Yeni bir OKM için elele

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Yeni bir OKM için elele"

Transkript

1

2 Merhaba, Geçtiğimiz haftanın gündeminde kuşkusuz en önemli olay Eminönü Belediyesi işçilerinin 101 gün süren direnişlerinin kazanımla bitmesidir. İşten atılan işçilerin işlerine geri dönebilmesi için Genel-İş 7 No'lu Şube Başkanı Erol Ekici ile Mali Sekreter Haydar Aslan ve Hasan Gürgen 'in sürdürdüğü Ölüm Orucu istenen hakların elde edilmesiyle bitti. Eminönü direnişçilerine destek verenler arasında dönüşümlü açlık grevini sürdüren Haklar ve Özgürlükler Platformu da vardı. Gazetemiz çalışanları sadece haberleriyle değil katıldıkları açlık greviyle de Eminönü İşçilerinin yanında yer aldılar Ağustos tarihleri arasında açtığımız standla Hacı Bektaş-ı Veli şenliklerindeydik. Okurlarımızın ve şenliğe katılanların yoğun ilgisini Eminönü direnişine verilecek somut desteğe dönüştürmek için kolları sıvadık. Ve 3 gün süren şenliğin son gecesi Eminönü İşçileriyle Dayanışma Gecesi düzenledik. Kurtuluş Gazetesi çalışanlarının düzenlediği gece Partizan Sesi ve Atılım çalışanlarının desteğiyle gerçekleşti. Baskılar da durmadı geçen hafta. 17 Ağustos'ta polis Rize'nin Çayeli ilçesinde 8 okurumuzu gözaltına aldı. Gözaltına alınan okurlarımızdan Şenol Yılmaz, Cem Yormaz ve Mahmut Tahtacı üç gün sonra savcılığa dahi çıkarılmadan serbest bırakılırken diğer okurlarımız 5 günlük işkenceli sorguların ardından savcılığa çıkarıldılar. Murat Küçük, Tanju Yazıcı, Hamza Sarı, Havva Yormaz serbest bırakıldı, Cenk Yormaz ise tutuklandı. Merkez büromuz muhabiri Mehmet Yıldız da 23 Ağustos'ta gözaltındaydı. "Sağmalcılar İşgali Davası"nı izlemek için gittiği Eyüp Adliyesi'nde siyasi polis tarafından gözaltına alındı ve 24 saat tutuldu. Gazetemizin son hazırlıkları yapılırken Gazi ayaklanmasına katıldıkları gerekçesiyle 97 kişi hakkında açılan dava GOP Adliyesinde başlamıştı. Oligarşi Gazi halkını yargılamaya çalışıyordu ama yanıldı. Gerek salonun içinde gerekse polisin barikatlarla çevirdiği Adliyenin etrafında oligarşiye beklemediği cevap sloganlarla verildi; "Gazi Halkı Yargılanamaz!" Gelecek sayıda görüşmek üzere hoşçakalın... Yeni bir OKM için elele Geçtiğimiz ay kapatılan Ortaköy Kültür Merkezi'nin çalışanları tüm sanatçılardan ve duyarlı insanlardan yeni bir OKM için destek kampanyası başlattı. Bir çok sanatçının altına imza attığı bir metinle OKM, Grup YORUM, FOSEM, Ayşe Gülen Halk Sahnesi, Özgürlük Türküsü, Kültür ve Sanatta Tavır Dergisi üzerindeki baskıların kaldırılması isteniyordu. 6 Haziran 1995 tarihinde açıldığı gün polis tarafından basılıp bir hafta sonra da valilik tarafından mühürlenen GAZİ HALK KÜLTÜREVİ ve son olarak 27 ve 29 Haziran tarihlerinde polis tarafından iki kez basılıp, 6 Temmuz 1995 tarihinde yine valilik tarafından mühürlenen, Grup Yorum, Özgürlük Türküsü, Ayşe Gülen Halk Sahnesi, FOSEM, Kültür ve Sanatta Tavır dergisinin çalışmalarını yürüttüğü ORTAKÖY KÜLTÜR MERKEZİ'nin faaliyetlerinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Adnan Özyalçıner (yazar), Ahmet Can Akyol (şair), Ahmet Erkanlı (Karikatürist), Ahmet Kılıç (gazeteci), Ahmet Levendoğlu (tiyatro sanatçısı), Ahmet Soner (yazar), Alaattin Dinçer (Eğitim Sen 2 nolu Şube Başkanı), Alirıza Saydam (Çevre FM Genel Yayın Yönetmeni), Alper Altuğ (gazeteci), Aydın Öztürk (şair), Avni Memedoğlu (ressam), Bircan Öztürk (HA- DEP Avcılar İlçe Başkanı), Birgül Yaşar (eğitimci), Cemile Çakır (gazeteci-yazar), Deste Günaydın (müzisyen), Didar Şeşen (müzisyen), Efkan Şeşen (müzisyen), Ege Kültür Sanat Merkezi, Ankara Ekin Sanat Merkezi, Emekçi Kadınlar Derneği, EKB Kültür Merkezi, Emin Karaca (TYS Genel Sekreteri/gazeteci-yazar), Erol Ekici (Genel İş 7 nolu Şube Başkanı), Faik Ahmet Akıncı (yönetmen), Fevzi Kurtuluş (müzisyen), Genç Ekin Sanat Merkezi, Grup Ekin, Grup Günışığı, Grup Hasret, Grup Kızılırmak, Grup Nisan Güneşi, Gülizar Tuncer (avukat), Hanifi Sağlam (Bem-Sen Genel Sekreteri), Hakan Dilek (ressam), Haluk Bilginer (oyuncu), Hasan Kaya (Genel-İş 6 nolu Şube Başkanı), Hasan Saltık (Kalan Müzik), Hatice Yıldırım (eğitimci), Havva Karadaş (avukat), Hayati Azim (yazar), Hayri Bildik (yayıncı), H. Erdoğan (avukat), Hüsamettin Yavuz (Eğitim-Sen 8 nolu Şube Sekreteri), Hüseyin Hilmi Bulunmaz (sanatçı), Hüseyin Gülseven (Divriği Kültür Başkanı), Hüseyin Kılınç (Çağdaş Özgür-Der YK Üyesi), İbrahim Akyürek (fotoğraf sanatçısı), ibrahim Demircan Ulusal Radyo YKbaşkanı), İbrahim Karaca (şair), İbrahim Öksüz (şair), İlker Özcan (yönetmen), ismail Pehlivan (gazeteci), İnan Çetin (yazar), İsmet Aslan (yayıncı), Jülide Kural (tiyatro oyuncusu), Kadir Karakoç (gazeteci-yazar), Kamil Tekinsürek (avukat), Keleş Öztürk (avukat), Kemal Aydoğan (tiyatrocu), Koma Agire Jiyan, Koma Amed, Koma Denge Azadi, Kültür ve Sanatta Tavır dergisi (İstanbul merkez, Ankara, izmir, Adana, Malatya, Diyarbakır büroları), Levent Çelik (Radyo Ekin Genel Yayın Yönetmeni), Macit Eren (şair), M. Çağan Ergün (sanatçı), Mehmet Alaçam (gazeteci), Mehmet Aydın (eğitimci), Mehmet Erenler (tiyatro oyuncusu), Mehmet G. Gürsoy (Avukat), Mehmet Özer (fotoğraf sanatçısı), Mezopotamya Kültür Merkezi, Murtaza Ay- dın (gazeteci), Muammer Ketencioğlu (müzisyen), Mustafa Köz (şair), Muzaffer Hiçdurmaz (Sine-Sen Genel Sekreteri), Naci Kaya (öğretim görevlisi), Nadiye Yıldırım (SİDAD Ümraniye Şubesi YK Üyesi), Nazar Üstün (eğitimci), Necmettin Çobanoğlu (Sine-Sen Genel Başkanı), Nesimi Aday (yayıncı), Nilüfer Akbal (müzisyen), Nuray Aydın (film yapımcısı-ressam), Orhan Aydın (sinema oyuncusu), Orhan İyiler (yazar), Özgürlük Türküsü, Öztürk Uğraş (şair), Pir Sultân Abdal Kültür Derneği (İstanbuli Kadıköy, Kartal, Bahçelievler şubeleri), Pir Sultan Abdal Canlar Derneği (Eseneyurt, Maltepe şubeleri), Refika Bezirci, Salih Soydemir (müzisyen), Sedat Aksoy (eğitimci), Semra Süt (eğitimci), Sennur Sezer (şair-yazar), Sevim Kaya (gazeteci), Sevil Üzrek (fotoğraf sanatçısı), Soner Özdemir (şair), Şanar Yurdatapan (müzisyen), Şeref Turgut (avukat), Şükran Alp (Kastamonu'lular Derneği YK Üyesi), Şükrü Kartal (Genel-İş 1 nolu Şube Başkanı), Tahir Şilkan (Tüm Maliye-Sen GYK Üyesi), Tolga Köseoğlu (Sağlık- Sen Genel Başkanı), Tarık Tolunay (Karikatürist), Sefer Selvi (Karikatürist), Berkant Dinç (karikatürist), Murat Başol (karikatürist), Turgay Nar (şair), Tüm Maliye-Sen İstanbul 3 nolu Şube YK, Ünal Akar (SİP Beyoğlu İlçe YK Üyesi), Vahit Genç (Tarım- Sen Genel Başkanı), Vicdan Baykara (Tüm Bel-Sen Genel Başkanı), Yılmaz Yeşildağ (şair) KATKILARINIZ İÇİN Çalışmalarımızı yürüteceğimiz, halklarımızla buluşacağımız, yaratacağımız yeni ürünler için, yeni bir yer arıyoruz. Somut önerilerinizi ve maddi katkılarınızı bekliyoruz. Tel-Fax: (0212) Hesap no: İş Bankası Ortaköy Şubesi/

3 101 günlük direniş 80 işçinin işe dönmesiyle sonuçlandı Eminönü işçisi kazandı 15 Mayıs 1995 tarihinde işten atılan Eminönü Belediyesi işçilerinin 101 gün süren direnişi yaklaşık 80 işçinin işe geri dönmesiyle sonuçlandı. Belediye önünde oturma eylemiyle başlayıp işgaller, yürüyüşler gibi çok çeşitli eylemlerle süren ve 67. günde ölüm orucu ile bir üst boyuta sıçrayan Eminönü direnişi Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya'ya geri adım attırdı. Direniş halen direnişteki 140 işçiden yaklaşık 80'ninin işe geri dönmesi ve diğer işçilere de kıdem ihbar tazminatları ve sözleşme farkları dışında 60'ar milyon lira ek bir tazminat ödenmesinin karar altına alınmasıyla sona erdi. 23 Ağustos günü DİSK Genel Merkezi'nde toplanan direnişteki işçiler DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak ile Eminönü Belediye Başkanı Ahmet Çetinsaya arasında son şekli verilen protokolü onaylayarak 101 gün süren direnişi noktaladılar. Bu kararla birlikte 34. güne ulaşan ölüm orucu da bitirildi. "Eminönü direnişi 13. maddeye karşı direniş olmaz anlayışını yıkmıştır" DİSK Genel merkezindeki Lastik-İş toplantı salonunda bir araya gelen yaklaşık 140 işçi en son durumu değerlendirdiler. DİSK Genel Örgütlenme Sekreteri Çetin Uygur'un yönettiği toplantıya işçilerin yanı sıra Genel- İş 1 No'lu Şube Başkanı Şükrü Kartal, Genel-İş Örgütlenme Uzmanı Aynur Karaaslan ile çeşitli şube başkanları ve DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak katıldı. Toplantıyı bir giriş konuşmasıyla açan Çetin Uygur ilk sözü ölüm orucu direnişçilerinden Genel -İş 7 No'lu Şube Mali Sekreteri Haydar Aslan'a verdi. Sözlerine "Bugüne kadar pek çok sıkıntıyı birlikte paylaştık, başarıyı da birlikte kazandık" diyerek başlayan Haydar Aslan Eminönü direnişinin "13. madde ile işten atılıp tazminatları verildiyse direniş olmaz" anlayışını yıktığını söyledi. "Eminönü işçisi atıl- dığı günden bu yana 13. maddeye karşı direndi. Eminönü işçisi haksız yasalara karşı da direndi. Bugün gerçekten bu kazanım Eminönü işçisinindir. Ancak ben öyle görmüyorum, 13. maddeye karşı elde edilen kazanım Türkiye İşçi Sınıfınındır. Düne kadar başta sendikalar 13. maddeden atılmalarda 'yapacak bir şeyimiz yok, elimiz kolumuz yasa karşısında bağlı' demekteydiler. İşverenler, burjuvazi de bu tavırdan cesaret alıyordu. 13. maddeye karşı bir direniş gele-

4 neği de yaratılmadığı için işçi atmaya devam ettiler. Biz Eminönü işçileri bu olumsuz geleneği yıkmak istedik, işçi kıyımlarının önüne bir set oluşturmak istedik. Sonunda başardık da. Bundan sonra işverenler işçileri eskisi kadar kolay atamayacaklar. Eminönü bir örnek teşkil edecektir" diyen Haydar Aslan Genel-İş sendikası merkezi ve şubelerinin kendilerini yalnız bıraktığını söyledi. "Bu sendikanın genel merkezi, şubeleri ve demokratik kitle örgütleri bu direnişe ne kattılar, hangi katkıda bulundular, kendilerine sorsunlar" diyen Haydar Aslan "Açıkça söylüyorum. Bu direnişi bizler halkımızın katkısıyla buraya getirdik" dedi. Sendika genel merkezleri ve şubelere rağmen belirli bir başa- rıya ulaştıklarını söyleyen Haydar Aslan "Biz direnişi daha ileri bir noktaya taşımayı isterdik ama bu kadar yapabildik, inşallah direnişimiz bundan sonra daha ileri kazanımlara basamak olur" dedi. Sözlerini "Şunu açıkça söyleyelim, bizler direndik kazandık arkadaşlar. Bizlerden sonra gelen direnişler daha fazla kazanım elde decektir" diyerek noktalayan ölüm orucu direnişçisi Haydar Aslan işçiler tarafından uzun süre alkışlandı. "Genel-İş yöneticileri bize ihanet etti" Haydar Aslan'dan sonra kürsüye gelen işçi Ali Öztürk salonu dolduran işçilerin duygularını ifade eden bir konuşma yaptı. Toplantıya gelen bazı şube başkanlarını ima ederek "Bu ikiyüzlüler hiç utanmadan buraya kadar gelmişler. Kendisine devrimci diyen, sınıf sendikacılığı yaptığını söyleyen bu ikiyüzlülere hiç saygı duymuyoruz Bu direniş içinde ve özellikle Genel- İş'te yaptığımız açlık grevinde bunları daha iyi tanıdık." diyen Ali Öztürk şunları söyledi "İsim de veriyorum; Hüseyin Ayık, bize siz buraya gelirken kimden izin aldınız diyordu. Arkadaşlarımız ölüme giderken bunları söylüyordu. Çetinsaya bizim sınıf düşmanımız, ama bir düşmanımız daha vardı. O da Genel-İş'in şube yönetimleriydi. Biz bunlara rağmen kazandık. Bana göre yeterli bir kazanım değil, bunlara rağmen elde ettik. Bu direnişten çok dersler öğrendik. Gerçekten biz bu eylemi kazanacaktık. Ailemizle, eşimizle, çocuğumuzla çok güzel bir mücadele verdik. Eksiğimiz var, hatamız var, yanlışımız var. Ama buna rağmen kazanımımız daha çok. Bir kez daha söylüyorum. Şu anda Genel-İş'e bağlı şubelerin burayı terk etmelerini istiyorum Çünkü direnişimize hiç bir katkıları olmadı, tam tersi zararları oldu. DİSK, Genel-İş'te açlık grevi yaparken bunlar kar- şımızda kebab yediler arkadaşlar, kebap. Biliyor musunuz burada çoluk çocuğumuza simit parası bulamazken, biz yol parası bulamazken bunlar karşımıza geçip toto oynadılar toto, toto! At yarışı oynadılar. Karşımıza geçip kilolarca fındık yediler fındık! Suç bizde, o fındıkların kabuklarını da yedirecektik. Bugün hiç utanmadan karşımızda oturuyorlar. Bizim suçumuz çok aslında. Ama buna rağmen biz 101 gün boyunca bedenlerimizi

5 Genel-İş 7 Nolu Şube Başkanı Erol Ekici: Saldırıyı Bir Yerinden Kırmalıydık, Kırdık! Direniş yaklaşık 80 işçinin işe geri dönmesiyle sonuçlandı. Ancak 60 işçi işsiz kaldı. Direnişe son vermenizde hangi etkenler belirleyici oldu? Direniş sonuç olarak bizim tam istediğimiz biçimde sona ermedi. Ancak kazanan yine de biz olduk. Biz kazandık çünkü uzun süredir ilk kez 13. maddeden atılan işçilerin bir bölümü de olsa işe geri dönüyor. Bu önemli bir noktadır ve sonuçsuz direnişler geleneğini kırdığımız için sadece Eminönü işçisi değil genel olarak işçi sınıfı için bir kazanımdır. Doğrudur, biz 265 işçinin dönmesini istiyorduk, bunu söyledik, kararlılıkla vereceğimiz mücadele sonucu bunu sağr layacağımıza inandığımız için bunu söyledik. Fakat süreç içerisinde pek çok etken bunu olanaksız hale getirdi. Ekonomik yönden sendikaların diğer direnişlerde olduğu gibi ellerinde bir sürü imkanlar olmasına rağmen ciddi hiçbir yardımları olmadı. Sendika Genel Merkezleri ve konfederasyonlar siyasi iktidarın çizmiş olduğu sınırlar içerisinde sendikacılık yaptıkları için direnişlerin hadeflenen yere varmamasında özel çabaları var. Bu nedir? İşçilerin uzun süreli direnişlerini ekonomik anlamda sıkıntıya sokarak direnişin uzun sürede kendiliğinden güç kaybetmesine çalışmaktır. Gelinen aşamada yaşadığımız gerçekte DİSK Genel Merkezi bir sürü imkanı olmasına rağmen Eminönün'de insanları ekonomik yönden rahatlatacak hiçbir imkan sunmadı. İkincisi; şimdi ülke genelinde işten çıkarmalar özelleştirme taşeronlaştırma adı altında başlamıştır. İşten çıkarmaları ve işçi kıyımlarına karşı sendikaların Gebze'deki tavrı ne ise, Adana'daki ölüme koyarak, çok yerde halkımızın desteğini alarak kazanımlar elde ettik. Bunlar o gelen destekçileri dahi inanabiliyormusunuz hazmedemediler, inanırmısınız kazanmamızı hazmedemiyorlar. Haklar ve Özgürlükler Platformu'ndan 15 arkadaş açlık grevi için geldi. Sayın şube başkanlarımız hazmedemediler. Bir kere gelip de arkadaşlar ne yapıyorsunuz burada, haliniz ne demediler. Utanmadan, sıkılma- tavrı ne ise ve Ankara'daki tavırları ne ise Eminönü'ndeki tavn da aynı oldu. Peki neden böyle? Şimdi nedenini başta söyledim, yani siyasi iktidarın çizmiş olduğu sınırlar içerisinde sendikacılık yapma anlayışlarından kaynaklıdır. Önümüzde Gebze ve Ankara deneyimi var. Eminönü'nden işten atılan 265 işçinin işine dönmesi şiarı ile bizim başlatmış olduğumuz eylem başarı ile bittiğinde diğer işyerlerindeki işçiler de şubelerinden ya da kendi Genel Merkezlerinden aynı tavn bekleyeceklerdir. Böyle bir tavır sergileme cüretinde olmayanlar daha sonra işçilerin direniş yönündeki isteklerine cevap veremeyeceklerinden buradaki direnişin kazanmasını istemediler. Sizin direniş içinde olumlu veya olumsuz olarak gördüğünüz, ders çıkardığınız yönler nelerdir? Yani şöyle yapsaydık daha olumlu sonuçlar elde ederdik dediğiniz bir nokta var mı? Tabi ki muhakkak var, yani hataların, hatalarımızın olmadığını söyleyemeyiz. Hata yapmamak için oturup hiçbir şey yapmayacaksın. Yani şurda hata yapmazdık; genel merkez gibi düşünsek "Eminönü Belediyesi'nden 265 insan atıldı, tazminatları da ödendi, yapacak bir şey yok" diye düşünsey- Dik direniş olmaz ve hiç hata yapmamış olurduk? Ama bugün ülkede işçi sınıfına yönelik bir saldırı var. Bu saldırı, bir yerden dan bedenlerini ölüme koyan üç arkadaşımıza bu çözüm değil, kalksınlar direnişi bitirsinler dediler. Onu da aracı koyarak söylediler. Çünkü insafları yok, yüzleri yok, insanlık diye bir duyguları yok. Onun için aracı koyarak direnişi bitirmek istediler. Evet, Genel-İş'in genel başkanından alın tüm şubeleri suçludur, ihanetçidir." Ali Öztürk'ün sözleri ayağa kalkan 140 işçi tarafından alkış- kırılmalı düşüncesiyle eylemimizi başlattık. Peki neydi hatalarımız? 101 günlük direniş içerisinde komiteleri istediğimiz biçimde oturtamadık. Her zaman herkesin söylediği gibi sınıfın mücedelesine ivme kazandırılması, direnişlerin kendi içerisindeki örgütlülüğü sağlayacak bir komiteleşmenin sağlıklı bir şekilde kurulup işletilmesinden geçiyor. Uzun zaman-, dan beri işyeri komiteleri olmasına rağmen kendi iç işleyişinde bir program yani kollektif çalışma biçiminin oturturtamadığı direniş sürecinde kedini gösterdi. Atılan 265 işçinin dışardaki güçlü eylemleri önemli sonuçlar yaratabilir, ancak orada çalışan yaklaşık işçinin işi bırakmasıyla direniş çok güçlü bir konumda olabilirdi. Bunun sağlanamamasını neye bağlıyorsunuz? Şimdi bakın Eminönü Belediyesi'nden 265 insan hemen bayram sonrası işbaşı yapıyor. İki gün sonra da paydos ettikleri bir saatte dosyalan önlerine konup işten çıkarıldıkları söyleniyor. İşten çıkarılanlarda, kalanlarda belli bir şaşkınlık, tedirginlik var. Biz ilk önce atılan 265 kişinin eşini, çoluğunu, çocuğunu düşünerek, nerden bakarsanız harekete geçirelebilecek bin-binbeşyüz dolayındaki insanla yapılacak eylemlilikler konusuda yoğunlaştık. Gerek içerdeki işçilerin gerekse dışarı larla, "bravo" haykırışlarıyla karşılık buldu. Uzun süre alkışlar devam ederken salonun dört bir yanından Genel-İş şube başkanlarını hedefleyen sesler yükselmeye devam etti. Çetin Uygur'un Ali Öztürk'e müdahale ederek ortamı yumuşatma çabası işçilerin tepkisi ile karşılaştı. Ali Öztürk'ün konuşmasına "Bunlar görevlerini yaptılar. Çünkü bunların görevi işçi sınıfı içinde işçi düşmanlığıdır. Bu eylemi bitirmek için ellerinden gelen her türlü gayreti gösterdiler. İşe dönemeyen arkadaşlarımız oldu. Bu ihanetçilere sesleniyorum; Ellerine kına yak- atılan işçilerin o günkü ruh hallerini dikkate alarak, mücadele içerisinde her geçen gün motivasyonu yükselten mücadele biçimleri geliştirmeye çalıştık? DİSK Genel Merkezi'nin işin içine girip Çetinsaya ile randevu alma süreci oldu ilk 9 gün. Bu da bizi bir beklentiye itti. Bu bekleti süreci işçilerin ilk günkü tepkilerini biraz daha törpüledi. 9. günde yapılan görüşmelerden sonra bir basın açıklaması yapıldı. Her türlü eylemlilikle 265 işçinin işe alınacağı mesajı verildi. Ve gerçekten 9. günden sonra ailelerimiz, eşlerimiz ve dostlarımızla birçok eylemi geliştirdik. Yürüyüşler, bildiri dağıtmalar, parti işgalleri vb. eylemlilikler hayata geçirildi. Peki direnişte daha çok nelerle mücadele ettiniz, yani Çetinsaya karşımzdaydı. Onun dışında nelere karşı mücadele ettiniz? Şimdi direnişte 15 Mayıs'tan sonra sadece karşımızda olan Çetinsaya değildi. Karşımızdaki bugüne kadar işten atılmalara kayıtsız kalan sendikacılar vardı. Devlet, polisiyle karşımızdaydı. Daha sonra ölüm orucunu gündeme getirdiniz. Evet, Ölüm Orucuna 67. gün başladık ve toparlayıcı oldu. Bugün 60 arkadaşımız ek tazminatlarla da olsa dışarıda kaldı ama gerek 80 kişinin işe geri dönmesi, gerek 13/ madde tensikatlarında olumsuz geleneğin yıkılması boyutuyla eylemi kazanımla sona erdirdik. Buradan eyemimize destek veren herkese, tüm işçi kardeşlerime, tüm halkımıza teşekkür etmek istiyorum..* sınlar" diyerek sözlerini bitirirken yine işçiler tarafından uzun süre alkışlandı. Sarı sendikacılar salonu terk etti Genel-İş şube başkanlarını huzursuz eden bu konuşma salonda tansiyonu oldukça yükseltti. Genel-İş 2 No'lu şube başkanı Hüseyin Ayık bu konuşmaya cevap vermek için kürsüye geldi. Ayık daha "Arkadaşlar " der demez ayağa fırlayan bir işçi bağırarak "Biz senin arkadaşın değiliz sen git çıkar birliği yaptıklarına söye o lafı" diye tepki gösterdi. İşçilerin 101 gün

6 boyunca belediye patronu Çetinsaya'ya, devletin polisine MHP'li faşistlere karşı direnirken karşılarında bir de bu sarı sendikaları göre göre biriktirdikleri öfke dinmek bilmiyordu. Salondaki işçilerin çoğu ayağa kalkmış şube yöneticilerinin yaptıklarını yüzlerine vuruyorlardı. Kürsüdeki Hüseyin Ayık yoğun tepkiden bunalmış, kıpkırmızı olmuştu. Ka- çıp giden şube başkanlarının ardından Hüseyin Ayık'da benzer sözler söyleyerek salonu terketti. Salondaki öfke sürüyordu. İşçiler 101 gündür damla damla içlerine akıttıkları acıyı döküyorlar, söyleyemediklerini dile getiriyorlardı. Çetin Uygur tansiyonu düşürmeye yönelik bir konuşma daha yaparak DİSK Genel Başkanı Rıdvan Budak'ı görüşmelerdeki son durumu açıklamak için salona davet etti. Rıdvan Budaktan "özeleştiri": "Yeterli Destek Veremedik" Eminönü işçilerinin büyük tepkisini gören Rıdvan Budak daha konuşmasının başında gerçeği kabul ederek yeterli desteği vermediklerini itiraf etti. Özeleştiri niteliğinde bir konuşma yapmak zorunda kalan Rıdvan Budak şunları söyledi: "Türkiye işçi sınıfının, sendikal hareketin üzerindeki ölü toprağı maalesef kaldırılabilmiş değil. Eminönü'- nde direnen arkadaşlarımızın eylemine istenilen boyutta destek verilmemiştir. Verilmemişse bundan en çok dersi DİSK'in genel başkanı olarak kendime çı- Ölüm Orucu direnişçisi Haydar Aslan direnişi değerlendirdi "Parasını verir istediğimi atarım" zihniyetini yendik Direnişin gelişim seyrinde destekler, karşı saldırılar, direnişin kendi eksikleri, fazlaları olumlu- olumsuz yanları boyutuyla nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz? H. ASLAN: Desteklerden başlarsak ailelerimiz direnişin başından sonuna gerçekten büyük destek sağladı. Bununla birlikte gerçekten halkımıza şükran borçluyuz. Halkımız bizi yalnız bırakmadı. Direnişimizin başından bu yana akın akın gerek maddi gerek manevi desteklerini bize sundular. Ama burada özellikle başta sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinden desteğin zayıf olduğunu gördük. Gerekli desteği göstermediler. Bu konuda tabi ki merkezlerden kaynaklanan eksiklikler olarak görüyorum. Sendika merkezleri mi? Evet, sendikaların üst düzey merkez yönetimlerinden kaynaklı olumsuzluklar. Duyarlı, demokrat alt birimdeki bazı şube yöneticileri ve temsilcileri, bize onlar da destek verdi. Ama bugün Türkiye işçi sınıfı gerçekten bu genel merkezi yapılanmalara bir karşı çıkış yapmalı, bunlardan hesap sormalıyız. Eminönü direnişinden çıkardığımız ilk ders bu oldu. Peki neden destek vermediler. Bu sendikalar yani sendika genel merkezleri veya örgütlü olarak sendikal yapılar: Bu direnişte örneğin ekonomik olarak çok sıkıntı çektiğinizi biliyoruz. Direnen işçi arkadaşlarımızın her birine üç aydır 5 milyon gibi bir para yardımı yapılabildi. Bu yol parası bile değildir. Çünkü ailelerimiz hergün buraya gelip gittiler. Çoluk çocuk buraya bu yol parası ile geldi. O zor şartlarda direniş gelişti ve direniş bu safhaya geldi. 12 Eylül'ün ürünü olan 2821 ve 2822 Sendikalar Kanunu sendikaların bağış yapmasını yasaklıyor. Ama mesele bu değil. Sendikalar "Kanunları aşamıyoruz. Bu yasalar varken sizlere para aktaramayız" gerekçesinin arkasına sığınıyor. Ancak istedikleri zaman yolunu bulabiliyorlar. Örneğin Jaguar alabiliyorlar ama direnişlere yardım etmiyorlar. Bu tamamen niyet meselesi. Eminönü direnişinin genel olarak da DİSK içerisinde Genel İş içerisinde yalnız bırakıldığı doğru mu? Evet, yalnız bıraktılar. Ve sadece ekonomik açıdan değil, eylemi destek açısından da. Bugüne kadar atılan işçinin "kıdem ihbar" tazminatları ödenmişse ona sahip çıkılmaz anlayışı hakim bu sendikalarda. Bunlara göre orada direniş falan da konulamaz. Çünkü yasal olarak tüm hakları verildiğinden dolayı orada harhangi bir hareket geliştirilemez mantığı var. Ama bakıyoruz atılan işçiler var sürekli. İhbar tazminatları verilse de üzerinde durulması gerektiğinin bilinciyle böyle bir direniş gerçekleştirdik. Yani burada parayı verince ben istediğimi atarım diyen burjuvaziyle hesaplaştık. Ahmet Çetinsaya'ya ve onun gibi düşünenlere bir ders vermek için bu direnişi geliştirdik. Ve gerçekten de bu direnişin sonunda ben öyle görüyorum ki ders verdik. Peki bugün işe dönmeyen işçiler var. bu işçilerin duru mu ne olacak? Direnişi devam ettirip de işbaşı yapamayan 65 arkadaşımız kaldı. Tabi bu bir sıkıntı yaratıyor. Direnişin daha ileri kazanımlarla bitebileceğini görsek devam ederdik. Ama gelinen aşamada elimizdeki kazanımla noktalamak durumundaydık. Artık bu işçi arkadaşlarımızı değişik işlere yerleştirmeye çalışacağız. Peki şu anda direnişinizle ilgili eksik yada yanlış yaptık dediğiniz şeyler var mı? Mesela direnişin başında işten atılmayan işçilerin desteğini örgütleme noktasında iş bı- raktırma noktasında? Ben önce şunu söyleyeyim. Üretimden gelen gücün kullanılmasıyla sonuç alınacağını peşinen söylemek mümkün değil. Çünkü güçsüz duruma da düşebilirdik. Belki direniş baştan da bitebilirdi. Aynı olay Şişli'de yaşandı ama polis saldırısıyla direniş daha baştan dağıtıldı. Örgütlülük de yaratılamadığı için devam etmedi. 30 günde iş bırakma girişiminiz oldu ama başarılamadı... Evet, 30. güne kadar arkadaşlar sürekli ziyaretlere destek veriyorlardı ancak tedirgin olduklarını bizlere iletiyorlardı ve son olarak bize "siz bir karar alın biz o karara uyarız" dediler. Bizde o zamana kadar diğer eylemlerle sonuç alınmayınca 30. gün çalışan arkadaşların da üretimi durdurmasını sağlamaya çalıştık. Ancak yine poiis zoruyla provokatif ortam yaratılarak eylem kırıldı. Şube başkanımız Erol Ekici ve iki yöneticimiz gözaltına alındı. Direnişin 67. gününde ölüm orucuna başladınız. Nasıl bir değerlendirme sonucu başladınız ölüm orucu direnişi- Ne? Tabi ki ölüm orucu son çare değildi ama karşımızdaki cephenin direnişi uzatıp etkisizleştirme yönündeki politikasına karşılık direnişi hızlandırmak daha çabuk sonuç alınmasını sağlamak için ölüm orucunu seçtik. İşte bugün 34. gününde böyle bir sonuç elde ettik. Peki kazanımları yeterli görüyor musunuz? Gelinen nokta bizi tam tatmin etmiyor. Bu açık ama işçi sınıfı açısından yaratacağı etkilerle Eminönü direnişi bir kazanımdır, bir örnek oluşturmaktadır. Bizler nasıl Kağıthane'den, Gebze'den, Pendik'ten dersler çıkartarak direnişe hazırlandıysak bundan sonra (inşallah işçi atılması olmaz ama Türkiye gibi bir ülkede yaşıyoruz illaki bu patronlar yine işçi atacaklar) bundan sonra da diğer işçi kardeşlerimiz Eminönü direnişinden örnek alarak bizim eksikliklerimizi değerlendirerek daha iyi bir mücadele yürütme şansına sahip olacaklar. Bizim direnişimizden çıkarttığımız ders olarak tüm işçi sınıfına her şeyden önce kendi özgücüne güvenmesini kendi birliğine, mücadelesine güvenmesini öneriyoruz. Başka hiç kimseye değil kendi özgücüne, örgütlülüğüne ve tabiki eşine çocuklarına ondan sonrada halka güvenmek gerekiyor. *

7 karmak istiyorum, DİSK'in yönetimine çıkarmak istiyorum, sendikaların iç işleyişine çıkarmak istiyorum. Demek ki biz bir yerlerde sınıfı topyekün harekete geçirecek en azından o iş kolunda lokal bazda o işyerine katkı verecek örgütlülüğü henüz sağlayabilmiş değiliz" Rıdvan Budak yeterli desteği vermediklerini itiraf etti ancak "Bu bizim eksiğimiz, ayıbımız değil" sözleriyle yine DİSK'i temize çıkarmaktan vazgeçmedi. Türkiye'de "adaletsiz, hukuksuz, ahlaksız bir düzen" olduğunu söyleyen Budak bu düzen karşısında güç olmayı, bu düzenin nasıl aşılabileceğini nasıl güç olunabileceğini düşünmek bu konu da çalışmak gerektiğini söyledi. Eminönü direnişinin ilk bakışta benzer İşçi direnişlerinden biri gibi görünebileceğini, öyle değerlendirilebileceğini, fakat bunun yanıltıcı olacağını söyleyen Rıdvan Budak "Eminönü işçilerinin yaptığı bu uzun direniş, belki tüm arkadaşların işe geri dönmesini sağlamayacak. Ancak sonuçta ben biliyorum ki ANAP Genel Başkanı Yılmaz'ın başkanlığında İstanbul ANAP teşkilatının yaptığı toplantıda Bahçelievler Belediye Başkanı kalkıp '- Ben Ahmet Çetinsaya'nın yaşadıklarını gördükten sonra işçi çıkarmamaya karar verdim' demiş. Eminönü işçilerinin asıl başarısını belki kendileri için yaptıklarından çok sınıf için yaptıklarında aramak lazım" dedi. Sözlerinin devamında "Birileri gibi düşünmediğimi açıkça ifade ediyorum. Ve isyan ederek ifade ediyorum; İşçiler yalnız aidat verdikleri sürece sendikaların üyesi değildirler, bu mesajı alması gereken herkes alsın; işçiler işten atıldıktan sonra da DİSK'in üyesidirler, bizim üyelerimizdirler. Aidat verdikleri sürece işçilere sahip çıkmak, kapıya konulduklarında sahip çıkmamak şerefli bir davranış değildir. Kim ne istiyorsa onu anlasın. İçini miçin açmıyorum. Neysem oyum, ne düşünüyorsam onu söylüyorum. Sendikacılığı eğer yapacaksak böyle yapacağız" diyerek üstü örtülü olarak Genel-İş merkez yönetimini ve kimi şubelerini eleştiren Rıdvan Budak daha sonra Çetinsaya'nın imza atmayı kabul ettiği protokolün son şeklini açıklayarak kararın işçilere ait olduğunu söyledi. Daha önceki toplantılarda direnişi elde edilen kazanımlarla sona erdirme kararı çıkmıştı. Ancak protokol netleşikten ve Çetinsaya tarafından, imzalandıktan sonra bir kez cjaha tüm işçilerin katıldığı bu toplantı ile son karar alınacaktı. Direniş burada noktalanırsa salondaki 140 işçiden 60'ı işe geri dönemeyecekti. Bu durum salondaki işçilerin yüzünde bir gölge bırakıyor, işe dönebilecek olanların sevinci bu burukluğu taşıyordu. Ama öte yanda ölüm orucunun 34. günündeki durumu ağırlaşan ölüm orucu direnişçileri vardı. Bu nedenle direnişe İşçi Ali Öztürk: "Dostu düşmanı tanıdık" Bu direnişle siz ne kazandınız? İşçi sımfı ne kazandı? parası alacaklar. Bu bizim için kazanımdır. minalarının yanında 7 aylık da bir işsizlik Eminönü'nde 101 gün boyunca bir direniş Kağıthane direndi kazanamadı. Kartal direndi kazanamadı, Pendik kazanmadı. Böyle sürmesi bile kazanımdır. Karşımızdaki cepheye rağmen bir Genel-İş'in bir DİSK'in olunca "kazanamayız" imajı vardı insanlarda. Ve Eminönü 101 gün direndi tamemen şubeleriyle beraber bizi yalnız bırakmaya çalışmasına rağmen biz iş akdimizin feshedildiği olmasa da kazandık diyebiliriz. Üstelik karşımızdaki geniş cepheye rağmen kazandık. günden itibaren eylemi tercih ettik, direnmeyi tercih ettik. Özellikle şunun altını çizerek Kazanımımız daha çok. Karşımızda işvereniyle sendika ağalarıyla, devletiyle işçi söylüyorum. DİSK'in ve Genel-İş'in hiç bir yardımı olmadı. Tam tersine eylemi bitirmek düşmanı bir cephe bulunmasına rağmen kendi özgücümüzle zorla da olsa için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ancak halkımızın biz kazandık. 101 gün boyunca bir çok şeyler maddi manevi yoğun bir desteği ile kazandık. yaptık. Dersler çıkarttık. Dos- -tumuzu düşmanımızı tanıdık. Şu andaki şube başkanları bile afallıyorlar. Çünkü direnişi bu kadar sürdüreceğimize Neden cephe aldılar, kazanmanızı istememelerinin nedeni ne? inanmıyorlardı. Nedeni açık zaten. Eğer eylem başarıyla sonuçlanırsa kendilerinin de yarın aynı sorunlarla karşılaştıklarında işçilerin kendileri- Ekonomik sıkıntımız olmasına rağmen, atılan arkadaşlarımızın bir çoğu kiracı olmasına rağmen biz yine de bunu kazandık. ne "Eminönü direnişi kazandı siz neden aynısını yapmıyorsunuz" diyeceklerini biliyorlar. Bu yüzden eylemin bir an önce fiyaskoyrinden biri de Eminönü işvereninin işçilere Eminönü direnişinin en büyük özelliklela sonuçlanmasını istediler. karşı "kesin" tutumunun kırılmış olmasıdır. Eylem fiyasko ile sonuçlanınca bunlar Yani Eminönü işçilerini çıkardığı zaman "terörist" dedi. "Terörist" olarak kamuoyuna ne kazanacak? Bunların elbette koltuğu rahat olacak. İşte lanse etti. Şimdi Çetinsaya'ya 80'e varan insanı geri almakla bir kere her şeyden önce yarın bir Fatih, Anakent, Büyükçekmece haklarını almak için eyleme geçtiğinde Eminönü'nü örnek gösterip eğer siz de direniş dinde kendisi çürüttü. Kendi ifadesiyle 80 ta- kendi söylemiş olduğu şeyi kamuoyu nez- yaparsanız eylem yaparsanız aynı olayları ne "teröristi" geri almış oldu. Eminönü işçisinin en büyük kazanımı bu direniş boyunca siz de yaşarsınız" diyeceklerdi. Ancak bizim 101 günlük direnişimiz binlerce insanı sokağa atmayı hesaplayan Belediye başkanlarına sıdır. Yıllardır şeytan üçgeni diye nitelediği- gerçek dost ve düşmanlarını çok iyi tanıma- geri adım attırdı. Çünkü Eminönü'ndeki direnişi gördüler, havayı gördüler. Şimdi işten tifakı Eminönü direnişine yenilmiştir. Yani miz san sendikacılar ile işveren ve devlet it- atarken iki defa düşünecekler. bugün gerçekten özelleştirme ve işçi kıyımıyla karşı işçi sınıfına emekçi halka yapı- İşe geri dönüşün böylesi bir etkisi olduğunu söylüyorsunuz. Bundan sonra diğer lan saldırılara Eminönü işçisi güzel bir cevap şubelerden diğer belediyelerden, işyerlerindende işçiler atıldığında "işe geri dönüle- 80 tane işçinin geriye dönmesi bu anlamıyla vemiştir. Direniş bu anlamıyla kazanımdır. mez türünden yaklaşımlara karşı Eminönü kazanımdır. direnişçileri örnek olacak mı? Aynı zamanda genel olarak işçi sınıfına Tabi. Şu ana kadar 140 kişi kaldı. 140 kişiden 80 kadarı geri döndü civarında denildiği zaman kazanımlar olacağını göster- ve emekçi halk kitlelerine Eminönü direnişi arkadışımız kaldı. Onlarda ihbar kıdem taz- mektedir. * devam edelim diyenler el kaldırsın" denildiğinde bir tek el kalkmadı. Rıdvan Budak kelimeyi değiştirerek tekrar sordu: "direnişi bitirelim diyenler el kaldır- sın" Salondaki hemen tüm işçi ler ellerini kaldırıldılar. 101 günlük Eminönü direnişi elde edilen çeşitli kazanımlarla böyle sona erdi. *

8 Kesik başlar üzerine hesaplar Son bir hafta-on gün içerisindeki gazete manşetlerini okuyan, yetkililerin demeçlerini dinleyen herhangi biri Türkiye'yi demokratik, insan haklarına saygılı ve örneğin idam cezalarının olmadığı bir ülke sanabilir pekala. Egemen sınıflar basını, TV'leri, partileri, hükümeti ve cumhurbaşkanıyla, Suudi Arabistan'daki dört insanın idam edilmesi karşısındaki gösterdikleri tavır, oligarşinin iç ve dış politikadaki çelişkilerinin, güçsüzlüklerinin ve başvurduğu taktiklerin de adeta bir aynası oldu. Oligarşi Suudi Arabistan'daki idamları neredeyse "asmayalım da besleyelim mi" sözünün sahibinin bile katılacağı bir kampanyaya dönüştürdü. Biliniyordu ki, tüm bu gazeteler, tüm bu zevat idam cezalarına karşı değillerdir. Kendi meclislerinde bekleyen idam dosyaları, kendi cezaevlerinde yatan yüzlerce idam hükümlüsü vardır. Savundukları, sahip oldukları bu düzen, kendi Başbakanlarından bakanlarına, subaylarına, adli suçlulardan devrimcilere kadar onlarca kişiyi idam etmiş, sivil yada askeri mahkemelerinde binlerce idam kararı vermiş bir düzendir. Peki o zaman mesele nedir? İpe çekilmeyip de kılıçla kesilmesi mi! Ama bunun da "mesele" olması mümkün görünmüyor.. Çünkü yine bu gazeteler ve zevat, işin ucunda düzen olunca öldürmeye de, öldürmenin hiç bir ama hiçbir biçimine da karşı değillerdir. "Mesele" bir kaç yönlüydü aslında. Oligarşi Suudi Arabistan'daki idamları gündemin en önüne çıkararak bir taşla birkaç kuş vurma hesabı yapmıştır. Dört İdam ve Köşeye Sıkıştırılan Refah Partisi Krizin derinleşmesine paralel olarak çelişkileri giderek derinleşen ve hemen her vesileyle saflaşma yaşayan oligarşi içindeki güçler, bu olayı da kendi iç çatışmalarının malzemesi haline getirmekte gecikmedi. Bu defaki saflaşma esas Refah'a karşı bir hesaplaşma olarak biçimlendi. ANAP'ından DYP'sine, DSP'sine, CHP'sine kadar hemen tüm partiler "İşte Refah'ın savunduğu model budur" diyerek Refah'a saldırıp, yoksul dört insanın kafalarının Suudi gericiliği tarafından kesilmesini iç politikada kendi lehlerine çevirmeye çalıştılar. Bir anda herkes Körfez Savaşı sırasındaki "dost ülke" deyişlerini, Suudilere "ödünç asker" verme çığırtkanlığını unutup, Suudi Arabistan'da ne kadar zalim bir diktatörlük olduğunu, İslam-Şeriat adına halka nasıl baskı uygulandığını, Suudi hanedanının rezil-yoz hayatlarını anlatmaya başladılar. Anlatılanların hemen hepsi doğruydu elbette. Eksiği var, fazlası yoktu. Suudi Arabistan, petro-dolarlarla ve ABD desteğiyle ayakta duran bir devletti; Ortadoğu halklarına karşı her gelişmenin, her saldırının içinde olan bir sömürü ve zulüm krallığıydı. gerçekten de. Gerçek olmayan bunları söyleyen samimiyetleriydi. Bu gerçekleri işlerine gelince görüyor, işlerine gelmeyince yok sayıyorladı. Ve üstelik halka zulüm uygulamak da, dini kullanmak da kendi politikalarının arasında varolan şeylerdi. Refah'sa bu gelişmeler karşısında hık mık etmenin ötesinde bir şey diyemedi. Çünkü bir yanda oluşturulan kamuoyu vardı, idamları bu kamuoyuna karşı savunamazdı; ama öte yanda da siyasi hamisi ve finansörü Suudiler vardı, onlara da birşey diyemezdi. Herkesi "Batı"ya bağlı olmakla suçlayan Refah da, gerçekte emperyalizme bağlı ve bağımlı bir partiydi. Ne var ki ABD emperyalizmiyle ilişkisi doğrudan değil, Suudi Arabistan aracılığıylaydı. Suudi Arabistan'a bu bağımlılığı nedeniyledir ki, müslüman Irak halkı ABD emperyalizmi tarafından bombalanırken müslümanlığını falan unutuvermişti. Kesik başlar üzerine oluşan gündem bu yanıyla da, savunduğu "şeriat sistemi" açısından da Refah'ı canevinden vurmuştu. Politikada ikiyüzlülüğün, istismarın ve bağımlılığın faturasını bu hesaplaşmada ödemek zorunda kaldı Refah. Şimdi ise Suudiler üzerinde etkinlik sağlayacak kadar güçlü roller oynayarak, daha önce iki idamı nasıl durduklarını anlatıyor ve yeni idamları engellemek için seferber olduklarını göstererek yaratılmak istenen olumsuz imajı silmek istiyorlar. Gündem Değişsinde Ne Olursa Olsun. Suidi Arabistan daki İdamlar, Oligarşiye ilaç gibi gelmiştir. Oligarşinin sorunu bu denli öne çıkartışındaki amaçlarından biri gündemi değiştirmektir. Yüzbinlerce işçi toplu sözleşme kavgasına da girmiş, grev yapmış ve Genel Greve doğru adım adım gitmektedir. Oligarşi Kuzey Irak üzerine, Kürtler üzerine, Kıbrıs üzerine emperyalizmle ka- muoyunda tartışılmasını asla istemediğihesaplar, pazarlıklar içindedir. Memurlar hareket halindedir, daha bir kaç gün önce Başbakanı, yardımcısıyla birlikte üreticiler yuhalamışlardır. Velhasıl gündem oligarşinin rahatsız olduğu noktalarda yoğunlaşmakta, Dersim-Özel Tim meselesi gibi konuları da bir türlü savuşturamamaktadır. Oligarşi, Suudi gericiğinin döktüğü kanları tüm bunların üzerine yaymaya çalışmış ve burjuva basındaki kalemşörlerinin büyük desteğiyle bunda bir ölçüde başarılı da olmuştur. Oligarşi son bir kaç yıldır bu taktiğe sıkça başvurmaktadır. Gündem dışı bir gündem olsun da ne olursa olsun... Cumhurbaşkanı, Başbakan Türkiye tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar çok ve sık dış geziler düzenliyorlar. Giderken yanlarında burjuva basınının "en" köşe yazarlarını ve ekran ağalarını da götürüyorlar. Sonra halkımız günlerce kah Japon mucizesini, otoyollarını, kah Çin şeddini, kah Kazakistan'ın halısını, kilimini okuyup, seyrediyor medyada. Geziye katılmayanlar da "gezinin perde arkası " yorumlarıyla gündemi oralarda kilitleme operasyonunu tamamlıyorlar. Kesik başlar, bu tür operasyonların en boyutlularından biri oldu. Ulusal Onur Demagojisi "Kendi Vatandaşımızın Kafasını Kendimiz Keseriz" Emperyalizm karşısında secdeden kalkmayıp, ulusal onuru ayaklar altında çiğneyenler, Suudi Arabistan'daki idamlarla bir parça da olsa "ulusal onur" demagojisi yapma imkanı buldular. Başta koalisyon hükümeti, "ulusal onur" demagojisi yapıp bir "dış politika zaferi " kazanmak için hevesle saldırdılar idamlara. Bu ülkenin egemen sınıfları "dış mihrak" konusunda, emperyalist efendileri dışında, çok hassastırlar. Hiç birşeyin "dış mihraklarca" yapılmasını, belirlenmesini istemezler. Öyle ki, "bu ülkeye komünizm

9 lazımsa onu da biz getiririz" diyecek kadar "milliyetçi"dirler. Ülkesinde binlerce insanı katleden, özel timleriyle kafa, kulak kesen, Gerici- Faşist Devletlerin Vereceği Hiçbir Ceza Adil Olamaz Gerek bu olayı oligarşi içi çatışmaların şılıklı iadesi" için başvurduğu ama Türkiye oligarşisinin buna cevap bile vermediği or: taya çıkıyor, oligarşinin "vatandaşlarına sa- anlamdadır ki, Kurtuluş Partisi, Suudi Arabistan'daki idamlara muhtevasıyla da, biçimiyle de karşıdır. mahkemelerinde binlerce idam kararı veri- hip çıkma" demagojisi bir darbe de burdan Oligarşi ise, böyle bir karşı çıkışın öte- len rejimin Suudi Arabistan'daki olay kar- malzemesi haline getirmelerinde, gerekse yiyordu. sinde sorunu yalnızca "malzeme " olarak şısındaki tavrı da budur: Demek istemek- gündemi değiştirme çabalarında, ulusal Devrimci Halk Kurtuluş Partisi, uyuşturu- görüp, idamlar karşısında oluşan duyarlılığı tedir ki, "biz kendi vatandaşımızın kafasını onura sahip çıkıyor görünmelerinde aslında cu kullanımına, kaçakçılığına karşıdır. istismar peşindedir. Halka karşı uygulanan kendimiz keseriz" yalnız Refah'ın da değil, tüm düzen partile- Uyuşturucu kaçakçılığını halklara karşı bir baskı ve zulüm, oligarşik diktatörlüğü boğa- Daha bir kaç yıl önce uyuşturucu ka- rinin ikiyüzlülükleri, istismarcılıkları da olan- düşmanlık olarak değerlendirmektedir ve zına kadar suça gömmüştür. Yolsuzluklar- çakçılığına idam cezası verilmesi bu ülke- ca çıplaklığıyla su yüzüne çıktı. şiddetle cezalandırılmasından yanadır. An- da, rüşvette, ahlaksızlıkta, ikiyüzlülük, ya- de kanunlaştırılmıştır ama hiç kimse bunu Örneğin, "muhalefet lideri" Mesut Yıl- cak emperyalist-kapitalist ülkelerde uyuştu- lan ve istismarda da her şey boğazlarını bi- hatırlamak istememektedir. Gereken bir maz, "ANAP'ın sekiz yıllık iktidarı dönemin- rucu kaçakçılığını organize eden bizzat le aşan büyüklüktedir. İşte bu yüzden insan dış politika "zaferi"dir. de yurtdışında kimsenin kafası kesilmedi. devlet ve egemen sınıflardır. Ve işsizliğe, hakları, demokrasi, insancılık adına başvur- Dış politikası ulusal onursuzluk ve Bizim zamanımızda da orada mahkum sefalete mahkum edilen, uyuşturucuya dukları her manevra, ellerine, ayaklarına uşaklık üzerine şekillenmiş olan oligarşi, Türkler vardı. Hükümetimizin kararlılığı bu- alıştırılan yoksul insanlar bu işte kullanıl- dolaşmaktadır. Bu konularda birbirlerine doğal olarak bu "kolay zaferi de kazana- nu engelledi.."derken oyundaki bu basitliği maktadır. Dolayısıyla emperyalizmin, em- söylecek bir şeyleri de yoktur. Birbirlerine madı. Gönderdikleri özel elçi, kralla görüş- ve ikiyüzlülüğü ele veriyordu. Kendi baskı- peryalizm işbirlikçisi Suudi Arabistan yada söyleyecekleri her şey, her hesaplaşmaları me dahil hiç bir talep kabul edilmeksizin cı, zalim düzenleri bu sıradan manevrada Türkiye gibi faşist gerici devletlerin bu ko- sonuçta kendilerini teşhir etmekte, halka ve kös kös geri gönderildi. Oligarşi, "umut ve- bile ayaklarına dolaştı. Refah'a karşı bu nuda verdiği ve vereceği ceza hiç bir biçim- birbirlerine yönelttikleri silahlar kendilerine rici görüşmeler oldu" açıklamalarıyla ve fırsatı kullanalım derken, hiç istemedikleri de adil değildir ve olmayacaktır. Bu sözde dönmektedir. Bu süreç boğazlarına kadar burjuva basının bir kısmındaki "idam krizi halde Türkiye'deki idamlar sorunu da gün- "cezalandırmada" insanları, gerçekten top- gömüldükleri baskı, zulüm, yozlaşma daha çözüldü", "Fahd yumuşadı" gibi manşetleri deme geliverdi. Bu arada, Suudi Arabis- luma kazandırma ve suçun koşullarını orta- da yükselip onları boğana kadar sürecek- fiyaskoyu gizlemeye çalıştı. tan'ın daha önce Türkiye'ye "suçluların kar- dan kaldırma amacı ve mantığı yoktur. Bu tir.* İnsanlık suçu; İŞKENCE Gelişen toplumsal mücadele karşısında acizleşen oligarşi, bugün saldırılarını hiçbir ayrım gözetmeksizin toplumun her kesimine yöneltiyor. Bu saldfrılar sadece, hakkını arayan işçiye, sendika isteyen memura, demokratik hakları için mücadele eden öğrencilere; yol, su, elektrik isteyen gecekondu halkına yönelmiyor. Bunun canlı örnekleri İzmir Mordoğan'da işkence gören gençlerde, İstanbul Gazi'de işkencede öldürülen simitçi Bayram Duran ile yaşanmışken, bugün bir örneği de Ankara'da yaşandı. Kapıcılık yaptığı apartmanda yaşanan bir hırsızlık ile ilgili olarak gözaltına alınan Haydar Efe gördüğü işkenceler sonucu katledildi. Kılıf hemen hazırdı. Haydar Efe pencereleri demirli olan binanın "üçüncü katından atlayarak intihar etmişti". Adli Tıp'ın verdiği rapor ise ölümün, solunum ve dolaşım yetmezliğinden kaynaklandığını "kanıtlıyor"du. Ama yaşananlar bunun hiç de böyle olmadığını göstermektedir. Aynı operasyonda gözaltına alınan Haydar Efe'nin ağabeyi kendine de işkence yapıldığını, kardeşini işkence yapılmış haliyle gördüğünü ve durumunun kötü olduğunu, intihar edildiği yerin pencerelerinde demir parmaklıklar olduğunu ifade ediyordu. Henüz bu olay soğumadan Ankara DAL'da yaşanan bir işkence olayı daha gazete manşetlerine yansıdı. PKK'li olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Leman Çelikarslan yaşadığı yoğun işkencelerin yanı sıra PKK timinden 3 polisin tecavüzüne uğradı. Polisin bir yandan uluslararası bir eğitim kurumun- dan gördüğü seminerde merhaba, nasılsınız demeyi öğreneceği açıklanırken, yakalarına "önce insan" rozetleri takarak makyaj tazeleme çabasına hız verilirken, işkence siyasi şubelerde, mahalli karakollarda, gizli kontrgerilla merkezlerinde hiç aralıksız sürüyor. Tüm bu yaşananlara rağmen hala bir takım yetkililer hamasi nutuklarında "polisin halk için var olduğunu" söyleyip, işkence iddialarının ya "kötü niyetlilerin iddiaları" ya da "münferit olaylar" olduğunu kimsenin inanmadığını bile bile tekrarlıyorlar. İşkence bizim gibi sömürünün ve çelişkilerin yoğun olduğu yeni sömürge ülkelerde sistemli olarak uygulanıyor. Oligarşi halka vermediği haklar nedeniyle ortaya çıkan tepkileri baskı ve terörle yok etmeye çalışıyor. Görevleri yalnızca işkence yapmak olan, bu konuda özel olarak eğitilen bir meslek grubu var bu ülkede; sorgu memurları yani polisler. Her yıl kontenjanları artırılıyor. Yunuslar, motorize ekipler, otomize ekipler vb. denilerek yeni yeni birimler oluşturularak bu meslek gurubunun nüfusu artırılıyor. Yani halkın düzene olan tepkisi arttıkça, örgütlü mücadele geliştikçe oligarşi kendi suç şebekesine yeni takviyeler yaparak ayakta durmaya çalışıyor. Sonu yaklaşan devlet ahlaksızlıktan, cinayetlerden medet umuyor. İşkence, yapılan kişiye acı çektirmenin ötesinde, kişiliğini, onurunu hedefleyen, ezmeye çalışan bir fiil. En ağır insanlık dışı eziyetlerin yanı sıra kişiliğin aşağılanması, küfür, tecavüz, tehdit yöntemleriyle işkence yapılan kişinin bilinci, insanlığı yok edilmek isteniyor. Bu nedenle de sistemli bir devlet politikası olarak işkencenin tüm toplumu hedefliyen bir yanı var. İşkence gören kişiden bilgi öğrenmek, "çözmek" -o an işkenceyi yapan "memurlar"ın amacı bilgi almak da olsa- bu açıdan bakıldığında ikinci planda kalıyor. Gerçekte devlet resmi açıklamalarında işkenceyi reddetse de, "bunlar münferit olaylar, polis halka zarar vermez" gibi açıklamalarda bulunsa da gayri resmi olarak tüm işkenceleri, kayıpları, katliamları üstleniyor. Hasan Ocak'ın, Ayşenur Şimşek'in, Rıdvan Karakoç'un işkence görmüş ölü bedenlerinin herkesin bulabileceği arazilere bırakılması başka bir anlam taşımıyor. Devlet işlediği cinayetlerin üstünü örtmüyor, aksine kendisine karşı gelecek olanlara yani halka ibret olsun diye "Ben devletim, yaparım, sorumluluğunu da üstlenmem, kimse hiçbir şey yapamaz" diyor. Resmi olarak kontrgerilla yok, ancak herkes kontrgerillanın devlet olduğunu biliyor. Devlet yüzünü halktan gizlemiyor. İşkence doğrudan insan onuruna yönelen bir şiddet olduğu için bir insanlık suçudur. Ve ancak halkın örgütlü mücadelesiyle aşılabilir. İşkence devletin halka karşı açtığı savaşın bir parçası. Bu silahı savaş yoğunlaştıkça çok daha fazla gündeme getirecek. Buna karşılık olarak devletin hedeflerini ters yüz etmek, bu insanlık suçuna karşı daha öfkeli, daha tahammülsüz karşı çıkmak bizim görevimiz. İşkence nasıl bir insanlık suçuysa, işkenceye direnmek, halkımıza, yoldaşlarımıza, yakınlarımıza ve kendi onurumuza sahip çıkmak da insan olmanın bir gereğidir.*

10 Oligarşinin devlet kurumlarında saflaşma devam ediyor Ağustos ayının başından itibaren burjuva siyaset sahnesi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin Prof. Dr. Doğu Ergil'e hazırlattığı ve "Güneydoğu sorunu: Teşhisler, Tepsitler" adlı raporla çalkalanıyor. Egemen sınıfların sözcüleri konuyla ilgili yazıyor, çiziyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ve hatta denilebilir ki, bir konu üzerinde ilk kez bu denli geniş kesimler adeta damarlarına basılmlşcasına ayağa kalkıp tepkilerini dile getiriyorlar. Öyle ki, artık tartışmalar tartışma olmaktan çıkıp, karşılıklı küfürleşmelere, karalamalara, tehditlere ve saldırılara ulaşmış durumda. Burjuva siyasetçileri eteklerinde ne varsa döküyorlar ortaya. Türkiye oligarşisi o kadar zayıf dengeler üzerinde durmaktadır ki, bir rapor, bir eylem ya da sıradan denebilecek basit bir gelişme bile bütün devlet kurumlarını karıştırmaya yetiyor da artıyor bile. Oligarşinin değişik kurumlarının sözcülerini birbirlerini "vatan haini" ilan edecek kadar ileri suçlamalara gidebiliyor ve süratle saflaşıyorlar. İstenen de budur aslında. Savaşın geldiği aşamada emperyalizm, Ortadoğu ve onunla bağlaşık olarak ülkemize dönük politikalarının kabul görmesi için çeşitli kurumlarını harekete geçirerek iradi bir saflaşma sağlamak istemektedir. Bu haliyle raporu ABD ve diğer emperyalist güçlerden bağımsız düşünmek olanaksızdır. ABD'li emperyalistler, oligarşi içindeki en işbirlikçi kesimleri öteden beri harekete geçirmiş ve Kürt sorununun çözümü konusundaki alternatif düşünceleri sık sık gündeme getiriyordu. Boyner ismi, bu konuda ve bu güçle gündemde tutulan bir kişiliktir ve görevi bu düşüncelerin gündemdeki sıcaklığının korunmasını sağlamaktır. Emperyalizm, bu alternatif düşüncelerini oluştururken, milliyetçi çizginin açmazlarını ve geleceği noktayı da önceden fark etmiş ve kendi çözümlerini kabul ettirebilmek için kurumlarını yeniden şekillendirme yoluna gitmiştir. Politika ve taktiklerini bu eksende oluşturmuştur. Ancak burada gözden ırak tutulmaması gereken nokta, emperyalizmin dayattığı çözümü kabul etmeyenlerin emperyalizme tavır aldığı ve onun denetimi dışında olduğu değildir. Sorun, emperyalizmin bölgesel çıkarlarıyla oligarşinin çıkarlarının arasındaki bir "zamanlama" sorunudur. Ve bu yüzden bir tartışma söz konusudur. Ve yine ayrıca, şiddet yoluyla çözümün de emperyalizmden bağımsız bir çözüm yolu olmadığını da koymak gerekir. Ancak, emperyalizm verilen onca desteğe rağmen işbirlikçilerinin "işi zamanında bitirememesinden" şikayetçidir ve süreç uzadıkça da rahatsızlığı artmaktadır. İş zamanında bitmeyince de sorunun ancak "barışçıl" girişimlerin ve zamana yayılarak bitirileceğine kanaat getirmiştir. Bu kanaate varırken de milliyetçi çizginin "iyi niyet" mesajları da etkili olmuştur. Birbiriyle tartışan kesimlerin arasındaki çekişme, stratejik hedefte hemfikir olmadıklarından değil, taktik planda adımların hangi sertlikte atılacağı, yöntemlerin ne olacağı boyutundadır. Odalar Birliği raporuyla başlatılan tartışmalarda, şiddeti temel alan ya da "ezçöz" olarak formüle edebilecek çözümleri dayatan kesimlerin derdi, sürecin aksi yönde eyrilmesine katlanacak güçlerinin olmamasıdır. Buna muhafazakarlıklarını ve izledikleri geleneksel çizgilerini de eklemek gerekir. Uzun vadeli çıkarlarını gözeten bu taraflar, çözümün bu şekilde gelmesinden kaygı duymakta yeni açmazlarla yüz yüze geleceklerini kestirmektedirler. TOBB, temsil ettiği kesimler itibarıyla, halka karşı sürdürülen savaşın faturasını ödemekte en çok zorlanan, sonuçlarından en fazla etkilenen kesimleri bünyesinde barındırmaktadır. Yakın dönemde raporun yayınlanmasının üzerinden birkaç gün geçmeden politikacı ve köşe yazarları güçlerini arkalarına aldıkları güçlerin ağzını kullanarak saflaşmayı derinleştirmeye çalışmaktadırlar. Hatta, TOBB, Erez'e karşı kışkırtılmakta, olağanüstü kongreye çağrılmakta ve Erez istifaya davet edilmektedir. TOBB yönetimi tekelci sermayenin kontrolündedir. 24 Ocak sonrasında ihracata dönük ekonomi modelinin ön plana çıkartılıp, ithal ikameciliğin terk edilmesi karşısında zayıflamış, sermayenin en Amerikancı kesimini temsil eden ve ihracata dönük modelle güç kazanan TÜSİ- AD karşısında güç kaybına uğramıştı. Savaşın yarattığı pazar daralması ithal ikameciliğe hayli sert darbeler vurdu. Hatırlanacağı üzere, bir süre önce TÜ- SİAD, eski başkanı Boyner liderliğinde kendi partisini kurdurmuştu. Ve Yeni Demokrasi Hareketi alışılmışın dışında söylemiyle, hareketleriyle geleneksel, muhafazakar düşüncenin tepkileriyle karşılaşmıştı. Ama yine ilginç bir gelişme bu alışık olunmayan tavrın bile kendi içinde çatırdaması ve dayanaksızlığıdır. Kayıplar infazlar kampanyası çerçevesinde YDH İstanbul İl Başkanlığı'nın Devrimci Halk Güçleri tarafından işgal edilmesi bu gerçeği ortaya koymuştur. Çünkü olayın hemen ertesinde YDH içinde Boyner'e karşı ciddi tepkiler doğmuş ve bu çerçevede oluşan tartışmalar, oligarşinin bütün kurumlarında olduğu gibi YDH içindeki zayıflıkları, tutarsızlıkları, görüş farklılıklarını açığa çıkartmıştır. Her çözüm daha alternatif olma özelliği kazanmadan tükenmekte, yok olup gitmektedir. Bir diğer olay, DYP içerisinde yaşananlardır. TOBB raporunun Çiller'in bilgisi ve denetiminde yapılmış olması DYP'yi de sarsmış, istanbul İl Kongresinde çıkar çevreleri arasındaki bu saflaşma en çıplak haliyle ortaya çıkmıştır. En çarpıcı isim, Aktuna'dır. Aktuna, DYP'li diğer çevrelerin aksine rapora destek vermektedir. Çiller, Boyner gibi Amerikancı çözümün sözcüleri raporu desteklerken, onların kamuoyu yaratmadaki piyonları Ertuğrul Özkök, Cengiz Çandar, Hadi Uluengin, Mehmet Altan, Ahmet Altan da aynı şekilde raporu allayıp pullamaktadırlar. Bu kesimler, millliyetçi hareketin sorunun "siyasi" yollarla çözüme kavuşturulması çabalarını da kendileri için bir fırsat olarak değerlendirmekte, sınıflar savaşında aksi bir gidişatın egemenliklerini ciddi tehlikelerle yüzyüze bırakacağını görmektedirler. Yükselen devrimci hareket ve halk isyanlarına dayanabilmek için sorunun bu boyutunu halletmek, demokrasi beklentilerini artırmak ve tepkileri nötürlemek istemektedirler. Keza Boyner, geçenlerdeki bir açıklamasında bunun ipuçlarını da vermişti: "Türkiye, sosyal patlamalar ve devrim tehlikesiyle karşı karşıya, biz bunu engellemek istiyoruz." Diğer cephede ise, oligarşik yapının içinde olan ancak bu en Amerikancı kesimin dışında kalan hakim sınıf güçleri ve onların inkarcı politikaları vardır. Bu kesimler savaşın yükünü çekmekle birlikte, siyasi çözümün çok sert tarzda karşısı n- dadırlar. Nedeni, bu çözümün zaten güçten düşen ekonomilerini son tahlilde yine zora sokacağı ve pazar kaygılarıdır. Kendileri de bu durumu açık etmektedirler. Refah Partisi içindeki bu kesimin sözcülerinden biri aynen şunları söylemektedirler: "Bu kadın Anadoluyu bilmiyor. Anadolu'da yaşayan halkın perişanlığının farkında değil. Esnaf siftahsız dükkan kapatıyor, milyarlarca liralık senet icralık olmaktadır. İşsizler ordusu büyümekte, hükümetin uygulamaları sayesinde köylülük, tarım yokolmuş, hayvancılık bitmiştir. Terörü bitirdiğini söylüyor. Hayır, terör daha dar bir bölgede iken şimdi ülkenin tüm sathına yayılmıştır." Görüldüğü gibi, yükselen halk hareketi ve devrimci mücadele karşısında, tüm hakim kesimlerin kaygıları aynı olmakla birlikte, çözümün şekli konusunda, açığa çıkaracağı sonuçlar konusunda bir kavga söz konusudur. Ve bu egemen güçler içindeki, en işbirlikçi kesim, ülke koşulları nedeniyle baştan itibaren ortaklık yapmak zorunda kaldığı unsurları bölmek, onları saflaştırmak için girişimlerde bulunmaktadır. Şu ana kadar yürütülen politikaların uygulayıcısı olup, çıkarlarını bu yola endekslemiş çevreler de (kontrgerilla şefleri, polis, ordu içindeki kimi kesimler vb.) statülerinin bozulacağı kaygısıyla Rapora cephe alanlar arasındadır. Ve bu saflaşma genişleyerek sürmekte, emperyalizm raporu sürekli gündemde tutarak, tartışmalar içinde yeni çatışmaların, yeni anlaşmazlıkların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu gidişatın sonunda safların netleşmesi istenmektedir. Bu eksende dikkat edilecek olursa, tartışmanın içinde "halk" yoktur. Olan, halka dönük hesaplardır. Sömürü düzeninin bekası için yapılması gerekenler vardır. Düzenin devamı için alınan tedbirlere ilişkin tartışmalar vardır. Emperyalizm, işbirlikçileri eliyle dönem dönem bu tip yapay gündemler yaratmaktadır. Bu olayda da emperyalizm, milliyetçi hareketin de bizzat kendisine yönelik "mevcut statükoları koruyacağına" dönük mesajlarını da algılamış, Ortadoğu'da kendi denetimi atında kukla bir Kürt devleti projesini de bu planın içine almıştır. Dublin'deki görüşmeler de bu planın parçalarıdır. Sorun yalnızca, "geleneksel, inkarcı ve bağnaz" çizgideki ve "bu sürece katlanamayacağını öngören" hakim sınıf güçlerinin tasfiyesi, olmazsa yola getirilmesidir. Ortadoğu'da Kürt hamiliği projesine, İran ve Irak'a karşı böylesi bir kukla devlet aracılığıyla yeni bir hamle yapılmaya hazırlanılmaktadır. Çünkü emperyalizm, tüm çabalarına rağmen, Ortadoğu'da hala dizginleri tamamen eline geçirememiştir. Ve her yeni adımı, yaptığı devasa hareketler sonuç vermemekte ve yeni çözümsüzlüklere kaynaklık etmektedir. Olayın bir diğer boyutu da, TOBB raporuyla ilgili tartışma ve saflaştırma politikasının Anadolu halklarının çıkarınaymışcasına bir hava doğurma girişimleridir. Özellikle Kürdistan'da sürdürülen ve vahşete varan uygulamalar karşısında tükenen umutları düzen içi çözümlerle halletmek çabası vardır. Milliyetçi hareketin politikaları da bu noktada aynı paralele düşmektedir. Bu da, gerçek çözümün, halkların bağımsızlık ve sosyalizm çözümünün önündeki engellerdir. Bu yolla, demokrasi beklentisi güçlendirilmek istenmekte, halkın samimi istemleri istismar edilmektedir. Savaşan bir halkın, en geri kesimlerinin zaaflarına prim verilmekte, yorgunluk ve bıkkınlığın teorisi yapılmaktadır. Oysa böyle bir durum yoktur. Halklarımız yaşadıklarını unutmamakta ve adalet isteğiyle yanıp tutuşmaktadır. Oynanan oyun halklarımız lehine değildir. Görevimiz, bu oyunları, süratle deşifre etmek, egemen çevreler arasındaki bu çatışma ve çekişmelerin nedenlerini ve doğuracağı sonuçları ortaya koymaktır. Bu adımların halklarımızı aldatmasına izin vermemeliyiz. "Emperyalist çözüm"ün yararımıza olmayan, sinsi bir politika olduğunu, gerçek çözümün "devrimci çözüm" olduğu vurgulanmalıdır. Bugün, Türkiye faşist iktidarını silah zoruyla yıkmayı hedeflemeyen ve halkların birleşik mücadelesini ve iktidarını benimsemeyen hiçbir mücadelenin başarı şansı olmadığı açıkça görülmektedir. Aksi tavrın nereye gittiği görülmekte, yaşanmaktadır. Süreç Marksist-Leninistleri haklı çıkarmaktadır. Dünya ve ülkemiz gerçeğine, yaşananlara sınıf penceresinden bakmayanlar, kurtuluşun yolunu emperyalizme ve oligarşiye karşı halkların kardeşliği ve ortak düşmana karşı ortak mücadelesiyle açmayanlar, yaşananlardan zerre kadar ders çıkarmayıp, milliyetçiliği politikalarının odağına oturtanlar dönüp dolaşıp emperyalizmin politik oyunlarına düşmekte, aynı paralelde seyretmeye başlamaktadırlar. Bu gidişatın sonu ise, ciddi bir silkelenme olmazsa emperyalizme yedeklenmeye kadar varacaktır. Silahlı mücadelenin kapsamını, siyasi açılım ya da reformlarla alt edilebilecek sınırlarda tutan, ateşkesler ve mesajlarla emperyalizme iyiniyet gösterileri yapanların varacağı son durak irlanda'da CIA gözetiminde toplantı yapanların yanıbaşı olacaktır. Yapacağımız, doğruluğu defalarca ve bir kez daha kanıtlanan bu gerçekleri halklarımıza kavratmak, oligarşi içindeki bu saflaştırmaları derinleştirici adımlar atmaktır. Halklarımızın tek kurtuluş yolu, devrimci çözümden geçiyor. Ve bu çözümün içinde ne emperyalizm ve ne de oligarşi vardır. Yalnızca halklar ve halklarımızın dostları vardır.*

11 Ümraniye Cezaevi'nde DHKP/C davası tutsaklarına saldırı: DİRENİŞ KAZANACAK İktidar devrimci ve yurtsever tutsakları rehabilite etmek ve örgütlülüğü dağıtmak isteğiyle Ümraniye Cezaevini açtı. Açıldığı günden beri tutsakların yemek, kantin, gazete kitap vb. sıradan ihtiyaçları bile karşılanmazken, 17 Ağustos günü avukat görüşünden dönen DHKP-C davası tutsaklarına asker ve gardiyanlar saldırdı. Daha önce 16 Ağustos günü görüş saatinin kısa tutulmasını protesto eden tutsaklar görüşe çıkmadı. Ailelerinde baskıları protesto etmesi üzerine jandarmalar aileleri döverek dışarı çıkardı.. 17 Ağustos günü, avukat görüşünden dönen 3 DHKP-C davası tutsağı, dayatılan keyfi aramayı kabul etmeyince, askerler ve gardiyanlar tarafından dövüldü. Arkadaşlarının attıkları sloganları duyan koğuştaki DHKP-C tutsakları da slogan atıp, kapılara vurdular, camlan kırıp saldırıyı protesto ettiler. Bunun üzerine asker ve gardiyanlar koğuşa saldırıp, talan ettiler. Koğuşta kalan 16 kişiyi de dövüp, yerlerde sürükleyerek tek kişilik hücrelere attılar. Cezaevi idaresi tutsaklara ait 8 milyon lirayı çaldı. Cezaevi idaresinin saldırısını örtbas etmek için tutsaklar hakkında "cezaevi malına zarar vermek,görevlileri yaralamak,mernura mukavemet etmek" suçlarından dolayı soruşturma açıldı. 21 Ağustos günü cezaevine gelen Üsküdar Cumhuriyet Başsavcısı A. Tayfun Balyemez tutsakların ifadelerini aldı.avukat talep eden tutsakların "ancak kendi avukatımız olursa ifade veririz" şeklindeki tavrı üzerine savcı, Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Metin Narin'i çağırmak zorunda kaldı.tutsaklar ifadelerinde asıl suçlunun Cezaevi İdaresi'yle, Adalet Bakanlığı olduğunu belirtip, çalınan 8 milyon liranın derhal verilmesini istediler. Hücrelere atılan DHKP-C davası tutsaklarına görüş yasağıda getirildi.hücreye atıldıkları 17 Ağustos'tan beri açlık grevinde olan DHKP-C davası tutsaklarına destek amacıyla TKEP/L ve MLKP-K davası tutsaklarıda iki günlük açlık grevi yaptılar. Ümraniye Cezaevi Önünde Eylem Ümraniye Cezaevi'nde tutsaklara yapılan saldın ve insanlık dışı uygulamalan protesto etmek için cezaevi kapısında bir basın açıklaması yapıldı. 23 Ağustos günü yapılan basın açıklamasına Avusturya'dan gelen ve aralarında gazeteci, hemşire ve öğrencilerir bulunduğu bir heyet, Çağdaş Özgür-Der ve Tİ- YAD'lı Aileler katıldı. Son Pişmanlık Fayda Etmez Vazgeçin Bu İşten Basın açıklamasından sonra aileler görüş yapmak için nizamiye kapısına geldiler. Hücrede kalan tutsaklara disiplin cezası olduğu gerekçesiyle görüş yaptırılmadı. Bunun üzerine tutsak yakınları cezaevi müdürüyle görüşme talebinde bulundular, ancak müdür görüşmeyi kabul etmedi. Cezaevindeki keyfi uygulamalara ve evlatlarına yapılan saldınlara öfkeyle dolu olan aileler, zaman zaman teğmen ve askerlerle sert tartışmalara girdiler. Kapıda bekleyen askerlere ve teğmene, "Yetmedi mi köpekler içtiğiniz kan? İçeride evlatlarımıza, dışanda bize işkence yapıyorsunuz. Çocuklarımız haklı bir mücadeleyi savunduktan için cezaevinde, bizde her zaman onların yanında olacağız" diye bağıran bir tutsak babasının ya- nında, bir tutsak anası da "Bırakın bu askerliği yapmayın, kan dökmeyin. Bu suçu işlemeye devam ederseniz sonunuz kötü olacak. Boşuna bu zulüm. Kimsenin yaptığı yanına kalmadı şimdiye dek. Vazgeçin, yoksa son pişmanlık fayda etmeyecek" dedi. Ailelerin Öfkesinden Korkan Başsavcı Çareyi Polisten Yardım İstemekte Buldu Cezaevi müdürüyle görüşemeyen aileler Üsküdar Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşmeye gittiler. Ailelerin hepsini kabul etmeyen Başsavcıyla, İşçi Hareketi Gazetesi Yazıişleri Müdürü Oya Gökbayrak ve tutsak ailelerinden bir temsilci görüştü. Önce "tutsakların hücreye atılmasının kendi karan olduğunu, 2 Eylül'e kadar da disiplin cezasının devam edeceğini" sonra ise tam aksini "Kendisiyle ilgisi olmadığını, cezaevi idaresinin kararı olduğunu" söyleyen başsavcı, ailelerin "Peki bu sorunu kim çözecek" şeklindeki sorusuna "Beni ilgilendirmez, kime başvurursanız başvurun" dedi., Verdiği cevaplara öfkelenen ailelerin tepkisinden korkan başsavcı çareyi polisten yardım istemekte buldu ve aileleri dışarı attırdı. Av. Metin NARİN; Ümraniye Cezaevi İktidarın _ Korkularının Azalabileceği Yerler Olmayacak Ümraniy e Cezaevi'nde yaşanan saldırıyla ilgili olarak Ağustos tarihlerinde cezaevini ziyaret eden Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Metin Narin ile görüştük. Kamuoyunda bu cezaevinin vaktinden evvel apar, topar açıldığı yönünde değerlendirmeler var. Gerçek durum bu mudur? Erken açıldıysa neden tamamlanması beklenmedi? Ümraniye Cezaevi'nin tamamlanmadan açılmış olduğu bir gerçeklik. Neden erken açıldığı sorusu ülke gündemiyle ilgili. Baskı ve zorbalığını peşpeşe aldığı kararlarla uygulamaya sokan iktidann beş dakika dahi bekleyecek gücünün olmadığı çıkıyor ortaya. Bu haksız zeminde iktidann kaybedecek bir saniyesi dahi yok. Kendince dört duvar arasına kapadığı insanlardan ödü kopuyor. Ve Ümraniye Cezaevi'ni bu korkularının sona ermesinin önemli bir adımı olarak görüyor. Sizce Ümraniye Cezaevi iktidarın korkularının azalabileceği bir yer mi? İktidar buna sağlamak için cezaevinde ne tür uygulamaları gündeme getiriyor.? Yıllardan beri burjuvazi için cezaevleri büyük bir öneme sahip olmuştur. Politikasını, esir aldığı insanları fiziki ve fikri olarak yok etmek üzerine kurmuştur. Hesap sorulmasından korkuyorlar. Bu nedenle halka karşı terör estirdikleri gibi cezaevinde bulunanları da bu düşüncelerinden soyutlayıp, bir kenara atmayı hedefliyorlar. Yıllardır bu politikalan tutmadı. Her uygulamalarında biraz daha batıyorlar. Suçlarına yenilerini ekliyorlar. Bu yönüyle baktığımızda Ümraniye Cezaevi korkulannuı azalabileceği bir yer niteliğini taşımıyor. Aksine bura- daki tutsaklardan ses geldikçe korkulan daha da büyüyor. Bu cezaevindeki haksız uygulamalar genel çerçevesiyle şu şekildedir: a) Koğuşlararası görüş yapılmasına izin verilmiyor. Bu tecrit etme politikasının bir yüzüdür. b) İçeriye hiçbir sosyalist dergi, gazete alınmıyor. Piyasada satılan bir çok kitap da tutsaklara verilmiyor. c) Koğuş aramaları 15 günde bir yapılı yor. Aramada ayakkabıların da aranması, ke mer çıkarma vb. uygulamalar dayatılıyor. Cezaevine yeni gelenlere, kapıda yapılan ara mada çamaşırlarını da çıkarması isteniyor. d) Koğuşlann hiçbirinde sıcak su akmı yor. Havalandırma süresi oldukça az. Ye mekler oldukça kalitesiz. e) Tedavi için idareye başvurulduğunda doktor gibi değil de cezaevinin memuruymuş gibi davranan doktorlar yüzeysel incelemeler yapmakla yetiniyorlar. Siz avukatlara ne gibi uygulamalar dayatmaya çalışıyorlar? Avukatlara karşı da hukuk dışı uygulamalar yapıyorlar. Tutuklularla görüşmek için vekaletname istiyorlar. Tutukluyla görüşmek için vekaletnamenin aranmayacağı CMUK'un açık hükmü. Yani yasayı da tanımayan bir uygulama. Avukat görüş yeri çok dar ve havasız. Gardiyanlar sürekli izliyorlar. Ne konuştuğumuzu dinlemek istiyorlar. Cezaevinden çıkarken jandarma tekrar arama yapıyor. Peki bu haksız uygulama nereye kadar sürecek, sonuçta ne olacak? Bu uygulamalar nereye kadar sürebilir. Ses çıkarılmadıkça sonuna kadar da sürer. Ancak tutsaklann yıllardan beri sürdürdüğü baskıya karşı direniş gelenekleri var. Bu gelenek 1 Ağustos Genelgesi gibi bir genelgenin hükümleri ile, onun mimarlarını bertaraf ettiğine göre bunun da üstesinden geleceğini tahmin ediyorum. Ikliman İnan: "Onların Yanındayız" İlk açıldığı günden itibaren Ümraniye Cezaevi'nde keyfi uygulamalar sürüyor. Tutsaklara olduğu gibi tutsak yakınlarına karşı da baskı uygulanıyor. Ziyaretçilere ayakkabı, saç dipleri, gömlek yakalarının açılmasına kadar bir çok onursuz arama dayatılıyor. Soyadı tutmayanlar ziyarete giremiyor. Askerlerin bize karşı sürekli tehditkar davranışlan oluyor. Ziyaretçileri sindirmeye, baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Tüm davranışları da buna hizmet ediyor. Cezaevi kapısında elleri te- ' tikte, etten duvar oluyorlar. Çevik kuvvet sürekli orada bekliyor. Bizim cezaevi idaresine karşı hiç bir güvenimiz yok. Yakınlarımızın hayatlarından endişe duyuyoruz, sağ olup olmadıklarından bile emin olamıyoruz. Bu yapılan saldırılara karşı sessiz kalmayacağız. Tüm ailelerin de bunu yapması gerekir. Sadece aileler değil, herkesin duyarlı olması gerekiyor. Onları her koşulda sahiplenmeliyiz, haklarını kazanana kadar bizde dışarıdan direnişlerine destek vereceğiz. Onların haklılığına inanıyoruz, onların yanındayız. Ve onlarla, mücadeleleriyle gurur duyuyoruz. Kumru Ana: Evlatlarımız İçin Ölüme Giderim Ümraniye Cezaevi'nde oğlu olan Kumru Ana'yla görüştük. Ümraniye cezaevinde ne gibi sorunlarla karşılaştınız? Kumru Ana: Ziyaretlerde sürekli sorun çıkanyorlar. Yaklaşık 1 aydır her hafta görüşe gidiyorum. Oğlumla ancak 2 kez görüşebildim. Getirdiğimiz yiyecekleri almıyorlar. Bir çok kez zorladım, "almazsanız gitmem" dedim, aldılar. Ertesi hafta oğluma sorduğumda, yiyecekleri almadığını söyledi. Kapıdaki görevlilere "niye vermediniz yiyecekleri, ne yaptınız"dediğimde "burası lokanta mı, çöpe attık" dediler. Ben de "çöpe atmadınız, siz yediniz hırsızlar. Çocuklarımıza işkence ediyorsunuz, yiyecek yok, su yok, inşaata getirdiniz çocuklarımızı" dedim. Sürekli olarak bize "çocuklarınız terörist, niye geliyorsunuz, gelmeyin" diyorlar. Benim çocuğum hırsızlık yapmadı, namussuzluk yapmadı, insanlara işkence yapıp evlerini de yakmadı. İşçinin hakkını, tüyü bitmemiş çocukların hakkını savunduğu için cezaevine kondu, işkenceler gördü. Savcıyla görüşmeye gidenler arasında sizde vardınız,görüşme nasıl geçti.? Savcıyla görüşmeye gittik. Çocuklarımızın hayatlarından endişe ettiğimizi, neden görüştürülmediğimizi sorduk. Savcı, "camları kırdılar, disiplin cezası aldılar" dedi. "Durup dururken cam kırmazlar, siz onlara baskı yaparsanız onlarda kırar, iyi yapmışlar" dedim. Polise bizi atmalarını söyledi. Ben de "savcı olmuşsun ama insan olmamışsın" dedim. Evlatlannız direnişe geçti. Bu durumda aileler ne yapmalı? Evlatlarımız direniyor, bizimde direnmemiz gerekiyor. Benim çocuğum içeride direniyorsa ben de dışarda direneceğim. Oğlum için ölüme gitmeye hazırım. Onlara zarar gelirse hesabını sorarım, bunu kimse engelleyemez. Bütün ailelerin destek vermesi gerekiyor. Direnirsek kazanınz.*

12 Devrimci Halk Kurtuiuş Cephesi Basın Bürosunun 22 Ağustos 1995 tarihli ve 11 sayılı Açıklamasını Yayınlıyoruz KAÇIRAN, KAYBEDEN, KATLEDEN HALK DÜŞMANLARINDAN HESAP SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ Bütün ilçe ve semtlerdeki emniyet amirlikleri, karakollar, devriye ekipleri hemen hepsi işkence, kaçırma, kaybetme, katliam yapma, rüşvet ve talan merkezleri olarak düzenlenmişlerdir. Bu faşist yuvalar, faşist sivil güçlerle işbirliği yapıp her türlü provokasyonun, ihbarcılığın saldırı merkezleridirler. Kaçırmalar, kaybetmeler, katletmeler devam etmektedir. Kaçırılıp kaybedilen insanlarımız bulununcaya kadar; katiller yargılanana kadar eylemlerimize devam edeceğiz. Bu anlayışla 20 Ağustos 1995 günü 23:30'da Kağıthane Örnektepe Polis Karakolu'na Ferit Eliuygun Silahlı Propaganda Birliğimiz tarafından silahlı bir saldırı düzenlenmişir. Bu saldırı karakol için bir uyarıdır. Mahallede halk düşmanı faaliyetlerine son vermezlerse saldırılarımızın doğrudan hedefi olacaklardır. DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ "Şehitlerimiz Onurumuzdur" DHKC/ Liseli Dev-Genç 20 Ağustos'ta PERPA şehitleri Hakan Kasa ve Mehmet Salgın'ın mezarı başında anma yaptı. Saat 14.00'te başlayan anmada önce PERPA şehitleri ve tüm devrim şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun ardından "Devrim Şehitleri Ölümsüzdür", "Şehitler Onurumuzdur" sloganları atıldı. Anma "Şehitler Onurumuzdur" yazılı DHKC/Liseli Dev- Genç imzalı bir pankart asılmasıyla son buldu. Liseli Dev-Genç'in pankartları 19 Ağustos günü de PERPA şehitleriyle birlikteydi. Sultançiftliği mahallesi, güne Liseli Dev-Genç'in pankartla- rıyla başladı. Sabah 7.00'de asılan pankartlarda "PERPA Katliamının Hesabını Soracağız", "Şehitlerimizden Aldığımız Kavga Bayrağını Yükseltiyoruz" yazıyordu. Pankartlar DHKC/Liseli Dev-Genç imzalıydı. DHKC'nin kayıpların hesabını soran katilleri isteyen pankartları, bayrakları ülkenin dört bir yanında dalgalanmaya devam ediyor 13 Ağustos günü Cephe'nin pankart ve bayrakları Çorlu'daydı. Tekirdağ'ın Çorlu İlçesinde en işlek yer olan Cumhuriyet Meydanı'ndaki bir inşaata "Ayşenur Şimşek'in Hesabını Sorduk Soracağız-DHKC" yazılı pankart asıldı. Cephe bayrağıyla birlikte iki saat asılı kaldı.* Duvarlar DHKC'nin mesajlarını halka taşıyor pe'ye "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Konut Yıkımlarına Karşı Halk Komitelerinde Örgütlenelim, Savaşalım Kazanalım", "Yıkımlara Karşı DHKC Saflarında Örgütlen- Liseli Dev-Genç" imzalı yazılamalar yapıldı. Eylemleriyle şehitleri sahiplenen Liseli Dev- Genç yazılamalarıyla Perpa şehitlerini andı. 20 Ağustos'ta Liseli Dev- Genç'in yaptığı yazıla- İşkenceciler DHKC/ Devrimci Halk Güçleri tarafından Nurte-pe'de yazılamalarla uyarıldı. 17 Ağustos tarihli yazılamalarda "Simit satın, onurlu yaşayın hedefimiz olmayın", "Halka Kalkan Faşist Elleri Kırdık Kıracağız" mesajları veren yazılamalar yaptı. Nurtepe halkı ayrıca Liseli Dev-Genç tarafından komitelerde örgütlenmeye çağrıldı. Nurtemalarda "Perpa Şehitleri Kavgamızda Yaşıyor", "Perpa Şehitleri Yaşıyor, DHKC Savaşıyor", "PERPA Şehitleri Özgür Vatan İçin Savaştılar ve Şehit Düştüler", "PERPA Şehitlerinin Hesabını Soracağız" sloganları yeralıyordu. Ayrıca Ankara'da Devrimci Halk Güçleri kayıplar ve katliamlarla ilgili kampanyanın bildirilerini halka dağıttılar. * Halk sesini ekmek zammını protesto için yükseltti 23 Ağustos 1995 Çarşamba günü Kocaeli'nde ekmek fiyatının on bin liraya yükseltilmesini protesto etmek amacıyla Büyükşehir Belediyesi'nin önünde basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasına Kocaeli Sendikalar Birliği ve demokratik kitle örgütleri öncülüğünde "Ekmek Zammına Tepki Komitesi oluşturuldu. Komite KDV hariç 9 bin 259 lira olan ekmeğin maliyetinin 5 bin 713 lira olduğunu ve bu inanılmaz fiyatın düşürülmesi için komite olarak ellerinden geleni yapacaklarını açıkladılar. Komitenin oluşumu; Petrol-İş, Türk Harb-İş, Birleşik Metal-İş, Sekam-Sen ve memur sendikaları, Tüm Sağlık-Sen, Eğitim-Sen. Komitenin hazırladığı yazılı bildiri Türk Harb-İş Şube Başkanı Bekir Yurdakul tarafından okundu. Bildiride suskun toplum olmayacağız. Olmadığımızı dosta düşmana belirteceğiz. Basın toplantısı olaysız bitti, sloganlar eşliğinde dağılındı. Sloganlar: "Zam zulüm işkence işte sermaye", "Peyniri zeytini aldınız, ekmeği niye?","suskun toplum olmayacağız".* Fransız emperyalizmi halkımıza karşı işlediği suçlarını artırıyor Tüm emperyalistler ezilen çalışanını gözaltına aldı. Bunun halkların düşmanıdır. Onlar için yanında bürodaki kullanılan elekronik malzemelere de el koydu. önemli olan kendi sömürü ağlarının bekaasıdır. Bunun içinde Hiç bir yasal dayanağı olmayan halkların Kurtuluş mücadelelerine bu baskın tamamen Fransız sürekli tahammülsüzlük göstererek, bu mücadeleleri boğmak için miyle olan çıkar ilişkilerini koruma emperyalizminin Türkiye faşiz- sömürge ülkelerinin faşist devletlerine her türlü desteği sunarlar. rupa'nın çeşitli ülkelerinde faliyet amaçlı politik bir tavrıdır. Av- Fransız emperyalizmi de bu politikanın devamı olarak yükselen büroları baskın sonrasında açık- gösteren 6 DHKC Enformasyon mücadelelere, özelliklede ülkemiz kurtuluş mücadelesine saldı- Fransız hükümetini protesto ederek lama yaptılar. Bu açıklamalarda rılarını artırarak halklarımıza karşı işlediği suçlarını çoğaltmakta- ve terörüne karşı mücadele eden bir "DHKC ülkemizde faşizmin baskı dır. halk hareketidir. Fransa Daha önce de DHKP Genel hükümetinin bir halk hareketinin Sekreteri Dursun KARATAŞ'ı tutsak ederek, Türkiye faşizmine ması düşündürücüdür. Fransa meşru faliyetlerinden rahatsız ol- teslim etmeye kalkmış, fakat tüm hükümeti halkımıza karşı giriştiği dünyada ezilen halkların sahiplenmesi ve DHKP-C'nin öfkesi vermelidir." şeklinde uyarıda bu- saldırı ve provakasyonlara son karşısında geri adım atmak zorunda kalmıştı. DHKC Enformasyon Bürosuna lunarak, Fransa hükemetinin Fransız emperyalizmi bu saldırılarına yeni bir boyut kazandıra- etme çağrısı yapıldı. Gözaltına karşı giriştiği bu saldırıyı protesto rak 21 Ağustos gecesi DHKC Paris Enformasyon bürosunu basa- çalışanı 23 Ağustos'ta serbest alınan DHKC Enformasyon Bürosu rak burada bulunan Fransız büro bırakıldı.*

13 Faşist devlet Türkiye'yi kan gölüne döndürdü "Bu gece daha kaç kişi evinden alınıp sırtında bir dolu kurşun deliğiyle boş arsalara atılacak. Daha kaçı ortadan kaybolmuş, yakılmış, sakatlanmış olacak. Terör gölgelerden çıkıp işini hallediyor ve daha sonra yine karanlıklara gömülüyor. Bir kadının gözleri, boş bir sandalye, parçalanmış bir kapı, geri dönmeyecek biri: Guetamala 1967, Arjantin 1977." Yukarıda anlatılanlar bir öykü değil, ya da bir romandan alınan paragraf hiç değil. Latin Amerika diktatörlüklerinin hüküm sürdüğü Arjantin, Şili ve Guetemala'da yaşanan on binlerce kayıp insanın ve yakınının gerçeği. Arjantin'de sorgusuz, sualsiz insanlar katledildi. Şili'de Pinochet diktatörlüğü on binlerce insanı kaybetti. Bu ülkelerde toprak insanları yutuyordu. Ve siyasi iktidarı ellerinde bulunduran insan görünümlü caniler on binlerce insanın kanlarıyla ellerini yıkıyorlardı. "Katledildi" Katili Devlettir Kontrgerilla Kürdistan'da yaptığı katliamları büyük şehirlerde de sürdürüyor. Tüm Bel-Sen İzmir 2 No'lu şube eski başkanı İkram Mihyaz 5 Temmuz 1994 günü evden ayrıldı. Aynı gün ölü olarak bulundu. Onu halk düşmanları katletti. İNSANLIK SÜRÜKLENİYOR Fotoğrafta sürüklenen ne bir filmden görüntü ne de bir fotoğraf hilesi. Katledilen halktan yalnızca birisi. Her gün yakılıp yıkılan köyler, yaratılan terör ve şiddetle göçe zorlanan köylüler. Sokak ortalarından kaçırılarak katledilen insanlar. Büyüyen korkularını, halkı katlederek bastırmaya çalışan bu vahşetin yaratıcıları er ya da geç sürükleyerek katlettikleri halka hesap vermekten kurtulamayacaklardır. "Katledildi" Katili Devlettir Diyarbakır ile Silvan arasında Pamukçayı yakınlarında 9 Nisan 1994 tarihinde elleri arkasından bağlanmış, bellerine kadar toprağa gömülmüş ve kafasına kurşun sıkılarak öldürülmüş olan Mehmet Ay ve Abdülkadir... ile birlikte Necati Aydın'ın cesedi bulundu. Kontrgerilla tarafından kaçırılarak katledilen Aydın, Tüm Sağlık-Sen Diyarbakır Şubesi eski başkanıydı. "Katledildiler" Katilleri Devlettir Demokratik üniversite mücadelesinin en ön saflarındaydılar, DEV-GENÇ'liydiler. '93 1 Mayıs'ına katılmak için, kaldıkları evde pankartlarını coşkuyla hazırlarlarken, 30 Nisan gecesi Kadıköy Moda'da Kadıköy Emniyet Amirliği'ne bağlı eli kanlı katiller tarafından katledildiler. Silahları yoktu. Bu katliamdan Ergül Uzundiz sağ olarak kurtulmayı başardı ve yaşadığı katliama tanıklık etti. Mahkeme ise faşist devlet mekanizmasının sadık bir parçası olduğunu katliamın tanığı Ergül'ü tutuklayarak ve ceza vererek kanıtladı. Hesabını soracağız. "Katledildiler" Katilleri Devlettir Devrimci mücadele içinde aktif olarak yer alan 6 kişi yurtdışında kampta tamamladıkları eğitim sonrası 27 Ekim 1992 'de yurda giriş yaparken pusuya düşürüldüler. Pusuya düşürülen 6 devrimci Kilis'te faşist devlet güçlerince katledildi. "Katledildi" Katili Devlettir Kontrgerilla tarafından kaçırıldı. 2 Aralık 1994 yılında kaybedildi. Candan'ın cesedi 14 Aralık 1994 tarihinde Ankara'nın Bala ilçesi yakınlarında bulundu. Bulunan cesedin başında 2, vücudunda 3 olmak üzere toplam 5 kurşun bulunuyordu. Çevresinde siyasal kimliği ve yurtseverliğiyle tanınan Candan kontrgerilla tarafından katledildi. Bu sayfa Partizan Sesi, Roj, Hedef dergileri ve Kurtuluş tarafından ortak olarak hazırlanmıştır. Kaçıranları, katilleri bulacak ve yargılayacağız

14 İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tahir Hatipoglu: "Tunceli'de Yaşam Dayanılacak Gibi Değil" - SORUNLAR AĞIRLAŞTI Parti başkanlarının, milletvekillerinin, bakanların ziyaretlerine rağmen Dersim'de değişen bir şey yok. Halk işsizlik ve açlığın pençesinde, yaklaşan kış öncesi sorunlara acil çözüm bekliyor. Taleplerinin başında gıda ambargosunun kaldırılması ve köylerine geri dönüş var. - DAYANIŞMA KOMİSYONU'NDAN ÇAĞRI Tunceli halkıyla Dayanışma Komisyonu tüm demokratik kitle örgütlerine Dersim'e birlikte gitme çağrısı yaptı. Dersim heyetine katılacak olan duyarlı çevreler 31 Ağustos 1995 tarihinde Ankara'da toplanacak ve birlikte hareket edecekler, azete ve televizyonlarda Dersim'e ilişkin haberlerin yapılması üzerine, G halkın bazı acil sorunlarının çözümü için harekete geçileceğini söyleyen, hatta Dersim'e kadar gelip cemevi açılışını şov yapmak için kullanan Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan'ın ziyaretinin ardından Dersim'de yine hiçbir şey değişmedi. Köylerin boşaltılması, yayla yasağı ve gıda ambargosu gibi uygulamalar nedeni ile işsiz ve aç kalan halkın acil sorunlarının çözüm için en küçük bir gelişme olmadı. Elindeki var olanı tüketen, ve hiçbir geliri olmayan halk çaresizlik içinde bekliyor. Halkın köylerine dönmesi, toprak ve hayvanlarına bakabilmeleri durumunda birçok sorunun ortadan kalkacağının bilinmesine rağmen, devlet, köye dönüşe izin vermiyor. Bu yetmiyormuş gibi bir de gıda ambargosu uygulayarak ve her gün yapılan aramalarla baskı ve tehditlerle yaşamı daha da dayanılmaz hale getiriyor. Prof. Hatipoğlu Nahit Menşete'yi Yalanlıyor "Tunceli'deki sorunları bazı çevreler bilerek abartıyor" diyerek halkın sesine kulak kez TBMM'ye bağlı İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu üyesi Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu yalanladı. İnsan haklarından sorumlu tıkayan İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'yi, bu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu ile birlikte Dersim'e giden Prof. Dr, Hatipoğlu yaptığı incelemelerden sonra "Dayanılacak gibi değildi. İnsanlığımızdan ve yaşadığımız tarzdan utandık" dedi. Hatipoğlu incelemeleriyle ilgili bir raporu TBMM alt komisyonlarına sunacağını belirtti. "Siz Bunları Biliyorsanız, Niye Geldiniz?" Cem Boyner, Tahir Hatipoğlu, Algan Hacaloğlu, Alevi demekleri heyeti, İnsan Hakları Vakıf ve dernekleri heyeti gibi kişi ve kurumlarca yapılan ziyaretlerde "inceleme" yapılıp rapor hazırlanmasına Dersim halkı artık pek fazla değer vermiyor. Bugüne kadar yapılan "inceleme" ziyaretlerinin ardından hiçbir sorun için somut bir adımın atılmayışı, halkın bu tür heyetlere bakışını etkilemiş. Halk soru sorarak durumu "yerinde inceleyen" İHD heyetine cevap verirken tepkisini de gösteriyor: "Siz bunları bilmiyor musunuz, duymadınız mı? O zaman niye geldiniz buraya?" sözleri bu tepkinin ifadesi. Halk "inceleme" değil, dayanışma adına somut adımların atılmasını, köylere geri dönüş, işsizlik ve açlık sorunlarının çözümünde acil olarak destek olunmasını bekliyor. Tunceli Halkıyla Dayanışma Komisyonu'nun Çağrısı İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin ve Bursa illerinde bulunan Tunceli dernekleri yöneticileri tarafından oluşturulan Tunceli Halkıyla Dayanışma Komisyonu, 31 Ağustos 1995 tarihinde Dersim'e gitmek üzere tüm demokratik kitle örgütleri ve duyarlı insanlara bir çağrı yaptı. Buna göre değişik il ve ilçelerde hareket eden kişiler 31 Ağustos'ta Ankara'da bir araya gelecek ve birlikte Dersim'e hareket edecekler. Dayanışma Komisyonu'nun yaptığı programa göre önceki heyetin tersine, bu kez Dersim'e kitlesel bir biçimde gidilmesi ve 1 Eylül'de "Dünya Uluslararası Barış Günü" dolayısıyla düzenlenecek konsere katılınması düşünülüyor. Tunceli Halkıyla Dayanışma Komisyonu'nca oluşturulan Hukuk Alt Komisyonu'nda yer alan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Behiç Aşçı, çağrısı yapılan geziye ilişkin sorularımızı yanıtlarken şunları belirtti: "Kimileri "barış" vurgusunu öne çıkarıyor. Ancak biz soruna, birileriyle barışıp barışmamak açısından bakmıyoruz. Şu an sorun barış, vb. gibi tartışmalarla zaman kaybetmeden, halkın en acil taleplerine sahip çıkabilmektir. İnsanlar işleri olmadığı için aç bekliyorlar. Kış yaklaşıyor. Bir an önce bu insanlar için bir şeyler yapmak zorundayız. Ambargo ve köylere dönme önündeki engeller kalkmalıdır. İnsanlar kış için yiyecek hazırlığı yapamadı. Açlık tehlikesine karşı da hazırlıklar olmalı, somut adımlar atılmalı." *

15 İşkencede katledilen Sinan Demirbaş için ikinci otopsi "Katiller cezasız kalmayacak" Elazığ'da polis tarafından işkence yapılarak katledilen Sinan Demirbaş'a sahip çıkılması işkencecileri telaşlandırdı. Katliamı gizlemeye çalışan Elazığ Valisi ve Emniyet Müdürü'nün gayretleri boşa çıktı. Uludağ Üniversitesi öğrencisi olan Sinan Demirbaş 7 Temmuz günü Elazığ'daki evinden polis tarafından gözaltına alınmış, 20 Temmuz'da ise, ailesine "çocuklarının öldüğü" haberi verilmişti. Elazığ Valisi olayı "intihar etti" diye açıklarken, Emniyet Müdürülüğü'nün "kaçarken düştü, kafasını yere çarptı" şeklinde açıklamalar yapmaları katliamı gizleme gayreti olarak yorumlanmıştı. Sinan'ı ailesi ve avukatlarının suç duyurusu üzerine soruşturma başlatan Elazığ Cumhuriyet Savcısı, Sinan'ın gözaltına alan polis memurlarının çelişkili ifade vermeleri üzerine dava açmak zorunda kaldı. Elazığ Emniyet Müdürlüğü'nde görevli başkomiser Erdoğan İnal, Komiser yardımcısı M. Faruk Uzel ve 6 polis memuru hakkında "kasten adam öldürmek" suçundan dava açıldı. Ölümünden sonra cenazesi ailesine verilmeyen Sinan Demirbaş, polis tarafından apar topar gömülmüştü. Ailesinin isteği üzerine cenaze, mezardan alınarak ayrıntılı otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu'na getirildi. Katliamı gizlemek için her şeyi yapan Elazığ polisinin yardımına bu kez İstanbul polisi koştu. Polis Adli Tıp Kurumu önüne gelerek Sinan'ı sahiplenenleri tehdit ederek dağıtmaya çalıştı. Bu arada avukatların otopsiye katılmaları savcı tarafından engellendi. İHD İstanbul şubesinde Sinan Demirbaş'ın babası Hüseyin Demirbaş ile birlikte 22 Ağustos'ta bir basın açıklaması yapan avukat Gülizar Tuncer, otopsiye katılma hakları olmasına rağmen; bunun savcı tarafından keyfi biçimde engelendiğini, yine de gerçeklerin gizlenemediğini söyleyerek "bize verilen otopsi raporunda vücutta sigara yanıkları olduğu belirtiliyor" dedi. Ayrıntılı raporun daha sonra hazırlanacağını belirten Avukat Tuncer Elazığ'da 8 polis hakkında işkence ile adam öldürme suçlamasıyla açılan davada, otopsi raporunun önemli' 0 hiçbir zaman "demokrat" olmadı "Demokrattı, vatanını severdi" dedi ardından 21 yıllık eşi. Halka karşı acımasız bir saldırganlığın devlet politikası olduğu bir süreçte, çatışmaların en sıcak bölgelerinden birinde alay komutanı düzeyinde görev almıştı. Görevlerinin ne olduğunu eşi ve çocukları dahil hiç kimseye belki, de hiçbir zaman açıkça anlatmamıştı. Yine de onlar biliyor, en azından tahmin ediyorlardı. Köy operasyonları, aramalar, ev yakmalar, işkenceler, kuşatma ve katliamlar yapan bir devlet mekanizması içinde onun görevlerini bu mekanizmanın dışında düşünebilmek mümkün değildi. Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden. Mardin'in Savur ilçesi yakınlarında 15 Ağustos'ta meydana gelen bir silahlı çatışmada vurulup öldüğü zaman kızı Didem şöyle dedi: "Babam öldürüyordu, onu da öldürdüler." Eşi Tomris Özden ise sanki kocasını savunma ihtiyacı duyar gibiydi: "Kocam kendine verilen görevi yaptı. Ancak bunun çözüm olmadığını da çok iyi biliyordu." Kocasının görevi neydi? Neden bu görevi isteyerek değil, emir aldığı için yaptığı söyleniyordu? Çözüm olmadığı bilinen neydi? Bu soruları hiç kimse sorma gereği duymadı. Çünkü biliniyordu. Albay, devletin halka karşı açtığı acımasız saldırıların içinde yapılanları onaylamasa da etkin bir görevdeydi. Halka karşı suç işleyen bir mekanizmanın parçasıydı. Böyle bir "parça" olmayı belki de gerçekten istemedi. Ama bundan kopamadı, uzaklaşamadı. Halka karşı suç işledi. Halka karşı acımasız baskı uygulamalarının asıl sorumlusu ve suçlusu elbette sadece o değildi. Bu nedenle eşi sorumluluğu hükümete attı. "O, çirkin politikalara alet olan bir insan" dedi. Çirkin politikalara alet olan, daha açık ifade ile devletin köy boşaltma, işkence ve katliam uygulamala- bir kanıt olacağını sözlerine ekledi. Sinan Demirbaş'ın cenazesi ailesi tarafından tekrar Elazığ'a götürülürken, uğurlamak için gelen arkadaşları bir kez daha polis tarafından engellendi. Öte yandan CHP Esenler İlçe Binası. Demokratik Haklar Platformu tarafından 22 Ağustos'ta işgal edildi.sinan Demirbaş'ın gözaltında iken katledilmesini protesto eden işgalciler ayrıca işkenceci katillerin yargılanması ve ailesi üzerindeki baskılara son verilmesi taleplerini dile getirdiler. İçerde bulunan dört CHP'liyi de dışarı bırakmayan işgalciler camdan dışarıya "Sinan Demirbaş Ölümsüzdür" yazılı bir pankart astılar. Saat 21:00 sıralarında özel harekat timleri ve çevik kuvvet polisleri CHP ilçe binasına saldırarak, içerde bulunan 13 kişiyi gözaltına aldı. Aynı saatlerde binanın dışında her zaman olduğu gibi MHP'li it sürülerinin rını fiilen yerine getiren bir insan - bunları onaylamasa da- demokrat olabilir miydi? Elbette hayır, halka karşı suç işleyen bir insan için "demokrattı" sözü yanlıştı. "Demokrat" olmayı belki istedi. Ama olamadı. Onun onaylamadığı halde verilen görevleri yapması, bedel ödemeyi göze alamamasının bir sonucu idi. Emirlere karşı gelemedi, istifa edemedi, bu mesleğin sağladığı bir takım avantajlardan vazgeçemedi ve emirlere uydu. Sonunda daha büyük bir bedel ödedi. Yaşarken inandığı gibi yaşayanım! doğru bildiklerini uygulayamadı, öldükten sonra ise eşi ve çocukları ardından şan ve şerefle görevini yaptı" diyemediler. Çünkü işkence, katliam, köy yakma vb. işlerin şanla şerefle bir ilgisi olamazdı. Albay'ın görevlerinin "alet oldu" gibi sorumluluk kabul edilmeyen ama küçültücü kavramlarla ifade edilmesi, onun belki de ödeyebileceği en büyük bedel oldu. Kocalarının yaptığı işlerin farkında olan ama onları uyarmayan ve bu "çirkin politikalara alet olmaktan koparmayan eşleri de, aynı çirkin politikaların hem aracı, hem mağduru oldular. Onaylamasalar da sessiz kalıyorlarsa, onlar da sözünü ettikleri çirkin politikalara alet oluyorlar demektir. Bir gün içi boş nutuklar çekilen bir törende, eşlerinin ardından yürümek istemiyorlarsa, onlar da kocalarını halka karşı suç işlemekten koparmak için gerekeni bugünden yapmalıdırlar. * çağrıldığı ve polise tezahürat görevini yerine getirdikleri görüldü. Faşist sürüsünün dağılmasından sonra 3 faşist, Esenler, Davutpaşa Caddesi üzerinde DHKC, TİKB-AFMK ve MLKP- K/KGÖ militanları tarafından yakalanarak sorgulandı. Faşistlerin "ne olur yapma abi, bir daha yapmayacağız. Ne olur gidelim" şeklinde ağlamaları onların kullanılan birer zavallı olduğunu gösteriyordu. Faşistler, devrimciler tarafından dövülerek cezalandırıldıktan sonra serbest bırakıldı. Bu olayı gazetemize haber veren bir kişi konuşmasının sonunda, "Faşistlerden hesap sorduk soracağız", "Yaşasın Devrimci Dayanışma", "Sinan Demirbaş Yoldaş Ölümsüzdür" sloganlarını attı.*

16 Düzen sendikacılığının i şçi sınıfı mücadelesi açısından Türkiye'nin son 5-6 yılı çok çarpıcıdır. Binleri, on-binleri, yüzbinleri ayağa kaldıran eylemler; aylarca ve yıllarca süren direnişler; sayısız yeni eylem ve direniş biçimleri... ve en az üç-beş yerde direnişsiz geçen tek bir günün olmadığı bir süreç... Bu süreç aynı zamanda bir barikatlar savaşıdır. Savaş, oligarşinin asker, polis barikatları kadar sarı sendikacılık barikatına karşı yürütülmüştür. Bu süreç incelendiğinde görülür ki, büyüyen, radikalleşen, sınıf düşmanlarıyla hesaplaşılan her eylem, kazanımla, zaferle sonuçlanan her direniş, sarı sendikacılık barikatlarının asılmasıyla hayat bulmuştur. Paşabahçe'ler, Maga'lar, Toros'lar, Kargo'lar, Zonguldak'lar sarı sendikacılığa rağmen yaratılmıştır. Evet, sarı sendikacılık bugün pek çok kılığa bürünerek ama asıl olarak da demagojisinin gücünden çok devletin doğrudan ve dolaylı desteğiyle çok geniş bir emekçi kesimini şu ya da bu ölçüde etkisi altında tutmaktadır. Bu anlamda da sarı sendikacılğın teşhiri, sınıfa düşman yüzünün açığa çıkarılması ve ona karşı mücadele edilmesi kuşkusuz zorunlu ve günceldir. Ancak, bilinmelidir ki, bu mücadele son 5-6 yılın gösterdikleri esas alınmaksızın yürütüldüğünde doğru yol ve yöntemleri bulamayacak, sonuç alıcı bir mücadele olmayacaktır. İşçiler bu 5-6 yıllık pratik içinde sarı sendikacılığı da, sendika ağalarını da aşmaya hazır olmanın ötesinde aştıklarını, aşabildiklerini sayısız örnekle ortaya koymuşlardır. Sarı sendikacılığın yüzbinler üzerindeki etkisi "belli ölçülerde"dir ve artık gelinen noktada çok zayıf dayanaklar üzerindedir. Tersinden yüzbinler de sarı sendikacılığı etkilemekte, ona hiç de istemediği kararları aldırtmaktadır. İşçiler baskıların, işsizlik ve yoksulluk tehlikesinin dayattığı koşullarda, sonuçta orasından burasından aşıyorlar sarı sendikacılık barikatlarını. Her direniş, kazanılan her zafer, sarı sendikacılığa da bir darbe vuruyor. Ancak sarı sendikacılık barikatı tüm bunlara karşın, yerinde durmaya da devam ediyor. İşçiler yine her seferinde polisten, askerden, grev kırıcılardan önce bu barikatlarla uğraşmak zorunda kalıyorlar. O halde sorun nedir? Sorun her şeyden önce, işçilerin sarı sendikacılığa yönelttikleri tüm bu vuruşların sarı sendikacılığa karşı topyekün bir vuruşa dönüştürülememesidir. Örneğin, bırakalım genel bir - Evet, sarı sendikacılık bugün pek çok kılığa bürünerek ama asıl olarak da demagojisinin gücünden çok devletin doğrudan ve dolaylı desteğiyle çok geniş bir emekçi kesimini şu ya da bu ölçüde etkisi altında tutmaktadır. Bu anlamda da sarı sendikacılğın teşhiri, stnıfa düşman yüzünün açığa çıkarılması ve ona karşı mücadele edilmesi kuşkusuz zorunlu ve günceldir. vuruşa dönüştürmeyi tek tek ele alındığında bile bunca direniş, bunca kazanım, hemen hiç bir yerde sendikal yönetimlere yansıtılamamıştır. Görülüyor ki, sarı sendikacılığın yüzbinleri hala belli ölçülerde etkisi altında tutabilmesi bir yanıyla da alternatifsizlikten doğan bir sonuçtur. Her şeye karşın bu 5-6 yıl, sarı sendikacılığın aşılması için çok ciddi bir birikim yaratmıştır. Ve sorun da bu noktada, bu birikime yol gösterip, kanal açacak olan bir önderlikte gelip düğümlenmektedir. Devrimci işçiler, sermayenin işçi sınıfı içindeki truva atı rolünü oynayan bu düşmanı hiçbir şeyi önemsiz görmeden iyi tahlil edip tanımak, sınıfın sahip olduğu ve ortaya koyduğu dinamikleri iyi tespit etmek ve bunları kapsayan taktikler belirlemek durumundadırlar. Karşımızda bilinmeyen bir düşman yok; yeldeğirmenleri de yok. Düşmanın zayıf ve güçlü yanları, bizim dayanacağımız esas noktalar iyi belirlendiğinde sarı sendikacılığa karşı zaferler kazanılması çok zor değildir. Düzen sendikacılığının dayanakları düzenin derinleşen kriziyle birlikte iyice zayıflamaktadır ve işçi sınıfı bu barikatı aşacak birikime ve potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Atacağımız adımların belirleyicisi de bunlar olmalıdır. Türk-İş oligarşinin sadık uşağı Amerikan tipi sendikacılığın ülkemizdeki temsilcisi olarak kurulmuştur. Bu aynı zamanda Amerika'nın, emperyalizmin ve oligarşinin çıkarlarına da sıkı sıkıya bağlılık demektir. Ve Türk-İş bu noktada egemenleri hiç yanıltmamıştır. Kuruluşunun finansörü ve ve öğretmeni Amerikan Emek Federasyonu AFL'dir. Kurucuları, yöneticileri ABD'de AFL'nin eğitim kurslarından geçirilmişler ve Amerikancılıkları o düzeye varmıştır ki, 1953'te özünde yine ABD'li ve Avrupalı emperyalistlerin güdümünde bir sendikal konfederasyon olan ICFTÜ'ya üyeliği bile sorun olmuş, uzun tartışmalardan, itirazlardan sonra gerçekleşmiştir. Türk-iş'in tarihindeki bu kesit uzun uzun anlatılabilir kuşkusuz. Ancak kanımızca bugünün somut görevleri açısından çok da gerekli değildir. Türk- İş'in konumu işçinin gözünde büyük ölçüde açıktır. Her şey söylenebilir Türk-İş için ama bir şey söylenemez; dönek değildir, emyeryalizmin ve oligarşinin nihai çıkarlarına, kuruluş felsefesine ve amacına ihanet etmemiştir hiç. Ama bunun ötesinde siyasi literatürde ne kadar olumsuzluk varsa nepsini de tereddütsüz sayabilirsiniz; oportünistlik, yalan, ikiyüzlülük, aldatma, oyalama... Türk-İş, hemen tüm tarihi boyunca tabanın baskısı altında olmuş, bu da Türk-İş'te oyalamacılığı politikanın asıl biçimine dönüştürmüştür. Bunu, oyalamacılığı, daha iyi hayata geçiren bir başka kuruluş bulunamaz Türkiye'de. Varlığı ve misyonu buna bağlıdır çünkü. İşçileri oyalayabildiği ölçüde güçlü kalacak, oyalayabildiği ölçüde oligarşinin gözünde "muteber" bir sendika olmayı sürdürecektir. Sık sık "sabırlarının taşmak üzere" olduğunu söyleyip "Genel Grev" tehditlerinde bulunur. Ama Türk-İş'in sabrı hiç taşmaz. Genel grev ise ancak Zonguldak ve 3 Ocak'ta olduğu gibi direnişler, Türk-İş yöneticilerini kapana kıstırdığında mümkün olur. Türk-İş'in son yapılan (16.) genel kurulunda yönetimi aday olan Bayram Meral ve Şemsi Denizer ekibinin temel sloganı "Türk-İş Değişecek!"ti. Ve demişlerdi ki, "1993 Genel Grev Yılı Olacak!". Bu yeni listenin adı da "Değişim Grubu"ydu. Aslında tüm bu sıfatlar vb. sloganlar, Türk-İş'in nasıl yönetildiğinin, işçiler karşısında temelde hangi taktiğin izlendiğinin de özlü ifadeleridir. 16. Genel Kurul'da bilindiği gibi Meral-Denizer ekibi kazandı. Türk-İş'in başında yaklaşık üç yıldır bu ekip var. "Değişim" ortada! Tarih 30 Aralık '93... TÜSİAD yöneticileri Türk-İş'i değiştirmeye soyunan bu yeni Türk-İş başkanıyla doğrudan tanışmak istiyor ve onu İstanbul Divan Oteli'nde düzenlediklerin bir toplantıya davet ediyorlar. İçeride tanışıyor, görüşüyor, konuşuyorlar. Toplantıdan sonra Meral, gazetecilere şu açıklamayı yapıyor: "Sermayenin bu kadar itimadına layık olmak büyük bir şey. Kısa sürede bunu kazandık." Bu kadar açık sözlülük egemen sınıfların işine gelmiyor ama. Ertesi gün

17 barikatlarını aşmalıyız burjuva basından kimileri Meral'i işçilerin gözünde aklamaya çalışan yazılar yazıp "dileriz Meral'in dili sürçmüş olsun" deme gereği duyuyorlar. Elbette ortada dil sürçmesi falan yoktur. Meral, Türk-İş gerçeğini dile getirmiştir yalnızca. Türk-İş'in temel politikası egemen sınıflara güven vermek, işçileri oyalamaktır. Varlık koşulu da, varlık nedeni de budur. Türk-İş oyalamayı iyi becerse de bu bir defa on defa değil genel bir durum olduğu için yüzünü sonuna kadar saklamayı beceremez. Bu bilindiği için devlet yanlısı, uzlaşma yanlısı politika açıktan yürütülmüştür genellikle. Ve bu yüzden, özünde Türk-İş işbirlikçi konumu açık bir sendikadır. Onun sermayeyle gizli ilişkilerini araştırıp, deşifre etmenin, elbette bir yararı varsa da, çok fazla önemi ve gereği yoktur. Onun politikaları, demeçleri, tavırları bunu yeterince ispatlamaktadır. İşçiler her toplu sözleşmede, her direnişte Türk-İş'in kendilerini nasıl oyaladığını, nasıl sattığını biliyor, yaşıyorlar zaten. Türk- İş'in onbinierce işçiyi şaşaalı sözlerle greve çıkarıp sonra da nasıl ortada bıraktığını biliyorlar. 28 Mayıs 1992'de tarım işçileri sınıf tarihlerinin en büyük adımını atarak onbinlerle greve çıktılar. Bunu 3 gün sonra Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) bağlı onbinlerin grev ilanı izledi. Hükümet, tarım işçilerini bölmek için TİGEM grevini iki kez erteledi. Türk-İş'ten ses yoktu. Tarım işçileri grevi sürdürdüler.. Sendika başkanlarının izin ve gözetiminde polis saldırıları düzen- lendi. Hemen her şehirde mevcut sendikalarla işçiler çatıştı. Ve onbinlerin grevi sarı sendikacılık tarafından satıldı. Yine 1992'de belediye işçilerinin 5 ay süren ve tüm emekçiler için çekim merkezi haline gelen direniş ve grevleri hükümet kararıyla ertelendiğinde de Türk-İş yöneticilerinin yaptığı tek şey işçilerin karşısına çıkmamak için köşe-bucak kaçmaktı. Aşılamayan sarı sendikacılık barikatı, işte böyle teşhir olmuş bir barikattır. Sarı sendikacılığı ezerek geçmenin bütün direnişlerin kuralı haline geldiğini herkes görmektedir. Ancak işçi yığınlarını kucaklayacak bir alternatifin yokluğu, işçi sınıfını yine de sezgisel olarak "en kötü örgütlülük, örgütsüzlükten iyidir" düşüncesiyle Türk-İş saflarında kalmaya itmektedir. Tutarlı, güven veren devrimci işçilerin, devrimci örgütlülüklerin gerçekte pek çok işçi direnişine önderlik edebilmeleri işçi kitlesinin böyle bir önderliği reddetmemesinin nedeni de buradadır zaten. Ancak bu olay devrimci işçilerin örgütlenmelerinin, inisiyatiflerinin yetersizliği, yeterince yaygın olamayışı nedeniyle kısmi kalmakta, genel durumu değiştirmekte; Türk-İş hükmünü sürdürmektedir. DİSK "devrimci" değil, "düzenci" bir konfederasyon Türk-İş'in yüzü açığa çıktıkça elbette işçilerin farklı arayışları gündeme gelmekte, devrimci önderlikle bütünleşmeleri daha kolay ve hızlı olmaktadır. İşte DİSK'in yeniden açıl- masına da tam böyle bir noktada; düzen sendikacılığının sıkıştığı, işçilerin bir kısmının Türk-İş kalıplarına sığdırılmakta zorlanıldığı bir aşamada izin verilmiştir. DİSK'in açılması için hiç mücadele etmeyenlerin başında DİSK gelir. Ve tabii, en başta da yöneticileri. Geçmişte DİSK içinde yer almış devrimcidemokrat işçilerin böyle bir talebi, bu talep için şu ya da bu düzeyde mücadeleleri hep olmuştur. '89 Bahar eylemlerinde, '90'daki eylemlerde "DİSK açılsın, malları geri verilsin" sloganları vardır. DİSK açılır ve malları da geri verilir ama DİSK bırakın "devrimci" olmayı, eski "reformist, revizyonist" DİSK bile değildir. 12 Eylül cuntasında valizlerini toplayıp kendi ayaklarıyla cuntaya teslim olanlar, cezaevlerinde de hiçbir direniş göstermeyip iyice "rehabilite" olmuşlar, hele ki dışarı çıktıkları yıllarda da TKP gibi, SBKP gibi kabeleri de revizyonizmle birer birer yıkılınca, uzlaşmayı, diyaloğu emperyalist demokrasinin nimetlerini keşfetmekte gecikmemişlerdir. DİSK yeniden açıldığında, hemen hepsi şirketlerde yönetici, danışman vs.dirler. "İşveren" durumundadır çoğu. Şirketlerini bırakıp gelirler DİSK'e. Eh, o da bir şirkettir nasıl olsa, üstelik mal varlığı da hatırı sayılır miktardadır. Çağdaş Sendikacı DİSK DİSK yeniden açılıp örgütlenme faaliyetlerine başladığında, patronların DİSK'e karşı yine de eskiden kalma bir çekinceleri vardı. Bu yüzden daha işin başında politikasının odağına sermayeye/patronlara güven vermeyi Sendikal tarihten... Yasakla... Ülkemizde yaygın sendikal örgütlenmeler ancak 1946'dan itibaren mümkün olabilmiştir. Kurtuluş savaşı yıllarında da çeşitli işçi örgütlenmeleri vardır ve emperyalizme karşı savaşın içinde olmuşlardır. Ancak sendikalar henüz güçlenip yaygınlaşmadan işçi sınıfı, sermaye birikimini hızlandırmaya ve silahlanmaya çalışan küçük-burjuva diktatörlüğünün yasağıyla karşı karşıya kalır. Sendikalar 1938'de yasaklanır. Ta ki 1946'ya kadar. Kapat 'da "sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağı" kaldırıldığında işçiler hızla sendikalaşmaya başladılar. İşyerleri ve iller düzeyinde hızla sendikalar kuruldu. Sendikalaşmaların öncüsü solcular, sosyalistlerdi. Bu ise düzenin tahammül edemeyeceği bir şeydi. Aynı yılın sonunda sendika kapatmalar gündeme geldi. 1946'nın 17 Aralık'ında yönetiminde sosyalistlerin olduğu İstanbul İşçi Sendikaları Birliği ve İstanbul İşçi Klubü'nün kapılarına kilit vuruldu. Sıkıyönetim komutanlıkları bu uygulamayı bütün yurda yaymakta gecikmediler. Sendika kurmak artık serbestti ama "serbestliğin" bir yılı dolmadan onlarca sendika kapatıldı. Düzene uydur... Kapatmaların yine de nihai çözüm olamayacağını biliyordu devlet. Sendikalar olmalıydı ama kendi güdümünde. Bu yıllar Türkiye'nin ABD emperyalizmiyle derin ilişkilere girdiği, hızla yeni-sömürgeleşerek her açıdan emperyalizme bağlandığı yıllardır aynı zamanda. Sendikalar da ABD'nin kurmaylığıyla yukarıdan aşağıya yeniden biçimlendirilir. Düzene yakın sendikacılar seçilip ABD'ye gönderilerek Amerikan Emek Federasyonu AFL'nin "eğitiminden" geçirilerek düzen sendikacılığının kadroları hazırlanır. Aynı yıllarda Türk-İş kurulur ve kuruluşundan iki ay sonra yapılan genel kurulda da AP ve CHP'lilerin ittifakıyla Türk-İş, ABD'de eğitilmiş "güvenli ellere" teslim edilir. *

18 koydu. Aslında yapmaları gereken ilk iş, adlarında taşıdıkları "devrimci" sıfatını çıkarmaktı. Ama o zaman hangi tabana sesleneceklerdi, ad değiştirdiklerinde devrimcileşmekte olan işçileri düzene bağlama görevlerini, yani kendilerine verilen misyonu yerine getiremezlerdi. Bu yüzden en başta düşündüklerini en sona bıraktılar. "Emek-sermaye kavgası istemiyoruz" diye çıktılar sendikal sahneye. "Çağdaş sendikacılığı gözardı etmeden sınıf ve kitle sendikacılığı yapmalıyız" (15-16 Haziran 1992, Genişletilmiş Başkanlar Kurulu) diyerek geliştirdiler politikalarını. Belli bir taban bulabilmek için "sınıf ve kitle sendikacılığı" sözünü de bir süre daha kullanmak zorundaydılar. Cümlenin ilk kısmı sermayeye, ikinci kısmı işçilere mesajdı. Oportünist ve ikiyüzlü politi- Sendikal tarihten İşçi sınıfı düzene uymuyor O'lı yıllar, solun ve genel olarak halkın mücadelesinin geliştiği yıllardır. İşçi sınıfı da bu gelişmenin içindedir. 1965'te Kazlıçeşme'ye, Zonguldak direnişleriyle ivme kazanan işçi hareketi yayılarak sürer.. Bu gelişme, düzenin işçi sınıfını içine hapsetmye çalıştığı Türk-İş'in ördüğü duvarları da parçalar. 12 Şubat 1967'de, Türk-İş'ten ayrılan çeşitli sendikalar tarafından Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonunu DİSK kurulur. DİSK, ekonomizmin sınırlarını hiçbir zaman aşamasa da sınıf sendikacılığı yönünde atılmış önemli bir adımdı. İşçi sınıfının mücadelesini boğmaya çalışan Amerikan tipi sendikacılığın aşılmasıydı. Bu yüzden oligarşi DİSK kurulur kurulmaz saldırıya geçti. DİSK'in gelişimi, işçi hareketinin gelişimi engellenmeli, düzen dışı bir gelişmeye izin verilmemeliydi. Düzene, işbirlikçilerine ve uzlaşmacılara karşı... Oligarşinin bu saldırılarına işçi sınıfı: nın da bir cevabı vardır bu kez. DİSK'i, devrimci işçi hareketini engellemeye yönelik yasa tasarılarına işçi sınıfının cevabı Haziran direnişi olur. İşçiler polis-jandarma barikatlarını, Türk-İş'in sendika ağalarının barikatlarını ve çatışmanın boyutlanmasından korkan DİSK'in uzlaşmacı yöneticilerini çağrılarını aşarak direnirler oligarşinin saldırılarına. Yollarına dikilen ve dikilebilecek barikatları, düşmanlarını ve dostlarını Haziran'la daha yakından tanırlar. Ama en önemlisi de kendi güçlerini ilk kez bu kadar açık görürler. Oligarşi de görür onların gücünü. Görür ve 12 Mart'larda, 12 Eylül'lerde ilk hedeflerinden biri hep işçi sınıfı ve onun örgütlülükleri olur. * ka artık DİSK'in de varlık koşuluydu. İlk önemli misyonunu 1 Mayıs konusunda oynadı. Devrimciler geçmişte DİSK'in de şehitler verdiği 1 Mayıs alanı için dişe diş bir kavga yürütürlerken, Dalcı'ları şehit verirlerken DİSK, Türk-İş ve Hak-İş'le birlikte 1 Mayıs'ı salonlara hapsetmenin öncülüğüne soyundu. 1 Mayıs'a sahip çıkıyor görünüyor ama 1 Mayıs somutunda ortaya çıkan devrimci dinamizmi salonlarda boğma misyonunu üstleniyorlar. Sonuçta DİSK, yıllarca kendisini bekleyen ya da açılır açılmaz zorlu mücadelelerle, bazen bedeller ödeyerek DİSK'e geçen onbinlerce işçinin pasifize edilmesinde düzen için bulunmaz bir araç olmuştu. Tüm olup bitenlerin pasif bir izleyicisi durumundadır. Açıldığından bu yana işçiler ekonomik haklari için bile bağımsız tek tavrı yoktur. Bütün siyasi pratiği Türk-İş kararlarını, eylemlerini desteklemekten, daha doğrusu desteklediğini açıklamakta ibarettir. Destek noktasında bile kolunu oynatmayan, işçiyi eyleme sokmayan bir konumdadır. Son olarak 8 Ağustos'ta da aynı tutumunu sürdürmüş, Türk- İş'in bile gerisinde olduğunu bir kez daha göstermiştir. Koalisyon İşbirlikçisi DİSK DİSK'in yeniden açılışıyla DYP- SHP koalisyon hükümetinin kuruluşu birbirine yakın zamanlarda gerçekleşti. Ve DİSK yeni dönem rüştünü, işçi sınıfına ihanetini tam bu noktada ispatladı. DİSK, ülkemiz tarihinin gördüğü en katliamcı, en vahşi hükümetin halka karşı yürüttüğü savaştaki koltuk değneklerinden biri oldu. Baştan tüm desteklerini sundular. Gün, egemenlere her açıdan rüştünü ispat etme günüdür. Yıl 1992'dir. DİSK Araştırma Enstitüsü Başkanı Mustafa Sönmez, Kürt Sorununa ilişkin bir yazı nedeniyle DİSK yönetimi tarafından görevinden alınır... Sönmez, DİSK'in "Üniter Devlet" anlayışına ters yayın yapmıştır çünkü... Bu kavramı herkes tanıyordu ve yıllardır Kürt halkını katledenlerin baş sözüydü... DİSK'in yazıda "Üniter devleti"ne aykırı bulduğu bölümse, 1981'de Cunta koşullarında yayınlanan bir çalışmadan alınmıştı... Kraldan daha kralcıydı artık DİSK. 1992'nin sonlarında ise DİSK yöneticileri hala şunları söylüyorlardı: "Koalisyon hükümetini ILO ilkelerini benimsediği, ülkemizi demokratikleşme yolunda adımlar attığı için destekliyoruz." DİSK yöneticilerine şimdi kalkıp "Gördünüz mü desteklediğiniz hükümeti, gördünüz mü demokratikleşmeyi" demek yanlış olur. Onların suçunu sadece bir "yanılma"ya indirir çünkü. Hayır, DİSK yöneticileri bu açıklamayı yaptıklarında koalisyon hükümeti 9 aydır iktidardaydı. Bu sürede Toros'da olduğu gibi işçilerin direniş çadırlarını yıkmış, direnişçilerin üzerine polis ve jandarmayı saldırtmış, An- kara'ya yürüyen memurları coplattırmış, Kartal'da işçilerin üzerine ateş açtırtmış bir hükümetti. Hükümet infazları, katliamları şehirlerde ve dağlarda artarak sürdürüyordu. DİSK bunları bile bile göre göre bu açıklamayı yapmıştır. Ve o günden bu yana da tüm katliamcı yüzü açığa çıkan bu hükümeti, oligarşinin politikalarını desteklemeyi sürdürmüştür. Hem de İşbirliğini SHP-CHP'li belediyelerde direniş kırıcılığına kadar uzatarak. Egemenler karşısında birbirlerine karşı kavgacı, devrimcilere karşı "birlik" içindedirler Bugün DİSK ve TÜRK-İŞ, yüklendikleri misyonun aynılığının ötesinde pek çok noktada da aynılaşmışlardır. Farklılıkları azaldıkça da birbirlerine karşı hırçınlaşmakta, kavgaları, rekabetleri kızışmaktadır. Çünkü artık işçileri farklı politikalarla değil, birinin diğerinden geri kalmamaya çalıştığı ayak oyunlarıyla kazanmaya çalışmaktadırlar. Sarı sendikacılığın içinde bulunduğu durum, düzen partilerinin içinde bulunduğu duruma bu açıdan çokça benzemektedir. Sistemin derinleşen krizi ve kontrgerillada merkezileşen politikaları karşısında halka söyleyecek, halka vaat edecek bir şeyi kalmayan, programlarıyla, günlük politikalarıyla giderek aynılaşan düzen partileri çareyi imajlarda ve birbirlerinin kirli çamaşırlarını dökerek oy toplamakta bulmuşlardır. DİSK in de TÜRK-İŞ'in de bugün işçilere söyleyeceği, verebileceği farkli bir şeyler yoktur. Geçtiğimiz yıl yoğun biçimde yaşanan yetki itirazları bu iki konfederasyonun işçi sınıfının çıkarları karşısındaki duyarsızlığı ve sorumsuzluğunun çok açık bir kanıtı olmuştur. Yetki itirazları pek çok yerde toplu sözleşmelerin önünü tıkarken, patronlara istedikleri gibi at oynatabilecekleri bir alan açmıştır. Ama öte yandan, yetki itirazlarıyla işçi sınıfına istemeden de olsa bir iyilik yapmış oldular. Türk-İş ve DİSK üyesi işçilerin sarı sendikacılığa karşı ortak zeminini yarattılar. İşçiler bu zeminde ortak komiteler kurup birlikte mücadele etmenin pratiğini yaşadılar. Devrimci işçilerin önderlik ettiği bu ta- vır, çok yaygınlaştırılamadı ancak, yakalanması gereken halkalardan biri olarak ortaya çıktı. Her iki konfederasyon da düzenin sendikalara ilişkin yasalarını devrimcilere karşı kullanmakta ittifak halindedirler. Bir sendikanın varlık koşulu işçilerin iş güvenliğinin sağlanması, onların işten atılmalarının önlenmesidir. Yıl 1989'dur. İşçiler Türk-İş'in sendika ağalarının tüm engellemelerine rağmen, onbinlerle caddeleri arşınlarlar. '89 bahar eylemlerinde İstanbul tersane işçilerinin de özel bir ağırlığı vardır. Tersane/erdeki devrimci işçiler sabırlı, kararlı bir mücadeleyle, güven kazanarak tersane işçilerini duvarların dışına çıkarmışlardır... Ne var ki, tersane işçilerinin sınıf kardeşleriyle omuz omuza yürümesini sağlayan bu devrimci çalışma birilerinin hoşuna gitmemiştir. Patronlardan önce de Türk-İş'e bağlı Dok Gemi-İş yöneticilerinin... Dok Gemi-İş yöneticileri ilk fırsatta bu işçileri işten attırarak yerlerini sağlamlaştırırlar. Ve bundan sonra Dok Gemi-İş, tersanelerin kapatılıp, binlerce işçinin sokağa atılmasında da sermayenin asıl dayanağı olur. Bir sendikanın varlık nedeni işçilerin grevlerini desteklemek, onu saldırılara karşı korumaktır. Mersin Nobel Otelinde 30 işçi DİSK'i bağlı OLEYİS'e üye olup sendikalaştıkları için işten atılırlar. Tarih '92 Kasımıdır. Atılan işçiler açlık grevine başlarlar. Polis direnişe saldırır. Ama asıl darbe sendikadan gelir. Saldırının ertesinde Mersin'e gelen Oleyis Başkanı Ahmet Daş'ın ilk işi açlık grevini bırakın demek olur. İşçiler direnmekte ısrar ederler. "Devrimci" sendikacılar bu kez para vaad ederek açlık grevini bitirmeye çalışırlar, bırakanlar olsa da direniş sürer. Devreye DİSK Genel Başkanı Kemal Nebi oğlu girer. "Açlık grevinin derhal bitirilmesini, bitirilmiyorsa sendikanın kapattırıl masını" söyler. Ve bu kararla polisin bir gün sonra sendikayı kapatacağı açıklanır... Direniş kırılır... İşte Türk-İş ve DİSK böyle ispat

19 ederler kendilerini oligarşiye; patronlardan daha kıyıcıdırlar işçilere karşı, işlerine geldiğinde polisi kullanmaktan, ihbarcılık yapmaktan, bedelini işçilerin ödediği sendikaları bile kendi elleriyle kapatmaktan geri durmazlar. Türk-İş'in yönetiminde devrimci işçilerin bulunduğu Tez Koop-İş 3 No'lu şubesini kapatması örneğinde olduğu gibi çoğu kez polise iş bırakmazlar. Bu işbirlikçilik ve ihanet sürüp gelmektedir. Gebze direnişini kıran da, Adana Belediye işçilerinin direnişini kıran dra, Tekstil işçilerini patronlar karşısında ortada bırakan da, adı Türk-İş ya da DİSK olan bu sarı sendikacılardan başkası değildir. Her ikisi de "Partiler-Örgütler Üstü" sendikacılğın savunucusudurlar ve işçi sınıfına bunu bir meziyetmiş gibi sunmaya çalışırlar, zaman zaman sol gruplardan da bu politikalarına çeşitli biçimlerde destek bulurlar. Ama aslında yaptıkları iş de işçi sınıfını götürüp düzen partilerinden birine -tercihen iktidardakine- yamamaktır. Sendikaları en azından başlangıçta şubeler düzeyinde düzen partilerinden koparmak, uzlaşmacı işbirlikçi pazarlıkların önüne geçmek ve örgütlülüğü, uygun ve gerekli her zeminde devrimci örgütlenmeleri dayatmak noktasında, solun bugüne kadar ısrarlı bir çizgi izlediği söylenemez. Küçük çıkarlar hemen her seferinde bunun önüne geçmiş, "sosyalist", "komünist" politika adına kitleden kopmama adına, aslında Türk-İş'in, DİSK'in oluşturduğu kitle eğilimlerinin kuyruğunda olunmuştur. Bu da düzen sendikacılığının işçileri düzen partilerinden bir şeyler bekler halde tutmasının koşullarını güçlendirmekten başka işe yaramamıştır. Ancak, her şeye rağmen bugün Türk-İş ve DİSK, işçi kitlelerinin yoğun baskı ve zorlamasını yaşamakta, direnişlerin, gelişmelerin inisiyatifini ellerinde tutmakta zorlanmakta ve soruna "birlikte" çözüm aramaktadırlar. Çoğunlukla Türk-İş'in telaffuz ettiği, DİSK'in de "sıcak" bakabileceğini açıkladığı "İşçi Sınıfı Partisi" deyişleri bu muhtemel çözümlerden biridir. İşçi sınıfını mevcut düzen partilerinin politikalarına yedeklemek imkansızlaşınca, sendika ağaları, işçilerin karşısına "İşçi sınıfı" etiketi taşıyan yeni bir düzen partisiyle çıkmanın hazırlıkları içindedirler. Geçtiğimiz günlerde DİSK yetkililerinin "Türk-İş'le birleşebileceklerini" açıklaması da bu çerçevede değerlendirilebilecek bir gelişmedir. Birleşebilirler. Gerçekleri de budur aslında. Ancak bunda elbette devrimcilerin bugün "iki konfederasyonun birleşmesi", "Türk-İş'te birlik" gibi bir tutum takınması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Kimilerinin bugün "Aynı işkoluna tek sendika" diye "Tek konfederasyon" gibi şeyleri söyleyip duruyor olmaları, ülke gerçeğini değil, ülkemizde işçi sınıfı mücadelesini, "Kitabına uydurmaya" çalışan şabloncu bir kafanın ürünüdür. Biz soruna devrimci çalışma açısından bakmak zorundayız. Devletin tüm yasal fiili uygulamalarını devrimci sendikacılığı, devrimci işçi örgütlerini engelleme hedefiyle düzen- lediği Türk-İş ve DİSK'in bu faşist-gerici yasaları kullanarak devrimci işçi örgütlerine hayat hakkı tanımadığı bir noktada taleplerimiz, hedeflerimiz, taktiklerimiz bu alanı genişletmeye yönelik olmalıdır. Tek konfederasyon vb. biçimlerin ise bugün bu anlama gelmeyeceği açıktır. Mevcut durumda Türk-İş ve DİSK'in birliği kendi çözümsüzlüklerinin çözümü olacaktır en fazla. Devrimciler ise dikkatlerini ve enerjilerini asıl olarak onların bugünkü çözümsüzlüğünü, devrimci işçi örgütlenmelerinin gelişmesine işçi sınıfı içindeki genel devrimci gelişmeye kanalize etmek ve yöneltmek durumundadırlar. Düzen yanlısı bürokratik işçi hareketinin gelişmesi önündeki engel bu sendikalar, el değiştererek ıslah olmazlar. İşçi hareketi tabanda militanca bir mücadele için örgütlenerek sendika yönetimlerini aşarak, devrimci bir işçi hareketi yaratabilir. Bu sağlanmadıkça işçi sınıfı yeni söylemlerle oyalanmaya ve düzen partileri tarafından kullanılmaya devam edecektir. Sarı sendikacılık gücünü nereden alıyor Bu sorunun cevabını netleştirmek bir yerde aşılması gerekenlerin, izlenecek taktiklerin belirlenmesinde de belli bir mesafe kat etmektir. Sarı sendikacılığın, kurumlaşmasının yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi vardır ülkemizde. Sarı sendikacılık tek başına Türk-İş'le de sınırlı değildir elbette. İşçi sınıfının farklı tepkilerinin, farklı eğilimlerinin düzen içinde tutulması noktasında Hak-İş, MİSK, DİSK gibi diğer sendikalarla tahkim edilmiş bir barikattır. Asıl desteği kuşkusuz, bizzat devletin kendisidir. Sarı sendikacılığı tehdit eden, edebilecek her gelişmenin karşısında baskısı, terörüyle önce devlet vardır. Bu tehlike, sendika ağalarının bazen burjuva politikacılarıyla, bazen polis şefleriyle yaptıkları doğrudan işbirliğiyle önlenmeye çalışılır. Sarı sendikacılığın ikinci güçlü desteği ise mevcut yasalardır. Özel- tikle 12 Eylül cuntasıyla yapılan yasalar sendikalardaki "kıdemli" işbirlikçilerin egemenliğini artırmaya yönelik olarak düzenlenmiş, genç işçilerin, devrimci işçilerin sendika yönetimlerine gelmesi neredeyse imkansızlaştırılmıştır. Bu yüzdendir ki, Türk-İş, DİSK bazen zorunlu olarak 12 Eylül'ün anti-demokratik düzenlemelerine muhalefet etmek zorunda kaldıklarında bile "sendika yöneticisi olabilmek için 10 yıl çalışma" zorunluluğu gibi maddelere, keza bağımsız devrimci sendikaların gelişmesini engellemeye yönelik olarak konulan yüzde 10 ve yüzde 50'lik barajlara, hiç seslerini çıkarmazlar. Hükümetin o konuyu hep sürüncemede bırakmasından memmundurlar, çıkarları onu gerektirmektedir. Mevcut sendikalar yasasınının genel merkezlere verdiği yetkiler, şubeler üzerinde bu yasalara dayanarak kurdukları tahakküm, kongreleri dilediklerince yönlendirebilmelerini, iptal edebilmelerini sağlayan düzenlemeler de onların güç kaynaklarındandır. Elbette her yasa, her politika uygu- lanabilmesi için kendisine dar ya da geniş bir "toplumsal taban" da yaratmak zorundadır. Düzen sendikacılığının tabanı da işçi aristokrasisidir. Ka- pitalizmin farklı gelişme özellikleri gösterdiği Avrupa ülkelerinden farklı olarak ülkemizdeki işçi aristokrasisi esas olarak "profesyonel sendikacılarda somutlanmıştır. Ülkemizdeki profesyonel sendikacılık devletten, patronlardan kısacası düzenden doğrudan ya da dolaylı pay alır durumdadır. Dolayısıyla çıkarları düzenle iç içe geçmiştir. Düzen sürdüğü müddetçe konumu sürecektir. Oligarşi, düzen sendikacılığını düzenden doğrudan pay alan bu kesimle ayakta tutmakta ve devrimci gelişmelere karşı da yine bu kesimle sendikaları bir barikata dönüştürebilmektedir. Sendika ağaları, mevcut yasaların, oligarşinin ve patronların açık desteğinin dışında, ülkemizde yine sarı sendikacılığın yerleştirdiği sendikal geleneklerden, delege oyunlarından, sendikalar içinde yürüttükleri mezhepçilik, hemşehrilik gibi manevralardan ve solun ilkesiz, faydacı basiretsizliğinden güç almaktadırlar. Çeşitli siyasi hareketlerin şu ya da bu biçimde yönetimi ele geçirdikleri sendikalarda sergiledikleri pratik de sonuçta sarı sendikacılığın gücünü artırmaktadır. Çünkü bu pratik özünde, genellikle sarı sendikacılıktan farksız olmakla, işçiler de devrimci alternatiflere karşı güvensizlik yaratmaktadır. Keza, çeşitli işyerlerinde ya da işkollarında bulunan devrimci, demokrat, yurtsever işçilerin sarı sendikacılık karşısında bilinen nedenlerle bir araya gelememeleri de sarı sendikacıların gücünü ve manevra alanını artırmaktadır. Komünist, sosyalist, devrimci iddialı pek çok grup örneğin sendika kongrelerinde devrimci ittifakları değil, kısa vadeli ihtiyaçlarına cevap veren, yönetimde bir koltuk peşinde olan küçük hesaplarla davranabilmekte, bunun için de işbirlikçi sarı sendikacılar dahil, tüm karşı devrimcilerle işbirliği yapmakta bir sakınca görmemektedirler. Tarih Kasım '92'dir. Devrimci işçiler Belediye-İş Merkez kongresinde "sendikaya üyelik için Türk olmak" şartına karşı bir önerge veriyorlar. Soldan kimileri ama daha garibi Kürt milliyetçileri bu önergenin oylanmasında ortada görünmezler. Çünkü tek dertleri sarı sendikacıların hazırladığı bir listeye adam sokmaktır. Benzer örnekler çokçadır. Yine sol açısından işçi kitleleri, sendikaların dışında yeterince örgütlenemediğinden, bilinçlendirilemediğinden, kongrelerle, sarı sendikacılarla, işçi sınıfı düşmanlarıyla hesaplaşmaların yapıldığı platformlara dönüştürülmemiştir. Bu nedenle sarı sendikacılara rağmen, başarıyla sonuçlandırılan birçok direniş kongre başarılarına dönüştürülememiştir.*

20 Emperyalistler ve Faşistlerle Barışmayacağız ÜIkemiz "1 Eylül Dünya Barış Günü"nü çok çeşitli kesimlerden yükselen "barış" çağrılarıyla karşılıyor. "Barış" için kitlesel açlık grevleri, oturma eylemleri, gösteri yürüyüşleri örgütleniyor. Birbiri peşi sıra açıklamalar yapılıyor. Yıllardır savaşan bir güç durumundaki PKK"nin başını çektiği "barış" kampanyası hemen her renkten sol çevre tarafından değişik ölçülerde destekleniyor. Oysa bugün yapılacak propaganda, halklarımızın zalime karşı savaşının haklılığını içermelidir. Çünkü, emperyalizmle işbirliği içinde, vatan topraklarını halkımız için cehenneme çevirmek isteyen egemen güçler, baskı ve sömürülerini her geçeri gün arttırmaktadır. Her ulustan, dinden ve mezhepten halkımıza karşı yönelen dizginsiz baskı ve sömürüye karşı direniş ve savaşla karşılık vermek, halkın en meşru haklı talebidir. Bu yüzden, bugün sol adına, devrimcilik, demokratlık adına veya vatanseverlik adına her kim sözleşme iddiasındaysa onun savunması gereken şey; her türlü araç ve yöntemle hakin halk düşmanlarına karşı mücadelesininsavaşının yükseltilmesi ve desteklenmesidir. Bu, gerçek bir barışı istemenin de ön koşuludur. Dürüstlük, samimiyet bunu gerektirir. Çünkü, topraklarımızda sürmekte olan savaşın haksız tarafını oluşturan egemenler, iktidarlarını kaybetmemek tatlı karlarını arttırmak, rahat ve lüks içindeki yaşamlarını korumak için her türlü insanlık düşmanı, vahşice yöntemleri kullanarak emekçilerin kanını dökmeye devam ediyor. İçinde bulunduğu koşullardan ve yaşadığı krizden dolayı başka bir çaresi de yoktur. Onun vazgeçemeyeceği araçlar joptur, işkencedir, makineli tüfektir, bombadır. Emekçilerin üzerine bornbayla gelen halk düşmanlarını gül atarak altetme-nin ise imkanı yoktur. İşte dürüstlük dediğimiz şey, bu gerçeğin kabullenilip, kime zeytin dalı uzatıldığının ortaya konmasıdır. Bunun da ötesinde devrimci, demokratlara düşen görevlerin yerine getirilmesidir. Fakat korkular, kaygılar ve sıkı sıkı tutunulan statükolar dürüstlüğün önündeki engeller haline geliyor ve ne anlama geldiği pek de belli olmayan barış talepleri ortalığı kaplıyor. Hemen belirtelim ki, yaptığımız eleştiri, esas olarak, mevcut koşulları değerlendirebilecek olanlaradır; koşullar ve ne yapılması gerektiğini çok iyi bilmelerine rağmen gerçeklere gözlerini kapayanlara, gerçeklerden kaçanlaradır. Bunun dışında, halkların barış özlemine söylenecek bir söz yoktur. Soyut, insancıl düşüncelerle barış isteyen ve insana layık bir düzenin-dünyanın kan dökülmeden de yaratabileceğine inananlar, eleştirinin birincil muhatapları değildir. Fakat, bu durumda olanlar da barışın ne demek olduğunu, egemen güçlerin barıştan ne anladıklarını, onların çarpıtılmala- rının halk saflarında ne tür etkilere yol açtığını ve en nihayet, gerçek barışa nasıl ulaşılabileceğini tartışmalıdırlar. İnsanlığın barıştan yana özlemleri şüphesiz ki sebebsiz değildir ve durduk yerde ortaya çıkmamıştır. Bu özlemin ortaya çıkış nedeni, yüzyıllardan bu yana süregelen haksız savaşlara ve bu savaşların yarattığı yıkımlara olan tepkidir. Bu tepki devrimcilerin mücadelesiyle, günümüzde emperyalistlerin barış düşmanı ve savaşların asıl sebebi olduklarını göstermeleriyle ilerici bir nitelik kazanmıştır. Bu tepkinin kendisi için yarattı- ğı tehlikenin farkında olan emperyalizm, mevcut tepkiyi "anarşi", "terör" edebiyatıyla devrimci mücadeleye ve halk kurtuluş savaşçılarına yöneltmeye ve kendini "barış havarisi" gibi göstermeye çalışmaktadır. Emperyalistler ve sömürge ülkelerdeki işbirlikçileri, savaş ve barış kavramlarını soyut, anlaşılmaz hale getirmeye uğraşmaktadırlar. Her türlü savaşın kaynağının bizzat kendileri olduğu ' gerçeğini gözlerden gizleyerek, "tüm savaşlara hayır" sahte sloganıyla, kendi egemenliklerini sürdürmek için halkların haklı savaşlara ve devrimci iç savaşlara yönelmesini engellemeyi amaçlıyorlar. Halkların baş düşmanı, katili emperyalizmin "barış", "demokrasi", "özgürlük" götürme adına dünyanın çok çeşitli bölgelerinde, örneğin Ortadoğu'da, Somali'de, Ruanda'da, Bosna- Hersek'te yoksul, emekçi milyonları nasıl boğazladığını veya boğazlanmasına zemin hazırladığını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bunlar her gün tüm insanlığın TV ekranları başında naklen izlediği olaylardır. İşte tam bu noktada, barış özlemiyle emperyalizme her düzeyde karşı çı- kış arasındaki ilişki gündeme gelmektedir. Çok açıktır ki,, dünya emekçilerinin gerçekten barışın hakim olduğu, gerçek huzurun yaşandığı bir dünyaya kavuşmaları ancak emparyalizmin ve onunla birlikte her türlü sömürünün ve baskının yer yüzünden silinmesiyle mümkündür. O halde, bizlerde kendi ülkemizde ve tüm dünyada gerçek barış istiyorsak, emperyalizmin "barış" adına değişmesini istemediği bir düzende sömürünün ve zulmün sürmesinden yana değil-sek, elimizden hiç düşürmeyeceğimiz bayrak anti-emparyalizm olmalıdır. Burjuva hümanizminin gözümüzü kör etmesine izin vermemeliyiz. Emperyalistlerin, burjuvaların yönlendirmesi altındaki sözde ilericilerin, aydınların "tuzu kurudur". Aç, açık bırakılan, salgın hastalıklarla aşağılanan, köyü, evi yakılan ve katliamlara uğrayan onlar değildir... Dünyayı kaplamış olan vahşete gözlerini kapayıp, iş halkın onurlu mücadelesine, özgür vatan için savaşına geldiğinde, sırf rahatları bozulmasın diye "barış"tan söz edenler, farkında olsunlar veya olmasınlar emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektediler. Barış, Ne Yazık ki, Barış Kuşunun Kanadında Gelmiyor Unutulmamalıdır ki, halklar lehine hiç bir barış, savaşsız elde edilmemiştir. Emperyalizme karşı zaferle sonuçlanan ilk bağımsızlık savaşınının galibi Türkiye halkları, bu zaferi, ne masabaşında ne de emperyalist güçlere yaptığı barış çağrılarıyla kazanmıştır. Zafer, kan-can pahasına ve yeri geldiğinde kazma, kürekle, yeri geldiğinde "tırnakla sökülüp koparılmıştır" II. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda Avrupa'yı kan gölüne çevirip Sovyetler Birliği üzerinden tüm dünyayı fethe yönelmiş olan Naziler nasıl durdurulmuştur? Yapılan barış çağrıları karşısında Hitler faşizmi merhamete gelmiş de, faşistlikten, kan dökücülükten vaz mı geçmiştir? Hayır... Faşizm o dönem dize getirilmişse, insanlık bunu, Stalin komutasındaki Sovyet Kızıl Ordusu öncülüğünde verilen savaşa, başta kahraman Sovyet halkları olmak üzere canını feda eden milyonlarca komüniste ve Avrupa'nın anti-faşist halklarına borçludur. Kurtuluşun başka da yolu yoktu. Dönemsel de olsa barışın başka yolu yoktu. Bugün de başka yolu yoktur... Kurtuluşu sağlamanın, halkların barışına ulaşmanın, emperyalist sömürüye ve faşist teröre karşı direnmenin-savaşmaktan başka yolu yoktur. "Barış, barış" diye çığırtkanlık yapanlar şu soruya yanıt vermelidirler: Kiminle, niçin, nasıl barış?... Evet; kiminle barış?... Her gün yüzlerce Kürt emekçisini yerinden, yurdundan edenlerle mi? Kürdistan topraklarını neredeyse tek bir ağaç, tek bir köy,tek bir ev kalmamacasına yangın yerine çevirenerle mi? Katlettikleri gençlerimizin, gelinlerimizin sulaklarından koleksiyon yapanlarla mı? "Barış" için açlık grevi yapan analara, çocuklara hunharca saldıranlarla mı?... Kiminle barış?... İşi, ekmeği, onuru için Ölüm Orucu'na yatan Eminönü işçisinin taleplerine gözlerini kapatan, dahası üzerlerine polisi saldırtanlarla mı? Grev ve toplu sözleşme hakkı isteyen memurun kafasında jop kırdıranlarla mı? İki göz gecekonduyu bile emekçilere çok görüp başlarına yıkanlarla mı? Evet; kiminle barışacağız? insanımızı kaçırıp kaybedenlerle mi?... Özgür vatan için mücadele eden devrimcileri evde,sokakta yüzlerce katille infaz edenlerle mi?.. Kayıp oğlunu arayan, yüreği acılı anayı döverek gözaltına alan, işkence yapan, cezaevine kapatanlarla mı?... İşkencehanelerde genç kızlarımıza tecavüz edecek kadar pervasızlaşan işkencecilerle mi? Kiminle barışacağız?... KİMİNLE VE NEDEN BARIŞACAĞIZ?...

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili HAZİRAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin CHP İl Kongresine katılarak bir konuşma

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015

Türkiye Cezasızlık Araştırması. Mart 2015 Türkiye Cezasızlık Araştırması Mart 2015 İçerik Araştırma Planı Amaç Yöntem Görüşmecilerin Dağılımı Araştırma Sonuçları Basın ve ifade özgürlüğünü koruyan yasalar Türkiye medyasında sansür / oto-sansür

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2015 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli/Akdeniz Mahallesinde 2015 Genel Seçimlerine

Detaylı

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 37. Dönem Çalışma Raporu. BASIN ÇALIġMALARI BASIN ÇALIġMALARI BASIN AÇIKLAMALARIMIZ 5 Mayıs 2010 Özelleştirme Karşıtı Platform İstanbul Bileşenleri nin Taksim BEDAŞ önünde gerçekleştiği basın açıklaması yoğun bir katılımla yapıldı. Şubemiz üye ve

Detaylı

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 16 ŞUBAT 2011 CVK OTEL- İSTANBUL Tarihi günler yaşıyoruz. 10 Şubat-15 Şubat tarihleri arasında

Detaylı

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

MART 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili MART 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. CHP Mersin Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

Meclis'te sık sık. Babası yoksa

Meclis'te sık sık. Babası yoksa 4 NİSAN 2013 www.reisgida.com.tr Babası yoksa CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan a yönelik sözleri TBMM Genel Kurulu'nda gerginliğe neden oldu. Genç, eleştirileriyle

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler...

3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... 3 Kasım 2002 Seçimlerine Doğru: Senaryolar ve Alternatifler... Seçime Doğru Giderken Kamuoyu: 3 Kasım 2002 seçimlerine bir haftadan az süre kalmışken, seçimin sonucu açısından bir çok spekülasyon bulunmaktadır.

Detaylı

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR

AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR AĞUSTOS 2015 GÜNDEM ARAŞTIRMASI NA DAİR Marpoll Kamuoyu Araştırma Şirketi, kamuoyunu yani halkın kanaatlerini karar alıcıların ve uygulayıcıların meşruiyetini sürdüren önemli bir faktör olarak görmektedir.

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır.

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır. TERÖR VE BEKLENTİLER Türkiye, önce 22 Temmuz genel seçimleri ve ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile yaz aylarını kendini yenileyerek geçirmiş, sonbahara ise artan terör olayları, şehitlerimiz, onların

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi 03.11.2012. Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Gazetesi Günlük web Gazetesi 03.11.2012 Salkım Söğüt Saç Beşiktaş Belediyesi'nde belgesel film gösterimleri tüm hızıyla devam ediyor. Levent Kültür Merkezi'nde sinema gösterimleri için de Salkım

Detaylı

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ TÜRKİYE NİN NABZI AĞUSTOS 2015 ERKEN SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL DURUM DEĞERLENDİRMESİ MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi A.Ş. Cinnah Caddesi No: 67/18 06680 Çankaya/ANKARA Tel: (312) 441 4600

Detaylı

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI

ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI ESENYURT BELEDİYESİ ERİŞİLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde yaklaşık 8,4 milyon

Detaylı

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri. - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ - Basın Toplantısı Haber Küpürleri - 12.Ocak 2015 Adana Hilton Otel 13.01.2015 Salı Adana İşi nde acayip soygun Bir Acayip Soygun Adana İşi adlı uzun metraj filmin çekimleri

Detaylı

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146

7. dönem çalışma raporu TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI. EMO Kocaeli Şubesi 146 TMOOB KOCAELİ İKK ÇALIŞMALARI EMO Kocaeli Şubesi 146 İKK Sekreterliği Makina Mühendisleri Odası tarafından yürütülmektedir. Şubemiz, üniversite, resmi kurum, sendika, oda ve derneklerle sürdürülebilir

Detaylı

Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı

Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı Genel-İş Sendikası İstanbul 3 Numaralı Şube (Şişli) Başkanı Savaş Doğan Şişli Belediyesi Önünde Oturma Eylemine Başladı Genel-İş Sendikası maalesef sınıf sendikacılığının, işçi sendikacılığının nasıl yapılmayacağının

Detaylı

- Arıtmaların yeri kamu arazisidir bunda indirim yapamayız dediler.

- Arıtmaların yeri kamu arazisidir bunda indirim yapamayız dediler. ÜYELERİMİZE DURURU Milas Belediye Başkanı Sn. Muhammet TOKAT tan 12 gündür randevu almak için çok uğraştık. Ahmet BENCİK hergün Başkanın sekreterine arıyarak randevu saati almaya çalıştı ve randevu alarak

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net 1 / 6 07.04.2015 16:07 ANASAYFA YAZARLAR GÜNDEM İŞÇİ-SENDİKA POLİTİKA DÜNYA DERGİLER 2014'te dünyada ve Türkiye'de ne oldu? Yemen'de ne oldu, bugün ne oluyor? ANASAYFA / GÜNCEL Polis Ve 'Adın elbet çocuk

Detaylı

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011

ARAŞTIRMA GRUBU. Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 ARAŞTIRMA GRUBU Prof. Dr. Özer SENCAR Prof. Dr. İhsan DAĞI Prof. Dr. Doğu ERGİL Dr. Sıtkı YILDIZ Dr. Vahap COŞKUN MAYIS - 2011 Bu rapor Mayıs-2011 araştırmasının II. kısmıdır. Araştırmanın bu kısmında;

Detaylı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı 15 EYLÜL 2014 HABERLER Gül-Ay - Sayfa 5 Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı Büyükşehir Belediye Meclisi, yoğun bir gündemle toplandı. Gündem maddelerinin ardından söz alan Başkan

Detaylı

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili ŞUBAT 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili 1 CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli CHP İlçe Örgütü ve Belediye Başkan

Detaylı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı

Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası Çeşitli Etkinlik ve Ziyaretlerle Kutlandı Sosyal Güvenlik Haftası 11-15 Mayıs tarihleri arasında çeşitli etkinlik ve ziyaretlerle kutlandı. Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) Başkanı Yadigar

Detaylı

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması

45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması 45. Yılında Türkiye-AB İlişkileri Konulu Seminer de TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu nun açılış konuşması İktisadi Kalkınma Vakfı nın Sayın Başkanı, Sayın Büyükelçiler, Kıymetli basın mensupları Hanımefendiler

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

T U T A N A K. Dönem : 2015 Toplantı : Ocak Birleşim : 4 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 08.01.2015 Birleşim Saati : 15.00

T U T A N A K. Dönem : 2015 Toplantı : Ocak Birleşim : 4 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 08.01.2015 Birleşim Saati : 15.00 T U T A N A K Dönem : 2015 Toplantı : Ocak Birleşim : 4 Oturum : 1 Birleşim Tarihi : 08.01.2015 Birleşim Saati : 15.00 Gündemin 1. maddesinde yer alan yoklama yapıldı. 34 üyeden müteşekkil İl Genel Meclisinin

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

Plaka Tahdidi Gündemi Yoğun Geçiyor

Plaka Tahdidi Gündemi Yoğun Geçiyor Plaka Tahdidi Gündemi Yoğun Geçiyor Ana Sayfa» Sektörel 02.11.2015 16:21 Yaklaşık 30 yıldır İstanbul Servisçi Esnafı gündemini meşgul eden Plaka Tahdidi konusu hakkında geçtiğimiz haftalarda oldukça ilgi

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :İnternet Sitesi SON DAKİKA GAZETESİ Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi Farkındalık Yaratacak

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983

Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla giriyoruz Yıl 1983 - Turgut Sunalp'e seçim kaybettiren medya kazası - Gaffur'a Vakit zulmü Ve - İki ayrı "KANATLI" kaza RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı * * * Bu haftaki yazımıza geçmişten bir medya kazasıyla

Detaylı

İSTANBUL DA YEREL SEÇİMLER İSTANBUL U KİM KAZANACAK?

İSTANBUL DA YEREL SEÇİMLER İSTANBUL U KİM KAZANACAK? Kasım 2008 İSTANBUL DA YEREL SEÇİMLER İSTANBUL U KİM KAZANACAK? 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı İçin Halk Kimi Görmek İsteyecek? Genar Araştırma 29 Mart 2009 Yerel

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :1-16. Syf Yayın Tarihi :06.12.2013 Sayfası :10.Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :7. Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası :1-11. Syf Yayın Tarihi :06.12.2014 Sayfası

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

Metodoloji Türkiye Ne Diyor?

Metodoloji Türkiye Ne Diyor? HAZİRAN 2013 Metodoloji Türkiye Ne Diyor? Araştırması İNC Araştırma ve İletişim Danışmanlığı tarafından 24-29 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın alan uygulaması NUTS 2 sınıflamasına

Detaylı

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI

TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TÜRKİYE ENERJİ, SU VE GAZ İŞÇİLERİ SENDİKASI TES-İŞ ten 6. okul: Kayseri Veteriner Fakültesi Genel Başkan Kumlu nun acı günü Seydişehir ETİ Alüminyum a Danıştay dan iptal TES-İŞ ten 6 ncı okul: Kayseri

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-7. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Son Dakika KARABAĞLAR BELEDİYE BAŞKANI MUHİTTİN SELVİTOPU: Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye tarafından

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart!

Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! On5yirmi5.com Öğrencilerin çektiği fotokopiye yasal formül şart! Üniversitelerin açılmasıyla birlikte geçen hafta İstanbul Polisi, Beyazıt ve Beşiktaş'ta bir dizi korsan fotokopi baskını gerçekleştirildi.

Detaylı

Şube Günlüğü. TMMOB - EMO Diyarbakır Şubesi Haber Bülteni

Şube Günlüğü. TMMOB - EMO Diyarbakır Şubesi Haber Bülteni 1 2 3 4 5 01 Eylül 2010 tarihinde, Türkiye Barış Meclisi Diyarbakır girişiminin 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle kurduğu barış çadırına Diyarbakır İKK tarafından gerçekleştirilen ziyarete Şube Yönetim

Detaylı

SPoD, Dünya Seks İşçileri Günü Etkinliğine Katıldı. Türkiye'de LGBT Bireylerin Sosyal ve Ekonomik Sorunları Araştırması Devam Ediyor

SPoD, Dünya Seks İşçileri Günü Etkinliğine Katıldı. Türkiye'de LGBT Bireylerin Sosyal ve Ekonomik Sorunları Araştırması Devam Ediyor SPoD, Dünya Seks İşçileri Günü Etkinliğine Katıldı 1-2 Mart tarihlerinde SPoD adına Deniz Şapka, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği'nin 3 Mart Dünya Seks İşçileri Günü etkinliğine katıldı.

Detaylı

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili NİSAN 2012 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Yeni Seçilen Tarsus CHP İlçe Yönetimini ziyaret ederek

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE

KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Türkiye Đşçi Sendikaları Konfederasyonu KAYITDIŞI ĐSTĐHDAMLA MÜCADELE Ankara Amaç Türkiye de kayıt dışı istihdam önemli bir sorun olarak gündemdedir. Ülkede son verilere göre istihdam edilenlerin yüzde

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

EKİM 2014 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili EKİM 2014 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Aydıncık İlçesi nde meydana gelen dolu yağışı

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :5. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :10. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Karabağlar Belediyesi tam kadro halk gününde Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye başkan yardımcıları,

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Slide 2 Yeniden Yapılanma Kamu yönetiminde sorunlar Kötü ekonomik performans Yönetimin hantallaşması, verimsizlik ve etkinsizlik

Detaylı

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması

Türkiye Siyasi Gündem Araştırması I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz, Türkiye nin Siyasi Gündemine paralel konuların ele alınarak halkın görüşlerini tespit etmek ve bu görüşlerin NEDENİ ni saptamak adına

Detaylı

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi

En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi En Yüksek Prim Ödeyen 10 İşverene Ödül Verildi SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANI FATİH ACAR: -2008 YILINDA YAŞANAN OLUMSUZLUKLARA ARTIK RASTLAMIYORUZ -PLAKET VERDİĞİMİZ İŞVERENLER DÜZENLİ PRİMLERİNİ ÖDEYEN,

Detaylı

BİR ARAYA GETİRİR YENİ TÜRKİYE NİN YENİ GAZETESİ

BİR ARAYA GETİRİR YENİ TÜRKİYE NİN YENİ GAZETESİ BİR ARAYA GETİRİR YENİ TÜRKİYE NİN YENİ GAZETESİ Zor bir dönemden geçiyoruz.. Teferruata gerek yok. Ekonomik, siyasi, sosyal çalkantılar; etrafımızı saran yangın, içine çekildiğimiz şiddet dalgası vs.

Detaylı

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015

R A P O R. Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL. Mayıs 2015 R A P O R 1 Doç. Dr. Fatih YARDIMCIOĞLU Arş. Gör. Furkan BEŞEL Mayıs 2015 Sunuş 4.264 kişi ile yüz yüze görüşme şeklinde yapılan anket bulgularına dayanan bu rapor, Mart- Nisan 2015 tarihinde Sakarya ilinin

Detaylı

ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI?

ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI? ARAŞTIRMA NEDEN YAPILDI? mız; içinde belediyelerin de olduğu Genel Hizmetler İşkolunun en eski, en etkili sendikasıdır. l anlayışımız işkolunun, daha doğru ifadeyle işçi sınıfının, bütün sorunlarıyla ilgilenmemizi

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

KONU : Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hk. 22.07.2014 İL BAŞKANLIĞINA

KONU : Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hk. 22.07.2014 İL BAŞKANLIĞINA SAYI : TEŞ / 81.02 / 2014 / 649-1409 KONU : Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci Hk. 22.07.2014 İL BAŞKANLIĞINA Türkiye Cumhuriyeti devletini ve milli birliği temsil eden kişiyi ilk defa milletimiz 10 Ağustos

Detaylı

Araştırmanın Künyesi;

Araştırmanın Künyesi; Araştırmanın Künyesi; Araştırma; 05 06 Nisan 2008 günleri Türkiye nin 7 coğrafi bölgesinde, 26 il ve 68 ilçede bunlara bağlı 81 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 724 ü kadın

Detaylı

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir.

Cüneyt Özdemir de halkın, işçilerin, öğrencilerin sorunlarını programına taşıyor ve ayrıcalığını gösteriyor. Teşekkürler Cüneyt Özdemir. DİRENİŞİN 109. GÜNÜ 26 Ekim 2010 Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ 12 Eylül Darbesi 1973 seçimlerinden 1980 yılına kadar gerçekleşen seçimlerde tek başına bir iktidar çıkmadığından bu dönem hükümet istikrarsızlığı ile geçen bir dönem olmuştur.

Detaylı

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 NO ADI SOYADI GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 3 SELMAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00

Detaylı

BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA

BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA Genel-İş Emek Araştırma Dergisi, 2005/1 105 BELEDİYELERDE İŞTEN ÇIKARTILAN İŞÇİLERİN EKONOMİK-SOSYAL DURUMLARINA İLİŞKİN BİR ARAŞTIRMA Hülya Yeşilgöz Bilindiği gibi, küreselleşme sürecinin bir sonucu olan

Detaylı

18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ. -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü

18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ. -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü 18 KASIM PAZARTESİ İZMİR GÜNDEMİ -Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı - Basın Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü Maddeye Değil, Hayata Bağlan Bağımlılık yaşının sürekli düşmesi üzerine, toplumda bağımlılıkla

Detaylı

İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ 2011 YILI FAALİYET RAPORU

İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ 2011 YILI FAALİYET RAPORU İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ 2011 YILI FAALİYET RAPORU 4 Şubat 2011 Kadir Has Üniversitesinde KASEV in düzenlediği 4 Şubat 2011 Kadir Has Üniversitesinde KASEV in düzenlediği Yaşlı Hakları konulu

Detaylı

MİHALIÇÇIK İLÇE GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ 2015 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN DÖNEMİ SÜT DESTEK İCMALİ

MİHALIÇÇIK İLÇE GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ 2015 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN DÖNEMİ SÜT DESTEK İCMALİ İL İLÇE S.No. ESKİŞEHİR MİHALIÇÇIK Müstahsil Bilgileri. Tarih :21.08.2015 T.C./Vergi No. Adı Soyadı. Baba Adı. D.Tarih. MİHALIÇÇIK İLÇE GIDA TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ 2015 NİSAN-MAYIS-HAZİRAN DÖNEMİ

Detaylı

SPoD LGBTİ, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini İzledi. Trans Terapi Toplantıları Devam Ediyor

SPoD LGBTİ, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini İzledi. Trans Terapi Toplantıları Devam Ediyor SPoD LGBTİ, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini İzledi SPoD, Bağımsız Seçim İzleme Platformu ile birlikte cumhurbaşkanlığı seçimlerinde demokratik gözetim hakkı çerçevesinde kırılgan grupların seçme ve seçilme

Detaylı

SAYIN BASIN MENSUPLARI;

SAYIN BASIN MENSUPLARI; SAYIN BASIN MENSUPLARI; BUGÜN TÜM TÜRKİYE DE, BAŞTA ULUSLARARASI SENDİKALAR KONFEDERASYONU İLE TTB OLMAK ÜZERE FİLİSTİN KATLİAMININ DURDURULMASI İÇİN ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENMEKTEDİR. İsrail ordusunun

Detaylı

Trans Grup Terapisi Devam Ediyor. SPoD LGBTİ, Stajyer Avukat ve Hukuk Öğrencilerine Yönelik Bir Eğitim Düzenledi

Trans Grup Terapisi Devam Ediyor. SPoD LGBTİ, Stajyer Avukat ve Hukuk Öğrencilerine Yönelik Bir Eğitim Düzenledi Biz Kimiz? Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği, LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) bireylerin insan haklarının yanı sıra sosyal ve ekonomik haklarıyla

Detaylı

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m

özlü bir medya kazası işledi. Yıldırı m - Bakan Yıldırım dan yıldırım gibi özlü sözler - Manisa 4. Asliye Ceza dan insan hakları ve Anayasa dersi - Telefon Ablukası ile Gazze Ablukası arasındaki on benzerlik RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı