PALMOPLANTAR PÜSTÜLOZLU HASTALARDA ETİYOPATOGENEZDEN SORUMLU FAKTÖRLERİN ARAŞTIRILMASI VE SERUMDA ANTİGLİADİN ANTİKOR DÜZEYLERİNİN TESPİTİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "PALMOPLANTAR PÜSTÜLOZLU HASTALARDA ETİYOPATOGENEZDEN SORUMLU FAKTÖRLERİN ARAŞTIRILMASI VE SERUMDA ANTİGLİADİN ANTİKOR DÜZEYLERİNİN TESPİTİ"

Transkript

1 T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI HAYDARPAŞA NUMUNE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR KLİNİĞİ KLİNİK ŞEFİ: DR. A. TÜLİN MANSUR PALMOPLANTAR PÜSTÜLOZLU HASTALARDA ETİYOPATOGENEZDEN SORUMLU FAKTÖRLERİN ARAŞTIRILMASI VE SERUMDA ANTİGLİADİN ANTİKOR DÜZEYLERİNİN TESPİTİ DR. ÇAĞDA ÇELİKTEN ÖNCEL (UZMANLIK TEZİ) İSTANBUL-2005

2 ÖNSÖZ Başhekimimiz sayın Prof.Dr. Yusuf Özertürk e; Uzmanlık eğitimim boyunca, değerli bilgi ve deneyimlerinden yararlandığım, yetişmemde ve tezimin hazırlanmasında büyük emeği geçen,hiçbir zaman ilgi ve desteğini esirgemeyen klinik şefim, hocam ve tez danışmanım sayın Dr. Tülin Mansur a ve eğitimime olan katkılarından dolayı Şef Yardımcımız sayın Doç.Dr. İkbal Esen Aydıngöz e en derin saygı ve teşekkürlerimi sunarım. Asistanlığımın ilk gününden itibaren her zaman yakın ilgi ve yardımlarını gördüğüm, birlikte çalışmaktan zevk duyduğum uzmanlarımız Dr. Nurhan Kocaayan, Dr. Zehra Aşiran Serdar, Dr. Şirin Pekcan a ve tezimin istatistik çalışmalarında bana gösterdiği sabrından ve yardımlarından dolayı Dr. Fatih Göktay a; birlikte çalıştığımız süre içinde kendileri ile çalışma fırsatı bulduğum ve bu bakımdan kendimi şanslı saydığım emekli uzmanlarımız Dr. Sevil Gündüz ve Dr. Gaye Ünal a; bizlere araştırma ve düşünmeyi aşılayan, emekli klinik şefimiz Dr. Osman Güney e; Rotasyonlarım sırasında yardımlarından dolayı 2. Dahiliye klinik 2

3 şefi Dr. Yıldız Barut ve Enfeksiyon Hastalıları klinik şefi Doç.Dr. Paşa Göktaş a; Üç yıl boyunca acı, tatlı anıları paylaştığım tüm asistan arkadaşlarıma ve her zaman yardımlarını gördüğüm klinik hemşire ve personeline; Tezime olan katkılarından dolayı Düzen Laboratuvarları na; Tüm eğitim hayatım boyunca her zaman yanımda olan ve desteğini esirgemeyen, bu günlere gelmemi sağlayan sevgili annem, babam, kardeşim ve tüm sevgisi ile bana enerji, güç veren eşim Levent Öncel ve biricik oğlum Tuna Alp Öncel e İçten teşekkür ederim. 3

4 İÇİNDEKİLER Sayfa No: ÖNSÖZ 1 1.GİRİŞ VE AMAÇ GENEL BİLGİLER.5-16 A)Palmoplantar püstüloz i. Tanım ii. Epidemiyoloji iii. Etiyopatogenez ve rol oynayan faktörler iv. Klinik v. Histopatoloji vi. Ayırıcı tanılar vii. Tedavi B) Antigliadin antikorlar 3.MATERYAL VE METOD BULGULAR TARTIŞMA SONUÇ 37 7.ÖZET 38 8.KAYNAKLAR

5 1.GİRİŞ VE AMAÇ Palmoplantar püstüloz (PPP), avuç içleri ve ayak tabanlarında yerleşen, eritemli zemin üzerinde steril püstüllerle seyreden, nedeni bilinmeyen, kronik ve tedavisi oldukça zor olan bir dermatozdur. Psoriasis grubu hastalıklar içerisinde yer alabildiği gibi bazı otörlerce ayrı bir antite olarak da kabul edilebilmektedir. Etyolojisi bilinmemesine rağmen yapılan çalışmalarda sigara kullanımı ile PPP sıklığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. PPP li hastaların yaklaşık %94-95 inin sigara kullandığı bulunmuştur. Sigaranın yanı sıra enfeksiyonlar, otoimmünite, stres ve tiroid hastalıkları ile ilişkisi de tespit edilmiştir. Bilindiği gibi deriyi ve bağırsakları birlikte tutan hastalıklar mevcuttur. Bunlara örnek olarak dermatitis herpetiformis, piyoderma gangrenosum ve akrodermatitis enteropatika sayılabilir. Son yıllarda literatürde çölyak hastalığı ilişkili antikorların varlığı ile psoriasisin aktivitesinde bir artış olup olmadığı ve bu ilişkinin mekanizması tartışılmaktadır. Serum antigliadin antikorları (AGA), çölyak hastalığı için kullanılan bir test olmasına rağmen, bu antikorlar IgA nefriti, orak hücreli anemi, hepatik hastalıklar, jüvenil romatoid artrit ve otoimmün tiroid hastalıklarında da saptanabilmektedir. Son yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda psoriasis ve psoriatik artritli hastaların %16 sında AGA IgA ve/veya AGA IgG nin pozitif olduğu gösterilmiştir. Hatta AGA pozitifliği bulunan hastalara glutensiz diyet uygulandığında PASİ (psoriasis alan ve şiddet indeksi) skorları ve artrit 5

6 semptomlarında belirgin gerileme olduğu gözlenmiştir. Bu ilişkinin nedenleri açık olmamakla birlikte deri ve bağırsak mukozasının ikisinde de bulunan bazı antijenlere karşı bir reaktivite olduğu öne sürülmektedir. Palmoplantar püstülozlu hastalarla yapılan kontrolsüz bir çalışmada ise, bu hasta grubunda AGA pozitifliği %16 olarak bulunmuştur. Bu çalışmalar ışığında, PPP li hastalarda, etyolojiye ışık tutabileceği düşünülerek mevcut semptomların sıklığı, şiddeti, sigara kullanımı, stres faktörleri, eşlik edebilecek tiroid hastalıkları veya gastrointestinal semptomların araştırılması, AGA varlığının olup olmadığı ve bunun sağlıklı bir kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. 6

7 2.GENEL BİLGİLER A) PALMOPLANTAR PÜSTÜLOZ A.1. TANIM: Palmoplantar püstüloz (PPP), avuç içleri ve ayak tabanlarında, çoğunlukla eritemli-skuamlı zeminde, simetrik ve bilateral yerleşim gösteren intraepidermal steril püstüllerle karakterize, etiyolojisi bilinmeyen, akropüstülozlar sınıfında değerlendirilen bir deri hastalığıdır. Hastalık nüksler ve iyileşme dönemleriyle kronik bir seyir izler (1,2,3,4). Hastaların %75 inde, ilk muayenelerinden 5 yıl sonra da püstüllerin çıkmaya devam ettiği gözlenmiştir. A.2. EPİDEMİYOLOJİ: PPP, kadınlarda ve yaşlar arasında daha sık görülür (1, 2, 3). A.3. ETİYOPATOGENEZ: PPP li hastalarda bazen ön kol ve bacaklarda psoriasise benzer plaklar bulunabilir. PPP ve psoriasisin, nötrofilik disfonksiyonlar ve serumun kemokinetik etkileri bakımından benzerlikler gösterdiği ortaya konmuştur. Ayrıca her iki tabloda da serum eozinofilik katyonik protein düzeyleri yüksek bulunmuştur (5). PPP li hastaların lezyonlu derilerinde, hücreler arasında nötrofilleri aktive eden bir sitokin olan interlökin 8 (IL-8) saptanmıştır; buna karşılık bu hastaların sağlam derilerinde ve normal bireylerde bu birikimin olmadığı gösterilmiştir (6). Bütün bu ortak noktalara karşın, PPP nin psoriasisin bir alt grubu mu, yoksa psoriasisle ilişkisi olmayan ayrı bir hastalık mı olduğu konusu halen tartışmalıdır. PPP nin psoriasisden farklı bir hastalık olduğunu düşünen yazarlar, bunu PPP nin ileri yaş grubunda görülmesi, kadınlarda daha baskın olması, mevsimsel değişiklik göstermemesi, histopatolojik özelliklerinin farklı olması, psoriasisle ilişkili alloantijenlerin artmaması, beraberinde steril artroosteit veya osteomiyelit bulunabilmesi ile açıklamaktadır (5). PPP olgularında en çok sternokostoklaviküler veya manubriosternal eklemlerde, bunun dışında diz, ayak bilekleri ve omurgada osteit, artroosteit, kronik ve tekrarlayıcı noninfeksiyöz osteomiyelit ve 7

8 hiperostoza rastlanabilir. SAPHO sendromu (sinovit, akne, püstüloz, hiperostoz, osteit) olarak da bilinen bu tablo psoriasisdeki gibi seronegatif bir romatoid sendrom olmakla birlikte, doku gruplarıyla ilişkisi kesin değildir (1, 2, 7). PPP DE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER a)genetik FAKTÖRLER: PPP, HLA-B8, HLA-Cw6 ve HLA-DR3 ile ilişkili bulunmaktadır (1,2, 4). b)sigara KULLANIMI VE TERLEME: Palmoplantar püstüloz sigara içenlerde daha fazla görülmektedir (7,8). PPP li erkeklerin % 74,7 sinin, kadınların ise % 32,9 unun günde 20 den fazla sigara içtiği ve bu oranların genel toplumdaki sigara bağımlılığı sıklığından anlamlı derecede yüksek olduğu ortaya çıkmıştır (8). Son zamanlarda yapılan bir diğer çalışmada ise, hastaların %95 i sigara kullandıklarını belirtmişlerdir (5). PPP de nötrofil ve eozinofil topluluklarından oluşan püstüller stratum korneumun en alt kısmında yerleşirler. Püstülün altındaki papiller dermiste mast hücreleri ve lenfositlerden oluşan yoğun bir infiltrat vardır ve bu bölgedeki ekrin ter bezlerinin son spiral kanalının (akrosiringiyum) normal yapısı bozulmuştur. Bu bulgular, terlemenin ve ter bezi biriminin PPP patogenezinde önemli olduğuna işaret etmektedir. Lezyonların, ter bezlerinin çok yoğun olduğu avuçlar ve ayak tabanlarını seçmesi de bu bulguyu desteklemektedir. Yüksek nem ve ısı artışı gibi mevsimsel değişiklikler PPP nin alevlenmesine neden olabilir. Temmuz ayında nem yüksek olduğu için PPP semptomlarında artış, Aralık ayında ise düşük nem nedeniyle azalma görüldüğü bildirilmiştir (8). Ayrıca bir çalışmada, hastaların %36 sı lezyonların, terlemenin çok olduğu sıcak ve nemli havada arttığını belirtmişlerdir (9). Ter bezlerini innerve eden sempatik lifler kolinerjiktir ve asetilkolin (AK), terlemenin temel uyarıcısıdır. Son yıllarda insan keratinositlerinin AK yaptığı, salgıladığı ve yıktığı anlaşılmıştır. AK, hücrelere farklı reseptörler üzerinden etki göstermektedir. Bunlar, nikotinik AK reseptörleri ve muskarinik AK 8

9 reseptörleridir. AK, nikotinik reseptörler aracılığı ile, hücre adezyonu ve motilitesi gibi çeşitli hücresel fonksiyonları değiştirebilir. Bu reseptörler, ekrin ter bezlerinde epidermise oranla daha yoğun bulunmaktadır. Nikotinik AK reseptörlerine agonist etki gösteren nikotin ise, AK esteraz tarafından parçalanamaz. Nikotinin AK reseptörlerinin alfa-3 ve alfa-7 subünitleri keratinositlerde de tespit edilmektedir (9). Sigaranın, insan beyninde nikotinin AK reseptörlerinin sayısını in vitro olarak, bronş epitelyum hücrelerinde in vivo ve invitro, polimorfonükleer hücrelerde in vivo olarak arttırdığı bildirilmiştir (10,11,12). Benzer şekilde nikotine maruz keratinositlerde de nikotinik AK reseptör proteinlerinde artış olduğu da bildirilmiştir (9). PPP li hastalar ve sigara içen bireylerde, sigara içmeyenlere oranla kolin asetiltransferaz (kat) immünoreaktivitesi gösteren akrosiringiyum sayısı anlamlı ölçüde az bulunmuştur. PPP lilerde ayrıca püstüller ve papiller dermisteki granülositlerde kat aktivitesi gösterilmiştir. Akrosiringiyumda AK esteraz aktivitesi ise en yoğun olarak püstüllerin yerleştiği, stratum korneumun en alt kısmında saptanmıştır. Bu bulgular PPP deki inflamatuar süreçte kolinerjik sistemin rol oynayabileceğini göstermektedir (13). c) OTOİMMÜNİTE: Sigara içen PPP li hastalarda, olayın sigara ile presipite olan bir otoimmün hastalık olabileceği hipotezi ortaya atılmıştır. PPP li ve kronik el ekzemalı hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada, PPP li hastaların %42 sinde serumda nikotinik AK reseptörlerine karşı antikorlar yüksek düzeyde bulunurken, kontrol grubundaki hiçbir olguda buna rastlanmamıştır (8). PPP li tüm hastaların %47 sinde, nikotinik AK reseptör antikoru bulunanların ise %68 inde hastaların kendi serumlarıyla inkübe edilen deri örneklerinde, papiller dermis endotel hücrelerinde de pozitif boyanma saptanmıştır. Bu çalışma, PPP li hastaların akrosiringiyum ve papiller endoteldeki yapılara karşı otoimmün reaksiyonlar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Sorumlu antijenlerin, sigara içimiyle daha fazla açığa çıkması muhtemeldir (14). 9

10 PPP de otoimmün tiroid hastalığı, çölyak hastalığı, tip I ve II diabetes mellitus, hipo ve hiperparatiroidizm sıklığı yüksek bulunmuştur (1,14). Hastalarda mide mukozasına yönelik otoantikorlar da saptanabilmektedir (4). PPP li hastalarda, başta hipotiroidi olmak üzere tiroid hastalıklarına sık rastlanmaktadır; çeşitli çalışmalarda, bilinen bir tiroid hastalığı insidansı %11-53 arasında değişmektedir. Daha önce tiroidle ilgili bir sorunu olduğu bilinmeyen hastalarda da TSH ve T4 düzeylerinde anormallikler bulunabilir. PPP olgularının %18-40 ında tiroglobulin ve tiroid peroksidaza karşı antikorlar saptanmıştır (15,16). Otoimmün tiroid hastalıklarıyla PPP arasındaki ilişkinin mekanizması açık değildir. Ancak tiroglobulin ve AK esteraz arasındaki benzerlikle, tiroid peroksidaz ve miyeloperoksidaz arasındaki benzerlik ipucu olabilir. Bunun dışında tiroid hormonlarıyla keratinositler arasında da bazı bağlar bulunmaktadır. Buna örnek olarak, tiroid hormonlarının bağlandığı nükleer tiroid hormon reseptörlerinin keratin genlerinin düzenlenmesinde rol oynaması gösterilebilir (5). Aşikar çölyak hastalığı olanların dışında, PPP li hastaların %13.7 sinde antigliadin antikor pozitifliği saptanmıştır. Az sayıda PPP olgusunun duodenal mukozasında, dermatitis herpetiformis ve psoriasiste görülen inflamatuar değişikliklere rastlanmıştır (5,7,16). Bu olgulardan birinde oldukça şiddetli olan PPP lezyonları glutensiz diyetle iyileşmiştir (5). d) STRES: PPP li hastalar sıklıkla lezyonlarının stresle arttığını belirtirler. Bu hastalarda anksiyetenin kontrol bireylerinden daha fazla olduğu gösterilmiştir (18). Deri lezyonlarında püstüllerin altında çok sayıda mast hücresi bulunmaktadır. Lezyonlu deride mast hücre sayısının ve mast hücreleriyle sinir lifleri arasındaki temasın arttığı, buna karşılık ter bezi innervasyonunun azaldığı ve sinirlerin parçalanmış olduğu gösterilmiştir (19). PPP de nöropeptitlerin, derideki sinir liflerinin ve bunların mast hücreleriyle bağlantılarının rolünü araştıran bir çalışmada, kontrol derisine oranla lezyonlu deride mast hücre sayısının ve mast hücreleriyle sinir lifleri arasındaki temasın arttığı, buna 10

11 karşılık ter bezi innervasyonunun azaldığı ve sinirlerin parçalanmış olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada, püstüller içindeki ve papiller dermisteki nötrofillerde substans P saptanmıştır. Bu bulgular sinirsel iletilerin inflamasyonu etkileyebileceğini, ter bezleri çevresindeki sinir liflerinin de inflamasyon sonucunda tahrip olabileceğini düşündürmektedir (19). e) ENFEKSİYON: Andrews başta olmak üzere bazı araştırmacılar, PPP de döküntülerin tonsillit veya diş infeksiyonu gibi fokal infeksiyonlarla alevlenebildiğini ileri sürmüşlerdir (4,7,8,21). PPP li hastalar, deri içine verilen streptokoksik veya stafilokoksik antijenlere karşı abartılı bir reaksiyon gösterebilirler (1). Ağız boşluğuna ait kronik enfeksiyonları olan PPP li hastalarda, Escherichia coli ve Actinobacillus actinomycetemcomitans ın ısı şok proteinlerine karşı serum IgG düzeyleri artmış bulunmuştur. Bu olgularda periodontal tedavi ve periapikal infeksiyonu olan dişlerin çekimi lezyonlarda remisyon ve antikor titrelerinde anlamlı ölçüde düşme sağlamıştır. Bu sonuçlar ağız bakterileriyle oluşan ısı şok proteinlerine karşı antikorların bazı hastalarda PPP gelişimiyle ilgili olabileceğini düşündürmektedir (21). Bunun dışında PPP ile midedeki Helicobacter pylori infeksiyonu arasında da ilişki olduğu ileri sürülmüştür (22). f)allerji: Hastalığın atopik bireylerde daha fazla görüldüğü bildirilmiş olsa da, bu konuda çelişkili yayınlar vardır (1, 23). PPP de hastalığı alevlendiren diğer bir faktör metal allerjenlerdir. Metal allerjisi olan PPP li hastalara bu allerjenlerin yerel olarak uygulanması test yerlerinde püstüllerin gelişmesine yol açabilir. Psoriasiste olduğu gibi PPP patogenezinde de IL-8 ve C5a gibi birçok kemoatraktan, mediatör olarak rol oynamaktadır. Çok güçlü bir lökosit kemotaktik aktiviteye sahip olan lökotrien B4 (LTB4) ün yerel olarak uygulanması polimorfonükleer lökositlerden (PNL) oluşan intraepidermal mikroapselerin oluşumuna yol açabilir. Metal yama 11

12 testleriyle lezyonları alevlenen hastalarda, plazma ve bül sıvısında LTB4 düzeylerinin test öncesine göre artmış olduğu gözlenmiştir (24). g)diğer FAKTÖRLER: Püstüler psoriasis olgularında derideki proteaz-antiproteaz sisteminin dengesizliği de suçlanmıştır. Bu olgularda elafin/skalp ( antilökoproteaz: lökosit kaynaklı elastaz ve proteinaz 3 inhibitörü) aktivitesi düşük bulunmuştur. Bu durumun püstül oluşumunda rolü olabileceği düşünülmektedir (25). Buna karşıt olarak, psoriasis vulgaristeki subkorneal mikroapselerin yakınlarında ve lokalize püstüler psoriasisin subkorneal püstülü altında elafine karşı yoğun boyanma saptanmıştır. Bu gözlemler elafin gen ekspresyonunun epidermis içine nötrofil göçüyle yakın ilişkisi olduğu ve elafinin deriyi, lökositlerin yaratacağı hasardan koruduğunu düşündürmektedir (26). Jeneralize püstüler psoriasiste olduğu gibi, PPP de de lityum ve hidroksiklorokin gibi ilaçların, güneş ışığının, katran gibi tahrişe yol açabilen tedavilerin ve gebeliğin hastalığı presipite edebileceği ileri sürülmektedir (4,27). A.4. KLİNİK: PPP, erişkinlerde, nadiren de çocuklarda görülen bir hastalıktır. Genellikle beşinci ve altıncı dekadlarda başlamasına rağmen daha erken de görülebilmektedir. Birçok seride kadın hastaların baskınlığı dikkati çekmektedir. En yaygın tutulan alanlar ellerdeki tenar kabarıklıklardır. Daha az olarak hipotenar kabarıklıklar ve avuç içlerinin ortaları tutulur. Ayakların plantar bölgesinin medial ve lateral kenarları sık tutulan alanlardır. Parmak yerleşimli lezyonlar nadirdir. Lezyonlu alan eritemli ve sıklıkla skuamlıdır. Oluşan plak üzerinde 2-5 mm çok sayıda püstüller bulunur. Taze püstüller sarı, eski püstüller ise kuru ve sarı-kahverengi ya da koyu kahverengidir. Püstüller ayrıştığında eksfoliye olurlar. Kaşıntı olabileceği gibi, sıklıkla hastalar yanmadan şikayetçidirler (4). Psoriasisli hastalardakinin aksine, tırnak tutulumu PPP li hastalarda belirgin 12

13 değildir. Lineer tırnak büyüme hızı da normal bireylere göre artmamıştır. Ön planda PPP li hastaların tırnak tutulumları arasında subungual püstülasyonlar yer almaktadır. Tırnak destrüksiyonları daha az görülmekle birlikte, tırnaklarda pitting ve onikoliz sadece birkaç hastada görülmüştür (28). PPP nin bu klinik özelliği de psoriasisden ayırımında bir diğer önemli bulgudur (28). A.5. HİSTOPATOLOJİ: Epidermis içinde sponjiyotik değişiklikler ile birlikte polimorfonükleer lökositler ile dolu intraepidermal kaviteler mevcuttur. Stratum korneum tabakası içinde yoğun nötrofil birikintileri görülebilir. Üst dermisteki damarlar etrafında çoğu nötrofilleden oluşan yoğun mononükleer hücre infiltrasyonu bulunur. Kesitsel histopatolojik incelemelerde püstül oluşumunun çeşitli evrelerinde, mononükleer hücrelerin epidermis invazyonu, sponjiyöz özellik göstermektedir (25). A.6. AYIRICI TANI: İnflamatuar - vezikülopüstüler tinea pedis ve manum: Sıklıkla asimetrik veya tek taraflıdır. Parmak araları tutulabilir (1). Sıcak havalarda sıktı. Mikroskopi ve kültür pozitifliği tanıyı doğrular (4). Sekonder enfekte ekzema: Püstüler olabilir. Ancak çok ağrılıdır. Gram boyama ve kültür tanı koydurucudur (4). Dishidrotik dermatit: Daha çok parmaklardan başlar. Histopatolojik incelemesinde nötrofil infiltrasyonun PPP'ye göre daha az, sponjiyozun ise yoğun olması ayırıcı tanıda yardımcı olur (1). Kronik allerjik kontakt dermatit: Ayırıcı tanısı zordur. Tipik olarak ayak tabanında yerleşir (4). Kronik akropüstülozlar: Siyah süt çocuklarında görülür. Erişkinlerde meydana gelmez. Avuç içleri ve ayakta tabanları kadar, parmaklar ve ekstremitelerin dorsal yüzeyleri de etkilenir (4). 13

14 A.7. TEDAVİ: PPP etiyopatogenezinde birçok faktörün rol oynaması nedeniyle tedavi yaklaşımları da çeşitlidir. Tedavi seçeneklerinin çokluğuna karşın, sonuçlar hem hasta hem de hekim için sıklıkla hayal kırıklığı yaratır; bu nedenle PPP de halen etkili tedavi arayışları sürmektedir. A.7.1. LOKAL TEDAVİLER: Genellikle etkisizdir ya da kısa süreli düzelmeler sağlar. 1. YEREL KORTİKOSTEROİDLER: Polietilen eldiven veya hidrokolloid membranlar altında uygulanmaları geçici yarar sağlayabilir (27). 2. ANTRALİN: Kısa süreli uygulamalar (dakika tedavisi) yararlı olabilir, ancak irritasyondan kaçınılmalıdır (27,29). 3. KALSİPOTRİOL: PPP veya lokalize püstüler psoriasis için kullanımına ait bir kaynağa rastlanmamış olmakla birlikte, jeneralize püstüler psoriasisi olan 3 hastada kalsipotriol kullanılmış ve başarılı sonuç alınmıştır (30). 4. YEREL METOKSALEN+UVA: Yaklaşık uygulamadan sonra gerek deskuamasyon ve eritemde, gerekse püstül oluşumunda azalma olmaktadır, ancak hastaların çoğunda idame tedavisi gerekmektedir (30). Ortalama iyileşme süresi 2.8 ay (2 hafta-7 ay), ortalama seans sayısı ise 27.3 dür (31). A.7.2 SİSTEMİK TEDAVİLER: 1.TETRASİKLİN: Günde 3 defa 250 mg yeterli olmaktadır. Ayrıca plaseboya üstün olduğu çalışmalarda tespit edilmiştir (33). 2.ASİTRETİN: Günde 25 mg asitretin verilen PPP li hastalarda LTB4 ile 14

15 oluşan intraepidermal PNL birikiminde bir değişiklik saptanmamıştır. Buna rağmen 35 mg/gün dozu PNL birikiminde anlamlı oranda azalma sağlamıştır. Daha yüksek ilaç dozları da bu etkiyi arttırmaktadır. PNL birikimi üzerindeki bu doza bağımlı bu değişikliklere karşın, mg/gün dozlarında verilen asitretinin klinik bulgular üzerinde hemen hemen aynı etkilere yol açtığı görülmüştür. Bu dozlarda asitretin püstül oluşumunda hızlı bir azalma, daha sonra eritem ve deskuamasyonda bir gerileme yaratmaktadır (34). Asitretinin 1 mg/kg/gün dozunda da çok etkili olduğu bildirilmektedir, ancak tedavi bırakıldığında lezyonlar eskisinden de şiddetli olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca, deskuamasyon ve püstülasyonun ortadan kalkması sonucu açığa çıkan parlak kırmızı, ağrılı yüzey hastaları çok daha fazla rahatsız etmektedir (2,25). 3.LİARAZOL: Bu ilaç vücutta all-trans retinoik asidin yıkımını sağlayan 4- hidroksilaz enzimini inhibe ederek endojen retinoik asidin plazma ve derideki düzeylerini yükselten, imidazol benzeri bir bileşiktir. PPP li hastalarda yapılan çift kör, plasebo kontrollü bir çalışma sonucunda günde 2 kez 75 mg, 12 hafta süreyle verilen liarazol plaseboya üstün bulunmuştur (35). 4.METOTREKSAT: Psoriasis vulgaris ve jeneralize püstüler psoriasisdekinden daha az etkilidir, ancak bazen başarılı olmaktadır (32). Haftada mg metotreksat şiddetli formlarda verilebilmektedir (25). 5.SİKLOSPORİN: 1,25-3,75 mg/kg/gün gibi düşük dozlarda siklosporin de PPP de etkili olmaktadır. PPP li 40 hastaya 2,5 mg/kg/gün oral siklosporin veya plasebo verilerek yapılan 4 haftalık çift kör bir çalışmada, siklosporin grubunda %89, plasebo grubunda %21 oranında yanıt sağlanmıştır. Yine aynı çalışmada 1,25 mg/kg/gün oral siklosporin verilen hastaların yaklaşık yarısında yanıt alınmıştır. 2,5 mg/kg/gün dozda yan etki olarak baş ağrısına çok sık rastlanmasına rağmen, 1,25 mg/kg/gün dozda belirgin bir yan etki görülmemiştir. Buna karşılık düşük dozla relaps oranı daha fazla bulunmuştur (36). Aynı araştırmacı tarafından yürütülen daha yeni bir çalışmada ise 1 mg/kg/gün gibi daha düşük bir dozun da büyük oranda etkili olduğu gösterilmiştir (37). 15

16 6.SİSTEMİK KORTİKOSTEROİDLER: PPP deki değerleri tartışmalıdır. Günde en az mg dozda verilen prednizolon püstül oluşumunu baskılar; ancak ilacın kesilmesiyle çoğunlukla püstüllerin ön kollar ve ayak bileklerine yayılması şeklinde bir rebaund fenomeni ile karşılaşılabilir (25). Triamsinolon asetonid mg, intramüsküler yolla uygulandığında da hastalarda kısa süreli bir rahatlama sağlanabilmektedir (2). 7.SİSTEMİK PUVA: Etkili olmakla birlikte yerel psoralen-uva uygulamasına üstün bulunmuştur. PUVA ya da UVA+yerel 8-MOP (metoksipsoralen), sistemik retinoidlerle kombine edilebilir (38). PPP li 36 hastaya uygulanan PUVA tedavisinden sonra, 31 inin palmar lezyonları tamamen gerilemiştir. Olguların 18 inde haftada 3 seans ile 10 hafta sonrasında iyileşme görülmüştür. Palmar lezyonların kaybolmasını sağlayan ortalama total UVA dozu 191 J/cm² olarak bulunmuştur. İki yıl sonra 31 hastanın 9 unun tam iyilik halini sürdürdüğü gözlenmiş ve ortalama remisyon süresi 15 ay ve üzeri olarak belirlenmiştir. Plantar lezyonlar için PUVA tedavisinin sonuçları palmar bölge kadar iyi değildir. 34 hastanın sadece 5 i iyileşmiştir (39). PPP li 5 hastaya uygulanan haftada 3 defa, toplam 18 seans PUVA+8-MOP tedavisi ile 4-6 haftada klinik bulguların şiddetinde (infiltrasyon ve skuam) plasebo tedavisi alan hastalara göre anlamlı bir gerileme saptanmıştır (40). 8.KOLŞİSİN: PPP de kolşisinin kısa süre kullanımıyla farklı sonuçlar alınmıştır. 1-2 mg/gün dozunda kolşisin 32 hastanın 13 ünde etkili bulunurken, 1 mg/gün 6-12 hafta kullanımı etkisiz bulunmuştur (33). 1 yıl süre ile uzun dönem 2 mg/gün dozunda kolşisin tedavisinin püstül çıkış sıklığını ve püstül sayısını anlamlı ölçüde azaltmıştır (41). 9.İTRAKONAZOL: 100 mg/gün dozunda, 2 hafta süreyle kullanılan itrakonazol püstül çıkışını durdurmaktadır. Ancak ilaç kullanıldığı sürece iyilik hali devam etmekte, kesildiğinde yeni püstül çıkışları başlamaktadır (42). 10.RADYOTERAPİ: 4 Gy grenz ışını 10 kv 1 hafta arayla 6 kez verilen hastalarda kontrol grubuna göre daha iyi sonuçlar elde edilse de yanıtın orta derecede olduğu görülmüştür. Grenz ışını tedavisinin diğer tedavilere ek olarak PPP de yararlı olabileceği sonucuna varılmıştır (43). Ancak uzun 16

17 dönem yan etkileri göz önünde tutulduğunda radyoterapinin son çare olarak ele alınması gerektiği de açıktır. 11.YENİ VE DENEYSEL TEDAVİLER: Granülosit-monosit adsorbsiyon aferezi lokalize ve jeneralize püstüler psoriasis olgularında kullanılmış ve deri lezyonlarında belirgin iyilik elde edilmiştir. Bu tedavinin aktive granülositlerin rol oynadığı hastalıkların tedavisinde değerli bir yöntem olabileceği ileri sürülmektedir (44). B)ANTİ GLİADİN ANTİKORLAR: Gliadin, buğday depo proteini olan glutenin alkol içinde çözünen bir komponentidir. Serumda gliadine karşı gelişmiş antikorlar ELİSA yöntemi ile tespit edilmektedir. Esas olarak serum IgA ve IgG AGA lar, tedavisiz Çölyak hastalarında artmış olarak saptanmaktadır. Ancak bu testlerin sensitivite ve spesifitesinin orta derecede olması nedeniyle son yıllarda Çölyak hastalığı tanısında başka testler (anti-transglutaminaz IgA, anti-endomisyum IgA) ön plana geçmiştir. Aşağıdaki tabloda Çölyak hastalarındaki AGA IgA ve IgG antikorlarının sensitivite ve spesifite değerleri görülmektedir (Tablo 1). Serum AGA-IgA, AGA-IgG ye göre daha spesifik ve sensitiftir (45). Tablo 1 Serum Testleri Sensitivite Spesifite IgA anti-gliadin antikorlar 75 90% 82 95% IgG anti-gliadin antikorlar 69 85% 73 90% Çölyak hastalarının % 1-3 sinde IgA eksikliği olduğu bilinmektedir. Bu hastalarda tüm IgA sınıfı antikorlar negatif olabilmektedir. Bu durumda IgG-AGA ve/veya anti-transglutaminaz ölçülmesi daha değerlidir (45,46). Yalancı pozitiflik 17

18 nadirdir ve IgG sınıfı AGA larda daha fazla görülmektedir (45). Çölyak hastalığı dışında çeşitli gastrointestinal hastalıklarda, örneğin inflamatuar barsak hastalıkları (Crohn hastalığı), eozinofilik enterit, tropikal sprue, inek sütü intoleransı ile IgA nefropatisinde ve düşük oranda normal bireylerde AGA lar pozitif olarak saptanabilmektedir (46). Normal populasyonda yapılan bir çalışmada da IgG-AGA pozitifliği % 2 nin altında bulunmuştur (45). 18

19 3.MATERYAL VE METOD: Vaka-kontrol şeklinde planlanan çalışmamıza yılları arasında, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Polikliniği ne başvuran palmoplantar püstülozlu 43 hasta, hasta grubunu oluşturmak üzere dahil edildi. Nevus, tinea pedis, seboreik dermatit gibi, AGA pozitifliği ve otoimmünite ile ilişkili olmayan, minör dermatolojik sorunları olan 40 hasta ise kontrol grubunu oluşturmak üzere çalışmaya alındı. Hasta grubuna dahil edilme kriterleri: 1) Klinik ve histopatolojik incelemeler sonucunda Palmoplantar Püstüloz tanısı alan hastalar, 2) Anti gliadin antikorlarının pozitif saptanabildiği Çölyak hastalığı, IgA nefriti, orak hücreli anemi, karaciğer hastalıkları, sistemik lupus eritematozus, romatoid artrit ve Sjögren sendromu gibi diğer otoimmün hastalıklar ile Crohn hastalığı, protein intoleransı, postenfeksiyöz malabsorbsiyon gibi diğer gastrointestinal hastalığı bulunmayanlar, 3) Antikor yapımını baskılayabilecek herhangi bir sistemik tedavi (oral steroid, immünsupresan ajanlar, oral retinoid ve fototerapi) kullanmayanlar şeklinde belirlendi. HASTA GRUBUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ Çalışmaya, yaşları 21 ile 77 arasında değişen, 33 kadın ve 10 erkek olmak üzere toplam 43 hasta alındı. Bu hastaların çoğu polikliniğimize başvurmadan önce çeşitli topikal steroid ve nemlendirici ürünler kullanmıştı. Topikal steroid kullanan hastalarda, biyopsiden 1 hafta öncesinde tedavi kesildi. İntradermal %2 lidokain - %0,125 epinefrin ile lokal anestezi sonrasında 4 mm punch biyopsi aleti ile sağlam püstülden bir adet biyopsi alındı. %10 19

20 formol içinde fikse edildi. Hematoksilen-eozin ile boyanarak hazırlanan kesitlerin histopatolojik incelemeleri Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Bölümü nde tek bir patolog tarafından yapıldı. Hastalardan alınan anamnezde lezyonların süresi, palmoplantar alanlarda aşırı terleme olup olmadığı, karın ağrısı, kronik ishal, kanlı dışkılama, bulantı, kusma gibi gastrointestinal semptomların bulunup bulunmadığı, eklemlerinde ağrı ve şişlik olup olmadığı sorgulandı. Özgeçmişinde tanısı kesin olarak konmuş psoriasis, herhangi bir tiroid hastalığı ve gastrointestinal hastalık, soygeçmişinde ise 1. ve 2. derece akrabalarında, tanısı bilinen psoriasis, herhangi bir tiroid hastalığı ya da gastrointestinal hastalık olup olmadığı sorgulandı. Olgu grubunda sigara kullanımı, hastalık gelişene kadarki sürede içilen toplam sigara miktarı olarak hesaplandı. Stres faktörleri maddi, ailesel, iş ve diğerleri şeklinde sorgulandı. Bunlardan herhangi birisine evet yanıtı veren olguda psikolojik stresin var olduğu kabul edildi. Dermatolojik muayenede lezyonların lokalizasyonu, sağlam püstül sayısı, eritem ve skuam derecesi notedildi. Lokalizasyon: Sağ el, sol el, sağ ayak, sol ayak olarak belirlendi. Sağlam püstül sayısı: Her bir yerleşim bölgesi için, püstül hiç yok ise 0, 5 sağlam püstül sayısı için 1, 6-9 arası sağlam püstül sayısı için 2, 10 sağlam püstül sayısı için 3 değeri verildi. Eritem derecesi: Hiç eritem yoksa 0, eritem derecesi az ise 1, orta ise 2, şiddetli ise 3 değeri verildi. Skuam derecesi: Benzer şekilde olarak skorlandı. Skorlama değerleri özet olarak tablo 2 de verilmiştir Sağlam püstül sayısı Yok Eritem derecesi Yok Hafif Orta Şiddetli Skuam derecesi Yok Hafif Orta Şiddetli Tablo 2. Dermatolojik muayenede kullanılan skorlama 20

21 Toplam şiddet skoru: Bilateral el ve ayaklardaki toplam sağlam püstül sayısı, eritem derecesi ve skuam derecesi toplanarak her hasta için toplam skor elde edildi. Bu skor hastalığın şiddetini belirlemek için kullanıldı. KONTROL GRUBUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ Polikliniğimize başvuran ve palmoplantar püstülozla ilişkisi olmadığı düşünülen tinea pedis, onikomikoz, pitriazis versikolor, seboreik keratoz, nevüs ve folikülit tanıları almış hastalardan, hasta grubunun yaşına ve cinsiyetine uygun olarak 31 i kadın, 9 u erkek toplam 40 olgu kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Hasta grubuna uygulanan dahil edilme kriterleri kontrol grubu için de uygulandı. Kontrol grubunu oluşturan hastalardan da hasta grubundakine benzer şekilde öykü alındı. Kontrol grubunda sigara kullanım miktarı yaşam boyunca içilen sigara miktarı olarak hesaplandı. LABORATUVAR TETKİKLERİ: Hasta ve kontrol grubundaki olgulardan, hemogram (Hemoglobin-Hb ve lökosit sayısı), serbest T3, serbest T4, tiroid stimülan hormon (TSH), serum C3, C4 düzeyleri ile serum total immünglobulin (Ig) IgG, IgM, IgA ve IgE değerleri istendi. Normal aralıklar aşağıda belirtilmiştir. Hemogram flow sitometre ile, serum TSH, serbest T3, T4, C3 ve C4 elektrokemilüminesans yöntemi ile, Ig ler ise türbidimetrik yöntemle bakıldı. Tüm hastaların laboratuvar değerlendirmesi Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Biyokimya ve Mikrobiyoloji Laboratuvarları nda yapıldı. 21

22 Hemogram normal aralıkları: Hemoglobin (Hb) 11,5-16 gr dl Lökosit sayısı / µl Serum immünglobulinlerin normal aralıkları: IgG mg/dl IgM mg/dl IgA mg/dl IgE 1,5-100 IU/mL Tiroid fonksiyon testlerinin normal aralıkları: Serbest T3 Serbest T4 TSH 1,80-4,60 pg/ml 0,93-1,70 ng/dl 0,27-4,20 µiu/ml Serum C3 ve C4 normal aralıkları: Serum C3 Serum C mg/dl mg/dl Tüm hastaların serum antigliadin antikor seviyeleri AGA- IgG ve AGA-IgA olmak üzere Düzen Laboratuarları Ankara Merkez Şubesi nde değerlendirildi. AGA lar İngiltere de Binding site firması tarafından üretilen kit kullanılarak (5 farklı seviyede lineer logaritmik eğri ile standardize, 3 farklı seviyeden kontrollü) ELİSA yöntemi ile ölçüldü (Eksternal kontrol programı CAP-UKNeqas). AGA ların referans aralıkları aşağıda belirtilmiştir. AGA ların referans aralıkları: Negatif Pozitif Serum AGA IgA <5 U/ml 5 U/ml Serum AGA IgG <10 U/ml 10 U/ml 22

23 İSTATİSTİKSEL DEĞERLENDİRMELER: İstatistiksel değerlendirmeler bilgisayar ortamında SPSS programı ile yapıldı. Hasta ve kontrol grubundaki kategorik veriler Fischer s exact testiyle, ölçümsel (sayısal) veriler ise normal dağılıma uygun olup olmadıkları göz önünde bulundurularak bağımsız iki grupta t-test ya da Mann-Whitney U testiyle karşılaştırıldı. PPP de risk faktörü olabilecek verilerden sigara kullanımı, palmoplantar hiperhidroz ve serum IgE düzeyleri bir araya getirilerek lojistik regresyon modeli oluşturuldu. Analizlerde hesaplanan P değeri < 0,05 ise gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu kabul edildi. 23

24 4. BULGULAR : Hasta grubu ile kontrol grubu hastalarının yaş ve cinsiyetleri birbiri ile uyumluydu (Tablo 3). HASTA GRUBU KONTROL GRUBU Kadın/Erkek 33/10 32/8 Yaş Aralığı Yaş ortalaması 44 ± 12,52 SD 42 ±11,21 SD Tablo 3. Grupların yaş ve cinsiyetlerinin karşılaştırılması HASTA GRUBUNUN SONUÇLARI (n=43) A) ANAMNESTİK VE KLİNİK SONUÇLAR: Çalışmaya dahil edilen hasta grubunun 33 ü kadın (%76,7), 10 u erkek (%23,3)ti. Kadın:erkek oranı 3,3 bulundu. Hastaların yaşları 21 ile 77 arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 44 ± 12,52 SD olarak saptandı. Hastalık süresi 1 hafta ile 240 ay arasındaydı. Ortalama 28,64 ± 50,72 SD ay olarak bulundu. Lezyonların yerleşim yerlerine göre hastalar değerlendirildiğinde hastaların 3 ünde (%7) sadece ellerde, 12 sinde (%27,9) sadece ayaklarda, 28 inin (%65,1) ise, el ve ayaklarda tutulum vardı. Beş hastanın kendisinde (%11.6) psoriasis öyküsü vardı. Bu hastalarda psoriatik lezyonlar muayene ile de tespit edildi. Mevcut tiroid hastalıkları açısından hastalar değerlendirildiğinde, 5 hastanın (%11.6) tiroid hastası olduğu öğrenildi. Bu hastalardan 1 i multinoduler guatr nedeniyle opere olmuştu. Soygeçmişlerine bakıldığında, 4 (% 9,3) hastanın 1. ve 2. derece akrabalarında psoriasis, 9 (%20,9) hastanın 1. ve 2.derece akrabalarında tiroid hastalığı, 6 hastanın (%13,95) ise ailesinde GİS hastalığı mevcutu. Toplam 11 (%25,58) hastada gastrointestinal şikayetler saptandı. Hastaların 6 sında (%13,95) konstipasyon, 2 sinde (%4,65) karın ağrısı, 1 inde (%2,32) gastroözefajiyal reflü, 1 nde (%2,32) meteorizm şikayetleri mevcuttu. Bir hastanın geçmişinde 1 kez 24

25 kolit geçirme öyküsü vardı. 12 (%27,9) hasta, artrit olmaksızın artralji tanımladı. 5 (%11,6) hastada diz ağrısı, 2 (%4,65) hastada omuz ağrısı, 2 (%4,65) hastada bel ağrısı, 3 (6,97) hastada sternoklavikuler eklem ağrısı vardı. Sternoklavikuler eklemlerinde artralji tanımlayan 3 hastanın radyoloji kliniğinde çekilen grafileri normal olarak saptandı. Semptomatik olarak palmoplantar kaşıntı sorgulandığında, 15 hastada (%34,9) kaşıntı yoktu. 12 hastada (%27,9) hafif, 14 hastada (%32,6) orta, 2 hastada (%4,7) şiddetli derecede kaşıntı vardı. 26 hasta (%60,5) palmoplantar terleme tariflemezken, 17 hastada (% 39,5) lokalize hiperhidroz mevcuttu. Bunlardan 10 hasta (%23,3) hafif şiddette, 3 hasta (%7) orta şiddette, 4 hasta (%9,3) şiddetli palmoplantar hiperhidroz tarifledi. Hastaların bölgesel taze püstül sayısı, eritem derecesi ve skuam derecesinin toplamı ile elde edilen değer şiddet skoru olarak alındı. Toplam şiddet skoru minimum 1, maksimum 18 idi. Ortalama 9,3 ± 3,57 SD olarak bulundu. Hastalardan sadece 3 ü (%7) sigara kullanmıyordu. Sigara kullanan 40 hastanın (%93) yaşamları boyunca içtikleri sigara sayısı minimum adet, maksimum , ortalama ± SD tespit edildi. Sekiz hasta (%18,6) lezyonlar çıkmadan önce herhangi bir stres tanımlamazken, hastaların 35 inde (%81,4) stres faktörü vardı. Bunların dağılımı ise, 10 u (%23,3) iş, 21 i (%48,8) ailesel, 3 ü (%7) maddi ve 1 i (%2,3) diğer stres faktörleri olarak dağılmıştı. Anamnestik ve klinik değerlendirmeler Tablo 4 de özetlenmiştir. B) LABORATUVAR SONUÇLARI: Hemogram tetkikinde 4 hastada (%9,3) anemi saptanırken, 39 hastanın (%90,7) hemoglobin düzeyi normaldi. Lökositoz ise 6 hastada (%14) tespit edildi. TSH düzeyleri 35 hastada (%81,4) normal sınırlardayken 6 hastada (%14) düşük, 2 hastada (%4,7) yüksekti. Tüm hastaların serum total IgG seviyesi normaldi. 39 unda (%90,7) serum total IgM normal, 4 ünde (%9,3) ise artmıştı. Serum total IgA düzeyi, 41 hastada (%95,3) normal, 1 inde (%2,3) düşük, 1 inde (%2,3) yüksek bulundu. Serum total IgE düzeyi, 25 hastada (%58,1) normal, 18 inde (%41,9) yüksek tespit edildi. İstatistiksel hesaplamalarda Ig değerlerinin ortalamaları alındı. Tüm hastaların C3 ve C4 25

26 seviyeleri normal sınırlardaydı. Serum AGA-IgA düzeyleri 42 hastada (% 97,7) normal, 1 hastada (% 2,3) pozitif saptandı. Serum AGA-IgG düzeyleri, tüm hastalarda negatifti. KONTROL GRUBUNUN SONUÇLARI (n=40) A) ANAMNESTİK VE KLİNİK SONUÇLAR: Kontol grubuna dahil edilen hastaların 32 si (% 80) kadın, 8 i (% 20) erkekti. Yaşları arasında değişmekteydi. Yaş ortalaması 42 ±11,21 SD olarak hesaplandı. Kontrol grubu hastalarından 3 üne daha sonra ulaşılamadığı için anamnestik sorgulaması yapılamadı. Hastaların hiçbirisinde psoriasis mevcut değildi. Tiroid hastalıkları açısından hastalar sorgulandığında sadece 1 hastanın (% 2,7) tiroid nodülü nedeniyle opere olduğu öğrenildi. Soygeçmişlerinde (1. ve 2. derece akrabalar ele alındığında) sadece 1 hastanın (% 2,7) teyzesinde psoriasis, 1 inin (% 2,7) annesinde ülseratif kolit, 5 hastanın (% 13,5) ise akrabalarında tiroid hastalığı öyküsü vardı. 4 hastanın (% 10,8) palmoplantar kaşıntısı mevcuttu. Bunlardan 3 ü (% 8,1) hafif, 1 i (% 2,7) hafif şiddetliydi. Polikliniğimize tinea pedis ve onikomikoz nedeniyle başvuran bu hastaların ellerinde ise kuru tip ekzema ile uyumlu lezyonlar mevcuttu. Hastalardan 5 inde (% 13,5) lokalize palmoplantar hiperhidroz vardı. Hiperhidroz, 4 ünde (% 10,8) hafif, 1 inde (% 2,7) orta şiddetteydi. Hastalar emosyonel faktörlerle terlemede artış ifade ettiler. Gastrointestinal şikayetler sorgulandığında 6 (% 16,2) hastada çeşitli gastrointestinal semptomlar saptandı. Bunlardan 5 inde (% 13,5) konstipasyon, 1 inde (% 2,7) dispeptik şikayetler mevcuttu. 10 (% 27) hastada çeşitli eklemlerinde artralji şikayetleri vardı. Hepsi 45 yaş üzerinde olan bu hastaların 6 sında (%16,2) diz, 2 sinde (% 5,4) omuz ve diğer 2 sinde (% 5,4) bel ağrısı mevcuttu. Sternoklaviküler eklem ağrısı olan hasta yoktu. 20 hasta (% 54,1) sigara kullanmamıştı. Sigara kullanan hasta sayısı 17 (%45,9) idi. Bu hastaların yaşamları boyunca içtikleri sigara sayısı minimum adet, maksimum 26

27 adetti. Ortalama sayısı ± SD olarak hesaplandı. Stres faktörleri sorgulandığında 29 (% 78,4) hastada stres mevcuttu. 12 hastada (% 32,4) iş ile ilgili, 14 ünde (% 37,4) ailesel, 3 ünde (% 8,1) ise maddi problemler vardı. Toplam 37 hastanın anamnestik değerlendirmesi aşağıdaki tablo 5 de özetlenmiştir. B) LABORATUVAR SONUÇLARI: Kontrol grubundaki 40 hastanın 37 sinde laboratuar değerlendirme yapılabildi. 3 (% 8,1) hasta anemikti. 36 (% 97,3) hastanın lökosit sayısı normal sınırlarda iken, 1 (% 2,7) hastada lökopeni saptandı. TSH düzeyleri 34 (% 91,9) hastada normal, 2 (% 5,4) hastada düşük, 1 (% 2,7) hastada yüksek olarak bulundu. Serbest T3 düzeyleri tüm kontrol grubunda normaldi. Serbest T4 seviyeleri 35 (% 94,6) hastada normal iken, 2 (% 5,4) hastada yüksekti. Serum total Ig lerinden IgG, tüm hastalarda normal, IgM düzeyleri 35 (% 94,6) hastada normal, 1 (% 2,7) hastada düşük, 1 (% 2,7) hastada yüksekti. Serum total IgA, 36 (% 97,3) hastada normal, 1 (% 2,7) hastada yüksek olarak saptandı. IgE düzeyleri 30 unda (% 81,1) normal, 7 sinde (% 18,9) yüksek olarak bulundu. Serum C3 ve C4 düzeyleri kontrol grubundaki tüm hastalarda normal sınırlardaydı. Serum AGA lar kontrol hastalarının hepsinde (n=40) bakıldı. Serum AGA-IgA, 38 (% 95) hastada negatif bulunurken, sadece 1 (% 2,3) hastada pozitifti. Serum AGA-IgG, 36 (% 90) hastada negatif, 4 (% 10) hastada pozitif saptandı. 27

28 HASTA GRUBU Hastanın cinsiyeti 33 Kadın /10 Erkek % 76,7 K/ % 23,3 E Hastanın yaşı Ort: 44 ± 12,52 SD Hastalık süresi 1 hf 240 ay Ort: 28,64 ± 50,72 SD ay Lezyon lokalizasyonu El 3 % 7 Ayak 12 % 27,9 El + Ayak Palmoplantar kaşıntı Hafif Orta Şiddetli Palmoplantar hiperhidroz Hafif Orta % 65,1 % 65,1 % 27,9 % 32,6 % 4,7 % 39,5 % 23,3 % 7 Şiddetli 4 % 9,3 Şiddet skoru 1-17 Ort: 9,3 ± 3,57 SD Gastrointestinal şikayetler 11 % 25,58 Artralji 12 % 27,9 Psoriasis varlığı 5 % 11,6 Tiroid hastalığı varlığı 5 % 11,6 Ailede GİS hastalığı 6 % 13,95 Ailede psoriasis 4 % 9,3 Ailede tiroid hastalığı 9 % 20,9 Sigara içenlerin sayısı 40 % 93,02 Adeti (Yaşam boyu) Stres İş Ailesel Maddi Diğer adet Ort: ± SD % 81,4 % 23,3 % 48,8 % 7 % 2,3 Tablo 4. Hasta grubunun anamnestik ve klinik sonuçları (n 43) 28

29 KONTROL GRUBU Hastanın cinsiyeti 32 K/ 8 E % 80 / % 20 Hastanın yaşı Ort: 42 ±11,21 SD Palmoplantar kaşıntı 4 % 10,8 Hafif Orta Şiddetli Palmoplantar hiperhidroz Hafif % 8,1 % 2,7 % 0 % 13,5 % 10,8 Orta Şiddetli 1 0 % 2,7 % 0 Gastrointestinal şikayetler 6 % 16,2 Artralji 10 % 27 Psoriasis varlığı 0 % 0 Tiroid hastalığı varlığı 1 % 2,7 Ailede GİS hastalığı 1 % 2,7 Ailede psoriasis 1 % 2,7 Ailede tiroid hastalığı 5 % 13,5 Sigara içenlerin sayısı 17 % 45,9 Adeti (Yaşam boyu) Stres İş Ailesel Maddi Diğer adet Ort: ± SD % 78,4 % 32,4 % 37,8 % 8,1 % 0 Tablo 5. Kontrol grubunun anamnestik ve klinik sonuçları (n 37) 29

30 EK C4 2 0H ra ia k d n e sı kn s t ia y es ta y ı s ı İSTATİSTİKSEL SONUÇLARI Çalışmamıza alınan PPP li hastaların cinsiyet dağılımı şekil 1 deki grafikte gösterilmiştir. Kontrol grubu hastaları da yaş ve cinsiyet açısından kontrol grubu ile benzer olacak şekilde seçildi. Yaş ve cinsiyet açısından PPP li hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yoktu. Yaş için p değeri t-test kullanılarak 0,486 olarak hesaplanırken, cinsiyet için ise ki-kare test kullanıldı. P= 0,719 olarak hesaplandı. Şekil 1. Hastaların cinsiyet dağılımları Hasta ve kontrol grubundaki olguların sorgulamalarında tespit edilen parametreler tek tek karşılaştırıldığında; gastrointestinal semptomlar, eklem şikayetleri, tiroid hastalıkları, stres faktörleri, ailede psoriasis, tiroid ve 30

31 gastrointestinal hastalık varlığı arasında anlamlı farklılık saptanmadı. P değerleri tablo 6 da verilmiştir. Semptomlar arasında sorgulanan kaşıntı, kontrol grubundaki minör dermatolojik hastalığı bulunan bireylere sorulduğu ve bunların da mevcut hastalığına bağlı kaşıntısı olması sebebiyle istatistiksel değerlendirmeye alınmadı. Parametreler P değeri İstatistiksel Test Eklem şikayetleri 0,930 Ki-kare Gastrointestinal semptomlar 0,307 Ki-kare Tiroid hastalıkları 0,205 Fisher s exact test Stres 0,737 Ki-kare Ailede psoriasis varlığı 0,366 Fisher s exact test Ailede tiroid hastalığı 0,384 Ki-kare Ailede gastrointestinal hastalıklar 0,116 Fisher s exact test Tablo 6. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlılık saptanmayan parametreler ve p değerleri İki grup arasında ki-kare test ile anlamlı farklılık saptanan parametreler ise palmoplantar hiperhidroz ve sigara kullanımı idi. Her iki parametre, hiperhidrozu olan (hafif, orta, şiddetli) ve olmayan, sigara kullanan ve kullanmayan hastalar şeklinde gruplandırıldıktan sonra ki-kare test ile karşılaştırıldı. Kullanılan günlük sigara miktarı ile hastalık şiddet skoru karşılaştırıldığında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). P değerleri tablo 7 de verilmiştir. Anlamlı bulunan bu 2 parametre, daha sonra lojistik regresyon modeli ile karşılaştırıldı. 31

32 Parametreler P değeri İstatistiksel test Palmoplantar hiperhidroz 0,009 Ki-kare Sigara kullanımı < 0,001 Ki-kare Tablo 7. İstatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı bulunan parametreler ve p değerleri Laboratuar sonuçları karşılaştırıldığında ise, sadece serum IgE düzeyi ile ilgili p değeri, Mann-Whitney U test ile 0,05 bulundu. Diğer tüm laboratuar parametreleri açısından hasta ve kontrol gruplarında arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Serum Ig lerinin istatistiksel sonuçları tablo 8 da açıklanmıştır. Serum IgE düzeyinin anlamlı kabul edilmemesine rağmen, sınırda olan bu değerin diğer anlamlı parametrelerle ilişkisini saptamak amacıyla lojistik regresyon modeline alındı. Lojistik regresyon modeline dahil edilen parametreler ve sonuçları tablo 9 de bulunmaktadır. IgG (mg/dl) Ortalaması IgA (mg/dl) Ortalaması IgM (mg/dl) Ortalaması Ortancası IgE (IU/ml) Ortalaması Ortancası HASTA KONTROL İstatistiksel test Student T-test 1159,39±256, ,78±290,687 p=0,891 SD SD Student T-test 231,56±90,26 SD 203,75±85,56 SD p=0,163 Mann-Whitney 140,02±128,21 SD 100,14±48,93 SD U 116,00 91,00 p=0,063 Mann-Whitney 234,74±374,07 SD 115,58±255,47 SD U 60,27 38,60 p =0,055 Tablo 8. Hasta ve kontrol grubunun serum total Ig ortalamaları ve p değerleri 32

33 P değeri Olasılıklar Güven Aralığı oranı (%95) Sigara kullanımı (Kategorik veri) < 0,001 17,98 3,994-80,973 Palmoplantar hiperhidroz 0,016 5,88 1,397-24,807 (Kategorik veri) Serum IgE (Ölçümsel veri) 0, Tablo 9. Hasta ve kontrol grubunun lojistik regresyon modeli ile serum IgE, sigara kullanımı ve palmoplantar hiperhidrozun değerlendirme sonuçları Tablo 7 de görüldüğü gibi, PPP li hastalar ve kontrol grubu tek başına palmoplantar hiperhidroz açısından karşılaştırıldığında p değeri 0,009 anlamlı iken diğer faktörler ile birlikte karşılaştırıldığında p değerinin biraz daha arttığı görüldü (p=0,016). Ancak anlamlılığı kaybolmadı. Olasılıklar oranı 5,88 olarak bulundu. Serum IgE değerleri, ölçümsel veri olduğu için olasılıklar oranı ve güven aralığı hesaplanmadı. Mann-Whitney U test ile serum IgE değerleri karşılaştırıldığında bulunan ve sınırda kabul edilen değer (P=0,05), lojistik regresyon modelinde anlamsızlaştı (P=0,582). Sigara kullanımı ise, ki-kare ile yapılan istatistiksel çalışmadaki gibi ileri derecede anlamlı bulundu (p < 0,001). Olasılık oranı, sigara içenlerde içmeyenlere göre 17,98 kat artmıştı. Hasta ve kontrol grubunun AGA seviyeleri karşılaştırıldığında, AGA-IgA ve AGA- IgG ler arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuçlar tablo 10 da özetlenmiştir. AGA-IgA AGA-IgG POZİTİF NEGATİF POZİTİF NEGATİF HASTA KONTROL İstatistiksel test P değeri Fischer s exact 0,607 Fischer s exact 0,050 Tablo 10. AGA-IgA ve AGA-IgG değerlerinin karşılaştırılması 33

34 5.TARTIŞMA Palmoplantar püstüloz, genellikle eritemli ve skuamlı deri üzerinde yerleşmiş intraepidermal steril püstüller ile karakterize kronik bir deri hastalığıdır. Kadınlarda erkeklere göre, sigara içenlerde ise içmeyenlere göre daha sık görülmektedir (5,8). Çalışmamızda da literatürdeki bilgiler ile uyumlu olarak, kadın hastaların, erkek hastalara oranı 3,3 olarak bulundu. Son yıllarda PPP nin etiyopatogenezi ile ilgili araştırmalarda genetik faktörler, sigara, ter bezlerinin yapısında bozulma, tiroid hastalıkları, stres ve AGA lar üzerinde durulmaktadır. Sigara içimi ve deri hastalıkları arasındaki en dikkati çeken bağlantı PPP de tespit edilmiştir (47). 59 PPP li hasta üzerinde yapılan bir çalışmada, PPP li hastalarda sigara kullanımı %95 olarak bildirilmiştir (5). Bizim çalışmamızda ise, bu oran %93,2 olarak bulundu. Bu oran kontrol grubunun sigara içme oranıyla karşılaştırıldığında, aradaki fark ileri derecede anlamlı idi. Diğer faktörler ile birlikte değerlendirildiğinde ise, PPP li olgularda, kontrol grubundaki hastalara göre 17 kat artmış risk saptandı. Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda, sigara miktarı ile hastalık şiddeti arasında bir ilişki olup olmadığına dair bir bilgiye rastlamadık. Bizim çalışmamızda, kullanılan sigara miktarı ile hastalığın şiddeti arasında bir korelasyon yoktu. Belki de bu durum otoimmünite ile açıklanabilir. Sigaranın PPP de immün mekanizmaların tetiğini çektiği düşünülmektedir. Doğrudan toksik etki göstermediği için doz ile şiddet arasında bir bağlantı olmaması doğal olabilir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda sigaranın bırakılmasının, hastalık üzerinde, iyileştirici etkisi olup olmadığına dair bir çalışma henüz yapılmamıştır. Gelecekte böyle bir çalışmanın yapılmasının faydalı olacağı görüşündeyiz. PPP ile nikotin maruziyeti arasındaki bu ilişki ekrin ter bezi kanallarındaki kolin asetil transferaz ve asetilkolin esteraz aktivitesi ile açıklanmaktadır. PPP li 20 hasta, sigara içen 7 sağlıklı ve sigara içmeyen 8 sağlıklı gönüllü üzerinde 34

35 yapılan bir çalışmada, sigaranın nikotinik AK reseptör ekspresyonunu etkileyebildiği gözlenmiştir. Reseptörlerin alfa-3 ve alfa-7 birimlerine karşı antikorlarla yapılan immünohistokimyasal bir çalışmada, sigara içen sağlıklı bireylerde, içmeyenlere oranla epidermisteki alfa-3 boyanması daha güçlü, ter bezi kanallarındaki alfa-3 boyanması daha zayıf bulunmuştur. PPP ile etkilenen deride, çoğu granülosit olmak üzere, birçok inflamatuar hücrede de güçlü bir alfa-3 boyanması saptanmıştır. PPP li hastaların lezyonlu derisinde, epidermisteki alfa-7 boyanmasının normaldeki düzeninin ortadan kalktığı, bunun yerini ağ şeklinde güçlü bir yüzey boyanmasının aldığı ve bu durumun en belirgin şekilde akrosiringiyum yakınında ortaya çıktığı gözlenmiştir. Endoteldeki alfa-7 boyanmasının ise, PPP li deride, sigara içen ve içmeyen sağlıklı kontrollere göre daha yoğun olduğu görülmüştür. Bu bulgularla, PPP li hastalarda nikotine karşı anormal bir yanıt olduğu ve bunun inflamasyona yol açtığı kanısına varılmıştır (9). Palmoplantar hiperhidroz, PPP li hastalarda kontrol grubuna göre belirgin olarak artmış bulundu. Lojistik regresyon modeli ile yapılan istatistiksel hesaplamada PPP li hastalarda aşırı terleme 5,8 kat artmıştı. Bu durum şöyle açıklanabilir: PPP de püstülün altındaki papiller dermiste mast hücreleri ve lenfositlerden oluşan yoğun bir infiltrat vardır ve bu bölgedeki akrosiringiyumun normal yapısı bozulmuştur. Bu bulgular, terlemenin ve ter bezi biriminin PPP patogenezinde önemli olduğuna işaret etmektedir (9). PPP de inflamasyonun başlıca ekrin üniteyi etkilediği de ileri sürülmektedir (5). Hastalarımızda serum IgE düzeylerinin artmış olduğunu saptadık. Ancak, kontrol grubu olguları ile karşılaştırdığımızda anlamlı bir fark bulunmadı. Literatürde sigaranın serum IgE düzeyini arttırdığına dair yayınlar bulunmaktadır. Japonya da 981 gebe kadın üzerinde yapılan bir çalışmada, günde 15 den fazla ve 8 paket-yıl ve üzerinde sigara kullanımı ile serum IgE seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Bu hastalarda Odd ratio 3,4-2,51 olarak bulunmuştur (48). PPP li 59 hasta üzerinde yapılan bir çalışmada serum total IgM seviyesi 35

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065

Ankilozan Spondilit BR.HLİ.065 Gençlerde Bel Ağrısına Dikkat! Bel ağrısı tüm dünyada oldukça yaygın bir problem olup zaman içinde daha sık görülmektedir. Erişkin toplumun en az %10'unda çeşitli nedenlerle gelişen kronik bel ağrıları

Detaylı

%20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı

%20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı %20 En sık neden cilt kuruluğu Gebeliğe özgü cilt hastalıkları İntrahepatik kolestaz İlaç ve diğer allerjik reaksiyonlar Sistemik hastalıklara bağlı kaşıntılar (kc, bb, troid) Pemfigoid gestasyones Gebeliğin

Detaylı

Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA)

Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA) www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Juvenil SPondiloArtrit/Entezit İle İlişkili Artrit (SPA-EİA) 2016 un türevi 1. JUVENİL SPONDİLOARTRİT/ ENTEZİT İLE İLİŞKİLİ ARTRİT (SPA- EİA) NEDİR? 1.1 Nedir?

Detaylı

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011 Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını

Detaylı

14 Aralık 2012, Antalya

14 Aralık 2012, Antalya Hamilelerde Uyku Bozukluğunun Sorgulanması ve Öyküden Tespit Edilen Huzursuz Bacak Sendromunda Sıklık, Klinik Özellikler ve İlişkili Olabilecek Durumların Araştırılması A Neyal, G Benbir, R Aslan, F Bölükbaşı,

Detaylı

Prof. Dr. Cengizhan Erdem Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı

Prof. Dr. Cengizhan Erdem Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Cengizhan Erdem Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı LĐKEN PLANUSTA TEDAVĐ KUTANÖZ LİKEN PLANUSTA TEDAVİ Az sayıda kutanöz asemptomatik LP papülühasta ısrar etmedikçe tedaviyi

Detaylı

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ Dinç Süren 1, Mustafa Yıldırım 2, Vildan Kaya 3, Ruksan Elal 1, Ömer Tarık Selçuk 4, Üstün Osma 4, Mustafa Yıldız 5, Cem

Detaylı

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Mine SERİN 1, Ali CANSU 1, Serpil ÇELEBİ 2, Nezir ÖZGÜN 1, Sibel KUL 3, F.Müjgan SÖNMEZ 1, Ayşe AKSOY 4, Ayşegül

Detaylı

ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR

ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR ÇOCUKLARDA HAREKET SİSTEMİ MUAYENESİ (ROMATOLOJİK MUAYENE) Özgür KASAPÇOPUR HAREKET SİSTEMİ Üç ana yapı taşı Kemikler Kaslar Eklemler Oynamaz eklemler (Kafa tası) Yarı oynar eklemler (Omurga) Oynar eklemler

Detaylı

(İnt. Dr. Doğukan Danışman)

(İnt. Dr. Doğukan Danışman) (İnt. Dr. Doğukan Danışman) *Amaç: Sigara ve pankreas kanseri arasında doz-yanıt ilişkisini değerlendirmek ve geçici değişkenlerin etkilerini incelemektir. *Yöntem: * 6507 pankreas olgusu ve 12 890 kontrol

Detaylı

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER OTOİMMUN HASTALIKLAR Prof.Dr.Zeynep SÜMER İmmun tolerans Organizmanın kendinden olan antijeni tanıyarak bunlara karşı reaksiyon vermemesi durumuna İMMUN TOLERANS denir Otoimmunitenin oluşum mekanizmaları

Detaylı

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ Cem Sezer 1, Mustafa Yıldırım 2, Mustafa Yıldız 2, Arsenal Sezgin Alikanoğlu 1,Utku Dönem Dilli 1, Sevil Göktaş 1, Nurullah Bülbüller

Detaylı

DERİ PRICK TESTİ (SPT) HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAY FORMU

DERİ PRICK TESTİ (SPT) HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAY FORMU DERİ PRICK TESTİ (SPT) HASTA BİLGİLENDİRME VE ONAY FORMU 1. Deri prick testi (SPT: Skin Prick Test ), yakınmaları bir solunum yolu ya da besin allerjisinin varlığını düşündüren olgularda uygulanan bir

Detaylı

Romatizma BR.HLİ.066

Romatizma BR.HLİ.066 Nedir? başta eklemler olmak üzere, birçok organ ve dokunun doğrudan ya da dolaylı olarak zarar görmesine yol açabilen hastalıklar grubudur. Kanda iltihap düzeyinde yükselmeye neden olup olmamasına göre

Detaylı

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Kahramanmaraş 1. Biyokimya Günleri Bildiri Konusu: Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Mehmet Aydın DAĞDEVİREN GİRİŞ Fetuin-A, esas olarak karaciğerde

Detaylı

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik LAFORA HASTALIĞI Progressif Myoklonik Epilepsiler (PME) nadir olarak görülen, sıklıkla otozomal resessif olarak geçiş gösteren heterojen bir hastalık grubudur. Klinik olarak değişik tipte nöbetler ve progressif

Detaylı

ALLERJİ AŞILARI. Prof. Dr. Ömer KALAYCI Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Allerji ve astım Ünitesi

ALLERJİ AŞILARI. Prof. Dr. Ömer KALAYCI Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Allerji ve astım Ünitesi ALLERJİ AŞILARI Prof. Dr. Ömer KALAYCI Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Allerji ve astım Ünitesi Allerji aşıları Allerjen immunoterapi Allerjik bir hastaya giderek artan miktarlarda allerjen

Detaylı

Kronik ürtikerde güncel tedaviler

Kronik ürtikerde güncel tedaviler Kronik ürtikerde güncel tedaviler Dr. Emek Kocatürk Göncü İstanbul Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi Sunum akışı EAACI/GALEN/EDF/WAO Ürtiker Kılavuzu Amerikan Allerji İmmunoloji Akademisi Ürtiker Kılavuzu

Detaylı

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi / Patoloji A:B:D

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi / Patoloji A:B:D Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi / Patoloji A:B:D Arş gör. Dr Cansu ABAYLI Çöliak hastalığı; Buğday, arpa ve yulaf gibi tahıllı gıdalarda bulunan, gluten proteinleri ile oluşan, toplumun %1 inden fazlasının

Detaylı

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır Arı Sütü Arı sütü koyu kıvamda jelatinöz vasıfta olup beyaz-sarı renktedir. Arı sütü için uluslararası üretim standartları bulunmayıp Brezilya, Bulgaristan, Japonya ve İsviçre de uygulanan ulusal standartlar

Detaylı

PEG-IFN ALFA 2B /RİBAVİRİN /BOSEPREVİR KOMBİNASYONU İLE TEDAVİ EDİLEN KHC OLGUSU

PEG-IFN ALFA 2B /RİBAVİRİN /BOSEPREVİR KOMBİNASYONU İLE TEDAVİ EDİLEN KHC OLGUSU PEG-IFN ALFA 2B /RİBAVİRİN /BOSEPREVİR KOMBİNASYONU İLE TEDAVİ EDİLEN KHC OLGUSU Doç Dr Neşe Demirtürk Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği

Detaylı

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara H. K., 5 yaşında, Kız çocuğu Şikayet: Karında şişlik Özgeçmiş: 8 aylıkken karında

Detaylı

GEBELİKTE TİROİD FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

GEBELİKTE TİROİD FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ GEBELİKTE TİROİD FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Doç. Dr. Habib BİLEN Atatürk Üniversitesi Tıp fakültesi İç Hastalıkları ABD Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı SUNU PLANI Örnek olgu

Detaylı

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü Tip 1 diyabete giriş Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü ENTERNASYONAL EKSPER KOMİTE TARAFINDAN HAZIRLANAN DİABETİN YENİ SINIFLAMASI 1 - Tip 1 Diabetes

Detaylı

Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu

Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu Sevcan A. Bakkaloğlu, Yeşim Özdemir, İpek Işık Gönül, Figen Doğu, Fatih Özaltın, Sevgi Mir OLGU 9 yaş erkek İshal,

Detaylı

Kronik Hepatit B Tedavisi Zor Olgular

Kronik Hepatit B Tedavisi Zor Olgular Kronik Hepatit B Tedavisi Zor Olgular Dr. Faruk KARAKEÇİLİ Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı 22.01.2016 HATAY Tedavisi Zor Olgular! Zor hasta

Detaylı

%5 Her iki ebeveyn atopik

%5 Her iki ebeveyn atopik ALLERJİ TESTLERİ Dr.ALEV ÖKTEM Düzen Laboratuvarlar Grubu Allerji Allerji vücudumuzun bağışıklık sisteminin çevremizde bulunan ve zararlı olmayan bazı maddelere karşı, ki bunlara allerjen denir, aşırı

Detaylı

Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm

Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm BAZAL HÜCRELİ KARSİNOM Epidermal bazal hücrelerden veya kıl folikülünün dış kök kılıfından köken alan malin deri tm Nadiren met. yapar fakat tedavisiz bırakıldığında invazif davranış göstermesi,lokal invazyon,

Detaylı

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 KRONİK HASTALIK ANEMİSİ IX. BÖLÜM TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU GİRİŞ VE TANIM Kronik

Detaylı

Gebelerde Toxoplasma gondii Seropozitifliğinin Değerlendirilmesinde İstenen Testlerin Önerilen Tanı Algoritmasına Uygunluğunun Değerlendirilmesi

Gebelerde Toxoplasma gondii Seropozitifliğinin Değerlendirilmesinde İstenen Testlerin Önerilen Tanı Algoritmasına Uygunluğunun Değerlendirilmesi Gebelerde Toxoplasma gondii Seropozitifliğinin Değerlendirilmesinde İstenen Testlerin Önerilen Tanı Algoritmasına Uygunluğunun Değerlendirilmesi Dr.Hilal GÜREL Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Detaylı

NEFRİT. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Genel Bilgiler. Nefrit

NEFRİT. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Genel Bilgiler. Nefrit NEFRİT Prof. Dr. Tekin AKPOLAT Genel Bilgiler Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron

Detaylı

Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ

Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ Dr. Özlem Erdem Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji AD 22. ULUSAL PATOLOJİ KONGRESİ OLGU 45 yaşında erkek hasta Yaklaşık 1,5 yıldan beri devam eden alt ekstremite ve gövde alt kısımlarında daha

Detaylı

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20 24 Mayıs 2009 tarihleri arasında Antalya da düzenlenen 45. Ulusal Diyabet Kongresinde

Detaylı

ÖZEL BİR HASTANEDE YENİDOĞAN ÜNİTESİNE YATIRILAN İNDİREKT HİPERBİLİRUBİNEMİLİ OLGULARIN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ

ÖZEL BİR HASTANEDE YENİDOĞAN ÜNİTESİNE YATIRILAN İNDİREKT HİPERBİLİRUBİNEMİLİ OLGULARIN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZEL BİR HASTANEDE YENİDOĞAN ÜNİTESİNE YATIRILAN İNDİREKT HİPERBİLİRUBİNEMİLİ OLGULARIN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ *Aysun Çakır, *Hanife Köse,*Songül Ovalı Güral, *Acıbadem Kadıköy Hastanesi GİRİŞ

Detaylı

Çölyak Hastalığı Serolojik Tanısı DR. BURÇİN ŞENER

Çölyak Hastalığı Serolojik Tanısı DR. BURÇİN ŞENER Çölyak Hastalığı Serolojik Tanısı DR. BURÇİN ŞENER HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ TIBBİ MİKROBİYOLOJİ AD 1 Glutene duyarlı enteropati Çölyak hastalığı Gluten-intoleransı 2 Çölyak hastalığı nedir?

Detaylı

Malnutrisyon ve İnflamasyonun. Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi

Malnutrisyon ve İnflamasyonun. Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi Sürekli Ayaktan Periton Diyalizi Hastalarında Malnutrisyon ve İnflamasyonun Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi Ebru Karcı, Erkan Dervişoğlu lu, Necmi Eren, Betül Kalender Kocaeli Üniversitesi,

Detaylı

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay ANEMİYE YAKLAŞIM Dr Sim Kutlay KBH da Demir Eksikliği Nedenleri Gıda ile yetersiz demir alımı Üremiye bağlı anoreksi,düşük proteinli (özellikle hayvansal) diyetler Artmış demir kullanımı Eritropoez stimule

Detaylı

Anti-HIV Pozitif Bulunan Hastada Kesin Tanı Algoritması. Doç. Dr. Kenan Midilli İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

Anti-HIV Pozitif Bulunan Hastada Kesin Tanı Algoritması. Doç. Dr. Kenan Midilli İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Anti-HIV Pozitif Bulunan Hastada Kesin Tanı Algoritması Doç. Dr. Kenan Midilli İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Testler farklı amaçlarla uygulanabilir: - Tanı, tarama, doğrulama,

Detaylı

1. OLGU. Tüberküloz Kursu 2008 Antalya

1. OLGU. Tüberküloz Kursu 2008 Antalya 1. OLGU Tüberküloz Kursu 2008 Antalya 49 yaşında kadın hasta, ev hanımı Yakınması: Öksürük, balgam Hikayesi: Yaklaşık 2 aydır şikayetleri olan hasta akciğer grafisinde lezyon görülmesi üzerine merkezimize

Detaylı

TULAREMİ OLGU SORGULAMA FORMU. Dr. Güven ÇELEBİ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD

TULAREMİ OLGU SORGULAMA FORMU. Dr. Güven ÇELEBİ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD TULAREMİ OLGU SORGULAMA FORMU Dr. Güven ÇELEBİ Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD TULAREMİ OLGU SORGULAMA FORMU Genel Bilgiler: Tularemi olgu

Detaylı

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2 BÖBREK NAKLİ ALICILARINDA GLUTATYON S-TRANSFERAZ ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN VE GSTT1 POLİMORFİZİMİNE KARŞI GELİŞEN ANTİKORLARIN ALLOGRAFT FONKSİYONLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan

Detaylı

AKUT GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞI. Hemş.Birsel Küçükersan

AKUT GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞI. Hemş.Birsel Küçükersan AKUT GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞI Hemş.Birsel Küçükersan Graft vs Host Hastalığı (GVHH) Vericinin T lenfositlerinin alıcıyı yabancı olarak görmesi ve alıcının dokularına karşı reaksiyon göstermesi Allojenik

Detaylı

Diyabetes Mellitus. Dr. İhsan ESEN Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı

Diyabetes Mellitus. Dr. İhsan ESEN Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Diyabetes Mellitus Akut Komplikasyonları Dr. İhsan ESEN Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Diyabetes mellitus akut komplikasyonlar Hipoglisemi Hiperglisemi ilişkili ketonemi

Detaylı

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER Siren SEZER, Şebnem KARAKAN, Nurhan ÖZDEMİR ACAR. Başkent Üniversitesi Nefroloji Bilim

Detaylı

3 Pratik Dermatoloji Notları

3 Pratik Dermatoloji Notları AİLE HEKİMLERİ İÇİN 3 Pratik Dermatoloji Notları Tablolarla Cilt Lezyonlarının Tanımlamaları İçindekiler Tanımlayıcı Dermotolojik Testler Lezyon Dizilişini Tanımlayan Terimler Sık Görülen 6 Cilt Hastalığında

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ Sami Uzun 1, Serhat Karadag 1, Meltem Gursu 1, Metin Yegen 2, İdris Kurtulus 3, Zeki Aydin 4, Ahmet

Detaylı

5 Pratik Dermatoloji Notları

5 Pratik Dermatoloji Notları AİLE HEKİMLERİ İÇİN 5 Pratik Dermatoloji Notları En Sık Görülen Dermatolojik Hastalıklar İçindekiler Vitiligo Eritema Multiforme Ürtiker Uyuz Tahta Kurusu / Pire Isırığı Kaposi Sarkomu 2 Vitiligo 3 Vitiligo

Detaylı

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ Celal Bayar Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı-MANİSA Bazal Hücreli Kanser (BCC) 1827 - Arthur Jacob En sık rastlanan deri kanseri (%70-80) Açık

Detaylı

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA KRONİK KARIN AĞRISI

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA KRONİK KARIN AĞRISI ÇOCUKLUK ÇAĞINDA KRONİK KARIN AĞRISI Prof. Dr. Aydan Kansu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalı 7 y, ~ 1 yıldır karın ağrısı Göbek çevresinde Haftada

Detaylı

BOS GLUKOZ DÜġÜKLÜĞÜ ĠLE SEYREDEN TÜBERKÜLOZ MENENJĠT ÖN TANILI VARİCELLA ZOSTER MENENJİTİ OLGUSU

BOS GLUKOZ DÜġÜKLÜĞÜ ĠLE SEYREDEN TÜBERKÜLOZ MENENJĠT ÖN TANILI VARİCELLA ZOSTER MENENJİTİ OLGUSU BOS GLUKOZ DÜġÜKLÜĞÜ ĠLE SEYREDEN TÜBERKÜLOZ MENENJĠT ÖN TANILI VARİCELLA ZOSTER MENENJİTİ OLGUSU Ramazan Gözüküçük 1, Yunus Nas 2, Mustafa GÜÇLÜ 3 1 Hisar Intercontinental Hospital, Enfeksiyon Hastalıkları

Detaylı

Psoriasis (Sedef) Hastalığı Hasta Bilgilendirme Formu Amaç Siz psoriasis (sedef) hastalarına ve yakınlarınıza hastalığınız ile ilgili yararlı

Psoriasis (Sedef) Hastalığı Hasta Bilgilendirme Formu Amaç Siz psoriasis (sedef) hastalarına ve yakınlarınıza hastalığınız ile ilgili yararlı Psoriasis (Sedef) Hastalığı Hasta Bilgilendirme Formu Amaç Siz psoriasis (sedef) hastalarına ve yakınlarınıza hastalığınız ile ilgili yararlı bilgiler vermektir. Sedef hastalığının ne olduğu, sebepleri,

Detaylı

Mikroskopik Kolit. Dr. Taylan KAV. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi. İç Hastalıkları ABD Gastroenteroloji Bilim Dalı. Ankara

Mikroskopik Kolit. Dr. Taylan KAV. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi. İç Hastalıkları ABD Gastroenteroloji Bilim Dalı. Ankara Mikroskopik Kolit Dr. Taylan KAV Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD Gastroenteroloji Bilim Dalı Ankara Mikroskobik kolit (MK) kronik sulu ishalin sık görülen nedenlerinden biridir.

Detaylı

KLİMİK İZMİR TOPLANTISI 21.11.2013

KLİMİK İZMİR TOPLANTISI 21.11.2013 KLİMİK İZMİR TOPLANTISI 21.11.2013 OLGULAR EŞLİĞİNDE GÜNDEMDEKİ İNFEKSİYON HASTALIKLARI Dr. A. Çağrı Büke Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Olgu E.A 57 yaşında,

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması Tuncay Güçlü S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Bölümü 16-18 Ekim 2014, Malatya GİRİŞ Kronik

Detaylı

TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ DERNEĞİ

TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ DERNEĞİ TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİ Sİ DERNEĞİ ÜLS ERA Tİ FKOLİ T TÜRK KOLON ve REKTUM CERRAHİSİ DERNEĞİ ÜLSERATİF KOLİT NEDİR? Ülseratif kolit, kalın bağırsağın içini örten tabakanın iltihabıdır. Rektal kanama,

Detaylı

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Begüm Nalça Erdin 1, Alev Çetin Duran 1, Ayça Arzu Sayıner 1, Meral Koyuncuoğlu 2 1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi,

Detaylı

Referans: e-tus İpucu Serisi K.Stajlar Ders Notları Sayfa:353

Referans: e-tus İpucu Serisi K.Stajlar Ders Notları Sayfa:353 23. Aşağıdakilerden hangisi akne patogenezinde rol oynayan faktörlerden biri değildir? A) İnflamasyon B) Foliküler hiperproliferasyon C) Bakteriyal proliferasyon D) Aşırı sebum üretimi E) Retinoik asit

Detaylı

İnfertil çiftlerde bağlanma ve mizaç özellikleri tedavi başarısını etkiler mi? Stresin aracı rolü

İnfertil çiftlerde bağlanma ve mizaç özellikleri tedavi başarısını etkiler mi? Stresin aracı rolü İnfertil çiftlerde bağlanma ve mizaç özellikleri tedavi başarısını etkiler mi? Stresin aracı rolü Dr. Fatma Fariha Cengiz, Dr. Gülhan Cengiz, Dr. Sermin Kesebir Erenköy RSHEAH, İstanbul 29 Mayıs Hastanesi,

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK 1 LERDE LABORATUVAR İPUÇLARI GENEL TARAMA TESTLERİ Tam kan sayımı Periferik yayma İmmünglobulin düzeyleri (IgG, A, M, E) İzohemaglutinin titresi (Anti A, Anti B titresi) Aşıya karşı antikor yanıtı (Hepatit

Detaylı

MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009

MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009 MEME KANSERİ VE KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ İSTANBUL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ 2009 KANSER NEDİR? Kanser; Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak

Detaylı

2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru yanıt hayır olabilir mi?

2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru yanıt hayır olabilir mi? ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMINDA FARMAKOKİNETİK VE FARMAKODİNAMİK FARKLILIKLAR 17.12.2004 ANKARA Prof.Dr. Aydın Erenmemişoğlu ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMINDA FARMAKOKİNETİK VE 2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru

Detaylı

TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER

TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE UYKU KALİTESİ, GÜNDÜZ UYKULULUK HALİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER Doç.Dr. Belgüzar Kara*, Özge KILIÇ** *GATA Hemşirelik Yüksekokulu, **GATA Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları

Detaylı

Çölyak Sprue; Non Tropikal Sprue; Glüten Enteropatisi,

Çölyak Sprue; Non Tropikal Sprue; Glüten Enteropatisi, ÇÖLYAK HASTALIĞI Çölyak Sprue; Non Tropikal Sprue; Glüten Enteropatisi, Çölyak hastalığı sindirim sisteminin otoimmün hastalığıdır. Buğday, arpa gibi tahılların içinde bulunan GLÜTEN maddesine karşı ortaya

Detaylı

İnfertilite ile depresyon ve anksiyete ilişkisi

İnfertilite ile depresyon ve anksiyete ilişkisi İnfertilite ile depresyon ve anksiyete ilişkisi Y R D. D O Ç. D R. M İ N E İ S L İ M Y E TA Ş K I N B A L I K E S İ R Ü N İ V E R S İ T E S I TIP FA K Ü LT E S İ K A D I N H A S TA L I K L A R I V E D

Detaylı

BİLİMSEL DOSYA EXTRACT No.1

BİLİMSEL DOSYA EXTRACT No.1 BİLİMSEL DOSYA EXTRACT No.1 Çok üst düzey araştırmacılar ve biyologlarla (Marsilya Eczacılık Fakültesi Biogenotoxicology Laboratuvarı INSERM, GREDECO) işbirliği içerisinde yürütülen 14 yıllık çalışma sonrasında

Detaylı

Sedef Hastalığının Tedavisi

Sedef Hastalığının Tedavisi Sedef Hastalığının Tedavisi Sedef hastalığı için geliştirilmiş olan tedavi hastalığın temel mekanizmalarının ve hücre farklılaşmasının kontrol mekanizmalarının doğru çözümlenmelerine dayanmaktadır. Daha

Detaylı

Dünyada 350 milyonun üzerindeki hepatit B taşıyıcısının %50 sinden fazlasında infeksiyon perinatal yolla kazanılmıştır.

Dünyada 350 milyonun üzerindeki hepatit B taşıyıcısının %50 sinden fazlasında infeksiyon perinatal yolla kazanılmıştır. GİRİŞ Dünyada 350 milyonun üzerindeki hepatit B taşıyıcısının %50 sinden fazlasında infeksiyon perinatal yolla kazanılmıştır. HBeAg pozitif annelerden bebeğe bulaş oranı % 90 dır. Perinatal olarak kazanılan

Detaylı

Isırıkla İlgili Literatür İncelemesi

Isırıkla İlgili Literatür İncelemesi Isırıkla İlgili Literatür İncelemesi Prof. Dr. Tuna DEMİRDAL İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları AD, SB Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Kliniği, İzmir Avcılarda

Detaylı

SPİNA BİFİDA VE NÖROJEN MESANE TANILI HASTALARDA MESANE İÇİ HYALURONİK ASİD UYGULAMASI

SPİNA BİFİDA VE NÖROJEN MESANE TANILI HASTALARDA MESANE İÇİ HYALURONİK ASİD UYGULAMASI SPİNA BİFİDA VE NÖROJEN MESANE TANILI HASTALARDA MESANE İÇİ HYALURONİK ASİD UYGULAMASI Harika Alpay, Nurdan Yıldız, Neslihan Çiçek Deniz, İbrahim Gökce Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi

Detaylı

29 yaşında erkek aktif şikayeti yok. sağ sürrenal lojda yaklaşık 3 cm lik solid kitlesel lezyon saptanması. üzerine hasta polikliniğimize başvurdu

29 yaşında erkek aktif şikayeti yok. sağ sürrenal lojda yaklaşık 3 cm lik solid kitlesel lezyon saptanması. üzerine hasta polikliniğimize başvurdu 29 yaşında erkek aktif şikayeti yok Dış merkezde yapılan üriner sistem ultrasonografisinde insidental olarak sağ sürrenal lojda yaklaşık 3 cm lik solid kitlesel lezyon saptanması üzerine hasta polikliniğimize

Detaylı

ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER

ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER H. Direskeneli Marmara Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı İnflamasyon Doku Yanıtı (McInnes, Nature Clin Prac Rheumatol 2005; 31) RA da Sitokin Ağı (Firestein,

Detaylı

Fatma Burcu BELEN BEYANI

Fatma Burcu BELEN BEYANI 10.Pediatrik Hematoloji Kongresi Araştırma Destekleri/ Baş Araştırıcı Çalıştığı Firma (lar) Danışman Olduğu Firma (lar) Hisse Senedi Ortaklığı Fatma Burcu BELEN BEYANI Sunumum ile ilgili çıkar çatışmam

Detaylı

Henoch-Schöenlein Purpurası

Henoch-Schöenlein Purpurası www.printo.it/pediatric-rheumatology/tr/intro Henoch-Schöenlein Purpurası 2016 un türevi 1. HENOCH-SCHÖENLEİN PURPURASI NEDİR? 1.1 Nedir? Henoch-Shöenlein purpurası (HSP), küçük kan damarlarının (kapilerlerin)

Detaylı

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet Chapter 10 Summary (Turkish)-Özet Özet Vücuda alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda ortaya çıkan obezite, günümüzde tüm dünyada araştırılan sağlık sorunlarından birisidir. Obezitenin görülme

Detaylı

KRONİK C HEPATİTİNDE TELAPREVİRLİ KOMBİNASYON TEDAVİSİ DENEYİMLERİ

KRONİK C HEPATİTİNDE TELAPREVİRLİ KOMBİNASYON TEDAVİSİ DENEYİMLERİ KRONİK C HEPATİTİNDE TELAPREVİRLİ KOMBİNASYON TEDAVİSİ DENEYİMLERİ Dr. Bilgehan Aygen Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Kayseri Erciyes Üniversitesi

Detaylı

Gebelerde Rubella (Kızamıkçık) Yrd.Doç.Dr.Çiğdem Kader

Gebelerde Rubella (Kızamıkçık) Yrd.Doç.Dr.Çiğdem Kader Gebelerde Rubella (Kızamıkçık) Yrd.Doç.Dr.Çiğdem Kader OLGU 1 İkinci çocuğuna hamile 35 yaşında kadın gebeliğinin 6. haftasında beş yaşındaki kız çocuğunun rubella infeksiyonu geçirdiğini öğreniyor. Küçük

Detaylı

Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran

Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran Yağlı Karaciğer (Metabolik Sendrom) Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Psikoz Yatkınlığındaki Artışın Gösterilmesi ve Bu Bulgunun İnflamatuar Sitokinlerle Bağlantısının Açıklanması Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar

Detaylı

Dr.Şua Sümer Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD KONYA

Dr.Şua Sümer Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD KONYA Dr.Şua Sümer Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD KONYA 49 yaşında, erkek hasta Sol ayakta şişlik, kızarıklık Sol ayak altında siyah renkte yara

Detaylı

EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU I. BÖLÜM TROMBOTİK TROMBOSİTOPENİK PURPURA TANI VE TEDAVİ KILAVUZU...

EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU I. BÖLÜM TROMBOTİK TROMBOSİTOPENİK PURPURA TANI VE TEDAVİ KILAVUZU... EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU İÇİNDEKİLER Önsöz...iii Ulusal Tanı ve Tedavi Kılavuzu Çalışma Grupları... iv Kısaltmalar... vii Tablolar Listesi... xv Şekiller

Detaylı

* Madde bilgisi elektromanyetik sinyaller aracılığı ile hücre çekirdeğindeki DNA sarmalına taşınır ve hafızalanır.

* Madde bilgisi elektromanyetik sinyaller aracılığı ile hücre çekirdeğindeki DNA sarmalına taşınır ve hafızalanır. Sayın meslektaşlarım, Kişisel çalışmalarım sonucu elde ettiğim bazı bilgileri, yararlı olacağını düşünerek sizlerle paylaşmak istiyorum. Çalışmalarımı iki ana başlık halinde sunacağım. MADDE BAĞIMLILIĞI

Detaylı

TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU. Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu

TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU. Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONLARI TİP I TİP II TİPII TİPIII TİPIV TİPIV TİPIV İmmün yanıt IgE IgG IgG IgG Th1 Th2 CTL Antijen Solübl antijen Hücre/

Detaylı

Bilim Uzmanı İbrahim BARIN

Bilim Uzmanı İbrahim BARIN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ HASTANELERİNDE YATAN HASTALARIN HASTANE HİZMET KALİTESİNİ DEĞERLENDİRMELERİ Bilim Uzmanı İbrahim BARIN Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri AMAÇ Hasta memnuniyeti verilen

Detaylı

Basit Guatr. Yrd.Doç.Dr. Okan BAKINER

Basit Guatr. Yrd.Doç.Dr. Okan BAKINER Basit Guatr Yrd.Doç.Dr. Okan BAKINER Amaç Basit (nontoksik) diffüz ve nodüler guatrı öğrenmek, tanı ve takip prensiplerini irdelemek. Öğrenim hedefleri 1.Tanım 2.Epidemiyoloji 3.Etiyoloji ve patogenez

Detaylı

NEFRİTİK SENDROMLAR. Dr.LATİFE ERDOĞAN Ekim 2013

NEFRİTİK SENDROMLAR. Dr.LATİFE ERDOĞAN Ekim 2013 NEFRİTİK SENDROMLAR Dr.LATİFE ERDOĞAN Ekim 2013 NEFRİTİK SENDROM NEDİR? Akut böbrek yetmezliği bulguları ile gelen bir hastada gross hematüri, varsa tanı nefritik sendromdur. Proteinürü

Detaylı

SPONDİLODİSKİTLER. Dr. Nazlım AKTUĞ DEMİR

SPONDİLODİSKİTLER. Dr. Nazlım AKTUĞ DEMİR SPONDİLODİSKİTLER Dr. Nazlım AKTUĞ DEMİR Vertebra Bir dizi omurdan oluşur Vücudun eksenini oluşturur Spinal kordu korur Kaslar, bağlar ve iç organların yapışacağı sabit bir yapı sağlar. SPONDİLODİSKİT

Detaylı

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU Abdullah Özkök¹, Esin Aktaş², Akar Yılmaz 3, Ayşegül Telci 4, Hüseyin Oflaz 3, Günnur Deniz², Alaattin

Detaylı

YENİ AJANLARLA YAN ETKİ YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR?

YENİ AJANLARLA YAN ETKİ YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR? YENİ AJANLARLA YAN ETKİ YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR? Doç. Dr. Saadettin KILIÇKAP 23.02.2013 Adana İPİLİMUMAB İPİLİMUMAB Anti- CTLA4 Tamamen insan kaynaklı Rekombinant IgG1 antikorudur İPİLİMUMAB Klinik çalışmalarda

Detaylı

6 Mart 1993 tarihinde, ani başlayan akut deri. Bu yakınması bir hafta önce sol kolun üst tarafında. Lezyon, kısa süre içinde büyümüş, kontakt dermatit

6 Mart 1993 tarihinde, ani başlayan akut deri. Bu yakınması bir hafta önce sol kolun üst tarafında. Lezyon, kısa süre içinde büyümüş, kontakt dermatit Lyme Olguları 1. Olgu 30 yaşında erkek hasta Buharla dezenfeksiyon yapan bir firmada işçi 6 Mart 1993 tarihinde, ani başlayan akut deri rahatsızlığı Bu yakınması bir hafta önce sol kolun üst tarafında

Detaylı

Halis Akalın, Nesrin Kebabcı, Bekir Çelebi, Selçuk Kılıç, Mustafa Vural, Ülkü Tırpan, Sibel Yorulmaz Göktaş, Melda Sınırtaş, Güher Göral

Halis Akalın, Nesrin Kebabcı, Bekir Çelebi, Selçuk Kılıç, Mustafa Vural, Ülkü Tırpan, Sibel Yorulmaz Göktaş, Melda Sınırtaş, Güher Göral Halis Akalın, Nesrin Kebabcı, Bekir Çelebi, Selçuk Kılıç, Mustafa Vural, Ülkü Tırpan, Sibel Yorulmaz Göktaş, Melda Sınırtaş, Güher Göral Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik

Detaylı

Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE

Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE Bir Üniversite Kliniğinde Yatan Hastalarda MetabolikSendrom Sıklığı GŞ CAN, B BAĞCI, A TOPUZOĞLU, S ÖZTEKİN, BB AKDEDE Psikiyatrik hastalığı olan bireylerde MetabolikSendrom (MetS) sıklığı genel popülasyona

Detaylı

Kan Kanserleri (Lösemiler)

Kan Kanserleri (Lösemiler) Lösemi Nedir? Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100'den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci

Detaylı

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu.

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özlem Serenli,

Detaylı

1g losyon, 1.0 mg Metilprednisolon aseponat içerir (% 0.1).

1g losyon, 1.0 mg Metilprednisolon aseponat içerir (% 0.1). 1 ADVANTAN M Losyon Formülü 1g losyon, 1.0 mg Metilprednisolon aseponat içerir (% 0.1). Yardımcı maddeler Benzil alkol Polioksietilen-2-stearil alkol Polioksietilen-21-stearil alkol Disodyum edetat Farmakolojik

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD KOMPLEMAN SİSTEMİ Kompleman sistem, (Compleman system) veya tamamlayıcı sistem, bir canlıdan patojenlerin temizlenmesine yardım eden biyokimyasal

Detaylı

KULLANMA TALİMATI. KETORAL deri kremi Deri üzerine uygulanarak kullanılır.

KULLANMA TALİMATI. KETORAL deri kremi Deri üzerine uygulanarak kullanılır. KETORAL deri kremi Deri üzerine uygulanarak kullanılır. KULLANMA TALİMATI Etkin madde: Ketokonazol KETORAL deri kremi her bir gramında 20 miligram ketokonazol içerir. Yardımcı maddeler: Propilen glikol,

Detaylı

Şizofreni tanılı hastada antipsikotiklerletetiklenen nonkonvulsif statusepileptikus olgusu

Şizofreni tanılı hastada antipsikotiklerletetiklenen nonkonvulsif statusepileptikus olgusu Şizofreni tanılı hastada antipsikotiklerletetiklenen nonkonvulsif statusepileptikus olgusu Ass. Dr. Toygun Tok İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Kliniği

Detaylı

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ KLİNİK Bağışıklık sistemi sağlam kişilerde akut infeksiyon Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde akut infeksiyon veya

Detaylı

ÜRÜN BİLGİSİ. ETACİD, erişkinler, 12 yaş ve üzerindeki adolesanlarda mevsimsel alerjik rinitin profilaksisinde endikedir.

ÜRÜN BİLGİSİ. ETACİD, erişkinler, 12 yaş ve üzerindeki adolesanlarda mevsimsel alerjik rinitin profilaksisinde endikedir. ÜRÜN BİLGİSİ 1. ÜRÜN ADI ETACİD % 0,05 Nazal Sprey 2. BİLEŞİM Etkin madde: Mometazon furoat 50 mikrogram/püskürtme 3. TERAPÖTİK ENDİKASYONLAR ETACİD erişkinler, adolesanlar ve 6-11 yaş arasındaki çocuklarda

Detaylı

TLERDE SEROLOJİK/MOLEK HANGİ İNCELEME?) SAPTANMASI

TLERDE SEROLOJİK/MOLEK HANGİ İNCELEME?) SAPTANMASI * VİRAL V HEPATİTLERDE TLERDE SEROLOJİK/MOLEK K/MOLEKÜLER LER TESTLER (NE ZAMANHANG HANGİ İNCELEME?) *VİRAL HEPATİTLERDE TLERDE İLAÇ DİRENCİNİN SAPTANMASI *DİAL ALİZ Z HASTALARININ HEPATİT T AÇISINDAN

Detaylı