HAYATIMIN KADINI ( 1 )

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "HAYATIMIN KADINI ( 1 )"

Transkript

1 HAYATIMIN KADINI ( 1 ) Sağ ol amca. Adam ağzında bir şeyler geveleyerek karşılık vermiş, ancak ne söylediği anlaşılmamıştı. Görünüşe göre, suratsızlığından böyle konuşuyor, kendisine, günde kim bilir kaç kişi bu sözleri söylüyordu. Sağ ol amca., Sağ ol bey baba., Eyvallah dayı. Her seferinde bu sözlere gülerek karşılık vermek, onu çileden çıkartmıştı. Artık kimseye gülümsemiyordu. Maksat ağzından bir ses çıksın, gerisi o kadar önemli değildi. Günün psikolojisine uygun, kimi zaman homurdanıyor, kimi zaman da sadece başını sallıyordu. Zaten o, yaşlı ve sıradan bir metro bileti satıcısıydı. Her sabah saat altı buçukta kalkar, bu ufak kulübeye girer, akşama kadarda çıkmazdı. Günde binlerce kişinin, gerek telaşla, gerekse kokan ağzıyla kendisinden bilet alışını seyrederdi. Bilet satıcısı yaşlı adam, sattığı her biletle birlikte, beyninde birkaç hücrenin öldüğünü bilmiyordu. Bildiği tek şey; eskisi gibi insanları seyredemiyordu. Artık bıkmıştı bundan. Her tür insanın geçtiği bu gişeden onları seyretmek eskiden zevkli ve zaman geçirici olabilirdi, fakat şimdilerde bundan kusacak hale gelmişti. Artık çoğunun yüzüne bile bakmıyordu. Tıpkı Gürsoy Köklü nün yüzüne bakmadığı gibi. * Gürsoy Köklü nün bugün çok sıkıntılı olmasının sebebi, çalıştığı kargo şirketinin, halletmesi gereken onca iş için, kendisine bir araba vermemiş olmasıydı. Tabi ki diye düşündü, şerefsizler, kendileri bu sıcakta, metrolarla, otobüslerle uğraşmak zorunda kalmayacaklardı. Oysa şirketin onca aracı yok muydu? Ağalar, akşam eve gitmek için kendilerine araba yaratıyordu ama. Bugün, bu sıcakta! Şansızlık işte diye hayıflandı. Yaşlı bilet satıcısına, sanki kendisine uğur getirecekmiş, belki de gününün iyi geçmesine yardımcı olmasını istermiş gibi gülümsedi. Gişeden gelen homurtulara pek aldırmadı, yinede dikkatini çekmişti. Ağzına kurşun kalem almış, diksiyon dersi çalışan birinin çıkarttığı seslere benziyordu. Aslında kulübeden gelen seslerin hiç bir şeye benzediği yoktu. Adamın yüzünü görmek için eğiliyordu ki, bu merakından hızla vazgeçti. Sıcaklar diye düşündü. Saçma sapan şeylere takıntısı oluşmaya başlamıştı. Diksiyon dersi alan bir insanı daha önce hiç görmemişti. Gürsoy Köklü, geçiş kartını yaşlı adamdan hızla aldı. Yürüyen merdivenlerin başına geldiğinde, kafasını yukarıdaki tabelalara doğru istemsizce kaldırmıştı. Aslında hangi yöne gideceğini yeterince iyi biliyordu. Yine elinde olmadan, aradığı ismi buldu. Merter, Aksaray. Doğru yönü gösteren tabelanın altındaki yürüyen merdivenlere ulaştı ve aşağıya inmeye başladı. 1

2 Metro, her zamanki gibi alabildiğine kalabalıktı. Oysa kalabalık, insanın üzerine yürüyecekmiş gibi rahatsız edici de değildi. Böylesine kapalı ve geniş mekanların kurtulamadığı bir uğultu, beyinleri uyuşturuyordu sadece. En fazla üç dakika sonra Gürsoy un kulağı bu uğultuya alışacak sonra sanki yıllarını bu yer altı mağarasında geçirmiş gibi hissedecekti. Gürsoy, sıcak çikolata veren bir makinenin yanında beklemeye başladı. Burnuna tuhaf bir şekilde kömür kokusu geliyordu. Fakat aklı bu kokuyla meşgul değildi. Düşündüğü tek şey, kendisine verilen görevi tam zamanında yetiştirip yetiştiremeyeceğiydi. Birazdan gelen ilk metroya atlayacak ve soluğu Merter deki tekstil firmasında alacaktı. Oradan kendisine verilen paketi kargo şirketine ulaştırdığında, saat beşi geçmemeliydi. Altında arabası olsaydı bu işi çok rahat bir şekilde yapabilirdi. Elinde olmadan canı sıkılıyordu buna. Dudaklarını büzerek başını yana doğru çevirdi. Her şeye rağmen iş işti bir kere. İnsanlar bu kadar çok konuşacak şeyi nereden buluyor diye kulak kabarttı. Diğer taraftan, içerdeki aydınlatma garip bir güven vermişti kendisine. Gecenin bir vakti burada bulunmak istemezdi herhalde. Saatine baktı. Metro neredeyse gelmek üzereydi. Şöyle bir etrafına göz gezdirdiğinde, bu kadar yolcuyla aynı aracı beklediğine lanet okudu. Hemen bakışlarını, karşı yönde gidecek yolcuların bulunduğu yere doğrulttu. Orası oldukça boştu. Birkaç genç, ciddi ciddi bir konu hakkında tartışıyor olmalıydılar. Onların hemen solunda, yaşlı bir kadın, torunu olduğu anlaşılan bir çocuğun elinden sıkı sıkı tutuyordu. Gürsoy un beklediği metro neredeyse gelmek üzereydi. Birazdan, karşıdakileri seyrederken aralarından geçecek olan aracın hayalini kurdu ve bu kendisine sefil bir haz verdi. Evet kesinlikle, metro istasyona yaklaşırken karşıya doğru bakmalıydı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Arkasındaki sıcak çikolata makinesine parasını yuttuğu için bir adam yumruk atmaya başladı. Hiç kimse adamın yaptığı harekete aldırmıyordu. Hatta Gürsoy un dikkatini bile dağıtamamıştı. Bir az önce indiği merdivenlerden bir kadının kahkahası duyuldu. Bu da yetmiyormuş gibi, bir bebeğin feryatları, zaten uğultulu olan metroyu daha da çekilmez hale sokmuştu. Ama o hala karşıya bakıyordu. Gürsoy, bulunduğu yerden, karşıdaki peronun yürüyen merdivenini görebiliyordu. Orası da en az bulunduğu peron kadar aydınlıktı, ama çok az kişi vardı. Metronun sesi uzaktan duyulmaya başladığında, otuz saniye sonra perona yanaşacak ve bu eziyet burada bitecek diye düşündü. Bir daha arabasız göreve çıkmak mı? Asla. Saniyeleri geri geri saymaya başladı. Yirmi dokuz, yirmi sekiz, yirmi yedi. Karşı peronda bakışları bir şeye takıldı. Yirmi altı, yirmi beş. Bir kız. Kendisine bakıyordu. İlgili, bir o kadarda garip. Gözleriyle bir şeyler söylemeye çalışıyordu sanki. Yirmi dört, yirmi üç. Saydığı sayılar yavaşlamaya başladı. Yirmiii iikii. Yiiiirmiiii bbbiiiirrr. Karşıdaki kızın etrafındaki dünya da yavaşlamaya başladı. Yiiiiirr... Hayat durmaya başlamıştı. İnsanlar sanki son bulundukları pozisyonda dondurulmakla cezalandırılmış gibiydi. Biraz önce kulaklarını rahatsız eden kahkahaların sahibi kadın, Gürsoy un yanına kadar ulaşmış ama, yüzündeki ahlaksız gülümseyişle cansız kalmıştı. Neler olduğunu anlayamıyordu. Miiii... 2

3 Karşı peronda, kendisine tebessümle bakan kızın hareketleri haricinde her şey durmuştu. Sadece Gürsoy un düşünceleri hareketliydi. Birde içindeki AŞK. Nerden çıktığını daha keşfedemediği AŞK. Oooonnn... Dudakları, hala gelecek olan metro için saniye sayıyordu. Fakat bu hızla saymaya devam ederse otuz saniyeyi kim bilir kaç saat de tamamlardı. Bakışları da, en az düşünceleri kadar hareketliydi ama başını çeviremiyordu. Bakışlarını dudaklarına kaydırdığında, hala on dokuz sayısını tamamlamaya çalışıyordu. Kulaklarında, Bolu Dağını tırmanırken hissettiği basınca benzer bir sızı vardı. Oysa sesler zaman öncesi yaratıklarınınkine benziyordu. Karşıdaki kız, kendisine davetkarca gülümsüyordu. Gürsoy daha önce hiç bu kadar güzel birini gördüğünü hatırlamadı. Evet kesinlikle görmemişti. Kalbi hızlı hızlı atıyor, içinde bir coşku beynine baskı yapıyordu. Şu anda neler olduğunu anlayamaması normaldi çünkü istediği tek şey o kıza ulaşmaktı. O da bunu istiyordu. Gözleriyle anlatmak istediği buydu. Tuhaf bir düşünce sarmıştı donan dünyanın her yanını. Karşıdaki kız hayatına girmeliydi. Hayatının kadını olmalıydı. Bunu anlaması için dünyanın durmasına falan ihtiyacı yoktu. Tatlı bir rüzgara, duygusal filmlerdeki aşkları kıskanacak kadar ihtiyacı vardı. O tatlı rüzgar bu sefer karşısındaydı. Elini sallaması, onu çağırması veya gülümsemesi yeterli olacaktı. Talihin garip oyunları olduğunu, daha genç yaşlarda öğrenmişti. Şu anda yaşadığı da o oyunlardan biri miydi? Yıllarca bekledin ve karşına hayatının kadını çıktı ama onu elde etmek için bir oyun oynaman gerekiyor. Ağır çekim oyunu. Peki şimdi ne yapacaktı? Bir an önce o kızı istiyordu. Hemen harekete geçip kızın yanına gidecek ve ona hissettiği her şeyi söyleyecekti. Ama nasıl? Bütün dünya durmuştu. Talihin oyunları ha! Ne kadar da güzel gülüyordu. Saçları, evet hayatında hiç bu kadar güzel saçları olan birini görmemişti. Gözlerinin, bu mesafeden bile olağanüstü olduğu anlaşılıyordu. Boyu en az kendisininki kadar uzundu, duruşunun ise dünyanın hiçbir yaratığında olmadığına emindi. Kalbi yanmaya başlamıştı. Onu istiyordu ve bunun için her şeyi verebilirdi. Doooo... Bütün dünya ağır çekimde izlenen bir sahne gibi akmaya devam etti. Kıza ulaşmak bu şartlarda imkansızdı. Hemen ne yapabileceğini kafasında bir tasarladı. Elinden ne gelirdi ki? Sonuç, hiçbir şeydi. Gürsoy, elini kaldırıp kıza bir el sallamak istediyse de bunun saatler alacağını hatırlayınca, acıyla öfkelendi. Beyninin her köşesine aşk dolmuştu ve kalbi bu yoğunluktan çıldırmak üzereydi. Bir daha asla böyle bir kız bulamayacağını bilmesi ise cabasıydı. Kız, Gürsoy a gülümsemeyi sürdürüyordu. Yüzü tatlılıktan iyice yayvanlaşmıştı. Üzerine, göbek deliği açıkta kalacak bir tişört giymiş ve pantolonu bacaklarını tam anlamıyla sarmıştı. Sağ elini kaldırıp, saçlarına götürünce Gürsoy, kalbinin durduğunu zannetti. Bu kadar zarif bir insan olamazdı. Kuuuu... Kız, edalı bir baş hareketiyle geriye döndü. Gürsoy, olanları anlamak için bilincini sadece kızın hareketlerine yöneltti. Eğer aklına gelen şey oluyorsa kesinlikle çıldırırdı. Artık dünyayla, yani durmuş dünyayla bütün ilişkisini kesmişti. Sadece o muhteşem kızın ne yaptığını seyrediyordu. Kız, son bir kez Gürsoy'a baktı ve sırtını ona dönerek perona inen merdivenlere doğru yürümeye başladı. Sanki onun yürüdüğü istikamette hiç kimse yoktu. Kimseye değmiyor veya yönünü değiştirmek zorunda kalmıyordu. Yürüyüşü de en az kendisi kadar güzeldi. 3

4 Gürsoy, onun arkasından bakarken, vücudunun kıvrımlarının salınması, erkeklik namına bütün duygularını harekete geçirmişti. Çaresizlik, her şeyi yaşanmaz hale getiren bir fırtına bulutu gibi sardı metro istasyonunu. Kız merdivenlerin başına gelince durdu ve bir kez daha Gürsoy'a davetkar bir şekilde baktı. Sağ elini kaldırıp havada bir şekil çizdi. Aman Allah ım beni çağırıyor. Beyni, dışarıdaki ölü hayatın aksine, bu kelimeyi salisede bir tekrarlamaya başladı. Gürsoy un vücudu hiçbir emre tepki vermiyordu. Beyni patlamak üzereydi. Olamaz böyle bir şey diye haykırıyordu içinden. Kız merdivenlerden çıkmaya devam etti. Az sonra topukları dahi gözükmeyecekti. Zzzzz... Gürsoy, beynine saymaktan vazgeçmesini emretti. Olabildiğince bağırması gerektiğini söylüyordu. Eğer ağlamak böyle durumlarda işe yarasaydı kesinlikle hiç düşünmeden yapardı. Hayatının en önemli şeyi gözünün önünden akıp gidiyordu. Kız görünmez oldu. Heeeeyy... Gürsoy boğulduğu düşüncelerinden sıyrıldı, çünkü çevresi normale dönmeye başlamıştı. Heey! Hey! Hey! Kızın, biraz önce kendisine baktığı yere doğru avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bekle! Hey! Bekle! Etrafındaki insanlar, bir anda bağırmaya başlayan birine nasıl bakılırsa, öyle bakıyorlardı Gürsoy'a. Ama onun umurunda bile değildi. Çünkü daha gecikmemişti. Merdivenleri ancak çıkmış olmalıydı kız. Eğer acele ederse onu yukarda, bilet gişelerinin orada yakalayabilirdi. Metro istasyonu, yine aynı bunaltıcı gürültüsüne dönmüş, insanlar, Gürsoy un durup dururken bağırması haricinde hiçbir gariplik sezmemişlerdi. Hatta o kadın yine iğrenç kahkahalarını sürdürüyordu. Metro, peronun ucunda görünmüş, herkes binmek için yaklaşmıştı. Gürsoy, terk etmekten vazgeçtiği sevgilisine dönmek isteyen bir aşık gibi aceleyle merdivenlere koşmaya başladı. Artık hiçbir şey düşünmüyor, sadece kızı yakalayıp ona hissettiği o inanılmaz duyguların eşliğinde kavuşmak istiyordu. Ne kadar şanslı olduğunu düşündü koşarken. Ya her şey normale dönmeseydi ve hayat, kız tamamen uzaklaşıncaya kadar öyle donuk kalsaydı. O zaman belki neler olduğunu bile düşünmeye zaman bulamadan kafayı üşütürdü. Şimdi merdivenleri çıkacak ve o inanılmaz canlıya ulaşacaktı. Onu, eğer kabul ederse dünyanın en mutlu insanı yapacaktı. Tabi ki kabul edecekti. Yoksa öyle bakar mıydı? Yada kendisine el işaretiyle gelmesini söyler miydi. Gülümsemek böyle ilişkilerin püf noktasıydı. Bu kadar güzel gülen ve bakan başka bir kız bulamazdı. Eğer kendisinden hoşlanmasaydı bu denli davranmazdı. Evet, tıpkı kendisi gibi o da istemişti bu ilişkiyi. Şimdi iş kendisine kalmıştı. Kızlar her zaman nazı sever ve bunun gerçek aşkın süsü olduğuna inanırdı. Bunun hiçbir mahsuru yoktu. Her şey çok güzel olacaktı. Metro gürültüyle perona girdiğinde, Gürsoy merdivenlere ulaşmıştı. Kulaklarındaki metro gürültüsü ve insanların koşuşturup araca yetişmek için çıkardıkları sesler çok sönüktü. Beyninde sadece kızın, duyamadığı tebessümünün melodisi vardı. Yukarda beni bekliyor diye keyiflendi. Gittikçe azalan mesafede, kıza ilk olarak neler söylemesi gerektiğini düşündü. Aklına hiçbir şeyin gelmemesi normaldi. Çünkü aklı başında değildi. Soluduğu hava, şimdi daha bir serin, daha bir ferahlatıcıydı. Bir az önce kalbini esir alan çaresizliğin yerini, şimdiye kadar tatmadığı oranda büyük bir mutluluk almıştı. Yürüyen merdivenleri birer ikişer çıkıyor, hızla hareket ediyordu. Hiçbir yorgunluk hissetmiyor, kıza yaklaştığı her adım ona yeni bir enerji veriyordu. 4

5 Hayatının kadınını bulmuştu. * Merdivenin başına ulaştığında, çabucak gişelerin önündeki büyük koridora göz attı. Görememişti. Tabi göremem diye düşündü. Burada şu an herhalde yüzlerce insan vardı ve bu şekilde onu asla bulamazdı. Aklına orta okul yıllarında ki aşkı gelmişti. O kızı her zaman görür ve asla kaybetmezdi. Hem de üniformaların aynı renk ve aynı modelde olmasına karşın. Sanki kızı kilometrelerce uzaktan kokusundan tanır, gözleri kartal keskinliğindeymiş gibi yerini bulurdu. Aynı duyguları şimdi de yaşıyordu. Kız buralardaydı, Gürsoy onun kokusunu alıyordu. Dünya nın hiçbir yerinde duyamayacağı kokusunu. Bağırmak istedi ama ne yazık ki kızın adını bilmiyordu, aşağıda düştüğü gülünç pozisyona burada da düşmek istemedi. Aslında önemli değildi. O kızı bulmak uğruna giremeyeceği kılık yoktu. İyide ne diye bağıracaktı; Aşağıda bana gülümseyen kız neredesin mi diyecekti? Aklının böyle karışmasından dolayı gülümsedi. Koşarak çıkış kapılarına ulaştı. Buradan bir yere gidemezdi. Bütün kapıları gören bir yerde durdu. Bir yandan çıkış yapanları seyrederken diğer yandan da etrafı inceledi. On dakika sonra hala bulamamıştı. Gürsoy Köklü, büyüyen gözlerini kırpmıyordu bile. Belki gözümden kaçmıştır diye, bakmadığı köşe kalmamıştı. Çıkış kapılarının yanından da hiç ayrılmamıştı. Bir yerde bir hatamı yaptım diye düşünmüş ama hiçbir cevap bulamamıştı. Onu kaybettim düşüncesini belki beş saat sonra getirecekti aklına, çünkü hala bir ümidi vardı. Olmalıydı. Yoksa kafası, boynunun üzerinden, koparak yerde bir karpuz gibi dağılacaktı. Bir saat sonra yanına gelen metro güvenlik görevlisinin sözleriyle kendini biraz olsun toparlamıştı. Adamın sorusu üzerine bir arkadaşını kaybettiğini söylemiş ve buradan başka çıkış yolu bulunup bulunmadığını sormuştu. Güvenlik görevlisinin olumsuz cevabı, duyabileceği en acı haber olmuştu. Kuş değildi ya bu kız, nereye gidebilirdi? Hem kendisini çağırmamış mıydı? Ben seni yukarda bekliyorum anlamında bir el işareti değil miydi o? Ya o gülüş? Ben seninim artık demek değil miydi? Bir anda çöktüğünü hissetti. Hayatı anlamsızlaşmaya başlamıştı. Bu dünyada, insan eğer istediğine kavuşamazsa, yaşamın ne anlamı kalmıştı ki? Aklına gelen düşünceler hep ümitsizlik üzerine oldu. Güvenlik görevlisinin rahatsız olduğunu belirten hareketiyle, kendisine direnen ayaklarını harekete geçirdi ve oradan hızla uzaklaştı. Talihi ona nasıl bir ceza vermişti? Yada neden? ( 2 ) Teşekkürler. Sabah saat yediden beri, kalabalıktan dolayı mola alamamıştı. Öğle paydosuna on dakikası kalmıştı ama yorgunluktan canı çıkmak üzereydi. Öğle paydosundan daha çok, 5

6 akşam olmasını istiyordu. Çünkü erkek arkadaşı kendisini iş çıkışı alacak, yemeğe götürecekti. Erkek arkadaşını düşünmesinin sebebi biraz suçluluk duygusundandı çünkü dikkatini bir erkek çekmişti. Aklını dağıtmak için durmadan yorgunluğunu ve erkek arkadaşını düşünmeye çalışıyordu. Şu an çalıştığı hamburgercide işe gireli altı ay ya olmuş, yada olmamıştı. Şimdiye kadar, iki dakika önce siparişlerini götürdüğü genç gibi biri gelmemişti buraya. Farklı bir tipi vardı. Hafif esmerdi ve yaramaz çocuklara özgü bir yüz ifadesi vardı. Saçları kısa ve geriye doğru taranmıştı. Üzerinde kolları bileğinin biraz üzerine kadar katlanmış, beyaz bir gömlek vardı. Sandalyedeki oturuşuna bakılırsa, atletik bir vücudu olduğu kesindi. Görünüşe göre hiçbir kusuru yoktu. Oysa garson kız, onu dış yapısından dolayı ilginç bulmamıştı. Onun yüzünde garip bir çekicilikle birlikte ümitsizlik vardı. Çok hoş biriydi ama yüz ifadesi aklını karıştırmıştı. Masaların arasında dikilmiş, hamburgerlerini, iştahsızca ama bir o kadarda dikkatle yiyen gence bakıyordu. Kendi erkek arkadaşının daha yakışıklı olduğunu düşündü. Fakat arkadaşının yüzünde eksik olan bir şeyler vardı. İfade! Aklına aykırı düşünceler uçuştu. İlk önce bu düşünceleri önemsemedi ama fark edince utandı. Bu düşüncelerden sıyrılıp kurtulmak istedi. Bu genç eğer kendisine gülerse veya telefonunu isterse, ona kesinlikle olumlu davranacaktı. Ama böyle bir şey olmadı. * Gürsoy Köklü, garson kızın kendisine olan ilgisini hemen anladı. Lacivert bir pantolonun üzerine, garip, yeşil bir gömlek giyinen kız, Gürsoy'un masasına servis yaptıktan sonra, oralardan ayrılmaz olmuştu. Sanki bir fırsatını bulsa, konuşacaktı. Dün gece saat dört buçukta yatmış, ve çok erken kalkmak zorunda kalmıştı Gürsoy. Kendini hiç iyi hissetmiyordu. Sabahtan beri kaç tane hap yuttuğunu hatırlamıyor, hiç birinin işe yaramamasına sinirleniyordu. Saat dokuzda evden çıktığında bir bardak sabah çayının yanında bir dilim kek yiyebilmiş, bu saate kadar aç kalmıştı. Şimdide bayılmak üzere olan midesini tekrar eski haline getirmek için bu hamburgerciye dalmıştı. Fazla bir şey yiyebileceğini zannetmiyordu. Yinede içmeyi düşündüğü sert kahvelerden önce, midesi iflas etmesin diye ön hazırlık yapacaktı. Genelde sabahları sağlam kahvaltı yapamadığı zamanlar, diğer öğünlerde doğru düzgün yiyemezdi. Bu alışkanlığı, bir önceki işinden kalmıştı. Garson kız hala masanın etrafında dolaşıyordu. Neredeyse durup, kendisini Gürsoy un kucağına bırakacaktı. Bu düşünce hiç hoşuna gitmedi. Gerçekten böyle bir şey olsa, nasıl kurtulurdu, bilmiyordu. Sadece bunu yaşamamayı dileyerek kızla ilgilenmemeye çalıştı. Garson kız, Gürsoy un oturduğu sandalyeye o kadar yakın geçiyordu ki, bir seferinde kızın kalçası, sandalyenin üzerinden taşan omzuna sürtündü. Gürsoy, kızı bir an kısa bir süre inceledi ve onda kendini çeken bir şey bulamadı. Çok silik bir tipi vardı. Herhalde yirmi yıl aynı yatağı paylaştıktan sonra bile, yolda görse hatırlayamazdı. Kızın suratını ezberlemek için, muhakkak yanında onun bir resmini taşıması gerekirdi diye hayıflandı içinden. Hamburgerci oldukça kalabalıktı. Genelde, üniversiteye hazırlık kurslarında okuyan ve özgürlüğün tadını yaşamak için prova yapan gençler geliyordu buraya. Özellikle tavuklu burgerine doyum olmuyordu. Aklında onca şeyle dalmıştı düşüncelere. Kısa bir süre garson kızın flörtünü bile unuttu. Yaşını düşünüyordu. Yirmi dokuz yıldır aradığı aşkı bulamamıştı. Belki aramamış, yada doğru yerde aramamıştı. Bir çok kız arkadaşı olmuştu muhakkak. Bu garson kız gibi, bir çoğu hayatına girmiş ve pek uzun süre barınamadan çıkıp gitmişlerdi. Ve asla tamam şimdi buldum 6

7 diyememişti. Ama metro istasyonundaki kız, bütün her şeyi alt üst eder gibi, hızla girmişti hayatına. O hızla da çıkmıştı. Hamburgerci, Taksim in yıllanmış binalarından birindeydi. Yıllar sonra teknoloji süper konutlar sunacaktı belki ama Taksim deki bu yapılar asla yok olmayacaktı. Gürsoy, bunun olmasını kimsenin istemeyeceğini biliyordu. Bu düşünceler pencere kenarında, aşağıda yürüyen insanları seyrederken aklından geçiriyordu. Ne garip! dedi kendi kendine, insanlar bu caddeye geliyorlar ve kısa bir süre de olsa, bu ülkede değil de, başka bir ülkede yaşadıklarını hissediyorlardı. Taksim in bu tarihle yıkanmış caddesinde herkese yer vardı muhakkak. Gürsoy Köklü, camın pervazına kolunu dayamış ve aşağıdaki insanları seyretmeye devam ediyordu, bir yandan da istediği sert kahvesinden yudumlar alıyordu. Üçüncü kattaydı hamburgerci ve buraya sırf bu manzara için geliyordu. Karnını doyuruyor, kahveye ayırdığı zamanla da aşağıdaki insanları seyrediyordu. Aklında bu insanlarla ilgili hikayeler kuruyor, onların yüz ifadelerinden nasıl bir kişiliğe sahip olduklarını tahmin etmeye çalışıyordu. Çoğu zaman bu işe kendini o kadar kaptırıyordu ki, saatlerin geçtiğini anlamıyordu. Ama bugün burada fazla kalamayacaktı. Çünkü eğer biraz daha durursa, garson kız kendine tacizde bulunacaktı. Bu üçüncü sürtünmesiydi. Bir kedi gibi. Gürsoy neredeyse kızı çağırıp bu hareketten rahatsız olduğunu anlatacaktı. Bunun komik olduğunu düşündü. Çünkü bütün erkekler kendilerine bu tarz davranan kızlardan hoşlanırdı. Ama Gürsoy, nedense; bu kızdan hiç hoşlanmamıştı. Şu kahvesini bir bitirsin, hemen buradan çıkıp gidecekti. Eğer kız burada çalışmaya devam ederse, buranın devamlı müşterisi olmaktan vazgeçebilirdi. Belki kızın çalışmadığı günleri öğrenir o zamanlar gelirdi buraya. Güldü. Garson kızla ilgili biraz abartılı düşündüğünü fark etti. Kahvesinden bir yudum daha aldı ve camdan aşağıya bakmaya devam etti. Bugünlük bu zevki kısa sürecekti nede olsa. Olabildiğince zevkini çıkarmalıydı. İstiklal Caddesi yine her zamanki gibi kalabalıktı. Kimi koşturuyor, kimi gezinti yapıyordu. Çok şık giyinen insanların yanı sıra perişan kılıklılar da vardı aralarında. Karşı binanın hemen altı bir kasetçi dükkanıydı ve dışarıya kurduğu müzik tesisatı sayesinde koca caddeye, istediği müziği dinlettiriyordu. Mağazanın girişi oldukça kalabalıktı. İnsanlar sanki çok ilginç bir yaratığı seyretmeye gelmiş gibi heyecanlıydı. Güzel kızlar, yakışıklı erkekler, hayatın anlamını bu caddede dolaşarak çözmeye çalışan enteller, tinerci ve mendil satan çocuklar, aileler, kısacası sanki herkes buradaydı. Başka bir arzunuz var mı? Bu soru karşısında zorda olsa seyrinden koptu ve korktuğu başına gelmiş gibi garson kıza baktı. Bir an nasıl davranacağını, ne yapacağını bilmeyen bir sakar gibi hareket ettikten sonra, gözü kahvesine ilişti. Dibini bulmuş bardağın ne anlama geldiğini biliyordu. Ya yenisini içecek, ya da kalkacaktı. Az önce kahvesi bittiğinde kalkmayı düşünüyordu ama şimdi yenisini sipariş etti. Garson kız, yüzüne alımlı alımlı gülünce neden bir kahve daha içmek istediğini düşündü. Tekrar caddeye bakmaya başladığında, insanlar yolun ortasından geçen nostaljik tramvaya yol vermek için kenarlara sığınmışlardı. Aracın çıkardığı çan sesi, bir süre kulakta kalan cinstendi. Gürsoy bakışlarını tramvayın ardından sürüklemeye başladı.tramvayın içindeki insanlar genelde yaşlıydı. Bunu net olarak göremese de, biliyordu. O araca hayatında sadece bir kez binmişti. Genelde yanından geçerken içini seyretmekle yetinirdi. Yine çan sesleri duyuldu ve tramvay gözden kaybolunca, bakışlarını devirdi. Garson kız kahvesini getirdiğinde burnuna gelen yoğun parfüm kokusunu fark etti. Bu kokuyu tanıyordu. Pahalı ve oldukça hoş bir kokuydu. Ama Gürsoy bu cilveye de cevap vermeyecekti. Kıza teşekkür etmek için döndüğünde, garsonun yüzünde oluşan sırıtışa sinirlendi. Buradan bir an önce kaçmalıydı. 7

8 Benden herhangi bir şey isterseniz buralarda olacağım. Kızın umut dolu konuşması, belki de bir çoğunun yüreğini parçalayacak cinstendi. Tabi buralardasın, neredeyse bana sürtünerek kendini tatmin edeceksin, diye düşündü. Kaçarmışçasına kafasını yola çevirdi. Ve bir şey gördü. Çok çok kısa bir süre hayal görüp görmediğini, yada dejavu denilen şeyi yaşayıp yaşamadığını anlamaya çalıştı. Çok güzel tatlılarımız var, denemek ister misiniz? Gürsoy aniden garson kıza döndü. Bakışları kızın üzerinde dondu. Sanki yükleme yapan bir bilgisayar gibi duygusuzdu. Tatlı mı? diyebildi. Evet tavsiye etmemi isterseniz karamelli ve meyve parçacık... Tatlı ha, kahvenin yanında hem de? Nefret ederim. Tıpkı senden nefret ettiğim gibi. Yo sağ ol. Kafası dağılmıştı şimdi. Duyguları karışmış, kendini beceriksizmiş gibi düşünmeye başladı. Bakışlarını yine, daima sürprizlere gebe İstiklal Caddesi üzerine devirdi. Aşağıdaydı işte. Biraz önce gördüğü şey oradaydı, çok güzel bir kızdı. Tramvayın gittiği yönden, kendinin bulunduğu binanın önüne doğru yürüyordu. Bu mesafeden bile kızın hayatının kadını olabileceğini düşündü. Evet bu kadar çabuk karar veremezdi ama öyleydi işte. İçine düşen bir ateş bunu doğruluyordu. Onca kalabalığın arasında o apayrıydı. Hem rengi, hem yürüyüşü, hem de yaşayışı farklıydı. Üzerinde el örgüsü bir bluz ve altında dar bir kot pantolon vardı. Ayakkabıları köseleydi kösele olmasına ama sanki spor ayakkabı giyinmiş gibi rahat yürüyordu. Saçları kapkara, teni ise bronzların en güzeliydi. Kızartma çeşitlerimizde oldukça güzeldir. Gürsoy beynine saplanan bir bıçağı çıkarmaya çalışıyormuş gibi hissetti kendini. Bu lanet olası, Allah'ın karın ağrısı gitmemiş miydi hala? Kafasını çevirmeyecekti kesinlikle. Eğer böyle bir şeye kalkışırsa çok tehlikeli olacağını biliyordu. Birincisi göz hapsine aldığı dünyanın en muhteşem kadınını kaybedebilir, ikincisi elindeki sıcak kahveyi garson kızın suratına atabilirdi. Bütün bunları yapmamak için, ama en önemlisi, aşağıdakini kaçırmak istemediği için dönmeyecekti. Hayır bir şey istemiyorum. Kendini anlaması için ses tonunu ayarlayabildiğini umdu. Garson kız kırgın bir tonda onayladı, yavaş ve isteksizce ayrıldı. Eğer o an biri ona dokunsa ağlayacaktı. Belki de bu işi sonraya bırakmaya karar vererek tuttu kendini. Gürsoy, gitgide bulunduğu binaya yaklaşan kıza daha bir ilgiyle baktı. Yüz metre sonra onu tam tepesinden görebilecekti. Ne yapması gerektiğine çabuk karar vermeliydi. Bu sefer, bu kızı kaçırmamalıydı. İnsanın hayatında böyle anlar ancak birkaç kere yaşanırdı. Bir fırsatı olmuştu daha önce, o anı asla unutamıyordu. Metro istasyonundaki kız ellerinin arasından, uçan bir kuş misali yok olmuştu ve bir daha asla onu bulamamıştı. Ama bu sefer kaçırmayacaktı. Fazla zamanı yoktu. Aklında bir plan hazırlamaya başladı. Kız binanın önünden geçerken o da kapının önüne çıkmış olacak ve bir yolunu bulup dikkatini çekecekti. Yapması gereken, dünyanın en zor şeyi olsa bile bunu yapacaktı. Ancak seksen metre kalmıştı. Elindeki sıcak kahveden ağız dolusu içerek, sanki onu bitirmezse cezalandırılacakmış gibi davrandı. Aklına gelen şey Gürsoy u biraz korkuttu. Hesabı ödemek için zaman kaybetmemeliydi. Döndü, önüne gelen ilk garsonu yanına çağırdı. Şansı vardı ki, geldiğinden beri kuyruğundan ayrılmayan kız yoktu etrafta. Yetmiş metre. Hesabı çabuk getirmelerini istedi. Bir yandan da aşağıya, sanki tanıdığı birini görmüş gibi ilgiyle bakıyordu. Ayaklanırken kahvesinin son yudumunu da kafaya dikti. Altmış metre. Kahretsin gitgide yaklaşıyordu. Merdivenleri inmesi fazla zamanını almayacaktı ama içinden bir his yinede acele etmesi gerektiğini söylüyordu. Garson bu sefer bir erkekti ve 8

9 elindeki küçük tepsinin üzerinde bir adisyon fişi vardı. Gürsoy, fişi kaba bir hareketle çekip alırken diğer elini de cüzdanına götürdü. Amma da uzun sürüyormuş hesap ödemek diye düşündü. Cüzdanından bütün para çıkınca neredeyse küfür edecekti. Paranın üzerini çok çabuk getirmesini emretti garsona. Kırk beş metre. Gürsoy pencereden tekrar aşağıya baktı ve kızın daha çok yaklaştığını görünce para üstünü almaktan vazgeçti. Tam o sırada aklına başka bir virüs bulaştı. Ya ara sokaklardan birine dalarsa. Kırk metre içinde en az sağlı sollu dört tane ara sokak olmalıydı. Beyninin ısındığını hissetti. Ve masadan ayrılarak aşağıya inmek için harekete geçti. Üçüncü kattaydı ve ilk kez bu kadar yükseğe çıktığına, içinden bağırarak lanetler okudu. Otuz üç metre. İkinci katın merdivenlerine indiğinde paranın üzerini getiren garson onu yakaladı ve durmasına sebep oldu. Paranın üzerini yine kaba bir hareketle alarak adımlarını hızlandırdı. Yirmi beş metre. Giriş katına ulaşmıştı. Artık birkaç saniye sonra kapının önünde olmayı hesaplıyordu. Ama bazen insanlar istedikleri şeye ulaşmak için zor engelleri aşmalıydılar, Gürsoy un kaderindeki engelse garson kızdı. Kız soldaki tezgahların arkasından kendisinin dışarı çıkmak üzere olduğunu görünce aceleyle yanına yaklaşmaya başladı. Gürsoy içinin buruştuğunu hissetti. Kızgınlığı yaktı ciğerlerini. On sekiz metre. Bakar mısın? İnanılacak şey değildi. Ne anlayışsız birisin diye düşündü. Seni istemiyorum. Benim istediğim kişi az sonra kapının önünden geçecek olan kız. Ama garson kız hedefe kitlenmişti bir kez, aklından geçenleri yapacaktı. Giriş katı kalabalık değildi. Müşteriler bu katta sadece siparişlerini verirler, daha sonra üs kattaki oturma yerlerinden birini seçerlerdi. Biraz konuşabilir miyiz? Garson kız bunları söylediğinde, kapıdan çıkmak üzere olan Gürsoy a yetişmişti. Allah belanı versin diye geçirdi içinden. Eğer senin yüzünden o kızı kaçırırsam senin canını yakacağıma yemin ederim. On metre. Gürsoy kapıya ulaştığında, gözleri de o muhteşem yaratığı bulmuştu. Gerçekten bu kızı istiyordu. Onun yüzündeki hülyada kaybolmak istiyordu. Kanının sıcak aktığını hissetti. Ve başı dönmeye başladı. Kız kendisine bakıyordu. Kapıyı açıp kendini dışarı attığı sırada arkasından garson kızın ısrarla seslendiğini ve hiç pes etmeyecekmiş gibi geldiğini hissetti. Şiimdii oollmaaazzz... sesi ağırlaşmıştı. Gürsoy başını tekrar kızın geldiği yöne, ağır çekimdeymiş gibi çevirdi. Onu görüş alanının içine aldığında, İstiklal Caddesinin üzerindeki dünya yavaşlamaya başladı. İnsanların hareketleri gitgide donuklaştı. Ama, gözünü hiç ayırmadığı kızın hareketlerinde hiçbir değişim olmamıştı. Bu anı yaşadığını hatırladığında kan beynine sıçradı. Arkasındaki ve önündeki dünya tamamen durmak üzereydi. Beş metre. Bu sefer başarmalıyım diye düşünerek hızla adımını attı ama kesinlikle onu tamamlaması yüzyıllar alacaktı. Az sonra önünden geçecek olan kız, Gürsoy un gözlerinin içine bakıyor ve neredeyse beni takip et, bende senden çok hoşlandım diye konuşuyordu. Kalbinin tıpkı önündeki insanlar gibi durduğunu zannetti. Yoksa bu kadar acı çeker miydi? Bir metre. Hayatının kadını gözünün önündeydi, hatta elini bir uzatabilseydi onu kolundan tutabileceği mesafedeydi. Ama o, gözlerinin içine, sana dünyanın en güzel aşkını vereceğim 9

10 der gibi bakarak, yürüyordu. Yine bütün dünya durmuştu. Sadece kız ve kendi düşünceleri hareket ediyordu. Arkasından kendine doğru gelmeye çalışan garson kızı düşündü. Hayır böyle kadınlarla yapamazdı o. Bütün acılar bir olup göğsüne basınç yapmıştı sanki. Dur, beni bekle demek için ağzını açmak istedi ama sonuç vermeyeceğini biliyordu. Bir şey yapmak istiyordu. İyide ne? Kız önünden geçerken Gürsoy a güldü. Işıldayan yüzü daha da aydınlanmıştı şimdi. Davetkardı. Ama adımları aktı gitti. Biraz uzaklaştıktan sonra döndü ve gel der gibi yine güldü. Gürsoy un beyninde bir balyoz, düzenli ve süratli bir şekilde çarpıyordu. Yaklaşık otuz metre sonra, kalabalığın arasında görünmez oldu. Artık yoktu. Biri, kafasının içini ateşe vermiş gibiydi. Kısa bir süre sonra, her şey yavaş yavaş eski haline dönüştü. Gürsoy adımını tamamladı ve ağzından kendinin de anlamadığı birkaç kelime çıktı. Şimdi kızın peşinden koşmanın zamanıydı. Hiçbir işe yaramayacağını biliyordu ama yapacaktı. Dur bir saniye. Garson kız tam arkasındaydı ve neredeyse onu durdurmak için çelme çakacak kadar gözü dönmüştü. O kadar delirmiş gibiydi. Gürsoy ne garson kızı, ne de İstiklal caddesinin üstündeki insanları düşündü. Onun aklında sadece, biraz önce hayatının en değerli şeyini kaçırdığı gerçeği vardı. Bir daha böyle bir fırsat geçmeyecekti eline. Koşmaya başladı. Kızın gözden kaybolduğu yöne doğru gidiyordu. Garson kız kapının önüne çıktığında, ondan kaçtığını zannedecekti ama hiç umurunda değildi. Neler oluyor tanrım? Neden böyle oluyor? Tam buluyorum dediğim sırada onu elimden kaçırıyorum. Yoksa bu bana çektirdiğin bir ceza mı? Başka bir şey gelmiyordu aklına. * Tam bir buçuk saat koşmuştu deliler gibi. Caddenin girilmedik sokağını, bakılmadık köşesini bırakmamıştı. Bulamayacağını bile bile bütün enerjisini harcamıştı. Sonunda ücra bir köşeye sığınarak, sinirinden ağladı. Mantığı da, aklı gibi ağlıyordu. Olamazdı böyle bir şey. ( 3 ) Her şeyden o kadar çabuk sıkılıyordu ki, yaramaz bir çocuk kral gibi, önüne sürülen bütün güzelliklere burun kıvırıyordu. Hayatını renklendiren kalıcı hiçbir şeyin olmadığına inanıyor, bu düşünce beyninde bir kısır döngüye dönüştüğü için, içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Çok farklı şeyler denemişti yirmi iki yıllık hayatında. Aklına koyduğunu, ne kadar saçma veya ne kadar aykırı olsa da yapar, sıkılması fazla sürmezdi. Erkekler adeta onu seksten soğutmuştu. Hiçbirinin yaratıcı olmayışı, ve kendilerini ispat çabaları oldukça komikti. Aslında erkeklerin komiklikleri hakkında kitap yazacak kadar bilgiye sahipti. Bir ara kadınlara ilgi duymanın nasıl olacağını merak etti. Bu tarz kadınların 10

11 gittiği bir bar bulunca, bir iki kadınla bu iş üzerine sohbetler yaptı. Olmadı daha baştan sıkılmıştı. Çünkü kadınların hepsi salaktı. Hem de erkeklerden bile. Bugün yine farklı bir şeyler bulma ümidiyle dışarı çıkacaktı. İçinde garip bir his, olabildiğince uçuk giyinmesini söylüyordu. Saçlarını ve makyajını elinden geldiği kadar aptal yapacak, sonrada aylak aylak caddelerde dolaşıp, kendine eğlence arayacaktı. İnsanlar ona garip bir aşağılamayla bakacak ama eğlenen taraf kendisi olacaktı. Hiçbir şey umurunda olmadığı için, istediği şeytanlığı yapabilecekti. Annesi yetmişli yılların ünlü mankenlerinden biriydi. Oldukça hızlı yaşayan babası ise zenginliğin vermiş olduğu güvenle, bu güzel ve seksi mankenle aşk yaşamaya başlamış, her nasıl olmuşsa evlenmişlerdi. Bu evlilik, tek bir ürün vermişti, o da kendisiydi. Öylesine yılışık bir aile yapısı vardı ki, annesi gizli gizli erkek arkadaş ediniyor, babası ise parasıyla yabancı ülkelerde küçük kızların peşinde koşuyordu. Kızı için ise bolca para harcıyor ve serbest bırakıyordu. Annesi onu evde uyuşturucu içerken yakaladığı zaman, sadece bu işi yapmak için yaşının genç olduğunu söylemiş ve olayın üzerine gitmemişti. Sonunda on yedi yaşında evden ayrılmış, kendi başına yaşamaya başlamıştı. Ailesinin boşanması, evden ayrıldıktan sonra uzun sürmedi. Kızlarıyla, başkalarıyla yaşarken sadece parasal konularda diyaloga giriyorlardı. Öğle güneşi kararlılıkla ısısını arttırmaya başladığında, mutfaktan aldığı elmayı üzerindeki sabahlığına silerek parlattı. Elmanın yarısına geldiğinde sıkıldı, mutfak tezgahının üzerindeki yığılı bulaşığın arasına basket attı. Saatine sıkça bakmaya başlamıştı. Tam bu saatlerde kargo şirketi, babasından istediği paketi getirmek üzereydi. İki ay önce Hollanda ya giden babası, oradan bir şey isteyip istemediğini sorunca hiç tereddüt etmeden bir sipariş listesi oluşturup eline tutuşturmuştu. Yaklaşık yirmi tane Cd, bir tane, altmış sekiz kuşağı çiçek çocuklarının taktıkları güneş gözlüklerinden ve bir çok ufak tefek şeyin olduğu bir listeydi. Beklemek kadar sıkıldığı başka bir şey olmadığından, kendini yatak odasına attı. Elbise dolabının içindekileri yatağın üzerine boşalttı. Elbise seçmekten de nefret ederdi ama bugün saçına uygun bir şeyler bulmalıydı. Şöyle çılgın şeyler. Elbiseleri karıştırırken aklına bir fikir geldi. Yüzündeki ışıltıdan pekte masum bir düşünce olmadığı belli oluyordu. Eğer kargo şirketinden gelen kişi genç biriyse, onunla biraz kafa yapabilirdi. Hemen aklına yapabileceği şeyler gelmeye başlayınca, keyfi arttı. Geçen sonbahar aldığı, çamaşır ipini andıran kalın iplerden çok seyrek örülmüş, adeta küçük bir madeni paranın sığabileceği kadar seyrek, turuncu bir transparan bluzu seçti. Seksi olabilmek için, altına en uygun sutyeni giyindi. Aynanın karşısında kendisine baktığında oldukça seksi ama bir o kadarda uçuk bir kız gördü. Aynaya yüzünü yanaştırınca, çıkık elmacık kemiğinin burnuna yakın bölümünde küçük bir sivilce gördü ve sinirlendi. Sonra zamanın azlığını düşünerek, gelen kuryeyi külotuyla karşılamak istemediği için hemen deri pantolonunu çekti altına. Evde ayakkabı giyilmesi konusunda kararını hiçe sayarak, annesine zorla aldırdığı kan kırmızısı köselelerini giyindi. Sanki içinde sevgilisini karşılamak için hazırlanan birinin telaşı vardı. Heyecan, özlediği bir duyguydu. Koşarak tuvalet aynasının karşısına gitti. Kaşlarına jöle sürerek şekliyle oynadı. Bunu lezbiyen birinden öğrenmiş ve çok hoşuna gitmişti. Sol gözünün altına, yeni çıkan sivilcesinin üzerine gelecek şekilde, uçuk yeşil üç tane pulu, küçük bir üçgen oluşturacak şekilde yapıştırdı. Kısa bir süre daha neler yapabileceğini düşündü. Dudaklarını lâciverte yakın bir mora boyayınca ayna karşısında kapkaranlık, bir o kadarda gizemli bir görüntü oluşmuştu. Gelen kurye kim bilir ne tepki verecekti. Yüzündeki ifadeyi görmek için tekrar saatlerce uğraşabilirdi. Şimdi canı sıkılmıyordu. Boynuna Budizm kokan kolyeler taktı ve bileğini deri işlemeli bilekliklerle doldurdu. Aklına geldikçe geliyordu. Oldukça uçuk olmak istiyordu, bu yüzden elindeki bütün imkanları kullanacaktı. Çekmeceden çıkardığı bir kutudan üç yüzük ayırdı. Birinin üzerinde ağlayan 11

12 yaşlı bir kadın figürü vardı. Hepsini sol elinin uygun parmaklarına takarken, dış kapının zili çaldı. * EG Kargo şirketi, bugün Gürsoy Köklü yü oldukça yoğun bir iş temposunun içine atmıştı. Yaklaşık, sabah saat yedi buçuktan beri, verdikleri steyşın bir arabayla oradan oraya koşuşturup duruyordu. Bir ara hava alanında çıldıracağını zannetmişti. Bant sorumlularından biriyle neredeyse kavga edecek, başını bir trafik polisiyle belaya sokacaktı. Öğle yemeği öncesi, Avrupa Yakasındaki bir çok paketi yerlerine ulaştırmış, sonrada Anadolu Yakasındaki iki paketini vermek için karşıya geçmeye başlamıştı. Ama her şeyden önce karnını doyuracak, ancak o zaman işine kaldığı yerden devam edebilecekti. Bu yakadaki işlerini eğer erken bitirebilirse, akşamüstü kız kardeşini alacak ve söz verdiği gibi onu sinemaya götürecekti. Kardeşi kendisiyle önemli bir konuda konuşmak istediğini söylemişti. Konuşacağı şeyleri kesinlikle merak ediyordu. O yüzden yemek molasını kısa kesmeliydi. İlk önce arabayı park edecek uygun bir yer aradı. Sonrada sanki çok acelesi varmış gibi, ayak üzeri bir döner ekmek yedi ve büyük boy bir ayran içti. Yemeğin hemen ardından, sodasıyla sigarasını içmeye başladı. Üsküdar Meydanındaki büfecilerden birinin önündeydi. Sanki sokak defilesi varmış gibi etraf güzel giyinmiş kızlarla doluydu. Gürsoy bir çoğunu beğendi. Ama hala aklı meşguldü. Kargo şirketine girdiğinden bu yana çok yoruluyordu. Son zamanlarda yorgunluktan kötü kötü rüyalar görmeye başlamıştı. Gürsoy, sodasının bittiğinin farkına varınca çabucak saatine bir göz attı, daha öğle vakti olduğunu gördü. Erkenden işini bitirecek ve kardeşine daha çok zaman ayırabilecekti. Arabayı park ettiği yerden aldı ve kalan iki paketin adreslerine bir kez daha göz gezdirdi. Büyük olan paketin adresi hemen yolunun üzerindeydi. Bir fotoğrafçı dükkanına aitti. Steyşını meydandan çıkararak, sahil yolunda ilerlemeye başladı. Son bir haftadır aklından çıkmayan görüntüler, hayatının kadını olduğuna inandığı o iki kız. Neler oluyor bilmiyordu? Onları ne kadar istediyse, bir türlü elde edememişti. Garip olan ise dünyanın bile kendisine engel oluşuydu. Her şey donuyor ve hareketini kısıtlıyordu. Acaba gerçekten hayal mi görüyordu? Yoksa bilmediği bir şeyler mi oluyordu? Durum her ne olursa olsun, her iki durumda da başaramıyordu. Bir kez daha olacak mıydı aynı şey? Olursa ne yapacaktı? Gerçi yapacağı bir şey yoktu ya. Radyosunun iki numaralı hafıza düğmesine bastı, tatlı bir melodinin arabanın içine dolmasına izin verdi. Trafiğin bu yoğunluğunda en fazla on dakika sonra elinde kalan paketlerin ilkini adresine ulaştıracaktı. Bu bölgeyi sokak sokak, cadde cadde biliyordu. O yüzden adres sormasına gerek kalmadan yönünü rahatça bulabildi. Soy fotoğrafçılık yazılı tabelanın altında park etti, paketi aceleyle dükkana bıraktı. Gerekli yerleri imzalattıktan sonra yine çabucak dükkandan çıktı. Arabaya binince ne kadar becerikli olduğundan dolayı kendini kutladı. Çoğu kez, zaman bile tutardı seriliğini ölçmek için. Arka koltuktaki son paketi eline aldı. Üzerindeki konşimentodan adrese baktı ve yüzünü biraz buruşturdu. Adres bulunduğu yere en az yarım saat uzaklıktaydı. Moralini bozmayacaktı. Çünkü bu işi bitirdiği zaman, saat ancak iki olacak ve EG kargo şirketini arayarak işinin akşama kadar bitmeyeceğini söyleyerek, birkaç saat zaman kazanacaktı. Arabaya aldığı yeni koku içinde hoş bir duygu uyandırmıştı. Müzikte bu duygusunu destekler gibiydi. İşini erken bitirmenin huzuruyla son kargosunu vermek için gaz pedalına bastı. Çocukluk yıllarında, büyüyünce ne olacaksın? Sorusuna karşılık, şoför olacağını söylerdi. O yıllarda bile arabalara karşı ilgisi oldukça fazlaydı. O günleri hatırlayınca daha bir hoşnutluk içinde sürdü arabayı. 12

13 Aklına, o iki kızı hiç getirmek istemiyordu. Aksi halde canı fena halde sıkılıyordu. Adresteki binanın önüne gelerek, arabayı park edecek uygun bir yer aradı. İki katlı bir yapıydı burası: Önündeki dört beş arabalık park alanında, sadece bir tane eski model araba vardı. Kargo arabasını o eski arabanın yanına park etti ve dış kapıya doğru yürümeye başladı. Burada yaşayan ailenin maddi sıkıntı diye bir derdi olduğunu zannetmiyordu. Zaten bırakacağı pakette Hollanda dan geliyordu. Konşimentonun üzerindeki isim bir kadına aitti. Umarım evdesiniz bayan Berna diye düşündü ve kapının hemen yanındaki garip megafonlu zile bastı. Eğer gereksiz birisi isen canını yakmadan buradan defol. Gürsoy neredeyse sıçrayacaktı. Şaşırmak kelimesi hissettiği şeyin yanında biraz aptalca kaçardı. Onunki garipsemeydi. Bu yüzden kaşlarını astı ve başını hafifçe geri çekti. Megafondan yükselen bu tok ve emin ses o kadar küstahtı ki, neredeyse cihazın içerisinden yüzüne doğru soğuk bir rüzgar esecekti. Evet. Megafondan tekrar aynı ses duyuldu. Ama bu sefer küstahlığın yerinde başka bir şey vardı. Belki biraz sevinç veya sevinç değil de, bu duygunun açlığı olabilirdi. EG kargodan geliyorum, bir paketiniz var. Berna Karal için. Gürsoy kendini biraz garip hissetti. Sesini duyduğu kişi yaşlı birine benzemiyordu. Sanki sesi kadar güzel birine benziyordu. Tamam. Yalnız sizden bir şey rica edeceğim, dün akşam alkolü biraz fazla kaçırmışım bu yüzden aşağıya inecek halim yok, eğer mahsuru yoksa onu yukarıya yanıma getirebilir misin. Eğer kabul etmezsen... konuşma susmuştu. Gürsoy a megafondaki ses biraz eğleniyormuş gibi gelmişti. Fakat sesin tatlılığı merakını bir kat daha arttırdı. Yo yo hiçbir mahsuru yok. Kapıyı açarsanız paketinizi yanınıza getirebilirim. Sesindeki merakı ve azda olsa heyecanı belli etmemeye çalışarak konuştu. Bu şirketi seviyorum, yardım için ellerinden geleni yapıyorlar. Hiçte dün akşamdan kalma bir sese benzemiyordu. Ardından kapı otomatiğinin sesi duyuldu. Gürsoy kapıyı açar açmaz, mistik bir kokuyu fark etti evin içinde. Tütsü satan dükkanlar gibi kokuyordu. Anlaşılan bu bayanda tütsü delisiydi. Tam içeri gireceği sırada megafonun sesiyle duraladı. Odam ikinci katta, koridorun sonundaki oda. Şimdiden teşekkürler. Neredeyse gülecekti ses. Megafonun kapatma sesi duyuldu. Az sonra neler olduğunu anlarız diye düşünerek tütsü kokulu eve daldı. Girişteki geniş hol irili ufaklı bir sürü bibloyla doluydu. İğrencinden tut çok pahalısına bir sürü ıvır zıvır. Sol duvardaki ağaç oyması büyük kızıl derili silueti ilginçti. Sağdaki ayakkabılıkta neredeyse her renk vardı. Merdivenlere giden koridorun tavanından bir sürü, ne olduğu anlaşılmayan şey asılıydı. Eğer rotasını doğru düzgün çizemezse, bir şeylere çarpması içten bile değildi. Bu şeylerin bir çoğu ses çıkaran cinsten olduğu için eğilerek yürümesi gerekiyordu. Merdivenin başındaki, koca göbeğiyle oturan Buda heykelinin yanına gelene kadar, iki kere ses çıkarmıştı, gerisini başarıyla atlattı. Bir yuvarlak oluşturarak yükselen merdivenlerin iki ucunda da, yarı erimiş mumlar vardı. Gürsoy tanık olduğu bunca şeyden sonra bu evde yaşayan kişinin ne olduğunu tahmin edemiyordu. Azıcık zamanı olsa hayal etmek zevkli olabilirdi. Ustalıkla ışıklandırılmış merdivenleri, koşarak çıktı. Aslında ev, içindeki dekorasyonu haricinde gizliden içine sinmişti. Ama evin sahibi kendisi olsaydı, bu kadar abartmazdı. Sol elindeki paketin sahibinin bulunduğu odayı uzaktan gördü ama içeriyi bu mesafeden kestiremiyordu. Sanki kulaklıktan geliyormuş gibi tiz bir müzik sesi yayılıyordu. Af edersiniz. Gürsoy temkinli adımlarla odaya ilerlemeye devam etti. Buradayım doğru ilerleyin lütfen. Sevimli bir ses, hiç bu kadar tuhaf çıkamazdı herhalde. 13

14 Buradaki kısa koridora, yoğun bir şekilde kahverengi hakimdi. Bir boy aynasının yanından geçerken korkar gibi oldu. Sonra bulunduğu ruh haline şaşırdı. Odadan içeriye girdiğinde şaşkınlığı tahmin edemeyeceği kadar arttı. Karşı taraftaki kanepeye uzanmış çok güzel bir kız vardı. Gözünün önüne daha önce kaçırdığı iki kız geldi. Aynı duyguları hissetmiyordu ama yinede içindeki kıpırtı garip bir şekilde kendisini utandırmıştı. Kapalı, büyük ekran televizyonun hemen yanında, daha on dakika önce yakıldığı anlaşılan bir tütsü, dumanlarını salıyor ve odanın kokusunu daha da ağırlaştırıyordu. Gözüne çarpan başka bir şey daha vardı. Dikkatini o yöne doğru yoğunlaştırınca, duvardaki garip kılıklı insan resimlerini gördü. Kimi uzun sakallarıyla bir filozof gibi bakıyor, kimi ise kızgınca bir şeylere isyan ediyormuş gibi bağırıyordu. Yerlerde birçok CD dağınık halde duruyordu. Müzik setinin ışıkları yanıyor ama ses çok derinden geliyordu. Evimi beğenmemiş gibisin dostum. Bu sıcak konuşma karşısında Gürsoy neredeyse kekeleyecek veya konuşamayacaktı. Yo... hayır... aksine oldukça değişik geldi bana. Sonra cesaretini toplayarak devam etti. Bu evin dekorasyonu size mi ait? Alakasız konulardan sohbet açmaya çalışıyordu. Evet tamamen benim zevkime uygun döşendi ama sıkıldım artık, değişiklikler yapacağım. Benim için güzel olması önemli değil, ilginç olması önemli. Kız, gözlerini kısmış bir şekilde kuryeye bakıyordu. Yattığı yerden hafif etine dolgun olduğu belli oluyordu. Üzerindeki transparan giysinin içindeki beyaz vücudu davetkar bir biçimde sergileniyordu. Çenesinin şekli, gülüşünü bir kat daha güzelleştirmişti. İlginçliği konusunda zannettiğinizden çok daha fazla başarılı olmuşsunuz. Dikildiği yerde rahatsız olmuşçasına kıpırdandı. Paketi nereye koymamı istersiniz? Kızın pekte sarhoşmuş gibi görünmeyen, aksine daha çok sağlıklı birininkini andıran yüzüne bakıyordu. Sesindeki davet edilme isteğini gizleyememişti. Bana verebilir misin onu? Elini havaya kaldırarak getirmesini işaret etti. Gülümseyişi garipti. Koltuk altını görünce, Orhan Veli nin bir şiiri geldi aklına. Tabi. Gürsoy bir kez daha heyecanlandı. Umduğundan fazla kalmıştı burada ve biraz daha kalmak, hiçte fena bir fikir olmazdı. Berna, yanına yaklaşan kuryeye yer açmak istermiş gibi uzandığı yerden doğruldu ve oturdu. Gürsoy harekete geçtiğinde, bir an dünyanın ve hareketlerinin yavaşladığını zannetti ama şükürler olsun ki şimdilik böyle bir şey olmadı. Paketi eline alan kız sanki sıradan bir şeymiş gibi oturmasını söyledi ve bu teklifi ört bas etmek için hemen paketi açmaya başladı. Kısa bir süre sonra ayaktakinin oturmadığını görünce teklifinde ciddi olduğunu belli eden bir el hareketiyle tekrar oturmasını söyledi. Bu sefer istediği olmuştu. Gürsoy, elinin ayağının boşaldığını hissediyordu. Kızın vücudundan gelen hoş koku kendisini cezp ediyor, buda kalbinin ritmini artırıyordu. Saçları oldukça değişik boyanmıştı. Yanağındaki pullar oldukça ilgi çekiciydi. İstediğim her şeyi göndermiş babam. Elindeki CD leri gelişi güzel ayağının dibine bıraktı ve diğerlerini de ahşap sehpanın üzerine. Babaların görevleri sadece çocuklarının isteklerini karşılamak olmamalı öyle değil mi? Yaptığı belki de roldü ama yinede içten söylemişti. Babalar konusunda benimde bir takım düşüncelerim var ama herhalde seninki kadar acımasız değildir. Bunu neden söyleme gereği duyduğunu bilmiyordu ama fazlada garipsemedi. Anlaşılan ailenle aran oldukça iyi. İlgiyle bakıyordu kız. Oldukça iyidir. Bunun değerini bilmelisin dostum. 14

15 Kızın sesindeki bir anlık ciddiyet onu biraz daha güzelleştirmişti sanki. Elindeki paketi bir kenara bırakarak Gürsoy'a dönen kızın yüzündeki ciddiyet, değerini yitirmiş gibiydi. Biliyor musun ailelerden konuşmaktan nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmem. Bir gün bunun sebebini sana anlatırım. Güzel gözlerini kısmış, nefesinin hoş kokusuyla erkeği baştan çıkarmak istermiş gibi yaklaşmıştı. Bunun için sana zaman ayırmaktan çok hoşlanırım. Benim gibilerine paylaşımcı derler. Gürsoy, kızın bu denli samimi olmasını garipsedi. Onda garip bir farklılık vardı. Eğer bu anı başarıyla yaşayabilirse, kuryecilik hayatında geçirdiği en ilginç gün olarak hatırlayacaktı. Dur sana içecek bir şeyler vereyim, tabi acelen yoksa. Bakışları, Gürsoy'a sanki teklifimi kabul et der gibi bakıyordu. Acelem yok, bugünlük işim bitti. Çok güzel! Berna, tuhaf bir sevinç gösterisi yaparak kuryenin yanağını öptü ve hiçte alkollüymüş gibi davranmadan odadan çıktı. Kız ayağa kalkınca boyu belli oldu. Neredeyse kuryeden bile uzundu. Yürüyüşü çok asil değildi ama yinede insanın kalbine sıcaklık veriyordu. Gürsoy bir an keyfinin son safhada olduğunu anladı. Oturduğu yerde sanki yapması gerekeni yapıyormuşçasına rahatça saldı kendisini. Gözü bir yandan duvardaki resimlere ilişmişti. Daha neler düşüneceğine karar vermeden, Berna elinde iki bardak dolusu meyve suyuyla içeri girdi. Birini Gürsoy'un ayak dibine bıraktı, diğerini de kendi oturacağı yerin yanına koydu. Kız bu sefer kuryeye daha da yakın oturdu. Son bir haftadır her şeyden o kadar çok sıkıldım ki inanamazsın. Senin aklına değişik bir şeyler geliyor mu? İşte tuzak soru. Ne gibi değişik şeyler? Gürsoy gerçekten merak etmişti. Bir bilsem yapacağım ama aklıma bir şey gelmiyor. Hülyalara dalmışçasına bakışlarını karşısında ki erkeğin gözlerinin içine devirdi. Ama Gürsoy, o bakışlarda başka bir şey görebiliyordu. Arzu. Biraz düşünecek zaman kazanabilmek için eğilip meyve suyunu aldı ve ağız dolusu bir yudum içti. Karşısındaki kızda aynı hareketi yaptı ve tekrar döndü. Nefesi keskin vişne kokuyordu artık. Kız arkadaşın var mı? Hayır. Neden bu kadar telaşlı konuştuğunu anlamamıştı. Bir an için ağzından çıkanlara engel olamayacağını zannetti. Tütsü bitmiş ama kokusu yoğunluğunu sürdürüyordu. Odanın içinde garip bir hava vardı. İnsan dışarı çıkmak istemiyordu. Günlerce burada oturup miskin miskin televizyon seyredebilirdi. Pencereden, perdeler yüzünden gün ışığı sızmıyordu, odada tamamen yapay ışık kullanılmıştı. Buda odanın daha gizemli olmasını sağlıyordu. Yaşadığın en çılgın anını bana anlatsana. Berna bir anda konuşmaya başladı. Sesinde gerçekten aç bir merak vardı. Benim yaptığım çılgınlığımı, yoksa başımdan geçen herhangi bir olayı mı? Gürsoy, olanları düşündü. Buraya bir paket bırakmaya gelmiş ama bu kız tarafından evine davet edilmişti. Buraya kadar çokta garipsenecek bir şey yoktu ama gel gör ki sorduğu sorular ne davetinin amacını ortaya koyuyordu, ne de ne yapmak istediğini. Bildiği tek şey bu kıza biraz daha yakınlaşmak istediğiydi. Eğer öyle olursa kendini şanslı hissedecekti. Ne biliyim aklından çıkmayan bir şeyi anlat bana. Bakışlarını çekmeden istekli olduğunu belli etti. İçindeki eğlenme duygusunun yerini garip bir his almıştı. Belki de bu çocuktan hoşlanmıştı. Beklediği gibi kendisinden faydalanmaya çalışmamıştı. Eğer öyle olsaydı onunla bayılana kadar dalga geçebilirdi. İşler biraz değişmiş görünüyordu. Hiç bu kadar doğal birini beklemiyordu. 15

16 Gürsoy, aklına ilk gelen ilginç anısını anlatırken aklından geçenleri de engelleyemiyordu. Bu kızdan hoşlanmıştı. Hemen hemen her şeyi tam kendine göreydi. Gerçi her şeyi denemez çünkü, giyim tarzı ve yaşam rahatlığı kendine uymuyordu ama bir şeyler onu kendine çekmişti. Karşısında ilgiyle kendisini dinlerken aklını başından alıyordu. El hareketleri yüz mimikleri ve oturuşu, neredeyse kendisini bir düş sahnesine itmek üzereydi. Bir ara Berna kalktı ve yeni bir tütsü yaktı. Ne olduğu anlaşılmayan müziği de değiştirdi, şimdi yine anlayamadığı bir şeyler çalmaya başladı. Belki ilerleyen dakikalarda neden böyle müzik dinlediğini sorabilirdi. Kız tekrar yerine geldiğinde Gürsoy anısının sonuna gelmişti. İşte bu kadar. Diyerek son cümleyi masum bir çocuk gibi koymuştu. Aralarındaki kısa sürede oluşan samimiyete güvense de, çok rahat davranmıyordu. Çok korkmuş olmalısın. Berna, içinden gelmiş gibi Gürsoy'a yaklaştı ve onu öpmek istediğini belirtti. Yaaa... Gürsoy kızın bu yakınlaşmasından dolayı heyecanlandı. Daha önce hiç bu kadar kimseyi istemediğini düşündü. Evet öpmesi için izin verecekti ama, ya dünya yavaşlar ve onu kaybedersem diye de korktu. Aklına gelen bu yeni şeyden dolayı sinirleri gerildi. Bir anda hızla hareket etmeliydi, yoksa her şey yavaşlayacak ve elindeki bu fırsatı kaçıracaktı. Sahneyi gözünün önüne getirdi. Kız kendisini öpmek için eğilmeye başladığında hareketleri yavaşlayacak... ama daha önce gördüğü kızların hareketleri yavaşlamamıştı ki sadece kendisinin ve diğer şeylerin hareketleri donmuştu. Şimdi bu kız aradığı kişiyse ve kendisini öpmek istiyorsa onun hareketleri yavaşlamayacaktı. Kafası karışmıştı. Neler olacağını hesaplayamıyordu. Biraz daha düşünerek zaman kaybederse o güzel öpücükten mahrum kalacaktı. O yüzden düşünmeyi kesti ve karar verdi. Karşısındaki hayatının kadınını çok çabuk öpecek ve öpücüğün ardından dünya ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın ona aşkını itiraf edecekti. Bu sefer kaybetmemeye kesin kararlıydı. Her şey üç saniye içinde gerçekleşti. Gürsoy, Berna nın dudaklarına o kadar hızla yapıştı ki, neredeyse kızın dişlerini kırıyordu. Daha karşısındaki neler olduğunu anlamadan aşkını ilan etmişti. Berna, canı yanmış bir şekilde iki eliyle ağzını kapattı ve kendini geriye doğru çekti. Kaşları, sinir ve şaşkınlıktan gerilmişti, neler olduğuna dair açıklama bekliyordu. Gürsoy etrafına bakınıyor, arada bir kolunu hareket ettirerek sanki çalıştığına şaşırır gibi, aptalca bir bakışla süzüyordu. Dünya donmamıştı. Karşısındaki kızda ortalıktan kaybolmamıştı. Asıl neler olduğunu bilmeye hakkı olanının kendisi olduğunu haykırmak istedi. Gerçekten neler oluyordu? Eğer dünya donmadıysa bu kız hayatının kızı değil miydi? Yada artık kafayı üşütmeye mi başlıyordu? Alnının tam ortasında oluşan yoğun elektrik alanından dolayı düşünemiyordu. Tuhaf bir acı hissediyordu beyninde ve kalbinde. Dayanılmaz bir başarısızlık, kaybetme, kazanamama veya aşksızlık acısıydı bu. Belki de bambaşka, hiç tatmadığı bir acıydı. Neyin var senin, aç bir köpek gibi davrandın. Berna yerinden doğrulmuştu. Aklından geçenleri Gürsoy duyabilseydi, her şey daha çok karışacaktı. Bana bir saniye ver. Neredeyse bağırıyordu. Gerçekten, o saniyelere ihtiyacı vardı. Berna bir şeyler mırıldanarak, elerini ağzından çekmeden odadan çıktı. Gürsoy, bir an önce evden çıkmak, hatta kaçmak istiyordu. Kendine neler olduğunu bilmiyordu. Kesinlikle aklıyla ilgili bir sorun yaşadığına karar vermişti. Koridorun sonundan, açılan musluğun sesi gelmişti. Kız anlaşılan ağzını yıkıyordu. Utanç o zaman beynine saplanan bir sülük gibiydi. Kendinden tiksindi. En az kızın tiksindiği kadar. Kaçmak ve kendini dışarı atmak, aklına gelen tek şeydi. Doğruldu, dizlerinin uyuşukluğu acı verdi. Kalbi normalden iki kat daha hızlı atıyor, beyni ise kendi kendini kemiriyordu. Kendini bu kadar kötü hissettiği bir an daha yoktu. Koridoru hızla geçti ve merdivenlerde kızın sesini duydu. 16

17 Hayvan herife bak. Dişlerim kanamış. Duyduğu her kelime, peşinden atılan birer taş gibi sırtına çarpıyordu. Merdivenleri indi, koridorda asılı olan süslere aldırmadı. Başını eğmeyecekti, aksi halde kusacağına emindi. Çıkan onca sese aldırmadan kapıdan dışarı attı kendini. Tek sorun kalmıştı, bu sinirle nasıl araba kullanacaktı? Aslında daha büyük bir sorun vardı. Bu psikolojiyle nasıl yaşayacaktı? Aklına gelen bütün küfürleri, olması gerektiği gibi sayarak arabaya bindi ve ardına bile bakmadan evden uzaklaştı. Bir daha insan içine çıkmayacağına yeminler ediyordu. ( 4 ) Akşam altıya kadar kız kardeşiyle birlikteydi ama kafası yerinde değildi. Gittikleri sinemanın adını bile hatırlamıyordu. Kardeşi arada bir iyi olup olmadığını sorduysa da pek aldırış etmedi. Nede olsa bir insanın beynindeki fırtınanın büyüklüğü, suratından belli olmazdı. En azından Gürsoy bunu gizlemekte oldukça başarılıydı. Kardeşinin çok merak ettiği havacılık müzesine götürdü onu. Biraz kafasını toplar gibi olmuştu, fakat müzenin kapısından çıkar çıkmaz, yine aynı bunalımlar başladı. Son olay gerçekleşmeden önce yaşadığı gariplikleri umursamıyordu. Şimdi ise neden garipsemediğine şaşırıyordu. Her insanın başına gelmezdi ki böyle şeyler. Bir kız gördüğünde onun hayatının kadını olduğuna nasıl anlarsın? Birinci gariplik; Burnunun ucuna kadar gelir, onu elde etmek için eline bir fırsat geçer ve bir anda, bütün dünya sana karşı cephe alır. İkinci gariplik; Ama sen bu durumu garipsemezsin. Olacak iş değildi. Bütün bu yaşananlar her zaman oluyormuş gibi davranmak kadar saçma bir şey olabilir mi? Ya son olay. İşte o olayla her şeyin farkına vardın mı Gürsoy Efendi? Aklını kaybediyordu. Bu kesindi. Saat altı buçukta kardeşini eve bıraktı. Kardeş çok mutlu olmuştu bu küçük gezintiden. Ağabeyine gerekli teşekkürleri yaptı ve anne babasına, ballandıra ballandıra gününü anlattı. Gürsoy bir şeyler yedikten sonra odasına kapanarak birkaç saat düşündü. Aslında düşüncelerinden kaçmak için odasına girmişti ama saplandığı bu ölümcül hastalıktan hiçbir zaman kurtulamayacağının kararına vardı. Derli toplu odasında, çekyatına uzanmış tavanı seyrediyor, aklına daha önce yaşadığı ilişkilerini getirmeye çalışıyordu. Ama her ilişkisi, içtiği sigaranın dumanı gibi, kısa sürede dağılıp gidiyordu aklından. Saat sekiz buçuğa yaklaşırken, neredeyse sinirinden ve içine düştüğü çıkmazın ateşinden ağlayacak duruma gelmişti. Biri kafasının içinde, kahkahalar atıp duruyordu. Eğer hemen bu durumdan kurtulmazsa, beynini odasında karanlığa teslim edecekti. Mantığını kontrol altına alamazsa, aklını yitirebilirdi. Doğrulup odadan çıktığında, garip boyalı saçları olan kızın evinde hissettiği, yoğun kaçma isteğini duydu. Bu durumdan kurtulamayacağının korkusunun sinyalleri, beyninde durmadan acı bir şekilde göz kırpıyordu. Ensesinden başlayan bir ağrı, sol omzunu da kaplayarak, neredeyse felce dönüşecekti. Can acısı bile düşüncelerinin zehrini alamıyordu. Evdeki herkese mutlu olduğunu göstermeye çabalayarak izin istedi. Dışarı çıkmak niyetinde olduğunu söyledi. İtiraz yoktu. Başta evin annesi olmak üzere herkes, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamıştı. Soru yoktu. Saat dokuz buçuğu biraz geçe Beşiktaş a gelmişti. Bakışları etrafta dolaşmıyor, aklındaki şeyleri, sahilden esen rüzgarla temizlemek veya söndürmek için uğraşmıyordu. 17

18 Buraya neden geldiğini de bilmiyordu. Dışarı çıktığından beri hiçbir şeyden zevk almamıştı. Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu, sadece alkol vardı aklında. Alkol daima aklını başından alır, her şeyi unutmasına yardımcı olurdu. Beynindeki her şeyi alkolle yıkamak istiyordu. Belki işe yarar diye, bir bar aramaya karar verdi. Evet içmek, körkütük sarhoş olmak ona iyi gelecekti. En azından kısa bir sürede olsa düşünmekten kurtulacağına sevindi. Büyük bir bara gitmeyecekti. Hele gürültülü bir yer hiç seçmeyecekti. Ara sokaklara dalacak, nezih ve sakin bir yer seçecekti. Aramaya başlamadan önce garip bir şekilde alkolün huzurunu duydu içinde. Hemen ardından aklına gelen düşünce korkuttu kendisini, neredeyse içmekten vazgeçecekti. Ya alkol işe yararsa o zaman alkolik olur muydu? Kafasının içinde büyük bir savaş çıktı. Gürsoy artık bayılacağını düşünüyordu. Her şey o kadar üst üste sorun olmaya başlamıştı ki, dayanılması imkansız bir hal almıştı. Ya da onun dayanacak hali kalmamıştı. Yorgunluktan kısılmış gözlerinin üzerinde, kazanan alkol oldu. Şimdi içecek ve kafasını dinlendirecekti. Gerisini sonra düşünebilirdi. Beşiktaş ta tam istediği gibi bir bar bilmiyordu. İç güdüleri onu gitmesi gereken yere doğru sürükledi. Büyük bir giyim mağazasının solundan ara sokağa saptı. Daha önce buraya hiç gelmediğinden adı gibi emindi. Oysa tanıdık gelmişti. Sokağın girişinde sağ tarafta yarı kafeterya, yarı sandviççi olan bir yeri geçti. Az ilerde yol biraz karanlıklaşıyordu. Gizli bir yeri bulmaya çalışıyormuş hissine kapıldı. Belki burada bir bar yoktu ama olduğuna karşı içinde şüphe götürmeyecek bir his vardı. Burnuna anason kokuları gelmeye başlayınca iç güdüsüne güvendiğine sevindi. Hava oldukça güzeldi. Yaz ayının artık son güzel günleri diye düşündü. Sanki bu havaların dadını çıkaramayacağı korkusuna kapıldı. Loş bir şekilde ışıklandırılmış tabelasında Saki yazan, pavyon tarzı bir yerin önünden geçti. Anason kokusu buradan geliyordu. Aradığı yer böyle bir yer değildi. Yinede bu anason kokulu yere karşı garip bir sıcaklık duymuştu içinde. Gülümseyip devam etti. Biraz ileride bir adam, sarhoşluğunu saklamaya çalışarak üzerine doğru yürüyordu. Saçları neredeyse tamamen beyazlamış, yüzünde ise, yediği yemekten tiksinmiş gibi bir ifade vardı. Bakışlarında ise bulaşıcılık. Her an sorun çıkartacakmış gibi bakıyordu. Gürsoy böyle durumlarda hiç oralı olmazdı ama eğer adam kendisine bulaşacak olursa, onunla kavga etmeye hazırdı. Dayak yemekten korkmuyordu, hatta rahatlayacağından emindi. Hatta kavga konusunda biraz istekli sayılabilirdi. Adam yanından geçerken ona tam bir sokak serserisi gibi baktı. Fakat adam bu ültimatoma karşılık vermedi. Ağzı leş gibi rakı kokuyordu. Kıyafetine bakılırsa pek öyle fakir olduğu söylenemezdi. Sokak neredeyse bitecekti. Az ilerde, sakin bir caddeden geçen tek tük arabaların homurtuları duyuluyordu. Aradığı yerin burada olmadığına kanaat getireceği sırada, kulağına gelen hoş bir müzikle bu düşünceden silkindi. Sol tarafında az ileride, sanki sokaktan kendini saklamaya çalışan bir bina gördü. Müzik bütün ahengiyle oradan geliyordu. O tarafa doğru ilerleyince binanın kapısının önünde iki kara giysili, kel kafalı badigartın olduğunu gördü. Soğuk bir huzursuzluk çöktü üzerine. Badigartlarla arasında en fazla on beş metre vardı. Onların yüzündeki abartılı ciddiyeti görebiliyordu. Bunlar neden gülmez diye düşündü, cevabını bildiği halde. Karanlığın yardımıyla, arkalarındaki binaya çok iyi kamufle olmuşlardı. İnsan buraya girmeye korkardı. Müziğin dışında hemen her şey kasvetliydi. İçinde ki garip bir şey, buranın bu akşam aradığı yer olduğunu söylüyordu. Aradığı bir yer varsa tabi. Yinede hisleri ısrar ediyordu. Aynı hisler onu buraya çekmişti. Sonra aniden; Sen iyice kafayı üşütüyorsun oğlum diye söylendi kendi kendine. Nasıl hareket edeceğini düşünmeden badigartların yanına doğru yürümeye başladı. Sağ elini keten pantolonunun cebine soktu. İçeriyi merak ediyordu. Ama bu kara adamlar onun içeriye girmesini engelleyeceğe benziyordu. Yinede denemekten bir zarar gelmezdi. 18

19 Badigartların, buz gibi şüpheci bakışları arasında, çok rahat bir şekilde kapıya ulaştı. Kalbinde zaferden dolayı kan akışı arttı, kendini günün en mutlu anında hissetti. Eski bir yapıydı ve gizemli olması sadece sokağa taşan müzikten dolayı değildi. Eğer müzik duyulmasa veya kapıdaki ayılar olmasa, buranın terkedilmiş bir yer olduğu zannedilirdi. Yüksek, iki kanada açılan kapılardan giriliyordu içeriye. Yapması gerekeni çok iyi biliyormuş gibi, koca kapıyı aşmayı başardı. Kendini çok ama çok garip hissediyordu. Böyle durumlarda hiç tanımadığı bir yere girmenin heyecanını duyardı içinde ama şimdi sanki yıllardır buraya geliyormuş gibi rahat ve mutluydu. Daha kapıyı açar açmaz dikkatini çeken ilk şey, müzikten ve neredeyse duyulmayacak kadar kısık fiskostan başka hiçbir gürültünün olmadığıydı. Sanki çevredeki dünya miskince dönüyordu. Mutlu bir uyuşukluk hisseti vücudunda. Bu kadar güzel yerleri neden daha önce keşfedemezdi ki sanki. Belki de gerçekten böyle bir yer yoktu, şu an kendi odasında, çekyatının üzerinde uyuya kalmıştı. Bütün bunların hepsi bir hayal olabilirdi. Eğer hayalse bile sonuna kadar yaşamaya karar verdi. Değilse, zaten olanları bekleyip görecekti. Girişin hemen sağında, üç basamakla çıkılan sahnede genç bir kız, eski ve hemen herkesin bildiği bir blues parçasını, en az kendi kadar güzel söylüyordu. Anlaşılan buranın güzelliğine büyü katan bu kızdı. Tıpkı eski Amerikan filmlerdeki gibi bir sahne kurulmuştu. İnsanın içinde güzel bir ılıklık hissi sağlayan ışık düzeni, parçayı söyleyen kızın yanı sıra, ardındaki grup üyelerini de oldukça uyumlu aydınlatıyordu. Gürsoy un beynindeki karışık düşünceler yavaş yavaş, pazılın pulları gibi yerlerine oturuyorlardı. Bar tezgahı soldaki köşeyi tamamen kaplıyordu ama pek az insan orada oturuyordu. Müşteriler barın önündeki masaları tercih etmişlerdi. Kendisi gibi, üç yada dört kişi yalnızdı. Elbette kimse Gürsoy kadar yalnız olamazdı. Her masanın, tam ortasında silindir bir camın içine ışık konmuştu. Böylelikle insanların sadece yüzleri aydınlanıyordu. İlginç buldu Gürsoy bu düşünceyi. Sahnenin önünden geçerken yabancı adımlar atmamaya dikkat etti. Bara ulaşıncaya kadar kimseyi rahatsız etmemek için etrafa bakmıyordu. Ortalıkta hiç garson görmemiş olması da ilginçti. Bara ulaştığında, masalardaki silindir camların bir benzerinin yanına oturdu. Hemen ardından, nerden çıktığı belli olmayan, genç ama ciddi yüzlü biri kendisine yaklaşarak ne içmek istediğini saygıyla sorunca, aklına hemen keyifli bir içki ismi getirmek istedi. Sonunda alışkanlıklarının önüne geçememişti. İçkisi çok çabuk hazırlanarak önüne geldi. Bu arada barmen çocuk yalnız değildi. Barın tam sonunda yüzü karanlıkta kalan biri daha vardı. Bu kadar fakir ışıkta bile onun bir kız olduğu anlaşılıyordu. Terbiyesizlik etmemek için hemen bakışlarını ve merakını o yönden çekti. Blues söyleyen kıza doğru döndü. Sahnedeki kız, söylediği parçayı bitirmiş, ardından biraz daha ritmik bir parçaya başlamıştı. Bu kız bu parçayı nasıl bu kadar güzel söyleyebilir diye düşünürken, farkında olmadan kendiside, tıpkı birkaç müşteri gibi parçaya eşlik etmeye başladı. On beş dakika sonra, alkol kanına karışır karışmaz, hafifte olsa bir gevşeme hissetti. Bu durum keyiflenmesine yetmişti. Eğer burada birkaç saat daha kalırsa, parçaları sahnedeki kızla birlikte yüksek sesle söyleyebilirdi. Yudumlar yudumları kovaladı ve elindeki içki bitti. Tıpkı ritmik bir parça gibi. Gürsoy bu akşamlık keyfini iyice parlatmayı düşünüyordu artık. İlk önce elindeki içkiyi tazelemeye karar verdi. Yeni müzik başlayana kadar bunu yapacaktı. Arkasına döndü. Sanki yüzüne keskin bir rüzgar vurmaya başladı. Neredeyse saçlarının uçuştuğunu hissedecekti. Beyni bütün korkularını geri çağırmış, ama bilinç altındaki bütün umutları o korkulara savaş açmıştı. Karşısında duran, biraz önce kendisine içkisini veren yakışıklı çocuk değildi. 19

20 Onun durduğu yerde hayatının kadını duruyordu. ( 5 ) Bütün dünya tekrar yavaşlamaya başladı. Gürsoy aklını hızlandırıp göz kapaklarını kapatmayı planladı ama merakı bu duygusuna isyan etti. Beyninin içi bir anda yaramaz çocukların oynadığı çamur gibi karışmıştı. Kalbi neredeyse bir krizin eşiğine gelmiş, soluğu dünyayla birlikte yavaşlamış, canı sert bir kahve veya uyarıcı bir şeyler çekmişti. Karşısındaydı işte. Artık kendini kaybetmişti Gürsoy, avazı çıktığı kadar bağıracaktı. Hem de hiçbir şeye aldırış etmeden. Ağzını açmaya başladığında bütün dünya tam anlamıyla donmuştu. Sadece düşünceleri ve hayatının kadını hariç. Gürsoy onun güldüğünü görüyordu. Bu gülümsemede bir hayranlık vardı. O da hayatının erkeğini bulmuştu. O zaman neden bu işkence? Beynindeki bu haykırış eğer ağzından çıksaydı, kesinlikle onu bu bardan kovarlardı. Umurunda değildi. Tıpkı hiçbir şeyin umurunda olmadığı gibi. Merhaba. Gürsoy delirdiğine kesinlikle emin oldu. Karşısında duran hayatının kadınıydı ve kendisine merhaba diyordu. Ama o ne yapabiliyordu. Ah bir gülebilseydi, ah yanaklarının kıvrımlarını bir oynatabilseydi, o zaman böyle bön bön ona bakmak zorunda kalır mıydı? Ya birde konuşabilseydi, o zaman dünyanın en güzel sözlerini söylerdi karşısındakine. Onu istediğini, ondan vazgeçemeyeceğini. Ona dünyaları vereceğini bir söyleyebilseydi. En azından bir gülümseyebilseydi. Allah kahretsin! Hayatıma hoş geldin der gibi bakıyordu, hayatının kadını Gürsoy a. Hadi benimle konuş der gibi gülümsüyordu. Senin olmak istiyorum der gibiydi. Neler oluyor Allah ım? İçindeki isyan artık bütün vücudunu yakmaya başlamıştı. Az sonra patlayacaktı. Yada beyni öfkesinden kaynayacak, eriyip gidecekti. Her şey normale dönsün lütfen. Ensesinden sol omzuna doğru felç ağrısı, tekrar başlamıştı. Ama bu da umurunda değildi. Sadece karşısındakini istiyordu. Hem de her şeyden çok. Eğer bu sefer de başaramazsa, kesinlikle canına kıyacaktı. Daha önce yaşadığı şeyler geldi aklına. O zamandan farklı şeyler vardı şimdi. Önceki iki seferde de, kızlar bakışlarının arasında kaybolup gitmişlerdi. Ama şimdi öyle değildi. Onu bulmuş ve hiçbir yere kaçmasına izin vermeyecekti. Nereye kaçabilirdi ki? Merhaba. Kız tekrar seslenmişti. Gürsoy Köklü, bütün gücünü kullanarak kıza doğru dönmeye çalıştı. Ona bakamıyordu. Bakıyorsa da farkında değildi. Elini kaldırıp ona dokunmak için hayatında ne kadar değer varsa onların hepsinden vazgeçebilirdi. Ama hareket edemiyordu. Yinede içinde, işlerin yolunda gittiğine dair bir his vardı. Çünkü, daha önce o kızlarla bu kadar yakın olamamıştı. Kayıp gidiyorlardı. Yüzlerine doya doya bakamıyor, onların kokusunu duyamıyordu. Şimdi öyle değildi, hayatının kadını karşısındaydı ve onun her şeyini hissedebiliyordu. Hatta aşkını bile. 20

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir? Hayatımızın en değerli varlığıdır anneler. O halde onlara verdiğimiz hediyelerinde manevi bir değeri olmalıdır. Anneler için hediyenin maddi değeri değil

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın!

Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! Kendini Tanıma Testi Bu testi yapın, kendinizi tanıyın! İnsanlar sizin hakkınızda sandığınızdan farklı izlenimlere sahip olabilir. Gerçekten nasıl algılandığınızı siz de bilmek istemez misiniz? Bu teste

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN

Sosyal Ajan. Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ. Marka Uzmanı GİZEM. Kokusunda Davet var ÖZKAN Sosyal Ajan Marka Uzmanı GİZEM Melek mi Şeytan mı? ÖYKÜ Kokusunda Davet var ÖZKAN Y eni yepyeni bir dergiyle karşınızdayız. Sosyal medyada tanımanız gereken, takip etmeniz gereken kişileri mercek altına

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu.

1. Bölüm. Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. 1. Bölüm Uçağın kalkmasına bir saat vardı. Birkaç dakika içinde kapıya çağırılacaklardı. Eğer yapacaksa, şimdi yapması gerekiyordu. Tim ayağa kalktı. İpi çekti. Grk ayağa kalktı, JFK Uluslararası Havaalanı

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var:

Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: 1 2 Kızlarla tanışmak isteyen bir erkeğin bilmesi gereken çok önemli bir kural var: Kadınlar hayatlarını güzelleştirecek, beraber eğlenebileceği, güzel sohbetler edebileceği, bakışlarıyla kalp yakan, hayat

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman:

Öykü ile ilgili bitişik eğik yazı ile 5N1K soruları üretip çözünüz. nasıl : ne zaman: Hafta Sonu Ev Çalışması BALON Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını izleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl

Detaylı

Dünya Onlarla Daha Renkli

Dünya Onlarla Daha Renkli Dünya Onlarla Daha Renkli Okudunuzsa bileceksiniz, yıllar önce yayımladığım bir kitaba, Dünyanın sahipleri arasında biz insanların yanı sıra başka canlılar da olduğunu ilk ne zaman düşünmüştüm? diye bir

Detaylı

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir.

Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Örnek alınacak en güzel insan Hz. Muhammed hayatı boyunca görüntüsüne ve hareketlerine dikkat etmiştir. Görünümü Elbiseleri Hz. Peygamber çeşitli renk ve desenlerde elbiseler giymiştir. Ancak daha çok

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

1 of 5 14/10/2010. Stresle Başa Çıkma

1 of 5 14/10/2010. Stresle Başa Çıkma 1 of 5 14/10/2010 Stresle Başa Çıkma Stres bizim baskıya karşı duygusal ve fiziksel tepkimizdir. Bu baskı dışsal faktörlerden kendimizin ya da bir yakınımızın yaşam etkinliklerinden, hastalıklarından yaşam

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız:

BİRİNCİ BÖLÜM: ΤAZMA. Lütfen aşağıdaki konulardan birini seçerek, aşağı yukarı 150 180 kelimelik bir kompozisyon yazınız: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΔΙΕΤΘΤΝΗ ΜΕΗ ΕΚΠΑΙΔΕΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Δ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ½ ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek!

Kızım, evde köpek. bu köpeği eve? dedi. annesi. Zaten hep beni suçlarsın! dedi Cimcime. Mıyk! diye sızlandı köpek. Hemen gidecek bu köpek! Kızlar, ben geldim, dedi Gönül Hanım. Hav! Cimcime! Bu köpek nereden geldi? Sen zaten hiç köpek sevmiyorsun! dedi Cimcime. Evde köpeğin ne işi var? Miyav! Miyav! Miyav! diye ağladı kedi Köfte dığı odadan.

Detaylı

Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım.

Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım. EKRAN KAÇKINLARI Gece geç saatlere kadar öykü dosyalarımı elden geçirmiş, yorulmuştum. Yattıktan sonra sık sık uyanmıştım. Evde birileri dolaşıyor, sessizce sağı solu karıştırıyorlar sanmış, kalkıp bütün

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

SAAT DAHA SABAHIN YEDİSİ

SAAT DAHA SABAHIN YEDİSİ SAAT DAHA SABAHIN YEDİSİ Otobüs durağının güneş almayan köşesine geçip bekledim, otobüs biraz daha geç kalırsa sıcaktan bayılacağımı düşündüm. Reklam panosuna yansıyan silüetime baktım. Üstümdeki takım

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR

TEHLİKELİ YOLCULUKLAR TEHLİKELİ YOLCULUKLAR Maun masanın sahibi, ciddi bakışlarını üstümden çekmiyordu. O izin verse ben de gözümden birkaç damla yaş çıkmasına izin verecektim. Doktorumun karşısında oturmuş, son sözlerini kavramaya

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM

ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM ALTIN KALPLİ ÖĞRETMENİM Bu zamana kadarki okul hayatım boyunca birçok öğretmenim oldu. Şu an düşündüğüm zaman, aslında her birinden bir şeyler öğrendiğimi ve her birinin hayatımın şekillenmesinde azımsanmayacak

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer,

Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, Eskiden Amcam Başkötü ye ait olan Bizim Eski Yer, DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY Anneciğim ve Babacığım, Mektubunuzda sevgili bebeğinizin nasıl olduğunu sormuşsunuz, hımm? Ben gayet iyiyim, sormadığınız için

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. Ortaokulu bitirmiş

Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. Ortaokulu bitirmiş Lütfen her maddeyi dikkatlice okuyun. Soruları boş bırakmayın, kendinizi en yakın hissettiğiniz tek bir şıkkı işaretleyin. I Adınız soyadınız [..] II Doğum tarihiniz [ ] III Cinsiyetiniz? Kadın Erkek IV

Detaylı

SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM

SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM SÜLÜK 1. SAHNE İÇ / ODA / GECE 1.ADAM 2. ADAM Karanlık bir oda görülür. Ortada bir masa vardır ve masanın bir köşesinde 1. Adam oturmaktadır. 40 lı yaşlarda saçı başı dağınık ve keyifsizdir. Önünde içki

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı.

ÇAYLAK. Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Başarıda İç Disiplin. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Başarıda İç Disiplin Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. İÇ DİSİPLİN NEDİR? Her zaman yaptığınız veya yapmak zorunda olduğunuz işleri iki şekilde yaparsınız:

Detaylı

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI

SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI SARIGÖZLER ORMAN DEDEKTİFLİK AJANSI DEŞŞET ORMANI, YARATIKKÖY (Artık Perili Malikâne değil, Bay Postacı he he) İçinde büyük masa olan ofis Anneciğim ve Babacığım, Lütfen lütfen LÜTFEEEN Kasvetköy e gelip

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56

Söyleyiniz. 1- Çağdaş caddeye neden koştu? 2- Kazadan sonra Çağdaş a kim yardım etti? Sözcük Sayısı : 56 SAAT TUTARAK METİN OKUMA-1 KAZA Çağdaş ile Cevat cadde kenarında top oynuyordu. Top caddeye kaçtı. Çağdaş topun arkasından koştu. O sırada caddeden geçen minibüs Çağdaş a çarptı. Çağdaş yere düştü. Cevat

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT

DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM 4 SINAV GÖREVLİSİNİN KİTAPÇIĞI. Dönem Kasım 2009 DİKKAT ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΕΘΝΙΚΗΣ ΠΑΙ ΕΙΑΣ ΚΑΙ ΘΡΗΣΚΕΥΜΑΤΩΝ ΚΡΑΤΙΚΟ ΠΙΣΤΟΠΟΙΗΤΙΚΟ ΓΛΩΣΣΟΜΑΘΕΙΑΣ Milli Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı Devlet Dil Sertifikası DÜZEY B1 Avrupa Konseyi Ortak Dil Ölçütleri Çerçevesinde BÖLÜM

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Aşşk Kahve ve Laduree

Aşşk Kahve ve Laduree Aşşk Kahve ve Laduree Daha önce adını çok duyduğum; ama bir türlü gidemediğim Aşşk Kahve ye nihayet gitmeyi kafaya koydum. Hafta sonları sahil yolu çok kalabalık olduğundan eşimi ikna edip o yola sokamıyordum.

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

İsmail Aybars Tunçdoğan tuncday@earlham.edu

İsmail Aybars Tunçdoğan tuncday@earlham.edu Konunun uzmanları, beden dilinin iletişimdeki rolünün, birçok zaman konuşmanın içeriğinin bile önüne geçtiğini iddia ediyorlar. Bir şeyi nasıl söylediğimizin, ne söylediğimizden daha önemli olabildiği

Detaylı

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA Havacılıkta İnsan Faktörleri Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA BÖLÜM 2 Düşünen ve Hisseden Varlık İnsan İkinci Kısım: Sosyal İnsan Geçen Hafta GEÇEN HAFTA Yanlılık BU HAFTA Sosyal Etki Tartışma Issız bir adada

Detaylı

Iron Butt Reports - 09 July 2011

Iron Butt Reports - 09 July 2011 İstanbul (Kağıthane) Bolu Çankırı Yozgat Sivas Erzincan Bayburt Artvin Rize Trabzon 1.767 Km Henüz yola çıkmadan önce Kağıthane deki evin önünde sanırım saat 02:20 civarı. Yola çıkmanın heyecanı ile yanlızca

Detaylı

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464

Otistik Çocuklar. Berkay AKYÜREK 7-B 2464 Otistik Çocuklar Otistik olmak normal insan olmaktan çok farklı değildir aslında, sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Yani bizim kendi başımıza yapabildiğimiz (yemek yeme, kıyafet giyme, oyun

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

Çocuklarda Ödev Yapma. - Çocuklara ödev yapma alışkanlığı nasıl kazandırılır? Onlar için uygun ders çalışma programı nasıl hazırlanır?

Çocuklarda Ödev Yapma. - Çocuklara ödev yapma alışkanlığı nasıl kazandırılır? Onlar için uygun ders çalışma programı nasıl hazırlanır? Çocuklarda Ödev Yapma - Çocuklara ödev yapma alışkanlığı nasıl kazandırılır? Onlar için uygun ders çalışma programı nasıl hazırlanır? Program hazırlamada çocuğun da katkısı olmalı mıdır? - Ödev yapma alışkanlığını

Detaylı

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor?

UYGULAMA 1 1. Aşama Şimdi bir öykü okuyacağım, bakalım bu öykü neler anlatıyor? ALAY ETME Amaç : Başkalarına saygı duymayı öğrenme.alay etme ile baş edebilme becerisini kazandırma Düzey : 1. sınıf ve üstü Materyal: Uygulama 1 için:yazı tahtası, kağıt, kalem, Uygulama 2 : Kuklalar,oyuncak

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ ΔΠΣΑ (7) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ ΔΠΣΑ (7) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler.

2- Takside. Türk kadınla Alman kadın aynı yerden taksiye bindiler aynı mesafeyi gidip aynı yerde indiler. Alman televizyon kanalı RTL de pazartesi akşamı yayınlanan Ekstra Magazin (Extra-Das RTL-Magazin) adlı program, bir Türk ve bir Alman kadını Türkiye ye tatile gönderdi ve yaşadıklarını başından sonuna

Detaylı

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan

Bu ses bu vücuttan nasıl çıkıyor, anlamıyorum, borazan Doyumsuz Çocuklar Babam televizyon başında saatlerini geçirmekten keyif mi alıyor, yoksa acı mı çekiyor anlayabilmiş değilim. Ne zaman bir şey seyredecek olsa mutlaka yüzünü buruşturur, kızar, söylenir.

Detaylı

Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği 498 - Tavşan 500 - Harry

Barınak Gönüllüleri ve Hayvanlara Yaşam Hakkı Derneği 498 - Tavşan 500 - Harry 498 - Tavşan Kemerburgaz'da yeşillikler içindeki evlerin bahçelerinde bakılan şanslı kedilerden değilim ben. İsmimin 'Tavşan' olma sebebi de bu aslında! Trafik kazası geçirip de iç kanama ve kısmi felç

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi?

Ürünü tüketmesini/satın almasını/kullanmasını ne tetikledi? Alkollü İçecek: 18.12.2011 Gün içinde ürünü ne zaman satın aldı/tüketti/kullandı? -Akşam yemeğinden sonra saat 20:00 civarında. Ürünü kendisi mi satın aldı, başkası mı? Kim? -Kendim satın almadım. Kız

Detaylı

BuranoVenedik denince akla ilk

BuranoVenedik denince akla ilk Rengarenk Bir Ada BuranoVenedik denince akla ilk gelen aslında kanallar, gondollar ve maske festivali oluyor. Pek bilinmese de Venedik kendi içinde eşsiz bir görselliğe sahip Burano Adası nı da kapsıyor.

Detaylı

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi.

ANKET SONUÇLARI. Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. ANKET SONUÇLARI Anket -1 Lise Öğrencileri anketi. Bu anket, çoğunluğu Ankara Kemal Yurtbilir İşitme Engelliler Meslek Lisesi öğrencisi olmak üzere toplam 130 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya

Detaylı

BASIN DUYURUSU. Kampüse ulaşım sorunu çözüm bekliyor

BASIN DUYURUSU. Kampüse ulaşım sorunu çözüm bekliyor BASIN DUYURUSU Kampüse ulaşım sorunu çözüm bekliyor Cumhuriyet Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencilerinin yaptığı araştırmada, kent merkezi ile üniversite arasında ulaşım sağlayan araçlarda yaşanan sorunlar

Detaylı

İşitme Engelli Öğrenciler için Tek Kart Resimler ile Kelime Çalışması. Hazırlayan Engin GÜNEY Özel Eğitim Öğretmeni

İşitme Engelli Öğrenciler için Tek Kart Resimler ile Kelime Çalışması. Hazırlayan Engin GÜNEY Özel Eğitim Öğretmeni İşitme Engelli Öğrenciler için Tek Kart Resimler ile Kelime Çalışması Hazırlayan Özel Eğitim Öğretmeni gökkubbede hoş bir seda bırakmak adına ÖNSÖZ İşitme engelli öğrencilerin kelime dağarcıklarının yetersizliği

Detaylı