GÜZEL UYUYAN ANIL ALACAOĞLU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "GÜZEL UYUYAN ANIL ALACAOĞLU"

Transkript

1 GÜZEL UYUYAN ANIL ALACAOĞLU

2

3 GÜZEL UYUYAN

4

5 İçindekiler Herhangi Bir Mahallenin Alelade İnsanları...9 Ayşe İsminde Bir Kadının Tekdüze Hayatı ve Sonu...72 Boyacının Elleri, Balıkçının Ten Kokusu...98 Ela Gözlü, Uzun Boylu, Sadakatsiz Adam Güzel Uyuyan Adların Yokluğunda Arı Düşüş, Yara, Kabuk, Kaçış Sessizlikte Beliren Harfler Tohum ve Bahçe...181

6

7 Anıl Alacaoğlu 1989 Akhisar doğumlu yazarın çocukluk yılları ve ilköğretim hayatı Ayvalık ta geçti. Lise öğrenimini Ankara da tamamladı. İlk kitabı Üçüncü Sınıf Kadın (2009) Minima Yayınlarından çıktı. Yayımlanmasının ardından muzır neşriyat bulunarak reklamı ve teşhiri yasaklandığı için ikinci baskısı yapılmadı. Yazıları, Kaos GL dergisinde ve bazı fanzinlerde yayımlanan yazar, yazmanın dışında halen öğrencisi olduğu Ege Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümü dolayısıyla çeviriyle de ilgileniyor.

8

9 Herhangi Bir Mahallenin Alelade İnsanları O gece Azrail, Günebakan Mahallesi nde bereketli bir tur atmış olmalıydı ki, olağandışı hiçbir şey olmadığı halde, mahalle sakinlerinden üçü aniden ölüverdi. Her biri, her gün yapılabilecek önemsiz ve sıradan işlerle meşguldü o esnada. Fahriye, hiç olmadık bir yerde biten dizisini, ne olacağını öğrenmek için bir hafta beklemek zorunda kalışına sinirlenmiş, sinirini çekip alsın diye kocasına teklif bile etmeksizin kendine bir Türk kahvesi yapmaya gitmişti. Cezveyi ocağa koymuş, suya karışmamakta ısrar eden kahveyi tatlı kaşığıyla suya batırıyordu ki, küt diye devrildi yere. Kocası, karısının sakar olmadığını, onun sakarlıklarını hiç acımadan yargılamasından bilirdi. Düşen tencere, kırılan fincan olamazdı. Yanılmadı da. Mutfağa girdiğinde düşenin karısı, kırılanın tokası olduğunu gördü. Besbelli birden bayılmış, kafası yere hayli şiddetli çarptığı için de tokası kırılıp kafasına girmişti. Hep söylüyordu, takma kafana şöyle kesici alet gibi tokalar, diye ama dinleyen kim. Kadın müsveddesi olarak gördüğü karısı zaten onun hangi söylediğini dinliyordu ki. Sen anca, dizi izle, evde gün yap, kikirdeyip duran arkadaşlarına cicilerini göster, diye serzenişte bulunuyordu. Ona nicedir karılık yapmadığını da her müsait iki cümlenin arasına sıkıştırıyordu. Az kalsın geneleve düşecekti yolu ama onca arkadaşının onca ısrarına karşı koyup karımı aldatmam demişti. Pes deyip ısrarı kesmişti arkadaşları kesmesine ama hiçbiri artık 9

10 ona eskisi gibi bakmıyordu. Kılıbık diyorlardı arkasından, sırf artık ölü şu kadını aldatmadı diye. Neyse, artık herkes ona eskiden olduğu gibi bakacaktı. Ne de olsa ölü karı, başkasıyla yatsan bile aldatılmış olmazdı. Ölmek üzere olan karısının kıpırtısız bedenine bakıp da bunları düşünebilen, sadakat anlayışı bu denli sığ olan bir koca olduğuyla, şimdiye kadar, sürekli karısını suçlamakla meşgul olduğu için hiç yüzleşmemişti. Zaten bundan sonra da dul olacağı için buna gerek olmayacaktı. Nihat, üç katlı eski evlerinin en üst katındaki en küçük odada kalıyordu. Sırf annesi sandığı kadının dırdırı, buralara yetişemiyor diye katlanıyordu, bu tavanı kırık, penceresi bozuk, kapısı noksan sefil odaya. Gerçi hiç anlamış değildi, yetmişlik bu kadının, on altı yıl önce nasıl hamile kaldığını ama annesiydi yine de. Annesi, bacak ağrıları izin vermediği, artık temizlik yapmasına bile fırsat tanımadığı için kıpırdayamıyordu evin giriş katından. Geçenlerde ancak bir üst kata çıkabilmiş, bu sefer de inememişti. Oğlu da, eve yine geç kalınca, giriş katında yaşayarak unuttuğu, evinin diğer odalarından birinde bir yastık, bir yorgan bulmuş, o gece orada uyumuştu. Uykusu da derindi hani. Oğlunun, zil zurna sarhoş dönüşünü duymadı bu yüzden. Çocuk ne yapsın, âşık olmuştu bir kere. Bu mahallede çocuklar, âşık olunca başlardı içmeye. Öncesi günahtı, gereksizdi, on altı yaşında çocuk içki mi içerdi. Ama ne zaman kaptırılırdı gönül, bile bile sevgiliye, ne zaman çalınırdı acılı acılı şarkılar, ne zaman değişirdi kaşı gözü dünkü kopilin, adam olur çıkardı. İşte o zaman içmek de mübahtı, bağırmak, çağırmak, anneyi üzmek de. Hâlbuki iki ev ötede oturan kız, çikolatasıyla, çiçeğiyle gidip istense, kuvvetle muhtemel verirdi babası, ama aşk, alıp koynuna beslemek değil, geçip karşısına iç geçirmekti. Evlenecek olsa bile ve vereceği varsa bile kızın babasının, gıcıklık değil mi 10

11 bu, kaçırmaktı işin raconu. Hep böyle zırvaları, okulu bırakıp yanında çalıştığı adamın meyhane arkadaşlarından öğreniyordu. Annesi çok söyleniyordu, herif zaten üç kuruş para veriyor, onu da meyhanede harcattırıyor, gitme oğlum, onlardan hayır gelmez, diye ama nafile. Nihat, en çok iki ev ötedeki kızı, sonra da cimri patronunun meyhane arkadaşlarını seviyordu. O gece yine sarhoş, yine âşık gelmişti eve. Allahtan annesi, olması gerektiği yerde, giriş katındaydı. Bu katın zemini, diğerleri gibi ahşap olmadığından gıcır gıcır ses çıkarmıyordu, anneyi uyandırmadan eve geç gelmek de kolaydı, basamakların yolunu tutturmak da. Her bir basamağı, başka acılı bir şarkının nakaratını fısıldayarak çıktıktan sonra, tam iki tane daha kalmıştı ki nefesi kesildi, dinleneyim, dedi oğlan. Oturuş, o oturuş. Kalkamadı bir daha da oradan. Annesi sabah seslendi durdu, günlerdir susup susup dinlendirdiği tüm ses tellerini seferber edip çığlık bile attı üst kattakine. Ses gelmeyince, kimse inmeyince bir panik attı kendini sokağa. Attı da denemez, ayağını yere süre süre vardı sokağa. Geriye kalan son gücüyle de, Muzaaafffeeerr, diye çığırdı. Bakkalın çırağıydı Muzaffer, atik çocuktu. Her işe koşturur, yaşlıyı sayar, evliye bakmaz, dula göz atardı. İşten sıvışmak istediği zamanlarda onu idare ederdi Nihat ın annesi. Kapının önüne çekip sandalyeyi, bakkala geleni dakikalarca lafa tutar, böylece ne bakkal müşteri kaybeder, ne Muzaffer patrona yakalanır, ne de kadıncağızın canı sıkılırdı. O yüzden severdi teyzem dediği bu kadını. Hemen koştu Muzaffer, iki iki, üç üç çıktı basamakları, sonra sustu. Ne denirdi ki şimdi kadına. Sen neredeyse bir asırdır, çıkmayan sesine, gitmeyen ayaklarına, göbek deliğine kadar sarkan memelerine, duymayan kulağına, titreyen ellerine rağmen yaşarken, on altı yaşında, ilk tıraşını, sırf sakalı çabuk çıksın diye erken olmuş, bir 11

12 an evvel büyüyüp adam olmak, sevdiğini bulmak için yılları herkesten hızlı yaşayan oğlun öldü, nasıl denirdi. Diyemedi zaten, iki kolunu sırtından boynuna dolayıp, bir bir, yarım yarım taşıdı onu merdivenlerden. Ben söyleyemem, sen gör teyze, dedi. Ayakları basamaklara çarpmaktan mosmor kesildi kadının ama neymiş bu söylenemeyecek şey, diye merakından gıkını çıkarmadı. Merakı batsaydı. Görmez olaydı. Bu salak Muzaffer i çağırmasa, dırdır edip oğlunu üst katlara kaçırmasaydı. Gördüğü son şey oldu yaşlı kadının, oğlunun taze bıyıklı cesedi. Dokunduğu son şey değildi elbet, bir türlü isyan bayrağını çekmeyen bedeni bu acıya da katlandı. Ama artık her şeye dokunması gerekiyordu, çünkü şekeri nihayetinde gözlerine vurup kör etti kadını. Neriman ın ölümü de diğerlerininkinden farklı sayılmazdı. O sadece, her gün değil de, ayda yılda bir yaptığı bir şeyle meşguldü, ölümünden az önce: ağda yapıyordu Neriman. Her parmağı çam sakızına bulanmış, eski kıyafetleri yırtarak elde ettiği çürümüş bezler, çektikçe elinde kalmıştı. Tamamı gelmiyordu hiç, bu yüzden bir süre sonra, başımda adam yok, geldim elli yaşına ağda benim neyime, deyip koyvermediği kıllarını bir kenara bırakıp bacağından ısrarla ayrılmayan bezlerle uğraşmaya başladı. Fazla mı ısıtmıştı, yapmaya yapmaya unutmuş, yanlışlık mı yapmıştı bilmiyordu ama bu vıcık vıcık şey, kıllarını yolmaktan başka her şeyi yapmıştı maşallah. Bacağındaki bezden kenelerden kurtulmak için çırpındıkça, üzerindeki kıyafetlerden, yerdeki kilime kadar her yeri batırmıştı. Bu yapış yapış evi nasıl temizleyeceğim, diye sızlanırken saat öyle geç oldu ki uykusu geldi. Ama böyle de yatılmazdı ki. Daha fazla şeye temas edip onları da batırmadan banyoya gitmeye çalıştı. Burada kaldıkları gecelerde uzanarak yıkanamıyor diye sızlanan gelininin ısrarı, oğlunun da suskunluğuyla taktırdıkları kü- 12

13 vetin içine girip önce sıcak suyu açtı. Öyle sıcaktı ki su, bembeyaz bacakları saniyeler içinde pespembe kesildi. Eliyle ovalayıp bezleri sökmeye çalıştıkça elleri yandı, ellerinin acısından çırpınırken iri bedeniyle küvetin içinde sırt üstü kayıp hamam böceği gibi ters döndü, ama bu sefer ıskalamıştı Azrail. Baktı, sıcak su kar etmiyor, acaba tam tersi mi işe yarıyordu diye bu sefer de soğuk suyu açtı. Öyle soğuktu ki su, pespembe kesilen bacakları saniyeler içinde yine bembeyaz oldu. Eliyle ovalayıp bezleri sökmeye çalıştıkça, elleri dondu, ellerini hohlayarak ısıtmak için titreyerek ağzını bulmaya çalışırken iri bedeniyle küvetin içinde yüz üstü kayıp tespih böceği gibi içine kapandı. Düzelmeye çalıştı ama nafile; elleri ağdalı, ağda kaygan, küvet düz, su soğuktu. Gözleri kapalı, suyun içinde debelenip dururken musluğu tutturdu bir ara, ona tutunup doğrulmayı denedi. Ama musluğu sadece tutup kendini çekmesi gerekiyordu, tam onun altındayken aniden sudan çıkıp musluğa kafa atması değil. Böyle olunca, kafasında, karanfil tomurcuğu gibi küçücük bir delik açıldı, baygın halde yatarken delik suya kan kaçırdı. Kıpkırmızı bir küvetin içinde, birçok seri katilin düşlerini süsleyen bir poz vererek, çirkinliğine rağmen estetik bir şekilde uzanıp kaldı oracıkta. En son bulunan ve en çok korkutan ceset, onunki olacaktı. *** Fahriye nin kocası kendisini de şaşırtan bir soğukkanlılıkla hemen ambulansı aramaya yöneldi. Uzun zamandır bacaklarına dokunamadığı karısı, boylu boyunca ve tüm savunmasızlığıyla yatıyordu. Belki çok önemli bir şey de olmamıştı, birkaç dikiş ve biraz serumla yeniden eve dönecek, yeniden dizi izleyip kocasından sonra yatacak, yine gün düzenleyecek, kocasına yine vermeyecekti. Bunu bir fırsat olarak görüp kaçırmamak istedi önce, sonra bu düşünceden öyle utandı ki, bir dizi küfür 13

14 etti kendine. Ambulanstan sonra kendisi için bir de akıl hastanesini aramayı düşündü. Tam kötülüğü zihninden kovalamıştı ki, bunun delilik olduğunu nereden çıkardığını sordu kendine. Bir yerden çıkarmamıştı, gerçek buydu ama bunca sevgisizlik içinde normal göründe gözüne. Âşık olup da evlenen nadir çiftlerden değildi onlar da, birileri münasip görmüş, baş göz edilmişlerdi. Emindi ki, karısı onu zerre kadar sevmiyordu. Zaten, daha geçen yıla kadar, uykularında Bülent, Bülent deyip duruyordu sürtük. Kim bilir kimin nesiydi Bülent, burada Kazım dururken ne yapacaktı Bülent i. Nasıl ki onun gibi erkekler için kadın kadınsa, karısı için de adam, adam olmalıydı. Genelevdeki kadın çok güzelmiş; bana ne evde de var derdi hep, sanki tuzdan bahsederdi. Kendisi de tuzdu hani. Bülent, çok yakışıklıymış; e sana ne, bak burada da var. Belki de bu kadına göstermek lazımdı erkek nasıl olurmuş. Bunu düşünmek bile tahrik olmasına yetti. Pijamanın içinde sağa sola kıvrılan, yan yatan, düzeltilmeyi bekleyen, bekletildikçe büyüyen, büyüdükçe bekletilemeyen zıpır organı yine coşmuştu. Hiç hoşlanmazdı zaten Fahriye, bunun aceleciliğinden, hemen olsun bitsin, uyusun isterdi. Bir erkeğin en bencil organıydı bu, ikincisiyse gözleri. Bir erkeğin gözleri, hep kendi lehine çalışırdı. Kadının göstermek istediklerini değil, kendi görmek istediklerini görürdü bir erkeğin gözleri. Bu yüzden karısının boyalı saçına değil, bir başkasının toparlak kıçına kayardı bu gözler. Şimdi de en bakılmayacak yerdeydi, yine aynı bencil göz: kafasına toka girmiş baygın bir kadının yolları ayrı düşmüş iki dostu andıran memelerindeydi. Normalde göründüklerinden çok daha sönüktüler şimdi. Yalancı sütyenlerin foyası çıkmıştı işte ortaya, hava kaçıran, kaçırdıkça küçülen patlak balonlar gibiydiler. Sanki gidip onları sıksa geriye sadece bir plastik parçası kalacaktı. Denemeye değerdi doğrusu, bakalım ne olacaktı. Pijamayı bir türlü 14

15 ortalayamayan aceleci pusula, kadına yönlendirdi onu. Eğilip göbeğine dokundu önce. Hafifçe de olsa nefes alıyordu kadın, mühim bir şeyi olmasa gerekti ve yaptığı şey de delilik değildi. Sonra kendini ikna etmeye çalışmaktan vazgeçip abandı göğüslere. Önce küçük dudak temaslarıyla, sonra şapır şupur tüm ağzıyla öptü kadını, göğüslerini, gerdanını, kulağını, kulağının ardını. O tarafa yaklaştıkça burnuna kan kokusu geliyordu. Tiksinmiş gibi yüzünü buruşturdu ama bencil organı öyle demiyordu. Sevmişti kanı, kadının kanını. Daha bir celalleniyordu arada bir, bu kokuyu çekince. Hep devamını istiyordu, bu yüzden ellerin bacaklara, bacakların arasına gitmesi emrini verdi. Koca adamın kontrolünü, tatlı kaşığı boyunda, bu dik başlı kumanda sağlıyordu artık. Pantolon sıyrıldı, kanın üzerine bir de külot koklandı, sütyen yalancılığı affedilirmişçesine şefkatle çıkarıldı, göğüsler açıkta kalınca biraz hava alıp şişti sanki göbek hala hafifçe inip kalkıyordu, adam mutlu, kadın suskundu, keyfine diyecek yoktu doğrusu. Muhteşem final anı yaklaştıkça kendi kendini eleyesi geliyordu kumandanın. Şimdi, şuracıkta girmeye çıkmaya hacet görmeden sevincinden patlayıverecekti. Dayanmak ancak bu kadar zorlaşabilirdi. O da dayanmadı zaten, daha tamamen açıkta bıraktığı şeftali kokulu bahçeye dalmadan evvel, daha kapısındayken, daha kapısına yeni değmiş, hadi biraz da aralamışken geliverdi son, bitiverdi bu da. Böyle rahatlama görmemişti adam, direkt bir numaraya alacaktı bu geceyi. Doğrulup pijamasını toplarken keşke onun için de keyifli olsaydı diye geçirdi. Ama öyle bir şeyin mümkün olmadığına hak getirip başka da bir işe yaramayan şu kadını alıp götürsünler diye ambulansı aradı. Nasılsa ambulansın geç kalacağını bildiğinden acele de etmedi soyduğu kadını toparlamak için. Hatta o kadar savsaklamasına rağmen kadını bir güzel giydirdikten, 15

16 öpücük yerlerini kolonyalı mendille sildikten yarım saat sonra geldi ambulans. Ölüm haberleri yaklaşmaya, ambulansın sesiyle aynı anda başladı. Uykuya hazırlanan mahalleli, bu sesle döküldü pencereye. Her biri farklı renkte pijamayla ama her biri aynı renkte suratla baktı pencerelerden; herkesin yüzü besinsiz çocuklar gibi sapsarıydı. Mahallenin gencecik, huysuz, havalı gelini ambulansa bindirilmiş gidiyordu. Eğer çocukları olsa ev terlikleriyle koşacak en az beş kadın vardı, ben bakarım diyecek. Neyse ki yoktu daha bebeleri, kocası da kadınla hastaneye gidince, ne olduğunu öğrenmek de, ziyaret de, aman aman diye dövünmeler de sabaha kaldı. Herkes isteksiz yatağına geri döndüğü sırada Neriman musluğa kafa atmakta, Nihat da on ikinci basamakta yeni çıkanlardan bir şarkı söylemekteydi. Ya olacakları da hissettiklerinden ya da hala Fahriye yi merak ettiklerinden bazı kadınları uyku tutmadı. Aynı zamanda bazı adamları da uyku tutmadı, ama bir şey bildiğinden değildi bunun nedeni, bilakis bilmediğindendi. Yarınki randevunun diğer başkahramanının hastanede ölmek üzere olduğunu bilmiyordu adam. Yani gece birçok insan için huzursuz geçti. Sabah olduğunda, önce Muzaffer diye bir ses duyuldu, kimse önemsemedi. Muzaffer e herkes böyle bağırırdı çünkü. Çünkü Muzaffer bir bakkal çırağı olarak hiçbir süpermarketin veremeyeceği hizmetleri veriyordu ahaliye. Gençlere çeşit çeşit ot temin ediyor, adamlara karı kız, gerekirse oğlan ayarlıyor, bazı kadınlara gizli işlerinde yardım ediyor, e bazılarıyla da bizzat kendisi ilgileniyordu. Ne de olsa hoş çocuktu. Tamam, televizyondaki abileri gibi artist olamazdı belki ama onun da kendi çapında bir baş döndürücülüğü, alıp alıp götürücülüğü vardı hani. Mesela Gülbahar abla hiç dayanamazdı Muzo ya; öyle derdi ona, hatta bazen abartır muzomm 16

17 derdi, dudaklar vücuttan ayrılmak hatta kaçmak ister gibi uzanırdı o esnada. O da severdi Gülbahar ablasını, annesi bile emzirmemişti şu hayatta bu garibi ama Gülbahar hiç esirgemiyordu ondan tombul memelerini. Muzo nun yazdığı Sütbeyazım şiirindeki muhatabı da yine bu tombul memelerdi. Kısaca bu Muzaffer isteği ve bu çığlık normaldi. Kimse dönüp bakmadı bile. Dönüp bakılası şeyin olmasına daha vardı. Cesur, mahalleye yeni taşınmıştı ve daha haftası olmadan adından beklenir bir hareket yapıp güpegündüz, kadınlar alışverişte, sohbette, çocuklar oyunun en eğlenceli yeri olan, adam paylaşma kısmındayken kalkıp Fahriye ye geldi. Kazım ın işte olması gereken bir saatti bu ve daha da bekleyebileceğini sanmıyordu adam, bu mahalleye de Fahriye nin peşinden gelmişti zaten. Gerçi Fahriye de bundan habersiz değildi, hatta mahallenin çıkışındaki Maliye Yokuşu nda karşılaştıklarında hiç konusu değilken, pattadak, güya laf olsun diye Kazım ın işe sabah çok erken gittiğini, geç vakte kadar da dönmediğini söylemişti. Cesur mesajı almış, göz kırpmıştı. Fahriye nin yüreği hop ediyordu ne zaman bu adamı görse. Tanışıklıkları biraz eskiye, lise yıllarına dayanıyordu. Abim kızıyor diye diye hep ekerdi Cesur u. O da inanmaz ama elbet bir gün benim olacaksın diye inanmış gözükürdü Fahriye ye. Sayıklayıp durduğu Bülent i de yine aynı döneme sıkıştırmış, herkeslerle görüşmüş ama kimseciklere vermemişti Fahriye. Gurur duyardı bekâretiyle, tun tun saklardı hassas zarını, onu kanatacak adam, uğruna kan dökülesi biri olmalı derdi kız arkadaşlarına. Hep birden kikirderlerdi bu lafa. Bilse, onca sene, onca yakışıklı adamdan kaçırdığı, bu yüzden hep iyi kısmetleri de kaçırdığı bekâretini gidip de Kazım a vereceğini; geleceği görmesi mümkün olsa, geleceği gördüğü an, yoldan çevirdiği herhangi bir adama veriverirdi, 17

18 sırf ona kalmasın diye. Ama hayat planlanamazlığıyla ünlüydü. Bu yüzden de Cesur u tam yedi yıl sonrasına, bugüne saklamaya karar vermişti. Tabii, o gün öleceğini de bilemezdi. Ne talihsiz kadındı şu Fahriye, doya doya sevişemeden göçüp gitti yirmi beşinde. Kazım, hastaneden acı haberi alınca boynu bükük eve döndü. Ulan giderayak karıya bir de tecavüz ettik, olacak iş mi diye söylendi kendine. Bir de doktor bir ton soru sormaz mı, nasıl oldu diye. Işık görmüş tavşan gibi kalakalmıştı oracıkta. Sanki anlayacak, onu ölüye tecavüz etmekten içeri tıktırtacaktı. Doktordan daha zekice davranmaya çalıştı o da, zor olmadı. Yanına yaklaşıp kulağına fısıldar gibi Doktor bey, ayıptır söylemesi, yeni sevişmiştik. Mutfağa gitti kahve yapmaya, orada oldu ne olduysa. dedi. Böylece ölünün üzerinde seviştiğine dair kanıt bulsalar bile onu suçlayamayacaklardı. Hem zaten nikâhlı kocasıydı, kim ne diyecekti. Ölü de kalkıp anlatamayacağına göre tümden sıvışmıştı işin içinden. Tamam, bundan kurtulmuştu da yine de ölmese iyi olurdu. Anası, babası bir sürü açıklama isteyecekti, dövünüp duracaklardı. Zaten kayınpederinden başka kimse sevmezdi onu Fahriye nin ailesinde. Kadın sana ancak dört yıl dayanabildi miskin herif, pis herif diyeceklerdi şimdi. Aman, o da kafasına takmasaydı öyle bıçak gibi toka. Onun kabahati miydi? Kazım bunları düşüne düşüne eve geledursun Cesur kapıya dayanmıştı bile. Fahriye evde ama ona kapıyı açmıyor sanıyor, naz yapan kadına ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyordu: ardının boş olduğunu bilmediği bir çelik kapıya yalvarıyordu. On dakika, yirmi dakika derken, bezmesi çekip gitmesi gerekirken iyice abartıyordu Cesur, oldu olacak bir de kediler gibi kapıya sürtünseydi. Aklına da gelmedi değil hani, ne hikmetse, bu aşk nasıl bir şeyse, tutulmuş hissediyordu 18

19 kendini. Aşk, kalpten düşüp yere çakılmamak için külota tutunduğundan beri böyle arzu görmemişti. Vallahi böylesini Kazım da görmemişti. Karılarını, her ay, maaş gününden hemen sonra aldatan arkadaşlarının pis iştahları bile böylesi kabarık olmuyordu. Birçoğu, sırf Kazım ın durumuna düşmemek için rol yapıyordu zaten. Oyunculukları da iyi sayılmazdı. Ama üç katlı, bu eski apartmandaki dairelerinin kapısında yalvaran adamın kaşından gözünden arzu fışkırıyordu. Mübarek bıraksan kapıyı delecekti. Fahriyem, hadi ama ne olur, daha ne kadar bekler bu can seni, aç aşkım şu kapıyı. Beş farklı cümlesi vardı kapının önünde yalvarırken ikide bir kullanıp durduğu, bu da onlardan biriydi ve Kazım buna denk geldi. Olur olmadık şeylere efelenecek bir tip değildi Kazım ama bundan ala mesele mi olurdu efelenmek için. Ne oluyor lan burada! diye bağırdı önce, baktı karşısındaki azgın âşıktan ses çıkmıyor, sanki biraz önceki sahne olmamış, daha iyi performans göstermesi gerekiyormuş gibi tekrarladı aynı şeyi. Cesur, bu böğüren herifin Fahriye nin kocası olduğunu anladığında, adına yakışmayacak bir hareket yapıp kaçmaya başladı. Kaçabileceği aksi bir yön olmadığından bir eliyle Kazım ı kenara itip çıktığı basamaktan koştura koştura inip kendini sokağa attı. Panikten adımları birbirine karışınca, apartman kapısının hemen önünde sendeleyip zaman kaybetti. O sırada Kazım ona yetişmiş ensesinden kavramıştı bile adamı. Kıçına bir tekme koyup yere serdi. Cesur tam kalkmaya, kaçınılmaz hale gelen kavgaya girişmeye yeltendi ki Kazım, çenesinin altına gelecek şekilde bir tekme daha savurdu. Cesur, içinde patlayan arzusunu kanıyla beraber dışarı bıraktıkça aslında rahatlıyordu. Ama gitgide artan onları izleyen gözler, her türlü rahatlamaya ciddi birer engeldi. Tekmenin sertliğinden artık hissetmediği çenesini kırılmış da bir 19

20 robot gibi yerine takıyormuş gibi garip bir çene hareketiyle doğruldu Cesur. Kazım da buna izin verdi, çünkü insanların hayret ve merakla izlediği her kavgada olduğu gibi bunda da güçlü ve haklı tarafın adil davranması, en azından öyle görünmesi gerekiyordu. Ceketini sıyırıp attığı gibi saldırdı yine. Önce ikisi dul, biri koca bekâr, üç orta yaşlı kız kardeş başladı kavgayı seyretmeye, sonra dul olanların ikişer çocuğu vardı, onlar da geldi. Dullardan birinin iki çocuğunun, birinin beş, diğerinin üç arkadaşı vardı birlikte oyun oynadıkları, onlar da toplandı. Bu sekiz çocuğun da annesi, abisi vardı elbet, onlar da meraktan koşturup gelirlerken önlerinden geçtikleri kıraathanede de bir hareketlenme yaşandı. Çayını, okeyini bırakan bir grup meraklı erkek de seyre katıldı böylece. Herkesin tanıdığı, mahallenin en sakin, en aklı başında kocasıydı Kazım. Ne olmuştu da böyle dellenmişti adamcağız, merak ediyordu herkes. Bir de dün gecenin bir vakti ambulansa kaldırılan ve kimsenin daha haber alamadığı Fahriye vardı, bu iki merak birleşince bazıları o kadar dayanamaz hale geldi ki bu iki adamdan kavgaya ara vermelerini isteyip ne olduğunu sormak geldi içlerinden. Baktılar, mümkün değil böyle bir şey, elle-ri karınlarında birleşik beklemeye devam ettiler. Fakat bekle bekle bir yere vardığı da yoktu. Bir yumruk biri, bir yumruk öteki atıyor, iki adam da biraz sallanıp doğrulup yine başlıyordu yumruklaşmaya. Hal böyle olunca Kazım pişman oldu, yerden kalkmasına izin verdi diye. İki tekme daha atsa bitmişti işi, hem sandığı kadar da güçlü biri olmadığını fark etmişti. Adama vurdukça adamın bir taraflarından çok, onun elleri ağrıyordu. Taze ölü karısı için dövüşüyordu, karısının öldüğünü bilmeyen aşığıyla. Bu da insanın gücünü sıyırıp alıyordu haliyle; morali bozuluyordu. Mahalleli, kavganın nedenini bil-mediğinden hala tarafsızca izliyordu ama çocuklardan biri, Kazım abisi ona geçenlerde çikolata aldığından 20

21 daha fazla tarafsız duramadı. Annesinin mosmor gözünü unutup şiddeti ve Kazım abisini desteğe koyuldu. Kazım vurdukça el çırpıyor, hadi bir daha diye de galeyana getiriyordu. Diğer çocuklar da biraz izledikten sonra bunun eğlenceli olduğuna hak getirip onlar da başladı el çırpıp Kazım a moral vermeye. Annelerden bazıları çocuklarını susturmaya çalıştırdıysa da bazı anneler çoktan kapılmışlardı çocuklarının başlattıkları Kazım desteğine. Kazım da eller her birbirine vuruşunda güçlendi, güçlendi ve Cesur a sonunda öyle bir yumruk indirdi ki bir süre yerde serili kaldı adam. Kavga bittiğinde, bir süre bitip bitmediğinden emin olamadı izleyiciler. Sonunda, Cesur un hareket bile edemediğini görüp kanaat getirdiler galibin Kazım olduğuna. Kıraathaneden kopup gelen iki işsiz arkadaşı, hemen yanına koştu Kazım ın. Ne oldu bilader dediler. Kazım, nasıl anlatsın bilemedi. Karısının öldüğünü bile bilen yoktu henüz, aşığını nasıl açıklayacaktı. Neyse ki bu zor durumdan onu kurtaracak yaygaracı bir kız koşarak yanaşmaktaydı olay yerine. Hastanede çalışan sevgilisinden öğrenmişti: Fahriye ölmüştü. Ayh Kazım abicim, başın sağ olsun, ağla ağla gözümde yaş kalmadı sabahtan beri. Mahallenin tüm delikanlılarının talip olduğu ama ola ola her bir yeri hastane, ilaç, tentürdiyot kokan çirkin bir herife âşık olan sersem bir kızdı, Nilay. Yine tüm sersemliğiyle, kimin haberi vardır, kimin yoktur, böyle pat diye söylemek nasıl bir şok etkisi yaratır, bu insanlar burada neden toplanmıştır hiç düşünmeden atlamıştı. Herkes yüzüne bön bön bakınca fark etti gafını. Aman canım, nasılsa birinden öğrenilmeyecek miydi? Ha böyle, ha öyle ne fark ederdi. Yerde serilmiş yatan adamı görünce uğradı asıl şoka. Cesur u tanıyor ve Fahriye ye olan aşkını da biliyordu. Besbelli enselenmişti denyo. En iyisi tanımazlıktan gelmekti, 21

22 Fahriye nin ölümü asıl konuydu şu an. Herkes kâfi gelecek bir açıklamanın özlemiyle Kazım a bakarken Kazım sıyırıp yere attığı ceketini alıp gitti. Kimse de dur diyemedi arkasından. Adamın canı burnundaydı zira. Nasılsa öğrenmişlerdi dün gece ne olduğunu ve detaylar bilinemese de konuşa konuşa kendi aralarında tamamlarlardı her bir şeyi. Herkes, biraz korkmuş biraz üzgün, ikişer, üçer gruplara ayrılarak dağıldılar kavga yerinden. Cesur u kan revan içinde yerde bıraktılar. Zaten on dakikaya kalmadı ayıldı Cesur, hiç gücü de yoktu yürüyecek ama utancından hızlı adımlarla uzaklaştı mahalleden. Henüz ev sahibiyle kira sözleşmesi imzalamamışlardı. Ne iyi etmişti aceleci davranmayarak. Fahriye nin öldüğünü de baygın olduğundan duymamıştı ama şimdi ilk işi, ev sahibine gidip evden taşınması gerektiğine dair bir yalan uydurmak ve bu mahalleden uyuşmuş çenesi, morarmış gözü, tutmayan dizleri hatırına ayrılmaktı. Fitnat, Nilay dan detay öğrenememenin mutsuzluğuyla ağır ağır ilerlerken Cesur onun önünden geçip gitti. Onu bir daha buralarda görmeyeceklerini anladı hemen Fitnat. Adamın yürüyüşünden anlardı niyetini. Besbelli sağlam pabuç değildi bu adam. Ya Fahriye nin ölümüyle bir alakası vardı ya da yaşasaydı bile ölümüne neden olacaktı. Tüm pısırıklığına rağmen bela kokuyordu adam. Dayağı hak ettiğinden de kuşkusu yoktu. Ama bir de şu Fahriye ye ne olduğunu öğrense çok rahat edecekti. Ölüm nedenini bilmeden ölüme üzülemeyenlerdendi Fitnat. Çünkü salaklığa tahammül edemez ve birçok kazanın da insanın kendi salaklığından kaynaklandığını bilirdi. Yirmi beşinde, böyle pat diye hastalıktan da ölmeyeceğine göre bir kaza gelmişti başına. Bu yüzden Fitnat, Fahriye ve Neriman a değil, bir tek Nihat a üzülecekti. 22

23 Bir üst kata sesini duyuramayan o yaşlı kadın, oğlunu merdivende ölü görünce öyle bir çığlık attı ki herkes az önceki kavganın bir sebepten tekrarlandığını düşündü önce ve kapıya pencereye koştu. Etrafta bir şey göremeyince daha bir meraklanıp bir kısmı sokağa çıktı. Fitnat da, evine yeni girmek üzereydi ki bari çıktım bir yoğurt alayım akşama kabak kızartırım diye bakkala uğradı. Muzaffer yine yoktu bakkalda, in cin top atıyordu ortalıkta. İşin garibi nineyi de karşı kaldırıma oturtmamıştı bu sefer. Bu deli çocuk işinden mi olmak istiyordu. Tam bu esnada duydu o da bu çığlığı. Hemen bakkaldan çıkıp karşı kaldırıma geçti. Bu harabenin içinden bir yerden gelmişti ses. Zaten öyle korkutucu bir görünüşü vardı ki evin, bir çığlık bir yere ancak bu kadar yakışabilirdi. Fitnat kapının önünde durmuş, öyle bakarken yaşlı kadının, yaşlı komşusu çıkıverdi yan evden. Arkadaşını bu mahalleye taşındığından beri tanır, tüm sırlarını bilir ve onun gerçekten korkunç bir şey olmadan çığlık atmayacağını da bilirdi. Yani böcek ya da iri bir fare görmek, yemeğin altını tutturmak ya da devirmek, ayağını burkmak ya da kâbus görmek çığlık atma sebebi değildi. Panik içinde, Fitnat ı bile görmeden menteşeleri gevşek kapıyı ittirip içeri daldı kadın. İki dakika sonra ne olduğunu anlamış olacak ki bir çığlık da o attı. Kadın, gencecik cesetlerin verdiği dayanılmaz acıya bürünmüş vaziyette attı kendini evden. Fitnat, kadının yüzünde gördüğü kederle yüzleşmekten öyle korktu ki, obur merakını bile alt edip yoğurtsuz kabak kızartması yemek üzere evine döndü. Nihat ın öldüğü haberi, Fahriyeninkinden daha çabuk yayıldı; içki içmekle kale kapmaca oynamak arasında bir çağda sıkışıp kalmış arkadaşları, düşük çeneleri, hızlı adımlarıyla bu haberi tüm mahalleye yaydı. Bundan haberdar olan insanlar hemen yas havalarına girdiği için diğer kötü haberler de gelmek- 23

24 te gecikmedi; oğlanın öldüğünü duyan, çok geçmeden Fahriye nin öldüğünü de duydu. Böyle pat diye ölümler tüm rahatsız edicilikleriyle beynine parmak sokuyordu herkesin. Hiçbir geçerli gerekçeleri olmadan yaşayan bu insanlar, nedense ölmek için bir gerekçe istiyorlardı. Bulamadıkça da korkmaya başlıyorlardı tanrının gazabından, ölür giderlerse çekecekleri azaplardan. Yine de bu garip duygular hala belli belirsizdi insanların gözlerinde. İkiyi belki zamanla sindirebilirlerdi ama üç, hazmı zor, tombul bir rakamdı. *** Sünepe kocasının çaldırıp durduğu telefondan cevap gelmedikçe, seviniyordu kadın. Böyle güzel bir Pazar gününü, kaynana ziyaretiyle heba etmek istemiyordu. Yılışık ısrarcılığına sinir olurdu zaten kocasının. Yok dedikçe isteği artardı mübareğin. İnik kaşlarına, düşük omuzlarına bakıp tahmin edilemezdi belki ama yatakta da böyleydi bu. Yatak odasının kapısı kapandığı an başka bir şeye dönüşür, saldırgan bir hayvan gibi solumaya başlardı. Gerçi kadın da bundan hoşlanmıyor değildi ama fantezi de bir yere kadardı. Gel gör ki adamınki fantezi değil, her ne kadar alışılamasa da alışkanlığı haline gelmiş bir şeydi. Yatakta kaplan, evde kedi, sokakta tavşan, arkadaşlarıyla maymun olurdu adam. Yatak odasından çıkarken oracıkta bıraktığı vahşiliği, balon gibi sönüp kediye dönüşür, sokakta yürürken biri laf atacak, kavga çıkacak endişesiyle tavşan gibi korkak davranır, arkadaşlarının yanına varınca da bulduğu bu güvenli ortamda türlü maymunluklar yapardı. Karısı da aksine dışarıdan her an çemkirecek bir kadın gibi görünürdü. Oysa tek yaptığı, ezilmesin diye kendini kabartmaktı. Bu numarayı da annesinden öğrenmişti. Kocasından azarı yer, arkadaşlarının yanında kapris yapardı; sonra bundan dolayı yine azar yer, intikam için de yine kapris yapardı 24

25 annesi. Ne kadar işe yarar bir taktikti bilinmez ama o da bir şekilde kapmıştı annesinden. Yatakta kedi, evde kaplan, sokakta maymun, arkadaşlarıyla tavşan olurdu kadın. Yatak odasında kocasının homurdanmalarından tırsıp dişi kediler gibi üzerindeki erkekten kurtulmaya çalışır, yatak odasının kapısından çıktığı an, evde yürürlükte olan kuralları kocası ne zaman ihlal etse kaplan gibi vahşileşir, sokakta onu gören beğensin, bu adamın yanına bu kadın olmuş mu desin diye kendini maymuna çevirir, arkadaşlarıyla görüştüğü zaman da, onlarda bıraktığı güçlü kadın izleniminin dışına çıkmamak için yetersiz olduğu konulardan tavşan gibi hızlıca kaçardı. Bu evliliğin er ya da geç biteceğini savunan kötü niyetli, aşktan anlamaz akraba sürüsü tüm bu sebeplerden dolayı yanılacaktı işte. Bunlar apaçık başka başka insanlardı ama başkalıkları, bir manzara resmindeki deniz ve ormanın yırtılarak birbirinden ayrılmış halini andırıyordu; tek tek baktığında her şeyleri farklı olabilirdi ama hangi ikili birbirinin yanında bu kadar güzel dururdu ki. Adam cevap alamadıkça endişelendiği telefonu kapattıktan sonra karısına baktı. Karısı bu bakışın anlamını biliyordu; acaba anneme bir şey mi oldu, ne olur kalk gidip bakalım bakışıydı bu. Kadın hemen saate baktı, henüz öğlen bile olmamıştı, eğer hemen şimdi giderlerse birkaç saat sonra oradan çıkıp akşamüstünün romantik saatlerini baş başa geçirebilirlerdi. Romantik saatlerden kastı da güneşin batışına yakın, sahil kenarı bir çay bahçesine oturup bir şeyler içmekti. Arkadaşlarına anlattığının aksine hafta sonları konsere ya da alışverişe gitmiyorlardı. Tek yapabildikleri, o da arada bir, böyle sahil kenarına inmekti. Kocasını onayladığını belli edercesine giyinmeye gitti kadın; kocası giyinmezdi, çünkü soyunmazdı. Her daim dışarıya çıkabilecek kıyafetlerle dolaşırdı evin içinde. Yatağa girmeden beş dakika önce 25

26 giydiği, yataktan çıktıktan beş dakika sonra çıkardığı pijamalarıyla kimse göremezdi onu. Neriman ın evine varmak için iki otobüs değiştirmeleri gerekiyordu. Bu yüzden kadın olabildiğince ince giyindi. Yeterince ince olduğunu anlamasını sağlayan ölçüt, kocasının kıyafeti gördüğünde ne kadar korktuğuydu. Eğer alt dudağı titrerse çok fazla transparan olmuştu, hemen değiştirilmeliydi. Ağzını sağa sola oynatırsa çok transparan olmamakla birlikte onun baş edebileceğinden daha fazla olurdu. Küçük bir nefes alış verişinde bulunursa yine transparan ama onun üstesinden gelebileceği kadar korkunç olurdu. Kadın bunu gördüğünde tamam derdi; kıyafeti olmuştu. Bu durumun ilk sebebi, tabii ki adamın, karıma biri asılacak sonra da kavga çıkacak korkusuydu ama bunu tetikleyen başka bir şey daha vardı: Güzide nin meme başları öyle geniş, öyle dik, öyle karaydı ki, bir türlü susturulamayan, bu yüzden de dayağı hep hak etmiş sayılan bir eylemci gibi kendini belli eder, kumaşın içinden bas bas bağırır, ben buradayım derdi. Bu gözü kara, kendi kara meme başlarını saklamak kolay değildi elbet ama elden daha fazlası gelmezdi; hava sıcak, otobüs sıkış tepiş, Neriman uzak, kocası bir önceki kıyafete kıyasla şimdi daha az korkaktı. Bir sürü kokunun zorla karıştırıldığı otobüsten çekip sadece bir kokuyu algılamak mümkün olmuyordu. Bu yüzden arada kaynıyordu Güzide nin nadide parfüm kokuları. Fark edilmek istiyor ama tek eline geçen, zaten bunca ağır kokunun, insanı canından, teknolojiden, bu yüzyıldan, insanlardan, terörden, koca kıçlı, kokulu kadınlardan, küçücük kıçlı kibar lubunyalardan, göbekli adamlardan ve fakirlikten bezdirdiği yetmiyormuş gibi bir de bir ton parfüm sıkarak burna ayrıca bir işkence ettiğini düşünen bakışlar oluyordu. Sevmiyordu bu bakışları, kokma diyordu bu bakışlar. Oysa kokusu olma- 26

27 yanın varlığının da kalıcı olamayacağına inanırdı kadın. Zaten abuk sabuk her şeye inanırdı. Kedilerin aslında konuştuğunu da inanırdı; dedikodu yapardı kediler, nitekim nankörlük konusundaki ünleri de buradan ileri geliyordu. Her yerde olduğu gibi orada da burnundan daha fazla önem verdiği uzuvları olan insanlar vardı. Sallanma, devrilme numarası yapmasına gerek kalmayacak kadar çok çukur da vardı yollarda. Her birinde bir ileri bir geri giderekten kıça yapılan temaslar bazı adamları zevkten, Güzide yi de sinirden deli ediyordu. Kocası otobüslerde hep Güzide den bir iki adım uzakta dururdu; bu hengâmede, bu uzaklıkta durmak onu görmemiş olmasının affediliciliğini arttırırdı. Kim bilir kaç türlü pantolonun altından baş gösteren kaç türlü organla muhatap olmuştu Güzide. Ama bu durumdan rahatsızlığı, herhangi bir kadının rahatsızlığından daha fazla değildi. Bunun nedeni de tabii ki kanıksanmış ve önüne geçilemez olmasıydı. Kocası iki adım ötede ben hiçbir şey görmüyorum ne yapabilirim edasında dışarılara bakındıkça da mahkûmdu bu duruma. Ne var ki sorun şuydu: zapt edilemez asi meme başları, sanki daha bir koyulaşıyordu bazı temaslar yüzünden. Sadece ama sadece bazıları neden oluyordu buna ve işte arkasındaki yirmilik delikanlı da bunlardan biriydi. Bir ara dönüp bakmış, neredeyse gülümsemişti çocuğa. Bir nevi yap oğlum, yap evladım, rahatsız olan yok, bilakis burada hayatımın en mutlu otobüs yolculuğunu yaşıyorum demişti oğlana. Yoksa oğlan mı böyle algılamıştı, bilinmez. Ama her durumda sonuç yine aynı oldu: oğlan mıncıkladı, Güzide mıncıklandı, Nadir mıncıklattı. İkinci otobüsten indiklerinde ter içinde soluklandıkları durak Neriman ın evine iki sokak uzaklıktaydı. Güzide, kocasına, gözünün önünde başka bir adamla oynaşıp keyif almasına izin verdiği için öyle kızgındı ki, 27

28 kara meme başlarını parçalayıcı mermiler savuracakmış gibi ona çevirmişti. Yürümek zorunda oldukları bu iki sokakta attıkları her adımda unuttu kocasına kızgınlığını ve küçülttü meme başlarını. Ama gittikçe artan bir gürültüyle çaldıkları kapı açılmayınca, Nadirdeki yedek anahtarı kullanmak zorunda kalınca ve evin içinde dört dönüp Neriman ı bulamayınca, panikle çıktıkları üst kattaki banyonun içindeki cesedi görünce yine dikleşti, yine karalaştı Güzide nin memeleri. Cinayet filmlerini, sırf bu yasak hazdan dolayı izleyemeyen Güzide, dirisini bir türlü sevemediği kaynanasının tahrik edici ölüsü karşısında Nadir in acısını ve aldığı keyfin verdiği tarifsiz acıyı yudum yudum geçirdi boğazından. Bugün de amma haz almıştı olur olmadık şeylerden; otobüsteki tacizci çocuk, çıplak ve ölü kaynana derken tüm günahlara bulanmıştı bir bir. Şu ölü kadını şu kanlı küvetten çıkarıp orada yıkanıp temizlenmek istedi. Ama kocasının inişli çıkışlı sesiyle ergenleri andırdığı ağlayışını duyup yıkanma vakti olmadığını anladı. Zaten annesi, geçen sene yüksek tansiyondan hastaneye kaldırılınca da böyle ağlamıştı Nadir. Annesine âşık çocuklardandı o ve aşığı ölmüş herkes gibi şu an, o da ölmek istiyordu. İçin için bunu istediğini bildiği ve şu berbat sesi bir an önce kesmek istediği için Nadir e sarılıp ağlamaya başladı. Nadir in her kötü durum için belirlediği belli bir gözyaşı miktarı vardı sanki. İki ya da üç baş, bir araya gelip ağladıkça onların gözyaşlarını da bu hesaba katıyordu. Bin iki yüz damlayı, tam olarak yarı yarıya olmasa da yine de karısıyla bölüştü ve daha az ağladı. Babası öldüğünde bunun yarısı kadar bile ağlamamıştı. Bu kadarının kâfi olduğuna hak getirince şimdi ne yapmak gerektiğini bulmaya çalıştı. Hiç küvetin içinde kıpkırmızı bir ceset görmemişti. Acaba onu oradan çıkartıp giydirip öyle mi aramalıydı polisi, ambulansı. Yoksa hiç dokunmamalı, bu garip ölümü ve annesinin rengi kaçmış bedenini po- 28

29 lis ya da sağlık memurlarına olduğu gibi teşhir mi etmeliydi. Bilemedi. Başının eksikliğini başında hissettiği Güzide yi aradı gözleri. O çoktan telefona sarılmış, bir yandan gözünü kurulamaya çalışırken bir yandan da hiçbir şey bilmediğini anlatmaya çalışıyordu. On beş dakika sonra bir polis arabası mahalleye girdiğinde bunu ilk gören de Fitnat oldu. Dün, önce Nihat ın sonra da Fahriye nin ölüm haberiyle çalkalanıp içi bulanan mahalleli elbette ki böyle bir habere daha hazır değildi. Ne var ki diğer ölümlerden ne Güzide, ne de Nadir haberdardı. Hal böyle olunca mahalledeki tek vukuatın bu olduğunu sanıp hiç çekinmeden, karşısındaki, art arda gelen ölüm haberlerinden ne denli etkilenir bilmeden Fitnat ı görür görmez anlatıverdi her şeyi Güzide. Her şeyden kastı da birkaç cümleydi aslında ama daha fazlasını biliyormuş gibi davrandı. Tahmin etmek de zor değildi hani. Her yere yapışmış ağda parçacıklarını görünce anlamıştı kaynanasının ölümünden az önce neyle meşgul olduğunu. Sonra aynı parçacıkları küvetin içinde hatta kaynanasının bacaklarında da görünce ölümü sırasında neyle meşgul olduğunu da anlamıştı. İlk başta düşünememiş olsa da Fitnat çıkıp gelene, Güzide yi kıstırıp soru yağmuruna tutuna kadar kaynanasının ağdadan sonra, ağda yaparken ve ağda yüzünden öldüğünü de anlamıştı. Fitnat, hem tüm üzülme gücünü Nihat a harcadığından hem de yine ancak sersem birinin başına gelebilecek bir kazayla karşı karşıya olduğundan soğukkanlılıkla dinledi Güzide yi. Güpegündüz üstelik pazar günü mahalleye gelen polis arabası, normalden çok daha fazla insanın olayı aynı anda öğrenmesine neden oldu. Kara bir bulut gibi mahallenin üzerinde dolanan ölümler yüzünden herkes biraz sersemlemiş, durgunlaşmıştı. Nadir in ambulansa binince tekerrür eden ağlama nöbeti, mahalleden yükselen son yüksek ses oldu 29

30 bu yüzden. Herkes ölüm hakkında ama fısır fısır konuşuyordu artık. Ama en az konuşmak istedikleri konu da buydu, ağızlarından farkında olmadan dökülen cümlelerin, bir cümleye bağlanamayan kopuk kelimelerin en çok etrafında döndüğü konu da. Bütün ölümlerin çok saçma ve yersiz oluşu, her an ölebileceklerini tebliğ eden acımasız bir not gibi inmişti gökyüzünden. Bu notu okumasalar şımarık ve yalanları seven bir çocuk, en iyi ihtimalle de bunamış bir yaşlı gibi hissediyorlardı kendilerini; bir ezeldir yarı şuursuz sürdürdükleri hayatlarının acıtıcı gerçeklerinden biraz olsun kopmamak istiyorlardı. Ama bu notu okusalar, bu sefer de vazgeçişi andıran bir rehavete kapılıyorlar ve bu amaçsızlık, onları amaçları olduğunu düşünmek istedikleri hayatlarından soğutuyordu. Nereden baksan kötü duygularla doluyordu içleri, kötü düşlerle kaplanıyordu gözleri. En iyisi susmaktı; bilinenin aksine bazen acı, dillendirildikçe artıyordu zira. *** Herkeste bir garipliktir aldı yürüdü daha sonra. Ama bu garip şey, üç kişinin eksikliğinden değil, onların giderken hiç hacet yokken bıraktığı fazlalık bir duygudan kaynaklanıyordu: korku. Açıklamasız bir şekilde korkuyordu herkes, sadece bir gün öleceklerini hatırladıkları için de değildi üstelik. Bir çeşit hastalık, bir çeşit uğursuzluk, bir çeşit cinayet ya da bir çeşit intihardan korkuyorlardı. Belirsiz bir hastalığın başka mahalle sakinlerini de ele geçirip öldürebileceğini, nedensiz bir uğursuzluğun birçok eski apartmandan ve birkaç müstakil evden oluşan mahalleyi kuşatacağını, acımasız bir katilin kendine kurban diye yine onlardan birini seçebileceğini ya da insanların beynine kurulup rahat bırakmayan bir intihar düşüncesinin birkaç kişiyi daha ele geçirebileceğini düşünüyor ve korkuyorlardı. Nihat ın annesinin kör olması, Fahriye nin kocasının bir daha mahalleye gelme- 30

31 mesi ve Neriman ın oğlunun hepten pısırıklaşması da bu korkuyu tetikliyordu. Kötü şeyler gerçekleşmeye başlamıştı bir kez ve giderek de artıyordu. Nihat ın âşık olduğu on altılık kız, ne zaman çıkacağı belirsiz bir depresyona girdi; çünkü zavallıyı, serseri abilerinden, içkici babasından ve ağlak annesinden kurtaracak olan iyilik perisiydi Nihat. Onun şu an çocuksu olan sorumsuzluklarının hep böyle kalacağını, hiçbir zaman babası gibi kötü bir adam olamayacağını düşünmüştü. Bu yüzden de bel bağlamıştı ona. Zaten şunun şurasında ne kalmıştı. On altının bitmesine birkaç ay, oradan da on sekize bir yıl vardı. Yol uzun değil, kısa da değil ama beklemeye değerdi. Ne var ki Nihat ın ölümü tüm yolları manasızlaştırdı, uzunluk ölçülerini birbirine karıştırdı. Kız artık bilmiyordu: on beş saatlik gün mü daha uzundu, yoksa dokuz saatlik gece mi. Saniyelere acı mı katıyordu karanlık, yoksa güneş, kendi unutkanlığını mı bulaştırıyordu insanlara tepedeyken. Neden dokuz, on beşten fazlaydı ki on beş bile tek başına az mıydı? E bir de bunları toplayınca hepi topu bir gün ediyordu. Bir gün dediğin neydi ki, babasının ortalama ayılma süresi. Babası ayılınca ne oluyordu ki, ne kadar ayık kalıyordu, eli çabuk annesinin ortalama yemek yapma süresi. Yemek dediğin neydi ki, en güzeli et kokulu patates yemeği, en kötüsü yumruklanmış soğan, dayanıklılık testinden geçememiş soğan, yanmış yanmış kavrulmuş soğan, içine sanki yanlışlıkla salça kaçmış soğan, o denli beyaz, o denli tatsız soğan. Soğan dediğin neydi ki, her ağlayışına bir gerekçe bulan. Nihat ın annesi aniden değil ama çok yavaş da değil, rahatsız bir uyku süresinde kör oldu; yatağında şişmiş gözleriyle sağa sola dönüp uyuyamazken ama gözleri her seferinde uykusuzluktan daha az görürken daha doğrusu o öyle sanırken, güneş doğacağı yerde batarken kör 31

32 oldu kadın. Aslında güneşin suçu değildi, o orada durur ama istemediğine göstermezdi kendini. Ne kadar az görülmek istenirse o kadar çok göstermezdi ve yaşlı kadının güneş görecek hali hiç mi hiç yoktu artık. Hayır, bu sefer olmazdı, belki on altılık kıza bulaştırabilirdi unutkanlığını ama ona asla. Kendi çocuğu gibi büyütmüştü uygunsuz bulunan aşkının başka bedenlerde can bulan çiçeğini. Herkes ortalığı ayağa kaldırmıştı ilk duyulduğunda; gidip kendinden yirmi iki yaş küçük bir erkeğe âşık olmuştu. Dul olmak zor şeydi, kocası onu terk ettikten sonra terk edilmenin acısına mı yansın, dul kalmanın getirdiği kurallara mı yansın bilemedi. Evde kös kös oturup pencereden dışarılara baktığı kırklı yaşlarında âşık oldu penceresinin önünde voltalar atan yirmilik delikanlıya. Sarı saçları vardı, sadece saçı da değil kaşı, sakalı, kılları da sarıydı. Sağır annesi sevmezdi sarışınları da sarıyı da. Ne çıyandır onlar derdi; güz gelmiş, hala düşmemiş bir yaprak kadar hadsizdi sarı. Vakit, kader bilmezdi, edepsizdi. Bir renk ne kadar günahkâr olabilirdi ki. Ama tek sorun renginde de değildi sarının. Demişti ya kadın, vakitsizdi sarı. Olacak iş değildi. Kadının çocuğu yaşında adamla, adamın annesi yaşında kadın nasıl karı koca olurdu. Adamın çocuğu yaşındaki kadınla, kadının babası yaşındaki adam olsa neyse; ama bu türlüsü tersti. Geçkin toprağı, bıçkın pulluk sürmezdi. Bu sebepten pencerede oturmaya devam etti kadın. Ama pencerenin diğer tarafındaki onun kadar sabit değildi. Başka başka kızları takıp koluna iniyordu yokuştan. Başka başka yorgunluklarla çıkıyordu yokuştan. Dul kadındı ne de olsa, anlardı erkeğin halinden. Bu bacaklar yokuştan değil, başka şeylerden ağrırdı. Yokuş tuzu biberiydi yorgunluğunun. Annesi haklıydı, günahkârdı sarı. Ama gönlü de haklıydı, sevgi renk körüydü, görmezdi sarı marı. Kadın için yıllar pencereye bakarak, delikanlı için pencerede görülen yokuşu inip çıkarak geçti. Sarı da onu seviyordu; hiç 32

33 evlenmiyordu. Bir gün düz yolları kullanırsa delikanlı, bu onunla olacaktı, yokuş güzelleriyle değil. Yaşlanmayı bile göze almıştı zaten yaşlı olan kadınla. Ama yokuş bu ya, elbet takılıp düşmek de vardı. Bir gün çıkamadı o yokuştan, doyumsuz kasıklarının bedeli olarak canını verdi kızın birinin abisine. Kızın kendisi ucuz kurtuldu; karnında bebek var diye kimse kıyamadı ona. Ama bu çocuk bizden değil dediler, kabul etmediler. Kız doğurup verecekti çocuğunu; ama kime, o da bilmiyordu. Perihan çıktı karşısına, bana ver dedi; onu hep sevdim, çocuğunu da severim. Sarı sevmeyen sağır anne çoktan ölmüştü. Ama diğer koca karılar hayatta olduğu sürece hiçbir kadına rahat yoktu bu mahallede, haliyle ona da yoktu. Dayağı kanıksamış, iki odalı evlerini hayatı saymış, vermiş vermiş, hiç ricada bile bulunmamış bu karıların, onu gayet iyi anlaması gerekirken, yapamadıklarını yapanlara yönelttikleri fitne fücur onca şeyin nedenini anlamazdı Perihan. Elli dört yılı gitmişti, artık izin vermeyecekti daha fazlasının kayıp gitmesine. Sarının, kara çocuğunu alıp evini de satıp terk etti oraları. Buralara geldi. Herkesi de kandırdı, çocuğum bu benim diye. Çoğu inandı, çok azı dudak büktü arkasından. On altı yıl hayata onunla tutundu, tutunmuştu. Artık yoktu tutunacak bir şey. İyi ki de yoktu, iyi ki de görmüyordu, nasılsa yakında o da giderdi. Hem bu kadarı bile çoktu. Öyle bir küstü ki kadın, görmemek yetmezdi aynı zamanda sustu. Elbette bu ölümler herkeste bitiş hissi uyandırmadı; bazıları hayata yeniden başlamaya karar verdi, biraz geç kalınmış olsa bile. Mahallenin en yaşlı çifti Melahat Nineyle, Mehmet Dede boşanmanın eşiğine geldi. Biri seksen dört, diğeri seksen altı yaşındaydı Mehmet Dede gidip boşanma dilekçesi verdiğinde. Baktı herkes patır patır dökülüyor, ölüm, genç yaşlı, hasta sağlıklı dinlemiyor, hayat böyle yaşanmamalı dedi. Altmış bir yıldır aynı 33

34 yastığa baş koyduğu karısının başını ne kadar uzun süredir koparıp atmanın hayalini kurduğunu düşündü; epey zamandır kafasını meşgul ediyordu bu hayal. Hâlbuki birbirlerini severek, deli divane âşık olarak evlenmişlerdi ama bu demek değildi ki, altmış bir yıl daha birbirlerini sevecekler. Gerçi Melahat Nineye sorsan seviyor musun Mehmet Dedeyi diye, pörsümüş kıçıyla gülerdi buna. Ne sevgisi çocuğum, bizden geçti artık, alışkanlık derdi. Belki de biz derken işin içine Mehmet Dedeyi katmamalıydı. Onun da her yeri buruştu, kırıştı elbet, nefesi güçsüzleşti, erkekliği bitti, saçı kalmadı ama kalbi taş gibiydi maşallah. Gel gör ki sevgisizlikten günbegün aşınıyor, daha ölmeden ufalanıp toprağa dönüyordu kalbi. İşin aslı daha ikinci çocuklarına hamileyken Melahat Nine, bitmişti aşk. Bu öyle kabul edilemez bir gerçekti ki Mehmet Dede için, hazmetmesi uzun yıllar aldı. Artık sevmeyen aynı yürekle inanmıştı hep, aşkın geçici olmadığına. Ne var ki inanç, gerçekler karşısında para etmiyordu. Karısına tekrar âşık olmaya çalıştı, belki yüzlerce kez denedi bunu ama yok olmuyordu. Bu durumu kabullenmeye, karısı gibi karnını saygıyla doyurmaya çalıştı ama yok olmuyordu. Sonunda unutmayı seçmişti, ta ki o güne kadar ama artık herkesler ölüyor ve bu evlilik artık yok olmuyordu. Ömrümü yedin be kadın cümlesiyle başlayan ve biten bir kavganın ardından dilekçe vermek için yollara düştü Mehmet Dede. Melahat, bu komik durumu Mehmet in bunamasına verdi oysaki aklı gayet başındaydı dedenin. Karısından da, bu mahalleden de, içindeki abuk sabuk insanlardan da, hayırsız evlatlarından da, bu eski evden de, kuş kadar emekli maaşından da yılmıştı dede. Sadece tek bir yılgınlığını yanına alıp gitti buralardan: Allah ın bir işi olmalıydı ki emekli maaşı tam da o gün yatmıştı. Üstelik tek kaçış nedeni de bunlar değildi. Tanıklık ettiği, istemeden tanıklık ettiği, sorsalar etmeyeceği, sormadıkları için ettiği 34

35 bir olay sinirlerini bozmuştu dedenin. Öyle bildiğimiz dedelerden değildi o. Kendi neslinin değer yargılarını yüz yıl inatla yaşayıp her gördüğüne, her doğurttuğuna yedirmeye çalışmazdı. Bilakis kendini bildi bileli, yapılan yanlışları çıkıp biri görsün diye gözünün içine içine bakardı bebeklerin. Acaba her şeyi değiştirecek olan bu mu diye uzun uzun bakardı. Fakat şimdiye kadar hiçbir bebeğin gözünde görmemişti beklediği mucizevî ışığı. Ya mama ya meme peşindeydi bebekler. Artık onları da sevmiyordu ve yanlışın kol gezdiği bu mahalleyi artık terk ediyordu. Ama biliyordu ki bu herhangi bir mahalleydi, diğerlerinden ne daha iyi ne de daha kötüydü. Dün yapılanlar, bugün de yapılıyordu ve yarın da yapılacaktı. Bunca ümitsizliğine rağmen hayatında ilk ve muhtemelen son defa başkalarını düşünmeden sadece ama sadece kendi mutluluğu adına hevesle yaşamaya başladı. Asıl üzücü olan şuydu, aldığı bu karar öyle doğruydu ki her doğru karar gibi geç alınmıştı ve sadece birkaç ay zamanı vardı önünde canının istediği gibi ve daha çok canının ne istediğini bulmaya çalışarak geçirebileceği. Yine de bir an için tüm bunları unutup gülümseyerek hatta sırıtarak ayrıldı evden. *** Günebakan Mahallesi, kimsenin hayır mı şer mi olduğunu kestiremediği bir değişimin içinde gün gün başkalaşıyordu. Tüm günler iptal edilmiş, meyhaneler keyifsizleşmiş, alışveriş süreleri kısalmış, kapı önünde çekirdek çitleme seansları yerini bir boşluğa bırakmıştı. Çünkü burada ikamet eden herkes birbirini tanır, herkes herkesin hayatını bilir, herkes kendi hayatında bir diğerine yer verir, sadece komşu olmanın bile binlerce kural getirdiği düşüncesiyle herkes kendini bir diğerinden sorumlu hissederdi. Dolayısıyla bu üç kişinin ölümü sadece onların ailelerinin değil, tüm bir mahallenin sorunuy- 35

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir?

HAYAT BİLGİSİ A TEMASI: OKUL HEYECANIM. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? 1. SINIF OKULA YARDIMCI VE SINAVLARA HAZIRLIK A TEMASI: OKUL HEYECANIM TEST-1 1. Gözümüzün rengi Saçımızın rengi Okula gitmemiz Yukarıdakilerden hangisi fiziksel özelliğimiz değildir? A) Okula gitmemiz

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Bu kitabın sahibi:...

Bu kitabın sahibi:... Bu kitabın sahibi:... Dinle bir tanem, şimdi sana, bir çocuğun öyküsünü anlatmak istiyorum... Uzun çoooooooook uzun adı olan bir çocuğun öyküsü bu! Aslında her şey onun dünyaya gelmesiyle başladı. Kucakladılar

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Murat Çelebi 2. - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 28.5.2015 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret

ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret ŞAHISLAR: Anne:Zişan, Baba:Orhan, Abla:Fehiman, Abla:Güzin, Abi:Osman, Küçük Kardeş:Fikret (ZİL ÜSTÜSTE ÇALAR) Fehiman:Kimooo? Güzin:Benim abla. (KAPI AÇILIR) (Heyecanlı)Müjdemi ver müjdemi ver. Fehiman:(Heyecanlı)Mektup,mektup

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

STRES YÖNETİMİ DURUŞLAR VE GEVŞEME YÖNTEMLERİ

STRES YÖNETİMİ DURUŞLAR VE GEVŞEME YÖNTEMLERİ STRES YÖNETİMİ DURUŞLAR VE GEVŞEME YÖNTEMLERİ 1- SHAVASANA CESET DURUŞU : Sırt üstü yere uzanın. Kollarınızı ve bacaklarınızı yana doğru açın ve avuç içlerinizi gökyüzüne çevirin. Tüm bedeni gevşetin ve

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I

ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I ANKARA ÜNİVERSİTESİ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL LİSESİ 2011-2012 ÖĞRETİM YILI I. DÖNEM 11-A SINIFI MF GRUBU DİL VE ANLATIM DERSİ I. YAZILI SINAVI SORULARI Öğrencinin Adı ve Soyadı : Sınıfı: Numarası:

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ.

HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. HEM DÜŞÜNECEĞİZ, HEM ÖĞRENECEĞİZ HEM DE SÜRPRİZ HEDİYELER KAZANMA ŞANSINA SAHİP OLACAĞIZ. Sorular her ay panolara asılacak ve hafta sonuna kadar panolarda kalacak. Öğrenciler çizgisiz A5 kâğıdına önce

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

14 12 Bu ifadenin ne zaman kaba olduğu ne zaman gerekli olduğu konusunda onunla konuşabilirsiniz. Annebaba yanındayken ona nazikçe teklif edilen bir şeyi istemediğini Hayır diye bağırarak ifade etmek doğru

Detaylı

3. Zihinden atamadığınız tekrarlayan, hoşa gitmeyen düşünceler. 7. Herhangi bir kimsenin düşüncelerinizi kontrol edebileceği fikri

3. Zihinden atamadığınız tekrarlayan, hoşa gitmeyen düşünceler. 7. Herhangi bir kimsenin düşüncelerinizi kontrol edebileceği fikri 1 Aşağıda zaman zaman herkeste olabilecek yakınmaların ve sorunların bir listesi vardır. Lütfen her birini dikkatle okuyunuz. Sonra bu durumun bu gün de dâhil olmak üzere son üç ay içerisinde sizi ne ölçüde

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Hayatta ya da ev işlerinde daha iyi organize olmak için, profesyonellerin önerdiği bu 20 yolu deneyebilirsiniz.

Hayatta ya da ev işlerinde daha iyi organize olmak için, profesyonellerin önerdiği bu 20 yolu deneyebilirsiniz. Organize Olmanın 20 Kolay Yolu Hayatta ya da ev işlerinde daha iyi organize olmak için, profesyonellerin önerdiği bu 20 yolu deneyebilirsiniz. 1. Depolama alanları açın Evinizde rahatça hareket edebilmeniz

Detaylı

Kadınların Çalışma Deneyimleri

Kadınların Çalışma Deneyimleri Belkıs Kümbetoğlu: Kadınların Çalışma Deneyimleri Herhangi bir mağazanın, atıyorum işte, özellikle şey, markaların mağazalarına... Gece gidip, işte elimizde cihazla şeyleri, ürünleri sayıyoruz.bunu yapıyoruz

Detaylı

Hayırların babası olarak anılan,

Hayırların babası olarak anılan, Rukiye ÖZ Koruyucu Aile Bu Çocuklar Bizim Değerlerimiz Hayırların babası olarak anılan, kimsesizlere sahip çıkan 2. Murat ın Döneminde Halka hizmet, Hakk a hizmettir anlayışı ile güzel hayırların yapıldığı

Detaylı

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ

TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri TEMA: OKULUMUZU TANIYALIM KONU: OKULUMUZ TARİH: 01 EYLÜL / 30 EYLÜL YAŞAYAN DEĞERLER: SEVGİ Bu ayki yaşayan değerimiz Sevgi.

Detaylı

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan,

Yücel Terkanlýoðlu. HTML clipboard. Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için yitik bir zaman. Rüyayla devirdiðim kazan, Yücel Terkanlýoðlu Onaylayan Administrator Cumartesi, 23 Þubat 2008 Son Güncelleme Pazartesi, 27 Ekim 2008 Besteciler.org HTML clipboard Yaþamadýklarýndýr Dünyan! Uykuyla geçirdiðim her an, Benim için

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ

ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) DİNLEME İSTEKLER (9) Metinleri dinleyelim

Detaylı

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir.

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Görünümü Elbiseleri Hz. Peygamber çeşitli renk ve desenlerde elbiseler giymiştir. Ancak daha çok

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Ö ğ renci Gö zü yle. Van Depremi. Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu

Ö ğ renci Gö zü yle. Van Depremi. Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu Ö ğ renci Gö zü yle Van Depremi Zeynep Kalem Mehmet Faruk Bedir M.Enes Aydoğdu Son yılların ülkemiz için en büyük afetlerinden biri 23.10.2011 de Van Erciş te 7.2 şiddetinde bir deprem olarak yaşandı.

Detaylı

Dünya Onlarla Daha Renkli

Dünya Onlarla Daha Renkli Dünya Onlarla Daha Renkli Okudunuzsa bileceksiniz, yıllar önce yayımladığım bir kitaba, Dünyanın sahipleri arasında biz insanların yanı sıra başka canlılar da olduğunu ilk ne zaman düşünmüştüm? diye bir

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA

PİNOKYO EĞİTİM KURUMLARI MART AYI AYLIK EĞİTİM PROGRAMI 1. HAFTA 1. HAFTA TARİH : 01 MART 2016 04 MART 2016 KONU : YEŞİLAY 1- Yeşilay nedir? Ne işe yara? Faaliyetleri nelerdir? Nefes akciğer yapalım. Vücudumuzu 2- Sigara ve alkolün zararlarını hep birlikte öğrenelim

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

Babamın Ardından. Yazar Leyla Hüseyin

Babamın Ardından. Yazar Leyla Hüseyin İçimde bir endişe, bir tedirginlik,bir huzursuzluk, bir korku var...hiçbir şeye odaklanamıyorum, geceleri rahat uyuyamıyorum, gündüzleri ise üzgünüm...halbuki her şey yolunda, üzülecek veya endişelenecek

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

MEVSİM İLKBAHAR SAĞLIKLI YAŞAM. İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz.

MEVSİM İLKBAHAR SAĞLIKLI YAŞAM. İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz. MEVSİM İLKBAHAR İlkbahar mevsiminin özelliklerini öğreniyoruz. İlkbahar mevsiminde meydana gelen değişiklikleri öğreniyoruz. İlkbahar mevsiminde hayvanların yaşayışlarında meydana gelen değişiklikleri

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10

Yönetici tarafından yazıldı Çarşamba, 09 Eylül 2009 12:41 - Son Güncelleme Çarşamba, 09 Eylül 2009 13:10 Bir Gencin Eroin Kullandığı Nasıl Anlaşılır? Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri nde Şef Yardımcısı Doç. Dr. Özkan Pektaş a bu soruyu sorduğumda söze şöyle başladı: Daha kırık kırık, çatallı,

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek!

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek! Kızlar, ben geldim, dedi Gönül Hanım. Hav! Cimcime! Bu köpek nereden geldi? Sen zaten hiç köpek sevmiyorsun! dedi Cimcime. Evde köpeğin ne işi var? Miyav! Miyav! Miyav! diye ağladı kedi Köfte dığı odadan.

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan Doyumsuz Çocuklar Babam televizyon başında saatlerini geçirmekten keyif mi alıyor, yoksa acı mı çekiyor anlayabilmiş değilim. Ne zaman bir şey seyredecek olsa mutlaka yüzünü buruşturur, kızar, söylenir.

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ

ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ ANOREKTAL MALFORMASYON DERNEĞİ www.armtr.org Yazan: Billur Demiroğulları Çizen: Yasemin Erdem Kontrol: Özlem Küçükfırat Bilgi (Çocuk Gelişim Uzmanı) Bu hikaye kitabının her türlü yayın hakkı Anorektal

Detaylı

Boğaziçi Grubumuz gönüllüleri TÜYAP Fuarında tanıtım yapıyorlar, oldukça büyük bir fedakarlık yaptıkları, umarım emeklerinin karşılığını alırlar...

Boğaziçi Grubumuz gönüllüleri TÜYAP Fuarında tanıtım yapıyorlar, oldukça büyük bir fedakarlık yaptıkları, umarım emeklerinin karşılığını alırlar... iyi akşamlar ilk yar'larımızın sevgili dostları, bu akşam ilk projesine katılan sevgili Elif'in izlenimini paylaşıyoruz. Elif in izlenimi daha önceki izlenimlerden farklı biçimde yazılmış... Hem bir iç

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU 23 MART PAZARTESİ GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 23-27 MART 2015 SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

DANIŞANLAR İÇİN DEĞERLENDİRME ANKETİ:

DANIŞANLAR İÇİN DEĞERLENDİRME ANKETİ: DANIŞANLAR İÇİN DEĞERLENDİRME ANKETİ: Bu anket durumunuz hakkında bilgi edinmede bize yardımcı olacaktır. Bu anket sorununuza uygun yaklaşımda yardımcı olacaktır. Cevaplarınız gizli tutulacaktır. Lütfen

Detaylı

SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM

SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM Karanlık bir oda görülür. Ortada bir masa vardır ve masanın bir köşesinde 1. Adam oturmaktadır. 40 lı yaşlarda saçı başı dağınık ve keyifsizdir. Önünde içki

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var:

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: 1 2 Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: Kadınlar hayatlarını güzelleştirecek, beraber eğlenebileceği, güzel sohbetler edebileceği, bakışlarıyla kalp yakan, hayat

Detaylı

Mehmet Yaşar. Resimleyen: Gülşen Arslan. Yayın no: 167 BİR SORUM VAR NEDEN?

Mehmet Yaşar. Resimleyen: Gülşen Arslan. Yayın no: 167 BİR SORUM VAR NEDEN? Yayın no: 167 BİR SORUM VAR NEDEN? Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları Isbn: 978 605 4965 04 5 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu nun

Detaylı

Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi

Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Almanya'da Yaşayan Trabzonsporlu Taraftarın 61 Plakanın İlginç Azmin Hikayesi Yüksekova ve Cizre nin il yapılacağı duyuldu, 70 küsur ilçe Ben de istiyorum diye ayağa kalktı. Akhisar, Tarsus, Nazilli, Alanya,

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu)

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Prof. Dr. Erman Artun GELİN VERME OYUNU Gelinlerin anasının üç kızıyla oyun alanına gelmesiyle başlar. "Haydee gelin satıyorum,

Detaylı

Peki, nedir bu momofobi?

Peki, nedir bu momofobi? Günlük hayatta birçok işlerini telefonla halleden çocuklar, doğal olarak akıllı telefonlara bağımlı olmaları da normal olacaktır. Bu çocuklar kazara telefonlarını kaybederler ya da telefonları bozulursa

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği 498 - Tavşan 500 - Harry

Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği 498 - Tavşan 500 - Harry 498 - Tavşan Kemerburgaz'da yeşillikler içindeki evlerin bahçelerinde bakılan şanslı kedilerden değilim ben. İsmimin 'Tavşan' olma sebebi de bu aslında! Trafik kazası geçirip de iç kanama ve kısmi felç

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar Yýldýz Tilbe 1 Onaylayan Administrator Pazar, 06 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org ADAM OLSAYDIN Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar Kendini arattý, beni bulmadý yar Düþtüm

Detaylı

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu:

Azra hızlı hızlı giyinip, kahvaltı yapmadan evden ayrıldı. Asansöre binerken arkadan hala Berrak ın sesi geliyordu: Koru Azra nın kabusun etkisinden kurtulup yataktan kalkması için birkaç on dakikaya ihtiyacı vardı. Bu sırada Azra nın geveze ev arkadaşı Berrak her zamanki nutuk öğütlerinden birini atmakla meşguldü.

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ VAKFI ADIGÜZEL ANAOKULU GÖKYÜZÜ SINIFI KASIM AYI KAVRAM VE ŞARKILAR RENKLER Ben bir küçük ressamım Pembe sarı boyarım Yeşil yeşil ormanlar Mavi mavi denizler Turuncudur portakal Gökte sarı güneş var Fırça kalem ve kağıt Olmazsa resim olmaz Reklerle oynamaktan Hiç bir çocuk

Detaylı

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464 Otistik Çocuklar Otistik olmak normal insan olmaktan çok farklı değildir aslında, sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Yani bizim kendi başımıza yapabildiğimiz (yemek yeme, kıyafet giyme, oyun

Detaylı