köprü UĞUR DÜNDAR İLE RÖPORTAJ CİNSİYET FARKINDALIĞI Orhan Pamuk 32 Yıl Sonra Okulunda Mayıs 2015 EDEPLİ BEBEKLER İN AİLELERİYLE RÖPORTAJLAR

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "köprü UĞUR DÜNDAR İLE RÖPORTAJ CİNSİYET FARKINDALIĞI Orhan Pamuk 32 Yıl Sonra Okulunda Mayıs 2015 EDEPLİ BEBEKLER İN AİLELERİYLE RÖPORTAJLAR"

Transkript

1 1 köprü Bosphorus Chronicle ın Ekidir. UĞUR DÜNDAR İLE RÖPORTAJ CİNSİYET FARKINDALIĞI EDEPLİ BEBEKLER İN AİLELERİYLE RÖPORTAJLAR Orhan Pamuk 32 Yıl Sonra Okulunda

2 2 Adam Olma İnsan Ol Her gün gazete manşetleri ve ana haber bültenleri gözümüze sokarcasına dünyanın dört bir yanında yaşanan binlerce sorunu bize aktarıyor. Bu haberlerin ardı arkası bir türlü kesilmiyor, biz her ne kadar olanlardan bihaber olarak normal yaşantımıza devam ediyor olsak da her gün onlarca çocuk aç uyuyor, binlerce insan bir doğal felakete kurban gidiyor, aileler trafik kazalarında yok oluyor. Biz tüm bu haberleri duyuyor ve izliyoruz. Okuduğumuz gazeteyi katlayıp bir köşeye koyduğumuzda ya da bir tuşla o haber kanalından bir eğlence programına geçtiğimizde tüm bildiklerimizi bir anda unutuyoruz. Günlük yaşantımızda da sık sık yüz yüze geldiğimiz ve yok saymayı alışkanlık haline getirdiğimiz en önemli olaylardan biri de cinsiyet ayrımcılığı. Cinsel tercihleri ne olursa olsun her insan hayatı boyunca birçok skez bu ayrımcılıkla hayatındaki yansımaları sayesinde tanışıyor; fakat hiç kimse bu duruma Dur! deme cesaretini öncelikle kendinde görmediğinden biz bu sorunla dünyanın varoluşundan beri nasıl yaşadıysak aynı şekilde yaşamaya devam ediyoruz. Bu döngü devam ettiği sürece de bu sorunları çokça manşetlerde görecek, beş dakika sonra hayatımıza geri dönecek ve sonra aynı sorunlarla biz karşılaşınca sesimizi duyuramamanın verdiği acı ile daha da derinlere kendimizi hapsedeceğiz, yalnızlığımıza sığınacağız. Günümüz dünyasının en belirgin sorunu kadın-erkek eşitsizliği. Dünya nüfusunun yarısını kadınlar oluştursa da kadınlar ataerkil toplumlar içerisinde yetiştirilmemizden kaynaklanan binlerce haksızlığa uğruyorlar. Kadınlar için her insanın doğuştan sahip olduğu ve karar hakkının da sadece kendi elinde olması gereken haklarına kavuşup kavuşamamak, bir erkeğin iki dudağının arasından çıkacak karara bağlı. Şu an dünyada altmış iki milyon kız çocuğu her ne kadar okumak istese de hayallerine kavuşamıyor. Erkek kardeşleri dışarıda oyun oynarken onlar annelerine ev işlerinde yardım ediyor, bir evin sorumluluğunu üstleniyorlar. Daha kendileri çocukken anne oluyorlar. Kocalarının gözlerindeki değerlerini ise her ne kadar çocuğun cinsiyetinin biyolojik olarak babaya bağlı olmuş olduğu kanıtlansa da doğurdukları bebeğin kız ya da erkek oluşu belirliyor. Eğer erkek bir bebek dünyaya getirirse o evdeki günlerini bir sonraki doğuma kadar garantilemiş oluyor, bir süreliğine aileye erkek bir evlat vermiş olmanın getirdiği onurla şiddete maruz kalmıyorlar. Buna karşın bir kız bebek dünyaya getirdiyse yeni doğmuş bebeği ile birlikte hor görülüyor, zulme maruz kalıyor ve de eşinin bir başka kadınla gözlerinin önünde beraber olmasına sesini çıkaramıyor. Sesini çıkaranlar ise ya şiddetle sindiriliyor ya da gazetelerde her gün okuduğumuz üçüncü sayfa haberlerinden birine konu olarak hayata veda ediyorlar. Kadınların hemen hemen hepsi bu durumdan rahatsız; fakat neredeyse hiçbiri bu sorunlar ileriki nesillerde tekrar tekrar yaşanmasın diye çocuklarını buna göre eğitmiyorlar. Çocuk doğduğu andan itibaren yapılan ilk yanlış kızlara pembe, erkeklere mavi giydirme alışkanlığımız. Bir erkek bebeğe pembe giydirildiğinde bunu çok büyük bir problem haline getiriyoruz. Oysa eskiden beri kızlara mavi, erkeklere pembe giydirilmiş olsaydı biz bunun doğru olduğuna inanacaktık. Bu renk sınıflamasından sonra çocuk büyüdükçe oyuncak olarak kızlara bebekler, erkeklere ise silahlar seçiliyor. Farkında Melisa Oğuz olmadan ebeveynler çocuklarına ilerideki rollerini daha onların aklı bu gibi durumlara ermezken empoze ediyorlar. Kız çocukları belli bir yaşa gelince onlardan ev işlerinde bazı sorumluluklar üstlenmeleri isteniyor. Buradaki amaç ileride onları hayata hazırlamak olsa da aynı şeyleri anneler erkek çocuklarını öğretmiyorlar. Evin kızı sofrayı hazırlarken ya da dikiş dikerken, evin oğlu babasıyla oturup televizyon izliyor. Zaman içerisinde aile kız çocuğun her yaptığını ince ince takip ederken, erkek çocuklarına daha esnek kurallar koymaya başlıyor. Toplum geneline bakıldığında evin genç kızının bir sevgilisi olduğunda, bu durumdan aile haberdar olmuyor. Ailenin haberi olursa da bu duruma derhal müdahale ediliyor. Oysa genç erkeklerin sevgilisi olduğunda bu durum onur verici bir şey olarak dillendiriliyor. Aileler bu noktada oğullarının kız arkadaşlarının başka bir ailenin kızı olduğunu göz ardı ediyorlar. Çocuklar toplumdaki cinsiyet ayrımını, eşitsizliği küçük yaşlardan toplumun en temel taşı olan ailede yaşıyorlar. Toplumda her ne kadar bu konuya duyarlı insanlar olsa da, yetiştirilme tarzımızdan kaynaklı olarak günlük hayatlarımızda bazı kalıplaşmış kelimeleri kullanarak kadın ile erkek arasındaki uçurumun biraz daha büyümesine neden oluyoruz. Aileler kızlarından bahsederken sık sık Kızın mı var derdin var. ya da Kızını dövmeyen dizini döver. gibi atasözlerini kullanıyorlar. Burada belirtmek istenen düşünce temelinde kötülük içermese de hepimizin bilinçaltına bu tür kalıplar işleniyor. Bir marangozdan, bir taksiciden hatta bir mühendisten bahsettiğimizde aklımıza çoğunlukla ilk gelen erkekler olurken; bir hemşireden ya da bir çocuk bakıcısından bahsettiğimizde aklımıza ilk kadınlar geliyor. Bir kadın genelde erkeklerin yaptığı bir işi yapmaya kalkıştığında Elinin hamuru ile erkek işine karışma. tepkisi ile karşılaşıyor. Dünyadaki pek çok ülke gibi biz de gelişmekte olduğumuzu iddia ediyor, yaşadığımız sorunları kolaya kaçarak yok sayıyoruz. Oysa ekonomimizin ne kadar geliştiğinden bahsederken hiç kendimize sormuyoruz Neden bizim iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kadın CEO muz var? diye. Sormak işimize gelmiyor, çünkü çözümün kolay olmadığını biliyoruz. İnsanoğlu hep kolay ve kısa vadede sonuca ulaşılabilir sorunlara odaklanıyor. Oysa hiç kimse fark etmiyor ki bir işe koyduğun zaman ve emek arttıkça başarıdan aldığın haz da artacaktır. Dünyada Girl Rising gibi büyük kampanyalar yapılarak insanların dikkatleri bu konuya çekilmek isteniyor. Hiç kimse çözümün hemen gerçekleşmesini beklemiyor. Dünya üzerindeki her bir bireyi ilgilendiren bu sorunun çözümü için kökten bir değişikliğe ihtiyaç var. Değişimin ilk basamağı da farkındalık yaratmak. Toplum yapısını zamanla değiştirmek ancak eğitimle mümkün olabilir. Robert Kolej ailesi olarak biz de kadın-erkek ayrımcılığı konusunda farkındalık yaratmak adına bir cinsiyet haftası düzenledik. Toplumun yarınlarını yetiştiren öğretmenlerden ve geleceğin yetişkinleri, ebeveynleri olacak öğrencilerden oluşan bir toplulukta dahi koşulsuz inanılan pek çok düşünce, farkında olmadan kullanılan pek çok kavram var. Tüm bu kavramları ortadan kaldırmak, eşit bir toplum yaratmak için önce bilinçli bireyler yetiştirmek gerekli. Bir çocuk parkında gözlem yapıldığında çocukların cinsiyet fark etmeksizin kardeşçe oynadıkları görülür. Bebekler ve küçük yaştaki çocuklar daha tüm bu kadın-erkek sınıflandırmaları ile bire bir yüz yüze gelmedikleri için önyargısız yaklaşırlar birbirlerine karşı. İlkokul sıralarında bir kız çocuğu ile bir erkek çocuğu yan yana oturur, biri düştüğünde diğeri tereddütsüz yardım elini uzatır. Oysa zamanla kız çocukları ile erkek çocuklarının arasına görünmez; ama yıkılması çok güç bir duvar örülür. En yakın arkadaşı bir kız olan gencin artık arkadaş çevresini çoğunlukla erkekler oluşturur hale gelir. Ebeveynler çocuklarını adam etme telaşından onlara insan olmayı öğretmeyi unuturlar. Fakat yarının anne ve babaları, kadın ve erkeğin farklı özelliklere sahip eşit insanlar olduğu bilinciyle yetişirse zamanla tüm duvarlar yıkılabilir, tüm tabular kırılabilir, tüm inançlar değişebilir.

3 3 Cinsiyet Farkındalığı Haftası 3 Nil Özervarlı Robert Kolej olarak toplumumuzun büyük bir sorunu olan cinsiyet ayrımcılığına dikkat çekmek ve bunun üzerine çalışmak istedik. Bu konuyla ilgili olan öğretmen ve öğrenciler toplanıp bir komite oluşturduk ve neler yapabileceğimiz hakkında tartıştık. Tartışma sonucunda birçok güzel etkinlik fikri ortaya çıktığı için bir hafta belirleyip bu hafta içerisinde çeşitli etkinlikler yapmaya karar verdik. Bu sene Nisan arasında düzenlenen Cinsiyet Farkındalığı Haftası nda; -Tüm hafta boyunca Marble Hall da dilimizde bulunan ayrımcı söylemler ile ilgili bir fotoğraf sergisi düzenlendi. Öğrenciler, öğretmenler ve çalışanlar bu söylemlerin yazılı olduğu posterleri ellerinde tutarak çektirdiği fotoğraflar sergilendi. -Tüm hafta boyunca yemekhanedeki peçeteliklerin üzerine komite tarafından hazırlanan cinsiyet farkındalık yaratacak sorular iliştirildi. Bu sayede öğrencilerin yemek esnasında bu konu hakkında tartışmaları sağlandı. -Tüm hafta boyunca Marble Hall daki masaların üzerine kağıtlar ve iki kutu bırakıldı. Kutulardan birine öğrenciler merak ettikleri, bilmedikleri sorularını kağıtlara yazıp attılar. Bu sorular komite tarafından değerlendirildi. Diğer kutuya ise öğrenciler cinsiyet hakkında yaşadığı sorunları veya başlarından geçen bir olayı yazıp paylaştılar. -Tüm hafta boyunca günlük duyurularda Bunları biliyor musunuz? köşesi yer aldı. Buraya komite tarafından her gün cinsel ayrımcılık hakkında bir soru veya olgu yazıldı. -Kütüphanede Cara Keyman tarafından seçilen cinsiyet ile kitaplar için bir köşe oluşturuldu. Yanına beyaz tahta konuldu, sorusu olan öğrenciler oraya yazarak paylaştılar. -Pazartesi günü okul sonrasında MMR larda isteyen öğrencilerle Girl Rising isimli belgesel izlenildi. -Çarşamba günü cinsiyet ayrımcılığına dikkat çekmek isteyen öğrenciler, öğretmenler ve çalışanlar parlak renklerde kıyafetler giydiler. Bu kişiler ilk teneffüs toplanıp toplu fotoğraf çektirdiler. -Çarşamba günü okul sonrası Woods 310 de toplanılarak bir forum oluşturuldu. Bu forumda öğrenciler cinsiyetleri hakkında yaşadığı problemleri ya da başlarından geçen ilginç bir olayı paylaştılar. -Çarşamba günü öğle teneffüsünde Mr. Welch konuyla ilgilinen öğrencilerle buluşup Çeşitlilik Kulübü açma konusunda beyin fırtınası yaptılar. -4 Mayıs Pazatesi günü bayrak töreninde komitenin hafta boyunca yapılan etkinlikleri tanıtma amaçlı çektiği belgeseli sundular. -Nil Mutluer isimli akademisyen okula gelerek cinsel ayrımcılık üzerine bir konuşma yaptı. -Tüm yapılan bu etkinliklerle öğrencilerin cinsiyet ayrımcılığı hakkında dikkatini çekmek, öğrencilere günlük hayatta fark etmeden ne kadar çok ayrımcı sözler ve davranışlarda bulunduğumuzu göstermek, toplumda gerçekleşen cinsiyet kaynaklı sorunlara kayıtsız kalmamak ve bu sorunlar hakkında tartışma oluşturmak istedik. Biliyoruz ki tüm sorunları çözemesek de bir yerden başlamamız gerekiyor! Fotoğraflar: Tulya Elif Bekişoğlu 2015 Mayıs

4 4 Dünya Kadınlar Günü Tulya Elif Bekişoğlu 8 Mart 1857 de işçi kadınların gerçekleştirdiği mitingde 129 kadının ölmesiyle, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak tarihe geçmiştir. O zamandan bu zamana, 8 Mart ın bize anımsattıkları değişti. 8 Mart bizim için hüzünlü bir mücadele halinde. Erkeklerin sorumlu, koruyucu ve canavar; kadınların ise saf ve tahrik edici olmak üzere sterotipleştirildiği bir toplumda yaşıyoruz. Hadi göster.. ni dayına diyerek oğlanlarımızı, düzgün otur, bacağını kapat diyerek kızlarımızı yetiştiriyoruz. Ama tüm bunlar kabul edilebilir, neden mi? Çünkü namus koruyoruz(!) Peki ya bu korunmaya çalışılan ve kaybedilince toplum tarafından dışlandığımız namus nedir? Göçebe toplum anlayışı bittiğinde ve yerleşik yaşama geçildiği zaman uyanan miras hissi, kadını kimin döllediğinin bilinmesi ihtiyacına sebep oldu ve kanun, kural anlamına gelen namos kelimesinden, namus kelimesi türedi. Günümüze gelene dek o kadar değişti ki kimse namus nedir bilemiyor. Herkes kendi namusunu yaratıyor, herkes kendi yargılarına göre başkalarının namusuyla ilgileniyor. Alttaki tüm fotoğraflar kurgudur fakat hepsi gerçeklerin bir yansımasıdır. Günümüz toplumunda, büyük bir kesim tarafından kadınlar cinsel tehlike olarak görülmektedir. Kadına çocuk doğurmadan önce ve çocuk doğurduktan sonra cinsellik hakkı tanınmaz. En önemlisi de kadına 50 yaşından sonra değer verilir, bunun sebebi ise kadının menopoz dönemine girmesi ve artık cinsel bir tehlike yaratmayacak olmasıdır. Günümüz dünyasında kelimelerin anlamlarını değiştirmeyi çok sever olduk. Kaşar, motor, yollu, patlak, götürmek, vermek; hepsi buna birer örnek. Ama anlamını değiştirdiğimiz bir diğer kelime ise feminizm. Günümüz dünyasında feminizm, kadını savunmak ve korumak, kadını yüceltmek, erkeği suçlamak anlamına gelir oldu. Ama feminizm aslında cinsiyet eşitliği fikridir. Feminizm sadece tecavüze uğrayıp öldürülen kadını değil, cinsel seçimi farklı olan veya yumuşak davranan erkeği de savunur. Feminizm sadece erkeklere cinsellik özgürlüğü verip, onlar milli olmanın yarışı içerisindeyken, sırf cinsellik yasağı yüzünden kızları, kadınları kapılar arkasına kapatanın karşısındadır. İşte bu yüzden #HeForShe (kadın için erkek) ve aynı zaman da #SheForHe (erkek için kadın) çünkü biz birbirimizin yanında olmadıkça, ayrılmaya devam edeceğiz. Ben sadece kadınların gününü kutlamıyorum. Cinsiyet ayrımcılığına karşı olan, cinsiyet eşitliğine inanan herkesin gününü kutluyorum. *Bu yazıyı yazarken Nil Mutluer in seminerinde tuttuğum notlardan faydalandım. Kendisine teşekkür ediyorum.

5 5 Küçük Kantin, Büyük Yürek: Aysun Kayacan Küçük Kantin de her gün gördüğümüz ablanın adını bile kaçımız biliyoruz? Aysun Abla nın asıl işinin muhasebecilik olduğunu, ama hiçbir zaman işini yapmayıp öğretmenlik yaparak yıllarını geçirdiğini bilmiyoruz. Babasına duyduğu sonsuz sevgiyi görmüyoruz. Evinde bir oğlu olduğunu daha önce düşünmemiştik belki. Aysun Abla yla bütün ilişkimizin para üstü beklerken (farkında olarak ya da olmayarak) hızlanması için rahatsız edici bakışlar atmak olması, kendimizi günlük hayat tempomuzun içinde kaybettiğimizin, bazı değerleri unuttuğumuzun en büyük örneği. Aysun Kayacan, küçükken arkadaşları evcilik oynayıp bir aile kurarken bile, o ailenin çocuklarını eğitmeyi kendine görev edinmişti. Biraz büyüyünce, İşletme okumak istediğine karar verdi. İstediği üniversiteye puanı yetmeyince ise, Muhasebecilik okudu. Üniversiteden beri çeşitli mesleklerle uğraşmış olsa da hiç bir zaman muhasebeci olmadı. Bir sene yedek öğretmenlik yaptı, beş sene Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı nda çalıştı. Öğretmenlik Fakültesi nde okumamış olmasına rağmen, öğrencilerine bir şeyler kattığını hissettiğinde ve öğrencilerinin ona olan sevgi ve saygısını gördüğünde, hayatta bir şeyi yeterince istersek, önümüzde hiçbir engelin dayanamayacağını öğrendiğini söylüyor. Şu anda Robert Koleji nde çalıştığı için çok gururlu ve mutlu olmakla beraber, her gün genç öğrencileri görmenin onu ayrıca mutlu ettiğini belirtiyor. Kantindeki işi bittiğinde, eve gidiyor, oğluna ve eşine yemek hazırlıyor, daha sonra ise geriye kalan zamanında da bir ikinci sınıf öğrencisine derslerinde yardımcı oluyor. Ona sabahları uyandığında ilk ne düşündüğünü sorduğumda, bana her sabah ilk işinin Allah a şükretmek olduğunu söyledi çünkü Aysun Abla bir sabah işe giderken ufak bir hafıza kaybı yaşamış. Hayatının 20 dakikalık bir bölümünü hatırlamıyor. Kendine geldiğinde 15 dakika boyunca ne olduğunu anlamaya çalıştığını ve başaramadığını ise çok net hatırlıyor. O aradaki karanlık ve bilinmezlik, Aysun Abla yı çok derinden etkilemiş. Yıllar sonra, hala, her sabah uyandığında önce şükrediyor, sonra da böyle korkunç bir karanlığın kimseye nasip olmamasını diliyor. Hayatın kıymetini bu kadar iyi kavramış bir insan olarak, Aysun Abla da, Kaç yaşında olmak isterdin? denildiğinde yaşından son derece mutlu olduğunu, ancak çocukluk yıllarına dönmenin hiç de fena olmayacağını söylüyor. Kendinden çok sevdiği babasının o zamanlar hayatta olduğunu da ekliyor. Annesiyle paylaşamadığı bir çok şeyi babasıyla paylaşırmış. Liseyi bitirdiğinde ilk patronu babasıymış. Yaşıtlarımın birçoğu babasından korkanken Aysun Abla nın en iyi arkadaşı babasıymış. İlk sevgilisiyle, sevgili olmalarına olanak veren de yine annesi değil, babasıymış. Bu genç, mektup yazmak için Aysun Abla nın babasından izin almaya gittiğinde, babası ona işyerinin adresini vermiş çünkü annenin mektupları okumadan ileteceğini pek inanmıyormuş. Mektuplar hep açılmadan, okunmadan gelirmiş. Babacığı, 13 yıl önce vefat etmiş. Aysun Abla onu çok çok sevdiğini, hiçbir erkeğin onun yerini tutamayacağını da ayrıca belirtti. Aysun Abla nın biz dersteyken ne yaptığını biliyor musunuz? O da ders çalışıyor. Hem de bir arkadaşına iyilik yapmak Özsu Rişvanoğlu için. Zaten ikinci bir üniversiteyi açıktan okuma planları olan Aysun Abla, arkadaşından böyle bir teklif, böyle bir istek gelince, hemen kabul etmiş. Sakarya Üniversitesi yle çalışan İşkur için İş ve Meslek Danışmanı sınavlarına girmeye başlamış. En çok korktuğu iki sınavdan geçip kendine güvendiği bir sınavdan ile kalan Aysun Abla bu okulda bizimle en kolay empati kurabilen yetişkinlerden. AP lerimizden iki gün önce, 2 Mayıs ta Aysun Abla nın da sınavı var. Akşam eve gittiğinde 11. sınıftaki oğlunun yanında çalışıp hem ona arkadaşlık ediyor, hem de derslerinde yardımcı oluyor. Aynı zamanda da okumanın yaşının olmadığını, insanın her yaşta kendini geliştirebileceğini kanıtlamış oluyor. Bu sınavı da geçtiğinde Aysun Abla nın Sakarya Üniversitesi nden sertifika alacak.

6 6 Uğur Dündar ile Röportaj Başarı öykülerini severim. Çünkü satır aralarında yaşamımıza dokunabilecek bir sürprizle karşılaşabileceğimizi bilirim. Her başarı öyküsünde de olmazsa olmaz olan şeyleri görürüm: Güçlü bir hayal, tutku ve sonsuz alınteri Başarı öyküsü okumak güzel ya, bizzat bu öyküyü birinci kişinin ağzından dinlemenin ve dostlarla paylaşmanın güzelliğini ve heyecanını da yaşamak istedim. Öğretim yılının başında okul gazetemiz yle ilgili bir düşüncem vardı: Herkes tarafından tanınan, sevilen, başarılı; duruşuyla, tavrıyla biz gençlere örnek olabilecek bir kişiyi tanıma ve tanıtma. Hal böyle olunca tek bir isim geldi aklıma: Yazılı ve görsel basının duayenlerinden Uğur Dündar Uğur Dündar ın hepimiz için iyi bir rol model olduğunu düşündüm. Mümkün olabilir mi olamaz mıyı bir kenara bıraktım ve kendisiyle iletişime geçtim. Teklifime hemen olumlu yanıt verdi. Elbette sevincimi anlatmam mümkün değil. Sayın Uğur Dündar la yaptığım bu sıcak, samimi söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. BARIŞ CAN ÜNAL: Yediden yetmişe hemen herkesin yakından tanıdığı ve sevdiği çok başarılı bir araştırmacı, gazeteci ve televizyoncusunuz. Siz yaptığınız işi nasıl tanımlarsınız? Önceliğiniz var mı? Gazeteci, televizyoncu ya da her ikisi de mi? UĞUR DÜNDAR: Ben kendimi televizyon gazetecisi olarak tanımlıyorum. Bir adım daha atarsak soruşturmacı televizyon gazeteciliğini Türk televizyonculuk tarihinde ilk kez başlatan kişiyim. Son yıllarda Sözcü gazetesinde köşe yazarlığı da yapmaya başladım. Ayrıca bu işimi de çok sevdim. Artık siz bana televizyoncuköşe yazarı diyebilirsiniz. BARIŞ CAN: İstanbul da doğmuşsunuz. Fatih te. Babanız emniyet teşkilatında saygı duyulan, sevilen bir polis memuruymuş. Babanızın mesleği gereği değişik yerlerde yaşamışsınız. Bunların kişiliğinizin biçimlenmesine katkıları neler oldu? UĞUR DÜNDAR: Her erkek çocuk gibi ben de babamın çok etkisinde kaldım. Can Yücel in şiirindeki gibi ben babamı çok sevdim. O benim rol modelimdi. Çünkü çok dürüsttü, okurdu, edebiyata ilgisi büyüktü, yasalara bağlıydı, iktidarın değil, yasaların ve halkın polisiydi, cesurdu, gözü pekti. Scotland Yard dan gelen uzmanların verdiği kursu başarıyla bitirip Yüksek Dedektif sertikası almıştı. Ama iktidarın polisi olmadığı için çok acılar çekmişti. BARIŞ CAN: Babanızın görevi gereği uzun yıllar Çanakkale de yaşamışsınız. Çanakkale sevginiz bu yıllarla ilgili sanırım. Annem Çanakkale Geyikli de öğretmenlik yapmış bir dönem. Bu nedenle bizim için de özel bir yerdir Çanakkale. Özellikle Bozcaada. Çanakkale sizin için ne ifade ediyor? UĞUR DÜNDAR: Çanakkale benim için eşsiz bir kahramanlık destanını ifade ediyor. Bu öylesine muhteşem bir destan ki, tarihin seyrini değiştirmişti. Ayrıca orada yaşadığım 18 Mart Deniz Zaferi kutlamalarını hiç unutamıyorum. Bu nedenle yıllar sonra Arena ekibiyle Çanakkale Şehitleri Abidesi ne gittik. Ne yazık ki çocukluğumda temeli atılan bu abidenin aradan geçen onca yıla rağmen bitirilememiş olduğunu şaşkınlıkla gördüm. Sonra kampanya başlattık, sürekli haberler yaptık ve Çanakkale Abidesi nin bitirilmesini sağladık. BARIŞ CAN: Vefa Lisesi mezunusunuz. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldunuz. Çocukluğunuzda böyle bir isteğiniz var mıydı? Ben gazeteci olcağım gibi. Nasıl karar verdiniz? UĞUR DÜNDAR: Haberlerini okuduğum gazetecilerden etkilenerek gazeteci olmaya karar vermiştim ve bilinçli bir seçimle üniversitede gazetecilik okudum. Örnek aldığım hocalarımdan biri, dönemin Milliyet Gazetesi genel yayın yönetmeni, basın şehidi Abdi İpekçi idi. Abdi Bey bir gün bana Uğur, bu sınıftan üç gazeteci çıkacaksa bunlardan biri mutlaka sen olacaksın. demişti. BARIŞ CAN: Aileniz bu kararınızı nasıl karşıladı? UĞUR DÜNDAR: Ailem çocuklarının tercihine saygılı, demokrat yapıda diyebileceğim bir aileydi. Tek dilekleri bizlerin okuyup ülkeye ve tüm insalığa yararlı bireyler olarak yetişmemizdi. Sadece babam, yedek subaylığımı bitirip geldiğimde Oğlum ne olursan ol, ama sakın polis olma. demişti. Daha önce de belirttiğim gibi sayısız takdirnâme kazanmış olmasına karşın dönemin iktidarının büyük haksızlığına uğramıştı. BARIŞ CAN: Meslek seçimi konusunda bizlere neler söylemek istersiniz? Bu tercihlerin yaşama etkileri neler size göre? Hangi etkenleri göz önünde tutulmalıyız? UĞUR DÜNDAR: Ben bilgece konuşmayı hiç sevmem. Gençlere de şöyle yapın, böyle yapın diye öğütler veren yaşlılardan hoşlanmam. Sadece şunu söylemek isterim: Gençler geleceği bilemezler. Ama kendilerini geleceğe götüren adımları temiz atmak ve arkalarında kirli bir iz bırakmamak zorunda olduklarını hatırlatırım. Zira gençlik yıllarında yapılan yanlış bir davranışın veya işin izi, yıllar sonra çok önemli bir konuma geldiklerinde karşılarına ödenemeyecek bir fatura Barış Can Ünal olarak çıkarılabilir. Yetenekleri ve ilgileri onları nereye çağırıyorsa o istikamette yürüsünler. Bir de kalıcı başarıların çalışmadan elde edilemeyeceğini hiç unutmasınlar. BARIŞ CAN: Pek çoğumuz için, yakından takip ettiğimiz örnek aldığımız kişilerdensiniz.. Düşüncelerinizle, duruşunuzla, mesleki başarınızla Geçmişte siz kimleri örnek alırdınız? Kişisel ya da mesleki anlamda biçimlenmenizde kimlerin etkileri var? UĞUR DÜNDAR: Kendi alanlarında evrensel çapta başarılı olan ve karakteri erozyona uğramamış herkesi örnek alırım. Kimseyi kıskanmam, dedikodu yapmam, ayak oyunları bilmem ama gıpta ederim. Onlar gibi olmaya çalışırım. Çıtayı hep yüksek tutarım. Yerel değil evrensel başarı ölçeğini benimserim. BARIŞ CAN: TRT nin radyo prodüktör adaylarını seçmek için yaptığı sınava 1000 kişi katılmış. Ancak 30 kişi alınacakmış. Sınav sonunda üçüncülüğü kazanmışsınız. Beklediğiniz bir başarı mıydı bu? UĞUR DÜNDAR: Yazılı sınavı büyük başarıyla atlatmıştım. Ama sonuçlardan emin değildim Zira torpil yapılmasından, hak etmeyenlerin önümüze geçmelerinden endişe ediyordum. Ama ne büyük şans ki, TRT tarihinde ilk ve son kez sınav kağıtlarımız TRT de değil de üniversitede, bağımsız bilim adamlarınca değerlendirildi. Dolayısıyla korktuğum olmadı ve sınavı üçüncülükle kazandım. Mülakatım da aynı başarı çizgisiyle devam etti. Sonuçta radyo prodüktörlüğü kursuna katılma hakkını elde ettim. Zira o tarihte (1970) ülkemizde henüz profesyonel televizyon yayıncılığı başlamamıştı. Televizyonun ne olduğunu bilmiyorduk. BARIŞ CAN: Televizyon yapımcısı olarak çalışmışsınız. Resmî Gazete yazarı olmuşsunuz. İngiltere de BBC nin Televizyonda Yapım-Yönetim eğitimi

7 7 kursuna katılmışsınız. TRT de spor muhabiri olarak başlamış yolculuğunuz. Spor muhabirliği sizin seçiminiz miydi? Fenerbahçe tutkunuzun payı var mı bunda? UĞUR DÜNDAR: Radyo prodüktörlüğü kursuna devam ederken Ankara dan geldiler. Televizyon yayınlarının başlayacağını ve içimizden istekli olanların Ankara daki televizyon prodüktörlüğü (yapımcı) kursuna katılabileceğini söylediler. Ben böylece başkente gittim. İngiltere den BBC den gelen hocaların verdiği bir aylık kursu başarıyla bitirdiğim için onların isteğiyle büyük kurs için Londra ya BBC merkezine gönderildim. Oradan yönetmen, yapımcı, röportajcı ve sunucu olabileceğimi belirten bir sertifikayla yurda döndüm. Yönetmen olacakken beni spor servisine verdiler. Ekrana çıkmaya hiç hevesli olmamama rağmen ekrana çıkardılar. Başarılı olunca da ekranda bıraktılar. Ama spor yayınlarında da yönetmen, yapımcı, sunucu ve röportajcı olarak çalışma imkanını buldum. Bunun Fenerbahçeli oluşumla bir ilgisi yok. Babam Fenerbahçeli olduğu için ben de Fenerbahçe yi sevdim. BARIŞ CAN: TRT de yapımcı, yönetmen ve sunucu olarak değişik televizyon programlarına imza atmışsınız. Türkiye de araştırmacı televizyon gazeteciliğini başlatan kişisiniz. Araştırmacı televizyon gazeteciliği ni siz nasıl tanımlıyorsunuz? Farklı yanı ne? Sizin aklınıza nasıl geldi? UĞUR DÜNDAR: Bir alanda başarılı olmak için diğerlerinin yapamadığını yapmak ve onlardan farklı bir çizgiyi yaratmak gerekir. Ben İngiltere ye ve ABD ye gittiğimde gezip dolaşmak ve alış veriş yapmak yerine bol bol televizyon programları izler, bazılarının ekipleriyle staj olanakları yaratırdım. Bunlardan biri de ABD de büyük ilgiyle izlenen soruşturmacı televizyon gazeteciliği programı 60 Minutes di. TRT de çalışırken bir benzerini yapmak mümkün değildi çünkü sansür vardı. Özel televizyonlar başlayınca ben de Show TV ye geçtim ve dostum Prof. Haluk Şahin le Türkiye nin ilk soruşturmacı televizyon gazeteciliği programı olan Arena yı hayata geçirdik. BARIŞ CAN: İstanbul Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi nde Televizyon Programcılığı derslerinde lisansüstü hocalığınız var. Sevdiniz mi öğretmenliği? UĞUR DÜNDAR: Ben onu öğretmenlik olarak değil, tesadüfen o gençlerden çok önce dünyaya gelmiş bir büyüklerinin birikim ve deneyimlerini öğrencilerle paylaşması şeklinde değerlendiriyorum. Bana Hocam dediklerinde de hem hoşlanıyor hem de çok mahcup oluyorum. Daha sonraları onların başarılı çalışmalarını gördüğümde de gurur duyuyorum. BARIŞ CAN: Bir de sinema filminiz var. İşte Hayat 1975 yılında Bir Atıf Yılmaz filmi. Çok değerli oyuncular var filmde. Hülya Koçyiğit, Adile Naşit, İhsan Yüce, Şevket Altuğ gibi. Bazı film ve dizilerde de konuk oyuncu olmuşsunuz. Ben Dersimiz Atatürk ü hatırlıyorum sözgelimi. Orada bir rolünüz vardı. Sevdiniz mi oyunculuğu, sinemayı? Neler söylemek istersiniz? UĞUR DÜNDAR: Ben oyuncu olmadım. Yani sanal bir karakteri canlandırmadım. TRT den sansür ve siyasi nedenlerle ayrılmak zorunda kaldığım bir dönemde BBC deki hocamın tavsiyesini yerine getirdim. Zira o bana, boş bir zaman bulduğumda, mutlaka bir tiyatro ve film yönetmeninin yanında çalışarak pratik yapmamı önermişti. Ben de o filmi merhum Atıf Yılmaz ın yanındaki staj günlerim olarak değerlendiriyordum. Filmin adı olan İŞTE HAYAT, yaptığım bir programın adıydı ve filmde yine gerçek Uğur Dündar ı canlandırıyordum. Birçok teklif gelmesine rağmen işte bu nedenle ikinci bir film yapmadım. BARIŞ CAN: Çok farklı deneyimleriniz var. Oyunculuk, öğretmenlik Değişiklikleri seven bir insan mısınız? Ya da risk almayı sever misiniz? UĞUR DÜNDAR: Yooo Tam tersine ben başak burcu insanıyım. Bir adım atarken bin defa düşünürüm. Ayrıca mükemmeliyetçi bir yapım var. Bilmediğim bir işe asla girişmem. Ama ülkemizin koşulları ne yazık ki bazen insanı aklının ucundan geçen şeyleri yapmak zorunda bırakıyor. Haaa başarı için, haber için risk almak gerekiyorsa tabii ki alırım. Örneğin teröristlerin kaçırdığı bir feribota (Avrasya) eğer bir gazeteci helikopterden atlayacaksa o gazeteci ben olmak isterim. BARIŞ CAN: Yaşamınızda dönüm noktaları ya da kırılma noktaları var mı? UĞUR DÜNDAR: Var, hem de çok var. Ölümle karşı karşıya geldiğim birçok an var. Bunları uzun uzun anlatmak yerine Nedim Şener in hayatımı anlattığı İşte Hayatım ve benim kaleme aldığım İyi Uykular Sayın Seyirciler kitaplarımı okumanızı öneririm. BARIŞ CAN: Mesleki başarınızın sırrı nedir,dersem neler söylemek istersiniz? Gazeteci olmak isteyen arkadaşlarımıza neleri önerirsiniz? Bazı yeteneklere ya da ilgilere sahip olmak gerekli mi sizce bu meslekte? UĞUR DÜNDAR: Daha önce de söyledim. Başarı tesadüfen sağlanamaz. Sağlansa bile kalıcı olamaz. Kalıcı başarı ve ün için çok çalışmak gerekir. Bizim mesleğimizde başarının yüzde 80 i üretim enerjimizden kaynaklanır. Yani eğer üretim enerjiniz yoksa, çok çalışmıyorsanız, yetenekli olmanız hiçbir anlam ifade etmez. Ayrıca sürekli okumak ve dünyada olup bitenleri gözlemek de günümüzde başarının olmazsa olmazlarıdır. BARIŞ CAN: İşinizi çok severek yaptığınız çok belli. Peki, yaptığınız iş sizi mutlu ediyor mu? Size neler kazandırdığını düşünüyorsunuz? UĞUR DÜNDAR: Kuşkusuz işimi çok seviyorum. Eğer dünyaya bin kez gelmek mümkün olsa, ben tümünde bugünkü Uğur Dündar olmak isterim.

8 8 Biz cerrahlara benzeriz. Onlar bir neşter darbesiyle sağlığımıza zarar veren oluşumları bedenimizden söküp atar. Bizler de toplumsal yaralara neşter atıyor ve kamuoyu oluşturarak çözüme zemin hazırlıyoruz. Ayrıca halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet etmek; her türlü tehdit, tehlike, karalama ve iftiraya rağmen, bana onur ve mutluluk veriyor. BARIŞ CAN: Sıradan bir gün sizin için nasıl geçer? Neler yaparsınız? UĞUR DÜNDAR: Çok çalışarak, zaman bulduğumda spor yaparak ve aileme zaman ayırarak. BARIŞ CAN: Bu kadar çok sevildiğinizi, güven duyulduğunuzu bilmek nasıl bir duygu? UĞUR DÜNDAR: Büyük sorumluluk. BARIŞ CAN: Mutlaka acı tatlı pek çok anınız vardır. Geriye dönüp baktığınızda keşke yapsaydım ya da yapmasaydım dediğiniz şeyler var mı? UĞUR DÜNDAR: Uluslar arası saygın kurumların ödüllerini Türk televizyonculuk tarihinde ilk kez ülkemize getirdik. Reyting rekorları kırdık. Öyle yayınlar yaptık ki bakanlar istifa etmek zorunda kaldı, kurumlar deprem yaşadı. O yayın gecelerinde yollarda trafik kalmadı. Sonuçta vicdanen büyük rahatlık içindeyim. Yaptığım tüm haberlerin altına yeniden imzamı atar, duvara yatak resmi yapıp karşısına geçerek mışıl mışıl uyuyabilirim. Çünkü kimseye iftira atmadım, ilkelerimden sapmadım, yalan haber yapmadım, tetikçiliğin, yalakalığın semtine uğramadım, her şeyi halkın haber alma hakkına duyduğum saygı nedeniyle yaptım. Ölçüm daima evrensel meslek ilkeleri oldu. BARIŞ CAN: Artık İzmir de yaşıyorsunuz siz de. Ve bir İzmirli olarak bütün İzmirliler gibi de İzmir sevdalısı olarakbundan çok büyük mutluluk duydum ben. İzmir de yaşama kararı nasıl ortaya çıktı? İzmirli olmakla ilgili sizin ilk duygu ve düşünceleriniz neler? UĞUR DÜNDAR: İzmir i çok seviyorum. Çünkü çağdaşlığın yaşam biçimi olarak benimsendiği, Cumhuriyet e ve Atatürk devrimlerine gönülden bağlı insanların ağırlıklı olarak yaşadığı demokrat bir kent. Üstelik İstanbul gibi yağmalanmamış. İnsan ömrünü yollarda ve stres içinde tüketmiyor. Huzur dolu İzmir. Ama çok şey borçlu olduğum İstanbul dan da çok uzaklaşmış değilim. BARIŞ CAN: Son olarak, bir haberci olarak Türkiye deki bir çok yeniliği bizzat yaşadınız. Bizim de, gazetesi olararak üzerinde kafa yorduğumuz yenilikler, özellikle eğitim sisteminde olan yenilikler ve ayrıca genel olarak diğer değişiklikler hakkında ne düşünüyorsunuz? UĞUR DÜNDAR: Eğitim sistemindeki değişiklikler beni ürkütüyor. Ortaçağ karanlığına doğru götürmek istiyorlar eğitim sistemini. O nedenle orta öğrenim için İstanbul da Robert Kolej, İzmir de Amerikan Koleji gibi gelenekleri olan, büyük değerler Kitap Kurtları İçin İdeal Bir Mekan yetiştirmiş, köklü ve çağdaş eğitim kurumlarına daha sıkı sıkıya sarılmamız ve onların değerini bilmemiz gerekiyor. BARIŞ CAN: Çok samimi, çok içten bir söyleşi oldu. Gazetemize konuk olduğunuz, bize zaman ayırdığınız için kendim ve arkadaşlarım adına çok teşekkür ederim. UĞUR DÜNDAR: Ben teşekkür ederim. Türk televizyonculuk tarihinde çığır açmış, tartışmasız Türkiye nin yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olan Uğur Dündar ı tanımış olmak elbette çok onur vericiydi. de, siz değerli dostlarımla paylaşmak da. Söyleşi sonrası, Sayın Uğur Dündar ın yanından ayrılırken hep şunu düşündüm: İyi ki varsınız Sayın Uğur Dündar İyi ki sizi tanımışım Yaşamım boyunca özenle saklayacağımı bildiğim bu görüşmeye olanak verdiğiniz için sonsuz teşekkürler İdil Kara Kitap okumayı, kitapları incelemeyi seviyorum, diyorsanız burası sizin için bir cennet! Şehrin merkezinde olup aynı zamanda gürültüsüyle sizi boğmayacak ve sıcacık kahvesiyle içinden çıkmak istemeyeceğiniz bir yerden bahsediyorum. İşte bu bahsettiğim yer altı yedi ay önce açılan Minoa. Beşiktaş tan çıkıp Akaretler yokuşunun sonunda sağ tarafta olan Minoa yı bulmak pek de zor değil. Kitapçının dışına baktığınızda pek ilginizi çekmeyebilir, normal bir kafe gibi gözükebilir, ama içeriye adımınızı attığınızda büyüleneceğinizden eminim. Girdiğiniz anda etrafınızı kitaplar saracak ve hepsini teker teker incelemek isteyeceksiniz. Kitaplar sanki size Gel, beni oku, saatlerce burada kal. diye sesleniyor. Işıklandırması, ahşap kitaplıkları ve dekoruyla sizi kendinizi evinizdeymiş gibi hissettirebilirecek bir yer burası. Minoa nın avantajlarından biri her yerde bulamayacağınız dekorasyon, mimari, sanat, yemek, moda, çizgi roman kitaplarına rahatlıkla erişebilecek olmanızdır. Türk ve yabancı birçok yazarın klasiklerinden tutun, yeni çıkmış kitaplara kadar her türden kitap var. Eğer istediğiniz kitabı bulamazsanız da çalışanlarından yardım istemeniz yeter. Hemen depolarından alıp getiriyorlar.eğer depolarında da yoksa istediğiniz kitabı sizin için kısa bir sürede temin edebiliyorlar. Kısacası buradan istediğinizi bulmadan çıkmak gibi bir durum pek mümkün değil. Eğer kitap aşığı da değilseniz, size hem içeride hem dışarıda bekleyen şirin bir kafesi var. Genellikle kafe kısmı, bilgisayarlarını alıp çalışmaya gelen insanlar veya yeni aldığı kitabın sevinciyle hemen okumaya koyulmuş insanlarla dolu oluyor. Sokağın gürültüsünün olmadığı bu kafede ders çalışabilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilir veya kitap okuyabilirsiniz. Tercih sizin. Benim size tek tavsiyem en kısa zamanda bu kitapçıya gidip göz atmanız olacaktır. Pişman olmayacağınıza eminim! Fotoğraflar: İdil Kara

9 9 Bir Gençlik Filminden Daha Fazlası: Açlık Oyunları Alaycı Kuş Bölüm 1 Alaycı Kuş un ilk bölümü vizyona girdiğinde, filmi gençlik filmi olarak tanımlayan ve bu yüzden filmi izlemekten kaçınan büyük bir seyirci kitlesi vardı. Kimisi serinin daha önceki filmlerini aşk odaklı bulmuş, kimi filmin olgun düzeye henüz erişemediğinden yakınmıştı. Görünüşe göre, geçtiğimiz ay çıkan serinin son filmi bu tür iddia ve ön yargılara meydan okur nitelikte. Açlık Oyunları serisine yapıştırılan gençlere yönelik aşk macerası etiketinin artık çok da geçerli olmadığı serinin üçüncü filmiyle kanıtlanmaktadır. Ağırlıklı olarak işlenen temaya bakıldığında savaşı ve insanlar üzerindeki etkilerini görülmektedir. Orijinal kitabından uyarlandığı sayfa sayısının kısıtlı olması, başkent ve Mıntıkalar arasındaki asıl savaşa kadar ilerleyen sürecin ayrıntılarıyla seyirciye sunulmasını kolaylaştırıyor. Film, seyirciyi aniden savaş gerçeği ile karşılaştırmak yerine savaşı meydana getiren sorunların gelişme sürecine aydınlık getirerek geçiş filmi görevini başarıyla tamamlıyor. Bazı eleştirmenler her ne kadar geçiş filmini gereksiz bulup Alaycı Kuş u tek bir bölümle bitirilmesi gerektiğini düşünse de, Bölüm Bir in yeri Alaycı Kuş taki asıl mesajın verilmesi adına hayli önemli. Bölüm Bir in çoğunluğu savaşın arkasında saklanan acıları ve nedenleri gün yüzüne çıkarılması üzerine kuruludur. Kahraman Katniss i üzmek amacıyla Başkent tarafından bombalanan hastane, içinde yüzlerce yaralı masum sivil insanları barındırmaktadır. Savaşla alakası bile olmayan sivil insanlar bu derme çatma hastane içinde toplanmış, şifa umuduyla birbirlerine yardım etmeye çalışmaktadır. Katniss bunu görünce fazlasıyla etkilenmiş olacak ki en iyi propaganda cümlelerini o hastanenin bombalanmasına ve onlarca masum insanın ölmesine tanık olduktan sonra söyler ve onun bu sözleri baskı altındaki yüzlerce insana umut kaynağı olup ayaklanmayı beraberinde getirir. Haksızlık, baskı ve bunlara karşı oluşan umudun türlü detaylarla desteklendiği Alaycı Kuş ta şüphesiz ki popüler bir aşk hikayesinden daha fazlası seyirciye sunulmaktadır. Savaş kavramının Alaycı Kuş ta ele alınan yönleri durumu seyircilere çok da yabancı gelmemektedir. Savaşın Dünyanın farklı yerlerinde her an yaşanıyor olması gerçeği ve haberlerde de sıkça yer etmesi savaşın aslında çok uzaklarda olmadığına işaret niteliğindedir. Güncel hayattaki savaş ile geleceği anlatan bir filmdeki savaşın nedenleri yönünden muhakkak ki farklılık gösterecektir ama mühim olan savaşın insanlara hissettirdikleri ve verdiği yıkımdır. Ortadoğu da, Uzak Doğu da, Afrika da olsun sürekli savaş halinde de görüldüğü üzere binlerce masum can; hastanedeki masum yaralılar gibi hayatını kaybetmektedir. İnsanlar birbirine fikir çatışmaları nedeniyle eziyet etmekte, birbirlerine zarar vermektedir. Alaycı Kuş un iyi kahramanı baskı altındaki tarafı temsil ettiğinden savaş gerçeğini bir de bu taraftan gözlemle fırsatı seyirciye verilmektedir. Seyirci nin duygularına ve etiklerine hitap eden sarsıcı sahneler seyirciyi savaş etikleri hakkında bir kez daha düşünmeye sevk eder niteliktedir. Filmin görsel olarak zengin kaliteye sahip olması da savaş sahnelerinin seyirci tarafından daha derinden yaşanmasını ve seyirciye savaş teması hakkında güncel haberleri sorgulatmasını kolaylaştırmaktadır. Seyirci kitlesinin genel olarak genç-yetişkin kesim olduğu düşünülürse savaşta arka planda kalan acılarının sergilenmesi gençlere savaş teması hakkında farkındalık yaratarak savaş etiklerinin sorgulanmasına ortam hazırlamaktadır. İkinci yarıda görülen aşk teması daha derinden işlenen ve filmin çoğunluğuna hükmeden savaş temasına kıyasla azınlıkta ve daha önemsizdir. İşlenen konular ve temalar Açlık Oyunları serisinin üçüncü filmini diğerlerinden farklı kılmış, savaş teması ağırlıklı olarak işlenmiştir. Savaşın ağırlıklı olarak işlenmesi hem seyirci kitlesine yeni bir bakış açısı sağlamış hem de serinin önceki filmlerine ithaf edilen olumsuz eleştirilerin artık geçerli olmadığını kanıtlamıştr. MOLİERE İN CİMRİ ADLI OYUNU ROBERT KOLEJ SAHNESİNDEYDİ Simay Yazıcıoğlu Hande Akat Türkçe tiyatro kulübü öğrencileri, 25, 26 ve 27 Mart tarihlerinde ülkemizde ve dünyada en çok sahnelenen oyunlar arasında yer alan Moliere in Cimri adlı oyununu başarılı bir performansla sahneye taşıdı. 17. yüzyıldan günümüz dünyasına uzanan bir köprü olan bu oyun, yüzyıllardır değişmeyen bir ilişki biçimi üzerine kurulmuş bir karakter komedisidir. Oyun, Harpagon 'un içinde bulunduğu trajikomik çıkmaz üzerine kurulmuştur. Harpagon un para ile kurduğu ilişki, onun yaşamının odak noktasıdır ve para uğruna her şeyden, tüm değerlerinden hatta kendinden bile vazgeçmeye hazırdır ve bu durum, çevresinde bulunan herkesi bu çıkmazın çemberine dahil eder. Oyunculuğuyla izleyicileri etkileyen Halil Suat Saraç, yansıtması oldukça güç olan Harpagon rolünü, oyundaki diğer oyuncular gibi büyük bir başarıyla sahneye taşıdı. Bu rolü yansıtmanın en güç tarafı, yaşlı bir adamın tüm duygu değişimlerini etkileyici biçimde izleyiciye hissettirebilmekti ancak bunu uzun soluklu çalışmaları sonucunda çok iyi bir biçimde yansıtmayı başardı. Fotoğraflar: Tulya Elif Bekişoğlu

10 10 Dolunay Kocabağ ile Röportaj Geçtiğimiz haftalarda lise 9 ve 10. sınıfların töreninde THP ofisi öğrenciler arasında en fazla THP saatini dolduran kişileri açıklamıştı. Lise 10 lar arasından en fazla THP hizmetini yerine getiren Dolunay Kocabağ a ödülü Güler Hanım ve Mr. Jones tarafından taktim edilmişti. Biz de olarak gündelik yaşamından toplum için ayıracak zamanı bulabilen ve bu görevi liderlik kademesinde de yürütebilen bu arkadaşımız ile söyleşi yaptık. Öğrenciler arasında gündeme gelebilen THP lerin amaçları hakkında cevaplar bulabileceğiniz bu röportajı öncelikle bu dönemlerde THP ye başlayacak olan Lise 9 ların fikir edinebilmesi için okumasını tavsiye ederim. : Öncelikle bu yoğun haftada bu röportaja vakit ayırdığın için teşekkür ederim. Dolunay Kocabağ: Ben teşekkür ederim. Umarım, sorularına verdiğim cevaplar faydalı olur. :Dolunay, öncelikle bize yaptığın THP leri anlatabilir misin? D. Kocabağ: Aslında daha önceden yaptığım bir şeydi. Daha önce yedinci ve sekizinci sınıfta yapmıştım. Engellilerle çalışan Düşler Akademisi adlı bir kuruluş var. Burada öğrencilere resim müzik gibi dersler veriliyor. Burada gönüllüydüm. 9. Sınıfta hiç denenmemiş olan Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu THP sini gerçekleştirdik. Bunun liderliğini üstlendim. Daha sonra üzerimde etkisi büyük olan ve belki de kariyerimi şekillendirebileceğini düşündüğüm IZEV THP de Zihinsel Engellilerle çalışma olanağı buldum. Geçtiğimiz yaz Yenişakran da çocuk yuvalarında kalan minnoşlarla bir proje yaptık vs. Kısaca farklı yaşamları gözlemleyebileceğim, farklı içeriği olan projeler yapmaya çalışıyorum. Ne kadar farklı hayatlar görürsek ve farklı zorluklarla kaşılaşırsak o kadar evrensel olabileceğimizi düşünüyorum. Çabuk sıkılan bir insan olduğumu da tırnak içinde belirtmek isterim. : Peki bu kadar zamanını gerek yaz ayında gerekse sene içinde ayırabildin. Özellikle sene içinde yaptığın THP lere zaman ayırırken bir sıkıntı çektin mi? D. Kocabağ: Belli bir etkinliğe zaman ayırdığında başka şeylere ayırdığın zamandan ödün vermen gerekiyor. Ben seçim yapmada çok sıkıntı yaşamadım çünkü THP okul için yaptığımız pek çok lüzumsuz şeyin yanında yapmak istediğim şeydi. Ama şikayet etmeden geçmeyeyim: özellikle hafta içi yaptığım THP ya da bahar tatilinde yaptığım THP ler nedeniyle çok yoğun oluyorum, uykum var, beynim eriyor, zaten işlerimi yetiştirememe korkum rüyalarımda bile peşimi bırakmadı hiçbir zaman. Bir çoğumuz bu duruma alışkınız. THP olsun kulüpler olsun, ödevi saymıyorum bile. Öte yandan yoğun olmanın bana fayda sağladığına da inanıyorum, insan zaman kısıtlaması olunca bir çok şeyi halledebilmek için yaratıcı ve pratik çözümler geliştirebiliyor. Çok yoruluyoruz ama pek çoğumuz bu yoğunluğu, yapacak bir şey bulamadığımızda hissedeceğimiz sıkıntıya tercih ederiz. : THP liderlerinin THP kadar eğitmenlerle de ilgilenmesi gerekiyor. Şimdiye kadar yaptığın THP lerin öğrencilere hangi özellikleri kazandırdığını gözlemledin? D. Kocabağ: Ben daha çok engelliler adın ayapılan projelerde liderlik yaptığım için bu konuda ilgili görüşümü bildireyim. Hem zihinsel engelilerle hem görme engellilerle yürüttüğüm projede eğitmen arkadaşlarımın engelli bir insana öğretmek gibi bir deneyimi olmamıştı. Bu noktada eğitmen olarak çok büyük işler başardığımızı söyleyemeceğim fakat benim gözlemlediğim kadarıyla zaman geçtikçe arkadaşlarımın engelli bir insanla sohbet ederken ve belli bir konuyu ele alırken gerçekten karşısındaki kişinin anlama düzeyini ve engellerin getirdiği sınırları kavradıklarını ve kelimelerini karşılarındaki öğrencinin anlayabileceği şekilde seçme çabası içinde olduklarını gördüm. Ayrıca aramızda geçen muhabbete bakarak, günlük hayatta engelliler için hayatı zorlaştıran faktörleri daha kolay saptadığımızı da söyleyebilirim. Ama bence en önemlisi engelli bireyi ve farklılıkları yakından tanımak gibi bir deneyimi yaşamaları. Çünkü hepimiz günlük hayatlarımızı kolaylaştırmak uğruna bir bizlerle ilgisi olmayan insanları birey olarak değil de konsept olarak görmeye alışmışız: görme engelliler, yoksul ve eğitimsiz kesim, futbol takımındakiler.vs. Zaten THP lerin en önemli tarafı da bizi, bizlere soyut görünen hayatlara ve bireylere yaklaştırması. Bu konuda saatlerce konuşabilirim. O yüzden susuyorum. : Yaptığın projelerde ilgini çeken ve özellikle belirtmek istediğin, eğitmenler için tavsiyelerin var mı? D. Kocabağ: Hımm, öncelikle eşcinselliğin günah olmadığını, sevginin sınırlarının yaşla, cinsiyetle çizilemeyeceğini bir haftada çocuklara kabul ettirme hayalinden vazgeçsinler. Bu denendi ve başarısız oldu. Gerçekten çocukların sahip oldukları batıl iannçlar, dinledikleri müzikler, özendikleri ünlüler vs., pek çoğumuzun alay ettiği, cebren ve hile ile kınadığı şahsiyetler, inançlar. Bunları mümkün oldukça doğal karşılamak çocuklar ile iletişim kurmayı kolaylaştırıyor. Yani Ben de Serdar Ortaç ı çok severim, Hande Yener e bayılırım. demek zorunda değiliz, sadece tatlı bir tebessümle onaylamak yerinde olur. Misyonerlik görevini yaparken ise konuyu havadan sudanmış gibi açıp, gerekçelerimizi açıklayarak, üç harflilerin var olmadığını kabul ettirme şeklinde yürüebiliriz. Bir diğer önerim, beraber çalıştıkları bireyleri ve ortamdaki sorunları mümkün olduğunca gözlemlemeye çalışsınlar, eğitmenler kendi aralarında konuşmak yerine insanların arasına karışmayı tercih etsinler. THP lerden en verimli şekilde yararlanabilmek için bu çok önemli. Bir de ortamda pozitif ruh halini korumaları da hem deneyimlerinden zevk almaları hem de katılımcı bireyler için daha yararlı olmalarını beraberinde getirecektir, o yüzden 15 tane çocuğa cup song öğretmeden önce bir-iki adet ucuz çikolatalı gofret yemelerini öneriyorum. : Projelerinde başına gelen ilginç veya anlatılmaya değer anın var mı? D. Kocabağ: Zihinsel engellilerle yaptığımız proje için gittiğimiz okulda yoga dersi veriliyordu. Derste çocukların hareketlerine yardım etmek için arada dolanırken, hiç yoga yapmadığımı duyan yoga eğitmeni Alp Altunyurt bana bir minder verdi ben de kibarlık olsun diye kabul ettim, etmez olaydım. Her türlü bedensel aktivitede olduğu gibi yogada da nefes nefese kaldım. Bir de hareketleri yanlış yapıp duruyorum. Eğitmen gülümsüyor, bir şey demiyor ama Down s sendromlu arkadaşlarımın gelip hareketlerimi düzeltme çabasına hayran kaldım. Yoga gerçekten göründüğü kadar kolay değil. : Gerek liderlik yaptığın gerekse eğitmen olarak katıldığın THP lerde öğrenciler arasında bir süre sonra THP ye duyulan heyecanın azaldığını hissettin mi? D. Kocabağ: Elbette, bu başıma geldi. Büyük bir hevesle kafamızda çocuklara şunu da yaptırırız, bunu da öğretiriz. diye kurguladığımız etkinlikler çoğunlukla hayal ettiğimiz gibi gitmiyor. Bizim üzerinde durduğumuz konu ilgilerini çekmediğinde küçük yaştaki çocukların motivasyonu kayboluyor ve bu eğitmen olarak bizim motivasyonumuzu da etkiliyor. Bir THP ye başlarken en büyük korkum yapacağım projenin benim için bir işe dönüşme olasılığı. Liderliğinse getirdiği eğitmen arkadaşlarımı motive emek gibi bir sorumluluk var. Bu bazen imkansız gibi görünse de başkalarını motive etmek adına sizin önce kendinizi motive etmeniz gerek. Bu da mütemadiyen istekli olma, pozitif ruh halini koruma demek, yani iyi bir şey. : THP lerde seni en çok zorlayan ne oldu? D. Kocabağ: İnsanları tanımak, çocukların isimlerini öğrenmek. Sanırım bu biraz da bana özgü bir sorun. Görme ile ilgili sıkıntım olduğundan yüzleri tanımakla ilgili ciddi sıkıntı yaşıyorum, özellikle hareket halinde olduğumuz bir aktivite yapıyorsak ki RKANEP tarzı projelerde bu söz konusu, bir yerlere takılmamak için uğraşırken, yüzleri tanımak için oldukça çaba sarf ettiğimi söylemeliyim. Dediğim gibi fazlasıyla kişisel sorunlar... : Okulumuzun adı altında THP yapmanın artılarını veya eksilerini gözlemleyebildin mi? Örneğin öğrencilerin Robert Lisesi nden

11 11 geldiğinizi duyunca size karşı merakı arttı mı? D.Kocabağ: Gittiğim pek çok THP de çocukların büyük bir kısmı Robert Kolej in adını bile duymamıştı ki bu başlangıçta iyi bir şey. Bizim yaşadığımız hayatın, sahip olduğumuz lüksün onların gerçeklerine bu kadar uzak olduğunu fark etseler, çocuklarla yakınlık kurmamızın daha zor olacağı kanısındayım. Pek çok çocuk ve veliler televizyon dizilerinde sıkça görülen zengin ve bencil kolej öğrencisi kalıbına aşina, ben kendi küçüklüğümden biliyorum. Bu nedenle başlangıçta okul hakkında detaylı konuşmalardan kaçınıyorum. Öte yandan başarma isteği olan azimli çocukları bilgilendirmek önemli. Doktor, mühendis olmak istiyorlarsa iyi bir liseyi kazanmak için çalışmaları gerektiğini anlatmak olanakları sınırlı olan pek çok okulda arka plana atılan bir amaç, bu nedenle Robert Kolej gibi iyi olanakları olan bir okul olduğunu bilmeleri ve bunu kendine bir hedef olarak belirlemeleri, sonunda pek çoğu Robert Kolej de okumayacak olsa bile akademik olarak onları muhakkak daha iyi bir yere taşıyacaktır. Robert Kolej in bana sağladığı avantaj ise bir kere THP diye bir olanağın olması ve bu THP lerin okul tanıtımı amaçlı değil(!) gerçekten ihtiyacı olanlara yardım etmek ve öğrencileri bilinçlendirip sorumluluk aşılamak amacıyla yapıyor olması. Bu arada buradan THP ofisine saygı ve şükranlarımı yolluyorum. : Eğitim hayatından sonra THP lere başka adlar üzerinde, örneğin sosyal sorumluluk projelerinde veya kuruluşlarında aktif üyelikle devam ettirmeyi düşünüyor musun? D. Kocabağ: Gönüllü proje yapmak söylemeliyim ki benim için bir alışkanlık oldu. Alışkanlıklardan vazgeçmenin zor olduğu düşünülürse, devam edeceğim. Bunu bireysel olarak da devam ettirebilirim, bir sosyal sorumluluk projesi adına da gerçekleştirebilirim. Kuruluşların sağladığı daha geniş kitlelere ulaşmak ve bir proje tasarladığımda bunu hayata geçirmek gibi bir olanak var, eğer sosyal sorumluluk projelerini reklam amaçlı değil de gerçekten topluma hizmet etmek amaçlı yapan bir kuruluşla çalışma olanağım olursa. Ne yazık ki dernek, vakıf, ssp adı altında kâr etmeye çalışan bir dolu kuruluş var. Önemli olan niyet, ben bir kuruluş için de çalışsam, tek başıma gidip bir yerde gönüllü eğitmenlik de yapsam, bunu bencilce sebeplerden dolayı yapacağım. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku : Peki onuncu sınıftan sonra bir THP daha yapmayı düşünüyor musun, yoksa aynı THP lere devam mı edeceksin? D. Kocabağ: Şu ana kadar yaptığım projelere devam etmeyi düşünüyorum. Tabii ki ilgimi çeken, bana yararlı olabileceğine ve benim katkı sağlayabileceğime inandığım THP lere zaman ayırmak isterim. : Yaptığımız röportaj ve verdiğin bilgiler için teşekkür ederiz. Umarım bu bilgiler THP lere katılacaklar için hem öğretici hem de teşvik edici olmuştur. D. Kocabağ: Ben de yaptığım yorumların ve verdiğim bilgilerin yerinde olduğunu umut ediyorum. Söz sende Alp! Melisa Oğuz Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevisine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi durusuna, Sadri nin bu mecburiyetlere giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine. diye bir alıntı ile karşılaşırsınız kitabın arka kapağında. İlhami Algör ün bu kısa romanı, sayfa sayısının aksine içinde öyle derin bir anlam taşır ki kitabı elinize aldığınızda bir solukta bitirmemeniz imkânsızdır. Kitapta anlatıcının Müzeyyen adındaki bir kadınla olan ilişkisi ele alınır. Müzeyyen kocası trafik kazasında ölünce küçük kızıyla yalnız başına kalmıştır. O, talihsiz olduğu kadar akıllı da bir kadındır. Bir gün anlatıcı ile tanışırlar, kahramanımız Müzeyyen e âşık olur ve evlenirler. Kahramanımız Müzeyyen den o kadar etkilenir ki Müzeyyen gibi kadınların kendisini uzun süre taşıyamayacağını göremez. Her ne kadar Müzeyyen Aynadaki kadın benim zıttım, ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben sokulgan isem, o başını alan giden. Ben gündüzüm, o gece Çapkın, güçlü, özgür. dese de o kendi hayal dünyasında yaşamaktadır ve o hayal dünyasını sayfalara dökmeye çalışmakta, hayatının hikâyesini yazmaktadır. Onun hikâyesi karşısında hoşnutsuz olan Müzeyyen e Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. diyerek karşılık veren kahramanımıza Müzeyyen in cevabı çok serttir. Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku diyen Müzeyyen arkasını dönüp gider. Müzeyyen e olan bağlığı, sevgisi gerçekler ile arasında sıkı bir duvar ördüğünden kahramanımız Müzeyyen in aslında hiç ona ait olmadığını anlayamaz. İlhami Algör hayatın olmazsa olmazlarından bir eksiklik var duygusunu, akıldaki ve yürekteki boşluğunu okuyucuya bazen kahramanın kendi iç sesiyle bazen de nesnelerle konuşmasıyla başarılı bir şekilde aktarmıştır. Müzeyyen e âşık olma gafleti ise eski Türk filmlerinin aşk mağduru, ağlak erkeği Sadri Alışık a ve Kürk Mantolu Madonna daki Raif Bey in yaşadıklarına benzerdir. Kitapta ruhen yorgun ve yalnız bir adam tasvir eden Algör, aynı zamanda toplumdaki kalıplaşmış kadın figürünün aksine Müzeyyen e öyle sıfatlar yüklemiştir ki hikâyeyi bu kadar çarpıcı yapan etkenlerden biri de bu olmuştur. Bizim de buralarda kadınlarımız, icabında, ayıp, yasak, günah üçgeninde sıkıştırılmış vaziyetteydiler ama, Müzeyyen bu üçgeni yırtmış, yırtarken kendi kendine bir şeytan üçgeni yaratmış, arada bir, üçgenin kuyuya benzeyen ağzından geyik bakışıyla bakıp duruyordu.. İlhami Algör bu romanı ile aslında bir bakıma toplumdaki güç dengelerinin yerini değiştirmiştir. Kadın hem güçsüz ama aynı zamanda duygusal olarak tanımlanırken bu romanda kadın güçlü ve baskın karakter konumuna geçmiştir. Erkek ise güçlü, özellikle de duygusal olarak yıkılmaz kale özelliğini yitirerek acı çeken, mutsuz olan kişi olmuştur. Bu bağlamda kitabın belki de bu kadar beğenilmesinde etkili olan bir faktörde erkeklerin iç dünyalarında yaşadıklarının anlatıldığı nadir kitaplardan biri olmasıdır. Diğer yandan 12 Aralık ta gösterime giren, başrollerini Erdal Beşikçioğlu ve Sezin Akbaşoğulları nın oynadığı film her ne kadar kitap ile aynı adı taşısa bile kurgusu kitaptan tamamen farklıdır. Kitapta kahramanın Müzeyyen ile tanışmasından tutun birbirlerini son görüşlerine kadar her şey farklı bir düzen içerisinde ilerler. Tabii ki bir edebiyat ürününün beyaz perdeye aktarılması için değişiklikler yapılması gerekmektedir; fakat unutulmamalıdır ki o filmin başlangıç noktası kitabın orijinalidir. Filmde bariz bir aşk acısı teması işlenmiştir, oysa kitabın dikkat çektiği konu içsel yalnızlık ve hüzündür. Ayrıca filmde daha büyük bir kitlenin dikkatini çekmek adına kullanılan bazı teknikler romanı özel kılan kısımların yalınlaşmasını, anlamını yitirmesini sağlamıştır. Hem kitabı okumuş hem de filmi izlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki kitap herkesin okuması gereken muazzam kurgulanmış bir eserdir. Film ise belki de kitapla karşılaştırılmasa çok da fena sayılmayacak bir yapımdır. Ama bir eserden kurgulanmış filmlerde düşünülmesi gereken önemli nokta filmin ne kadar dikkat çektiği, izleyiciyi etkilediği, ağlattığı, gelir getirdiği midir? Yoksa kitaba sadık kalarak yazarın oluşturmuş olduğu atmosferi sinemaya olabildiğince aktarıp orijinalliği korumak mıdır? Ben ikinci düşünceden yanayım. Sizin fikirlerinizi bekliyorum. Not: Kitaba okul kütüphanemizden ulaşabilirsiniz. İlhami Algör ün iki farklı romanın derlendiği Müzeyyen ve Nezahat kitabı kütüphanemizde mevcuttur. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Filmi Izle. Film Izle, Full Izle, Filmi Full Izle, Direk Film Izle, Dizi Izle, Türkçe Dublaj Izle, Sinema Izle, 2014 Filmleri Izle. N.p., n.d. Web. 03 May Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku. Idefix.com. N.p., n.d. Web. 03 May 2015.

12 12 Edepli Bebekler Günümüzün çoğu zamanını okulda geçirir, anne ve babalarımızdan daha çok öğretmenlerimizi görürüz. Onlar hakkında pek çok şeyi önemser ve takip ederiz. Bizim için en sevdikleri filmlerden yaptıkları sporlara, giyim tarzlarından aile yaşantılarına kadar her konu önem taşır. İşte biz de Türk Dili ve Edebiyatı zümresinden yeni anne-baba olmuş, çiçeği burnunda öğretmenlerimizle buluştuk ve onların nasıl birer ebeveyn oldukları üzerine konuştuk. Sinan Tümtürk Melisa Oğuz: Ahmet Asaf adına nasıl karar verdiniz? İsim bulma aşamasında sevdiğiniz bir öğrencinizin etkisi oldu mu? Sinan Tümtürk: Asaf, eskiden beri çok sevdiğim bir isimdi. Aslında eşimle tek isim düşünüyorduk ama Ahmet Asaf ismi de kulağa hoş geliyor diye düşünüp böyle olmasına karar verdik. Kızımızın ismi Dilara da ise daha önceden adı Dilara olan öğrencilerimizin etkisi büyük oldu. Eşimin de benim de Dilara ismiyle ilgili iyi anılarımızın olması bu isme karar vermemizi sağladı. Melisa Oğuz: Ondan sonra öğretmenliğe bakış açınızda değişimler oldu mu? Olduysa ne gibi değişimler oldu? Sinan Tümtürk: Genel olarak baba olma düşüncesi ilk başta çok tuhaf geliyor insana. Size birinin baba diyecek olması sizin artık sorumluluklar alan bir yetişkin olduğunuz anlamına geliyor çünkü. Bu gerçeği kabul etmek ister istemez zaman alıyor. Baba olduktan sonra öğretmenliğe değil ama yaşama karşı bakış açımda ve hayattan beklentilerimde gözle görülür farklılıklar olduğunu söyleyebilirim. Melisa Oğuz: Bebeğinizle ilgili en ilginç anınız nedir? Sinan Tümtürk: Henüz bir anımız olacak kadar çok şey yaşamadık maalesef :) Melisa Oğuz: Dilara kardeşini alışma sürecinde hiç kıskandı mı? Kıskandıysa ne gibi problemler yaşadınız? Sinan Tümtürk: Kesinlikle kardeş fikrine alışmak onun için çok zor oldu. Aslında halasının etkisiyle bir kız kardeşi olmasını çok istiyordu. Erkek kardeşi olacağını öğrenince oldukça ciddi hayal kırıklığı yaşadı. Bir gün Dilara ile konuştuk ve ona Bir kız kardeşi olsaydı sahip olduğu her şeyi onunla ortak kullanmak zorunda kalacağını, şimdi erkek kardeşi olduğu için kıyafetlerini ve özel eşyalarını onunla paylaşmak zorunda kalmayacağını söyledim. Tahmin ettiğimden çok daha fazla işe yaradı bu konuşma. Bununla birlikte özellikle annesini Ahmet Asaf tan çok fazla kıskanıyor. Geçenlerde Sen Ahmet Asaf ı benden daha çok sev, ben zaten yakında bu evden gideceğim! diyerek annesine küçük çapta tehdit yollu bir uyarıda da bulunmuş :) Melisa Oğuz: İkinci kez baba olmak nasıl bir duygu? Sinan Tümtürk: Ben daha tecrübeli olacağımı düşünüyordum, hiç de öyle olmadı. İlk defa baba oluyormuşçasına her şeyi yeni baştan öğreniyor ve tecrübe ediyor gibiyim. Melisa Oğuz: Baba olarak mı yoksa öğretmen olarak mı daha kuralcı bir tutum sergiliyorsunuz? Sinan Tümtürk: Genel olarak çok kuralcı bir insan değilimdir. Bununla birlikte bazı alışkanlıkların kazanılması için hem öğrencilerimin hem de çocuklarımın nerede durmaları gerektiğini yeri geldikçe hatırlatırım. Çünkü en iyi eğitim zamanında ve yeri geldiğinde yapılandır, diye düşünüyorum. Özgül Akgül Cinkara Melisa Oğuz: Bade adına nasıl karar verdiniz? İsim bulma aşamasında sevdiğiniz bir öğrencinizin etkisi oldu mu? Özgül Akgül: Birkaç arkadaşım Çin takvimine (!) göre bebeğimizin erkek olacağını iddia ettiği için eşimle erkek ismi düşünüyorduk. Bir akşam, henüz ultrason görüntülerinde bebeğimizin cinsiyeti belli değildi, Bade nasıl bir isim? Kızımız olursa Bade ismini mi koysak? diye düşündüm. Eşim gelince bu düşüncemi onunla paylaştım. Büyük bir şaşkınlıkla karşıladı söylediklerimi. Ben, bunların onun tarafından kabul görmediğini düşünürken anladım ki o da aynı saatlerde benimle benzer düşüncelerdeymiş: Bade nasıl bir isim? O gün bebeğimizin adını koyduk Bu anıyı ilk birkaç ay kimseyle paylaşmadık ama üç arkadaşım Kızınıza Bade adı çok yakışır. Bade güzel bir isim! gibi yorumlar yaptı. Kısacası kızım adıyla geldi. Bu telapatik yolla Bade ye karar vermeseydik Naz a yoğunlaşırdım; Pınarnaz dan ilhamla Melisa Oğuz: Ondan sonra öğretmenliğe bakış açınızda değişimler oldu mu? Olduysa ne gibi değişimler oldu? Özgül Akgül: Öğretmenliğe bakışımda herhangi Melisa Oğuz bir değişiklik olmadı. Öğrencilerime karşı yapıcı bir tutum içindeydim; öyle olmaya da devam ediyorum. Melisa Oğuz: Anne olmak nasıl bir duygu? Özgül Akgül: Pek çok annenin söylediği gibi annelik tarifsiz bir duygu. Onunla büyümek, yaşama daha farklı ve umutlu bakabilmek güzel olan, sanırım. Emek ve sevginin daha anlamlı hale geldiği, insanın kendini tanıyabileceği olgunluk için başka bir vesile... Melisa Oğuz: Bebeğinizle ilgili en ilginç anınız nedir? Özgül Akgül: Bade yle her an çok güzel ve özel, beni her an şaşırtabiliyor ama ilk aklıma gelen temizlik girişimi... Birkaç ay önce Bade yle yerde oynarken halıdaki tüycükleri avucuma toplayıp salondan çıktım. Döndüğümde kızım benim yaptığım gibi halıdan bir şeyler alıp bana uzattı! O günden beri de her gün sıklıkla eeğ eeğ diyerek hayali ya da gerçek yerden bir şeyler toplayıp bize veriyor Melisa Oğuz: Anne olarak mı yoksa öğretmen olarak mı daha kuralcı bir tutum sergiliyorsunuz? Özgül Akgül: Herhangi biri için daha ayrımını yapamıyorum. Bade yle şu anki iletişimimizde belirli kurallarım var, bunlardan vazgeçmiyorum, her ne kadar annem tarafından katı bulunsam da... Örneğin, almaması gereken eşyaları artık öğrendi, her ne kadar istikrarlı olup olmadığımı deneme girişimlerinde bulunsa da. Yokluğumdan faydalanıp yasakları deldiği de oluyor tabii. Öğretmenliğimde de okulun kuralları ya da bireysel kurallarım önemli benim için. Kurallar şartlara ya da isteklere bağlı olarak değişip dönüşebilir zaman içinde ancak son hâli, uyulması gereken bütün, esastır bence ve daha sistemli bir işleyiş için kurallara uymak gerekir. Emre Erkorkmaz Melisa Oğuz: Elif Feride adına nasıl karar verdiniz? İsim bulma aşamasında sevdiğiniz bir öğrencinizin etkisi oldu mu? Emre Erkorkmaz: Feride ismini eşim önerdi, ben de çok güzel buldum. Çalıkuşu romanının başkahramanıdır Feride ve Kozyatağı nda yaşar. Elif Feride de Kozyatağı nda doğdu. Elif i de bir aile büyüğümüz önerdi. Bizim de hoşumuza gidince ismi tamamlanmış oldu.

13 13 Melisa Oğuz: Ondan sonra öğretmenliğe bakış açınızda değişimler oldu mu? Olduysa ne gibi değişimler oldu? Emre Erkorkmaz: Öğrencilerin aynı zamanda birilerinin kızı ya da oğlu olduğunu ve annebabalarının gözünde ne kadar değerli olduklarını hep düşünürüm, fakat artık bir evlat sahibi olunca bunu daha iyi anladım diyebilirim. Melisa Oğuz: Bebeğinizle ilgili en ilginç anınız nedir? Emre Erkorkmaz: Her hareketi, her çıkardığı ses, her bakışı bizim için çok değerli anılar. İnsan gerçekten her anını kaydetmek istiyor. Küçük bir şey ama kucağıma aldığımda kimi zaman gazının çıkması veya uyuması için sırtını pışpışlarken bir süre sonra onun da bana aynı şeyi o küçücük elleri ile yaptığını fark etmek ilginç ve çok sevimli gelmişti. Melisa Oğuz: Baba olmak nasıl bir duygu? Emre Erkorkmaz: Bir anlam patlaması. O günden sonra kimliğinizin en önemli parçası oluyor. Yaşam başka bir anlam kazanıyor. Feride için her şeyi daha güzel, daha iyi, daha sağlıklı yapmak hayatın gayesine dönüşüyor. Ayrıca anlıyorsunuz ki büyümek çok emek istiyor, çocuk büyütmek de öyle. O zaman sizin çocuğunuz için ne anlama geldiğinizi fark ediyorsunuz. Bu da müthiş bir duygu. Melisa Oğuz: Baba olarak mı yoksa öğretmen olarak mı daha kuralcı bir tutum sergiliyorsunuz? Emre Erkorkmaz: Feride henüz bir yaşında. Açıkçası kuralları şimdilik o belirliyor. İleride bir uzlaşmaya varırız umarım. Baba ve öğretmen olarak kuralcı olmaktan ziyade kızım ve öğrencilerim için iyi bir kılavuz olmayı isterim. Sergilediğim tutum her zaman onların iyiye ve güzele ulaşması için şekillenir. Müge Gümüş Melisa Oğuz: Ali Ege adına nasıl karar verdiniz? İsim bulma aşamasında sevdiğiniz bir öğrencinizin etkisi oldu mu? Müge Gümüş: Ali, sevgili eşimin adı:) aynı zamanda da ikimizin de dedelerinin adı. Bir bakıma üçüncü kuşaktan Ali oluyor kendisi. Ege ise benim öğrencilik yıllarından çok sevdiğim bir isim. Lise yıllığımda bile, bir gün oğlum olurda adını Ege koymak istediğim yazar. Yıllar sonra, Robert Kolej de Ege adında tanıdığım ve çok sevdiğim bir kız öğrencimin de oldu. O zaman kendisine de söylemiştim. Erkek ya da kız fark etmez, bir çocuğum olursa adı mutlaka Ege olmalı diye. Müge nin Ege ile olan ses uyumu da kararımı etkileyen nedenlerden oldu tabi. Melisa Oğuz: Ondan sonra öğretmenliğe bakış açınızda değişimler oldu mu? Olduysa ne gibi değişimler oldu? Müge Gümüş: Bir oğlum olacağını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Kız veya erkek gibi bir şey de düşlememiştim ama yine de şaşkındım işte. Çok klasik olacak ama doğruluğu kesindir. Ali Ege den sonra hayata bakış açım değişti. Aslında bu soruyu tam olarak da öğrencilerime sormak gerekir ancak bir yorum yapmam istenirse, çok sevdiğim öğretmenlik mesleğimde gönül gözüm açıldı diyebilirim. Melisa Oğuz: Bebeğinizle ilgili en ilginç anınız nedir? Müge Gümüş: Mucizevi doğum anı. Doğar doğmaz çığlık çığlığa ağlayan Ali Ege, bütün ameliyathaneyi inletmişti. Doktor, oğlumu alelacele bir örtüye sarıp yıkamadan yanıma verdi. Yanağı yanağıma değince ona, hamileliğimde konuştuğum ses tonumla Hoş geldin oğlum dedim. Ne çok bekledik, biz seni, ne çok özledik... aniden sustu. Doktor, bunun üzerine Çıkarmayalım hemen ameliyathaneden, biraz daha kalsın annesinin yanında dedi. Bunun, bütün hamileliğim boyunca oğlumun karnımda edebiyat dersi dinlemesinin tatlı bir yan etkisi olduğunu düşünüyorum :) Melisa Oğuz: Anne olmak nasıl bir duygu? Müge Gümüş: Anne olunca gücüne güç katılıyormuş insanın derlerdi de inanmazdım. Gerçekten de öyleymiş. Gece boyu uykusuz kalıp sabah okula geldiğimde eskisinden bile daha enerji dolu hissediyorum artık. Evet, ben de itiraf ediyorum: Bütün anneler aslında birer süper kahraman. Melisa Oğuz: Anne olarak mı yoksa öğretmen olarak mı daha kuralcı bir tutum sergiliyorsunuz? Müge Gümüş: Sanırım anne olarak. Çünkü öğretmenlik mesleğimde annelikte olduğumdan daha tecrübeliyim. Tecrübe kazandıkça bu kuralların daha çok esneyeceğini düşünüyorum. Serya Kayapınar Melisa Oğuz: Burak adına nasıl karar verdiniz? İsim bulma aşamasında sevdiğiniz bir öğrencinizin etkisi oldu mu? Serya Kayapınar: İsim koyma süreci bizim için açıkçası sürekli aklımızı meşgul eder bir hal almıştı. Bir ara Burak doğmadan önce her gün isim konusunu konuşur olmuştuk eşimle. Tam karar verememiştik. Ben eskiden beri bu ismi beğenirdim. Eşim de bu isme olumlu bakınca ikimizin de ortak kararıyla Burak ismini koyduk. Melisa Oğuz: Bebeğinizle ilgili en ilginç anınız nedir? Serya Kayapınar: Burak la ilgili en ilginç anım, o doğmadan çok öncesinde gerçekleşti. Eşim rüyasında bir gün oğlumuzun olacağını gördüğünü bir sabah bana anlatmıştı. Hatta saç ve göz rengine kadar tüm ayrıntısıyla. Gerçekten de onun tarif ettiği gibi bir bebek oldu. Melisa Oğuz: Anne olmak nasıl bir duygu? Serya Kayapınar: Burak aramıza katıldıktan sonra yaşamımız da bambaşka oldu haliyle. Şu an 10 aylık. Onun yaşamımızın odak noktası olmasıyla her şey yeniden biçimlendi. Elbette annelik babalık çok güzel, çok özel duygular Evimizin neşe kaynağı oldu Burak. Onunla geçirdiğimiz zamanlar çok keyifli ve özel. İş sonrası eve döndüğümde beni görünce sevinmesi, sevinç çığlıkları atması, özlemesi, oynadığımız oyunlar, söylediğimiz şarkılar, park gezintileri vs. hepsi çok keyifli anlar Melisa Oğuz: Sizce öğretmen olmak ve anne olmak arasında nasıl bir ilişki var? Sizin için bu iki kavram ne ifade ediyor? Serya Kayapınar: Aslında annelik de öğretmenlik gibi tecrübeyle gelişiyor. Her ikisinin benzeşen ve ayrılan tarafları var. Anneliğin getirdiği sorumluluklar da elbette büyük. Bunu layıkıyla yerine getirmek ister her bilinçli anne. Bebeğinin mutluluğunu, sağlığını ve geleceğini gözeterek yetiştirmek ister, bunun için çabalar. Öğretmen de öğrencileri için en iyisi olsun ister ve bunun için emek verir. Bu bakımdan yakın tarafları var birbiriyle.

14 14 Yaşar Kemal: İsyankar ve Umut Dolu Bu yazıdaki alıntılar Yaşar Kemal in vefatının ardından çeşitli sanatçıların söylediklerinden derlenmiştir. Özsu Rişvanoğlu Cannes film festivalindeyiz, bir kahvenin terasında oturuyoruz. Önümüz ana cadde, ötesi kumsal ve deniz. Caddeden iki yana yıkıla yıkıla, sarı sakallı, yırtık ceketli, gözleri baygın baygın bakan bir Fransız berduşu geliyor, bize yaklaşıyor ve para istiyor. Sabah sabah öyle bir alkol kokusu geliyor ki adamdan anlatamam. Masada kalabalığız, gazeteci arkadaşlarımız var. Yaşar Abi adama cömert bir bahşiş veriyor, adam mersi diyor; bu sırada bir arkadaş sarhoşa Fransızca Bu mösyöyü tanıyor musun? diye soruyor, sonra ekliyor: Yaşar Kemal. Ben içimden amma da soru ha diyorum, sokakta yatıp kalkan adam nerden tanısın Yaşar Kemal i? Sarhoş ileri geri sallanarak gözlerini kısıyor, Yaşar Abi ye bakıyor bakıyor, sonra ağzından şu kelimeler dökülüyor Memed le bandit Yani Eşkıya Memed Ağzımız açık kalıyor. -Zülfü Livaneli Fotoğraf: alternatifkarma.com Dostlar; Bu akşam Sevilla da konser. Programda Mozart, Debussy ve kendi eserim. Ama bütün bu sesler arası Yaşar Kemal e şükran dolaşacaktır salonun akustiğinde. Dünyanın bir yerinde bir müzisyen, okumuştur onun kitaplarını, yazıyı anlamıştır belki, doğayı, insanı, toplumu. Türk halkını. Evet şükran... Ve müziğinde de ısrarla onu arar. Bazı yazarlar kuşkusuz büyük yazardır. Hatta dahi sanatçılardır. Ama bazı sanatçılar onun da ötesindedirler. Onlar gökyüzü dürler. Onlar başlı başına bir memleket dirler. Nazım gibi. Yaşar Kemal gibi. Mozart ve Debussy gibi... Savaş meydanında iki ordu arası bir ceylan bir o yana bir bu yana koşmaya başlar ya hani binlerce asker seyreder bu tuhaf ceylanı yanlışlıkla oraya dalmış. Yanlışlıkla? O savaş, o ordular yanlış olmasın sakın? Ceylan koşuyor hala. Kemal in romanları ölümsüzdür. -Fazıl Say Bütün zamanların en önemli edebiyatçılarından biri olarak ölümsüzleşti. En yakın arkadaşları arasında hep ressamlar vardı. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abidin Dino, Avni Arbaş gibi isimlerle arkadaşlık etti. Renkleri seviyordu, doğanın bin bir bahçesine, rengine yüzünü dayamış biriydi. Bütün hayatı maviydi, mavi rengi çok seviyordu. Çukurova nın sarı sıcağını maviyle buluşturup, yeşili elde ediyordu. Yani bir cennet yaratıyordu. Sanatla, renklerle bu kadar iç içe olması hem örnek bir yaklaşımdı hem de çok önemliydi. Bütün canlılarla konuşurdu, onlara kulak verirdi ki zaten romanlarındaki tasvirlerinde bunu daha iyi anlayabiliriz. Beni en etkileyen öğüdü, Büyüdükçe küçülün demesiydi. Binlerce insan uğurladı, ama sessiz bir şekilde, saygı içerisinde beklediler. Şatafat istememesi onun vasiyetiydi. Kendinin de, bir başkasının da ululaştırılmasını istemezdi. Ama o hepimizin kahramanı oldu. Onun hayatından bize kalan en önemli şey, iyi insan olmak olmalıdır. Yaşar Baba nın namuslu ömrünü, bizler de geçirmeye çalışmalı ve iyi insanlar olmalıyız. -Ahmet Güneştekin Bir müzisyen olarak bana çok ilham vermiş bir yazardır. Onun kaynağı kendidir, kendinden gelen bir menba gibidir. Yalnız edebiyat değil, müzikle de çok ilgiliydi. Geniş bir folklor bilgisi vardı. Normların içine giremeyecek, olağanüstü bir insandı. Büyük ağaç resimleri yapıyordu, resmi de çok seviyordu. Zannediyorum ki bir insanda böyle bir artistik yetenek olursa bu kendini müzikte de, resimde de, diğer sanat dallarında da ortaya çıkarır. Hemen hemen tüm konserlerime gelirdi. Bu da bana büyük bir motivasyon oluyordu. -İdil Biret

15 Beş farklı kişiyle yapılmış, kişilerin şiir hakkında neler düşündüğü ve neler hissettiğini konu alan bir röportaj. Röportajı yaparken birçok insan şiir hakkında bir şey düşünmediklerini söylemiş ve görüş belirtmemiştir. Fakat toplumda şiirle ilgilenen bir kitle de mevcuttur, bize yardım ettikleri için tüm katılanlara teşekkür ederiz. Bu röportaj tamamen yabancı insanlarla, rastgele bir şekilde yapılmıştır. K: Hangi türde şiirler okumayı seversiniz? A: Hepsini severim özellikle vatan şiirlerini aşkla ilgili şiirleri severim. K: En sevdiğiniz şair kimdir? A: En çok sevdiğim şair Nazım Hikmet. K: Ezberinizde bir şiiri var mı nazım hikmetin. A: Çok vardı, çok. Fakat şuan da hiçbirini hatırlamıyorum. İstersen sana kendi şiirimi okuyayım. K: Olur, çok güzel olur. A: Hani insanlar bazen kendilerini çok yükseklerde hissederler, bazen de çok karamsardırlar; işte bende böyle bir zamanımda bir şiir yazdım. Bazen ufukta bulutlarda bir Bazen derinliklerinde yerin Oyalanıp gidiyorum içinde enginliklerin Sular damlalarla baş almış Çağlayan yaşlarımla taşmış Bir ben miyim bu dünyada şaşmış Neymiş ki Ayhan ha yaşamış, ha yaşamamış K: Çok güzeldi. Çok güzel yazmışsınız! A: Beğendiniz mi? K: Çok beğendim, çok teşekkürler, çok sağ olun. * K: Hangi türde şiirler okumayı daha çok seversiniz? B: İnsanın ruh haline göre hangi şiiri okumak. Mesela diyelim karamsar bir gününüzdesiniz ya da duygusal bir çöküntü içindesiniz, o duygularınıza hitap eden bir şiir okumak belki size bir şeyler ifade eder. Ama mesela mutlu bir gününüzdesiniz, aşk şiiri okursunuz. Yani o gününüzle alakalı, şuan da hangi ruh halindeysem o şiiri okurum. K: Favori şiiriniz var mı? B: Ya favori diye bir şey yok, her şairden etkilenebilirim. K: Peki, çok teşekkürler! * K: Ezberinizde olan bir şiir, varsa okumak ister misiniz? C: Var tabi, okuyayım mı? K: Çok iyi olur. O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev. K: Çok teşekkürler, peki daha çok hangi ruh hallerindeyken şiir okursunuz? C: Her an için, yani öyle karamsar olduğumda veya mutlu olduğumda değil, her an için. K: Peki çok teşekkürler! * K: Şiir okumayı sever misiniz, yoksa aranız yok mudur? 15 Toplum Şiir Hakkında Ne Düşünüyor? D: Şiir okumayı çok severim. K: Mesela, sevdiğiniz şair veya şiirlere örnek verebilir misiniz? D: Ben ağırlıklı olarak ikinci yeni akımı şairlerini okuyorum, örnek olarak; Cemal Süreyya, Edip Cansever, Turgut Uyar benim sevdiği şairler. K: Peki, bu şairlerin şiirlerinden sevdiğiniz bir tanesini söyleyebilir misiniz? D: Cemal Süreyya nın bir şiiri var, iki mısradan oluşuyor: Hayat kısa/kuşlar uçuyor En sevdiğim şiir bu. K: Bu şiiri sevmenizin bir nedeni var mı? D: Hayat aslında kısa, günlük hayatımızdaki telaşlar içinde, koşuşturmalar içinde; çeşitli kendimize dert ettiğimiz şeyleri abartıp büyütüyoruz ve kendimizi gereksiz yere hırpalıyoruz, bunaltıyoruz, yoruyoruz. Bu şiir bana hayatın kısa olduğunu, her anın tadını çıkarmamız gerektiğini, gerekli gereksiz şeylere üzülmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Aslında bir başucu şiiri olabilir ya da iş yerinde, çalışma masamızın karşısına koyabileceğimiz bir şiir. Her anın tadını çıkar, hayatın kısa olduğunu unutma, gibi. K: Teşekkür ederim, peki ne zaman şiir okursunuz? D: Ağırlıklı olarak akşam, gece. Ruh halim biraz, hani mutsuz zamanlarda, kendimi mutsuz ve yalnız hissettiğim zamanlarda daha ağırlıklı şiir okurum. Aslında her zaman okurum ama mutsuz hissettiğim zamanlarda mutlaka şiir okurum. Geceleri bir Sezin Esen kahvenin ya da çayın yanında şiir çok güzel gider. K: Peki çok teşekkürler! * K: Sever misiniz şiir okumayı? E: Şiir okumayı, çok da sevmiyorum galiba artık. Yani eskiden severdim ama şu anda kitap okumayı tercih ediyorum çünkü şiir galiba biraz beni boğuyor; yani onun duygusallığı fazla geliyor galiba. Ama eskiden mesela Nazım Hikmet i falan çok severdim; o Piraye ye yazdığı şiirler, işte vatan için yazılan şiirler, onlar gerçekten beni çok etkilerdi, çok severdim ya da gene de işte bu Orhan Veli nin falan hani o döneme ait şeyler olduğu için, hani kelimelerde ya da şu anda öyle bir duygu yoğunluğu da yok herhalde çok güzel anlatmış. Onları falan da seviyordum ama şu anda hani bana, Şiir okur musun? dersen, Al bu kitabı, bu şiir kitabı çok güzel, falan; şöyle bir sayfaları çevirip bırakırım herhalde. Yani o kadar böyle şiiri okuyacak galiba sabrım da yok mu diyeyim artık K: Hani eskiden, daha gençken, aşk şiirleri falan mı okurdunuz? E: Özdemir Asaf, onun hala böyle şiirlerini seviyorum ama yani özellikle bir şiir kitabı yok. Öyle söyleyeyim aslında, şiir sevmiyorum değil de, özellikle bir şiir kitabı alıp okumayı tercih etmiyorum, evet böyle daha yerinde oldu. K: Peki çok teşekkürler! 400 Kelebek 1 Dünya Zeynep Okulumuzun her yerini kaplayan mavi kumaş kelebekler sizinde dikkatinizi çekmiş olabilir. Dolabınız üstünde, Gould Karababa merdivenlerinde her yerde rastlayabileceğiniz mavi kelebeklerin nerden geldiğini veya ne işe yaradığını merak ediyorsanız, cevap size çok yakın; Sage binasında bulunan sanat bölümünden Ms. Pierson. Ama daha yakın bir cevap istiyorsanız bu yazıda size yardımcı olabilir. Tasha Lewis 23 yaşında genç bir artist. Lewis, üniversiteden mezun olduktan sonra, dünyayı istediği kadar gezemediği için sanatının dünyada yayılmasını istemekteydi. Bu yüzden daha önceden yapmış olduğu bir projede kullandığı mavi kelebekleri kullanarak yeni bir proje yapmaya karar verdi. Dünyayı gezecek bu kelebeklerin, hem insanları sanat yoluyla birleştirmesini hem de bu yolla sanatın evrensel olduğunu göstermeyi amaçladı. Ayrıca bu kelebekler bulundukları yere ayrı bir güzellikte katıyordu. Cyanotype denilen bir işlemle mavi yaptığı kelebeklerin sayısını 200 e çıkardı ve Temmuz 2012 de memleketi olan Indianapolis e ilk durak olarak gönderdi. İlk olarak tüm Amerika yı, daha sonra da dünyayı gezmeye başlayan kelebeklerin sayısı gün geçtikçe arttı ve Ekim 2014 te Tasha Lewis in Ms. Pierson a ulaşması ve kelebeklerin bir sonraki durağının Robert Kolej olması için ikna etmesiyle, yaklaşık 400 mavi kelebek Robert Kolej e vardı. Ms. Pierson kelebekler okula vardığında Studio Art öğrencileriyle bu kelebekleri paylaştı ve okulun farklı yerlerinde kelebeklerin fotoğrafları çekildi; Gould binasının önündeki merdivenler (bir Robert Kolej klasiği), Plato, vb Daha sonra da çekilen bu fotoğraflar diğer bütün ülkelerde yapıldığı gibi Tasha Lewis in hazırladığı tumblr sayfasına yüklendi (swarmtheworld.tumblr.com) Fotoğraf çekimi sırasında yakaladığım Studio Art öğrencilerine Swar the World projesi hakkında ne düşündüklerini sorduğumda, Polen Güzelocak (L10) ve Ekin Gülen (L10) Eğlenceli, cevabını vererek beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Tulya Bekişoğlu nun (L10) cevabı ise diğerlerinden biraz daha derindi. Ona bu proje hakkında ne hissettiğini sorduğumda, Bütün dünyayı kapsayan bir projenin içinde olmak beni çok etkiledi. Siz kelebeklerin fotoğrafını çekerken dünyanın başka bir yerinde başka biri de aynı kelebeklerin fotoğrafını çekiyor ve aynı anda bu fotoğrafları yayınlıyoruz. Bence bu insanları da birbirine bağlayan bir proje. Tulya nın bu cevabından sonra cevaplarını değiştirmek isteyen Ekin ve Polen ise Çektiğimiz fotoğraflar sosyal medyada olduğu için bu onları ölümsüz yapıyor ve dünyanın her yerinden insanlar çektiğimiz fotoğrafları görüyor, cevabını verdi. Tasha Lewis in bütün dünyayı birbirine kenetlemek için başlattığı projenin ana kahramanları mavi kelebeklerin Robert Kolej den sonraki durağı Moskova. Dünyadaki çoğu ülkeye gitmiş olan bu kelebekler, insanların ilgisini çekti ve proje daha da hızlandı. Eğer bu proje sizinde ilginizi çektiyse Tasha Lewis in kendi sitesine (www.tashalewis.info) veya projenin özel sitesini (www.swarmtheworld.com) ziyaret edebilirsiniz.

16 16 Booo-zaaa Altı yıl beklendi. Sonunda çıktı. Kafamda Bir Tuhaflık, beklendiğine değdi. Özsu Rişvanoğlu Orhan Pamuk romanında ana karakterde hep bir olmamışlık vardır. Yetersizdir, yeterince Batılılaşamamış, umutsuz, saf bir aşıktır. Son kitabında da aynı motifi görüyoruz. Ana karakter Mevlut, masum, pasif, temiz kalpli, dindar bir sokak satıcısı; bozacıyoğurtçu. Mevlut un babasına göre, Atatürk sokak satıcılarının şehrin bülbülleri olduklarını söylermiş. Kitap boyunca Mevlut un garson arkadaşları Lokantacıyım, deyip mesleklerinden utanırken, Mevlut göğsünü gere gere Booo-zaaaa, bozacı geeeldi. diye Beyoğlu nun Taksim in bütün sokaklarını gezmektedir. İstanbul a göçün panoramik, epik olmaya çalışan ciddi bir hikâyesi. diye özetliyor kitabını Pamuk. Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da çaresiz ve sıradan bir karakterin, günlük yaşamını anlatıyor yazar. Hepimizin yaşadığı birçok şeyi, hiçbirimizin göremediği şekilde anlatıyor. (Çorba kaynarken oluşan) fokurtunun çıkardığı sesin değişmesini izlemeyi sever, tencerenin içindeki fokur fokur hareketin, gitmeye başladığı Atatürk Erkek Lisesi ndeki coğrafya dersinde anlatılan gezegenlerin dönüşünün tıpatıp aynısı olduğunu gözlemler, sonra kendisinin de alemde bu küçük parçacıklar gibi dönüp durduğunu düşünürdü. Çorbanın fokurdamasından yola çıkıp evrendeki yerini düşünen bu bozacı biz Robert lilerden bile daha akıllı. İyi bir eğitim, zenginle fakirin farkını ortadan kaldırır! Rivayete göre gecekondu kelimesini tarihte ilk kullanan, bir gecede on iki evin duvarını yükseltip içine girilecek hale koyan Erzincanlı bir duvar ustasıydı Mevlut bir gecekonduda yaşıyor. Bir kıza aşık. Kızı tanımıyor. Bir düğünde kızla bakışmışlar ve kızı sokakta görse uzaktan tanımayacağını ancak o güzel gözlerini yakından görürse tanıyacağını kendi itiraf ediyor. Kitabın ilk bölümü Kız Kaçırmak Zor İş te ise bu işte bir terslik olduğu ortaya çıkıyor. Mevlut un babası, Zengin dediklerin bizden önce İstanbul a gelip bizden önce kazanmışlar. Aradaki fark bu kadardır. diyor. Pamuk, Anadolu dan İstanbul a göçe ne kadar büyük, kararlı adımlarla başlanıp sonra çeşit çeşit sorunlarla karşılaşılmasını anlatıyor. Kitapta yapılmış bir yenilik ise, çok seslilik. Karakterler gerektiğinde söz alıp kendi bakış açılarından olayı anlatıyorlar. Benim Adım Kırmızı da da bir çok seslilik vardı ancak bu sefer daha düzenli, daha net ve daha kolay anlaşılır bir şekilde kullanılmış bu teknik. Romanda siyaset yine belirgin bir tema. Her karakter belirgin bir şekilde ya sağcı ya solcu. Birbirlerini faşo veya Kürt diye tanımlayan karakterler de mevcut. 6-7 Eylül, askeri darbeler ve Madımak Katliamı olay örgüsünün içinde kayboluyor. Pamuk ufak bir detay ile Masumiyet Müzesi ne gönderme yapıyor. Masumiyet Müzesi romanında Füsun karakteri Taşkışla da üniversite sınavına girmişti, Kafamda Bir Tuhaflık ta ise Mevlut un kızı aynı yerde sınava giriyor. Pamuk un en net romanı denilebilir. Gizem yok, üstü kapalılık yok, bunlar İstanbul un gecekondularının içinde yaşayan insanlar, bunlar onların yaşadıkları, bu da Türkiye nin tarihi diye veriliyor okura lardan günümüze kadar Türkiye tarihini, fark ettirmeden, bir olay örgüsü altına saklayarak vermesi romanın en iyi öğelerinden.

17 Bir Gün Orhan Pamuk İle* 17 Adil İzci** Fotokopi henüz yoktu ülkemizde dedim ya, ah bir o olsaydı eksiğimiz... Bilgisayar da yoktu... İnternet de... Mobil telefonlar da... Sabit telefonlar deseniz, diyelim ki var evinizde, er vakitte yazılsanız bile, sıranız ancak o günün gecesinde gelirdi. O da gelirse... Ne kalıyor geriye? Mektup... Güzelim mektup... Biz de uzunca yaz tatillerinde onunla (nadiren de kartpostalla) idare ediyorduk. En sık yazan, MD ydi. Dört dörtlük öğrencilerimden biri... Notları ya dokuz ya on... Yanı sıra espriye, karikatüre, gülmeceye de bayılıyor. Köpeklerden fena halde korktuğumu duyduğundan beri, Lö Muhlis adında özel bir dergi yayımlar oldu. Tek okuru / izleri benim. Peki neden Lö Muhlis? O yılların Gırgır dergisinde adı aynı bir bölüm olduğundan, oradaki Muhlis Bey de köpeklerden fena halde korktuğundan! Öyle yaratıcı bir adam ki, Ayın Kitapları na kadar (yoksa Bu Ay Neler Okuyalım? mıydı o listenin adı?) yok yok dergisinde. Son sayfalarda da elbet futbol ve ebedi dostluk - ezeli rekabet... Sözgelimi o nefis kafa golünü ağlara takan Tanju değil, benim! (Hani hayatımda bir kez olsun kafa golü atsam! Ne gezer o beceri bende!) Yaz rehaveti falan da bilmiyor adam. Tersine daha dolu dolu yayımlıyor dergiyi. Neler yapıyor? Kimleri görüyor? Hangi kitapları okuyor? İzlenimleri neler? Bunları bir bir yazıyor mektubuna, sonuna da özel dergisi Lö Muhlis in -hem de numaralı- yeni sayısını ekliyor. Ne keyifle okuyorum hepsini! Sanki sınıfta, öğrencilerimin arasındayım! Bilmukabele olarak ben de mektuplar yazıyorum. Ben de neler yapıyor ediyorum, neler okuyorum falan... Baba evinden birtakım notlar... Asma altı notları... Ama Orhan Pamuk un Sessiz Ev romanından ona değil de İS ye verdiğim yanıtta söz ettiğimi pek iyi anımsıyorum. Üstelik altı sayfa dolusu! Kimbilir ne inciler sıraladım o mektupta! Kültür ve Edebiyat Kolunun tatil sonundaki sanıyorum ilk toplantısında da belli oluyor: Bayağı bir okuyan ve beğenen var romanı. Ne yapalım ne yapalım? Bir toplantımızda ele alalım! O arada bir öneri daha geliyor: Yazarı da konuk edebilir miyiz? Telefon numarasını nereden bulduğumuzu unuttum gitti, fakat Orhan Pamuk un azıcık olsun nazlanmadığı belleğimde. Kalabalık bir kolduk ama o gün öbür kollardan katılanlarla rekor kırdık diyebilirim. Hazırız, Arnavutköy kapısından verilecek Konuğunuz geldi haberini bekliyoruz, bekliyoruz ama Orhan Pamuk bir türlü gelmiyor. En sonunda, bir güvenlik görevlisi, İki saattir kampüste kendi kendine gezinen bir adam var, o olabilir mi? diyor. Bir grup apar topar kampüse dağılıyoruz; kısa bir iz sürmeden sonra da Maze dolaylarında görüyoruz, evet, o! Herhangi bir mezun gibi... O derece sade... Toplantıyı yönetecek öğrencimiz, Nasıl bir yöntem izleyelim? diye soruyor. Önce ben sizleri dinleyeyim diyor sayın yazar. Hepimizi birer birer dinliyor. Yapıt iyi olunca sözün sonu kolay kolay gelmez ki... En son ben bir iki söz ediyorum. Ne der acaba bu yargılarıma: Öldürülen lise öğrencisi kız ile öldüren delikanlı birer simge olabilir mi? Hem siyasal bağlamları hem de aydınlık, iyilik... / karanlık, kötülük... kavramları üzerinden? Simge mi? Yok efendim, ne simgesi? Neyse ne onlar... Yani oldukları gibi... Doğru anımsıyorsam, simgelere falan yüz vermeyen bir yazar olduğunu özellikle belirtiyor. Sonra, dinlediklerini esas alarak romanını anlatıyor. Hani zaman zaman gündeme gelen klasik bir konu vardır: Yazarın (ya da ozanın) öngördükleri ile okurların algıladıkları... Nitekim aynılıklar, benzerlikler de var, farklılıklar da... Hangisi ağır basıyor derseniz, farklılıklar, ama kimse bir hayal kırıklığı, bir rahatsızlık duymuyor bu durumdan, tersine söz bittiği halde yerinden kalkmak istemiyor: O aura nın dağılmasına gönlümüz razı değil... Bizler gibi Orhan Pamuk da gayet memnun bu durumdan... Ev telefonu vardı zaten elimizde, bir de Ada telefonunu yazdırıyor yolcu ederken. Nerede olursa kolayca bulalım diye... Fakaaat, bir daha konuk etmemiz kısmet olmuyor: 1990 lı yılların yine bir yaz tatilinde, Yeni Hayat ı okuyorum; ııh, yaygın bir okur sözcüğüyle sarmıyor efendim. Belleğimde kalan, hepi topu bir tutam üslup parıltısı... Bir ders yılında, Benim Adım Kırmızı güdümlü okuma kitabımız oluyor. Sınıf olarak, ancak ellinci sayfaya kadar gidebiliyor, sonra... orada bırakıyoruz. Bir zaman sonraki ders yılında da Beyaz Kale güdümlü okuma kitabımız... Sonuna kadar gidiyoruz bu kez, ama yine bir haz duymadığımı nasıl gizleyeyim? Ya Nobel Ödülünden sonra okuduğum Babamın Bavulu? Yok, buna herhangi bir söz edemem. Üstüne üstlük, her kitaplıkta bulunması gereken değerde bir yapıt diyebilirim. Benim Adım Kırmızı ya da, Beyaz Kale ye de bayılan öğrencilerim az olmadı ama. Üstelik beğeni ve birikimlerine son derece inandığım öğrencilerimdendi bunlar. Uzun uzun dil döktülerse de yok, bir türlü sevemedim bu iki romanı. Pes ettiler mi? Olası mı? Bir de bunları deneyin bakalım! diyerek okumadığım iki romanını armağan ettiler. (Yok, eziyet etmek gibi kötü bir niyetleri olamaz! Olsaydı yüzlerinden hemencek anlardım zaten!) Bunca zaman oldu, okudum mu peki? Sevgili öğrencilerimin hatırı, kırk yıl da değil, ömür boyudur ya, henüz (!) oku(ya!)madım. Belli mi olur ama: Umut dünyası bu, bir gün bir deli cesareti geliverir de üzerime, indiririm raflardan! Bakarsınız telef olmadan okur bitirir, sonra da bir müjde vereyim... derim. Herhalde, Bi dakika hocam bi dakika diye duraklar o öğrencilerimden doktor olanı (öteki yıllardır uzak ellerde, gayrı döner mi dönmez mi, orasını bilemem), önce tahtaya bir vurayım da... * ÖRTMENİM adıyla yazmakta olduğum öğrencilik ve RC de öğretmenlik anılarımdan bir yazı Üstadı 1984 te mi, yoksa 1985 te mi konuk ettiğimiz, ne yazık ki belleğimde değil! **Adil İzci, yılları arasında Robert Kolej de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmıştır.

18 Kültür ve Edebiyat Sempozyumu: Orhan Pamuk 32 Yıl Sonra Okulunda 18 Nisan, Robert Kolej için oldukça deli dolu, oldukça gurur verici ve oldukça yorucu bir gündü. 18 Nisan Cumartesi günü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümün düzenlediği geleneksel Kültür ve Edebiyat Sempozyumu nun onuncusu Orhan Pamuk Romancılığı başlığı altında gerçekleştirildi. Biz görevli öğrenciler ve öğretmenlerimiz, sabah 7 ile 8 arasında okula varmıştık bile. Önce kutular taşındı, kartlıklar dizildi, dosyalar, listeler, programlar ayarlandı, iletişim ağları kuruldu, Anthony Jones un konuşması Türkçe ye çevrildi. Sempozyumda Orhan Pamuk un saat 14 teki konuşmasından önce iki oturum daha vardı. Boğaziçi Üniversitesi nden Prof. Dr. Nükhet Esen in yönettiği otrumların ilkinde yine Boğaziçi Üniversitesi nden Doç. DR. Özlem Öğüt ve Sabancı Üniversitesi nden Öğretim görevlisi Engin Kılıç, ikinci oturumda ise Sabancı Üniversite sinden Prof. Dr. Sibel Irzık ve Sakarya Üniveristesi nden Prof. Dr. Besim Dellaloğlu; Orhan Pamuk Romancılığı üzerine konuşmalar yaptı. Her biri, Pamuk un birer kitabını hem analiz etti hem de kitap hakkında kişisel düşüncelerini söyledi. Sabah oturumundan beni en çok etkileyen Prof. Dr. Besim Dellaloğlu nun, Masumiyet Müzesi yorumları oldu. Orhan Pamuk konuşmasında bir hayatı eşyalarla müzeleştirme fikrinin asıl fikir olduğunu, önce müze için uygun binayı bulup düzenlemeleri yaptığını, sonra kitabı kurguladığını, karakterleri yarattığını söyledi. Masumiyet Müzesi sadece kitap olsaydı bile, Türk edebiyatının en başarılı eserlerinden sayılırdı ancak Dellaloğlu nun da dediği gibi bir kitabın müzeleştirilmesi dünyada daha önceden yapılmamış bir şey. Besim Bey, Masumiyet Müzesi nin bir milat olacağını, birkaç yüzyıl sonra müzecilik tarihinden bahsederken Masumiyet Müzesi nden önce ve Masumiyet Müzesi nden sonra olarak iki dönemden bahsedileceğini öngörüyor. Orhan Pamuk okula girdiğinde önce biz görevli öğrenciler tarafından karşılandı, daha sonra Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün ofisine çıktı. Ofisteki bütün Türkçe öğretmenleri yıllardır gerçekleştirmek istedikleri Orhan Pamuk la buluşmayı, yıllar sonra da olsa gerçekleştirebildikleri için çok mutlu ve gururluydular. Sade ve şekersiz filtre kahvesini içerken Türk Dili ve Edebiyatı bölüm başkanı Mehmet Uysal la 1983 yılındaki karşılaşmalarından bahsettiler. Mehmet Uysal ın dediğine göre, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları yayınlandıktan sonra o dönemdeki Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinden Adil İzci nin danışmanlığını yaptığı Çağrı Kulübü öğrencilerinden Natali Medina nın girişimleri ile Orhan Bey okula davet edilmiş. Daha sonra bu ilk buluşma hakkında konultuğumuz Mehmet Uysal: Hafızam beni yanıltmıyorsa Wood s Hall da deniz tarafındaki sınıflardan birinde öğrencilerle buluşmuştu. Sene 1983 veya 84 olabilir. Bu durumda 31, 32 yıl sonra Robert Kolej e gelmiş oldu. dedi. Ofiste 11. sınıfların Sessiz Ev çalışmaları Orhan Bey e sunuldu. Oldukça gururlanıp duygulandığını söyleyebiliriz. Özellikle ev maketi ve mücevher kutusu, fotoğraf çekiminde bile en ön sırada yer aldılar. Mehmet Bey Bölümümüzü ziyaret ettiğinde bizimle sohbetinde, Orhan Pamuk sınıfı olarak hazırlanan G412 sınıfının kapısına plaketinin çakılması sırasında Orhan Pamuk un heyecanına tanık oldum. diyor. Ayrıca Serdem Sakar (RC 17), Orhan Pamuk kendi adını verildiği sınıfının fotoğrafını çekerken onun bir fotoğrafını çekmeyi başardı. Yenilenmiş Kütüphanemizi de ziyaret eden Orhan Pamuk, buradaki eserleri ve özellikle süreli yayınları dikkatle inceleyip bizlere beneğisini dile getirdi. Kütüphane turu sırasında orada bulunan birkaç şanslı arkadaşımız, Orhan Pamuk a kitaplarını imzalatma ve kendisiyle fotoğraf çektirme şansını da yakalamış oldular. Orhan Pamuk konuşmasında önce Robert Akademi deki yıllarından bahsetti. Bir lise öğrencisinin okuması gereken kitaplar sorulduğunda Albert Camus den Yabancı yı hiç düşünmeden söyledi. Tolstoy dan da kısa bir roman okunabileceğini, Türk edebiyatındansa Sabahattin Ali, Sait Faik, Ömer Seyfettin gibi büyük ustaların okunmasını, bazılarınınsa (örneğin Oğuz Atay) 22 yaşlarında okunmasının daha uygun olacağını söyledi. Kendi kitaplarından Sessiz Ev in ve Beyaz Kale nin lise seviyesine en uygun olacağını, Yeni Hayat ın ve Kar ın biraz daha ağır olduğunu, birkaç yıl sonra okunursa daha çok şey ifade edeceğini belirtti. Yine bir soruya cevap olarak Kafamda Bir Tuhaflık ın diğer bütün romanlarından çok daha hızlı sattığını belirtti. Yayınlandığı 2014 Aralık ayından beri çeyrek milyon satmış olmasının Orhan Pamuk u hem çok şaşırttığını hem de oldukça sevindirdiğini belirtelim. Sempozyumun bitiminde bizler Nobel Ödüllü değerli bir yazarı yakından tanıma Fotoğraflar: Serdem Sakar fırsatını yakalerken, konuşmasının en başında Kendimi evimde hissediyorum. diyen Orhan Pamuk da geçmiş günleri bir kez daha anımsadı. Öncelikle bu unutulmaz günü düzenleyip yazar ve akademisyenleri bizimle buluşturan Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne ve organizasyonda emeği geçen herkese tekrar çok teşekkür ederiz. Özsu Rişvanoğlu

19 İçimizden Biri, Orhan Pamuk 19 Hiç yazar olmayı düşündünüz mü? Sizce kimler yazar olabilir? Ben size söyleyeyim şu an bu satırları okuyan her biriniz, Melisa Oğuz birer yazar adayısınız. Hem de Nobel ödülüne layık görülen bir yazar adayı Yüzünüzde hafif bir tebessümle bana inanmadığınızı görür gibiyim; ama o da içimizden biriydi ve o yaptı, hem de en iyi şekilde. Orhan Pamuk da bir Robert Kolej mezunu ve kendisini bu hafta sonu 10. su gerçekleştirilen Kültür Edebiyat Sempozyumu nda konuk ettik. Bizimle Robert Kolej deki anılarından tutun romanlarını yazarken nelere dikkat ettiğine kadar pek çok konu içeren keyifli bir söyleşi yaptı. Öncelikle size biraz onun da bizimle aynı sıralarda otururken yaşadıklarından bahsetmek istiyorum de doğan Orhan Pamuk, çocukluğunu Nişantaşı nda varlıklı bir ailenin çocuğu olarak geçirmiş. Ortaokul ve lise öğrenimi ise Robert Kolej de tamamlamış. Kendisi Robert Kolej anılarından çokça gülerek bahsediyor. Ona göre lise yılları genellikle dalga geçerek geçmiş. Lisedeyken boş zamanlarını yoğun bir şekilde resim yaparak geçiren Orhan Pamuk un en büyük hayali ise bir gün ressam olmakmış. Bir gün edebiyat öğretmeni Behçet Kemal Çağlar sınıfa girmiş ve onlara Bir hikâye yazın. demiş. Ertesi derse geldiğinde ise yazdıkları hikâyeleri teker teker okumalarını istemiş. Bu durum karşısında epey şaşıran ve mahcup olan Orhan Pamuk, ne yapsın eli mecbur yazdığı hikâyeyi utana sıkıla tüm sınıfın karşısında okumuş. Hikâyesi bittikten sonra öğretmeni Behçet Kemal Çağlar, Gördünüz mü? Çok gerçekçi ayrıntılar! diyerek Orhan Pamuk a farkında olmayarak ilk edebi teşvik ve övgü içeren sözleri bahşetmiş. İşte Orhan Pamuk, o gün edebiyatın gücünün herkese söyleyemediğimiz mahcubiyetimizle ortaya çıktığını anlamış. Bir dönem medyanın sıkça manşetlerinde yer verdiği sözlere de açıklık getiren Orhan Pamuk, Robert Kolej de hiçbir şey öğrenmediğini belirttiği röportajı ile Robert Kolej i ve buradaki edebiyat öğretmenlerini hedef göstermediğini, asıl amacının Türkiye deki edebiyat dersi müfredatının eksikliklerini ortaya koymak olduğunun altını çizdi. Ona derslerde işledikleri Divan Edebiyatı konuları çok ağır gelirmiş ve lisede böyle bir eğitim verilmesinin fazla olduğunu düşünüyor. Robert Kolej den bahsederken laf dönüp dolaşıp Behçet Kemal Çağlar a geldiğinde, Behçet Bey in ona edebiyatın bir zevk olduğunu gösteren hoca olduğunu söylüyor. Söz lisede işlenen edebiyat konularına ve okutulan kitaplara gelince, Orhan Pamuk her lise öğrencisinin Refik Halit, Ahmet Rasim, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Ömer Seyfettin, Nazım Hikmet ve Aziz Nesin gibi önemli Türk yazarların en az bir yapıtı ile tanışmış olması gerektiğini söyledi. Lise öğrencilerine Albert Camus un Yabancı ve Virginia Woolf un Mrs. Dalloway gibi kitaplarının okutulmasının öğrencilerin o dönemde içlerinde yaşadıkları çalkantılı dünyanın sadece onlara özgü olmadığını göstermek adına önemli olduğunu vurgulayan Pamuk, böyle kitaplar sayesinde toplum baskısının birey üzerinde yarattığı izlerin bariz bir şekilde azalacağını düşünüyor. Robert Kolej den mezun olan Orhan Pamuk, her ne kadar ressam olmak istese de dedesi ve babasının mühendis olmasından dolayı kendi seçimlerini yaşayamamış. Dedesi ve babası elinin çizime yatkın olmasını da göz önünde bulundurarak ona mimarlık mesleğini uygun görmüşler ve ressam olma hayallerini geride bırakarak İstanbul Teknik Üniversitesi nde mimarlık eğitimi almaya başlamış. Fakat bu durum ancak üç yıl böyle devam etmiş. İstanbul Teknik Üniversitesi ni bırakarak İstanbul Üniversitesi nde gazetecilik bölümü okumaya başlamış; ancak bu mesleği de hiçbir zaman yapmamış. Yirmi üç yaşından sonra kendini romancı olmaya adayan Orhan Pamuk, romancılık serüvenine 1982 de ilk eseri Cevdet Bey ve Oğulları nın basılması ile başlamış. Yaşar Kemal Her yazarın bir Çukurovası vardır. der. Peki, sizin Çukurova nız neresi? sorusu üzerine kendi Çukurova sının İstanbul olduğunu söyleyen Orhan Pamuk, her yazarın belirli bir bölgeyi değiştirerek kendisine hayali bir ülke yarattığını söyledi. Kitaplarını yazarken araştırma yapmaya önem veren Orhan Pamuk, aralık ayında yayımlanan son kitabı Kafamda Bir Tuhaflık ın en çok araştırma içeren yapıtı olduğunu belirtti. Kitabın başkahramanı Mevlut ve onun tuhaflığından yola çıkarak, kendisinin ve pek çok yazarın kafalarında susmak bilmeyen birer radyo kanalı taşıdıklarını ve sesleri takip ederek sözcüklere hükmettiklerini belirtti. Ona göre herkes, gençken bu sesi daima yanlarında taşır. Zaman içerisinde kimilerimiz bu sesleri en korunaklı kutulara sıkıştırıp kalbimizin derin sularında yok olmaya mahkûm ederiz. Kimilerimiz ise bu sesin cazibesine aldanır ve kendimizi dış dünyadan soyutlayarak o sesle baş başa yaşarız. İşte biz bu insanları deli olarak tanımlarız. Yazarlar ise, bu sesi ölene dek daima korurlar ve gerçek dünya ile bu sesi birleştirerek eserlerine yön verirler. Orhan Pamuk bu sesi kaybetmenin bir yaşlanma belirtisi olduğunu söylüyor. Sizce yazarlar hep yalnız kişiler midir? diye gelen bir soruya yanıt olarak Orhan Pamuk, yalnızlığın herkese göre değişen bir kavram olduğunu, insanın büyük bir kalabalık içinde de yalnız kalabileceğini söyledi. Her yazarın yalnız olmadığını; fakat her yazarın hayatında düşüncelerine de çokça yer veren çok iyi bir gözlemci olduğunu belirtti. Öğrenciler arasından gelen bazı sorular üzerine, edebiyatın çok zevkli bir uğraş olduğunu ve yazarlığın onu çok mutlu ettiğini söyleyen Orhan Pamuk un ileride yazar olmak isteyenlere verdiği en önemli tavsiye ise yazma fikirlerini kendilerinden tam emin olmadan ve yapmak istediklerini deneyip de yapabildiklerini görmeden kimse ile paylaşmamaları yönünde oldu. Edebiyatın gün geçtikçe önem kazandığını; fakat Türk romancılığının dünyada iyi bir yer edinmesinin kolay olmadığını ve yıllar alacağını söyledi. Türkiye de yazara ve ortaya koyduğu yapıta gerekli önem verilmediğinden bahseden Orhan Pamuk, edebiyatla uğraşarak Türkiye şartlarında karın doyurmanın neredeyse imkânsız olduğunu belirtti. Orhan Pamuk un şansı ise ailesinin maddi imkânlarını kullanarak istediği mesleği yapabilme fırsatıymış. Yani demem o ki o yaptıysa biz de yapabiliriz. O da bizimle aynı yollardan geçti, her gün o da arkadaşları ile sohbet etti, öğretmenlerini çekiştirdi, baharın gelmesi ile kendini kampüsteki çimlerin üzerine attı, aynı sıralarda ders gördü, yanlış seçimler yaptı ve o seçimlerinin sonuçlarını yaşadı; ama inandı ve kalbinin sesini dinledi. O ses bir gün onu dünyanın pek çok yerinde bilinen, kitapları takip edilen ve Nobel Ödülü nü kazanmaya layık bir yazar yaptı. Yeter ki inanın ve kalbinizin sesini dinleyin... Son olarak bize vakit ayırdığı ve bu keyifli söyleşi sayesinde bize kattıkları için Robert Kolej ailemizin bir ferdi olan Orhan Pamuk a da yürekten gelen, küçük bir tebessüm ile teşekkür etmeyi unutmayın!

20 20 Geleneksel Robert e Modern Kütüphane Geçen senenin sonlarına doğru kütüphanenin yenileneceği hakkında söylentiler okulda dolaşmaya başlamıştı. Sonradan öğrendik ki bu söylentiler asılsız değilmiş. Yazın kütüphanenin yenilenmesine başlanacaktı. Buna başlamadan önce okul yönetimi tarafından bize bir anket gönderildi ve bazı şeylerin nasıl değişmesini istediğimiz soruldu. Sonuçta kütüphane herkesin kütüphanesiydi ve bizim fikirlerimizin de alınmasından daha doğal bir şey yoktu. Anketler tamamlandıktan ve okul tatile girdikten sonra bizim beklediğimizden çok daha uzun süren tadilata başlandı. Öyle ki biz okula geldiğimizde bu tadilat devam ediyordu. Zaman içinde okulda çeşitli efsaneler oluşmaya başladı bu tadilatın ne zaman biteceğiyle ilgili. Bazıları bu hafta bitecek diyordu, bazıları bu ay, bazıları ise sene sonu Şükür ki tadilat birinci yarıyıl sona ermeden bitti ve kütüphanemize finallerimiz başlamadan kavuştuk. En başından beri herkesin kafasında tek bir soru işareti vardı: Bu tadilat neden yapıldı? Kütüphaneyi modernleştirmek ve öğrencilere daha fazla çalışacak yer açmak için. Ama kütüphanenin asıl amacı öğrencilere çalışma ortamı sunmak mıdır ki? Yoksa birbirinden değerli kitaplara ev sahipliği yapmak mı? Biraz tartışmaya açık bir konu diyeceğim ama değil aslında. Kütüphaneler kitaplar içindir. Bize yer açmak için eski ve kullanışsız diye düşünülen kitaplar atıldıysa gerçekten çok yazık. O kitapların yerini hiçbir e-book dolduramaz çünkü. Okulumuzdaki çoğu şey gibi kütüphane algısı ve tasarımında da 21. yüzyıl ilkelerine uygun gidilmiş. Kütüphanenin içine girince sanki Robert te olduğunu unutuyor ve kendini farklı bir yerde sanıyorsunuz. Bu çok değişik bir his. Bunun yerine kütüphanemiz tarihi bir şekilde orjinaline sadık tasarlansaydı nasıl olurdu acaba? İçine girildiğinde okulun 150 yıllık ruhunu hissedebileceğin, kendini dış dünyadan soyutlayıp eskilere dönebileceğin bir kütüphane Belki pek kullanışlı olmazdı ama okula daha çok yakışabilirdi. Yine de nasıl olacağını tam kestiremediğimiz için kesin bir şey söylemek zor. Peki neler değişti kütüphanemizde? Daha girişte sağa saparak kafamızı cam duvara çarptığımız an buranın artık bambaşka bir yer olduğunu fark ediyoruz. Eskisinden çok uzak, hem tasarım hem de kullanılan malzeme olarak farklılaştırılmış bir kütüphane çıkıyor karşımıza. Daha verimli bir çalışma ortamı yaratmak için bir çok farklı tip masa ve sandalye kullanılmış, yer sıkıntısı çekilmemesi ve eski haline kıyasla daha fazla öğrenci barındırabilmesi için de sayıları oldukça arttırılmış. Büyük çalışma masalarını gözünüz bir yerden ısırabilir, bunlar eski kitaplıklarımızın raflarından yapılma. Girişte aynı zamanda yeni kütüphanemize nostaljik bir hava katan ahşap küçük bir masa ve bir sallanan sandalye bulunmakta. Kütüphanede ilerlemeye devam ettikçe sağ tarafta okulun ön yüzünü oluşturan duvarların yerine yine cam paneller yapıldığını görüyoruz. Sınıfça kütüphane turuna gittiğimizde edindiğimiz bilgiye göre bahar aylarına doğru dışarıda kalan açık bölüme de masa sandalye konulması ve burada da bir çalışma ortamı yaratılması ihtimali yüksek. Eğer böyle bir imkan sağlanabilirse kütüphanenin barındırabileceği öğrenci sayısı daha da artabilir ve okulun manzarasına tepeden bakan, hem açık hava hem de Plato dan çok daha yakın ve merkezi bir çalışma ortamı öğrencilerin motivasyonunda olumlu bir etki yaratabilir. Burada karşılaşılan tek sorun, balkon sütunlarının güvenli denilebilecek bir alan yaratacak seviyeden daha kısa olması ve binamız çok eski olduğu için bu soruna kolay bir çözüm bulunamaması. Yine devam edince gördüğümüz camla kapatılan toplantı odaları ve arkadaki iki sınıf, eski kütüphanede yapılan sınıf içi projelerde tek bir sınıf olmasından kaynaklanan yer sıkıntısını gidermekte. Arkadaki iki sınıfta da eski ahşap sandalyelerin kullanıldığını görüyoruz. Kütüphanede ilk katta işimiz bittiğinde arka kapıyı çıkış olarak kullanamamak bizi üzüyor ve girişe doğru yöneliyoruz. Değişen tek şey oturduğumuz sandalyeler değil, konulan yeni kurallar da bu yenilenmenin bir parçası. Üst kat burada devreye giriyor. Bütün masaların yanyana olduğu ve hepsinin alt kata baktığı, iletişimin minimuma indirildiği bu katta konuşmak tamamen yasak. Eskiden burada bulunan cam kapaklı dolaplar ve okulun küçük müzesi yerine bu kat da kitaplıklarla çevrilmiş. Eskiden alt katta olan kitapların çoğu üst kata aktarılmış. Bu kattaki herhangi bir kapıyı giriş veya çıkış olarak kullanamıyoruz, ve yine alt kattaki girişimize dönüyoruz. Fotoğraf: Tulya Elif Bekişoğlu Ali Yağız Ayla Ece Kantemir Ertesi gün, uyuyamadığımız için kahve alıyoruz, ilk ders olan sınavımıza çalışmak üzere kütüphaneye doğru gidiyoruz; fakat içeri giremiyoruz: yiyecek ve içecekle kütüphaneye girmek bu yıl tamamen yasak! Kütüphane görevlilerinin de ricası yeni kütüphanemizde izin verilen ses yüksekliğine ve diğer kurallara dikkat ederek okulumuzda yeni bir kütüphane kültürü oluşturmak. Yeni kütüphane, Robert Kolej de yapılan yenilikler arasında belki de dizüstü bilgisayar programı dışında en çok ses getireni. Sonuçta kaç yıllık Robert kütüphanesi eskisinden çok farklı hale geldi. Bu değişim ne kadar gerekliydi, tartışılır; iyi mi oldu kötü mü oldu, o da tartışılır. Her ne kadar bazı beğenilmeyen yanları olsa da kimse yeni koltukların ve düzenin öğrenciye sağladığı rahatlığı inkar edemez. Kütüphanenin tüm okul tarafından ne kadar sevildiğini ilerleyen zamanlarda daha iyi anlayacağız. Editörler Alara Gebeş Mert Düşünceli Özlem Lal Tüzman Tasarım Editörü Tulya Elif Bekişoğlu Yazarlar Ali Yagiz Ayla Alp Altunyurt Asli Doga Munzur Ece Kantemir Idil Kara Melisa Oguz Nil Ozervarli Ozsu Risvanoglu Zeynep Karababa Tulya Elif Bekisoglu Baris Can Unal Sezin Esen Adil İzci Hande Akat Simay Yazıcıoğlu Sorumlu Öğretmenler Melek Giray İnce Serya Kayapınar İmtiyaz Sahibi Özel Amerikan Robert Lisesi Güler Kamer Sorumlu Müdür Güler Kamer Yayının Konusu: Okul Gazetesi Yayının Dili: Türkçe Yayının Türü: Yerel, Süreli Yayının Süresi: Aylık Yönetim Özel Amerikan Robert Lisesi Kuruçeşme Caddesi No. 87 Arnavutköy/İstanbul Tel: +90 (212)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?...

2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri? 3. En başarısız olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?... ANKET-1 (LİSE) Türk İşaret Dilinde izlemek için tıklayınız. Ad Soyad:. Okul -Sınıfı:. 1. Okul başarınızı nasıl yorumluyorsunuz? Kötü Orta İyi Çok iyi 2. En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dersler hangileri?

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR

BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK YENİLEYEN SEKTÖRLER ARASINDA YER ALIYOR Çankaya Üniversitesi 2008 Mezunu ve Üniversitemiz Bilgisayar Mühendisliği Bölümü nde çalışan Uzman Efe Çiftçi ile bir söyleşi gerçekleştirdik BİLİŞİM SEKTÖRÜ, HİÇ TARTIŞMASIZ, KENDİNİ EN HIZLI VE EN ÇOK

Detaylı

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE DAHA AZ SORUN YAŞIYOR! - Genç Gelişim Kişisel Gelişim İŞİTME ENGELLİ GÜL USTABAŞ GENÇ İŞİTME ENGELLİLER NORMAL OKULLARDA KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNE TABİ OLMALI. İŞİTME ENGELLİLERDE EVLİLİKTE NORMAL İNSANLAR GİBİ HATTA ONLARDAN DAHA AZ SORUN YAŞIYOR SORU-- Kısaca

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

SİNEMA YÖNETMENİ TANIM

SİNEMA YÖNETMENİ TANIM TANIM Sinema için oyunlaştırılmış öykü ve romanların (senaryoların) oyuncular tarafından canlandırılması ve oyunun filme alınmasını sağlayan kişidir. A- GÖREVLER - Yazılı metni (senaryoyu) görsel olarak

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz.

Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize konser düzenledik. Huzurevi ziyaretlerimiz ara sıra oluyor,gönül Köprüsü diye bir proje de yer alıyoruz. Hitit Üniversitesi Aktif Yaşam Kulübü olarak,engelli kardeşlerimize farklı eğlenceler düzenledik. Farkındalık programları yaptık, 2 yılda 5 okula kitap yardımında bulunduk. Sevgi evlerinde kalan kardeşlerimize

Detaylı

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu Hayallere inanmam, insan çok çalışırsa başarır Pelin Tüzün, Bebek te üç ay önce hizmete giren Şef makbul Ev Yemekleri nin

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Diğer: Diğer:... Diğer:...

Diğer: Diğer:... Diğer:... Anket Üniversite Bu anket formu, işitme engellilerin üniversite eğitimlerini desteklemeyi amaçlayan bir proje çerçevesinde sizlerin sorunlarını değerlendirmek için hazırlanmıştır. Ad Soyad: Devam ettiğiniz

Detaylı

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum ARTI YÖN ARTI YÖN Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum Hadan Türkal: Hayat adına kimse vazgeçmemeli S. 115 BAŞARI ENGEL TANIMAZ!

Detaylı

İÇİNDEKİLER 00. ISINMA. Çorba Yapmaya Benzer 01. BOZ 02. BAK. 9 Sevgili Okur. 10 Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın Hakkında. 16 Bu Kitap Neyin Nesidir?

İÇİNDEKİLER 00. ISINMA. Çorba Yapmaya Benzer 01. BOZ 02. BAK. 9 Sevgili Okur. 10 Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın Hakkında. 16 Bu Kitap Neyin Nesidir? İÇİNDEKİLER 9 Sevgili Okur 10 Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın Hakkında 16 Bu Kitap Neyin Nesidir? 18 Bu Kitap Nasıl Kullanılır? 20 Neden Tasarım? 22 Tasarımcı Gibi Düşünmek 24 Benim Sürecim 26 Ürün Tasarımı

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3

R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 1886 ÖZEL GETRONAGAN ERMENĐ LĐSESĐ R E H B E R L Đ K B Ü L T E N Đ - 3 2010 2011 Kız olursa Sarin, erkek olursa Masis Erkek olursa doktor, kız olursa öğretmen KENDĐNĐ TANIMA VE MESLEK SEÇĐMĐ Sevgili veliler,

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu adına hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sayın Kaymakamım, Sayın Milli Eğitim Müdürüm, Sayın Belediye Başkanım, Okul Aile Birliğimizin değerli yöneticileri, Saygıdeğer Velilerimiz, Sevgili öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz, Saygıdeğer Bağışçılarımız,

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

OKULLAR YENİ YAŞAM ALANLARIMIZ

OKULLAR YENİ YAŞAM ALANLARIMIZ OKULLAR HAYAT OLSUN OKULLAR YENİ YAŞAM ALANLARIMIZ Okullarımız halka açıldı Okullar eğitim-öğretim saatleri dışında; akşam saatleri, hafta sonları ve yaz aylarında halkımızın hizmetine açıldı. Derslikler,

Detaylı

Özel gereksinimli çocuklar

Özel gereksinimli çocuklar Özel gereksinimli çocuklar Spor becerileri yolu ile toplumsal yaşama uyum ve katılımlarını sağlamak Mutlu ve üretken bireyler olmalarına yardımcı olmak. Programımıza yaklaşık 70 sporcu devam etmektedir.

Detaylı

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015

2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni. Sayı:1 Nisan 2015 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Kütüphane Bülteni Sayı:1 Nisan 2015 1 KİTAP VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİ 3 2014-2015 KÜTÜPHANE ORYANTASYONUMUZ 5 KÜTÜPHANEMİZ 8 OKUMA ŞENLİĞİMİZ 10 BRITANNICA ONLINE 12 SEVİM AK

Detaylı

Çocuklar Tatilde! Plansız tatil olmaz! Spor ve oyun iç içe Kitaplar her zaman en iyi dostlarımız!

Çocuklar Tatilde! Plansız tatil olmaz! Spor ve oyun iç içe Kitaplar her zaman en iyi dostlarımız! Çocuklar Tatilde! Biten ders yılının ardından, çocukların sabırsızlıkla ve özlemle beklediği yaz tatili başlıyor. Tatil dönemleri çocuklara dinlenmek, eğlenmek ve yeni deneyimler kazanmak için harika fırsatlar

Detaylı

REHBERLİK POSTASI -1

REHBERLİK POSTASI -1 ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ REHBERLİK POSTASI -1 TARİH: 02.11.2012 Sayın Velimiz, Anaokullarımızda, öğrencilerimizin katılımlarıyla renklenen, çeşitli branş dersleri,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz.

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz. Aşağıda Emek vererek Yazmış olduğumuz yazı ve bilgileri 5 dakika ayırıp okur inceler ve bizden ücretsiz bir örnek kayıt dosyası talep ederseniz. Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim

Detaylı

4. Mavi Yakalılarda İK Yönetimi Zirvesi www.hrdergi.com

4. Mavi Yakalılarda İK Yönetimi Zirvesi www.hrdergi.com Örme, boyama, ev tekstili ve hazır giyim konularında üretim yapmaktadır. Birlikte çalıştığı fason firmalarla birlikte yaklaşık 10.000 kişiye istihdam imkanı yaratan Yeşim Tekstil, kendi alanında dünyanın

Detaylı

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız.

Ege: Kağıtları, plastikleri ve camları geri dönüşüm kutusuna atarız. 08.01.2016 DENİZATI SINIFI NDAN HERKESE MERHABA; Bu hafta Geri dönüşüm ve Tasarruf konumuz ile ilgili çalışmalarımıza başladık. Değerler eğitimi konumuz olan Birlikte yaşam ve Dostluk konumuza da giriş

Detaylı

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi 80 EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi Sayın İnşaat Mühendisi Adayı, İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kurulu, İMO 40. Dönem Çalışma Programı çerçevesinde İMO Yönetim Kurulu nca İnşaat Mühendisliği Eğitimi

Detaylı

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da

21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da 21 yıllık tecrübesiyle SiNCAN da geleceğin mimarı nesiller artık bizim ellerimizde, güvenle... Keşke Hep Çocuk Kalsak! Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar. Oysa çocuk kalmak en güzel şey değil midir?

Detaylı

Page 1 of 6. Öncelikle, Edirne de yaşanan sel felaketi için çok üzgünüz. Tüm Edirne halkına, şahsım ve üniversitem adına geçmiş olsun demek istiyorum.

Page 1 of 6. Öncelikle, Edirne de yaşanan sel felaketi için çok üzgünüz. Tüm Edirne halkına, şahsım ve üniversitem adına geçmiş olsun demek istiyorum. Page 1 of 6 Edirne Valisi Sayın Dursun Ali Şahin, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Recep Zıpkınkurt, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası nın değerli üyeleri ve temsilcileri, Bilgi birikimi ve üslubunu,

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI

ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI ÖZEL GÖKYÜZÜ İLKÖĞRETİM OKULU 2011-2012 ÖĞRETİM YILI 1/B SINIFI KASIM AYI E-BÜLTENİ 1 İÇİNDEKİLER 1. Mihver Dersler 2.Branş Dersler 3.Kulüpler 2 TÜRKÇE Kasım ayında Türkçe dersinden harfleri öğrenmeye

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy, Billy (Vince Vaughn) ve Nick (Owen Wilson) dijital dünyaya yeni adım atan iki eski kafalı satışçıdır. Senelerdir emek verdikleri şirketin artık teknoloji karşısında ayakta duramaması nedeniyle kapatılması,

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ İLETİŞİM FAKÜLTESİ NE HOŞGELDİNİZ NE HOŞGELDİNİZ Sevgili Öğrencilerimiz; 2008 yılında kurulan Gümüşhane Üniversitesi nin dünyaya açılan penceresi sloganıyla kısa sürede büyük gelişim sağlayan Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi,

Detaylı

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK! ALEM-İ İŞ, NE İŞ? Alem-i İştir kişinin lafa bakılmaz! diyoruz ve iş hayatında yaşadıklarımız konusunda bize, size, herkese esprili

Detaylı

OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU

OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU OSNABRÜCK KARDEŞ KENT ELÇİMİZ VE ÇANAKKALE BELEDİYESİ KÜLTÜR SANAT BİRİMİ TEMSİLCİMİZ RESMİ TOPLANTIMIZDA KONUĞUMUZ OLDU Osnabrückte bulunan Rotary Kulüplerimiz ile iletişimimizi güçlendirme programı hazırlayan

Detaylı

T.C GEDİZ KAYMAKAMLIĞI ALTINKENT İLKOKULU-ORTAOKULU VİZYON BELGESİ

T.C GEDİZ KAYMAKAMLIĞI ALTINKENT İLKOKULU-ORTAOKULU VİZYON BELGESİ T.C GEDİZ KAYMAKAMLIĞI ALTINKENT İLKOKULU-ORTAOKULU VİZYON BELGESİ Öğretim Çalışmaları: Öğretim Çalışmaları: 5-6-7 ve 8.sınıflarda kazanımlara ulaşma düzeyini ölçmek için 3 adet ölçme yapılarak, sonuçları

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ 2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ TED İSTANBUL KOLEJİ Yıl:6 Hafta:10 Sayı: 8 06 Kasım 2015 Değerli Velilerimiz, İnsanın işini sevmesinin çok önemli olduğunu her gün yaşayarak bizzat deneyimliyorum.

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN 1.SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim 2014 05 Aralık 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında, disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Mayıs 2010 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙ ΕΙΑΣ, ΙΑ ΒΙΟΥ ΜΑΘΗΣΗΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Eğitim, Hayatboyu Öğrenme ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri

Detaylı

ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ

ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ ÖZLÜCE ORTAOKULU 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI TÜBİTAK 4006 BİLİM FUARI PROJESİ İNEBOLU GENELİ ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ OKUMA ALIŞKANLIĞI ANKETİ ALTAN YILMAZ ÖZLÜCE ORTAOKULU TÜRKÇE ÖĞRETMENİ MÜRÜVVET ÖZTÜRK

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

03.11.2013-Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6

03.11.2013-Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6 03.11.2013-Bloomberg Businessweek BASINDA GeniuSpy Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6 Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 2/6 27.08.2013-www.milliyet.com.tr Çocuğunuz dikkatsiz mi emin misiniz?

Detaylı

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması

www.astromedya.com Örnek Tarot Okuması Örnek Tarot Okuması Bir tarot okuması, bilinçaltına atılmış bir oltadır. Bizler yani tarot okuyucuları, sizin zihninize, bilinçaltınıza olta atarak, sebeplerini ve sonuçlarını zaten sizin biliyor olduğunuz

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller Y jenerasyonunun internet bağımlılığı İK yöneticilerini endişelendiriyor. Duygusal ve sosyal becerilere sahip genç profesyonel bulmak zorlaştı. İnsan

Detaylı

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ MEZUNLARIMIZIN OKULUMUZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ Onur BİÇER Yüksekokulumuza 2006 yılında görevime başlamış olup 2008 yılında kazanmış olduğum muhasebe ve vergi uygulamaları (İÖ) Programını okuyup 2010 yılında

Detaylı

Đsmail Hilmi Adıgüzel

Đsmail Hilmi Adıgüzel Đsmail Hilmi Adıgüzel Gençlik Platformu / Kurcu Başkan Marka Yönetimi Derneği / Yönetim Kurulu Üyesi Türkiye Fotoğraf Gönüllüleri / Genel Koordinatör Đnternet Medya ve Bilişim Federasyonu / Yönetici Gravga

Detaylı

KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin!

KİŞİSEL GÜÇ KİTABINIZ Güçlenin! KİŞİSEL "GÜÇ KİTABINIZ" Güçlenin! Hangi alanlarda başarılıyım? Ne yapacağım? Okul hayatınız bittiğinde, önünüze gerçekleştirebileceğiniz çok sayıda fırsat çıkar. Kendi iş yerlerini açan insanların ne tür

Detaylı

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 )

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) 1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık 2014 23 Ocak 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca

Detaylı

RAPOR ÖĞRETİM ÜYELERİNİ DEĞERLENDİRME ANKETİ BULGULARI

RAPOR ÖĞRETİM ÜYELERİNİ DEĞERLENDİRME ANKETİ BULGULARI RAPOR ÖĞRETİM ÜYELERİNİ DEĞERLENDİRME ANKETİ BULGULARI Bu rapor dört alt başlık altında düzenlenmiştir. İlk başlık genel katılım hakkında bilgi vermektedir. İkinci alt başlıkta performans ortalamaları

Detaylı

Ailelerle bağlantılar kurmak. İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek

Ailelerle bağlantılar kurmak. İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek Ailelerle bağlantılar kurmak İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi ni toplumunuzda yaşama geçirmek İlk Yıllar Öğrenim Çerçevesi Uygulamasına Dayanan Kaynaklar projesine, Eğitim Çalışma ve İşyeri İlişkileri Bakanlığı

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ

2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ 2015-2016 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI İLKOKUL BÜLTENİ TED İSTANBUL KOLEJİ Yıl:6 Hafta: 2 Sayı: 2 11 Eylül 2015 Değerli Velilerimiz, Okulumuz açılalı 1 hafta oldu. Her gün tamamlanması gereken işler, planlamalar,

Detaylı

KOCAELİ 1. ÜNİVERSİTE TANITIM FUARI VE KARİYER GÜNLERİ FİNAL RAPORU

KOCAELİ 1. ÜNİVERSİTE TANITIM FUARI VE KARİYER GÜNLERİ FİNAL RAPORU KOCAELİ 1. ÜNİVERSİTE TANITIM FUARI VE KARİYER GÜNLERİ FİNAL RAPORU Bu yıl birincisi düzenlenen Üniversite Tanıtım Fuarı ve Kariyer Günleri organizasyonunun katılımcılar ve ziyaretçiler gözünden etkililiğin

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği

13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL. A.A Nursel Gürdilek. İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği 13 Mart 2009 Cuma, 12:20 GÜNCEL A.A Nursel Gürdilek İşitme engelli çocuklar için Türk-İsrail işbirliği Türkiye ile İsrail arasında bir yılı aşkın süredir devam eden "işitme engelli çocuklara daha iyi bir

Detaylı

Çankaya Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 yılı mezunumuz, Milliyet gazetesi köşe yazarı Tolga Şardan okul hayatını ve kariyerini bizlere anlattı.

Çankaya Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 yılı mezunumuz, Milliyet gazetesi köşe yazarı Tolga Şardan okul hayatını ve kariyerini bizlere anlattı. Çankaya Üniversitesi İşletme Bölümü 2014 yılı mezunumuz, Milliyet gazetesi köşe yazarı Tolga Şardan okul hayatını ve kariyerini bizlere anlattı. İş hayatımda pratik bilgimi, üniversitede aldığım teorik

Detaylı

Ayrımcılık ve Yeni Medyada Nefret Söylemi Eğitmen Eğitimi Raporu 10-13 Şubat 2011 İstanbul, Türkiye - Green Park Hotel

Ayrımcılık ve Yeni Medyada Nefret Söylemi Eğitmen Eğitimi Raporu 10-13 Şubat 2011 İstanbul, Türkiye - Green Park Hotel Ayrımcılık ve Yeni Medyada Nefret Söylemi Eğitmen Eğitimi Raporu 10-13 Şubat 2011 İstanbul, Türkiye - Green Park Hotel Eğitim Konuları: Önyargıdan Ayrımcılığa, Ayrımcılık ve Uluslararası Hukuk, Ayrımcılık

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ:

ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: ÜRÜN KATEGORİSİYLE İLGİLİ: 1. Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? (Hangi saatlerde) 2. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? 3. Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını

Detaylı

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda!

Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! SUNUMUMUZA HOŞGELDİNİZ Bu resmi ne yönden yada nasıl gördüğünüz,nasıl yorumladığınız çok önemli! Çünkü medya artık hayatımızın her alanında ve her an yanı başımızda! Haber ve bilgi verme amacı başta olmak

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi EĞLENCEM MEDYA Prof. Dr. E. Nezih ORHON Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Merhaba, Öğrencilerimiz ile birlikte hayata geçireceğimiz çalışmalarda deneyim paylaşımı için aşağıdaki şu üç boyutu

Detaylı

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU AYLIK BÜLTENLER SERİSİ EKİM, 2008 SAYI: 2 KONU: Çocuğunuzun Beceri ve Yeteneklerini Nasıl Geliştirebilirsiniz? Aileler çocuklarının mutlu bireyler olmalarını ve en yüksek

Detaylı

www.rehberlikservisi.org

www.rehberlikservisi.org www.rehberlikservisi.org 1 BAŞLARKEN Çocuklarımız bizim için ne kadar önemli? TEOG öncesinde onlar için neler yapıyoruz? Gelecekleri için planlarınız var mı? Çocuklarınızı yeterince anlıyor musunuz? Neden

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

LİSE REHBERLİK SERVİSİ

LİSE REHBERLİK SERVİSİ LİSE REHBERLİK SERVİSİ Verimli Ders Çalışma Ders çalışma konusunda bir çoğunuz da çeşitli şikayetler vardır. Bir kısmınız ders çalışmaya başlamakta güçlük çekerken Bir kısmınız çalışma esnasında derse

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ

KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ 2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ DÜZENLEME BİÇİMİMİZ (24 Mart 9 Mayıs 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında (24 Mart 2014-09 Mayıs 2014) tarihleri arasında işlediğimiz

Detaylı

Ödev Yapmak İstemeyen Çocuklar 2013 / 2014 SAYI: 22. Haftanın Bazı Başlıkları

Ödev Yapmak İstemeyen Çocuklar 2013 / 2014 SAYI: 22. Haftanın Bazı Başlıkları 2013 / 2014 SAYI: 22 Haftanın Bazı Başlıkları 25 Kent, 25 Kolej Projesi Ziyaretleri 25 Kent 25 Kolej Minik Salvador Dali'ler Seramik Kaplumbağalar Ödev Yapmak İstemeyen Çocuklar Ödev Yapmak İstemeyen Çocuklar

Detaylı

ÜNİVERSİTEMİZ ÖĞRENCİLERİNE ÜST DÜZEY OLANAKLAR SAĞLIYOR

ÜNİVERSİTEMİZ ÖĞRENCİLERİNE ÜST DÜZEY OLANAKLAR SAĞLIYOR Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü nden 2006 da lisans derecesini alarak aynı bölümde 2009 yılında yüksek lisansını tamamlayan H. Emre Akkuş ile Çankaya Üniversitesi ve sektör hakkında

Detaylı

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür.

Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Beyni geliştirmek ve zekâmızı parlatmak mümkün. Beyin, yeni bilgiler ve beyin faaliyetleri ile gelişir ve büyür. Kullanılmayan beyinde kısmi ve genel büzülme meydana gelir. Bilim adamlarının araştırmaları,

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014

Elektrik, Plastik Cerrahi ve Prometheus: İlk BK Romanı Frankenstein 18 Ocak2014. Ütopyadan Distopyaya, Totalitarizm ve Anksiyete 25 Ocak 2014 BİLİMKURGU: BAŞKA BİR VAROLUŞ MÜMKÜN Bilimkurgu bir bakışa göre Samosata lı Lukianos tan (M.S. 2. Yüzyıl) bu yana, başka bir bakışa göre ise 1926 yılında yayımcı Hugo Gernsbeack in scientifiction kelimesini

Detaylı

BU ÜÇ HAFTA NE YAPALIM?

BU ÜÇ HAFTA NE YAPALIM? BU ÜÇ HAFTA NE YAPALIM? En az 6 aydır sınava hazırlanıyorsun. Ya gerçekten çalıştın hakkını vererek, ya da çalışmadığını düşündün. Ama dışarıdan biri baktığında senin saatlerce kendi geleceğini elleriyle

Detaylı

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2

2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2 Sayın Veli, Bu mektubumuzda, 2015-2016 Eğitim - Öğretim yılı MEV Koleji Özel Güzelbahçe İlkokulu,3. Sınıflar sınıf öğretmenleri zümresi

Detaylı

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek

Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek Tarih: 19.01.2013 Sayı: 2014/01 İSMMMO dan Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı Raporu Türkiye nin geleceğini 25 milyonluk kitle belirleyecek İSMMMO nun Türkiye nin Yaratıcı Geleceği / Y Kuşağı adlı

Detaylı

TURKKI. Aramıza katılın!

TURKKI. Aramıza katılın! TURKKI Aramıza katılın! Mannerheimin Lastensuojeluliiton Varsinais-Suomen piiri ry Perhetalo Heideken (Family House Heideken) Sepänkatu 3 20700 Turku Tel. +358 2 273 6000 info.varsinais-suomi@mll.fi varsinaissuomenpiiri.mll.fi

Detaylı

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın?

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Çözüm Analizi Araştırma Hakkında 2 Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Bir Toplum Dünyada ve ülkemizde hemen hemen tüm kurumsal

Detaylı