D hormonu: Güncel geliflmeler

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "D hormonu: Güncel geliflmeler"

Transkript

1 DERLEME REVIEW Hacettepe T p Dergisi 2011; 42:14-27 D hormonu: Güncel geliflmeler Tümay Sözen 1 1 Prof. Dr., Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Lefkoşa, Kıbrıs ÖZET İnsanlar vitamin D ihtiyacı için güneş ışığına muhtaçtır. Solar UV (ultraviyole) ışınları, derideki 7 dehidrokolekalsiferolü emerek onun hemen previtamin ve bu da hemen vitamin D ye dönüşür. Mevsimler, günün saati, cam, deri koruyucular, geleneksel giyim tarzı, yaşlanma, yaşanılan enlem bölgesi ve şişmanlık derideki bu dönüşümü etkiler. Vitamin D oluştuğunda önce karaciğerde 25OHD daha sonra böbrekte aktif vitamin D olan 1,25OHD ye dönüşür. Vitamin D eksikliği osteoporoz ve erişkinlerde kemiğin diğer bir hastalığı osteomalazi, çocuklarda raşitizme neden olur. Vitamin D eksikliği ayrıca kardiyovasküler hastalık, metabolik sendrom ve kanser yanında multipl skleroz, romatoid artrit, tip 1 diyabet gibi birçok otoimmün sistem hastalığına artmış bir risk yaratır. Vitamin D eksikliğinin yaşlanmayı hızlandırdığı ve yaşam sürecini etkilediği öne sürülmüştür. 25OH düzeylerinin vücutta vitamin D durumunun en iyi göstergesi olduğu kabul edilir. Kan 25OH konsantrasyonlarının 30 ng/ml nin üzerinde idamesi veya ng/ml arasında oluşu sırasıyla vitamin D yeterliliği ve yetersizliği olarak tanımlanır. 20 ng/ml nin altındaki düzeyler vitamin D eksikliği olarak tanımlanır. Nükleer vitamin D reseptörleri, sadece vitamin D nin esas hedef organları olarak bilinen böbrek, kemik, paratiroid ve bağırsakta değil diğer birçok dokuda da bulunur. Düşük vitamin D düzeyleri bağırsaktan kalsiyum emiliminin maksimale çıkarılmasında önemli olduğu kadar, böbrek dışı dokularda, sitokin rolü oynayarak iç çevrede konakçının immün yanıtlarını düzenlemek üzere, parakrin ve otokrin etkiler göstermek için 1,25 (OH) 2 ün yapımını artırır. Güneşe direkt maruziyetin önlenmesi D eksikliği riskini artırır ki, bunun çok ciddi sonuçları mevcuttur. Serum 25OH konsantrasyonlarının yıllık olarak ölçümü, vitamin D eksikliğini ortaya çıkarmaya yardımcı olur. Genelde haftada 3-4 kez yüz, bacaklar ve kolların dakika güneşe maruz bırakılması ve diyette vitamin D nin artırılması eksikliği önler. Günlük 1000 IU veya seçilmiş bireylerde (yaşlılar gibi) 2000 IU vitamin D desteği, vitamin D yeterliliğini sağlamak için mantıklı bir tavsiyedir. Anahtar Kelimeler: Vitamin D eksikliği, kanser, kardiyovasküler hastalık, immün sistem, otoimmünite. ABSTRACT Update in D hormone Humans depend on sun-exposure for their vitamin D requirements. Solar ultraviolet B photons are absorbed by 7 dihydroxycholecalciferol in the skin leading to its conversion to previtamin, which is rapidly converted to vitamin. Season, latitude, time of day, skin pigmentation, aging, customary clothing, sunscreen use, glass, obesity all influence the cutaneous production of V. Once formed, V is metabolized in the liver to 25OH and then in the kidney to its biologically active form 1,25(OH) 2. Vitamin D deficiency causes osteoporosis and also bone disease 14 H ACETTEPE T IP D ERG S

2 D hormonu: Güncel geliflmeler ostemalacia among adults, rickets among children. Vitamin D deficiency also has been associated with increased risks of many autoimmune dieases such as multiple sclerosis, rheumatoid arhritis, and type 1 diabetes, besides cardiovascular disease, metabolic syndrome and cancers. It is also suggested that vitamin D deficiency related to accelerated aging, and longevity of the life span. Serum 25OH levels is the best reflection of the vitamin D status. Maintaining blood concentrations of 25OH above 30 ng/ml, and ng/ml is accepted as vitamin D sufficiency and insufficiency respectively. The levels below 20 ng/ml defines vitamin deficiency. The nuclear vitamin D receptors not only present in kidney, bone, parathyroid gland and intestine, which are known to be the main target tissues of vitamin D, but also in wide variety of other tissues. The low levels of vitamin D is important for maximizing calcium absorption from intestine, but it is also important for providing the production of extrarenal 1,25(OH) 2 which has paracrine or autocrine role as a cytokine, to protect the inside environment of the host by modulating the immune responses. The avoidance of direct sun exposure, increases the risk of vitamin D deficiency, which can have serious consequences. Monitoring serum 25OH concentrations yearly, should help reveal vitamin D deficiencies. Sensible sun exposure (usually minutes of exposure of the arms, legs and face 3-4 times a week), or increase in dietary intake of vitamin D prevents deficiency. The recommendation of supplemental daily intakes of vitamin D 1000 IU or in selected persons (elderly) 2000 IU are reasonable approaches to guarantee vitamin D sufficiency. Key Words: Vitamin D deficiency, cancer, cardiovascular disease, immune system, autoimmunity. D HORMONU, GÜNCEL GEL fimeler Günümüzde pandemi şeklinde vitamin D (VD) eksikliği bulunmaktadır. VD eksikliğinin ana nedeni güneşe maruziyetin yeterli olmamasıdır. VD nin yeryüzünde ne zaman ilk defa belirdiği ve fonksiyonu hakkında bilinenler azdır. Yeryüzünde 750 milyon yıldan beri okyanuslarda mevcut Emiliania huxlei dahil, en erken fitoplankton ve diatom yaşam formları, ergosterolü imal ederek kalsiyumu (Ca), yapısal destek için (coccolithopore) provitamin D 2 yi kullanmışlardır. Skeletonema menzelii diğer bir diatom olup, ergosterol içerir ve bunu previtamin D 2 ye çevirir, mevcut güneşle temasa geldiğinde VD yapmaktadır. Vertebrasız türlerde ergosterolün biyolojik fonksiyonu hakkında bilinen çok azdır. Amfibia, reptiller kuşlar ve gelişmemiş primatlar gibi birçok vertebralı hayvan türleri ve insanlar VD ihtiyaçları için güneşe muhtaçtır. Ergosterol ve onun fotoliz ürünleri ideal yüksek ultraviyole radyasyon (UVR) absorpsiyonları için önemli bir güneş kalkanı görevi görür. Ergosterol, previtamin D 2, VD ve fotoliz ürünleri, DNA, RNA ve protein tahribatına karşı etkin bir şekilde nm dalga boyundaki UVR absorbe eder. Dolayısıyla ozon tabakası öncesinde (ki ozon < 290 nm olan ışınları etkin bir şekilde absorbe eder) ergosterol-vitamin D 2 sistemi, organizmayı, hassas RNA ve DNA gibi proteinlerini tahrip edebilecek yüksek enerjili UV ışınlarından önleyecek bir kritik rol oynamaktadır. Mümkündür ki ergosterol erken yaşam formlarının plazma membranında mevcut olup yapısal olarak daha az rijit vitamin D 2 ye dönüşerek membranın Ca a karşı geçirgenliğini artırmaktadır. VD olarak bildiğimiz 7-dehidrokolekalsiferol (7DHKK) bir proprehormondur. Eser miktarlarıyla metabolizmada önemli rolleri olup, vücutta yapılamayan ve vücuda dışardan alınmadıkları takdirde yoksunluğuna özgün klinik tabloların ortaya çıktığı maddeler vitamin diye adlandırılır. Dolayısıyla vitamin D, bu tanıma uymamaktadır. Vücudumuzda, deride D vitaminin ön maddeleri bulunmakta olup, güneşin ultraviyole ışınlarının belli dalga boyunda olanlarına deri maruz kaldığında, bu ön maddelerden VD, vücutta yapılabilmektedir. Hormonlar, kana salgılanan ve uzak dokularda genelde düzenleyici şekilde etkiler yaratan kimyasal maddelerdir. Dolayısıyla VD halen kullanılması gerekli ismiyle D hormonu veya tam yerleşmemiş bir isim olarak güneş hormonu tabiri VD ifadesinin yerine, her ne kadar uygunsuz ise de, pratikte bu şekilde yaygın olarak bilindiğinden, halen kullanılmamaktadır ve vitamin kelimesi değiştirilmemiştir. VD yağda eriyen bir sekosteroid prohormondur; ya diyetten gelir (VD 2 ) ya da epidermiste mevcut provitamin, 7 DHCC den fotosentez yoluyla oluşur. ProV biyolojik olarak aktif değildir. ProV bir previtamin olan PreV e güneşin ultraviyole ışınlarına maruziyetiyle fotolize edilir. Bu madde de biyolojik olarak inaktiftir. Solar spektrumun nm dalga boyundaki UV ışınları atmosferden geçerek, derinin, epidermal prov ün, prev e fotokimyasal dönüşümünü sağlayacak olan (ProV depolarının %8 ini içeren) epidermisteki stratum spinosum ve stratum bazalis tabakalarına ulaşır, 30 dakikada prev bu iki tabakada nonenzimatik olarak oluşur [1]. Dermisin birim cm 2 alanında, her ne kadar epidermisteki kadar ProV varsa da, UVR nm boyutundaki ışınlar, epidermis tarafından absorbe edilir, dolayısıyla dermiste çok az miktarda prev yapılır. Deride prev yapılınca, tekrar nonenzimatik olarak hemen termal izomerizasyona uğrar ve V e dönüşür [2]. Fizyolojik vücut ısısında, bu dönüşümün gerçekleşmesi 2-3 gün alır. Sıcak kanlı canlılarda, deri güneş ışı- Cilt 42 Say

3 Sözen ğına maruz kaldıktan sonraki birkaç gün içinde de, deride sentez olayı devam eder ve sentezlenen V dolaşıma verilir. Bu termal izomerizasyon reaksiyonu, dermoepitelyal birleşme bölgesinde olur ki, burada ısı oldukça sabittir ve çevrenin ısısı nedeniyle değişebilen deri yüzeyinin sıcaklığından, bu olay etkilenmez. Dolayısıyla birey, kışın ya da yazın güneşe maruz kaldığında, deri yüzeyinin ısısı birkaç derece değişse bile, PreV ün, V e dönüşümü sabit kalır. PreV hem termal enerji hem de UVR ye hassastır. PreV deride oluştuğunda, ya termal olarak V e izomerize olur (gün ışığına maruziyet varsa) ya da gün ışığına maruziyet yoksa bir foton UVR absorbe eder ve biyolojik olarak inert olan; lumisterol ve takisterol adı verilen 2 izomere dönüşür. Solar radyasyona sürekli olarak maruz kalındığında (uzun süre güneşlenme halinde olduğu gibi), PreV devamlı artmaz ve hemen lumisterol ve takisterole döner. Beyaz ırktan olanların bütün vücudunun minimum eritem dozunun (MED) 1.5 misline maruz kalması halinde, serum 25OH düzeyleri, güneşe maruziyetten saat sonra 60 katı artar, aynı dozdaki radyasyonun, siyah ırktan olanlarda serum V düzeyleri üzerine bir etkisi olmaz, zira dermisteki melanin, iyi bir UV filtresi görevi görür ve ProV için solar UVR ile rekabete girer. Erişkin beyaz ve siyah ırktan olanlar, dermiste birim alanda benzer miktarda ProV e sahiptir, dolayısıyla siyah ırktan olanların V yapabilme kapasiteleri beyazlarınkiyle aynı olmasına karşın, siyah ırktan olanların çok daha yüksek dozda UVR ye maruz kalmaları gerekmektedir. Serum V düzeyleri, güneşe maruziyetin 1-2 gün sonrasında artarsa da, 25(OH) düzeyleri tedricen artar ve ancak 7-14 gün sonra %50 artış gösterir. Bu mekanizmalar, uzun süreli UVR maruziyet sonrası VD intoksikasyonunu önler. Ekvatoriyal güneşe 30 dakika veya 8 saat maruz kalmakla, derideki ProV ün ancak %15 i previtamin e döner. Kuzey ülkelerinde 40 enlemde UVR, 7DHCC yi V e yedi ay boyunca dönüştürmekte etkilidir, örneğin enlemde olan İsveç te beş ay süreyle UVR etkili olmaktadır. Etkin UVR ye maruziyetin süresi güneşin hangi açıdan geldiği ve atmosferik kirlilikle ilgilidir, güneşin etkili olması için enlemin 35 üzerinde olmalıdır. Dolayısıyla coğrafi olarak kuzey küre enlemlerinde bulunma bu olasılığı artırır. V epidermiste oluştuğunda, dermo-epidermal bileşkeden dolaşıma taşınır yüksek affinitesi nedeniyle hemen dolaşımdaki VD bağlayıcı proteine (VDBP) ve proteinlerden albumin süper ailesine mensup olanlara bağlanır ve böylece deriden gelen V ile diyetle gastrointestinal sistemden vücuda giren VD 2 biyolojik olarak inaktiftirler ve kana geçtiklerinde önce karaciğer parankiminde yüksek kapasiteli sitokrom P450 lerden, 25 hidroksilaz enzimi vasıtasıyla 25 hidroksivitamin (25OH ) e dönüşür. Bu mikrozomal enzim CYP2R1 in substrat olarak en çok VD ye affinitesi vardır. Memelilerde bu basamağın güçlü bir regülasyonu yoktur ve karaciğerde 25OH ün önemli bir depolanması yapılmaz ve karaciğerden hemen kana salıverilir ve serumda biyolojik yarı ömrü gündür. 25OH serumda bol miktarda mevcut en stabil metabolittir ve VD nin serumdaki en iyi göstergesidir. 25OH, daha sonra böbrekte mitokondriyal CYP27B1 hidroksilaz (1α hidroksilaz enzimi) ile aktif hormon olan [1,25 dihidroksi V (1,25 (OH) 2 = Kalsitriol)] e, gıdalarla alınan VD 2 (ergosterol) 1,25 dihidroksi VD 2 [1,25(OH) 2 D 2 = Kalsidiol] ye dönüşür. Böbrekteki CYP27B1 hidroksilaz enzim düzeyi, PTH tarafında kontrol edilir, PTH nin sentezi serumdaki Ca ve P ile regüle edilir, ayrıca hipokalsemi, hipofosfatemi, GH, PRL tarafından da bu enzim uyarılır. Osteositlerden kemikte salgılanan fibroblast büyüme faktörü-23 (FGF-23), Ca mobilizasyonunu sağlamak üzere artmış olan PTH ve CYP27B1 hidroksilaz gene ekspresyonunu azaltarak 1,25(OH) 2 sentezini süprese eder. Bu enzim, vitamin D reseptörüne çok yüksek affiniteli bir ligand olup, hedef dokularda 1,25(OH) 2 ün yönlendirildiği genlerin ekspresyonunu değiştirir. Dolaşımdaki 1,25(OH) 2 serum konsantrasyonları kaba olarak 25OH ün %0.1 i kadardır. Böbrek ve bağırsaktan, Ca ve P absorpsiyonu 1,25OH 2 tarafından artırılır. Ayrıca, hem 25OH hem de 1,25(OH) 2, 25 ve 24 hidroksilaz (CYP 24) enzimiyle, biyolojik olarak inaktif olan 24,25(OH) 2 dönüştürülür, suda eriyen kalsitroik asite katabolize edilir. FGF-23, CYP24 ekspresyonunu artırır. Dolaşımdaki 24,25(OH) 2 düzeyleri, dolaşımdaki 25OH düzeyleri ile yakından ilgilidir. Dolaşımdaki 25OH düzeyleri, serum 24,25OH 2 düzeylerinin 10 misli daha fazla ve ortalama serum kalsitriol düzeylerinden defa daha yüksektir. V ile VD 2 nin metabolizmaları benzerdir. Oral V alımı aynı miktardaki VD 2 ye göre %70 daha yüksek 25OH serum düzeyleri yaratır [3]. Glomerüler filtrasyon 50 ml/dakika nın altına inerse böbrekten 1,25(OH) 2 yapımı azalır ve Ca malabsorpsiyonu, sekonder hiperparatiroidizm ve sonuçta osteoporoz ve osteomalazi meydana gelir. Vitamin D metabolitleri sistemik kalsiyum homeostazisinde, bağırsak, böbrek ve kemikteki etkileri ile önemli rol oynar. Kalsitriol molar bazda en güçlü olan metabolittir. Kalsitriol, oral olarak alınmış olan Ca un bağırsaktan absorpsiyonunu, hem de tübüler reabsorpsiyonunu reseptör kaynaklı olarak aktif olarak sağlar ve 16 H ACETTEPE T IP D ERG S

4 D hormonu: Güncel geliflmeler normal fizyolojik serum Ca düzeylerinin idamesini sağlar. VD olmadığında diyetteki kalsiyumun sadece %10-15 i ve fosforun %60 ı bağırsaktan emilir. Kalsitriol sadece sistemik Ca homeostazisinde önemli rol oynamaz, çeşitli dokularda intraselüler Ca homeostazisinde de rol alır. Yakın zamanlara kadar aktif VD hedef organlarının sadece bağırsak, böbrek ve kemik olduğu sanılıyordu. Bütün bu organlarda net etkisi, mineral metabolizmasını, özellikle Ca ve inorganik P homeostazını sağlamaktadır. Kalsitriole ait doku biyolojik etkileri, ya genomik ya da nongenomik yolaklarla olur. Genomik yanıtlar nükleer VD reseptörü ile olur, nongenomik yolak voltaja bağımlı Ca kanalları iledir, bunlar uygun sinyal iletim yolakları ile biyolojik yanıtları başlatırlar. Vitamin D reseptörü (VDR) nün bugün 30 dan daha fazla dokuda bulunduğu bilinmektedir. Endotel, düz kas, miyokard, beyin, prostat, meme, kolon hücreleri, immün hücreler vb. bunlar arasındadır [4-6]. Dolaşımdaki 1,25(OH) 2 hücre membranlarını ve sitoplazmayı geçer, nükleusa ulaşır, orada bir steroid hormon gibi sitozolik VDR ye bağlanır. 1,25(OH) 2 nükleer retinoik asit reseptörüne bağlanınca, nükleer transkripsiyon faktörü görevi görür ve genlerin fonksiyonunu ve protein sentezini indükler. Kalsitriol tarafından regüle edildiği anlaşılan genlerin sayıları giderek artmaktadır. Çok sayıdaki Ca ve kemikle ilgili genler yanında, hücre siklusları veya hümoral mekanizmalarla (örn. immün veya hematopoietik sistem) ile ilgili birçok gen kalsitriole bağımlıdır. Kalsitriol direkt veya indirekt olarak 200 kadar geni regüle eder. Bu arada böbrekten renin, pankreastan insülin, makrofajlardan katelisidin yapımını, lenfositlerden sitokin salınımını, kardiyomiyositlerle vasküler düz kas hücrelerinin proliferasyon ve büyümesini regüle eder. Önceleri, normal şartlar altında 25OH ün 1α hidroksilasyonunun sadece böbrekte yapılabildiği ve 1,25(OH) 2 ün mineral metabolizmasını kontrol ettiği düşünülmekteydi. Oysa bugün 1,25(OH) 2 ün lokal olarak çeşitli dokularda otokrin veya parakrin şekilde (keratinositler, kolon ve prostat hücreleri, solunum sisteminin epitel hücreleri de dahil olmak üzere, birçok nonrenal dokularda) oluştuğunu bilmekteyiz. Bu dokularda 1,25(OH) 2, hücre diferansiyasyonu ve proliferasyonu ile ilgili anahtar olayları kontrol eder [7]. Sitozolik kalsitriol-vdr kompleksinin de novo mrna ve protein sentezini indüklemesi, saatler veya günler sürebilir. Oysa kalsitriolün çeşitli dokularda hem hücresel hem de subselüler seviyede çok kısa zamanda oluşan etkileri de olduğu anlaşılmıştır [5]. Bu etkileri Cilt 42 Say genomda reseptör-hormon etkileşimi ile açıklamak mümkün değildir. Birçok hücre serilerinde dakikalar içinde spesifik intraselüler metabolik yolakların aktivasyonunu oluşturan, membrana bağlı VDR de tanımlanmıştır. İyonize Ca ile oluşan kas kasılmaları, sinir uyarı iletimleri ve diğer ani oluşan, gereğinde hayat kurtaran diğer fizyolojik olaylar bu yolak vasıtasıyla gelişmektedir. 25OH ün de önemli fizyolojik fonksiyonları olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Doz-yanıt çalışmaları, intestinal Ca absorpsiyonunda kalsitriolün, 25OH e göre molar gücünün 125/1 ile 400/1 arasında değiştiğini göstermektedir. Kalsitriol ile 25OH ün bu molar güçleri ve bu iki vitamin D metabolitinin serum konsantrasyonları göz önüne alındığında (ortalama 1/500 ile 1/1000) dolaşımdaki vitamin D aktivitesine 25OH ün %55-90 oranında katkısı olduğu varsayılabilir [8]. Bu varsayıma destek olarak kesitsel çalışmalar, kalsitriolden çok, serum 25OH düzeylerinin intestinal Ca absorpsiyonunun çok daha iyi bir göstergesi olduğunu göstermiştir. Ayrıca, 25OH ün; Kas hücreleri kültüründe Ca-45 alımını artırdığı [9], Hücre içi Ca sarkoplazmik retikuluma tekrar alınmasını [10], Hücre içi P nin birikimini uyardığı bilinmektedir [11]. 25OH, VDR olan çeşitli dokularda 1-α hidroksilaz için bir substrat olarak kullanılır. Vücutta Ca metabolizmasından sorumlu olmayan dokular muhtemelen 25OH ü kalsitriol yapmak için kullanırlar. Dolayısıyla serumdaki düşük 25OH düzeyleri hücre içi yeterli kalsitriol oluşamamasından sorumlu olabilir. Vitamin D nin filogenetik olarak gelişiminde farklı iki fonksiyonu oluşmuştur: Bunlardan ilki ve ilkel olanı, lokal olarak bazı dokularda bir sitokin olarak parakrin veya otokrin etkiler yapması, diğeri daha ileri bir gelişim sonucunda dolaşımda bir hormon şekline bulunarak fonksiyon göstermektir. Tek hücrelilerden insana kadar olan yelpazede, bu gelişimsel primitif, sitokin şeklindeki rolünde, dış çevreden mikrobik saldırılara karşı organizmayı koruma görevini yüklenir. Bu yelpazede 1,25(OH) 2 sitokin olarak esas monosit-makrofajlardan sentez edilir ve VDR ile intrakrine etkileşimle organizmada mikrobik ajanlara karşı yanıtları yönlendirir [12]. Monosit-makrofajlarda 1,25(OH) 2 yeterli miktarlarda sentez edildiğinde, inflamatuvar microçevrede, aktive olmuş ve VDR eksprese eden T ve B lenfositleriy- 17

5 Sözen le etkileşime geçer. 1,25(OH) 2 ün hormon veya sitokin sistemleri arasındaki esas ayırt edici özellik, substrat olarak dolaşımda yetersiz 25OH bulunduğunda, sekonder hiperparatiroidizmle PTH yoluyla, renal CYP27 B1 hidroksilazı uyararak 1,25(OH) 2 ün yapımını artırır veya idamesini sağlar. Bu durumdan çok farklı olarak, 25OH ün böbrek dışı dokularda CYP27 B1 için sustrat olarak azlığı durumunda, 1,25(OH) 2 yapımını azaltır. V TAM N D EKS KL N N TANIMI ve PREVALANSI Optimal kemik ve vücut sağlığı için yeterli VD statusu önemlidir. İnsan vücudu normokalsemi durumunu devam ettirebilmek, bağırsak Ca emiliminin yeterliliğini sağlamak için VD yetmezliği/eksikliği ve VD nin metabolizması ve etkisinde çok kısa zamanda değişiklikler yapar. İdeal Ca alımının ne kadar olduğu tam belirlenmemiştir. İntestinal Ca emiliminde düşme, serum Ca sında ufak fakat gerçek bir düşme yapar. Bu düşme paratiroid bezi hücrelerinin plazma membranındaki kalsiyum algılayıcı reseptör (Ca sensing receptor= CaSR) tarafından fark edilir bu, bezden parathormon (PTH) gen ekspresyonunu artırma ve salıverilmesi için bir sinyaldir. Böbreğin proksimal lup epitel hücrelerinin plazma membranındaki PTH/ PTH related peptid reseptörleri ile PTH nin etkileşimi CYP27B1 gen ekspresyonunu ve mevcut substrat 25OH ün 1,25(OH) 2 dönüşümünü artırır, 1,25(OH) 2 seruma geçer, VDBP ye bağlanır. Bağırsak ve kemikte VDR ile regüle edilen genlerin kontrol bölgelerinde Vitamin D responsive element (VDRE) aracılığı ile bağırsakta Ca ve P emilimini artırır ve kemikte mineral fazındaki Ca ve P si sırasıyla açığa çıkarır. Bu şekilde serum Ca sındaki eksiklik düzeltildiğinde, aktive olmuş 1,25(OH) 2 /PTH ekseni, osteosit kaynaklı FGF-23 tarafından süprese edilir [13]. Bu anlatılan fizyolojik değişiklikler, birçok araştırmacı tarafından VD hormonunun yetmezlik ve/veya eksikliğinin, serumdaki immünreaktif PTH (ipth) düzeylerinin yüksek bulunmasıyla tanımlanmasına neden olmuştur [14]. Serum 25OH düzeyleri genel olarak VD durumunun bir belirleyicisi olarak kabul edilmektedir. Fakat hangi düzeyin yeterlilik kabul edileceği hakkında tam bir fikir birliği yoktur [15-17]. Serumda ölçülen 25OH düzeyinin < 20 ng/ml (50 nmol/l) olduğu haller, birçok uzman tarafından VD eksikliği olarak tanımlanır. 25OH düzeyleri ng/ml oluncaya kadar, PTH düzeyleri ile ters bir ilişki gösterir. Bu düzeyde PTH en düşük değerlerine ulaşır. İntestinal kalsiyum transportu 25OH düzeyleri ortalama ng/ml olan kadınlarda, %45-65 oranında artar. Son verilerin ışığında, serum ipth düzeylerinin, serum 25OH düzeyinin 30 ng/ml (veya 75 nmol/l) olduğunda önemli derecede yükseldiği kabul edilir [18]. Bu veriye dayanarak ng/ml (50-75 nmol/l) 25OH düzeyleri, göreceli VD yetersizliği olarak kabul edilir. 25OH düzeylerinin 20 ng/ml (veya 50 nmol/l) altında olması aşikar VD eksikliği olarak kabul edilir ve bu durumda bu eksikliğe ait iskeletle ilgili sorunlar klinik olarak belirgin hale gelir. Bu tanım göz önüne alındığında VD yoksunluğu veya yetersizliği, dünya üzerinde 1 milyar insanda bulunmaktadır. VD yeterlilik düzeyi ise > 30 ng/ml olan 25OH değerleri ile tanımlanır. Genelde ng/ml ( nmol/l) 25OH değerleri VD yeterliliği diye kabul edilmektedir [19]. VD intoksikasyonu 25OH düzeylerinin ng/ml olduğu durumdur. Vitamin D ve kemik sağlığı VD nin en dramatik fizyolojik etkisi intestinal Ca transportunu ve absorpsiyonunu sağlamaktır. VD reseptörünün, 1,25(OH) 2 ile buluşması sonrasında, kalsiyum absorpsiyonu %30-40 ve fosfor absorpsiyonu %80 artar. Çeşitli ırklardaki (beyaz, Meksikalı Amerikalı, siyah ırk) kadın ve erkekte, serum 25OH düzeyleri, 40 ng/ml civarında iken, kemik mineral dansite (KMD) düzeyleri ile, direkt ilişkili olduğu gösterilmiştir. Serum 25OH düzeyi 30 ng/ml altına düştüğünde, intestinal kalsiyum absorpsiyonunda önemli derecede azalma olarak PTH salınımı artar. PTH 1,25(OH) 2 yapımını uyararak böbrekten kalsiyum emilimini artırdığı gibi, osteoblastları aktive ederek preosteoklastların, olgun osteoklastlara dönüşümünü sağlar. Osteoklastlar kemikte resorpsiyonu artırır böylece kan Ca sının idamesini sağlamaya çalışır, fakat bu olayın uzaması osteopeni ve osteoporoza neden olarak kırık riskini artırır. Yaşlı erkeklerde yapılan bir araştırmada 11 yıllık takipte 25OH düzeyi 16 ng/ml den yüksek ve düşük olanlarda kalça kırık riski araştırılmış ve 25OH düzeyi 16 ng/ml den düşük olanlardan daha yüksek bulunmuştur [17,20]. Kalsiyum ve VD nin eksikliği in utero veya çocuklukta, iskelette maksimal kalsiyum birikimini önler. VD eksikliği ilerlerse, paratiroid bezler maksimal olarak uyarılır, sekonder hiperparatiroidizm olur. PTH, 25OH ün metabolizmasını 1,25(OH) 2 yapımı yönünde artırır. Bu da VD eksikliğini daha derinleştirir. PTH aynı zamanda fosfatüriyi de artırır, düşük veya düşük-normal fosfor düzeyleri ile yeterli (kalsiyum x fos- 18 H ACETTEPE T IP D ERG S

6 D hormonu: Güncel geliflmeler for) ürünü oluşamayacağı için osteoblastların yaptığı matriks kollajenin mineralizasyonu yeterli olamaz ve çocuklarda raşitizm ve erişkinlerde osteomalazi olur. Yeni kemiğin oluşmasında iki basamak vardır: Osteoblastların organik matriksi (Osteoid) yapması, Matriksin olgunlaşması. Yeni oluşan matriksin olgunlaşması için birçok enzimin gün içinde sentez edilmesi gerekir. Bu noktada kemik minerali amorf Ca fosfat olarak depolanmaya başlar ve hidroksiapatite dönüşür. Bunun için Ca ekstraselüler alandan alınarak matrikste mevcut veziküllere taşınır. Bu arada P, alkalen fosfataz aracılığı ile veziküllerinde yapılır. VD bu matriks mineralizasyonunun her safhasında etkindir, kemik matriks sentezi VD eksikliğinde azalır ve VD yerine konduğunda artar. Kemik matriksinde mevcut nonkollajen kemik GLA proteini diğer adıyla osteokalsinin sentezi de VD tarafından regüle edilir. Kemiğin normal mineralizasyonu için yeterli Ca ve P, aktif VD ile daha önce bahsedilmiş şekilde bağırsaktan absorpsiyonla sağlanır. Kemikten mineral kaybıyla birlikte olan osteoporozda kemik ağrısı ile birlikte olmamasına karşın osteomalazi izole veya jeneralize kemik ağrısı ile birliktedir. Bu ağrının nedeninin, periost altındaki demineralize jelatin matriksin hidrasyonu olduğu sanılmaktadır. Hidrate matriks, periostu dışa doğru iter ve zonklayıcı, künt ağrıyı yaratır. Osteomalazi sıklıkla, başparmak ile sternum veya pretibial bölgeye bastırmakla oluşan ağrı ile tanınabilir. VD eksikliği çocuklarda raşitizme neden olmaktadır. Son zamanlarda raşitizmin özellikle Afrikalı- Amerikalı çocuklarda çok yüksek oranda görüldüğü bu konuya dikkatlerin çekilmesine neden olmuştur. Bir yenidoğan bebeğin 25OH düzeyleri genelde annenin yarısı kadardır. Erken bebeklik devrinde bozuk VD durumu, gebelik sırasında maternal VD eksikliği ile anneden fetusa yetersiz VD transferi ile düşük bebek depolarına neden olur. Siyah ırktan olanlar melanin pigmentleri nedeniyle VD eksikliğine daha yatkındır, bir araştırmada yaşlarındaki zenci ve beyaz kadınların 25OH leri ölçülmüş siyah ırktan olanlarde prevalans %42.4 beyazlarda %4.2 bulunmuştur. Üçüncü National Health & Nutrition Examination Survey de de ( ) hipo D vitaminozu araştırılmış ve yaşlarındaki siyah ırktan olanlarda, 25OH düzeyleri, aynı yaştaki beyazlarınkinden daha düşük bulunmuştur [21]. Oysa zenci kadınların KMD leri daha yüksektir ve kalça kırıkları daha azdır ve kemik kayıpları daha uzun süreçlerde olur. Bu gerçek, siyah ırktan olanlardaki kemik ince yapısının beyazlardan daha güçlü olabileceği şeklinde yorumlanabilir. Cilt 42 Say Vitamin D, kas gücü ve düşmeler Kas dokusu VD nin bir hedef organıdır. Çok eski tarihlerdeki literatürlerde osteomalazide kas zaafiyeti olduğu bildirilmiştir [22,23]. Osteomalazi veya raşitizmdeki kas güçsüzlüğü, kullanamamaktan kaynaklanan atrofiye bağlı değildir ve plazma Ca konsantrasyonları değişiklikleri ile nörojenik tahribattan bağımsız olarak oluşur. Kas metabolizmasının bozulmasındandır, VD tedavisine yanıt verir. VD, kasın hücre Ca düzeylerinin regülasyonunda rol oynar. Osteomalazideki miyopati, daha ziyade proksimal kas zayıflığı şeklindedir [23]. Merdiven çıkmakta, oturulan yerden veya yatar pozisyondan kalkma sırasında zorluk, kol ve elle objeleri kaldıramama, ördekvari yürüyüşle karakterizedir. Fizik muayenede güçsüzlüğün en fazla gövde omuz ve kalça kuşağında olduğu saptanır, kas güçsüzlüğü ile orantılı his kusuru yoktur, kas erimesi vardır, fakat dikkati çekecek kadar fazla değildir. Tendon refleksleri mevcutdur. Miyopatik değişiklikler düşük serum Ca düzeyleri ile birlikte değildir. Kaslarda yağlı infiltrasyon, interstisyel fibrosis, sarkolemmal nükleer proliferasyon ve kas lifleri kalınlığında değişiklikler gibi nonspesifik histolojik değişiklikler saptanır. EMG ler anormaldir, motor ünit potansiyelleri süresinde ve amplitüdünde bozukluk ve dejenerasyon belirtisi olmaksız artmış polifazi vardır. VD nin iskelet kasındaki Ca metabolizması ile ilgili rolü nedir? Kontraksiyon ve gevşeme siklusları, sarkoplazmadaki serbest Ca iyonları konsantrasyonuna bağlıdır. Kas kontraksiyonu ve gevşemesinde sırasıyla sarkoplazmik retikulum tarafından Ca salıverilmesi ve alınması ile sarkoplazmik Ca düzeylerinde ani değişiklikler olur. Ayrıca, sarkolemma ve mitokondriyadaki Ca transport sistemleri, kas sitoplazmik Ca iyonunun regülasyonunda rol alırlar. VD nin kas Ca transport sistemlerine direkt etkisi, iskelet kas dokusu ve miyoblast kültürlerinde gösterilmiştir. Hipokalsemik hayvanlarda, Ca nın kastan seruma çabucak mobilize olduğu gösterilmiştir. Bu VD nin Ca homeostazında rol oynadığının diğer bir belirtisidir. Bu miyopati VD tedavisine yanıt verir [24]. İskelet kasında VD reseptörleri vardır [25]. VD eksikliği proksimal kas güçsüzlüğü yaparak vücudun ayakta iken salınmasını artırır ve düşme riskini artırır [26,27]. Kasların performans hızı ve proksimal kas gücü 25OH düzeyleri 4 ng/ml den 40 ng/ml ye yükseltildiğinde artar ve düzeyler 40 ng/ml den daha da artırılırsa, daha da iyileşir. VD düşmeleri de sadece kalsiyum alanlara göre daha fazla oranda önler. Düşmelerin önlenmesinde 400 IU VD yeterli olmamaktadır, 800 IU VD, kalsiyumla birlikte verildiğinde düşme riskini plaseboya göre %72 daha azaltmaktadır. 19

7 Sözen Vitamin D nin iskelet dışı etkileri Son yıllarda birçok hücrede VD varlığı gösterilmiştir. Bunlar arasında; bağırsak hücreleri, kolon enterositleri, karaciğer hücreleri, osteoblastlar, kondrositler, prostat, plasenta, meme, over, hipofiz, pankreas, kas, distal renal hücreler, deri fibroblast ve keratinositleri, epidermal hücreler, aortik endotel hücreleri, dolaşımdaki immün hücreler (monositler, transforme olmuş B hücreleri, aktive olmuş T hücreleri gibi) nöronlar ve beyin sayılabilir ve 1,25(OH) 2 bu dokularda etkili olur. Ayrıca, bazı doku ve hücreler 25(OH) 2 1-α hidroksilaz enzimini eksprese ederler. Direkt veya indirekt olarak 1,25(OH) 2, 200 den fazla geni kontrol eder, Bu genler arasında hücre proliferasyonunu, diferansiyasyonunu, apoptozisi ve anjiyogenezisi kontrol eden genlerde bulunmaktadır. VD hücre proliferasyonunu normal ve kanser hücrelerinde azaltır ve terminal değişimlerini sağlar. Psöriyaziste 1,25(OH) 2 ün kullanılması bu gerçeklere dayanmaktadır. Vitamin D ve infeksiyon hastalıkları 1,25(OH) 2 güçlü bir immünmodülatördür. Yakın zamanlı insan araştırmaları VD sitokin sisteminin, antimikrobiyal peptidlerin monosit-makrofaj sisteminden jenerasyonunda gerekli olan bir ara madde olduğu olasılığını gündeme getirmiştir [12]. İnsan monosit-makrofajlarındaki deneylerle bugün, insan monosit-makrofaj Toll like reseptör (TLR) yolağının, patojenle ilişkili membran örneklerinin (PAMP) aktivasyonu, Mycobacterium tuberculosis teki gibi mikrobik ajanlarla dökülmesi, bu hücrelerde CYP27 B1 hidroksilaz ve VDR genlerinin ekspresyonunu başlatır [28]. VD nin immünmodülatör etkisi ile ilgili ilk deliller; düşük 25OH düzeyleri olanların M. tuberculosis infeksiyonuna daha hassas ve hastalığı daha ağır geçiriyor olmalarının fark edilmesiyle gündeme gelmiştir [29]. Başka bazı araştırmalarda belli VDR polimorfizmi olanların tüberküloz infeksiyonuna daha hassas oldukları saptanmıştır. Bu gerçek, zenci Amerikalıların neden sıklıkla VD eksikliği nedeniyle, tüberküloza daha yatkın olduklarını izah edebilir. Monositler ve makrofajlar lipopolisakkaritlerle veya M. tuberculosis ile karşılaştırıldıklarında, VDR genini ve 25(OH) 2 CYP27B1 alfa hidroksilaz genini up-regule eder. Artmış 1,25(OH) 2 yapımı, cathelicidin senteziyle sonlanır. Bu madde infeksiyon ajanlarını tahrip edebilecek bir peptiddir. VD yetmezliği veya eksikliğinde makrofajlar, CYP27B1 hidroksilaz için yetersiz substrat 25OH varsa, lokal olarak yetersiz 1,25(OH) 2 oluşur ve bu 1,25(OH) 2 ün, makrofaj VDR ye bağlanmasını azaltır, sonunda 1,25(OH) 2 - VDR nin antimikrobiyal genlere yöneltilmiş aktivasyonunu kısıtlar. Serum 25OH düzeyleri, 20 ng/ml altına indiğinde monosit ve makrofajlar bu immün yanıtı başlatamazlar. Diğer mikrobiyal hastalıklarda da 25OH düzeylerinin etkileri araştırılmıştır. Örneğin; üst solunum yolu infeksiyonlarının yılın hangi mevsimi olursa olsun serum 25OH düştüğünde veya 25OH düzeylerinin daha fazla düştüğü kış aylarında en sık görüldüğü gösterilmiştir [30]. Vitamin D ve otoimmünite İmmün yanıtla ilgili hücrelerde VD reseptörünün belirlenmesi ve aktive olmuş dendritik hücrelerin VD sentez ettikleri gösterildiğinde VD nin immün regülatuar sistemin bir parçası olabileceği düşünülmüştür. VDR, nükleer hormon reseptör süper ailesinin bir üyesidir ve VDR nin mononükleer hücreler, dendritik hücreler, antijen prezente eden hücreler kadar, aktive T-B lenfositlerinde de bulunduğu gösterilmiştir. Primer lenfoid organlar (kemik iliği ve timus) immün sistemin geliştiği ve değişime uğradığı merkezlerdir ve buralarda VDR gösterilmiştir. Sessiz CD 4 hücreleri düşük konsantrasyonlarda VDR eksprese ederler, aktive olduklarında bu ekspresyon beş misli artar, 1,25(OH) 2 ün kazanılmış, antijen spesifik immün yanıt üzerine etkisi T lenfosit proliferasyonun inhibisyonu (özellikle Th1 kolu üzerine) ile karakterizedir. CD 4 T hücrelerinin 1,25(OH) 2 ile tedavi edilmesi, Th1 hücre proliferasyonunu ve ve sitokin yapımını inhibe eder; ortama 1,25OH 2 ün eklenmesi ise IL-2 ve IFN-γ nın CD 4 hücreleri tarafından salgılanmasını azaltır, IL-5, IL-10 yapımını artırır ki bu, T hücre yanıtını TH2 nin baskınlığına iter. IL-4 regülasyonunda 1,25(OH) 2 ün etkisi çelişkilidir. Th2 ile ilgili IL-4 yapımı, in vivo 1,25(OH) 2 tedavisiyle up-regule edilir. Bazı gözlemlerde ise hem Th1 ve hem de Th2 hücrelerinden, sitokin yapımının (IL-4 dahil) inhibisyonu gözlenmiştir. 1,25(OH) 2 ile IL-6 ekspresyonu inhibe edilir ki bu sitokin, T17 hücrelerinin uyarır, T17 hücreleri, otoimmün reaksiyonun önemli bir komponentidir. İn vitro, 1,25(OH) 2, monositlerin, dendritik hücrelere değişimini ve T hücrelerinin bunlar üzerinde oluşturduğu uyarıcı aktiviteye müdahele eder. Dendritik hücre değişiminin ve IL- 12 salgılanmasının en etkin bloke edicisi 1,25(OH) 2 tür. Ayrıca 1,25(OH) 2 fagositozu, makrofajlar tarafından bakteri öldürülüşünü uyarır; fakat dendritik hücrelerin ve makrofajların antijen prezente etme kapasitelerini süprese eder; makrofaj- 20 H ACETTEPE T IP D ERG S

8 D hormonu: Güncel geliflmeler ların, lenfositlerde antijen prezentasyonunda hücre yüzeyinde MHC-II moleküllerinin ekspresyonunu azaltır. İlginç olarak B hücrelerinde VD, antikor salınımını, ve otoantikor yapımını inhibe eder. Vitamin D ve otoimmün hastalıklar Uygunsuz immün saldırının nedeni bilinmemektedir. Bunda çeşitli faktörlerin rol oynadığı bilinmekle beraber, kişinin VD düzeyinin de otoimmün sistemle ilgili olduğu düşünülmektedir. Romatoid artrit, multipl skleroz ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları gibi otoimmün hastalıkları olan kişilerdeki T hücreleri, immün sistemi bireylerin iç organları ve periferik dokularında inflamatuvar yanıt yaratmak üzere yönlendirirler. Geniş bir toplum çalışması olan Nurses Health Study I and II de Vitamin D alımı en yüksek beşlide olan kadınlarda, multipl skleroz gelişmesi %40 daha az bulunmuş [31]. Iowa Women s Health Study de kadında romatoid artrit oluşu, vitamin D alımı ile ters orantılı bulunmuş, ayrıca romatoid artrit ağırlığı ile VD serum konsantrasyonlarının ilgili olduğu, anlaşılmıştır [32]. Ayrıca, deneysel olarak VD eksikliğinin inflamatuvar bağırsak hastalıkları ve multipl sklerozu alevlendirdiği, sıçanlarda VD nin multipl skleroz ve inflamatuvar bağırsak hastalıklarını süprese ettiği de gösterilmiştir. İlginç olarak VD yeterli olsa bile, D hormonu verilmesinin, hayvanlarda otoimmüniteyi inhibe ettiği gösterilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ndeki Afrikalı Amerikalılarda sistemik lupus eritematozis (SLE) insidansı üç misli artmış olup, daha erken yaşlarda görülmektedir ve morbidite ve mortalite oranları beyazlardan daha yüksektir. Buna karşın batı Afrika da yaşayan siyah ırktan olanlarda hastalık prevalansının yüksek olmaması; ABD deki siyah ırktan olanlarda yüksek SLE prevalansının sadece genetik nedenlerle olduğunu izah etmez. Bu farklılık ultraviole ışınlarının pigmenti fazla olan deriden penetrasyonu nedeniyle, batı ülkelerinde yaşayan siyah ırktan olanlardaki azalmış güneş ışığına maruziyet sonucu, kandaki düşük VD konsantrasyonlarına bağlı olabilir. Bu hipotez diğer çalışmalarda, yeni tanı almış SLE li hastalarda kontrollere göre önemli derecede düşük 25OH düzeyleri bulunması ile de desteklenmektedir. Ayrıca, SLE li hastalarda çok çeşitli nedenlerle VD düzeyleri düşük bulunmuştur. Düşük VD düzeyi ile hastalığın ağırlığı arasında korelasyon vardır ve bu nedenle SLE li hastalarda VD eksikliğinin tedavisi önem kazanmaktadır [33]. Vitamin D ve astım Son yıllarda yapılan çalışmalarda in utero VD nin de dahil olduğu gıdasal maddelerin, atopi ve solunum yolu hastalıklarını etkilediği anlaşılmıştır. Gebelikte maternal diyeti değerlendiren yapılmış iki geniş çalışmada, yüksek VD düzeylerinin astıma ve vizinge karşı koruyucu olduğunu düşündürmektedir. Gebelik boyunca maternal VD düzeylerinin artırılmasının vizing semptomları riskinin azalmasına neden olduğu gösterilmiştir. Başka bir araştırmada ABD deki kuzeydoğu bölgelerinde gebelik sırasında yüksek maternal VD alınmasının erken bebeklik devresinde tekrarlayıcı vizingi azalttığı saptanmıştır [34]. Miyeloid ve respiratuar epitel hücrelerinde katelisidin ve TLR koreseptör CD14 eksprese edilirler ve her ikisini de kodlayan genlerin promotırlarında VDR response element vardır ve VD ile regüle edilirler [35]. Vitamin D ve diabetes mellitus Otoimmün olarak pankreasın beta hücreleri tahribatı sonucu gelişen Tip 1 diabetes mellitus (DM) ta her ne kadar genetik faktörler etkili ise de, identik ikizlerde konkordansın düşük oluşu ve genetik yatkınlığı olan birçok çocukta hastalığın görülmemesi, çevresel faktörlerin de etkin olabileceğini düşündürmüştür. Bu çevresel faktörlerden VD nin önemli olabileceğini düşündüren bazı araştırmalar vardır. Tip 1 DM önlenmesinde VD nin etkin olduğu, Finlandiya da yapılan bir çalışmada gösterilmiştir. Hayatlarının ilk yılında 2000 IU VD verilen çocuklarda Tip 1 DM oluşma riskinin %78 azaldığı, 31 yıllık takip sonucu anlaşılmıştır [37]. Tip 1 diyabetli çocuklarda 25OH düzeylerinin düşük olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, tropik ve subtropik bölgelerde, rakımı yüksek olan yerlerde Tip 1 DM ye daha yüksek oranda rastlanmaktadır. Tip 1 DM nin görülme sıklığının, mevsimsel olarak değiştiği, kış ve sonbahar aylarında fazla, yaz aylarında düşük olduğu bilinmektedir. Bu mevsimler ise D vitamini yetersizliğinin daha belirgin olduğu mevsimlerdir. Yapılan bir araştırmada erken çocukluk yaşlarında raşitizmi olanlarda (dolayısıyla bu çocuklar muhtemelen en düşük VD düzeylerine sahip çocuklardır), Tip 1 DM gelişme riski yüksek olarak bulunmuştur. Ek olarak düzenli veya yüksek doz VD verilen çocuklarda Tip 1 DM riskinin azaldığı gösterilmiştir. Bebeklerde VD tedavisinin verildiği ayların daha sonra gelişebilecek Tip 1 DM için önemli olduğu sanılmaktadır. VD tedavisinin, Tip 1 DM den korunmada aylarda verilmesinin, bu tedaviyi ilk altı ay içerisinde alanlara göre daha etkili olduğu ileri sürülmüştür [38]. EURODIAB çalışmasının bir alt grup çalışmasında, Tip 1 DM riskinin, çocukluğunda VD tedavisi yapılmış olanlarda önemli derecede azalmış olduğu bulunmuştur [39,40]. Cilt 42 Say

9 Sözen 1,25(OH) 2 insülin salgısını stimüle eder. Bunun mekanizması tam anlaşılmamıştır Yapılan meta-analizler de, aynı yönde sonuçları doğrulamıştır. Nonobez diyabetik (NOD) sıçanlarda, yüksek doz 1,25(OH) 2 immünmodülasyon ile diyabet başlamasını engellemektedir. Bu etki beta hücresi fonksiyonuna, inflamatuvar sitokinlerin (IL-6 ve TNFα) yapacağı etkilerle ilgilidir. IL-6 insülin reseptör sinyal iletimini inhibe eder ve bu sitokinin uygulanması hiperglisemiye neden olur. Kronik olarak farmakolojik dozlardaki 1,25OH uygulanması ise NOD sıçanlarda insülitisi ve diyabet insidansını azaltır [41]. Tip 2 DM li hastalarda hipovitaminoz D ile CRP, fibrinojen, HbA1c artışı, hipovitaminozu olmayanlara göre daha fazladır. VD reseptöründeki genetik değişiklikler de diyabet riski ile birliktedir. VD eksikliğinin insülin direncine, pankreatik b hücre disfonksiyonuna ve metabolik sendroma yatkınlık yarattığı da saptanmıştır [42]. Tip 2 DM olan kadınlarda, VD hipovitaminozu prevalansının yüksek olduğu gösterilmiştir. Nurses Health Study de diyabet hikayesi olmayan 84,000 kadında 20 yıl içinde 4843 diyabet oluşumunun göreceli riskinin 400 IU VD alanlarda, 800 IU VD alanlara göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Başka bir çalışmada ise 1200 mg Ca ile birlikte günlük 800 IU vitamin D alanlarda tip 2 diyabet riski; günlük 600 IU Ca ve 400 IU VD alanlara göre %33 daha düşük bulunmuştur [43,44]. Women s Health Study de diyetinde VD yi az alanlarda, metabolik sendromun önemli derecede fazla olduğu da saptanmıştır. Vitamin D ve şişmanlık 22 Şişmanlığın VD yetersizliğine de neden olduğu saptanmıştır. Obezlerin fiziksel görüntüleri nedeniyle güneşe fazla çıkmadıkları veya aktif vitamin D metaboliti olan 1,25 (OH) 2 ün arttığı ve bunun da 25OH ün hepatik sentezi üzerine negatif etki yapmasından ya da fazla olan yağ dokusunda VD nin fazla tutulmasıyla metabolik olarak kandan arındırıldığı ileri sürülmüştür. Obezlerde düşük 25OH düzeyleri vardır ve yükselmiş PTH düzeyleri ile birliktedir. Bu kişilerde 25OH ün neden düşük olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bir çalışmada beden kitle indeksi (BKİ) < 25 ve > 30 olan sağlıklı bireyler bir fototerapi ünitesinde bütün vücut UVR ışınlamasına tabi tutulmuş, bazal ve 24 saat sonra V düzeyleri ölçülmüştür. Bazal düzeyler farklı olmamasına karşın UVR sonrası her iki grupta V düzeyleri artmış; fakat vücut yüzeyi daha fazla olan obezlerin V düzeyi yüksek olacağı beklenirken, kontrollere göre %57 daha az bulunmuştur. Obezlerin ve kontrolların derilerindeki 7DHCC düzeyleri ise aynı bulunmuştur [45]. Birçok araştırma erişkin obezitesinin 25OH düzeyleri ile ters orantılı olduğunu göstermiştir ve adipogenezin 1,25(OH) 2 ile inhibe olduğu ileri sürülmüştür [46]. Diğer bir araştırmada serum 25OH, antropometrik ölçümler, vücut yağı ve doruk kemik kütlesi ölçümleri yapılmış; visseral, subkütan yağ ve total vücut yağının DEXA ile ölçümleri arasında çok kuvvetli negatif bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Ayrıca, normal serum 25OH düzeyleri olan kadınlarda, düşük olanlara göre vücut ağırlığı, vücut kütlesi; bütün bölgelerdeki ölçülmüş yağ miktarları daha düşük bulunmuştur [47]. VD yetmezliği veya eksikliği ile epidemiyolojik veriler gözden geçirildiğinde, insandaki metabolik sendromun bütün elementleri ile 25OH düzeyleri arasında ters bir ilişki olduğu anlaşılmıştır. NHANNES popülasyonu datası gözden geçirildiğinde yıllar içerisinde hipertansiyon, obezite, insülin direnci ve glukoz intoleransındaki artma ile birlikte, 25OH düzeylerinde meydana gelen düşme ve aynı zaman dilimi içinde gözlenen BKİ artışı çok ilginçtir [48]. Araştırmalar intestinal by-pass geçiren morbid obezlerde 25OH düzeylerinin yükseldiği gösterilmiştir, bu da yağ dokusunun normal 25OH düzeylerinde süratle kaybedildiğini göstermektedir [49]. Düşük 25OH düzeylerinin obezite ile birlikteliğinin nedeni; yağda eriyen VD nin deride sentez edildikten sonra mevcut olan aşırı yağ dokusundaki yayılımı nedeniyle dolaşımdan arındırıldığını, kısmen de VD nin bu depolarda tercihan yerleşmesi nedeniyle olduğu düşünülebilir. İnsanlarda henüz test edilmemiş olmasına karşın normal diyet alan farelerde yapılan deneyler VD eksikliğinin vücut ağırlığını artırdığını ve VDR de veya CYP27B1 hidroksilaz null mutasyonları olanlarda, tersine visseral yağ birikimini ve kilo alımını önlediğini göstermiştir. VDR üzerinden vücut yağının bu artışının, bir ileri besleme (feed forward) tarzında vitamin D eksikliğini daha da artırdığı ileri sürülmüştür [50]. Vitamin D eksikliği ve kardiyovasküler hastalıklar Epidemiyolojik veriler koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların, VD eksikliği gibi, ekvator bölgesinden uzaklaştıkça arttığını bize göstermektedir. Miyokard infarktüsü, inme, kalp yetmezliği, diyabetik kardiyovasküler hastalık ve periferik arter hastalığı olanlarda, düşük VD düzeyleri saptanmıştır. NHANES III çalışmasında 25OH düzeylerinin hipertrigliseridemi, diabetes mellitus, hipertansiyon ve obezi- H ACETTEPE T IP D ERG S

10 D hormonu: Güncel geliflmeler te ile ters ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu artmış kardiyovasküler risk, hipertansiyon mevcudiyetinde daha abartılı olmaktadır. NHANES III çalışmasında, ortalama sistolik kan basıncı, serum 25OH düzeyleri en yüksek beşlikte olanlarda, en düşük olanlara göre 3 mm daha düşük olarak bulunmuştur [51]. Framingham Offspring Study de kardiyovasküler hastalıkları olmayan bireylerde, 5.4 yıl izlemde, 25OH düzeyleri düşük olanlarda, ana kardiyovasküler olayların %53-80 daha yüksek olduğu saptanmıştır [52]. Kronik VD yoksunluğu sekonder hiperparatiroidizme neden olur ve kardiyovasküler sistemde olumsuz durumlar yaratır. Paratiroidektomi yapılanlarda miyokard infarktüsü, inme ve ölüm riski %40 daha düşük bulunmuştur. Bir başka araştırmada yaşlılarda PTH düzeyi yüksek olanlarda, düşük olanlara göre mortalite iki misli artmaktadır. Artmış PTH düzeyleri kan basıncında ve miyokard kontraktilitesinde artışa neden olur ki, bu da hem sol ventrikülün hem de damar düz kasının hipetrofisi, apoptozi ve fibrozisine neden olur. VD eksikliği ve/veya PTH artışı, özellikle de hafif veya orta derecede renal yetmezliği olanlarda, kalp kapakçıklarının, mitral anulusunun ve miyokardiyumun kalsifikasyonuna neden olur. Kronik böbrek hastalığı, artmış kardiyovasküler risk ve mortalite ile birliktedir ki, bu durum kısmen VD yetersizliği ile ilgili olabilir. VD tedavisi ile hastaların sağkalımının arttığı gösterilmiştir. Yakın zamanda yapılmış bir meta-analizde günlük > 500 IU VD verilmesinin bütün nedenlere bağlı mortaliteyi, kısmen de kardiyovasküler ölümleri düşürdüğü saptanmıştır. Bu etki direkt kalsiyumla ilişkili değildir ve kalsiyum verilmesine göre, VD verilmesi daha etkin olmaktadır. Hatta kalsiyum verilmesinin özellikle kronik böbrek hastalığı olanlarda, kardiyovasküler riski olumsuz yönde etkilediğine dair veriler vardır. Kalsiyum tedavisi, serum kalsiyumunu yükselterek arteryel kalsifikasyonları artırıyor olabilir [53]. Vitamin D ve renin anjiyotensin sistemi (RAS) Son 20 yıldır yapılan epidemiyolojik ve klinik araştırmalar, VD ile plazma renin aktivitesi ve/veya kan basıncı arasında ters bir ilişki olduğunu göstermiştir. VD eksikliği, renin anjiyotensin (AII)-Aldosteron sisteminin (RAS) upregülasyonuna ve sol ventrikül ve vasküler düz kas hücrelerinin hipertrofilerine neden olur. İnsan çalışmaları 1,25(OH) 2 ün renin sentezini inhibe ettiğini ve kan basıncını düşürdüğünü göstermiştir. Deri rengi koyulaştırma amacıyla, UV ışınlarına maruz kalmış (üç ay süreyle haftanın üç günü) bireylerde 25OH %180 artmış ve hem sistolik hem de diyastolik kan basınçlarında 6 mmhg azalma meydana gelmiştir. Kan basıncı yükselmeleri ve hipertansiyon prevalansı ile bireyin yaşam yerinin ekvatorun kuzey ya da güneyinde oluşu ve yüksekliğiyle ilgili olduğunu bazı çalışmalar telkin etmektedir. Çin deki ulusal bir araştırmada, hipertansiyon ve inmelerin memleketin kuzeyinden, güneyine gidildiğinde azaldığı gösterilmiştir. Ilıman bölgelerde yaşayanlarda mevsimsel olarak kan basıncı değişiklikleri meydana geldiği ve (ki VD eksikliği görülme olasılığı sıktır) kan basınçlarının, kış aylarında daha da yükseldiği bilinmektedir. Çeşitli çalışmalarda kan basıncının normotensif ve hipertansif olanlarda serum 1,25(OH) 2 düzeyleriyle tersine bir ilişki gösterdiği bilinmektedir. VD nin bu etkileri RAS sistemini regüle etmesi ile ilgilendirilmiştir. Renin, 1,25(OH) 2 gen ekspresyonunu süprese etmektedir. VDR (-/-) sıçanlarda, renin mrna ve protein düzeyleri böbrekte plazma AII yapımı da artmıştır. Sonuç olarak VDR (-/-) sıçanlar da hipertansiyon, kardiyak hipertrofi ve artmış su alımı meydana gelir, zira A II güçlü bir vazokonstrüktör ve susuzluk yaratan bir maddedir. VD nin renin ekspresyonu üzerine olan süpresif etkisi, in vivo olarak wild -tip sıçanlarda gösterilmiştir. Bu hayvanlarda 1,25(OH) 2 ün biyosentezinin stronsiyum ile inhibisyonu, renin upregülasyonuna, 1,25(OH) 2 ile tedavi verilmesi ise, böbrekten renin ekspresyonunun süprese olmasına yol açar. Normal fizyolojik şartlarda kan kalsiyum düzeyini idame ettirme yanında, 1,25(OH) 2, renin uyarıcı faktörleri, vücutta uygun renin düzeyleri sağlamak üzere antagonize eder. Belki de ileride bazı VD analogları kan basıncı regülasyonunda kullanılacaktır [54]. Vitamin D eksikliği ve kanser Kanser araştırmalarında güneş ışığının, deri kaynaklı olmayan kanserlerin oluşunu inhibe etme olasılığı ilk defa, 1936 yılında sıcak gündem olarak ortaya çıkması, Amerika denizcilerde, derinin güneşe fazla maruziyetiyle deri kanserlerinin fazla, fakat diğer tip kanserlerin az görüldüğünün fark edilmesiyle olmuştur. Bu gözlem nedeniyle deri kanserlerinin, diğer tip kanserlere karşı göreceli bir bağışıklık yarattığı ileri sürülmüş, dolayısıyla, kolaylıkla saptanabilecek deri kanserlerinin oluşturularak, kolaylıkla tespit ve tedavi edilemeyecek diğer kanserlere karşı, adeta bir aşılanma olayı yaratılması önerilmiştir. Daha sonraları 1941 yılında UVR ışınlarına maruziyet ile deri dışı kanserlerin oluşumu ve mortalite arasında ters bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Birçok gözlemsel epidemiyolojik çalışmalar, prostat kanseri ile UVR ye maruziyet (solar radyasyon ve VD durumu) arasındaki ilişkiyi gözden geçirmiştir, Cilt 42 Say

11 Sözen 1990 lı yıllarda VD nin, diferansiye prostat fenotipi hücrelerinin kalıcılığını sağladığı ve VD yoksunluğunun, subklinik prostat kanserinin, klinik hastalığa ilerlemesine katkıda bulunduğu hipotezi ileri sürülmüştür. Bu fikir, prostat kanserinin, VD eksikliğinin de sık görüldüğü ileri yaş, siyah ırk ve kuzey enlemlerinde yaşayanlarda sıklıkla görülmesi nedeniyle oluşmuştur. Buna karşılık, Japonlar dünyada en yüksek kan VD düzeyine sahip millet olmakla birlikte Japonya da prostat kanseri sık görülmemektedir. Geniş seroepidemiyolojik çalışmalar ile güneşe maruziyet çalışmalarının sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, VD yetmezliği ile prostat kanserlerinin, nedensel olarak ilişkili olduğu görülmüştür. Prostat hücrelerinde 1,25(OH) 2 yapımının mümkün olduğu gösterildiğinde, 25OH ün, prostat hücrelerinin diferansiyasyon ve proliferasyonunu düzenlediği düşünülmüştür. Yüksek yerlerde yaşayanlarla, siyah ırktan olanlardaki prostat kanserine bağlı mortalitenin fazlalığı bu şekilde açıklanabilir. Prostat epitel hücrelerinde yapılan in vitro çalışmalar, 25OH ve 1,25(OH) 2 ün, hücre sayılarını ve büyümesini, doz ve zamana bağlı olarak inhibe ettiğini göstermiştir. Bu deneylerde kullanılan 25OH düzeyleri, insanlardaki normal fizyolojik sınırlar içerisindeki düzeylerdeydi. Dolayısıyla daha önceleri çok az biyolojik aktivitesi olduğu düşünülen 25OH ün prostat hücreleri tarafından lokal olarak 1-α-hidroksilaz enzimi eksprese etmeleri ile güçlü antiproliferatif bir hormon haline geldiği gösterilmiş oluyor. Sonuçta prostat kanseri hem lokal hem de sistemik 1,25(OH) 2 düzeylerinden etkilenir. Bu veriler, prostat kanserinin 1,25(OH) 2 düzeylerinden çok 25OH düzeyleri ile ilgili olabileceğini düşündürmektedir ki 25OH düzeyleri güneşe maruziyet ile ilgilidir [55]. Yüksek rakımda yaşayanlarda Hodgkin lenfoması, kolon, pankreas, prostat, over, meme ve diğer kanserlere artmış bir risk olduğu ve buralarda yaşayanlarda kanserden ölme olasılıklarının yüksek olduğu saptanmıştır. Prospektif ve retrospektif epidemiyolojik çalışmalar, 25OHD düzeylerinin 20 ng/ml nin altına indiğinde kolon, pankreas, prostat, meme kanseri insidansının %30-50 ve bu kanserlere bağlı mortalitenin de arttığını göstermiştir. Nurses Health Study kolorektal kanserlerin ortanca serum 25OH düzeyleri ile ters yönde ilişkili olduğunu göstermiştir [56]. 1,25(OH) 2 düzeyleri ile böyle bir ilişki saptanmamıştır. VD alımı ile erkeklerde kolorektal kanser arasında direkt bir ilişki vardır ve risk VD alımı arttıkça azalmaktadır [57]. VD ve kalsiyumun diyetle alımındaki düzeltmelerin her türlü kanser riskini azalttığı gösterilmiştir [58]. Çocuklar ve genç erişkinlerde 24 gün ışığına fazla maruz kalanlarda non-hodgkin lenfoma hastalığı riski %40 azalmış bulunmuştur. Aynı şekilde, malign melanom oluştuğunda gün ışığına maruziyetleri en az olanlardaki ölüm riski, gün ışığı maruziyetleri yüksek olanlara göre daha fazladır. Hem erkek hem de kadınlarda minimum gün ışığına maruz kalanlarda kanserden ölme riskinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir [59]. Telomerler, kromozomların DNA zincirlerinin uçlarındaki başlangıç ve bitiş kodlarıdır ve her kopyalanmada yıpranırlar. Hücre bölünmesi sırasında atılırlar ve her hücre bölünmesi sırasında kromozomlar kısalırlar, geriye kalan kromozomlar eşleşirler. Baş ve sondaki genler de telomer olarak yeniden tayin edilirler. Yaş ilerledikçe gelişimin durması ve belli bir zamandan sonra vücudun geriye sayması yani yaşlanma bu nedenle oluşur. Lökosit telomer uzunlukları (LTL) yaşlanma ile ilgili hastalıkların bir belirteci gibidir ve her hücre siklusunda ve iltihabi olaylarda azalır. Yukarıda daha önce belirtildiği üzere, VD proinflamatuvar yanıtların güçlü bir inhibitörüdür, VD nin inflamatuvar yanıtlardaki inhibitör etkileri, VD ile lökosit telomer dinamikleri (uzunluk ve yıpranma hızları) arasında güçlü bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Bu inhibitör etki nedeniyle lökositlerin döngüsünü azaltır. VD konsantrasyonlarının, lökositlerde telomer yıpranma hızını yavaşlatıp uzunluklarındaki kısalmayı engelleyip engellemediği, diyetteki VD konsantrasyonlarının artırılması ile araştırılmış, daha uzun lökosit telomerleri idamesinin mümkün olduğu gösterilmiştir. Bu bilimsel veri VD nin yaşlanmayı geciktirebileceği ve yaşamı uzatabileceği ve/veya yaşlılıkla ilgili hastalıkları veya durumları geciktirebileceği şeklinde basit olarak ifade edilebilir [60]. Vitamin D eksikliği VD eksikliği yaşlılarda, özellikle bakım evlerinde yaşayanlarda % civarındadır, 25OH düzeyleri normal sınırların yarısı kadar düşüktür. Fransa da da ambulatuvar, evde yaşayan yaşlılarda bu oranın %40 civarında olduğu saptanmıştır. Deride VD nin doğal olarak bulunmasına karşın VD eksikliği veya yoksunluğu, bazen beklendiğinden daha sık meydana gelmektedir. Güneşe maruziyetin çeşitli nedenlerle azalması, endüstriyel kirlenme, hava kirliliği (fabrika ve egzoz dumanları), sisli havaların sık oluşu, geleneksel giyim tarzları (tesettür tarzı kapalı giyim), yaşlanma, kutuplara yakın yerlerde yaşama (örn. İsveç te), yüksek rakımda bulunma, güneşin dünya ile olan konumundaki değişiklikler (mevsimsel değişiklikler, kış ayları), güneş ışınlarının gerekli dalga boylarının deriye yeterli ulaşa- H ACETTEPE T IP D ERG S

12 D hormonu: Güncel geliflmeler mamasına neden olur [61-67]. Güneş ışınlarının etkisi ekvatordan uzaklığa bağlıdır, kuzey ülkelerinde 40 enlemde ultraviolet radyasyonu (UVR) 7DHCC yi V e yedi ay boyunca dönüştürmekte etkilidir, örneğin olan İsveç te beş ay süreyle UVB etkili olmaktadır. Etkin UVR ye maruziyetin süresi güneşin hangi açıdan geldiği ve atmosferik kirlilikle ilgilidir, güneşin etkili olması için enlemin 35 üzerinde olması gerekir, dolayısıyla coğrafi olarak kuzey küre yakın olma bu olasılığı artırır. Bütün bu nedenler VD eksikliği veya yetersizliği yapabilir [68,69]. Vitamin D eksikliği tedavisi VD eksikliği veya yetersizliği (yoksunluk) olduğunda bunun tedavisi önemli olduğu kadar bu tabloların oluşmaması için ne yapılması gerektiği de önemlidir. National Institute of Health (NIH) e göre VD eksikliği, insanlar yeterli UVR ye maruz kalmadıkları veya yeterli şekilde gıda ile VD almadıklarında oluşur. Yüz, kollar eller, bacaklar veya sırtın haftada en aşağı iki kez dakika güneş ışığına maruziyeti optimal serum VD düzeylerini sağlar. Güneş koruyucuların kullanımı (SPF-8 %9.5 ve SPF-15 %99) VD sentezini azaltır. Cilt rengi koyu olanlarda UVR melanin tarafından absorbe edildiği için VD sentezi %99 azalır. Yaşlanma ile VD reseptör sayıları ve VD nin VDR ye afinitesinde azalma meydana geldiğinden 70 li yaştakilerde VD sentezi %25 kadar azalır. Bu nedenle esmerlerin veya yaşlıların diyetlerinde daha fazla VD almaları gereklidir. Güneş kış aylarında yeteri kadar yükselemediği için yüksek enlemlerde yaşayanların diyetlerinde daha fazla VD almaları gerekir. Bazı ilaçlar VD nin emilimini önler (antiasitler) veya metabolizmasını hızlandırır. Antikonvülsanlar, tiazid diüretikler, kortikosteroidler, nikotin, simetidin kolesterol düşürücü ilaçlar, heparin, zayıflatıcı ajanlar (Xenical) bunlar arasında sayılabilir. Klinik uygulamalarda yağlı balıklar (somon, sardunya) yumurta sarısı dışında doğal yiyeceklerden VD den zengin olanlar azdır. Bazı ülkelerde VD ile güçlendirilmiş süt ürünleri ve gevrekler bulunmaktadır. Yağlı balıklardan çiftlik somonları, açık deniz balıklarına göre daha az VD içerir. Gıda hazırlama sırasında VD kaybına neden olan en önemli pişirme şekli, bitkisel yağlarla kızartmadır. Birçok insan için günlük önerilen VD miktarı 1000 IU/gündür. Günlük vitamin preparatlarının diyete ilavesi ile günlük ihtiyaç sağlanabilir. Ortalama günlük multivitaminler 400 IU VD içerir. Çocuk vitaminlerinde IU/tablet veya tatlı kaşığı olarak verilir. Hasta- Cilt 42 Say larda ileri bir VD eksikliği varsa (serum düzeyleri 10 ng/ml den az) o zaman hastalar haftada bir 50,000 IU/gün, 6-8 haftalık bir tedaviye alınır ve serum 25OHD düzeylerinin 32 ng/ml ye ulaştırılması hedeflenir. Son araştırmaların ışığında her yaşta ortalama günlük 1000 IU vitamin herkes için önerilmelidir [70]. Günlük klinik uygulamalarda VD kullanımının bütün hastalar için kullanılması önerilmelidir [71,72]. VD toksisitesi olması için serum 25OHD düzeylerinin 150 ng/ml veya üstündeki değerlere ulaşması ve bunun da 10,000 IU dan daha yüksek değerlerin günlük verilmesi ile oluşabildiği anlaşılmıştır [15]. RDELEME Son yıllarda VD yetmezliği bütün dünya ülkelerine ileri derecede arttığı anlaşılmıştır. Günümüzde D vitamininin eskiden isimlendirildiği şekliyle esasında vitamin tarifine uymadığı, fonksiyonları ve derimizde kullanıma hazır olarak bulunması nedeniyle bir hormon tarifine uyduğu anlaşıldığından ve güneş ışınlarının deriye gelmesi ile aktif olarak oluştuğundan D hormonu veya güneş hormonu diye adlandırılmaktadır. Geçmiş bilgilerimiz VD nin sadece kemik kas sisteminde görevleri olduğu şeklinde iken, giderek iskelet sistemi dışında da çok önemli fonksiyonları olduğu anlaşılmıştır. İmmün sistemde bir sitokin şeklinde otokrin veya parakrin etkileriyle otoimmün hastalıklarının birçoğunda etkin olması, ayrıca metabolik sendromun ögeleri olan kardiyovasküler sistem bozuklukları, obezite, glukoz intoleransı oluşundaki etkiler yanında kanser oluşumu, yaşlanma ve yaşam süreci üzerine de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Genelde yeteri kadar güneşe maruziyet VD yoksunluğu veya yetmezliğini önleyebilmekte ise de, güneşin deriye ulaşmasındaki sorunlar (kapalı giyim tarzları, yüksek rakımda veya enlem boylarında bulunmak, hava kirliliği yaratan durumlar ve yaşlılıkta yoksunluk tabloları veya bazı hastalıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır. Sağlık üzerine bütün bu önemli etkileri nedeniyle her bireyin önerilen dozlarda VD almasının sağlanması gerekmektedir. Kaynaklar 1. Holick MF. McCollum award lecture, vitamin D: new horizons for the 21 st century. Am J Clin Nutr 1994; 60: Holick MF. Vitamin D: a delightful health perspective. Nutr Rev 2008; 66: Trang H, Cole DE, Rubin LA, Pierrtos A, Siu S, Vieth R. Evidence that VD3 increases serum 25hydroxyvitamin D more efficiently than does vitamin D 2. Am J Clin Nutr 1998; 68:

13 Sözen 4. Nemere I, Carson F. Membrane receptors for steroid hormones: a case for spesific cell surface binding sites for vitamin D metabolites and estrogens. Biochem Biophys Res Com 1998; 248: Norman AW. Receptors for 1,25(OH) 2 : past, present and future. J Bone Miner Res 1998; 13: De Luca HF, Cantorna MT. Vitamin D: its role and uses in immunology. FASEB J 2001; 15: Bouillon R, Cameliet G, Daci E, Seagart S,Verstuyf A. Vitamin D Metabolism and Action. Osteoporos Int 1998; 8: Barger-Lux MJ, Heaney RP, Lanspa SJ, Healy JC, DeLuca HF. An investigation of sources of variation in calcium absortion efficiency. J Clin Endocrinol Metab 1995; 80: Selles J, Bellido T, Boland R. Modulation of calcium uptake in cultured cardiac muscle cells by 1,25 dihydroxyvitamin D3. J Mol Cell Cardiology 1994; 26: Poiton JJ, Francis MJ, Smith R. Effect of vitamin D deficiency on sarcoplasmic reticulum function and troponin C concentration of rabit skeletal muscle. Clin Science 1979; 57: Birge SJ, Haddad JG. 25 hydroxycholecalciferol stimulation of muscle metabolism. J Clin Invest 1975; 56: Liu PT, Stenger S, LI H, Wenzel L, Tan BH, Krutzik SR, et al. Activation of human TLR 2/1 triggers a vitamin D receptor-dependent antimicrobial response. Science 2006; 311: Quarles LD. Endocrine functions of bone in mineral metabolism regulation. J Clin Invest 2008; 118: Steingrimsdottr L, Gunnarsson O, Indridason OS, Franzon L, Sigurdsson G. Relationship between serum parathyroid hormone levels, vitamin D sufficiency, and calcium intake JAMA 2005; 294: Zitterman A. Review article: vitamin D in preventive medicine: are we ignoring the evidence? Brit J Nutr 2003; 89: Giovannucci E. Expanding roles of vitamin D. J Clin Endocrinol Metab 2009; 94: Gallagher JC, Sai AJ. Vitamin D insufficiency, deficiency, and bone health. J Clin Endocrinol Metab 2010; 95: Kuchuc NO, Van Schoor NM, Pluijm SM, Chines A, Lips P. Vitamin D status, parathyroid function bone turnover, and BMD in postmenopausal women with osteoporosis: global perspective. J Bone Miner Res 2009; 24: Dawson-Hughes B, Heaney RP, Holick MF, Ips P, Meunier PJ, Vieth R. Estimates of optimal vitamin D status. Osteoporos Int 2005; 16: Melhius H, Snellman G, Gedeborg R, Byberg L, Berglund L, Mallmin H, et al. Plasma 25 Oh hydroxyvitmin D levels and fracture risk in a community-based cohort of elderly men in Sweden. J Clin Endocrinol Metab 2010; 95: Nesby-O Dell S, Scanlon KS, Cogswell ME, Gillipspie C, Holli BW, Looker AC, et al. Hypovitaminosis D prevalence and deterninants among African American and white women of reproductive age. Third National Health and Nutrition Examination. Am J Clin Nutr 2002; 76: O Riordan JL. Rickets, from history to molecular bilogy, from monkeys to YACS. J Endocrinol 1997; 154(Suppl):S3-S Reginato AJ, Falasca GF, Pappu R, Mc Knight B, Agha A. Muscloskeletal manifestations of osteomalacia. Report of 26 cases and literature review. Sem Arthritis Rheum 1999; 28: Menkes CJ. Clinical manifestations and etiology of osteomalacia. Up to date 1999: Simpson RU, Thomas GA, Arnold AJ. Identification of 1,25 OH receptors and activities in muscle. J Bone Miner Res 2004; 19: Bischoff- Ferrari HA, Dietrich T, Orav EJ, Hu FB, Zhang Y, Karlson EW, et al. Higher 25 hydroxyvitamin D concentrations are associated with better lower extremity function in both active and inactive persons aged > or = 60 y. Am J Clin Nutr 2004; 80: Broe KE, Chen TC, Weinberg J, Bischoff-Ferrari HA, Holick MF, Kiel DP. A higher dose of vitamin D reduces the risk of falls in nursing home residents: a randomizd multiple-dose study. J Am Geriatr Soc 2007; 55: Adams JS, Hevison M. Unexpected actions of vitamin D: new perspectives on the regulation of innate and adaptive immunity. Nat Clin Pract Endocrinol Metab 2008; 4: Nnoaham KE, Clarke A. Low serum vitamin D levels and tuberculosis:a systemic review and meta-analysis. Int J Epidemiol 2008; 37: Ginde AA, Mansbach JM, Camargo Jr Ca. Association between serum 25 hydroxyvitamin D level and upper respiratory tract infection in the Third National Health and Nutrition examination Survey. Arch Intern Med 2009; 169: Munger KLM, Zhang S M, O Reilly E. Vitamin D intake and incidence of multiple sclerosis. Neurology 2004; 62: Merlino LA, Curtis J, Mikuls TR, Crhan JR, Criswell LA, Saag KG. Vitamin D intake is inversely associated with rhematoid arthritis: results from the Iowa Women s Health Study. Arthritis Rheum 2004; 50: Cutolo M, Otsa K. Vitamin D, immunity and lupus. Lupus 2008; 17: Kumar R. Prenatal factors and the development of asthma. Curr Opinion Pediatrics 2008; 20: Hansdottir S, Monich MM, Hinde SL, Lovan N, Look DC, Hunnighake GW. Respiratory epithelial cells convert inactive vitamin D to its active form: potential effects on host defense. J Immunology 2008; 181: Lee S, Clark SA, Gill RK, Christakos S. 1,25 dihydroxyvitamin and pancreatic β cell function: vitamin D receptors, gene expression, and insulin secretion. Endocrinology 1994; 134: Hyppönen E, Laara, E, Reunanen A, Jarvelin MR, Virtanen SM. Intake of vitamin D and risk of Type 1 diabetes: a birth cohort study. Lancet 2001; 58: Zipitis CS, Akobeng AK. Vitamin D supplementation in early childhood and risk of type 1 diabetes: a systematic review and meta-analysis. Arch Dis Child 2008; 93: EURODIAB Substudy 2 Study Group. Vitamin D supplement in early childhood and the risk for type 1 (insulin dependent) diabetes mellitus. Diabetologia 1999; 42: Penckofer S, Kouba J, Wallis DE, Emanuela MA. Vitamin D and diabetes: let the sunshine in. Diabetes Educ 2008; 34:939-40, 942, Mathieu C, Badenhoop K. Vitamin D and type 1 diabetes mellitus: state of art. Trends Endocrinol Metab 2005; 16: H ACETTEPE T IP D ERG S

14 D hormonu: Güncel geliflmeler 42. Chiu KC, Chu A, Go VLW, Saad MF. Hypovitaminosis D is associated with insulin resistance and the β cell dysfunction. Am J Clin Nutr 2004; 79: Pittas AG, Dawson-Hughes B, Li T. Vitamin D and calcium intake in relation to type 2 diabets in women. Diabetes Care 2006; 29: Pittas AG, Lau J, Hu FB, Dawson-Hughes B. The role of vitamin D and calcium in type 2 diabetes: a systemic review and meta-analysis. J Clin Endocrinol Metab 2007; 92: Wortsman J, Matsuakka LY, Chen TC, Lu Z, Holick MF. Decreased bioavailability of vitamin D in obesity. Am J Nutr 2000; 72: Parikh SJ, Edlman M, Uwaifo GI, Freedman R, Semega-Janneh Mreynolds J. The relationship between obesity and serum 1,25 dihydroxy vitamin D concentrations in healty adults. J Clin Endocrinol Metab 2004; 89: Kremer R, Campbell PP, Reinhart T, Gilsanz V. Vitamin D status and its relationship to boy fat, final height and peak bone mass in young women. J Clin Endocrinol Metab 2009; 94: Yetley EA. Assessing the vitamin D status of the US population. Am J Clin Nutr 2008; 88: De Luis DA, Pacheco D, Izaola O, Terroba MC, Cuellar L, Matin T. Clinical results and nutritional consequences of biliopancreatic diversion: three years of follow-up. Ann Nutr Metab 2008; 53: Adams JA, Hewison M. Update in vitamin D. J Clin Endocrinol Metab 2010; 95: Martins D, Wolf M, Pan D. Prevelance of cardiovascular factors ad the serum levels of 25 hydroxyvitamin D in the United States: data from the third National Health and Nutrition Examination Surveys. Arch Intern Med 2007; 167: Wang J, Pencina MJ, Booth SL, Jacques PF, Ingelson E, Lanier K, et al. Vitamin D deficiency, and risk of cardioascular disease Circulation 2008;117 (online publication Jan 7). 53. Sarnak MJ, Levey AS, Schoolwerth AC. Kidney disease as a risk factor for development of cardiovascular disease: a statement from the American Heart Association Councils on Kidney in Cardiovascular disease, High Blood Pressure Research, Clinical Cardiology, and Epidemiology, and Prevention. Circulation 2003; 108: Liu YC. Vitamin D regulation of the renin-angiotensin. System J Cell Biochem 2003; 88: Schwartz GG. Vitamin D and the epidemiology of prostate cancer. Seminars in Dialysis 2005; 18: Fescanich D, Ma J, Fuchs CS, Kirkner GJ, Hankinson SE, Holli BW, et al. Plasma vitamin D metabolites an the risk of colorectal cancer in women. Cancer Epidemiol Biomarkers Prev 2004; 13: Wu K, Feskanich D, Fuchs CS, Willett WC, Hollis BW, Giovannucci EL. A nested case control study of plasma 25 hydroxyvitamin D concentrations an risk of colorectal cancer. J Natl Cancer Ins 2007; 99: Lappe JM, Travers-Gustafson D, Davies KM, Recker RR, Heaney PH. Vitamin and calcium supplementation reduces cancer risk: results of a randomized trial. Am J Clin Nutr 2007; 85: Grant WB. An estimate of premature cancer mortality in the US due to inadequate doses of solar ultraviolet-b radiation. Cancer 2002; 94; Richards JB, Valdes AM, Gardner JP, Paximadas D, Kimu M, Nessa A, et al. Higher serum vitamin D concentrations are associated with longer leucocyte telemere lenght in women Am J Clin Nutr 2007; 86: El Sonbathy MR, Abdul-Gaffar NU. Vitamin D deficiency in veiled Kuwaiti women. Eur J Clin Nutr 1996; Fonsec V, El Hazmi M, Tongia R, Abu-Aisha HH. Exposure to sunlight and vitamin D deficiency in Saudi Arabian women. Postgrad Med J 1984 ;60: Gullu S, Erdogan MF, Uysal AR, Baskal N, Kamel AN, Erdogan G. A potential risk for osteomalacia due to sociocultural lifestyle in Turkish women. Endoc J 1998; 45: Alagol F, Shihadeh Y, Boztepe H, Tanakol R, Yarman S, Azizlerli H, Sandalci O. Sunlight exposure and vitamin D deficiency in Turkish women. J Endocrin Invest 2000; 23; Hollick MF. Sunlight and vitamin D for bone health and prevention of autoimmune diseases, cancers, and cardiovascular diseases. Am J Clin Nutr 2004; 80: Barzel US. Vitamin D deficiency. A risk factor fo osteomalacia in the aged. J Am Geriatr Soc 1993; 31: Finch PJ, Ang L, Colstan KW, Nispet J, Maxwell JD. Blunted seasonal variation in serum 25 hydroxy vitamin D and increased risk of osteomalacia in vegeterian London Asians. Eur J Clin Nutr 1992; 46: Cornish DA, Maluleke V, Mhlanga T. An investigation into a possible relationship vitamin D hormone calcium and magnesium in a normal pigmented and rural black population in the Northern province of South Africa. Biofactors 2000; 11: Glerup H, Mikkelson K, Poulsen L, Hass E, Overbeck S, Thomsen J, et al. Commonly recommended daily intake of vitamin D is not sufficient if sunlight exposure is limited. J Intern Med 2000; 247: Bischoff-Ferrari HA, Giovannuci E, Wlliett WC, et al. Estimation of optimal serum concentration s of 25hydroxyvitamin D for multiple health outcomes. Am J Clin Nutr 2006; 84: Vitamin deficiency: implications across the life span. J Nurse Practitioners 2008; 4: Rosen CJ. Vitamin D deficiency. N Engl J Med 2011; 364: Cilt 42 Say

2) Kolekalsiferol (D 3)

2) Kolekalsiferol (D 3) Sunum İçeriği Öğretim Görevlisi :Yrd.Doç.Dr.Bekir ÇÖL Hazırlayan ve Sunan : Fulya ÇELEBİ Konu : D Vitamini 31/10/2008 D vitamini formları kaynaklarına genel bakış Deride ve vücutta D vitamini sentezi İnce

Detaylı

FOSFOR DENGESİ ve HİPERFOSFATEMİNİN KLİNİK SONUÇLARI

FOSFOR DENGESİ ve HİPERFOSFATEMİNİN KLİNİK SONUÇLARI FOSFOR DENGESİ ve HİPERFOSFATEMİNİN KLİNİK SONUÇLARI Dr. Dilek TORUN Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı 13-17 Kasım 2013 30. Ulusal Nefroloji Hipertansiyon Diyaliz ve Transplantasyon

Detaylı

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın

İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın Hücre iletişimi Tüm canlılar bulundukları çevreden sinyal alırlar ve yanıt verirler Bakteriler glukoz ve amino asit gibi besinlerin

Detaylı

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi

Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Tedavisi: Bugün Neredeyiz? Dr. Yunus Erdem Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ünitesi Hipertansiyon Sıklık Yolaçtığı sorunlar Nedenler Kan basıncı hedefleri Tedavi Dünyada Mortalite

Detaylı

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü

Tip 1 diyabete giriş. Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü Tip 1 diyabete giriş Prof. Dr.Mücahit Özyazar Endokrinoloji,Diyabet,Metabolizma Hastalıkları ve Beslenme Bölümü ENTERNASYONAL EKSPER KOMİTE TARAFINDAN HAZIRLANAN DİABETİN YENİ SINIFLAMASI 1 - Tip 1 Diabetes

Detaylı

VİTAMİN D KİME? NE KADAR?

VİTAMİN D KİME? NE KADAR? VİTAMİN D KİME? NE KADAR? Dr Dilek Gogas Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma BD D Vitamini Olarak Adlandırılmış Olan molekül Steroid Hormondur Vitamin D reseptörleri hemen

Detaylı

VİTAMİN D VE DİYABET. Prof.Dr. Dilek Gogas Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma BD

VİTAMİN D VE DİYABET. Prof.Dr. Dilek Gogas Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma BD VİTAMİN D VE DİYABET Prof.Dr. Dilek Gogas Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma BD Nedenler VİTAMİN D EKSİKLİĞİ Sonuçlar Şizafreni- depresyon İlaçlar Steroid Rifampin Güneş

Detaylı

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet Chapter 10 Summary (Turkish)-Özet Özet Vücuda alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda ortaya çıkan obezite, günümüzde tüm dünyada araştırılan sağlık sorunlarından birisidir. Obezitenin görülme

Detaylı

RUMİNANTLARDA KALSİYUM,FOSFOR VE MAGNEZYUM YETMEZLİKLERİ-1

RUMİNANTLARDA KALSİYUM,FOSFOR VE MAGNEZYUM YETMEZLİKLERİ-1 RUMİNANTLARDA KALSİYUM,FOSFOR VE MAGNEZYUM YETMEZLİKLERİ-1 Kalsiyum, fosfor ve magnezyum, kas yapısı, fizyolojik olaylar ve birçok dokunun normal fonksiyonları için gereklidir. Kemik formasyonu, kas kontraksiyonu,

Detaylı

VİTAMİN D: GÜNCELLEME

VİTAMİN D: GÜNCELLEME VİTAMİN D: GÜNCELLEME Dr Dilek Gogas Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma BD D Vitamini Olarak Adlandırılmış Olan molekül Steroid Hormondur Vitamin D reseptörleri hemen

Detaylı

PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARDA VİTAMİN D NİN ROLÜ

PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARDA VİTAMİN D NİN ROLÜ 16:32 PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARDA VİTAMİN D NİN ROLÜ DOÇ. DR. KAĞAN GÜRKAN ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI AD Sunu anahatları 16:32 Vitamin D Genel bilgiler Vitamin

Detaylı

D VİTAMİNİ NE KADAR ÖNEMLİ? Ayfer Aydoğdu ÇOLAK İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı

D VİTAMİNİ NE KADAR ÖNEMLİ? Ayfer Aydoğdu ÇOLAK İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı D VİTAMİNİ NE KADAR ÖNEMLİ? Ayfer Aydoğdu ÇOLAK İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı SUNUM PLANI TANIM, TARİHÇE KAYNAKLAR METABOLİZMA ETKİLERİ EKSİKLİĞİ ÖNERİLEN ALIM

Detaylı

KALSİYOTROPİK İLAÇLAR

KALSİYOTROPİK İLAÇLAR KALSİYOTROPİK İLAÇLAR Kalsiyumun vücut için önemi: Hücrede; membran, mitokondri, Endoplazmik retikulumda bağlı halde ve; stoplazmada serbest halde bulunur. Hücrenin canlılığı ve fonksiyonları için önemlidir.

Detaylı

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? VÜCUT BAKIMI 1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? A) Anatomi B) Fizyoloji C) Antropometri D) Antropoloji 2. Kemik, diş, kas, organlar, sıvılar ve adipoz dokunun

Detaylı

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Özel Formülasyon DAHA İYİ DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX! Özel Formülasyon DAHA İYİ Yumurta Verimi Kabuk Kalitesi Yemden Yararlanma Karaciğer Sağlığı Bağırsak Sağlığı Bağışıklık Karlılık DAHA DÜŞÜK MALIYETLE DAHA SAĞLIKLI SÜRÜLER VE DAHA FAZLA YUMURTA IÇIN AGRALYX!

Detaylı

Sunum planı. Hipofiz Epifiz Tiroid Paratiroid ve Pankreas hormonları

Sunum planı. Hipofiz Epifiz Tiroid Paratiroid ve Pankreas hormonları Dr. Suat Erdoğan Sunum planı Hipofiz Epifiz Tiroid Paratiroid ve Pankreas hormonları Hipofiz bezi (hypophysis) Hipofizial çukurlukta bulunur (sella turcica) 9 adet hormon üretir İki bölümü vardır: Anterior

Detaylı

Serum 25 (OH)D düzeyi için öneriler

Serum 25 (OH)D düzeyi için öneriler Serum 25 (OH)D düzeyi için öneriler İntoksikasyon riski Vit D Yeterli Vit D Yetersizliği Vit D Eksikliği >150 ng/ml 30 ng/ml( 75 nmol/l) 21-29 ng/ml 20 ng/ml ( 50 nmol/l) < 11 ng/ml(aap ve IOM,1997) Holick

Detaylı

D vitamini eksikliği ve önlenmesinde yeni öneriler

D vitamini eksikliği ve önlenmesinde yeni öneriler D vitamini eksikliği ve önlenmesinde yeni öneriler Prof. Dr. Sadık Akşit Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı, İzmir II. Ulusal Sosyal Pediatri Kongresi, 7-11 Kasım 2012, İstanbul

Detaylı

2013 NİSAN TUS DAHİLİYE SORULARI

2013 NİSAN TUS DAHİLİYE SORULARI 2013 NİSAN TUS DAHİLİYE SORULARI Doğru cevap: B Referans: e-tus İpucu Serisi Dahiliye Ders Notları Cilt 2 Sayfa: 10 Doğru cevap: A Referans: e-tus İpucu Serisi Dahiliye Cilt 1 Ders Notları Sayfa: 233

Detaylı

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yaşlı Bakım-Ebelik YB 205 Beslenme İkeleri Uzm. Dyt. Emine Ömerağa emine.omeraga@neu.edu.tr YAŞLANMA Amerika da yaşlı bireyler eskiye göre

Detaylı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı

Kolesterol Metabolizması. Prof. Dr. Fidancı Kolesterol Metabolizması Prof. Dr. Fidancı Kolesterol oldukça önemli bir biyolojik moleküldür. Membran yapısında önemli rol oynar. Steroid hormonların ve safra asitlerinin sentezinde öncül maddedir. Diyet

Detaylı

raşitizm okul çağı çocuk ve gençlerde diş çürükleri büyüme ve gelişme geriliği zayıflık ve şişmanlık demir yetersizliği anemisi

raşitizm okul çağı çocuk ve gençlerde diş çürükleri büyüme ve gelişme geriliği zayıflık ve şişmanlık demir yetersizliği anemisi büyüme ve gelişme geriliği diş çürükleri zayıflık ve şişmanlık okul çağı çocuk ve gençlerde demir yetersizliği anemisi 0-5 Yaş Grubu Çocuklarda iyot yetersizliği hastalıkları vitamin yetersizlikleri raşitizm

Detaylı

YAŞLI FİZYOLOJİSİ. Seray ÇAKIR 0341110005

YAŞLI FİZYOLOJİSİ. Seray ÇAKIR 0341110005 YAŞLI FİZYOLOJİSİ Seray ÇAKIR 0341110005 Yaşlının Vücut Bileşimi İnsanda, kas yapısı ve gücü 25 yaşında doruğa ulaşır. Bu yaşlarda kadınların ortalama vücut ağırlığının %37 si, erkeklerin %45 i kadarını

Detaylı

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler

DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler DİYABET NEDİR? Özel Klinik ve Merkezler Diyabet nedir? Diyabet hastalığı, şekerin vücudumuzda kullanımını düzenleyen insülin olarak adlandırdığımız hormonun salınımındaki eksiklik veya kullanımındaki yetersizlikten

Detaylı

2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru yanıt hayır olabilir mi?

2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru yanıt hayır olabilir mi? ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMINDA FARMAKOKİNETİK VE FARMAKODİNAMİK FARKLILIKLAR 17.12.2004 ANKARA Prof.Dr. Aydın Erenmemişoğlu ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMINDA FARMAKOKİNETİK VE 2x2=4 her koşulda doğru mudur? doğru

Detaylı

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1 1 VÜCUT KOMPOSİZYONU VÜCUT KOMPOSİZYONU Vücuttaki tüm doku, hücre, molekül ve atom bileşenlerinin miktarını ifade eder Tıp, beslenme, egzersiz bilimleri, büyüme ve gelişme, yaşlanma, fiziksel iş kapasitesi,

Detaylı

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Kahramanmaraş 1. Biyokimya Günleri Bildiri Konusu: Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi Mehmet Aydın DAĞDEVİREN GİRİŞ Fetuin-A, esas olarak karaciğerde

Detaylı

Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım

Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım Dr. Sıtkı Sarper SAĞLAM DR.SITKI SARPER SAĞLAM - KEAH ACİL TIP KLİNİK SUNUMU 04.10.2011 1 Netter in Yeri: DR.SITKI SARPER SAĞLAM - KEAH ACİL TIP KLİNİK SUNUMU

Detaylı

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA İYİLEŞMESİ Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA Doku bütünlüğünün bozulmasıdır. Cerrahi ya da travmatik olabilir. Akut Yara: Onarım süreci düzenli ve zamanında gelişir. Anatomik ve fonksiyonel bütünlük

Detaylı

86. Doğum eylemi süresince fetal başın yaptığı eksternal rotasyon hareketi hangi aşamada gerçekleşir?

86. Doğum eylemi süresince fetal başın yaptığı eksternal rotasyon hareketi hangi aşamada gerçekleşir? 86. Doğum eylemi süresince fetal başın yaptığı eksternal rotasyon hareketi hangi aşamada gerçekleşir? A) Angajman B) Pelvik girimden geçiş C) Orta pelvise giriş D) Pelvik çıkım düzlemine giriş E) Omuz

Detaylı

Cerrahi Hastada Beslenme ve Metabolizma. Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu

Cerrahi Hastada Beslenme ve Metabolizma. Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu Cerrahi Hastada Beslenme ve Metabolizma Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu Travma ve cerrahiye ilk yanıt Total vücut enerji harcaması artar Üriner nitrojen atılımı azalır Hastanın ilk resüsitasyonundan sonra Artmış

Detaylı

08.11.2008 VİTAMİN D VE İMMÜN SİSTEM VİTAMİN D

08.11.2008 VİTAMİN D VE İMMÜN SİSTEM VİTAMİN D VİTAMİN D VE İMMÜN SİSTEM VİTAMİN D Vitamin D ve İmmün Sistem İnsülin Sekresyonuna Etkisi Besinlerde D Vitamini Makaleler Vitamin D, normal bir kemik gelişimi ve kalsiyum-fosfor homeostazisi için elzem

Detaylı

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011

IX. BÖLÜM KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 ULUSAL TEDAVİ KILAVUZU 2011 KRONİK HASTALIK ANEMİSİ IX. BÖLÜM TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU KRONİK HASTALIK ANEMİSİ TANI VE TEDAVİ KILAVUZU GİRİŞ VE TANIM Kronik

Detaylı

KALSİYUM METABOLİZMASINI DÜZENLEYEN HORMONLAR

KALSİYUM METABOLİZMASINI DÜZENLEYEN HORMONLAR KALSİYUM METABOLİZMASINI DÜZENLEYEN HORMONLAR Kalsiyum iyonlarının katıldığı olaylar - Kemik mineralizasyonu - Kas ve sinir uyarılması -Kan pıhtılaşması -Salgılama -Membranbütünlüğü ve transport -Enzim

Detaylı

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır

Arı sütünün besinsel içeriği aşağıdaki tabloda yer almaktadır Arı Sütü Arı sütü koyu kıvamda jelatinöz vasıfta olup beyaz-sarı renktedir. Arı sütü için uluslararası üretim standartları bulunmayıp Brezilya, Bulgaristan, Japonya ve İsviçre de uygulanan ulusal standartlar

Detaylı

KARBONHİDRATLAR. Glukoz İNSAN BİYOLOJİSİ VE BESLENMESİ AÇISINDAN ÖNEMLİ OLAN

KARBONHİDRATLAR. Glukoz İNSAN BİYOLOJİSİ VE BESLENMESİ AÇISINDAN ÖNEMLİ OLAN KARBONHİDRATLAR Normal diyet alan kişilerde enerjinin % 55-60 ı karbonhidratlardan sağlanır. Bitkiler karbonhidratları fotosentez yoluyla güneş ışığının yardımıyla karbondioksit ve sudan yararlanarak klorofilden

Detaylı

Hiperlipidemiye Güncel Yaklaşım

Hiperlipidemiye Güncel Yaklaşım İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sık Görülen Kardiyolojik Sorunlarda Güncelleme Sempozyum Dizisi No: 40 Haziran 2004; s. 69-74 Hiperlipidemiye Güncel Yaklaşım Prof. Dr. Hakan

Detaylı

ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER

ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER ROMATİZMAL HASTALIKLARDA SİTOKİN HEDEFLİ TEDAVİLER H. Direskeneli Marmara Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı İnflamasyon Doku Yanıtı (McInnes, Nature Clin Prac Rheumatol 2005; 31) RA da Sitokin Ağı (Firestein,

Detaylı

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay

ANEMİYE YAKLAŞIM. Dr Sim Kutlay ANEMİYE YAKLAŞIM Dr Sim Kutlay KBH da Demir Eksikliği Nedenleri Gıda ile yetersiz demir alımı Üremiye bağlı anoreksi,düşük proteinli (özellikle hayvansal) diyetler Artmış demir kullanımı Eritropoez stimule

Detaylı

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ HAYAT PROGRAMI (2014 2017) TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ

Detaylı

SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ SINCAN İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ Bu sunu Sincan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Hayatboyu Öğrenme Programı Grundtvig Öğrenme Ortaklığı Projesi kapsamında düzenlenen Eğitim Toplantıları için hazırlanmıştır.

Detaylı

D vitamininin iskelet sistemi dışı etkileri

D vitamininin iskelet sistemi dışı etkileri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2011; 54: 99-119 Derleme D vitamininin iskelet sistemi dışı etkileri Behzat Özkan 1, Hakan Döneray 2 Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi 1 Pediatri Profesörü, 2 Pediatri

Detaylı

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011 Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını

Detaylı

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ

TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ TALASEMİDE OSTEOPOROZ EGZERSİZLERİ DR. FZT. AYSEL YILDIZ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL TIP FAKÜLTESİ FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON ANABİLİM DALI Talasemi; Kalıtsal bir hemoglobin hastalığıdır. Hemoglobin

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Yrd. Doç. Dr. İlyas Yolbaş Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD KOMPLEMAN SİSTEMİ Kompleman sistem, (Compleman system) veya tamamlayıcı sistem, bir canlıdan patojenlerin temizlenmesine yardım eden biyokimyasal

Detaylı

POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ

POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ POLİKİSTİK OVER SENDROMU VE GENİTAL KANSER İLİŞKİSİ Prof. Dr. Fırat ORTAÇ Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD. Jinekolojik Onkoloji Departmanı Polikistik Over Sendromu(PKOS)

Detaylı

(İnt. Dr. Doğukan Danışman)

(İnt. Dr. Doğukan Danışman) (İnt. Dr. Doğukan Danışman) *Amaç: Sigara ve pankreas kanseri arasında doz-yanıt ilişkisini değerlendirmek ve geçici değişkenlerin etkilerini incelemektir. *Yöntem: * 6507 pankreas olgusu ve 12 890 kontrol

Detaylı

ADRENAL KORTEKS HORMONLARI GLİKOKORTİKOİDLER. Doç. Dr. Fadıl Özyener Fizyoloji Anabilim Dalı

ADRENAL KORTEKS HORMONLARI GLİKOKORTİKOİDLER. Doç. Dr. Fadıl Özyener Fizyoloji Anabilim Dalı ADRENAL KORTEKS HORMONLARI GLİKOKORTİKOİDLER Doç. Dr. Fadıl Özyener Fizyoloji Anabilim Dalı Bu derste amaçlanan öğrencilerle; Glikokortikoid hormonların (GKH) sentez ve salgılanmasını, organizmadaki hücre,

Detaylı

HİPERKALSEMİ. Meral BAKAR Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi

HİPERKALSEMİ. Meral BAKAR Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi HİPERKALSEMİ Meral BAKAR Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi Tanım: Hiperkalsemi serum kalsiyum düzeyinin normalden (9-11 mg/dl) yüksek olduğunda meydana gelen

Detaylı

KANSER AŞILARI. Prof. Dr. Tezer Kutluk Hacettepe Üniversitesi

KANSER AŞILARI. Prof. Dr. Tezer Kutluk Hacettepe Üniversitesi KANSER AŞILARI Prof. Dr. Tezer Kutluk Hacettepe Üniversitesi Bir Halk Sağlığı Sorunu Şu an dünyada 24.600.000 kanserli vardır. Her yıl 10.9 milyon kişi kansere yakalanmaktadır. 2020 yılında bu rakam %50

Detaylı

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER

OTOİMMUN HASTALIKLAR. Prof.Dr.Zeynep SÜMER OTOİMMUN HASTALIKLAR Prof.Dr.Zeynep SÜMER İmmun tolerans Organizmanın kendinden olan antijeni tanıyarak bunlara karşı reaksiyon vermemesi durumuna İMMUN TOLERANS denir Otoimmunitenin oluşum mekanizmaları

Detaylı

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER

SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER SEVELAMER HEMODİYALİZ HASTALARINDA SERUM ELEKTROLİT DÜZEYİ, METABOLİK VE KARDİOVASKÜLER RİSKLERİ VE SAĞKALIMI ETKİLER Siren SEZER, Şebnem KARAKAN, Nurhan ÖZDEMİR ACAR. Başkent Üniversitesi Nefroloji Bilim

Detaylı

XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ

XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ XXVII. ULUSAL BİYOKİMYA KONGRESİ TİP2 DİYABETİK RATLARDA Vitis vinifera L. EKSTRAKTININ PIK3R1 (phosphatidylinositol 3-kinase regulatory subunit 1) GEN İFADESİ ÜZERİNE ETKİSİ 1 Emine Gülsün CAN 1 Emine

Detaylı

Minavit Enjeksiyonluk Çözelti

Minavit Enjeksiyonluk Çözelti Prospektüs ; berrak sarı renkli çözelti olup her ml'si 500.000 IU Vitamin A, 75.000 IU Vitamin D 3 ve 50 mg Vitamin E içerir. FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLERİ uygun farmasötik şekli, içerdiği A, D 3 ve E vitamin

Detaylı

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015

Hipertansiyon. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı. Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Hipertansiyon HT Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Toplum İçin Bilgilendirme Sunumları 2015 Bu sunum Arş. Gör. Dr. Neslihan Yukarıkır ve Arş. Gör. Dr. Dilber Deryol Nacar

Detaylı

KARŞIYAKA HİPERTANSİYON PREVALANS VE FARKINDALIK (KARHİP) ÇALIŞMASI

KARŞIYAKA HİPERTANSİYON PREVALANS VE FARKINDALIK (KARHİP) ÇALIŞMASI KARŞIYAKA HİPERTANSİYON PREVALANS VE FARKINDALIK (KARHİP) ÇALIŞMASI Hipertansiyon (HT) çağımızın en önemli sağlık sorunu olup mortalite ve morbidite nedenlerinin başında gelmektedir. Türkiye de de tüm

Detaylı

Kuramsal: 28 saat. 4 saat-histoloji. Uygulama: 28 saat. 14 saat-fizyoloji 10 saat-biyokimya

Kuramsal: 28 saat. 4 saat-histoloji. Uygulama: 28 saat. 14 saat-fizyoloji 10 saat-biyokimya HEMATOPOETİK SİSTEM Hematopoetik Sistem * Periferik kan * Hematopoezle ilgili dokular * Hemopoetik hücrelerin fonksiyon gösterdikleri doku ve organlardan meydana gelmiştir Kuramsal: 28 saat 14 saat-fizyoloji

Detaylı

SÜTÜN BİLEŞİMİ ve BESİN DEĞERİ

SÜTÜN BİLEŞİMİ ve BESİN DEĞERİ SÜTÜN BİLEŞİMİ ve BESİN DEĞERİ Prof. Dr. Metin ATAMER Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Aralık 2006 ANKARA Sütün Tanımı ve Genel Nitelikleri Süt; dişi memeli hayvanların, doğumundan

Detaylı

Erişkinde Mikrobiyota. Dr Tarkan Karakan Gazi Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı

Erişkinde Mikrobiyota. Dr Tarkan Karakan Gazi Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Erişkinde Mikrobiyota Dr Tarkan Karakan Gazi Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı İnsan ve bakteri ilişkisi İnsan vücudundaki bakterilerin yüzey alanı = 400 m 2 (Tenis kortu kadar) İnsandaki gen sayısı:

Detaylı

Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği

Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği M E T I N S A R I K A Y A, F U N D A S A R I, J I N I G Ü N E Ş, M U S T A F A E R E N, A H M E T E D I P K O R K M A

Detaylı

Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları

Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları Hedefe Spesifik Beslenme Katkıları Hayvan Beslemede Vitamin ve Minerallerin Önemi Vitaminler, çiftlik hayvanlarının, büyümesi, gelişmesi, üremesi, kısaca yaşaması ve verim vermesi için gerekli metabolik

Detaylı

KEMİK VE MİNERAL YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ (KMY) Dr. Filiz Yenicesu Düzen Laboratuvarı 6 Ekim 2013

KEMİK VE MİNERAL YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ (KMY) Dr. Filiz Yenicesu Düzen Laboratuvarı 6 Ekim 2013 KEMİK VE MİNERAL YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ (KMY) Dr. Filiz Yenicesu Düzen Laboratuvarı 6 Ekim 2013 SUNUM KAPSAMI Niçin KMY yaparız? Hangi yöntemi kullanırız? KMY sonuçlarını nasıl değerlendirmemiz gerekir? Kırık

Detaylı

BÖBREK YETMEZLİĞİ TANI VE TEDAVİ SEÇENEKLERİ DR MÜMTAZ YILMAZ EÜTF İÇ HASTALIKLARI NEFROLOJİ BİLİM DALI

BÖBREK YETMEZLİĞİ TANI VE TEDAVİ SEÇENEKLERİ DR MÜMTAZ YILMAZ EÜTF İÇ HASTALIKLARI NEFROLOJİ BİLİM DALI BÖBREK YETMEZLİĞİ TANI VE TEDAVİ SEÇENEKLERİ DR MÜMTAZ YILMAZ EÜTF İÇ HASTALIKLARI NEFROLOJİ BİLİM DALI Kronik böbrek hastalığı-tanım Glomerül filtrasyon hızında (GFH=GFR) azalma olsun veya olmasın, böbrekte

Detaylı

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması

Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması Özel Bir Hastanede Diyabet Polikliniğine Başvuran Hastalarda İnsülin Direncini Etkileyen Faktörlerin Araştırılması 20 24 Mayıs 2009 tarihleri arasında Antalya da düzenlenen 45. Ulusal Diyabet Kongresinde

Detaylı

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS

METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS METABOLİK DEĞİŞİKLİKLER VE FİZİKSEL PERFORMANS Aerobik Antrenmanlar Sonucu Kasta Oluşan Adaptasyonlar Miyoglobin Miktarında oluşan Değişiklikler Hayvan deneylerinden elde edilen sonuçlar dayanıklılık antrenmanları

Detaylı

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU

ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI. Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU ARI ZEHİRİ BİLEŞİMİ, ÖZELLİKLERİ, ETKİ MEKANİZMASI Dr. Bioch.Cristina Mateescu APİTERAPİ KOMİSYONU Arı Zehiri - Tanım Arı zehiri, bal arıları tarafından öncelikle memelilere ve diğer iri omurgalılara karşı

Detaylı

Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır

Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır OBEZİTE Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu

Detaylı

D VİTAMİNİ TARİHSEL BAKI 01.11.2008. 25-D vitamini miktarına göre değişir. öğünde uskumru yesek de, böbrekler her

D VİTAMİNİ TARİHSEL BAKI 01.11.2008. 25-D vitamini miktarına göre değişir. öğünde uskumru yesek de, böbrekler her VİTAMİN BİYOKİMYASI D VİTAMİNİ BU BÖLÜMDE ANLATILACAK KONULAR: Tarihsel Bakış D vitamininin kimyasal ve biyolojik fonksiyonları Besin kaynakları Hazırlayan: V. Murat BOSTANCI Toksisite 1 2 TARİHSEL BAKI

Detaylı

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri Kansızlık (anemi) kandaki hemoglobin miktarının yaş ve cinsiyete göre kabul edilen değerlerin altında olmasıdır. Bu değerler erişkin erkeklerde 13.5 g/dl, kadınlarda 12 g/dl nin altı kabul edilir. Kansızlığın

Detaylı

Ayxmaz/biyoloji Homeostasi

Ayxmaz/biyoloji Homeostasi Homeostasi - Değişen dış koşullara rağmen nispeten sabit bir iç fizyolojik ortamı sürdürme sürecidir. -Böylece vücut organlarının, normal sınırlarda verimli bir şekilde çalışması sağlanır. İki ana kontrol

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

DİYABET VE VİTAMİN D. Dr Dilek Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı

DİYABET VE VİTAMİN D. Dr Dilek Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı DİYABET VE VİTAMİN D Dr Dilek Yavuz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Vitamin D nin Öyküsü anti-rachitic factor raşitizim Adolf Windaus nobel kimya ödülü Böbrekte

Detaylı

Kronik böbrek hastalığı adeta bir salgın halini almıģ olan önemli bir halk sağlığı sorunudur.

Kronik böbrek hastalığı adeta bir salgın halini almıģ olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kronik böbrek hastalığı adeta bir salgın halini almıģ olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Basit ve ucuz bazı testlerle erken saptandığında önlenebilir veya ilerlemesi geciktirilebilir olmasına karģın,

Detaylı

ERİTROSİTLER ANEMİ, POLİSİTEMİ

ERİTROSİTLER ANEMİ, POLİSİTEMİ ERİTROSİTLER ANEMİ, POLİSİTEMİ 2009-2010,Dr.Naciye İşbil Büyükcoşkun Dersin amacı Eritrositlerin yapısal özellikleri Fonksiyonları Eritrosit yapımı ve gerekli maddeler Demir metabolizması Hemoliz Eritrosit

Detaylı

Obezite Nedir? Harun AKTAŞ - Trabzon

Obezite Nedir? Harun AKTAŞ - Trabzon Obezite Nedir? Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması

Detaylı

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ?

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? Kalsiyum bir çok kişinin bildiği gibi kemik ve dişlerin yapı, oluşum ve sürdürülmesinde temel bir gereksinimdir. Kemik erimesini azaltmada yardımcı

Detaylı

Kan Akımı. 5000 ml/dk. Kalp Debisi DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ VII. Dr. Nevzat KAHVECİ

Kan Akımı. 5000 ml/dk. Kalp Debisi DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ VII. Dr. Nevzat KAHVECİ MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN İSKEMİK YANITI DOLAŞIM SİSTEMİ FİZYOLOJİSİ VII Dr. Nevzat KAHVECİ Kan basıncı 60 mmhg nın altına düştüğünde uyarılırlar. En fazla kan basıncı 1520 mmhg ya düştüğünde uyarılır.

Detaylı

FİZİKSEL ETKİNLİĞİN SAĞLIK ÜZERİNE YARARLARI Doç. Dr. Ferda GÜRSEL

FİZİKSEL ETKİNLİĞİN SAĞLIK ÜZERİNE YARARLARI Doç. Dr. Ferda GÜRSEL FİZİKSEL ETKİNLİĞİN SAĞLIK ÜZERİNE YARARLARI Doç. Dr. Ferda GÜRSEL 1 MESAJLAR! Fiziksel etkinlik (FE) ve iyi bir fiziksel uygunluk, hastalık riskini azaltır uygun sağlık ve iyi olma haline katkıda bulunur.!

Detaylı

EGZERSİZE ENDOKRİN ve METABOLİK YANIT

EGZERSİZE ENDOKRİN ve METABOLİK YANIT EGZERSİZE ENDOKRİN ve METABOLİK YANIT Prof.Dr.Fadıl Özyener Fizyoloji Anabilim Dalı Sempatik Sistem Adrenal Medulla Kas kan dolaşımı Kan basıncı Solunum sıklık ve derinliği Kalp kasılma gücü Kalp atım

Detaylı

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ

PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ PERİTON DİYALİZİ HASTALARINDA AKIM ARACILI DİLATASYON VE ASİMETRİK DİMETİLARGİNİN MORTALİTEYİ BELİRLEMEZ Sami Uzun 1, Serhat Karadag 1, Meltem Gursu 1, Metin Yegen 2, İdris Kurtulus 3, Zeki Aydin 4, Ahmet

Detaylı

EGZERSİZ VE TERMAL STRES. Prof.Dr.Fadıl ÖZYENER

EGZERSİZ VE TERMAL STRES. Prof.Dr.Fadıl ÖZYENER EGZERSİZ VE TERMAL STRES Prof.Dr.Fadıl ÖZYENER TERMAL DENGE ısı üretimi BMH Kas etkinliği Hormonlar Besinlerin termik etkisi Postur Çevre ısısı Vücut ısısı (37 o C±1) ısı kaybı konveksiyon, radyasyon,

Detaylı

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın

Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları. Doç. Dr. Ahmet Özaydın Hücre Nükleusu, Nükleus Membranı, Nükleus Porları Doç. Dr. Ahmet Özaydın Nükleus (çekirdek) ökaryotlar ile prokaryotları ayıran temel özelliktir. Çekirdek hem genetik bilginin deposu hem de kontrol merkezidir.

Detaylı

ENERJİ METABOLİZMASI

ENERJİ METABOLİZMASI ENERJİ METABOLİZMASI Soluduğumuz hava, yediğimiz ve içtiğimiz besinler vücudumuz tarafından işlenir, kullanılır ve ihtiyaç duyduğumuz enerjiye dönüştürülür. Gün içinde yapılan fiziksel aktiviteler kalp

Detaylı

SAĞLIKLI OBEZLERDE FİZYOTERAPİ VE REFLEKSOLOJİ UYGULAMALARININ ZAYIFLAMAYA ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

SAĞLIKLI OBEZLERDE FİZYOTERAPİ VE REFLEKSOLOJİ UYGULAMALARININ ZAYIFLAMAYA ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ SAĞLIKLI OBEZLERDE FİZYOTERAPİ VE REFLEKSOLOJİ UYGULAMALARININ ZAYIFLAMAYA ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ HAZIRLAYAN:FZT.MELTEM ERASLAN DANIŞMAN:PROF.DR.İSMET MELEK Obezite (şişmanlık),vücutta aşırı ölçüde

Detaylı

Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler. Prof. Dr. Reyhan Çeliker

Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler. Prof. Dr. Reyhan Çeliker Fizik Tedavide Antropometrik Ölçümler Prof. Dr. Reyhan Çeliker Antropoloji nedir? Antropoloji İnsanı, biyolojik yapısını, bedensel özelliklerini, kültürel yapısını, sosyal davranışlarını inceleyen bilim

Detaylı

TESTOSTERON (TOTAL) Klinik Laboratuvar Testleri

TESTOSTERON (TOTAL) Klinik Laboratuvar Testleri TESTOSTERON (TOTAL) Kullanım amacı: Erkeklerde ve kadınlarda farklı kullanım amaçları vardır. Erkeklerde en çok, libido kaybı, erektil fonksiyon bozukluğu, jinekomasti, osteoporoz ve infertilite gibi belirti

Detaylı

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Yazar Ad 61 Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU Ülkemizde kalp damar hastalıkları erişkinlerde en önemli ölüm ve hastalık nedeni olup kanser veya trafik kazalarına bağlı ölümlerden daha sık görülmektedir. Halkımızda

Detaylı

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ

BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ BCC DE GÜNCEL Prof. Dr. Kamer GÜNDÜZ Celal Bayar Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı-MANİSA Bazal Hücreli Kanser (BCC) 1827 - Arthur Jacob En sık rastlanan deri kanseri (%70-80) Açık

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK

BİRİNCİ BASAMAKTA PRİMER İMMÜN YETMEZLİK 1 İmmün sistemin gelişimini, fonksiyonlarını veya her ikisini de etkileyen 130 farklı bozukluğu tanımlamaktadır. o Notarangelo L et al, J Allergy Clin Immunol 2010 Primer immün yetmezlik sıklığı o Genel

Detaylı

MENOPOZ. Menopoz nedir?

MENOPOZ. Menopoz nedir? MENOPOZ Hayatınızı kabusa çeviren, unutkanlık, uykusuzluk, depresyon, sinirlilik, halsizlik şikayetlerinin en büyük sebeplerinden biri menopozdur. İleri dönemde idrar kaçırma, kemik erimesi, hipertansiyona

Detaylı

KANSER GELİŞİMİ VE RİSK FAKTÖRLERİ DR BURÇAK ERKOL HAYDARPAŞA NUMUNE EAH TIBBİ ONKOLOJİ 05.02.2014

KANSER GELİŞİMİ VE RİSK FAKTÖRLERİ DR BURÇAK ERKOL HAYDARPAŞA NUMUNE EAH TIBBİ ONKOLOJİ 05.02.2014 KANSER GELİŞİMİ VE RİSK FAKTÖRLERİ DR BURÇAK ERKOL HAYDARPAŞA NUMUNE EAH TIBBİ ONKOLOJİ 05.02.2014 Tümör Kötü huylu-iyi huylu tümörler İyi huylu tümörler genellikle yayılma sıçrama yapmazlar Kötü huylumaligntümörlerin

Detaylı

Sütün Biyoaktif Bir Hormonu: Melatonin

Sütün Biyoaktif Bir Hormonu: Melatonin Sütün Biyoaktif Bir Hormonu: Melatonin Elif Ayşe Anlı, Asuman Gürsel, Ayşe Gürsoy Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Süt Teknolojisi Bölümü, Ankara MELATONİN Melatonin memelilerin pineal bezi (beyin

Detaylı

İntern Dr. Özkan ERARSLAN ADRENAL YETERSİZLİK. ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK Ekim 2013

İntern Dr. Özkan ERARSLAN ADRENAL YETERSİZLİK. ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK Ekim 2013 İntern Dr. Özkan ERARSLAN ADRENAL YETERSİZLİK ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK Ekim 2013 İlk kez 1855 te Thomas Addison tarafından tanımlanmıştır Sıklığı milyonda 60-120

Detaylı

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir.

Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. METABOLİZMA ve ENZİMLER METABOLİZMA Hücrelerde gerçekleşen yapım, yıkım ve dönüşüm olaylarının bütününe metabolizma denir. A. ÖZÜMLEME (ANABOLİZMA) Metabolizmanın yapım reaksiyonlarıdır. Bu tür olaylara

Detaylı

KUTUPLARDAKİ OZON İNCELMESİ

KUTUPLARDAKİ OZON İNCELMESİ KUTUPLARDAKİ OZON İNCELMESİ Bilim adamlarınca, geçtiğimiz yıllarda insan faaliyetlerindeki artışa paralel olarak, küresel ölçekte çevre değişiminde ve problemlerde artış olduğu ifade edilmiştir. En belirgin

Detaylı

Yrd. Doç.Dr. Mehmet AK GATA Psikiyatri AD

Yrd. Doç.Dr. Mehmet AK GATA Psikiyatri AD Yaşlılarda Psikofarm akoloji Uygulam a Prensipleri Yrd. Doç.Dr. Mehmet AK GATA Psikiyatri AD ABD > 65 yaş, nüfusun %13 ancak reçete edilen tüm ilaçların % 35 > 70 yaş, hastaneye yatış 1/6 ilaç yan etkisi

Detaylı

Hipokalsemi. Prof.Dr.Enver ŞİMŞEK Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilimdalı

Hipokalsemi. Prof.Dr.Enver ŞİMŞEK Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilimdalı Hipokalsemi Prof.Dr.Enver ŞİMŞEK Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilimdalı Kalsiyum 03.01.2014 57.Milli Pediatri Kongresi 2 Kalsiyum Fetal dönem Çocukluk çağı Erişkin

Detaylı

KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI (KOAH) TANIMI SINIFLAMASI RİSK FAKTÖRLERİ PATOFİZYOLOJİSİ EPİDEMİYOLOJİSİ

KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI (KOAH) TANIMI SINIFLAMASI RİSK FAKTÖRLERİ PATOFİZYOLOJİSİ EPİDEMİYOLOJİSİ KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞI (KOAH) TANIMI SINIFLAMASI RİSK FAKTÖRLERİ PATOFİZYOLOJİSİ EPİDEMİYOLOJİSİ ÖĞRENİM HEDEFLERİ KOAH tanımını söyleyebilmeli, KOAH risk faktörlerini sayabilmeli, KOAH patofizyolojisinin

Detaylı

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR!

TEMEL, İLK 3 YILDA ATILIYOR! Acıbadem Hastanesi Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile, çocuğun doğumundan itibaren vücudunda hangi hormonların ne gibi işlevleri olduğunu, ilk 3 yılın önemini ve ergenlik

Detaylı

KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR

KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR KORTİZOL, METABOLİK SENDROM VE KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR Prof.Dr. ARZU SEVEN İ.Ü.CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ BİYOKİMYA ANABİLİM DALI DİSMETABOLİK SENDROM DİYABESİTİ SENDROM X İNSÜLİN DİRENCİ SENDROMU METABOLİK

Detaylı