Tartışılacak Posterler

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Tartışılacak Posterler"

Transkript

1 Tartışılacak Posterler

2

3 Deneysel Hematoloji / Gen Tedavisi / Rejeneratif Tıp / Hücresel Tedaviler Abstract:0264 TP-01 DEV TROMBOSİT SENDROMLU TÜRK HASTALARDA MYH9 GENİ MUTASYON ANALİZİ: 4 YENİ MUTASYON. Didem Torun 1, Yeşim Oymak 2, Nejat Akar 3. 1 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Moleküler Genetik Bilim Dalı, Ankara, 2 Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Araştırma Hastanesi, Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı, İzmir, 3 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı, Ankara Amaç: Megakaryositlerin parçalanmaları ile oluşan trombositler dinlenme evresinde ve aktif halde olmak üzere iki formda bulunurlar. Damar zedelenmesi sonucu ortaya çıkan subendotelyal kollajen dokuya von Willebrand faktör aracılığıyla yapışıp aktive olan trombositler salgıladıkları tromboksan A2, ADP gibi maddelerle agregasyonu sağlarlar. Trombositlerdeki anormallik ya da bozukluk trombositopati olarak adlandırılır. Kanda normalde /μl trombosit bulunmaktadır. Trombositlerin bu orandan daha yüksek sayıda olması trombositozis, daha düşük sayıda olması trombositopeni olarak adlandırılır. Trombositopeniyle birlikte trombosit yaşam döngüsünün hızlı olmasıyla meydana geldiği düşünülen dev trombositlere makrotrombositopeni denilmektedir. Çalışmamızın konusunu oluşturan dev trombosit sendromunun otozomal dominant bir hastalık olduğu ve MYH9 (Myosine Heavy Chain 9) genindeki mutasyonlar sonucu meydana geldiği yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu gendeki mutasyon sonucu May-Hegglin anomalisi(mha), Sebastian Sendromu (SBS),Fechtner Sendromu (FTNS) ve Epstein Sendromu (EPTS) sendromu olmak üzere 4 tip makrotrombositopeni oluşmaktadır. Bunlar birbirlerinden işitme kaybı, katarakt, böbrek ve parçalı çekirdek gösteren Döhle benzeri cisimcikler gibi kliniksel ve laboratuvar bulguların farklı kombinasyonları ile ayrılırlar. Memelilerde, kas dışı miyozin ağır zincirin (NMHC); NHMC-IIA,IIB,IIC olmak üzere üç farklı izoformu bulunmaktadır. Bunlardan NHMC-IIA, MYH9 geni tarafından şifrelenmekte olup hücre yayılmasında, hareketinde, hücre morfolojisinin korunmasında ve sitokenezde önemli fonksiyonlara sahiptir. MYH9 geni 44 ekzondan oluşmaktadır ve kromozom üzerinde 22q12.13 de lokalize olmuştur. Çalışmamızda dev trombosit sendromlu hastalarda MYH9 gen mutasyonlarını ortaya koyarak bu mutasyonların kas dışı miyozin II nin yapısını ve fonksiyonunu nasıl bozduğunun anlaşılabilmesini mümkün kılmak amaçlanmıştır. Çalışmamız MYH9 geninde Türklere özgü mutasyonların ortaya konmasıyla ileride yapılacak çalışmalara yararlı olması açısından önem arzetmektedir. Yöntemler: Bu çalışma kapsamında makrotrombositopeni tanısı almış hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların kanlarından klasik fenol/kloroform yöntemiyle DNA izolasyonu yapıldıktan sonra PCR yöntemiyle amplifikasyon yapılmıştır. 44 ekzonlu bir gen olan MYH9 geninde çalışmamızda mutasyon sıklığı yüksek olan 7 ekzon belirlenmiş ve çalışma bu kapsamda yapılmıştır. PCR ürünleri pürifiye edildikten sonra DNA Dizi Analizi yöntemiyle taranmıştır. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamız sonucunda 4 dev trombosit sendromlu hasta ve 92 sağlıklı kontrolün taramaları sonucu HGMD de (Human Gene Mutation Database) daha önce tanımlanmamış 4 mutasyon, tanımlanmış 1 polimorfizm saptanmıştır. 4 mutasyondan 2 tanesi tek bir hastada 2 yeni mutasyon birlikteliği şeklinde ortaya çıkmıştır.belirlediğimiz mutasyonlar Tablo.1 de ve bu mutasyonlara ait DNA Dizi Analizi görüntüleri aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir. *: ilk kez bu çalışmada tanımlanan mutasyon Şekil 1. MYH9 Geni Ekzon 1 *197 G>C (p.l64a) Değişimi ve Kontrole ait DNA Dizi Analizi *: İlk kez bu çalışmada tanımlanan mutasyon Şekil 2. MYH9 Geni Ekzon1 *286 T>G (p.s96a) Değişimi ve Kontrole ait DNA Dizi Analizi Şekil 3. MYH9 Geni Ekzon T>G (p.a1213a) / rs71081 polimorfizmi ve referans dizi *: ilk kez bu çalışmada tanımlanan mutasyon Şekil 4. MYH9 Geni Ekzon26 *3756 C>A (p.l1176m) + *3762 G>A (p.e1182k) değişimi ve Kontrole ait DNA Dizi Analizi XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 43

4 Tablo 1. MYH9 Geninde Belirlediğimiz Değişimler Hasta Yaş Makrotrombositopeni Ekzon/Mutasyon Noktası Ekzon 26 / *3756 C>A +*3762 G>A Ekzon 1/ c. *286 T>G Ekzon 1/ c. *197 G>C Ekzon 25/ c. 3660T>G Aminoasit Değişimi p.l1176m + p.e1182k p.s96a p.l64a p.a1213a Abstract:0290 TP-02 LÖKOMOGENEZDE İFADESİ AZALMIŞ MİRNA- 150 NİN POLİETİLEN GLİKOL - POLİETİLENİMİN NANOPARTİKÜLÜ ARACILI LÖSEMİ HÜCRELERİNE NON-VİRAL TRANSFEKSİYONU İLE LÖSEMİ MODELLERİNDE HÜCRE DÖNGÜSÜ KONTROL VE APOPTOZ İLE İLGİLİ GEN EKSPRESYON DEĞİŞİM ANALİZİ. Tuğçe Balcı 1, Çığır Biray Avcı 1, İpek Özcan 2, Sunde Yılmaz Süslüer 1, Çağla Kayabaşı 1, Güray Saydam 3, Cumhur Gündüz 1. 1 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, İzmir, 2 Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Farmasotik Teknoloji Anabilim Dalı, İzmir, 3 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İzmir Kronik Myeloid Lösemi, Philadelphia kromozomundan t(9;22) kaynaklanan hematopoetik kök hücre hastalığıdır. Gen ifadesinin düzenlenmesinde rol oynayan mikrorna lar (mirna), DNA dan transkripsiyonu yapılan ama proteine çevirisi yapılmayan genler tarafından kodlanırlar. Non-viral transfeksiyonu gerçekleştirmek için kullanılan (Polietilen Glikol Polietilenimin) PEG- PEI nanopartikülü, in vitro ve in vivo çalışmalarda başarılı taşıyıcı oldukları bildirilmiştir. Bu çalışmada lökomogenezde ifadesi azalan tümör süpresör mir-150 nin nanopartikül aracılı lösemi hücrelerine non-viral transfeksiyonunun gerçekleştirilmesi ve mir-150 nin yerine konması ile hücre döngüsü kontrol ve apoptoz ile ilgili gen ekspresyon değişimlerinin ekspresyon analizi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. K-562 ve KU812 kronik myeloid lösemi hücre hatları ve kontrol grubu olarak NCI- BL2347 ve NCI-BL2171 lösemi olmayan normal hücre hatları kullanılmıştır. Sentezlenen PEG-PEI nın ve mirna yüklü kopolimerler ile hazırlanan 9 farklı nanopartikül formulasyonlarının karaterizasyon ve stabilite çalışmaları gerçekleştirildi. Hücrelerin canlılıkları Innovatis tip Cedex XS cihazı ile tespit edildi. Farklı N/P oranlarında hazırlanan PEG-PEI /mirna komplekslerinin jel retardasyon tayini yapıldı. Nanopartiküllerin sitotoksisite analizleri, WST-1 ile gerçekleştirildi. Farklı N/P oranlarındaki PEG-PEI kopolimerleri ve PEG-PEI aracılı mir150 transfeksiyonunun apoptotik etkileri Annexin V-EGFP ve TUNEL Analizi ile belirlendi. mir-150 transfeksiyonunun validasyonu ekspresyon düzeyinde real time RT-PCR ile gerçekleştirildi. Nanopartikül aracılı mir-150 transfeksiyonunun hücre döngüsü kontrol ve apoptoz gen ekspresyonları üzerine etkisinin analizi en az sitotoksik ve en yüksek transfeksiyon verimliliği olan N/P oranı olan PEG-PEI/ mir150 kompleksi kullanılarak gerçek zamanlı RT-PCR ile gerçekleştirildi. Nanopartikül karaterizasyon çalışmaları sonucunda partikül boyutu 200 nm küçük olan en uygun formülasyon olarak değerlendirildi. Jel retardasyon tayininde N/P oranı 26 olan nanopartikülde mirna-150 tam nötralize olduğu saptandı. N/P oranı yükseldikçe PEG-PEI nanokompleksinin sitotoksisitesinin azaldığı görüldü. Nanopartikül aracılı transfeksiyon sonrası mir-150 ekspresyonunun K562, KU812 ve NCI-BL2347 hücre hatlarında 20 kata kadar arttığı saptandı. mir-150 transfeksiyonu K562 hücre hattında 48. saatte apoptozu 1,68 kat arttırmasına rağmen mir-150 nın KML de apoptoz üzerine etki göstermediği şeklinde değerlendirildi. K562 hücre hattında nanopartikül aracılı ifadesi azalan mir-150 nin yerine konması ile hücre döngüsü kontrol genlerinden CDK2 7, CCNG2 ve CDK6 nın ekspresyonlarının 2 kat azaldığı ve KU812 lösemi hücre hattında ise CHEK2 6, CDK5RAP1 5, CCNG2 ve CDKN1A nın ekspresyonlarının 2 kat azaldığı saptandı. Bu bulgular preklinik gelişim için hayvan modellerinde de araştırılmalı ve sonuçlar olumlu olduğu takdirde lösemi tedavisinde ek bir tedavi protokolü gerçekleştirilebilinecektir. Abstract:0543 TP-03 KAFEİK ASİT FENİL ESTER İN (CAPE) MULTİPL MİYELOM DA İN VİTRO VE İN VİVO ANTİTÜMÖR ETKİNLİĞİ: CAPE VE BORTEZOMİB MULTİPL MİYELOM DA SİNERJİK ETKİ GÖSTERMEKTEDİR. Ertan Altaylı 1, Önder Öngörü 2, Tayfun İde 3, Özgür Koru 4, Cengizhan Açıkel 5, Meral Sarper 1, Pınar Elçi 1, Rahşan Ilıkçı Sağkan 6, Erhan Astarcı 7, Ali Uğur Ural 8, Ferit Avcu 9. 1 GATA AR-GE Kanser-Kök Hücre Lab. Ks., ANKARA, 2 GATA Patoloji Anabilim Dalı, ANKARA, 3 GATA AR-GE Deney Hayvanları Ks., ANKARA, 4 GATA Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı, ANKARA, 5 GATA Biyoistatistik Anabilim Dalı, ANKARA, 6 GATA Allerji ve İmmünoloji Anabilim Dalı, ANKARA, 7 Korkut Ata Ü, Fen-Edebiyat Fak. Biyoloji Bölümü Moleküler Biyoloji Anabilim Dalı, Anabilim Dalı, OSMANİYE, 8 GATA AR-GE Kanser-Kök Hücre Lab. Ks. ve Bayındır Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi, Ankara, 9 GATA Hematoloji Bilim Dalı ve GATA AR-GE Kanser-Kök Hücre Lab. Ks., Ankara Amaç: Propolis içinde bulunan kafeik asit fenil ester in (CAPE) multipl miyelom (MM) hücrelerine antitümör etkinliğinin varlığını ilk defa in vitro çalışma ile kanıtlamıştık. MM tedavisinde uygulanan bortezomib in (BOR) CAPE ile birlikte kullanımı ise daha önce hiç denenmemiştir. Bu çalışmada CAPE in MM da hem bortezomib ile in vitro ve in vivo etkinliği hem de deneysel plazmositom modelinde in vivo etkisi araştırıldı. Yöntem: İn vitro çalışma için MM hücre dizisi (ARH- 77) üzerine değişen dozlarda CAPE ve BOR uygulaması sonrası 24. ve 48. saatte WST-1 metodu ile IC50 değerleri elde edildi. CAPE ve BOR tek başına ve birlikte uygulandıktan sonra canlılıktaki azalmanın birleşim sonuçları hem CAPE IC50 hem de BOR IC50 dozlarında uygulanarak CalcuSyn izobologram analizi ile değerlendirildi. CAPE in etki mekanizması için annexin-v ile apoptozis, EMSA ile NF-KB ve ELISA ile IL-6 seviyeleri incelendi. CAPE ve BOR in in vivo etkinliğini araştırmak amacı ile BALB/c dişi farelere ve 120. günlerde periton içi 0.5 ml pristan yağı enjekte edilerek deneysel plazmositom modeli oluşturuldu ve kontrol grupları ile birlikte 8 grupta çalışma gerçekleştirildi. CAPE (10 mg/kg/gün) ve BOR (0.4 mg/kg/gün) tedavisi periton içine uygulandı. Sonuçlar: IC50 değerleri 24. ve 48. saatte sırasıyla CAPE için 28 ve 21 μg/ml ve BOR için 13 ve 11 nm 44 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

5 olarak belirlendi. İki ilacın birlikte uygulandığı hem CAPE IC50 de BOR artan dozları hem de BOR IC50 de CAPE artan dozları hücrelerin çoğalmasını belirgin olarak azalttı. (p<0,001 ve p<0,001). İzobologram analizi birleşim indeksinde BOR IC50 iken CAPE de kuvvetli sinerjik, CAPE IC50 iken ise BOR de çok kuvvetli sinerjik etki gözlendi. CAPE IC50 dozlarında apoptozis te anlamlı artış (p< 0,001), IL-6 seviyesinde anlamlı azalma saptandı (p<0.001). NF-KB DNA-bağlama aktivitesi ARH-77 bazal seviyesine göre azalmış olarak tespit edildi. İn vivo plazmositom modelinde CAPE ve BOR uygulaması 300 gün sonrası değerlendirmede; birlikte uygulanan grupta daha belirgin olmak üzere sadece CAPE ve sadece BOR uygulanan gruplarda kontrol plazmositom grubuna göre yaşam sürvileri ve sağkalım arttı. Ancak gruplardaki deney hayvan sayısının az olması ve periton içi uygulama mortalitesi nedeni ile bu artışlar anlamlı değildi. Tartışma: Sonuç olarak CAPE in tek başına uygulanmasının MM hücre dizisinin çoğalmasını engellediği, CAPE in BOR ile birlikte kullanımında ise çok kuvvetli sinerjik sitotoksik etki oluşturduğu gösterildi. Deneysel plazmositom oluşturulan farelerde CAPE in hem tek başına hem de BOR ile birlikte uygulanmasının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da sağkalım ve yaşam sürvilerini artırdığı gösterilmiştir. İn vivo çalışmanın, daha fazla deney hayvanı içeren gruplar ile veya ksenograft modellerde çalışılması durumunda bu anlamlılık daha da artacaktır. MM da CAPE ve BOR birlikte uygulamasının in vitro ve in vivo etkinliğini ilk defa ispatlayan çalışmamızın, ileride yapılacak insan uygulamaları için öncül olacağını düşünmekteyiz. Abstract:0470 TP-04 T HÜCRELİ AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİNİN TEDAVİSİNDE FOXM1 TRANSKRİPSİYON FAKTÖRÜNÜN HEDEFLENMESİ. Özlem Tüfekçi 1, Melis Kartal Yandım 2, Hale Ören 1, Gülersu İrken 1, Yusuf Baran 2. 1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı, İzmir, 2 İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Fen Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, İzmir Amaç: FoxM1, hücresel çoğalma, farklılaşma, hücre döngüsünün düzenlenmesi ve anjiyogenez gibi birçok hücresel olayda görev alan bir transkripsiyon faktörüdür. Son yıllarda yapılan çalışmalarda bazı kanser türlerinde FoxM1 sinyal ağının bozulduğu ve gen ekspresyonunun yüksek oranda arttığı gösterilmiştir. Çocukluk çağının en sık görülen kanser tipi olan akut lenfoblastik lösemide (ALL) ise FoxM1 ile ilgili yapılmış bir çalışma henüz bulunmamaktadır. Bir tiazol antibiyotiği olan siyomisin A, FoxM1 transkripsiyonel aktivasyonunu önleyen önemli bir inhibitördür. Deksametazon, ALL tedavisinde çok önemli yere sahip ve T-hücreli ALL de diğer steroidlere göre daha etkin olduğu bilinen bir kortikosteroiddir. Bu çalışmamızda, Jurkat hücrelerinde (T-hücreli ALL) FoxM1 gen ekspresyon düzeyinin belirlenmesi ve siyomisin A ve deksametazon uygulanması ile bu ekspresyondaki değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: FoxM1 geninin ekspresyon düzeyleri RT-PCR ile gösterilmiştir. Siyomisin A ve deksametazon un Jurkat hücreleri üzerindeki antiproliferatif etkileri MTT hücre çoğalma testi ile, bu ajanların apoptotik etkileri ise kaspaz-3 aktivitesindeki ve mitokondri zar potansiyelindeki bozulmalar ve fosfatidilserinin hücre zarındaki lokalizasyonu ile belirlenmiştir. Bu amaçla, sırasıyla, kaspaz-3 kolorimetrik kiti, JC-1 mitokondriyal membran potansiyeli kiti ve Anneksin V-FITC apoptoz ölçüm kiti kullanılmıştır. Siyomisin A ve deksametazon un hücre döngüsü üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla, siyomisin A ve deksametazon ile ayrı ayrı ve kombine şekilde muamele edilen hücreler propidyum iyodid ile boyanarak akım sitometrisinde analiz edilmiştir. Bulgular ve Sonuç: Jurkat hücrelerinde FoxM1 geninin, sağlıklı hücrelere göre ekspresyon düzeylerinde önemli bir artış olduğu, siyomisin ve deksametazonun FoxM1 geninin ekspresyonunu doza bağlı olarak azalttığı ilk defa bu çalışma ile gösterilmiştir. Jurkat hücrelerinin siyomisin A ve deksametazon ile 72 saat boyunca muamelesi sonucunda IC50 değerleri, sırasıyla, 0,46 ve 19 μm olarak hesaplanmıştır. 1 ve 10 μm deksametazona 72 saat boyunca maruz bırakılan Jurkat hücrelerinin proliferasyonu kontrol grubuna göre %8 ve %13 azalırken, aynı dozlarda deksametazonun, siyomisin A ile kombine uygulanan hücrelerin proliferasyonunu %74 ve %75 oranında baskıladığı izlenmiştir. Gerçekleştirdiğimiz kaspaz-3 enzim aktivitesi, mitokondri zar potansiyeli bozulmaları ve Annexin V apoptotik testleri, siyomisin A ve deksametazon kombinasyonunun Jurkat hücreleri üzerinde sinerjistik apoptotik etkisi olmadığını göstermiştir. Önemli bir şekilde, siyomisin A ve deksametazon ile muamele edilen Jurkat hücrelerinin hücre döngüsü analizleri, bu iki ajanın kombinasyonunun Jurkat hücrelerini G1 fazında baskıladığını ve hücrelerin bölünmesini anlamlı derecede durdurduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlar, FoxM1 geni inhibisyonunun T-hücreli ALL de hedefe yönelik tedaviler arasında yer alabileceğini göstermektedir. Abstract:0483 TP-05 KRONİK MİYELOİD LÖSEMİ DE İMATİNİB DİRENCİNDE VE TİROZİN KİNAZ İNHİBİTÖRLERİNE VERİLEN HÜCRESEL YANITTA MİR-17 MİKRORNA SININ ROLÜ. Yusuf Baran, Burcu Fıratlıgil. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, İzmir Giriş: MikroRNA lar (mirna) yaklaşık nükleotid uzunluğundaki küçük, kodlayıcı fonksiyonu (non-coding) olmayan RNA lardır. mirna ların, hedef mrna ları kesmek veya translasyonlarını baskılamak yolu ile çok hücreleri organizmalarda birçok regulator fonksiyonları olduğu bilinmektedir. Bu fonksiyonlar içerisinde büyüme, hücre farklılaşması, çoğalması ve apoptoz yer almaktadır. Biyoinformatik çalışmalara bakıldığında toplam insan mirna larının tüm genlerin yaklaşık %30 unu regüle ettiği görülmektedir. Son yapılan çalışmalarda, mirna ekspresyon profillerindeki değişimlerin kolon, mide ve serviks kanserleri gibi bir çok kanser tipinde önemli rolleri olduğu, dolayısıyla mirna ların kanser oluşumuyla ilgili yolaklarda fonksiyon gösterdikleri saptanmıştır. mirna ların onkogen veya tümor baskılayıcı gen olarak tümor oluşumunu ve gelişimini tetiklediği tahmin edilmektedir. mir-17, CDKN1A, p21 ve E2F1 tümör baskılayıcı genlerinin baskılanması aracılığı ile onkojenik aktiviteye sahip bir mirna dır. Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, imatinib duyarlı ve dirençli kronik miyeloid lösemi (KML) hücrelerinde mir-17 seviyelerinin belirlenmesi ve KML tedavisinde kullanılan tirozin kinaz inhibitörlerinden; imatinib, nilotinib ve dasatinibe uygulanan KML hücrelerinde mirr- 17 nin ekspresyon seviyelerinin belirlenmesidir. XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 45

6 Gereç ve Yöntem: Sağlıklı bireylerden alınan taze kanlardan Ficoll-paque yardımıyla mononükleer periferik kan hücreleri izole edilmiş ve daha sonra bu hücrelerden RNA izolasyonu yapılmıştır. mir-17 ekspresyon profilleri Stem-loop RT-PCR ile analiz edilmiştir. Bulgular ve Sonuç: Elde edilen sonuçlar, periferik mononükleer kan hücrelerine kıyasla duyarlı (K562) ve imatinib dirençli (K562/IMA-3) kronik miyeloid lösemi hücrelerinde mir-17 ekspresyon seviyelerinde sırasıyla 13 ve 7,5 kat artışlar olduğunu göstermiştir. Öte yandan imatinib uygulanan K562 ve K562/IMA-3 hücrelerinde mir-17 nin ekspresyon düzeylerinde ciddi azalmalar belirlenmiştir. K562/IMA-3 hücrelerine farklı dozlarda imatinib, nilotinib ve dasatinib uygulandığında ise mir- 17 nin ekspresyon düzeylerinde önemli azalışlar (%77-95) olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, mir-17 nin KML nin tanısı için bir belirteç ve tedavisi için ek bir moleküler hedef olabileceğini gösterebilir. Hematolojik Malignitelerde Sitogenetik ve Moleküler Biyoloji / İmmunofenotipleme Abstract:0298 TP-06 MİYELOİD VE LENFOİD HEMATOLOJİK MALİGNİTELERDE LOKAL RENİN-ANJİOTENSİN SİSTEM MRNA EKSPRESYON DÜZEYLERİ. Suzin Tatonyan 1, Burak Uz 2, Müge Sayitoğlu 1, Yücel Erbilgin 1, Özden Hatırnaz Ng 1, Uğur Özbek 1, Yahya Büyükaşık 2, Salih Aksu 2, Nilgün Sayınalp 2, Hakan Göker 2, Osman Özcebe 2, İbrahim C. Haznedaroğlu 2. 1 İstanbul Üniversitesi, Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü, Genetik Anabilim Dalı, İstanbul, 2 Hacettepe Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara Giriş-Amaç: Renin-angiotensin sistemi (RAS), kan basıncı ve sıvı-elektrolit dengesini kontrol eden endokrin bir sistemdir. RAS, özgün doku ve sistemlerde lokal olarak bulunur ve otokrin/parakrin ve hatta intrakrin işlevlere sahiptir. Lokal kemik iliği renin-angiotensin sistemi, normal ve neoplastik hematopoeizi etkileyen otokrin/ parakrin bir sistem olarak tanımlanmıştır. Anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) etkisiyle oluşan Anjiotensin II, Anjiotensin II tip 1 reseptörleri aracılığıyla hematopoetik kök hücrelerinde çoğalmayı ve farklılaşmayı uyarmaktadır. Materyal-Metod: Çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Ünitesi nde tanıları koyulan 46 (yaş ortalaması: 57.6 ± 13.7) hasta dahil edildi, ve lenfoid grup (n=30) ve miyeloid grup (n=16) olarak sınıflandırıldı. Hastalardan alınan periferik kan/kemik iliği örneklerinden kantitatif eş zamanlı PZR yöntemi (qrt-pcr) ile RENIN, ACE, ACE2 ve ANGTS mrna ekspresyonları tespit edildi. Sonuçlar: RENIN, ACE, ACE2 ve ANGTS median mrna ekspresyon düzeyleri lenfoid grupta sırasıyla %1.96, %0.42, %0 ve %0 iken; miyeloid grupta sırasıyla %0.73, %1.55, %0.04 ve %0.006 idi. RENIN düzeyleri lenfoid grupta anlamlı olarak daha yüksek (p=0.001) iken, ACE ve ACE2 düzeyleri ise miyeloid grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p değerleri sırasıyla ve 0.010). ANGTS düzeyleri ise her iki grupta da benzerdi. Aktif hastalığı olan tüm hastaların RENIN mrna ekspresyon düzeyleri, aktif hastalığı olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksek saptandı (%2.03 vs %0.29) (p=0.034). Yorum: RENIN seviyeleri lenfoid grupta, ACE seviyeleri ise miyeloid grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Ayrıca aktif hastalığı olan tüm hematolojik maligniteli hastalardaki renin düzeyleri, aktif hastalığı olmayan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Bu çalışmada, lokal kemik iliği RAS bileşenlerinin lenfoid ve miyeloid hastalıklar üzerindeki olası etkilerinin ilk delilleri sunulmuştur. Abstract:0592 TP-07 LEF1 GENİNİN İZOFORMLARININ DENGESİ HEMATOLOJİK MALİGNİTELERDE FARKLILIK GÖSTERİYOR VE BU FAKLILIK MALİGNİTELERİN PATOLOJİLERİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAYABİLİR. İsmail Can 1, Sinem Fırtına 1, Suzin Çatal Tatonyan 1, Müge Sayitoğlu 1, Burak Uz 2, Tiraje Celkan 3, Yahya Büyükaşık 2, Sema Anak 4, Salih Aksu 2, Arzu Akçay 5, Nilgün Sayınalp 2, Yıldız Yıldırmak 6, Hakan Göker 2, Çetin Timur 7, Emine Türkkan 8, Didem Atay 8, Osman Özcebe 2, İbrahim C. Haznedaroğlu 2, Uğur Özbek 1. 1 İstanbul Üniversitesi, Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü, Genetik Anabilim Dalı, İstanbul, 2 Hacettepe Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara, 3 İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Anabilim Dalı Hematoloji Anabilim Dalı, İstanbul, 4 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi/Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul, 5 İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü, İstanbul, 6 Şişli Etfal Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü, İstanbul, 7 Göztepe Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Hematoloji Onkoloji Kliniği, İstanbul, 8 İstanbul Okmeydanı Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Hematolojisi Bölümü, İstanbul Amaç: LEF1 (Lymphoid Enhancer-Binding Factor 1) geni LEF/TCF (Lymphoid Enhencer Faktör/ T-cell Factor) transkripsiyon ailesinin üyesidir. T ve B lenfosit proliferasyonunda anahtar ve düzenleyici bir role sahiptir. LEF1 ve ΔLEF1 proteinlerinin ektopik anlatımı çeşitli solid ve hematolojik tümörlerde gösterilmiştir. LEF1 geninin B ALL ve KLL hastalarında kötü prognostik belirteç olduğu bildirilmektedir. LEF geni birbirine zıt fonksiyonlara sahip iki farklı izoforma (LEF1 ve ΔLEF1) sahiptir. Aktivatör ve baskılayıcı fonksiyonları olan bu izoformların gen anlatım dengesinin bozulması kanser progresyonunu etkileyebilir. Bu noktadan yola çıkarak lenfoid (KLL ve ALL) ve miyeloid (MM, AML, KML) kökenli farklı hematolojik malignitede ve sağlıklı hücre guruplarında (kemik iliği, periferik kan, timosit) LEF varyantlarının anlatımları belirlendi. Gereç-Yöntem: Çalışmaya, pediatrik ve yetişkin hematoloji bölümlerinde tanı almış, farklı hematolojik malignitelere sahip 69 hasta (multiple myeloma n=7, kronik lenfositik lösemi n=10, akut myeloid lösemi n=13, myelodisplastik sendromu n=1, akut lenfositik lösemi n=26, kronik myeloid lösemi n=12) ve 19 sağlıklı kontrol gurubu (sağlıklı kemik iliği n=9, sağlıklı timus n=5, sağlıklı lenfoid n=5) dahil edildi. Hastalar lenfoid (n=36) ve miyeloid grup (n=33) olarak sınıflandırıldı. Hastalardan alınan periferik kan/kemik iliği örneklerinden kantitatif eş zamanlı PZR yöntemi (qrt-pcr) ile LEF geni (tüm izoformlar) ve LEF1 uzun izoformuna spesifik olarak dizayn edilen problarla mrna ekspresyonları tespit edildi. 46 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

7 Bulgular-Sonuç: Total LEF1, ΔLEF1, total LEF1/ ΔLEF1 (t/δ) anlatımları bakımıdan hasta gurupları spesifik kontrolleri ile karşılaştırıldığında; miyeloid seri hastalarından multiple miyelom örneklerinde (t/δ) oranında anlamlı bir azalma görüldü (p= 0,02). KML örneklerinde ise ΔLEF1 anlatımında azalma tespit edildi (p= 0,03). Yapılan analizlerde AML hastalarının sağlıklı kontrollere göre total LEF1, ΔLEF1 anlatımlarında ve (t/δ) oranında belirgin bir fark görülemedi. Lenfoid seride ise, KLL örneklerinde (t/δ) oranında ise anlamlı bir azalış gözlendi (p= 0,02). Çalışmaya alınan B hücre kökenli ALL örneklerinde bir faklılık gözlemlenmezken, T hücre kökenli ALL örneklerinde (t /Δ) oranında sağlıklı kontrollere göre artış gözlemlendi (p=0,02). Hematolojik maliniteler miyeloid veya lenfoid kökenli olmalarına göre incelendiğinde total LEF1, ΔLEF1 ve (t/δ) parametrelerinin hepsinde lenfoid serilerde anlamlı artışlar görüldü (sırasıyla p= 0,008, p= 0,004 ve p= 0,03). Çalışmamızda farklı hücrelerden köken alan malignitelerin hücre tiplerine göre LEF1 geni ve izoformlarındaki anlatımlarında farklılar tespit edilmiştir. Ayrıca Multiple Miyeloma, KLL, T ALL gibi bazı malinitelerde gen ifadelerinde anlamlı farklılıklar olmamasına rağmen, bu genin faklı izoformlarının dengesinin değişmesinin de hastalıklarla ilişkisinin olabileceği gösterildi. açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark gözlenmedi. AML hastalarında en sık aberan antijen ekspresyonları ise sırasıyla CD7 (%27), CD10 (%16), Tdt (%15) olarak bulundu. CD7 + AML ile CD7 AML, Tdt + AML ile Tdt AML, CD10 + AML ile CD10 AML remisyon indüksiyon tedavisine yanıt ve genel sağkalım açısından karşılaştırıldıklarında anlamlı fark saptanmadı. Tartışma: Bu çalışma kliniğimizde takip edilen yeni tanı akut lösemi hastaları hakkında bilgiler vermektedir. Sonuçta çalışmamızda aberrant antijen sunumunun indüksiyon tedavisine yanıt ve genel sağkalım üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı saptandı. Her ne kadar son yıllarda immünfenotipik inceleme ile saptanan aberrant antijen sunumunun akut lösemi tanısında, izleminde (minimal kalıntı hastalık) ve prognozunda önemi ile ilgili bilgiler artmasına rağmen hastalığın prognozunu belirlemede sitogenetik analiz günümüzde ana unsur olarak yerini korumaktadır. Hastalık prognozunu belirleyen sitogenetik anormallikler ile aberrant antijen sunum ilişkisini irdeleyecek çalışmalar bu konuya ışık tutacaktır. Abstract:0383 TP-08 AKUT LÖSEMİLERDE ABERRANT ANTİJEN SUNUMUNUN PROGNOSTİK ÖNEMİ. Orhan Kemal Yücel 1, Ozan Salim 2, Melike Ulubahşi 2, Ayşen Timurağaoğlu 2. 1 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Antalya, 2 Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, Antalya Giriş: Akut lösemilerde aberrant antijen sunumunun prognostik değeri hala tartışmalıdır. Prognoza olumlu veya olumsuz etkisi olduğu bildirilmekle birlikte prognozu etkilemediği de bildirilmiştir. Amaç: Akut lösemilerde immünfenotipik özelliklerin tedavi yanıtına (remisyon indüksiyon) ve genel sağkalıma olası etkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: AÜTF İç Hastalıkları ABD Hematoloji BD nda Nisan 2008 ile Nisan 2011 tarihleri arasında de novo akut lösemi tanısı alan, 18 yaş ve üstü, 90 hasta (56 erkek,34 kadın) retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: 62 (%68.9) hasta AML, 18 (%20) hasta ALL (16 B-ALL, 2 T-ALL), 5 (%5,6) hasta AUL, 5 (%5,6) hasta BAL olarak saptandı. AUL ve BAL tanısı olan hastalar istatistik analize alınmadı. Aberan antijen ekspresyonu olan ALL (My + ALL) hastaları ile olmayan ALL (My ALL) hastaları indüksiyon tedavisine yanıt ve 10 aylık genel sağkalım açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. ALL de en sık gözlenen aberan antijen ekspresyonu CD33 pozitifliği olarak saptandı. CD33 + ALL ile CD33 ALL remisyon indüksiyon tedavisine yanıt ve genel sağkalım açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark gözlenmedi. Aberan antijen ekspresyonu olan AML (Ly + AML) hastaları ile olmayan AML (Ly AML) hastaları indüksiyon tedavisine yanıt ve 10 aylık genel sağkalım açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmadı. Ly + AML ile Ly AML ve My + ALL ile My ALL sitogenetik anormallikler açısından karşılaştırıldı. Gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Ly + AML ile Ly AML risk (iyi-orta-kötü) açısından anlamlı fark göstermedi. My + ALL ile My ALL risk (standart, yüksek) Şekil 1. ALL hastalarının genel sağkalım eğrisi Şekil 2. AML hastalarının genel sağkalım eğrisi. XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 47

8 Abstract:0132 TP-09 MANTLE HÜCRELİ LENFOMADA FLOW SİTOMETRİ İLE DİAGNOSTİK SKORLAMA SİSTEMİNİN GÜVENİLİRLİĞİ. Muzaffer Keklik 1, Serdar Şıvgın 1, Mustafa Yavuz Köker 2, Demet Çamlıca 3, Gülşah Akyol 1, Leylagül Kaynar 1, Ali Ünal 1, Bülent Eser 1, Mustafa Çetin 1. 1 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı, 2 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Allerji İmmünoloji Bilim Dalı, Flow Sitometri Ünitesi, 3 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Flow Sitometri Laboratuvarı, Kayseri Giriş-Amaç: Flow sitometri, akut ve kronik lösemilerin tanımlanmasında yaygın olarak kullanılmaya başlandıktan sonra, malign lenfomaların değerlendirilmesinde de kullanımı gittikçe artan bir immunofenotipleme yöntemi olmuştur. Bu çalışmada amacımız; Mantle hücreli lenfoma hastalarında flow sitometrik analize dayanarak tanısal skorlama sistemi oluşturmaktı. Hastalar ve Yöntemler: Ocak Haziran 2012 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi Hematoloji Ünitesi ne başvuran ve klinik olarak Mantle hücreli Lenfoma tanısı konmuş olan 22 hastanın periferik kan veya kemik iliğinden yapılan flow sitometrik analiz sonuçları değerlendirildi. Hastaların 13 ü erkek, 9 u kadındı. Yaş ortalaması; 62,6 (41-85) idi. 8 periferik kan, 14 kemik iliği örneğinde HLA DR, CD45, CD5, CD19, CD20, CD22, CD23, FMC7, Kappa ve Lambda antikorları kullanılarak flow sitometrik analiz yapıldı. Mantle hücreli Lenfoma için tanısal skorlama kriterleri şu şekilde belirlendi: -CD5/19 ortak pozitif görünüm 1 puan -CD 23 negatif görünüm 1 puan -CD 20/22 (parlak)* pozitif görünüm 1 puan -FMC7 pozitif görünüm 1 puan -Kappa Lambda monoklonalitesi 1 puan * CD20/22 pozitifliği Kronik Lenfositik Lösemi(KLL) de de görülebilir ancak; zayıf floresan etki oluşturur. Bulgular: 11 hasta 5 puan ile tüm kriterleri karşıladı (%50). 8 hastada 4 puan elde edilirken (%36.4), 3 hastada 3 puan tespit edildi (%13.6). Skorlamada 4 puan alan 8 hastanın 5 inde CD5/19 ortak pozitifliği bulunmaz iken; 2 hastada FMC7 negatif ve 1 hastada ise CD23 pozitif tespit edildi. Flow sitometrik analiz sonucunda; klinik olarak Mantle hücreli Lenfoma düşünülen hastaların %50 sinin diagnostik skorlama sistemi ile 5 puan alarak tüm kriterleri karşıladığı tespit edildi. 8 hasta (%36.4) Atipik Mantle hücreli Lenfoma olarak kabul edildi ve diğer tanısal yöntemlerle Mantle Hücreli Lenfoma tanısı teyid edildi. 3 hasta (%13.6) ise 3 puan alarak Sınıflandırılamamış Lenfoma olarak değerlendirildi. Periferik kandan yapılan analizlerde; 8 hastadan 5 inin (%62.5) 5 puan aldığı; 2 hastanın (%25) 4 puan, 1 hastanın (%12.5) ise 3 puan aldığı görüldü. Kemik iliğinden yapılan analizlerde ise; 14 hastadan 6 şar hastanın (%42.85) 5 puan ve 4 puan, 2 hastanın (%14.3) ise 3 puan aldığı tespit edildi. Sonuç: Flow sitometrik tanısal skorlama sisteminin; Mantle Hücreli Lenfoma tanısında uygulanırlığı artırılmalıdır. Kemik iliği veya periferik kandan yapılacak olan diagnostik skorlama ile, tanıya büyük oranda katkıda bulunulabilir. Tablo 1. Flow Sitometri ile elde edilen sonuçlar Hematopoetik Kök Hücre Nakli ve Yüksek Doz Tedaviler Abstract:0444 TP-10 ALLOJENİK HEMATOPOİETİC KÖK HÜCRE NAKLİ (ALLOHKHN) YAPILAN AKUT LÖSEMİLİ HASTALARDA NAKİL ÖNCESİ DÜŞÜK SERUM ALBUMİN DÜZEYLERİNİN YAŞAM SÜRESİ ÜZERİNE OLAN ETKİSİ. Serdar Şıvgın 1, Süleyman Baldane 2, Tahsin Özenmiş 2, Muzaffer Keklik 1, Çiğdem Pala 1, Leylagül Kaynar 1, Gökmen Zararsız 3, Mustafa Çetin 1, Ali Ünal 1, Bülent Eser 1. 1 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Erciyes Kök Hücre Nakli Merkezi, Kayseri., 2 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Kayseri., 3 Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, Kayseri. Giriş-Amaç: Serum albumin düzeyleri hem sağlıklı kişilerde hem de malignite tanısı alanlarda beslenme durumunu yansıtan bir gösterge olarak kabul edilir. Bu çalışmada; allojenik hematopoietic kök hücre nakli (allohkhn) yapılan akut lösemili hastalarda nakil öncesi düşük serum albumin, D-dimer, kreatinin ve fibrinojen düzeylerinin nakil sonrası prognoz üzerine olan etkisi araştırıldı. Gereç-Yöntem: Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kök Hücre Nakli Hastanesi nde yılları arasında allojenik HKHN yapılmış toplam 102 hastanın kayıtları analiz edildi. Nakil öncesi 10 güne kadar ölçülen serum albumin, D-dimer, kreatinin ve fibrinojen düzeyleri hasta dosyalarından tesbit edildi. Serum değerleri normal olanlar Grup 1 olarak, anormal serum değerleri olanlar da Grup 2 olarak tanımlanarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Hastaların 42 tanesi (%41.1) kadın ve 60 tanesi(%58.9) erkek idi. Tanı dağılımı; akut myeloid lösemi (AML) 65 hastada(%63.7) görülürken, akut lenfoblastik lösemi (ALL) 37 hastada (%36.3) görüldü. Median yaş 26.0 yıl idi (min-max:13-57). Grup 1 de median tüm yaşam süresi (TYS) (min-max: ) gün iken, Grup 2 de bu değer gündü (minmax: ). Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.007).tek değişkenli ve çok değişkenli analizlerde; serum albumin düzeyi <3.2gr/dL olanlarda TYS serum albumin düzeyleri >=3.2gr/dl olan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede kısalmış bulundu (sırasıyla; HR:2.32, min-max: and HR:2.70, min-max: , p=0.009). Hastalıksız yaşam süresi(hys) Grup 1 de184.0(min-max: ) gün iken, Grup 2 de 445.0(min-max: ) gün 48 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

9 bulundu. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. (p=0.045). Diğer serum parametreleri açısından; yaş, cinsiyet, verici cinsiyeti, nakile kadar olan zamanın uzunluğu, hazırlama rejimleri, HLA durumu, total CD34 hücre sayısı, fibrinojen, D-dimer ve kreatinin açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p<0.05). Sonuç: Nakil öncesi düşük serum albumin düzeyleri akut lösemili allohkhn yapılacak hastalarda nakil sonrası kısalmış yaşam süreleriyle ilişkili olabilir. Şekil 1. Grupların Kaplan-Meier analizi-tüm Yaşam Süresi (TYS) Şekil 2. Grupların Kaplan-Meier analizi-hastalıksız Yaşam süresi (HYS) Kemik İliği Yetersizliği ve Miyelodisplastik Sendromlar Abstract:0530 TP-11 GHOSAL HEMATO-DİYAFİZYAL DİSPLAZİ: TROMBOKSAN SENTAZ GENİNDE (TBXAS1) İKİNCİ MOLEKÜLER KARAKTERİZASYON, İLK NULL (TRP203STOP) VE YENİ MİSSENSE (PRO406LEU) MUTASYON. Günay Balta 1, Neşe Yaralı 2, Şinasi Özsoylu 1, Çiğdem Altay 1, Fatma Gümrük 1. 1 Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Hematoloji Anabilim Dalı, Ankara, 2 Ankara Çocuk Sağlığı Hastalıkları, Hematoloji Onkoloji Hastanesi, Ankara Amaç: Ghosal hemato-diyafizyal displazi (GHDD) kemiklerin diyafiz ve metafiz bölgelerinde kemik densite artışına yol açan, ağır displazi ve sadece kortikosteroid tedavisine parsiyel yanıt veren refrakter anemiyle karakterize, son derece nadir, otozomal resesif bir hastalıktır yılında hastalıkla ilişkili kromozomal lokalizasyon saptanmış, missense mutasyonlar gösterilerek hastalıktan tromboksan sentaz (TXAS) enzimini kodlayan TBXAS1 geninin sorumlu olduğu bildirilmiştir. TXAS prostaglandin endoperoksiti bir sitokrom P450 enzimi olan tromboksan A2 ye dönüştürür. Literatürde gen- GHDD ilişkisini gösteren ikinci bir yayın henüz bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, GHDD tanısı alan Türk hastalarının gende moleküler karakterizasyonunu yaparak bilime ve toplumumuza katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: GHDD tanısı almış 1. derece akraba evliliği olan 3 aileden gelen 5 hasta araştırmanın konusunu oluşturmuştur. Mutasyon analizinde, hasta periferik kanlarından izole edilen RNA lar cdna ya çevrilmiş ve TBXAS1 geni cdna sı özel olarak tasarlanan primerler kullanılarak dört bölge halinde PCR da çoğaltılıp, elde edilen DNA fragmentleri direkt DNA dizi analizine alınmıştır. cdna da saptanan mutasyonlara ve tereddüt edilen bölgelere karşılık gelen ekzonlar, genomik DNA üzerinde tekrar mutasyon analizine alınarak bulunan mutasyonların hasta ve anne-babalarda doğrulanması ve kesin sonuca varılması sağlanmıştır. Bulgular: Aslen Gümüşhane li, 8 yaşında tanı almış 29 yaşında bir kız hastada 11. ekzonda homozigot c994g>a nükleotid değişiminin oluşturduğu Trp203Stop null mutasyonu saptanmıştır. Çankırı lı 8 ve 3 yaşlarında tanı alan 24 ve 19 yaşlarında 2 erkek kardeşte ekzon 14 de, homozigot 1603C>T baz değişikliği nedeniyle oluşan Pro406Leu missense mutasyonu bulunmuştur. Anne ve baba heterozigot taşıyıcıdır. Aslen Çankırı lı, tanı yaşları 8 ve 4 olan 31 ve 26 yaşlarında 1 erkek 1 kız kardeşde genomik ve cdna taranmış, ancak gende hastalıktan sorumlu olabilecek herhangi bir moleküler patoloji gösterilememiştir. Sonuç: Bu çalışmayla, TBXAS1 geninde ilk kez bir null mutasyon gösterilerek, tromboksan sentaz enzim yokluğunun yaşamla bağdaştığı gösterilmiş, hastalarda kanama gözlenmemesi nedeniyle de enzimin kanama mekanizmasındaki önemi tartışmaya açılmıştır. İki ailede 1 null, 1 missense 2 yeni mutasyon saptanması, literatürde 4 ailede 4 farklı missense mutasyon bildirilmiş olması, TBXAS1 geni mutasyon spektrumunun, çoğu missense olmakla birlikte her hastanın kendine özgü mutasyonu olacak kadar heterojen olabileceğini göstermektedir. Bir ailede gende mutasyon saptanmamış olması, hastalıktan birden fazla genin sorumlu olabileceğine işaret edebilir. XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 49

10 Sonuç olarak GHDD den sorumlu TBXAS1 geninde araştırma yapan ikinci ülke olarak bilime katkıda bulunmanın yanında, belki de bilinmediği için çok nadir gözlenen bu hastalık konusunda farkındalık yaratıp, daha fazla sayıda hastaya tanı konulmasına aracılık ederek hastalarımıza ve topluma yarar sağlayabiliriz kanısındayız. Abstract:0121 TP-12 FANKONİ APLASTİK ANEMİLİ ÇOCUKLARDA OKSİDAN HASAR İLE İNSÜLİN DİRENCİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ARAŞTIRILMASI. Erol Erduran 1, Aysenur Bahadır 1, Yüksel Aliyazıcıoğlu 2, Davut Albayrak 3, Mustafa Büyükavcı 4, İbrahim Turan 2. 1 Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı, Trabzon, 2 Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Trabzon, 3 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji- Onkoloji Bilim Dalı, Samsun, 4 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı, Erzurum Giriş: Fankoni aplastik anemisi (FAA) otozomal resesif geçen ve kemik iliği yetmezliği bulguları ile kendini gösteren bir hastalıktır. FAA nin etyopatogenezinde DNA tamir mekanizmasındaki bozukluk ve/veya Fankoni hücrelerinin serbest oksijen radikallerini uzaklaştırma yeteneğindeki eksiklik sorumlu tutulmaktadır. DNA tamir proteinleri oksidatif strese çok hassastır. FAA li çocuklarda sık yapılan kan transfüzyonları ve barsaktan demir emiliminin artması sonucu aşırı demir yüklenmesi olmaktadır. Gerek hücrelerde serbest oksijen radikalleri uzaklaştırılamayınca, gerekse de biriken demir, hücrelerde membran lipit peroksidasyonu, DNA hasarı ve protein yıkımını artırarak hasar oluşturur (1). Yöntem: Bizim çalışmamızda FAA li 23 hastada (n=11 kız, n=12 erkek) glikoz metabolizması bozuklukları değerlendirilerek eş zamanlı hepsidin, ferritin ve reaktif oksijen radikallerinin artışına bağlı lipid peroksidasyonunu gösteren malondialdehid (MDA), DNA oksidasyonunu gösteren 8-hidroksil deoksiguanozin (8-OHdG), protein oksidasyonunu gösteren protein karbonilleri (karbonil) çalışıldı ve istatistiksel olarak aralarındaki ilişki değerlendirildi. Sonuçlar: 16 vakada DEB testi pozitifti. Yedi vakaya kemik iliği transplantasyonu yapılmıştı. Şelatör tedavisi üç vaka alıyordu. İnsülin direnci olan 12 vakanın 8-OHdG, ferritinve MDAdüzeyleri insulin direnci olmayan 11 vakaya göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (sırası ile p= 0,009, p= 0,001, p= 0,013).İnsülin direnci ile ferritin arasında %56,8 kuvvetinde iyi korelasyon izlendi. İnsülin direnci ile hepsidin, ferritin düzeyi ile hepsidin arasında korelasyon izlenmedi. Hastaların 8-OHdG ve MDA sonuçları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (sırası ile p=0,001, p= 0,002). Protein karbonilleri ile hepsidin değerleri arasında anlamlılık bulunmadı (p> 0,05). Tartışma: Literatürde FAA li hastalarda endokrinolojik sorunlar ve insülin direnci ile ilgili çok az çalışma bulunmaktadır (2). Ayrıca FAA de hepsidin düzeylerinin değerlendirilmesi ile ilgili çalışma bulunmamaktadır. Bizim çalışmamızda ferritin düzeyi arttıkça insulin direncinin arttığı izlendi. Hepsidin düzeyi ile ferritin ve insülin direnci arasında ilişki bulunamadı. FAA li hastalarda hücrelerin oksidan hasarına bağlı lipid peroksidasyonu ve DNA oksidasyonu artmaktadır. Hastalığın patogenezinde oksidan hasarın öncelikli rol oynadığı düşünülmektedir. Ayrıca FAA li hastalarda görülen insülin direncinin serum ferritin seviyesi ile ilişkili olduğunu düşünmekteyiz. Abstract:0385 TP-13 MYELODİSPLASTİK SENDROM TANILI HASTALARDA SERBEST RADİKALLER VE ANTİOKSİDAN SİSTEM PARAMETRELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ. Ajda Ersoy Güneş 1, Mesut Ayer 2. 1 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı, İzmir, 2 Sağlık Bakanlığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları, İstanbul Amaç: Myelodisplastik sendrom (MDS), inefektif hematopoez, klonal kromozom anormalikleri ile birlikte sitopeniler ile seyreden ve AML ye dönüşüm riski olan hematopoetik kök hücrelerin klonal bir hastalığıdır. Serbest radikaller ve oksidatif stres bir çok hastalığın patogenezinde rol oynamaktadır. Bu çalışmada MDS ile serbest radikal ve antioksidan sistem ilişkisini araştırmayı amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Haseki E. A. H. Hematoloji polikliniğinde takipli 30 MDS (9 hasta RA, 2 hasta RARS, 13 hasta RCMD, 2 hasta RAEB-1, 1 hasta RAEB-2, 1 hasta 5 q- sendromu, K/E: 21/9, median yaş: 64,3) tanılı hasta katıldı. Sağlıklı kontrol grubu 18 kişiden oluşmaktadır.(k/e: 12/6, median yaş: 63) Sigara ve alkol kullanımı, kronik böbrek yetmezliği, kronik karaciğer hastalığı, aktif enfeksiyonu olan hastalar, yüksek bilirubin değerleri olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Vaka ve kontrol grubunda EDTA lı tüplere toplanan kan örneklerinde serbest radikal olarak MDA (malon dialdehid), NO (nitrik oksit), antioksidan enzim olarak SOD (superoksit dismutaz) düzeylerine bakıldı. MDA düzeyi TBARS ölçüm kiti ile kolorimetrik yöntemle çalışıldı. NO düzeyi, total nitrat ve nitritin kolorimetrik ölçümü ile belirlendi. Bulgular: Hasta grubu MDA düzeyi ortalama 14,18 μmol/dl, kontrol grubunda 10,54 μmol/dl saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.001) MDA düzeyi yaş grupları arasında, FAB ve WHO alt gruplar arasında ve cinsiyetler arasında karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Hasta grubunun SOD düzeyi ortalama 0,52 U/ml, kontrol grubunda ise 0,59 U/ml olarak belirlendi, istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. (p>0.05) Hasta grubunun NO düzeyi ortalama 17,07 μmol/dl, kontrol grubunun ise 27,8 μmol/dl saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.05) Sonuç: Hasta grubunda antioksidan olarak bakılan SOD değerlerinde belirgin bir farklılık saptanmasa da serbest radikal ve lipid peroksidasyonunun son ürünü olan MDA seviyesinde anlamlı bir artış görülmesi MDS da serbest radikaller ile antioksidan sistem arasındaki dengenin bozulduğunu, artan serbest radikallerin hastalığın patogenezinde ve progresyonunda rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Daha önce yapılan çalışmalarda demir ve B12 eksikliğine bağlı anemilerde NO seviyesinde artış saptanmıştır. Bu çalışmada MDS hasta grubunda NO seviyesinin düşük bulunması demir ve kobalamin metabolizmasının NO seviyesi ile ilişkili olabileceğini düşündürmekle birlikte yapılabilecek geniş kapsamlı çalışmalarla NO in MDS deki rolü hakkında daha fazla bilgi edinebiliriz. 50 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

11 Abstract:0415 TP-14 KONJENİTAL NÖTROPENİ OLGULARUNDA HAX 1 VE ELA 2 MUTASYONLARININ ARAŞTIRILMASI. Ömer Devecioğlu, Sevinç Gümüş, Ayçagül Kanbay, Çağrı Güleç, Neslihan Yükmen, Aykan Ali Özgüven, Ayper Somer, Melike Ersoy, Tiraje Celkan, Ayşegül Ünüvar, Gülyüz Öztürk, Zeynep Karakaş, Sema Anak, Leyla Ağaoğlu. İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, İstanbul Giriş: Nötropeniler konjenital ve edinsel olarak iki gruba ayrılırlar. Konjenital nötropeniler arasında ağır konjenital nötropeni(akn), siklik nötropeni(sin) ve sendromik nötropeniler(sen) sayılır. Sekonder nötropeniler ise infeksiyon sonrası gelişen (postinfeksiyöz:pin), ilaca bağlı(ibn), otoimmün(oin) ve sistemik hastalığa bağlı(shbn) nötropeniler olarak dört gruba ayrılır. Bu çalışmada merkezimize nötropeni ile başvuran olguların incelemesi yer almaktadır. Materyel ve Metod: İTF Çocuk Hematoloji/ Onkoloji BD ile Çocuk İnfeksion Hastalıkları BD na yılları arasında nötropeni ön tanısı ile başvuran 53 olgu ile Çocuk Metabolizma BD tarafından izlenen 9 ve Cerrrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji /Onkoloji BD izlenen iki olmak üzere, toplam 64 olgu yeniden değerlendirildi. Yaşları 9ay ile 22 yıl arasında değişen hasta popülasyonunun median yaşı 5 ti. Tanı yaşı 5 gün ile 12 yıl arasında değişmekte olup median yaş 16 aydı. K:E oranı 1:1 di. Klinik olarak siklik nötropeni ve ağır konjenital nötropeni düşünülen 25 olguya PCR yöntemi ve dizileme ile ELA-2, HAX-1 mutasyon analizi yapıldı. Bulgular: 64 olgunun %48.4 i primer(n=31), %51.5 sekonder(n=33) olarak sınıflandırıldı. Tüm nötropeniler arasında en büyük oran %28.1 ile PİN grubuna aitti. Primer nötropeniler arasındaki dağılım; %26.5 AKN(n=17), %12.5 SİN(n=8), %9.3 sendromik nötropeni (n=6) şeklinde idi. Sekonder nötropeniler arasındaki dağılım ise %28.1 PİN(n=18), %15.6 SHBN(n=16), %4.6 İBN(n=5), %3.1 OİN(n=2) olarak bulundu. İki olguda HAX1, bir olguda ELA2 mutasyonuna rastlandı. Sonuç: Nötropeni ile başvuran hasta sayısının oldukça düşük olması bir çok olgunun kayıt dışı kalmış olma olasılığını düşündürmektedir. Ender görülsede Kostman sendromu olgularının erken tanınması radikal tedavi yöntemlerine yönlendirilebilmeleri açısından çok önemlidir. Bu nedenle tanımlanmış genetik incelemeleri yapan laboratuvarların süratle bu hastaların hizmetine sunulması gerekir. PNH klonu araştırılan olguların istek nedenleri ve PNH klonu sonuçları değerlendirildi. Materyal-Metod: Son bir yıl içinde akım sitometri laboratuvarına PNH klonu araştırması amacıyla gönderilen örnekler, sonuçları ve istek nedenleri geriye dönük olarak incelendi. PNH klonu için FLAER (fluorescently labeled aerolysin) yöntemi kullanıldı. Bu yöntemde Nötrofil ve monositler CD45, CD15, CD14 ve CD24 ile belirlendi ve GPI çıpasına güçlü bir şekilde bağlanan floresan işaretli aerolizin kullanıldı. Aerolizinle bağlanmayan nötrofil ve monosit toplulukları PNH klonu olarak kabul edildi. Bulgular: Son bir yıl içinde toplam 110 hastadan akım sitometrik incelemeyle PNH klonu istendiği görüldü. Bu olguların 64 i kadın, 46 si erkek ti ve yaşları 5 ile 84 yaş (ortanca 37 yaş) arasında değişmekteydi. İstek nedenleri incelendiğinde 20 sinde aplastik anemi, 12 sinde PNH, 22 sinde demir eksikliği anemisi, beşinde Coombs negatif hemolitik anemi, 15 inde sitopeni, 25 inde tromboz (6 batın içi, 3 serebral venöz, 3 retinal arter, 3 retinal ven, 7 baldır veni, 3 batın içi arter), 11 inde miyelodisplastik sendrom endikasyonuyla tetkik istendiği anlaşıldı. FLAER yöntemiyle yapılan incelemede ise olguların 90 nında nötrofillerde hiç PNH klonu saptanmadı. Nötrofillerde PNH klonu saptanan olgularda klon boyutu %0,1 ile %94,5 arasında değişmekteydi. PNH klonu %30 un üzerinde olan olgular zaten PNH olduğu biline olgulardı. Aplastik anemi tanısıyla izlenen üç olgumuzda LDH düzeyleri arttığı için PNH klonu isteği yapıldığı görüldü ki bu olgularda nötrofillerde sırasıyla %8.2, %10.1 ve %11.5 oranında PNH klonu saptandı. Aynı olgularda monositlerdeki PNH klonu da sırasıyla %22.1, %12.1 ve %14.5 oranında idi. Tromboz, hemolitik anemi ya da MDS endikasyonuyla gönderilen olguların hiç birinde PNH klonu saptanmadı. Nötrofillerde klon saptanmayan olguların 16 sında monositlerde %0.07 ile %2 oranında PNH klonu saptandığı görüldü. Bu olguların dördü aplastik anemi, dördü tromboz, üçü MDS, üçü de demir eksikliği anemisi nedeniyle izlendiği anlaşıldı. Ancak bu hastalarda PNH düşünülmedi ve altı ayda bir PNH klon incelemesi önerildi. Sonuç: PNH ayırıcı tanıda akla getirilmediği takdirde tanınması oldukça zor olan bir hastalıktır. Trombofili taramasında özellikle batın içi ya da serebral venöz tromboz varlığında PNH ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir. Coombs negatif hemolitik anemilerin tanısı sırasında ya da açıklanamayan sitopenilerin varlığında da PNH klon incelemesi gereklidir Abstract:0644 TP-15 PAROKSİSMAL NOCTURNAL HEMOGLOBİNÜRİ KLONUNU HANGİ HASTALARDA ARIYORUZ? HANGİ HASTALARDA ARAMALIYIZ?. Esra Nazlıgül, Mustafa Nuri Yenerel, Meliha Nalçacı. İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anbilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul Giriş: Klasik olarak gece hemoglobinürisi ve kronik intravasküler hemoliz bulguları ile kendini gösteren paroksismal noktürnal hemoglobinüri (PNH), hemopoietik kök hücrenin klonal bir hastalığıdır. Tanısı da günümüzde akım sitometrik incelemeler sayesinde son derece kolay bir şekilde konulabilmektedir. Ancak hastalığın nadir olması sebebiyle bazen ayırıcı tanıda akla gelmeyebileceği düşünülerek çeşitli rehberler geliştirilmiştir. Bu çalışmada son bir yıldır akım sitometri laboratuvarında XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 51

12 Kırmızı Hücre Fizyolojisi ve Bozuklukları Abstract:0574 TP-16 ASEMPTOMATİK TALASEMİ MAJOR LU HASTALARDA KARDİYAK ETKİLENMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ: QT DİSPERSİYONU, PRO-BNP VE KALP HIZI DEĞİŞKENLİĞİNİN FERRİTİN, MRI İLE SAPTANAN KALP VE KARACİĞER DEMİR YÜKÜ İLE İLİŞKİSİ. Zeynep Karakaş 1, Şükrü Çekiç 2, Kıvanç Yalın 3, Ahmet Kaya Bilge 3, Rukiye Eker Ömeroğlu 4. 1 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji- Onkoloji Anabilim Dalı, 2 Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Alerji-İmmünoloji Anabilim Dalı, 3 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, 4 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Kardiyoloji Anabilim Dalı Giriş: Talasemi major hastalarında mortalitenin en önemli nedeni demir birikimidir. Demir birikimine bağlı gelişen kardiyak komplikasyonlar, hastalardaki başlıca ölüm nedenidir. Artmış QT dispersiyonu ve azalmış kalp hızı değişkenliğinin ventriküler aritmiler ve ani kardiyak ölüm ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Amaç: Talasemi majorlu hastalarda; kardiyak etkilenmeyi erken dönemde belirlemek için kullanılabilecek noninvazif yöntemlerin (Kalp hızı değişkenliği, QTc dispersiyonu, probnp) ferritin, kalp ve karaciğer demir yükü ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Onbeş i erkek, 16 sı kız (12-37 yaşlarında) 31 Talasemi major hastası çalışmaya alındı. 12 derivasyonlu standart EKG lerinde en büyük ve en küçük düzeltilmiş QT (QTc) arasındaki fark hesaplanarak QTc dispersiyonu (QTcd) bulundu, QTcd için sınır değer 50 ms kabul edildi. Hastaların 24 saat ritm holter kayıtlarından otomatik olarak ölçülen zaman bazlı kalp hızı değişikenliği parametreleri ve ferritin değerleri kayıt edildi. Kalp ve karaciğer MRI ları İstanbul Tıp Fakültesi Radyoloji Bilim Dalı nda 1.5 Tesla Philips cihazı ile çekilerek T2* olarak değerlendirildi. Hastalarda demir yükü göstergeleri olan ferritin düzeyi, kalp ve karaciğer MRI sonuçları yaş, cins, kalp hızı değişkenleri (SDNN 24, SDANN 1, SDNN 1, RMSDD, pnn50), QTc dispersiyonu (QTcd), pro-bnp değerleriyle karşılaştırıldı. İstatistiksel değerlendirme SPSS programında Pearson korelasyon testiyle yapıldı. Bulgular: Hastaların ferritin düzeyi ortalaması 2033±1970 ng/dl idi. Hastalarda; Kalp ve karaciğer MRI ı birbiriyle ilişkisiz bulundu. Karaciğer MRI sonucu ferritinle ilişkili iken, kalp demir yükü ferritin düzeyleriyle ilişkisiz, yaşla ilişkili bulundu. Kalpte ağır demir yükü olan (Kardiak T2* değeri <10 ms olan hastalarda); Kalp hızı değişkenleri yaş, cins, ferritin ve probnp ile ilişkili, QTdc yaş ve ferritinle ilişkili bulundu (p<0.01). Kalp T2* değeri <20 ms olanlarda; Kalp hızı değişkenleri yaş ile ilişkili, ProBNP Aver HR, QTdc ile ilişkili, Karaciğer MRI ı Aver HR ve ferritinle ilişkili bulundu (p <0.01). Kalp MRI T2* değeri >20 olanlarda Karaciğer MRI ı ferritinle ilişkili idi. Karaciğerde demir yükü <5 mg/kg kuru ağırlık olan hastalarda ferrtin QTc, probnp ile ilişkili, Kalp MRI RMSDD, pnn50 ile ilişkili bulundu (p>0.01). Karaciğer MRI >7 mg/kg kuru ağırlık olan hastalarda kalp MRI yaşla, Karaciğer MRI ı ferritin ile ilişkili bulundu (p<0.01). Sonuç: Ferritin karaciğer demir yükünü gösterse de hastaların kardiyak durumunu değerlendirmede yeterli değildir. Ferritin düzeyi düşük hastalarda da kalpte demir yükü olabilir. Kalp kökenli yakınması olmayan talasemi majorlu hastalarda, demir toksisitesine bağlı gelişebilecek letal aritmiler, ani kardiyak ölüm ve kalp yetmezliği risklerini öngörmek için ferritin düzeyi dikkate alınmaksızın tüm hastalara belli aralıklarla kalp ve karaciğer MRI çekilmesi, pro-bnp, QTc dispersiyonu ve KHD bakılmasını önermekteyiz. Abstract:0455 TP-17 OLGU SUNUMU: YENİ BİR MUTASYON TANIMLANAN ASERUPLAZMİNEMİ Lİ İLK TÜRK OLGU. Adalet Meral Güneş 1, Melike Sezgin Evim 1, Birol Baytan 1, Remzi Avcı 2, Atsushi Iwata 3, Ayumi Hida 3. 1 Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı Bursa, 2 Özel Bursa Retina Göz Hastanesi, Bursa, 3 Tokyo Üniversitesi, Noroloji Anabilim Dalı, Tokyo Giriş: Aserüloplazmin bakır taşıyıcı bir protein olmasına rağmen en önemli görevi ferrooksidaz aktivitesidir. Bu aktivite vücuttaki demir döngüsü için çok önemlidir. Aserüloplazmin çok nadir rastlanan mikroster bir anemi nedenidir. Mikroster anemi ile gelen hastamızda aserüloplazmin tanışına gidişi tartışdık. Olgu: 17 yaşında kız hasta; Nisan 2010 tarihinde halsizlik solukluk yakınması ile başvurduğunda mikroster anemisi saptandı, aralıklı olarak demir tedavisi kullanmasına rağmen anemisinin devam etmesi üzerine merkezimize başvurdu. Aile geçmişinde özellik saptanmadı. Fizik muayenede; Solukluk dışında bulgusu yoktu. Tam kan sayımında: Hb: 9 gr/dl, MCV:63 fl, Rbc: 4.41 M/μL, RDW: 19, Ret: %1.48, Lökosit: 7890 K/μL, Trombosit: K/μL.Periferik yaymasında; eritrositler belirgin hipokrom mikrositer saptandı. Demir: 14 (μg/dl), SDBK: 366 (μg/dl), Ferritin: 433 ng/ dl.saptandı. Hb elektroforezi, anne ve babanın tam kan sayımı normal bulundu. kronik hastalık anemisi düşünülerek yapılan incelemelerinde özellik saptanmadı. Kurşun düzeyi: 1 μg/dl (0-20) ve Çinko: 76 μmol/l (70-114) normal sınırlarda idi. Transferrin: 272mg/dl ( ) bulundu. Bakır düzeyi ve serüloplazmin düzeyleri düşük olarak geldi. Bakır <25 μg/dl (80-155), Serüloplazmin: <2 mg/dl (20-60) (iki defa ölçüldü). Hastanın demir ve bakır düşüklüğü, ferritin yüksekliği ve mikroster anemisi olması ve serüloplazmini ölçülemeyecek kadar düşük saptanması üzerine Aserüloplazminemi düşünülerek genetik analiz Japonya da yapıldı ve serüloplazmin geninde daha önce bildirilmeyen bir nonsense bir mutasyon saptandı. Karaciğer MR ında orta miktarda demir birikimi saptandı (3,8 msn). Tartışma: Seruloplazmin, bakır transportunu gerçekleştiren bir proteindir. Karaciğerde ve beyinde astrositlerde sentezlenir. Lipid peroksidasyonunu önlemede önemli antioksidandır. En önemli görevi ferrooksidaz aktivitesidir. Fe+2 à Fe+3 dönüşümünü yapar. Serüloplamin eksikliğinde demir trafiği bozulur ve demir birikimine bağlı doku ve organ hasarı gelişir. Hastanın mevcut demiri kullanamadığı ve kemik iliğine taşıyamadığı için mikrositer anemisi vardır. Hastanın bakır düzeyi ve serüloplazmini düşük olmasına rağmen bakır eksikliğine ait bulgusu yoktur. Hastalık en sık Japonlar da görülmekte (1: ). Hastalığın klasik triadı; erişkin başlangıçlı nörolojik bulgular, retinal degenerasyon, diabetes mellitusdur. Hastanın klinik tablosunun oturması genellikle 4. ve 5. dekattan sonradır. Anemi ve retinal dejenerasyon en erken bulgulardır ve 2. dekadan itibaren saptanmaya başlanır. Beyinde özellikle bazal ganglionları tutar. 52 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

13 Hastalığın tedavisinde antioksidan tedaviler ve etkili demir şelasyonu önerilir. Biz hastamıza C vitamini ve çinkoya ilaveten, karaciğerde demir birikimi başladığını gösterdiğimiz için demir şelasyonu başladık. Şelasyon tedavisi için düşük molekül ağırlıklı olması ve lipid bariyerleri kolay geçtiği için deferipronu tercih ettik. Abstract:0231 TP-18 ORAK HÜCRE HASTALIĞINDA KEMOKİN AİLESİNİN BİR ÜYESİ OLAN FRAKTALKİN İN SERUM DÜZEYİ VE GEN EKSPRESYONUNUN ARAŞTIRILMASI. Selma Ünal 1, Özlem Özdemir 1, Ahmet Ata Özçimen 2, Simge Kaya 1. 1 Mersin Üniveristesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Bilim Dalı, Mersin, 2 Mersin Üniveristesi Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Mersin Orak Hücre Hastalığı (OHH), otozomal resesif kalıtılan bir kan hastalığı olup hemoglobinopatiler arasında en sık görülenidir. Hastalığın sıklığı %0.5 ile %37 arasında değişmektedir. Globulin sentezi sırasında zincirin 6. konumundaki glutamin aminoasidi yerine valinin gelmesi ile anormal hemoglobin sentezi meydana gelir. Oraklaşan eritrositler küçük damarlarda tıkanıklık yaparak hastalığın tipik bulgularına neden olurlar. OHH ye ait komplikasyonlar arasında en sık görüleni damar tıkayıcı krizlerdir. Hastalarda endotel değişikliklerinin olması ve klinik bulguların gelişmesinde inflamasyonun önemli rol alması OHH nın inflamatuvar bir hastalık olduğunu düşündürmektedir. Fraktalkin (Fkn); inflamasyona eşlik eden endotel hücrelerinden salınan bir kemokindir. Sitotoksik hücrelerin göçü, kemotaktik fonksiyonları, TNF-α modülasyonu gibi görevleri bulunmaktadır. Fraktalkinin serum düzeyi ve gen ifadesinin hem damar tıkayıcı krizli hem de durağan orak hücre hastalığında artmış olması bu molekülün orak hücre hastalığında görülen inflamasyon patogenezinde rolü olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca damar tıkayıcı krizi olan hastalarda fraktalkin gen ifadesinin daha da artmış olması, tümör nekrozis faktör-alfa ile fraktalkin gen ifadesi arasında pozitif korelasyon olması bu düşüncemizi desteklemektedir. Orak hücre hastalığı ile fraktalkin arasındaki ilişkiyi irdeleyen ilk çalışma olması çalışmamızın önemini artırmaktadır. Bulgular Tablo 1. Lökosit (μ/dl) CRP (mg/l) TNF- (pg/ml) IFN- (pg/ml) sfkn (ng/ml) Grup IA (n=32) Ort±SS Grup IB (n=55) Ort±SS Grup II (n=55) Ort±SS p değeri 14478,44 ± ,64 ± ,91 ± 2748 <0,001 P1<0,001 P2<0,001 P3<0,001 22,47 ± 40,00 5,95 ± 7,24 1,83 ± 1,39 <0,001 P1<0,001 P2<0,001 P3<0,001 22,24 ± 70,73 29,37 ± 81,35 3,15 ± 1,38 <0,001 P1<0,001 P2<0,001 P3>0,05 0,84 ± 0,37 0,90 ± 0,58 1,06 ± 0,67 0,050 2,65 ± 2,07 2,00 ± 1,73 1,32 ± 0,92 0,014 P1=0,01 P2=0,023 P3=0,154 Fkn gen ifadesi 90,32 ± 268, ± 32,70 0,26 ± 0,16 <0,001 P1<0,001 P2<0,001 P3<0,001 Abstract:0608 TP-19 BETA TALASEMİ MAJORLU HASTALARDA DOKU DOPPLER EKO BULGULARI İLE T2* MR BULGULARININ KARŞILAŞTIRILMASI. Ayşen Türedi Yıldırım 1, Yeşim Oymak 1, Yöntem Yaman 1, Timur Meşe 2, Selen Bayraktaroğlu 3, Yeşim Aydınok 4, Canan Vergin 1. 1 Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Pediatrik Hematoloji Kliniği, İzmir, 2 Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Pediatrik Kardiyoloji Kliniği, İzmir, 3 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir, 4 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pediatrik Hematoloji Anabilim Dalı, İzmir Amaç: Beta talasemi majorlu hastalarda kardiyak disfonksiyonu saptamada T2* Manyetik Rezonans (MR) a göre maliyeti daha az olan Pulse Wave (PW) Dopler ile Doku Doppler (TDI) ekokardiografinin etkinliğini araştırmak. Materyal-Metod: Çalışmaya Behçet Uz Çocuk Hastanesi hematoloji kliniğinde düzenli eritrosit süspansiyon transfüzyonu ve şelasyon tedavisi alan, yaşları 8-18 arasında değişen, konjenital yada kazanılmış kalp hastalığı olmayan 40 beta talasemi major hastası alındı. Hastalara M-mod, TDI, PW doppler ekokardiografi çekildi. Sonuçlar yaş ve cinsiyet dağılımı uygun 30 sağlıklı çocuktan alınan verilerle karşılaştırıldı. T2* MR görüntüleme 37 hastaya yapılabildi. Beta talasemi mutasyon tipi, splenektomi durumu, yıllık eritrosit transfüzyon miktarı, transfüzyon ilişkili demir yükü (mg/kg/gün), şelasyon tipi retrospektif olarak hastaların dosyalarından elde edildi. Bulgular: Çalışmamızda hasta grubunda PW doppler ile bakılan, diyastolik disfonksiyon parametreleri olan erken ventrüküler dolum hızı (E), atrial kontraksiyon hızı (A), mitral kapak A dalgası süresi (MVA), pulmoner ven atrial ters akım hızında (PVAR), pulmoner ven atrial ters akım süresi ile mitral kapak A dalgası (PVAR-MVA) süresi arasındaki farkdaki artış ve deselerasyon zamanı (DT), pulmoner ven sistolik akım hızındaki (PVS), azalma anlamlı bulundu. Hasta grubunda doku doppler ile bakılan diastolik disfonksiyon parametreleri olan, sistolik miyokardiyal hız (Sm-lateral), erken diastolik miyokardiyal hız (Em-midseptal) ve erken ventrüküler dolum hızının (E) erken diastolik miyokardiyal hıza (Em, lateral-bazalmidseptal) oranındaki artış, geç diastolik miyokardiyal hız (Am-lateral) ve izovolemik kontraksiyon zamanındaki (IVCT-lateral ve bazal) azalma kontrol grubuna göre anlamlı bulundu. Özellikle E/Em oranındaki artış belirgindi. Bununla birlikte disfonksiyon bulguları ile T2* değerleri arasında bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Konvansiyonel EKO bulgularından sol ventrikül enddiyastolik çapı, interventriküler septum diyastolik çapı, sol ventrikül diastolik kitlesi, sol ventrikül diastolik kitle indeksi hasta grubunda belirgin oranda yüksek bulundu. T2* değerindeki azalma ile ejeksiyon fraksiyonu (EF) değerindeki düşüklük ve sol ventrikül duvar kalınlığındaki (LVIDd) artış arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Serum ferritin değerleri ile sistolik ve diastolik disfonksiyonlar arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Talasemi majorlu hastaların T2* değerleri ile ekokardiogrofik verileri arasında ilişki bulanamadığı için, sistolik fonksiyonlar bozulmadan, erken dönemde kalp yetmezliğini saptamada doku doppler ve PW doppler ekokardiografinin yeterli bir tetkik olmadığını düşünülmüştür. XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 53

14 T2* MR ın olmadığı yerlerde, talasemi major hastalarının, kardiyak durumunun takibinde, konvansiyonel ekokardiografi ile bakılan LVIDd ve EF parametreleri kullanılabilir. Bununla birlikte T2* MR kardiyak demir yükünü saptama ve takip etmedeki önemini korumaktadır Abstract:0209 TP-20 BİR MERKEZDE BULUNAN HEMOGLOBİN D PUNJAB SENDROMLARI. Duran Canatan, Gulnur Bargıc, Serpil Delibaş, Seçil Dağcı. Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Hemoglobinopati Tanı Merkezi, Antalya Giriş-Amaç: Hb D-Punjab, D-Los Angeles, D-North Caroline, D-Portugal, ve Oak Ridge olarak ta bilinen beta globin zincirinin 121 aminoasidinde glutamik asit yerine glutamin gelmesi ile karakterize bir anormal hemoglobindir. Dünyada orijinin Hindistanın kuzey batısında yer alan Punjab bölgesi olduğu bilinmektedir. Hb D Punjab sendromları, heterozigot ve homozigot Hb D yanında S/D,alfa/D ve beta/d şeklinde en sık görülmektedir. Ülkemizde yapılan taramalarda bazı Adana, Antalya, Mersin İzmir gibi bazı illerde anormal hemoglobinler içinde Hb S den sonra ikinci sıklıkta Denizli, Muğla ve Kahramanmaraş gibi bazı illerde ise, ilk sırada rastalanan anormal Hb olarak yayınlanmıştır. Akdeniz Kan Hastalıkları Vakfı Hemoglobinopati Tanı merkezinde 2002 yılından beri yapılan testlerde bulunan Hb D Punjab sendromlarını sunmak istiyoruz. Materyal ve Yöntem: Kan örnekleri, merkezin yaptığı köy taramalarından, okul taramalarından, evlilik öncesi taramalarından, bölgede bulunan hastanelerden ve laboratuvarlardan gelen örneklerden elde edilmiştir. Kan örneklerinden tam kan sayımı ve yüksek performanslı likid kromatografi (HPLC) yöntemi çalışılmıştır. Sonuçlar: Son on yılda toplam kan örneği çalışılmış, 149 HbD (%0.13) bulunmuştur. Toplam 721 anormal hemoglobinler içinde, Hb S (%49.6) den sonra %19.5 sıklıkla ikinci sırada yer almıştır. Toplam 149 HbD olgusundan 119 Heterozigot D (%79.9), 19 Homozigot D (%12.8), 5 Beta/D(%3.3), 4 Alfa/D(%2.7), 2 S/D (%1.3) bulunmuştur. Sonuç olarak, ülkemizde bir merkezde Hb D Punjab sendromlarını içeren büyük bir seri ilk defa yayınlanmıştır Koagülasyon ve Fibrinoliz Bozuklukları Abstract:0163 TP-21 KANAMA DURDURMA ÖZELLİĞİ OLAN ANKAFERDİN TROMBİN OLUŞMA ZAMANI ÜZERİNE ETKİSİ. Yonca Eğin 1, Kenan S. Köse 2, İbrahim C. Haznedaroğlu 3, Nejat M. Akar 4. 1 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Genetik Hastalıkları Anabilim Dalı., Ankara, 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bioistatistlik Anabilim Dalı., Ankara, 3 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Anabilim Dalı., Ankara, 4 TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Hastanesi, Ankara Amaç: Ankaferd (ABS), endotel, kan hücreleri, angiogenesis, hücresel proliferasyon, vasküler dinamikler ve / veya hücre arabulucular üzerinde etkileri olan, standart bir karışımdır (1). Temel etki mekanizması vital fizyolojik eritrosit birikimlerinin protein ağı yapısı oluşturmasıdır. Hemorajik stres yanı sıra hemostatik hemodinamik aktiviteyi, hücresel apoptotik yanıtları düzenler. Ankaferdin doku ve kanda proteinler üzerinde birçok etkisi vardır (2). Trombin, hemostaz, inflamasyon, enfeksiyon, apopitoz ve tümörogenezisde yer alan pleiotropik bir moleküldür. Bu nedenle, gözlenen hücresel eylemlerin altında yatan etkinin ABS nin sahip olduğu, pleiotropik özelliklerinin moleküler bağlantıları olabilir (3). Bu çalışmada pleiotropik bir molekül olan, ABS nin Trombin Oluşma Zamanı üzerinde etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereçler ve Yöntem: Çalışma grubuna 27 ile 57 yaş aralığında yetişkin gönüllüler dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubu örnekleri sitratlı tüpe alınarak, -80 C de saklanmıştır. Plazma örnekleri Trombin Jenerasyon Kitleri (DIAGNOSTICA STAGO S.A.S., FRANSA) kullanılarak çalışılmıştır. Calibrated Automated Trombogram (Thrombinoscope bv, Thermo Electron Corporation, Hollanda) cihazı ile trombin jenerasyonu değerlendirilmiştir. Warfarin kullanılan hastalar ile sağlıklı bireyler, Endojen Trombin Potansiyeli (ETP), Lag Time, Peak, tt-peak, Start Tail incelenerek Trombin Oluşma Zamanı parametreleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Kontrol ve warfarin kullanan grup 0μl, 2μl, 3μl, ABS ile muamele edildikten sonra çalışılmıştır. Hasta ile kontrol grubu arasında, Faktör V Leiden taşıyan ve taşımayan gruplara göre yapılan istatistik sonuçları Tablo1,2,3 de verilmiştir. İstatistiksel analiz SPSS Windows programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuç: Farklı konsantrasyonda ABS kullanılması, kontrol ve warfarin kullanan hasta grubu arasında Endojen Trombin Potansiyeli oluşturması açısından bir fark yaratmamıştır. Bulgularımız ve önceki araştırmalar ABS nin topikal bir biyolojik yanıt değiştirici olarak hareket edebileceğini göstermiştir. ABS halen temel ve klinik çalışmalarda geliştirilmekte olduğundan, trombin ile olan ilişkiler de dahil olmak üzere moleküler etkileşimleri, temel ve klinik hemostazın rolünü aydınlatmak için yol gösterici olacaktır. Tablo 1. Sağlıklı Kontrol Grubu ile Coumadin Kullanan Hasta Grubunun Karşılaştırılması. Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev n Mean Std. Dev. p Lag Time 42 3,4 0, ,9 1,71 0 ETP ,4 853, ,6 614,7 0,002 Peak ,7 326, , ,002 tt Peak 42 7,5 9,9 21 7,3 1,89 0,902 Start Tile 42 18,9 4, ,8 5,4 0,027 Tablo 2. Faktör V leiden taşıyan ve taşımayan kontrol ve hasta grubunun karşılaştırılması. FVL (-) Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev. n Mean Std. Dev p Lag Time 21 3,5 0,9 12 4,74 1,75 0,017 ETP ,3 809, ,5 496,5 0,001 Peak ,2 436, ,9 117,8 0,03 tt Peak 21 9,3 13,9 12 6,9 2 0,57 Start Tail 21 19,9 3, ,7 6,3 0,29 FVL (+) Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev. n Mean Std. Dev. p Lag Time 21 3,2 0,59 9 5,2 1, XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

15 ETP ,7 865, , ,301 Peak ,1 137, ,7 125,5 0,003 tt Peak 21 5,8 1,1 9 7,7 1,7 0,002 Start Tail , ,1 0,051 Tablo 3. 0μl, 2μl, 3μl Ankaferd konsatrasyonunda Sağlıklı ve Warfarin Kullanan Hasta Grubunun Karşılaştırılması. Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev. n Mean Std. Dev. p Lag Time 14 3,2 0,54 7 4,6 1,8 0,014 ETP ,4 690, ,4 640,1 0,069 0μl Ankaferd Peak ,9 503, ,8 123,9 0,186 tt Peak 14 10,1 17,2 7 6,7 1,88 0,614 Start Tail ,2 7 22,2 5,58 0,248 Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev. n Mean Std. Dev. p Lag Time 14 3,4 0,75 7 5,02 1,72 0,008 ETP , ,6 769,9 0,092 2μl Ankaferd Peak ,7 178, ,4 126,7 0,008 tt Peak ,17 7 7,3 1,75 0,065 Start Tail 14 17,4 5,5 6 19,6 4,5 0,396 Kontrol Coumadin n Mean Std. Dev. n Mean Std. Dev. p Lag Time 14 3,57 0,98 7 5,1 1,84 0,016 ETP ,2 1049, ,9 0,089 3μl Ankaferd Peak ,4 202, ,8 111,2 0,022 tt Peak 14 6,5 1,68 7 7,8 2,1 0,138 Start Tail 14 19,3 3,9 7 23,2 6,1 0,09 Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin tamamı hemofilinin pıhtılaşma faktör eksikliğine bağlı kanama ile seyreden bir hastalık olduğunu doğru olarak işaretlerken, ancak %84 ü hemofiliyi erkek cinsiyetle ilişkilendirmiştir. Hemofilinin kalıtsal veya edinsel olabileceğini belirten hekimlerin oranı %22 dir. Kanamaları durdurmak için neler verilebilir sorusuna hekimlerin sadece %12 si tüm seçenekleri doğru olarak bilmiş; %9 u trombosit verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Katılan hekimlere, branşları ile ilgili bir hastalığın tedavisi için kendilerine yönlendirilmiş bir hemofili hastasına nasıl davrandıkları sorulduğunda %79 u hastayı, hemofili açısından takip eden hekimle görüşüp olasılık ve hastane olanaklarını değerlendirdikten sonra kabul edip edemeyeceğime karar veririm şeklinde yanıtlamıştır. Hekimler tarafından diğer sorulara verilen yanıtlar Tablo 2 de özetlenmiştir. Tartışma ve Sonuç: Anketimizin sonuçları çalışmaya katılan ve çoğunluğu uzmanlık öğrencisi farklı branşlardaki hekimlerin hemofili hakkında kısmen bilgi sahibi olduğunu göstermektedir. Dikkat çeken noktalardan biri hekimlerin büyük kısmının (%80) hemofilinin edinsel olabileceğini bilmiyor olmasıdır. Bir diğer nokta, çoğu hekimin ev tedavisinin standart olarak kabul edildiği günümüzde halen eklem kanama tedavilerinin hastanede yapılması gerektiğine inanıyor olmasıdır. Hemofilili hastalara kas içi enjeksiyon yapılabileceğini söyleyen hekim sayısı azımsanmayacak düzeydedir. Yine hekimlerin üçte biri hemofilililerin spor yapmaması gerektiğini düşünmektedir. Bu durum, tıp eğitimi sırasında hemofili hastalığı hakkında yeterli farkındalık oluşturulamadığını göstermektedir. Abstract:0278 TP-22 HEKİMLER HEMOFİLİYİ NE KADAR TANIYOR? Simge Erdem 1, Ahmet Sarıcı 1, Muhlis Cem Ar 2, Ayşe Salihoğlu 3, Osman Yokuş 2, Fettah Sametoğlu 1, Berna Yurttaş 3. 1 İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Kliniği, 2 İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Kliniği, 3 İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniği, İstanbul Giriş-Amaç: Hemofili, faktör VIII veya IX eksikliği sonucunda gelişen nadir bir kalıtsal kanama bozukluğu olup, eklem ve kas içi kanamalarla kendini gösterir. Hemofili A (FVIII eksikliği) sıklığı Hemofili B ye (FIX eksikliği) göre 5-6 kat fazladır. Bu hastalığa hekimlerin günlük pratikteki yaklaşımları ya hastalığın kanama riskini abartarak gereken tıbbi girişim ve tedavileri yapmaktan kaçınmak ya da hastalığın önemini göz ardı edip önlem almadan girişimde bulunmak şeklinde olmaktadır. Mevcut anket çalışması ile hematolog dışı hekimlerin hemofili hastalığı hakkındaki farkındalıklarını belirlemeyi amaçladık. Çalışma sonucunda elde edilecek verilerin, hemofilinin hekimler ve tıbbi personel arasındaki farkındalığını artırmaya yönelik eğitim programlarının geliştirilmesinde kullanılması planlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanelerinde Hematoloji dışındaki dallarda eğitim gören uzmanlık öğrencileri ile görev yapan uzmanlardan oluşan 90 kişi dahil edildi. Deneklerden hemofili tanısı, tedavisi ve kişisel deneyimlerini sorgulayan 10 adet çoktan seçmeli soru ile 14 adet doğru/yanlış sorusu içeren bir anketi yanıtlamaları istendi. Deneklerin özellikleri Tablo 1 de verilmiştir. Tablo 1. Denek Özellikleri Denek sayısı 90 Yaş (yıl, ortanca [aralık]) 28 [25-51] Cinsiyet (K/E) 35/51 Eğitim (Uzm. Öğrencisi/Uzman) 75/15 Mecburi Hizmet (yapmış/yapmamış) 42/45 Uzmanlık alanı Dahili Bilimler Cerrahi Bilimler Acil Hekimleri Aile Hekimleri Hemofili tanılı akraba veya yakını olan 3 Tablo Sorular [D] / [Y] / [B] a. Hemofili bir çocukluk hastalığıdır; bu hastalar çoğunlukla erişkin yaşa gelmeden kaybedilirler. [8] / [81] / [1] b. Faktör VIII eksikliği Hemofili A, faktör IX eksikliği Hemofili B olarak adlandırılır. [86] / [-] / [4] c. Hemofilide genellikle kadınlar taşıyıcı, erkekler hastadır. [86] / [3] / [1] d. Hemofilide transfüzyon yapmak sakıncalıdır; demir birikimine neden olur. [47] / [36] / [7] e. Hemofilide eklem kanaması tedavileri hastanede yatırılarak yapılmalıdır. [73] / [9] / [8] f. Hemofilide intrakraniyal kanama çok sık görülür. [3] / [79] / [8] g. Hemofilili hastalarda cerrahi girişim yapılamaz. [7] / [81] / [2] h. Hemofilili hastaların kanama tedavisini evde alması sakıncalıdır. [57] / [25] / [8] i. Hemofilili hastalarda hepatit, HIV gibi viral enfeksiyonların görülme sıklığı fazladır. [70] / [13] / [7] j. Hemofilili hastaların aspirin kullanması sakıncalıdır. [45] / [36] / [9] k. Hemofili bulaşıcı bir hastalıktır. [1] / [88] / [1] XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 55

16 l. Hemofili, tedavisi olan (düzenli tedavi ile kanamanın önlenebildiği) bir hastalıktır. m. Hemofili hastasına intramüsküler enjeksiyon yapılmasında sakınca yoktur. n. Düzenli tedavi alan hemofili hastasının spor yapmasında sakınca yoktur. B,bilmiyorum; D, doğru; Y, yanlış [76] / [11] / [3] [20] / [60]/ [10] [63] / [23] / [4] Abstract:0204 TP-23 TÜRKİYE NİN DOĞUSUNDA WARFARİN YANITI ÜZERİNE VKORC G>A POLİMORFİZMİNİN ETKİSİ. Rahşan Yıldırım 1, Mehmet Gündoğdu 1, Abdülkadir Yıldırım 2, Fuat Erdem 1, İlhami Kiki 1, Hülya Aksoy 2. 1 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Erzurum, 2 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Erzurum Amaç: Warfarin, mekanik kalp kapak replasmanı, atrial fibrilasyon ve derin ven trombozuna eşlik eden tromboembolik hastalıkları önlemek için yaygın kullanılan bir antikoagulandır (1-4). Warfarin vitamin K epoksit redüktaz enzimini inhibe ederek pıhtılaşma faktör aktivitelerini bloke eder (5,6). Vitamin K epoksit redüktaz komplex 1 (VKORC1) i kodlayan gendeki genetik varyantlar warfarine olan sensitiviteyi etkiler (7). Biz bu çalışma ile; bölgemizde yaşayan warfarin kullanan hastalarda VKORC G>A polimorfizminin etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Polikliniğine Mayıs 2009, Mayıs 2010 tarihleri arasında başvuran ve en az bir ay süredir warfarin kullanan (ortalama yaş) yaşları arasında toplam 80 hasta (45 kadın, 35 erkek) alındı. Hastalarda VKORC G>A varyantları olan homozigot (AA), heterozigot (GA) ve yaban (wild) tip (GG) genotip tayini yapıldı. Bu analiz prosedürleri; DNA izolasyonu, biotinilate primerleri kullanarak PCR ile amplifikasyon ve amplifikasyon ürünlerinin ters hibridizasyonu olarak üç adımda gerçekleştirildi. Bulgular: VKORC G>A genotibini 17 hasta (%21) homozigot, 42 hasta (%53) heterozigot ve 21 hasta (%26) da yaban olarak taşıyordu. Ortalama günlük warfarin dozları VKORC1 AA, GA and GG genotipleri için sırasıyla; 3.88 mg (1.22; n=17), 4.34 mg (1.47; n=42) ve 5.35 mg (1.88; n=21) idi. AA ve GA grubunda günlük ortalama warfarin dozu GG grubuna göre istatistiki olarak anlamlı derecede daha düşüktü (sırasıyla; p=0.004, p=0.017). VKORC1 AA, GA ve GG genotipli hastalardaki ortalama INR değerleri sırasıyla; 6.03±5.01, 5.93±5.74 ve 2.88±2.23 idi. Ortalama INR değeri GA ve AA grubunda GG grubuna göre daha düşüktü ve GA ve GG grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.023) fakat GG ve AA grupları arasında sınırda anlamlılık (p=0.052) tespit edildi. Bunun nedeninin AA grubundaki 1.4 veya 1.8 gibi uç değerlerin varlığı ve bu gruptaki vaka sayısının diğer gruplara göre az olmasın olabileceği düşünüldü. Sonuç: Son on yılda birçok çalışma, VKORC1 genetik varyantların warfarin idame dozuna etkisini ortaya koymuştur (6,8). Rathore ve arkadaşları, Kuzey Hindistan daki hastalarda VKORC G>A polimorfizmini araştırmış, 50 hastanın 34 ü GG, 6 sı AA ve 10 u GA genotipi olarak tespit etmişlerdir. Ayrıca VKORC1 GG genotipli hastalarda ortalama günlük warfarin dozunu GA ve AA genotipli hastalardan daha yüksek ve AA genotipli hastalarda ortalama warfarin dozunu en düşük bulmuşlardır (9). Bizim çalışmamızdaki sonuçlar Rathore ve arkadaşlarının sonuçlarını desteklemektedir. Çalışmamız; Türkiye nin doğusunda yaşayan warfarin kullanan hastalarda VKORC G>A polimorfizminin, warfarin idame dozu üzerindeki etkisini gösterdi. Sonuçlar bize, warfarine bağlı gelişen hayatı tehdit edici kanamaları önlemek için, hastanın genetik yapısını değerlendirerek warfarin tedavisini bireyselleştirmek gerektiğini gösterdi. Kronik Lenfositer Lösemi ve Kronik Lenfoproliferatif Hastalıklar Abstract:0363 TP-24 ERİŞKİN BAŞLANGIÇLI LANGERHANS HÜCRELİ HİSTİYOSİTOZLAR: TEK MERKEZ DENEYİMİ. Asu Fergün Yılmaz 1, Evrim Doğan Köse 1, Melda Cömert 1, Ajda Ersoy Güneş 1, Zafer Gökgöz 1, Mehmet Argın 2, Yavuz Anacak 3, Serra Arun Kamer 3, Fahri Şahin 1, Güray Saydam 1. 1 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İzmir, 2 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir, 3 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, İzmir Amaç: Langerhans hücreli histiyositoz, histiyositlerin anormal proliferasyonu ile karakterize seyrek görülen bir hastalıktır. İnsidansı milyonda 1-2 dir. Multifokal veya lokalize hastalık şeklinde prezente olabilir. Özellikle 1-3 yaş arası çocukları etkilemesine rağmen tüm yaşlarda görülebilir. Tüm organ ve sistemleri tutabilir ancak en sık kemikleri tutmaktadır. Tedavi hastalığın lokal veya sistemik olmasına göre değişiklik gösterir. Lokal hastalıkta tek başına radyoterapi yeterli olurken sistemik hastalıkta çeşitli kemoterapötik ajanlar kullanılmaktadır. Bu çalışmada merkezimizde yılları arasında langerhans hücreli histiositoz tanısı almış ve takip edilmiş erişkin yaş grubu hastaları geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Gereç-Yöntem: Toplam 21 hasta (13 erkek 8 kadın) geriye dönük olarak tarandı. Median yaş 29 du(18-53 arasında). Hastaların tümünde kemik tutulumu ve tutulan kemik lokalizasyonu ile uyumlu ağrı mevcuttu. 1 hastada ağrıya ek olarak hipofiz tutulumuna bağlı poliüri - polidipsi tespit edildi. 13 hasta (%15 kadın, %85 erkek) lokalize hastalık ile başvururken, 8 hastada (%25 erkek, %75 kadın) multifokal hastalık tespit edildi. Hastaların demografik bilgileri ve tutulan organlara ait bilgiler tablo 1 de verilmiştir. Lokalize hastalığı olan hastalara lokal radyoterapi verilip takibe alınmıştır. Sistemik hastalığı olanlara ise kemoterapi ve lokal radyoterapi birlikte uygulanmıştır. Tedavi döneminde grade 3-4 hematolojik toksisite izlenmemiştir. Bulgular: Hastaların median takip süresi 19 (4-120 ay) aydır. Onyedi hasta remisyonda nükssüz takip edilirken 4 hastada toplam 7 kez nüks izlenmiştir. Nüks olan hastaların tamamı kemik nüksleri olarak saptanmış ve radyoterapiye cevap alınmıştır. Hastalarda median sağ kalım 19 aydır. 6 hasta takipten çıkmış olup takip sırasında hiçbir hastada ölüm olmamıştır. Sonuç: Kısıtlı hasta sayısı ve retrospektif olarak yapılan bu çalışmada erişkin yaş langerhans hücreli histiositoz hastalarının en sık ağrı şikayeti ile başvurduğu ve çoğunlukla lokal hastalıkla tanı aldıkları gözlenmiştir. Bu hastalarda lokal radyoterapinin oldukça iyi yanıt verdiği görülmüştür. Erişkin yaş grubunda seyrek görülmesine 56 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

17 rağmen kemik lezyonları ile başvuran hastalarda langerhans hücreli histiyositoz ayırıcı tanıda mutlaka akılda tutulmalıdır. Tablo 1. Hastaların genel özellikleri ve tutulum bölgeleri Cinsiyet 8 (%38) kadın (%) 13 (%62) erkek (%) Yaş (median) (29) Hastalık prezentasyonu Lokalize (%) (erkek/kadın) Multifokal (%) (erkek/kadın) Tutulan organlar Kemik Akciğer Dış kulak yolu Hipofiz Kranial sinir Mukoza Tutulan kemikler Kafa kemikleri Tibia Asetabulum femur Vertebra Kosta Humerus Klavikula 13 (%62) (11/2) 8 (%38) (2/6) Abstract:0292 TP-25 KRONİK LENFOSİTER LÖSEMİDE CD49D NİN DİĞER PROGNOSTİK FAKTÖRLER İLE İLİŞKİSİ. Gül Tokgöz, Mesude Falay, Gülsüm Özet, Funda Ceran, Ayten Yazıcı, Simten Dağdaş, Cenk Sunu. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Kronik Lenfositer Lösemi (KLL), klinik seyri değişken bir hastalıktır. Kötü klinik seyir gösterecek hastaları önceden belirlemek çok önemlidir. 40 yeni tanı KLL hastasında CD49d ekspresyonu ile CD38, ZAP70, 11q, 17p, 13q delesyonu, Beta 2 mikroglobulin (B2M), yaş, performans durumu, Rai-Binet evrelemesi arasındaki ilişkiyi araştırdık. CD49d için cut off değeri belirleyemedik. Sitogenetik tetkikleri yapılabilen 29 hastanın 4 ünde (%10) 17p delesyonu ve 15 inde (%37.5) 13q delesyonu saptadık. Bir hastamızda yüksek CD49d ekspresyonu ve 17p delesyonu eş zamanlı pozitif saptandı. Hastada erken dönemde kemoterapi endikasyonu oluştu ve donör tarama işlemleri başlatıldı. Üç hastada CD38 %30 un üstünde olup bu hastalarda da erken kemoterapi endikasyonu oluştu. 37 hastada CD38 %30 un altındaydı ve tedavisiz takipleri sürmektedir. CD38 pozitifliğinin kötü prognostik marker olduğu görüldü. ZAP-70 ise 5 hastada %20 nin üzerinde, 35 hastada %20 nin altındaydı. CD49d ile ZAP70 arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0,005). CD49d nin median değeri %5 olup median değeri dikkate alındığında hastaların %42.5 inin (17 hasta) bu değerin altında, %57.5 inin (23 hasta) ise median değerin üzerinde olduğu görüldü. CD49d adezyon molekülü olarak mikroçevre ile ilişkiyi sağlar. CD49d erken evre KLL hastalarının prognozunu belirlemede ve tedavide hedef oluşturabilir. Gerek literatür bilgileri gerekse hasta sayısı az olsa da bizim çalışmamızda da CD49d ile CD38, ZAP-70 ve 17p delesyonu gibi bilinen diğer prognostik faktörler arasında anlamlı ilişki bulunmuştur Abstract:0228 TP-26 DEMİYELİNİZAN PERİFERAL NÖROPATİ, ARDINDAN İNME, IGA NEFROPATİSİ VE HEMOFAGOSİTİK SENDROM İLE PREZENTE OLAN POSTGERMİNAL MERKEZ KÖKENLİ YÜKSEK GRADELİ B HÜCRELİ LENFOMA: NADİR BİR OLGU SUNUMU. İpek Yönal 1, Emin Oğuz 1, Feza Deymeer 2, Piraye Oflazer 2, Nilüfer Alpay 3, Sevil Kamalı 3, Melih Aktan 1, Meliha Nalçacı 1. 1 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Anabilim Dalı, İstanbul, 2 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı, İstanbul, 3 İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Anabilim Dalı, İstanbul Lenfoma ilişkili hemofagositik sendromda (HS) en sık T/NK-hücreli neoplazmlar bildirilmiştir. B hücreli lenfomalarla ilişki nadiren gösterilmiştir, prognozu kötüdür. B hücreli lenfomalar arasında özellikle diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL) ve intravasküler lenfoma bildirilmiştir. 58 yaşındaki erkek hastanın, Temmuz 2011 de sağ bacak, sol ayakta uyuşma şikayetleri başlamış. Ardından perianal uyuşma, gaita inkontinansı, kusma ve baş dönmesi ile İTF Nöroloji ABD ına başvurdu. Anemi, kreatinin, LDH, ferritin yüksekliği, mikroskobik hematüri, eser proteinüri saptandı. EMG de S1 köklerinde, tibial sinir boyunca multifokal segmenter demiyelinizasyon saptandı. Kranial MR da sağ ponsta subakut infarkt saptandı. Asetilsalisilik asit 100 mg/gün başlandı. ANA:1/320(+) saptandı. Kontrastsız BT leri, endoskopilerinde bir özellik saptanmadı. BOS sitolojisinde lenfositler ve makrofajlardan zengin, iri pleomorfik nükleuslara sahip atipik hücreler saptandı. Ateşi olan hastanın böbrek biyopsisinde IgA nefropatisi saptandı. Splenomegali gelişen, ateşi, kilo kaybı olan hastanın batın BT sinde artmış dalak boyutları, sol sürrenal glandda diffüz kalınlaşma saptandı. Anemide derinleşme, monositozda artış olan hasta İTF Hematoloji BD ile konsülte edildi. Eylül 2011 de kemik iliği biyopsisinde orta derecede retikülin lif artışı, fokal seröz dejenerasyon alanı gösteren kemik iliği saptandı. Ateş, ANA(+)liği nedeniyle İTF Romatoloji BD tarafından 3 gün 1 gram steroid pulse, ardından idame tedavi önerildi. Bisitopeni, ateş, splenomegali, trigliserid yüksekliği ve fibrinojen düşüklüğü, ferritin yüksekliği olan hastaya HS tanısı kondu. Ekim 2011 de kontrol kemik iliği biyopsisinde iri nüveli hücrelerden oluşan interstisyel neoplastik infiltrasyon saptandı. Postgerminal merkez kökenli yüksek gradeli B hücreli lenfoma (DBBHL) tanısı kondu. Kemik iliği aspirasyonunda kemik iliği hücreden zengin, nükleolusu olan, dar stoplazmalı, granülsüz atipik hücreler saptandı (Resim 1). PET inde karaciğer, dalak, sürrenal glandlarda, iskelet sisteminde diffüz artmış FDG tutulumu saptandı. Evre IVBS DBBHL tanısıyla Ekim 2011 de R-CHOP başlandı. 2.kür zamanı intratekal metotreksat uygulandı. 4.kür sonrasında kemik iliği biyopsisinde fokal retikülin lif artışı gösteren subkortikal kemik iliği saptandı. 5.kür sonrasında PET inde tam metabolik yanıt saptandı. 6.kür sonrasında kemik iliği biyopsisinde infiltrasyonun kaybolduğu görüldü. Kemoterapi 8 küre tamamlanıp, santral sinir sistemine radyoterapi uygulandı. Klinik ve laboratuar bulguları düzeldi. IgA nefropatisi ve ANA(+)liği ile ilişkili lenfomalar bildirilmiştir. HS a bağlı periferik sinir sistemi tutulumunda demiyelinizasyon görülür. Kemik iliği, karaciğer ve dalak tutulumu ile prezente olan DBBHL, DBBHL nın nadir XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 57

18 bir alt tipidir. Lenfadenomegali olmadan HS ile prezente olması ve fulminan seyir göstermesi, farklı özellikleridir. Burada demiyelinizan periferal nöropati, IgA nefropatisi ve HS ile prezente olan bir DBBHL olgusu bildirdik. faktör kullanılarak yapılan mobilizasyon sonrası toplanan ortanca 6.71x106 ( x106.) periferik kök hücre hastalara sorunsuz olarak infüze edilmiştir. Graft versus host hastalığı (GVHH) profilaksisi olarak tüm hastalara siklosporin A ve metotreksat (1.gün 15 mg/m2, 3, 6, 11.gün 10 mg/m2) uygulanmıştır. Tüm hastalarda sırasıyla ortanca 15,5. (12-18) ve 14. (11-18) günlerde nötrofil ve trombosit engraftmanları gözlenmiştir. Bir hastada akut GVHH (derece 2) ve 1 hastada kronik GVHH (derece 2) izlenmiş olup, 6.ayda 2 hastada %100, 1 hastada %90 ve 1 hastada %51 donör kimerizmi belirlenmiştir. 2 hasta halen +28.ay ve 22.ayda remisyonda izlenmektedir. Remisyona girmeyen 2 hasta ise progresif hastalık nedeniyle +7.ay ve +10.ayda kaybedilmiştir. Tartışma: AHKHN, del17p13 saptanan, fludarabin temelli rejimlere dirençli yüksek riskli ve performansı uygun olan hastalarda erken dönemde bir tedavi seçeneği olarak akılda tutulmalıdır. Şekil 1. Kemik iliği aspirasyonunda nükleolusu olan, dar stoplazmalı, granülsüz atipik hücrelerin görünümü Abstract:0546 TP-27 KRONİK LENFOSİTİK LÖSEMİDE MYELOABLATİF ALLOJENEİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ: 4 OLGUNUN SONUÇLARI. Filiz Vural 1, Melda Cömert 1, Nur Soyer 2, Ceylan Acarlar 1, Asu Fergün Yılmaz 1, Ajda Ersoy Güneş 1, Seçkin Çağırgan 1. 1 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı İzmir, 2 İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Hematoloji Kliniği, İzmir Amaç: Kronik lenfositik lösemi (KLL) semptomatik olmadıkça tedavisiz izlenen bir lenfoproliferatif hastalık olmakla birlikte bazı hastalarda yoğun tedavi gereksinimi olmaktadır. Fludarabin temelli rejimlere direnç ve del17p13 varlığı, kötü prognoz ile ilişkilidir ve hastalığa bağlı tedavi gerektiren semptomları kontrol altına alabilmek için agresif tedavi gerektirmektedir. Bu hastalarda graft versus lösemi etkisiyle allojeneik hematopoetik kök hücre nakli (AHKHN) küratif bir tedavi yöntemi olabilir. Yöntem: Bu çalışmada, Haziran Mart 2011 tarihleri arasında merkezimizde myeloablatif AHKHN ile tedavi edilen 4 KLL hastasının sonuçları geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların 3 ü erkek ve 1 i kadın olup ortanca yaş 49,5 (33-60) tir. Aralık 2005-Aralık 2009 arasında tanı alan hastalar (2 evre 1, 1 evre 2 ve 1 evre 3) için tanı- transplantasyon arası geçen ortanca süre 35 ay (7-63) dır. Hastaların 2 sinde tanıda del17p13 saptanmıştır. İlk sıra tedavi olarak 3 hasta fludarabin+ siklofosfamid (FC) ve 1 hasta klorambusil almıştır. FC ile progresyon saptanan ve del17p13 varlığı olan 2 hastada 2.basamak tedavi olarak AHKHN öncesi alemtuzumab uygulanmıştır. AHKHN öncesi >= 3 basamak tedavi (Rituksimab [R]- FC, R-CHOP/CVP) alan diğer 2 hastanın 1 i de nakil öncesi alemtuzumab tedavisi almıştır. 3 hasta parsiyel remisyon ve 1 hasta tam remisyon ile AHKHN tedavisine alınmıştır. Tüm hastalara myeloablatif hazırlama rejimi olarak busulfan (3,2 mg/kg/gün 4 gün) ve siklofosfamid (60 mg/kg/gün 2 gün) verilmiştir. HLA tam uyumlu vericilerden granulosit koloni stimule edici Abstract:0230 TP-28 KRONİK LENFOSİTİK LÖSEMİLİ HASTALARDA SİTOGENETİK VE MOLEKÜLER SİTOGENETİK BULGULAR; TEK MERKEZ DENEYİMİ. Çiğdem Aydın Acar 1, Ozan Salim 2, Zafer Çetin 1, Orhan Kemal Yücel 2, Ayşen Timurağaoğlu 2, İhsan Karadoğan 2, Levent Ündar 2, Sibel Berker 1. 1 Akdeniz Universitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, Antalya, 2 Akdeniz Universitesi, Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Antalya. Amaç: Konvansiyonel sitogenetik analizler, kronik lenfosittik löseminin (KLL) tanısı ve prognozunun belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel sitogenetik ve kromozom 12 sentromerine, 13q14.3(RB), 17p13.1(p53), 11q22.3(ATM), t(11;14)(ccnd1/igh), t(14;18)(igh/bcl2) ve 6q23(MYB) lokuslarına spesifik problar kullanılarak interfaz floresan in situ hibridizasyon (FISH) yöntemleri ile KLL öntanılı 85 hastada (26 kadın ve 59 erkek) kromozom aberasyonlarının sıklıklarının araştırılmasıdır. Yöntemler: Çalışma kapsamında 2009 ve 2012 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesine başvuran 85 KLL öntanılı hastanın laboratuvar verileri analiz edilmiştir. Sonuçlar: 18 hastada sitogenetik sonuç elde edilememiştir (%21). Konvansiyonel karyotipleme 67 hastada gerçekleştirilebilmiş (%79), bu olguların 47 sinde (%70) normal karyotip belirlenmiş olup, 20 hastada (%30) ise sitogenetik aberasyonlar gözlenmiştir. FISH yöntemi ile 24 hastada (%28,2) moleküler sitogenetik değişiklikler belirlenmiş olup bu olgulardan 9 unda (%10,5) iki veya daha fazla moleküler sitogenetik markırda değişim belirlenmiştir. Olguların sadece 4 ünde sitogenetik bulgular FISH bulguları ile uyumlu bulunmuştur. En sık karşılaşılan abnormalite 17p13.1(p53) delesyonu (%22.8) olarak belirlenirken, bunu takiben sırasıyla trizomi 12 (%20), 13q14(RB) delesyonu (%17.1), 11q22.3(ATM) delesyonu (%17.1), 6q23(MYB) delesyonu (%5,71), monozomi 17 (%5,71), t(11;14)(ccnd1/igh) translokasyonu (%2.85), trizomi 8 (%2,85), 17p13(p53) amplifikasyonu (%2,85), 11q22.3(ATM) amplifikasyonu (%2,85), 11q13(CCND1) amplifikasyonu (%2,85) ve 18q21(BCL2) yeniden düzenlenmesi (%2,85) gözlenmiştir. Tartışma: Sonuç olarak, hastaların tanı almasında, tedaviye yanıtlılığın takibinde ve hastalığın prognozunun belirlenmesinde önemli olan moleküler sitogenetik 58 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

19 markırlar açısından KLL nin yüksek derecede heterojenite gösterdiği belirlenmiştir. Miyeloproliferatif Hastalıklar ve Kronik Miyelositer Lösemi Abstract:0647 TP-29 KRONİK LENFOSİTER LÖSEMİ OLGULARINDA ZAP- 70 VE CD38 VARLIĞI İLE EVRE VE DİĞER KLİNİK- LABORATUVAR BELİRTEÇLERİN İLİŞKİSİ. Selami Koçak Toprak, Muhit Özcan. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Anabilim Dalı, Ankara Amaç: Kronik lenfositer lösemi (KLL), en sık görülen B lenfoproliferatif hastalık olmakla birlikte fizyopatolojik ve onkojenik yolağı henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bazı olgularda hızla ileri evrelere geçiş izlenirken, bazılarında ise hastalık progresyonu olmadan, uzun süren bir sağ kalıma rastlanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın da başlangıç noktasını oluşturduğu gibi; KLL de kişiden kişiye farklılık gösteren, önceden kestirilmesi zor olan ve zaman zaman evreleme sistemlerine ters düşen bir klinik seyir izlenebilmektedir. Bu da hastalığın prognostik belirleyicilerinin saptanmasının önemini bir kat daha arttırmaktadır. Gereç-Yöntem: Tanı zamanına ve tedavi alıp almadıklarına bakmaksızın, hasta seçiminde yalnızca akım sitometrik olarak herhangi bir dönemde ZAP-70 (ve fosforile ZAP-70) ve CD38 ekspresyonlarının analiz edilmiş olmasını gözeterek, KLL olgularında (n=51) geriye dönük olarak bu ekspresyonları, cinsiyet, yaş, evre durumu, analizin yapıldığı dönemdeki yakınma-ldh-ürik asittedavi, herhangi bir süreçteki tedavi ve güncel tedavi durumlarıyla karşılaştırdık. Bulgular: 51 olgunun 30 u erkek (%58,8) ve 21 i de (%41,2) kadın olup, yaş ortalaması 59,72 ± 12,15 tir. 15 olguda ZAP-70 pozitif (ekspresyon >=%20) olarak saptanırken, 36 olguda ise negatif bulunmuştur; sırasıyla %29,4 ve %70,6. Buna karşın, CD38 ekspresyonu ise 34 olguda pozitif (ekspresyon >=%20) ve 17 olguda negatif saptanmıştır; sırasıyla %66,7 ve %33,3. Evre ve tetkik edilen belirteçlerin ilişkisi tabloda özetlenmiştir. Sonuç: Az sayıda olguda ve izlem süreleri gözetilmeden yapılan bu analiz, literatürde olmayan bazı parametrelerin değerlendirilmiş olması yönünden değerlidir. Özellikle ZAP-70 ekspresyonunun pozitif olduğu olguların yakınmayla başvuran hastalar olması ve dahası bunların izlem sürelerinin sonunda -güncel- tedavi almakta olduklarının tespiti, belki de bu tirozin kinazın tetkik edildiği süreçte hastalara daha agressif tedavi uygulanması düşüncesini doğurmaktadır. Tablo 1. Akım Sitometrik Çalışmanın Yapıldığı Süreçteki Evre ve Diğer Parametrelerin Analizi PARAMETRE EVRE EVRE İSTATİSTİK ZAP p=1,000 CD p=0,568 YAKINMA p=0,036 LDH-UA p=0,112 p=0,134 ANEMİ p=0,191 TEDAVİ p=0,046 DİĞER, GÜNCEL TEDAVİ p=1,000 p=0,151 Abstract:0311 TP-30 PHİLADELPHİA KROMOZOMU NEGATİF KRONİK MİYELOPROLİFERATİF HASTALIK TANISI İLE TAKİP EDİLEN 190 OLGUNUN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ. Eren Yağcı 1, Neslihan Andıç 1, Fezan Şahin Mutlu 2, Eren Gündüz 1, Olga Meltem Akay 1. 1 Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilimdalı, Eskişehir, 2 Eskişehir Osmangazi Üniverstesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilimdalı, Eskişehir Amaç: Çalışmamızda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı tarafından tarihleri arasında tanı konulmuş 190 Ph kromozomu negatif kronik miyeloproliferatif hastalıklı olgunun değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç-Yöntem: Retrospektif çalışmamıza 92 (%48.5) PV, 71 (%37.3) ET ve 27 (%14.2) AMM olgusu dahil edildi. Olguların klinik ve laboratuar özellikleri, trombohemorajik ve diğer komplikasyonları, JAK 2 mutasyonu ve diğer sitogenetik anormallikleri, kemik iliği morfolojik bulguları, uygulanan tedavi rejimleri ve yaşam süreleri değerlendirildi. Bulgular: En sık görülen komplikasyonlar tromboembolik olaylar (%70.6) ve kanama (%25.7) idi. Lösemik dönüşüm.(%2.6).ve sekonder miyelofibrozis (%0.5) daha nadir idi. Trombotik risk faktörleri değerlendirildiğinde, %69.8 ile hipertansiyon en sık tespit edilen risk faktörüydü. JAK2 mutasyonu 63/85 hastada saptandı (%74.1). PV de %87.5, ET de %63.2 ve AMM de %57.1 oranlarında JAK2 mutasyonu saptandı. 46 olguya sitogenetik inceleme yapıldı ve olguların %20 inde sitogenetik anomali saptandı. 59 olgu ekokardiyografi ile değerlendirildi ve %90 ında patolojik bulgu mevcuttu. 47 olguda üst gastrointestinal sistemin endoskopik incelemesi yapıldı ve %89.4 ünde patolojik bulgu saptandı. Uygulanan tedavi seçenekleri değerlendirildiğinde; hidroksiüre ET ve PV li olgularda en sık kullanılan ajan iken, androjen preparatları AMM li olgularda en sık kullanılan ajandı. Kaplan-Meier sağ kalım analizi yapıldığında ortalama sağ kalım süresi PV de 238±27 ay, ET de 178±11 ay, AMM de 120±18 ay idi. AMM li hastalarda PV (p<0.01) ve ET li (p<0.05) hastalardan anlamlı olarak daha kısa sağkalım süreleri saptandı. Sonuç: Philadelphia kromozomu negatif kronik miyeloproliferatif hastalıklı olgularımız ortak klinik ve laboratuar özellikler göstermekle birlikte sağkalım süresi PV de uzun, AMM de kısa saptanmıştır. Tromboembolik olaylar en sık ortaya çıkan komplikasyondur ve antitrombotik profilaksi bu hasta grubunda önemlidir. Abstract:0177 TP-31 MYELOPROLİFERATİF HASTALIKTA HEPSİDİN VE GDF 15 SEVİYELERİ. Pınar Tarkun, Özgür Mehtap, Elif Birtaş Ateşoğlu, Abdullah Hacıhanefioğlu. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Kocaeli Amaç: Esansiyel trombositemi ve polistemia vera efektif hematopoezin olduğu klonal hastalıklardır. Hepsidin demir döngüsünün temel düzenleyicisidir, demir emilimini engeller ve ferroportin aracılı demir salınımını XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi 59

20 düzenler. JAK2 mutasyonu somatik, edinsel ve klonaldir. JAK2 hepsidin aracılığı ile ferroportinin hücre içinde demiri hapsetmesinde de role sahiptir. GDF 15 olgunlaşan eritroblastlardan salgılanır, seviyeleri eritroid seride genişlemeye yol açan durumlarda artar (talassemiler vb) ve hepsidini baskılar. Çalışmamızda ET ve PV tanısı olan myeloproliferatif hastalığı olanlarda hepsidin ve GDF 15 seviyeleri arasındaki ilişkiyi inceledik. Yöntem-Gereçler: Çalışmamıza ET ve PV tanısı konulan 29 hasta ve 20 kontrol alındı. Vakaların tümüne rutin tetkikler dışında ELİSA ile hepsidin ve GDF15 bakıldı. Bulgular: Myeloproliferatif hastalık grubunda 29, kontrol grubunda 21 hasta vardı. MPH grubu 16 PV, 13 ET hastasından oluşturuldu (Tablo1). Hasta ve kontrol grubunun kıyaslandığında hasta grubunda GDF 15 değerleri anlamlı olarak yüksekti. ET ve PV hastaları arasında hepsidin ve GDF 15 seviyeleri arasında bir fark görülmedi. JAK 2 mutasyonu taşıyıp taşımamalarına göre bakıldığında JAK 2 mutasyonu taşıyanlarda GDF 15 seviyeleri istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksekti (Tablo2). PV hastalarında EPO seviyesi düşük ve normal sınırlarda olanlarda hepsidin ve GDF 15 seviyeleri açısından anlamlı bir farklılık yoktu. MPH grubunda korelasyona bakıldığında; hepsidin GDF15 değerleri ile hematokrit, trombosit, laktat dehidrogenaz düzeyleri, ferritin değerleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. GDF 15 ile lökosit değerleri arasında istatistiksel olarak neredeyse anlamlı pozitif korelasyon tespit edildi (p: 0,056). Ayrıca; hepsidin ve GDF 15 değerleri ile cinsiyet, splenomegali varlığı, demir eksikliğinin olup olmaması arasında fark bulunmadı. Tartışma: Effektif eritropoezin oluştuğu sık aralıklı kan vericilerinde demir metabolizmasının incelendiği bir çalışmada; hepsidin seviyelerinin düştüğü, GDF 15 seviyesinde belirgin bir artış olmadığı bildirildi. MPH da GDF 15 in çalışıldığı çalışmaya rastlanmamıştır. Başka bir çalışmada; PV hastalarında prohepsidin seviyelerinin demir eksikliği olanlarda daha fazla olmak üzere düşük olduğu gösterilmiş ve organizmanın adaptif bir yanıtı olduğu düşünülmüştür. Bu çalışma; eritroid seride artışın olduğu MPH da GDF 15 in arttığı, artışın JAK2 mutasyonu taşıyanlarda belirgin olduğu gösterildi. GDF15 seviyelerindeki artışa rağmen hepsidin değerlerinin baskılanmamasının, hastalığın klinik komplikasyonlarından korunmak için vücudun bir savunma mekanizması olabileceği akla gelmektedir. JAK2 mutasyonunun eritroid kompartmandaki artışın sebep olduğu GDF 15 yüksekliği ile ilişkisi, GDF 15 in hepsidinin baskılanmasını sağlayamamasındaki mekanizma ve GDF 15-hepsidin ilişkisindeki sinyal iletimi hakkında planlanacak çalışmaların bu konuya ışık tutacağı kanısındayız. Tablo 1. Hasta ve kontrol grubunun demografik bulguları MPH grubu Kontrol p Yaş (yıl) 53,55 ± 15,22 60,29 ± 12,94 0,104 Açlık kan şekeri(mg/dl) 97,31 ± 19,10 95,62 ± 20,24 0,657 Üre 38,52 ±23,92 30,40 ± 9,00 0,420 Kreatinin 0,95 ± 0,27 0,80 ± 0,13 0,020* Ürik asit 5,94 ± 1,78 5,2 ± 0,98 0,046* Hgb (g/dl) 16,26 ± 3,15 14,20 ± 1,36 0,007* Hct (%) 48,69 ± 9,03 42,40 ± 4,35 0,002* MCV (fl) 82,24 ± 7,27 87,91 ± 6,67 0,001* WBC (mm3) ± ,43 ± 1521,42 0,000* Neu (mm3) ± ± ,000* Lym (mm3) 2269,83 ± 938, ,14 ± 781,39 0,766 Eos (mm3) 294,28 ± 224, ± 147,61 0,178 Baso (mm3) 203,79 ± 229,33 64,71 ± 33,62 0,003* Plt (mm3) ± ± 43768,27 0,000* LDH (U/L) 309,66 ± 156,85 294,19 ± 59,83 0,000* Fe (mcg/dl) 45,93 ± 32,90 78,52 ± 20,06 0,000* TIBC (mcg/dl) 379,14 ± 72, ± 41,37 0,000* %Sat 13,21 ± 11,06 26,56 ± 7,01 0,000* Ferritin (ng/ml) 45,19 ± 60,89 75,70 ± 54,47 0,001* CRP (mg/dl) 0,44 ± 0,36 0,30 ± 0,19 0,237 Sd (mm/h) 9,96 ± 10,45 11,33 ± 8,62 0,349 p<0,05 istatistiksel açıdan anlamlı Tablo 2. MPH kontroller, ET ve PV hastaları ile JAK2 mutasyon durumuna göre hepsidin ve GDF 15 seviyeleri Hepsidin (ng/ml) GDF 15 (pg/ml) MPH grubu Kontrol p ET (n: 13 hasta) PV (n: 16 hasta) p JAK2 (+) olanlar (n:20hasta) JAK2 (-) olanlar (n:9hasta) p p<0,05 istatistiksel açıdan anlamlı 72,47 ± 15,42 81,99 ± 19,94 0,069 66,78 ± 9,19 77,09 ± 18,04 0,073 72,05 ± 12,71 73,40 ± 21,16 0, ,07 ± 1382,00 855,97 ± 431,44 0,038* 1677,72 ± 1306, ,55 ± 1481,98 0, ,7 ± 1477,93 683,20 ± 194,06 0,006* Abstract:0291 TP-32 POLİSİTEMİA VERA VE ESANSİYEL TROMBOSİTOZ HASTALIKLARINDA APOPİTOTİK YOLAKTA GÖREVLİ GEN POLİMORFİZMLERİNİN ARAŞTIRILMASI. Gurbet Doğru 1, Özlem İzci Ay 1, Anıl Tombak 2, Naci Tiftik 2, Mehmet Emin Erdal 1. 1 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı., 2 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Anabilim Dalı, Mersin Amaç: Miyeloproliferatif neoplazmlar (MPN) miyeloid hücre serisindeki artışla karakterize hastalık grubudur. Bu malignansilerin nedeni çoğunlukla kazanılmış klonal genetik olaylar olup bu durum, hastalıkları moleküler tanı çalışmaları için uygun hale getirmektedir. Özellikle bu tip hematolojik malignansilerde hematopoietik kan hücrelerinin çoğalma ve farklılaşma sürecinde homeostazis dahil kemoterapi ve radyoterapiyi içeren birçok 60 XXXVIII. Ulusal Hematoloji Kongresi

MİYELODİSPLASTİK SENDROM

MİYELODİSPLASTİK SENDROM MİYELODİSPLASTİK SENDROM Türk Hematoloji Derneği Tanı ve Tedavi Kılavuzu 2013 30.01.2014 İnt. Dr. Ertunç ÖKSÜZOĞLU Miyelodisplastik sendrom (MDS) yetersiz eritropoez ve sitopenilerin varlığı ile ortaya

Detaylı

Flow Sitometrinin Malign Hematolojide Kullanımı. Dr. Alphan Küpesiz Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji BD Antalya

Flow Sitometrinin Malign Hematolojide Kullanımı. Dr. Alphan Küpesiz Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji BD Antalya Flow Sitometrinin Malign Hematolojide Kullanımı Dr. Alphan Küpesiz Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji BD Antalya Neyi ölçer? Hücre çapı, hacmi, yüzey alanı ve granülaritesini

Detaylı

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ

MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ MEME KANSERİ KÖK HÜCRELERİNİN GEN EKSPRESYON PROFİLİ Sait Murat Doğan, A. Pınar Erçetin, Zekiye Altun, Duygu Dursun, Safiye Aktaş Dokuz Eylül Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İzmir Slayt 1 / 14 Meme Kanseri

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ Sami Uzun 1, Serhat Karadag 1, Meltem Gursu 1, Metin Yegen 2, İdris Kurtulus 3, Zeki Aydin 4, Ahmet

Detaylı

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 KRONİK HASTALIK ANEMİSİ IX. BÖLÜM TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU GİRİŞ VE TANIM Kronik

Detaylı

Çocukluk Çağında Akut Myeloid Lösemi

Çocukluk Çağında Akut Myeloid Lösemi 1945 ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI Çocukluk Çağında Akut Myeloid Lösemi Dr. Mehmet ERTEM Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı ÇOCUKLUK ÇAĞI

Detaylı

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması

Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması İ.Ü. CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Parkinson Hastalığı ile α-sinüklein Geni Polimorfizmlerinin İlişkisinin Araştırılması Araş.Gör. Yener KURMAN İSTANBUL

Detaylı

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ

TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ TAURİNİN İSKEMİ REPERFÜZYON HASARINDA MMP-2, MMP-9 VE İLİŞKİLİ SİNYAL İLETİ YOLAĞI ÜZERİNE ETKİLERİ CEMRE URAL 1, ZAHİDE ÇAVDAR 1, ASLI ÇELİK 2, ŞEVKİ ARSLAN 3, GÜLSÜM TERZİOĞLU 3, SEDA ÖZBAL 5, BEKİR

Detaylı

TAM KAN SAYIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

TAM KAN SAYIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ 1945 ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI TAM KAN SAYIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ Dr. Mehmet ERTEM Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı Tam Kan Sayımı

Detaylı

ARI ÜRÜNLERİNİN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ

ARI ÜRÜNLERİNİN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ ARI ÜRÜNLERİNİN SAĞLIK ÜZERİNE ETKİLERİ PROF.DR.OĞUZ ÖZTÜRK İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DENEYSEL TIP ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (DETAE) MOLEKÜLER TIP ANABİLİM DALI Bal ve Diğer Arı Ürünleri ile Sağlıklı Yaşam Platformu

Detaylı

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde Febril Nötropenik Hasta Antifungal Tedavi Uygulama Prosedürü

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde Febril Nötropenik Hasta Antifungal Tedavi Uygulama Prosedürü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde Febril Nötropenik Hasta Antifungal Tedavi Uygulama Prosedürü Prof. Dr. Neşe Saltoğlu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik

Detaylı

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Kahramanmaraş 1. Biyokimya Günleri Bildiri Konusu: Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Mehmet Aydın DAĞDEVİREN GİRİŞ Fetuin-A, esas olarak karaciğerde

Detaylı

Nutrisyonel Vitamin B12 Eksikliği Vakalarında Oral B12 Tedavisi

Nutrisyonel Vitamin B12 Eksikliği Vakalarında Oral B12 Tedavisi Nutrisyonel Vitamin B12 Eksikliği Vakalarında Oral B12 Tedavisi Ayşenur Bahadır, Pınar Gökçe Reis, Erol Erduran Karadeniz Teknik Üniversitesi, Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı, Trabzon Günümüzde B12 vitamin

Detaylı

Anahtar Kelimeler: Apoptoz, Hücre döngüsü, Kanser kök hücresi, Multiselüler tümör sferoid, Prostat,Trabectedin

Anahtar Kelimeler: Apoptoz, Hücre döngüsü, Kanser kök hücresi, Multiselüler tümör sferoid, Prostat,Trabectedin [PS14] Trabectedin in (Yondelis; ET-743) CD133+/ CD44+ İnsan Prostat Kanser Kök Hücresi Üzerindeki Etkilerinin İki Boyutlu (2D) ve Üç Boyutlu (3D) Sistemde İncelenmesi Eda Açıkgöz 1, Ümmü Güven 2, Fahriye

Detaylı

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ

MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ MİDE KANSERİNDE APOPİTOZİSİN BİYOLOJİK BELİRTEÇLERİNİN PROGNOSTİK ÖNEMİ Cem Sezer 1, Mustafa Yıldırım 2, Mustafa Yıldız 2, Arsenal Sezgin Alikanoğlu 1,Utku Dönem Dilli 1, Sevil Göktaş 1, Nurullah Bülbüller

Detaylı

(İlk iki harfleri - TR)

(İlk iki harfleri - TR) VET-A Kayıt Tarihi:. /. /.. THD Veritabanları Kemik İliği Yetmezliği Veritabanı Hasta Kayıt Formu VET-A HEKİM BİLGİLERİ 1. Merkez 2. Hekim HASTA BİLGİLERİ 3. Hasta Kodu Sistem tarafından otomatik olarak

Detaylı

HEMAToLOJİ BAYINDIR SÖĞÜTÖZÜ HASTANESİ KEMİK İLİĞİ NAKLİ MERKEZİ

HEMAToLOJİ BAYINDIR SÖĞÜTÖZÜ HASTANESİ KEMİK İLİĞİ NAKLİ MERKEZİ HEMAToLOJİ BAYINDIR SÖĞÜTÖZÜ HASTANESİ KEMİK İLİĞİ NAKLİ MERKEZİ BAYINDIR SÖĞÜTÖZÜ HASTANESİ KEMİK İLİĞİ (KÖK HÜCRE) NAKLİ MERKEZİ Sağlıkta referans merkezi olma vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Bayındır

Detaylı

En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test

En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test En Etkili Kemoterapi İlacı Seçimine Yardımcı Olan Moleküler Genetik Test Yeni Nesil DNA Dizileme (NGS), İmmünHistoKimya (IHC) ile Hastanızın Kanser Tipinin ve Kemoterapi İlacının Belirlenmesi Kanser Tanı

Detaylı

HEREDİTER SFEROSİTOZ. Mayıs 14

HEREDİTER SFEROSİTOZ. Mayıs 14 HEREDİTER SFEROSİTOZ İNT.DR.DİDAR ŞENOCAK Giriş Herediter sferositoz (HS), hücre zarı proteinlerinin kalıtsal hasarı nedeniyle, eritrositlerin morfolojik olarak bikonkav ve santral solukluğu olan disk

Detaylı

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ)

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ) T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TIBBİ BİYOLOJİ VE GENETİK ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS İÇERİKLERİ I. YARIYIL (ZORUNLU) MOLEKÜLER

Detaylı

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2

Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan 2, Fatma Savran Oğuz 1, Aydın Türkmen 2, Mehmet Şükrü Sever 2 BÖBREK NAKLİ ALICILARINDA GLUTATYON S-TRANSFERAZ ENZİM POLİMORFİZMLERİNİN VE GSTT1 POLİMORFİZİMİNE KARŞI GELİŞEN ANTİKORLARIN ALLOGRAFT FONKSİYONLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Sebahat Usta Akgül 1, Yaşar Çalışkan

Detaylı

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20 24 Mayıs 2009 tarihleri arasında Antalya da düzenlenen 45. Ulusal Diyabet Kongresinde

Detaylı

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi

Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi Yeni Tanı Hipertansiyon Hastalarında Tiyol Disülfid Dengesi İhsan Ateş 1, Nihal Özkayar 2,Bayram İnan 1, F. Meriç Yılmaz 3, Canan Topçuoğlu 3, Özcan Erel 4, Fatih Dede 2, Nisbet Yılmaz 1 1 Ankara Numune

Detaylı

MOLEKÜLER TANISI DÜZEN GENETİK HASTALIKLAR TANI MERKEZİ. SERPİL ERASLAN, PhD

MOLEKÜLER TANISI DÜZEN GENETİK HASTALIKLAR TANI MERKEZİ. SERPİL ERASLAN, PhD β-talaseminin MOLEKÜLER TANISI DÜZEN GENETİK HASTALIKLAR TANI MERKEZİ SERPİL ERASLAN, PhD BETA TALASEMİ HEMOGLOBİNOPATİLER Otozomal resesif (globin gen ailesi) Özellikle Çukurova, Akdeniz kıyı şeridi,

Detaylı

ETİK KURUL BAŞVURU DOSYASI

ETİK KURUL BAŞVURU DOSYASI ETİK KURUL BAŞVURU DOSYASI Ülkemizde Hematolojik Kanserlerin Yükü, Coğrafi Dağılımı, Demografik Karakteristiği, İmmünohistokimyasal Özellikleri ve Klinik Davranışı Epidemiyolog Danışman Doç. Dr. Mutlu

Detaylı

T.C. BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 3. SINIF DERS PROGRAMI

T.C. BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 3. SINIF DERS PROGRAMI DİSİPLİN/BÖLÜM Teorik Pratik TOPLAM AKTS Patoloji 24 8 32 Farmakoloji 24 24 İç Hastalıkları (Hematoloji) 14 14 İç Hastalıkları (Onkoloji) 6 6 İmmünoloji 12 12 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları 6 6 Tıbbi Genetik

Detaylı

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ

NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ NAZOFARENKS KARSİNOMUNDA CLAUDIN 1, 4 VE 7 EKSPRESYON PATERNİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ Dinç Süren 1, Mustafa Yıldırım 2, Vildan Kaya 3, Ruksan Elal 1, Ömer Tarık Selçuk 4, Üstün Osma 4, Mustafa Yıldız 5, Cem

Detaylı

Lösemi. Lenfoma Miyelom. Hastaları. Kongresi. 11-12 Mayıs 2013, Ankara. Yer: Congresium, Söğütözü. Lösemi Lenfoma Miyelom

Lösemi. Lenfoma Miyelom. Hastaları. Kongresi. 11-12 Mayıs 2013, Ankara. Yer: Congresium, Söğütözü. Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği 2 0 11 Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği Hastalar Konuşuyor Hastalar ve Yakınları Soruyor Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları Kongresi 11-12 Mayıs

Detaylı

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ SERVİKAL ÖRNEKLERDE HPV DNA ve SİTOLOJİK İNCELEME SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Begüm Nalça Erdin 1, Alev Çetin Duran 1, Ayça Arzu Sayıner 1, Meral Koyuncuoğlu 2 1 Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi,

Detaylı

Onkolojide Sık Kullanılan Terimler. Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013

Onkolojide Sık Kullanılan Terimler. Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013 Onkolojide Sık Kullanılan Terimler Yrd.Doç.Dr.Ümmügül Üyetürk 2013 Kanser Hücrelerin aşırı kontrolsüz üretiminin, bu üretime uygun hücre kaybıyla dengelenemediği, giderek artan hücre kütlelerinin birikimi..

Detaylı

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler

PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ. Klinik ve patolojik özellikler PAPİLLER TİROİD KARSİNOMLU OLGULARIMIZDA BRAF(V600E) GEN MUTASYON ANALİZİ Klinik ve patolojik özellikler Neslihan KURTULMUŞ,, Mete DÜREN, D Serdar GİRAY, G Ümit İNCE, Önder PEKER, Özlem AYDIN, M.Cengiz

Detaylı

Fanconi Anemisinde Hematopoetik Kök Hücre Transplantasyonu

Fanconi Anemisinde Hematopoetik Kök Hücre Transplantasyonu 1945 K SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOC Fanconi Anemisinde Hematopoetik Kök Hücre Transplantasyonu Dr. Mehmet ERTEM Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji

Detaylı

PAROKSİSMAL NOKTURNAL HEMOGLOBİNÜRİ TANI ve TEDAVİ. ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 Yard. Doc. Dr. Gülali Aktaş İnt.Dr. Elif Uzuner Nisan 2014

PAROKSİSMAL NOKTURNAL HEMOGLOBİNÜRİ TANI ve TEDAVİ. ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 Yard. Doc. Dr. Gülali Aktaş İnt.Dr. Elif Uzuner Nisan 2014 PAROKSİSMAL NOKTURNAL HEMOGLOBİNÜRİ TANI ve TEDAVİ ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 Yard. Doc. Dr. Gülali Aktaş İnt.Dr. Elif Uzuner Nisan 2014 Klasik olarak kronik intravasküler hemoliz bulguları, kemik iliği

Detaylı

Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu

Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu Sevcan A. Bakkaloğlu, Yeşim Özdemir, İpek Işık Gönül, Figen Doğu, Fatih Özaltın, Sevgi Mir OLGU 9 yaş erkek İshal,

Detaylı

Kan Kanserleri (Lösemiler)

Kan Kanserleri (Lösemiler) Lösemi Nedir? Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100'den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci

Detaylı

THD TÜRKBA ALTINDA BİR HEMATOLOJİ HASTA KAYIT PROGRAMI: ÇEKİRDEK. Prof. Dr. Yahya Büyükaşık. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi

THD TÜRKBA ALTINDA BİR HEMATOLOJİ HASTA KAYIT PROGRAMI: ÇEKİRDEK. Prof. Dr. Yahya Büyükaşık. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi THD TÜRKBA ALTINDA BİR HEMATOLOJİ HASTA KAYIT PROGRAMI: ÇEKİRDEK Prof. Dr. Yahya Büyükaşık Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Hematoloji Ünitesi, ANKARA Klinik tıp alanında bilimsel yaklaşım

Detaylı

MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ

MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ MEME KARSİNOMLARINDA GATA 3 EKSPRESYONU VE KLİNİKOPATOLOJİK PARAMETRELER İLE İLİŞKİSİ Aslı ÇAKIR 1, Özgür EKİNCİ 2, İpek IŞIK GÖNÜL 2, Bülent ÇETİN 3, Mustafa BENEKLİ 3, Ömer ULUOĞLU 2 1 Çorlu Devlet Hastanesi

Detaylı

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ

MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ MENENJİTLİ OLGULARIN KLİNİK VE LABORATUAR ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Mine SERİN 1, Ali CANSU 1, Serpil ÇELEBİ 2, Nezir ÖZGÜN 1, Sibel KUL 3, F.Müjgan SÖNMEZ 1, Ayşe AKSOY 4, Ayşegül

Detaylı

*Klinik Laboratuvar Çalışmaları- 2000 YTL T-ALL OLGULARINDA NOTCH1 GEN MUTASYONLARININ ARAŞTIRILMASI

*Klinik Laboratuvar Çalışmaları- 2000 YTL T-ALL OLGULARINDA NOTCH1 GEN MUTASYONLARININ ARAŞTIRILMASI THD Bildiri Ödülleri *Klinik Laboratuvar Çalışmaları- 2000 YTL T-ALL OLGULARINDA NOTCH GEN MUTASYONLARININ ARAŞTIRILMASI Yücel Erbilgin, Müge Aydın Sayitoğlu, Özden Hatırnaz, Lebriz Yüksel, 2 İnci Yıldız,

Detaylı

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU

KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU KRONİK HEMODİYALİZ HASTALARINDA ENDOTEL PROGENİTÖR HÜCRELERİ, İNFLAMASYON VE ENDOTEL DİSFONKSİYONU Abdullah Özkök¹, Esin Aktaş², Akar Yılmaz 3, Ayşegül Telci 4, Hüseyin Oflaz 3, Günnur Deniz², Alaattin

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK 1 LERDE LABORATUVAR İPUÇLARI GENEL TARAMA TESTLERİ Tam kan sayımı Periferik yayma İmmünglobulin düzeyleri (IgG, A, M, E) İzohemaglutinin titresi (Anti A, Anti B titresi) Aşıya karşı antikor yanıtı (Hepatit

Detaylı

26 Eylül 2014 Cuma (Mavi Salon)

26 Eylül 2014 Cuma (Mavi Salon) 13.00-13.15 13.15-15.30 15.30-15.45 15.45-17.15 17.15-18.00 18:00-18:45 26 Eylül 2014 Cuma (Mavi Salon) Açılış Dr. Zafer Gülbaş, Dr. Osman İlhan, Dr. Şehsuvar Ertürk Sempozyum: Geriatrik Hematolojide Destek

Detaylı

PRİMER HİPEROKSALÜRİ TİP 1 DE GENETİK TANI

PRİMER HİPEROKSALÜRİ TİP 1 DE GENETİK TANI PRİMER HİPEROKSALÜRİ TİP 1 DE GENETİK TANI Emel Isıyel, Sevcan A. Bakkaloğlu, Salim Çalışkan, Sema Akman, İpek Akil, Yılmaz Tabel, Nurver Akıncı, Elif Bahat, Fehime Kara Eroğlu, Ahmet Özel, Fatih S. Ezgü

Detaylı

Canan Albayrak, Davut Albayrak Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Bölümü, Samsun

Canan Albayrak, Davut Albayrak Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Bölümü, Samsun Canan Albayrak, Davut Albayrak Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Bölümü, Samsun Talasemi takip ve tedavisi daha çok transfüzyon ve şelasyona yoğunlaşmıştır. Talasemilerde hemoliz,

Detaylı

Gebelik ve Trombositopeni

Gebelik ve Trombositopeni Gebelik ve Trombositopeni Prof.Dr. Sermet Sağol EÜTF Kadın Hast. ve Doğum AD Gebelik ve Trombositopeni Kemik iliğinde megakaryosit hücrelerinde üretilir. Günde 35.000-50.000 /ml üretilir. Yaşam süresi

Detaylı

ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK

ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK ÜNİTE 19 KANSER VE GENETİK Prof. Dr. Gönül OĞUR 19.1. Normal Hücre-Kanser İlişkisi Vücut hücreleri, konsepsiyonu (spermin ovumu döllemesi) takiben oluşan zigotun ilk hücrelerinin defalarca tekrarlanan

Detaylı

2. HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ HEMŞİRELİĞİ KURSU 14-15-16/KASIM/2013

2. HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ HEMŞİRELİĞİ KURSU 14-15-16/KASIM/2013 2. HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ HEMŞİRELİĞİ KURSU 14-15-16/KASIM/2013 KURS DÜZENLEME KURULU Sevinç Kutlutürkan Başkanı Şerife Koçubaba Hematopoetik Kök Hücre Nakil Alt Grubu Koordinatörü Nevin Çetin Hematopoetik

Detaylı

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu.

20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20-23 Mayıs 2009 da 45. Ulusal Diyabet Kongresi nde Poster olarak sunuldu. Özlem Serenli,

Detaylı

Malnutrisyon ve İnflamasyonun. Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi

Malnutrisyon ve İnflamasyonun. Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi Sürekli Ayaktan Periton Diyalizi Hastalarında Malnutrisyon ve İnflamasyonun Hasta Ötiroid Sendromu Gelişimine imine Etkisi Ebru Karcı, Erkan Dervişoğlu lu, Necmi Eren, Betül Kalender Kocaeli Üniversitesi,

Detaylı

Handan Tanyıldızı 1, Nami Yeyin 2, Aslan Aygün 2, Mustafa Demir 2, Levent Kabasakal 2 1. İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Nükleer Fizik ABD 2

Handan Tanyıldızı 1, Nami Yeyin 2, Aslan Aygün 2, Mustafa Demir 2, Levent Kabasakal 2 1. İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Nükleer Fizik ABD 2 Yttrium-90 mikroküre tedavisinde radyasyon kaynaklı karaciğer hastalığı (RILD) analizi ve terapötik aktivite miktarı ile karaciğer fonksiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi Handan Tanyıldızı 1, Nami

Detaylı

XXXVIII. ULUSAL HEMATOLOJİ KONGRESİ

XXXVIII. ULUSAL HEMATOLOJİ KONGRESİ XXXVIII. ULUSAL HEMATOLOJİ KONGRESİ BİLDİRİ ÖZETLERİ LİSTESİ TÜRK KAN BİLİM AĞI (TÜRKBA) BİLDİRİLERİ Miyeloproliferatif Hastalıklar ve Kronik Miyelositer Lösemi Abstract:048 T-0 ÇOK MERKEZLİ KESİTSEL KRONİK

Detaylı

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D.

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D. Multipl Myeloma Nedir? Vücuda bakteri veya virusler girdiğinde bazı B-lenfositler plazma hücrelerine

Detaylı

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser Çalışmaları. Dr Fikri İçli

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser Çalışmaları. Dr Fikri İçli Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser Çalışmaları Dr Fikri İçli AÜTF Onkoloji Birimleri Tıbbi Onkoloji BD Cerrahi Onkoloji BD Radyasyon Onkolojisi AnaBD Pediatrik Onkoloji BD Onkoloji Uygulama ve Araştırma

Detaylı

Türk Kan Bilim Ağı (TÜRKBA) Bildirileri

Türk Kan Bilim Ağı (TÜRKBA) Bildirileri Türk Kan Bilim Ağı (TÜRKBA) Bildirileri Miyeloproliferatif Hastalıklar ve Kronik Miyelositer Lösemi Abstract:0481 T-01 ÇOK MERKEZLİ KESİTSEL KRONİK MYELOİD LÖSEMİ KAYIT ÇALIŞMASI: TÜRKİYE VERİLERİ. Fahri

Detaylı

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik İmmünohistokimyanın Karşılaştırılması

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik İmmünohistokimyanın Karşılaştırılması Küçük Hücreli Dışı Akciğer Karsinomlarının EGFR Mutasyon Analizinde Real-Time PCR Yöntemi ile Mutasyona Spesifik nın Karşılaştırılması Dr.M.Çisel Aydın, Doç.Dr.Sevgen Önder, Prof.Dr.Gaye Güler Tezel Hacettepe

Detaylı

Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler

Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler EGZERSİZ VE KAN Kanın fonksiyonel olarak üstlendiği görevler Akciğerden dokulara O2 taşınımı, Dokudan akciğere CO2 taşınımı, Sindirim organlarından hücrelere besin maddeleri taşınımı, Hücreden atık maddelerin

Detaylı

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması

hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması hs-troponin T ve hs-troponin I Değerlerinin Farklı egfr Düzeylerinde Karşılaştırılması Tuncay Güçlü S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Bölümü 16-18 Ekim 2014, Malatya GİRİŞ Kronik

Detaylı

SÜT ÇOCUKLARINDA UZUN SÜRELİ PERİTON DİYALİZİNİN SONUÇLARI

SÜT ÇOCUKLARINDA UZUN SÜRELİ PERİTON DİYALİZİNİN SONUÇLARI SÜT ÇOCUKLARINDA UZUN SÜRELİ PERİTON DİYALİZİNİN SONUÇLARI Gülseren PEHLİVAN, Nur CANPOLAT, Şennur ERKUT, Ayşe KESER, Salim ÇALIŞKAN, Lale SEVER İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı

Detaylı

İÇ HASTALIKLARI 1.GÜN

İÇ HASTALIKLARI 1.GÜN İÇ HASTALIKLARI 1.GÜN 08.15-09.00 Genel muayene semiyolojisi N.YILMAZ SELÇUK 09.15-10.00 Genel muayene semiyolojisi N.YILMAZ SELÇUK 10.15-11.00 Kardiyovasküler sistem semiyolojisi M.YEKSAN 11.15-12.00

Detaylı

ALLOJENİK KORDON KANI BANKACILIĞINDA UMUTLAR

ALLOJENİK KORDON KANI BANKACILIĞINDA UMUTLAR ALLOJENİK KORDON KANI BANKACILIĞINDA UMUTLAR Prof. Dr. İhsan Karadoğan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Kök Hücre Nedir? Kendileri için uygun olan bir çevre içinde

Detaylı

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay ANEMİYE YAKLAŞIM Dr Sim Kutlay KBH da Demir Eksikliği Nedenleri Gıda ile yetersiz demir alımı Üremiye bağlı anoreksi,düşük proteinli (özellikle hayvansal) diyetler Artmış demir kullanımı Eritropoez stimule

Detaylı

Perifer hastanelerinde talasemi tanısı ve izlemi. Dr. Şule Ünal Antakya Devlet Hastanesi

Perifer hastanelerinde talasemi tanısı ve izlemi. Dr. Şule Ünal Antakya Devlet Hastanesi Perifer hastanelerinde talasemi tanısı ve izlemi Dr. Şule Ünal Antakya Devlet Hastanesi DÜNYADA (WHO) Taşıyıcılık oranı..% 5.1 Taşıyıcı sayısı > 266 000 000 Her yıl doğan yeni taşıyıcı sayısı.1 000 000

Detaylı

Kanser Tedavisi: Günümüz

Kanser Tedavisi: Günümüz KANSER TEDAVİSİNDE MOLEKÜLER HEDEFLER Doç. Dr. Işık G. YULUĞ Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü yulug@fen.bilkent.edu.tr Kanser Tedavisi: Günümüz Geleneksel sitotoksik ilaçlar ve

Detaylı

HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI. Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı

HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI. Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı HALK SAĞLIĞI ANABĠLĠM DALI Ders adı : Endokrin çevre bozucular ve tarama programı Öğretim Üyesi : Prof. Dr. A. Emel ÖNAL Endokrin sistemin çalışmasını değiştiren, sağlıklı insanda veya çocuklarında sağlık

Detaylı

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet Chapter 10 Summary (Turkish)-Özet Özet Vücuda alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda ortaya çıkan obezite, günümüzde tüm dünyada araştırılan sağlık sorunlarından birisidir. Obezitenin görülme

Detaylı

EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU I. BÖLÜM TROMBOTİK TROMBOSİTOPENİK PURPURA TANI VE TEDAVİ KILAVUZU...

EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU I. BÖLÜM TROMBOTİK TROMBOSİTOPENİK PURPURA TANI VE TEDAVİ KILAVUZU... EDİNSEL KANAMA BOZUKLUKLARI VE KALITSAL TROMBOFİLİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU İÇİNDEKİLER Önsöz...iii Ulusal Tanı ve Tedavi Kılavuzu Çalışma Grupları... iv Kısaltmalar... vii Tablolar Listesi... xv Şekiller

Detaylı

XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ

XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ TİP2 DİYABETİK RATLARDA Vitis vinifera L. EKSTRAKTININ PIK3R1 (phosphatidylinositol 3-kinase regulatory subunit 1) GEN İFADESİ ÜZERİNE ETKİSİ 1 Emine Gülsün CAN 1 Emine

Detaylı

Hastalık hemolitik ve hipoplastik tip olarak iki ana klinik tabloda incelenebilir.

Hastalık hemolitik ve hipoplastik tip olarak iki ana klinik tabloda incelenebilir. PAROKSĐSMAL NOKTÜRNAL HEMOGLOBĐNÜRĐ Klasik olarak kronik intravasküler hemoliz bulguları, kemik iliği yetersizliği ve trombozla kendini gösteren paroksismal noktürnal hemoglobinüri (PNH), hemopoietik kök

Detaylı

Olgu Sunumu Konjenital Nötropeni/ G6PC3 eksikliği

Olgu Sunumu Konjenital Nötropeni/ G6PC3 eksikliği Olgu Sunumu Konjenital Nötropeni/ G6PC3 eksikliği Dr. Begüm Şirin KOÇ Prof. Dr. Tiraje Celkan İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji BD OLGU Z.S.Ş 9 yaş, kız hasta Yakınması Bir yaşından

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Katlandur

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Katlandur MEVLANA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 AKADEMİK YILI DÖNEM III I. DERS KURULU HASTALIK VE TEDAVİNİN GENEL İLKELERİ, NEOPLAZİ 15 Eylül 17 Ekim 2014 (5 Hafta) Yönetim Dekan Dönem III Koordinatörü Dönem

Detaylı

SOLİT ORGAN TRANSPLANTASYONU ve BK VİRUS ENFEKSİYONLARI Doç. Dr. Derya Mutlu Güçlü immunsupresifler Akut, Kronik rejeksiyon Graft yaşam süresi? Eskiden bilinen veya yeni tanımlanan enfeksiyon etkenleri:

Detaylı

GEBELİK VE MEME KANSERİ

GEBELİK VE MEME KANSERİ GEBELİK VE MEME KANSERİ Doç. Dr. Ramazan YILDIZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, 27 Kasım 2014, Ankara Gebelikte Kanser Gebelikte kanser insidansı % 0.07-0.1 arasında Gebelik

Detaylı

Hemoglobinopatilere Laboratuvar Yaklaşımı

Hemoglobinopatilere Laboratuvar Yaklaşımı Hemoglobinopatilere Laboratuvar Yaklaşımı Dr. Çağatay Kundak DÜZEN LABORATUVARLAR GRUBU 1949 yılında Orak Hücre Anemisi olan hastalarda elektroforetik olarak farklı bir hemoglobin tipi tanımlanmıştır.

Detaylı

SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS)

SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS) SNP TEK NÜKLEOTİD POLİMORFİZMLERİ (SINGLE NUCLEOTIDE POLYMORPHISMS) Herhangi iki bireyin DNA dizisi %99.9 aynıdır. %0.1 = ~3x10 6 nükleotid farklılığı sağlar. Genetik materyalde varyasyon : Polimorfizm

Detaylı

TRANSPLANT ÖNCESİ HASTA DEĞERLENDİRME VE HAZIRLIK AŞAMASI

TRANSPLANT ÖNCESİ HASTA DEĞERLENDİRME VE HAZIRLIK AŞAMASI TRANSPLANT ÖNCESİ HASTA DEĞERLENDİRME VE HAZIRLIK AŞAMASI Prof. Dr. Mualla Çetin Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji YAPILACAKLAR KİT kararının verilmesi Donör seçimi Transplant öncesi

Detaylı

1. Oturum: Meme Kanserine Giriş, Patoloji ve Alt Tiplendirme Oturum Başkanları : Dr. Orhan ŞENCAN, Dr. İrfan ÇİÇİN

1. Oturum: Meme Kanserine Giriş, Patoloji ve Alt Tiplendirme Oturum Başkanları : Dr. Orhan ŞENCAN, Dr. İrfan ÇİÇİN TTOD Meme Kanseri Güncelleme Kursu 13-14 Haziran 2015 İstanbul 08:25-08:30 Açılış Dr. Cem BÖRÜBAN Oturum Başkanları : Dr. Fikri İÇLİ, Dr. Gül Başaran, Dr. Erhan GÖKMEN 08:00-08:30 Pratiği Değiştiren Çalışmalar.

Detaylı

KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ

KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ KOLOREKTAL KARSİNOMLARDA HPV NİN ROLÜ VE KARSİNOGENEZ AÇISINDAN P53 VE BCL-2 İLE İLİŞKİSİ Ruksan ELAL 1, Arsenal SEZGİN ALİKANOĞLU 2, Dinç SÜREN 2, Mustafa YILDIRIM 3, Nurullah BÜLBÜLLER 4, Cem SEZER 2

Detaylı

NON NÖROJENİK NÖROJENİK MESANE ve ÜROFASİAL (OCHOA) SENDROM OLGULARINDA HPSE2 GEN DEĞİŞİMLERİNİN ARAŞTIRILMASI

NON NÖROJENİK NÖROJENİK MESANE ve ÜROFASİAL (OCHOA) SENDROM OLGULARINDA HPSE2 GEN DEĞİŞİMLERİNİN ARAŞTIRILMASI NON NÖROJENİK NÖROJENİK MESANE ve ÜROFASİAL (OCHOA) SENDROM OLGULARINDA HPSE2 GEN DEĞİŞİMLERİNİN ARAŞTIRILMASI Burcu Bulum 1, Z. Birsin Özçakar 1, Duygu Duman 1, F. Başak Cengiz 1, Berk Burgu 1, Esra Baskın

Detaylı

Kan ve Ürünlerinin Transfüzyonu. Uz.Dr. Müge Gökçe Prof.Dr. Mualla Çetin

Kan ve Ürünlerinin Transfüzyonu. Uz.Dr. Müge Gökçe Prof.Dr. Mualla Çetin Kan ve Ürünlerinin Transfüzyonu Uz.Dr. Müge Gökçe Prof.Dr. Mualla Çetin Olgu-şikayet 2 yaş, erkek hasta, Kahramanmaraş Tekrarlayan akciğer ve cilt enfeksiyonları, ağızda aftlar ve solukluk. Olgu-Öykü Anne

Detaylı

HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum. DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ

HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum. DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ 1.ULUSAL KLİNİK MİKROBİYOLOJİ KONGRESİ HPV Moleküler Tanısında Güncel Durum DNA bazlı Testler KORAY ERGÜNAY Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD Viroloji Ünitesi HPV tanısı... Sitolojik/Patolojik

Detaylı

III. ULUSLARARASI AVRASYA HEMATOLOJİ KONGRESİ PROGRAMI 17-21 EKİM 2012, ANTALYA, TÜRKİYE

III. ULUSLARARASI AVRASYA HEMATOLOJİ KONGRESİ PROGRAMI 17-21 EKİM 2012, ANTALYA, TÜRKİYE III. ULUSLARARASI AVRASYA HEMATOLOJİ KONGRESİ PROGRAMI 17-21 EKİM 2012, ANTALYA, TÜRKİYE 17 Ekim 2012 Çarşamba PROF. DR. ATİLLA YALÇIN ANISINA -Özel Oturum- 16.00-16.30 Açılış Konuşması Süleyman Dinçer

Detaylı

ECULİZUMAB DOÇ. DR. NURHAN SEYAHİ. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı

ECULİZUMAB DOÇ. DR. NURHAN SEYAHİ. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı ECULİZUMAB DOÇ. DR. NURHAN SEYAHİ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı ECULİZUMAB Fare kaynaklı, insanlaştırılmış Monoklonal bütün antikor Moleküler ağırlığı 148 kda Yarı ömrü 11 gün Kompleman

Detaylı

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ Celal Bayar Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı-MANİSA Bazal Hücreli Kanser (BCC) 1827 - Arthur Jacob En sık rastlanan deri kanseri (%70-80) Açık

Detaylı

T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III SİNDİRİM VE HEMOPOETİK SİSTEMLERİ III

T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III SİNDİRİM VE HEMOPOETİK SİSTEMLERİ III T. C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI DÖNEM III SİNDİRİM VE HEMOPOETİK SİSTEMLERİ III. DERS KURULU ( 15 ARALIK 2014 16 OCAK 2015 ) DEKAN BAŞKOORDİNATÖR DÖNEM

Detaylı

Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda. Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı

Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda. Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı Herediter Meme Over Kanseri Sendromunda Prof.Dr.Mehmet Ali Ergün Gazi Üniversitesi Tı p Fakültesi T ı bbi Genetik Anabilim Dalı Herediter Meme Over Kanseri (HBOC) %5-10 arası kalıtsaldır Erken başlama

Detaylı

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara

FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI. Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara FİBRİNOJEN DEPO HASTALIĞI Yrd.Doç.Dr. Güldal YILMAZ Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Ankara H. K., 5 yaşında, Kız çocuğu Şikayet: Karında şişlik Özgeçmiş: 8 aylıkken karında

Detaylı

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik

Lafora hastalığı, Unverricht Lundborg hastalığı, Nöronal Seroid Lipofuksinoz ve Sialidozlar en sık izlenen PME'lerdir. Progresif miyoklonik LAFORA HASTALIĞI Progressif Myoklonik Epilepsiler (PME) nadir olarak görülen, sıklıkla otozomal resessif olarak geçiş gösteren heterojen bir hastalık grubudur. Klinik olarak değişik tipte nöbetler ve progressif

Detaylı

Prostat Kanseri Tanısında PSA yı Nasıl Kullanalım

Prostat Kanseri Tanısında PSA yı Nasıl Kullanalım Prostat Kanseri Tanısında PSA yı Nasıl Kullanalım Dr. Ö. Levent ÖZDAL Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Üroloji Kliniği, Ankara Tarihçe 1979 da Wang ve ark. Prostat dokusunda PSA yı pürifiye ettiler Serumda

Detaylı

G6PD B: En sık görülen normal varyanttır. Beyaz ırk, Asya ve siyah ırkın büyük bir kısmında görülür (sınıf-iv).

G6PD B: En sık görülen normal varyanttır. Beyaz ırk, Asya ve siyah ırkın büyük bir kısmında görülür (sınıf-iv). Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz Enzim Eksikliği Tanı ve Tedavi Kılavuzu Eritrositlerin normal yaşamlarını devam ettirebilmek için enerjiye gereksinimleri vardır. Eritrositlerde mitokondri bulunmadığından,

Detaylı

4. S I N I F - 2. G R U P 1. D E R S K U R U L U

4. S I N I F - 2. G R U P 1. D E R S K U R U L U (Hematoloji, Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Algoloji,, Kalp ve Damar Cerrahisi, Göğüs Hastalıkları, Göğüs Cerrahisi, Nükleer Tıp) H E M A T O L O J İ - O N K O L O J İ, D O L A Ş I M V E S O L U

Detaylı

J Popul Ther Clin Pharmacol 8:e257-e260;2011

J Popul Ther Clin Pharmacol 8:e257-e260;2011 SİTOMEGALOVİRUS (CMV) Prof. Dr. Seyyâl ROTA Gazi Ü.Tıp Fakültesi LOW SYSTEMIC GANCICLOVIR EXPOSURE AND PREEMPTIVE TREATMENT FAILURE OF CYTOMEGALOVIRUS REACTIVATION IN A TRANSPLANTED CHILD J Popul Ther

Detaylı

Eğitim Süresi Puan Türü

Eğitim Süresi Puan Türü Program Kodu Eğitim Süresi Puan Türü Genel Kontenjan Yabancı Uyruklu Kontenjanı Tablo 3 Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde, Sağlık Bakanlığı Adına Tıp Program Adı Özel Koşullar ve Açıklamalar*

Detaylı

BÖBREK NAKLİ SONRASI HİPERÜRİSEMİ GELİŞİMİ İLE İLİŞKİLİ RİSK FAKTÖRLERİNİN ARAŞTIRILMASI. Dr. Şahin EYÜPOĞLU

BÖBREK NAKLİ SONRASI HİPERÜRİSEMİ GELİŞİMİ İLE İLİŞKİLİ RİSK FAKTÖRLERİNİN ARAŞTIRILMASI. Dr. Şahin EYÜPOĞLU BÖBREK NAKLİ SONRASI HİPERÜRİSEMİ GELİŞİMİ İLE İLİŞKİLİ RİSK FAKTÖRLERİNİN ARAŞTIRILMASI Dr. Şahin EYÜPOĞLU Giriş Hiperürisemi, böbrek nakli sonrası yaygın olarak karşılaşılan bir komplikasyondur. Hiperürisemi

Detaylı

HEMOGLOBİNOPATİ KONTROL PROGRAMI

HEMOGLOBİNOPATİ KONTROL PROGRAMI TALASEMİ VE HEMOGLOBİNOPATİLER T.C. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü HEMOGLOBİNOPATİ KONTROL PROGRAMI Toplumların geleceği o toplumu oluşturan bireylerin nitelikleri ile doğrudan ilişkilidir. Toplumu

Detaylı

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü Tip 1 diyabete giriş Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü ENTERNASYONAL EKSPER KOMİTE TARAFINDAN HAZIRLANAN DİABETİN YENİ SINIFLAMASI 1 - Tip 1 Diabetes

Detaylı

Dr.Ceyhun Bozkurt Dr.Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları EAH Çocuk Onkoloji Bölümü 20.04.2013

Dr.Ceyhun Bozkurt Dr.Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları EAH Çocuk Onkoloji Bölümü 20.04.2013 Dr.Ceyhun Bozkurt Dr.Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları EAH Çocuk Onkoloji Bölümü 20.04.2013 S.T. 15 Yaş Kız Hasta Başvuru tarihi: 12.08.2010 Yakınması: Mide bulantısı Kusma İshal Kolunda

Detaylı

KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM III 2015-2016 DERS YILI HEMATOPOİETİK SİSTEM VE NEOPLAZİ DERS KURULU

KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM III 2015-2016 DERS YILI HEMATOPOİETİK SİSTEM VE NEOPLAZİ DERS KURULU KAFKAS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ DÖNEM III 2015-2016 DERS YILI HEMATOPOİETİK SİSTEM VE NEOPLAZİ DERS KURULU DERSLER TEORİK PRATİK TOPLAM Patoloji 24 10 34 Hematoloji 15 10 27 Mikrobiyoloji 4 10 14 Farmakoloji

Detaylı

Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları

Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerine Alınacak Asistan Sayıları Program Kodu Eğitim Süresi Puan Türü Genel Kontenjan Yabancı Uyruklu Kontenjanı 2015-TUS Tercih Program Adı Özel Koşullar ve Açıklamalar* (1) (2) (3) (4) (5) (6) (7) Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma

Detaylı

Çocukluk Çağında Miyelodisplastik Sendrom

Çocukluk Çağında Miyelodisplastik Sendrom Çocukluk Çağında Miyelodisplastik Sendrom Miyelodisplastik sendrom (MDS) hematopoietik kök hücrelerin nadir görülen bir hastalığıdır. Klonal hücre büyümesi, bozuk farklılaşma ve artmış apopitozla ortaya

Detaylı

HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ. Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi

HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ. Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONUNDA HEMŞİRENİN ROLÜ Nevin Çetin Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİT Ünitesi Hematopoetik kök hücre transplantasyonu hematoloji-onkoloji alanında özel bir daldır

Detaylı