Sayı 2. Sürdürülebilir Gelecek Dergisi TEK DÜNYA 9 MİLYAR İNSAN

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Sayı 2. Sürdürülebilir Gelecek Dergisi TEK DÜNYA 9 MİLYAR İNSAN"

Transkript

1 ikibin Sürdürülebilir Gelecek Dergisi 50 Kasım Sayı TEK DÜNYA 9 MİLYAR İNSAN

2 İMTİYAZ SAHİBİ Ömer Dinkçioğlu SoruMLu YAZı İŞLerİ Müdürü Eren Cerciz GeneL YAYın YöneTMenİ Sevda Yayla editörler Eren Cerciz reklam KoordİnATörü Büşra Aslan ABone HİZMeTLerİ HALKLA İLİŞKİLer Saadet Kaya HABer MerKeZİ TASArıM Ve YAYınA HAZırLıK Nermin Kahraman KAPAK GörSeLİ Oliver Weiss / oweiss.com KATKıdA BuLunAnLAr Çiğdem Yılmazer, Didem Çivici, Mehmet Güzel, Murat Cemal Yalçıntan, Nilgün Kuzu, Özgür Gürbüz, Özlem Bahadır, Serra Titiz. İsimler alfabetik sıraya göredir. YöneTİM Yerİ Libadiye Cad. Bakü Sok. No:3 Daire:2 Ataşehir, İSTANBUL Tel: Faks: BASıM Yerİ Tor Ofset Hadımköy Yolu Akçaburgaz Mahallesi 4.Bölge 9. Cadde 116. Sok. No:2 Esenyurt İSTANBUL Tel: YAYın Türü Yerel Süreli - İki ayda bir yayınlanır. Bu derginin dağıtım sponsoru Lokman Geri Kazanım A.Ş. dir. İKİBİN50 SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEK DERGİSİ DÜNYANIN CESUR EYLEME İHTİYACI VARMIŞ... nin ilk sayısında Dünya nın umuttan çok daha fazlasına ihtiyacı var; EYLEM diyerek merhaba demiştik sizlere... Aradan geçen zaman zarfında yayınımızla ilgili oldukça güzel tepkiler aldık. Bize ulaşan yorumlar arasında dikkatimizi çeken bir söylem vardı. Okurlarımız dergimizi cesur bulduklarını ifade ettiler. Anladık ki; Dünya nın ihtiyacı olan Cesur Eylem miş... Evet aşağıdaki fotoğraftaki eylemi yapmaya eminim ki çoğumuz cesaret edemeyiz. Ama köylerimize, kentlerimize, ülkemize hatta dünyamıza zarar verecek kararlar karşısında tıpkı İğneada lı Nesibe teyze gibi durabiliriz. Nesibe teyze de kim? Nesibe Teyze; Türkiye'nin en büyük longoz ormanlarına sahip olan Kırklareli'nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesi Beğendik köyü sakinlerinden... Yaşam alanı olan köyüne sonuna kadar sahip çıkıyor. Köyüne kurulması planlanan 'Trakya Entegre Termik Santral Projesi'nin köyüne zarar vereceğini düşünüyor. "Köyümüze termik santral yapmasınlar. Biz burada hayvancılık, balıkçılık, ormancılık yapıyoruz. Biz burada tertemiz balık yiyoruz. İstemiyoruz termik santral yapmalarını, tekrar gelsin yetkilileri köyümüze bile sokmayacağız." * diyebilme cesareti gösteriyor. Benzeri olaylar Dünya da ve ülkemizde sıklıkla yaşanırken susmak mı? Yoksa yaşam hakkımızı cesurca savunmak mı? Eminim dergimizin sayfalarını çevirirken farkedeceksiniz; biz cesurca savunmak diyoruz... Ve bizim gibi düşünenleri yanımızda görmeyi umut ediyoruz. Keyifli okumalar... İKİBİN50 Sürdürülebilir Gelecek Dergisinde yayınlanan yazı ve fotoğrafların yayıncı izni alınmadan ve kaynak belirtmeden kısmen veya tamamı alınamaz. Dergide yayınlanan yazılardan yazarlar, reklamlardaki haksız rekabet ve yanıltıcı unsurlardan reklam veren sorumludur. İkibin50 Sürdürülebilir Gelecek Dergisi Yazı İşleri Ekibi

3 İÇİNDEKİLER 28 ENERJİ TEK DÜNYA 9 MİLYAR İNSAN DEN 2050 YE... Birleşmiş Milletler Tahminlerine göre, 2050 yılına kadar küresel nüfusun 6,9 Milyardan 9 milyara çıkması bekleniyor. Bu artışin %98 inin gelişmekte olan Dünyada gerçekleşeceği öngörülüyor. NÜKLEER SANTRAL KAÇA PATLAR? Türkiye nükleer santral kurma konusunda ısrarını sürdürüyor. Halka rağmen ısrar sürüyor da denebilir. Yapılan farklı araştırmalar Türkiye'de halkın yüzde 60-70'inin nükleer santral istemediğini ortaya koyuyor. SÜRDÜRÜLEbİLİR YAşAM FİLM FESTİvALİ 18 SANAT İlki 2008 yılında gerçekleşen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 2012 yılında yine birbirinden ilginç filmlerle sürdürülebilirlik konusunun farklı yönlerini irdeleyecek Festivali, Kasım tarihlerinde Beyoğlu'nda bulunan İtalyan Kültür Merkezi nde ve 1-2 Aralık tarihlerinde Karaköy'de bulunan Salt Galata'da gerçekleşecek. 34 KENT KENTSEL DöNÜşÜMÜ NASıL OKUMALı? KENT YOKSULLARINI DIŞLAMANIN ÖTEKİ ADI: KENTSEL DÖNÜŞÜM Son zamanlarda gündemde önemli bir yer tutan kentsel dönüşüm projelerini, olası bir depreme karşı daha sağlam yapılar oluşturma ve her yönüyle yaşanabilir kent yaratmayı amaçlayan bir proje olarak tanımlamamanın yanı sıra; zamanla değer kazanan mahallelerde rant elde etmek ATIK AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ ve HUKUKSAL GERÇEKLER 22 ENERJİ Akkuyu Nükleer Güç Santrali kurulumu ile ilgili olarak ulusal basında çok sayıda haber yayınlandı. Ancak yaşanan hukuksal süreçler konusunda halen bilinmeyen pek çok şey var. olarak yaşanan hukuksal süreci okuyuculara aktarmak için Çevre Hukuku Derneği nden Avukat Arif Nihat Alpsoy ile görüştük. KENTSEL DöNÜşÜMDE binalar YıKıLıNcA İNşAAT ATıKLARı NE OLAcAK? Son zamanlarda gündemde önemli bir yer tutan kentsel dönüşüm projelerini, olası bir depreme karşı daha sağlam yapılar oluşturma ve her yönüyle yaşanabilir kent yaratmayı amaçlayan bir proje olarak tanımlamamanın yanı sıra;...

4 44 DOSYA RAPORLAMA, SÜRDÜRÜLEbİLİRLİK AjANDASıNDA YER ALMANıN PASAPORTUDUR! Bireylerden şirketlere, devletlerden uluslararası ağlara, iyi-kötü uygulamalarla sürdürülebilirlik gündemi sürekli güncel kalıyor. Uzun süre de kalacağa benziyor. 2012, 2015 derken 2050, 2100 için gelecek öngörüleri yapılıyor; kötü senar yolarla farklı paydaşların dikkati çekilmeye çalışıyor, daha çok paylaşım, şeffaflık ve işbirliği talebi yükseliyor. 80 ATIK - TÜKETİM TOPLUMLARI MADENDEN ÇöPLÜĞE ve ötesine Her gün satın alacağımız belirli mal veya hizmetler arasından seçim yaparken, çoğu zaman bunların çevre üzerindeki ayak izlerini dikkate almıyoruz. 56 ORGANİK buyrun ÇAYLARRR! HEM DE ORGANİK Günlük hayatımızda elimizden hiç düşürmediğimiz çay bardağını düşündüğümüzde, yukarıda bahsettiğimiz gibi sayısız faydasını gördüğümüzde, canlı yaşamı ve çevrenin korunması açısından organik üretimin önemini anladığımızda bu soruyu sormadan duramıyor insan... Organik çay olur mu? 84 MEVZUAT bitirilmesi GEREKEN bir TARTışMA 2A başlatılması GEREKEN bir TARTışMA 2b 2A ve 2B konusu basında çokça yer aldı ancak genelde satış bedelleri, kimlerin yararlanabileceği, başvuru süreçleri üzerinde çokça duruldu. Haliyle kafalarda hala bir sürü cevaplanmamış soru işareti kaldı. Bizde sorularımızı bu konu üzerine hayli araştırma yapan Yücel Çağlar a yönelttik 60 YEŞİL BİNA binalara NE KADAR YEşİLSİNİZ? SERTİFİKASı Bugün sürdürülebilir / ekolojik / yeşil / çevre dostu vb. pek çok isim altında karşımıza çıkan doğayla uyumlu yapılar, belirli bazı kriterler doğrultusunda tanımlanıyor. DÜNYADAN VE TÜRKİYE DEN HABERLER SEKTÖRÜNDE İLK LEED GOLD SERTİFİKASI MAHALLE KÜLTÜRÜ VE SOKAK OYUNLARI EKOLOJİK PORNO EYÜP BELEDİYESİ NDEN PROTOTİP YEŞIL BİNA BARIŞIN ANAHTARI TOPRAğA YAKINDIR... DALGA DALGA KİRLİLİK KİTAPLIK EKO TASARİM

5 den ye TEK DÜNYA 9 MİLYAR İNSAN birleşmiş MİLLETLER TAHMİNLERİNE GÖRE, 2050 YILINA KADAR KÜRESEL NÜFUSUN 6,9 MİLYARDAN 9 MİLYARA ÇIKMASI bekleniyor, bu ARTIŞIN YÜZDE 98 İNİN GELİŞMEKTE OLAN DÜNYADA GERÇEKLEŞECEĞİ ÖNGÖRÜLÜYOR. ÖNGÖRÜ KÜRESEL KENTSEL NÜFUSUN İKİ KATINA ÇIKACAĞI YÖNÜNDE... İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD nin Mart ayında yayınladığı 2050 tahmin raporununa göre küresel politikalar değişmezse dünyayı karanlık bir tablo bekliyor. Raporda küresel su ihtiyacının yüzde 55 artacağı belirtilirken 2050'de dünya nüfusunun yüzde 40 ının su sıkıntısı çekeceği vurgulanıyor. Rapora göre, 2050'de iklim değişikliği, biyoçeşitlilik, sağlık, su kaynakları gibi alanlarda, insanları aşılması neredeyse imkânsız sorunlar bekliyor olacak yılında dünya nüfusunun 9 milyarı aşması hesaplanırken, artan enerji ihtayacı vurgulanıyor. Sera etkisi yaratan gazların atmosfere yayılması sonucunda ise ortalama sıcaklıkların üç ile altı derece yükseleceği öngörülüyor DE DÜNYA NÜFUSU İLE İLGİLİ ÇARPICI SAYILAR yılında, Dünyanın kalabalık ülkeleri sıralamasında devrim niteliğinde bir değişim yaşanacak. Dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, 2050 yılında bayrağı Hindistan a devredecek. Sert bir nüfus politikası uygulayan Çin in nüfusunun 2050 yılına gelindiğinde 1 milyar 295 milyon olacağı, Hindistan ın ise 1 milyar 692 milyon nüfus ile Dünyanın en kalabalık ülkesi ünvanını alacağı öngörülüyor. Rapora göre bu iki ülkeyi 403 milyon nüfus ile ABD takip edecek. Nüfus verileri, dünyanın azalan bir oranda da olsa hala hızla kalabalıklaştığını gösteriyor. Günümüzde, yüzde 1.33 lük artış hızıyla yılda 78 milyon insan dünya nüfusuna eklenirken, artış hızı 2050 yılında 0.34 e düşecek. 20 inci yüzyılın sonunda nüfusu 100 milyondan fazla olan ülke sayısı 10 iken, 2050 yılında aralarında Türkiye nin de bulunduğu 8 ülke daha 100 milyon sınırını aşacak. Günümüzde nüfusu yüz milyonu aşan Çin, Hindistan, ABD, Rusya, Pakistan, Endonezya, Brezilya, Bangladeş, Nijerya ve Japonya ya 2050 yılında Etiyopya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Meksika, Filipinler, Vietnam, İran, Mısır ve Türkiye eklenecek yılındaki nüfus öngörülerinde yer alan başka bir çarpıcı durum ise az gelişmiş ülkelerde yaşayacak nüfusla, gelişmiş ülkelerdeki nüfus farkı. Gelişmiş ülkelerde 1 milyar 155 milyon insanın yaşayacağı 2050 yılında, geri kalmış ülkelerde ise 7 milyar 754 milyon insan yaşamını sürdürecek yılında, özellikle yaşam standartlarının yüksek olduğu yerlerde ömür uzarken, yaşlı insan sayısında da belirgin bir artış gözlenecek yılında 66 milyon olan 80 yaş üstü insan sayısı, 2050 yılında 370 milyona yükselecek. 21. yüzyılın ortasında 2.2 milyon yüz yaşın üzerinde insan yaşayacak.

6 2050'YE DOĞRU VEJETARYEN BESLENME yılında dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağını dikkate alan Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü (SIWI) tarafından hazırlanan bir başka rapora göre ise; 2050 yılında korkunç boyutlara varacak bir gıda ve su kıtlığı ile karşı karşıya kalmamak için önümüzdeki 40 sene içinde dünya nüfusunun tamamen vejetaryen beslenmeye yönelmesi gerekiyor. Günümüzde 7 milyar insan protein ihtiyacının yüzde 20 sini hayvansal gıdalardan sağlıyor. Raporda bu oranın yüzde 5'e düşmesi gerektiğine yer veriliyor. Raporun editörlerinden Malik Falkenmark Guardian'a yaptığı açıklamada, "Bu şekilde beslenmeye devam edersek, 2050 yılında 9 milyara ulaşacak olan dünya nüfusunun beslenmesi için gerekli olan gıdayı üretecek yeterli su kalmayacak." diyor. Hayvansal gıdaların toplam beslenme içindeki payı yüzde 5'e düşürüldüğünde ise sorun çözülmüş olacak ve su sıkıntısı yaşamayacağız. Vejetaryen beslenme modelini uygulamak ise, bilim insanları tarafından küresel ısınmanın hızlandığı bir dünyada su kaynaklarını korumak açısından önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Hayvansal protein açısından zengin olan gıdalar, vejetaryen bir diyete kıyasla 10 kat daha fazla su tüketimine yol açıyor. Hatta "bu ŞEKİLDE beslenmeye DEvAM EDERSEK, 2050 YILINDA 9 MİLYARA ULAŞACAK OLAN DÜNYA NÜFUSUNUN beslenmesi İÇİN GEREKLİ OLAN GIDAYI ÜRETECEK YETERLİ SU KALMAYACAK." FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre dünya genelinde ekilebilir toprakların üçte birinden elde edilen mahsul, hayvanların beslenmesinde kullanılıyor. Bir kilo biftek 15 bin 500; bir kilo domuz eti 4 bin 900; bir tavuk 4 bin litre su gerektirirken, bir kilo pirinç için 3 bin litre su gerekiyor. Dolayısıyla bilim adamları, vejetaryen beslenmenin gıda üretiminde gerekli olan doğal kaynaklarının miktarının artırılmasında etkili olacağına inanıyorlar. Bu kapsamda, çöpe giden gıda miktarının azaltılması da çok önem taşıyor. Rapora göre, hergün dünya genelinde üretilen gıdanın yüzde 30'u çöpe gidiyor. Raporda, "Dünya üzerindeki kullanılabilir su miktarının yüzde 70'inin tarım sektörüne ait olduğu dikkate alındığında, 2050 yılında mevcut nüfusa eklenecek 2 milyar kişi, mevcut su ve topraklar üzerindeki baskıyı daha da artıracak. BM, 2050 yılına kadar gıda üretimini yüzde 70 oranında artırmamız gerektiğini öngörüyor. Bu zaten sınırlı olan su kaynakları üzerinde artı baskı yaratacak. Diğer yandan, önümüzdeki 30 yıl içinde yaklaşık yüzde 60 artması beklenen küresel enerji talebini karşılamak için de suya ihtiyacımız olduğunu unutmamak gerekli" yorumlarına yer veriliyor. Raporun sunduğu sonuç ise son derece net: "Gelecekte dünyayı beslemek için yeni bir tarife ihtiyacımız olacak."

7 den ye SUSUZLUK BÜYÜK SORUN... %70'i suyla kaplı olan Dünyamızda su kaynaklarının sadece yaklaşık %0,3 ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir. Dünyadaki yaklaşık 300 nehir bir kaç komşu ülke tarafından paylaşılmaktadır. Bu nehirler komşu ülkelerle sorunlara yol açmaktadır. Dünya nüfusunun artması, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve kullanım şekli, su ile ilgili ciddi sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Yer altı su kaynaklarının seviyeleri düşmekte, göller küçülmekte ve sulak alanlar yok olmaktadır. Özellikle Ortadoğu bölgesinde kendini hissettirmekte olan su sorunu; Fırat ve Dicle nehirleri dolayısıyla Türkiye yi de etkilemektedir. Su sorunu Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluşta ele alınmaktadır. Bugün için, devletler arasında sürtüşmelere neden olan su kıtlığının ileride savaşlara yol açabileceğinden endişe edilmektedir. Tarımda, sanayide ve diğer alanlarda suya ihtiyaç ve talep gün geçtikçe artmaktadır yılından beri üç mislinden fazla artan dünya su tüketimi, şu anda yılda 4,340 km3 seviyesindedir. Dünyada bir yılda 3,8 milyar litre tatlı su tüketilmektedir. Bu suların yaklaşık %70'i tarımsal, %20'si endüstriyel ve %10'u ise evsel olarak kullanılmaktadır. Söz konusu toplam tatlı su kullanımı içinde, gıda ve içecek sanayilerinin payı sadece % 0.18 kadardır Günümüzde; bir Amerikan vatandaşı günde ortalama 700 litre su harcarken, bir Avrupalı 200 litre, bir Filistinli 70 litre, bir Haitili ise ancak 20 litre su kullanabilmektedir. Ve toplamda 1,4 milyar insan temiz su kaynaklarına ulaşamamaktadır. Kirli su kullanımından kaynaklı her yıl 5 milyon insan hayatını kaybetmektedir. İnsanlığın sorunları açısından bakıldığında; 21. yüzyılın en önemli mücadelelerinden birisinin de dünya nüfusunun artan su ihtiyacını yeterli ve güvenli şekilde karşılamak olduğu görülecektir. Dünyadaki içilebilir su kaynakları eşit şekilde dağılmamış oluşu, su sorununun bölgeye göre farklılık göstermesine neden olmaktadır. BM'ye göre, küresel ısınma kaynaklı yağış azlığı, aşırı buharlaşma, hızlı tüketim ve kirlilik nedeniyle dünyadaki temiz su kaynakları hızla tükenmektedir. Bu nedenle 2025 yılında 2 milyar, 2050 yılında ise 7 milyar kişinin susuzlukla karşı karşıya kalacağı ifade edilmektedir yılında susuzluk çeken ülkelerin sayısı 54 e, bu şartlarda yaşamak zorunda olan insanların sayısı ise 4 milyara yükselecektir. Bu durum 2050 de 9,4 milyar olması beklenen dünya nüfusunun %40 ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelmektedir. GELECEK YENİLENEBİLİR ENERJİDE Mİ? Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC- Intergovernmental Panel on Climate Change) nin 2011 yılında yayınlamış olduğu Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve İklim Değişikliği Azaltma Özel Raporu na göre yenilenebilir enerji sektörü hızla büyüyor ve devlet desteğiyle fosil yakıt emisyonuna çevresel maliyetler de eklenirse yenilenebilir enerji ekonomik çekiciliğe de kavuşacak. Rapordaki süper yeşil senaryoda 2050 de 9 milyara yaklaşan dünya nüfusu günümüzde kullanılandan daha az enerji tüketecek. (490 exajoules a karşılık gelecekte 407 exajules) de tüm dünyada yaygınlaşacağı tahmin edilen rüzgar türbinleri enerjimizin yüzde 50 isini üretiyor olacak. Güneş enerjisi ise enerjinin üçte birini karşılayacak. Toplamda tüm enerjinin yüzde 80?i yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek. Ancak raporda yer alan bu pembe senaryoya karşılık Danimarkalı ekonomist Bjorn Lomborg asıl sorunun bu senaryodakileri gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizin olmadığını belirterek, Bunları gerçekleştirebileceğimizi biliyoruz. Ancak asıl sorun yenilenebilir enerjinin ve bu enerjilere yatırım yapmanın çok pahalı olması. Maliyetleri aşağıya çekmek için çok daha fazla ArGe ye ihtiyacımız var diye konuştu. Bu konuda ekonomik desek ve ArGe desteği acil olarak sağlanmazsa kötü senaryo olarak 2050 da enerjinin sadece yüzde 15 i yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek.r KAYNAKLAR * OECD 2050 Çevre Tahmin Raporu, * Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü (SIWI) Raporu, * Prof. Dr. Ramazan Özey, Susuzluk Bunalımı adlı makalesi, * Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) nin 2011 yılında yayınlamış olduğu Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve İklim Değişikliği Azaltma Özel Raporu

8

9 HABERLER GÜNCEL ÇOCUKLAR 'İYİ TARIM'I ÖğRENİYOR... Oynamaya başla, doğayı keşfet, yap öğren, oku öğren, izle öğren' Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, sağlıklı beslenme, organik gıda ve iyi tarım ürünleri konusunda bilinçlendirme amacıyla çocukları eğitiyor. Bakanlık dünyada doğanın hızla kirletildiği bir dönemde, gelecek nesillerin daha bilinçli olması amacıyla başlattığı Tarım Çocuk Kampı'ndan sonra çocuk ve tarım adlı internet sitesini hizmete açtı. Kendi alanında bir ilk olma özeliğine sahip olan site, bilgiyi eğlenceli bir hale getirerek sunuyor. Bakanlık, internet sitesinin ana sayfasından giriş yapılabilen portala adresinden de ulaşılabiliyor. Çocuklara organik gıdanın öneminin anlatıldığı web sitesinde, konularına göre yapılan renkli çizimler çocukların duygu dünyasına hitap ediyor. Portalda, oyundan boyamaya kadar çocuklara yönelik pek çok etkinlik bulunuyor. Bakanlık, internet ortamında oluşturduğu bu renkli platform aracılığıyla, çocukların tarıma olan ilgisini artırmayı ve bilgilerini geliştirmeyi hedefliyor. Tarıma eğlenceli bir bakış açısının kazandırıldığı sitede yer alan oyun, boyama, bulmaca, haber, video gibi aktiviteler ile çocuklara, tarım ve tarımla ilişkili konularda kendilerini geliştirme fırsatı sunuluyor. Hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin doğa eğitimi alabileceği sitede ekimden dikime tarım ve doğayla ilgili birçok bilgi bulunuyor. Videolarla da desteklenen sitede 'izleyelim öğrenelim', 'boyama yapalım' gibi kategorilerde çocukların anlayabileceği bir dille çok sayıda konu anlatılıyor. 'Oynamaya başla, doğayı keşfet, yap öğren, oku öğren, izle öğren' gibi başlıklarda çocuklara doğanın korunmasına ilişkin hayati öneme sahip bilgiler sunuluyor. Örneğin videolarda ekmeğin yapımı, küresel ısınmanın tehlikeleri tek tek anlatılıyor. 'Tarım nedir, tarım ve biz, sağlıklı yaşam, çocuk tarım kampı' bölümlerinde ise çocukların bu konularda farkındalığının arttırılması amaçlanıyor. TÜRKİYE'NİN İLK ORGANİK TARIM MÜZESİ... Organik tarım konusu artık bir halk sağlığı konusudur. Samsun un Ondokuz Mayıs İlçesi nde Türkiye nin ilk organik tarım müzesi açıldı. Ankara da özel bir hastanenin genel müdürü olan Oğuz Engiz'in, babası Ziraat Yüksek Mühendisi Yalçın Engiz adına hayata geçirdiği Organik Tarım Müzesi açılışına Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri sivil toplum kuruluşu üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Müzede organik tarımla ilgili bilimsel araştırmalar ait dokümanlar ve kitaplar yer alıyor. Müzenin aslında bir eğitim merkezi gibi hizmet vereceğini ifade eden Oğuz Engiz "Organik tarım konusu artık bir halk sağlığı konusudur. Organik tarım müzesi daha çok eğitim ve öğretim merkezi olacak. Burada organik tarımla ilgili konferanslar, seminerler düzenlenecek. Amacımız bölgedeki tarım çiftçisinin, tarım emekçisinin üreticisinin organik tarıma ilgisini artırmak, onları bilgilendirmektir" dedi. Ziraat Yüksek Mühendisi Yalçın Engiz de, organik tarımın Türkiye'de ve dünyada hızla değer kazandığını söyleyerek yapılan çalışmalarda arşiv konusunda sıkıntı yaşandığını belirtti. Bir çok üniversitede bu alanda bilimsel çalışmalar yapıldığını dile getiren Engiz, "Bu çalışmalar halka ulaşmıyor. Bu müze halka açık olacak. Buradaki dökümanlardan vatandaşlar yararlanabilecek. Yapılan yeni çalışmalardan haberdar olabilecekler" diye konuştu.

10 GÜNCEL HABERLER ALAPLI'DA ORGANİK FINDIK ÜRETİLDİ Önümüzdeki yıl 3 bin ton ve ilerleyen yıllarda 6 bin ton organik fındık üretimi hedefleniyor. Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde bu yıl bin ton organik fındık üretimi gerçekleştirildi. Alaplı Ziraat Odası Başkanı Şeref Türkoğlu, ilçede 157 organik fındık üreticisi tarafından bin ton fındık üretimi gerçekleştirildiğini söyledi. Organik fındık üretimini 2 yıl içinde 6 bin tona çıkarmak hedefinde olduklarını belirten Türkoğlu, "3 yıl önce organik tarım konusunda çiftçilerimize teşvik vermeye başladık. Bu teşvikimize ve çağrımıza uyan 157 çiftçimiz bu sene ürününü organik olarak satmaya başladı. Önümüzdeki yıl 3 bin ton ve ilerleyen yıllarda 6 bin ton organik fındık üretimi gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Kısmet olursa Alaplı'da ve Türkiye'nin fındık piyasasına ışık tutacak çalışmaları yapıyoruz. Fındık üreticisi yalnız değildir. Fındık üreticisinin her zaman yanındayız. şeklinde konuştu. DARA RAPORUNDA ÇARPICI SONUÇLAR... İklim değişikliği küresel gelişmeyi baltalayan bir süreç. İklim değişikliğinin etkileri tam anlamıyla yaşadığımız 2012 yılında, tüm dünyada kuraklıklar, orman yangınları, seller kendini gösterdi. İklim değişikliği ve etkileri üzerine çalışmalar yapan uluslararası bağımsız sivil toplum kuruluşu DARA, 20 farklı ülkenin katılımıyla bir rapor hazırladı. DARA tarafından yayınlanan İkinci İklim Değişikliği Hassasiyet Raporu korkutucu rakamları gözler önüne serdi. DARA Raporuna göre; iklim değişikliği küresel gelişmeyi baltalayan bir süreç. Bugüne kadar dünyaya maliyeti 1.2 Dolar trilyonu bulan iklim değişikliği ile mücadele halen yılda yaklaşık 400 bin insanın ölümüne doğrudan ve dolaylı olarak neden oluyor. İklim değişikliğine bağlı aşırı hava sıcaklıklarının tarım üretimini düşürmesi gıdasızlık, yoksulluk ve buna bağlı gelişen hastalıklar ve ölümlere neden oluyor. Bu durumdan en çok gelişmekte olan ülkeler etkileniyor. Ayrıca karbon-yoğun enerji altyapısı ve buna bağlı faaliyetlerin hava kirliliği, tehlikeli iş koşulları ve kanser oranlarını artırarak yılda 4.5 milyon ölüme sebebiyet verdiği belirtiliyor. Fosil kaynaklı enerjinin kullanımına devam edilmesi durumunda ise 2030 yılına kadar 6 milyon insanın öleceği öngörülüyor. DARA, iklim değişikliğinin etkilerinin insanların sadece belli bir kısmını değil Raporda en çarpıcı konulardan bir tanesi ise bir çok etkinin artık engellenemez olduğu... neredeyse tümünü etkileyeceğinin altını çiziyor. Dünyanın önde gelen ekonomileri de iklim değişikliği gerçeğinden kaçamayacak sadece ABD, Çin ve Hindistan da 2030 da ekonomik zararın senede 2.5 trilyon dolar, ölümlerin ise senede 3 milyon kişiden fazla olacağı öngörülüyor. İklim değişikliğinden etkilenme bu rakamlarla da sınırlı kalmayacak. Rapora göre, 250 milyon insan deniz seviyesindeki yükselmeden, 30 milyon insan şimdikinden daha aşırı hava durumlarından ve özellikle sellerden, 25 milyon insan tiyal tabakası erimesinden ve 5 milyon insan da çölleşmeden etkilenecek. Bu durumlar ile göçlerin yanı sıra şiddet ve toplumların sosyal ve ekonomik yapısının toptan çöküşü de söz konusu olacak. Raporda en çarpıcı konulardan bir tanesi ise bir çok etkinin artık engellenemez olduğu... Yapılabileceklerin sadece kaynak aktarımı yoluyla insan kayıplarının, ekonomik kayıplara dönüştürülebileceği olduğu belirtiliyor. Kırsal yoksulluğu azaltmaya yönelik programlar, temiz hava düzenlemelerinin sağlanması, daha güvenli çalışma ortamları ve karbon yoğun enerji altyapıları nedeniyle risk altında bulunan insanlar için modern enerji seçenekleri oluşturulması sunulan çözüm önerileri arasında yer alıyor.

11 HABERLER GÜNCEL AZAP GÖLÜ YOK MU OLACAK... İstilacı balıklar Azap Gölü nde yaban hayatını bitirme noktasına getirdi. Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Kuşadası Eko Sistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) bilim danışmanı Erol Kesici, Azap Gölü'nün yakında yok olacağını iddia ediyor. İçinde bir çok farklı kuş türleri ve zengin bitki - hayvan çeşitliliğini barındıran Azap Gölü istilacı balıkların göldeki yaban hayatı bitirme noktasına getirdiğini ifade ediyor. Kesici'nin vermiş olduğu bilgilere göre; Beşparmak Dağları nın eteklerinde yer alan Azap Gölü(Aydın), farklı özelliklerdeki zengin bitki - hayvan çeşitliliği ile Sakar Meke, Bahri, Küçük Batağan, Yeşilbaş, Küçük Akbalıkçıl, Küçük Karabatak,Tepeli Pelikan ve Angıt gibi çok sayıda kuşa barınma, beslenme, kuluçka imkanı sağlamakta, kuş göçlerinde konaklayan ve kışlayan kuşlar için cazip bir ortam oluşturmaktadır. Azap Gölü, Saz Kedisi, Akkuyruklu kartal gibi çok önemli canlı türlerinin bulunduğu sucul canlıların yaşadığı zengin bir ekosistem barındırması nedeniyle bilhassa kış aylarında yerli-yabancı çok sayıda kuş gözlemcisinin cazibe alanı olmaktadır yılında Azap Gölü nde, Lepomis gibbosus (Güneş Balığı) tespit edildi. Bu balık türü, istilacı ve ekolojik yapıyı tahrip eden tehlikeli bir türdür. Azap Gölü 2007 yılında tamamına yakını kurudu ve 2008'de tekrar su tutmuştu. O zamandan günümüze kadar da gölde güneş balığına rastlanmadı 2011 yılında ise Azap Gölü nde ilk kez Carassius gibelio (Gümüşi Havuz Balığı- İsrail Sazanı) tespit edilmiş ve bu türün de istilacı ve biyolojik çeşitliliği yok eden tehlikeli bir balık türü olduğu yetkililere bildirilmişti Son yıllarda yoğun yağmurlarla ve barajlardan salınan sular B.Menderesi taşırarak, Avlan Gölü ndeki su seviyesinde de büyük oranda artış meydana gelmesine neden olmuştur. Ağustos ve Eylül aylarında ki araştırmalarımızda Azap Gölü nde tükendiği sanılan Lepomis gibbosus (Güneş Balığı), eğer balıklandırma amaçlı göle girmediyse, büyük bir olasılıkla taşkın sularıyla tekrar Azap a girerek çoğaldığını ve türün gölde canlı çeşitliliğinin geleceğini tehdit edebileceğini belirtti. Azap Gölü nün de yer aldığı sulak alanlara balıklandırma amaçlı çok sayıda balık bırakılması, göllerin balıklandırılması bilimsel verilere dayandırılan ve doğayı tahrip etmeyen çalışmalar olmasına büyük özen gösterilmelidir. Doğal alanlarımızda büyük oranda balık üretimi kapasitesi olmasına rağmen; ekonomik nedenler öne sürülerek yapılan balıklandırma ve diğer çevresel müdahalelerden dolayı sulak alanlarımızın doğal özellikleri ve sürekli olacak olan verimliliği giderek azalmıştır. Öğretim görevlisi Erol Kesici aşağıdaki önemli noktaların altını çiziyor. İstilacı balık türleri göllere asla bırakılmamalı, Ü Ü Ü Yöre halkı bilinçlendirilerek, yaban hayatı yok eden, bu istilacı ve yok edici balık türlerin bulunduğu tüm sularda alarm verilerek, gece gündüz avlanma yoluyla balıkların yok edilmeleri gerekmektedir, Bu tür balıkların dere, çay ve nehirlerle göllere taşınması mutlaka engellenmelidir. Nereye-neyi-neden-niçin yapacağımız akılcı ve bilimsel yöntemlerle araştırılarak, doğa katledilmeden yapılmalıdır. Birçok ülkede bu tür istilacı balıkların bir yerden başka bir yere taşınması, yem balığı olarak kullanılması- satılması yasaklanmış olup, bu konuda cezai yaptırımlar da getirilmiştir. Göllerin ekolojik değerleri yerine, ekonomik değerlerini öne çıkararak; göllerde balık varsa, o göl verimlidir ve o gölde sorun yoktur bakış açısıyla son yirmi yıldır sularımızda başlatılan balıklandırma çalışmaları, göllerin doğal orijinli balıkları, börtü-böceği yok oldukça, göldeki besin zinciri ve biyolojik çeşitlilik azalınca yaşamımızın olmazsa olmazı yaban hayatı yok olmaya başlayacaktır. Lütfen dikkat, doğal alanlarımıza, yöre halkı istedi diye bakışıyla, sonuçları yaşanarak görülen ve ağır bedellere mal olan müdahaleler yapılmamalıdır.

12 GÜNCEL HABERLER ATIK YAğLARA AKILCI ÇÖZÜM 1 litre yağ, 1 milyon litre suyu kirletiyor. İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan, 1Ekim'den itibaren bitkisel yağların çevre kirliliğine neden olmasını engellemek amacıyla belediye sınırları içindeki inşaat projelerinde atık yağ tutucu bulundurma zorunluluğu getirdiklerini açıkladı. Proje sayesinde belediye, binalarda biriken atık yağları toplayarak ekonomiye kazandırmayı hedefliyor. İnsanların sorumsuzluğu ve bilinçsizliği nedeniyle çevre kirliliğinde artış görüldüğüne işaret eden Doğan, "1 litre yağ, 1 milyon litre suyu kirletiyor. Bu nedenle atık su arıtma tesisleri, katı atık yönetimi, enerji geri kazanımı, yağ ve çöp tutucular günümüzde büyük önem kazanmıştır. Binalar, yemekhaneler, sanayi tesisleri, oto servisleri ve yıkama yerlerinden kaynaklanan yağlar, çevre için büyük risk oluşturmaktadır. Kanalizasyon şebekeleri atık kanalı olarak kullanılmaktadır. Kanallar tıkanmakta, yollar kazılıp, trafik tıkanmakta ve boş yere masraf yapılmaktadır. Atık su içindeki hidrojenli ve kokulu bileşikler kimyasal reaksiyona girerek sıvı yağları katılaştırıp, tıkanmalara neden oluyor."dedi. En az 3 hanesi bulunan binalar ile yemek yapımı veya dağıtımı ile hayvansal gıda satışı ve üretimi yapan iş yerlerinde yağ tutucu şartı aranacağına dikkat çeken Doğan, "Projelerinde yağ tutucu olmayan iş yeri ve konut inşaatlarına ruhsat vermeyeceğiz. Projelerde bunun gösterilmesi, iskan aşamasında ise yağ tutucunun çalışır halde bağlanmış olması şartı aranacak. Bu şartlara uymayanlara inşaat ruhsatı ve iskan verilmeyecek." diye konuştu. Akıllı şehir uygulamaları ile geleceğe sağlıklı şehir bırakabileceklerini belirten Doğan, yağ tutucuların mutfak hatlarının çıkışına bağlanacağını, arıtılan atık suyun kanalizasyona ulaşacağını anlattı. Projenin konut ve iş yeri sahipleri için çok fazla maddi külfete neden olmayacağını kaydeden Doğan, "Bu projeyle eski köye yeni adet getiriyoruz. Vatandaşlarımızdan bu konuda anlayışlı ve duyarlı olmalarını istiyoruz." ifadelerini kullandı. Doğan, yağ tutucuların 250 ile 500 lira arasında değişen fiyatlarla satıldığını ifade ederek, binalarda biriken yağların belediye görevlilerince toplanacağını bildirdi. İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan İZAYDAŞ AKADEMİ Türkiye'de ilk ve tek olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Tecrübe ve birikimlerini sektörün aktörleri ile daha sistematik paylaşmayı hedefleyerek İzaydaş Akademi'yi hayata geçiren İzaydaş, eğitim çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. Konusunda uzman şirket yöneticileri tarafından verilen teorik ve pratik eğitimlerle, atık yönetiminin tüm aşamalarını öğrenme imkânı bulan sekizinci dönem İzaydaş Akademi katılımcılarına katılım belgeleri verildi. Genel müdürlük toplantı salonunda gerçekleşen törene İzaydaş Genel Müdürü Muhammet Saraç, yöneticiler ve Akademi öğrencileri katıldı. Tören öncesinde düşüncelerini paylaşan İzaydaş Genel Müdürü Muhammet Saraç tehlikeli atık sektöründe İzaydaş'ın ciddi bir tecrübe ve birikime sahip olduğunu, Türkiye'de ilk ve tek olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi. Saraç, "Bu tecrübelerin İzaydaş Akademi adı altında bizimle temasta olan firmalarla paylaşılmasını önemsiyoruz. Eğitimin benim önemsediğim en önemli tarafı programın tesislerimizde gerçekleşmesidir. Programa ilişkin görüş ve önerilerinize her zaman açık olduğumuzu da belirtmek isterim" diye konuştu. Ardından söz alan İzaydaş Akademi katılımcıları da, eğitim programını yararlı bulduklarını, pratikte işe yarar bilgileri öğrenmiş olmaktan dolayı mutlu olduklarını ifade etti. Konuşmaların ardından Akademi öğrencilerine katılım belgeleri verildi ve hatıra fotoğrafı çektirildi. İki tam gün süren eğitim programında; İzaydaş genel tanıtımı, atık yönetimine giriş ve atık hiyerarşisi, çevre mevzuatı, Tehlikeli Atık Bertaraf Sistemleri, atıkların sınıflandırılması, ambalajlama ve atık kabul kriterleri, atıkların taşınması, düzenli depolama saha yapım ve işletimi, tehlikeli atıkların geri kazanılması ve bertaraf yöntemleri dersleri işlendi. Akademi öğrencileri ayrıca şirket içinde teknik incelemelerde bulundu.

13 HABERLER GÜNCEL BIOFACH 2O13 ORGANİK ÜRÜNLER FUARI 26.BioFach Organik Ürünler Fuarı, Şubat 2013 arasında Almanya'nın Nürnberg şehrinde düzenlenecek. 26.BioFach Organik Ürünler Fuarı, Şubat 2013 arasında Almanya'nın Nürnberg şehrinde düzenlenecek. Fuara Türkiye milli katılım organizasyonu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) koordinasyonunda yapılacak. BioFach, organik ürünler konusunda dünyanın en önemli fuarları arasında yer alıyor. Ekolojik normlara uygun olarak üretilen gıda, tekstilhazır giyim, mobilya-dekorasyon malzemeleri, kağıt ve kağıt ürünleri, bahçe ürünleri, tarım ve hayvan ürünleri, deri ürünleri, takı-mücevherat, el işleri ve hediyelik eşyalar sergileniyor. Katılacak firmalarda, uluslararası geçerliliği olan ekolojik ürün sertifikası şartı aranıyor. Dünyada organik ürün talebinin gittikçe arttığına dikkat çeken EİB Genel Sekreteri Sezmen Alper, "1930'lardan başlayarak dünya çapında giderek yaygınlaşan organik üretim, 1980'lerden sonra ülkemize döviz kazandıran bir sektör olmaya başladı. BioFach, organik ürünler konusunda dünyaca ünlü bir organizasyon olma özelliği taşıyor. BioFach 2012'ye 130 ülkeden 2 bin 420 firma katılmış ve ziyaretçi sayısı 130 ülkeden yaklaşık 45 binlere ulaşmıştı. İhracatçılarımız bu fuarda yer alarak, hem Türk organik ürünlerini tanıtma fırsatı yakalayacak hem de ihracatımızın artmasına destek olacak." dedi. ANTALYA VE DİYARBAKIR'A YENİLENEBİLİR ENERJİ ÖDÜLÜ Türkiye'de ilk ve tek olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Eurosolar Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği'nin verdiği 'Avrupa Güneş Ödülü'ne yerel yönetimler bazında Antalya ve Diyarbakır Büyükşehir belediyeleri layık görüldü. Eurosolar Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği, her yıl 10 farklı kategoride değerlendirdiği, yenilebilir enerji kaynaklarının etkili ve yenilikçi uygulamaları kapsamında Antalya Büyükşehir Belediyesi, 'Güneşev ve Ekolojik Eğitim Merkezi', 'Atatürk Kültür Parkı'nın Güneş Enerjisi ile Aydınlatılması' ve 'Güneş Enerjili Akıllı Durak' projelerini ödüllendirdi. Söz konusu kategoride güneş enerjisi üzerine eğitim çalışmaları yürüten Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de Güneş Evi ve Uygulama Parkı Projesi dolayısıyla ödül aldı. Eurosolar Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar, ödül kazanan projelere ve uygulamalara daha ileri aşamalara ulaşmaları ve etki alanlarının genişlemesi için bilgi ve yönlendirme desteği verdiklerini söyledi. Uyar, "Bu çalışmaların Avrupa Güneş Ödülü kriterlerinin gerektirdiği enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji uygulamalarında sıfır karbon salımı hedefi, tüm kente yaygınlık, etkin uygulamalar ve tekil projelerde yenilikçilik düzeyine getirilmesini hedeflemekteyiz." diye konuştu. Antalya ve Diyarbakır büyükşehir belediyelerinin başlattığı uygulamaların ve projelerin, bu iki kenti 'Sıfır Karbonlu Kent' hedefine götürecek adımlar olduğunu belirten Uyar, bu yönde geliştirdikleri stratejilerin ve yaygın uygulamaların gelecek yıllarda Türkiye'nin Avrupa Güneş Ödülü'nü almaya en büyük adaylardan birisi olacağına inandığını kaydetti.

14 GÜNCEL HABERLER RES ANATOLIA TÜRKİYE'NİN RÜZGARINI HEDEFLEDİ Havza Rüzgar santrali, şirketin Karadeniz bölgesindeki ilk yatırımı olacak. Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya Pasifik'te faaliyet gösteren yenilenebilir enerji üreticisi RES grubuna bağlı şirketlerden RES Anatolia, Samsun'un Havza ilçesinde 48 megavatlık (MV) bir rüzgar santralinin lisansını aldı. Res Anatolia Proje Geliştirme Müdürü Şener Özgül, "2016 yılında faaliyete geçecek olan santralin inşaatına 2014 yılının ilk yarısında başlanmasının planlandığını söyledi. Özgül, Türkiye'de güneş ve rüzgar santralleri alanında daha fazla yatırım yapmayı planlayan RES'in, önümüzdeki on yıl içerisinde portföyünü her yıl MV arasında büyütmeyi hedeflediğini belirtti. Özgül, proje ile ilgili şunları aktardı: "2011 ve 2012 yıllarında Türkiye Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu EPDK'dan toplamda 170 MV'lık enerji üretim lisansı alan RES Anatolia'nın portföyüne eklenecek olan Havza Rüzgar santrali, şirketin Karadeniz bölgesindeki ilk yatırımı olacak. Rüzgar santrali, yıllık 126 GW'lık elektrik üretecek ve toplam yatırım maliyeti yaklaşık 75 milyon avro olacak. Rüzgar santrali, hanenin ihtiyacını karşılayabilecek elektriği üretecek ve yılda ton karbondioksit emisyonunu önleyerek çevrenin korunmasına önemli bir katkıda bulunacak. Rüzgar santraline ilişkin çevre etüdü tamamlanmış durumda." BAZ İSTASYONLARI YERLEŞİMLERDEN UZAKLAŞTIRILABİLİR Mİ? Bu istasyonlar şehir dışına taşındığı koşullarda mobil iletişim sağlanamaz. GSM Birliği (GSMA) Araştırma ve Sürdürülebilirlik Bölümü Direktörü Dr. Jack Rowley, baz istasyonlarının şehirlerden uzaklaştırılmasının teknik olarak mümkün olmadığını belirtti. Rowley, bu istasyonların şehir dışına taşınması halinde mobil iletişimin sağlanamayacağını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'nün, baz istasyonlarının insan sağlığı için zararlı olduğunu gösteren ikna edici bilimsel bir kanıt olmadığı sonucuna vardığını aktaran Rowley, ''Sınır değerler, Uluslararası İyonize Olmayan Elektromanyetik Enerjiden Korunma Komisyonu (ICNIRP) tarafından insan sağlığını korumak için belirlendi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından tavsiye edilen bu sınır değerler dünyada yaygın olarak uygulanıyor. Ortak yaşam alanlarında, baz istasyonu sinyalleri limit değerlerinden kat daha düşüktür ve bunlar yayın hizmetleriyle karşılaştırılabilir. Eğer maksat maruziyeti azaltmak ise o zaman TV ve radyo vericilerinin de kapatılması gerekir. Türkiye'de uygulanan sistem küresel teknolojilere dayanır ve Türkiye'de verilen hizmetler mobil iletişimin sağlandığı her yerdekiyle aynı şekilde sağlanır." dedi. Baz istasyonlarının şehir dışına çıkarılmasının mobil iletişim için gerekli olan hem kapasite ihtiyacını karşılamak hem de kapsama alanı hizmeti sağlamak açısından teknik olarak imkansız olduğunu dile getiren Rowley, şöyle konuştu: "Baz istasyonları düşük güçle çalışan cep telefonlarına hem sinyal gönderir hem de bunlardan sinyal alır. Bu durumda mobil iletişim kurabilmek için cep telefonları, baz istasyonlarına yakın olmak zorunda. Ayrıca, bunlar hücresel iletişim olarak adlandırılır. Çünkü her bir anten kullanıcılara bir hücre içinde hizmet verebilir ve yüksek kalitede mobil iletişim hizmeti verebilmek için bu hücrelerin birbirlerine yakın ve sürekli olmaları gerekir.

15 HABERLER GÜNCEL BM BREZİLYA'DA BİR ARAYA GELDİ ABD çok yüksek ekonomik kayıplarının olacağını iddia ederek Kyoto Protokolü nü imzalamamıştı. Birleşmiş Milletler'in (BM), Katar'ın başkenti Doha'da aralık ayında düzenleyeceği İklim Değişikliği Konferansı öncesi, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan ve Çin temsilcileri ortak tavır belirlemek için Brezilya'da bir araya geldi. "BASIC grubu" olarak adlandırılan söz konusu 4 ülke, uluslararası iklim değişikliği toplantılarında ortak hareket eden temel bloku oluşturuyor. Brezilyalı müzakereci Luiz Alberto Figueiredo, toplantıda konuşulan temel konuların başında 1997 Kyoto Protokolü'nce sanayileşmiş ülkelerdeki emisyon sınırlandırılmasının geldiğini söyledi. Figueiredo, gazetecilere yaptığı açıklamada, ayrıca bu yıl sona erecek Kyoto Protokolü'nü 2020'ye kadar uzatmak istediklerini de sözlerine ekledi. Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalandı. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılıyor. 1997'de imzalanan protokol ancak 2005'te yürürlüğe girebilmişti. Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler, pahalı yatırımlar gerektiriyor. ABD çok yüksek ekonomik kayıplarının olacağını iddia ederek anlaşmayı imzalamamıştı. KURUMA SERGİSİ Sergi 13 Kasım 2012 Salı gününe kadar Ortaköy Sanat Galerisi nde ziyarete açık olacak. Beşiktaş Belediyesi, sanatçıların kuraklık gibi önemli bir soruna dikkat çeken eserlerinden oluşan "Kuruma" adlı sergiye destek verdi. Beşiktaş Belediyesi ve Göçebe Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi işbirliğiyle gerçekleştirilecek Kuruma adlı uluslararası enstalasyon sergisi, 15 Ekim Pazartesi günü saat da yapılacak bir açılış ile Beşiktaş Belediyesi Ortaköy Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak yılında, sanatın ve sanatçının göçebe olduğuna inanan bir grup sanatçının oluşturduğu Göçebe Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi bugüne kadar dünyanın farklı yerlerinde sergiler açtı. Daha önce bütünleşme, vazgeçme, dönüşme, acıkma ve paylaşma gibi farklı temalara değinen eserleriyle göçebelik ve değişkenlerinin toplumdaki etkisine dikkat çekmeyi amaçlayan grup İstanbul'da kuraklık temasına odaklanacak. Günümüzün en büyük çevresel sorunlarından biri olan kuraklığın toplum üzerinde yarattığı kalıcı etkilere dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilecek sergi 13 Kasım 2012 Salı gününe kadar Ortaköy Sanat Galerisi nde ziyarete açık olacak. Türkiye ve dünyadan 28 sanatçının 28 farklı eserinin yer alacağı sergi, Pazar hariç her gün 11:00 19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

16 GÜNCEL HABERLER KURŞUNLU ŞELALESİ TEHLİKEDE Kurşunlu Şelalesi ekosistemi su olmazsa yaşayamaz." Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6 ncı Bölge Müdürü Yılmaztürk, Kurşunlu Şelalesi nin su havzasında kurulan su sondajlarının, şelalede suyun azalmasına neden olduğunu belirtti. Antalya, kent merkezine 12 kilometre uzaklıkta yer alan Kurşunlu Şelalesi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya. Şelalenin suyu yüzde 80 oranında azaldı. Antalya İl Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6 ncı Bölge Müdürü Osman Yılmaztürk, Kurşunlu Şelalesi nin su havzasında ister yasal, ister kaçak yollarla kurulan su sondajlarının, şelalede suyun azalmasına neden olduğunu belirtti. Yılmaztürk, 18 metre yükseklikten dökülen ve küçük şelaleciklerle 7 küçük göletin birbirine bağlandığı tabiat parkında suyun yüzde 80 oranında azaldığını kaydetti. Osman Yılmaztürk, "Krize doğru giden bir azalma var. Kurşunlu Şelalesi nin ekosistemi suya bağlı. Bu azalmayla giderse oradaki habitat yok olacak. Kurşunlu Şelalesi ekosistemi su olmazsa yaşayamaz" dedi.tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkeleden oluşan faunayı tehdit eden su azalmasının her yıl bir krize doğru ilerlediğini belirten Bölge Müdürü Yılmaztürk, suyun şelalenin yer aldığı 2 kilometrelik kanyondan çekilmesinin geri dönüşü olmadığını aktardı. Mevcut sorunla ilgili Devlet Su İşleri 13 üncü Bölge Müdürlüğü ile bağlantıya geçtiklerini belirten Yılmaztürk, ilk görüşmelerden olumlu sonuç alamadıklarını söyledi. Düden Şelalesi nin suyunun 5 te 1 inin Kurşunlu havzasına yönlendirilmesiyle bölgenin kurtulacağını savunan Yılmaztürk, "Sorunu şimdi Antalya Valiliği düzeyine taşıdık. Gerekirse bakanlık nezdinde de girişimde bulunuruz. Ne pahasına olursa olsun Kurşunlu Şelalesi ni kurtarmak istiyoruz" diye konuştu. Yılmaztürk, Valilik düzeyindeki girişimlerin ardından Vali Yardımcısı Hakkı Loğoğlu başkanlığında bir çalışma birimi kurulduğunu anlattı. Osman Yılmaztürk, "Karacaören den Düden Şelalesi ne kotlarıyla birlikte tüm su kaynakları, hepsi araştırılıyor. Akşamdan sabaha veya birkaç yıllık bir düzenlemenin değil, bölgeyi kurtaracak bir çalışmanın ortaya çıkması için çalışıyoruz" dedi. ÇEVRE PROJELERİNE BAKANLIK DESTEğİ Projelerin 15 Aralık 2012 tarihine kadar Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri ne iletilmesi gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, atıksu arıtma tesisi, katı atık bertaraf ve geri kazanım tesisleri ile çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin iyileştirilmesine yönelik faaliyet ve tesislerin projelendirilmesi ile yapımında belediyelere nakdi yardım yapacak. Söz konusu yardımlar belli şartların yerine getirilmesi durumda gerçekleşecek. Kent yaşamının iklim değişikliğine olan etkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar başta olmak üzere yakıt kullanımını azaltıcı faaliyetler, enerji kaynaklarının verimli kullanılması ve kentsel gürültünün engellenmesi amacına yönelik projeler öncelikli değerlendirilecek. Bu doğrultuda, bisiklet yollarının yapımı, araç trafiğine kapalı örnek yaya yolları ve gezinti sahaları, parkların inşa edilmesi, çevre düzeni planına uygun tedbirlerin alınması ve bu konuda gerekli görülen projelerin desteklenmesi amacıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından her ilde 1 adet çevre projesine deste sağlanacak. Belediye başkanlıkları tarafından bisiklet yolu, sokak ve park düzenlemeleri konularında hazırlanacak projelerin 15 Aralık 2012 tarihine kadar çevre ve şehircilik il müdürlüklerine iletilmesi gerekiyor. Yapılacak değerlendirme sonucunda belirlenecek 3 adet proje Çevre ve Şehircilik Bakanlığı na iletilecek.

17 HABERLER GÜNCEL PwC KARBON BİLDİRİM PROJESİ KÜRESEL 5OO RAPORU NU AÇIKLADI İklim değişikliğini iş stratejilerine dâhil eden şirketlerin sayısı geçen yıla göre %10 arttı. Şiddetli hava olayları, 2012 yılında iklim değişikliği konusunu şirketlerin gündeminde üst sıralara taşıyor İklim değişikliğini iş stratejilerine dâhil eden şirketlerin sayısı geçen yıla göre %10 arttı. Ancak şirketlerin ortalama uzun dönem emisyon azaltmı hedefi yılda sadece yüzde 1 oranında ve bu oran küresel ısınmayı 2 derece olarak sınırlamak için ülkelerden istenen yüzde 4 oranının çok altında. 700 kişiden oluşan küresel bir ağ olan PwC Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Birimi, uluslararası ölçekte kamu sektörü, özel sektör, ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar sektörlerinden müşterilerle çalışan, bu müşterilerin kuruluşlarına ve stratejilerine sürdürülebilirliği entegre etmelerine yardımcı olan sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve yeşil büyüme alanında bir danışmanlık şirketidir. PwC tarafından hazırlanan Karbon Bildirim Projesi (Carbon Disclosure Project - CDP) Küresel 500 İklim Değişikliği raporuna göre, tüm dünyada iş faaliyetlerini ve tedarik zincirlerini aksatan şiddetli hava olaylarının giderek artması, iklim değişikliği konusunun şirket yönetim kurullarının gündeminde üst sıralara yükselmesine neden oluyor. ABD de tarihin en sıcak yazının yaşanması, Rusya'da yangınların İngiltere, Japonya ve Tayland'da sel baskınlarının görülmesi ve diğer şiddetli iklim olaylarının ardından sonuçları incelenen şirketlerin %81'i iklim değişikliği nedeniyle fiziksel riske maruz kaldıkları saptandı. Siz konusu şirketlerin %37'si bu riskleri gerçek ve mevcut tehlike olarak algılarken, bu oran 2010 yılına kıyasla %10 artmış durumda. PwC tarafından 78 trilyon dolarlık varlığa sahip olan 655 kurumsal yatırımcı adına hazırlanan CDP raporu, sera gazı emisyonuna ilişkin yıllık güncel verilerin yanı sıra dünyanın halka açık en büyük kuruluşlarının iklim değişikliği stratejileri hakkında bilgiler de sunuyor. İklim değişikliğini iş stratejilerine dâhil eden şirketlerin sayısında yıllık %10'luk artış görülüyor. (2012: %78, 2011: %68). Bu durum, finansal gerilemenin başladığı 2009'da 3,6 milyar metrik tonluk sera gazı emisyonunun 2012'de 3,1 milyar metrik ton seviyesine düşmesine katkı sağlayarak şirketlerin bildirdiği sera gazı emisyonu hacminde %13,8 lik azalma yarattı. Söz konusu azalma, 227 adet doğalgaz enerji santralinin kapatılmasına veya 138 milyon arabanın trafikten çekilmesine eşit bir azalma etkisi yaratıyor. Buna karşın, şirketlerin üçte biri ise (%31) hiç bir emisyon düşüşü raporlamadılar. Karbon Bildirim Projesi CEO'su Paul Simpson konu ilişkin açıklamasında; "Şiddetli hava olayları piyasalarda önemli mali zarara neden oluyor. Bu sebeple yatırımcılar, şirketlerin iklim olaylarına karşı dayanıklılık konusuna daha ciddi eğilmelerini bekliyor. Bu alanda sektöre liderlik eden şirketlerle olduğu gibi geride kalanlar da var. Fakat emisyon verilerini talep eden yatırımcı sayısının giderek artmasıyla şirketler açısından bu konuda harekete geçmek için ekonomik gerekçeler de çoğalıyor. Güçlü ekonomi kurmak isteyen hükümetler bu hususu göz önünde bulundurmalı" dedi. Uzun vadede karbon emisyonlarının azaltılması için hükümet seviyesinde yapılan görüşmelerin gelecek turu Kasım ayı sonunda, Katar ın başkenti Doha gerçekleşecek. PwC tarafından yapılan incelemeye göre, şirketlerin ortalama uzun dönem emisyon azatlımı hedefi yılda yüzde 1 oranında ancak bu oran küresel ısınmayı 2 derece olarak sınırlamak için ülkelerden istenen yüzde 4 oranının çok altında. PwC nin sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği küresel lideri Malcolm Preston konuyu değerlendirerek, "Yıllık ilerlemeye rağmen, gerçek şu ki emisyon azaltımında şirketlerin ve ülkelerin performansı gereken seviyenin yakınından bile geçmiyor. İş dünyasının maruz kaldığı yeni 'normal' durum, yüksek

18 GÜNCEL HABERLER Malcolm Preston Paul Simpson derecede belirsizliğin, büyümede yavaşlamanın ve emtia fiyatlarında dalgalanmaların yaşandığı bir süreçtir. Önemli uzun vadeli yatırım kararlarını belirleyecek yasal düzenlemelere ilişkin kesinlik yakın zamanda gerçekleşmezse, özellikle enerji, tedarik zinciri ve riskler konularında şirketlerin planlama yapma ve harekete geçme yetkinliğinin kesinlikle normal olmayacağı görülüyor." CPLI ve CDLI bakımından dünyanın ilk on şirketi CDP raporu 379 şirketten aldığı emisyon verilerini derleyerek bu şirketleri iklim değişikliği şeffaflığına göre sıralıyor ve en iyi bildirimde bulunan şirketler CDP nin Karbon Bildirim Liderliği Endeksi'nde (CDLI) yer alıyor. CDP daha sonra şirketleri emisyonlarının ölçeğine ve kalitesine, emisyon azaltmalarına ve stratejilerine göre değerlendirerek belirli bir performans bandı esasında sıralıyor. En iyi performansı gösterenler ise CDP Karbon Performans Liderliği Endeksi'nde (CPLI) yer alıyorlar. Bu tür endeksler, şirketlerin ulusal ve uluslararası emisyon düzenlemeleri açısından ne kadar hazır olduklarının değerlendirilmesinde ve yatırımcıların yatırım kararlarını alma aşamalarındaki değerlendirmelerinde kullanılıyor. Geçmişte CDLI ve CPLI'de yer alan şirketler incelendiğinde ise, iklim değişikliğinde lider pozisyonuna oturan şirketlerin daha yüksek hisse performansı gösterdiği görülüyor. İklim Bildirim Liderleri CDLI'de yer alan şirketler, piyasa talebine yanıt vererek yıllık temelde daha yüksek ortalama bildirim puanlarına ulaşıyor ve iklim konusundaki hesap verebilirliklerini iyileştiriyor. Bu yıl, iki şirket, Alman ilaç firması Bayer ve İsviçre'nin tüketici yönelik ürünler devi Nestle en yüksek karbon bildirim puanı olan 100 e ulaştı. CDLI'de Amerikan şirketleri çoğunluktayken, Finlandiya, İspanya, Hollanda şirketleri ile birlikte Almanya merkezli şirketler bu ülkelerdeki şirket sayısı dikkate alındığında oransal olarak daha fazla temsil ediliyor. Fransa, Japonya ve İngiltere ise bu ülkelerdeki şirket sayısı göz önünde bulundurulduğunda oransal olarak daha düşük temsil ediliyorlar. İklim Performans Liderleri CPLI'de yer alan şirketler iklim değişikliği stratejisi hakkında uzun vadeli düşünme eğilimi sergiliyorlar. Şirketlerin %85'i (CPLI dışındaki şirketler arasındaki %60 oranına kıyasla) üç yıldan daha fazla geri dönüş süreli olarak emisyon azaltım faaliyetlerine yatırım yaparken, CPLI şirketlerinin %55'i (CPLI dışındaki şirketler arasındaki %29 oranına kıyasla) iklimle ilgili riskleri on yıldan daha uzun bir zaman diliminde ele alıyorlar. Bildirimde ve performansta dünyadaki ilk on şirket İki indeksin birleştirilmesi sonucunda iklim değişikliği bildirimi ve performansı açısından dünyanın en iyi şirketleri aşağıda yer alıyor. İlk on listesinde Alman şirketlerinin çoğunlukta olduğu görülüyor. r Şirket Adı Ülke Performans Bandı Bildirim Puanı Bayer Almanya A 100 Nestle* İsviçre A 100 BASF* Almanya A 99 BMW Almanya A 99 Gas Natural SDG* İspanya A 99 Diageo* İngiltere A 98 Nokia Group* Finlandiya A 98 Allianz Group* Almanya A 97 UBS* İsviçre A 97 Panasonic* Japonya A 96 *Karbon Bildirim Projesi İlk On Listesi ne 2012'de girenleri göstermektedir

19 SANAT SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM FİLM FESTİVALİ İlki 2008 yılında gerçekleşen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 2012 yılında yine birbirinden ilginç filmlerle sürdürülebilirlik konusunun farklı yönlerini irdeleyecek Festivali, Kasım tarihlerinde Beyoğlu'nda bulunan İtalyan Kültür Merkezi nde ve 1-2 Aralık tarihlerinde Karaköy'de bulunan Salt Galata'da gerçekleşecek. Bu seneki festivalde yine içinde yaratıcılık ve çözüm barındıran birbirinden etkileyici filmlerle, konuşmacılar ve müzisyenlerle sürdürülebilirlik kavramına ve dünyaya bütüncül bir bakış atacağız. Günümüzde birçok birey ve kurum tarafından çokça kullanılan sürdürülebilirlik kavramının soyut ve yoruma açık boyutlarına ışık tutan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, neyin sürdürülebilir olduğu veya olmadığına dair dünyanın dört bir yanından örnekler sunarak gerçek hikayelerle ilham vermek amacını taşıyor. Festivalin dikkate değer özelliği sadece filmleri ve filmlerin içeriği ile sınırlı değil. İzleyicileri, konuşmacılar ve müzisyenlerle renkli etkinlikleri, bir buluşma zemini oluşturma işlevi, sürdürülebilirlik hassasiyeti bulunan destekçileri ve düzenleme süreci açılarından da önemli bir örnek oluşturuyor. Toplumun her kesimini bir araya getirerek birleştirici ve kapsayıcı olmayı başaran Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde bir çiftçiyi, bir iş adamını, öğrencilerini toplayıp gelmiş bir öğretmeni, çocuğunun gelecekte yaşayacağı dünyadan endişeli bir anneyi, akademisyenleri, aktivistleri yanyana otururken ve fikir alışverişinde bulunurken görebilirsiniz. Festivali gerçekleştiren Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi, çeşitliliğe değer veren açık ve esnek bir yapı dahilinde yaşamı sürdürülebilir kılmak niyetiyle bir araya gelmiş bireylerin yaşamı çoğaltacak projeleri kolektif olarak hayata geçirme amacıyla doğdu. Tamamen sivil bir oluşum olan Kolektif, film festivali gibi "sürdürülebilir yaşam" konusuyla ilgili farkındalık arttırıcı çalışmaları Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi'nin vizyonunu paylaşan bireyler ve organizasyonların desteği ve katılımıyla sürdürüyor. Web: Facebook: Twitter: https://twitter.com/sykolektifi İletişim:

20 SANAT Sürdürülebilirlik Tutkusu Yönetmen: Eric G. Stacey Yapım yılı: 2008 / Süre: 56' / Ülke: ABD Dil: İngilizce, Türkçe altyazı Film ana sayfa: Bütün ekonomik faaliyetlerin, toplumsal adaletin ve kültürel sürekliliğin; çevrenin gözetilmesi üstüne kurulu olduğu bir toplum düşünün. Gezegenin sağlığını iyileştirmenin; küresel malî başarıyı ve toplumsal istikrarı kolaylaştırdığı bir dünya hayâl edin Sizce hayâl mi? Portland/ Oregon da on dört iş sahibi 1997 yılında bu hayâli gerçekleştirdi. Bu on dört kişi, The Natural Step (Doğal Adım) adı verilen bir sürdürülebilirlik yaklaşımını benimsedi, mevcut iş planlarına çevresel sürdürülebilirlik çerçevesinden bakıp ekonomik büyüme sağlarken aynı zamanda Dünya nın doğal sistemlerine karşı sorumluluklarını yerine getirebilecekleri iş alanları yaratmak üzere bir yolculuğa başladı. Bu yolculukları süresince hepsinin içinde bir Sürdürülebilirlik Tutkusu gelişti. Gelin; siz de bu ilham verici öncülerin serüvenlerini, önlerine çıkan engelleri ve hiç beklemedikleri kazanımları; sürdürülebilir bir dünya için geliştirdikleri eşsiz bakış açısını kendilerinden dinleyin. Kendinize özgü Sürdürülebilirlik Tutkusu nu ateşlemek için gereken ilhamı, motivasyonu ve gücü içinizde hissetmeye hazır olun. Su için Karbon Yönetmen: Evan Abramson, Carmen Elsa López Yapım yılı: 2011 / Süre: 23' / Ülke: ABD, Kenya Dil: İngilizce, Türkçe altyazı Film ana sayfa: Hayat nadide bir şeydir; ama suyun nadide olmaması gerekir. Kenya nın Batı Eyaleti ndeki kadınlar ve kızlar, kaynatıp içilebilecek niteliğe getirebilmek için, saatlerce kirli su ve yakacak odun peşinde koşuyor. Kolera, tifo ve su yoluyla bulaşan diğer hastalıklar; içme suyunu, kirli sudan elde etmeye mahkûm olan bu talihsiz halkların yaşamını ve geçim kaynaklarını tehdit ediyor. Kirlenmiş içme sularını kaynatmak zorunda olan Kenya nın Batı Eyaleti ndeki bu kadınlar, yakacak odun bulabilmek için eğitim ve kişisel güvenlikleri de dahil olmak üzere her şeylerini gözden çıkartıyor. Hızla azalan yakacak odun ise, giderek kıymete biniyor. Atık Dağı: Ampul Tuzağı Yönetmen: Cosima Dannoritzer Yapım yılı: 2010 / Süre: 53' / Ülke: İspanya, Fransa Dil: İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca / Türkçe altyazı Film Anasayfa: 304/ Bir zamanlar, ürünler evlâdiyelik yapılırdı. Neden sonra, 1920 lerin başında bir grup iş adamının zihninde bir şimşek çaktı: "Eskimeyen bir ürün, ticarî bir trajedidir" (1928). Böylece Planlanmış Eskime dediğimiz fikir doğmuş oldu. Kısa bir süre sonra, bilhassa akkor ampulün yaşam süresini kısaltmak üzere dünya ölçeğindeki ilk kartel kuruldu. Yeniliğin ve parlak fikirlerin sembolü olan ampul, böylece Planlanmış Eskime nin ilk kurbanı oldu li yıllarda tüketici toplumun doğmasıyla bu kavram bambaşka bir anlam kazandı. Tasarımcı Brooks Stevens bunu şöyle açıklıyor: "Planlı Eskime, bir şeyin biraz daha yenisine, biraz daha iyisine, gerek duyulduğundan biraz daha sahip olma arzusudur " Büyüme odaklı toplumun yıldızı parlamaya başladı, herkes istediği her şeye sahip oldu, çöpler dağ oldu (tercihen Üçüncü Dünya'daki yasadışı uzak çöplüklerde); ta ki tüketiciler isyan edinceye kadar. "Ampul Tuzağı" tüketim toplumunun ve planlanmış eskimenin olumsuz yönlerini açığa çıkartan bir belgesel.

21 SANAT Çöpün Tadına Bak Yönetmen: Valentin Thurn Yapım yılı: 2011 / Süre: 88' Ülke: Almanya Dil: Almanca, Fransızca, İngilizce, Japonca, İtalyanca / Türkçe altyazı Film ana sayfa: İnanılmaz ama gerçek: Yiyeceklerimizin yarısından çoğu çöpe gidiyor çoğu çiftlik ile mağaza arasındaki yolda; yani daha soframıza, tabağımıza bile ulaşmadan önce! Avrupa daki evlerde, her yıl 200 milyar avroya eşdeğer yiyecek çöpe atılıyor. Bu, dünyanın en büyük gıda şirketi Nestlé nin senelik cirosuna eşit! Avrupa da çöpe atılan yiyecekler, dünyadaki bütün aç insanları ikişer kez doyurmaya yeter. Tarım için büyük miktarlarda enerji, su, gübre ve zirai ilaç bir çırpıda tüketiliyor. Tarla açmak için yağmur ormanlarındaki ağaçlar kesiliyor; sera gazlarının üçte birinden fazlası tarımdan kaynaklanıyor. Ne zaman bir yiyecek çöplükte çürüse, küresel ısınmadaki payı karbon dioksitten 25 kat fazla olan metan gazı atmosfere karışıyor. Gıda israfını yarı yarıya azaltmak bile, dünya iklimi açısından otomobillerin yarısını ortadan kaldırmaya eşdeğer bir yarar sağlayacak. Film yapımcısı Valentin Thurn, bu israf üzerine market çöplüklerinde uluslararası ölçekte bir araştırma yaptı. Bu araştırma, çöplüklerde, bir kısmı halen ambalajlı olan ve son kullanma tarihi geçmemiş, tamamen yenebilir durumda olan çok büyük miktarda yiyeceği belgeledi. Bu film bu sorumsuzca israfın, küresel kıtlıktaki payının izini sürüyor ve dünyanın dört bir yanında, bu akıl almaz israfa son verme çabalarını inceliyor. Havza: Yeni Batı için Yeni bir Su Etiği Arayışı Yönetmen: Mark Decena Yapım yılı: 2012 / Süre: 56' Ülke: ABD Dil: İngilizce, Türkçe altyazı Film ana sayfa: Rocky Dağları Ulusal Parkı nda kamış balıkçılığı rehberi olan Jeff Ehlert, Colorado Nehri havzası boyunca çok kullanılan bir deyişe atıfta bulunarak, Viski, içmek içindir. Su, savaşmak içindir, diyor. Dünyada üstüne en fazla baraj kurulmuş, kazılmış ve yatağı değiştirilmiş nehir olan Colorado Nehri; Amerika Birleşik Devletleri nin batısı ve Meksika çevresinde yaşayan otuz milyon insanın geçim kaynağı olmaya çalışıyor. Ancak Colorado Nehri Anlaşması olarak bilinen sulh anlaşması artık yapabileceklerinin sınırına gelmiş durumda. Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim Zaten çorak olan topraklarda yükselen sıcaklıklar ve azalan yağmura rağmen, artan bir nüfusun ihtiyaçlarını nasıl karşılayabiliriz? Şehirlerin, tarımın, uğraşım (rekreasyon) alanlarının, yaban hayatının ve yerel toplumların suya olan taleplerini nasıl dengeleriz? Havza filminde; Ehlert, Colorado Nehri havzasında yaşayan ve çalışan altı kişiyle söyleşiyor. Bu insanların paylaştığı hikâyeler, yeni ve kaçınılmaz bir su etiğini anlatıyor ve herkese yetecek birlikte var oluşun yolunu gösteriyor. Bu film, hayata tutkuyla sarılmış gönülden bir çevreci olan Bradford Delano Smith ( ) anısına çekilmiştir. Yapım yılı: 2012 / Süre: 53' Ülke: ABD Dil: İngilizce, Türkçe altyazı Film ana sayfa: Sürdürülebilir bir eğitim, ileri bir toplumun hayatî bileşenlerinden biri. Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim filmi, okullardaki mevcut uygulamaların toplumsal açıdan sürdürülebilir olmadığını gösteren bir belgesel. Film, insanın en yüksek potansiyelini ortaya çıkaran yeni bir eğitim sisteminde toplumsal yönden bizi ilgilendiren noktaları eleştirel bir yaklaşımla çözümlerken; diğer yandan toplumsal becerilerin nasıl beslenebileceğine dair yardımcı bazı eğitsel yöntemleri ve eleştirel düşünme tekniklerinin ayrıntılarına giriyor. Sürdürülebilir Bir Gelecek için Eğitim, çevrimiçi olarak ulaşılabilen, paylaşıma açık, bağımsız bir yapım.

22 SANAT Yeşil Kaplanın Uyanışı: Çin de Yükselen Yeşil Hareket Yönetmen: Gary Marcuse Yapım yılı: 2011 / Süre: 78 ' / Ülke: Çin, Kanada Dil: Çince ve İngilizce, İngilizce ve Türkçe altyazı Film Anasayfa: Çin'de yeni bir çevre yasasının yürürlüğe girmesiyle bir çevre hareketi başladı ve sıradan yurttaşlar Çin tarihinde ilk defa, düşüncelerini açıkça söyleme ve hükümetin kararlarını etkileme hakkına sahip oldu. Aktivistler bu yeni hakkı derhal kullandı ve bir nehri kurtardı. Başlattıkları hareket, Çin'i dönüştürme gizil gücüne sahipti. Aktivistlerin, çiftçilerin ve gazetecilerin gözünden aktarılan bu film; başarıya ulaşmış olağanüstü bir kampanyayı, Yangtze Nehri nin yukarı kısmında, güney batı Çin in yüksek dağlarında inşası planlanan bir baraj projesini durdurmayı başaran çevre hareketini konu ediyor. Film, Çin sınırları dışında hiç görülmemiş çarpıcı arşiv görüntülerine; hükümete yakın çevrelerle ve Başkan Mao dönemindeki kalkınma uğruna doğanın "fethedilmesi" seferberliklerini hatırlayan tanıklarla yapılmış çok sayıda söyleşiye yer veriyor. Milyonların seferber edildiği bu süreçte Çin'in peyzajı yeniden şekillendirilmiş, gölleri, sazlıkları, ormanları ve yeşil alanları mahvolmuş, toz fırtınaları kontrolden çıkmış ve bilim çaresiz kalmıştı. Yemeklerin Efendisi Yönetmen: Richard Chisolm Yapım yılı: 2011 / Süre: 65' Dil: İngilizce, Türkçe altyazı Film ana sayfa: Kafeteryacı, Baltimore daki devlet okullarında 83,000 öğrenciye hizmet veren beslenme programını yeşilleştirme çabasını konu alan, nelerin mümkün olduğunu sergileyen olumlu bir girişimi ele alıyor. Aktivistlerin ve yurttaşların el ele vererek öğrencilerin yemeklerini değiştirme girişimini anlatan film, işlevsiz beslenme sistemine çözüm getirmek için kime ve neye ihtiyaç olduğunu gösteren etkileyici bir öykü. Hazır ve işlenmiş yiyeceklerin yerine yerel Anahtar yetiştirilmiş, taze hazırlanmış gıdaları koymaya Yönetmen: Mathieu Roy, Harold Crooks Yapım yılı: 2011 / Süre:104' Ülke: Fransa Dil: Fransızca, Türkçe altyazı Film ana sayfa: çalışan Tony Geraci, şehirdeki devlet okullarının yemek yöneticiliğini yapan New Orleans lı karizmatik bir şef. Geraci nin cesur vizyonu kapsamında; okullarda sebze bahçeleri, öğrencilerin tasarladığı mönüler, etsiz Pazartesi ler ve sınıflarda verilen beslenme eğitimleri de bulunuyor. Film, ana karakteri Tony Geraci nin çevresinde, reform çabalarının başarıya ulaşması için gerekli olan farklı ve dinamik beşerî bileşenleri seyirciye aktarıyor. Dünyamızı yaratan enerjiden, geleceğimizi şekillendirecek enerjilere geçiş nelere mal olacak? Ulaşım ve konut, yemek ve su, iletişim, ışık, ısı ve soğutma; tüm çağcıl yaşamımız enerjiye bağlı. Bir yüz yıldan fazladır, bu enerji çoğunlukla petrol ve kömürden sağlanıyordu. Çevresel etkiler ve arza dayalı kaygıların etkisiyle ilgimizi enerjideki diğer alternatiflere kaydırmaya başladık. Bu geçiş sürecinin nasıl ilerlediğini öğrenmek üzere enerji düşünürü Dr. Scott Tinker'a katılın. Dr. Tinker, kömürden güneşe, petrolden biyo enerjiye kadar dünyanın önde gelen enerji üretim sahalarını keşfe çıkıyor. Daha önce hiç kimsenin girmediği mekânları kamerayla ziyaret ederek hükümetin, sanayinin ve akademinin uluslararası öncülerinden merak ettiği sorulara cevaplar alıyor. Dr. Tinker, enerjiyle ilgili en önemli konuları araştırıyor: Eğer kömür temiz bir enerji kaynağı değilse, niye kullanmaya devam ediyoruz? Petrol daha da pahalılaşacak mı? Tükenmesi mümkün mü? Hidrolik çatlama ne kadar riskli? Nükleer enerji ne kadar tehlikeli? Bu alternatif enerji kaynaklarına geçiş sürecinde karşılaşılan en büyük zorluklar neler? En gelecek vaat eden çözümler neler?

23 ENERJİ NÜKLEER Akkuyu Nükleer Santrali ve HUKUKSAL GERÇEKLER NÜKLEER SANTRAL İNşASıNıN HUKUKUMUZA UYGUN OLUP OLMADıĞıNı GöSTEREN EN önemli KANıT SANTRALİN YARGıSAL DENETİMDEN KAÇıRıLMAK AMAcıYLA DEvLETLERARASı ANLAşMA İLE YAPıLMASıDıR. Akkuyu Nükleer Güç Santrali kurulumu ile ilgili olarak ulusal basında çok sayıda haber yayınlandı. Ancak yaşanan hukuksal süreçler konusunda halen bilinmeyen pek çok şey var. olarak yaşanan hukuksal süreci okuyuculara aktarmak için Çevre Hukuku Derneği nden Avukat Arif Nihat Alpsoy ile görüştük.

24 NÜKLEER ENERJİ Siz bu süreçte santralin kurulmasını engellemek adına hukuksal mücadele verdiniz. Süreç nasıl başladı ve neler yaşandı? 2007 yılı sonunda kurulan Çevre Hukuku Derneğimiz kapsamında yapılan çalışmalar esnasında, Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ) Mersin İli Gülnar İlçesi Büyükeceli mevkiinde Nükleer Güç Santrali (NGS) inşası ve işletilmesi için yarışma adı altında bir işlem yapmıştı. İşlemin ayrıntıları incelendikten sonra konu dernek yönetim kurulumuzda değerlendirilmiş ve bu işleme karşı dava açılmasına ve davayı açmak, avukatlığını yapma konularında tarafıma görev verilmesine karar verilmişti. Bu karar çerçevesinde ve kolektif çalışmalarımız neticesinde yapılan işleme karşı tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi Başkanlığında 2009/78E sayılı dava açılmıştı. Bu davada usul işlemleri bittikten sonra tarihinde tarafların duruşmaya çağrılarak dinlenmesine karar verilmişti. Ancak söz konusu duruşma tarihinden önce TMMOB tarafından, aynı işlemin yasal dayanağı olan yönetmeliğe karşı açılan dava kazanılmış ve TETAŞ Yönetim Kurulu tarihli ve nolu toplantısında söz konusu yarışmanın iptaline karar vermişti. Derneğimizin açtığı yasal süreç bu şekilde noktalanmıştı. Davamız diğer pek çok STK, Meslek Odaları ve CHP nin yürüttüğü hukuki mücadeleden birisiydi. Diğer hukuki mücadelelerden farkı ise ilk defa nükleer güç santrallerinin tüm yönleriyle yani, ekonomik, ekolojik, demografik ve stratejik yönleriyle ele alındığı bir davaydı. Bu davada uluslararası alanda en son yayımlanan makaleler ve raporlar delil olarak kullanılmıştı. Bu raporlar sadece çevre örgütleri tarafından hazırlanan raporlar olmayıp devlet kuruluşları ve üniversitelerin ortaklaşa hazırladığı, nükleer santral işleten şirketlerin de katılımlarının olduğu kimisi başka ülkelerde nükleer santrallerin kapatılması için açılan davalarda kullanılan çok sayıda güncel ve resmi raporlardı. Dava sırasında bu raporların içerdiği GÜNÜMÜZDE ÜLKEMİZDE YÜRÜTÜLEN ÇED RAPORU HAZIRLAMA ÇALIŞMALARINA ve bu RAPORLARIN DENETLENME ŞEKİLLERİNE bakildiğinda CİDDİ bir SORUNLA KARŞI KARŞIYA KALDIĞIMIZ AŞİKARDIR bilgilere karşı hiçbir cevap verilememiştir. Bunun yanında nükleer atıkların meta yani ticari eşya olduğu ve başkalarına para ile satılabileceği davalı kurumca beyan edilmiştir. İşlemin dayanağı olan 5710 sy. yasadan önce yapılan ve o dönemde görevde olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından gerçekleştirilen vetonun Cumhurbaşkanı nın yanlış bilgilendirilmesinden kaynaklandığı ifade edilmiştir. İleri sürdüğümüz iddiaların hepsi oldukça ciddi iddialar olup bir iptal davasında ileri sürülmüştür. Bu iddialarımızdan bazıları santralin maliyetine yönelik olup alım garantisi verildiğinden bu bedellerin ülkemiz insanından tahsil edileceği ve ileri sürülen fiyatın oldukça yüksek olduğu tarafımızca iddia edilmiştir. Bu iddiaya ve sunduğumuz belgelere karşı hiçbir cevap verilememiştir. Aynı şekilde ABD de Californiya eyaleti tarafından üniversiteler, nükleer santral işleten şirketler ve devlet kuruluşlarınca ortaklaşa hazırlanan raporlar, çeşitli davalarda toplanan bilimsel çalışma sonuçları sunularak santralin işletilmesi halinde deniz hayatının ve balıkçılığın yıl içinde yok olacağı ortaya konulmuştur. Bu hususta da hiçbir cevap verilmemiş, iddialar gerekçe gösterilmeden inkar edilmiştir. Herhangi bir kaza durumunda şehrin Arif Nihat Alpsoy, Avukat tahliyesinin, demografik sıkıntıların olacağı yine bilimsel çalışmalar ile ileri sürülmüşse de sadece inkar ile karşılaşılmıştır. Temel olarak işlemi yapan kurumun söz konusu santralin potansiyel tehlikelerine hazır olmadığı, ciddi kaza olmasa dahi santralin normal çalışması sırasında ortaya çıkabilecek, çevrenin, dolayısıyla tarım, balıkçılık gibi önemli ekonomik değerlerin uğrayacağı zararın dikkate alınmadığı, nükleer santralin söz konusu alanda kurulması halinde yaşayacağı verim kayıplarının, nihai fiyatların aşırı yüksekliğinin göz ardı edildiği verilen cevaplar ile ortaya çıkmıştır. Nükleer santral inşasının hukukumuza uygun olup olmadığını gösteren en önemli kanıt santralin yargısal denetimden kaçırılmak amacıyla devletlerarası anlaşma ile yapılmasıdır. Hukuki olarak santralin yapılmaması için ne gibi gerekçeler mevcut? Bildiğimiz kadarıyla Anayasanın 90. Maddesi, 244 sayılı Milletlerarası anlaşma maddesi ve Viyana Anlaşmalar Hukuku sözleşmesi kapsamında değerlendirildiğinde zaten santralin yapılmaması gerekiyor. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Nükleer santral inşasının hukukumuza İkibin50 Sürdürülebilir Gelecek Dergisi

25 ENERJİ NÜKLEER NÜKLEER ENERjİ YATIRIMLARINDA TEMEL SORUN bu YATIRIMLARIN DİĞER ENERjİ ÜRETİM SİSTEMLERİNE KIYASLA NEREDEYSE TAMAMEN SİYASİ KARARLAR OLMASIDIR. uygun olup olmadığını gösteren en önemli kanıt santralin yargısal denetimden kaçırılmak amacıyla devletlerarası anlaşma ile yapılmasıdır. Anayasamızın 90. maddesi çerçevesinde TBMM de kabul edilen anlaşma kanun haline gelerek bugün yapılan işlemlerin yasal dayanağını oluşturmaktadır. Bu işlemlerin yargı denetimine tabi olduğu aşamalarda ise, ilgili kurumların yaptığı işlemlerin, beyan edilenlerin aksine yasalara aykırı olduğu ve ülkemizi açıkça zarara uğratacağı için iptal edildiği bellidir. Nükleer enerji yatırımlarında temel sorun bu yatırımların diğer enerji üretim sistemlerine kıyasla neredeyse tamamen siyasi kararlar olmasıdır. Enerji üretiminin pek çok yolu bulunmaktadır. Ancak sahip olduğu yıkıcı potansiyeller, nükleer silah üretimi için taşıdıkları önem, kaza olmasa dahi faaliyeti sırasında çevreye verdiği ciddi zararlar ve karşılaştırılamayacak denli yüksek maliyetleri ile nükleer enerji üretim sistemleri ayrı bir konumda bulunmaktadır. Nükleer santral inşasını ya da nükleer tesis işletmeyi yasaklayan doğrudan herhangi bir kanun ya da düzenleme bulunmamaktadır. Kaldıki şimdiye kadar ülkemizde üç adet deneysel çalışmalar için kullanılmak üzere nükleer santral prototipi inşa edilmiş ve çalıştırılmıştır. Bu prototipler araştırma amaçlı olup oldukça düşük düzeyli ve elektrik üretmeyen yapılardır. Sözleşmede konu edilen nükleer güç santralleri ise elektrik üretme amacını taşıyan ve oldukça güçlü santrallerdir. Bu nevi santralleri doğrudan yasaklayan ulusal ya da uluslararası bir düzenleme yoktur. Uluslararası yasalar nükleer santrallere sadece enerji üretimi için izin vermekte ve silah üretimi yapılmasına karışmamaktadırlar. Ancak santrallerin inşası, işletilmesi ve işletmeden çıkarılması safhasında karşı karşıya kaldığımız yükümlülükler ve potansiyel tehlikelerin gerçekçi şekilde ele alınması, teknik ve yasal tedbirlerin alınması gereklidir. Hâlihazırda

26 NÜKLEER ENERJİ hükümetimizin uygulamaya koyduğu ilk yasanın tarihli 5710 sy. Yasanın toplam 9 asıl ve 2 geçici maddeden oluştuğu ve nükleer santral yasasının içine yerli kömür yakıtlı santrallerin teşviki hakkında maddeler konulduğu hatırlanırsa bu ciddiyeti göremediğimiz rahatlıkla söylenebilir. Bu aşamalar dikkatle incelendiğinde nükleer santrallerin başta anayasamızın 56. maddesinde yer alan ve insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını koruyan maddesine aykırı olduğu görülmektedir. Zira sunduğumuz delillerle kurulmak istenen nükleer santralin çevre kirliliğine yol açacağı, tarım, hayvancılık ve balıkçılığı kesin olarak olumsuz yönde etkileyeceği, insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olacağı ortaya konmuştur. Santralin çevreye vereceği zararın sağlık ve ekonomik boyutlarının göz ardı edilmesi bu işlemlere onay/lisans/izin veren bürokratların eylem ve işlemleri görevi kötüye kullanma suçlamasına konu olabilecektir. Zira tüm süreç santralin ne pahasına olursa olsun kurulması mantığı üzerine yürütülmektedir. İlgili kurumlara yapılan başvurular, gönderilen bilimsel veriler ve raporlar dikkate alınmamaktadır. İleride yapılan uyarışların gerçekleşmesi halinde insan sağlığı, çevre kirliliği ve mali alanda büyük sıkıntıların çıkacağı muhakkaktır. Bu halde bu hususları araştırmayan birimlerin ve kişilerin sorumluluğu doğacaktır. Bu aşamada soruyla doğrudan ilgili olmasa da bilgi açısından Türk Ceza Kanununda yer alan bazı maddelere dikkat çekmek gereklidir. TCK 6/f(5) maddesinde silah olarak kabul edilen nükleer ve radyoaktif maddelerin 172/4 md. gereğince santralin işletmesi sırasında kaza sonucu yayılmasına neden olan kişinin cezasının sadece 6 ay ila 3 yıl arasında hapis cezası olduğunu bilmekte fayda bulunmaktadır. Günümüzde ülkemizde yürütülen ÇED raporu hazırlama çalışmalarına ve bu raporların denetlenme şekillerine bakıldığında ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığımız aşikardır. HUKUKUN GERÇEK ANLAMDA UYGULANMASI SADECE MADDELERDE YAZILI OLAN PROSEDÜRLERİN TEK TEK YAPILMASI DEĞİL, MADDELERİN TAŞIDIĞI AMACA UYGUN HAREKET EDİLMESİNİ ZORUNLU KILAR. Şeffaflık Derneği tarafından düzenlenen panelde, özellikle ÇED raporları konusunda yapılan hukuksuzluklardan söz etmiştiniz. Bu konu ile ilgili olarak bilgi verebilir misiniz? ÇED raporları herhangi bir tesisin faaliyetini çevreye zarar vermeden yahut minimum zararla işletmesi için hazırlanan planlan teklifleridir. Bu plan tekliflerinin başarılı olması hem inşa edilmek istenen tesisin inşasını hem de çevrenin korunmasını mümkün kılar ki her iki koşulda ülkemiz değerlerinin ekonomik ve çevresel anlamda korunmasını ve daha fazla fayda sağlamasını olanaklı kılar. Bu planların başarılı olmasının ve işe yaramasının ilk koşulu ise gerçekçi yaklaşımlardır. Bu gerçekçi yaklaşıma sahip olmayan planlar sadece bir evrak prosedürünü tamamlama amacına hizmet eder. İşe yaramadıkları için çevrenin kirlenmesini önleyemedikleri gibi olası kirlenme ve kaza risklerinide arttırırlar. Bu konuda bu planların doğru şekilde hazırlanıp hazırlanmadığı büyük önem taşımaktadır. Nükleer santraller gibi doğrudan siyasi otoritenin emir ve direktifiyle gerçekleştitilmek istenen bu çaptaki projede parası verilerek özel bir şirkete hazırlatılan planların ne kadar şirket istek ve ihtiyaçlarına aykırı olacağı ve aynı planların amirleri tarafından işlerine kolaylıkla son verilebilecek veya görev nitelik yahut yerleri değiştirilebilecek bürokratlar tarafından yeterince incelenebileceği dikkate alınmalıdır. Hukukun gerçek anlamda uygulanması sadece maddelerde yazılı olan prosedürlerin tek tek yapılması değil, maddelerin taşıdığı amaca uygun hareket edilmesini zorunlu kılar. Günümüzde ülkemizde yürütülen ÇED raporu hazırlama çalışmalarına ve bu raporların denetlenme şekillerine bakıldığında ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığımız aşikardır. Hükümetin, bakanların doğrudan desteklerini belirttikleri ve her şekilde

27 ENERJİ NÜKLEER DEPREM bölgesi OLDUĞU, jeolojik YAPININ NÜKLEER SANTRALE UYGUN OLMADIĞI SÖYLENEN ve YER LİSANSINI 40 YIL ÖNCE ALMIŞ bir ALANDA YAPILMAK İSTENEN SANTRAL DE EĞER bir TAbİ AFET NEDENİYLE KAZA GERÇEKLEŞİRSE bunun MALİ YÜKÜ TÜMÜYLE ÜZERİMİZE KALACAKTIR. yapılması için açıkça uğraş verdikleri nükleer santral inşasında denetleyen bürokratın aykırı bulduğu hususları ne kadar ve ne ölçüde açıklayabileceği ortadadır. ÇED raporu başvurularının hemen hemen hepsi kabul edilmekte ancak sonrasında dava açıldığında mahkemece yapılan incelemeler neticesinde pek çok onaylanmış ÇED raporu iptal edilmektedir. O zaman şu soruyu sormak herkesin hakkıdır. Bu raporlar nasıl denetlenmektedir? ÇED süreçlerinde halkın katılımı toplantıları gerçekte büyük önem taşımasına rağmen ülkemizde bir halkın katılımı toplantısından tamamen aleyhte karar çıksa dahi projenin uygulanmasına yasal olarak engel oluşturmadığı açıkça görülmektedir. Bu durum basına sıkça yansıyan yerel halkın direnişinin, eylemlerinin temelini oluşturmaktadır. Zira insanların ata toprakları ve yaşam alanlarının tahribini engellemek için söyledikleri sözler dinlenmemektedir. Bunca eyleme neden olan ÇED raporlarının halkın katılımı toplantılarına rağmen nasıl onay aldığı ise ayrı bir merak konusudur. Rusya Hükümeti ile gerçekleştirilen anlaşma maddelerinde bedelsiz toprak verilmesi, satın alma garantisi ve süreleri, atık yönetimi ve santralin sökümü konusunda ve benzeri konuda birçok tutarsızlık ve yetersiz açıklama yer alıyor. Siz anlaşmayı genel olarak nasıl yorumluyorsunuz? Anlaşmanın temel olarak iddianın aksine enerji arz güvenliği veya nükleer teknolojinin ülkemize yerleşmesi için değil ne pahasına olursa olsun nükleer santralin inşası için yapıldığı kanaatindeyim. Devir anlaşmasını biraz açıklamak gerekiyor. Yapılan anlaşma ile Rus Devletine satılan bir toprak bulunmamaktadır. Ancak inşaat ve işletme süresince (İnşaatların 5-7 yıl arasında süreceği işletmenin ise 60 yıl olarak öngörüldüğü belirtiliyor) söz konusu alanın tüm kontrolünün Rus tarafında olacağı tereddütsüz olarak belirtilmektedir. Bu alana sokulacak materyaller ve bu alana girecek kişilerin kim olduğuna sadece Rus tarafı karar verebilecek. İşletmeden kaynaklanan nükleer atıkların en az birkaç yıl süre ile santral sahasında bekletilmesi teknik bir zorunluluktur. Bu durum da geçici depolama alanlarının kurulmasını gerektirir. Asıl mesele ise nihai depolama alanlarıdır. Anlaşma gereğince ortaya çıkan atıkların Rus tarafınca alınacağına yönelik çeşitli söylentiler olmasına rağmen anlaşmanın 12. maddesi incelendiğinde böyle bir yükümlülük olmadığı ve Rus tarafının sadece kendisi tarafından satılan yakıtların atığını yeniden işlemek üzere (depolamak üzere değil) alabileceği, bunun ayrı bir anlaşmaya bağlı olduğunu belirtmektedir. Yani sözleşmede nükleer atıkların nihai depolama alanının Türkiyede olmayacağına dair hiçbir madde olmadığı gibi önceki işlemlerde de yer alan nihai depolama alanlarının oluşturulması için getirilen İşletmeden Çıkarma Hesabı ve Ulusal Radyoaktif Hesabı isimli iki bütçenin aynen korunduğu bellidir. Satın alma garantileri ise, genellikle bir yatırımın kolaylaştırılması, bir teknolojinin nakli ve işletilmesi istenen bir tesisin kurulumunu rahatlatmak amacıyla devlet tarafından gerçekleştirilen bir destektir. HES, RES ve diğer termik santrallere de verilmektedir. Nükleer enerjide ise, santralin Türk devletinin malı olmaması ve ciddi tepkiler nedeniyle inşasına ve işletmesine hazine

28 NÜKLEER ENERJİ garantisi verilememektedir. Bunun yerine alım garantisi verilmiş ve anlaşmanın 10. maddesinde uzun uzadıya düzenlendiği şekilde alım garantisi için belirlenen rakamın içine tüm inşa, işletme vs. santrali kuracak şirketin tüm masrafları hatta olası masrafları dâhil edilmiştir. Bu şekilde şirket ilk yatırım maliyetini kendisi yapacak ve 15 yıl çalıştırdıktan sonra yapmış olduğu yatırımı geri kazanacaktır. Günümüzde Nükleer Santrallerin inşası ve işletmesi için fon temin edilemediği düşünüldüğünde (zira aşırı riskli yatırımlar olarak kabul edilmektedir) Rus devletinin sahibi olduğu iki şirket aracılığıyla ülkemizde inşa edeceği santrallerin yatırım ve işletme giderlerini dünyada hiçbir finans kuruluşunun sunmayacağı koşullarda 15 yıl içinde tamamen karşılayacağı görülmektedir. Bulgaristan Belene örneğinde yaşadıkları düşünüldüğünde bu koşullardan daha iyi bir finansmanı bulamayacağı açıktır. Deprem bölgesi olduğu, jeolojik yapının nükleer santrale uygun olmadığı söylenen ve yer lisansını 40 yıl önce almış bir alanda yapılmak istenen santral de eğer bir tabi afet nedeniyle kaza gerçekleşirse bunun mali yükü tümüyle üzerimize kalacaktır. Anlaşmada çevrenin korunması adına herhangi bir madde yer alıyor mu? Yeterlilik anlamında anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Anlaşmada çevre koruma adına hiçbir madde yer almıyor. ÇED raporunun alınmasına dahi gerek olmadığı hakkında bir karar çıkarılmasına rağmen ÇED raporu süreci işletilmesi de ayrıca enteresan bir durumdur. Çevrenin korunması konusunda Rus tarafına ve ülkemiz bürokrasisine güvenmekten başka bir çare bulunmamaktadır. Anlaşmanın bu niteliği ile muhafaza edilmesi ve santralin inşa edilmesi halinde ülkemiz için çevre kirliliği, ekonomik sıkıntı ve enerji bağımlılığı konusunda bugünleri arar hale getirecek denli tehlikeli bir anlaşma olduğu kanaatindeyim. Nükleer santral inşasının gerekçelerinden birini enerji üretim çeşitliliği ve enerji bağımsızlığı oluşturmaktadır. Nükleer santral gerçekten enerji üretim çeşitliliği getirecektir. Çünkü ülkemizde daha önce hiç kurulmamış, kullanılmamıştır. Ancak sorun enerji bağımsızlığıdır. Şöyleki, halihazırda petrol ve doğalgaz alanında Rusya ya bağımlı durumdayız. Bu doğalgazın küçümsenemez bir bölümü Doğalgaz ile çalışan elektrik santrallerinde kullanılmaktadır. Bunun yanında elektrik üretimi alanındaki en önemli yatırımımızı da Rusya ile yapmaktayız. İleride devletlerarası bir sıkıntı olduğunda Rusya nın ülkemizi karanlığa gömmesi ve sanayimizi durma noktasına getirmesi hiçte küçümsenecek bir olasılık değildir. Anlaşmada göz boyayacak şekilde santralin işleten Rus şirketi tarafından sigorta ettirileceği düzenlenmektedir. Ancak sigorta primlerinin elektrik birim fiyatına eklendiği yani sigorta prim bedellerinin halkımızın cebinden çıkacağı söylenmemektedir. Bunun yanında anlaşma gereğince ve daha önce imzaladığımız uluslararası anlaşmalar gereğince ülkemiz Paris Sözleşmesi tarafı olup bu sözleşme hükümlerince sigortalanmaktadır. Bu sözleşmenin 9. maddesi Japonya (Fukuşima) kazası karşısında yorum gerektirmeyecek denli açıktır. Millî mevzuatla aksi gösterilmedikçe işleten, silâhlı çatışma, tecavüz, iç harb, isyan hareketi ve istisnaî karakterde vahim tabiî bir âfet yüzünden doğacak nükleer bir kazanın sebep olduğu hasardan mesul değildir. Deprem bölgesi olduğu, jeolojik yapının nükleer santrale uygun olmadığı söylenen ve yer lisansını 40 yıl önce almış bir alanda yapılmak istenen santral de eğer bir tabi afet nedeniyle kaza gerçekleşirse bunun mali yükü tümüyle üzerimize kalacaktır. Böylesi bir durum oluşmadan kaza meydana gelmesi halinde ise işleten şirketin sorumluluğu 700 milyon EURO ile sınırlıdır. Nükleer kazalarda bu sınırın oldukça yetersiz olduğu herkes tarafından kabul edilmiştir. Ancak nükleer santraller gibi tehlikeli bir tesisin sigortalanmasını ancak bu gibi sınırlarla kabul eden sigorta şirketleri karşısında şu an için yapılabilecek bir şey bulunmamaktadır. Sonuç olarak; nükleer santral, harcanacak paraların büyüklüğü nedeniyle hiçbir aksilik olmasa bile ekonomik bir felaket olarak ülkemize zarar verecektir.r

29 ENERJİ NÜKLEER Nükleer Santral KAÇA PATLAR?. Özgür Gürbüz, Gazetci, Yazar Türkiye nükleer santral kurma konusunda ısrarını sürdürüyor. Halka rağmen ısrar sürüyor da denebilir. Yapılan farklı araştırmalar Türkiye'de halkın yüzde 60-70'inin nükleer santral istemediğini ortaya koyuyor. Bu birçok ülkede santral planlarının çöpe atılmasına yetecek bir orana işaret ediyor yılında Avusturya'nın Zwentendorf kentindeki yapımı biten nükleer reaktör hiç çalıştırılmadan kapatılmıştı. Nedeni ne santral teknolojisinin eski, ne de maliyetinin yüksek olmasıydı. Halk istemediği için santralin kapısına hiç açılmadan kilit vuruldu. Nükleer santralin çalıştırılmasına hayır diyenlerin oranı halk oylamasına katılanların yüzde 50,47'siydi. Yaklaşık 30 bin oy farkla 730 megavat (MW) gücündeki santrale ve planlanan diğer reaktörlere hayır dendi. Bu oylamanın ardından Avusturya hükümeti ülkede fisyon reaktörleri kurulmasını yasakladı. Yıl İlginçtir, dünyadaki ilk büyük nükleer kaza 1979 yılında meydana gelen Üç Mil Adası (Three Mile Island) kazasıydı. Kısmi çekirdek erimesiyle sonuçlanan bu kazadan önce Avusturya'nın böyle bir karar alması başlı başına incelenmesi gereken bir konu. Halk oylamalarının nükleer enerji konusunda karar almak için bir yöntem olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışılan bir konu. Halk oylamasına karşı çıkan en kuvvetli görüşlerden biri, dört yıllığına iktidara getirilen bir hükümetin 250 bin yıl radyoaktif kalacak atıkların üretilmesi konusunda karar alma yetkisine sahip olup olmadığı. Bu açıdan bakıldığında, halkın büyük bir kesimine danışılmış olsa da, bugün yaşayanların henüz doğmamış insanların geleceğini etkileyecek bir karara imza atmaları tartışmalı. Doğada oy kullanamayan diğer canlıların düşünceleri ise insan merkezli bir toplumda zaten hiç dikkate alınmıyor. Halk oylaması taraftarı karşı görüş ise, kişiden oluşan bakanlar kurulu yerine, milyonlarca insanın fikrinin alındığı bir demokratik yöntemin uygulanmasının daha akılcı ve kabul edilebilir olduğunu öne sürüyor. Tartışmayı uzatmak mümkün ama kısaca özetlemeye çalıştığım gibi halk oylamasının nükleer enerji konusunda tek yetkili merci olduğunu söylemek mümkün değil. O halde nasıl karar vereceğiz? Bu sorunun yanıtı da kolay değil ama işin ekonomik yönünü değerlendirmek, en azından nükleer enerji için ödenecek maddi bedelin bir kısmının

30 NÜKLEER ENERJİ KESİLEN bir AĞACIN ORMAN bakanliği'nin FİYAT TARİFESİNDE bir bedeli OLAbİLİR ANCAK O AĞAÇTA YUvASI OLAN bir KUŞ İÇİN bu bedel EMİN OLUN Kİ YETERSİZDİR. bugün yaşayanlar tarafından karşılanacak olması nedeniyle üzerinde daha kolay anlaşılır bir yöntem olabilir. Bu analizi, sorunu tek başına çözemeyeceğini baştan kabul ederek okumakta fayda var. Bir ekonomik analiz içerisinde tüm sosyal (dışsal) maliyetleri hesaba katmak zaten çok zor. Kesilen bir ağacın Orman Bakanlığı'nın fiyat tarifesinde bir bedeli olabilir ancak o ağaçta yuvası olan bir kuş için bu bedel emin olun ki yetersizdir. Bu nedenle, sosyal maliyetler konusunu başka bir yazıya bırakarak nükleer santraller için düz bir maliyet hesabı yaptığımı baştan belirtmeliyim. İşe, Fukuşima'daki nükleer felaketten sonra santral maliyetlerinin daha da arttığını söylemekle başlayalım. Bu çok normal yılındaki Çernobil kazasından sonra da reaktör tasarımları ciddi bir değişikliğe uğramış, bu da doğal olarak maliyetlere yansımıştı. Reaktör tasarımlarındaki farklılıkları kabaca bağlı bulundukları kuşaklara (nesil veya jenerasyon da deniyor) göre sınıflandırabiliriz. Şu anda en yeni kuşak reaktörler 3+ olarak adlandırılıyor ve 4. kuşak reaktörlerin ticari faaliyete geçmesi içinse en iyimser tahminler 2030'ları işaret ediyor. Bir reaktörün farklı bir kuşağa ait olması, onun daha güvenli, daha ekonomik ve nükleer silah yapımına neden olacak teknik açıklara müsaade etmemesi için bazı tasarımsal değişikliklere uğradığını anlatır. En azından teoride bu böyle. Yeni teknoloji ürünü nükleer reaktörlerin, daha ucuza elektrik üreteceği, daha az güvenlik problemiyle karşılaşacağı ve daha kısa sürede yapımının tamamlanacağı söylenir ancak iş uygulamaya gelince durum dramatik değişiklikler gösterebiliyor. İlk Yardım Maliyeti Nükleer santraller için önemli maliyet kalemleri, içine yapım giderlerini de alan ilk yatırım maliyeti, yakıt maliyeti, işletim giderleri ve söküm bedeli olarak sıralanabilir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi'nin (EIA) 2010 yılında nükleer reaktörler için belirlediği ilk yatırım maliyet tahmini kilovat kurulu güç başına 3 bin 902 dolardı. Bir yıl sonra, 2011'de bu tahminlerini 5 bin 339 dolara çıkardılar. Nükleer reaktörlerin bir yılda ilk yatırım maliyeti yüzde 37 arttı yılında Litvanya'da yapılması düşünülen ve hükümetle muhalefeti birbirine düşüren 1350 MW lık nükleer reaktör için verilen teklif ise 8 milyar 640 milyon doları buldu. Bu da kilovat kurulu güç başına ilk yatırım maliyetinin 6 bin 400 dolara çıktığını gösteriyor. EIA'nın 2010 rakamıyla, Litvanya'daki fiyatı karşılaştırırsak bu iki yılda yüzde 60'a varan bir artışa işaret ediyor. Tüm elektrik üretim seçenekleri için benzer bir eğilimin söz konusu olmadığını göstermek adına güneş enerjisinden elektrik üreten fotovoltaik panellerin yatırım maliyetine bakmakta fayda var. EIA'nın aynı raporunda, fotovoltaik paneller için kurulu güç maliyetinin 2011'de yüzde 25 oranında ucuzlayarak 6300'den 4075 dolara gerilediği belirtiliyor. 2012'de fotovoltaik paneller için bu fiyatın bandında seyrettiğini de hatırlatalım. Nükleer santrallerden üretilen elektriğin maliyetinin yüzde 60 (bazı kaynaklar da bu oran daha yüksek) oranında ilk yatırım maliyetiyle ilişkili olduğu belirtilir. Ucuza elektrik üretmek istiyorsanız ilk yatırım maliyetini düşürmeniz gerekir ki, nükleer santraller için bunun gerçekleştiğini söylemek çok zor. Söküm maliyeti reaktörden reaktöre değişse de Dünya Nükleer Birliği (WNA) ilk yatırım maliyetinin yüzde 9 ila 15'ine işaret etmektedir. Bu bilgiler ışığında analizimizi Türkiye'ye ve Akkuyu'da yapılması düşünülen nükleer reaktöre çevirmekte fayda var. Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 12 Mayıs 2010 tarihinde bir anlaşma imzalandı ve Akkuyu sahası ihalesiz bir şekilde devlet şirketi Rosatom'a verildi. Nükleer santral kararını haklı çıkarmak için üretilen teknoloji transferi yapacağız, enerjide dışarıya özellikle de Rusya'ya bağımlıyız şeklindeki sloganlar bu anlaşmayla anlamını yitirdi. Türkiye, dört adet 1200 MWe gücünde reaktörden oluşan Akkuyu Nükleer Santrali için farklı bir finansman modeli

31 ENERJİ NÜKLEER ÇİN'DE İŞÇİLİK MALİYETLERİNİN UCUZ OLMASININ NÜKLEER SANTRALLERİN DİĞER ÜLKELERE KIYASLA DAHA UCUZA MAL EDİLMESINE NEDEN OLDUĞU biliniyor. bu DURUMDA birkaç SEÇENEK var. RUSLAR AKKUYU'DAKİ REAKTÖRÜ YA ÇİNLİ İŞÇİLERE YAPTIRACAK YA DA ÇALIŞACAK İŞÇİLERE ÇİNLİ İŞÇİLERİN ALDIĞI PARAYI verecek... oluşturdu. Santralin mülkiyetini Akkuyu NGS'ye verdi. Böylece 20 milyar doları bulacağı söylenen ilk yatırım maliyetini Rus şirketine yükledi; beraberinde kredi bulma derdini ve onun faiz yükünü de. Bu nedenle ilk yatırım maliyetinde meydana gelen ve yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız fiyat artışı Türkiye Cumhuriyeti'ni çok da kaygılandırmadı. Aslında kaygılandırması gerekiyor. Türkiye'nin aksine fiyat artışları Rusları etkiledi. Rusya nın Ankara Büyükelçisi Vladimir İvanovski birkaç hafta önce yaptığı açıklamada, 2013 te Mersin de temeli atılacak Akkuyu Nükleer Santrali nin maliyetinin artacağını söyledi. İvanovski, Maliyet 20 milyar dolardan 25 milyar dolara çıkabilir dedi. Anlaşmada Türkiye tarafına ilk yatırım maliyetiyle ilgili bir yükümlülük verilmediğinden olsa gerek (en azından bizim bildiğimiz ve görebildiğimiz kadarıyla) Enerji Bakanlığı bu açıklamaya bir tepki vermedi. Akkuyu NGS yetkilileri haberin kamuoyunu olumsuz etkileyeceğini düşünmüş olmalılar ki, daha sonraki açıklamalarında yine 20 milyar dolar rakamını telaffuz etmeye hatta daha aşağıya çekmeye başladılar. Biz 20 milyar doları temel alalım. Bu durumda Akkuyu için ilk yatırım maliyeti, kw kurulu güç başına 4116 dolar seviyesinde kalacak (20 milyar/ 4800 MW). ABD'de ilk yatırım maliyetlerinin 7 bin doların üzerinde olacağı yönünde raporların geldiği şu günlerde Rusya'nın bu rakamı nasıl tutturacağı bir soru işareti. Ana parayı devlet kasasından alsalar ve faiz ödemeseler bile (faiz gelir kayıplarını hesaba hiç katmadıklarını düşünüyorum) bu rakamı tutturmak zor. Çin'de yapımı süren AP-1000 tipi reaktörün ilk yatırım maliyetinin kw başına 3 bin 500 dolara geldiği yönünde haberler var. Çin'de işçilik maliyetlerinin ucuz olmasının nükleer santrallerin diğer ülkelere kıyasla daha ucuza mal edilmesine neden olduğu biliniyor. Bu durumda birkaç seçenek var. Ruslar Akkuyu'daki reaktörü ya Çinli işçilere yaptıracak ya da çalışacak işçilere Çinli işçilerin aldığı parayı verecek. Üçüncü seçenek ise VVER-1200 modelinin Batı daki reaktörlere göre, bir şekilde daha ucuza yapılacak olması. Peki ama nasıl? Umarım bu sorunun yanıtını Enerji Bakanlığı yetkilileri biliyordur. Nükleer enerjinin bir sorunu da inşaat tarihlerinin planlandığından uzun sürmesi. Diyelim bir apartman yapacaksınız. Parayı verip, bir köşeye demir-çelik yığdığınızda o apartmanın maliyetini aşağı yukarı bilirsiniz. Nükleerde siz müteahhitle parayı verip el sıkışsanız bile, inşaat sırasında fiyatın artması ve müteahhidin kapınızı daha fazla para için çalması sürpriz olmaz. Buyurun size iki güncel örnek. Batı Avrupa da yeni nükleer reaktör yapan iki ülke var; Finlandiya ve Fransa. Finlandiya da inşaatına 2005 te başlanan reaktörün 2009 da devreye girmesi bekleniyordu. İnşaat hala sürüyor, en erken 2014 te reaktör elektrik üretmeye başlayacak. Bu gecikme sonucunda 3 milyar avroya mal olması beklenen reaktörün maliyeti 6 milyar avroyu geçti. Fransa da yapımı süren aynı tip reaktörün kaderi de aynı oldu. İnşaatına Finlandiya dan 2 yıl sonra başlanan reaktör de söylenildiği gibi 4 yılda bitirilemedi yılında biterse Fransızlar bayram edecek, maliyeti de yine söylendiği gibi 3 milyar avroda kalmadı, şimdiden 6 milyarı gördü. Bu da başka bir risk. Türkiye de bir gecikme olursa bilin ki Akkuyu NGS bunu fiyatlara yansıtmak ve maliyeti oradan çıkarmak zorunda kalacak.

32 NÜKLEER ENERJİ Elektrik Fiyatları Yükselmek Zorunda Anlaşmaya göre Türkiye'nin santralin maliyetiyle ilgili yükümlülüğü dolaylı ve alım garantisiyle sınırlı. Yap-İşlet-Sahip ol (Build-Operate-Own / BOO) modeli gereği Akkuyu NGS nin ilk yatırım bedelini şirket elektrik satışıyla karşılamak zorunda. Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan uluslararası anlaşmanın 10. maddesinin beşinci bendinde belirtildiği gibi, TETAŞ, Akkuyu NGS adlı proje şirketinden santralde üretilmesi planlanan elektriğin ilk iki ünite (reaktör) için yüzde 70'ini ve diğer iki ünite için de yüzde 30'una tekabül eden sabit miktarlarını, her bir güç ünitesinin ticari işletmeye alınma tarihinden itibaren 15 yıl boyunca 12,35 ABD senti/kwh ağırlıklı ortalama fiyattan (Katma Değer Vergisi dâhil değil) satın almayı garanti etti. Akkuyu NGS, dört reaktör faaliyete geçtiğinde santralin yılda 40 milyar kws elektrik üreteceğini söylüyor. Bu kapasite faktörünün yüzde 90'larda olacağı anlamına geliyor ki, daha önce çalıştırılmamış yeni bir model (VVER- 1200) için çok iddialı. Bu rakamı esas alırsak 15 yıl boyunca Akkuyu NGS'ye ödenecek rakam 50 milyar doları bulacak. Reaktörlerin planlandığı gibi peşi sıra devreye girdiği varsayılırsa ilk reaktörün devreye girmesinden 11 yıl sonra ilk yatırım maliyeti kadar bir paranın Akkuyu NGS'ye sadece alım garantileri karşılığında ödenmiş olacağı anlamına geliyor. Bu süetçe ödenecek işletme giderlerini, yakıt maliyetini de hesaba katarsak ve inşaatta hiç gecikme olmadığını varsayarsak 15 yıldan sonra ilk yatırımın geri dönüşünden bahsedebiliriz. Şirketin alım garantisi dışındaki üretimini piyasaya satması halinde kâr etmesi bile mümkün (bütün bu hesabı yaparken faizsiz para aldıkları ve faiz getirisini hesaba katmadıklarını düşünüyorum). Tabii bir şartla. Yatırım maliyetinin söylendiği gibi, düşük sayılabilecek 20 milyar dolar seviyesinde tutulması gerekiyor. 15 yıllık sürenin sonunda ise bizi daha ilginç bir süreç bekliyor. Yılda 40 milyar kilovatsaat elektrik üretecek bu santralin serbest piyasaya elektrik satması gerekecek. Şu anda PMUM'da oluşan fiyatların 7 dolar sent KOMPLO TEORİLERİNİ HİÇ SEvMEM AMA TÜRKİYE DE ELEKTRİĞİN YÜZDE 45'LERE YAKINI DOĞALGAZ ÇEvRİM SANTRALLERİNDEN SAĞLANIYOR. TÜRKİYE'NİN bir NUMARALI DOĞALGAZ TEDARİKÇİSİNİN RUSYA OLDUĞUNU HATIRLATALIM. civarında olduğunu anımsarsak, Akkuyu NGS'nin kâr edebilmesi için fiyatların serbest piyasada daha da yükselmesi şart. Çünkü alım garantisinde verilen 12,35 sentin altında bir fiyattan piyasaya elektrik satışı santralin kâr etmesini engelleyebilir. Pazarlık masasında 12,35 sentlik fiyatın belirlendiği tarihte sonuçları açıklanan Citi Bank'ın araştırması bu iddiamın emellerinden birini oluşturuyor. Yeni Nükleer Ekonomi Hayır Diyor" başlıklı ve 9 Kasım 2009 tarihli Citi Group araştırmasında, beş ana risk alanına dikkat çekiliyor. Planlama, inşaat, elektrik satış fiyatı, santralin işletimi ve nükleer atık sorunuyla miyadı dolan santralin söküm işlemleri. Citi raporuna göre, nükleer reaktörün yapım maliyeti kurulu kilovat güç başına 3 bin bin 733 dolar arasında değişiyor. Raporda, bir nükleer reaktörün zarar etmemesi için üretilen elektriğin kilovatsaatinin piyasada en az 6,5 avro sentten (8-9 dolar sent) satılması gerektiğine vurgu yapılmış. Akkuyu için öne sürülen ilk yatırım maliyetinin kilovat kurulu güç başına 4 bin 116 dolar olduğu hesaba katılırsa bu raporda kâr edilmesi için belirtilen fiyat şartının Akkuyu nükleer santrali için de geçerli olduğu söylenebilir (Batı standartlarında bir nükleer santral yapılacaksa işçilik maliyetleri dışında fiyatı

33 ENERJİ NÜKLEER TÜRÜ kws MALİYETİ (ABD sent) Büyük Hidro (1 MW üstü) 5-10 Küçük Hidro (1 MW altı) 5-40 Rüzgar 5,2-16,5 Rüzgar Açıkdeniz 11,4-22,4 Rüzgar ev tipi (0,1-3 kw) Biyokütle 7,9-17,6 Jeotermal 5,7-8,4 Güneş Çatı fotovoltaik paneli Güneş fotovoltaik (santral tipi) Yoğunlaştırılmış Güneş Termal 18,8-29 Dalga enerjisi Tablo 1. Almanya da 7 Mart 2012 tarihinde oluşan fiyatlar Tablo 2. Yenilenebilr enerji kaynakları elektrik üretim maliyetleri aşağı çekecek bir etken olmamalı). Dokuz sent civarındaki fiyat şu andaki piyasa fiyatının üzerinde ve raporda da belirtildiği gibi üreticiye ciddi bir kar sağlamıyor. Akkuyu NGS ya da Rosatom bu fiyatın üzerinde ve sürekli elektrik satmak isteyecektir. Tasarım ömrü 60 yıl olarak belirtilen (dünyada henüz hiçbir reaktör bu kadar uzun süre çalışmadı) reaktörün uzun vadede daha çok kâr edeceğini hesaplıyor da olabilirler. Komplo teorilerini hiç sevmem ama Türkiye de elektriğinin yüzde 45'lere yakını doğalgaz çevrim santrallerinden sağlanıyor. Türkiye'nin bir numaralı doğalgaz tedarikçisinin Rusya olduğunu hatırlatalım. Doğalgaz fiyatlarının biraz artması, elektrik fiyatlarının da artmasına neden olur. İpler iyiden iyiye Rusya'nın elinde olacak. Bu senaryoyu bozmak için ya ciddi miktarda gaz sağlayacak yeni doğalgaz tedarikçileri bulacaksınız ya da bambaşka bir yola girip, hem enerjiyi verimli kullanacak hem de yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretmeye başlayacaksınız. Bunun önündeki en büyük engel ise sorunun bir numaralı kaynağı, Akkuyu'da kurulmak istenen santral. Nükleer ve Güneş Farklı Dünyaların Oyuncuları 30 bin megavat güneş ve bir o kadar da rüzgar kurulu gücüne sahip Almanya'da, sistem artık farklı işliyor. Güneşin veya rüzgarın çok olduğu günlerde, bu kaynaklardan üretilen elektrik miktarı o kadar artıyor ki, serbest piyasada fiyatları oldukça düşebiliyor. Mart ayında güneş enerjisinden elektrik üretim rekoru kıran Almanya'da bu oldu. Talebin arttığı gün ortasında güneş panelleri şebekeyi elektriğe boğdu ve azami yük (peak load) fiyatlarını aşağıya çekti. Spot piyasada fiyatlar 3,5 avro sente kadar indi. Bu durum başta nükleer olmak üzere, esnekliği olmayan baz yük santrallerini rahatsız ediyor. Aslında rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla nükleer arasındaki asıl kavga şebeke üzerinden oluyor. Baz yük santrallerinin sayısının ve öneminin giderek azaldığı akıllı şebekelerle desteklenen bir modele uyum sağlamakta en çok nükleer santraller zorlanıyor. Bir nükleer santrali açıp kapamanız, nükleer reaksiyonu durdurup yeniden başlatmanız günler alabilir. Nükleer santraller yapı itibariyle sürekli çalışmak, yakıt değişimine kadar devamlı elektrik üretmek istiyor. Yenilenebilir enerji ise doğası gereği daha esnek. Diğer baz yük santrallerin nükleer kadar sorunu yok. Onlar da oyunu böyle oynamak istemiyorlar ama bir doğalgaz santralini açıp kapatmak nükleer kadar zor değil. Doğalgaz santrallerinin ilk yatırım maliyetlerinin kw kurulu güç başına 1000 dolar seviyesine geldiği günlerde elektrik üreticisi şirketler de bu durumdan çok şikayetçi değil. Nükleerin karşılaştığı tek sorun bu yeni sisteme uyum sorunu da değil. Fiyat rekabetinde de nükleer enerji zor günler yaşıyor. Tablo2 yenilenebilir enerji kaynakları için farklı ülkelerden derlenmiş üretim maliyetlerini gösteriyor. Türkiye de, hem işçilik hem de yenilenebilir enerji potansiyellerin güçlü olması nedeniyle (güneşlenme süresinin uzunluğu gibi) bu rakamların daha aşağısında üretim maliyetlerine ulaşmak da mümkün. Bir de bu karşılaştırmayı nükleer santralin en erken elektrik üreteceği tarih 2020 deki yenilenebilir enerji fiyatlarıyla yapmak lazım. Temiz enerjide teknoloji sürekli geliştiği ve ilk yatırım maliyetleri hızla aşağı çekildiği için aşağıdaki fiyatların da altında rakamları görmek mümkün olacak. Halihazırda 12,35 sentin altında üretim yapabilen biyokütle, jeotermal, rüzgar gibi

34 NÜKLEER ENERJİ enerji kaynaklarına o tarihlerde güneş enerjisini ve hatta yakın bir tarihe kadar adından dolayı espri konusu olan dalga enerjisini de ekleyebileceğiz. Bugün ucuz nükleer diye yola çıkanların yerinde olsam o tarihlerde uzun bir yurt dışı seyahatine çıkardım. Söküm ve Atık Maliyetleri Söküm maliyetinin ilk yatırım maliyeti kadar gündeme gelmemesi, sökülme işlemine reaktör yapıldıktan yıl (hatta daha geç) sonra başlanacak olmasından kaynaklanıyor. Genelde devletler, işletmeci firmadan söküm ve atık için gerekli parayı, üretime geçtikte sonra yavaş yavaş ödemesini ister. Türkiye'nin Rusya Federasyonu ile yaptığı anlaşma da bu temele dayanıyor ama özellikle nükleer atık konusunda ciddi belirsizlikler görülüyor. Atıkların Türkiye'de mi kalacağı, Rusya'nın yasalarına rağmen oraya mı gönderileceği belli değil. Akkuyu NGS A.Ş. Adlı Rosatom bünyesindeki şirketin Türkiye'de halkı bilgilendirmek için kurduğu internet sayfasında aynen şu satırlar yazılı: Nükleer santralde kullanılacak tüm yakıt Rusya dan getirilecek. Atıklar da yine Rusya ya geri gidecek. Atıkları Türkiye satın almak isterse, Türkiye de de kalabilecek. Şirket, imza attığı uluslararası anlaşmanın 10. maddesinin 9. bendiyle çelişiyor. Bu maddede, Proje Şirketi, ESA çerçevesinde TETAŞ tarafından alınan elektrik için kullanılmış yakıt ve radyoaktif yakıt yönetimi hesabına 0.15 ABD senti/kwh ve işletmeden çıkarma hesabı için 0.15 ABD senti/kwh tutarında ayrı bir ödeme yapar. ESA dışında satılan elektrik için Proje Şirketi yürürlükteki Türk kanunları ve düzenlemeleri uyarınca gerekli ödemeleri ilgili fonlara yapacaktır deniyor. Kullanılmış yakıtlar Rusya ya götürülecekse, neden TETAŞ a para veriliyor? Nükleer atıklar (yakıt yerine nükleer atık demek daha doğru olur) bir şekilde Türkiye'de kalacaksa, Türkiye bir de bunun için para mı ödeyecek? Bu kadar önemli bir konunun, santrale beton dökülme aşamasına gelindiği şu günlerde bile çözülmemiş olması kaygı verici. Atıkları satın alacaksak bunun da bir maliyet kalemi olacağını ve tarihe geçeceğimizi belirterek söküm masraflarıyla ilgili bir hesap yapalım. Yılda 40 milyar kws elektrik üretmesi beklenen Akkuyu NGS den üretilen her kws için 0,15 ABD sentini söküm masrafları için ayırması anlaşmada isteniyor. Santralin verim kaybı, çalışmayacağı ayları da hesaba katarsak 60 yılda 3 milyar dolara yakın bir paranın bu fona ayrılacağını söyleyebiliriz. Dünya Nükleer Birliği söküm bedelinin ilk yatırım maliyetinin yüzde 15 ine denk düşebileceğini söylüyor. Bu da tam 3 milyar dolara denk düşüyor. Siz de fark etmişsinizdir ki, yatırım maliyetinin gerçek yatırım maliyeti olup olmadığını, santralin sökümünün hangi standartlara uygun bir şekilde yapılacağını bilmeden bu rakamın yeterli olup olmayacağı konusunda bir yorum yapmak zor. Santralin bazı parçalarının yüksek seviyeli atık muamelesi göreceğini de biliyoruz. Atıkların ne yapılacağı bile belli değilken, sadece bu yüzdesel hesaba bakarak bir tahminde bulunmak doğru olmaz. Maliyet kadar bu belirsizlik de önemli. Elinizde 240 bin yıl radyoaktif kalan atıklar var ama bunu ne yapacağınızı belirlememişsiniz. Yakıt Maliyeti ve Kaza Yakıt maliyeti nükleer santraller için elektrik üretim maliyetinin yüzde 10 ila 15 i arasında değişiyor. Farklı kaynaklarda farklı rakamlar var ama bu yazıda bahsetmeye çalıştığım diğer kalemlere göre yakıt maliyetini tahmin etmek veya hesaplamak daha kolay. Uranyum fiyatlarına endeksli bir hesaplama yapmanız gerekiyor. Fukuşima öncesi nükleer reaktör sayısının hızla artacağını uman nükleer endüstri uranyum fiyatlarının da aynı oranda artacağını düşünüyordu. Sınırlı uranyum rezervlerine ve madenlere de ilgi artmıştı. Uranyum rezervlerinin sınırlı olması yeniden işleme gibi yakıt maliyetini arttıran yöntemlerin de daha sık gündeme gelmesine neden olmuştu. Fukuşima sonrası birçok ülkenin nükleerden çıkış kararı alması bu eğilimi değiştirdi. Yakın zamanda fiyatlarda çok ciddi bir artış beklenmiyor. Yakıt konusunda bir başka sorun yakıtın fiyatından çok yakıt fabrikalarının belli ülkelerin tekelinde olması ve her reaktör tipinin farklı yakıt HEM ÇERNObİL HEM DE FUKUŞİMA DA GÖRÜLDÜĞÜ Gİbİ SADECE TEMİZLİK ÇALIŞMALARININ TUTARI bile MİLYAR DOLARI bulabiliyor. bu NEDENLE HİÇbİR SİGORTA ŞİRKETİ bir NÜKLEER SANTRALİ SİGORTALAMAYA YANAŞMIYOR. çubukları kullanmasıyla ilgili. Tek tedarikçiye bağımlılık burada dışa bağımlılık konusunu gündeme getiriyor. Bu aşamada değineceğim son konu, kaza olması halinde ortaya çıkacak maliyet. Hem Çernobil hem de Fukuşima da görüldüğü gibi sadece temizlik çalışmalarının tutarı bile milyar doları bulabiliyor. Bu nedenle hiçbir sigorta şirketi bir nükleer santrali sigortalamaya yanaşmıyor. Hiçbir özel şirketin devlet desteği olmadan böyle bir maliyetin altından kalkması da mümkün değil. Nükleer kazadan sonra bir mucize eseri hiç can kaybı yaşanmasa bile, yatırım riski bu kadar büyük bir girişimin normal şartlarda serbest piyasa koşullarında gerçekleşmesini beklemek aslında bir hayal. İlk yatırım maliyeti, faiz oranları, inşaatın süresi gibi değişkenler nükleer santrallerin elektrik üretme maliyetlerini ciddi oranlarda etkileyebiliyor ancak bir kaza olması halinde asıl fiyat ortaya çıkıyor. Bırakın büyük çaplı bir kazayı, ufak bir radyoaktif sızıntının gerçekleşmesi halinde bile nükleer santral aylarca kapatılabilir. (Belçika da şu günlerde olduğu gibi) İşletme riskinin sadece sağlık açısından değil iktisadi açıdan da ne kadar riskli olduğunu anlamak için bu faktörü unutmamak gerek. Nükleer enerjinin şeffaf ve serbest bir piyasanın oyuncusu olmadığı açık. Sübvansiyonlar, sızıntı ve kazaların boyutlarını gizleyecek denetime kapalı otoriter rejimler nükleer enerji için tercih nedenidir. Bu nedenle kaça patlar sorusuna yanıtım kısaca çok pahalıya olacak.r

35 GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜM Kentsel Dönüşümü Nasıl Okumalı? KENT YOKSULLARINI DIŞLAMANIN ÖTEKİ ADI: KENTSEL DÖNÜŞÜM. Mehmet Güzel, SON ZAMANLARDA GÜNDEMDE ÖNEMLİ bir YER TUTAN KENTSEL DÖNÜŞÜM PROjELERİNİ, OLASI bir DEPREME KARŞI DAHA SAĞLAM YAPILAR OLUŞTURMA ve HER YÖNÜYLE YAŞANAbİLİR KENT YARATMAYI AMAÇLAYAN bir PROjE OLARAK TANIMLAMAMANIN YANI SIRA; ZAMANLA DEĞER KAZANAN MAHALLELERDE RANT ELDE ETMEK ve buralarda YAŞAYAN KENT YOKSULLARINI ŞEHRİN NİTELİKSİZ ALANLARINA TAŞIMANIN ve KENTİN NİMETLERİNDEN MAHRUM birakmanin DİĞER ADI ŞEKLİNDE OKUMAK DA MÜMKÜN. Dergimizin ilk sayısında gündemimizde yer alan Kentsel Dönüşüm konusunu ikinci sayımızda mercek altına alıyoruz. Bu yazımızda kentsel dönüşümün genel çerçevesini çizerek, yakın zamanda Kentsel Dönüşüm Yasası ile birlikte hızlanacağa benzeyen dönüşümün toplumsal, teknik, ekonomik boyutlarını mercek altına aldık. İstanbul da kentsel dönüşüm denilince sıkılıkla gündeme gelen Sarıyer in Derbent Mahallesi örneği ile de dönüşümün daha somut göstergelerini çözümlemeye çalıştık. Uzun süre kentsel dönüşüm yasası olarak tartışılan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun un 31 Mayıs 2012 tarihinde Resmi Gazete de yayınlanmasıyla yasal zemini oluşturulan ve uygulama alanı daha da genişletilen kentsel dönüşüm projelerinin, canlı bir organizma olan kenti ve buralarda yaşayan binlerce insanı fiziki, sosyal ve ekonomik yönden nasıl etkileyeceği konusu bizi soru işaretleriyle dolu bir süreçle karşı karşıya bırakmaktadır. Kentsel dönüşümün hangi amaçlarla ve kimler için yapılacağı ve projelerin kabul edilebilirliği konusundaki belirsizlik kentsel dönüşüme eleştirel yaklaşmayı zorunlu kılmaktadır. Kentsel dönüşümde esas amaç, afet riski taşıyan alanların ve gecekondu mahallelerinin yaşanabilir alanlara dönüştürülmesini sağlamak olması gerekirken, yeni yasayla kentsel dönüşüm amacının dışına çıkıyor. Maalesef kamu yararının göz ardı edildiği kentsel dönüşümden, rant yaratma ve ortaya çıkan değeri paylaştırma aracı olarak yararlanılmaktadır. Kentsel dönüşüm hız kazanıyor Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ın yapmış olduğu son açıklamalara göre kentsel dönüşüm Ekim ayı itibariyle başlayacak. Kentsel Dönüşüm Yasası kapsamında 5 Ekim de İstanbul, İzmir ve Kocaeli başta olmak üzere 33 ilde aynı anda çok sayıda konut ve işyerinin yıkılacağını belirten Bakan Erdoğan Bayraktar, İstanbul da yıkımın ilk etapta 7-8 ilçede başlayacağını söyledi. Bunun anlamı İstanbul un çeşitli mahallerinde dönüşüm adı altında artık

36 KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNCEL Fotoğraf: Mustafa Ayra yıkımların başlama ihtimali çok yüksek. Yıkımlarla birlikte dönüştürülecek alanlarda yaşayan insanların projelerde nasıl konumlanacakları merakla bekleniyor. Bu noktada afet yasasıyla entegre bir şekilde ilerleyecek olan kentsel dönüşüm projelerinin özellikle binaları dönüştürürken toplumsal dönüşümü nasıl sağlayacağını ve sonuçlarının neler olacağını ise zamanla göreceğiz. Bizim kentsel dönüşümümüz Kentsel dönüşüm; en yalın haliyle fiziksel, sosyal ve ekonomik değişimlerden dolayı sorun teşkil eden ve o çevrede yaşayanlara sağlıklı yaşam alanları sunmakta geri kalan bölgelerin yeniden geliştirilmesiyle kente tekrar sosyal, ekonomik ve fiziksel yönden uyum sağlamasını amaçlayan bir müdahale biçimi olarak tanımlanabilir. Avrupa da kentsel dönüşüm modelleri, fiziksel açıdan savaşların kentleri tahrip etmesi ve ağır sanayinin zamanla şehrin dışına taşınmasıyla ortada kalmış alanların dönüştürülmesi ihtiyacı ile ortaya çıkmış bir süreci ifade eder. Türkiye de ise yaşanan deprem felaketinden sonra gündeme gelmiş bir konudur. Ülkemizde kentsel dönüşüm kavramı, özellikle 1999 Marmara Depremi sonrasında kentlerin başta deprem olmak üzere doğal afetlere yeterince dayanıklı yapılardan oluşmadığı gerçeğinin ortaya çıkmasıyla bir planlama aracı olarak önem kazanmıştır. Ancak kentsel dönüşüm, zamanla büyük kentlerin içinde kalan yoksul gecekondu mahallelerinin dönüştürülmesi, kentin dışına çıkarılması ve buralarda oluşan rantın paylaşılması aracına dönüşmüştür. Modern toplumsal yaşamın vazgeçilmez mekanı olan kentler, zamanla yaşlanır ve yıpranırlar. Kentsel dönüşüm denilen uygulamalar tam da bu noktada devreye girer. Bütün dünyada özelikle gelişmiş batı ülkelerinde farklı biçim ve tekniklerde uygulama olanağı bulunan kentsel dönüşümün sağlıklı ve sürdürülebilir kentler için yaşamsal bir zorunluluk haline geldiği sıklıkla vurgulanmaktadır. Tüm dünyada uygulanan kentsel dönüşüm projeleri, uygulandıkları alan ve yöntem yönünden farklı olmalarına rağmen; hepsinin amacı KENTSEL DÖNÜŞÜM EN YALIN HALİYLE FİZİKSEL, SOSYAL ve EKONOMİK DEĞİŞİMLERDEN DOLAYI SORUN TEŞKİL EDEN ve O ÇEvREDE YAŞAYANLARA SAĞLIKLI YAŞAM ALANLARI SUNMAKTAN GERİ KALAN ALANLARIN YENİDEN GELİŞTİRİLEREK KENTE TEKRAR SOSYAL, EKONOMİK ve FİZİKSEL YÖNDEN UYUM SAĞLAMAYI AMAÇLAYAN bir MÜDAHALE biçimi OLARAK TANIMLANAbİLİR.

37 GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜM toplumsal fayda, planlı ve sağlıklı kentleşmedir. Ancak Türkiye de kentsel dönüşüm projelerinin bu temel amaçlara hizmet ettiğini, toplumsal, fiziksel ve ekonomik boyutları başta olmak üzere bütün yönleriyle kabul gördüğünü söylemek oldukça güç. Bunun temel nedeni dönüşüm projelerine karar veren yöneticilerin, kentsel dönüşüme bakış açısında ve dönüşümün hangi boyutunu önemsediklerinde gizli. Mevcut kentin yapısına, burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine ve buna bağlı olarak da kentin bütün kültürel dokusuna etki eden kentsel dönüşüm projelerinde yukarıda saydığımız amaç ve kriterlerin fazlasıyla göz ardı edildiğini söyleyebiliriz. Dönüşmek istemeyenleri dönüştürmek ne kadar mümkün? Sürekli hayırlı bir yaklaşım olarak sunulan kentsel dönüşüm, meslek odalarından, siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından ve en önemlisi de projelerden birinci derecede etkilenecek olan vatandaşlardan neden destek görmüyor? Sulukule ve Balat ta yaşananlar en çarpıcı örnekler olarak karşımızda duruyor. İnsanları tatmin etmediği gibi yargıdan dönen bu projeler, kentsel dönüşüm söylemine olan güveni iyice sarsıyor. Çünkü somut örneklerde de görüldüğü gibi kentsel dönüşümün, mevcut şehrin yapısına, burada yaşayan insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik geleceği üzerine, buna bağlı olarak da kentin bütün kültürel dokusuna yaptığı etkileri gerçekçi olarak dikkate alınmıyor. Ayrıca katılımcılığı dışlayan, kamu yararını hiçe sayan, planlı, sağlıklı ve yaşanabilir bir kentleşmeyi temel anlayış olarak benimsemeyen projelerin hayata geçirilmeye çalışılması toplumsal barış ve adalet duygusunu her defasında derinden yaralıyor. Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler kentlerimizin afete karşı büyük risk taşıdığı konusunda hemfikir. Ancak bu riskli alanların dönüştürülürken esas amacın riskleri ortadan kaldırmaktan ziyade yeni rant alanları yaratılmakta olduğunda ısrarlı. Binalar mı, insanlar mı dönüştürülüyor? Kentsel dönüşümün toplumsal/insani boyutuyla ilgili olarak uzmanların birleştiği nokta: kentsel dönüşümün ekonomik, sosyolojik, kültürel, tarihsel, siyasal ve her şeyden önemlisi insani boyutları da içeren bir konu olduğudur. Dolayısıyla, projeler, dönüşümün gerçekleştirildiği alanlarda yaşayanların daha sağlıklı, insanca yaşanabilir bir yaşam alanı özlemini dikkate almalı ve yıllarca yaşadıkları yerleri yoktan var etmiş olan bu insanların haklarına saygı göstermelidir. Bugün yapılan ve uygulamaya geçirilen kentsel dönüşüm projeleri ise söz konusu faktörleri dikkate almamasının yanında, hem çevre hem de insan açısından başka bir duruma işaret etmektedir. Kentsel dönüşüm adı altında gerçekleştirilenler, hakkaniyet ölçüsünden uzak, ranta dayalı, insan ihtiyaçlarını geri plana iten ve kamuya yararı tartışmalı projeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Nasıl Bir Kentsel Dönüşüm Modeli? Afet riskine karşı sadece fiziksel yapının dönüştürülmesi ile sınırlanamayacak kentsel dönüşümde, başta sosyal/insani, ekonomik, kültürel, hukuki ve teknik boyutlar birlikte düşünülmediği için insanların kente entegre edilmesinden çok kentten dışlanması ve ötekileştirilmesi temel sorun olarak dikkat çekiyor. Hal böyle olunca da kentsel dönüşüm nerede uygulanmaya kalkışılırsa orada büyük bir dirençle karşılaşıyor. Hiçbir dönüşüm modeli projeyi uygulayacak taraflar olmadan hayata geçirilemez. Kentsel dönüşüm sürecinde karar verici ve uygulayıcı ötesindeki kamu kuruluşları, özel kurumlar kadar bu sürece kullanıcılar olarak halkın katılımının da sağlanması kentsel dönüşümün başarıyla sonuçlanmasının temelidir. Dönüşüm projeleri her alanın, semtin, mahallenin öznel koşulları ve özellikleri dikkate alınarak kapsayıcı bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Bütüncül planlamanın eksikliği, kamu yararı gözetilmemesi ve rant elde etme kaygısı, sağlıklı bir kentsel dönüşümün önündeki engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri, insan odaklı yaklaşımlar geliştirerek, yerelde yaşayanların sürdürülebilir bir şekilde sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağladığı ve bu güveni insanlara verdiği zaman başarılı olabilir.

38 KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜMDE HUZURSUZLUĞUN ADI: DERBENT MAHALLESİ Yıllardır bir gecekondu mahallesi olarak varlığını sürdüren ve sürekli müdahale edilmek istenen bir mahalle olan Sarıyer in Derbent (Çamlıtepe) Mahallesi bu günlerde yeni bir kentsel dönüşüm projesi ile yine gündemde. Ancak değişen pek fazla bir şey yok. Derbent halkı projeye yine mesafeli, yine tepkili, yine şüpheyle bakıyor. Çünkü ortada bir proje var, ama projeden en fazla etkilenecek mahalle sakinleri, projenin kendilerine ne getireceğini, geleceklerini maddi manevi nasıl etkileyeceğini tam olarak bilmiyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, geçtiğimiz aylarda ziyaret ettiği Derbent Mahallesi'nde yaptığı açıklamalarla kentsel dönüşümün başlayacağı sinyallerini vermişti. Bu gelişmelerin ardından geçtiğimiz günlerde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk adım atıldı. Kentsel dönüşüm alanı ilan edilen Derbent Mahallesi ndeki vatandaşların tahliye edilerek yeni binaların inşa edilmesi için Büyükşehir Belediyesi ile mahallede önemli bir paya sahip olan bir kooperatif arasında protokol imzalanmasına İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi nden onay çıktı. Peki, Derbent te nasıl bir dönüşüm yaşanacak? Derbentliler bu durumu nasıl değerlendiriyor? Mahallelerinde gündeme gelen dönüşüm projesini değerlendiren vatandaşlar yeterince bilgilendirilememekten ve projeye dahil olamamaktan şikayetçi. Mahallede bu sene başında gecekondu ve mülkiyet sorununun çözümünde ortak hareket etmek için kurulan Sınırlı Sorumlu Çamlıtepe Mahallesi Yapı Kooperatifi ve mahallenin önemli dayanışma mecralarından biri olan Çamlıtepe Mahallesi Güzelleştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği etrafında toplanan vatandaşlar, meslek odaları, hukukçular ve akademisyenlerle birlikte hareket ederek dönüşüm planına itirazda bulundular. Derbentte yapılmak istenen gecekonduların dönüşümüne ilişkin imar planına çekincelerini verdikleri bine yakın dilekçeyle belirten vatandaşlar, dönüşümün kendilerini tatmin etmediğinde ısrarlı. Vatandaşların hayatlarını yıllardır sürdürdükleri konutların ve yaşam alanlarının dönüşümüne ilişkin olarak hazırlandığı savunulan planda izlenecek süreç, uygulama, hak sahipliği ve önerilen konut alanları konusunda önemli belirsizliklerin olduğu belirtiliyor. İşte vatandaşların dönüşüm planıyla ilgili çekince ve gerekçeleri: Yasaya aykırı bir plan Derbent sakinleri, askıya çıkan ve itirazda bulundukları planın, pafta ve notlardan ibaret olduğu ve bir plan raporu olmadığını, kararların nasıl alındığına, karar almak için hangi araştırmaların yapıldığına ve uygulamanın nasıl gerçekleşeceğine dair ipucu bulunmadığını belirterek, planın yasaya aykırı olduğunu savunuyor. Mahalle esnafı yok sayılıyor Yapılan plan dâhilinde ticaret kullanım alanı yer almamaktadır. Mevcut ticari fonksiyonlar yok sayılmıştır. Şu an hali hazırda mahallede çok sayıda esnaf bulunmaktadır. Ancak planda esnaf varlığı ekarte edilmekte, geleceklerine dair bir öneri sunulmamaktadır. Mahallelerde gündelik yaşamın önemli bir parçası olan esnafların mahalleli ile kurduğu güçlü ekonomik ve sosyal bağların nasıl sürdürüleceği belirsizliğini koruyor. Sosyal ilişkiler ve gündelik hayata müdahale Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan ın da belirttiği gibi, mahalledeki sosyal ilişkilere ve gündelik hayatın kurgusuna yönelik bir çalışma yapılmamasından dolayı, önerilen yüksek katlı yapı stoku ile bahçeli ve çoğunlukla müstakil evlerde yaşamaya alışmış mahallelinin nasıl uyum içerisinde bir Derbent in değişen yüzü: Kenar mahalleden, değer kazanan mahalleye 40 yıl önce taksilerin yakınına gitmekte tereddüt ettiği, patika yollarla ulaşılan, ucuz işgücü olarak düşünülen yoksul insanların yaşamaya çalıştığı mahallere ne oldu da bugün değere bindi? Asgari koşullarda yaşamaları için temel altyapı hizmetleri verilen, bir anlamda meşrulaştırılan bu yığınlar bugün neden cefasını çektikleri yerlerden dışlanmak, başka semtlere sürülmek isteniyor? Çünkü yıllar önce göçle gelen ve sanayiye ucuz işgücü olarak şehrin ücra noktalarına yerleştirilen insanlara bugün fazla ihtiyaç kalmadı. Şehir büyüdü ve onları içine aldı. Onların yaşadıkları yerler artık çok değerli merkezler olmaya başladı. Bunlara en güzel örneklerden biri de Derbent Mahallesi. Gecekondulaşmanın 1980 ve 1990 lı yıllarda büyük boyutlara ulaştığı Derbent, bugün İstanbul un kuzeye doğru genişlemesi, mahallenin hemen yanı başına metro istasyonunun açılması, Acıbadem Hastanesi nin yapılması, MESA Evleri ve Maslak finans aksına yakınlığı ile 90 lı yılların sonlarından itibaren değer kazanmış ve konum itibariyle önemli bir rant alanı haline gelmiştir.

39 GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇOĞUNLUKLA YOKSUL İNSANLARIN YAŞADIĞI bu MAHALLEDE SOSYAL ve İNSANI boyut YOK SAYILARAK bir DÖNÜŞÜM NE KADAR SAĞLIKLI ve MÜMKÜN OLAbİLİR? yaşam süreceği ve sosyal ilişkilerini nasıl etkileneceği konusunda bir öneri bulunmamaktadır. Yakın çevrede var olan ve olması muhtemel lüks konutlardan oluşan kapalı sitelerle mahalleli için yapılması öngörülen sosyal konutların nasıl bir arada huzur içerisinde yaşayacakları sorusu da yanıtsız bırakılmış. Hazırlanan imar planlarının halkın gelecekte nasıl bir yaşam süreceğine dair düzenlemeleri geliştirmesi beklenir. Bu düzenlemelerin açık ve anlaşılır bir şekilde geliştirilmesi gerekir. Ancak Derbent teki plan birçok konuyu belirsiz bırakmaktadır. Bugüne kadar yapılan uygulamalar gecekondularda yaşayan mahalle sakinlerini memnun etmemiştir. Çünkü gecekondu sorunu bütünden koparılmış, yalnızca bina ve parsel bazında çözüm üretilmeye çalışılmış, ancak sağlıklı bir çözüme ulaşılamamıştır. Hala çoğunlukla yoksul insanların yaşadığı bu mahallede sosyal ve insani boyut yok sayılarak bir dönüşüm ne kadar sağlıklı ve mümkün olabilir? Projenin ayrıntıları geldikçe bunu daha net görmeye başlayacağız. Dışlanmak, sürülmek istemiyoruz Derbent te yaşayanlar bulundukları yerin değerlendiğinin farkında ancak, onların amacı kar etmek, değerden pay almak değil. Yıllardır yaşadıkları, bütünleştikleri mahallelerinde yaşamaya devam etmek. Dışlanmamak, sürülmemek, işgalci sıfatı ile anılmamak. Dönüşüm planına itiraz ettikleri gün görüşlerini aldığımız mahalle sakinlerindeki ortak eğilim, projenin kendi gerçeklerini yansıtmadığı yönünde. Biz işgalci değiliz Mülkiyet sorununu çözmek için Derbentliler tarafından kurulan Sınırlı Sorumlu Çamlıtepe Mahallesi Yapı Kooperatifi nin Başkanı Aydemir Görmez, mahallerinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi nin ortak bir gecekondu dönüşüm projesi hazırladığını belirterek, Bizim haberimiz geç oldu. Proje bizi ilgilendiriyor ama içeriğini bilmiyoruz. Kaç metrekare, ne olacak, ne bitecek? Belli değil. Planın askı süresi dolmadan bine yakın dilekçe ile itiraz ettik. Anladığımız kadarıyla burada sermayenin, rantın çıkarını korumak amaçlanıyor, halkın haklarından bahseden yok. Biz dersimizi çalıştık, bilinçli bir şekilde mahalleli olarak dayanışma halindeyiz. Mimarlar, mühendisler, şehir plancıları ve hukukçulardan görüş alarak hareket ediyoruz dedi. Ötelenmek İstemiyoruz Mahallelerinde insanca yaşamak istediklerinin altını ısrarla çizen, Kooperatif Başkanı Aydemir Görmez, Ötelenmek istemiyoruz. Sığıntı olmak istemiyoruz. Burası bir mahalle, esnafı var, bakkalı var, sokağı var, kahvesi var, biz toplu konutta, sitede yapamayız. Derbent ten gitmek bizi aşar. Böyle bir çözümü konuşmuyoruz dahi. Haklarımızı alana kadar kooperatif olarak vatandaşlarla, derneklerle, hep birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Dönüşüm adına doğru işler yapılmasına ve diğer mahallelere de örnek olmak istiyoruz diye konuştu. Sosyal devlet olmuş kapitalist devlet Mahalledeki bir kahvehanenin önünde yakaladığımız Ahmet Atay ise devletin kendilerine sahip çıkmadığını belirterek, Devlet kimden yana bilmiyorum, sosyal devlet olmuş kapitalist devlet diyerek bir Kooperatif Başkanı Aydemir Görmez anlamda dönüşümdeki amaç ve niyetlerin ne olduğunu özetliyor den beri bu mahallede yaşadığını söyleyen Ahmet Atay, Sadece bir keçi yolu vardı. Yolumuzu kendimiz yaptık. Su yoktu, elektrik yoktu, biz buraları yoktan var ettik. O yıllarda acaba buradan bir gün minibüs geçer mi? diye hayal kurardım; çünkü o günlerde buralara bakan olmazdı. Bizi zamanla burada meşru kılan da devletin kendisidir diyor. Çözümün içinde biz de olalım Çözümün içinde olmak istediklerini vurgulayan Ahmet Atay, Biz bugün burada çözüm istiyoruz. Derdimiz çözüm bizi kapsasın, memnun etsin. Burada doğdum büyüdüm, buradan gitmek asla istemiyorum. Burada ölürüm. Bizim için buradan gitmek yıkım olur. Kimle kaynaşacağım bu yaştan sonra, bütün komşularım burada. Diyalog kurmam mümkün değil, bunu da hesaba katmak lazım. Ha diri diri mezara girmişim ha

40 KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNCEL mahallemden başka bir yere gitmişim. Komşuluk, dayanışma biter. Buradan gidenler de oldu ama onlar şimdi ağlıyor. Kentsel dönüşüm, yaşanabilir olmalı, asla boşaltım olmamalı, bizim razı olmadığımız bir şeyi kabul etmiyoruz. Borçlandırma olmamalı dedi. Rantsal dönüşüm istemiyoruz Meslek odaları kaygılı ŞEHİR PLANCILARI ODASI: PLANSIZ VE DENETİMSİZ YAPILAŞMA POLİTİKALARI SÜRDÜRÜLÜYOR Mahallelerinde daha önce yaşanan yıkımlarda polisle karşı karşıya geldiği için kendisine dava açıldığını belirten Ergün Yakışır ise haklı bir mücadele verdiklerini ve barınma hakkı için uğraştıklarını ifade ediyor. Kentsel dönüşümü rantsal dönüşüm olarak tanımlayan Ergün Yakışır, Dönüşüm olacaksa bu mahalle için olmalı, dışarıdan gelecek elit ve zenginler için olmamalı. Büyükşehir Belediyesi nin projesinde 4 konut alanı var, bize düşen Derbent in en kötü yerleri, böyle olmamalı. Biz yıllardır buradayız, bize layık görülen bu olmamalı. Kentsel dönüşüm Sultançiftliği nde olur, Gaziosmanpaşa da olur, çünkü oraya zengin gitmez, rant olmaz orda. Güzelliğin paranın olduğu yeri tercih ediyorlar. İnanın, bize layık görülen toplu konutlardaki 65 metrekarelik daireler gecekondudan daha kötü. Bu mahallede yaşayan biri olarak 3+1 ev istiyorum, önünde parkı, yaşam alanı olsun, spor sahası olsun, çocuklarım nefes alsın. Gerçek bir yaşam alanı istiyorum, Toplu konutların olduğu Kayabaşı na gittim, bir tane ot yetişmiyor orada, ulaşım yok öyle olacağına hiç olmasın. Ergün Yakışır Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun la ilgili değerlendirmesini yayınladığı bir broşürle kamuoyuna deklare eden TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, yeni yasa ile mevcut plansız ve denetimsiz yapılaşma politikalarının sürdürüleceğini belirtti. Şehir Plancıları Odası, ülkemizdeki yapıların önemli bir bölümünün afet riski taşıdığını, risklerin ortadan kaldırılması için acil önlemler alınması gerektiğinin tartışmasız bir gerçek olduğunun altını çizerken, ancak yapılmakta olan düzenlemelerin yanıltıcı ve riskleri azaltmaktan uzak olduğu görüşünü savundu. Kentsel Dönüşüm Yasası ile ilgili olarak birçok noktanın vurgulandığı değerlendirmede, düzenlemenin şeffaflık içermediği ve esasa amacın farklı olduğu, katılımcılığın göz ardı edildiği yaşayanların düşünceleri, sosyal ve ekonomik durumları, kararlara katılımlarının dikkate alınmadığı ifadelerine yer verildi. Odanın yayınladığı broşürde ayrıca şu çekincelere yer verildi: Rant kaygısı kamu yararının önüne geçmemeli Yasa, kamu yararı yerine rant kaygısı taşımaktadır. Rantı yüksek bölgelerde yer alan ve gerçek mülkiyeti yurttaşlara ait olan hastane, okul gibi kamu tesislerinin elden çıkarılmasının önü açılacak. Parklar, okul ve hastaneler, sosyal ve kültürel tesisler için ayrılan alanlar azaltılacak, yaşam kalitesi düşük, sağlıksız kent parçaları oluşturulacak, nefes almak zorlaşacak. Anayasaya uygunluğu konusunda da önemli eksikleri olan yasa ile temel barınma hakkını savunmak zorlaşacak. Halkın ve diğer ilgililerin bilgilenme, katılım ve itiraz hakları ellerinden alınacak. Uygulanma aşamasında barınma hakkını savunanlar ve dayatılan anlaşmaya karşı çıkanlar cezalandırılacak. Projelere toplumsal katılım şart Oysa halkın güvenliğini ve mutluluğunu gerçekten sağlayacak kamu yararına dönük çözümler üretmek mümkün görüşünü savunan şehir plancıları odası şu önerilerde bulunuyor: Her şeyden önce, proje uygulanırken, katılım, şeffaflık, sağlıklı bilgi altyapısı gibi demokrasi kültürünün vazgeçilmez bileşenleri ve yaşanabilirlik ilkeleri yok sayılmamalı. Yasal düzenlemeler ve uygulamalarda toplumsal barış ve adalet ilkesi gözetilmeli; güvenli ve sağlıklı yapı üretimini düzenleyen hukuk altyapı oluşturulurken, ilgili ve bilgili tüm kesimlerin (konunun uzmanı akademisyenler ve meslek insanları, meslek odaları, hukukçular, siyasi partiler, bürokratlar, toplum temsilcisi örgütler, özel teşebbüs temsilcileri ve yurttaşlardan davetli deneyimli uzmanlar) birikim ve önerilerinden yararlanılmalı, ortak paydaşlar oluşturulmalı. Halk yaşadığı yeri terk etmek zorunda bırakılmamalı, halkın projelere desteği sağlanmadan, dönüşümün olamayacağı gerçeğiyle, projelerin tüm kesimleri kapsayan bir katılımla hazırlanması ve azami mutabakat sağlanmalı.

41 GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜM Afet Yasasının İlk KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ AFET YASASI SONRASI HAZIRLANAN İLK DÖNÜŞÜM PLANI DERbENT İÇİN AÇIKLANDI. MAHALLE UZUNCA bir ZAMANDIR KENTSEL DÖNÜŞÜM İLE birlikte ANILIYOR; MAHALLELİ KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ MAHALLELERİNİN DIŞINA ATILACAKLARI, KOMŞULARINDAN UZAKLAŞACAKLARI, İŞLERİNİ KAYbEDECEKLERİ bir TEHDİT OLARAK GÖRÜYOR ve ÇEŞİTLİ biçimlerde DİRENİŞİNİ SÜRDÜRÜYOR.. Doç. Dr. Murat Cemal Yalçıntan MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Afet yasası sonrası hazırlanan ilk dönüşüm planı Derbent için açıklandı. Derbent, Sarıyer ilçesinde bir kooperatif ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin arazileri üzerine kurulmuş bir gecekondu mahallesi. Mahalle uzunca bir zamandır kentsel dönüşüm ile birlikte anılıyor; mahalleli kentsel dönüşümü mahallelerinin dışına atılacakları, komşularından uzaklaşacakları, işlerini kaybedecekleri bir tehdit olarak görüyor ve çeşitli biçimlerde direnişini sürdürüyor. Hazırlanan plan incelendiğinde teknik, sosyal ve ekonomik çeşitli sorunlarla karşılaşılıyor: Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki söz konusu planlar mahallede yapılmış fiziki, sosyal ve ekonomik hiçbir çalışmaya dayanmıyor. Oysa imar planları belde halkının ihtiyaçlarını karşılamaya, sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturmaya ve yaşam kalitesini arttırmaya yönelik her hangi bir karar geliştirmeden önce plan yapılacak bölgenin ekonomik, demografik, sosyal, kültürel, tarihsel, fiziksel özelliklerini araştırmakla yükümlüdür; kararlar ancak bu araştırmalardan elde edilen veriler kullanılarak geliştirilebilir. Bütün bu araştırmaların ve kararların geliştirilme sürecinin paylaşıldığı alan ise plan raporudur. Plan; pafta, rapor ve notlardan oluşur. Oysa askıya çıkan ve alenileşen yalnızca planın paftasıdır. Plan raporuna ise ulaşılamamıştır. Mahalle içerisinde plan kararlarına altlık oluşturacak kapsamda bir çalışma yapılmadığı da bilinmektedir. Sosyal, ekonomik ve inşa edilmiş çevreye dair çalışma yapılmaksızın plan kararı üretmek ancak boş araziler için geçerli olabilir. İçinde yaklaşık 8000 insanın yaşadığı mahalle boş bir arazi gibi planlanmıştır ve bu durum planlamada bugün gelinen nokta ile kesinlikle uzlaşamaz! Buna bağlı olarak değerlendirilmesi gereken önemli bir mesele; plan sınırları içerisinde ticaret kullanımının yer almıyor oluşudur. Oysa mahallede çoğu ana aks üzerinde olmak üzere 80 in üzerinde esnaf iş yapmaktadır. Yanında çalışanlarla birlikte yaklaşık 300 kişilik bir istihdama konu olan esnaf varlığı bu plan ile yok edilmektedir. Esnafın ortadan kalkmış olması mahallede gündelik ihtiyaçların nasıl giderileceği yönünde bir soruyu da ortaya çıkarmaktadır. Esnaf ve mahalle arasındaki güçlü ekonomik ve sosyal bağların yok olacağı anlaşılmaktadır ve bu durum mahalle yaşayanları için kabul edilemez niteliktedir. Gündelik Yaşam Yok Sayılmış Yine plan raporu içindeki araştırmalarla çözümlenmesi gereken mahalle içerisindeki sosyal ilişkiler ve gündelik hayatın kurgusuna dair her hangi bir çalışma yapılmadığı, önerildiği anlaşılan yüksek katlı yapı stoku ile bahçeli ve çoğu müstakil evlerde yaşamaya alışmış mahallelinin nasıl uyum içerisinde bir yaşam süreceği ve sosyal ilişkilerini sürdüreceği yönünde her hangi bir öngörü

42 KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNCEL bulunmamaktadır. Yakın çevrede var olan ve olması muhtemel lüks konutlardan oluşan kapalı sitelerle mahalleli için yapılması öngörülen sosyal konutların nasıl bir arada huzur içerisinde yaşayacakları da yine yanıtsız bir soru olarak kalmaktadır. Bu tartışmalı imar planlarının uygulanmasına yönelik olarak da Büyükşehir Meclisinden alelacele bir protokol geçirildi ve Büyükşehir Başkanı protokolü imzalamaya yetkili kılındı. Bu protokole göre hiçbir çalışma yapılmaksızın depreme dayanıksız ilan edilen gecekonduların yer aldığı arazi sahibi kooperatif ile büyükşehir belediyesinin arazilerinin birleştirilerek bir inşaat alanı yaratıldığı, bütün alan içerisinde doğu yönündeki arazilerin ki toplamın 1/3 ü kadar, 1600 adet sosyal konut inşaatına ayrılacağı, diğer alanların ise mülk sahibi kooperatifin anlaşmalı olduğu yüklenici firmaya devredileceği anlaşılıyor. Bu arada geçici konutlar ve kiracılara yardım paketleriyle bugüne kadar klasikleşen mağduriyetlerin azaltılmasının hedeflendiği görülüyor. Planda yer almayan esnafa, neresi olacağı belirlenmemiş bir alanda kiralık dükkân önerileceği satır aralarından anlaşılıyor. Bu arada inşaatların ne zaman biteceğine dair kesin bir hüküm bulunmuyor. Yine yapılacak 1600 adet sosyal konut için her hangi bir ödeme olup olmayacağı da anlaşılmıyor. Protokolün dilinden ve getirdiği hükümlerden anlaşılan kooperatif, yüklenici firma ve büyükşehir belediyesi bir süredir görüşme halindeler! Mahalleli Muhatap Alınmalı Sanırım meselenin özünde mahallede yaşayanların sürece müdahil olması gereken bir grup olarak tanınmaması yatıyor. Oysa bu mahalle uzun süredir kentsel dönüşüm tartışıyor; neyin, nasıl olması gerektiği yönünde fikirler üretiyor. Kooperatif ve dernek, mahallesindeki yapıların da insanların da durumunu biliyor, insanların beklentilerini herkesten iyi algılıyor. Oysa pazarlık masasına hiçbir zaman davet edilmiyorlar çünkü mülk sahibi değiller! Mahallenin yaşlıları, arazilerin şimdiki mülk sahibi kooperatife kendileri yerleştikten sonra verildiğini, o dönemde kooperatife verileceğine mahalleye verilmiş olsaydı, bugünlere belirsizlik içerisinde gelinmemiş olacağının altını çiziyor. Dahası, kooperatifin arazisine yapılan MESA konutları inşa edilirken mahallelilerle yapılan görüşmelerde kooperatifin araziye dair başka bir talebinin olmayacağı yönünde sözlü bir anlaşmadan bahsediliyor. Bunları bırakalım; bu mahalleyi kuran, yolunu, altyapısını kısmen kendi imkânlarıyla getiren, ucuz işgüçleri ile çevredeki iş kollarını besleyen, bugün lüks konut sitelerine temizlik, güvenlik vs. hizmetlerde bulunan bu insanlar; yani sonuna kadar hak edilmiş bir yaşam alanından bahsediyoruz. Ancak işgalci şeklindeki hâkim dil muhtemelen artık onların oylarına da ihtiyaç duymadığından ve kentsel dönüşüme karşı genel kamuoyundaki rızayı oluşturduğundan, kurulu mahalleyi olduğu gibi içinde yaşayanlarıyla beraber yok sayıyor ve onlarla masaya oturmuyor! İktidar ve sermaye ortaklığı denen şey tam da bu olsa gerek! Bu yok saymanın neticesinde, hem iktidarın krize yöneldiğini düşündüğüm- inşaat sektörüne odaklanmış ekonomik büyüme senaryoları, hem de -bireyselleşmiş bir tüketim toplumunu hedefleyen- yeni orta sınıf dinamiklerinin artık gecekondu yaşayanlarını etkilemeye başlaması da önem taşıyor. Gecekondu İnsanına İşgalci Gözüyle Bakmak Hatadır Ekonominin dinamikleri bu kadar belirleyici olduğunda üniversitelerde yıllardır dile getirdiklerimizi tekrarlamak anlamsızlaşıyor ama Afet Yasasının ilk uygulaması olduğundan ve muhtemelen takip eden uygulamalar da benzerleri olacağından Derbent meselesiyle de ilgili olan tespit ve önerilerimizi kısaca hatırlatalım; gecekondu mahallesine işgal toprağı, gecekondu insanına işgalci gözüyle bakmak hatadır; varlıklarıyla İstanbul kentini bugün geldiği ayrıcalıklı konuma taşıyan bizzat gecekondu insanlarıdır; kentiyle barışık insanlar/topluluklar yaratmak onları bireyselleştirip yabancılaştıran değil birlikte eylemelerine imkân veren ve içine alan uygulamalar ile mümkündür; bir kentsel dönüşüm uygulaması ilgili alanda yaşayanların sosyo-ekonomik ve kültürel gerçekliklerinden bağımsız yapılamaz (yapılırsa da Sulukule felaketi yenilenmiş olur); insanları apartman dairelerine sıkıştırıp bir de etraflarını kapalı sitelerle, duvarlarla örmek uzun vadede hepimizin sorunu olur; katılım ve demokrasi sermaye ve iktidarın oyuncağı değildir; adalet mülk üzerinden kurulduğunda yoksulun sonu nice olur!r

43 GÜNCEL KENTSEL DÖNÜŞÜM Kentsel dönüşümde binalar yıkılınca İNŞAAT ATIKLARI ne olacak? Sektörel Fuarcılık tarafından düzenlenen "Kentsel Dönüşüm Sürecinde Geri Kazanım ve Atık Yönetimi" konulu panele Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetimi Dairesi Başkanı Ahmet Varır, Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özgür Çakır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Cevat Yaman ve DİSAN Genel Müdürü Hayrettin Can katıldı. Kentsel dönüşümün çevreye etkileri Kentsel Dönüşüm sürecinde ortaya çıkacak olan hafriyat ve inşaat yıkıntı atıklarının çevreye zarar vermeden toplanması, biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve buna ilişkin teknik idari esasların belirlenmesi konularının ele alındığı panelin moderatörlüğünü MMG (Mimar ve Mühendisler Grubu) Genel Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür yaptı. Kentsel dönüşümün atık bertaraf maliyeti 400 milyar dolar MMG Genel Başkan Yardımcısı Kadem Ekşi hükümetin çıkardığı kentsel dönüşüm yasasının 2023 vizyonunda güvenli bir gelecek, güvenli kentler oluşturulması konusunda büyük öneme sahip olduğunu söyleyerek, bu süreci etkin kullanmanın önemine dikkat çekti. MMG olarak kentsel dönüşüm sürecinde sağlıklı bir düzenleme için yapıcı çalışmalar yaptıklarını kaydeden Ekşi; Bilim, teknoloji, imar, şehircilik, deprem ve kentsel dönüşüm konuları ışığında, katı atık konusunun özellikle de kentsel dönüşüm sürecindeki katı atıklar ve geri kazanımının, ülkemizde sağlıklı bir çevre yapılanması, sürdürülebilir yaşam sahalarının inşa edilmesi noktasında son derece önemli dedi. Kentsel dönüşüm sürecinde mevcut

44 KENTSEL DÖNÜŞÜM GÜNCEL yapı stokunun yüzde 50 sinin geri dönüşümünün sağlanacağını ifade eden Ekşi, 400 milyar dolarlık bir yükün de bununla birlikte geleceğini sözlerine ekledi. Ülke için çok önemli bir kaynağın, bir neslin bile tam olarak yaşayamadığı evlerini dönüştürmek için harcanmasının kafalarda soru işareti bıraktığını söyleyen Ekşi ayrıca; Bu süreci, çevre ve insan odaklı, insanı merkeze alan bir yaklaşımla en iyi şekilde başaracağımıza inanıyorum. MMG olarak da dönüşümün son derece çevre ve insan odaklı olması gerektiğini ve bu alt yapı süreci içerisinde konuyu önemsiyoruz diyerek sözlerini noktaladı. Atıkları düşünmediysek dönüşüme hiç başlamayalım Panelin moderatörü MMG Genel Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Kültür, kentsel dönüşüm sürecinde harcanacak olan 400 milyar dolarlık bir kaynağın önemine vurgu yaparak şöyle konuştu: GAP Projesinin bedeli 33 milyar dolar ve henüz daha GAP Projesi bitmedi. Çevre konusu çok ciddi bir iş olmakla birlikte, biz yanlış bir kanı olarak çevre konularını amiyane bir tabirle zurnanın son deliği olarak telakki ediyoruz. Kentsel dönüşüm sürecinde atıkları nasıl değerlendireceğimizi ve nasıl düzenleyeceğimizi düşünmediysek; bence bu işe hiç girmememiz gerekir. Yeni yönetmelik şart Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetimi Dairesi Başkanı Ahmet Varır, hafriyat ve inşaat yıkıntı atıklarının düzenlenmesi ve geri dönüşüm konusundaki yönetmeliğin tam olarak ihtiyaçlara karşılık veremediğini ifade etti, yeni bir yönetmelik çıkarılması gerektiğini belirten Varır, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak mevcut yönetmeliği tam olarak yeterli bulmadıklarını dile getirdi. Yılda 125 milyon ton hafriyat bertaraf ediliyor Türkiye de her yıl 125 milyon hafriyat toprağını yeniden kazanmaya ve üretmeye çalıştıklarını belirterek, Kentsel dönüşüm çalışmalarıyla birlikte bu miktarda ciddi bir artış olacak. İnşaat yıkıntı atıklarında son durum ne diye bakacak olursak yıllık olarak 4 ila 5 milyon ton civarında bir atık olduğunu düşünüyoruz dedi. Varır ayrıca yeni yönetmelik ve değişiklik taslağı çalışmalarına başladıklarına dikkat çekerken; Mevcut yönetmeliğimiz bu yükü kaldıracak durumda değil. Özellikle inşaat yıkıntı atıklarının geri kazanımı konusunda mevcut yürürlükte olan yönetmelik tabir-i caiz ise birazcık soft kaldı. O noktada bu yönetmeliği değiştirme planı içerisine girdik. ÜLKE İÇİN ÇOK ÖNEMLİ bir KAYNAĞIN, bir NESLİN bile TAM OLARAK YAŞAYAMADIĞI EvLERİNİ DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN HARCANMASI KAFALARDA SORU İŞARETİ birakiyor Geri dönüp 37 maddeden oluşan, şu anda taslak olduğu için 1-1, 1+ ve 5 ekten oluşan bir çalışma yapılmış durumda. Yönetmeliğin amacı hafriyat toprağından başlayarak, inşaat yıkıntı atıklarına kadar genel çevre politikaları çerçevesinde bu atıkların çevreye zarar vermeden toplanması, biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması ve buna ilişkin teknik idari esasların belirlenmesini kapsamaktadır diye sözlerini noktaladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Dr. Cevat Yaman, İstanbul da Hafriyat ve İnşaat Yıkıntı Atıkları başlıklı sunumunda önceki dönemde denetim ve idari yaptırım yetkileri olmadığı için bu atıkların İstanbul a gelişigüzel atıldığını belirten Yaman, bugün artık hafriyat atıklarının düzenli bir şekilde depolandığını aktardı. Hafriyat ve inşaat yıkıntı atıklarını taşıyacak kamyonların Hafriyat Toprağı ve İnşaat/Yıkıntı Atıkları Taşıma İzin Belgesi almaları gerektiğine dikkat çeken Yaman; bu belgeyi alabilmeleri için araçların belirli niteliklere sahip olması gerektiğinin altını çizdi. Fazla atık ekonomi için tehlike Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özgür Çakır, inşaat atıklarının genelinin beton olduğunu, betonun yapısında ise yüzde 80'lere varan bir seviyede "agrega" adını verdikleri malzemenin bulunduğunu belirtti. Agregaların doğal kaynak olduklarını açıklayan Çakır, yakın gelecekten agregaların tükenmesi durumunda inşaat sektörünün zorlanacağını ifade etti. Kentsel dönüşümün de başlanmasıyla yakın gelecekte agregaların depolanmasının çok mühim bir konu olduğunu belirten Çakır, atık miktarının çok fazla miktarda olması, sürdürülebilir bir büyümede ülke ekonomisi için büyük problem yaratan bir durum olduğunu söyledi. Geri kazanılmış malzemelerin kullanılamadığı zaman, bizlerin sürdürülebilir bir büyümeden bahsetmemizin mümkün olmadığının altını çizen Çakır, gelişmiş ülkelerin doğal kaynaklarının olamamasına rağmen, geri kazanılmış malzemeyi çok iyi kullanabildiklerini söyledi. Geri dönüşüm yıkımdan önce başlamalı DİSAN Başkanı Hayrettin Can ise geri dönüşüme, binaların yıkımından önce başlandığını, yıkılmadan önce tahtaların, pencere ve kapıların, metal eşyaların, kabloların ve tehlikeli maddelerin öncelikle ayrıştırıldığını, ardından binanın sadece beton yığınını parçalayarak, ve beton parçalarından da agregaları ayrıştırarak dönüşüme hazır hale getirdiklerini anlattı. Geri dönüşüme hazırlanılan agregaların elde edilmesinin zahmetli bir iş olduğuna da değinen Hayrettin Can, geri kazanılmış atık sahalarının daha fazla yapılması gerektiğinin altını çizdi.r

45 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI Raporlama, sürdürülebilirlik ajandasında yer almanın pasaportudur!. Serra Titiz, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramları hepimizin gündemine yerleşmeye başladı.. Artan sosyal sorunlar ve doğal kaynakların azalmakta olduğuna dair bilincin yükselmesi, insanları bireysel ve toplu olarak harekete geçmeye yöneltti. Artık neyi nasıl sürdürdüğümüzü sorgular olduk; insan ve doğa dengesini gözeten bir sürdürülebilirlik anlayışının destekçisi olmaya başladık. Bireylerden şirketlere, devletlerden uluslararası ağlara, iyi-kötü uygulamalarla sürdürülebilirlik gündemi sürekli güncel kalıyor. Uzun süre de kalacağa benziyor. 2012, 2015 derken 2050, 2100 için gelecek öngörüleri yapılıyor; kötü senaryolarla farklı paydaşların dikkati çekilmeye çalışıyor, daha çok paylaşım, şeffaflık ve işbirliği talebi yükseliyor.

46 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI MERCEK Sürdürülebilir kalkınma için özel sektörün önemli bir rolü bulunuyor. Dünya ekonomisinin yarısından fazlasını bugün özel sektör yönetiyor. Özel sektörün kaynaklarını nasıl geliştirdiği ve nasıl kullandığı dünyamızın geleceği için hayati önem taşıyor. Şirketlerin içeride kendi insanlarına, dışarıda da topluma ve dolayısıyla dış dünyaya karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri artık bir beklenti. Hatta bununla da kalmayıp bu sorumluluğu daha da ileriye taşıyarak sosyal amaç gütmeleri beklenmeye başlandı. Özellikle yaygın etki alanı olan şirketlerin kaynaklarını toplumların gelişmesi ve kalkınması için seferber etmeleri bekleniyor... Global iş dünyası bugün sürdürülebilirliğin yanısıra, sosyal yatırım, sosyal etki, sosyal girişimciliği konuşuyor. Var olan işini yönetirken toplumsal kalkınmaya da hizmet eden şirketler takdir ediliyor, sorumsuz davranışlar gözden kaçmıyor. Yeni sürdürülebilirlik anlayışına şirketler nasıl cevap veriyor? Dünyadaki trende baktığımızda 1970 lerde başlayan aydınlanma süreci, 2000 lerde doruğa ulaşarak yaygınlaşma evresine geçti. Arada gerçekten samimi olan azınlık haricinde, şirketler sürdürülebilirlikle ilgilenmeyi çoğunlukla önce yüzeysel olarak ele aldılar; bir iletişim ve rekabet avantajı yaratma aracı olarak değerlendirdiler yılında yayınlanan ve gönüllü girişimler olan Binyıl Kalkınma Hedefleri ve Küresel İlkeler Sözleşmesi sorumlu şirket olma bilincinin yaygınlaşmasında etkili oldular. Bu girişimler kurumların bir çerçeve çizerek yönetim süreçlerini elden geçirmelerine yol gösterdiler. Başlangıç için, iyi bir baz oluşturduklarını söyleyebiliriz. Bu girişimler sayesinde insan hakları, karbon ayakizi, etik satınalma gibi kavramların yönetim süreçlerine girmesi mümkün olabildi. Dünya borsa endekslerinin sürdürülebilirlik endeksleri oluşturarak (Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi, FTSE4Good, 2001), sorumlu şirketleri ETİK, ŞEFFAF ve HESAP verebilir bir YÖNETİM ANLAYIŞIYLA EKONOMİK, SOSYAL ve ÇEvRESEL SORUMLULUKLARIN YERİNE GETİRİLMESİ ŞİRKETİN KAPASİTESİNİ GELİŞTİRMESİNE, İNOvASYON KÜLTÜRÜ OLUŞMASINA, RİSKLERİNİ AZALTMASINA, İTİbARINI ARTIRMASINA, REKAbET AvANTAjI YARATMASINA ve EN ÖNEMLİSİ TOPLUM TARAFINDAN SOSYAL LİSANS ALMASINA HİZMET EDECEKTİR. ayrıştırmaları ve böylece sosyal yatırımı teşvik etmeleri yine önemli tetikleyiciler arasında yer aldı. Bölgesel ya da sektör bazlı standart ve endeksler geliştirilmeye devam ediyor. Sorumlu şirket olma, çok boyutlu bir yaklaşımı ve şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını gerektiriyor. Şirketlerin iş yapma şekillerini, finansal performans yanısıra, sorumlu yönetim anlayışının hakim olduğu ve ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukların yerine getirildiği bir formata çevirmeleri gerekiyor. Süreç yönetimlerinde kullandıkları performans göstergelerinin kapsamını sosyal ve çevresel göstergelerle genişletmeleri gerekiyor. Şirketlerin iş kararlarına bu çok boyutluluğu katmak, işin yönetiminde çalışanların haklarının ve sağlıklarının korunması, gelişimlerinin desteklenmesi, etik satınalma ve etik pazarlama yapılması, yerel halkın kalkınmasının desteklenmesini beraberinde getirecektir. Etik, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukların yerine getirilmesi şirketin kapasitesini geliştirmesine, inovasyon kültürü oluşmasına, risklerini azaltmasına, itibarını artırmasına, rekabet avantajı yaratmasına ve en önemlisi toplum tarafından sosyal lisans almasına hizmet edecektir. Bu çalışmaları yürüten şirketler raporluyorlar. Raporlama, gönüllü bir girişim olarak doksanların ortasında başladı ama bugün Fransa, Danimarka, İngiltere, Hollanda, Norveç, İsveç gibi ülkelerde belli büyüklükte ve halka açık şirketlerin çevresel ve sosyal beyanda bulunmaları talep ediliyor. Raporlama hızla yaygınlaşıyor; tüm dünyada on bine yakın şirket raporluyor. Türkiye de ise raporlayan şirket sayısı otuz civarında. Bir iletişim ve değişim aracı olarak Sürdürülebilirlik Raporlaması... Bir kurumun sürdürülebilirlik stratejisi yoksa raporlama yapacak alt yapısı da yok demektir. Raporlama şirketin

47 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI sürdürülebilirlik stratejisinin bir aracı ve bir çıktısıdır. Bir çalışmanın sonucudur. Başarılı bir rapor, bir sistem çerçevesinde yapılırsa mümkün olabilir. Raporlama süreci, sürdürülebilirliğin iş hedeflerinin şekillenmesine etki etmesini, stratejik kararların alınmasında referans noktası olarak hareket eder, kültüre yerleşir. Raporlama, stratejide hedeflerimizin ve gerçekleştirdiklerimizin izlenmesi, değerlendirilmesi ve paylaşımıdır. Raporlama, yapıldığı söylenen kurumsal sorumluluk çalışmalarının paydaşlarla iletişiminin yapılmasıdır. Raporlama aynı zamanda, performansımızı eleştiriye açmanın, şeffaflığın ve hesap verebilirliğin bir aracıdır... Raporlama sürekli devam eden bir aktivitedir, yalnızca veri toplamaktan ibaret değildir. Raporlama aşamasına gelinceye kadar olan süreçlerin yönetilmesidir. Unutmayalım ki, sürdürülebilirlik raporlaması yaşayan bir süreçtir, raporun yayınlanması veya iletişimiyle başlamaz ya da bitmez... Raporlama, şirketin kurumsal sorumluluk uygulamaları ve performansının bir parçası/sonucu olmanın yanı sıra, sürdürülebilirlik çalışmalarının paydaşlarıyla iletişimini mümkün kılar... Bir raporunuz varsa ve güvenilir bir standart kullanılarak hazırlanmışsa size pek çok kapıyı açabilir. Uluslararası borsa endekslerine girebilir, uluslararası sorumlu yatırım araçlarından faydalanabilir, uluslararası sorumlu şirketler ağlarına dahil olabilirsiniz. Raporlamanın şirketlere getirileri Şirketler raporlama yaparak sürdürülebilirlik ajandasında yerlerini alıyor, duruşlarını ve geleceğe yönelik vizyonlarını paylaşıyorlar. İtibarı artırıyor; dolayısıyla, müşterilere karşı güvenirliliğin artması, çalışan bağlılığının artması ve toplumda algının olumlu şekilde yerleşmesi İzleme ve raporlama sistemi kurarak günlük iş performansıyla sürdürülebilirlik arasında bağ kurmak iyi bir yönetim ifadesi olarak algılanıyor Şirketlerin rakipleri arasında RAPORLAMA YAPMAK ŞİRKETLER İÇİN SÜRDÜRÜLEbİLİRLİK LİGİNDE YER ALMAK İÇİN bir ARAÇ. bu ARACI ŞİRKETİN GELİŞİMİ ve YENİ DÜNYANIN beklentilerine DUYARLI OLMASI İÇİN bir FIRSAT OLARAK GÖRMEK GEREKİYOR. farklılaşmak için iyi bir stratejik araç haline geldi. Geleceğin iş gündemine ve modellerine uygun konumlanmak ve ona uygun davranmak bu konuda geride kalmış rakiplerle arayı açmak için iyi bir yöntem.. Raporlama sayesinde şirketler eksi ve artı yönlerinin daha çok bilincinde olarak, hem geliştirmeleri gereken yönlerine odaklanabilir hem de talepkâr iş dünyasında konumunu güçlendirmek için atılması gereken adımları daha rahat tespit edebilirler. Oluşabilecek risklere karşı önceden hazırlıklı olabilirler. Departmanlar arası iletişimi arttırıyor. Hep birlikte sürdürülebilirlik bilinci kazanmayı destekliyor. Raporlamanın sürdürülebilirlik çalışmalarının kurumsallaşması ve özümsenmesine olumlu etkisi bulunuyor. Toplumla ve paydaşlarla ilişkileri kuvvetlendiriyor. Sosyal Yatırım Fonlarından faydalanma imkanı yaratıyor. Pek çok raporlama standardı bulunuyor. Şirketin büyüklüğü, iş alanı, kapsamına göre kullanacağı standart değişim gösterebiliyor. Mevcut standartlar birbiriyle konuşur hale geldi. Şirketlerin ihtiyaçlarını gözeterek doğru standardı seçmeleri gerekiyor. Sonuçta, raporlama yapmak şirketler için sürdürülebilirlik liginde yer almak için bir araç. Bu aracı şirketin gelişimi ve yeni dünyanın beklentilerine duyarlı olması için bir fırsat olarak görmek gerekiyor.r

48

49 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI K urumsal yönetimin şeffaflık ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilirlik raporu çıkarıyoruz. Kurumunuz ilk olarak ne zaman çevre adına sürdürülebilirlik raporu hazırladı? Türkiye nin ilk özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankası TSKB olarak, uluslararası standartlardaki sürdürülebilir bankacılık anlayışımızla Türkiye nin ekonomik ve çevresel büyümesinde öncü bankayız. Sürdürülebilirlik yaklaşımımız doğrultusunda finansal hedeflerimizle birlikte ekonomik, çevresel ve sosyal etkimizi dikkate alıyoruz. Kurumsal yönetimin şeffaflık ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilirlik raporu çıkarıyoruz. Bu alanda bir ilke imza atarak, 2009 yılında Türk bankacılık sektöründe Sürdürülebilirlik Raporu yayınlayan ilk kurum olduk da ilk GRI C, 2011 de ilk GRI B onaylı raporları hazırlayan bankayız. TSKB Kıdemli Genel Müdür Yardımcısı Orhan Beşkök Bu raporun hazırlanmasında hangi süreçler/gelişmeler etkili oldu? TSKB olarak, sürdürülebilirlik sürecimizi uzun yıllar önce başlattık yılında bu süreç resmiyet kazandı. Aynı yıl, Çevre Yönetim Ekibini kurduk ve bu alandaki yol haritamızı ve stratejimizi oluşturduk. Aynı yılın sonunda, ISO Çevre Yönetim Sistemi belgesi almaya hak kazanan ilk Türk bankası olduk. Banka olarak,

50 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI MERCEK faaliyetlerimizden kaynaklı tüm çevresel etkilerimizi tanımladık, ölçmeye başladık ve azaltmak amacıyla stratejiler kurguladık. Bir banka olarak karbon ayak izimizin boyutlarını belirledik. Çünkü karbon ayak izimizi azaltabilmek için öncelikle düzenli olarak ölçümlemeye başlamamız gerekiyordu. Türkiye de o yıllardan itibaren sürdürülebilirlik konusunu gündemine taşıyan ilk bankayız ve bu alanda öncüyüz. Bugün geldiğimiz noktada, kredilendirme faaliyetinden dolayı oluşan çevresel ve sosyal riski ölçecek uluslararası duyarlılıkta bir risk modeli oluşturduk yılından beri incelediğimiz her projeye bu modeli uyguluyoruz ve çıkan sonuçlara göre gerekli önlemleri alıyoruz. Dünyada 2000 li yılların başından itibaren şirketlerin performanslarını anlatırken faaliyet raporlarının yetersiz kaldığı görülmüştür ve çözüm olarak sürdürülebilirlik raporlamasının öne çıktığı görülmektedir. Sürdürülebilirlik raporlaması için Global Reporting Initiative formatlar yayınlamıştır. TSKB olarak sürdürülebilirlik konusunda global trendleri yakından izlediğimiz için 2009 yılına geldiğimizde kendimizi bu rapora hazırlama sorumluluğunda hissettik yılında ilk sürdürülebilirlik raporumuzu hazırlayarak; TSKB olarak sürdürülebilirlik stratejimizin global trendlere paralel şekilde iklim değişikliği, çevresel ve sosyal konulardaki aksiyonlarımızı tüm paydaşlarımıza transparan şekilde anlatmayı amaçlayarak hazırladık. Kurum içerisinde bu süreçte neler yaşandı? Rapor için ne gibi çalışmalar gerçekleştirildi? Raporu, Bankamızda sürdürülebilirlik ve çevre konularından sorumlu olan Mühendislik Bölümümüzün koordinasyonu ile hazırladık. İklim değişikliği, çevresel ve sosyal konularda yapmış olduğumuz tüm çalışmalarımız ilgili bölümlerin de desteğiyle rapora aktardık. Sürdürülebilirlik stratejimiz ve çevre politikamız çok uzun süreler öncesinde belirlenmiş olduğu için raporlama ile tüm paydaşlarımıza bu konuda neler yaptığımızı anlattık. Temel performans ilkelerimizi saptadık. Ayrıca, ilk raporumuzda TSKB olarak sürdürülebilirlik raporlamasını periyodik olarak yapacağımızın sözünü verdik. Sürdürülebilirlik performansımızı raporda çevre ve sürdürülebilir bankacılık, kurumsal yönetim ve uyum, sosyal sorumluluk ana eksenlerinde; paydaşlar, kurumsal yapılanma, bankacılık, çevre, insan kaynakları ve toplum açılarından ele alıyoruz. Raporun yayınlanması kurum içinde ne gibi değişiklerin yaşanmasını sağladı? Sürdürülebilirlik raporu ile bankada yeni bir dönem başlatmış olduk. Artık sadece faaliyet raporu değil, bir de sürdürülebilirlik raporu hazırlamaya başlamıştık. İlk raporumuzu GRI C onaylı yapmıştık. Banka Üst Yönetimi olarak ilerleyen yıllarda raporumuzun onay seviyesini yükseltme kararı aldık. Dolayısıyla ikinci raporumuz GRI B seviye onaylı oldu. İkinci raporumuzda GRI B onayı alabilmek paydaş anketi yapmamız gerekiyordu. TSKB olarak, ilk kez tüm paydaşlarımız düzeyinde bu anketi yapmamız ve onlardan gelen yanıtlar, özellikle çevresel ve sosyal konularda yaptıklarımızın paydaşlarımız tarafından da onaylanıyor ve takdir ediliyor olması bizleri çok mutlu ve teşvik etti. Raporun yayınlanması, kurumunuzun dışında, gerek medya gerekse de hitap ettiğiniz müşterilerde ne gibi bir etki yarattı? Sürdürülebilirlik çalışmalarımız ve bu çalışmaların sonucu olarak yayınladığımız iki sürdürülebilirlik raporumuz, Bankamızın finans sektöründeki halihazırda var olan güvenilir ve öngörü sahibi duruşunu destekleyerek, farklılaşmasını sağladı. Bu alanda yaptığımız çalışmalar sürdürülebilirlik kavramının Türk bankacılık sektörü tarafından özümsenmesinde etkili oldu. TSKB nin bu konuları iş süreçlerine entegre etmesi ve sektöre öncülük etmesi, örnek olarak görülen raporlarımız, Bankanın bu alanda birçok platformda sözcülük yapmasında etkili oldu. TSKB olarak sahip olduğumuz sürdürülebilirlik stratejimiz ve bunun iletişimini yapmak üzere hazırladığımız sürdürülebilirlik raporlarımız ile bu konuların Bankada nasıl içselleştiğini göstermektedir. Bu durum yerli ve özellikle yabancı paydaşlarımızın büyük takdirini kazanmaktadır. Önümüzdeki süreçte de yaratılacak değişimde ülkemize örnek olan ve katkı sağlayan tüm tarafları teşvik edecek, özellikle finans sektöründe sürdürülebilirlik kavramını güçlendirme misyonuyla pozitif yenilikler yaratmayı sürdüreceğiz. Bu tarz çalışmaların, ileride daha yaşanılabilir bir dünyanın oluşmasında etkili olacağını düşünüyor musunuz? Neden? Mutlaka düşünüyoruz. Sürdürülebilirlik konusu bir ihtiyaçtan doğdu. Bu konu sadece sosyal sorumluluk alanı değildir. Daha güçlü ekonomiler yaratmak, artan ihtiyaçları karşılayacak reel büyümeleri yakalayabilmek için bugüne kadar yürütülen iş modellerinin iklim değişikliği perspektifiyle yeniden yorumlanması ihtiyacı sürdürülebilirlik konusunun ön plana çıkmasını sağlamıştır. Dolayısıyla reel sektörden finans sektörüne veya servis sektörüne kadar artık iş yapış şekillerimizi değiştirmeliyiz. Hazırladığımız raporları değiştirmeliyiz. Dünyada tüm sektörler tarafından olağanüstü kabul gören sürdürülebilirlik raporlamasının Türkiye de de önümüzdeki yıllarda çok ilgi göreceğini düşünüyoruz. TSKB olarak, bu konulara olan yüksek inancımızla, bugün olduğu gibi ileride de çevreye duyarlı ve saygılı davranan şirketlerin diğerlerinden farklılaşacağını düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemlerde de çevre ve sürdürülebilir bankacılık alanlarında Türkiye için örnek model olarak, bu konulardaki farklı çalışmalarımızla ilkleri gerçekleştirmeye devam edeceğiz.r

51 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI S ürdürülebilirliğin bizim sektörümüzde farklılaştırıcı bir rol oynadığını düşünüyoruz Ups Sürdürülebilirlik Raporu, Editör, Lynette Mclntire Kurumunuz ilk olarak ne zaman çevre adına sürdürülebilirlik raporu hazırladı? UPS olarak ilk kez 2003 yılında çevre adına sürdürülebilirlik raporu hazırladık. Bu raporun hazırlanmasında hangi süreçler/gelişmeler etkili oldu? Biz sürdürülebilirliği her zaman kaynakların akıllıca kullanılmasının bir yolu olarak gördük. Bu prensibimiz sebebiyle de sorumluluğumuzu hep uzun vadeli olarak düşündük. Örneğin, biz doğru yakıt tasarrufu (ve buna bağlı olarak karbon salımını azaltmak) ile ilgili çalışmalarımızı kapsamlı bir şekilde raporluyoruz ki yakıt tasarrufu aynı zamanda iyi bir finansal karar da. Aynı zamanda sürdürülebilirliğin bizim sektörümüzde farklılaştırıcı bir rol oynadığını düşünüyoruz. Etkimiz ve yaptıklarımızla ilgili olarak son derece şeffafız. Bunun anlamı eğer biz pazarda, içinde bulunduğumuz topluluklarda ve çalışma ortamımızda iyi bir performans gösterip göstermediğimize müşterilerimizin karar verebileceğidir. Bu yılın raporu daha önce olmadığı kadar çok bilgiyi ortaya koydu ve şeffaflığından ötürü Küresel Raporlama İnisiyatifi nin uluslararası standartlarına göre A+ notunu aldı. Güvensizliğin hakim olduğu bir dünyada bu tip bir güven belgesinin paydaşlarımız açısından da oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz. Kurum içerisinde bu süreçte neler yaşandı? Rapor için ne gibi çalışmalar gerçekleştirildi? Rapor şirket içindeki ve tüm coğrafyalardaki hemen hemen her birimin sorumluluğunu gerektiriyor. Veri toplama oldukça yoğun bir süreç. Gereken içeriğin hazırlanması için Küresel Raporlama İnisiyatifi nin raporlama kriterlerini temel alıyoruz ve aynı zamanda paydaşlarımızın geri dönüşlerini bu sürece dahil ediyoruz. Raporu tamamladığımızda güvenilirliliğini arttırmak için raporun bizim bağımsız denetimimiz yürüten Deloitte&Touch ve Küresel Raporlama İnisiyatifi tarafından kontrol edilmesini sağlıyoruz. Raporun yayınlanması kurum içinde ne gibi değişiklerin yaşamasını sağladı? Geçen 10 yıl içinde rapor hem iç hem de dış paydaşlar için resmi bir referans dokümanı haline geldi. Rapor stratejimizi, performansımızı, amacımızı ve gelişimimizi bir listeliyor. Zayıf olduğumuz alanlarla, dikkat etmemiz gereken ve gelişim göstermemiz gereken noktaların altını çiziyor. İlk raporumuzdan itibaren sürdürülebilirlik şirketin bir stratejisi, davranış tüzüğü ve politikası haline geldi. Şimdi sadece yakıt tasarrufunu değil aynı zamanda karbon etkisini de raporluyoruz ve bu durum yatırım ve alternative yakıt araştırmalarını da kapsayan karar verme süreçlerimizin hızını da etkiliyor. Artık, tüm dünyada gönüllülük ve hayırseverlik aktivitelerimizi de kapsamlı bir biçimde raporlayabiliyoruz. Bu kadarı 10 yıl önce aklımıza bile gelmezdi. Raporun yayınlanması, kurumunuzun dışında, gerek medya gerekse de hitap ettiğiniz müşterilerde ne gibi bir etki yarattı? Raporumuz şirketin yürüttüğü operasyonlar ve çalışmak için nekadar iyi bir seçim olduğuna dair harika bir kaynak. Aynı zamanda lojistiğin sadece işiminizin kalbi olmasının dışında topluma bir katkımız olduğunu da belirtiyor. Örneğin karbon salınımı azaltılmış gönderi, sera gazlarını azaltma stratejisi ve çalışma liderlerine olan yaklaşımlar gibi konuları karmaşık programlara göre çok daha basit bir şekilde anlatan infografiklerimize yönelik çok güzel geri dönüşler aldık. Bu tarz çalışmaların, ileride daha yaşanılabilir bir dünyanın oluşmasında etkili olacağını düşünüyor musunuz? Neden? Güvenilir bir sürdürülebilirlik raporu şirketin çalışanlarını, kar ortaklarını, müşterilerini ve topluluklarını nasıl bir etkilediğiyle ilgili kapsamlı bilgi sunar. Biz kendi durumumuzla ilgili olarak, tüm dünyada doğal felaketlerden etkilenen bölgelere yardım olarak ne yaptığımızdan, çalışanlarımızın geçen sene 1.6 milyon saatlik süreyi gönüllülük çalışmalarıyla geçirdiklerinden, UPS çalışanlarına 2011 yılında ödenen 27.6 milyar dolardan ve yan haklardan bahsedebiliriz. Bu bilgilerin çoğu medyada pek yer almaz, ama aslında refah paylaşımına çok önemli bir katkı sağlar.r

52

53 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI Öncelikli değerlerimizden biri yalnızca ekonomik çıkarlarımızı gözetmek değil... Yüksel Holding Genel Koordinatorü, Tuna Aksel Kurumunuz ilk olarak ne zaman çevre adına sürdürülebilirlik raporu hazırladı? Yüksel olarak Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ne katılımımız gereği, 2008 yılından itibaren her yıl sürdürülebilirlik performansımızı yayınlıyoruz. Bu raporlar Yüksel in sadece ekonomik performansını değil, aynı zamanda topluma karşı sorumluluğunu ve çevresel performansını da yansıtıyor. Sürdürülebilirlik raporlamasına verdiğimiz önem doğrultusunda 2011 yılında raporlama kapsamımızı daha da geliştirerek inşaat sektörünün GRI (Küresel Raporlama Girişimi) ilkelerine uyumlu ilk sürdürülebilirlik raporu olan Yüksel ebilirlik raporunu yayınladık. GRI ilkelerine uyumlu olan Yüksel ebilirlik, aynı zamanda Türkiye de bağımsız bir kuruluş tarafından denetlenmiş ilk rapor olma özelliğine de taşıyor yılında Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ne (Global Compact) imzalayan - ilk inşaat firması olarak attık ve bu sözleşme kapsamında her yıl ilerleme raporları hazırladık. İmzaladığımız bu sözleşme çerçevesinde, insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadeleden oluşan 10 temel ilkeyi daha geniş kitlelere yayabilmek ve paydaşlarımızda da sürdürülebilirlik bakış açısını yaygınlaştırabilmek amacıyla kurumsal sorumluluk vizyonumuzu bir adım daha ileriye taşıdık ve inşaat sektöründe ve faaliyet gösterdiğimiz sektörlerin birçoğunda sürdürülebilirlik raporu yayınlayan ilk şirket olduk. Yüksel ebilirlik raporumuzun hazırlık aşamasında uluslararası arenadaki en iyi örnekleri ve uygulamaları kendimize örnek alarak sektörümüzün danışma noktası olmayı hedefledik. Bu raporun hazırlanmasında hangi süreçler/gelişmeler etkili oldu? Yüksel olarak kuruluşumuzdan itibaren öncelikli değerlerimizden biri yalnızca ekonomik çıkarlarımızı gözetmek değil, daima iş yaparken içinde bulunduğumuz topluma ve tüm paydaşlarımıza karşı sorumlu davranmak, bu sorumlu iş yapmak bilincini tüm çalışanlarımızla birlikte sahiplenmek oldu. Bu bakış açısı ile çıktığımız sürdürülebilirlik yolculuğumuzdaki ilk somut adımımızı Kurum içerisinde bu süreçte neler yaşandı? Rapor için ne gibi çalışmalar gerçekleştirildi? Sürdürülebilirlik çalışmalarımız kapsamında ilk adımda iyileştirilmesi gereken durumları ortaya koymayı hedefledik, sonrasında ise gerekli iyileştirmelerin yapılması ve olası tekrarların engellenmesi için tedbirler aldık. Bu doğrultuda, 2010 yılında çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarımız kapsamında biyoçeşitlilik dengesinin korunmasına, atık

54 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI MERCEK yönetimi ve enerji verimliliğine gösterdiğimiz hassasiyet ile karbon ayak izimizi saydırmaya başladık. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi doğrultusunda her yıl hazırladığımız ilerleme raporlarımızı bir adım ileriye taşıyarak hazırladığımız Yüksel ebilirlik raporumuz ise bir sonraki adımımız oldu. Raporumuzun hazırlanması sürecinde Yüksel Holding e bağlı 19 şirketin Kurumsal İletişim Departmanlarının da desteği ile sürdürülebilirlik verilerimizi ve hedeflerimizi belirledik. Kurumsal iş anlayışımızı ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı paydaşlarımız ile paylaşmak amacıyla hazırladığımız Yüksel ebilirlik raporumuzun oluşum aşamasında sürdürülebilirliğin ne demek olduğunu, neden önemli olduğunu en üst düzey yöneticilerimizden başlayarak tüm Yüksel ailesi fertlerine anlatmak ve iş süreçlerinde içselleştirilmesini sağlamak amacıyla kurumiçi eğitim çalışmaları organize ettik. Bu eğitimler sırasında gördük ki sürdürülebilirlik kavramı Yüksel çalışanları için çok da yeni değil Kurulduğumuz günden bu yana sürdürülebilirlik adını koymadan da topluma ve çevreye karşı duyarlılığımızı çalışanlarımıza da aşılamış olduğumuzu memnuniyetle fark ettik. Raporun yayınlanması kurum içinde ne gibi değişiklerin yaşamasını sağladı? Yükselebilirlik raporumuzun yayınlanmasının öncesinde organize ettiğimiz kurumiçi eğitimlerimize raporumuzun ardından da devam ettik. Bunun yanı sıra Yüksel ailesi başta olmak üzere paydaşlarımız ile iletişim halinde olduğumuz kurumsal yayınımız Yüksel Bülten de de sürdürülebilirlik çalışmalarımıza yer vererek konuyla ilgili farkındalığı arttırmayı hedefledik yılında başladığımız karbon ayak izimizi hesaplama projemizi bir adım daha ileriye taşıdık ve bu yıl Yüksel kapsamındaki tüm toplantılarımızın yol açtığı sera gazı emisyonlarını, karbon emisyon azaltım projelerinin kredileriyle denkleştirerek karbon nötr gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmada en önem verdiğimiz proje ise Yüksel olarak 17 yıldır devam ettirmekte olduğumuz kurumsal sosyal sorumluk projemiz; Avrupa nın ilk üç yarışı arasında yer alan Yılmaz Sazak Uluslararası Atletizm Yarışması nı 2012 yılında karbon nötr olarak gerçekleştirmek oldu. 17. Yılmaz Sazak Uluslararası Atletizm Yarışması nı karbon nötr olarak düzenleyerek Avrupa nın ilk karbon nötr atletizm yarışına imza atmanın gururunu yaşadık yılı sonunda da Köprübaşı ve Çobanlı projelerimiz ile karbon kredisi satacak duruma gelerek doğaya olan katkımızı arttırmayı hedefliyoruz. Son olarak daha önce de belirttiğim gibi 2006 yılında imzaladığımız Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi nde imza koyduğumuz ilkelerin iş dünyasında yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla, birlikte çalıştığımız çözüm ortaklarımızın da, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ni imzalamamış olsalar dahi, yaklaşımlarının bu çerçevede olduğunu taahhüt etmelerini bekliyoruz. Bu konunun ciddiyetle uygulanabilmesi için de sözleşmelerimizi bu doğrultuda revize etmek yönünde gerekli çalışmalarımızı hızla yürütüyoruz. Raporun yayınlanması, kurumunuzun dışında, gerek medya gerekse de hitap ettiğiniz müşterilerde ne gibi bir etki yarattı? Sektöründe bir ilk olan Yüksel ebilirlik raporumuzun Yüksel in öncü rolünü bir kez daha pekiştirdiğine inanıyoruz. Yeni iş dünyası düzeninde topluma ve paydaşlarınıza sağladığınız katkılar sizi sektörünüzün önemli oyuncaları arasında sokuyor ve günümüz iş koşullarında çevreye duyarlı şirketlerin uluslararası kurumların gözünde farklılaştığını, bu şirketlerin uluslararası kredi kurumları tarafından da pozitif ayrımcılık ile takdir edildiğini gözlemliyoruz. Bunun sonucu olarak da hem bu kurumlar nezdinde, hem de küresel iş yaşamında çevreye ve topluma duyarlı şirketlerin itibarları daha da yükseliyor Sürdürülebilir bakış açımızı tüm paydaşlarımız ile paylaşmak konusunda medyanın bize olan desteğini de asla yadsıyamayız. Verdikleri geniş kapsamlı haber destekleri ile özellikle iş dünyasında sürdürülebilir iş ahlakını ve vizyonunu yaymak konusunda bizlere destek oldular. Bu tarz çalışmaların, ileride daha yaşanılabilir bir dünyanın oluşmasında etki olacağını düşünüyor musunuz? Neden? Bugün şirketler dünya üzerinde etki alanı devletler kadar geniş olan büyük oyuncular. Bizim ve umuyorum ki bizler gibi sürdürülebilirlik faaliyetlerini başlatan şirketlerin öncülüğünde, özel sektörün sorumluluk farkındalığı hızla artacak. Doğal kaynakların giderek azaldığı günümüzde şirketlerde kurumsal vatandaşlık bilincinin gelişmesi, devletlerin yetişemediği noktalarda sivil inisiyatifin devreye girerek elini taşın altına koyması sürdürülebilir bir dünya için büyük önem taşıyor.r

55 MERCEK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI Tüm iş süreçlerimizi sürdürülebilir kılmak amacıyla yönetsel ve operasyonel alanda çeşitli uygulamalar gerçekleştiriyoruz. düzenli olarak kamuoyu ile paylaşıyoruz yılında Türkiye de enerji sektörünün ilk sürdürülebilirlik raporunu yayımladık. Global Reporting Initiative (GRI) tarafından onaylanan raporda, 2009 ile 2010 yılının ilk altı ayını kapsayan dönemde elektrik üretimi, çevre, çalışanlar, paydaş kitlesi ve sosyal sorumluluk alanlarında sürdürülebilirlik anlayışıyla gerçekleştirdiğimiz projeleri kamuoyuna duyurduk. Raporun ikincisini bu yıl Kasım ayında paylaşmayı planlıyoruz. İkinci raporumuzda özellikle paydaşlarımızla iletişim, iklim değişikliği, doğal kaynakların korunması ve enerji verimliliği gibi konularda yürüttüğümüz çalışmaları aktaracağız. Kurumunuz ilk olarak ne zaman çevre adına sürdürülebilirlik raporu hazırladı? Gelişmiş ülkelerde yaygınlaşan sürdürülebilir iş anlayışına paralel olarak, 2009 yılından bu yana Sürdürülebilirlik Yönetimi Zorlu Enerji Grubu olarak stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. Büyüme hedeflerimize de sürdürülebilir iş anlayışımız yön veriyor. Grup olarak, ulusal ve uluslararası enerji stratejileriyle paralel bir bakış açısı ile, artan enerji Zorlu Enerji Genel Müdürü, Sinan Ak talebine, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak yanıt vermeye öncelik veriyor ve yatırım alanlarımızı bu doğrultuda belirliyoruz yılı itibariyle, toplam kurulu gücümüz içindeki yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim payımız % 35 e ulaştı. Hedefimiz önümüzdeki üç yıl içinde bu alandaki yatırımlarımızın sayısını artırarak bu oranı yükseltmek. Yatırımlarımızın yanı sıra sürdürülebilirlik konusunda yürüttüğümüz çalışmalarımızı Bu raporun hazırlanmasında hangi süreçler/gelişmeler etkili oldu? Kurum içerisinde bu süreçte neler yaşandı? Rapor için ne gibi çalışmalar gerçekleştirildi? Zorlu Enerji Grubu olarak, yerli ve yenilenebilir kaynaklarla enerji üretimi hedefimizi, sürdürülebilir yatırım anlayışıyla hayata geçiriyoruz. Grubumuzun büyümesinin başladığı 2008 yılından itibaren tüm iş süreçlerimizi sürdürülebilir kılmak amacıyla yönetsel ve operasyonel alanda çeşitli uygulamalar gerçekleştiriyoruz.

56 SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLARI MERCEK Sınırlı doğal kaynakların doğru kullanımı, enerjide verimlilik, sürekli enerji arzı ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi öncelikli konular, şirketlerimizin sürdürülebilir organizasyonlara dönüşmesini kaçınılmaz kılıyor. Sürdürülebilirlik raporlaması ise tüm bu hazırlık ve sürdürülebilir iş yapış biçiminin başarıyla uygulanmasının ardından gündeme gelen bir çalışma. Raporlama; hazırlığına üst yönetimden başlayarak farklı birimlerden çalışanların katıldığı, dinamik bir süreç. Verilerin toplanmasından yorumlanmasına, paydaş iletişimi, ekonomik performans ve projelerin rapor sunumuna uygun hale getirilmesi için çok sayıda atölye çalışması ve toplantı yapılıyor. Sürdürülebilirlik konularının uygulama tarafında oturmuş ve güçlü bir yapımız olduğu için raporu oluşturmak da keyifli bir süreç haline geliyor. Yıl içinde yapılanları ve kaydedilen ilerlemeleri raporlayarak paydaşlarımızın bilgisine açmak, başarılarımızı olduğu kadar gelişmeye açık yönlerimizi de şeffaflıkla paylaşarak ilerleme hedeflerini anlatmak, raporun önemli çıktıları. Raporun yayınlanması kurum içinde ne gibi değişiklerin yaşamasını sağladı? Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş., ülkemizde ISO Sera Gazı Emisyon Doğrulama Standardı belgesini alan ilk enerji şirketi. Bu belge, iş yapış anlayışımıza yön veriyor de Zorlu Enerji nin faaliyetlerinden kaynaklanan doğrudan CO2 emisyonlarımız % 11, dolaylı CO2 emisyonlarımız ise % 3 oranında azaldı. Diğer taraftan, doğal kaynakların tasarruflu kullanımı konusunda aldığımız kararlar sonucunda, 2011 yılında su tüketimimizi % 9 oranında azalttık yılında atıklarımızın % 39 unu geri dönüşüm ve geri kazanım yöntemleriyle bertaraf ettik. Bu çalışmalar maliyetlerimizin kontrolüne de doğrudan fayda sağladı yılından bu yana karbon ayak izimizi hesaplıyoruz. Teknik birimlerimiz ve sürdürülebilirlik stratejimizi uygulayan ekiplerimiz, düşük karbonlu ekonomiye geçişte karşı karşıya olduğumuz risk ve fırsatları geleceğe yönelik stratejilere dönüştürebilmek için çalışmalar yürütüyor yılı içinde tüm etkinliklerimizin ayak izi karşılığında Türkiye nin dört bir yanında yeni ormanlar, yani karbon emisyonlarımıza karşılık yutak alanlar oluşturma kararı aldık. Fuar, toplantı gibi kurumsal organizasyonlarımızın karbon ayak izini detaylı şekilde hesaplıyor ve karşılık gelen ağaç sayısından daha fazla fidanı toprakla buluşturuyoruz. İlk olarak Denizli de fidanlık bir orman kurduk. Bunu, Arpaçay ve Tunceli de tesis edeceğimiz yeni ormanlar izleyecek yılında ise çalışanlarımızın seyahatleri nedeniyle oluşan karbon emisyonuna karşılık olarak, ülkemize yeni ormanlar kazandırmayı hedefliyoruz. Tüm bu çevresel, sosyal ve ekonomik faydaların yanında, gerek hazırlık sürecindeki katılımcı anlayış, gerekse raporun paylaşımı sonrasında çalışanlarımızdan alınan geribildirimler, sürdürülebilirliğin kurum içinde içselleştirilmesi adına çok olumlu katkılar sağladı. Raporun yayınlanması, kurumunuzun dışında, gerek medya gerekse de hitap ettiğiniz müşterilerde ne gibi bir etki yarattı? Medyanın sürdürülebilirlik konusuna ilgisi giderek artıyor. Çünkü şirketler için sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel ve sosyal konuların yönetilmesi değil, çok yönlü bir iş modeli. Özellikle halka açık şirketlerin sürdürülebilirliği nasıl yönettiği, medyanın yakın takibi altında. Raporumuzun enerji sektörünün ilk sürdürülebilirlik raporu olması, basının ayrıca ilgisini çekti. Enerji üretiminde sürdürülebilir bir yönetim anlayışı, doğal kaynakların korunmasından kültürel değerlere, yerel halkla iletişimden enerji verimliliğine pek çok bileşeni barındırıyor. Böyle olunca da medyanın her kesimini ilgilendiren çeşitlilikte bir konu dağarcığı oluşuyor. Bu süreçte raporu gönderdiğimiz ve bir basın toplantısıyla ayrıntılı anlattığımız medya mensuplarının farkındalık ve bilgi düzeyinde artış olduğuna şahit olduk. Müşterilerimizde ise, sektörümüzde bu alanda öncü olmamız nedeniyle oluşan beğeni ve memnuniyeti gözlemleme şansı bulduk. İkinci raporumuzu hazırlarken müşterilerimizle birlikte diğer paydaşlarımızın da görüşlerini alarak katılımcı bir süreç yarattık., Bu tarz çalışmaların, ileride daha yaşanılabilir bir dünyanın oluşmasında etkili olacağını düşünüyor musunuz? Küresel olarak tüm ülkeleri ve kurumları ilgilendiren sürdürülebilirlik konularının başında iklim koruma, doğal kaynakların sorumlu kullanımı, iş sağlığı ve güvenliği, insan hakları gibi konular yer alıyor. Türkiye de ise sürdürülebilirlik son yıllarda, gerek ilgili regülasyonların oluşturulmaya başlanması, gerekse başta halka açık şirketler olmak üzere, özel şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili stratejiler geliştirmesi ile daha fazla gündem konusu olmaya başladı. Şirketler gerek paydaşlarından gelen talepleri, gerekse iklim değişikliği gibi her geçen gün dünyamızı daha fazla tehdit eden sorunları göz ardı edemez hale geldi. Sorumlu iş yapma modelleri oluşturmak artık sadece gönüllü bir yaklaşım olmaktan çıkıp, zorunluluk haline geldi. Enerji sektörü günümüzde, tüm diğer sektörler gibi, sürdürülebilirlik kavramını iş anlayışına yansıtmadığı sürece, üzerinde yaşadığımız, varlığımızı sürdüğümüz dünyamızın sürdürülebilir olmadığının bilincine vardı. Enerji verimliliği ve tasarrufu konusunda sadece kurumlar olarak değil 7 den 70 e birey olarak da üzerimize ciddi sorumluluklar düşüyor. Global ölçekte sürdürülebilirlik bilinci yaygınlaştıkça ve bu konuda yürütülen projeler çoğaldıkça, daha yaşanabilir bir dünyaya kavuşacağımıza inanıyorum.r

57 ORGANİK GIDA Buyrun Çaylarrr! Hem de ORGANİK GEL TANIŞ OLALIM. YAvAŞ YAvAŞ bu ÇAYI İÇER Gİbİ, GEL ŞU GÜNÜN HAYHUYUNU bir KENARA KOYALIM, birbirimizi TANIYALIM. GEL, bir bardak ÇAY PAYLAŞALIM, belki ISINIRIZ ONUNLA ve ARKADAŞLIĞIMIZLA. GEL, HAYATI ISITALIM Sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezi, dost sohbetlerinin sıcaklığı, uykusuz gecelerin arkadaşı, sınav telaşının parçası, çalışırken bize eşlik eden, ince belli de mi, kupada mı tartışmalarının nedeni... Tiryakisi için illaki ince bellide tercih edilen, tavşan kanı -biraz sevimsiz de olsamakbul olan kültürümüzün önemli bir simgesi Çay... Hergün bardak bardak içtiğimiz çay, hepimizin bildiği gibi ülkemizin cennet bölgesi Karadeniz'den geliyor evlerimize, bardaklarımıza... Anavatanı Çin olan ve yaklaşık 5000 yıldır içilen çay, Çin den komşu ülkelere yayılmış ve bugün itibariyle dünyanın her tarafında sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek konumuna gelmiştir. Çay denilince bir çoğumuzun aklına demlikte demlenen siyah çay gelir... Ancak çayın genel tanımı; sıcak sudaki infüzyonu (demlenmesi) sonucunda lezzet, koku ve renk veren her türlü içilebilir kurutulmuş bitkidir. Çay latince ismi Camelia Sinensis olan bitkiden üretilir. Bu bitkinin yeni sürgün vermiş 2,5 yaprağı toplanarak, yaş yaprak işleme fabrikalarında farklı süreçlerde işlenerek 4 ana kategoride - siyah, yeşil, oolong, beyaz- çay üretilir. Halk arasında bilinenin aksine tüm çaylar Camelia Sinensis bitkisinin aynı yapraklarının farklı işlemlerden geçmesi sonucunda üretilir. Yeşil ve siyah çay çeşidini birbirinden ayıran en önemli fark, oksidasyon farkıdır. Yeşil yaprak oksidasyona tabi tutulursa siyah çaya dönüşür. Oksidasyon işlemi yapılmaz ise yaprak işlenirken ve işlendikten sonra yeşil kalır. Özellikle son yıllarda siyah çayın yanı sıra hayatımıza giren farklı bitki çayları da vardır. Adaçayı, papatya, kuşburnu, ıhlamur, vb diğer bir çok bitkinin yaprak, çiçek, tohum, kök ve kabuk gibi kısımlarından elde edilen çaylarda dünyamızda gittikçe artan bir miktarda tüketilmektedir. Bitkisel çayların tüketilme nedeni genellikle sağlık, rahatlatıcı ve tedavi edici yönleri olmasına rağmen siyah çay genellikle keyif, alışkanlık, tiryakilik, misafir ağırlama v.b gerekçelerle tüketilmektedir. Oysa ki günlük hayatımızda belki farkında olmadan bolca tükettiğimiz çayın da sağlık açısından bir çok faydası olduğu bilim insanları tarafından ifade edilmektedir. ABD li diyetisyen Mark Ukra'ya göre (Adı Dr. Çay a çıkan Çin asıllı Ukra nın ailesi 200 yıldır çayla uğraşıyor.) kırmızı etin

58 GIDA ORGANİK DOĞU KARADENİZ bölgesi'nde YETİŞEN ÇAY FİDELERİMİZ KARLA buluşuyor... SONUÇTA HAŞERE YOK, İLAÇLAMA YOK... PESTİSİT YOK... DOLAYISIYLA ÇAYIMIZIN TAMAMININ ORGANİK OLMA ŞANSI var. kanser riskini azaltmanın en iyi yolu, pişirmeden önce çayda bekletmek. Alkolden önce içilen çay da karaciğerin zarar görmesini engelliyor. Türk kültüründe büyük yeri olan çayın faydaları saymakla bitmiyor. Bu mucize bitki, kilo verdirici özelliğinin yanı sıra, cilt ve saçlar içinde çok faydalı. Ayrıca neredeyse hiçbir yan etkisi bulunmuyor. Çay, kolestrolü dengeliyor, şeker ve kalp hastalığı ile felç riskini azaltıyor... Dünyada en çok tüketilen içecek, doğal olarak su. Suyun hemen ardındansa ikinci sırada çay geliyor. Tabii ki tüm bu faydalarından istifade edebilmek için her konuda olduğu gibi çayıda aşırıya kaçmadan kontrollu tüketmek gerekiyor. YENİ BİR KAVRAM ORGANİK Çayın 5000 yıllık tarihine rağmen organik terimi hayatımıza yeni girmiş ve sorgulanmaya başlayan bir kavram olarak çıkıyor karşımıza. Klasik tarımda kullanılan zirai ilaç ve kimyasalların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi bilinmekle beraber organik tarımın asıl felsefesi, toprağa hayat vermek ve eko-sistemin çeşitliliğini denge içinde tutmak olarak özetlenebilir... Bu denge zararlı mikro organizmalara karşı yararlı mikro organizmaları destekleyerek sağlanıyor. Organik üretimde zararlı kimyasallar kullanılmadığı için doğal sürece müdahale edilmiyor ve dolayısıyla toprak korunuyor, bu toprakta üretilen ürünler sağlıklı oluyor, bu ürünleri tüketen canlılar zarar görmüyor... Organik ürünler diğerlerine göre biraz daha pahalı, bunun nedeni doğal ortamlarda yapay müdahalelere maruz kalmadan yetişmiş olmaları. Bu üretim şekli klasik üretim yöntemine göre daha fazla zaman alıyor. Ayrıca talepleri karşılayacak miktarda organik ürün üretimi bulunmaması da fiyatının yüksek olmasının bir diğer nedeni olarak sayılabilir. Organik ürünler Uluslar arası sertifika sistemleri ile sertifikalandırılıyor. Tüketicinin dikkat etmesi gereken konu ise, organik diye satın aldıkları ürünün ambalajı üzerindeki sertifika sistemi sorgulamak. ÇAYIN DA ORGANİĞİ OLUR MU? Günlük hayatımızda elimizden hiç düşürmediğimiz çay bardağını düşündüğümüzde, yukarıda bahsettiğimiz gibi sayısız faydasını gördüğümüzde, canlı yaşamı ve çevrenin korunması açısından organik üretimin önemini anladığımızda bu soruyu sormadan duramıyor insan... Organik çay olur mu? Soruyu sorduğumuzda ise ülkemiz adına yüz güldüren gelişmeler cevap olarak çıkıyor karşımıza... Dünyanın ilk organik çayının, Rize'de organik üretim havzasına dönüştürülen Hemşin ilçesinde 2009 yılında üretildiğini öğreniyoruz mesela. Çaykur tarafından 2006 yılında gerçekleştirilen bir proje ile Rize'nin 2 bin nüfuslu Hemşin İlçesi organik tarım havzasına dönüştürülmüş ve dünyanın ilk organik çayı 2009 yılında bu bölgede üretilmiş. Hemşin ilçesinin organik tarım havzası ilan edilmesi ile başlayan projede devlet vatandaş iş birliği ile ilçede organik tarımı engelleyebilecek etkenler ortadan kaldırılmış. Üç yıllık süreçte bölgede organik çay ekimi yapılmış ve 2009 yılında Hemşin ilçesinde Çaykur tarafından organik çay fabrikası hizmete girmiş. Üç yıl süreyle çay bahçelerini organik üretim yapılabilir şekle getirmek için çalışan 200 üretici, 120 ton yaş organik çay üretmiş ve bunun karşılığında Çaykur tesisinde işlenen 120 ton yaş

59 ORGANİK GIDA organik çay yaprağından 20 ton kuru organik çay üretilmiş. Dünyada, üzerine kar yağan tek çay olma özelliğini taşıyan Türk çayının tamamının organiğe dönüştürülmesi çalışmaları basında yer alırken, Türk çayının Dünyadaki en makbul çay olduğunu ögreniyoruz. Peki bu ne demek oluyor... Araştırıp okuyunca anlıyoruz ki; bu durum ülkemiz için büyük bir fırsat...çünkü bizim dışımızda hiçbir ülke böyle bir imkana sahip değil. Başka ülkelerde üretilen çaylar sıcak ve rutubetli bölgelerde yetişiyor. Bu hava koşulları bitkiye zarar verecek haşerelerin oluşmasına zemin hazırlıyor, bu haşerelerle mücadele için de bahçeler yıl boyunca ortalama 15 kez ilaçlanıyor. Bu sebeple yetişen çayda çok miktarda pestisit'e (Pestisit, zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak ya da zararlarını azaltmak için kullanılan madde ya da maddelerden oluşan karışımlardır. Potensiyel toksisiteleri nedeniyle canlılar üzerinde bazı sorunlar yaratabilir.) rastlanıyor. İşte bizim çayımızın farkı burada ortaya çıkıyor... Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yetişen çay fidelerimiz karla buluşuyor... Sonuçta haşere yok, ilaçlama yok... Pestisit yok... Dolayısıyla çayımızın tamamının organik olma şansı var. Sadece kimyasal gübre kullanımını organik gübreye çevirerek çayımızın tamamını Amerikalı tarihçi yazar Katherine Branning organik yapmak gibi çok büyük bir imkana sahibiz. Klasik çay üretiminde bahçelere dönüm başına yılda kg. azot gübresi atılıyor. Çay fabrikalarında çay üretimi sonu kalan artıklar organik gübreye dönüştürülebiliyor fakat bu üretim yetersiz kalıyor. Çaykur azot gübresi yerine kullanılabilecek organik gübre üretimi konusundaki ar-ge çalışmalarını hızla yürütüyor. Bu konuda olumlu sonuç alındığı takdirde sadece çayımız organik olmayacak, tüm Karadeniz Bölgesi organik bölge üretim sertifikası alabilecek. Mevcut üretimimizle dış dünyaya açılmamız çok zorken, Türk çayı Dünya pazarında organik çay ile raflarda yerini alabilecek. Elbette bu geçiş kolay olmayacak. Çay bahçelerinin organik üretime hazırlanması sürecinde, üreticilerin mağdur olmamaları için devlet desteğine ihtiyaç olduğu kesin. Ülkemiz adına bu avantajın iyi değerlendirilmesini dilemek gerekiyor sanırım... Yazımı 30 yılı aşkın bir süre Türkiye'ye düzenlediği seyahatlerine dair gözlemlerini aktardığı "Yes, I Would Love Another Cup of Tea" kitabını 2010 yılında yayınlayan Amerikalı tarihçi yazar Katherine Branning in Türkiye ve Türk çayı hakkında söylediği bir kaç cümle ile tamamlamak istiyorum. Türkiye de günün her saatinde bardak bardak çay içebilirsiniz. Daha önce de dediğim gibi benim gözümde bu bir bardak çay Türkiye yi temsil ediyor. Türk çayı için tavşan kanı derler, siyah ya da yeşil değil, kırmızıdır. Tıpkı her vatansever Türk ün damarlarında akan kan gibi. Tıpkı göklerde gururla dalgalanan bayrakları gibi. Eşsiz güzellikteki halılarındaki kırmızı yün gibi, tıpkı ilkbaharda açan ateş kırmızısı laleler gibi Türk çayı sıcaktır. Anadolu topraklarını ısıtan güneş gibi, içinizi ısıtan coşkulu müzikleri gibi, yemekleri, şehirleri, spor takımları, hayatlarının her anındaki yaşama sevinci gibi Türk çayı sadedir, berraktır. Sütle beraber içilmez. Çayın sade içilmesi gerekir. Berraktır, tıpkı bir Türk ün yüzü gibi. Her zaman anlaşılabilir, bir şey saklamaz; komşulara gösterdikleri kalpleri gibi berraktır. Türk çayı barışçıldır. Bir bardak çay, nereye giderseniz gidin, size ikram edilir; ofislerde, evlerde, iş yerlerinde. Size ikram edildiğinde bir barış mesajı ve jestini de size taşır. 13. yüzyılın büyük şairi Rumi yi hatırlatır; Gel tanış olalım. Yavaş yavaş bu çayı içer gibi, gel şu günün hayhuyunu bir kenara koyalım, birbirimizi tanıyalım. Gel, bir bardak çay paylaşalım, belki ısınırız onunla ve arkadaşlığımızla. Gel, hayatı ısıtalım r KAYNAKLAR hedef-5-6-bin-ton-organik-cay

60

61 YEŞİL BİNA SERTİFİKA SİSTEMLERİ Binalara NE KADAR YEŞİLSİNİZ? Sertifikası. Çiğdem Yılmazer, Mimar Bugün sürdürülebilir / ekolojik / yeşil / çevre dostu vb. pek çok isim altında karşımıza çıkan doğayla uyumlu yapılar, belirli bazı kriterler doğrultusunda tanımlanıyor. Yapının arazi seçiminden başlayarak yaşam döngüsü çerçevesinde değerlendirilmiş, bütüncül bir bakış açısıyla sosyal ve çevresel sorumluluk anlayışıyla tasarlanmış, iklim verilerine ve o yere özgü koşullara uygun, ihtiyacı kadar tüketen, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş, doğal ve atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı katılımı, teşvik eden, ekosistemlere duyarlı yapılar olması bu kriterlerin en önemlileri. Dünya daki ulusal yeşil bina konseylerinin deneyimi, yeşil binaların yaygınlaşmasını sağlamanın en etkili yollarından birinin bu binalara bir yeşil etiket vermek olduğunu ortaya koymuş. Bu etiketler sayesinde bir bina, birtakım standartlar çerçevesinde yeşil olarak tescil edilebiyor. Bu standartlar aynı zamanda yeşil bina tasarlamak isteyen mimar ve mühendisler için kılavuz niteliği taşıyor. Sosyal sorumluluklarını yerine getirdiklerini kamuoyu ile paylaşmak isteyen şirketlere de geçerli bir etiket sağlıyor. Yeşil yapılaşmaya yönelmek şirketler için aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olarak da görülebiliyor. Binaların ve yerleşimlerin, küresel ısınmaya sebep başlıca sera gazı olan CO2 salımının %40 ından sorumlu olduğunu düşünürsek, mimarlar, mühendisler, şehir plancıları ve en önemlisi yönetmelikleri belirleyen yetki sahiplerine büyük sorumluluklar düştüğü görülebilir. Bina ve yerleşimlerin çevreye olan etkileri salgıladıkları CO2 gazıyla da sınırlı değildir. Aynı zamanda su kullanımının yaklaşık %12 sinden, atıkların %65 inden ve elektrik tüketiminin de %71 inden sorumludurlar. Bu rakamların büyüklüğü aynı zamanda, binaların ve yerleşimlerin çevreye olan etkilerinin azaltılması konusunda büyük bir potansiyelin olduğu anlamına geliyor. Amerika da yapılan bir çalışma, yeşil veya çevreci olarak tabir edilen binaların enerji tüketiminde %24-50, CO2 salımında %33-39, su tüketiminde %40 ve atıklarda %70 e varan bir düşüş sağlanacağını ortaya koyuyor. Yatırım ve maliyet açısından bakıldığında da yeşil konulara yapılan yatırımların uzun vadede yatırımcıya geri döndüğü görülebiliyor yılında ABD de yayınlanan sektör raporlarına göre yeşil bina tasarım maliyetlerinde, sadece %1 - %10 arası bir oranda artış olduğu belirtiliyor. YEŞİL BİNA DEĞERLENDİRME SİSTEMLERİ Günümüzde binaları çevresel etkilerine göre değerlendiren pek çok sistem geliştirilmiş ve geliştiriliyor. Bu sistemler, yeşil dönüşüm sürecinde etkili bir araç, önemli bir ilk adım olarak görülüyor. Dünya da birçok yeşil bina sertifika sistemi mevcut. Bunlardan başlıcaları 1990 da İngiltere de ortaya çıkan BREEAM (Building Research Establishment Environmental Assessment Method), 1998 de ABD de ortaya çıkan LEED (Leadership in Energy and Environmental Design), 1998 de gelişmiş ülkelerin biraraya gelmesiyle kurulan kurulan IISBE (International Initiative for Sustainable Built Environment), 2003 de BREEAM den uyarlanarak Avustralya da oluşturulan Greenstar, 2004 de Japonya da ortaya çıkan CASBEE (Comprehensive Assessment for Building Environmental Efficiency) ve 2009 da Almanya da ortaya çıkan DGNB (Deutsche Gesellschaft fur Nachhaltiges Bauen).

62 SERTİFİKA SİSTEMLERİ YEŞİL BİNA Bir binanın çevreye olan etkilerini basit ve ekonomik bir şekilde değerlendirebilmek ve böylelikle bu etkileri azaltabilmek için 1990 yılında oluşturulan BREEAM, bu süreç içerisinde gelişip çok kapsamlı ve detaylı bir metod haline gelmiş. Şimdiye kadar dünyada bina BREEAM sertifikası almak üzere kayıtlarını yaptırmış ve bina da sertifikalandırılmış. BREEAM Puanlama Kategorileri BREEAM a göre puanlama 10 ana kategoride yapılıyor: Bina Yönetimi, Sağlık ve İyi Hal, Enerji, Su, Arazi Kullanımı ve Ekoloji, Ulaşım, Malzeme, Atıklar, Kirlilik, İnovasyon Bu ana başlıkların da bulundukları ülkenin veya coğrafyanın koşullarına göre ağırlıkları değişebiliyor. Örneğin Avrupa da, Bina Yönetimi ne 12%, Sağlık ve İyi Hal e 15%, Enerji ye 19%, Ulaşım a 8%, Su ya 6%, Malzeme ye 12.5%, Atıklar a 7.5%, Arazi Kullanımı ve Ekoloji ye 10%, Kirlilğe 10% ve İnovasyon a 10% ağırlık veriliyor. BREEAM, bu yöntemi sayesinde farklı ülke ve coğrafyalara çok iyi adaptasyon gösterebiliyor. Sertifika Dereceleri BREEAM metoduna göre puanlama sonucu binalar farklı derecelerde sertifikaya sahip olabiliyor: - BREEAM Pass (Geçer), - BREEAM Good (İyi), - BREEAM Very Good (Çok İyi), - BREEAM Excellent (Mükemmel), - BREEAM Outstanding (Sıra Dışı) Son yapılan araştırmalar BREEAM ın ilk uygulandığı 1990 senesinden bu yana 4,5 milyon ton CO2 emisyon kazancı sağladığını ortaya koyuyor, ki bu da İngiltere deki evin toplam, ya da evin ülke standardının üzerinde sağlamış olduğu emisyon miktarına eşdeğer. Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik (LEED), ABD`deki Çevre Dostu Binalar Konseyi tarafından geliştirilen bir dizi kriterden oluşuyor. Farklı projeler için farklı LEED sertifika sistemleri geliştirilmiş: - LEED-NC: Yeni inşaat ve renovasyon, - LEED-EB: Mevcut binalar, - LEED-CI: Binada yaşayanlar için iç tasarım, - LEED-CS: Core-and-shell * projeleri, - LEED-H: Evler, - LEED-ND: Mahalle gelişimi Bu sistemin puanlaması 6 kategoride yapılıyor: - Sürdürülebilir Araziler (14 puan), - Su Kullanımında Etkinlik (5 puan), - Enerji ve Atmosfer (17 puan), - Malzeme ve Kaynaklar (13 puan), - İç Hava Kalitesi (15 puan), - İnovasyon ve Tasarım (4 puan, +1 de tasarımda LEED sertifikalı profesyonel kullanılırsa ekleniyor). Binalar dört ayrı alanda sertifika alabiliyorlar: - Sertifika / puan, - Gümüş / puan, - Altın / puan, - Platin / puan. LEED sertifikası, ABD`de USGBC ye yapılan başvuru üzerine sadece USGBC tarafından verilebiliyor. *Kaba inşaatı tanımlamak için kullanılan tabir.

63 YEŞİL BİNA SERTİFİKA SİSTEMLERİ Green Star, binaların tasarım ve yapımını düzenleyen, kapsamlı, ulusal ve gönüllü bir çevresel etki değerlendirme sistemi. Avustralya daki ticari binaların %11 inin Green Star sertifikasına sahip olması onu iş dünyası için kaçınılmaz bir hale getirmiş. Green Star sertifika sistemi emlak piyasası için aşağıda sıralanan faydaları sağlamak üzere oluşturulmuş: - Ortak bir dilin oluşturulması, - Yeşil binalar için standart bir ölçülendirme sisteminin oluşturulması, - Entegre ve bütünleşik tasarımın teşvik edilmesi, - Çevre alanında liderlik yapanların tanınması, - Binanın yaşam döngüsü analizi sonucu ortaya çıkan etkilerinin belirlenmesi, - Yeşil binaların avantajları ile ilgili toplumsal bilincin artırılması. Green Star Sertifikalı Projelerin İşletmelere Sağladığı Avantajlar Daha düşük işletme maliyetleri, Yatırım maliyetlerinin kısa sürede amorti edilebilmesi, Kullanıcılar tarafından tercih edilmeleri, Daha kolay pazarlanabilmeleri, Üretkenlik alanında gelişme sağlamaları, Daha sağlıklı bir iş ve yaşam ortamı oluşturmaları, Sosyal sorumluluk alındığının göstergesi olmaları, Yüksek standartlarda binalar yapılmak suretiyle ileriye dönük dezavantajlı bir konumda olunmasının sağlanması, Rekabet güçlerinin artması. Green Star Kategorileri Green Star, bir projenin alan seçimi, tasarımı, uygulaması ve bakımı sonucunda doğrudan ortaya çıkan çevresel etkileri kapsayan dokuz kategori içeriyor: Yönetim, İç Mekan Çevre Kalitesi, Enerji, Ulaşım, Su, Malzeme, Arazi Kullanımı ve Çevrebilimi, Salınım, Yenilik Her kategori, çevresel verimi arttıracak ya da arttırma potansiyeli olan ölçütlere bölünmüş. Bir proje, o ölçütün şartlarını sağladığı kadar puan alabiliyor. Toplanan puanlar sayesinde her kategoride alınan puanlar belirleniyor. Sonrasında ise o kategorinin ağırlığına göre bir yüzdelik hesaplaması yapılıyor. Kategori ağırlıkları Avustralya daki farklı çevresel durumları yansıtabilmek için, eyalet ve alanlara göre değişiklik göstermekte. Belgelendirilmiş Green Star Sınıflandırmaları 4 Yıldızlı Green Star (Puan: 45-59) Çevresel sürdürülebilir tasarım ve/veya yapıda En iyi Tatbikatı, 5 Yıldızlı Green Star (Puan: 60-74) Çevresel sürdürülebilir tasarım ve/veya yapıda Avustralya daki Mükemmellik örneğini, 6 Yıldızlı Green Star (Puan: ) Çevresel sürdürülebilir tasarım ve/veya yapıda Evrensel Liderliği simgeliyor. Binaların planlamasında ve değerlendirilmesinde kullanılmak üzere kurulmuş bir sistem. Bir sınıflandırma sistemi olarak, tüm ilgili sürdürülebilir yapı konularını içeriyor. Şartlara uyan projeler bronz, gümüş ve altın kategorilerinde sınıflandırılıyor. Alman Sürdürülebilir Yapı Sertifikası, kaliteye önem veren bir bakış açısı içeren, yapı planlaması ve değerlendirilmesi amacı ile Alman Yeşil Bina Konseyi ve Ulaşım, İnşaat ve Kentsel İlişkiler Birleşmiş Bakanlığı ortaklığında oluşturulmuş bir sistem. Net bir şekilde düzenlenmiş anlaşılır bir yapısı olan Alman Sürdürülebilir Yapı Sertifikası, tüm ilgili sürdürülebilir yapı konularını içeriyor. Değerlendirmeyi etkileyen altı madde şu şekilde belirtilmiş: - Çevrebilim - Ekonomi - Sosyal, Kültürel ve Operasyonel Konular - Teknik Konular - Arazi Yerleşimi - Süreçler Sertifika, projenin başlangıç noktasında belirlenen sürdürülebilir yapı hedeflerinin bütünleşik tasarım prensipleri doğrultusunda uygulanması üzerine kurulmuş. Böylelikle sürdürülebilir yapılar, güncel teknolojiye göre tasarlanıp kalitelerini bu yeni sertifika ile belgelendirebiliyor.

64 SERTİFİKA SİSTEMLERİ YEŞİL BİNA SERTİFİKANIN AVANTAJLARI Sürdürülebilirliğe Olan Katkı: Sertifika, bir yapının çevre ve topluma olan pozitif etkilerini somut bir şekilde gösterebiliyor. Maliyet ve Planlamadaki Kesinlik: Sertifika sayesinde bir projenin erken planlama aşamasında performans hedeflerine ulaşılabilirliği büyük bir kesinlikle ortaya konulabiliyor. Risk Azaltma: Sertifika sayesinde inşaat süresince bütünsel bir planlama teşvik ediliyor. Böylelikle, planlama ve inşaat süresince süreçler daha şeffaf ve net bir şekilde takip edilebiliyor. En iyi sürdürülebilir çözüm seçeneklerine ulaşılırken, operasyon ve renovasyon süresince doğabilecek riskler azaltılıyor. Uygulamaya Yönelik Planlama Aracı: Bu sertifika, uygulayanlar tarafından uygulayıcılar için geliştirilmiş. Mal sahipleri ve tasarımcıları sürdürülebilir yapılar tasarlayıp uygulamaya geçirmeleri yönünde destekliyor. Yaşam Döngüsüne Odaklılık: Yapının yaşam döngüsü üzerine kurulmuş sertifika, bir binanın sürdürülebilirliğini değerlendirme açısından kaçınılmaz olan bu unsuru ele alıyor. Avrupa Yapı Sektörüne Uygunluk: Sertifika, Alman ve Avrupa yapı sektörüne göre tasarlanmış. Sertifika sistemi oluşturulurken hem yapı standartları hem de piyasadaki enerji etkin yapılar göz önüne alınmış. Pazarlama Aracı: Yatırımcıların, mal sahiplerinin ve kullanıcıların sürdürülebilirliğe olan bağlılığını belgelendiren sertifika, bir kalite simgesi olarak dış ticareti desteklerken yatırımcıların Alman emlak sektörüne olan ilgilerini de arttırıyor. Verimlilik: Sertifika yapıları bütünsel olarak değerlendiriyor. Sistem, mal sahipleri ve tasarımcılara birçok imkan sağlıyor. Bu sertifika bir yapıyı, çevre biliminin ötesine geçerek ekonomik, sosyo-kültürel, işlevsel açılardan performansını da göz önüne alarak değerlendiriyor. Esneklik: Sertifikanın sistemi, teknik ve sosyal gelişmelere ve farklı uluslara göre adapte edilebilme özelliğine sahip. TÜRKİYE'DEN BİR ÖRNEK: YEŞİL KONUT SERTİFİKA SİSTEMİ Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği, uzun zamandır Yeşil Konut Sertifika Sistemi üzerinde çalışıyor. Üstte de sayılan uluslararası değerlendirme sistemlerinin Türkiye deki kullanımına dair kullanıcılardan gelen geribildirimler (pahalılık, yoğun bürokrasi, ön koşulların yarattığı kılıfına uydurma durumu ) derneği bu yeni sistem üzerinde çalışmaya yönlendirmiş. Sertifikaların, sertifikayı oluşturan ülkenin ülkelerin kaynaklarına, kültürlerine ve sistemlerine yönelik olması Türkiye için de kendine özgü bir puanlama sisteminin gerekliliğini doğurmuş. Özellikleri Yeşil Konut Sertifika Sistemi tamamlandığında, yerel koşullara uygun, Türkçe ve Türkiye de uygulanmakta olan standartlara referans verecek bir değerlendirme sistemi olacak; ve sadece Türkiye deki profesyoneller geri bildirimde bulunacağından versiyonları çok daha gerçekçi bir şekilde revize edilebilecek. Neden Konut? Dernek, Türkiye de yapılacak binalar arasında tarihsel olarak bakıldığında konutun her zaman en öncelikli ve önde geldiğini saptamış. Ana Kriterleri Yeşil konut sertifikasının amacı, sağlıklı toplumlar, yaşanabilir bir çevre ve gelişmiş bir ekonomi yaratmak. Avrupa Birliği nin üzerinde çalıştığı 17 partnerle Avrupa Birliği sertifikası göz önüne alınarak, LEED, BREEAM, DGNB vb. uluslararası sertifika sistemleri incelenmiş ve bir kılavuz, 8 başlık ve 49 konu altında bu sertifika oluşturulmuş. Yeşil konut dendiğinde incelenecek kriterler ise şu başlıklar altında toplanacak: - Bütünleşik Yeşil Proje Yönetimi - Arazi Kullanımı - Su Kullanımı - Enerji Kullanımı - Sağlık ve Konfor - Malzeme ve Kaynak Kullanımı - Konutta Yaşam - İşletme ve Bakım Kullanıcıyı Sürece Dahil Eden Yaklaşım Mayıs 2012 de sertifikanın Beta versiyonu online ve dernek üyeleri ile sivil toplum kuruluşlarının teknik komitelerine açık olarak dernek websitesinde yayınlanacak. Kullanıcı adı ve şifreyle girilecek ve yetkililer geri bildirimlerini belirtebilecek. Sertifikanın ortak akılla şekillenmesine çok önem veriliyor. Aralık 2012 de ise Yeşil Bina Konut Sertifikası Sistemi yürürlüğe girecek. Ayrıca şirketlerin taleplerine göre uzun vadede, yerleşkeler ölçeğinde (LEED- NEIGHBOURHOOD ve BREEAM- Communities) ve var olan binalar için sertifikalar üzerinde de çalışılabilecek.r KAYNAKLAR

65 YEŞİL BİNA PROJE Sektöründe İlk LEED GOLD Sertifikası WILO TÜRKİYE YENİ binasiyla, TÜRKİYE DE ve AvRUPA DA KENDİ SEKTÖRÜNDE LEED GOLD SERTİFİKASI (ENERjİ ve ÇEvRE DOSTU TASARIMDA LİDERLİK SERTİFİKASI) ALAN İLK FRMA OLDU. Türkiye'de 20 yıldır faaliyet gösteren, Alman pompa sistemleri üreticisi WILO Türkiye, bölgesinin lider ofisi olarak yeşil bina konusuna da öncülük etti. WILO Türkiye yeni binasıyla, Türkiye de ve Avrupa da kendi sektöründe LEED Gold sertifikası (Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik Sertifikası) olan ilk firma oldu. LEED GOLG SERTİFİKALI YEŞİL BİNA OLMAK NE ANLAMA GELİYOR Bu sertifika her şeyden önce yapının çevre dostu olduğunu ve düşük enerji tüketimi konusunda yapılan uygulamarı belgeliyor. WILO Türkiye yeşil binasını yaklaşık 11 milyon dolarlık yatırımla Orhanlı - Tuzla da inşa etti. Yapı, 9 dönümlük arsa üzerine kurulu ve metrekare kapalı alana sahip. Binanın enerji performansı, tesisat mühendisliği konusunda Amerikan Isıtma Soğutma İklimlendirme Mühendisleri Derneği (ASHRAE) tarafından yayınlanan standartlar ile karşılaştırıldı. Sonuçta enerji maliyeti açısından yüzde 24 daha tasarruflu bir proje ortaya çıkarıldı. Binada enerjiyi maksimum tasarrufta kullanabilmek için birçok sistem uygulandı. Yüksek performanslı dış cephe izolasyonu ve yüksek performanslı camlarla ısıtma ve soğutmadaki kayıplar önlenirken, dim edilebilir aydınlatma sistemleri ile ışık seviyesi ihtiyaca göre ayarlanabilir olacak şekilde planlandı. Bunun yanında hareket ve varlık sensörleriyle gereksiz aydınlatmanın önüne geçildi. Binanın sıcak su ihtiyacı ise güneş panellerinden karşılandı.

66 PROJE YEŞİL BİNA TASARRUF VE VERİMLİLİK UYGULAMALARI PROJE AŞAMASINDA BAŞLADI Binanın inşaat çalışmalarına başlamadan önce hava ve su kirliliğini önlemek ve toprak kaybının önüne geçmek için ESC planı (Erozyon ve Sedimentasyon Kontrol Planı) kapsamında hazırlandı. Verimli toprağın kaybını önlemek için şantiye giriş-çıkışlarında araçlar yıkandı, akan toprak daha sonra değerlendirmek için bir bölgede biriktirildi. Yağan yağmurla birlikte toprağın şantiye dışına çıkmasını engellemek için ise geotekstil malzeme ile şantiye etrafı çevrelendi. Çökelti havuzu oluşturuldu ve rogar kapaklarında özel önlemler alındı, suyun yağmur kanallarına filtre edilerek geçişi sağlandı. YEŞİL ALANLAR ARTIRILDI Projede bitki örtüsü köreltilmiş olduğundan siyah yüzeylerde ortaya çıkan ısı alan etkisini en aza indirmek için birçok tedbir uygulandı. Öncelikle saha içi araç yollarında asfalt yerine beton tercih edildi. Otoparklarda ise delikli taşlar kullanılarak yeşil alanların artması sağlandı. Tüm bu uygulamalar sonucunda, peyzaj alanlarında ısı adası etkisinde yüzde 87 oranında düşüş yakalandı. Çatı alanlarında ise, yansıtıcı etkisi yüksek olan beyaz renkli TPO malzeme kullanıldı ve ısı adası etkisi yüzde 76 oranında düşürüldü. YÜZDE 50 YE ULAŞAN SU TASARRUFU Binalardaki şebeke suyu tüketiminde peyzaj alanlarının etkisi düşünülerek mümkün oldukça az su tüketen çalı, yer örtücü bitkiler ve su ihtiyacı az olan karışık çim çeşitleri tercih edildi. Damlama sulama sisteminin kullanıldığı peyzaj alanlarında, nem ölçer cihazı da sisteme dahil edilerek daha verimli bir sulama sistemi hayata geçirildi. Bu stratejilerle yalnızca peyzaj alanlarında sağlanan su tasarrufu yüzde 50 ye ulaştı. Bina içi su tüketiminde ise ıslak hacimlerde düşük debili klozetler, susuz pisuarlar ve yüksek verimli, sensorlu bataryalar kullanılarak şebeke suyu kullanımından yüzde 50 tasarruf sağlandı. GERİ DÖNÜŞÜMLÜ MALZEMELERLE DOĞAL KAYNAKLAR KORUNDU Binanın yapımında inşaat malzemelerinden tasarruf eden uygulamalar hayata geçirildi. Projede yer alan inşaat maliyetlerinin yüzde 30 unu geri dönüştürülmüş malzemelerden seçildi. Böylece doğal kaynakların korunmasına da katkı sağlandı. Ayrıca yine inşaat aşamasında kaynakların ve çevrenin korunması amacıyla atık yönetimi uygulamaları başlatıldı. Şantiyeden çıkan atıklar, sahada bir alanda toplanarak, atık değerlendirme firmalarına iletildi. Kontrollü ve düzenli bir çalışma planı izlenmesi sonucu, inşaat sırasında çıkan atığın yüzde 93 ünün atık tesislerinde yeniden değerlendirilmesi sağlandı. Proje kapsamında günlük evsel atıkların oluşumunu düşürmek için ise atıklar farklı kaplarda ve bina içinde kolay ulaşılabilir alanlarda toplandı. Bu arada yerel ekonomiyi desteklemek ve yakıt tüketimi kaynaklı çevre kirliliğini önlemek için inşaat maliyetinin yüzde 59 unda yerel malzemeler tercih edildi. DAHA AZ KARBON SALINIMI İÇİN BİSİKLET KULLANIMI TEŞVİK EDİLİYOR Sanayi Bölgesinde yer alan WILO binasında, bireysel otomobil kullanımından kaynaklanan karbon salımını azaltmak ve personelin ulaşımını sağlamak amacıyla personel servisleri kullanımı tercih edildi.

67 YEŞİL BİNA PROJE Bununla birlikte yakın çevreden gelen çalışanlar için bisiklet kullanımını teşvik etmek amacıyla binada bisiklet park alanları ve duş alanları oluşturuldu. GÜN IŞIĞI VE ÇEVRE MANZARASIYLA ÇALIŞANLARA YÜKSEK MOTİVASYON Binada çalışanların motivasyonunu olumlu yönde etkileyecek; sağlıklı ve keyifli bir yaşam alanı sunmak amacıyla manzarası ve gün ışığından maksimum fayda sağlanması hedeflendi. Çatıdaki ilave ışıklıklar, gün ışığı aydınlık seviyesini artırıyor. WILO da gün ışığı alan yaşam alanlarının aydınlık oranı yüzde 85 i, manzara gören yaşam alanlarının oranı ise yüzde 92 yi buluyor. Bu yüksek oranlar sayesinde çalışanlar günün enerjisinden mahrum kalmıyor. BİNADA SAĞLIK ÖN PLANDA Projenin inşaat aşamasında çalışma şartları ve çalışanların sağlığı konularına maksimum önem gösterildi. Yeşil binanın yapım aşamasında birçok tedbir uygulamaya alındı. Klima kanallarının montajı sırasında çalışanların ağızları maskelerle kapatıldı. İnşaatı devam eden alanlar bitmiş alanlardan izole edilerek toz taşınmasının önüne geçildi. İnşaat sahasında çalışanlar için havalandırma sağlandı. Verimli ve efektif bir çalışmayla zaman yönetimi etkin bir şekilde uygulandı. Yeşil binada iç mekânlarda kullanılan yapıştırıcı, boya ve kaplama malzemelerinin içeriğinde VOC (zararlı uçucular maddeler) değeri çok düşük ürünler kullanıldı. Böylece kısa ve uzun vadede insan sağlığına zarar verecek maddelerin solunmasının önüne geçildi. Ofislerin zemin kaplamasında ise Amerikan Halı Enstitüsü Carpet & Rug Institute (CRI) tarafından test edilen doğa dostu Green Label Plus (GLP) sertifikalı halılar tercih edildi. Binada fotokopi odaları, bağımsız bir egzoz sistemi ile donatılarak binanın diğer alanlarından ayrı olarak havalandırılan bir alanda yer aldı. Binanın ana girişinde yer alan özel paspaslar sayesinde tozun içeri girmesi önlenerek içerideki havanın kalitesi korunmasına önem verildi. Tüm klima santrallerinde ise yüksek verimli filtreler kullanıldı. Tüm bu uygulamalar sonucunda, binada ASHRAE standartlarına göre yüzde 30 daha fazla taze hava sağlandı. Kullanım yoğunluğu yüksek olan toplantı odaları, yemekhane gibi alanlarda ise karbondioksit sensörleri kullanılarak hava kalitesinin kontrol altında tutulması amaclandı. Böylece personel için sağlıklı bir çalışma ortamı sağlanıldı.r

68

69 MERCEK İÇERDE ÇOCUK KALMASIN MAHALLE KÜLTÜRÜ ve SOKAK OYUNLARI İçerde çocuk kalmasın. Nilgün Kuzu, Branş öğretmeni (İTÜ), Halk Oyunları ve Müzik Hepimizin neredeyse hergün bilinçli ya da bilinçsizce söylediğimiz, en azından okuduğumuz, birçoğumuz için hayatının odağı, bir parçası veya tamamıdır çocuklarımız. Burada uzun uzun çocuk nedir, çocuk ne yapar gibi tanımlamalara girmeyeceğim. Çünkü hepimiz o yollardan geçtik. Çok iyi biliyoruz ki çocuğu oyun büyütür ve odağında içeriği değişse de daima oyun vardır. Burada kendi oyun tanımlamamı yapmak istiyorum ki; ilerleyen satırlarda anlatmak istediklerime bir ayna tutsun. Bence oyun; çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminde yüzde yüz etkili, kurallı veya kuralsız gerçekleşen, fakat çocukların her şekilde içinde bulunmaktan hoşlandığı etkinlikler bütünüdür.benim uzun zamandır kafa yorduğum ve herkesin de düşünmesi gerekliliğine inandığım bir konu var ki o da değişen, dönüşen mahalle oyunları. Çağımız tamam teknoloji çağı ve elbette ki ona ayak uydurmalıyız ama değerlerimizi yitirmeden de ayak uydurabileceğimize, hatta birbirine katarak, çoğaltarak belki de ekleyerek daha anlamlı kılabileceğimize inancım tam. Oyunun birçok amacı vardır. Çocuk oyun sayesinde herşeyden önce düşünmeyi, kendi başına karar vermeyi, sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve bana göre kilit noktalarından biri olan paylaşmayı öğrenir.

70 İÇERDE ÇOCUK KALMASIN MERCEK Mesela yakar topu hatırlayalım; en az dört kişiyle oynanır ki takım ruhu, bir olma, galibiyet ya da mağlubiyeti paylaşma gibi soyut öğretiler içerir. Hızla gelen toptan kaçmak bazen de can almak için topa doğru koşmak gerektiği için sürekli bir hareketlilik hali vardır. Ayrıca topun nereye gideceğini saptamak gibi küçük hesaplar yapmayı gerektirir. Demem o ki; bu oyunların öğretisi ve getirisi saymakla bitmez. Bilgisayar başında, çocukların genellikle tek başına oynadıkları oyunlarla mukayese kabul etmez bence. Bir düşünün; bilgisayarda hazır kurgulanmış, her zaman olmasa da zaman zaman şiddet içeren, el ve kol dışında hiçbir uzvun hareket etmediği, üstelik bağımlılık yaratan v.s. bu oyunların çocuklarımıza getirisi ne olabilir ki? Çocuklarımızın dışarıda oynayabilmeleri için, bir alan bir mahallemiz yok dediğinizi duyar gibi oluyorum. Aslında ben de aynı şeyi düşünüyorum. Kendi kendime mahalle neden bu kadar önemliydi diye sorduğumda aklıma; çocuklarımızı sahiplenen, koruyup gözeten, birbirine değer ve güven veren insan grubunun yaşadığı, gözümüzün asla arkada kalmayacağını bildiğimiz kişiler geliyor. Günümüzde bırakın mahallemizdeki insan grubunu yan komşumuzu dahi tanımıyoruz. Aslında bu bir nevi kendimi de ikna yazısıdır. Çünkü hiç selamlaşmadığım bile insanların çocuklarıyla çocuklarımı nasıl dışarı gönderirim diye düşünüyorum? Bu yerini bulmayan saçma bir kaygı da olabilir bakalım yazının sonunda kendimi de ikna edebilecek miyim? Genel olarak hepimizde hemen hemen her konuda geçmişe özlem, geçmişte yaşananları günümüzde arama, mukayese edip hayal kırıklığı yaşama arayışı ve hatta kolaycılığı vardır. Biraz bundan sıyrılmaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Misal kalmayan mahalle kültürüne üzülüp, hayıflanmayı bırakıp, kendimize bir yol çizip, icraata geçmenin zamanıdır bence. Hemfikir olduğumuz bir konu var ki o da genelde mahalle kültürü diye bir şey kalmadığıdır. O halde mahalleyi oluşturan parçalardan biri olan apartmanlarımıza kafa yoralım. Benim derdim çocuklarımızın oyun vesilesiyle dışarıya açılıp, daha çok vakit geçirmeleri. Dolayısıyla bazı kaygılarımızın üzerine gitmeliyiz diye düşünüyorum. Komşularımızın hal hatrını sormakla işe başlayabiliriz. Ben bu iletişimlerin çorap söküğü gibi ardışık bir şekilde geldiğine inananlardanım. Bir taraftan yok olan şeylere ağlamaktan, aslında o şeyleri yok edenin bizler olduğumuzu da göremiyoruz. Aslında mahalle kültürünü, eski çocuk oyunlarını bitiren bizler değil miyiz? Evet bizleriz. Ama aslında bu da bir bedel. Değişen dünyaya uyum sağlamak için birşeyler yer değiştiriyor ya da yok oluyor. Adana Ticaret Odası (A.T.O.) İnşaat Meslek Komitesi Başkanı Halil Avcı A.A. Muhabirine yaptığı açıklamada; artık yaşam tarzı değişiyor. İnsanlar köşebaşındaki herhangi bir binadan değil, içerisinde sosyal donatı alanları olan sitelerden daire almak istiyor. Çünkü geçmiş yıllarda kentler bu kadar kalabalık değildi, herkes mahallede birbirini tanır birbirinin çocuğuna gözkulak olurdu. Art niyetli insanlar bulunmazdı dedi. Ben bu bilgilerden yola çıkarak sürekli eskileri yad edip vakit kaybetmek yerine, kendimizi mevcut duruma adapte edip, ondan zevk almaya çalışmanın çok daha mantıklı olduğu kanaatindeyim. Siteleri düşünürsek eğer; zaten çocuklar sitelerde çok kısa zamanda birbirleriyle tanışıp, gruplaşırlar. Belki eski sıcaklık, samimiyet yoktur ama o bizim bildiğimiz, tanıdığımız duygular. Şimdiki çocukların samimiyet anlayışları da onlara göre şekilleniyor. Yani kıyaslayıp, gereksiz yere kendimizi de, çocuklarımızı da yormayalım. Benim kafa yorduğum ve en çok rahatsız olduğum durumlardan birisi de; çağımızın en büyük götürüsünün-oyun ve oyuncak için-, zehir gibi çalışan çocuk beyinlerini tembelleştirmesi gerçeği.şimdilerde telleri kıvırarak yapılan arabalar yerlerini uzaktan kumandalı arabalara, bezden yapılan bebekler yerlerini konuşan bebeklere, elle hareket ettirilen trenler yerlerini son sürat giden trenlere bırakmış durumdalar. Yani herşey hazır. Herşey bir parmaklarının ucunda. Herşey emeksiz, dolayısıyla da heyecansız. Üstelikte hareketsiz.

71 MERCEK İÇERDE ÇOCUK KALMASIN Düşünsenize; çocuklarımız aklımıza gelebilecek her türlü spor müsabakasını oturdukları yerden gerçekleştiriyorlar. Yeterince koşmuyorlar, zıplamıyorlar, hoplamıyorlar.ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükran Darcan günde 10 kez sıçrama hareketi yapan çocukların kemik yoğunluğunun yapmayanlara göre yüzde 1.2 daha fazla olduğunu belirterek kemiklerin ve kasların gerilmesini sağlayacak türde hareketler kemik kazanımının iyi olmasını sağlar.kemik sağlığı için çocukların bilgisayar ve televizyon karşısında geçirdiği saatlerin azaltılması gerekiyor dedi. Hani eski toprak diye bir tabir vardır ya işte tam da budur. Eskiler bilinçsizce belki ama kemiklerine yatırım yapmışlar. Hem de ne yaparak? Bol bol sokakta oyun oynayarak. Çocuk oyunları neden yok oluyor sorusu kafamda dönüp duruyor. Tamam şimdiye kadar bir çok sebebe değindik ama Uzman Psikolog Çağla Dörtlüoğlu nun bir yazısı kafamda bir ışık daha yaktı. Dörtlüoğlu; mahalle kültürünün yok olmaya başlamasına paralel olarak, çocukların da çocuk olma vasıflarını kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor. Çocuklar ilköğretim hayatlarına başladıktan sonra okul, etüdler, özel dersler, sosyal aktivitelerle o kadar yoğun hale geldiler ki; sokağa çıkıp oyun oynamak onlar için lüks haline geldi diyor. Kaba bir tabir olacak ama çocuklarımızı yarış atı gibi koşturuyoruz. Bu konuya çok uzun uzun girmeyeceğim. Çünkü başlı başına ele alınması gereken çok önemli bir konu. Sadece yok olan şeylerde eğitim sistemimizinde suçu olduğunu düşünüyorum. Milli eğitim de bu durumu farketmiş olacak ki; unutulmaya yüz tutmuş çocuk oyunlarını kitap haline getirmiş. Gelenekselleşmiş 151 oyunun yer aldığı kitap tüm ilköğretim okullarına ve öğretmen adaylarının yetiştiği eğitim fakültelerine gönderilmiş. Bu çok umut verici bir hareket bence. Bir koldan değil birçok koldan yaygınlaştırmaya çalışırsak daha başarılı oluruz gibi geliyor. Okulda, sokakta ve hatta evde bu oyunların tadını alan çocuklar teknolojik iletişime biraz daha az zaman ayırarak ikili durumu dengelemiş olacaklardır bence. Nedir bu ikili? Hem oyun hem bilgisayar, televizyon v.s. Aslında çocuk oyunlarıyla ilgili bir sürü umut verici etkinlik düzenleniyor. Bu sene İzmir Konak Belediyesi tarafından 4. Sokak Oyunları Festivali gerçekleştirildi. Konak Belediye si başkanı Dr. Hakan Tartan öncülüğünde gerçekleşen 2. Uluslararsı Konak Çocuk Şenliği nin heyecanlı havasında sürecek olan 23 Nisan kutlamaları, 4. Sokak Festivali etkinlikleriyle çocuklaru daha özgür bir dünyaya taşıdı. Konak Belediye Başkanı Tartan; şenlik ve sokak oyunlarıyla çocukları sanal dünyanın içinden çekip aldıklarını belirtti. Çocukların bu dünya içinde sıkışıp kaldıklarına değinen Başkan Tartan, Sokak Oyunları Festivaliyle çocukların unutulan oyun ve oyuncaklarla buluşacağını söyledi. Tartan Sokakta eski oyunlardan hiçbiri kalmadı ve tek başına bilgisayar oynayan çocuklar var. Oyun oynamak bir kültürdür. Biz bu oyunları bir nebze olsun yaşatıp, çocuklarımıza tanıtmayı ve unutanlara da hatırlatmayı amaçlıyoruz dedi. Yine bu kez İstanbul da özel bir okul 6 mayıs 2012 Pazar günü Haydi çocuklar sokağa, oyun oynamaya adlı birbirinden güzel ve değişik oyunun yer aldığı Sokak Oyunları Festivali gerçekleştirdi. Ayrıca Tema Vakfı çocuklar içerde kalmasın isimli bir proje başlattı. Proje kapsamındaki bilgilendirmeler ise şöyle: Çocukların çevre dostu bir yaşam tarzı benimsemesinde en önemli etkenlerden biri de açık havanın bir öğretim aracı olarak kullanılmasıdır. Araştırmalara göre; doğal ortamlarda düzenli ve sürekli olarak tekrarlanan pozitif deneyimler, sürdürülebilir davranışlar ve yaşam tarzı edinmede etkili olmaktadır. Yani çocuklara yaşatılacak, açık hava deneyimleri, resmi bazlı sınıf eğitimlerinden çok daha etkili olabilir. Bu kapsamda öğretmenler okul bahçelerinde ve yerel yeşil alanlarda ders Bu güzel örnekleri çoğaltmak mümkün. Çocukları önemseyen ve bu konuya kafa yorup icraata geçen bir sürü beyin mevcut çok şükür ki. Ben çocuklarımızın bu konularda geleceğiyle ilgili endişeli değilim. Çünkü ebeveynler çok bilinçli ve teknoloji sayesinde çok da araştırmacı. Eksiklikleri farkındalar ve dolayısıyla da birşeyler yapma telaşındalar. Zaten farkındalık en önemli adım, gerisi ortak çabalarla gelecektir. Geçmişten koparmadan, gelecekten çalmadan bugünü yaşamaları için gerekli zemini hazırlamalıyız çocuklarımıza ki, aslında biz de kopmamış olalım. Biz de bütünün birer parçası olduğumuz için yiten şeylerin içinde biz de varız. Dolayısıyla çocuklarımıza hatırlattığımız şeyler bizim de unutmaya yüz tuttuğumuz şeyler değil midir?r

72

73 BİR TERS BİR DÜZ EKOLOJİK PORNO DÜNYA ÇIRILÇIPLAK, KRAL ÇIPLAK, NESNELER APAÇIK. PEKİ YA ben bunu GÖRMEK İSTEMİYORSAM?. Özlem Bahadır, Y. Mimar Mite denen küçük canlılarla bu denli içli dışlı yaşadığımızı yıllar önce bir elektrikli süpürge satıcısından öğrendim. Satıcının stratejisi basitti : düşman yatağınızda sloganıyla önce sizi geriyor, miteların yüzlerce kez büyütülmüş fotoğraflarıyla basbayağı ürkütüyor, sonra da işte bu makina sizi kurtaracak diyerek malını pazarlıyordu. İsimlendirmeden ve detayları bilme gereği duymadan mite larla yıllardır sürdürdüğüm seviyeli birlikteliğim o gün bir daha düzelmemek üzere bozuldu. Bayağı bir zaman yastığa başımı eğreti koydum, halıya terliksiz basmaksa kabusum oldu.. Satıcının umrunda bile değildi ama onu neden apar topar yolcu ettiğimi merak edecek olsa ona önerim bu kadar gerçeklik acaba herkeste işe yaramıyor hatta ters tepiyor olabilir mi diye bir düşünmesi olurdu. evet, ben acaba bu kadar gerçeklik istiyor muyum? ekosistemdeki herşeyi tüm ayrıntılarıyla bilmek ya da görmek istiyor muyum? Tamam evrende yalnız değiliz, hatta kendi bedenimizde bile..bunu biliyor olabilirim ama aynı bedeni, hatta aynı yastığı paylaştığım bu korku filmi kahramanı görüntülü mite lerın tüm eşkalini bilmesem olmuyor muydu? *** Olmuyor..Bu devirde olmuyor..olumlu ya da olumsuz herşey görülmeli ve gösterilmeli..gizli kalmış, kişiye özel kalmış, mahrem kalmış hiçbir şey kalmasın komutu almış gibiyiz. Herşey spot altında..çağın temel dinamiği bu. Vücut Dünyası (Body Worlds) sergisinde olduğu gibi derimizin altındaki eti de, filmde öpüşen oyuncunun küçük dilini de, tozu kiri pası da illa ki göreceğiz..illa ki gösterecekler.. *** R&Sie deneysel işleriyle dikkat çeken Fransız bir tasarım grubu. Singapur daki müze projeleri Dusty Relief (tozlu rölyef) in en dikkat çekici özelliği kentteki havanın kirliliğini görünür hale getirmesi. Özel bir elektromanyetik dış kabuk sayesinde toz, kir vs. birikip içimize çektiğimiz havayı görünür kılıyor. Doğada dolaşım halindeki parçacıkların bilinçli olarak biriktirilmesi ve sergilenmesi akla Baudrillard ın porno kültürü tanımlamasını getiriyor.

74 BİR DÜZ BİR TERS Baudrillard a göre pornonun gayreti, cinselliğe dair acımasız ve mikroskobik hakikati görmemizi sağlamaktan ibarettir. Her şeye fazlaca yakından bakılır ve o güne dek hiç görülmemiş olan şeyler görülür. Hepsi fazlaca hakiki, hakiki olamayacak kadar yakındır(1). Çağımızın temel dinamiği, herşeyin daha yakından görülmesi ve gösterilmesidir. Pornografi sıklıkla cinselliğe özgü bir terim olarak algılansa da aslında bundan çok daha fazlası. Kafası kesilen bir askerin görüntüsü pornografiktir. Ölüm anı görüntüleri, şiddet sahneleri kesinlikle pornoya girer. Pornografi, bir çeşit dolaysız anlatım türü aslında. Anlatılacak olan ima edilmez, olduğu gibi gösterilir. Sadece cinsellik, ölüm ya da şiddet değil insanın görmek istemeyebileceği, görmesinin kendisinde içgüdüsel bir hareket başlatacağı düşünülebilecek pek çok şey pornografiktir. Söz konusu olan, o derece yakından bakılması ahlaki açıdan tartışmalı bir çok şeye pek çok farklı gerekçeyle- fazlaca yakından bakılması ve baktırılmasıdır. Yani, kasaptan taze kestirilmiş eti giyip sahneye çıkan lady gaga nın görüntüsü de pekala pornografiktir. Mutlak baskı, biraz fazlaca verilerek elimizdeki her şeyin alınmasıdır (1). Zeynep Sayın, imgenin pornografisi başlıklı kitabında pornografik imgelerin zaman içinde duyuların gitgide körelmesine sebep olmaları tehlikesine dikkat çeker(2). Buna hiçbirimizin itirazı olmaz sanırım. İsteyen bakar, isteyen bakmaz denebilir, aşırıya kaçmadan bir noktaya kadar yaşama dahil edilmek istenebileceği de düşünülebilir tamam ama pornografi her zaman kişisel seçimlerimizle hayatımıza dahil olmuyor ki.. farklı biçimleriyle pornografiye maruz bırakılıyoruz. Baudrillard günümüzde genelleşmiş iletişim ve enformasyon fazlasına karşı simgesel alanı, zihnin muhakeme alanını koruyan artık hiçbir şey olmadığını söyler ve durumumuzu gölgesini yitirmiş adama benzetir: üstüne düşen ışık karşısında şeffaflaşmıştır ya da her yandan aydınlatılmış olarak, korunmasız biçimde tüm ışık kaynaklarından aşırı ışık almıştır. Teknikler, görüntüler ve enformasyon da bizim her tarafımızı aydınlatmakta ve biz ışığı kırıp geri yansıtamıyoruz. Özellikle internet çağında bu sözlere katılmamak elde değil. Bazen görmek ya da bilmek istemeyebileceğimiz ne çok şeye maruz bırakılıyoruz. Bunların bir çoğu iyi niyetle yapılıyor. Mikropları göstermek istedik, Başınıza gelebilecekleri göstermek istedik, Sigara içmeye devam edersen morgda nasıl görüneceğini göstermek istedik İyi niyetle de olsa, gerçeklik sunumlarının bir korku ve endişe terörü yaratabilecek olduğunu unutmamak lazım.. Çözelim derken bozuyor olabiliriz.. mesela satıcının daha huzurlu uyku vaadiyle yaptığı düşman yatağınızda temalı tanıtımından önce uykularım daha huzurluydu benim. Amaç bilinçlendirmek, uyarmak, duyarlılık kazandırmak olsa bile, her zaman işe yaramıyor. Herşeye rağmen havayı solunası, dünyayı da yaşanası bulma hakkımı istiyorum. Bana sorulmadan gösterilenler hoşuma gitmiyor. Ben şahsen bir doz cahil kalmak istiyorum. Ya da saf..ne derseniz.r KAYNAKLAR (1) Baştan çıkarma üzerine, Jean Baudrillard, Ayrıntı yayınları, (2) İmgenin pornografisi Zeynep Sayın, Metis yayınları, 2009.

75 HABERLER GÜNCEL EYÜP BELEDİYESİ NDEN Prototip Yeşil Bina... 'nin ilk sayısında sürdürülebilir ve daha yaşanabilir şehirlerin oluşabilmesi için bireysel çabaların ötesinde yerel yönetimlerin projelerinin önemine değinmiştik ve bu kapsamda ilk olarak Gaziantep Belediyesi'nin çalışmalarına yer vermiştik. Ne mutludur ki; bu içerikte birbiri ardına proje haberleri aldık ve Eyüp Belediyesi'nin 1 Ocak 2012 de hayata gec en Yeşil Bina Sertifikasyon Sisteminin Kurulması projesini sizlere aktarıyoruz. Eyüp Belediyesi'nin Yeşil Bina Sertifikasyon Sisteminin Kurulması projesi binalarda enerji verimliliği sağlayacak sertifikasyon sisteminin yaygınlaştırılmasını hedefleyen örnek bir proje olarak karşımıza çıktı. İstanbul Kalkınma Ajansının desteği ile Eyu p belediyesi liderliğinde ilerleyen projede, Eyu p Kaymakamlığı ortak, C evre Dostu Yeşil Binalar Derneği(C EDBİK) ise iştirakc i olarak yer almakta. Projeyi Eyüp Belediyesi hayata geçiriyor fakat hedeflerinin büyük olduğunu görüyoruz. Projeyi hazırlayan ekip, özellikle konutlarda enerji verimliliğini artırıcı c alışmaları ülke genelinde tanıtmak, toplumun tu mu ne yaymak amacıyla yola çıktıklarını ifade ediyor. PROJENİN GENEL AMACI Projenin amacı; enerji verimliliği sağlayacak bina sertifikasyon sisteminin yaygınlaştırılarak enerji verimliliğini artırmak dolayısıyla İstanbul un c evresel su rdu ru lebilirliğine ve ku resel rekabet edebilirliğine katkı sağlamak. Proje kapsamında genel amacın yanı sıra o zel amac larda bulunuyor. Eyu p Belediyesi'nde c alışan 50 mimar ve mu hendisin, enerji verimliliğini sağlayacak bina sertifikasyon sistemlerini öğrenmek amacıyla aldığı eğitimin son gününe katılan Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu bir ülkenin kalkınmasında enerjinin öneminin altını çizerek, hayata geçen bu projenin sonunda inşa edilecek prototip binanın, uzun yıllar bölge halkına hizmet edeceğini ve Eyüp te enerji verimliliği çalışmalarının merkezi olacağını söyledi.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI AVRUPA BİRLİĞİ ve ÇEVRE Avrupa Birliği Bakanlığı Sunum İçeriği AB ve Çevre- Temel ilkeler AB ve İklim Değişikliği AB ve Su Kalitesi AB ve Atık Geri Dönüşümü Müzakere sürecinde

Detaylı

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı,

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı, Türkiye nin İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı nın Geliştirilmesi Projesi nin Açılış Toplantısında Ulrika Richardson-Golinski a.i. Tarafından Yapılan Açılış Konuşması 3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği

Detaylı

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI Sürdürülebilirlik vizyonumuz 150 yıllık bir süreçte inşa ettiğimiz rakipsiz deneyim ve bilgi birikimimizi; ekonomiye, çevreye, topluma katkı sağlamak üzere kullanmak, paydaşlarımız

Detaylı

AB ve Türkiye Sivil Toplum Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Hibe Programı

AB ve Türkiye Sivil Toplum Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Hibe Programı AB ve Türkiye Diyaloğu - IV Tüketicinin ve Sağlığın Korunması Avrupa Birliği Bakanlığı, Katılım Öncesi AB Mali Yardımı kapsamında finanse edilen diyalog sürecini desteklemeye devam etmektedir. Diyaloğu-IV

Detaylı

Basın Bülteni Release

Basın Bülteni Release Basın Bülteni Release BASF, ikinci çeyrekte satış hacmini artırdı 26 Temmuz 2014 BASF, 2014 yılı ikinci çeyreğinde satışlarını yüzde 1 artırarak 18,5 milyar avroya çıkardı. Şirketin faiz ve vergi öncesi

Detaylı

Yakın n Gelecekte Enerji

Yakın n Gelecekte Enerji Yakın n Gelecekte Enerji Doç.Dr.Mustafa TIRIS Enerji Enstitüsü Müdürü Akademik Forum 15 Ocak 2005 Kalyon Otel, İstanbul 1 Doç.Dr.Mustafa TIRIS 1965 Yılı nda İzmir de doğdu. 1987 Yılı nda İTÜ den Petrol

Detaylı

Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi

Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi Yenilebilir Enerji Kaynağı Olarak Rüzgar Enerjisi İbrahim M. Yağlı* Enerji üretiminde Rüzgar Enerjisinin Üstünlükleri Rüzgar enerjisinin, diğer enerji üretim alanlarına göre, önemli üstünlükleri bulunmaktadır:

Detaylı

Sürdürülebilir Kalkınma - Yeşil Büyüme. 30 Mayıs 2012

Sürdürülebilir Kalkınma - Yeşil Büyüme. 30 Mayıs 2012 Sürdürülebilir Kalkınma - Yeşil Büyüme 30 Mayıs 2012 Sürdürülebilir Kalkınma gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma

Detaylı

Sera Gazlarının İzlenmesi ve Emisyon Ticareti. Politika ve Strateji Geliştirme. Ozon Tabakasının Korunması. İklim Değişikliği Uyum

Sera Gazlarının İzlenmesi ve Emisyon Ticareti. Politika ve Strateji Geliştirme. Ozon Tabakasının Korunması. İklim Değişikliği Uyum Politika ve Strateji Geliştirme Sera Gazlarının İzlenmesi ve Emisyon Ticareti Ozon Tabakasının Korunması İklim Değişikliği Uyum 1 Birleşmiş Milletler İklim değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve ilgili uluslararası

Detaylı

TELKO ENERJİ ÜRETİM TURİZM SAN. ve TİC. A.Ş. EDİNCİK BİYOGAZ PROJESİ PROJE BİLGİ NOTU

TELKO ENERJİ ÜRETİM TURİZM SAN. ve TİC. A.Ş. EDİNCİK BİYOGAZ PROJESİ PROJE BİLGİ NOTU TELKO ENERJİ ÜRETİM TURİZM SAN. ve TİC. A.Ş. EDİNCİK BİYOGAZ PROJESİ PROJE BİLGİ NOTU Ülkemizde, gıda ve elektrik enerjisine olan ihtiyaç, sanayileşme, ekonomik gelişme ve nüfus artışı gibi nedenlerden

Detaylı

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır.

Bu nedenle çevre ve kalkınma konuları birlikte, dengeli ve sürdürülebilir bir şekilde ele alınmalıdır. 1992 yılına gelindiğinde çevresel endişelerin sürmekte olduğu ve daha geniş kapsamlı bir çalışma gereği ortaya çıkmıştır. En önemli tespit; Çevreye rağmen kalkınmanın sağlanamayacağı, kalkınmanın ihmal

Detaylı

11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI

11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI 11-16 ŞUBAT DEMİR CEVHERİ PİYASA FİYATLARI MADEN DERECE MENŞEİ CFR(USD/MT) DEMİR %65 TÜRKİYE 152-154 DEMİR %60/59 TÜRKİYE 131-133 DEMİR %55/54 TÜRKİYE 112-114 11-16 ŞUBAT CEVHERİ PİYASA FİYATLARI MADEN

Detaylı

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye

Tarım & gıda alanlarında küreselleşme düzeyi. Hareket planları / çözüm önerileri. Uluslararası yatırımlar ve Türkiye Fırsatlar Ülkesi Türkiye Yatırımcılar için Güvenli bir Liman Tarım ve Gıda Sektöründe Uluslararası Yatırımlar Dr Mehmet AKTAŞ Yaşar Holding A.Ş. 11-12 Şubat 2009, İstanbul sunuş planı... I. Küresel gerçekler,

Detaylı

Enerji Verimliliği Forum ve Fuarına Enervis Çıkartma Yaptı

Enerji Verimliliği Forum ve Fuarına Enervis Çıkartma Yaptı ENERJİ GÜNDEMİ SAYI 12 OCAK 2015 02 Yeşil Sanayi Zirvesi ne Enervis in Enerji Verimliliği Projesi Damga Vurdu 03 Enerji Verimliliği Forum ve Fuarına Enervis Çıkartma Yaptı 04 Almanya da Güneş Elektriği

Detaylı

TEB KOBİ AKADEMİ Tarım Buluşmaları. 13 Aralık 2012 İZMİR

TEB KOBİ AKADEMİ Tarım Buluşmaları. 13 Aralık 2012 İZMİR TEB KOBİ AKADEMİ Tarım Buluşmaları 13 Aralık 2012 İZMİR Hizmetlerimiz 13 Aralık 2012 İZMİR KOBİ Akademi KOBİ lerin yurtiçi ve uluslararası pazarlardaki karlılıklarını ve rekabet güçlerini artırabilecekleri

Detaylı

Yaşar Topluluğu nda Su Riski ve Verimlilik Çalışmaları

Yaşar Topluluğu nda Su Riski ve Verimlilik Çalışmaları Yaşar Topluluğu nda Su Riski ve Verimlilik Çalışmaları 16 Aralık 2015/İZMİR Dilek EMİL Kurumsal İlişkiler Koordinatörü Birleşmiş Milletler Çevre Programı na göre dünyada 1.400 milyon km 3 su bulunuyor.

Detaylı

SEKTÖREL GELİŞMELER İÇİNDEKİLER Otomotiv. Beyaz Eşya. İnşaat. Turizm. Enerji. Diğer Göstergeler. Sektörel Gelişmeler /Ağustos 2013 1

SEKTÖREL GELİŞMELER İÇİNDEKİLER Otomotiv. Beyaz Eşya. İnşaat. Turizm. Enerji. Diğer Göstergeler. Sektörel Gelişmeler /Ağustos 2013 1 SEKTÖREL GELİŞMELER İÇİNDEKİLER Otomotiv Otomotiv İç Satışlarda Hızlı Artış Temmuz Ayında Devam Ediyor. Beyaz Eşya Beyaz Eşya İç Satışlarda Artış Temmuz Ayında Hızlandı. İnşaat Reel Konut Fiyat Endeksinde

Detaylı

AFD Sürdürülebilir bir gelecek için

AFD Sürdürülebilir bir gelecek için AFD Sürdürülebilir bir gelecek için TSKB Önceliğimiz Çevre Konferansı 5 aralık 2007 AGENCE FRANCAISE DE DEVELOPPEMENT Misyonumuz 1. Kalkınmanın finansmanı Birleşmiş Milletlerin Bin Yıl Kalkınma Hedefleri

Detaylı

RÜZGAR ENERJĐSĐ. Erdinç TEZCAN FNSS

RÜZGAR ENERJĐSĐ. Erdinç TEZCAN FNSS RÜZGAR ENERJĐSĐ Erdinç TEZCAN FNSS Günümüzün ve geleceğimizin ekmek kadar su kadar önemli bir gereği; enerji. Son yıllarda artan dünya nüfusu, modern hayatın getirdiği yenilikler, teknolojinin gelişimi

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

yapan Beşiktaş, antrenmana ısınma koşuları ile başladı.

yapan Beşiktaş, antrenmana ısınma koşuları ile başladı. Beşiktaş'ta dur durak yok SPOR BEŞİKTAŞ, Trabzonspor maçı hazırlıklarını bu sabah yaptığı antrenmanla sürdürdü. Teknik Direktör Samet Aybaba yönetiminde kondisyon ve taktik çalışmaları yapan Beşiktaş,

Detaylı

ENDÜSTRİYEL SİMBİYOZ VE GİRİŞİMCİLİK

ENDÜSTRİYEL SİMBİYOZ VE GİRİŞİMCİLİK ENDÜSTRİYEL SİMBİYOZ VE GİRİŞİMCİLİK İskenderun Körfezi'nde Endüstriyel Simbiyoz Projesi Kapanış Etkinliği: Endüstriyel Simbiyoz Konferansı 2014 Dr. Emrah Alkaya Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı 20 Şubat

Detaylı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇEVRECİ ŞEHİRLERE DOĞRU Kadir DEMİRBOLAT İklim Değişikliği Dairesi Başkanı 7 Temmuz 2012, Gaziantep Çevreci Şehircilik; Yaşam kalitesi yüksek, Çevreye duyarlı, Tarihi ve kültürel

Detaylı

Kyoto Protokolü nün Onanması (Taraf Olunması) ve Uluslararası İklim Rejiminin Geleceği ile İlgili Bazı Politik ve Diplomatik Noktalar

Kyoto Protokolü nün Onanması (Taraf Olunması) ve Uluslararası İklim Rejiminin Geleceği ile İlgili Bazı Politik ve Diplomatik Noktalar Kyoto Protokolü nün Onanması (Taraf Olunması) ve Uluslararası İklim Rejiminin Geleceği ile İlgili Bazı Politik ve Diplomatik Noktalar José Romero* İsviçre Federal Çevre Bakanlığı Berne, İsviçre Ankara,

Detaylı

DÜNYA DA BU HAFTA 14 18 ARALIK 2015

DÜNYA DA BU HAFTA 14 18 ARALIK 2015 DÜNYA DA BU HAFTA 14 18 ARALIK 2015 AVRUPA'DA İNŞAAT ÜRETİMİ EKİMDE ARTTI Euro Bölgesinde inşaat üretimi yıllık yüzde 1,1 artış kaydetti Euro Bölgesinde inşaat üretimi ekim ayında aylık bazda yüzde 0,5,

Detaylı

Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması. Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü

Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması. Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Su ayak izi ve turizm sektöründe uygulaması Prof.Dr.Bülent Topkaya Akdeniz Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Kapsam Ayak izi kavramı Türkiye de su yönetimi Sanal su Su ayak izi ve turizm Karbon ayak

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım

Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım Denizlerimizi ve Kıyılarımızı Koruyalım Denizlerimiz ve kıyılarımız canlı çeşitliliği bakımından çok zengin yerler. Ancak günümüzde bu çeşitlilik azalma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunun birçok nedeni

Detaylı

Yerel Yönetimler İçin Sera Gazı Salım Envanteri (Karbon Ayak İzi) nin Önemi

Yerel Yönetimler İçin Sera Gazı Salım Envanteri (Karbon Ayak İzi) nin Önemi Yerel Yönetimler İçin Sera Gazı Salım Envanteri (Karbon Ayak İzi) nin Önemi Prof. Dr. Cengiz Türe Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi ve Anadolu Üniversitesi Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı

Detaylı

DÜZCE NİN ÇEVRE SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI 4 ARALIK 2012 I. OTURUM OTURUM BAŞKANI: PROF. DR. SÜLEYMAN AKBULUT

DÜZCE NİN ÇEVRE SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI 4 ARALIK 2012 I. OTURUM OTURUM BAŞKANI: PROF. DR. SÜLEYMAN AKBULUT DÜZCE NİN ÇEVRE SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ ÇALIŞTAYI 4 ARALIK 2012 I. OTURUM OTURUM BAŞKANI: PROF. DR. SÜLEYMAN AKBULUT YÖNETİCİ ÖZETİ Düzce Valiliği ve Düzce Üniversitesi nin birlikte düzenlemiş olduğu

Detaylı

BELEDİYELERCE BİLGİ SAĞLANACAK İDEP EYLEMLERİ

BELEDİYELERCE BİLGİ SAĞLANACAK İDEP EYLEMLERİ Arazi Kullanımı ve Ormancılık 3. ORMAN, MERA, TARIM VE YERLEŞİM GİBİ ARAZİ KULLANIMLARI VE DEĞİŞİMLERİNİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEMESİNİ SINIRLANDIRMAK 5. 2012 yılında yerleşim alanlarında

Detaylı

Şişecam, Yenişehir de dünya genelinde tek lokasyonda kurulu en büyük Cam Kompleksi nin yeni yatırımlarını açtı.

Şişecam, Yenişehir de dünya genelinde tek lokasyonda kurulu en büyük Cam Kompleksi nin yeni yatırımlarını açtı. Basın Bülteni Şişecam, Yenişehir de dünya genelinde tek lokasyonda kurulu en büyük Cam Kompleksi nin yeni yatırımlarını açtı. Şişecam, Yenişehir Cam Kompleksi nde yer alan Anadolu Cam Fabrikası 4. Cam

Detaylı

İKLİM DOSTU ŞİRKET MÜMKÜN MÜ?

İKLİM DOSTU ŞİRKET MÜMKÜN MÜ? İKLİM DOSTU ŞİRKET MÜMKÜN MÜ? Gülçin Özsoy REC Türkiye Proje Uzmanı İklim Platformu Program Yöneticisi 22 Mart 2012, İzmir REC Türkiye REC Kuruluş Sözleşmesi Ekim 2002 de imzalandı; Ocak 2004 te yürürlüğe

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ ÇEVRE FASLI MÜZAKERE SÜRECİ

AVRUPA BİRLİĞİ ÇEVRE FASLI MÜZAKERE SÜRECİ AVRUPA BİRLİĞİ ÇEVRE FASLI MÜZAKERE SÜRECİ 1. Genel Süreç Çevre Faslı Müzakere Sürecine ilişkin; Çevre Faslı Tanıtıcı Tarama Toplantısı 03-11 Nisan 2006, Çevre Faslı Ayrıntılı Tarama Toplantısı 29 Mayıs

Detaylı

CDP Türkiye 2014 İklim Değişikliği Raporu Sonuçları

CDP Türkiye 2014 İklim Değişikliği Raporu Sonuçları CDP Türkiye 2014 İklim Değişikliği Raporu Sonuçları Melsa Ararat Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu ve CDP Türkiye Direktörü 03.11.2014 CDP Türkiye 2014 İklim Değişikliği Raporu İÇERİK CDP Türkiye

Detaylı

Gümüşhane Kelkit ilçesinde Doğu Keredeniz 1. Organik Tarım Kongresi başladı.

Gümüşhane Kelkit ilçesinde Doğu Keredeniz 1. Organik Tarım Kongresi başladı. DOĞU KARADENİZ 1. ORGANİK TARIM KONGRESİ BAŞLADI. Gümüşhane Kelkit ilçesinde Doğu Keredeniz 1. Organik Tarım Kongresi başladı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gümüşhane Valiliği, Aydın Doğan Vakfı,

Detaylı

Türkiye, 2012 yılında dünyada uluslararası doğrudan yatırım liginde iki basamak yükseldi

Türkiye, 2012 yılında dünyada uluslararası doğrudan yatırım liginde iki basamak yükseldi Basın Bülteni 26 Haziran 2013 YASED, UNCTAD 2013 Dünya Yatırım Raporu nu açıkladı Türkiye, 2012 yılında dünyada uluslararası doğrudan yatırım liginde iki basamak yükseldi 2012 yılında dünyada yüzde 18

Detaylı

TÜRKİYE DE BU HAFTA 7 11 EYLÜL 2015

TÜRKİYE DE BU HAFTA 7 11 EYLÜL 2015 TÜRKİYE DE BU HAFTA 7 11 EYLÜL 2015 PERAKENDE SATIŞ HACMİ ARTTI Perakende satış hacmi, temmuzda aylık bazda yüzde 1,3, yıllık bazda ise yüzde 7,1 arttı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER

BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER BMİDÇS -COP16 SONRASI DEĞERLENDİRMELER AYŞE YASEMİN ÖRÜCÜ ODTÜ Mezunları Derneği Ankara, 2011 Tespitler Kopenhag-Cancun: İD BM kapsamında çözülebilecek bir konu mu? Kopenhag maliyeti: 1 trilyon $;belirsizlik

Detaylı

İklim Değişikliği CEO Algı Araştırması. Türk İş Dünyası Liderlerinin İklim Değişikliğine Yanıtı

İklim Değişikliği CEO Algı Araştırması. Türk İş Dünyası Liderlerinin İklim Değişikliğine Yanıtı İklim Değişikliği CEO Algı Araştırması Türk İş Dünyası Liderlerinin İklim Değişikliğine Yanıtı Çalışmanın Amacı Türk iş dünyasının İklim Değişikliği konusunda farkındalık, etkilenme, mücadele ve uyum seviyelerinin

Detaylı

Dünyada Enerji Görünümü

Dünyada Enerji Görünümü 22 Ocak 2015 Dünyada Enerji Görünümü Gelir ve nüfus artışına paralel olarak dünyada birincil enerji talebi hız kazanmaktadır. Özellikle OECD dışı ülkelerdeki artan nüfusun yanı sıra, bu ülkelerde kentleşme

Detaylı

4/5 6 7 8 9 10/14 15 İÇİNDEKİLER YEŞİL BİNA SERTİFİKA SİSTEMLERİ SERTİFİKA SİSTEMLERİNİN AMAÇLARI BİNALARIN ÇEVRESEL ETKİSİ LEED/BREEAM KRİTERLERİ

4/5 6 7 8 9 10/14 15 İÇİNDEKİLER YEŞİL BİNA SERTİFİKA SİSTEMLERİ SERTİFİKA SİSTEMLERİNİN AMAÇLARI BİNALARIN ÇEVRESEL ETKİSİ LEED/BREEAM KRİTERLERİ 4/5 6 7 8 9 10/14 15 İÇİNDEKİLER YEŞİL BİNA SERTİFİKA SİSTEMLERİ SERTİFİKA SİSTEMLERİNİN AMAÇLARI BİNALARIN ÇEVRESEL ETKİSİ LEED/BREEAM KRİTERLERİ ÇEVRE DOSTU ÜRÜN TALEBİ CEVREDOSTU.COM HAKKINDA CEVREDOSTU.COM

Detaylı

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER

ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası FĐNANSAL EĞĐTĐM VE FĐNANSAL FARKINDALIK: ZORLUKLAR, FIRSATLAR VE STRATEJĐLER Durmuş YILMAZ Başkan Mart 2011 Đstanbul Sayın Bakanım, Saygıdeğer Katılımcılar, Değerli Konuklar

Detaylı

1- Ulusal Kırmızı Et Konseyi Seferihisar da Toplanacak!- 03.09.2014

1- Ulusal Kırmızı Et Konseyi Seferihisar da Toplanacak!- 03.09.2014 1- Ulusal Kırmızı Et Konseyi Seferihisar da Toplanacak!- 03.09.2014 Ulusal Kırmızı Et Konseyi (UKON) Yönetim Kurulu ve Değerlendirme Toplantısı, Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği alanında Türkiye'nin en

Detaylı

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU

3 1 0 2 20 BUĞDAY RAPORU 0 1 Dünya buğday üretimi, üretim devlerinden biri olan ABD nin yaklaşık 4 milyon tonluk üretim azalmasına rağmen bu sene ekili alanların ve verimin artmasıyla paralel olarak Ağustos ayı verilerine göre

Detaylı

OECD TARIMSAL POLİTİKALAR VE PİYASALAR ÇALIŞMA GRUBU 31.07.2013

OECD TARIMSAL POLİTİKALAR VE PİYASALAR ÇALIŞMA GRUBU 31.07.2013 OECD TARIMSAL POLİTİKALAR VE PİYASALAR ÇALIŞMA GRUBU 31.07.2013 İÇERİK OECD Hakkında Genel Bilgi OECD Çalışma Şekli OECD Teşkilat Yapısı OECD Ticaret ve Tarım Direktörlüğü OECD ve Tarım 2 OECD HAKKINDA

Detaylı

GÖNEN BİYOGAZ TESİSİ

GÖNEN BİYOGAZ TESİSİ GÖNEN BİYOGAZ TESİSİ Ülkemizde, gıda ve elektrik enerjisi ihtiyacı, ekonomik gelişme ve nüfus artışı gibi nedenlerden dolayı hızla artmaktadır. Gıda miktarlarında, artan talebin karşılanamaması sonucunda

Detaylı

KÜRESEL OTOMOTİV OEM BOYALARI PAZARI. Bosad Genel Sekreterliği

KÜRESEL OTOMOTİV OEM BOYALARI PAZARI. Bosad Genel Sekreterliği KÜRESEL OTOMOTİV OEM BOYALARI PAZARI Bosad Genel Sekreterliği SEKTÖR ANALİZİ Otomotiv OEM boyaları dünyanın en büyük boya segmentlerinden biridir. Otomotiv OEM boyaları, 2011 yılında toplam küresel boya

Detaylı

MONDİ TİRE KUTSAN KAĞIT VE AMBALAJ SANAYİİ A.Ş. ATIKSUDAN BİYOGAZ ELDESİ TESİSİ PROJE BİLGİ NOTU

MONDİ TİRE KUTSAN KAĞIT VE AMBALAJ SANAYİİ A.Ş. ATIKSUDAN BİYOGAZ ELDESİ TESİSİ PROJE BİLGİ NOTU MONDİ TİRE KUTSAN KAĞIT VE AMBALAJ SANAYİİ A.Ş. ATIKSUDAN BİYOGAZ ELDESİ TESİSİ PROJE BİLGİ NOTU 2007 yılında uluslararası kağıt ve ambalaj grubu Mondi Grup un bir parçası haline gelen, Mondi Tire Kutsan

Detaylı

Detay Fuarcılık Organizasyon ve Tanıtım Hizmetleri Ltd. Şti

Detay Fuarcılık Organizasyon ve Tanıtım Hizmetleri Ltd. Şti Detay Fuarcılık Organizasyon ve Tanıtım Hizmetleri Ltd. Şti HAKKIMIZDA Detay Fuarcılık Organizasyon & Tanıtım Hizmetleri Limited Şirketi TOBB- Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nin Y-276 numaralı Yurtiçinde

Detaylı

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org

Azerbaycan Enerji Görünümü GÖRÜNÜMÜ. Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi. www.hazar.org Azerbaycan Enerji GÖRÜNÜMÜ Hazar Strateji Enstitüsü Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi EKİM 214 www.hazar.org 1 HASEN Enerji ve Ekonomi Araştırmaları Merkezi, Geniş Hazar Bölgesi ne yönelik enerji,

Detaylı

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ULUSAL BİLDİRİMLERİNİN HAZIRLANMASI PROJESİ 6. ULUSAL BİLDİRİM TURİZM BÖLÜMÜ Özgür ZEYDAN Öğr. Gör. Dr. Kasım 2014 Ankara Sunum Planı Önceki bildirimlerde Turizm bölümleri İklim Değişikliği

Detaylı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR. [ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÇÖLLEŞME İLE MÜCADELE SÖZLEŞMESİ 12. TARAFLAR KONFERANSI (COP12) 12-23 EKİM 2015 TARİHLERİNDE ANKARA DA YAPILACAKTIR. [ Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Konferansı

Detaylı

Dünyadaki toplam su potansiyeli. Dünyadaki toplam su miktarı : 1,4 milyar km 3 3/31

Dünyadaki toplam su potansiyeli. Dünyadaki toplam su miktarı : 1,4 milyar km 3 3/31 İçerik Dünyadaki su potansiyeline bakış Türkiye deki su potansiyeline bakış Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Görevleri Mevzuat Çalışmaları Yapılan Faaliyetler Su Tasarrufu Eylem Planı Su Ayakizi Çalışmaları

Detaylı

Liberalleşmenin Türkiye Enerji. 22 Şubat 2012

Liberalleşmenin Türkiye Enerji. 22 Şubat 2012 Liberalleşmenin Türkiye Enerji Piyasasına Etkileri i 22 Şubat 2012 Liberalleşmenin son kullanıcılara yararları somutları çeşitli sektörlerde kanıtlanmıştır Telekom Havayolu Liberalleşme öncesi > Genellikle

Detaylı

LAND DEGRADATİON. Hanifi AVCI AGM Genel Müdür Yardımcısı

LAND DEGRADATİON. Hanifi AVCI AGM Genel Müdür Yardımcısı ARAZİ BOZULUMU LAND DEGRADATİON Hanifi AVCI AGM Genel Müdür Yardımcısı LAND DEGRADATİON ( ARAZİ BOZULUMU) SOİL DEGRADATİON (TOPRAK BOZULUMU) DESERTİFİCATİON (ÇÖLLEŞME) Arazi Bozulumu Nedir - Su ve rüzgar

Detaylı

BGT MAVİ ENERJİ ELEKTRİK ÜRETİM TİC. A.Ş. 8,566 MW SUKENARI HİDROELEKTRİK SANTRALI PROJE BİLGİ NOTU

BGT MAVİ ENERJİ ELEKTRİK ÜRETİM TİC. A.Ş. 8,566 MW SUKENARI HİDROELEKTRİK SANTRALI PROJE BİLGİ NOTU BGT Mavi Enerji Elektrik Üretim Dağıtım Pazarlama Sanayi ve Ticaret SU KENARI HİDROELEKTRİK SANTRALİ BGT MAVİ ENERJİ ELEKTRİK ÜRETİM TİC. A.Ş. 8,566 MW SUKENARI HİDROELEKTRİK SANTRALI PROJE BİLGİ NOTU

Detaylı

topraksuenerji-kuzey Çin'de kuraklık çok büyük bir tehdit oluşturuken hükümetin aldığı önlemler de bu tehlikenin daha da artmasına neden oluyor.

topraksuenerji-kuzey Çin'de kuraklık çok büyük bir tehdit oluşturuken hükümetin aldığı önlemler de bu tehlikenin daha da artmasına neden oluyor. Kuzey Çin Kuruyor! 12 Ekim 2013 topraksuenerji-kuzey Çin'de kuraklık çok büyük bir tehdit oluşturuken hükümetin aldığı önlemler de bu tehlikenin daha da artmasına neden oluyor. Perkin'deki Carnegie-Tsinghua

Detaylı

İLAÇ, ALET VE TOKSİKOLOJİ ARAŞTIRMALARI ÇALIŞMA GRUBU. Dr. A. Alev BURÇAK Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı

İLAÇ, ALET VE TOKSİKOLOJİ ARAŞTIRMALARI ÇALIŞMA GRUBU. Dr. A. Alev BURÇAK Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı İLAÇ, ALET VE TOKSİKOLOJİ ARAŞTIRMALARI ÇALIŞMA GRUBU Dr. A. Alev BURÇAK Bitki Sağlığı Araştırmaları Daire Başkanlığı Sunu Planı Dünya da Tarım İlacı Kullanımı Türkiye de Tarım İlacı Kullanımı İlaç Alet

Detaylı

SULAMA VE ÇEVRE. Küresel Su Bütçesi. PDF created with pdffactory trial version www.pdffactory.com. Yrd. Doç. Dr. Hakan BÜYÜKCANGAZ

SULAMA VE ÇEVRE. Küresel Su Bütçesi. PDF created with pdffactory trial version www.pdffactory.com. Yrd. Doç. Dr. Hakan BÜYÜKCANGAZ Sulama? Çevre? SULAMA VE ÇEVRE Yrd. Doç. Dr. Hakan BÜYÜKCANGAZ SULAMA: Bitkinin gereksinimi olan ancak doğal yağışlarla karşılanamayan suyun toprağa yapay yollarla verilmesidir ÇEVRE: En kısa tanımıyla

Detaylı

Araştırma Notu 12/124

Araştırma Notu 12/124 Araştırma Notu 12/124 05.01.2012 YENİLENEBİLİR ENERJİ HABERLERİNDE REGÜLASYON ve FİNANSMAN ÖNE ÇIKIYOR Barış Gençer Baykan Yönetici Özeti Yenilenebilir enerjiler, gerek fosil yakıtların tükeneceği öngörüsü

Detaylı

REC TÜRKİYE NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve YEREL YÖNETİMLERLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI

REC TÜRKİYE NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve YEREL YÖNETİMLERLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI KATILIMININ KOLAYLAŞTIRILMASI PROJESİ REC TÜRKİYE NİN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve YEREL YÖNETİMLERLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI Hande ÖZÜT Proje Yöneticisi 29.12.2008 Bölgesel Çevre Merkezi - REC ( ) Tarafsız, bağımsız

Detaylı

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER

WORLD FOOD DAY 2010 UNITED AGAINST HUNGER DUNYA GIDA GUNU ACLIGA KARSI BIRLESELIM Dr Aysegul AKIN FAO Turkiye Temsilci Yardimcisi 15 Ekim 2010 Istanbul Bu yılki kutlamanın teması, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde dünyadaki açlıkla mücadele

Detaylı

Paris İklim Değişikliği Taraflar Konferansı na bir adım atıldı

Paris İklim Değişikliği Taraflar Konferansı na bir adım atıldı Bi Ul E Hi tl EP t E li h Paris İklim Değişikliği Taraflar Konferansı na bir adım atıldı L Agence Française de Développement (AFD), Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Araştırma Merkezi (MURCIR)

Detaylı

ULUSLAR ARASI KARBON PİYASASI

ULUSLAR ARASI KARBON PİYASASI ULUSLAR ARASI KARBON PİYASASI Doç. Dr. Cevdet DEMİR Uludağ Üniversitesi 06 Nisan 2007 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Karbon piyasası nedir? Ülkelerin ve şirketlerin sera gazları hedeflerine ulaşabilmeleri

Detaylı

AB, 2030 İKLİM VE ENERJİ PAKETİ ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARDI

AB, 2030 İKLİM VE ENERJİ PAKETİ ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARDI Brüksel de yapılan AB Liderler Zirvesi nde, AB üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanları 2030 İklim ve Enerji Paketi üzerinde anlaştı. Zirve de varılan mutabakat, sera gazlarının %40 azaltılması, yenilenebilir

Detaylı

Prof.Dr.İlkay DELLAL

Prof.Dr.İlkay DELLAL TUSAF 2013 Buğday, Un, İklim Değişikliği ve Yeni Trendler Kongresi İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve ENERJİ KISKACINDA TARIM ve GIDA SEKTÖRÜ Prof.Dr.İlkay DELLAL 9 Mart 2013, Antalya GÜNDEM 9 Mart 2013 1. GÜNEŞ (%40)

Detaylı

ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI

ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI ENERJİ KAYNAKLARI ve TÜRKİYE Türkiye önümüzdeki yıllarda artan oranda enerji ihtiyacı daha da hissedecektir. Çünkü,ekonomik kriz dönemleri

Detaylı

Enervis H o ş g e l d i n i z Ekim 2015

Enervis H o ş g e l d i n i z Ekim 2015 Enervis H o ş g e l d i n i z Ekim 2015 Dünya Enerji Genel Görünümü Genel Görünüm Dünya Birincil Enerji Tüketimi 2013-2035 2013 2035F Doğalgaz %24 Nükleer %4 %7 Hidro %2 Yenilenebilir Petrol %33 Kömür

Detaylı

FAO SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ FİYAT VE TİCARET GÜNCELLEME: KASIM 2014

FAO SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ FİYAT VE TİCARET GÜNCELLEME: KASIM 2014 FAO SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ FİYAT VE TİCARET GÜNCELLEME: KASIM 2014 FAO süt fiyat endeksi 184,3 ile Ekim ayında bir önceki aya göre %1,9 geriledi. Böylece geçen yıl aynı dönemin % 26,6 gerisinde kaldı. Tereyağı,

Detaylı

ÇİMENTO SEKTÖRÜ 10.04.2014

ÇİMENTO SEKTÖRÜ 10.04.2014 ÇİMENTO SEKTÖRÜ TABLO 1: EN ÇOK ÜRETİM YAPAN 15 ÜLKE (2012) TABLO 2: EN ÇOK TÜKETİM YAPAN 15 ÜLKE (2012) SEKTÖRÜN GENEL DURUMU Dünyada çimento üretim artışı hızlanarak devam ederken 2012 yılında dünya

Detaylı

G-20 AVUSTRALYA DÖNEM BAŞKANLIĞI 4.KALKINMA ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI 3-5 Eylül 2014

G-20 AVUSTRALYA DÖNEM BAŞKANLIĞI 4.KALKINMA ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI 3-5 Eylül 2014 G-20 AVUSTRALYA DÖNEM BAŞKANLIĞI 4.KALKINMA ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI 3-5 Eylül 2014 Deniz BERBER AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Uluslararası Kuruluşlar Daire Başkanı 26 Kasım 2014 G-20 Nedir? Kuruluşu

Detaylı

Dr. Rüstem KELEŞ SASKİ Genel Müdürü ADASU Enerji AŞ. YK Başkanı

Dr. Rüstem KELEŞ SASKİ Genel Müdürü ADASU Enerji AŞ. YK Başkanı Dr. Rüstem KELEŞ SASKİ Genel Müdürü ADASU Enerji AŞ. YK Başkanı Konunun önemi Belediyelerin enerji kaynakları; Hidrolik Bio kütle Bu kaynaklardan belediyeler nasıl yararlanabilir, Yenilenebilir enerji

Detaylı

TÜRKİYE DIŞ TİCARETİNDEN İZMİR İN ALDIĞI PAYIN ANALİZİ

TÜRKİYE DIŞ TİCARETİNDEN İZMİR İN ALDIĞI PAYIN ANALİZİ 2013 ARALIK EKONOMİ TÜRKİYE DIŞ TİCARETİNDEN İZMİR İN ALDIĞI PAYIN ANALİZİ Erdem ALPTEKİN Giriş İzmir, 8.500 yıllık tarihsel geçmişe sahip, birçok medeniyetin birlikte hoşgörüyle yaşadığı, oldukça zengin

Detaylı

Basın Bülteni. BASF, 3. çeyrekte satış hacmini artırdı

Basın Bülteni. BASF, 3. çeyrekte satış hacmini artırdı Basın Bülteni BASF, 3. çeyrekte satış hacmini artırdı BASF, 2014 yılı üçüncü çeyreğinde satışlarını yüzde 3 artırarak 18,3 milyar Avro ya çıkardı. Şirketin faiz ve vergi öncesi karı ise (FAVÖK) yüzde 9

Detaylı

TOBB VE TÜSİAD EMTİA FİYATLARI KONUSUNDA G-20 ÜLKELERİNİN ÖZEL SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİ BULUŞTURUYOR

TOBB VE TÜSİAD EMTİA FİYATLARI KONUSUNDA G-20 ÜLKELERİNİN ÖZEL SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİ BULUŞTURUYOR 9 Eylül 2011 TS/BAS-BÜL/11-70 TOBB VE TÜSİAD EMTİA FİYATLARI KONUSUNDA G-20 ÜLKELERİNİN ÖZEL SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİ BULUŞTURUYOR Uluslararası emtia fiyatlarındaki hareketlilik küresel düzeyde belirsizliği

Detaylı

İSTİHDAMA KATKISI. Tülin Keskin TMMOBMakine Mühendisleri Odası

İSTİHDAMA KATKISI. Tülin Keskin TMMOBMakine Mühendisleri Odası ENERJİ VERİMLİLİĞİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİNİN İSTİHDAMA KATKISI Tülin Keskin TMMOBMakine Mühendisleri Odası Enerji Verimliliği Danışmanı Türkiye de İstihdam Türkiye nin çalışma çağındaki nüfusu önümüzdeki

Detaylı

DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM

DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM Invest in DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM Türkiye de Doğrudan Yabancı Yatırımın Gelişimi Makroekonomik anlamda küresel ekonomiye uyumu sağlayan yapısal reformlar, bir yandan Türkiye yi doğrudan yabancı yatırım

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR

AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR Ayla EFEOGLU Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü AB İle İlişkiler Şube Müdürü İÇERİK AB Su Çerçeve Direktifi hakkında genel

Detaylı

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ

YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ 2014 OCAK SEKTÖREL YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ Nurel KILIÇ Yurtdışı müteahhitlik hizmetleri sektörü, ekonomiye döviz girdisi, yurt dışında istihdam imkanları, teknoloji transferi ve lojistikten ihracata

Detaylı

İzmir İktisat Kongresi, 30-31 Ekim 2013 Oturum 7D: Tarım ve Gıda Sektöründe Dönüşüm. Panel Başkanı: Vedat Mirmahmutoğlları, GTHB Müsteşarı

İzmir İktisat Kongresi, 30-31 Ekim 2013 Oturum 7D: Tarım ve Gıda Sektöründe Dönüşüm. Panel Başkanı: Vedat Mirmahmutoğlları, GTHB Müsteşarı İzmir İktisat Kongresi, 30-31 Ekim 2013 Oturum 7D: Tarım ve Gıda Sektöründe Dönüşüm Panel Başkanı: Vedat Mirmahmutoğlları, GTHB Müsteşarı Panelistler: Erdoğan Güneş (Ankara Üniversitesi), Abdullah Kutlu

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ 52 EKONOMİK FORUM

AVRUPA BİRLİĞİ 52 EKONOMİK FORUM 2015 TE KÜÇÜK TASARRUF 52 EKONOMİK FORUM Çisel İLERİ İKV Proje Müdürü EV ALETLERI MERCEĞINDE AB vatandaşları için 1 Ocak 2015 itibarıyla enerji verimliliğinde yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde pişirme

Detaylı

GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013

GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013 GÜNEY EGE BÖLGE PLANI 2010-2013 SUNUM AKIŞI Bölge Planı Hazırlık Süreci Paydaş Analizi Atölye Çalışmalarının Gerçekleştirilmesi Mevcut Durum Analizi Yerleşim Yapısı ve Yerleşmeler Arası İlişki Analizi

Detaylı

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010

Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Çimento, Cam, Seramik ve Toprak Ürünleri Sektör Raporu 2010 Avrupa kıtasından Amerika kıtasına, Orta Doğu Ülkelerinden Afrika ülkelerine kadar geniş yelpazeyi kapsayan 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren

Detaylı

Dünyada ve Türkiye de Enerji Görünümü Selahattin İncecik. İstanbul Teknik Üniversitesi

Dünyada ve Türkiye de Enerji Görünümü Selahattin İncecik. İstanbul Teknik Üniversitesi Dünyada ve Türkiye de Enerji Görünümü Selahattin İncecik İstanbul Teknik Üniversitesi ENERJİ ÜRETİMİ IEA: ENERJİ ÜRETİMİ VE KULLANIMI «SÜRDÜRÜLEMEYEN ÇEVRE İHTİYAÇLARI» İLE REKABET EDEMEZ. ÜLKELERİN ENERJİ

Detaylı

Dünyada Enerji Görünümü

Dünyada Enerji Görünümü 09 Nisan 2014 Çarşamba Dünyada Enerji Görünümü Dünyada, artan gelir ve nüfus artışına paralel olarak birincil enerji talebindeki yükseliş hız kazanmaktadır. Nüfus artışının özellikle OECD Dışı ülkelerden

Detaylı

01.01.2012. www.konutkredisi.com.tr

01.01.2012. www.konutkredisi.com.tr Türkiye'nin ilk konut çöpçatanı Tüketici ile bankaların arasını bulan bir çöpçatan gibi çalışıyor. Türkiye de büyüme potansiyelinin en yüksek olduğu piyasalardan biri de şüphesiz konut. Dünyada 2008 de

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü

DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ÜNVER Mevlana Kalkınma Ajansı, Konya Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü KONYA ÖZELİNDE YABANCI SERMAYELİ FİRMALARIN ÜLKE BAZLI ANALİZİ 06.08.2014 1 DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail

Detaylı

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI ENERJİ Artan nüfus ile birlikte insanların rahat ve konforlu şartlarda yaşama arzuları enerji talebini sürekli olarak artırmaktadır. Artan enerji talebini, rezervleri sınırlı

Detaylı

Technology. and. Machine

Technology. and. Machine Technology and Machine Cezayir Teknoloji İthal Etmek İSTİYOR Kuzey Afrika nın en geniş yüzölçümüne, 35 milyona yakın nüfusa ve büyük petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip olan Cezayir, ekonomik veriler

Detaylı

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015

Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 2015 Ekonomik Görünüm ve Tahminler: Nisan 215 BÜYÜME DÜŞMEYE DEVAM EDİYOR Zümrüt İmamoğlu* ve Barış Soybilgen ** 13 Nisan 215 Yönetici Özeti Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış Sanayi Üretim Endeksi (SÜE)

Detaylı

Dünyada ve Türkiye de Tarımın Geleceği. Nisan 2011

Dünyada ve Türkiye de Tarımın Geleceği. Nisan 2011 Dünyada ve Türkiye de Tarımın Geleceği Nisan 2011 Sayın Bakanım (Tarım Bakanı ordaysa), Değerli katılımcılar, Hanımefendiler, beyefendiler, Hepinizi saygıyla selamlıyor, bu önemli etkinlik vesilesiyle

Detaylı

1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014

1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014 1- Ziraat, 100 milyon Euro kaynak sağlayacak - Dünya 03.12.2014 2- Sanayinin Sorunlarını üniversite çözecek Hürriyet- 02.12.2014 Ankara Üniversitesi bünyesinde yeni kurulan Teknoloji Transfer Ofisi (TTO)

Detaylı

TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007

TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007 TEB KOBİ AKADEMİ İLLER GELECEKLERİNİŞEKİLLENDİRİYOR: ADANA GELECEK STRATEJİSİ KONFERANSI 5 ARALIK 2007 1 Adana Gelecek Stratejisi Konferansı Çalışmanın amacı: Adana ilinin ekonomik, ticari ve sosyal gelişmelerinde

Detaylı

BAKA BULUŞMALARI -I-

BAKA BULUŞMALARI -I- BAKA BULUŞMALARI -I- Onur Konuğu Isparta Belediye Başkanı Y. Mimar Yusuf Ziya GÜNAYDIN Tarih 01 Ekim 2010 Cuma Saat 10:00 Katılımcılar Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri ve Uzmanları Batı Akdeniz

Detaylı

Enflasyon arttı, ihracat yavaşlıyor

Enflasyon arttı, ihracat yavaşlıyor AYLIK RAPOR Enflasyon arttı, ihracat yavaşlıyor İlk dört ayda enflasyon MB nin sene sonu hedefine yaklaştı. İhracatta düşüş sürüyor. EKONOMİK VE SEKTÖREL GELİŞMELER Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine

Detaylı