası

Detaylı

KARİYER YÖNETİMİ. Kariyer teorisi iki nokta üzerinde odaklanmaktadır. Öğr. Grv.. M. Volkan TÜRKER

KARİYER YÖNETİMİ. Kariyer teorisi iki nokta üzerinde odaklanmaktadır. Öğr. Grv.. M. Volkan TÜRKER KARİYER YÖNETİMİ Öğr. Grv.. M. Volkan TÜRKER 7 KARİYER YÖNETİMİ Kariyer, bireyin mesleği ile ilgili pozisyonları, çalışma hayatı boyunca peş peşe kullanması ve organizasyonun üst kademelerine doğru ilerlemesidir.

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI!

İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI! İZMİR, 2015 OCAK AYI HAVAYOLU VE DENİZYOLU GİRİŞLERİNDE DÜŞÜŞ YAŞADI! Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Yönetim Kurulu tarafından İzmir turizmine yönelik kapsamlı bir istatistik verileri

Detaylı

Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas

Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas Almanya daki slam Konferans ve Federal Alman Hükümetinin Entegrasyon Politikas Ali Aslan Almanya son on yıllarda her şeyden önce Müslüman ağırlıklı devletlerden gelen göçmenler yoluyla dini ve kültürel

Detaylı

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015

Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi. Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Şubat 2015 Son 5 Yılda Türkiye Medyasında İnsan Hakları ve Nefret Söylemi Medya ve İletişim Merkezi İstanbul Enstitüsü İstanbul Enstitüsü

Detaylı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ. Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık anlayışı DÜŞÜNCE KURULUŞLARI: DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE DEKİ YERİ VE ÖNEMİ Furkan Güldemir, Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Tarihsel Süreç Düşünce Kuruluşları genel itibariyle, herhangi bir kâr amacı ve partizanlık

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

Basın Bülteni Release

Basın Bülteni Release Basın Bülteni Release BASF, ikinci çeyrekte satış hacmini artırdı 26 Temmuz 2014 BASF, 2014 yılı ikinci çeyreğinde satışlarını yüzde 1 artırarak 18,5 milyar avroya çıkardı. Şirketin faiz ve vergi öncesi

Detaylı

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR

KARARSIZ AK PARTĠ SEÇMENĠ PARTĠSĠNE DÖNÜYOR Türkiye 7 Haziran 2015'te yapılacak milletvekili genel seçimlerine hazırlanırken araştırma şirketleri de seçmenlerin nabzını tutmaya devam ediyor. Genel seçim öncesi Politic's Araştırma Şirketi'nce yapılan

Detaylı

E-demokrasi Projesi Anket Sonuçları

E-demokrasi Projesi Anket Sonuçları E-demokrasi Projesi Anket Sonuçları (Üniversite Gençleri İçin E-Demokrasi Projesi Anket Çalışması ) Sonuçlar Bu sorgudaki kayıt sayısı: 261 Anketteki toplam kayıt: 261 Toplama göre yüzde: 100.00% 1. Cinsiyetiniz?

Detaylı

SPONSOR DOSYASI. fikir. Yeni Fikirler, Güçlü Girişimciler. sosyal girişimcilik başarı. eğitim strateji. gelişim. inovasyon yaratıcılık liderlik

SPONSOR DOSYASI. fikir. Yeni Fikirler, Güçlü Girişimciler. sosyal girişimcilik başarı. eğitim strateji. gelişim. inovasyon yaratıcılık liderlik Yeni Fikirler, Güçlü Girişimciler sosyal girişimcilik başarı fikir eğitim strateji inovasyon yaratıcılık liderlik gelişim Ödüllü Girişimcilik Yarışması ve Eğitimi SPONSOR DOSYASI facebook.com/girisimkampusu

Detaylı

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu

TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu TÜSİAD Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Çalışma Grubu Sunumu Ekonomi Koordinasyon Kurulu Toplantısı, İstanbul 12 Eylül 2008 Çalışma Grubu Amacı Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele M Çalışma Grubu nun amacı; Türkiye

Detaylı

BASA BELEDİYE HİZMETLERİNDE VATANDAŞIN NABZINI ÖLÇTÜ ISPARTA HALKI BELEDİYE HİZMETLERİNDEN MEMNUN MU?

BASA BELEDİYE HİZMETLERİNDE VATANDAŞIN NABZINI ÖLÇTÜ ISPARTA HALKI BELEDİYE HİZMETLERİNDEN MEMNUN MU? BASA BELEDİYE HİZMETLERİNDE VATANDAŞIN NABZINI ÖLÇTÜ Batı Akdeniz Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (BASA), geçen hafta basına duyurduğu Antalya-Isparta-Burdur araştırmasının Isparta Belediyesi ve halkın

Detaylı

Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014

Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014 Doğruluk Payı Aylık Rapor Kasım 2014 Ortak Gelecek için Diyalog Derneği tarafından 20 Haziran 2014 tarihinde yayın hayatına başlatılan Doğruluk Payı, herhangi bir partiyle ilişkisi olmayan tamamiyle bağımsız

Detaylı

Türkiye de Yabancı Bankalar *

Türkiye de Yabancı Bankalar * Bankacılar Dergisi, Sayı 52, 2005 Türkiye de Yabancı Bankalar * I. Giriş: Uluslararası bankacılık faaliyetleri, geçen yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası ticaret akımlarının ve doğrudan yabancı

Detaylı

Çok tatil yapan ülke imajı yanlış!

Çok tatil yapan ülke imajı yanlış! Tarih: 19.05.2013 Sayı: 2013/09 İSMMMO nun Türkiye de Tatil ve Çalışma İstatistikleri raporuna göre Türkiye tatil günü sayısında gerilerde Çok tatil yapan ülke imajı yanlış! Türkiye, 34 OECD ülkesi arasında

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Piyasalardaki Dalgalanma Otomotiv Sektörüne Nasıl Yansıyor?

Piyasalardaki Dalgalanma Otomotiv Sektörüne Nasıl Yansıyor? Piyasalardaki Dalgalanma Otomotiv Sektörüne Nasıl Yansıyor? Pınar ELMAS Otomotiv sektörü, ekonomide yarattığı katma değer, istihdama olan katkısı ve ilişkide bulunduğu diğer sektörlerdeki teknolojik gelişmenin

Detaylı

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI Sürdürülebilirlik vizyonumuz 150 yıllık bir süreçte inşa ettiğimiz rakipsiz deneyim ve bilgi birikimimizi; ekonomiye, çevreye, topluma katkı sağlamak üzere kullanmak, paydaşlarımız

Detaylı

Seçim süreci hakkında sorular ve cevaplar

Seçim süreci hakkında sorular ve cevaplar Hamburg Uyum Meclisi Genel bilgiler Seçim süreci hakkında sorular ve cevaplar 1. Uyum Meclisi ne için gereklidir? Entegrasyon; örneğin politika, ekonomi, iş piyasası, eğitim, sosyal işler, kültür, din,

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler... TÜRKONFED BAŞKANI TARKAN KADOOĞLU TKYD KURUMSAL YÖNETİM ZİRVESİ KONUŞMA METNİ 14 Ocak 2016 Değerli misafirler, Kıymetli iş insanları... Basınımızın değerli temsilcileri... Hanımefendiler... Beyefendiler...

Detaylı

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm

2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm 2008 yılında gönüllü çabalarla kurulan Uluslararası Şeffaflık Derneği ülkenin demokratik, sosyal ve ekonomik yönden gelişimi için toplumun tüm kesimlerinde şeffaflık, dürüstlük ve hesap verebilirlik ilkelerini

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2012, No: 44 i Bu sayıda; Ekim ayı enflasyon verileri, Eylül ayı dış ticaret verileri; TİM Ekim ihracat verileri değerlendirilmiştir. i 1 2012 de Türkiye

Detaylı

GAE GİRNE ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

GAE GİRNE ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ HALKOYLAMASI HAKKINDA KAMUOYU YOKLAMASI Kasım 2014 GAE GİRNE ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ HALKOYLAMASI HAKKINDA KAMUOYU YOKLAMASI Anketin Amacı 29 Haziran

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

PROJE YAPIM VE YÖNETİMİ İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ 09071067 ŞEYMA GÜLDOĞAN

PROJE YAPIM VE YÖNETİMİ İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ 09071067 ŞEYMA GÜLDOĞAN PROJE YAPIM VE YÖNETİMİ İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ 09071067 ŞEYMA GÜLDOĞAN İnsan kaynakları bir organizasyondaki tüm çalışanları ifade eder. Diğer bir deyişle organizasyondaki yöneticiler, danışmanlar,

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 72 i Bu sayıda; Haziran İşgücü ve İstihdam gelişmeleri; Ocak-Ağustos Bütçe verileri değerlendirilmiştir. i 1 Gerçek işsizlikte ciddi artış

Detaylı

İKV DEĞERLENDİRME NOTU

İKV DEĞERLENDİRME NOTU 99 Kasım 2014 İKV DEĞERLENDİRME NOTU JUNCKER KOMİSYONU GÖREVE BAŞLARKEN: TÜRKİYE BİR 5 YIL DAHA KAYBETMEYİ GÖZE ALABİLİR Mİ? Doç. Dr. Çiğdem Nas, İKV Genel Sekreteri İKTİSADİ KALKINMA VAKFI www.ikv.org.tr

Detaylı

Üniversite Gençleri İçin E-Demokrasi Projesi Anket Çalışması

Üniversite Gençleri İçin E-Demokrasi Projesi Anket Çalışması Üniversite Gençleri İçin E-Demokrasi Projesi Anket Çalışması Bu ankette 30 soru var Grup 1 1 [1]Cinsiyetiniz? Erkek Kadın 2 [2]Yaş aralığınız? 17-22 23-30 30 ve üzeri 3 [3]Ailenizin Gelir düzeyi (Maaş,

Detaylı

GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ

GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ Hazırlayan: Fethi SAYGIN Mart 2014 Kaynak :DESTATIS (Alman İstatistik Enstitüsü) GENEL DEĞERLENDİRME Ekonomi piyasalarındaki durgunluk ve sorunlara rağmen,

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mayıs 2012, No: 33

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mayıs 2012, No: 33 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Mayıs 2012, No: 33 i Bu sayıda; Kısa vadeli Dış Borç Stoku, Merkez Bankası Net Döviz Pozisyonu rakamları Uluslararası Yatırım Pozisyonu, Ve İmalat Sanayi

Detaylı

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar:

Kadın Dostu Kentler Projesi. Proje Hedefleri. Genel Hedef: Amaçlar: Kadın Dostu Kentler Projesi İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün ulusal ortağı ve temel paydaşı olduğu Kadın Dostu Kentler Projesi, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu-UNFPA ve Birleşmiş Milletler

Detaylı

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği YÖNERGESİ

İstanbul İmam Hatip Liseliler Derneği YÖNERGESİ AKADEMİ BİRLİĞİ YÖNERGESİ Birinci Bölüm Genel Hükümler Amaç Madde 1 tarafından yürürlüğe konan bu yönergenin amacı, Akademi Birliği nin amacını, görev, yetki ve çalışma alanlarını düzenlemektir. Tanımlar

Detaylı

Yaprak Özer İndeks İçerik İletişim Danışmanlık CEO. Öncelikleriniz iletişim stratejinizi de değiştirir

Yaprak Özer İndeks İçerik İletişim Danışmanlık CEO. Öncelikleriniz iletişim stratejinizi de değiştirir Yaprak Özer İndeks İçerik İletişim Danışmanlık CEO Öncelikleriniz iletişim stratejinizi de değiştirir Küresel finans sektörü, barındırdığı risklerden dolayı geçtiğimiz yıl birçok şirket için belirsizliklerle

Detaylı

İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM GENEL BİLGİLER

İÇİNDEKİLER I. BÖLÜM GENEL BİLGİLER VII İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...V İÇİNDEKİLER...VII GİRİŞ...XII I. BÖLÜM GENEL BİLGİLER A. YEREL YÖNETİMLER...3 İl Özel İdareleri...3 Belediyeler...3... Köy İdareleri...4 Mahalle Muhtarlıkları...4 Yerel Yönetim

Detaylı

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması

10 Ağustos. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması. 18 Ağustos 2014. 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Yazılı Medya Araştırması 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Yazılı Medya Araştırması 18 Ağustos 2014 İÇİNDEKİLER 1. SUNUŞ... 3 2. ADAYLAR HAKKINDA ÇIKAN HABERLER NASIL SUNULDU?... 3-4 2.1 HABERLERİN ADAYLARA GÖRE DAĞILIMI...

Detaylı

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ KADIN ARAŞTIRMALARI VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ KADIN ARAŞTIRMALARI VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ KADIN ARAŞTIRMALARI VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ Amaç BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Uludağ Üniversitesi Kadın Araştırmaları

Detaylı

Kamu Sermayeli İşletmelerde (KİT) Yönetim Kurulu Uygulamaları

Kamu Sermayeli İşletmelerde (KİT) Yönetim Kurulu Uygulamaları Kamu Sermayeli İşletmelerde (KİT) Yönetim Kurulu Uygulamaları Kamu Sermayeli İşletmelerde Kurumsal Yönetim Uygulamaları Konulu Konferans, Ankara, 10 Haziran 2014 Hans Christiansen, Kıdemli Ekonomist Kurumsal

Detaylı

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI Sivil Toplum Geliştirme Merkezi KATILIMCI DEMOKRASİDE YEREL YÖNETİM-STK İŞBİRLİĞİ 1. TOPLANTI 25-26 Kasım 2005, İstanbul Sivil Toplumun Geliştirilmesi İçin Örgütlenme Özgürlüğünün Güçlendirilmesi Projesi,

Detaylı

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü

Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti. SPoD CHP Beyoğlu Belediyesi Başkan Aday Adayı Gülseren Onanç ile görüştü Trans Terapi ve Dayanışma Grubu Toplantılarının Yedincisi Gerçekleşti SPoD un ve Uzman Psikiyatrist Dr. Seven Kaptan ın gönüllü işbirliğiyle düzenlenen Trans Terapi Toplantısı nın yedincisi 4 Eylül Çarşamba

Detaylı

ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDE PERSONEL SEÇİMİ

ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERDE PERSONEL SEÇİMİ ÇOKULUSLU ŞİRKETLERDE PERSONEL SEÇİMİ VE YERLEŞTİRMELER Uluslar arası Personel Seçimi ve İşe Yerleştirmeler Personel planlarına göre ihtiyaç duyulan personelin nitelik ve miktarı önceden saptanmaktadır.

Detaylı

TOPLUMSAL RAPORLAR YATIRIM TEŞVİKLERİ VE İSTİHDAM - 2010 (05.12.2010) Yatırımlar büyürken istihdam küçülüyor

TOPLUMSAL RAPORLAR YATIRIM TEŞVİKLERİ VE İSTİHDAM - 2010 (05.12.2010) Yatırımlar büyürken istihdam küçülüyor TOPLUMSAL RAPORLAR 15 YATIRIM TEŞVİKLERİ VE İSTİHDAM - 2010 (05.12.2010) Yatırımlar büyürken istihdam küçülüyor 10 yıllık dönemler itibariyle teşvik sisteminin istihdama etkisi Yıllık Yıllık Yıllık Yıl

Detaylı

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI!

BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! BU YIL ULUSLARARASI KOOPERATİFLER YILI! Birleşmiş Milletler Genel Kurulu; kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya, özellikle yoksulluğun azaltılmasına, istihdam yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye olan

Detaylı

ARBEIT & LEBEN ggmbh. Sürekli gelişen iş ve yaşam dünyanızdaki yolculuğunuzda sizlere eşlik ediyor ve destek oluyoruz. - 3 -

ARBEIT & LEBEN ggmbh. Sürekli gelişen iş ve yaşam dünyanızdaki yolculuğunuzda sizlere eşlik ediyor ve destek oluyoruz. - 3 - ARBEIT & LEBEN ggmbh Sürekli gelişen iş ve yaşam dünyanızdaki yolculuğunuzda sizlere eşlik ediyor ve destek oluyoruz. - 3 - KURUM ARBEIT & LEBEN ggmbh 1973 senesinden beri Rheinland Pfalz Eyaleti Eğitim

Detaylı

Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller. Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey

Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller. Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey Göç ve Serbest Dolaşım Eğilimler ve Engeller Ayşegül Yeşildağlar 16.09.2010 Ankara, Turkey Türkiye den AB ne Göç 1961 den itibaren göçün değişen doğası 60 lar : Batı Avrupa da niteliksiz işgücü ihtiyacı

Detaylı

BRIC ÜLKELERİ VE TÜRKİYE FEYZULLAH ALTAY

BRIC ÜLKELERİ VE TÜRKİYE FEYZULLAH ALTAY BRIC (Brasil, Russia, India, China) ve TÜRKİYE (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin) 2010-2012 döneminde, BRIC ülkeleri içinde en yüksek kişi başına gelir düzeyi Rusya'da. Türkiye'ninki Rusya dışında kalanlardan

Detaylı

Marmara Üniversitesi Finans Sektöründe Yabancı Sermaye Sempozyumu

Marmara Üniversitesi Finans Sektöründe Yabancı Sermaye Sempozyumu Marmara Üniversitesi Finans Sektöründe Yabancı Sermaye Sempozyumu (14 Aralık 2007, İstanbul) Nevzat Öztangut Başkan, Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği Değerli konuklar, Aracı Kuruluşlar

Detaylı

BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman

BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman 516 1. SEKTÖRÜN TANIMI Büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri imalatı ISIC Revize 3 ve NACE Revize 1 sınıflandırmasına

Detaylı

DSÖ SAĞLIKLI ŞEHİRLER PROJESİ 5. FAZ HAZIRLIK ÇALIŞMALARI JÜLİDE ALAN SAĞLIKLI KENTLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ NİSAN 2008

DSÖ SAĞLIKLI ŞEHİRLER PROJESİ 5. FAZ HAZIRLIK ÇALIŞMALARI JÜLİDE ALAN SAĞLIKLI KENTLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ NİSAN 2008 DSÖ SAĞLIKLI ŞEHİRLER PROJESİ 5. FAZ HAZIRLIK ÇALIŞMALARI JÜLİDE ALAN SAĞLIKLI KENTLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ NİSAN 2008 DSÖ SAĞLIKLI ŞEHİRLER AĞI 5. Faz Ana Konuları 5. FAZ Dünya Sağlık

Detaylı

Liderlikte Güncel Eğilimler. Konuşan Değil, Dinleyen Lider. Şeffaf Dünyada Otantik Lider. Bahçevan İlkesi. Anlam Duygusu Veren Liderlik

Liderlikte Güncel Eğilimler. Konuşan Değil, Dinleyen Lider. Şeffaf Dünyada Otantik Lider. Bahçevan İlkesi. Anlam Duygusu Veren Liderlik Video Başlığı Açıklamalar Süresi Yetkinlikler Liderlikte Güncel Eğilimler Konuşan Değil, Dinleyen Lider Son on yıl içinde liderlik ve yöneticilik konusunda dört önemli değişiklik oldu. Bu videoda liderlik

Detaylı

FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR

FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR FARKLI AB ÜLKELERİNDE GÖÇMEN POLİTİKALARINDAKİ GENEL YAKLAŞIMLAR AB Göç politikalarında uyum ve koordinasyon için: Amsterdam Anlaşması 2.10.1997 Tampere Zirvesi 15-16.10.1999 GÖÇ VEGÖÇMEN POLİTİKALARININ

Detaylı

2 Ekim 2013, Rönesans Otel

2 Ekim 2013, Rönesans Otel 1 MÜSİAD Brüksel Temsilciliği Açı çılışı ışı 2 Ekim 2013, Rönesans Otel T.C. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış,.... T. C. ve Belçika Krallığının Saygıdeğer Temsilcileri, 1 2 STK ların Çok Kıymetli

Detaylı

İçindekiler. Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler

İçindekiler. Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler w İçindekiler Hakkımızda Misyon Vizyon TKYD Üyelik Ayrıcalıkları Faaliyetler Çalışma Grupları Eğitim Programları İhtisas Programları Anadolu Seminerleri Kurumsal Yönetim Kütüphanesi Yayınlar Zirve ve Paneller

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR!

BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR! BÜYÜK OLMAK BÜYÜK DAVRANMAKLA OLUR! Ülke yönetiminde söz sahibi olup, sorumluluk makamlarını temsil edenler iyi yönetim sergilediklerini her fırsatta kamuoyuna yüksek vurgularla belirtmektedirler. Yöneticilerin

Detaylı

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Slide 2 Yeniden Yapılanma Kamu yönetiminde sorunlar Kötü ekonomik performans Yönetimin hantallaşması, verimsizlik ve etkinsizlik

Detaylı

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI II. Mahmut ve Tanzimat dönemlerinde devlet yöneticileri, parçalanmayı önlemek için ortak haklara sahip Osmanlı toplumu oluşturmak için Osmanlıcılık fikrini

Detaylı

15 Nisan 2013 PAZARTESİ Resmî Gazete Sayı: 28619 YÖNETMELİK GEDİK ÜNİVERSİTESİ AVRUPA BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM

15 Nisan 2013 PAZARTESİ Resmî Gazete Sayı: 28619 YÖNETMELİK GEDİK ÜNİVERSİTESİ AVRUPA BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM 15 Nisan 2013 PAZARTESİ Resmî Gazete Sayı: 28619 Gedik Üniversitesinden: YÖNETMELİK GEDİK ÜNİVERSİTESİ AVRUPA BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ Amaç BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak

Detaylı

BOR İlçesi Mevcut Siyasi Durum Tespit Araştırması 24 ŞUBAT 2014

BOR İlçesi Mevcut Siyasi Durum Tespit Araştırması 24 ŞUBAT 2014 BOR İlçesi Mevcut Siyasi Durum Tespit Araştırması 24 ŞUBAT 2014 BOR İlçesi Mevcut Siyasi Durum Tespit Araştırması - 2014 1 1.1. ARAŞTIRMANIN ADI BOR İlçesi Mevcut Siyasi Durum Tespit Araştırması 1. 2.

Detaylı