MEMURLARIN MEŞRU DİRENİŞİNİ DESTEKLEYELİM ZULME KARŞI HEP BİRLİKTE DİRENELİM

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "MEMURLARIN MEŞRU DİRENİŞİNİ DESTEKLEYELİM ZULME KARŞI HEP BİRLİKTE DİRENELİM"

Transkript

1

2 KURTULUŞ 2 7 Mart 1998 MEMURLARIN MEŞRU DİRENİŞİNİ DESTEKLEYELİM ZULME KARŞI HEP BİRLİKTE DİRENELİM İşçiler, öğrenciler, gecekondu halkı, köylüler, bütün halkımız; Memurlar bugün haklı taleplerini ifade ettikleri, haklarını istedikleri için iktidar tarafından baskı altına alınıyor, MGK'nın panzerleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Bugün Ankara Kızılay'da hakkını arayan memurlara yapılan saldırılar hepimizedir; fabrikalardaki işçiye, tarlalardaki köylüye, akademik-demokratik üniversite mücadelesi veren öğrenciye, yoksul gecekondu halkına; tüm halkımızadır. Kapıkulu olmadığını haykıran, sahte sendika yasasına karşı mücadele eden memurların talepleri ve direnişleri meşrudur. Memur eylemliliklerini desteklemek için işçilerin iş bırakmaları, işyeri işgalleri, her türlü protesto eylemleri de meşrudur. İşçilerin, gecekondu halkının, öğrenci gençliğin, işsizlerin, esnafların, her kesimden halkımızın da kendi meşrulukları içinde yapabilecekleri birçok eylem vardır. MGK'nın Bugün egemen sınıfların temsilcisi MGK, her taraftan topyekün bir saldırı başlattı. Bu saldırı tüm halkadır, tüm emekçileredir. 4 Mart'ta Ankara Kızılay Meydanı'nda memurun başına inen cop, sıkılan zehirli gaz, tazyikli su hepimizedir. Orada hakkını arayan, onurunu savunan, sendikal hak isteyen memurların direnişi meşrudur. Bu direnişin yanında olmak, fiili eylemlerimizle destek vermek sınıf bilincinin gereğidir. "İşçimemur elele" sloganı sadece dilde kalmamalı, memurların direnişinin yanında saldırmadığı hiçbir halk kesimi kalmamıştır. MGK halka karşı topyekün bir saldırı başlatmış ve bu saldırılar yayılarak sürmektedir. Susurluk devleti herşeyiyle MGK'nın denetimindedir. Susurluk devleti ve kontrgerilla geçmişteki faaliyetlerini MGK'nın denetiminde bugün daha da yetkinleştirerek devam etmektedir. Her şey gün gibi açıktır. Bir kez daha açığa çıkmıştır ki, MGK'ya "ilericilik" rolünü atfedenler, Mesut Yılmaz hükümetinin kurulmasına destek verenler, devrimcilere yapılan saldırıları ve katliamları görmezden gelenler, sessiz kalanlar da bu saldırılardan kendilerini kurtaramamışlardır. MGK, halk kesimlerinin, faşizme karşı olanların, haklar ve özgürlükler isteyenlerin, bağımsız olmalıyız. Alanlara çıkmalı yeni direnişlerle memurların yanında mevzi almalıyız. Bugün işçiler olarak, sendikalar olarak memurların direnişinin yanında yer almazsak, sessiz kalırsak o panzerler, saldırılar yarın bize yönelecektir. Bunun için iş bırakalım, işyerlerini işgal edelim, alanlarda yürüyüşler düzenleyelim, üretimden gelen gücümüzü kullanıp egemenlere karşı emekçilerin birlikteliğini gösterelim. Bu eylemlerimizi ülkenin her tarafına yayarak, yaşamı felç edelim. Gösterelim emekçinin, emeğin gücünü. Başımızdaki ve demokratik bir ülke isteyenlerin mücadelesini bölmek, parçalamak için oyun oynuyor. Bölüyor, parçalıyor ve sırasıyla bütün halka saldırıyor. Bu saldırılara karşı bütün halk birleşmeli, bu oyunları boşa çıkarmalıdır. Saldırılar halkın hangi. kesimine yapılırsa yapılsın emekçi halk bu saldırıları kendisine yapılmış kabul edip birlikte karşı koymalıdır. Memurların haklı talepleri aynı zamanda işçilerin, öğrencilerin, gecekondu halkının, bütün halkımızın talepleridir. Alanlara çıkalım, işgaller, yürüyüşler, gösteriler gerçekleştirelim. Halkın eylem ve mücadele birliğini sağlayalım. MGK'nın açtığı bu savaş kabulümüzdür diyerek zulme karşı tüm gücümüzle direnelim.. 5 Mart 1998 Haklar ve Özgürlükler Platformu MEMURLARIN MEŞRU DİRENİŞİNİ DESTEKLEYELİM SINIFIMIZA SAHİP ÇIKALIM uzlaşmacı, sarı sendikacılar, MGK destekçilerinin sahtekarlıklarını ortaya dökerek, sınıfımıza sahip çıkalım. Unutmayalım ki direnmeden, birlikte mücadele etmeden kazanamayız. O zaman aynı bilinç, aynı inançla işçi-memur birlikte haykırmalıyız: Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız!... 5 Mart 1998 DEVRİMCİ İşçi HAREKETİ

3 7 Mart 1998 KURTULUŞ HALKIN EYLEM VE MÜCADELE BİRLİĞİMİ SAĞLAYALIM Susurluk devleti bugün bir yandan halkın her kesimine saldırırken öte yandan halk kitlelerinin birleşmesini, birlikte hareketini önlemeye çalışıyor. Halkı bölerek, parçalayarak güçsüz bırakmayı hedefliyor. En küçük haklar ve özgürlük mücadelesini dahi şiddetle bastırmaya çalışan Susurluk devleti ve kontrgerilla geçmişte olduğu gibi MGK denetiminde bütün faliyetlerini devam ettiriyor. Bu gerçek, memurların Ankara Kızılay'daki eyleminde de tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Memurlar haklarını istedikleri, haklı taleplerini ifade ettikleri için MGK'nın panzerleriyle karşı karşıya kaldılar. Toplu sözleşmeli, grevli sendika haklarını İstedikleri, sahte sendika yasasına karşı çıktıkları için devletin panzerleri, gaz bombaları, copları bu kez onlara karşı kullanıldı. Memurların talepleri haklıdır ve direnişleri meşrudur. Memurlara saldıran Susurluk devletinin ise hiçbir meşruluğu yoktur. MGK'nın saldırmadığı hemen hiçbir halk kesimi kalmamıştır. Bu durum aynı zamanda egemen sınıfların içinde bulundukları krizin büyüklüğünün de en açık göstergesidir. MGK egemenlerin krizini hafifletmek, sömürü düzeninin ömrünü uzatmak için halka karşı topyekün bir saldırı başlatmış ve saldırılarını yaygınlaştırarak devam ettirmektedir. Susurluk devletinin topyekün saldırıları karşısında ise bütün halk kesimlerinin; işçilerin, memurların, öğrencilerin, gecekondu halkının, köylülerin kendi meşrulukları içinde yapacakları şeyler vardır. Mesela memurların taleplerine işçilerin sessiz kalması, direnişlerini desteklememesi düşünülemez. Çünkü işçiler sessiz kaldıklarında, baskıları görmezden geldiklerinde yarın MGK'nın panzerlerinin onlara da yöneleceği açıktır ve aynı şey bütün diğer halk kesimleri için geçerlidir. Zulme karşı direniş halkların en meşru hakkıdır. Haklı taleplere sahip olan ve direnen memurları destekleyecek olan tüm işçi eylemleri; işçilerin iş bırakmaları, işyeri işgalleri ve her türlü protesto eylemleri de meşrudur. Hatta bu haklılık ve meşruluğunda ötesinde zorunlu bir görev haline gelmiştir. Ve bunları yapmayan, şu veya bu gerekçeyle karşı çıkan, erteleyen sendikacılar kendi sınıflarına ihanet etmiş olacaklardır. Büyük bir kitlesellikle direnen memurlar hiçbir şekilde yalnız bırakılmamalı, aktif bir şekilde yanlarında yer alınmalıdır. Elbette DİSK ve TÜRK-İŞ'in yaptığı gibi kuru açıklamalar yapmakla da memurlara destek verilmiş olamaz. Doğru olan, devrimci olan tavır memurların eylemlerine aktif destek vermektir. Bütün ülkeyi tüm halkın direndiği bir eylem yerine çevirmek, eylemleri tüm işyerlerine, alanlara yaymaktır. Bugün her şey açık bir şekilde gözler önündedir. MGK devrimcilere saldırdığında "Bana ne? Bana saldırmıyor" diyenler, sessiz kalanlar, MGK'nın ağzıyla devrimcileri "terörist" görüp devrimcilere saldırıları onaylayanlar da MGK'nın şiddetinden kendilerini kurtaramıyorlar. MGK'nın isteklerine boyun eğerek kendilerini kurtarmak istiyorlar, ancak bu da mümkün olmuyor. Çünkü Susurluk devleti hiç ses çıkmasın istiyor; en küçük bir hak arayışına, özgürlük mücadelesine dahi tahammül edemiyor ve pervasızca saldırıyor. Susurluk devleti yani MGK sürekli faşizmin ülkemizdeki yöneticisidir. Onlar rahatça yönetebileceği suskun bir halk istemektedirler. Kendi kararlan dışında hareket etmeyen sendikalar, partiler, demokratik kitle örgütleri istemektedirler. Ve bu isteklerinin sınırı öylesine net belirlenmiş, yapılabilecek şeyler GÜNDEM öylesine daraltılmıştır ki bunlara uyulduğunda geriye ne bir halk muhalefeti, ne de gerçek anlamda sendika veya demokratik kitle örgütü kalmaktadır. Öyle ki bu durum sendikaların, partilerin, demokratik kitle örgütlerinin varlık şartlarını dahi ortadan kaldıracak boyutlardadır. MGK'nın istediği de varlığı ile yokluğu belli olmayan, sadece tabelası olan sendika ve demokratik kitle örgütleridir. MGK'ya "ilericilik", "yenilikçilik", rolleri atfedenler, Mesut Yılmaz hükümetinin kurulmasına destek verenler, devrimcilere yönelik saldırıların ve katliamları görmezden gelenler, yaşananlara sessiz kalanlar kendilerini kurtarma düşünceleri bir hayalden öteye geçmeyecektir. Sırasıyla önce devrimciler sonra da haklarını isteyen herkes MGK'nın hedefi olmuştur. Herkes düşünmek zorundadır. Emekçi memurlar, işçiler tekrar tekrar geçmişteki tavırlarının muhasebesini yapmalıdırlar. Kendilerine soracakları sorular da bellidir: Daha dün coplanan, katledilen, işkence edilen, tutuklanan devrimcileri desteklemek, Susurluk devletinden hesap sormak, MGK'yı protesto etmek için ne yaptık? Neden devrimcilere destek olmadık? Devrimcilerin katledilmeleri 3 ve tutuklanmaları ve ne yaptık? Kısacası dün bunlar yaşanırken sessiz kalanlar bugün saldırıların herkese yönelmesi karşısında yaptıkları yanlışın muhasebesini yapmak ve bundan sonra ona göre davranmak durumundadırlar. Susurluk devletinin halkın birlikte mücadelesini engellemek, halkı bölüp parçalamak ve sırasıyla tüm halka saldırmak amacını artık görmelidirler. Şu çok açık bir gerçektir ki, faşizmin yöneticisi MGK hiçbir halk kesiminin yanında olmaz ve ona destek vermez. Çünkü onun esas misyonu sömürü ve zulüm düzenin daha uzun yaşamasını sağlamaktır. Halka karşı topyekün saldırısının nedeni de budur. Öyleyse buna karşı halk da topyekün bir direniş tavrı almalıdır. Saldırılar hangi halk kesimine yöneltilirse yöneltilsin emekçi halk bunları kendisine yapılmış kabul edip hep birlikte karşı koymalıdır. Memurların haklı talepleri aynı zamanda işçilerin, öğrencilerin, gecekondu halkının talepleridir. Öyleyse tüm emekçi halk olarak biraraya gelelim, alanlara çıkalım, işgaller, yürüyüşler, gösteriler gerçekleştirelim. Halkın eylem ve mücadele birliğini sağlayalım...

4 KURTULUŞ 4 GAZİ 7 Mart 1998 ZULÜM GÖRDÜK YILMADIK KATLEDİLDİK, AYAKLANDIK AYAKLANDIK, BİR DESTAN YAZDIK DESTANIMIZ SÜRÜYOR "SALDIRAN DEVLET, DİRENEN GAZİ HALKIYDI" Günün yorgunluğu, gecenin karanlığı ile çöktü istanbul'a. Sokaklarda gündüzün telaşı bitmeye, yerini gecenin sessizliğine bırakmaya başlamıştı. Gazi olağan bir günü bitirmeye hazırlanıyordu. İsmet Paşa Caddesi yine yarı karanlık. Kahvehaneler yine ağzına kadar dolu. Üstelik bugün maç var. Meraklıları televizyonun başına birikmişler. Diğer tarafta köşesinde çayını yudumlayanlar, gazete okuyanlar, sohbet edenler... Pazar günlerinin o kendine has görüntüsü tamamlanmış durumda. Bir tek bu tablonun istenmeyen ama değişmeyen oyuncuları eksik. Çok geçmeden onlar da görünüyor. Kahvehaneye giren asık suratlı, eli telsizli kişinin sert sesi yükseliyor: - Evet, kimlikler... Kahvehane baskınları, kimlik kontrolü, akşam çevirmeleri Gazi'de çok sık yaşanan uygulamalardı. 1970'lerde kurulduğu günlerden beri Gazililerin payına sıkça baskılar, işkenceler, hapishaneler düşmüştü. O yüzden yabancısı değillerdi zulmün. Çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine hergün, her an yaşıyorlardı bunu. "Kimlikler" diyenlerin yabancısı değillerdi. Polisler kimliklere tek tek baktılar, insanların üzerlerini aradılar. Ve sonrasında pis pis gülerek çekip gittiler. Halk yine kızgındı. Her masada polise tepkiler duyuldu. Kızanlar, öfkelenenler, lanet yağdıranlar... Halil dede, her zamanki gibi köşesinde oturmuş çayını yudumlamaya, etrafında oturan dostlarıyla sohbet etmeye devam etti. 67 yaşındaydı Halil dede. Sakalları göğsüne kadar inerdi. Fötr şapkası, kalın gözlükleri vardı. Bacağını dayadığı bastonunu yanından hiç eksik etmezdi. Kimi kimsesi yoktu; ama sahipsiz değildi. Onun ailesi halktı. Ona halk bakardı. Cemevinin de dedesiydi. Karacaahmet ve Şahkulu dergahlarıyla, Alibeyköy ve Sarıgazi cemevlerini dolaşırdı. Çok şey görmüş geçirmiş, zulmü, yoksullu- Gazi Ayaklanmasının Cepheli Şehitleri ğu yaşamıştı. Herkesin sevdiği, saydığı, sözünü dinlediği birisiydi. Hele gençler... Onlar için Halil dedenin yeri ayrıydı. Halil dede de gençleri çok sever, değer verirdi. Onlarla oturur sohbet eder, hayat tecrübesini ve felsefesini paylaşırdı. Saat 21.00'e yaklaştığında kahvehanenin kalabalık olmasına rağmen dışarısı sessiz ve tenhaydı. Karanlığın ortasında Gazi Mezarlığı'ndan ismet Paşa Caddesi'ne doğru bir ticari taksi hızla ilerlemeye başladı. Taksinin farları gecenin karanlığı içerisinde bir o yana bir bu yana dolanıyordu. Kahvehanelerin önüne geldiğinde taksi yavaşladı. Hemen camı açıldı. Dışarıya doğru namlular uzandı. Ve gecenin karanlığında art arda yükselen silah sesleri yankılandı. Dostlar, Cihan, Yavuz, Kardeşler ve Doğu kahvehaneleri ile Sarıcıoğlu Pastahanesi birbiri peşi sıra kurşun yağmuruna tutuldu. Silah sesleri kırılan camların sesine karışıyordu. Kahvehanelerde insan çığlıkları yükselmeye başlamıştı. Gazi'nin karanlık sobalarında ölüm ve kan yağıyordu. Zulüm yine Gazi'yi vuruyordu. Halil dede alnına değen kurşunla öylece oturuyordu sandalyesinin üstünde. Yudumladığı çay yarım kalmış, yarıya gelmiş sigarasının dumanı küllükten yükseliyordu. Bastonu her zamanki gibi yine yan tarafındaydı. Öylece düşmüştü bedeni; ama yüzü yine isyan, yine öfke doluydu. "Sorun bunun hesabını" der gibi bakıyordu. Ticari taksiden kahvehanelere kurşun yağdırıldığı sırada resmi polis ekibi ana cadde etrafında ağır ağır yukarı doğru ilerliyordu. Polis hiçbir şeye müdahale etmeden geçip gitti. Ticari taksideki katiller de kurt işareti yaparak ekip otosunun peşi sıra giderek onu izlemeye başladı ve Kıbrıs Caddesi'nin sonundaki karanlığın içinde kayboldu. Karanlığın cellatları herşeyi önceden planlamışlardı. Gazi'yi hedef almaları da tesadüf değildi. Gazi Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle tüm bir halkın beraber, kardeşçe yaşadığı; yüreklerin ezilmenin kini ve öfkesiyle dolduğu bir yerdi. Gazi devrimci geleneği umutla büyütüp, yurdun dört bir yanına serpiştiriyordu. Gazi susmuyor, geleceği istiyordu. Faşist namluların üzerine doğrulması için de bunlar yeter de artardı. Eli kanlı katiller adım adım planlarını uygulamışlardı. Kahvehaneleri taramış, Gazi'ye ölüm yağdırmışlardı. Halka korkuyu ve teslimiyeti bu şekilde dayatacak, Gazi'yi bu şekilde susturacaklardı. Fakat önemli birşeyi unutmuşlardı. Gazi halkı ölecekti ama susmayacaktı, sessiz kalmayacaktı. Tarihine, geleneklerine, bağrında yetişen yiğitlerine layık olacaktı. Gecekondulardan akıp katillerin yakasına yapışacak, hesap soracaktı... Gazi ayaklanacaktı. urşun seslerinin duyulmasıyla tüm halk sokağa döküldü. Kahvehanelerin K önünde toplanmaya başladı. Kahvehaneler önüne gelenleri ilk karşılayan Halil dedenin cansız bedeniydi. Halil dedenin kurşunlanmış bedenini görenlerin öfkesi daha da büyüyordu. Halil dedenin ve yaralanan insanların kanları gölcükler oluşturmuş, kahvehanenin içi adeta savaş alanına dönüşmüştü. Yüzlerdeki şaşkınlık fazla sürmedi, yerine öfke konuşmaya başladı. Zulme yenilmeyecek, onlardan hesap soracaklardı. Artık öfkeyi isyana savurmanın, İstanbul'u orta yerinden tutuşturmanın zamanı gelmişti. Sloganlar gecenin karanlığında top gibi patladı. "Kahrolsun faşizm" "Katil devlet" "Katil polis" "Halkız Haklıyız Kazanacağız"... Şimdi hesap sorulmalıydı. Katillerin yakasına yapışılmalıydı. Binlerce insan Cepheliler'in önderliğinde kortej oluşturdu. Dillerinde yükselen slogan katillerin adresini gösteriyordu: "Hedef Karakol!..." Hedef netti. Hedef zulmün karargahının simgesi olan Gazi Karakolu'ydu. İşkencenin, infazların, her türlü baskının yeriydi. Gazililer burada çok kez işkencelerden geçmişti. Sokakta, yolda, hatta evlerinde terör estirenler bunlardı. Daha kısa bir süre önce kendi halinde bir insan olan simitçi Bayram'in sağ olarak girdiği bu karakoldan ölüsü çıkmıştı. Binlerce insan karakola doğru sloganlarla yürüyüşe geçti. Daha birkaç saat öncesinin sessizliği yok olmuş, öfke isyan olmuş büyüyordu. azililer'in karakola doğru yönelmesi karşısında, önce halkın içinde gibi görünen ama halka yabancı olanlar G rahatsız oldu. Bunlar cemevi yöneticileriydiler. Pir Sultanlar'ın değil, Hızır Paşalar'ın yolundan gidenlerdi. Fakat öfkeyi durduramadılar; durduramazlardı da. Bu kez halkın karşısına katillerin şeflerinden birisi çıktı. Gelen Gaziosmanpaşa Emniyet Müdür Yardımcısı'ydı. Sözde kitleyi yatıştırmaya gelmişti. Bunu gören Cepheliler hemen davranarak bu katilin karşısına dikildiler. Telsizini aldıkları gibi kafasına geçirmeye başladılar. İşkenceci şef çareyi kaçmakta buldu... İşkenceci polisi döverken genç bir Cephelinin sesi yükseldi; - Katil budur, katiller devlet ve kontra- dır. Onlara karşı savaşmak boynumuzun borcudur. Şimdi hesap soracağız, karakola yürüyeceğiz. İşkenceci polis şefini dövenlerin arasında coşku dolu, kararlı gencecik bir insan vardı. Kortejin de en önünde yürüyordu. 17 yaşındaki bu genç Sezgin'di. Katliamı duyar duymaz sokağa fırlamıştı. Karakola yürüyen kitle faşistlere ait işyerlerini dağıtarak hesap soruyordu. Sezgin yine en önde faşist odakları dağıtanlardandı. Sel gibi akan halk işkencecileri fazlasıyla korkutmuştu. Korku içinde kaçarken birbirlerine çarpıp düşüyorlardı. Gazililer'in yükselen sloganları halkın gücüne güç katarken, işkencecilerin korkusunu daha da büyütmeye yetiyordu. Karakoldaki işkencecilerin imdadına panzerler yetişti. Kanlı namlular yine halka yöneldi, halkı taramaya başladı. Ama durmuyordu halk. Kurşuna karşı taşlarla cevap vererek yürüyordu. Panzerler, bu kez halkın üzerine saldırmaya, su sıkmaya başladı. Gençler göğüslerini açarak panzerin saldırısını karşıladılar. Dişe diş bir çatışma sürüyordu. Halkın inancı, kararlılığı karşısında panzer bile tutunamıyordu. Panzerlerden biri gürültüyle elektrik direklerinden birine bindirdi. İki irade çatışıyordu. Bir tarafta karanlığın bekçileri, aydınlığın düşmanları, diğer tarafta kadını, erkeği, yaşlısı, genciyle halk vardı... Halka kurşun yağdıranlar sadece polisler değildi. Sivil faşistler de bulundukları evlerden halka kurşun sıkıyorlardı. Açılan ateşle bir kişi yaralandı. Bu halkın öfkesini daha da büyüttü. Vurulan kişi kanlar içerisinde taşınırken kalabalıktan bir kişinin sesi yükseldi: - Biz sesimizi çıkarmazsak, bunlar bizi sokak ortasında değil, evimizde vuracaklar... Halkın inancı, kararlılığı daha da pekişmişti. Taşlar daha sıkı kavranmaya başlanmıştı. Ölünecek, bedel ödenecek ama asla teslim olunmayacak, hesap sorulacaktı. Halk, düşmanın kurşunlarına karşı taşla, sopayla direnirken barikatlar da kurmaya başladı. Polis ise panzerin açtığı yoldan Nalbur durağına kadar geldi. Halka kurşun yağdırmaya, yakaladıklarını coplamaya, gözaltına almaya başladı. Halk yine de polislerin üzerine taş ve tuğlalar yağdırmaya devam etti. Polis yine çareyi apar topar kaçmakta buldu. Hemen oluşturulmaya başlanan barikatlar sağlamlaştırılmaya çalışıldı. Daha önce ters çevrilen bir otomobil yolun ortasına getirilerek tutuşturuldu. Otomobili Sezgin tutuşturdu. Önce arabayı tutuşturmak için arkadaşından ateş istedi. Ve araba Sezgin'in elinde bir alev topuna döndü. Kalaslar, demir çerçeveler, tuğlalar ne bulunduysa herşey barikat malzemesi olmaya başladı. Panzerler sürekli arabaya su sıkarak ateşi söndürmeye çalışıyordu. Cepheliler barikatı

5 7 Mart 1998 GAZİ 5 KURTULUŞ güçlendirmek, gecenin yükselen alevlerini aydınlatmak için ateşi daha da gürleştirmek istiyordu. Nasıl yapabiliriz, diye düşünmeye koyulmuşlardı. Ateşi güçlendirmenin yollarını düşünürken dokuz-on yaşlarında bir kız çocuğu Sezgin'e yaklaştı. Elinde bir tane tüp vardı. Bunu bir tüp arabasından almış ve Cephelilere getirmişti. - Ağabey, bunu alın, bir işe yarayacak, dedi. Sezgin tüpü çocuğun elinden aldı. Bu savaşta çocuklar da yerlerini almış, yaratıcılığın en güzel örneklerini sunmuştu. Böyle çocukları olan bir halk hiç yenilir miydi? Cepheliler tüpü ateşe atmayı düşünüyorlardı. Tüpü getiren küçük kız ise ısrarlı bir şekilde yakalarına yapışmış bırakmıyordu. - Ne olur ben atmak istiyorum, diyordu yalvaran bir sesle. Ama buna izin verilemezdi. Bir Cepheli: - Olmaz canım, diyerek küçük savaşçıyı ikna etmeye çalıştı. Yanan arabaya yaklaş masının tehlikeli olacağını ona anlattı. Barikattaki arabayı ilk tutuşturanlardan olan Sezgin tüpü götürüp yanan arabanın içine attı. Her zamanki soğukkanlı haliyle yaptı bunu. Tüpün yanan arabanın içerisine atılmasıyla beraber herkes, hemen bir patlama bekliyordu. Fakat hiç de öyle olmadı. Tüp bir türlü patlamıyordu. Herkes artık patlamaz diye düşünmeye başladığında, gecenin ortasında o beklenen patlama duyuldu. Arabadan alevler yükseldi. Patlama sesine halkın sevinç çığlıkları karıştı. Polis ise kaçmaya, yine panik halinde sağa sola ateş etmeye başladı. Tüpün patlaması en fazla da çocukları coşkulandırıyordu. Her patlayan sloganla, her patlayan molotofla çocukların "neyleri de yükseliyordu. En sevdikleri oyunu oynar gibi savaşıyorlardı. Patlayan tüpten sonra barikata altı-yedi tane daha tüp kondu. Her tüp bir bomba gibi patlamaya devam etti. Öyle ki, artık düşman barikata yaklaşmaktan korkuyordu. Hemen arkasından Cephelilerin çabalarıyla Köşe durağına daha büyük ve daha güçlü bir barikat kuruldu. Düşman bulduğu boşluklardan saldırmaya çalışıyor ama her seferinde de cevabını alıyordu. aat olduğunda direnişçiler yeni barikatlar kurarak cemevine S doğru çekilmeye başladılar. Direniş herkesi derinden etkiliyordu. Panzer saldırısında dağılanlar ya da evlerinden çıkmayanlar da vardı. Devrimcilerin direnişleri karşısında "Bu insanlar böyle yiğitçe çarpışırken bizim saklanmamız, gizlenmemiz namussuzluktur", diyerek direnişe katıldılar. Cemevinin çevresi de tıklım tıklımdı. Aşağıda çatışmalar sürerken burada da in- Kanlarıyla Güç Verdiler sanlar toplanmaya başlamıştı. Ve Gazi'nin kalbi artık cemevinin önünde atmaya başlamıştı. Kontrgerilla devletinin eli kanlı işkencecilerinden biri olan Hüseyin Kocadağ bir anda cemevinde görüldü. Bu eli kanlı katil sözde Alevi olarak, Alevi bezirganlarıyla bir masada oturmuş halkın büyüyen ayaklanmasını boğmanın hesabını yapıyordu. Hüseyin Kocadağ'ın görülmesiyle beraber halk katile gereken cevabı hemen verdi. "Bağcılar'ın Sorumlusu", "Devrimcilerin Katili", "Kontrgerilla Defol" haykırışları arka arkaya yükseldi. Susurluk devletinin pisliğinin, ahlaksızlığının, katliamcılığının simgesi olan bu katil devrimciler tarafından kovuldu... Gazi'de halkın üzerine yağdırılan kurşunları duyar duymaz İstanbul'un dört bir yanı da ayaklanmıştı. Duyulur da durmak olur muydu? İstanbul'un tüm gecekondularında aynı sömürüyü, aynı baskıyı, aynı yoksulluğu yaşayanlar binler olup Okmeydanı'ndan, Nurtepe'den, Alibeyköy'den, Gülsuyu'ndan, Armutlu'dan Gazi'ye aktılar. Gazi halkı faşizme duyulan ortak kinle karşıladı gelenleri, hepsini bağrına bastı. Dizeli yaratılıyordu. Cemevinde binlerce insan kabına sığmaz bir coşku, bilenen bir savaş duygusuyla biraradaydı. Cemevinin megafonunda bir Cepheli tüm halka yönelik konuşmaya başladı: - Gazi halkı... Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi adına konuşuyorum... Bugün faşizmin halklarımıza açtığı savaşta bir saldırıya daha tanık olduk. Halka yönelik bu saldırının sorumlusu kontrgerilladır. Devrimci Halk Kurtutuş Cephesi olarak diyoruz ki, Gazi halkı yalnız değildir. Bu saldırının hesabını soracağız. Yaşasın Parti-Cephe, Yaşasın Devrimci Halk Güçleri... Halk konuşmayı sloganlarla selamladı. Cepheliler caddenin ortasına kocaman bir ateş yakarak etrafına toplandılar. Marşlar göğe yükselen, karanlığı aydınlatan ateşe eşlik ediyordu. Ateş direniş, ateş isyan, ateş savaştı... Gece yine hızla ilerliyordu. Her ana, her dakikaya yıllar sığdırılıyordu. Yeni gelenekler, yeni güzellikler yaratılıyordu. Ayaklanma zulme inat büyüdükçe büyüyordu, isyan dört bir yanı sarmaya devam ediyordu. Saat 04.30'a yaklaştığında uzakta karanlığın içinden beyaz bir nokta görüldü. Bu panzerin projektörüydü. Hemen peşi sıra dizilmiş yirmiye yakın mavi döner ışık vardı. İt sürüleriydi bunlar. Yeniden saldırıya geçmişlerdi. Halk hemen hareketlendi. Barikatlar sağlamlaştırıldı. Yeni bir saldırı için her-şey hazırlandı. Herkes yerini almaya başladı. Herkes direnişe hazırdı. Sezgin coşkusuyla, heyecanıyla vine oradan oraya koşturuyordu. Her yeni çatışma yeni bir zaferdi.yaklaşan panzere ilk taş Cepheliden geldi. Taş sert bir şekilde panzerin önüne değdi. Arkasından diğer Cepheliler ve halk onu izledi. Sezgin yine taşlara sarılıp düşmana savurdu. Cepheliler'in saldırısı büyük bir cüretle sürüyordu. Onlara güç veren, onları yenilmez kılan, onların yıllardır kavga içerisinde oluşan kültürleri, gelenekleriydi. Onların mayalarında inanç ve halka bağlılık vardı. Ve bu inanç ve bağlılıkla hep birden saldırdılar it sürülerine. Düşman kurşunlarını yağdırmaya başladı. Her taraf kurşun sesleriyle çınlıyordu. Kurşunlardan bir tanesi cemevinin önündeki kum tepesinin yanında duran Mehmet Gündüz'ün alnına isabet etti. Mehmet aldığı tek kurşunla orada yığıldı kaldı. Daha az önce "gelsinler derslerini alacaklar" diye haykırıyordu. Şimdi uzanmış boylu boyunca yatıyordu. Kahvehanelere saldırı olduğunu televizyonda duyan Mehmet, hemen kendini sokağa atmıştı. Eşine "herkes toplanıyor, ben de gideyim" diyerek saat 01.00'de katılmıştı topluluğa. Ve Mehmet bir Cephe taraftarı olarak ayaklanmanın ilk şehidi oldu. Halil dededen, katillerin katlettiği taksi şoföründen sonra bu gece katledilen üçüncü kişiydi. - Mehmedi vurdular... diye bir ses yükseldi. Bir direnişçi bağırarak Mehmet'in katledildiğini tüm kitleye ilan etti. Mehmet kanıyla Gazi topraklarını sularken ayaklanma yeni bir öfkeyle büyüdü. Mehmet şehit verilmişti, onlarca yaralı vardı. Ama düşman ilerleyemedi, yine püskürtüldü. azi bir gecede bir destan yazmıştı. 13 Mart sabahına böyle girdi. Kurşunlara sloganlarla, taşlarla G karşılık vermişlerdi. Ölmüşler, yaralanmışlardı. Fakat teslim olmamışlardı. Katillerin korku içerisinde kaçışlarını, zalimlerin suratına patlayan öfkeyi görmüşlerdi. İsyanın o muhteşem ateşini yakmışlardı. Şimdi güne daha güçlü, daha öfkeli ve daha coşkulu başlıyorlardı. Ve daha büyük zaferler kazanmaya hazırlanıyorlardı. Ayaklanmaya katılanların sayısı sabahtan itibaren büyümeye devam etti. Öfkenin adresi yine belliydi. Yine katillerin inine, polis karakoluna yöneldiler. "Bu işkence ve katiller yuvasını dağıtacağız" diye yükseliyordu öfke. Yaklaşık üç bin kişi karakola yönelirken bin kişi de cemevinin önündeydi. Cepheliler yine en önde, yine kortejleri düzenliyorlardı. Bu sırada Gazi Karakolu'nda ise polislerin yüzündeki korku ve panik rahatlıkla seçilebiliyordu. Ne silahları, ne de bombaları onların korkularına çare olabiliyordu. Kendi inlerini korumakta acizdiler. Panzerlerle karakola giden caddeye barikat oluşturdular. Yürüyen halkın sloganları dört bir yana yayılıyordu. Yürürken, faşistlere ait dükkanlar da bir bir dağıtılıyor, ancak eşyalarına dokunulmuyor, düşmanın kullanabileceği herhangi bir malzeme verilmiyordu. Halk polislerle karşı karşıya geldiğinde yine taşlar, sopalar yağmaya başladı katillerin üzerine. Gökyüzünü adeta taşlar kaplamıştı. Polisler korku içerisinde kalkanlarının altına sığındılar. Bir grup da yandan sararak polislerin üzerine taş yağmuruna başladı. Postane ile okul bahçesi arasındaki bu çatışmada polis yine aynı acizliği yaşadı. Bir ara polislerden "Allah Allah" sesleri yükselmeye başladı. Bu sesle polisler toparlanmaya çalışıyordu. Postanenin köşesine girerek oradan saldırmaya çalıştılar. Ama kafalarında patla- Ümraniye Şehitleri Yan taşlarla kaçmaları bir oldu. Birbirlerini ezerek, çiğneyerek kaçıyorlardı. Bağrışmaları birbirine karışıyor, hepsi yerlerde sürünüyordu. Hatta korkudan ölü taklidi yapmaya çalışanlar da vardı. "Kaç ulan kaç" diye birbirlerine sesleniyorlardı. Silahına davrananlar ise rastgele ateş ederken arkada bir yerde mevzilenmiş polisler de kurşun yağdırmaya devam ediyordu. Kurşun ve taş yeniden çatışıyordu. Bu arada caddedeki grubun üzerine de kurşun yağıyor, sloganlar ise kurşunlara inat hiç susmazcasına yükseliyordu. "Ölmek var dönmek yok", "Barikatı aştık aşacağız"... Kurşunlar altında bir bir canlar da düşmeye başladı... Sezgin postanenin orada süren çatışmada en öndeydi. Geceleyin süren çatışmada da böyleydi. Yine öfkeli ve yine cüretliydi. Birinin omzundan yaralandığını gördüğünde hemen koşup elindeki taşı almıştı. - Sen daha fazla gitme, bu halinle birşey yapamazsın, hemen eve git. Çoluğunu, ço cuğunu kontrol et. Kayıp, yaralı falansalar arkadaşlara bildir. Hiç merak etme, bu taş lar hiç boşa gitmeyecek, dedi. İnancı gözle rinden okunuyordu. Öyle de oldu. Sezgin'in taşları, çabası, cesareti, cüreti boşa gitmedi. Postanenin orada da Sezgin kurşun yağmuruna rağmen hiç tereddütsüz çatıştı. Kurşun ne ki, ölüm ne ki; bu yürek halk için çarptıkça. Düşmana taş atmaya devam etti. Arkadan bir arkadaşı seslendi. - Sezgin, ateş ediyorlar, geri gel. Sezgin tam bu anda yere yığıldı. Kurşun bacağına isabet etmişti. İnatla kalkmaya çalıştı. Daha birkaç adım gitmeden bir kurşun daha saplandı bedenine. O halde yere düştü. Elindeki taşı sımsıkı duruyordu. Arkadaşları, hemen onun yanına koştular. Sezgin'i ateş altından aldılar. Bir arabaya bindirerek hastaneye gönderdiler. Sezgin direnişini hastanede de sürdürdü. Kendini arkadaşlarından ayırmaya çalışan polislere "katiller" diye bağırdı. Hastanede uzun süre tedavisi engellendi. Bu süre içerisinde çok kan kaybetti. Son anında bile Parti-Cephe'nin duvara kanla inancım yazma geleneğini sürdürdü. Kanıyla yatırıldığı sedyenin üzerindeki çarşafa Cephe yıldızı çizmeye, DHKP-C yazmaya çalıştı. Gazi'de zulme karşı ayaklanma sürerken, yeni yeni şehitler, yeni yeni gelenekler yaratılırken Sezgin bu sırada annesine söylediği gibi şehit düştü. - Anacığım, ben halk için canımı feda ederim, vatan için canımı feda ederim... Sezgin vatan için, halk için şehit düşerken Gazi isyan tarihini yazmaya devam ediyordu...

6 KURTULUŞ 6 MECLİSLER 7 Mart 1998 HALK MECLİSLERİ HER TÜRDEN SALDIRIYA RAĞMEN BÜYÜYECEK, YAYGINLAŞACAKTIR Büyüyen Halkın Gücü ve İradesidir Büyüyen Halkın Kendine Güvenidir Büyüyen Bağımsız, Demokratik ve Özgür Bir Ülkede Yaşama Savaşıdır. "DHKP-C'ye büyük operasyon. "400 kişi gözaltına alındı" "DHKP-C'nin beli kırıldı" "DHKP-C'nin Anadolu Yakası çökertildi" Bu ve benzeri manşetler geçtiğimiz haftalarda Susurluk medyasının gazete ve televizyonlarında bolca yer aldı. Tüm bu manşet ve haberlerin ortak noktası hepsinin de kontrgerillanın demagojik ve yalan haber yayma amaçlı psikolojik savaş yönteminin ürünü olmalarıydı. Bu haberler tek bir merkezden gazete ve televizyonların yayın kurullarına dikte ettirildi. Bu merkez İstanbul Emniyet Müdürlüğü işkencehaneleriydi. Oysa bu haberlere konu olan istanbul kontrgerillasının halka yönelik saldırı ve terörüdür. Bu saldırıların odağında da Halk Meclislerinin meşruluğu vardır. "Huzur operasyonları", ev baskınları, kurşunlama, kitlesel gözaltılar, işkenceler ve tutuklamalarla "meşru değiliz" düşüncesini oluşturmak istiyorlar. Bir diğer ifadeyle Halk Meclislerinin meşruluğuna saldırıyorlar. Böylece Halk Meclislerinin meşruluğunu gölgeleyerek kitleselleşmesini, yaygınlaşmasını önlemeye çalışıyorlar. Bu saldırılar Susurluk devletinin halk örgütlülüklerinden, Halk Meclislerinden korkusunun da bir ifadesidir. Zira egemenler karşılarında örgütlü bir halk görmek istemezler. Çünkü örgütlü halk aynı zamanda taleplerinin ısrarlı takipçisi olan yenilmez bir güçtür. Susurluk devleti, sömürü ve zulüm politikalarını rahat bir şekilde uygulamak için halkın örgütsüzlüğünden yararlanmaktadır. Bu nedenle Susurluk devletinin temel politikalarından birisi halkı örgütsüz bırakmaktır. Bunu başaramadığı oranda ise kendi icazetindeki örgütlenmelerde toplayarak denetim altına almaya çalışmaktadır. Susurluk devletinin bu politikalarına rağmen, henüz ilk adımlarını atan Halk Meclisleri, halk muhalefetinin bugünkü asıl örgütlenmeleri olduklarını kanıtlamışlardır. Halk Meclisleri; halkın siyasallaştırılması, iradesini ortaya çıkarması, kendi gücüne güvenmesinin sağlanması, halkın savaştırılması, savaşın halklaştırılmasının araçları olarak kısa zaman içinde halkın gücünü ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bu durum, yani halkın örgütlenmesi ve iradesini ortaya çıkarması Susurluk devletini rahatsız etmiştir. Oligarşi, halkın örgütlenmesinden duyduğu korkuyu ilk olarak Halk Meclislerine dönük demagojik ve yalan haberler yayarak göstermiştir. Bunlar Halk Meclislerine, bu halkın örgütlenmesine yönelik psikolojik savaşın yoğunlaştırılmasıdır. Özellikle Zaman, Hürriyet, Akşam gibi Susurluk medyasında çıkan haberler doğrudan kontrgerilla kurmaylığının psikolojik savaş dairesinde üretilmiştir. Süreç içinde Halk Meclislerinin bu tür saldırılara rağmen gelişmesini sürdürmesi, bu kez tek tek Halk Meclisi üyelerine yönelik saldırıları gündeme getirmiştir. Tehdit, gözdağı, gözaltına alma, işkence ve tutuklamalar şeklinde bu saldırılar sürdürülmüştür. Bu saldırılarıyla da Halk Meclislerini dağıtamayan, gelişmesini önleyemeyen Susurluk devleti, aynı zamanda Halk Meclislerinin meşruluğunu sınırlandırmaya yöneldi. Dikkat edilirse gözaltına alıp tutukladığı Halk Meclisleri üyelerini basına "DHKP-C üyeleri" olarak çıkarmaktadır. Bu Halk Meclislerinin meşruluğuna yönelik psikolojik bir saldırıdır. Ama aynı zamanda bir acizliğin de ürünüdür. Şöyle ki, gözaltına aldığı insanlar, Halk Meclisleri üyeleridir ancak Susurluk devleti onları bu nedenle suçlayamamaktadır. Bu bir yanıyla Halk Meclislerinin gücünün, meşruluğunun göstergesidir. Susurluk devletinin meclislere saldırdığı günlerde diğer bir saldırıda 28 Ocak'ta Adana'da gerçekleştirilen katliamdı. Susurluk devleti, bu saldırılarında bir yandan devrimci hareketi hedef alıyor, diğer yandan ise halk örgütlülüklerine yöneliyor. Böylece bir yandan katlediyor, diğer yandan da halk kitlelerinin en geri yanlarına, korkularına seslenip "Örgüt fobisi"ni beslemeye çalışıyor. Halk Meclisi üyelerini "DHKP-C'liler" olarak lanse ediyor. Adana'da ise "DHKP-C'li" diyerek katlediyor... Böylece halkın bilincinde korkular yaratarak Cephenin ve meclislerin meşruluğunu yok etmek istiyor. Halk Meclisi üyelerinin kontra tarafından "DHKP-C'li" olarak lanse edilmesindeki amaç budur. Susurluk devleti Halk Meclisleri'nin ilk oluşumlarından bugüne karşıdevrimci propagandasının odağına bunu oturtmuştur. Saldıran Sadece Devlet Değildir... Susurluk devletinin Halk Meclisleri'ne saldırısı nedensiz ve boşuna değildir. Oligarşi açısından sorun iktidarını kaybetme sorunudur. Oligarşi, halk örgütlendiğinde, kendi içinde birliği sağladığında artık onu durduramayacağını bilmektedir. Bu iktidar bilincidir. İşte oligarşi bu bilinçle Halk Meclisleri'ne ideolojik, psikolojik ve fiziki olarak saldırmaktadır. Bunun böyle olması bir yerde beklenen bir gelişmedir. Bu oligarşi ile halkın savaşıdır. Savaşın iki cephesini oluşturanlar, birbirlerine iradelerini geçirmek için savaşacaklardır. Oligarşi her türlü kirli yöntemle saldırırken halk güçleri, Halk Meclisleri bir bütün olarak halkın cephesi, özveri, fedakarlık, cüretle, dişiyle, tırnağıyla mevzilerini koruyacak ve gelişecektir. Ancak bu savaş içinde Halk Meclisleri'ne saldıran sadece Susurluk Devleti olmamıştır. Halk Meclisleri gündeme getirildiği andan itibaren her türlü oportünist, reformist kesim de bu saldırıya "Sol"dan destek olmuşlardır. Tarihleri boyunca hiçbir halk örgütlülüğü yaratamayanlar kendilerine rağmen adım adım gelişen Halk Meclisleri'ne önce dudak büküp sonra saldırmakta gecikmemişlerdir. Halk Meclisleri'nin yaratılması ve geliştirilmesi için tüm sola çağrı yapıldığında, oportünizm ve reformizm bu çağrılara kulaklarını tıkamıştır. Halk Meclisleri yavaş yavaş hayata geçmeye başladığında ise sol koro olarak "bu işin olmayacağını, meclislerin tutmayacağını" işlemeye başlamışlardır. Ancak kendilerine rağmen, daha doğrusu solun meclisler birbiri ardına kurulmaya başlayınca oportünizm ve reformizmin halkın örgütlenmesinden duyduğu kaygılar da ortaya çıktı. Özellikle ışık eylemlerinin sürdürüldüğü dönemlerde meclislere karşı üçü-beşi bir araya gelerek ne olduğu belirsiz platformlar oluşturdular. Ancak hiçbirinin kitleselliği meclislerin yaygınlığına, gücüne erişemedi. Buna rağmen halkın birliğini bozmak için elinden geleni yaptılar. Yalan demagoji, karalama ve çarpıtma... Solun Halk Meclisleri'ne karşı sürdürdüğü "ideolojik mücadele"nin temel araçları oldular. Oportünizm ve reformizmin yürüttüğü karşı propagandanın başında "meclisler, DHKP-C'nin örgütlenmesidir" söylemi gelmektedir. Ne garip bir tesadüftür ki, bu, çeşitli meclis üyelerini gözaltına alan Susurluk devletinin iddia ve demagojisiyle aynıdır. Bu noktada kimin kime akıl hocalığı yaptığı çok önemli değildir. Görülmesi gereken solun politika yapmasına damgasını vuranın düzen ideolojisi olduğudur. Bu ideolojinin etkisinden kurtulamayan sol Halk Meclisleri'ne devletle aynı ağızdan saldırmıştır. Başlı başına bu durum bile kendisine "solum, anti faşistim, ilericiyim" diyenlerin kendisini sorgulamasını gerektirir. Ancak oportünizm, reformizm niteliği gereği bu sorgulamayı yapamaz. Oportünizm ve reformizmin demagojilerinden biri de "meclislere katılmayın başınız belaya girer" söylemidir. Neden halkın "başı belaya girsin?" sorusunun cevabı bellidir: "Meclisler DHKP-C'nin örgütüdür." Demagojiler sonuçsuz kalmıştır. Çünkü Parti-Cephe halkımız için korkulacak bir örgütlenme olmayıp 30 senelik tarihiyle halkımıza önderlik yapan, güven veren, halk kurtuluş hareketi olarak halkın bilincinde yer etmiştir. Meclislerin gelişimi demagojilerin istediği sonuca ulaşamadığının kanıtıdır. Oportünizm öyle hazımsız ve tahammülsüzdür ki Halk Meclisi pankartına dahi saldırabilmektedir. Gazi Davası için Trabzon'a giden otobüsteki "Gazi Halk Meclisi" pankartına oportünizme mensup kişilerin tahammülsüzlüğü hala hatırlardadır.

7 7 Mart 1998 MECLİSLER 7 KURTULUŞ SİP'in kontra saldırıları da öncelikle mahallelere ve Halk Meclislerine yönelmiştir. Kesinlikle tesadüfi bir saldırı değildir. Polisin Halk Meclislerine yönelik engellemelerinin başarısızlığının ortaya çıktığı noktada, SlP saldırısı devreye girmiştir. Attıkları sloganlar SÎP'in hedefini çok açık ortaya koyuyor: "Kurtuluş'un itleri meclisin piçleri", "Halk Meclisleri bozkurtların yuvası". Sloganlar saldırının hem hedefinin, hem de kontra niteliğinin tartışılmaz kanıtlarıdır. SİP'in saldırıları halkın örgütlenmesinin önünü kesmek içindir. Polisin, faşistlerin saldırılarının, tamamlayıcısıdır. Peki meclislerde örgütlenmesi istenmeyen halk, nerede örgütlenmelidir? Tabii ki SİP'te! SİP nedir, dediğinizde de karşınıza bir düzen partisi çıkar. SÎP'in izin verilen rolü sol adına kandırmaya çalıştığı kitleleri düzene, MGK'ya yedeklemeye çalışmaktır. SlP'liler, bu rolü hakkıyla oynayıp oligarşiye kendilerini ispatlamak için devrimcilere ve Halk Meclisleri'ne saldırmaktadırlar. Bu ve benzeri daha birçok örnek verilebilir. Ancak burada önemli olan solun neden Halk Meclisleri'ne saldırdığıdır. Ya da neden "Halk Meclisleri DHKP-C'nin örgütü" demagojisinden medet umduklarıdır? Açıktır ki bu benzeri demagojilerin, özünde, Susurluk devletinin psikolojik savaşından farkı yoktur. Her ikisinin de nedeni halkın örgütlenmesine, iradesine ve kendi kaderini eline almasına yönelik tahammülsüzlüktür. Halk Meclisleri Yaygınlaşacak, Varolanlar Kökleşip Gelişecektir Oligarşi ve anılan çevrelerin farklı biçimlerdeki saldırı ve demagojilerine rağmen Halk Meclisleri gelişip güçlendi. Halk Meclisleri'nin yaşadığı kimi eksikliklere rağmen halk içindeki güveni ve itibarı artmaktadır. Tüm bunların sonucu olarak da ortaya koyduğu birlik zeminiyle de halkın ilgi ve katılımını çekmektedir. Gelişip güçlenmesi, her türden saldırılara karşı koyabilmesinin, halk tarafından kabul görüp sahiplenilmesinin temeli, onun iradesini, kararlarını esas alan bir taban örgütlülüğü olmasıdır. Halk adına, halkın adını taşıyan ama halkla ilişkisiz zorlama, yapay modellerin artık bu biçimde benimsenme zemini fazla yoktur. Oportünistlerin çeşitli isimlerdeki adı var kendi yok platformları buna örnektir. Ülkemizde kitlelerin "öz" örgütlenmesi anlamında meclisler dışında bir başka halk örgütlülüğü yoktur. Ancak bugünkü durumla yetinilmemeli, meclislerin pratiğini gözden geçirerek dersler çıkarıp daha ileri adımlar atmak zorunludur. Meclisler her türlü saldırıya karşı ayakta kalacaktır. Bununla birlikte esas olan meclislerin, halkın örgütlenmesini, mevzilerini ve mücadelesini daha ileriye taşımasıdır. Bilindiği gibi Okmeydanı Mahallesinde bir yıkım saldırısı söz konusudur. Bu saldırıya karşı Halk Meclisleri bünyesinde hemen yıkımlara karşı mücadele kararı alınmış, bu mücadeleyi organize etmek için de, Yıkımlara Karşı Mücadele Komiteleri kurulmaya başlanmıştır. Burada görülmesi gereken halkın iradesini açığa çıkartan meclislerin kökleşip gelişmesini sağlayacak olanın da bu vb. komisyon ve komiteler olduğudur. Halk Meclisleri kendilerini yeniledikleri, geliştirdikleri ve iç örgütlülüklerini yayıp faaliyet alanlarını genişlettikleri oranda ileri adımlar atacaklardır. Meclis içinde, eğitimden spora, yol, elektrik gibi sorunlardan fuhuş, ahlaksızlık yuvalarına kadar halkın her türden sorununa ve ihtiyacına yönelik çözüm ve mücadele biçimleri üretecek olan komiteler, komisyonlar oluşturmak, bu gelişimi hızlandıracak araçlardandır. Komisyon ve komiteler, meclislerde billurlaşan halk iradesinin en geniş kesimlere kadar ulaşmasını sağlayacaklardır. Uzmanlaşma, kadrolaşma, yönetim tecrübesi, inisiyatif ve sorumluluk almanın, pratikte eğitim almanın araçları bu türden meclis organlarıdır. Komisyon ve komiteler kolektivizmin, dayanışmanın araçları da olacak, meclislere hız ve dinamizm. kazandıracaktır. Faaliyetlerin düzenli olması, planlı ve sonuç alıcı olması bu tür alt örgütlenmeler olmaksızın zordur. Örgütlü Halk Yenilmez Meclisler seyreden değil; katılan, birlikte üreten birlikte tartışan ve birlikte paylaşan bir halk yaratıyor. Ve oligarşi de gayet iyi biliyor ki; örgütlü bir halk teslim alınamaz, yenilemez. İşte bu korku, oligarşiyi saldırganlaştırıyor. Halk Meclisleri'nin gelişip güçlenmesinin önüne geçmek istiyor. Oligarşinin saldırılarına cevap, daha fazla halka gitmektir. Meclisleri daha kurumlaştırmaktır. Halkın kararını, inisiyatifini, iradesini, daha fazla öne çıkarmak, her açıdan belirleyici hale getirmektir. Halkın her kesimine seslenebilen, halkın her türden sorununu sahiplenebilen, halkın alman her kararı kendi kararı olarak gördüğü bir meclisin gelişimi engellenemez. Ancak Halk Meclisleri bu topraklarda doğmuş ve artık maya tutmuştur. Halk hareketinin mevzilerinden biri olarak gelişmesini sürdürecektir. Mersin Demirtaş Mahallesi'nde de ülkenin bir çok yerinde olduğu gibi Halk Meclislerini kurmak için çalışmalar başladı. Mersin Halkıyla yaptığımız görüşmede Halk Meclisi üzerine düşüncelerini aldık. yapmıyor, yapmazlarda. Ben Durna Yücel bu Halk Meclislerini daha (Emekli): yeni tanıdım. Keşke daha Burada ilk defa önce başlasaydı. Halk böyle bir tartışma Meclisinin bizim oldu. Halk Meclisi sorunlarımızı çözeceğine düşüncesi çok güzel bir candan inanıyorum. Benim düşünce" Bizler çocuğum yanmıştır, biri çocuklarımızın iyi bir hastadır. Halk Meclisi bu ortamda yetişmesini konuda yardımcı oluyor. İlaç istiyoruz. Çocuklarımızı merhem aldılar, bana da iş ilerici, çağdaş bir kültür ayarlayacaklar. Bu ortamında yetiştirmek için, beraberlikle birbirimize mahallemizin sorunlarını yardım etmek en güzel bir şey, gördünüz. Düzenli bir yaşam bizler halk olarak Halk Biz Halk Meclislerine ne yok, buralarda, hep fakir Meclisinde birlikte olursak insanlar bu mahallede. sorunları olan arkadaşlarında kadar sahip çıkarsak o kadar sorunlarını çözeriz. Bence çabuk gelişir. Bu yüzden ben Herkes gecekonduda herkes bu mecliste birleşmeli. bütün insanlara diyorum ki oturmakta. Bütün bu Bende bundan sonra bu meclis sorunların sorunlarla birlikte bundan çalışmalara daha iyi bir üstesinden gelecek, bizde böyle bende Halk Meclisleri şekilde katılacağım. elimizden geldiği kadar içerisinde görev alarak koşarak mücadele edeceğiz. çalışmalara katılacağım. Herkeste bu mecliste birleşmeli. Süleyman Sanar: Ben 45 yaşındayım. Liman emeklisiyim. Aldığım maaş ay sonuna 10 gün kala bitiyor. Geçim sıkıntısı, darboğazda memleketten göçüp gelmişiz buraya. Bugün iş bulamıyorum. Evi gördünüz. Devlet bizim için hiçbir şey Makbule Yerdem: 1974'ten bu yana bu mahallede yaşıyoruz. Özellikle mücadele veren gençlerimizin peşinden koşuyoruz. Biz analar olarak onlara yardımcı olursak gelecekleri daha iyi olur. Bizler dayanışma içerisinde olursak hiçbir güçte yenemez. Ali Yerdem: Milletvekilleri oy zamanı gelip oylarımızı alıp gidiyorlar. Hükümeti gördük bize hep yalan söylüyorlar. Ama bundan sonra Halk Meclisleri var. Herkes her partiye oy vermeyecek, buna birlikte karar vereceğiz Gerekirse oy kullanmayacağız. Muhtarı da biz içimizden seçeceğiz. Mahallemizdeki çarpıklığa dur diyeceğiz. Her bakkal ayrı ayrı fiyattan satış yapıyor. Bütün bunlara bu mecliste dur diyeceğiz. Tabii ki herşey dayanışmayla olacak. Ben bu meclisleri çözüm üreten bir halk kurumu olarak, en önemlisi örgütlenmemiz için çok önemli bir ihtiyaç olarak görüyorum. Mustafa Yeşil: 1990'da bu mahalleye polis giremiyordu. Faşizm bizi katletmeye devam ediyor Eğer biz Halk Meclislerinde örgütlenerek gelişirsek bu mahalleye poliste giremez, sorunlarda olmaz Eğer biz bugün Saray Duğun Salonunda 5000 kişilik kitleyle gitseydik polis oraya gelemezdi. En çok önemli olan bizim bu mecliste hiçbir zaman ayrım gözetmeksizin birlik olmamız. Böylelikle örgütlü halk ojarak bütün baskıları yeneriz. Bu Halk Meclislerinde hiçbir çıkar, menfaat olmaksızın meclisimizi bir an önce ileriye götürmeliyiz. Koşuşan ve meclisin içerisinde yeralan arkadaşlara tamamen katılıyorum. Halk Meclisleri çok güzel bir halk örgütlenmesi bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Bütün herkes bu meclislerde örgütlenmelidir. Bizde aile olarak bütün çalışmalarına katılacağız.

8 KURTULUŞ 8 GAZİ 12 MART'TA Gazi'deki katliam ve ayaklanmanın üzerinden üç yıl geçti. Gazi'de üç yıl önce, FAŞİST DEVLETİN halkı sindirmek, düzenini sürdürmek için ne kadar vahşileşebileceğini, bu devletin kendi halkını nasıl katledebileceğim gördü herkes. Gazi'de üç yıl önce, herkes, cahil, yoksul bırakılmış bu HALKIN ne büyük kahramanlıklar yaratabileceğini, bu halkın faşist düzene karşı öfkesinin ne kadar büyük olduğunu gördü. O günden bu yana herkes gördüğünü farklı farklı biçimlerde yorumladı. Devletin bu faşist, katliamcı yüzünü bir türlü görmek, kabul etmek istemeyenler, gördüğü halde, farklı göstermeye çalışanlar, bu devletten, demokrasi beklemeye, insan hakları, adalet beklemeye devam ettiler. Halkın Gazi'de gösterdiği büyük kahramanlığı, o kahramanlığın altında yatan öf- ALEVİ HALKIMIZ Gazi katliamını protesto etmeyen, kınamayan, şehitlerine sahip çıkmayan, kontrgerilla devletinden hesap sormayan, alevilere ihanet etmiş demektir. Söze gelince alevi onlar. Aleviler saldırıya uğrayınca yoklar. Cemevi için oy toplamaya gelince alevi onlar. Cemevlerini faşist devletin saldırılarına karşı savunmaya gelince yoklar. Söze gelince Pir Sultanlardan şiirler okuyanlar onlar. Kavgaya girince, Hızır Paşa'dan yana tutum takınanlar da onlar. Bezirganlar, omuzlarımıza basıp kendilerine bir yer yapmaya çalışıyorlar. Alevilik sözde olmaz. keyi, düzene karşı tepkiyi, o ayaklanmadaki devrimci muhteva ve önderliği görmeyenler, görmek istemeyenler, halkı ve halkın ayaklanmasını küçümsemeye devam ettiler. Susurluk ve sonrası gelişmeler tüm bu çarpık, yanlış düşünceleri bir kez daha ortaya çıkardı. Katliamcılığın bu devletin nasıl tüm hücrelerine kadar nüfuz ettiğini, halkın düzene tepkisinin ve adalet özleminin ne kadar büyük olduğunu ve 7'den 70'e ne kadar büyük bir kesim tarafından paylaşıldığını, herkes bir kez daha gördü. Görmeyenler, yalnızca görmek istemeyenlerdi. Görmeyenler, yalnızca görmek istemeyen faşist devletin işbirlikçileri, faşistler, korkaklar ve icazetçilerdi. Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi'nin Gazi'den bu yana söyledikleri her gün yeniden doğrulandı. Bu devlet bir kontrgerilla cumhuriyetine dönüşmüştü çoktan. Bu devletin halka verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Halkın bu devletten bekleyebileceği hiçbir şey olamazdı. Bu halk ise güvenilecek, uğrunda ölünebilecek ve devrime yürüyebilecek bir halktı. Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi'nin yaptıklarının ve yapılmasını önerdiklerinin doğruluğu, her gün yeniden ve yeniden kanıtlandı. Pisliği ancak devrim temizleyebilirdi. Bu devlet ancak devrimci bir savaşla yıkılabilirdi. Devrim halkı örgütleyerek, silahlı savaşta ısrar ederek gelişebilirdi. Susurluk'tan sonra sokağa çıkan halk bu talepleri, bu sloganları sahiplendi. Gazi halkın ve devrimcilerin öğretmenidir. Gazi yol göstericidir. Gazi akla karanın, halkın yanında olanlarla halk düşmanlarının, devrimcilerle sahte solcuların, gerçekle yalanların ayrıştığı yerdir. GAZİ'DEKİ KONTRGERİLLA SALDIRISININ 3. YILDÖNÜMÜNDEYİZ Gazi katliamının başlangıç noktası kahvehanelerin taranmasıdır. 12 Mart akşamı kahvehaneleri tarayan ölüm mangalarını taşıyan ticari taksi saldırıdan sonra semtte devriye gezmekte olan bir polis otosunun refakatinde semti terketmiştir... En ufak bir olayda semti kuşatma altına alan Gazi ve Gaziosmanpaşa karakolunun polisleri o gün katillerin sıktığı kurşunların sesi her yerden duyulmasına rağmen aradan uzun İşte Gazi Davası; dost, düşman, sözde dost bir kez daha ayrışmıştır orada. Davayı sahiplenen örgütlü halktır. Davayı sahiplenen, halkın örgütlülüğünün adı olan Halk Meclisi'dir. Adları alevi olup, alevilîkle ilgisi kalmamış onlarca alevi derneği, yoktu yanımızda. Aynen Gazi ayaklanması günlerinde olduğu gibi, onlar hala "kışkırtıcı" aramak peşinde. Hala devrimcileri devlete ihbar ederek, kendilerine yer açmaya çalışıyorlar. Bize hala "sokaklara dökülmemeyi" önerenler, işbirlikçilerdir. "Alevilik hoşgörüsü"nü kullanıp, katilleri affetmemizi, katillerle, yani devletle barışmamızı önerenler, işbirlikçilerdir. Devletin verdiği parayla alevilik 7 Mart 1998 SUSURLUK DEVLETİNDEN GAZİ KATLİAMININ HESABINI SORACAĞIZ! süre geçtikten sonra ancak "olay yerine" gelmiştir. Gazi katliamıyla ilgili halen sürmekte olan davanın gerçekte provokasyonu, katliamı düzenleyenleri ortadan çıkarmaktan, yargılamaktan uzak bir dava olduğu açıktır. O davada yargılananlar da cezalandırılması gereken katillerdir elbette, ama onlar provokasyon ve katliamın planlanıp uygulamasında yalnızca sonlardaki birkaç halkadan biridirler. Planlayanlar, provokasyonu yapanlar, katliamın sorumluları yoktur yargı önünde. Katiller, olay yerinden uzaklaşırken, onlara eşlik eden polis otosuna ilişkin bir soruşturma açıldığını, o otonun ve içindekilerin araştırıldığını duydunuz mu hiç? Bölge polislerinin olay yerine neden geç geldiğine dair bir soruşturma açıldığına tanık oldunuz mu? Peki, ölüm mangaları 20'ye yakın insanımızı katlederken, o saldırıyı, bizzat bölgede bulunarak ya da İstanbul'daki valilik, emniyet, ordu makamlarından, Ankara'daki bakanlık makamlarından yönetenler hakkında soruşturma açıldı mı? Açılmadı. Açılmayacaktır da. Çünkü başından sonuna, kahvehanelerin taranmasından silahsız yürüyen halkın üzerine ateş açılıp katliam düzenlenmesine kadar, herşey, her adım, bizzat Susurluk Devleti tarafından planlanmış, uygulanmıştır. Bu artık hiç kimsenin ve hiçbir şeyin karartamayacağı kadar açık bir gerçektir. Provokasyonun, katliamların dosyalarının gerçek anlamda adafee yerini buluncaya kadar kapanmaması için, Adalet için alanları doldurmaya devam etmeliyiz. GAZİ KATLİAMININ 3. YILDÖNÜMÜNDEYİZ Türkiye devletinin, egemen sınıfların onyıllardır başvurduğu bir yöntemdir: Katlettirir, yakar, yıktırır, sonuçta birkaç kurban verilir, ama amaç hasıl olmuş olur. En tepedekiler ise hep yerlerindedirler. Onlarca insan katledilmiştir Gazi'de ve Ümraniye'de. Devlet katliam sonrası kör ve sağırı oynamıştır. Aynen mesela Maraş katliamında olduğu gibi, aynen Sivas katliamında olduğu gibi. Oysa oturdukları koltuklardan katliamları dakika dakika izlemişlerdir. Susurluk Devleti katliamların siyasi sorumlusudur. Ölüm mangalarını kuran da, yapmayıp düşleyip, karşılığında aleviliği devlete pazarlamaya çalışanlar işbirlikçilerdir. Hayır, onlar alevilikle ilgisi kalmamış bezirganlardır. Alevi halkın sırtından para kazanmak, alevi halkın sırtından düzen partilerinde koltuk kapmak isteyenlerdir. Üç yıl önceki o ayaklanma günleri, gerçek alevilerle bezirganları, sahte alevileri de ayrıştırmıştır. Alevi inancının gerçek temsilcileri, gerçek yol ehilleri, Gazi'de direnen, savaşan emekçi alevilerdir. Aleviler, dostu düşmanı bir kez daha ayrıştırmak zorundadır. Alevi halk, 12 Mart'ta, Gazi'de asıl düşmanının karşısına dikilmek zorundadır. halkın üstüne salan da, orada o an ateş emrini veren de onlardır. MGK'dan Cumhurbaşkanına, Başbakandan tüm Bakanlara ve tüm Meclis üyelerine kadar hepsi sorumludur. Öyle olduğu içindir ki, Susurluk soruşturmalarında bir kumarhaneci cinayetinden başka hiçbir şeyi ağızlarına almamışlardır. Bazı kontra şefleri Gazi katliamının bu çeteler tarafından yapıldığını söylemesine karşın, ne bir bakan, ne bir savcı bu sözleri "suç duyurusu" kabul etmemiştir. Edemezler. Çünkü duyurulan "suçlu" kendilerinden başkası değildir. Katleden devlettir. Bu devlet yerinde durduğu sürece halkı katletmeye devam edecektir. Gazi halkı, tüm mahalleler, tüm halk, ayaklanmayı devam ettirmelidir. Hesap sormaya devam etmelidir. GAZİ AYAKLANMASININ 3. YILDÖNÜMÜNDEYİZ Gazi'de bir katliam olmuştu. Türkiye halkları acılı, üzüntülüydü bu nedenle. Ama katledilen Gazi, aynı zamanda direnen Gazi'ydi. Ayaklanan Gazi'ydi. İşte bu direniş, işte bu kahramanca ayaklanma, acısının yanında umutla doldurdu Türkiye halklarının yüreğini., Gazi kanıtlamıştı ki, bu halk koyun sürüsü değildi. Gazi kanıtlamıştı ki, ölümü göze alan, korkunun eşiklerini aşan bir halktan daha güçlü hiçbir şey yoktur. Halka güvenmeyen sol şaşırıp kaldı. Halka güvenen devrimciler ise söylediklerinin, güvenlerinin boşa olmadığını görüp güvenlerini pekittirdiler. Gazi'yle kurtuluş daha somut, daha yakındı aruk. O günlerde, onurlu, şanlı bir sayfa eklendi halklarımızın tarihine. Gazi halkının ayaklanması, Bedreddinlerin, Pir Sultanların, Baba İshakların isyanının yanına yazıldı. 12 Mart'ın 3. yıldönümünde tarihe eklediğimiz bu onurlu, şanlı sayfaya sahip çıkacağız. Gazi'nin ve Ümraniye'nin mezarlığını binlerle, onbinlerle doldurarak şehitlerimizi unutmadığımızı göstereceğiz. Gazi'nin alanlarını doldurarak, katliamı unutmadığımızı göstereceğiz. Gazi'nin alanlarından yükselecek sesimizle, Gazi ve Ümraniye katliamının hesabını soracağımızı haykıracağız. Oligarşi, ayaklanan Gazi'den korktu. Gecekondulardan duyduğu korku daha da büyüdü. Gecekondulara düşmanlığı daha da büyüdü. Öyle olduğu içindir ki, o günden bu yana da Gazi üzerindeki saldırıları bir an bile durmadı. Gazililer, İstanbul'un gecekondulu halkı, 1998'in 12 Mart'ında bitmek bilmeyen saldırılara cevabını verecek, ne katliamların, ne gözaltı terörlerinin Gazi halkını, İstanbul'un mahallelerini yıldırmadığını, yıldıramayacağını gösterecektir. CHP'sinden ÖDP'sine, SİP'ine kadar çeşitli düzen partileri, reformistler, Gazi'den kendilerine pay çıkarmaya çalıştılar! Seçimlerde gelip bizden oy istediler. Ama bundan başka da Gazi'nin çamurlu yollarına ayak basmadılar.

9 7 Mart 1998 GAZİ 9 KURTULUŞ Ayaklanmada gerçekleştiremediğini kağıt üzerinde gerçek- Gazi şehitlerine sahip çıkmak, yalnızca Gazililerin sorunu değildir. leştirip kendilerine "Gazi'nin öncüsü" ilan edenlerin o günden bu görevidir. İstanbul'un tüm emekçilerinin yana Gazi'de varolup olmadıkları Aylarca sürdürdüğümüz ışık tartışma konusuydu. söndürme ve alanlara çıkma eylemlerindeki taleplerimizi yeniden ve Gazililer, İstanbul'un emekçi halkı, 1998'in 12 Mart'ında tüm bu defa daha güçlü, daha birleşik bir bunlara da yerlerini gösterecek, biçimde haykırmak için 12 Mart'ta hadlerini bildirecektir. Gazi'de olalım. İSTANBUL'UN EMEKÇİ HALKI! Susurluk Devleti'nden hesap 12 Mart 1998'de Gazi alanlarını birlikte dolduralım. Bizi göstermelik davalarla sormak için 12 Mart'ta Gazi'de olalım. Üç yıl önce katledilen yalnızca Gazili değildi. Üç yıl önceki örtmeye çalışanlara, ölüm man- oyalayanlara, Susurluk'un üstünü saldırı yalnızca Gazi halkına yönelik değildi. Dolayısıyla, Gazi emir verenlere karşı Gazi'de öfkemizi galarına yeni infazlar ve katliamlar için katliamının hesabını sormak da haykıralım. Katledilen, Ayaklanan Gazi'nin Yanında Olmayanlar, Gazî'de Hiçbir Zaman Söz Hakkına Sahip Değillerdir BİRLEŞELİM, HESAP SORALIM 12 Mart ve 16 Mart, halk hareketi açısından son derece önemli, son derece belirleyici iki gün haline gelmiştir. Halkın şehitler verdiği günlerdir ikisi de. Kontrgerillanın tüm vahşetiyle halka saldırdığı günlerdir. Şu geçtiğimiz bir yıl içinde, "kontrgerilla" denilen gücün, devlet içinde yuvalanmış bir çete, devletin kullandığı üç-beş tetikçiden çok daha fazlası olduğu, bizzat devletin kendisi olduğu çok açık bir biçimde görüldü. Görüldü ancak, görüldüğü andan itibaren de "artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı", eskisi gibi Gazi, 16 Mart katliamlarının olmayacağı umudu da yaratılmaya çalışıldı. Göstermelik soruşturmalardan, davalardan az da olsa birşeyler çıkacağını düşünüyordu önemli bir çoğunluk. Geçen yıl, kısmen bu hava içinde gelinde Mart ayına. Artık kimse böyle bir umut taşıyamaz. Artık her şey geçen yıla göre bile çok daha ayan beyan ortadadır. Artık, şu kesindir; HALK HESA- BINI KENDİSİ SORACAKTIR. 16 Mart 1978'deki katliam, görünürde gençliğe yönelikti. Oligarşinin, kontrgerillanın gençliğe saldırmak için çokça nedeni vardı gerçekten de. Hayatın her alanında, okullarının dışında mahallelerde de faşist terörün karşısına en militanca dikilen onlardı. Devrimin propagandasını hayatın her alanına yayan onlardı. Onları sindirirse, devrimci mücadeleyi geriletebilirdi. Devrimi en büyük kaynağından yoksun bırakabilirdi o zaman. Yani saldırı gençliğe yönelikti ama gerçekte hedef tüm halktı, halkın devrimci mücadelesiydi. 12 Mart 1995'teki katliam, görünürde Gazi halkına yönelikti. Oligarşinin, kontrgerillanın Gazi halkına saldırmak için de çokça nedeni vardı. Bir kere Gazi halkı mücadele eden bir halktı. Yol diye, su diye, yürüyordu, katliamları protesto için yürüyordu. Ve üstelik devrimcilere evlerini açıyorlardı. Ve şehitlere sahip çıkıyorlardı. Gazi'yi sindirirse, bu öteki gecekondu mahalleleri için de "ders" olacak, onları sindirmesi daha kolaylaşacaktı. Yani saldırı Gazi halkına yönelikti ama gerçekte hedef tüm gecekondulular, tüm emekçi halktı. Gazi katliamı bir yerde de alevi halka bir saldırıydı. Oligarşinin, kontrgerillanın Alevi halka saldırmak için de ne- denleri vardı. Aleviler yıllardır devrimcilere yakın olmuşlardı hep. Yüzyıllarca Osmanlı devletine isyan etmiş, bu isyancı özellikleri tümden ortadan kaldırılamadığı için de hala devrimci olabiliyorlar, oligarşinin devletine karşı mücadeleye katılıyorlardı. Üstelik alevilere saldırarak, alevi-sünni çatışmasını da körükleyebilir, halkı birbirine düşürüp, güçsüz hale getirebilirdi. Yani saldırı, alevilere gibiydi ama aslında alevi-sünni tüm halkı daha iyi denetleyebilmek, daha çok sömürebilmek içindi. 12 Mart ve 16 Mart işte budur. 12 Mart ve 16 Mart tüm halka saldırıdır, halkın mücadelesini katliamlarla bastırmak için yapılmış katliamlardır. Katledilen halktır. Katleden ise devlet. 12 Mart'ta ve 16 Mart'ta tüm halk güçlerini birleştirerek Mart şehitlerini sahiplenmelidir. Katliamın hesabını birleşerek sormalıdır. Halk birleşmediğinde, 16 Mart'm lanetlenmesi yalnız gençliğin, Gazi ve Ümraniye katliamının lanetlenmesi yalnız Gazililerin ve Ümraniyelilerin omuzlarına kalırsa, oligarşi bir yanıyla amacına ulaşmış olacaktır. İşçisi, memuru, gecekondulusu, esnafı, işsizi, kadını, erkeğiyle, herkes, hepimiz 12 Mart'ta Gazi'de, 16 Mart'ta Üniversite önünde olmalıyız. 12 ve 16 Mart katliamlarına karşı çıkmak, devrimci, demokrat olmanın değil, insan olmanın gereğidir. Eğer karşı çıkma'zsak, Susurluk devleti tüm pisliklerini sürdürecek, halkın kaale bile alınmadığı, katledildiği, her gün daha fazla yoksullaştırıldığı, her gün daha fazla yozlaştırıldığı düzen sürecektir. Karşı çıkmazsak, ulusal onurumuz, kişisel onurumuz, ayaklar altında çiğnenmeye devam edecektir. Karşı çıkmazsak, işkenceciler, katiller, işkence yapmaya, kadınlarımızın namusuna saldırmaya devam edeceklerdir. Karşı çıkmazsak, işsizliğe, daha fazla sefalete düşürülmeye, daha büyük baskılar altında yaşamaya devam edeceğiz demektir. 12 ve 16 Mart katliamlarına karşı çıkmak, biz onurlu bir halkız, onurumuzla yaşamak istiyoruz demektir. 12 ve 16 Mart'ın anlamı budur. İŞTE ONUN BU BÜYÜK ANLA- MINDAN DOLAYIDIR Kİ, 12 VE 16 MART ANMALARI, KİMSENİN GRUPÇULUĞUNUN, REKABET- ÇİLİĞİNİN, BURJUVA AYAK OYUNLARININ, DÜZEN İÇİ HE- SAPLARININ ALETİ, ARACI YAPI- LAMAZ. Aylardır büyük özverilerle, büyük mücadelelerle sürmekte olan Gazi Davası'na dönüp şöyle bir bakmayanlar, en küçük bir destekte bulunmayanlar, şimdi birden ne olduysa, Gazi davasını ve anmasını sahiplenmeye koyuldular. Ne olduğunu biliyoruz aslında. Yeniden "SEÇİM" konuşulmaya başlandı ülkede. ÖDP'si, SİP'İ, EMEP'İ kendileri için bir "oy deposu" olarak gördükleri Gazi'ye damlamakta gecikmediler. Hatırlanırsa, Gazi'de görüldükleri son defasında da yine bir "Barış Bloku" oluşturmuş ve seçimlerde Gazi halkının oyunu istemek üzere gelmişlerdi. Onlar katledildiğimizde yoktular. Ayaklandık yine yanımıza gelmemişlerdi. Sonra şehitlerimizin hesabını sormak için katillerin peşlerine düştük. Yine yoktular. Olanların çoğu da göstermelik katılıyordu. Şimdi yine üşüştüler Gazi'ye. Reformizmi, oportünizmi bu konuda da birlik oluşturuverdiler aralarında. Gazi ayaklanmasına övgüler düzen, hatta ayaklanmanın öncüsü olduğu iddiasındaki Atılımcılar, ayaklanmayı "heyecanlı, başıbozuk gençlerin hareketi" diye küçümseyen ÖDP'yle yanyana, omuz omuza gelmiş, dava ve anma için çağrı yapıyordu. Madem Gazi Davasını bu kadar önemli görüyordunuz, madem birşeyler yapmaya bu kadar istekliydiniz de şimdiye kadar neredeydiniz? Diye sorduk onlara. Bir cevapları yoktu. Olamazdı da. Bundan sonra birşeyler yapmak istedikleri de yalandı. İşte son Gazi Davası. Ne yaptıkları ortada. Reformizmi, oportünisti birer otobüs ancak getirebildiler. Söyledik, tekrar söylüyoruz: Gazi anmasında ne oportünizmin grupçuluklarına, rekabetçiliklerine, ne de reformizmin seçim hesaplarına yer yoktur. Gazi Davasının ve Gazi anmasının gerçek sahipleri Şehit aileleri, Halk Meclisi ve ayaklanmada şehit düşen, şehitlerin hesabını sonuna kadar takip eden devrimcilerdir. İşçiler, memurlar, öğrenciler, esnaf, aleviler, tüm emekçi halkımız, Devrimciler, demokratlar, kitle örgütleri, tüm halk güçleri, 12 Mart ve 16 Mart şehitlerine layık bir anma için 12 ve 16 Mart'ta alanlara çıkmalıyız. Öfkelerimizi birleştirip sarsmalıyız katilleri. Anmalarda tek bir görevimiz, tek bir kaygımız olmalıdır; Susurluk devletinden şehitlerimizin hesabını sormak! BİRLEŞELİM, HESAP SORALIM!

10 KURTULUŞ 10 GAZİ 7 Mart 1998 Gazi Halkı Katillerden Hesap Sormaya Devam Ediyor K ontrgerilla Devletinin 12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesinde 22 devrimcinin ölümü ve yüzlerce insanın yaralanmasıyla sonuçlanan katliamının ardından üç yıl geçmesine rağmen katiller hala cezalandırılmadı. Katliamın ardından açılan davanın güvenlik gerekçesiyle Trabzon'a sürülmesi açıkça devletin katilleri aklamaya çalıştığını göstermektedir. Dava güvenlik gerekçesiyle değil halktan kaçırılmak istendiği için Trabzon'a alınmıştır. Fakat halk bugün davayı sahiplenerek, hesap sorma bilinciyle hareket ederek Trabzon'da görülen duruşmaya kitlesel olarak katıldı. 26 Şubat günü saat 11.00'de Gazi Cemevi önünde kitle toplanmaya başlarken saatler 13.30'u gösterdiğinde Gazi Davası İzleme Komitesi tarafından bir basın açıklaması 1 düzenlendi. Basın açıklamasında "katliamın üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen yedi' şehidimizin davası açılmış, 10 şehidimizin davası ise hala açılmamaktadır. Ümraniye'deki katliamın sorumluları hakkındaki dava ise kapatılmıştır. Gazi katliamı davasında yargılanan 20 polisten tutuklu sekizinden iki tanesi geçen duruşmada tahliye edildiler. Gazi davasını ilden ile sürerek Trabzon'da sivil faşistler duruşmayı izlemeye gelenlere saldırarak halkın davayı sahiplenmesinin önü kesiliyor. Buna izin vermeyeceğiz. Gazi'nin katilleri olan çetelerden hesap sormaya devam edeceğiz. Hiçbir baskı, gözdağı ve saldırılar katillerin yargılanmasını, adalet istemimizi ve hesap sormamızı engelleyemez" denildi. Yapılan açık] amanın ardından ise "Adalet İstiyoruz", "Gari Halkı Değil Katiller Yargılansın", "Gazi Davası istanbul'a Alınsın" sloganları atıldı. Daha sonra Trabzon'a gidecek olan kitleyi uğurlamaya gelen insanların alkışlarıyla otobüslere binildi. Gidiş için son kontrollerin yapılmasından sonra hareket eden otobüslerdeki coşku ise insanların kontrgerilla devletinden hesap sorma bilinci olarak dışarı yansıyordu. Yol boyunca verilen molalarda ve otobüslerin içinde kitle halaylar çekerek, marşlar söyleyerek katillerden bir kez daha hesap sormak için Trabzon'a gitmenin coşkusunu yaşıyordu. 27 Şubat sabahı İstanbul'dan gelenlerle İzmir ve Ankara'dan da yola çıkanlar yol üzerinde birleşerek konvoyla Trabzon'a girdiler. Trabzon'da insanların adliye önüne gelen kitleyi saat 10.00'da karşılamasının ardından adliye önünde İstanbul, İzmir ve Ankara'dan gelenlerle birlikte 350 kişilik kitle şehit aileleri ve avukatların duruşma salonuna girmesinin ardından beklemeye başladı. Duruşma salonunun küçük tutulması seyirci olarak sadece 30 kişinin alınması ve içeri alınanlara zorluk çıkarılması da baskının başka bir boyutuydu. HALAYLARIMIZA DAHİ TAHAMMÜL EDEMİYORSUNUZ! Duruşmanın başlamasının ardından Adliye önünde bekleyen kitle soğuk havayı coşkularıyla ısıtmak için halaylara başladılar. Meydanı türkülerle ve zılgıtlarla çınlatan 350 kişilik halay kitlesinden huzuru bozulan polisler bir anda saldırarak iki kişiyi gözaltına aldı. Kitle polisin saldırısı karşısında direnerek "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" sloganını atarak birbirine kenetlendi. Kitlenin kararlı tavrı karşısında acizleşen polis amirlerinden birisi halay çekilmediği, slogan atılmadığı taktirde gözaltına alınanların serbest bırakılıp bundan sonra da böyle bir olayın olmayacağını belirtti. Daha sonra kitlenin güvenliği açısından güvenlik zinciri oluşturuldu. Gözaltına alınan iki kişi ise komitede yer alan Gazi Halk Meclisi üyesi Halil Telek ve komitede yer alan birkaç insanın girişimleri sonucu öğleden sonra serbest bırakıldılar. Gözaltına alınanların yaptığı açıklamada ise bu kısa zamanda bile polislerin mahkemenin arkasında bulunan Emniyet Müdürlüğünde insanlara nasıl işkence yapıldığını belirttiler. SİVİL FAŞİSTLER YİNE SALDIRI HAZIRLIĞINDA Mahkemenin akşam saatlerine kadar uzamasına rağmen sabırla bekleyen kitle düşmanın provokasyonlarını da görüyordu. Sivil

11 7 Mart 1998 GAZİ 11 KURTULUŞ polislerin kitlenin içine girmeye çalışması ve dışarıdan gelen sivil faşistlerin polislerle konuşmaları, daha sonra da grup halinde toplanmaları daha öncekiler gibi bir saldırı göstergesiydi. Sivil faşistlerin adliye önünde provokasyon yaratma çabaları kitlenin faşist gruba müdahalesi ve polislere grubu uzaklaştırması, aksi durumda bir olaydan sorumlu olmayacaklarını söylemesi üzerine polis amiri gruba talimat vererek uzaklaştırdı. Saat 19.00'a doğru duruşmanın bitmesinin ardından Avukat Remzi Kazmaz mahkemenin seyri hakkında bir açıklama yaptı. Yaklaşık 20 sanığın yargılandığı duruşmada sadece sekiz sanığın tutuklu bulunduğu, hatta davanın delilleri toplanmışken iki kişinin serbest bırakıldığı vurgulanarak yargılamanın da formalite icabı yapıldığı tahammüden adam öldürmeden yargılanmaları gerekirken iddianamede TCK'nın 49 ve 50. maddelerinin uygulanarak Gazi Halkının bir daha mağdur edildiği belirtildi. Yine sanıklar hakkındaki taleplerin dek kabul edilmediği davanın İstanbul'un 1000 km uzağındaki ücra bir ile atandığı, bununla da davanın fiili olarak engellenmeye çalışıldığının düşünüldüğü, her duruşma öncesi Trabzon'da faşistlerce saldırıya uğrayan şehit ailelerinin ve müdahillerin havanın karardığı bu saatlere kadar kalması sonrasında nasıl dönüleceği kuşkusunu doğurduğunu belirtti. Ve "sanıkların güvenliği" gerekçesiyle Trabzon'a alının davanın, müdahil ve müdahil avukatlarının güvenliği açısından da İstanbul'a yakın bir ile alınması gerektiği belirtildi. Ve "Biz doğacak olan sorunların vebalini de günahını da bu işin sorumlularına aktarıyoruz. Son bir kez daha Adalet Bakanına buradan sesleniyoruz. Bu davayı İstanbul'a veya İstanbul'a yakın bir ile alın ki mağdurları daha çok mağdur etmeyin. 2 Nisan'daki gelecek duruşmada tüm demokratları,hukuktan yana olanları davaya davet ediyoruz" denildi. Açıklamanın ardından kitle otobüslere binerek konvoy halinde bir dahaki mahkemede buluşmak üzere Trabzon'dan avrıldı. Gazi Katliamının Yıldönümü Yaklaşırken Halk Meclislerine Yönelik Saldırılar Giderek Artıyor Gazi katliamının yıldönümün yaklaşması nedeniyle mahallelerde devlet terörü tırmanıyor. 2 Mart günü tstanbul Gazi Mahallesi'nde tutsak ailesi ve Gazi Halk Meclisi üyesi Hüseyin Kartal'ın evini basan polisler sekiz kişiyi gözaltına aldılar. Saat sıralarında keyfi bir şekilde Hüseyin Kartal'ın evini basan Vatan Caddesi'nin, işkencecileri Hüseyin Kartal ile birlikte oğlu Yılmaz Kartal, kardeşi Murat Kartal ve evde bulanan misafirlerden Gazi Halk Meclisi üyesi ve Ölüm Orucu Direnişçisi Mehmet Akdemir, Kültür Komisyonu üyesi Eyüp Samur, Ali İhsan Kılınç ve TÖDEF'li Nurhan Yılmaz ile Hasan Hüseyin Boyraz'ı gözaltına aldı. Gözaltına alınanlardan Murat Kartal, Yılmaz Kartal ve Ali İhsan Kılınç ertesi sabah serbest bırakıldı. Ayrıca gazetemiz Kurtuluş, Gazi Halk Meclisi, Zafer Yolunda Devrimci Gençlik Dergisi, TÖDEF/İYÖ-DER, DLMK ve TAYAD'lı ailelerde yazılı bir basın açıklaması yaparak gözaltıları protesto ettiler. Evi basılan tutsak ailesi Hanım Kartal ve Gazi Halk Meclisi üyesi Seyhan Tanrıverdi ile gözaltılarla ilgili görüştük; Hanım Kartal Gazi Halk Meclisi Üyesi, TutsakAilesi) Kapının anahtarı üstündeydi. Kapıyı açarak silahlarıyla içeri girdiler. Evde bulunan misafirlerle bizi bir odada bekleterek kimliklerimizi aldılar. Ellerinde arama izinleri yoktu. Buna rağmen evi darmadağın ederek misafirlerimizi, eşim, kaynım ve oğlumu gözaltına aldılar. Niye geldiniz dediğimde cevap vermediler. Bizler Halk Meclisi üyeleriyiz. Gazi katliamınında yıldönümünün yaklaşmasından dolayı gözaltına aldılar. Bizim sahiplenmemizi istemiyorlar. Biz 12 Mart'ta yine şehitlerimizi anacağız. Bizler Halk Meclisi üyeleriyiz ve hakkımız olan şeyleri yapıyoruz. Bu nedenle gözaltına alınanlar serbest bırakılmalıdır. Seyhan Tanrıverdi (Gazi Halk Meclisi Üyesi) Gazi katliamının yıldönümünün yaklaşması nedeniyle şehitlerimizi anmamızı engellemek istiyorlar. Bu gözaltıların sebebi de budur. Halk Meclisleri meşrudur. Biz halkın sorunları ile ilgileniyoruz. Şehitlerimizi, davamızı sahipleniyoruz. Bu bizim en doğal hakkımızdır. Buna kimse engel olamaz. Gazi davamızı sahiplendiğimiz gibi 12 Mart'ta yine şehitlerimizi sahipleneceğiz. Tüm engellemelere rağmen şehitlerimizi anacağız. Baskılar bizi yıldıramaz. Gözaltına alınan Gazi Halk Meclisi üyeleri serbest bırakılsın. gündeme gelmektedir. Asıl yapılması gereken üç-beş polisin değil, İstanbul polis şeflerinden başlayarak tetiği çeken polise kadar tüm polis teşkilatını ve onun halka karşı tutum ve davranışlarını sorgulamalıyız. Uzun süren bir mahkemeden hiçbir zaman sağlıklı bir sonuç alınmaz. Örneğin balistik incelemelerinde, hangi kurşunun hangi polis tarafından atıldığını öğrenmek belki bir süre zorlaşmaktadır. Mahkemede polis tarafı sık sık olaylara "teröristler karıştı" diyerek yaptıkları katliama meşru zemin yaratmaya çalışıyor. Oysa "terörist" diye bahsettikleri ve olayda ölen insanların hiçbirinde silah yoktur. - JULEİ SİMPSON (İngiltere heyet) Ben de arkadaşın söylediklerinin tümüne katılıyorum. Ancak bir yabancı hukukçu olarak mahkeme boyunca beni etkileyen birkaç olayı sıralamak istiyorum. Birincisi, sanki Gazi halkı ve davayı sahiplenmeye gelenler suçluymuş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldı. İkincisi mahkeme heyeti delilleri toplama ve tanıkları dinleme açısından son derece isteksiz ve geçiştirici davranıyordu. Şehit ailelerinden birisi itiraz etti. Çünkü mahkeme tanık polislere daha önceki mahkemedeki ifadelerini hatırlatarak iki ifade arasında çelişki olmamasını sağladı. Ama aynı fırsatı şehit ailelerinin tanıklarına vermeyerek kimin tarafını tuttuğunu ortaya koydu. Güvenlik açısından ise mahkemeye katılanların değil güvenliklerim sağlamak, tam tersine davayı sahiplenenlere gözdağı vermek şeklinde bir tablo çizildi., - DAVİD HERAGHTY (İngiltere Heyetinden) Benim anlamadığım bir nokta var. 0 da neden mahkeme bir an önce bitirilmiyorda, aylar boyunca sürüyor. Bence mahkeme başladığı günden itibaren hiç ara vermeden yapılırsa sağlıklı bir sonuç alımı. Hakimin oynadığı rolde çok şaşırtıcıydı. Tanıkların ifadesi okunurken katip tanığın söylediklerini değil hakimin yorumlarını yazıyordu. Sadece hakimin ağzından çıkan sözler kayıt ediliyor. Avukat tarafından tanığa yöneltilen sorulara hakim bizzat kendisi cevap veriyordu. İnanılması güç bir olay! Açıkça görüldü ki hakimin yaptığı yorumlarda tamamen polisin tarafım tutan bir nitelikteydi. Hakim nasıl ifadeleri polisin lehine kullanıyorsa, delilleride polisin lehine kullanmaya çalışacaktır. Bu arada savcının tutumu da ilginçti. Mahkeme boyunca suskur kaldı. Savunma avukatına cevap vermek dışında hiçbir şey yapmadı. Mahkeme sırasında katliamın olduğu video kaset gösterisiyle mahkemenin gidişatı değişirdi Son olarak savunma avukatının tutumu d;ı dikkat çekiciydi. Bağırarak konuşuyordu w polisin yaptığı katliamı meşrulaştırmak için polisin böyle birşeyi yapmaya haklarının olduğunu iddia etti. Ayrıca konuşmalarında da açıkça kendi politik görüşünü çıplak bir şekilde ifade etti. - PETER JORRO: Başta savcı olmak üzere tüm mahkeme heyetinin davaya olan ilgisizliği açıkça görülüyordu. En sonunda savcı yasak savarcasına "balistik incelemeler yapılsın" demek dışında başka birşey yapmadı. Savcı katillerin yargılanması noktasında hiçbir aktif rol oynamadı. Savcı sanık avukatının saldırgan tutumları, davranışları karşısında çok pasif kaldı. Son olarak söylemek istediğiniz başka birşey var,m? - DAVİD HERAGAHTY: Biz bir kez gittik, çok yorucu bir deneyim oldu. Davayı sahiplenenleri şehit ailelerini ve özellikle mahkemede o yolculuktan sonra savunma yapan müdahil avukatları tebrik ediyorum. Yolda saldırı vb. olaylar gelişebilirdi. Ayrıca yolun uzunluğuda buna eklendiği zaman şartların ne kadar zor olduğu herkes tarafından tahmin edilebilir. Bunları yapabilmek için ise davaya katılan maktul aileleri, davayı sahiplenen halkın ve avukatların çok büyük bir özveri ve dayanışma içinde olduklarım gördük. Buna hayran kaldık. - PETER JORRA: Tutuklu bulunan beş katil polis kalsada, bütün zorluklara rağmen gerek maktul aileleri, davaya sahip çıkan halk, gerek Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının, davanın peşini bırakmamaları ve adalet istemeleri beni çok etkiledi. Örnek bir tavırdır. - JULEİ SİMPSON: Gerek yolun uzunluğunu ve yorucu olmasından, gerekse de mahkeme bölgesinde polisin saldırgan tutumundan kaynaklanan birçok zorluğa rağmen, insanların türkü söyleyip, halay çekmeleri, yani katliam olmasına rağmen, yaşam sevincim hiç yitirmemiş olmaları, beni derinden etkiledi. Daha önce karşılaştığım ve unutamadığım bir olay.

12 KURTULUŞ 12 MECLİSLER 7 Mart 1998 N urtepe Dilan Pasianesi'ni 3 Mart Salı günü basan polis 21 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltıların ardından Nuttepe halkı sokağa döküldü. 3 Mart Çarşamba günü saat sıralarında İstanbul Nurtepe'de bulunan Dilan Pasianesi'ni basan polis pastanede bulunan 21 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltıların ardından evlatlarını sahiplenen Nurtepe halkı Sokullu Caddesi'nde toplanarak gözaltıları protesto etti. "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek", "Halkız Haklıyız Kazanacağız" gibi sloganlar atan yaklaşık 200 kişi caddede kısa bir süre yürüdükten sonra "Evlatlarımız serbest bırakılana kadar dagılmayacağız" diyerek beklemeye başladı. Ayrıca gözaltına alınanların Kağıthane Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüğünü duyan Halk Meclisi üyeleri ve gözaltına alınan insanların ailelerinden oluşan bir heyette karakolun önüne gitti. "Evlatlarımızın hiçbir suçu yoktur, her gün insanlarımızı gözaltına alarak bizleri yıldırmak istiyorlar. Ama bizler evlatlarımızı sonuna kadar sahipleneceğiz, keyfi gözaltılara izin vermeyeceğiz" diyen Nurtepe halkı bekleme sırasında sık sık "Keyfi Gözaltılar İstemiyoruz" şeklinde sloganlar attı. Yaklaşık iki saatlik bir bekleyişin ardından, Nurtepe Son zamanlarda mahallenize yönelik saldırıdan söz eder misiniz? Öztürk Özdemir: 3 Mart günü saat civarında Dilan Pastanesinde oturan 21 insan hiçbir gerekçe gösterilmeksizin gözaltına alındı. Bu olaydan iki gün önce de yine işkenceciler Dilan'a baskın yapmışlar ve insanları gözaltına almaya çalışmışlardı. Ama anaların sahiplenmesi sonucu işkenceciler korkarak, acizleşerek bırakmak zorunda kalmış ve işkencehanelerine kimseyi alamadan geri dönmüşlerdi. arkadaşlarımızı bırakın" dedik. Peki 3 Mart'ta gözaltılar sonrası Daha sonra ailelerden bir komisyon tepkiyi anlatır mısınız? oluşturup karakola gidildi. Çocuklar alınıp geri getirildi. Kitleyle tekrar Öztürk Özdemir: Bu sefer halkın tepkisi daha örgütlü ve kitlesel oldu. 500 kişi sloganlar atarak Kağıthane halkının evlatlarını sahiplenmesi üzerine gözaltına alınanlar saat sıralarında serbest bırakıldı. Serbest bırakılanların gelmesiyle birlikte halk alkışlarla "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Halkız Haklıyız Kazanacağız" sloganları attı. Kararlı tutumları sonucunda evlatlarını serbest bıraktıran Nurtepe halkı; yine Sokullu Caddesi'nde kısa bir süre yürüdükten sonra, son dönemlerde İstanbul genelinde yapılan keyfi gözaltılarla ilgili ertesi gün saat 19.00'da yapılacak olan basın açıklamasına çağrı yaparak eylemlerini sona erdirdiler. Son süreçteki baskı ve saldıralar üzerine Nurtepe-Güzeltepe Halk Meclisi Girişimcisi Öztürk Özdemir ile görüştük. "HALKIN ÖRGÜTLÜ GÜCÜ, DEVLET İÇİN BÜYÜK TEHLİKEDİR" Karakoluna doğru yürüyüşe geçtik. Karakola yaklaştığımızda işkenceciler geldi. Bizimle pazarlık yapmaya çalıştılar. Dağılmamızı, dağılırsak arkadaşlarımızı serbest bırakacaklarını söylediler. Bizler dağıtmayacağımızı insanlarımızın hemen bırakılmasını ve ailelere teslim edilmesini istedik. Tabii bu konuşmaların yanında sürekli "Halkız Haklıyız Kazanacağız", "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek" sloganlarını sürekli attık. Emniyet müdürü tekrar; "İnsanları hemen bırakacağız, size namus sözü" dedi. Biz de "Bu sözleri çok duyduk. Bu laflara karnımız tok. Hemen Dilan Pastanesinin önüne gelerek, baskıların bizi yıldıramayacağını, örgütlü gücümüz Halk Meclislerinin önemini vurgulayan açıklama yaptıktan sonra dağıldık. 4 Mart akşamı tekrar bir basın açıklaması yaptık. dönemlerde keyfi gözaltıları Gazi Mahallesinde Ölüm Orucu direnişçisi Mehmet Akdemir ve arkadaşlarımızın bırakılmasından gözettik. Bu direnişin sonucunda şunu gördük ki, Halk Meclisleri hayat buldukça verdiğimiz mücadele her geçen gün daha büyüyor. Susurluk devletinin sindirme politikaları hayat bulamayacak, ayaklan havada kalacak, kalıyor da. NURTEPE HALKI MECLİSLERE YÖNELİK BASKILARI PROTESTO ETTİ Umudu kavgada büyüterek ilerleyen halka yönelik saldırılarını arttıran kontrgerilla devleti korkularnı keyfi gözaltılarla, baskılarla, işkencelerle, katliamlarla halk karşısındaki acizliğini, korkaklığını, köşeye sıkışmışlığını açıkça gösteriyor. 3 Mart Salı akşamı Nurtepe'de bulunan Dilan Pastanesine baskın düzenleyen polis 21 kişiyi gözaltına aldı. Bunu duyan Nurtepe Halk Meclisi Girişimcileri Kağıthane Karakoluna giderek, gözaltındakileri sahiplendi. Bu sahiplenme karşısında şaşkına dönen işkenceciler 21 kişiyi bırakmak zorunda kaldı. 4 Mart Çarşamba akşamı ise biraraya gelen yaklaşık 150 kişi son dönemlerde artan keyfi baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Nurtepe-Güzeltepe 1 laik Meclisi Girişimi imzalı pankart ve "Halk Meclisleri Gücümüzdür, Halk Meclislerinde Birleşelim, Katliamlar, Gözaltılar Bizi Yıldıramaz" dövizlerini açan kitle Dilan Pastanesi önünde toplandı. Burada bir basın açıklaması yapan kitle "Nurtepe Halk Meclisine yönelik saldırılara değinerek, halkın Halk Meclislerindeki örgütlülüğü devletin gözünde bir tehlike unsurudur, bu yüzden saldırıyorlar. Ayrıca Kavganın Onurlu Sesi Kurtuluş Gazetesine yönelik saldırılar, Adana'da aralarında Adana Temsilcimiz Mehmet Topaloğlu'nun da bulunduğu üç devrimcinin katledilmesi, Gazi Halk Meclisi üyelerinin gözaltına alınması konularına değinilerek Halk Meclisleri halkın öz örgütlenmesi olduğu için yoğun bir şekilde bizlere saldırıyorlar. Korkaklıklarını, pisliklerini, acizliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Bütün bu baskılar bizleri yıldıramaz, yıldıramayacak" denilerek açıklama "Halkız, Haklıyız, Kazanacağız", "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Halk Meclisleri Gücümüzdür" sloganlarıyla saat 19.30'da bitirildi. yoğunlaştırıyor. Adana'da Kurtuluş Temsilcisinin de bulunduğu üç devrimciyi katletmesi acizliğini gösteriyor. Son olarak Gazi Mahahallesi'nde Halk Meclisi üyesi Mehmet Akdemir ve yanında bulunan arkadaşlarımızın keyfi bir şekilde gözaltına alınmaları... Bu saldırıları değerlendirir Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki misiniz? Halk Meclislerine, halkın gerçek ve öz Öztürk Özdemir: Halkın Halk örgütlülükleri olduğu için devlet ürküp, Meclislerindeki örgütlü gücü devlet acizleşiyor. Baskılarını kendi çapında için büyük bir tehlike unsuru ve büyütmeyi hedefliyor. bunu devlet hazmedemiyor. Onun Bütün bu baskılar bizi için saldırılarını, gözaltılarını, yıldıramaz. katliamlarını daha da

13 7 Mart 1998 GAZİ 13 KURTULUŞ Yaklaşan 12 Mart ve Sol M GK'nın talimatıyla halka karşı saldırıların yoğunlaştığı, mahallelerde polis terörünün tırmandırıldığı, evlerin basıldığı günleri yaşıyoruz. MGK'yı canevinden vuran Küçükköy Jandarma Karakolu'na DHKC tarafından düzenlenen eylem sonrası devletin intikam saldırıları yoğunlaştı. Bu saldırılardan en çok payını alan mahallelerden biri de Gazi Mahallesi'dir. Yaklaşan 12 Mart Gazi anması nedeniyle üzerindeki terör giderek artırılan Gazi halkının evleri basılıyor, Gazi Halk Meclisi üyesi onlarca kişi evlerinden gözaltına almıyor. Gazi halkı, kendi meclisinin tüm bu terörü boşa çıkartacak olan çalışmalarıyla 12 Mart'a dimdik ayakta, görkemli bir anmayla girmenin hesaplarını yapıyor. 12 Mart Gazi anması sebebiyle, Gazi Cemevi'nde 5 Mart'ta düzenlenen ve çeşitli kitle örgütlerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Toplantının ilk olumsuzluğu düzenleyenlerin tavrıydı. Geçen yılki üst yürütmede Gazi Halk Meclisi de olduğu halde cemevinin yeni yöneticilerinin çoğu ve Cemal Poyraz'ın bunu gözardı ettikleri görüldü. Toplantıya çağrıya cemevi, şehit aileleri ve Gazi Halk Meclisinin yapması gerekirken Gazi Halk Meclisi adını andığımız kişilerin tavrı nedeniyle dışında bırakılarak çağrı yapıldı. Bu toplantıda da görüldü ki sol '98 12 Mart'ına da hesapçılıklarıyla, parsa toplama mantığıyla dolu dolu giriyor. İşte size toplantıdan birkaç söz. "Biz o kararlara zorlama sonucu imza attık." "Geçen yılın bu kadar tartışılması abestir." Bu sözler geçen yıl sıkça yazıp çizdiğimiz, kararlara uymama konusunda sabıkalı Atılım'ın temsilcisine aittir. Nedir peki bu zorla imza attırılan kararlar? Geçtiğimiz yıl halkın, şehit ailelerinin talepleri olarak karar altına alınan bazı maddelere uyulmamış ve bunun da geçen bir yıl içinde hiçbir şekilde hesabı verilmemiştir. Bunu gündeme getiren Halk Meclisi temsilcisine söylenen söz "bu kararlara zorla imza atıldığı" şeklindedir. Peki bu nasıl bir siyasi ciddiyettir ki, benimsemediğiniz bir karara zorlamayla imza atıyorsunuz? Peki bu nasıl bir ciddiyettir ki benimsemeseniz bile imza attığınız bir karara uymuyorsunuz? Siz bunların üzerine yürütülen bir tartışmayı da "abes" olarak ilan edip kesip atıyorsunuz. Asıl bu "abes"in hasıdır. Sen halka rağmen, alınan kararları çiğneyeceksin sonra gelip pişkin pişkin, düzenlenecek anmada söz sahibi olmayı talep edeceksin. Yağma Hasan'ın böreği değil bu!. Siyasi bir ciddiyetten, ahlaktan bahsediyoruz. Bu olayın üzerinden 10 yıl da geçse '97 12 Mart'ında uyulmayan kararları konuşacağız. Bu kararlara uymayanlar bunun rahatsızlığını hissedip hep örtmek isteyecekler ama biz ısrarla üzerinde duracağız. Çünkü bu mantık gözler önüne serilip mahkum edilmeden yeni birliktelikler sakat temeller üzerinde inşa edilecektir. İşte bu mantık sorgulanmadığı ve mahkum edilmediği için bu yılki anma toplantısına da hiç sıkılmadan aynı mantıkla gelinebiliyor. Bu yıl da aynı kararlara uyulmayacağının zemini hazırlanılabiliyor. Hem de öyle bir zemin hazırlama ki biz illegal örgütler adına konuşamayız. Kimse de konuşamaz denilerek açıkça geçen yıl alınan kararlara uyulmama savunulmuş ve bu yıl da kendisine "devrimci", "komünist" diyen örgütlerin yine aynı disiplinsizlikleri yapmaları, halkın aldığı karara uymamaları soruldu. Gerekçe hazır biz onlar adına konuşamayız, onlar istedikleri gibi hareket edebilirler. Bu konuda geçen yılın eleştirisinin yapılması, bu olumsuzlukların gözler önüne serilmesi, bu anlayışların mahkum edilmesinin kendilerini yeterince rahatsız ettiği bir kez daha görüldü. Geçen yıl yaptıkları olumsuzlukları, verdikleri sözleri tutmamalarının alınacak kararlara yine birilerinin "devrimci", "komünist", "illegal" olma adına uymayacağının açıkça savunuculuğu yapıldı. Peki o nasıl "illegal örgüttür", o nasıl "devrimci" "komünist" örgüt(ler) halkın aldığı kararlar beni bağlamaz ben istediğim gibi disiplini bozarım, alman karara uymam diyor. Eğer kendisine "devrimci", "komünist" sıfatı yakıştıran örgütler Gazi anmasına verilen sözlere rağmen istedikleri gibi sorumsuzluk yapıp alman kararları dinlemezlerse onlar her şeyden önce devrimciliklerini, komünistliklerini sorgulamak zorundadırlar. Çünkü alınan kararların altında kendi anlayışlarının temsilcilerinin verdikleri sözler ve attıkları imzalar var. Halkın kararlarına uymayanların halkın düzenlediği Gazi anmasında işi olamaz. Ya halka saygı gösterirler verdikleri sözleri tutarlar ve alınan kararlara uyarlar. Ya da böylesi bir anmaya katılmazlar. Kimse kimseyi kandırmasın. Toplantıda dikkati çeken bir yön de gerek bazı cemevi yöneticilerinin, gerekse Cemal Poyraz'ın tavrıdır. Bunlar geçen yılki halkın kararlarının çiğnenmesinin üzerinin örtülmesinin açıkça savunuculuğunu yaptılar. Yani geçen yıl yapılanlara bir sünger çekilecek birlik beraberlik adına buna gerek duyulmayacak. Bununla da kalınmayarak bu yıl herkes yürütmeye alınarak geçen yılki hatalara düşülmeyecek. Bu nasıl anlayış. Siz geçen yılki anmada verdikleri sözleri tutmayanlara ve yine söz veremeyeceklerini söyleyenler halkın kararlarına uymayanların tavrına sünger çekeceksiniz, bununla da yetinmeyip bu yıl da aynı olumsuzluğa düşmemek adına bu anlayışın savunucularını üst yürütmeye alacaksınız. Bu ne biçim anlayış, bu nasıl bir tutarlılıktır. Yapılan açıkça ortadadır. Gerekçesi ne olursa olsun halkın kararlarını çiğneyenler, halkın kararlarına saygısızlık yapanlar aklanmak isteniyor, bununla da yetinilmeyerek üst yürütmeye alınmak istenerek ödüllendirilmek isteniyor. Bir başka yerden ÖDP ve EMEP gibi reformistler anmanın yürütmesine girmekten, oluşturulacak yürütmeyi geniş tutmaktan hatta tek pankart altında yürümekten dem vuruyorlar. Bu reformist ikizlere soruyoruz! Düne kadar neredeydiniz? Neden şimdi ortaya çıkıp yürütme diye, eşit söz hakkı diye bağırıp duruyorsunuz? ÖDP düne kadar Gazi ayaklanmasına küfürler yağdırmıştır. EMEP'in gözü düne kadar bu davayı görmemiştir. Şimdi geliyorlar, oy hesaplan, seçim hesaplan için geliyorlar. Daha düne kadar marjinal dedikleri örgütlerle şimdi nasıl aynı çatı altında durabiliyorlar? Gazi halkının gerçek temsilcisi Gazi Halk Meclisi bu tartışmalardan hep dışlanmak istenmiş, ısrarla Halk Meclisi düşmanlığı yapılmıştır. Halk Meclisleri, halkın kendi örgütlülüğü, emeği çabasıdır. Gazi Halk Meclisi gerek 12 Mart '97'deki kitleselliği, disiplini, emeği ve özverisi, gerekse de Trabzon mahkemelerindeki ciddiyeti ve kitleselliğiyle Gazi halkının gerçek temsilcisi olduğunu göstermiştir. Bunun dışında söylenen sözlerin hepsi boştur ve Halk Meclisini dışlamak için atılan bir adımdır. Biz peşin peşin söyleyelim. Gazi Halk Meclisi'ni, Gazi'de düzenlenecek bir etkinliğin dışında tutmak kimsenin harcı değildir. Trabzon mahkemeleri solun bir anlamda aynasıdır. Herkes bu aynaya bakıp o kadar konuşmalıdır. Bu aynaya bakılınca ÖDP görülmez, EMEP görülmez, DMP ve HADEP hep temsilidir. Bunun dışındakiler hep "tüm güçleriyle katılmıştır" ama üçbeş kişiyi hiç geçmemişlerdir. Birilerinin kalkıp "matematik hesaplar" diye küçümsedikleri işte bu gerçeklerdir. Aynada bu gerçekler vardır. Bu gerdeği görmekten korktukları için aynayı kırma yolunu seçiyorlar. "Matematik hesap" denip küçümsenen kitlelerdir, emektir, özveridir. Emeği küçümseyenle tartışacak fazlaca birşey de yoktur aslında. "Matematik hesap" diye küçümsenen bedeldir. Onlarca şehittir. Gazi'yi Gazi yapan şehitlerdir! Tutsaklıklardır, işkencelerdir. Gazi Halk Meclisi üyesi Mehmet Akdemir, Gazi davasına emek verdiği için tutsak düşmüştür, şimdi yine 12 Mart operasyonu denilerek düzenlenen baskınlardan birinde dört Halk Meclisi üyesiyle işkence altındadır. Bu bedellerin verdiği hakla konuşuyoruz. Haklı olmayan susar! Geçen yılın sabıkasının hesabını vermeyenleri bu yıl yürütmeye sokmak yaşanacak daha boyutlu olumsuzluklara kapı açmaktır. Bu olumsuzluğu yaratanlar bunun hesabını halka verebillirler mi? Bu olumsuzluğa yaratanlar bedelini ödeyebilecek kadar geniş yürekli midir? Biz hiç sanmıyoruz! Toplantıda konuşan Avukat Keleş ve HADEP il yöneticisinin tavrına değinmeden de geçemeyeceğiz. Bu iki kişi resmen toplantıyı provoke ettiler. Avukat Keleş, dört saati aşkın toplantı sürerken söz almak istedi. Ancak bir kurum adına değil, avukat olarak da değil, Gazi halkı adına konuşmak istediğini belirtinci buna itiraz edildi. Öncelikle toplantıda kurumlar adına birer temsilci konuşuyordu. İkincisi Avukat Keleş Gazi halkı adına konuşamazdı. Bunun üzerine geri adım atan Avukat Keleş Gazili biri olarak konuşmak isteyip avukat kimliğini kullanmaktan özellikle kaçındı. Toplantıda kişilerin değil, kurum temsilcilerinin konuştuğu hatırlatıldı. Ama cemevi yöneticilerinin izin vermesiyle avukat sıfatından vazgeçerek kişi olarak sözlerine başladı. Keleş "Toplantıya geç geldiğim için özür dileyecektim ama bakıyorum ki kaybettiğim hiçbir şey yok. Toplantıda hiçbir şey konuşulmamış, bunun için özür dilemiyorum" diyerek toplantıda olanları yadsıdı, hakaret etmeye başladı. Bunun üzerine karşı çıkıldı ve yaptığı küstahlık kendisine hatırlatıldı. Avukat kimliğini neden gizlediğini de açıklaması hatırlatıldı. Çünkü neden gizlediği ve kişiliği hakkında tüm Gazi halkı bilgi sahibidir. Gazi halkı nezdinde sabıkalı birisidir kendisi. Avukatlık sıfatını kullanamayacak kadar sabıkalı olan Avukat Keleş'ten sonra toplantıya az önce dahil olan HADEP il yöneticilerinden biri söz

14 KURTULUŞ 14 istedi. Oysa HADHP il adına biri konuşmuştu. Bu HADEP "yöneticisi" de Av. Keleş gibi toplantıyı provoke eden sözlerle konuşmaya başladı. O da toplantıya geç geldiğini, ama geç gelmesinde de çok fazla birşey kaybetmediğini Keleş gibi açıkladı. Bu zatın toplantıda olmasının nedeni anlaşılmıştı. Resmen toplantıyı provoke etmek için adeta koşar adım toplantının ilerleyen saatlerine yetişmişti. Bu konuda karşısında oturanlardan birinin kendisini uyarmasına da HADEP'li "Terbiyesizlik yapma", "lan" gibi tepkisiyle havayı iyice elektriklendirdi. Bu HADEP'li tam bir "ağa" edasıyla hareket ediyordu. Daha toplantıya oturur oturmaz sağa sola notlar ve "talimatlar" göndererek dikkatleri çekmişti. Kendisinin söz hakkı olmamasına rağmen (Arkadaş il adına konuşmuştu) konuşuyordu. Hadi diyelim konuştu, geç geldiği için özür dilemesi gerekirken, tam bir ukala edasıyla katılımcıları küçümsemesi, hakaret etmesi ve küfürlü konuşması nasıl bir kişilik ve ruh haline sahip olduğunu da gösteriyordu. Keza toplantı sürerken HADEP il yönetimi adına konuşan kişi de EMEP ve ÖDP'ye yönelik bir eleştiriyi gereksiz yere üzerine alınarak "Bizim kanımız akıyor" demagojisi yapıp havanın gereksiz gerginleşmesine yol açmıştı. Oysa eleştirinin muhatabının kendisi olmadığını çok iyi biliyordu. Son konuşan HADEP'linin provoke edici konuşması ve toplantının iyice gerginleşmesini fırsat bilen cemevi yöneticilerinin çoğunluğu toplantıyı bitirdiklerini açıkladılar. Bir sözümüz de ANAP'ı CHP'yi, DSP'yi. Türk-tş'i, ÎP'i bu toplantıya daver edenleredir. Şehitlerimizi pazarlamaya kimsenin hakkı yoktur. Bunlar kendilerine hangi payeyi biçerlerse biçsinler buna hakları yoktur. Kimseye şehitlerimizin üzerinden pazarlık yaptırmayız. Elini kanla yıkayanları, MGK'nın kuyruğundan ayrılmayanlarla, şehitlerimizi bir kefeye koymak bedeli ağır bir iştir. Buna kalkışanlar kendilerine Cemal Poyraz gibi şehit ailesi payesi biçinler ve bir kısım cemevi yöneticileridir. Şehitlerimizi kimsenin pazarlamasına izin vermeyiz Mart'ına yürürken sol bu yaklaşımlarını gözden geçirmeli ve bu tavırlardan vazgeçmek zorundadır. Aksi halde halkın değerlerinden kopuşu hızlanacaktır. BATAKHANELERE KARŞI HALKMECLİSLERİNDEBİRLEŞELİM GAZİ 7 Mart 1998 "Bugüne kadar sorumluluk taşıyanlara destek sözü verip bunu pratikte göstermeyenlere, sözlerini tutmaları lazım diyoruz." Geçen olarak alınan kararlara uymayanlardan birisi yine Atılım çevresi idi. Bomba süsü verilen pankart asan da, duvarlara yazı yazan da aynı çevreden insanlardı. Gazi davasına bugüne kadar güç yıl alınan kararlar neydi? Hangilerine uyulmadı? bugün anma için yürütmeye girmeye yığmayanlar, hatta hiç katılmayanlar Geçen çalışıyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? sene yapı- Gazi davasına bugüne kadar katılmayanların davaya destek vermelerini lan Gazi anmasıyla ilgili olarak alınan kararlara uyulmaması sonumaya yönelik bir katılım ise yanlıştır. uygun görüyorum. Yalnız sadece ancu bazı sorunlar yaşanmıştı. Anma ile Çünkü anmaya devrimci-demokrat ilgili ortak tavır, ortak sloganlar belirlenmişti. Bu sloganlar aynı zamanda girmeyi ise bugüne kadar katılmama olan herkes zaten katılıyor, yürütmeye Gazi halkının şehitlerinin ve Gazi Mahallesi Halk Meclisinin de benimsediği Katılımı güçlendirecek, bir varlık gös- gerekçelerini ortaya koymaları gerekir. ve onayladığı taleplerimizi de içeriyordu. Şunlardı; "Adalet istiyoruz", "Gazi yürütmeye girip girmeme ile ilgili tartermeleri gerekir. Ondan sonra zaten Halkı Değil Çeteler Yargılansın", "Gazi tışmada olmaz. Kendilerini kanıtladıktan Davası istanbul'a Alınsın" gibi taleplerdi. Bu talepler slogan halinde ortak atı- Bugüne kadar sorumluluk taşıyan- sonra saygı duyulur. lacaktı. Ayrıca anmaya katılan kurumlar kendilerini ifade eden pankartlarını göstermeyenlere, sözlerini tutmaları lara destek sözü verip bunu pratikte açarak, yüzlerini, gözlerini kapatmayacaklardır, diye kararlar alınmıştı. Ortak Son Gazi davasından önce lazım diyoruz. bazı "Eğer samimiyseniz biz sizleri Trabzon'da görmek istiyoruz. Yalnız 12 Mart'ta değil: Mahmut Engin (Şehit Ailesi): zi Cemevin'de toplandık. Kendi aramızda bir yürütme üzerinde çalıştık. Çalışmamız sonucunda başta şehit aileleri, Gazi Halk Meclisi ve Gazi Cemevi olarak yürütme belirlendi. Sonradan bazı kurumlar yürütmenin genişlemesini istediler. Burada bazı kararlar alındı ve yürütme genişletildi. Bu yürütmenin aldığı kararlar üzerin- den anlaşma sağlandı. Önce herkesin uyacağı sloganlar belirlendi. Kesinlikle kimsenin yüzünü, gözünü kapatmaması istendi ve bu yürütme bu kararların altına imzasını koydu. Ve 12 Mart anmasında yürüttüğümüz manzara tamamen değişikti. Bu gruplar bu yürütmenin altına imza koymalarına rağmen uymadılar. On yaşındaki çocukların gözlerini kapatarak Susurluk devletinin kendi yoz, ahlaksız batakhaneler yoluyla empoze etmeye çalışmasını teşhir eden Halk Meclisleri alkışlar, zılgıtlarla 1 Mart Pazar günü saat 13.00'de bir araya geldiler. "Semtlerimizde bar-pavyon, birahane istemiyoruz" pankartının yanı sıra "Pislik Yuvalarını Dağıtacağız", "Semtlerimizin Bataklık Olmasını İstemiyoruz", "içkiye, Uyuşturucuya Hayır", "Halk Meclislerinde Birleşelim", "Yaşasın Halkın Adaleti", "Batakhanelere Karşı Halk Meclislerinde Birleşelim" dövizlerini açtılar. Eylem Grup Yorumla söyledikleri türküler eşliğinde çekilen halaylarla başladı. Ardından yaptıkları basın açıklamasında "Susurluk devleti için kendi kültürünü vermenin bir başka adı da bar, pavyon, birahanelerdir. Bunlar insanın insanlıktan çıkmasına neden olur. Onur, namus gibi değerleri yok eden, özellikle gecekondu semtlerinde düzen kültürünü yaygınlaştırmak, halkı yozlaştırmak, düşünmeyen beyinler yaratmak için en çevrelerce yürütme genişletilsin diye bir öneri getiriliyor. Yürütmenin genişletilmesine neden ihtiyaç duyuldu. Yürütmenin genişletilmesinin sonucu ne olacak? Son davada yüretmenin genişlemesini isteyen şehit ailesi Cemal Poyraz'dır. Amaç hem katılım sağlamak, hem de alınan kararlara uymayanlara sorumluluk vererek karara uymalarını sağlamaktır diye ifade ediyorlar. Ancak şehit ailelerinin unuttuğu birşey var. Geçen anmada karara uyacaklarını söyleyenler yine uymamışlardı. Çünkü amaçlan katılımı sağlamak, disipline uymak değil. Kendilerininde olduğunu ispatlama ihtiyacı duymalarındandır. Geçen davada yürütme genişletildi. Katılım ise artmadı. Aksine katılım azaldı. Esas dertleri Halk Meclisine karşı olmaktır. Bunlar aynı zamanda ANAP'ı da gidip çağıranlardır. Biz baştan beri sahiplendiğimiz Gazi davasını daha görkemli bir şekilde sonuna kadar sahiplenerek şehit aillerinin yanında olacağız. değişik sloganlar atarak yürüdüler. Fakat bazı kurumlar ve bazı siyesi partiler hiçbir katkı sunmadan kendilerine pay çıkartmaya çalışıyorlar. Eğer samimiyseniz biz sizleri Trabzon'da görmek istiyoruz. Yalnız 12 Mart'ta değil.yürütmeye katılmak istemeleri kendilerini göstermek sözüm ona var olduklarını göstermektir. Biz bunu istemiyoruz. Her şeyden bir çıkar sağlayıp halkın gözünü boyamak istiyorlar.buna izin vermeyeceğiz. Gazi davası, 12 Mart buna emek verenlerin konuşma hakkı olduğu bir davadır. kolay yollardan biri olarakta batakhaneleri görüyor. Yaşam koşullarının her geçen gün ağırlaştığı günümüzde devlet emekçi halkımıza iletişim araçlarını, eğitim kurumlarını, mafyacılığı kullanarak, fuhuşu, uyuşturucuyu, kumar ve her türlü yozlaşmayı teşfık ederek kendi ahlaksızlıklarını halka yaymaktadır. On yıllardır süren saldırılar karşısında hayatın her alanında değerlerimizi savunmak Halk Meclislerinin görevidir, iki yıl önce Okmeydanı halkının başlattığı daha sonra Halk Meclisi çatısı altında yürütülen bu kampanya hepimize ışık tutmaktadır. Tüm halkımızı onurumuz-namusumuz, değerlerimiz-kültürümüz için halkımızı Halk Meclislerinde birleşmeye çağırıyoruz. Bu çağrıyla basın açıklamasına son veren Halk Meclisleri daha sonra "Ne istiyoruz Adalet, Yaşasın Halkın Adaleti", "Gazi Davası istanbul'a Alınsın", "Gazi'nin Katili Susurluk Devleti", "Pislik Yuvalan Kapatılacak", "Halk Meclisleri Gücümüzdür" vb. sloganlar atıldığı eyleme yaklaşık 400 kişi katılırken, eylem halaylarla sona erdi. *

15 7 Mart 1998 HALKIN ADALETİ KURTULUŞ SUSURLUK DEVLETİ MGK'DIR HALK MGK Yİ YARGILAYACAKTIR D emirel, DHKC savaşçılarının baskınından sonra Küçükköy Jandarma Karakolu'na yaptığı "ziyaret "re eylemi "devlete yapılmış bir hareket" olarak değerlendirdi. Çok konuşup çok az doğru söyleyen Demirel, bu cümlesiyle doğru söylüyordu. Eylem tam da Demirel'in söylediği gibi devlete yönelmiştir. Zira artık herkesin bildiği gibi ordu Susurluk devletinin ana gövdesi, MGK ise bu gövdenin beynidir. Böyle olduğu içindir ki ordu ve MGK boğazına kadar Susurluk pisliğinin içindedir. Eylemin hemen ardından bir kez daha açığa çıkan bu gerçeği örtbas etmek için hemen "vatanın yılmaz savunucusu ordumuz" demagojisine başvuruldu. Özellikle yeminli halk düşmanlarının yaptığı "Mehmetçik" edebiyatıyla, "halk çocukları", "vatan bekçileri" yalanlarıyla ordunun Susurluk Devletinin ana gövdesini oluşturduğu gizlenmeye çalışıldı. Başta Demirel olmak üzere Çiller, Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin gibi halk düşmanları ve vatan haini ge neraller, telaşlandılar On yıllardır "ordunun halkın bağrından çıktığı, vatanı beklediği, milleti koruduğu"yalanlarını sürdürmüşlerdi. Susurluk sonrası ise ordunun gerçek yüzünün herkesçe görülür olması emperyalizm ve oligarşinin esas kaygılarından birini oluşturuyordu. Halk hareketi, şu, veya bu temelde toplumsal muhalefetin bütün kesimleri, MGK'yı hedef almalıdırlar. Hiçbir gerekçe ya da demagoji, bunda tereddüte neden olmamalıdır. Genen Veli Küçük'ün Susurluk'un içinde olup olmadığı tartış ması, tam bir aldatmacadır ve MGK'nın, Ordu'nun tüm yönetim kademeleriyle tüm parçalarıyla Susurluk devletinin içinde olduğunu gizlemeye yöneliktir. Ülkedeki tüm baskı ve katliamların, kayıpların, işkencelerin, uyuşturucu ticaretinin, fuhuşun tüm sorumluluğu ve sorumluları gelip MGK'da odaklanmaktadır. Bu özellikle 12 Eylül'den bu yana süre- gelen bir mekanizmadır. "12 Eylül 1980 sabahında Türkiye halklarının karşısında Milli Güvenlik Konseyi adı verilen ve cuntayı oluşturan generallerden oluşan bir kurum vardı Anayasası'nda ise ordunun tepesindekilerin her dönem ülke yönetiminde birinci dereceden söz sahibi olmasını sağlayacak bir düzenleme yapıldı: Milli Güvenlik Kurulu. Bu kurul "anayasal bir kurul'du. Yasama ve Yürütme içindekileri ise hükümete yönelik "tavsiye kararları" almak olarak belirlenmişti. Bu tavsiye kararlarının nasıl bir yaptırım gücüne sahip olduğu sonraki süreçte çok daha açık olarak görülecekti. MGK açık faşizmin kurumsallaşmasının ifadesiydi. '83'teki ANAP iktidarından itibaren ülkenin temel öneme sahip tüm iç ve dış politikaları MGK'da belirlendi ve "tavsiye kararı" adı altında hükümet ve meclislere dikte edildi. Hiçbir düzen partisi 15 yıldır bunları tartışma konusu yapmadı. Hepsi MGK 15 partisi olarak iktidar ya da muhalefet görevi yaptılar. Muhalefette iken göstermelik karşı çıkışlarda bulunanlar ise iktidarda aynı çizgiye geldiler. Meclis, hükümet hepsi göstermelikti. Gerçek iktidar MGK-kontrgerilla iktidarıydı." (6 Eylül 1997, Kurtuluş, Sayı: 45) Devlet politikasını tüm boyutlarıyla MGK çiziyor, kontrgerilla uyguluyor ve hükümetler de bunların avukatlığını üstlenerek, cinayet ve katliamları aklamaya çalışıyorlar. '83'ten beri de sistem budur. '91'de MGK, basına bilgi verilerek yapılan, alenileştirilen MGK toplantılarıyla sürece müdahalesini bir üst boyuta çıkardı. Çünkü bu tarihten itibaren halka karşı daha vahşi ve açık bir savaş sürdürülecekti. "Avrupa'da demokrasi adına kurallarıyla ve kurumlarıyla ne varsa Türkiye'de de o olacaktır. Paris Şartı, AGİK kararları uygulanacaktır" diyerek iktidara gelen DYP-SHP koalisyonu kısa sürede, MGK'nın çizdiği

16 KURTULUŞ 16 "hukuki" sınırlar dışına çıkamadıklarını ve 12 Eylül'ü aşmayacaklarını gösterdiler. Hükümetin göstermelik reformları bile MGK'dan geri çevrildi. MGK öyle diyorsa yapacak birşey yoktu. 1992'de MGK Genel Sekreterliği tarafından açıklanan Türk Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi, MGK'nın yöneticiliğinin adeta kamuoyuna da duyurulmasıydı. MGK diyordu ki, siz hükümet programlarına falan bakmayın, bu ülkeyi ben yönetiyorum, uygulayacakları politikalar da bizim yazdığımız işte bu metinlerde belirtilmiştir. Ülke yönetimine ilişkin can alıcı kararlar hep MGK toplantılarında belirlenip, hükümetlere, TBMM'ye dikte ettirilmektedir. '801i yılların sonundan beri dönem dönem gündeme getirilen cunta söylentileri, darbe yaygaraları ise demokrasicilik oyununun bir parçası olmakla birlikte, kamuoyunda korku ve telaşı hakim kılmayı da hedefliyor. Açıkça, "son sözü biz söyleriz" diyen MGK, üstü kapalı tehditlerle sistem içindeki rolünü de düzen partilerine ve halka hatırlatıyor. Ordu, Susurluk süreciyle birlikte uzun süre kendini ortaya çıkan gerçeklerin dışında tutmaya çalıştı. Çizmeyi aşanları uyardı. Hükümet yıktı, hükümet kurdu. Saat 21.00'de askeri lojmanların ışıklarını kararttı. Ordumillet kampanyaları açtı. Harp okullarını gezdirdi. Ancak kitleler ordunun Susurluk pisliğinin beyni olduğunu gördü. Çünkü Susurluk'la ilgili tüm "yolların çıktığı tek yer vardı: MGK ve ORDU... MGK generalleri bunu gizleyemedikleri noktada, kitleleri "uyutmak" için ortaya "Şeriat" tehlikesini attılar. Böylece ordu laikliğin yılmaz KÜÇÜKKÖY JANDARMA KARAKOLUNA SALDIRI: 29 YARALI Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı b i r Silahlı Propaganda Birliği tarafından 27 Şubat'ta İstanbul Küçükköy'de bulunan jandarma karakoluna bir saldın düzenlendi. DHKG savaşçılarının karakola yönelik bombalı, silahlı saldırısı sonucunda içtimada bulunan askerlerden komutanları da dahil 29'u yaralandı. Askeri birlik DHKC savaşçılarının saldırısı karşısında tam bir panik yaşadı. Panik öylesine büyüktü ki, askeri birlik DHKC saldırısına karşılık bile veremedi. DHKC savaşçıları eylemi tamamladıktan sonra kayıpsız çekildiler. Oligarşi her türlü silahla donatılmış bir askeri birliğinin DHKC Silahlı Propaganda Birlikleri karşısında düştüğü bu aczi örtbas etmek için, eylemden sonra, bomba atılması sırasında askerlere "yere yat" emri veren astsubaya "kahramanlık" takdirnamesi ve 10 milyon lira(!) mükafat verdi. savunucusu pozlarında açığa çıkan halk düşmanı yüzünü örtbas etmeyi hedefledi. 1. yılını dolduran 28 Şubat kararlarının özeti budur. Çünkü ordunun kurmaylığındaki Susurluk Devletinin korkusu kendine yönelen halk güçleriydi. Bunu dağıtmak ve oligarşi için suni olarak yarattıkları "irtica tehlikesi" demagojileriyle halk muhalefetine ve devrimci mücadeleye saldırmak için hazırlanmaya başladılar. 8 Mart 1997 tarihinde M. Ali BARAN'ın yazısında Ordu'nun bu saldırı hazırlığı değerlendiriliyordu. "Ordu, bu müdahale ile Susurluk'la birlikte devletin işlemeyen organlarını yeniden işler hale getirmek, devlet güçlerini moral çöküntüsünden kurtararak, halk hareketine karşı daha büyük saldırıların hazırlığını yapmaktadır." Bir yıl önce tespit edilen bu hazırlık tamamlanmış ve saldırı planı uygulanmaya başlanmıştır. Susurluk Devleti halka yönelik topyekün bir saldırı içindedir ve bu her geçen gün yoğunlaşmaktadır. MGK, bir yandan kendini Susurluk pisliğinin dışında göstermeye çalışırken, bir yandan da halka yönelik saldırılarını pervasızca sürdürmektedir. Günlerce "adalet istiyoruz" sloganlarıyla yürüyen, çok değişik şekillerde tepkilerini dile getiren halk güçlerine karşı MGK'nın cevabı katliamlar, saldırılar ve terör olmuştur. Başka birşey de olamazdı. Halkın "adalet istiyoruz" haykırışlarına yine katliam ve saldırılarla cevap veren MGK, Küçükköy Jandarma Karakolu'na yönelen devrimci şiddet eylemiyle bu kez ne yaparsa yapsın halkın öfkesi ve adaletinden kurtulamayacağını görmüştür. Orduyu Susurluk pisliğinin dışında tutma programını başardıklarını sananlar, yanıldıklarını gördüler. Telaş ve panikleri bundandır. "Adalet istiyoruz" taleplerini kanla boğarak yok ettiklerini düşünenler halkın adaletine hesap vermekten kurtulamıyorlar. Bu doğal bir sonuçtur. Halk güçleri, çok değişik kesimler aylarca yağmur, kar, kış demeden yürüdüler, ışıklarını yakıp söndürdüler, haykırdılar. Hemen herkesin tek bir talebi vardı: ADALET... Halka karşı gerçekleştirilen 1000 operasyonun aydınlatılması, suçluların cezalandırılması.. Bu talepler karşısında MGK ve ordu ne yaptı? Bütün ip uçları, bütün araştırmalar ve hatta TBMM ' Araştırma Komisyonu dahi Susurluk pisliğinin baş aktörü olarak orduyu gösteriyordu. Ordu ise MGK kurmaylığında halkın ^adalet talebini bastırmanın, yok etmenin planlarını hazırlıyordu. Bu süreci atlattıklarını düşündükleri ve güçlerini yeniden organize ettikleri anda ise vakit geçirmeksizin halka saldırmaya başladılar. Adana'da Kurtuluş Temsilcisi Mehmet Topaloğlu, Cephe Savaşçıları Bülent Dil, Besat Ayyıldız'ın katledilmesi, Fatih'te iki Yurtseverin katledilmesi, HADEP ve KURTULUŞ baskınları ve tutuklamaları, gecekondu mahallelerinde estirilen terör, bir gecede binlerle ifade edelin insanın gözaltına alınması, Halk Meclisi üyelerinin HALKIN ADALETİ 7 Mart 1998 tutuklanmaları... Bu saldırıların ilk adımları oldular. VURDUĞUMUZ EMPERYALİZMİN ORDUSUDUR VURDUĞUMUZ SUSURLUK DEVLETİNİN ORDUSUDUR Küçükköy'deki eylemden sonra en çok duyulan kelimelerden biri de "vatanın bekçileri" oldu. Oysa Susurluk ordusunun vatan beklemeyle hiçbir ilgisi olmadığı gibi ülkemiz bizzat bu ordu aracılığıyla emperyalizme peşkeş çekilmiştir. 1945'lerden itibaren ABD'yle girilen Yeni-Sömürgecilik ilişkileri çerçevesinde ordu da emperyalizme doğrudan bağımlı hale getirilerek işgal ordusuna dönüştürüldü. Özellikle ikili anlaşmalar, askeri yardımlar, NATO'ya girilmesi ile başlayan süreç TC Ordusunun emperyalizme bağımlı hale gelmesiyle sonuçlanmıştır. Bu anlaşmaların uygulanmasını denetlemek için Türkiye'ye gelen Amerikan Yardım Heyeti başkanı General Pendleton bu gerçeği açıkça ifade etmiştir; " 'ların sonundan 1950'lerin ortalarına kadarki dönemde Türk Ordusunu adeta yeniden inşa ettik diyebiliriz." (Mehmet Ali Birand, Emret Komutanım, s. 364) Peki bu yeniden inşanın sonucu ne olmuştur? Bu sorunun en iyi cevabını 1950-'60 arası Genelkurmay ikinci başkanı olan General Rüştü Erdelhan vermiştir aslında. R. Erdelhan, 1958 yılında İzmir'de bulunan ABD 6. Taktik Hava Kuvvetleri Karargahında yapılan bir toplantıda Amerikalı generallere hitaben şöyle der: "Bu memleket bizim değil, sizindir." Ne demek "bu memleket sizindir..."? Böyle bir sözü, ancak emperyalizme satılmış vatan hainleri söyler. Ordunun yönetimindeki generaller de böyledir işte. Oysa bu memleket için Türk'ü, Kürt'ü ile halklarımız çile çekmiş, savaşmış, şehitler vermiş ve bağımsızlığı onur ve namus saymıştır. Ülkemiz halklarının bağımsızlığa yaklaşımı bu iken, 1945'lerden itibaren girilen yeni-sömürgecilik ilişkileriyle birlikte bizzat ordu aracılığıyla ülkenin bağımsızlığı emperyalizme peşkeş çekilmiştir. "1940'larda hızlanan emperyalizmle bütünleşme çabaları ile başlayan süreç, 19G0'ların sonunda tamamlanmış ve bir zamanlar emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı ve- ŞOKU ATLATAMADILAR, PANİK HALİNDELER Cephe savaşçılarının Küçükköy Jandarma Karakoluna yönelik devrimci şiddet eyleminden sonra Cumhurbaşkanı Demirel apar topar eylem yerine koştu. Öyle ya Susurluk sürecinin başından itibaren orduyu Susurluk pisliğinin dışında tutmaya çalışmışlardı. Hatta bu amaçla 28 Şubat kararları atıp durduk yerde "irtica" tehlikesi yaratmışlardı. Tam "herşey yoluna girdi" diye düşünürlerken halkın adaletiyle karşılaşmanın şokunu yaşadılar. Demirel Karakolu ziyareti sırasında yaptığı konuşmada halka ve devrimcilere tehditler yağdırırken, gerçekte tam bir acizlik içindeydi. Bu acizliği örtbas etmek için Başbakan Yılmaz'dan, Çiller'e kadar, çeşitli generallere kadar Küçükköy Jandarma Karakolunu birkaç günlüğüne ziyaretgah'a dönüştürdüler. Bu "büyük ilgi" gerçekte eylemin onları ne kadar sarstığının açık bir göstergesidir.

17 7 Mart 1998 ren ordu, emperyalizmin kuklası haline gelmiştir" (Haklıyız-Kazanacağız) Böylece emperyalizmin kuklası olan ordu, ülkemizi emperyalizm adına işgal eden bir gizli işgal ordusuna dönüşmüştür. Bu noktadan sonra artık ordunun hiçbir "milli" özelliği kalmamış, bizzat emperyalizmin ABD'ye götürüp eğittiği subayların yönetiminde halka karşı kullanılan vurucu bir güç olmuştur. Ordunun bu halk düşmanı karakterinin tamamen açığa çıkması 12 Mart Cuntası ile olur. Kimi aydınların, yazarların, sanatçıların hala anlattığı "Ziverbey Köşkü" işkencehanelerinin, katliamların, baskı ve hak gasplarının sorumlusu yine ordudur. Mahir CAYAN, 12 Mart Cuntasının emperyalizmin çıkarları için gerçekleştirildiğini "12 Mart ve değişen sınıflar ilişkisi" değerlendirmesinde ortaya koyar. "Ülkemizdeki askeri diktatörlük, Amerikan emperyalizminin ülke- HALKIN ADALETİ mizdeki işgalinin aldığı son biçimdir. Bu, temsili demokrasinin rafa çıkma yarışına girenler onları süreçte katledildi. Bugün Denizlere sahip kaldırılması, düzen partilerinin rolünün asgariye indirilmesi demektir. iyi bilirler aslında. katledenlerin bu ordu olduğunu da gayet Artık Türk ordusu, oligarşinin Ordunun 12 Mart Cuntasıyla "yönetime halkımıza karşı yürüttüğü baskı el koyması", siyasal yaşamda bu denli politikasının açık ve doğrudan bir belirleyici bir güç olarak ortaya çıkması aleti olmuştur." (Bütün Yazılar) karşı-devrimci halk düşmanı yüzünü de 12 Mart'la birlikte tüm halk kesimleri, vurucu gücünü ve kurmaylı- için 1974 yılındaki Kıbrıs işgalinin bol teşhir etmişti. Bu durumdan kurtulmak ğını ordunun yürüttüğü bu saldırıdan nasibini aldı. Gençlik, işçi, me yılına kadar ordu daha çok bol demagojisi yapıldı. mur, gecekondulu, köylü, yurtsever, sıkıyönetim uygulamalarıyla gündeme demokrat, devrimci kitleler işkencelerden geçirildi, tutuklandı. Tüm "Türk Silahlı Kuvvetleri... Türkiye geldi. DKÖ'ler kapatıldı. '61 Anayasası'nın Cumhuriyetini koruma ve kollama halk lehine olan kimi maddeleri görevini Yüce Türk Milleti adına emir "halka bol geliyor" demagojisiyle ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine kaldırıldı. Ekonomik demokratik getirme kararını almış ve ülke yönetimine hakların gasp edilmesi, zamlar ve ücretlerin düşürülmesi yoğun olarak Eylül 1980) bütünüyle el koymuştur." (Kenan Evren 12 sürdürüldü. 12 Eylül Amerikancı faşist cuntasının 12 Mart Cuntası, halka yönelik şefi Kenan Evren cuntanın ilk günü saldırılarında esas olarak devrimcileri hedef aldı. Mahirler, Denizler, sonra da devam etti. Öyle ki hemen her yaptığı açıklamadaki bu demagojiye daha İbolar ve daha birçok devrimci bu gün "yönetime millet adına el koydukları" demagojisini sürdürüyorlardı. Bu denli çok söylediklerinde daha çok Polis ve Jandarma Panik Halinde Sağa Sola Saldırıyor İSTANBUL'U GÖZALTINA ALSANIZ NAFİLE! kesimi inandıracaklarını hesaplamışlardı. Oysa gerçek bu değildi, 12 Eylül darbesini yapan ordunun halkla, milletle hiçbir ilişkisi yoktu. "Your boys have done it." İngilizce olan bu cümle "senin çocuklar nihayet yaptı" anlamına geliyordu. Peki kimdi bu çocuklar? Ve bu "çocuklar" ne yapmışlardı? Bu soruların cevapları 12 Eylül faşist darbesinin kimlerin, kim adına, ve ne için yaptıklarını da gösterir. Yukarıdaki İngilizce sözler Paul Hanze'ye Türkiye'deki 12 Eylül Cuntasını haber veren CIA görevlisine aittir. "Senin çocuklar" dedikleri ise 12 Eylül generalleridir. "Yaptıkları" ise 12 Eylül cuntasıdır. Günlerden 12 Eylül 1980 gecesi. Dönemin ABD Başkanı Carter tiyatro izliyor. Yanına ABD Dışişleri Bakanı Muskie yaklaşır ve şöyle der: "Mr. President, Türk Ordusunun komuta heyeti Ankara'da yönetime el koydu. Herhangi bir kaygıya gerek yok. Kimler müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti." Görüldüğü gibi 12 Eylül askeri faşist darbesi, ABD çıkarlarına hizmet için uşaklaştırılan bu orduya yaptırılmıştır. Öyle Kenan Evren'in demagojileri gibi "yüce Türk Milleti vb. adına" değildir. Bizzat "ABD adına" yapılmıştır. Tabii bunu açıkça dile getiremezlerdi, o zaman "halk uyanırdı." Ve halk "uyandı mı" cuntacılar kaçacak yer bulamazlardı. Kuşkusuz cuntacılar bu gerçeği gizlemeye çalışsalar da, uygulamalarıyla kimin adına "yönetime el koyduklarını herkese gösterdiler. Üzerinden 17 yıl geçse de 12 Eylül'lü yıllar hala hatırlardadır. Zira bir yanıyla 12 Eylül halka karşı görülmedik oranda baskı katliam, işkence, hak gaspı ile sürdürülen topyekün bir imha ve sindirme saldırışıydı. Yaşananlar halkın belleğinde hala canlıdır. Bu canlılığın diğer ve esas nedeni 17 KURTULUŞ ise 12 Eylül'ün aradan geçen 17 yıla rağmen bütün kurum, kuruluş ve yasalarıyla ve anayasasıyla hala sürüyor olmasıdır. "12 Eylül ile birlikte ordunun rolü belirgin bir biçimde artırılmış, yasalarla güvence altına alınmıştır. 12 Eylülcülerin söylemi ile 'bir daha demokrasinin kazaya uğramaması için gerekli tedbirler alınmıştır'. Bu tedbirlerin en önemlisi ordunun gerektiği zamanda ve şekilde ekonomiye, siyasete her şeye müdahale etme hakkının güvence altına alınmasıdır." (M. Ali Baran, 8 Mart 1997, Kurtuluş) 12 Eylül Cuntası, her ne kadar 1983'te seçimleri yaptırarak "demokrasiye dönüldü" imajını yaratmaya çalışsa da bunun da adı demokrasicilik oyunuydu. Bugün de sürdürülen işte bu demokrasicilik oyunudur, diğer adıyla faşizmdir. Bu oyunda emperyalizm ve oligarşi adına baş aktör ordudur. Bugün bu gerçeği bizzat TBMM'deki milletvekilleri, bakanlar söylemektedirler. Parlamento ve hükümet üyelerinin "TBMM üzerinde başka güçler var" deyişi bunun ifadesidir. Bu güç ordudur. Ordunun bu etkinliği 12 Eylül'den günümüze her geçen gün artarak sürmüştür. "12 Eylül Anayasasıyla, yasalarıyla herşeyiyle sürmektedir. 12 Eylül'ün getirdiği 'demokrasi 'nin bir daha kesintiye uğramaması düşüncesiyle kurumlarıyla, uygulamalarıyla, yasalarıyla güvence altına alınmıştır. (...) 12 Eylül'ün demokrasicilik oyunu mükemmel biçimde sürmektedir. TÜSİAD, medya, burjuva partileri, sivil toplumcular, TBMM, seçimler, hükümetler, vb. tüm güçler ve kurumlar bu demokrasicilik oyununun basit figüranlarıdır. Cumhurbaşkanı bu demokrasicilik oyununun orduyla birlikte baş aktörüdür" (a.g.y) Evet, ordu ve MGK Susurluk Devletinin baş aktörüdür. Böyle olduğu içindir ki, Susurluk'taki devletten hesap soran, adalet isteyen halk kitlelerine karşı devletin dağılan güçlerini yeniden düzenleyerek saldırıya geçmiştir. Böylesi saldırılarla halk muhalefetini ve devrimci mücadeleyi sindirip yok edeceğini düşünen, planlarını bunun üzerine kuran oligarşi, başaramayacaktır. Artık geniş halk kesimleri Susurluk Devletinin beyninin MGK, ana gövdesinin de ordu olduğu gerçeğini görmüştür. Ne yaparlarsa yapsınlar, artık bu gerçeği halkın bilincinden silemez, halkın adalet arayışını durduramazlar. Savaşanların cephesi halka saldıranlardan, 1000 operasyonun sorumlularından hesap sormaya devam edecektir.

18 KURTULUŞ 18 HALKIN ADALETİ 7 Mart 1998 Tüm Milliyetlerden, Tüm İnançlardan GENÇLER, SUSURLUK DEVLETİNİN ORDUSUNA ASKERLİK YAPMAYIN! DEVRİMCİHALK KURTULUŞCEPHESİ Basın Bürosu Tarih: 27 Şubat 1998 Açıklama: 61 İstanbul Küçükköy Jandarma Karakoluna Bombalı ve Silahlı Saldırı SUSURLUK DEVLETİNİN KATLİAMLARINI UNUTMAYACAĞIZ AFFETMEYECEĞİZ! Ülkemizdeki bütün katliamlardan, kayıplardan, sömürü ve zulümden hak gasplarından MGK-Orduyu sorumlu tutuyoruz. Bütün hükümetler bütün burjuva partileri,'mgk'nın basit ücretli memurları haline gelmiştir. Bu nedenle ülkemizin iç ve dış politikasından, ekonomisinden her türlü ahlaksızlıktan, vurgunculuktan, yolsuzluktan, halkın her kesimine yapılan baskılardan sorumludur. Susurluk ne üç-beş polisin, ne de üç-beş askerin ortaya çıkardığı bir sonuç değil, devletin MGK'nın kendisidir. Halkımıza, bütün devrimci ve yurtseverlere karşı sokaklarda, evlerde, dağlarda, hapishanelerde yapılan bütün katilamların, işkencelerin tutsaklıkların örgütleyicisi, planlayıcısı MGK'dır. Bugün oligarşi içerisinde hiçbir güç, hiçbir burjuva partisi MGK'ya rağmen, karar alamaz, uygulayamaz. Ağarlar, ibrahim Şahinler, Gülerler sadece MGK'nın Kuklası, suç ortaklarıdır. Kullanılmış, her türlü pis iş yaptırılmış ve şimdi de MGK kendini aklamak için üç-beş kuklayı öne çıkartıp kendi suçlarını ve Susuruluk devleti gerçeğini gizlemek istiyor. Bu oyunu bozacağız. MGK ve burjuva partileri ne yaparlarsa yapsınlar, hangi baskı ve zulüm metodlarını uygularlarsa uygulasınlar, Susurluk devleti gerçeğini halkın beyninden çıkaramayacaklar, unutturamayacaklar. Binlerce devrimci, yurtsever, demokrat binlerce namusuyla ve emeğiyle yaşamak isteyen, hak ve özgürlükleri için mücadele eden insanımızın katledilmesinin, işkence görmesinin, tutsak edilmesinin bütün sorumlusu MGK'dır. MGK yeni baskılar ve katliamlarla artık halkın belleğine çıkmayacak biçimde kazınmış olan Susurluk Devletini unutturmak istiyor. Çırpınışları boşunadır. Halk Susurluk Devleti yaşadığı sürece asla unutmayacak ve Susurluk Devleti hesap vermekten kurtulamayacaktır. Halkı artık ne medyanın yalan haberleri, ne provokasyonlar, ne de baskı ve şiddet yıldıramaz. Susurluk Devletinin icraatları bütün halkın gözü önünde yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Asıl terörist olan, kitleleri terörle yıldırıp düzenin devamını sağlamak isteyen devlettir. Fuhuş, mafyacılık ve her türlü ahlaksızlığın teşfik edicisi devlettir. Faşist devlet terörü öyle bir noktaya gelmiştir ki yoksul emekçi mahallerinde, yoksul köylerde neredeyse her evden ya bir şehit, ya da tutsak vardır. Kentler ve dağlar devrimci ve yurtseverlerin mezarlarıyla doludur. Hapishanelerde yer kalmamıştır. Bütün bunlar ortadayken MGK yeni saldırı kararları almış ve bunları uygulamaya başlamıştır. Mesut Yılmaz hükümeti MGK'nin basit bir icraatçısıdır. Sadece ve sadece MGK'nın kararlarını uygulamakla yükümlü bir kukla hükümetidir. Halkımız özellikle de Susurluk gerçeğinin ortaya çıkmasından sonra ADALET İSTİYORUZ! şiarıyla meydanlara döküldü. Devletin cevabı ise, katliam, cop, işkence, gözaltı ve tutuklamalar oldu. Silahlı silahsız ayrımı yapmadan, hiçbir yasa ve kurala uymadan insanlarımız katledildi. Katledilen insanlarımızın cesetlerine bile işkence yapacak kadar alçaldılar. Genç kızlarımıza, kadınlarımıza tecavüz ettiler. Susurluk devletinin aklanması için çetelere karşı olduğunu söyleyip halkı aldatmak isteyen MGK halkın adalet isteğini yok etmek için çete dediklerini yeniden görevlendirdi. Susurluk devletinin hiçbir meşruiyeti yoktur. Hiçbir yasası ve kuralı yoktur. Devrimcilere ve halka karşı her türlü katliam ve ahlaksızlık meşru görülerek uygulanmaktadır. Bütün katliam kararlan ve görevlendirmeler MGK'nın emir ve talimatlarıyla yapılmaktadır. Devlet, halkın, adalet arayışını terörle yok etmek istiyor. Bunun karşısında halkın, adalet mücadelesini daha da yükselterek çıkacağız. Adaletsiz halk herşeyini yitirmiş, ölü bir halktır. Halkın adaleti mutlaka yaşayacak ve katilleri, suçluları hak ettikleri cezaya çarptıracaktır. Silahlı ve silahsız ayrımı gözetmeden yoldaşlarımızı katleden Susurluk Devletinden hesap sormak için Adalet için 27 Şubat 1998 sabah saat 8:00'de İstanbul Küçüköy Jankarma Karakolu'na bir Silahlı Propaganda Birliğimiz tarafından silahlı ve bombalı saldırı düzenlendi. Birliğimiz kayıp vermeden geri çekildi. * YOLDAŞLARIMIZIN İNTİKAMINI ALACAĞIZ! KATİLLERİ AFFETMEYECEĞİZ HESAP SORACAĞIZ! YAŞASIN HALKIN ADALETİ! DEVRİMCİ HALK KURTULUŞ CEPHESİ

19 7 Mart MART KATLİAMI 19 KURTULUŞ 16 MART'TA KATLİAMLARIN HESABINI SORMAK İÇİN ALANLARDA OLALIM!.. Susurluk devletinin 16 Mart katliamı tüm halka bir saldırıydı. Faşist işgallerin sürmesini istiyordu faşizm. Gençlik sussun, sinsin, halk teslim olsun istiyordu. Bana karşı gelirseniz, onurunuza, namusunuza, haklarınıza sahip çıkarsanız çok daha fazla katlederim, çok daha fazla faşist terör estiririm diyordu. Faşizm saldırmaya, katletmeye devam ediyor. Ümit Cihan Tarh o katledilen ne ilk öğrencidir, ne de son olacaktır. Onurumuza, namusumuza, haklarımıza sahip çıktıkça Susurluk devleti sivil faşistleriyle, polisi, askeriyle saldırmaya devam edecek, susturmak, teslim almak için yeniden katletmek isteyecektir. Yeni katliamlar istemiyorsak, 16 Mart'ta Susurluk devletinden çok daha güçlü hesap sormalıyız. Devrimci, demokrat, anti-faşist tüm öğrenci kitlesini hesap sormak için alanlara taşımalıyız. Ailelerimizle, işçilerle, memurlarla, meclislerimiz, derneklerimiz ve Dev-Genç'imizle gençliği, halkı teslim alamayacağını göstermeliyiz faşizme. 16 Mart 1978'de Susurluk devleti İstanbul Üniversitesi'ndeki kanlı katliamıyla 1000 operasyonundan birini daha gerçekleştirmişti. Polisin desteğiyle saldıran Çatlı'nın itleri fa- Birtan Altunbaş: 9 Ocak '91 'de okul çıkışında gözaltına alındı. Gördüğü ağır işkenceler sonucu 16 Ocak'ta kaldırıldığı hastanede şehit düştü. Seher Şahin: 3 Eylül '91'de okula baskın yapan polis tarafından 3. kattan atıldı. 8 Eylül'de hastanede şehit düştü. Soner Gül-Hüsamettin Yaman: 4 Mayıs '92'de gözaltına alınıp kaybedildiler. Ekrem Akın Savaş: 31 Ağustos '92'de kuşatıldığı evinde katledildi. Ayhan Efeoğlu: 6 Ekim '92de şistler bombaları ve kurşunlarıyla İ.Ü. Eczacılık Fakültesi önünde yedi devrimci, demokrat öğrenciyi katletti, onlarcasını yaraladı. 20 yıl sonra bugün yine saldırıyor faşistler. Yine arkalarında kontrgerilla devletinin, polisin desteği var. Satırlarla, bıçaklarla, sopalarla, hatta tabancayla ellerini kollarını sallayarak okullara, yurtlara girip saldırıyorlar. Polis, jandarma 20 yıl önce olduğu gibi göz yumuyor yine bunlara. Faşistler saldırıyor, öğrenciler direniyor, faşistler kaçıyor, polis jandarma saldırıya uğrayan devrimci, demokrat öğrencilere saldırıp gözaltına alıyor, işkenceden geçiriyor. Tıpkı '70'li yıllarda olduğu gibi. FAŞİST SALDIRILARIN, KATLİAMLARIN AMACI GENÇLİĞİ, HALKI TESLİM ALMAKTIR Faşizm 16 Mart'ta katlettiğinde, amacı gençliği, halkı sindirmek, teslim almaktı, bugün de aynı amaçla saldırıyor. 16 Mart katliamı faşist saldırıların boyutlanması açısından önemli bir noktaydı. 71 sonrası halkın giderek yükselen mücadelesini sindirmek için tüm kurumlarda, okullarda, mahallelerde, fabrikalarda devlet eliyle örgütlendirilmişti faşist katiller. Ancak sivil faşistlerin saldırıları, katliamları, işgalleri mücadelenin yükselmesini engelleyememiş, DEV- GENÇ'in 1978 öğrenim yılı başında aldığı faşist işgalleri kırma kararından sonra yükselen gençliğin mücadelesi karşında faşistler gerilemeye, işgaller kırılmaya başlamıştı. gözaltına alınıp kaybedildi. Hakkı Karahan-Ferda Civelek- Veysel Beysüren: 1 Nisan '93'te Kadıköy'de bir polis timinin cezalandırılması eyleminde şehit düştüler. Uğur Yaşar Kılıç-Şengül Yıldıran: 1 Mayıs:'93'ün arifesinde, 1 Mayıs için hazırlık yaparken oturdukları evde katledildiler. Devrim Mehmet Eroğlu: 26 Haziran '93'te ihbar üzerine polisin kurduğu pusuda katledildi. İşte bu noktada Susurluk devleti sinsi kontrgerilla planlarından birini daha devreye soktu. Faşist işgalleri sürdürmek, halkı sindirmek, gençliği susturmak için tek tek katliamların yetmediği noktada da toplu katliamlara başvurulacaktı. 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde yedi devrimci, demokrat öğrenci Hatice Özen, Abdullah Şimşek, Baki Ekiz, Hamit Akıl, Ahmet Turan Öner, Murat Kurt, Cemil Sönmez'in katledilmesi faşist terörün toplu katliamlara evrildiği dönemin başlangıç noktasını oluşturdu. Bundan sonra toplu katliamlar Maraşlarla, Çorumlarla, Bahçelievler, Balgat, Piyangotepe katliamlarıyla, otobüs duraklarının, kahvehanelerin, grev çadırlarının taranmasıyla sürdürüldü. Gençliğin Mücadelesi Yükselince Faşist Saldırılar da Başlıyor '86'dan sonra gençliğin mücadelesi DEV-GENÇ'in öncülüğünde tekrar yükselmeye başladığında durum 70'li yıllardan farklıydı biraz. Sivil faşist hareket eskisi gibi örgütlü değildi, okullar işgali altında değildi ve üstelik çok da teşhir olmuşlardı. Ancak yine de faşist işgal altındaydı okullar. Susurluk devletinin polisi, jandarması işgal etmişti bu kez okulları. Gençliğin mücadelesi bu işgal altında gelişti ve yükselmeye başladı. Polis, jandarma azgınca saldırıyordu. Sivil faşistler 70'li yıllardaki gibi örgütlü değillerdi ama yine de bir yandan okullarda da örgütlenmeye çalışırken devletin saldırılarına destek vermekte de gecikmediler. KATLEDEREK, KAYBEDEREK GENÇLİĞİN MÜCADELESİNİ ENGELLEYEMEZSİNİZ Erol Yalçın: 26 Kasım '93'te Hasköy'de misafir okluğu eve yapılan baskında katledildi. Katledildiğinde DEV-GENÇ siyasi Ali Efeoğlu: 5 Ocak 1994 günü gözaltına alınıp kaybedildi. İsmail Bahçeci: 24 Aralık '94'te gözaltına alınıp kaybedildi. Reyhan Havva İpek-Selim Yeşilova-Hüseyin Deniz-Refik Horoz: 12 Ocak 1995'te Diyarbakır'da kaldıkları evde infaz edildiler. Mayıs '87'de Van 100. Yıl Üniversitesi'nde Mehmet Şirin Tekin adlı ilerici öğrenciyi katlederek başladılar katliamlarına. Kasım 1988'de devrimci-demokrat öğrencilerin kaldığı Abdi İpekçi Yurdu'nda yurt idaresi ve polis işbirliği ile saldırdılar. Amaçlan yurdu işgal etmekti. Saldırıda üç öğrenci yaralandı. Sivil faşistlerin polis, jandarma destekli saldırıları ve çatışmalar Aralık 1989'da İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, 23 Kasım ve 1 Aralık 1990'da İstanbul Orman Fakültesi, 5-6 Aralık '90'da İ.Ü. Edebiyat Fakültesi, 6 Aralık'ta İstanbul Üniversitesi'nde sürdü. Devrimci Gençlik tüm bu saldırıları püskürtmede gerek kitlesel protesto eylemleriyle, gerekse devrimci şiddet eylemleriyle hep en önde antifaşist mücadelenin öncüsü oldu. Bu tarihten sonra sivil faşistler okullarda örgütlenme çalışmalarını sürdürmeye çalışırken, '92 yılına kadar saldırılarında belli bir gerileme görüldü. Susurluk Devletinin Katliamları Devreye Giriyor '91 yılından sonra ise devlet terörü hızla tırmanışa geçti. Kontrgerillanın infaz, katliam, kaybetme politikasının ilk yöneldiği alanlardan biri gençlikti. Elbette kontrgerillanın ilk hedefi de gençliğin militan mücadelesini ve 6 Kasım Boykotu'yla o güne kadar öğrenci gençliğin en geniş katılımlı genel boykotunu örgütleyen Dev-Genç'liler oldu. Devrimci Gençlik'e yönelik kontrgerillanın katliamları 16 Ocak 1991'de okul çıkışında gözaltına alınıp işkenceyle katledilen Birtan Altunbaş'la başladı. Bundan sonra da onlarca Dev-Genç ve TÖ- DEF'li katledilerek sürdürüldü. Devlet Destekli Sivil Faşist Saldırılar Tekrar Tırmanıyor '92 Mart'ından itibaren ise sivil faşistler saldırılarını tekrar artırmaya başladılar. 3 Mart '92'de İstanbul Üniversitesi'nde düzenledikleri şovenist gösteriye karşı forum düzenleyen öğrencilere silah ve bıçaklarla saldırdılar. Ardından Marmara Üniversitesi'nde devrimci bir öğrenciyi silahla yaraladılar. 24 Mart'ta ise Uludağ Üniversitesi'nde 10 öğrenciyi

20 KURTULUŞ 20 yaraladılar. Faşist saldırılar bundan sonra ülke çapında çeşitli üniversitelerden liselere kadar tırmanarak yaygınlaşmaya başladı. Bunlardan yaralama ve ölümle sonuçlananlardan küçük bir kısmı şöyledir: 10 Aralık'ta Amasya Yüksek Okulu'nda saldıran faşistler 10 öğrenciyi yaraladılar. 1992'de Dicle Üniversitesi öğrencilerinden Abdülsemit Çetin ve Abdullah Aksoy'u katleden faşistler, 21 Ocak '93 'te aynı üniversiteden bu defa Ramazan Erdem ve Cevat Canpolat'a silahla saldırdılar. Cevat Canpolat saldırıda ölürken, Ramazan Erdem yaralandı. Kasım '93'te Ceyhan Meslek Yüksek Okulu'nda saldıran faşistler bir öğrenciyi ağır yaraladılar. Yine Kasım ayının başında Çorum Meslek Yüksek Okulu'ndaki saldırıda iki devrimci öğrenci ağır yaralandı. 28 Mayıs'ta İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdu'nda. saldıran faşistler beş öğrenciyi yaraladılar. Ekim '96'da yine İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdu'na saldıran faşistler dört devrimci-demokrat öğrenciyi yaraladılar. Î.Ü. Hukuk Fakültesi'nde 4 Kasım '96'da yapılan foruma balta ve bıçaklarla saldıran faşistler üç öğrenciyi yaralandı. 5 Aralık '96'da Î.Ü. Hukuk Fakültesindeki silahlı, satirli saldırıda faşistler '80 sonrasında üniversitede ilk kez silah kullandılar. Birçok yaralının dışında saldırıda bir öğrenci de silahla yaralandı. 11 Aralıkta Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü'nde üç öğrenciye saldıran faşistler bir öğrenciyi yaraladı. 7 Aralık '96'da Kartal Yakacık Lisesi'nde faşistler tarafından bıçaklanan Engin Uslu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. FAŞİZM 16 MART KATLİAMIYLA GENÇLİĞİ TESLİM ALAMADI, HİÇBİR ZAMAN DA ALAMAYACAK 16 Mart katliamından bu yana geçen 20 yılda faşizm, birçok katliama imzasını attı. Ancak ne Susurluk devletinin katliamları, kayıpları, gözaltı ve işkenceleri, ne de sivil faşistlerin saldırı ve katliamları devrimci gençliğin mücadelesini engelleyemedi. Dev-Genç ve TÖDEF'in mücadelesi, örgütlülüğü tüm ülkeye yayıldı. Okulları faşist işgal altına alarak gençliği susturmak, teslim almak isteyen oligarşi '97 6 Kasım Boykotu'ndan hemen sonra Çatlı'nın itlerini bir kez daha devreye soktu. Hemen tüm okullarda birden saldırıya geçtiler. Bugün de '70'li yılların eli kanlı katilleri Muhsin Yazıcıoğlu'ların, Devlet Bahçeli'lerin yönlendirmesinde yeni yetme itler, aynı saldırılarını sürdürüyor. Okullarda, mahallelerde faşist saldırılar aralıksız ve pervasızca yükseliyor. Neredeyse okullarda. faşist saldırıların yaşanmadığı gün yok gibi. Yakın geçmişte Malatya İnönü Üniversitesi öğrencisi Ümit Cihan Tarho katledildi. Birçok katliam girişimi yaşandı, yaşanıyor. Ve bu saldırılar demokrasicilik oyunuyla birlikte yürütülüyor. Halka karşı örgütlenmiş kontrgerilla devletinin, Susurluk'la birlikte 16 Mart ve diğer tüm katliamların sorumlusu olduğu halkın gözünde çok daha fazla açığa çıkmış olmasına rağmen yine de başvurmak zorunda olduğu bir oyun bu. Kontrgerilla devleti her alanda "demokratikleşme" adı altında yeni yasalarla baskıları, yasakları daha da arttırarak yeniden örgütlenmeye çalışıyor. Faşist devlet, katliamları meşrulaştırarak ve güçlenerek süreçten çıkmak istiyor. Ancak bizim hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayacağımız bir gerçek var: Kontrgerilla devleti varlığını sürdürdüğü müddetçe faşist katliamların ardı arkası kesilmeyecek, yeni 16 Martlarla gençliği ve halkı teslim almaya çalışacaktır. Devleti aklamak için yazılan ve devletin katletme hakkı olduğunu açıklayan "Susurluk Raporu"nun ardından oligarşi adeta yeni 16 Martları yaşatacağını ispatlamak için saldırılara girişti. Emperyalizm ve işbirlikçisi oligarşi faşist düzenini devam ettirebilmek, iktidarını koruyabilmek için halkın mücadelesini engellemek, teslim almaya çalışmak zorunda. Sürekli kriz içindeki oligarşinin, krizinin bedelini sırtına yüklediği halka karşı savaşmak ve buna göre örgütlenmekten başka yapabileceği şey yoktur. Adalet, özgürlük, haklarını istemek faşizmin tüm saldırılarını üzerine çekmek için yeterlidir. Bunları isteyenler, verilene razı olmayanlar faşist devletin düşmanıdır. Faşist devlet, düşmanına gözdağı vermek, onu sindirmek ve boyun eğdirmek için her türlü insanlık dışı yola başvurmayı göze almış durumdadır. Ve bunun için yeni 16 Martları yaratmaktan çekinmeyecektir. Ama tüm çabası boşunadır. Nasıl ki 16 Mart katliamıyla gençliği teslim alamadıysa bundan sonra da hiçbir katliamıyla gençliği teslim alamayacaktır. 16 Mart Katliamına Devrimci Gençlik'in Direnişi Bize Bugün de Yol Gösteriyor Katliamın ardından Dev-Genç "Faşistlerin yeniden ve daha yaygın bir şekilde şiddete başvuracağı" tespitini yaptı. 16 Mart bir başlangıçtı. Faşistler artık girmekte güçlük çektikleri okulları tekrar işgal altına almak, alamadıkları noktada devrimcidemokrat öğrencilerin de okullara gelmesini engellemek amacıyla kapattırmak için yoğun bir saldırı dönemine girecekti. Katliamda yaralananlar hastaneye kaldırılır kaldırılmaz Dev-Genç'in aldığı işgal kararıyla iki bin civarında öğrenci merkez binada toplandı. Merkez bina işgal edilerek eylem büyük bir anti-faşist gösteriye dönüştürülecekti. Artık İstanbul'un dört bir yanından katliamı duyan devrimciler, ilericiler, yurtseverler merkez binaya akmaya başlamıştı, İstanbul'daki tüm anti-faşist üniversite gençliği, li- 16 MART KATLİAMI 7 Mart 1998 seliler, işçiler, emekçiler, ana-babalar sabaha kadar merkez binaya gelmeye devam ettiler. Ertesi sabah merkez binanın Beyazıt Meydanı'na bakan ana kapısından çıkan bin kişi Dev-Genç pankartının ardından Sirkeci'ye doğru aktı. Yüzlece pankartta faşizm lanetleniyordu. Herkesin yakasında 16 Mart şehitlerinin resimleri vardı. Katliamların devrimci mücadeleyi engelleyemeyeceği haykırılıyordu. Başta Beyazıt Meydanı olmak üzere kortejin geçtiği ana caddenin her iki yanını istanbul halkı tıka basa doldurmuş, destek veriyordu. Oligarşi katliamın böyle bir protestoyla lanetleneceğini hiç düşünmemişti. Yürüyüş korteji Sirkeci'ye ulaştığında henüz kampüsten çıkmamış olanlar vardı. Sirkeci Meydanı doldu, konuşmalar yapıldı, katliam protesto edildi, faşizme lanet yağdı. Ancak yürüyüş halen bitmemişti. Meydan bir kez daha doldu; yeniden konuşmalar yapıldı. Ve bu bir kez daha tekrarlandı. O gün Sirkeci Meydanı anti-faşist kitleyle üç kez doldu boşaldı. 17 Mart 1978'de 50 bin yürek 16 Mart katliamından hesap sorulacağını haykırdı. 50 bin kişi Beyazıt'tan Sirkeci'ye yürüyerek tarihin en büyük anti-faşist gösterilerinden birini gerçekleştirdi. Katliama tepkiler, kınama, protestolar günlerce sürdü. Faşistler 16 Mart katliamıyla gençliğin mücadelesini engelleyememişlerdi. Bu çabaları 16 Mart'tan sonra da çeşitli girişimlerle sürdü. Daha birçok yerde katliam denemelerine giriştiler. Hedefleri içine öğretim üyelerini, bilim adamlarını da katmaya başladılar. Ancak tüm bunlar gençliğin mücadelesini engellemeye yetmedi. Sabır, inat, kararlılık ve coşkuyla mücadelenin görevleri omuzlandı. Devrimci Sol önderliğinde, resmi güçlerin desteğini de arkasına alan faşistlerin her saldırı ve katliamını boşa çıkartacak, caydıracak, yuvalarını dağıtacak bir mücadele çizgisi izlenerek yeni 16 Martların önüne geçildi. Dev-Genç'in 16 Mart katliamı öncesinde başlatılan faşist işgalleri kırma, faşist odakları dağıtma kampanyası, Devrimci Sol'la birlikte çok daha üst boyuta çıkartıldı. Her alanda kurulan Faşist Teröre Karşı Silahlı Mücadele Ekipleri (FTKSME) faşist işgallerin kırılmasında, yeni mevzilerin kazanılmasında ve can güvenliğini sağlamada başlıca rolü oynadı. Sivil faşistler eskiden işgalleri altında tuttukları yerlerde tüm etkinliklerini yitirmeye başlayarak geri çekilmek zorunda kaldılar. Bugün de faşist saldırıları etkisizleştirmek, faşist odakları ve örgütlenmeleri dağıtmak için Faşist Teröre Karşı Savunma ve Mücadele Komiteleri'ni her okulda kurup yaygınlaştırarak, anti-faşist mücadeleye bu komitelerimizle yön vermeliyiz. 16 MARTTA TÜM KATLİAMLARIN VE ŞEHİTLERİMİZİN HESABINI SUSURLUK DEVLETİNDEN SORALIM 16 Mart katliamı hem gençliğe, hem de tüm halka karşı saldırıydı. Susurluk devletinin binlerce operasyonundan biriydi. Bu nedenle 16 Mart katliamının hesabı tüm halkın Susurluk devletiyle hesabıdır. 16 Mart katliamında şehit düşenler için, Gençliğe ve halka yapılan tüm saldırılar, katliamlar için, Katledilen, kaybedilen tüm şehitlerimiz için, Yeni 16 Mart katliamlarının yaşanmaması için, İktidar mücadelemizi büyütmek için Adalet için, onurumuz, namusumuz için Bu hesabı sormalıyız. 16 Mart katliamının yıldönümünde alanlarda faşizmden hesap sormalıyız. Sık sık protesto gösterilerine tanık olan ve devletin korkuyla her türlü gösteriye yasakladığı Beyazıt Meydanı 16 Mart katliamının protestosuyla da özdeşleşmiştir. 16 Mart şehitlerini anma ve katliamı protesto gösterisiyle Beyazıt Meydanı'nı zapt etmeliyiz. 16 Mart'ta, Beyazıt Meydanı'nda faşist terörden hesap sormalıyız. 16 Mart'ı unutturmayacağız, hesabını soracağız.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler.

Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. İSTANBUL TAYAD lı Aileler Bayram Kahvaltısında Bir Araya Geldiler Bayramın ikinci günü olan 26 Ekim Cuma günü, TAYAD lı Aileler bayramlaşmak için kahvaltıda bir araya geldiler. Kahvaltıdan önce yapılan

Detaylı

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR

KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR KAYMAKAMA ve GAZETECİLERE SALDIRDILAR Bodrum Gümüşlükte olaysız ve şenlik gibi yapılan sembolik tabela dikimini yapan Bodrum Kaymakamı Dr.Mehmet Gödekmerdan ikinci durağı Kadıkalesi Ormancılar Sitesinde

Detaylı

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR

HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR BALIKESİR - 30.09.2014 HALKIN DOKTORLARINDAN KORKUYORLAR Balıkesir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Gündoğdu, Ankara ve Hatay Tabip odaları üyelerinin Gezi Parkı olayları sürecinde hukuka aykırı

Detaylı

Polis Taksim Meydanı'na girdi

Polis Taksim Meydanı'na girdi On5yirmi5.com Polis Taksim Meydanı'na girdi Gezi Parkı eylemlerinin 15. gününde polis, Taksim Meydanı na girdi. AKM ve Cumhuriyet Anıtı ndaki afişler söküldü, barikatlar da kaldırıldı. Yayın Tarihi : 11

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01. Günlük Haber Bülteni 27.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 26.01.2015 İnternet Haber Sitesi : www.haberler.com Tarih: 26.01.2015

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Günlük Haber Bülteni 13.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sabah.com.tr Tarih:12.03.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım

Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Bodrumlu seçmenden yoğun katılım Kocadon ve CHP ye Demir, CHP ye katılan vatandaşlara rozet taktı CHP li Başkan Kocadon: Barışa en yakın parti CHP dir CHP li Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, CHP

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

ÇÜNKÜ HALKINA VATANINA YOLDAŞINA ÖLESİYE BAĞLI BAŞKA SAVAŞÇILARIMIZ DA VARDIR

ÇÜNKÜ HALKINA VATANINA YOLDAŞINA ÖLESİYE BAĞLI BAŞKA SAVAŞÇILARIMIZ DA VARDIR Tarih: 12 Aralık 2012 / Açıklama: 397 YARALI SAVAŞÇILARIMIZA İŞKENCE YAPMAKTAN VAZGEÇİN! ÇÜNKÜ HALKINA VATANINA YOLDAŞINA ÖLESİYE BAĞLI BAŞKA SAVAŞÇILARIMIZ DA VARDIR 11 aralık 2012 de Gaziosmanpaşa da

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası

1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası 1 Mayıs 2008 Taksim Dosyası Başbakan işçiyi 'ayaktakımı', Adalet Bakanı evrensel gösteri hakkını 'Anayasa'ya başkaldırı' diye tanımlayınca polis de Taksim'i korumak uğruna savaş a hazırlandı. Taksim, Beşiktaş,

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şahsım ve Öz Taşıma İş Sendikası adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Mustafa TORUNTAY Genel Başkan 13 Eylül 2015 Ankara /Latanya Otel Öz Taşıma İş Sendikası 2. OLAĞAN GENEL KURUL Sayın TBMM İdare Amiri ve Değerli Eski Genel Başkanım, Sayın Milletvekillerim, Sayın Büyükşehir

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.

DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12. DİŞ HEKİMLERİ İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİ http://www.zamanindahaber.com/saglik/dis-hekimleri-isyan-bayragini-cekti-h50455.html 23.12.2014 Dişhekimleri, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'ndan randevu bekliyor

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 25.01.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 25.01. Günlük Haber Bülteni 26.01.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.sanlıurfa.com Tarih: 25.01.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.sanliurfa.com Tarih: 25.01.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Baskınları protesto etti Pazartesi, 03 Aralık 2012 21:08

Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Baskınları protesto etti Pazartesi, 03 Aralık 2012 21:08 2 Aralık Pazar günü Çorum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kendisine yönelik baskılara karşı ve neden tutuklandıklarını anlatan bir basın açıklaması yaparak eylem gerçekleştirdi. 2 Aralık Pazar günü saat

Detaylı

Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi. Copyright 2012 Etiya All Rights Reserved

Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi. Copyright 2012 Etiya All Rights Reserved Somemto Big Data Somemto ile Gezi Parkı Eylemleri Haftasında Sosyal Medya Analizi Ajanda Analiz Özeti Türkiye nin 1 Haftalık Kelime Bulutu Türkiye nin 1 Haftalık Hashtag Bulutu En Çok Retweet Alanlar Gün

Detaylı

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ

EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ EKONOMİK, DEMOKRATİK ÖZLÜK HAKLARIMIZ; EMPERYALİZME, GERİCİLİĞE VE ÖZELLEŞTİRMELERE KARŞI MÜCADELEDE ŞUBEMİZ 162 Şubemiz, Odamızın ana yönetmeliği uyarınca ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda, yurdumuzun

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02. Günlük Haber Bülteni 02.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi : www.urfastar.com Tarih: 01.02.2015 İNTERNET HABERLERİ

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA

Havacılıkta İnsan Faktörleri. Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA Havacılıkta İnsan Faktörleri Uçak Müh.Tevfik Uyar, MBA BÖLÜM 2 Düşünen ve Hisseden Varlık İnsan İkinci Kısım: Sosyal İnsan Geçen Hafta GEÇEN HAFTA Yanlılık BU HAFTA Sosyal Etki Tartışma Issız bir adada

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net

Polis 'Adın çıkar evine git' deyip ölüme göndermiş - Evrensel.net 1 / 6 07.04.2015 16:07 ANASAYFA YAZARLAR GÜNDEM İŞÇİ-SENDİKA POLİTİKA DÜNYA DERGİLER 2014'te dünyada ve Türkiye'de ne oldu? Yemen'de ne oldu, bugün ne oluyor? ANASAYFA / GÜNCEL Polis Ve 'Adın elbet çocuk

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

İktidarıyla, muhalefetiyle bütün Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımın da aynı bilinçle görev yaptığına inanıyorum.

İktidarıyla, muhalefetiyle bütün Belediye Meclis Üyesi arkadaşlarımın da aynı bilinçle görev yaptığına inanıyorum. Belediye Meclisimizin Değerli Üyeleri Bandırmalıların güveni ve desteği ile göreve gelen bu yüce meclis, halkımıza ve bu güzel kente hizmet yolunda bir yılı geride bıraktı. Geçen bir yıllık sürede, kentimizin

Detaylı

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ

DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ DALKARA'DAN PAZARCIK TA GÖVDE GÖSTERİSİ Cumhuriyet Halk Partisi 25.Dönem Kahramanmaraş Milletvekili Adayı Efsane Başkan Kamil Dalkara memleketi Pazarcık ta Gövde gösteri yaptı. CHP Kahramanmaraş Milletvekili

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de

Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Saðlýk çalýþanlarý GöREV'de Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Saðlýk emekçilerinin 2 gün süren grevleri baþladý. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamýnda hastanede

Detaylı

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler

Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Konumuz sol içi cinayetler, özel olarak da Acilciler bünyesindeki cinayetler Bir cinayetin altı elemanı vardır: Öldürülen kimdir, öldüren kimdir, cinayetin yeri, cinayet günü, nasıl öldürüldü, neden öldürüldü?

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu.

Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Yılın Filo Yöneticisi ödüllerinde Jüri Özel Ödülü Genel Müdürlüğümüzün oldu. Capital ve Ekonomist Dergileri ile LeasePlan Türkiye Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Yılın Filo

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI YAPI-YOL SEN YOL, YAPI, ALTYAPI, BAYINDIRLIK VE TAPU KADASTRO KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI ZİYA GÖKALP CADDESİ NO:36/20 06420 YENİŞEHİR/ANKARA. TEL - FAX : 433 46 06-434 39 84-431 73 05 web sayfası: http:/www.yapiyolsen.org

Detaylı

Destek Personeli Eğitimleri

Destek Personeli Eğitimleri 2.Dönem eczane çalışanlarının Destek Personeli Eğitimleri 28 Aralık 2009 tarihinde başladı 9 Valimiz Sayın Zübeyir KEMELEK 15 Aralık 2009 tarihinde Yönetim Kurulumuzu ziyaret etti.. İstanbul Ecza Koop'la

Detaylı

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Ağustos 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Tarsus CHP İlçe Örgütünü ziyaret ederek,

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı 15 EYLÜL 2014 HABERLER Gül-Ay - Sayfa 5 Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Eylül Ayı Toplantısını Yaptı Büyükşehir Belediye Meclisi, yoğun bir gündemle toplandı. Gündem maddelerinin ardından söz alan Başkan

Detaylı

SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi

SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi SGK 4. Olağan Genel Kurulu ÇSG Bakanı Süleyman Soylu nun Başkanlığında Gerçekleştirildi Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) 4. Olağan Genel Kurulu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı(ÇSGB) Süleyman Soylu nun ev

Detaylı

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Gönül Elçileri İletişim Stratejisi

T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Gönül Elçileri İletişim Stratejisi T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Gönül Elçileri İletişim Stratejisi Gönül Elçiliği tanımı Gönül Elçiliği: İnsana ve insanlığa hizmet için karşılık beklemeden emek veren kişi ve gruplar için kullanılan

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20

Yönetici tarafından yazıldı Pazartesi, 24 Ağustos 2009 04:42 - Son Güncelleme Çarşamba, 26 Ağustos 2009 19:20 Düğünlerde Takılan Sahte Paralar Yüksek eğitimini tamamlamış, babası ticaretle uğraşan, annesi ise bir bankada görevli bulunan bir ailenin tek kızıydı. Okul arkadaşı ile evlenmeye karar vermişlerdi. Damat

Detaylı

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ!

MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! MAYIS 2010 YAŞASIN 1 MAYIS ALANLARDAYIZ! İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs; tüm yurtta olduğu gibi İstanbul da da coşkuyla kutlandı.1978 1 Mayıs ın ardından ilk kez izin verilen

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR!

O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! 11.11.2014 Salı İzmir Basın Gündemi O KOLTUĞA GALİP HOCA YAKIŞIR! Kazım Erkmen Daha dün gibi hatırlıyorum, İzmirlilerin Yeşilyurt Devlet Hastanesi diye bildikleri o Hatay daki hastanenin Başhekimliği ne

Detaylı

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi

23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi 23.03.2015 Pazartesi İzmir Basın Gündemi Dünyada En Hızlı Yaşlanan İkinci Ülke: Türkiye 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında,izmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek

Detaylı

İşyeri Temsilcileri Rehberi

İşyeri Temsilcileri Rehberi İşyeri Temsilcileri Rehberi Bir sendika için en önemli kadrolardan birisi işyeri temsilcisidir. İşyeri düzeyinde ise işyeri temsilcisi sendika örgütlenmenin olmazsa olmazıdır. Bir işyerinde işyeri temsilcisinin

Detaylı

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar?

5 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? 5 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, fiziksel özelliklerim nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile nedir? Aileyi oluşturan bireylerin

Detaylı

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve

40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve 04.10.2010 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanı, Muhterem Konuklar, 40 yılı aşkın bir süre, önce öğrenci, sonra değişik unvanlarla öğretim elemanı ve yönetici olarak içinde yer aldığım Ankara

Detaylı

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08

Yönetici tarafından yazıldı Perşembe, 08 Ekim 2009 05:05 - Son Güncelleme Perşembe, 08 Ekim 2009 05:08 Söz Dinlemeyen Çocuklara Nasıl Yardımcı Olunmalıdır? Çocuklarda zaman zaman anne-babalarının sözünü dinlememe kendi bildiklerini okuma davranışları görülebiliyor. Bu söz dinlememe durumu ile anne-babalar

Detaylı

https://www.turkiye.gov.tr E-SENDİKA HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ

https://www.turkiye.gov.tr E-SENDİKA HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ https://www.turkiye.gov.tr E-SENDİKA HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ Soru: İşçi sendikasına üye olmanın şartları nelerdir? Cevap: a.15 yaşını doldurmuş olmak b. 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde; bir iş sözleşmesine

Detaylı

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum!

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! CEVİZE GİRİŞ Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! Her şey bir pantolon ile başladı Evet, yanlış anlamadınız;

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI

BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI BİRLEŞİK METAL İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI ADNAN SERDAROĞLU NUN 2011 MESS GREVLERİ İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 16 ŞUBAT 2011 CVK OTEL- İSTANBUL Tarihi günler yaşıyoruz. 10 Şubat-15 Şubat tarihleri arasında

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK

EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK EKİM 2014 KAHRAMANMARAŞ SELİM IŞIK TEMEL KAVRAMLAR Kamu Kamuoyu Bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme. Belirli bir konu ve olay hakkında toplumun büyük bir kesimi veya belli gruplar tarafından benimsenen

Detaylı

Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi

Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi Twi$er: @acarbaltas @BaltasBilgievi REKABETE HAZIRLIK KENDİ YILDIZINI YAKALAMAK Prof. Dr. Acar Baltaş Psikolog 28 Şubat 2014 MOTİVASYON Davranışa enerji ve yön veren, harekete geçiren güç Davranışı tetikleme

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK

T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) TUTANAK T.C. İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (T.M.K. 10. MADDE İLE YETKİLİ) ESAS N0:2009/191 03.08.2012 TUTANAK 27.07.2012 tarihli oturumda saat 19.27 sıralarında Mahkeme Başkanı tarafından duruşmanın

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu - Aman ormancı, yaman ormancı Bıraktın bizde derin bir acı - Dua ile bisiklet gider mi?... - Özbek Paşa'dan AKP falı... Ve - Bush'tan "beni kimse sevmiyor" sendromu RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler, Beyefendiler, ÇOCUKLARIN İNTERNET ORTAMINDA CİNSEL İSTİSMARINA KARŞI GLOBAL İTTİFAK AÇILIŞ KONFERANSI 5 Aralık 2012- Brüksel ADALET BAKANI SAYIN SADULLAH ERGİN İN KONUŞMA METNİ Sayın Komiser, Saygıdeğer Bakanlar, Hanımefendiler,

Detaylı

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI

KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI KURTULUŞUN 95. YILI COŞKUYLA KUTLANDI Kahramanmaraş ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95. Yıldönümü törenlerle kutlandı. Valilik Kavşağında gerçekleştirilen kutlama törenleri, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2

Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Şiddete Karşı Kadın Buluşması 2 Evde, Okulda, Sokakta, Kışlada, Gözaltında Şiddete Son 18-19 Mart 2006, Diyarbakır ŞİDDETE KARŞI KADIN BULUŞMASI 2 EVDE, OKULDA, SOKAKTA, KIŞLADA, GÖZALTINDA ŞİDDETE SON

Detaylı

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya MOTİVASYON Nilüfer ALÇALAR 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya Motivayon nedir? Motivasyon kaynaklarımız Motivasyon engelleri İşimizde motivasyon

Detaylı

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye

Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Türkiye küçük Millet Meclisleri Nisan 2011 Raporu Libya ya Uluslararası Müdahale ve Türkiye Nükleer Enerji Santralleri ve Türkiye nin Enerji Politikası Ortak Paydalar Ortadoğu ve Kuzey Afrika da ki rejimlerin

Detaylı

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com

ŞANLIURFA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü İNTERNET HABERLERİ. İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.balıklıgol.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.urfastar.com Tarih:09.04.2015 İNTERNET HABERLERİ İnternet Haber Sitesi: www.sanliurfa.com

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz.

Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim Velimizi Sen Bilmezsin Biz Bağış Alamıyoruz Cümlelerini kurarken bir daha düşüneceksiniz. Aşağıda Emek vererek Yazmış olduğumuz yazı ve bilgileri 5 dakika ayırıp okur inceler ve bizden ücretsiz bir örnek kayıt dosyası talep ederseniz. Biz Fakir Okuluz Bizim Velimiz Bize Destek Olmuyor Bizim

Detaylı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı

Şerafettin TUĞ Kaymakamı T.C. GAZİEMİR KAYMAKAMLIĞI İLÇE YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ SAYI :BO54VLK4354802.880,01/ 1462 08.09.2010 KONU :19 Eylül 2010 Gaziler günü... GAZİEMİR Gaziemir İlçesi 19 Eylül 2010 Gaziler Günü Anma Tören Programı

Detaylı

American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line

American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line American Tank Company (Ruhi) vs Afrika Schützenkompanie (Levent) 1750 pts & Mid-War Hold the Line 25 Ağustos 2013 Pazar Brifing: Görev isminden de anlaşılacağı gibi hattı tutan bir birliğe bir diğerinin

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :1-7. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :4. Syf Sayfası :6. Syf Son Dakika KARABAĞLAR BELEDİYE BAŞKANI MUHİTTİN SELVİTOPU: Karabağlar Belediye Başkanı Muhittin Selvitopu, belediye tarafından

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir.

Haziran 25. Medya ve Güven. Gündem. Tüm hakları gizlidir. Haziran 25 Medya ve Güven 2013 Tüm hakları gizlidir. Gündem 1. Yöntem Bu araştırma Xsights Araştırma ve Danışmanlık, bu konu hakkında online araştırma yöntemiyle, toplamda 741 kişi ile bir araştırma gerçekleştirmiştir.

Detaylı