Sayı: 19 Ekim edebiyat

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Sayı: 19 Ekim -1983. edebiyat"

Transkript

1 Sayı: 19 Ekim edebiyat

2 edebiyat AYLIK FİKİR ve SANAT DERGİSİ YENİ DİZİ: Ekim 1983 ŞİMDİ ÜÇ CİLT OLARAK BÜTÜN KİTAPÇILARDA Ödemeli sipariş adresi: P.K. 329 Kızılay/ANKARA Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Tayyar AKSOY Haberleşme Adresi: P.K. 329 Kızılay - ANKARA İdare Yeri: Talatpaşa Bulvarı 148/15 Cebeci - Dörtyol/ANKARA Basıldığı Yer: Aslımlar Matbaası - ANKARA ABONE ŞARTLARI: 6 Ay : 600 TL. Yıllık :1200 TL. YURTDIŞI YILLIK: 50 DM. (Veya buna eşit miktar döviz.) * - Abone bedellerini yalnız "DOĞUŞ Edebiyat Dergisi " No'lu Posta Çeki Hesabımıza yatırınız. İLAN TARİFESİ: Arka kapak, 4 renk Kapak içleri Tam sayfa Yarım sayfa TL TL, TL. Kapak Özcan TEKİN

3 DERGİLERİMİZ ve GENÇLERİMİZ Alper AKSQY Son aylarda dergilerimizde tartışılan önemli bir konu; «Dergilerimiz gençleri ihmal ediyor» meselesi. Ne zamandan beri bu konu etrafında yazmak istiyordum. Çünkü her geçen gün görüyordum ki mesele yanlış istikametlere kaydırılmakta. Hatta son günlerde iş o reddeye getirildi ki «Üstadlar sultasına son! Ağabeyler cuntasına hayır!..» gibi sloganlar bile duyulmakta. Hangi iş vardır ki slogana döküldüğünde tavsamasın?.. Galiba bu iş de rayından çıktı gibi. Bu tartışmalar dergilerimizde ne zaman başladı?.. Bu konuda benim hatırladığım ilk yazı 1982 başlarında Töre'de çıktı. Kadim dostum Hasan Kallimci o yazısında meseleye oldukça sathi bir yaklaşımda bulunarak dergiler gençlere sahifelerini açsınlar diyordu. Ama aynı aylarda gerek Töre'de ve gerekse Türk Edebiyatı, Kültür ve Sanat, Millî Eğitim ve Kültür ve Erciyes'te tanınmış, yaşlı başlı imzaların yanıbaşmda yüzlerce genç kabiliyetin şiirleri, hikâyeleri, yazıları çıkıyordu. Hatta fazla kabiliyet pırıltısı göstermediği hâlde yazısı, şiiri yayınlanmış isimler bile vardı. Daha o zamanlarda dostum Kallimci'- nin ateşle oynadığı hükmüne varmıştım. Aradan çok geçmedi Erciyes Dergisi'nde İhsan Kurt, «Kallimci'nin söyledikleri ele alınmalı, dergiler gençlere açılmalıdır» gibisinden sözler sarf ediyor ve Erciyes'in o sayısmda bunun yapıldığı beyan ediliyordu... O ay Erciyes'te çıkan şiirlere dikkat ettim bizim gençliğimizin şiir seviyesi o ise üzülmemek elde değildi. Aynı aylarda Kültür ve Sanat'ta Muhsin İlyas Subaşı «Bazı amatörleri dergiye bağlamak için seviyelerine bakmadan şiirlerini yayınlamak dergilerimizin kalitesini düşürür, bu işin de bir asgari seviyesi vardır «diyordu. Bu konuda Sübaşı'na sonuna kadar katılıyordum ve o yazıdan sonra bu konudaki yazımı bir müddet erteledim. Dergi editörlerinin veya yazı heyetlerinin dergiyi bağlarken karşılaştıkları en büyük güçlük şudur: Bir döneminde herkes şair olduğu ve edebî türler içerisinde kültür birikimi gerektirmeden üstesinden gelinebilecek tür şiir sanıldığı için herkes önce şiire yönelir. Sanılır ki şiir sadece duygu işidir, işçilik gerektirmez, fazla o- kuma, öğrenme, tecrübe gerektirmez, ilham perisi başınıza konuverdi mi bülbül kesilirsiniz... Değil halbu ki... O bakımdan, her dergiye, her ay yüzlerce şiir gelir. Çoğunda da aynı ifadeler kullanılır: «Falan dergiye şiir gönderdim, şiirimi değil bana nasihat yayınladılar. Siz de bana nasihat mektubu yazmayın, şiirimi yayın-

4 layın; şiirlerim yayınlana yayınlana ustalaşacağıma inanıyorum.» İşte size dergiciliğin en klâsik problemi. Okuyucunuzun size olan sevgisi, hürmeti, o derece sıcak ki gönlünüz posta kutunuza gelen bütün şiirlerin yayınlanmasını arzu eder... Ama diğer taraftan binlerce okuyucumuzun bediî zevkini hem tatmin etmek, hem de yükseltmek mesuliyeti editörün veya heyetin omuzlarmdadır. DOĞUŞ, yazıhanesine uğrayanlar (posta kutusundan gelen o dost ifadelerle her gün ben haşır neşir olduğum için) Ali Akbaş'a birçok şiiri ne kadar ısrarla yayınlatmaya çalıştığımı onunsa «Okuyucuya en güzel saygı ifadesi en güzel şiirleri, hikâyeleri yayınlamaktır, hep en iyiye oynayalım» sözlerini her zaman ısrarla tekrarladığına şahit olmuşlardır. Ve tabi arada bir yaptığımız kaçamaklar dosyalarımızın kabarmasını önleyemez. Şimdi gelelim yine dergilerimizin gençlere açılması konusuna. Aslında meseleyi bu şekilde va'zetmek doğru değil... Her heveskânn şiirinin yayınlanması söz konusu olsa asgari beşyüz sahifelik bir hacim gerekir ki buna imkân bulunamaz. Kallimci ve İhsan Kurt'a HERGÜN gazetesinin her gün bir tam sahif esini «Ülkücü Şairler» adıyla tahsis etmesine rağmen izdihamı önleyemediğini söylersem acaba inanırlar mı?.. Hepsi yaymlanamadığma göre dergi editörü veya heyeti tercihini kullanacaktır. Bu defa seviye meselesi söz konusu olacaktır elbette. Bunu yaparken de gençtir, ihtiyardır kıstası değil derginin edebî kıstasları kullanılacaktır. DOĞUŞ Edebiyat'da şiirleri yayınlanan Ahmet Çiğdem, Cengizhan Orakçı, Sadi Kocabaş, Cemal Sayan, Sedat Polat, S. Ağa Baydili, Coşkun Çokyiğit, hikâyeleri yayınlanan Halime Toros, Nuri Tatlıeşme, Ethem Baran, Ayşe İnce Y. Asım O- ğuztöreli kır saçlı ihtiyarlar değil birçoğu gerçekten de yirmisine henüz basmış veya yirmi yaşın altında, gencecik fidanlardır.. Bu listeyi beş, on misli kabartabiliriz de... Bu arkadaşlarımız seviye meselesinin üstesinden geldiklerine göre diğer yüzlerce genç arkadaşımız da aynı barajı neden geçmesinler?.. «Dergilerimiz ve gençler» meselesi aylardan bu yana tartışılırken hiçbir kalem erbabı çıkıp da «Mesele yanlış va'zediliyor- Söz konusu olan gençlerin şiirlerini, yazılarını yayınlamak değil onlara iyi şiirler, iyi hikâyeler, iyi denemeler yazdıracak bediî zevki kazandırmaktır» dememiştir. İşin aksine dergilerimiz giderek Hergün Gazetesi'nin şairler sayfası seviyesine doğru iniş kaydetmektedir. Bütün bunlardan bahsederken ne kadar hassas bir zeminde kalem oynattığımın da farkındayım. Muzip bir kalem çıksa da «Bak işte, Alper Aksoy gençleri ihmalden yana» dese bu sözlerini de Bektaşi'nin «Namaza yaklaşmayın» mantıklı iktibaslar»^ ve desteklese inandırıcı olabilir. Ama ben samimiyet ve düşünce erbabına hitab ediyorum. Peki, yukarıda açıklamaya gayret ettiğim gerçekler ortadayken «Gençlerimizin ihmali, dergilerin gençlere açılması» sözleri ne demek oluyor? Son aylarda genç arkadaşlarımız «Biz hep ihmâl edildik, biz ağabeylerimizi geçtiğimiz için onlar yerlerinden korkuyor ve bizlere kapıları kapatıyorlar, üstadlara hayır, ağabeyler sultasına son» sözleri ne demek oluyor?.. Eğri oturalım, doğru konuşalım... Son üç yılda olduğu gibi hiçbir zaman gençler dergilerde, gazetelerde bu derece fazla yeı almamışlardır. Bu durumu sadece «Ağabeylerin yer açma» sebebine değil gençliğimizin gerçekten de kendini yetiştirme, okuma düşünme, yazma cehdine bağlayanlardanım. Meşhur sosyoloji kanunudur: «Bir cemiyette sosyal çalkantılar gelir seviyesinin düşük olduğu zamanlarda değil sosyal refahın artmaya başladığı zamanlarda zuhur eder. Fransız İhtilali'nde olduğu gibi.» Anlaşılan o ki kendini yetiştirmiş kabiliyetlerin yanısıra daha birçok arkada-

5 şımız da «Bize de yer açm, biz de genciz» demektedirler. Bana öyle geliyor ki 12 Eylül öncesinin anarşisi şimdi de kültür hareketlerine sıçrama temayülündedir. Bu konuda bütün dergilerimiz okuyucuya o- lan mesuliyetlerini, idrak edip Bahattin Karakoç'un tabiri ile «Bir tarafı ihtiyarlar mezarlığı, bir tarafı, sübyanlar mezarlığı» durumuna düşmemelidir. Okuyucu dergilerde yayınlanan her cümleyi ince elenmiş, sık dokunmuş ön kabulüyle okuduğu için dergilerin tutturacağı seviye onların seviyesi olacaktır bir bakıma. Her konuda olduğu gibi bu konudaki istisnalar da kaideyi bozmaz. Kitle olarak kültür hareketimiz Yeni Çağ'ını yaşarken «Okuyucu böyle istiyor, okuyucunun istediğini yapacağız» diyerek Orta Çağ'a gitmek akıl kârı değildir. Buna prim verenler ne derece büyük bir hatâ işlediklerini zaman içerisinde anlıyacaklardır. Ayrıca «Okuyucu böyle istiyor» ifadeleri de tutarsızdır. Hiç kimse kendi seviyesini kitleye genellememelidir... Akbaş'ın ifadesiyle «Okuyucuya en güzel saygı her şeyin en güzeline oynamaktır.» Bu sözlerimiz boyunca kendimizi bir an için «gençler» arasından çıkardığımızın da farkındayız. Halbu ki bu sözlerin yazarı daha yolun yarışma, yani daha otuzbeşine bile gelmemiştir. Söz buraya gelmişken kendilerine «genciz» diyen arkadaşlarımla şu «gençlik» kavramı üzerinde biraz halleşmek istiyorum. Sahi, «genç» dediğimizde kimi anlıyoruz?.. Veya bir kişinin gençliğini, ihtiyarlığını nasıl ayırdediyoruz?.. Şayet «Doğum tarihiyle ayırdediyoruz» derseniz nüfus cüzdanına bakılarak gençlik tayininin ancak askerlik şubelerinde yapıldığım söylersem ne dersiniz?.. Dergiler bir düşünce talimgahıdır, buralarda gençlik düşüncenin diriliği, dinamizmi ve derinliğiyle tayin edilmelidir. Kim Galip Erdem'e Taha Akyol'a, Cemil Meric'e, "genç değilsiniz" diyebilir?.. Bahattin Karakoç'la hem kemiyet, hem keyfiyet bakımından şiir yarıştıracak olanınız varsa beri gelsin?.. Taha Akyol gibi, Millet Gazetesi'nde, üç ayrı sütunda değişik imzalarla ve seviyeyi hiç düşünmeden her gün üç yazı yetiştireniniz varsa beri gelsin?.. Galip Erdem gibi hem fıkra yazarlığını, hem avukatlığı, hem periyodik Mamak ziyaretlerini ve daha nice sıkıntıları göğüsleyebilecek zindeliği olan varsa beri gelsin?.. Zamanın yüzelli yıl gerisinde kalmış bazı ellilikler tesbitiniz doğru. Ama öyle yirmilikler de var ki zamanın ikibinyirmi yıl gerisinde... Demek gençlik tesbitinde esas olan fikrin zindeliğidir... Sizi yaramazlar sizi!.. Kısa bir zamanda şöhret hevesine düşenleriniz de yek değil sanki?.. Daha üç şür yayınlamadan koca koca laflar, bir yarısı ordan burdan aşırma, bir yarısı yalan yanlış cümleler... Madem ki bu sohbetin kapısını a- raladık önümüzdeki sayılarda daha farkında olmadığımız yanlışlarınıza temas edelim isterseniz. Darılmaca yok tabiî. OCAK YAYINLARI SUNAR BEYLER AMAN HASAN KSYIHflN «Tek Şef» döneminde bürokrasi halk münasebetlerinin romanı. YAKINDA ÇIKIYOR!.. 3

6 SANATA DÖNÜŞ Alâaddin KORKMAZ İnsanlar için vazgeçilmez sayılan alâka noktaları vardır: Siyâset, sanat, spor gibi. Her ne kadar, bu mevzularda temel tercihler şahsî ise de, cemiyet, bütün şartlarıyla ferdi kuşattığı için, alâka noktalarının sıralanmasında kâh biri, kâh diğeri öne geçer. Varlık sebeplerini -ister basit, alelade; ister çok yüksek- birtakım «misyonlara bağlayan insan, meşgalenin en basitinden en karmaşık felsefî mes'elelere kadar, bu tercih'inde hayatiyet bulur; yaşar. Şahsiyetin çerçevelediği âlemin tamamen yok olması -veya yok olma ihtimâli- halinde, çeşitli marazı sapmalar; yahut «hayâta bağlayan nokta»nın koptuğu görülür. Toprağa ve tabiatte serazat yaşamağa alışkın bir köylüyü, mâkul bir müddet hâricinde «büyük şehir» de tutam azsınız. İlmi hasbiyyet hâline getirmiş bir âlime siyaset; siyâseti bir Tobasso'lu «Dülsine» o- larak gören birine profesörlük; meczûbâne bk* iştiyakla resim yapan birine «Keman çalmak resimden güzeldir; sen onu bırak bunu öğren» diyemezsiniz. Deseniz de dinletemezsiniz. Bu böyledir; ama, insan oldukça «aç gözlü» bir mahlûktur. Bu itibarla, birkaç saha ile aynı anda meşgul olabilenler bulunabildiği (Hani şu, «on parmağında on marifet» var» denilenler) gibi; birini «yedek» leyerek cemiyetin şartlarına göre tercihini değiştirenler de vardır. İtiraf etmek lâzımdır ki, bunların arasında, siyâset, dâima başta gelir. Esâsında, meselâ sanat, sâdece «estetik»ten ibaret olmadığı için, «fikir»le; onun da siyâsetle muayyen bir rabıtası vardır ki, siyâsî kısıtlamaların olduğu devrelerde, sanat hareketlerinde bir canlanma, sanat eserlerinde çoğalma dikkati çeker. Bu durum, akla hemen bir soru getirir: Sanat, bir kaçış mıdır? İlk bakışta, «Olur mu öyle şey?» demek mümkündür; lâkin, gerçekten de sanat bir «kaçış» tır. Mücerret mânâsı ile.. Bu fikri biraz açmak icâbediyor. Evvelâ, bir sanat eserinin, sanatkârın mücerret ruh ufuklarından ve kendinin de ihtiyarında olmayan birtakım ilhamlarla doğduğunu düşünmek gerekir. Birinci hareket noktası değilse bile, psikanaliz metodlarının ebedî eserlerin (ve diğer sanat eserlerinin) değerlendirilmesinde mühim bir yeri olduğu artık kabul ediliyor. Şuuraltı, bir «kaçış» değil midir? İkinci olarak, sanat eserinin birtakım mecazlar, rumuzlar, semboller, abstre şekiller, çizgilerle., duygu ve düşünceleri ifâde etme vasıtası olarak umumiyetle ilk bakışta anlaşılamayan, daha doğrusu düz ve avâmî ifâde e- dilmeyen; ardında gizlenilmesi mümkün olan hâsılalar olduğu düşünülmelidir. Bilhassa fikrî istiklâl olmayan memleketlerde şâirin, romancının, hattâ ressamın, bestekârın, düşüncelerini sembolize etmeğe çalışmasının ardında bir «kaçış» yok mudur? Ve nihayet sanat eseri, mükemmel mânâda sanat eseri, dehâ ister. Hangi dahî, avamm-havasm irfaanı ve lisânı ile iktifa edebilir? Şüphesiz, bu noktayı nazardan bakıldığında bütün diğer alâka sahalarında da aynı «kaçış» ı bulmak mümkündür. Kendisine biçtiği «misyon» u ifâ edemeyen bir rûh indifa eder. Tıpkı vasatını bulanın indifaı gibi. 4

7 1980 öncesinde «politize olmuş» bir cemiyet olduğumuz doğrudur. Siyâset, her yaştan insanımız için adetâ vazgeçilmez, alelade bir ihtiyaç hâline gelmiş, ilmin, fikrin ve sanatın müntesip ve meraklısı «yok» denilecek kadar azalmıştı. Gerçi, yine şiirler, romanlar, hikayeler yazılıyordu, yine resimler, besteler yapılıyor, tiyatrolar oynuyordu, ama, en kaba, en hantal şekli ile «ideoloji» bezirganlığı yaparak.. Üç-beş istisnası ile, 1970/80 devresinden, gelecek nesillere kalacak hiçbir şey yoktur. Olanlar da zâten çok daha evvelki nesillerin damgasını taşımaktadır. Şimdi, sanat - edebiyat faaliyetlerinde tedrici olarak görülen canlanmanın artması, yaygınlaşması, öteden beri şikâyet edilen «okuyucu» azlığının giderilmesi mümkün görülmektedir. Üstâd'ı ve mübtedîsi ile birçok simanın, önümüzdeki yıllarda yeni yeni güzel eserler vermeleri temennimizdir. Bilhassa, tozdan dumandan ferman okunmadığı için, sanatın kıymeti bilinmediği için, sloganlar her güzelliği boğduğu için bir kenara çekilmiş olan yazarlar, şâirlerden ruhları doyurucu eserler bekliyoruz. Sanata dönüş. meraklı, kaabiliyetli genç arakdaşlar için çok yerinde bir karar olacaktır. Sanat, «iç»ine bakmak demektir. Bu neslin, bir kere olsun, durup da kendi iç derinliklerini yokladıklarını sanmıyorum. Siyâset, «cemaat»i, gittikçe «güruh» hâline getirme istidadında bir iş olduğu ve temeli her ne kadar «fikir» olsa bile, milliyetçi gençlerimiz de ucundan kenarından «siyâset»le meşgul oldukları için; onların «özet fikir»lerle, sloganlarla, pratik gerçeklerle yetişmiş olmaları normal karşılanmalıdır. «Cephede, vatan müdâfaasında bulunan bir insandan, filân mısraın güzelliğini idrâk etmek» tabiî beklenemezdi. Bu nesil, vatan müdâfaasının kaleleri idi. Yaşadıkları destanlık çaptaki hâdiselerin şiiri, hikâyesi, romanı olamaz mı? Her yaz-arm gönlünde «devrinin vicdanı» olmak yatar. Bunu başarabilmiş olanlar ise parmakla gösterilecek kadar azdır. Eli kalem tutan herkesin hedefi bu olmalı ve bunun gerektirdiği cehdi göstermelidir. Evet, sanat bir «kaçış»tır; lâkin sanat eseri, bediî heyecanlarla örülmüş bir tebliğdir. Mekân ve zamanı aşar; ruhları dalgalandırır; insanları birbirine bağlar. Şimdi beklenen, milliyetçi sanatın nazarî meseleleri üzerine düşünceleri derinleştirmek, müşterek çıkış noktalarını tesbit etmek; pişip olgunlaşıp eserler vermektir. SÜKUTU BULMAK Vakit gece Ve yıldızlar yine yok Hüzün davetsiz geldi yine Gözlerimde zerre kadar uyku yok Soylu bir aşkın bitişi var önümde Vakit gece Ve yıldızlar yine yok Yağmur sessizce geldi yine Uzaklara kaçışın bir faydası yok Esrarı bilinmeyen şarkılar dilimde Sükûtu bulmak ne mümkün bu saatte Mısralar bölük pörçük Gücüm yetmez şiire Vakit gece Ve yıldızlar yine yok Cemal SAYAN

8 İnsanın en büyük ve manidar tekâmülü, çevresini saran milyarlarca nesnelerden ayrı o- lan varlığının şuuruyla, hayatı anlama konusundaki muvaffakiyetiyle kaim. Ve insan, ilişkide olduğu cemiyetin hiyerarşik örgülerinden, esas olan kökleri a- la ala entellektüel olmanın basamaklarına erişir. İdeal insan, millî olan varlık köküyle, cihan -şümul olan tefekkür dünyasının cem'inden oluşan «eşref-i mahlûk»tur. Genel olarak tatmin olmayan yaratıklar olduğumuz malum. Fakat tatmin olmadığımız şeylerin hüviyetine göre, ya geçici olanlara sahip olmanın verdiği hırs içinde birer açgözlü; ya da öz ve hakikat kabul ettiğimiz fazilet öğelerine erişmek İçin çalışıyor isek «mükemmel» olmamız mümkün. Kendini aşan, kişiliğini bulmuş ve şahsiyetleşmenin fevkinde olanlar ise: bilgi mevzuûnun tatmin olmaz arayıcılarıdır. Eğer bilgi yolunda, hiç bir bilginin altında kalmamış, yani materyallerin analizini hakkıyla yapıp yeni bilgilere erişen insanlar da, elbet ki «mutlak huzur» m için bir karar noktası arayacaklardır. Eğer bir arayış seyrinde mücadelesini vermiş, ilmî platformlarda da çile çekerek karar noktasına gelmiş biri varsa; işte o, büyük insan olmaya hak kazanmış demektir. Çağımızda haberleşme o- raçlarmın hızla gelişmiş olması, bizleri çeşitli gelişmelerin haberdarı kılmıştır. Artık ilk çağların yarı tabiî, yarı beşerî desbotizmi içinde yeralan monolog hayat geride kalmıştır; Orta çağların ferde teminat ve itimat telkin eden çemberleri kuran klasik müesseseleri de pek yok. Yaşadığımız zaman: sığ ilişkilerin, girift müesseselerin ve dikkat edilmediği takdirde insan haysiyetini si I i ki eşti ren iktisadî münasebetleri sergilemektedir. Ayrıca çağımız, fikrî etüdünü yapma fırsatını vermeyen, ideolojik kalıplara girerek doğ- 6 YÜCELİŞİN BASAMAKLARI T. Erdoğan ŞAHİN matik vasıflar kazandırılmış sistem çeşitleriyle bürülü. Hızlı bir hayat yaşamaktayız. Düşünen insan, bu hızla en azından atbaşı gitmek ve hatta onu aşmak için olağanüstü bir mücadele vermek zorunda kalmıştır. Günümüze kadar tek erdemli şeymiş gibi söylene söylene bıkkınlık veren «çağdaşlaşmak» bile, düşünce dünyalarımızın pek malay anî dedi-kodusu oldu. Hele ki, çağın genel niteliğinde faziletli hususlara pek raslanmıyorsa; ve çağ, ya- )ş)ad t ığı faamanm gereğin? foife kavramaktan habersiz bir pintiliğin içindeyle; niçin çpğ-, daşlık? Eğer bazı zaman kesitlerini yüceltip, gelecek yüceliğine siper teşkil ediyorsa; niçin çağdaş olmak için çırptnalım? Kaldı ki, çağı anlamak için de onun üstünde durmamız iktiza eder. O halde hayatımıza anlam vermek için uğraştığımız yeni tefekkür sistemlerimizin bir boyutu da «çağlar üstü» olmakla sıfatlandırılacak (2). Kişinin kararlı bir sisteme, kararlı bir dünya görüşüne gelişi, öyle havadan düşer gibi olmaz. Eğer hasbel - kader bu vuk'û bulmuşsa bile, değeri birinci sınıf olmaktan çok geridir. Her doğru (her hakikat), kendinden önceki aşılan gerçeklerin bir neticesidir. Varoluşun mihenk taşı da, geçmiş silsife-i hakikat manzumelerinin bir nüvesi olarak tezahür eder. Ve insan öyle noktalara varır ki, bize yeryüzü ebediyeti kazandırmayan, bir başka öte dünya için anlam ifade ettiremeyen teferruatlardan arınıp; saf bilginin mertebesi elde edilir. Bu mertebede kazanılan bilgi ise, «gönül adamı» olmanın temel kilometre taşlarıdır. Zira bilgiyi bu anlamda o- şan insanlar da mevcut. Bilhassa Türk Tefekkür Tarihinde bu simalar beliğ olarak kenditerini kabul ettirmişlerdir. Hülâsa; kişinin kararlı dünya görüşüne varması için pek çok sistemleri analiz etmesinin gerektiğine, bunu yapanların takdire şayan insanlar olduğuna değindik. Rcger Garaudy'de bunlardan biri. Yakın senelerin ünlü Marksisti. Hatta Türkiye' de ilk çevirileri yapılan komünist literatürdeki eserler içinde onunkiler de var. Müslüman olduğunu duyduğumuzda, aklıma gelen bir mevzuu için, önce ki yıllarında yazdığı «Sosyalizm ve Ahlâk» (3) adlı eserine tekrar baktım. Eserde gözüme ilişen bir paragraf şuydu: «Bilimlerin bize öğrettiklerinden, daha ilk adımda ve keyfî bir şekilde soyutlamalar yapmaya kalkışmazsak, ken-

9 Ği varlığımızın içinde evrenin tüm jb/v 1 görüntüsünü buluru?. İnsanoğlu öz varlığının kaynaklarını bütünsel (total) dünyada aramak zorundadır. «... İnsanoğlu, daha doğuşundan beri, bütün varlıkları i- cinde taşımaktadır; bu varlıklara binlerce görünen ve görünmeyen, dolaylı ve dolaysız ilintilerle bağlıdır. Ama bu ilintiler her zaman birer canlı ilinti olarak kalmışlardır» (4). Yukarıdaki paragrafın yanına, şahsî kılışfcanjığımız olduğu için, «Bütün veçheleri felâm'cfa baliğ olarak ortaya konan Vahdet-i vücûd- hadisesine yaklaşmıştık...» meyanında bir not iliştirmişiz. Tabii bu, o yıllardaki düşünce seviyemizin bir ürünü ve yapılan benzetmenin doğruluk derecesi tartışılabilir. Yalnız, şuna bir daha e- min oldum ki: kişi, mutlak karar sistemine doğru gidecek bir yetenekte ve bu uğurda fikrî gelişme gösterebiliyorsa; henüz müşerref olmadığı sistemlerin bazı noktalarına evvelden de mâlik olabilir. Ve benim dünkü Garaudy'e de olan saygım bu hususlardan ileri gelmektedir. Garaudy dışında yine pek çok düşünürle hemfikir olduğumuz yığınlarca noktalar var. Hatta bizzat kıyasıya mücadele ettiğimiz ideolojik akımların fikrî öncülerinin dahi takdir edildikleri yönleri mevcut. Bu, yeryüzünde ilgilendiğimiz hadiseleri analiz ederken; zamanın akışına kapılmaksızın, mevzuları bütün cepheleriyle tartmakla elde edilebilmektedir. Saygıdeğer merhum Erol Güngör hoca- Imızın da hulasaten dedikleri gibi: «İnsanın, insan olarak sahip olduğu ortak özelliklerinin sebebiyle, çeşitli zaman ve çeşitli yerlerde aynı doğrulara varması mümkündür.» (5). Ve her halükârda kişinin kendini bilmesi, varlığının şuurunda olması yegâne esastır ki, bunu Yunus Emre asırlar evvelinden en güzel bir biçimde ifade etmiştir. ANSIZIN ibirgün ansızın sönebilir yıldızlar 'Gemiler dönmeyebilir limanlara. Çocuk oyuncakları en güzel yerlerinden kırılabilir. Gözlerimiz görmeden gerçeği tüm kapılar ansızın kitlenir. Yazık. Boşuna değil bu ırmakların böyle akması, Bu taşlar boşuna yosun tutmamış. Uzat ellerini ve düşün, İstersen en alımlı aynalara bak, Aynadaki sen sen misin? Nedir gecelerin getirdiği yağmurlu akşamlarda? Duyuyor musun arıların kanat sesini? Uzat ellerini - yüreğini sevgi doldur, En güzel geleceğe beze içini Ansızın çökebilir dayandığın duvar. Birgün ansızın yeryüzü susabilir.azığın tezden hazırlansın. En soylu göçlere katıl. Çiçekler açmayabilir. Ortada yalnız kalırsın. Yunus'un, Mevlâna'nın çorbasından tad. Yoksa yazık olur. Yüreğine küskün bakar ellerin. Yazık. Kıvrım kıvrım su gibi akmak gerçeğe doğru, Süzülmek kartal gibi, bilmek anlamak üzre... Bu handa tek değilsin, tek sen değilsin yolcu, İstersen taşa eğil - istersen buluta gül, Bir acılı kervan ki gider de dönüşü yok, Kapanan kapılan sayamazsın kaçıncı... Çık en yüce dağlara - orada en cücesin, Buluttaki sır nedir - gülde şafak kokusu? Suda yüzen ay mıdır, yoksa çocuk gülüşü, Nedendir tırmanışı karıncanın çınara? Uzan ki sonsuzluğa orda var, orda yoksun... Ertuğrul Karakoç

10 ESKIHIŞ MOBİLYALAR Dr. Necdet BİNGÖL Eskimiş mobilyalar bana neden hüzün verir bilmem? Bir kenara atılmış, pamukları, yayları çıkmış, kirlenmiş, şurasından burasından yırtılmış, yıllarca bize hizmet etmiş yaşlı koltuklar, kanapeler bana hep, bakacak kimsesi olmayan, kendi hallerine terk edilmiş, muhtaç yaşlıları hatırlatır, onlar gibi hüzün verir bana, onlar gibi içimi acıyla doldurur. Belki de daha düne kadar baş köşede bir yer işgal ediyorlardı. Kim bilir o koltuğa keyifle yerleşip, başınızı arkalığına yaslayıp hayal âlemlerine ne zevkli, ne uzun yolculuklar yapmışsınızdır? Belki de işinizden eve yorgun, bezgin döndüğünüz zamanlarda sizi rahata, sükûna ve huzura kavuşturan bu mobilyalardı. Sizi şefkatle saran, kucaklayan, sizi samimiyeti içine alan o koltuk, bilir miydi ki bir gün gözden düşmüş ve tükenmiş bir kenara atılıverecektir? Halbuki onlar, bu dost mobilyalar, vaktiyle \ hayatımızda mühim bir yer almışlardı, a- cı, tatlı hâtıraları onlarla beraber yaşamıştık. Onlar da tıpkı kitaplar gibi bizim yakın, samimi, konuşmadan dinleyen, dertlerimize çare arayıp bulan, şikâyetlerimize sessiz bir anlayışla ortak olan, bizimle beraber yaşlanıp ihtiyarlayan dostlarımızdı. Şimdi yer yer kumaşları yıpranmış, hattâ yırtılmış, parçalanmış, renkleri soluk bu eski dostlar üzgün, bıkkın, sanki hayata küsmüş, bir köşeciğe sığınmışlar, akıbetlerinin ne olacağını kesdiremeden, kararsız, tedirgin. Artık işe yaramadıkları için yahut yerlerine yenileri geldiği için bir yerlere atılıp, olmazsa elden, daha fenası gönülden çıkarılarak acıklı sonlarına terk edileceklerdir. İnsanlar neden bu derece vefasız? Kaldı ki insan hayatı ile bu eskimiş mobilyalar arasında tam bir benzerlik ve yakınlık vardır. Bu mobilyaların yeni alındıkları zamanı bir düşünün! Tıpkı dünyaya ilk adımını atan bir çocuk gibi bizim sevgimizle, alâkamızla, ihtimamlarımızla bakılmışlardır, âdeta üzerlerine titremişizdir. Her an onlarla birlikte olmayı en önde gelen vazifelerimizden bilimsizdir. Aradan aylar, yıllar geçince, yavaş yavaş onlara daha fazla alışmış, onlardan ayrı yaşayamaz olmuşuzdur. Ne yazık ki sonunda zaman hükmünü icra etmiş, sevgimiz, yakınlığımız, ne hazindir, başka yönlere çevrilmiş, onlar bizden, daha da acıklısı biz onlardan, farkında olmasak da, bir gün bakmışız ki uzaklaşmaya başlamışız bile. Onlar gündelik hayatımızın, artık üzerinde durup düşünmediğimiz, ilgilenmediğimiz birer parçası olmuşlardır; bu da bize o kadar tabii gelmiştir. Demek ki insan ömrü gibi mobilyaların da bir 8

11 ömrü var; acımasız kader onları da dilediği gibi, dilediği şekle sokacak. Theophile Gautier'nin «Romantizm'in Tarihi» adlı kitabının «Victor Hugo'nun Mobilyalarının Satılışı» başlıklı kısmında: «..Bütün bu evi ev eden, görmeye alıştığımız küçük şeyler, bir arada bulunuşun kendilerine verdiği anlamdan uzak, rüzgârda savrulan yaprak misâli her biri bir tarafa gidecek ve bundan sonra da silinmiş hâtıralar, ne ifade ettiği anlaşılmayacak yazılar halinde başka bir hayata başlayacak. Şüphesiz ki bu, hüzünlü hâtıralar ve acı düşüncelerle dolu, insanı üzen bir manzara!» sözleriyle bu duygumuz ne güzel an- latılıyor- Biz insanlar durmadan değişen, ama etrafındaki şeylerin de durmadan değişmesinden yakman yaratıklar olarak kendi bencilliğimiz içinde her şeyi unutuveriyoruz. J.J. Rousseau'nun söyleyişiyle: «Yer yüzünde her şey devamlı bir akış halindedir. Hiç bir şey kararlı ve kesin bir seki i muhafaza edemiyor ve dışımızdaki şeylere karşı duyduğumuz sevgiler de, ister istemez, onlar gibi gelip geçiyor, değişiyor.» Biz insanlar da, böylece, bize benzeyen, sevdiğimiz, alıştığımız bu mobilyalardan yüz çeviriyor ve «unutmak güzel şeydir > diyerek aklımızdan, kalbimizden siliveriyoruz, hem de kolayca. Mobilyalara karşı böyle davranırız da, bir birimize karşı tutumlarımız sanki farklı mı? Uğruna «ebedilik» yeminleri edilmiş nice sevgiler ve sevgililer vardır da kısa bir müddet içinde arkasında bir ümit ışığı hattâ titrek bir parıltı bile bırakmadan sönüp tükenmiştir. Dünya şiirinde, romanında vefasızların geçit resmini seyretmek her zaman mümkündür. Dünya edebiyatları insanı ve ce miyeti tasvir ve tahlil eden, soran, araştıran, çare arayan, hassas, menfaatten a- rmmış, iyi kalbli görünüşlerine rağmen bir mânâda «vefasızlık» repertuvarlarıdır. A- ma ne kadar çabuk unutursak unutalım, ne kadar vefasız olursak olalım, gene de Fransız romancı Claude Aveline'in dediği gibi: «Sevdiğimiz kimsenin yokluğu, arkasında unutma dediğimiz yavaş yavaş tesir eden bir zehir bırakır.» Bilmem fikrime katılır mısınız? Galiba yaşlandıkça kendimize güvenimiz azalıyor, kendimizi değersiz buluyor, kendimizi bile unutmak istiyoruz; bizimle beraber sevdiğimiz şeyler de bu acıklı sondan kurtulamıyor. O eski biz ve o eski mobilyalar hafızamızda artık birer silik gölge, birer hayal! Biliyoruz ki mobilyalar gibi bizler de, gün gelecek, bir kenara atılıp unutulacağız, öyle yorgun, öyle bitkin ve harap! Ne yaparsınız, her güzelliğin yok oluşu, evet, her şeyin bir sabahı, bir de akşamı var. Bursalı şâir Cenani'niıı söyleyişiyle: «Dehr içinde hangi gün gördük ki akşam olmaya.» Aslında akşamın olacağını, o kaçınılmaz son saatin geleceğini hepimiz biliriz. Ama gene de gelip geçici şeylerle avunuruz, kendi kendimizi aldatıp zihnimizi başka şeylerle meşgul etmeye çalışırız. İsterseniz buna herkese ve her şeye rağmen yaşamada direnmek iradesi diyelim. Bizim de sözlerimiz, insan ile eşya arasındaki samimi yakınlığı kalbe işleyen bir hüzünle dile getiren Ahmet Kutsi Tecer'in mısrâlarryle son bulsun! Kapımı bir kaç gün için açık tut, Eşyam baka kalsın diye arkamdan. Sen de eller gibi adımı unut. Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut, OCAK YAYINLARI SUNAR Dilâver Cebeci (Mensûreler) YAKINDA ÇIKIYOR 9

12 ROMAN TAHLİLLERİ : 1 NUR BABA ROMANI ÜZERİNE Doç. Dr. Şerif AKTAŞ Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ikinci romanı olan Nur Baba 1921 yılında Akşam Gazetesinde tefrika edilir, 1922 de de kitap hâlinde yayınlanır. Dokuz bölüm ve üç bölümlük bir zeylden müteşekkil eserde aşk teması işlenmektedir. Türk ve dünya edebiyatında üzerinde çok durulan bu temanın eser boyunca okuyucunun dikkatini cıyakta tutması, merakını tahrik etmesi, temanın kendisinden ziyâde, şahıs kadrosunu teşkil eden fertlerin hususiyetlerinden ve onların temsil ettikleri içtimaî muhitlerden kaynaklanmaktadır. Romanda merkezî mekân olarak karşımıza çrkan Bektaşi tekkesi, esere içtimaî bir hüviyet kazandırdığı gibi hiç bir sınır tanımayan cinsten bir aşkın tezahürü için zemin de hazırlar. Tekkeleri, aşkın kendisine has sarhoşluğu ile vücut verdiği rûh hâli içinde kalp yoluyla hakikate varmak isteyen insanların devam ettiği yerler o- larak düşündüğümüzde; Nur Baba Romanı, dünya edebiyatında aşk temasını ele alan eserler a- rasında, mahallî bir hüviyet kaza mır. Tekkelerde sürdürülen hayat tarzı ne kadar bozulursa bozulsun, aslından ne kadar ayrılırsa ayrılsın, duyuş tarzında bîr ananeyi devam ettirmektedir. Alâka duyulan obje-varlıkta, ferdiyetin eridiği yerlerdir. Bu bakımdan Nur Baba romanında konu edilen cinsten bir aşkın, tekke çevresinde insanları birleştirmesi manidardır. Adı geçen eserle alâkalı bir!çok yazı, Yakup Kadri'nin bu romanında sosyal hiciv izleri aramaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki bu eser, bir sosyoloji kitabı değil bir romandır. Nur Baba da kendisine layık bir takım insanları cezbederek çevresinde toplayan bir şeyhtir. Belki hakiki manada bir tekkede mürşit etrafındaki insanlara yüce bir aşkın maddî varlığı eriten hazzını tattırır. Nur Baba tekkesinde bu üstün his hâli, yerini beşerî bir duyguya bırakır. Bu farklılık dikkate alınarak cemiyetimizdeki değişme üzerinde durulabilir. Ancak bu, e- debiyattan ziyâde sosyolojinin teferruatlı olarak ele alacağı, yorumlayabileceği bir meseledir. Romanın böyle üir sosyal muhteva üzerine kurulması, okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırması bakımından ehemmiyetlidir. Türk insanının idrâk ettiği değişmeyi dikkatlere sunmak isteyen araştırıcı da, ilâhî olandan beşerîye geçişi dikkate almak zorundadır. Bu noktada roman, değişen bir nizâmın cüzzünü ifade eden eser olarak ele alınmalıdır. Değişen tekke değil bir cemiyettir, aşk gökten yere inmiştir, beşerileşmiştir. Bu konuda iyi-kötü, güzel-çirkin diye hüküm vermek önceden yapılmış tercihlere bağlıdır.zaman hükmünü icra etmiştir. Öyleyse muhteva itibariyle Nur Baba adlin roman, bizde var olan bir duyuş tarzını değişen şartlar içerisinde yeniden ele alan bir eserdir. Yalnız TürkJİslâm kültürünün değil Erenlerin Bağı yazarının gençlik yıllarında yokladığı Akdeniz medeniyetine ait bazı unsurların da zamanın örsünde yeniden şekil kazandığı, beşerî bir hüviyete büründüğü bir kitap olarak okunmalıdır. Adı geçen esere muhteva bakımcından yaklaşmak isteyenler, bu hususları gözden uzak tutamazlar. Onda belirü bir devre ait sosyal tenkit arayanlar, eserin tahlilini değil bir devre ait şahsî fikirlerini yazmak zorunda kalırlar. Biz bu yazıda, Nur Baba romanına daha değişik tarzda bakmak istiyoruz. Bu roman belirli bir devirde istanbul'da bulunan ikisi asıl biri yardımcı olmak üzere üç mekânın çatışmasını nakleden bir eserdir. Şahıs kadrosunu teşkil eden fertlerde, bu mahaller esas alınarak gruplandırılabilir. Önce söz konuşu mahallerden ilki ve en ehemmiyetlisi üzerinde duralım : 10

13 Bu, romanın başında «synchronique» (eş - zamanlı) biı tablo hâlinde şu cümlelerle tanıtılan Nur Baba tekkesidir. «Dem bitti mi? Dem bitti mi? Erenler başı için bize dem verin, dem verin!.. Kerbelâda susuz kalanlar aşkı için... Soframız çöî gibi kuruyup kaldı, bir katresi cana can katacak... Yanlış söyledin, cananı cana bağlayacak. İkisi birden... Zaten can demek canan demektir... Seni afacan seni!... Hah, hah, hah... Saki ocağına düştük ne yaparsan yap, imdada gel... Kendisi muhtacı himmet bir dede... Peki... Öyle ise emrediyorum sana: Dem ol! Oldum... Şişeye gir... Yok, bak onu yapamam, başka yere girmek dilerim. Ağzıma gir... İstemem, ezerler... Kalbime gir... Ne mazhariyet, Allah verince böyle verir.» (31-32) Bu ses manzarası tavır, haraket ve kıyafetle zenginleştirildiğinde, Nur Baba dergâhının hususiyetlerini aksettiren bir tablo olarak düşünülebilir. Ancak bu tabloyu tamamlamak için romandan birkaç sahife daha okumak gerekir: ibu «meclisin intizamsızlığından mütehassıi küskün bir hiddet idinde sâkit duran Celi I Bacı ağır bir tavırla herkesi sükûta davet etmek lüzumunu, hissetti. Çocuklar, dedi, vallahi ne dediğinizi, ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Bu kadar demlilik elverir; sekiz saattir mütemadiyen içtik. Nerede ise şafak sökecek. Bakınız camlar ağarmağa başladı.» (33) Herkesin muhabbete devam etmek istediği bu meclisin en nüfuzlu adamı «Yarı öfkeli, yarı sarhoş bir tebessümle» konuşmakta olduğu bu hanım ile «kozu»nu paylaşamadığını ifâde ederek bu meclisin devamını ister. Bu mecliste aklın temsilcisi durumunda olan Celile Hanım'ın şu cümleleri dergâhın hâlini açıkça ifâde eder. «Bana söyleyin; böyle meydan, böyle muhabbet nerede gördünüz? Baba kendinden geçmiş evlâtlar her istediğini yapar, Rapt yok, zapt yok, lokma zamanı ise hiç belli değil. Bunun sonu neye varır böyle?» (35) Böylece tanıtılan dergâhda, düzensizliğin hâkim olduğu, daha yerinde bir ifâdeyle, düzenin insiyakların emrine terkedildiği ve her şeyin sonuna kadar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu mahallin bariz vasfı ölçüsüzlüktür. Söz konusu ölçüsüzlük, tekke müdavimlerine insiyaklar fistikametinde haraket etme imkânı sağlamasıyla onları bir arada tutan hususların başında gelir. Bu noktada, belirtmek gerekir ki, ümmet devrinde tekkelerin kendisin göre bir nizâmı vardır. Ferdî temayüllere hürriyet hakkıı tanıyan hoşgörü, Nur Baba tekkesinde ölçüsüzlük hâline dönüşmüştür. Olması icâb eden ile mevcut olan arasındaki farklılık, ayrı bir inceleme konusudur. Ancak bu farklılığın esere şekil kazandıran bir unsur olduğunu belirtmek zarureti vardır. Nur Babc; adlı eserde zamanın sınırları içinde kalarak olması icâbeden ile mevcut olan arasında bir çatışmanın varlığından söz edilebilir. Tekkeler, gönlün ikliminde ferdin terbiye edildiği yerlerdir. Kendilerine göre has adâb ve erkân vardır. Bu adâb ve erkân zaman İçinde husûsî bir dile de sahip olmuştur. Nur Baba tekkesinde hoş görü, değişik bir yorumla, ölçüsüzlüğe dönüşmüş, adâb ve erkândan da artık gerçek karşılığı mevcut olmayan dil kalmıştır. Böylece tekke dili, ölçüsüzlüğü örten bir hüviyet kazanmıştır. Böyle bir izahtan sonra, mekân olarak Nur Baba tekkesine ait hususiyetleri şöylece şemalaştırmak mümkündür. Gerçek tekke (Olması gereken) Hoş görü Duygularını ilâhi bir kavrama yönelerek asilleştiren insanlar Çile yeri - Feragat ve fedâkârlık Tekke adat ve erkânı II Nur Baba tekkesi (Mevcut olan) Ölçüsüzlük İhtiraslarını dünya nimetleri ile tatmine çalışan insanlar Eğlence yeri Şahsi menfaat Tekke adap ve erkânına ait lügat. Roman okuyucusu, I. sütunda bulunan hususları bilen bir insan olarak Nur Baba adlı kitabı okumakta, normdan ayrılan yerlerde, eserden hareketle muhayyilesinde yeni bir tekke yaratmaktadır. Bu durum, okuyucunun, eserde anlatılanları sosyal muhteva üzerine yerleştirmesine imkân vererek hikâyelerin takip edilmesine yardım eder. Romandaki haliyle Nur Baba tekkesi, ölçüsüzlüğün, dünyevî unsurlara bağlılığı, şahsî menfaat endişelerinin tekke adap ve erkânına ait lügat altında gizlendiği yerdir. Yakup Kadri'nin eserinde, Nur Baba tekkesi ile ilgili satırlar, farklı şekillerde de olsa, bu mahallîn saydrğımız hususiyetlerini ifâdeyle vazifelidirler. Bu romanda üzerinde durulacak ikinci mekân Madrit sefiri Eşref Paşa'nın, Nişantaşında bulunan «bir sefarethaneden daha resmî ve da-

14 ha muntazam konağı»dır (178). «Burada yaşayanların sözleri biçilmiş, sesleri ölçülmüş, vaziyetleri tavırları aynalar karşısında son kararını almıştır, kımıldanışları dakika ve saatlerin yürüyüşüne bağlıdır. (178) Romanda; bu nokta, hangi saatte nasıl bir kıyafete girmek lazım geldiği, hangi söze nasıl bir tavırla cevap vermek icâp ettiği, sokağa belirli vakitlerde çıkılıp belirli vakitlerde eve dönüldüğü ve benzeri hususlarda karşı konulması güç bir ananenin hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Görülüyor ki romamın kadın kahramanı Nigâr'ın içinde yaşamak zorunda kaldıığı çevrede, düzen ve ölçü fikrinin sistemleştirdiği hayat ihtirasları, insiyakları sınırlar. Ölçüsüzlüğün mekânı tekke ile bu konak arasında sürdürülen hayat tarzı bakımından tam bir zıddiyet vardır. Romandaki haliyle tekkeyi insiyakların emrinde hara ket edilen ölçüsüzlüğün mekânı olarak ikaaûl edersek bu konağı cemiyet hayatının koyduğu nizamların hüküm sürdüğü bir yer olarak ele almak gerekir. Bunlardan 'birincisinde his, ikincisinde de akıl hâkirn unsurdur Öyleyse 'komak-tekke karşılaşmasını şöylece şemalaştırmak mümkündür. Tekke Konak Ölçüsüzlük Ölçü Ferdi ihtisas (Fer Sistemieşmiş di) ve insiyak {Beşeri) cemiyet hayatı his akıl Yukarıdaki şemadan haraketle Nur Baba romanı, ölçüsüzlük ile ölçünün, ferdî olanla beşeri olanın, his ile aklın 'çatışması ele alan bir e- serdir. (Bu kanaatimizi Macid'im Nigârâ karşı duyduğu, alâka ile ilgili satırlar daha da kuvvetlendirmektedir.) Ancak böyle bir çatışmamın zumum, için birinci ve ikinci grupta bulunan unsurların karşı karşıya gelmeleri gerekir. İşte üzerinde duracağımız üçüncü mekân bu vazifeyi yüklenmiştir. Nur Baba romanında burası, şu cümlelerle tanıtılıyor: «Bugün, altmışını geçmiş İstanbullularca müteveffanın ismine izafeten Safa Âbad tesmiye edilen Kanlıca koyundaki büyük ve sermişini! yalı bir zamaniar Boğaziçi'nin en dilfirip bir cazibe merkeziydi. Bu muhteşem, yalının bütün yaz mevsimi her gece sabahlara kadar açık ve aydınlık duran pencerelerinden tâ karşı sahillere kadar bitmez tükenmez kahkahalar, bitmez tükenmez saz sesleri, revmâki hiç sönmeyen uzun «hey hey» sodaları dökülürdü. Hele koy bir şehrâyinde gibi kamilen nur ve ahenkle mümteli kalırdı.» (53-54) Romanda, Abdülaziz devrinde Safa Efendi'nin yalısının «herkese bilhassa güzel seslilere, güzel sözlülere daima oçık» olduğu belirtiliyor, Kanlıca koyundaki «Safa Âbad'in, (Boğaziçi'nde bir cazibe merkezi durumunda bulunduğu ifâde ediliyor. Bu yalı, çevresinde söz, ses ve latif manzaralar, incelmiş bir zevkin hazırladığı muhit İçinde kaynağını gönülden alan çeşitli hayat tezahürlerine sahne oluyor. Safa Efendi ve onu takiben kızı Ziba Hanlım bu yalıyı sözü edilen hayat tezahürlerinin merkezi, daha değişik bir ifâdeyle kaynağını gönülden alan ve incelmiş bir zevkle süslenmiş davranışların mekânı hâline getiriyor. Ktsacae» bu yalıda akıl değil gönül hâkimdir. Aklın koyduğu kaideler değil güzel olan her unsuru etrafımda görmekten zevk alan gönlün coşkunlukları bu yalı ve çevresini idare eder. Böyle bir izahtan sonra, üç mekâna ait vasıfları semâ halinde birli'kte görelim : Tekke Yalı Konak Ölçüsüzlük Coşkunluk Ölçü Ferdi ihtisas Güzel olanı Sistemleşve sevme miş Cemiyet insiyak (Beşeri) ha- (ferdi) Zevk ve yat* his gönül Akıl Denilebilir ki Nur Baba'da, zevk ve gönlün mekânu yalımın hazırladığı şartlar içerisinde, incelmiş zevkin kontrolünden çıkmış hissin mekânı tekke ile aklın mekânı olan konağın mücadelesi nakledilmektedir. Kısacası bu roman, zevkte sonsuzluk isteyen gönlün tahriki neticesi tabiatındaki ölçüsüzlükle aklı bir ahtapot gibi saran ve perişan eden, coşkum daigalanışları arasımda onu güçsüz düşüren, kendisinden geçiren his ile aklın mücâdelesini hikâye eder. Yukarıdaki semâdan haraketle, Nur Baba romanını, ölçü ile ölçüsüzlüğün karşı karşıya geldiği bir eser olarak ele almak da mümkündür. Ancak aklın hâkim olduğu konak çevresinde, hayat tezahürlerinin cemiyete ait normlarla tanzim edildiği; tekkede ise ferdî hislerin herşeye hâkim olduğunu dikkate alarak Nur Bafra'nın ferdî olanla, onları kontrol altımda tutan cemi yete ait nazımların çatışmasını konu alan tir roman olduğunu söyleyebiliriz. Eserde, anlatma problemi çevresinde ele alınabilecek hususlar dışında kalan mekân, şahıs kadrosu ve zamanla ilgili herşey bu çatışmaya hizmet eder; onların varlık sebebi ölçü-ölçüsüzlük, beşerî-ferdi merhalelerinden geçerek akıl-his mücâdelesini dikkatlere sunmakta dır. Mekân tasvirleri, psikolojik tahliller, esere vücut veren olay zincirleri yalnız başlarına alındıklarında elbette bir manaları vardır. Ancak bütün bunlar, akıl-his ikilisinin belirli muhitlerde bazı mizaçlar aracılığıyla tezahürüne hizmet eden veya onları ifâde eden işaret ve söz yığınımdan başka bir şey değildir. Bu romanı, şahıs kadrosunu esas alarak tahlile gayret sarfettiğimizde aynı neticeyi elde ederiz: Nur Baba ve tekke müdavimleri ölçüsüz-

15 lüğü, Madrid Sefiri Eşref Paşa'ran bir nevi temsilcisi olan Macit ölçüyü, Ziba Hanım gönül coşkunluğunu temsil ederler. Aklın hakimiyetindeki öfçü eline düşmüş Nigar, Ziba Hanım aracılığıyla Macid dairesinden Nur (Baba çevresine geçer. Yukarıdaki dikkatlerimizi şahıs kadrosunu esas alarak tekrar etmek istemiyoruz. Eşref Paşa'nın Madrid'de bulunduğu, yani Nigâr üzerinde aklın kontrolünün son derece azaldığı zamanda, genç kadının hissin hücumuna maruz 'kaldığmı; onun bu, yıllor Kani icada'ki yalıda oturduğunu hatırlatalım. Bu hâdise, Ni'gârtn dedesi Safa Efendi'den tevarüs ettiği zevke düşkünlüğü hatırlattığı gibi sözü edilen yalının, tekkenin hücumlarına aklın hâkimiyeti altındaki konaktan daha ziyâde müsait olduğunu da düşündürür. Nur (Baba adlı romanda varlığını dikkatlere sunmaya çalıştığımız mücâdele alegorik olarak his-akıi adlı iki kahraman arasında cereyan etseydi acaba eser değerinden ne kaybederdi?. Kahramanların ve mekânın aktüel hayatta karşılaştığımız cinsten oluşları esere gerçeklik duygusu kazandırma endişesinden mi kaynaklanıyor?. Bu suallere cevap vermek istemiyoruz. Sözü edilen mücâdelenin yalnız Nur ıbaba'ya has bir yapı ve anlatma tarzı içinde dikkatlere sunulduğunu anlatma tarzım incelemenin de ayrı bir iş olduğunu belirterek bu yazıyı bitireceğiz. KENDİNİ BIRAK Gecelerin moru demlendi yine Yine beni çağırıyor ishaklar Havada yol kokusu var, unutmak yasak. Şimdi her kuytu bir sitem küpüdür Şimdi gölgelerin dili çözülür Öyle bir masal ki, keşke duymasak. Kabule ne kadar yakın dualar Tutar evlerinin yolunu dağlar Başları önünde, ağır ve aksak. Bir vehmin yalana çıkar yolları Ben seni beklerken şiirin gelir Yutkunur, konuşamaz gözleri ıslak. Şükrü KARACA İçimde kuyular açılır birden İçin için kaynayan bu kabirden Ölüler seslenir sanki; kendini bırak! 13

16 OKUDUKÇA Bazıları arabeskten hoşlanır, bir çokları da modanın peşinde koşar, sallan - yuvarlan uğraşır, ayerobik yapar. Benim de tiryakiliğim bir tuhaf: Okumak. Kimi? Neyi? Niçin? demeden, durmadan, bıkıp usanmadan okumak. Çünkü; okudukça açılır, ufkumun genişlediğini görürüm. Hem dinlenir, hem öğrenirim. Bir yandan da eğlenirim. Nasıl mı, diyorsunuz? Bakın, anlatayım. DİLLE KARIŞIK Bugün, kapağıyla çikolata çocuklarına önem verdiği anlaşılan Hürriyet, Gösteri'yi aldım. Kiloca, ağırlığı olan bir dergi. «Hürriyet»i küçük, «GÖSTERİ»- si büyük dergi. A'dan Z'ye, «tu. feyli sol»un arpalığı olmuş. Tekniğin verdiği imkândan olacak, baskısına diyeceğim yok. Fakat anlıyamıyorum; nasıl oluyor da «Hürriyet», «Gösteri»nin ardasına sığmıyor? Hemen, ilkten sona okuma ya başladım. Okudukça, not aldım. Herhalde, «önnot» olmalı, başta bir yazı var: «Günümüzde Gençler Sanatı Nasıl Görüyor?» Bu «önnot», «Ayın Dosyası»na bir giriş. Ne var ki, yazanın paragraf bilgisi eksik. Hele hele dil yönünden, bir garip hali var. Konu cümlesinde, nesil yerine, «genç kesim» denirken, aşağılarda «Kuşak» gence sarılmış. Türkçe'si «köklü çözüm- 0. Hasan BILDIRKİ ler», «köke! çözümler»e dönerek, özleşmiş. Sanki «kavrayış» m suyu çıkmış, «algılayış» olmu. Öztürkçe vurgunlarının bu yanlarına, yalanım varsa kör o- layım, bayıldım, bittim. Bu hava içinde, İsmail U- yaroğlu'yla yapılan konuşmayı soluksuz okudum. Konuşmacı uyanık, üstelik dil sevdalısı da olunca, kestirmeden soruyor: «Ben önce, neden böyle doğaçtan bir konuşmayı istediğinizi sofacağım.» Şair de uyanık 1. Tabii konuşma, daha Türkçe'si doğrudan konuşma diyeceğine, «doğaç»tan kelimesiyle sözüne başlıyor. Bakalım, yer yer, neler diyor, bu vadide ne diller döküyor Nedense onun dilinde yaşam, «hayat» olmuş. Kural, «ilkelleşmiş. Önceleri «dürtü» diye ak kâğıtlarda kararan ilham, «iti» olarak ortalığa düşmüş. Hüznünü, önce kendisine karşı «legalize» etmiş. Doğaçtan konuşmadan olacak, bu defa da «yönlendirdim» diyememiş. Hay, di neyse, deyip, geçecektim. «Süreç» ile «zaman»/, aynı cümle İçinde görünce, farkında olmayarak eski bir türküyü mırıldanmaya başladım: «İki gemi yanyana: Haydayabilir misin?» Elbettel Nazım Hikmet'i, Cemal Süreyya'yı, Ülkü Tamer'i sevdiği şairlerin başında sayan Uyaroğlu, acaba birilerine kaş-göz mü oynatıyor? Şövalye şiirleri yazmaya devam ediyormuş. A- man, ne iyi. Yalnız bu şiirleri; kitabı kendi içinde bir bütünlük oluştursun diye bir kitaba almıyor. Ve kaş yaparken, göz çıkarırcasına ekliyor: «Bir bunun için almıyorum, bir de kitabı tehlikeye atabilirler diye almıyorum. İlerde kitaplaştıracağım, onları.» Niçin «ilerde?» Cevap yok. Ama; siz anlıyorsunuz değil mi? Nedense «hürriyetsin bütün nimetlerinden faydalananlar, sevdikleri şairleri sayıp, hizaya gelenle:; gönül ve kafalarındaki «san. sür» korkusunu kırıp, yıkamıyorlar. Ne dersin, yanılıyor mu-> yum, İsmail? Şimdi, yukarıdaki -önnotsoruya dönüyorum. Gençler, sanatı nasıl görürse görsün, bundan neçıkar? Nasıl olsa, yanlış ataoynayanlarm sayesinde, su, aka aka yolunu bulur. Siz, üzülmeyin yeteri «Sıralı kelimeler»le konuşan Uyaroğlu bile, ne güzel yol gösteriyor:

17 VAPURDA Öyle güzelsiniz ki Keşke evli olmasaydınız bayan Verirdim bu şiiri size Koynunuza kordunuz onu Sürtünürdü memelerinize Ayıp mı... daha ne ayıp şeyler düşündüm Seyrederken, sizi, ilişkin i- kimize (Hürriyet - Gösteri, Ağustos 1983) Gerçekten güzel bir hikâyeyi, «Yağmuru yağdırana tepeden tırnağa» söven İbrahim'le kirleten, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail'le, İbrahim ve İsmail arasında kurban konusunda bir yaklaşma bulan, ikinci ibrahim'e, kardeşi İsmail'i kurban ettiren, nedense Hz. İbrahim'in umudunu gözardı eden Necati Güngör, sen de söyle canım, sana; basamak yerine «ayakçak», korku yerine «ürküntü», korkunç yerine de «ürkünç» demek cesaretini kim veriyor? VEBAL MESELESİ 9.8,1983 Bugün yine Hürriyet-Göste. ri'yi okuyorum. «Nesnel eleştirmen» Asım Bezirci, kendisiyle yapılan bir «öznel» konuşmada, «Eleştirmenler arasında bazı kontlarda korkunç bir dayanışma var.» diyen Cengiz Gündoğdu'ya verdiği cevapta hayıflanıyor, «Keşke gerçek, söylediğiniz gibi olsaydı 1. Yazık ki değil. Hatta tam tersi bir durum var.» diyor. Beriki biraz aşağıda yapıştırıyor: «Size katılmıyorum... 'Seçme Hikâyeler'de öykücülerin seçiminde 'nesnel ve demokrat' davrandığınızı söylüyorsunuz. Peki ama bu seçkide Mustafa Kutlu, Şevket Bulut gibi öykücüler neden yok?» Neden olacak? «Kendi dünya görüşümüze ve sanat anlayışımıza uymayan yazarlara da kitabımızda yer verdik.» diyen Bezirci, «kendi dünya görüşümüz ve sanat anlayışımız» formülünden yola çıkarak, nesnellfcte yüceleşiyor, dayanışmanın harikasını göstererek devam ediyor. Dinleyelim: «Adını andığınız yazarları da aynı demokratik tutumla inceledik, fakat o- ivdiğimiz nitelikleri eserlerinde yeterince bulamadığımız için kitabımıza almadık.» Sevsinler, böylesine nesnel eleştirmemi «Demokratik tutu m»a da maşallahl Dayanışma? Yok, yokl Böyle bir şey, asla yok Saflığın bu derecesine, ancak, gülünür. > Ve arkasından ekliyor: «Ayrıca, şunu da belirteyim sözü edilen hikayecilere...» Ne Tahir Alangu, ne Mustafa Baydar, ne Yaşar Nabi ile Konur Ertop ne Füsun Akatlı, ne Memet Fuat, bu konudaki eserlerinde yer vermiş. Deveye sormuşlar: Boynun neden eğri? Cevaplamış: Nerem doğru ki?.. O hesapl VAKİT BANA GELİNCE Kuşlarla gideceğim bir sabah Hasretimi ninnileyen diyara İçimin arzu yüklü türkülerini Salıvereceğim esen rüzgâra Bir demet solgun şiir bırakacağım Eşe, dosta, ağyara Serçeler her akşam haber taşıyacaklar Gözleriyle gönlümü avutan yara Işıklar unuttuğum düşleri anlatacak Sırtımı dayadığım beton duvara Toprağımın çiçekleri avuç açacak İkindi sonraları yağan yağmura Vakit bana gelince kuşlarla gideceğim Hasretimi ninnileyen diyara Sedat POLAT

18 Farkında mısınız? Bundan güzel dayanışma olur mu t hiç? Sevdiğim hikayecilerin başında gelen KUTLU ve BULUT sakın gücenmesinler. Çünkü Atillâ İlhan, aynı dergide ne güzel anlatıyor. Anlattıkça, tesadüf müdür, nedir, A. Bezirci'yi (SANKİ) yerden yere bir güzel vuruyot: «Osmanlı nınson dönem aydınlarında olduğu gibi, Cumhuriyetin ilk dönem aydınlarında da NİNEMİN DAĞ inanç önemlidir 'İlerici' mi olunacak, şu, şu, şu, bir de şu kesinlemelere gözü kapalı inanılacak; bu İnanılanlar, inanmayanlara karşı, kılıç elde savunulacaktır.» Henüz yolun başındayız. Anlıyor musunuz? A. İlhan duıimuyof,, yukarıda sözü edilen Kutlu ve Bulut olayının perde arkasını -sanki- aralıyor, günışığma çıkarıyor: «Adları ilerici ya, kulak asma, tutumları, davranış. Dağların türküsünü söylerdi ninem. Yüreğim bir şahin olur uçardı o dağa, Ve her gece rüyalarıma süzülürdü; Birden yiğitleşip at üstünde. Koşardım dağlarda beni bekleyen güzele. Sonraları dağlar girmez oldu düşüme, Artık ninemde yoktu ki tekrar söyleye, Ve hayallerimi bezeye çiçek çiçek... Lakin kalbimde bir sızılı yaradır Ninemin Dağı... Bir gün ama bir gün kararlıyım, Küıcımı kuşanıp atıma bineceğim. Düşlerimi süsleyen ninemin dağına, Güneşle birlikte yürüyeceğim; Dağların güzeliyle hasretim bitecek. Ve o zaman ninemin ruhu üstümde, Şükran duaları edecek; Verdiğim yemini tutacağım... Zaferimden mest olup, Nineme bir fatiha okuyacağım. Cengizhan ORAKÇI lan tipique ümmetçi aydın davranışı: na's}ari\ var, i\işilemez, tartışılamaz, günahtır; ilişeni, tartışanı, 'afaroz' ederler; işin en acıklı yanı da, tabii bunu, 'ilericilik' adına yaparlar.» Doğruya, ne denir? Nesnel eleştirmen A. Bezirci cevap versin, değil mi? Yoksa, aynı dergideki Münif Fehim'in, «demokratik tutum»a «cuk» oturan şu sözünü kulağına küpe etsin: Uyuza «kaşınma» denir mi? Onun (kendisi) vebalini çekmek zorundadır. han OZAN'ın ŞİİRLERİ İnsem gök kubbeden; çer hançer yeri Çıksam gök kubbeye; kan bulutları Bir el hançerlemiş garip lı dünyamı; Sevincimi çalmış gaddar haydutlar 1.., (Doğuş, Ocak 1983) «Bahçenizin en güzel göründüğü yerlere su kanalları a- çarsiniz, bir güzel kayık bulursunuz; küreği siz çekersiniz, misafirinizi ağırlar, gezdirirsiniz; misafir hiç yorulmadan seyehatin sonunda hayâlleri, gördüğü güzelliklerin lezzeti ile baş başa kalır. Gerçek şiir bu... Bu bahçenin su kanalı, kayığı, ve hususen kürek çekmeniz; şiirdeki ahenk, vezin, belki ince mûsikîdir. ideolojilerin emrine verilmiş şiir, bu bahçede insanı kırbaçlarla gezdirmeye benziyor. Ne vezin, ne kâfiye, ne mûsikî, ne ahenk...» Yukarıya bir kıtasını aldığımız Ahmet Tevfik Ozan, aynı dergide «Şiir ne?..» sorusunu cevaplarken böyle diyor. Kendisi, disiplinli bir şair oluşuyla, öteden beri dikkatimi çekiyor. Bugün, kendi sözlerinden hareketle onun şiir dünyasına girmek istiyorum. Bakalım, neler göreceğiz? Bir Dosta Mektup, (Millî Eğitim ve Kültür, Ekim 1981) bir bakıma, Ozan'ın şiir dün-

19 yasının anahtarıdır. Şiir boyunca hem musiki, hem ölçü, hem ahenk, hem kafiye kendilerini ele vermeden, sizi, anılan şiire çeker, şairin bahçesine sokar. On üç kıt'ad an oluşan, hecenin on bir'li ölçüsüyle yazılan şiir, onca uzunluğuna ve tema' sının zorluğuna rağmen, «akıl, sebep, şüphe, sonuç» gibi ruhî hayatımızın birer parçası olan, biraz da tasavvufa ulaşan konularını, öğretici olmaktan ziyade, lirik bir havada önünüze çıkarır. Ona göre dünya, a- levden dostluklarla, yalanlarla, aldanmalarla, arayışlarla, sonsuzluğa duy\utyn hasretleri^, ilâhi yalnızlıklarla bizi her yanımızdan kuşatmıştır. Bütün şiir boyunca, damağınızda bir lezzet, gönlünüzde şaire karşı bir sevgi duyuyorsunuz. Şu kıt'a, dediklerimizin mihenk taşıdır. Okuyun, görecek, bana hak vereceksiniz. O neşe selvlnin, aksinde midir? Yoksa toprak kokan dallarında mı? Kapatsam gözümü şimdi 1, ansızın: O serin letafet dalda kalır mı? Selviyle serinlik, toprak kokan dallarla ansızın kapanan gözler, «ölüm» denilen hadiseyi, bir çırpıda, ustalıkla ortaya koymuyor mu? Türk Edebiyatı'nm 1983 A- ğustos sayısında, şairin «Bir Erimiş $aray»ı çıktı. Bu şiirde; «Kar beyaz ümide konan şey ne?», «Nurdan kadınların tülbentlerinde - İffet, çiçek çiçek yüzüme bakar...» gibi yeni, kendine has, oripnal imajların şairi Ahmet Tevfik değil de, sanki Ahmet Haşim, yeniden aramıza katılarak, heceyle ve temiz bir Türkçe'yle konuşuyor. Ozan, bu yönüyle, Haşim'i aşan bir çizgide ilerliyor. Yeri gelmişken söyliyeyim: Şair, hemen bütün şiirlerinin en can aliıcı yerinde, pazan başta, daha çok ortalarda, bazan da sonlarda, tırnak açarak, okuyucusuna düşündüren öğütler veriyor, aklı harekete geçiren sorular soruyor. «... Evet, ağlasa insan; gözyaşı damla damla Sıcak inciler gibi, yanaklardan süzülür. Aksa, dursa yıllarca; semaya mı dökülür?..» (Son Kuşlar, Doğuş, Temmuz 1983) Onun dünyasında bulutlar güvercin kanallıdır. Feza, derinlerde bir nokta halindedir (Dört Güvercin Beş Sevinç). Ceylan gözlü kızlar; tuzu nur, ekmeği nur olan veliler sofraları, ateş kaftanlar, nuranî hayaller (Taş ve Demir Gurbeti), tahayyül ufukları, kıyısında yıkanılan hayal denizleri, melekler, kör devler, ağlayan tabiat (Hayal ve Hüzün), taş değirmenler arasında kanayan fakat ümidini kaybetmeyen bir yürek, kor ateşler, akrepler (Erciyes ve Ben), kartallar, garip gönüller, dergâh-ı ilâhî'de çekilen teşbihler (Ne Söylesem), bu dünyayı ören, kuran, şairini, son dönem şiirimizin doruğuna tırmandıran ip uçlarıdır. Bizim edebiyatımızda, bilmem, sevdayı bu kadar güzel anlatabilen, başka bir beyit var mı? «Sevda» desen: bir aşınmaz taş, oğull Coşar, candan; çizer çizer kan alırl (Ne Söylesem, M. Eğitim ve Kültür, Ağs. «981) Şimdilik, konuyu burada noktalayacağım. Fakat, şu güzelliğin farkına varmanızı istiyorum. Ahmet Tevfik Ozan'- dan, şu kıtayı da birlikte okuyalım, olmaz mı? «Eıpiyes'te kar diyorum, bu akşam; Benim kadar terkedilmiş değildir. Karanlığa yar diyerek sarılmış; Ümitleri benimkinden yeşildir... (Erciyes ve Ben, Türk Edebiyatı, Aralık 1982) Devam, Ozanl Bize, gerçekten «şiir» lâzım. Bu vadide yolun açık olsun. Haydil OCAK YAYINLARI SUNAR TARİHTEN GELECEĞE Taha Akyol YAKINDA ÇIKIYOR

20 BİR GARİP YALNIZLIK *&*&$ Fatma KOCABIYIK «Yalnızlık kimimizin barınağı, kimimizin tuzağıdır». Ben yalnızlıkların kurbanı bir garip. Aklımda kalan üç-beş kırık mısrada dinlendiririm de bu garip gönlümü, sevinir biçare. Şimdi sadece mısralar benden yana. Yalnız mısralar bana dost. Şiirler değil de mısralar... Bütün şiirler dolu. Oysa benim yalnızlığım param parça. Benim yalnızlığım öldüresiye boşluk. Sevdiğim saydığım dost çehreleri yalnızlıklara bıraktım acımasızca. Onlar da bana acımamışlardı. Bir arada harcarız diye birbirimizi yalnızlıklara terk ettik. Şimdi ben güzel insan yüzlerini, yüzlerini aydınlatan ışü-ışıl gözlerini unuttum. Biliyorum dışarda yine berrak sesler, insanın yüreğini dolduran şefkatli sesler vardır. Sesleri de unuttum gayri. Dostluk, arkadaşlık nedir? Açıp bakacak bir sözlüğüm yok ki. Gönlümdekiler anlatmak istedim ah! Kelimelerim çekip gitmiş başımdan anlatamıyorum ki. Şimdi yine sokaklarda insanlar vardır.. Birbirine yaban insanlar. Hiç bitmeyecek bir dövüşün taraftarları. Karanlık yine aydınlığa yenik düşüyor dışarda. Biliyorum bunun için hırslıdır. Yalnız kendi varlığını hissettireyim diye herşeyi karartıyordun Ben yalnızlığımı kaybetmekten korkuyorum. Yalnızlığımı kaybetme korkumu belki de ölümü kaybetme korkusuna benzeteceksiniz. Oysa ölüm denen korku yalmz yaşayanlar içindir. Güneşin doğmadığı bir yerde sun'i aydınlıkların ne anlamı var. Beni anlamayan bütün gönüller kötümser bulacaklar beni. İçindeki bütün köşkleri yıkılmış bir insanın, düşünebildiği bir değer bile yoktur. Ama ben o kırık köşkün camlarının yüreğimi kanatmasına aldırmadan hayaller kuruyorum. Hiç bitmemiş ahlak kavramları yalnızlığımı dost yapıyor bana. Dışarda iyi insanlar var, saygı, sevgi dolu, bencillikten uzak, birbirini düşünen insanlar uzaktan mum tutuyorlar. Yalnızlığıma rağmen yenik düştün SCHOPENHAUER. Bu dünya yalnız iyilikler için. Yalnızlığıma rağmen gönlüme yerleştirilmiş borçluluk duygusu beni hayata bağlıyor. Ödenecek borçlarım var. Saksıdaki çiçekten sokaktaki insana kadar. Ve YARADANA. Şükran borcum her dakika her saniye büyüyor. Sana şükürler olsun ALLAH'ım bu yalnızlık içinde bile kendine yol bulabilen bir aklı verdiğin için. Sana şükürler olsun bütün yalnızlıkları elinin tersiyle itiverecek dolu, dopdolu bir gönül verdiğin için.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk

Günaydın, Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günü parlatan gözler. Havayı yumuşatan nefes. Yüzlere gülücük dağıtan dudaklar. Konuşmadan anlatan kaşlar. Bana şiir yazdırtan o parmaklar. (23.06.2004) M. Mehtap Türk - Günaydın Günaydın...

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri

Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri 1 Kızla İlk Buluşmada Nasıl Sohbet Edilir? Hızlı Bağ Kurma Teknikleri Bugün kızla tanışma anında değil de, flört süreci içinde olduğumuz bir kızla nasıl konuşmamız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya

Detaylı

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR?

KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? KİŞİSEL GELİŞİM NASIL BAŞLAR? Kişisel gelişim, insanın gelişimi merak etmesi, yeni insanlar tanıması, gazetede güzel yazı yazan veya kitap yazmış insanları merak ederek onları tanımak, sadece yazılarından

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Melih Güler. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.9.2011 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1

MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 MEHMET AKİF ERSOY UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ 1 Türk edebiyatında Mehmet Akif kadar hayatı, edebiyat anlayışı ile şiirleri arasında büyük bir uygunluk bulunan pek az şair vardır. 2 Akif II. Meşrutiyet in ilan edildiği

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir.

MÜBDÎ. Allah MUHSÎ dir. MUHSÎ, her şeyin sayısını bilen demektir. Hiçbir müzisyen, bülbülün ötüşünden daha güzel bir şarkı söyleyemez. Bütün bu güzel şeyleri Allah yapar ve yaratır. Allah ın güzel isimlerinden biri de HAMÎD dir. HAMÎD, övülmeye, hamd edilmeye, şükür

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

Arapgirli Haşim Koç. - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 6.7.2006 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir. Şiirlerin

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim

Necip Fazıl ın Yaşamındaki Düşünce Labirentleri - Genç Gelişim Kişisel Gelişim Yusuf Yeşilkaya www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com 26 Mayıs 1904 tarihinde İstanbul Çemberlitaş ta dünyaya gelen Necip Fazıl, hem kültürlü hem de varlıklı bir ailenin çocuğudur. Dört-beş yaşında

Detaylı

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan

Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Hazırlayan: Tuğba Can Resimleyen: Pınar Büyükgüral Grafik Tasarım: Ayşegül Doğan Bircan Mart 2009 Kendi Yaşam Öykünüzü Yazın Diyelim ki edebiyatla uğraşmak, yazı yazmak, bir yazar olmak istiyorsunuz. Bu

Detaylı

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN

Ev ve apartmana dair / H.Cahit YALÇIN "Biz apartmanlara yabancıyız. Bir ailenin hayatında ev ocak en esaslı bir unsurdur. Bir odanın kapısını açtığım zaman, burada babam doğmuştu, bir sofaya çıktığım zaman, burada halam gelin olmuştu, bahçeye

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Doç. Dr. Rıza BAĞCI ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖĞRENİM DURUMU Lisans: 1976-1980 Doç. Dr. Rıza BAĞCI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Yüksek Lisans: 1984-1987 EGE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL

Detaylı

Ramazan ve Bayram Ramazan Ramazan Allah a yakınlaşmak için yegane bir zaman. Allah dünyada kendisi ve insanlar arasına perdeler koymuş. Bu perdeleri açmak ve aşmak, Allah a yakınlaşmak, onu hissetmek için

Detaylı

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik KISKANÇLIK KRİZİ > > ADAM - Kiminle konuşuyordun? > > KADIN - Tanımazsın. > > ADAM - Tanısam sormam zaten. > > KADIN - Tanımadığın birini neden soruyorsun? > > ADAM - Tanımak için. > > KADIN - Peki...

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ

RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ BAKİ SARISAKAL RUMELİ DEN GELEN SON MÜBADİL KAFİLESİ Türk tarihinin, matemli bir sahnesi daha kapandı. Karasudan, Teselya Ovasına, Alasonya Geçitlerinden, Kayalar

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır.

NOT : İMAM-I RABBANİ Hz. bundan önceki mektuplar gibi. bunu da büyük şeyhi Bakibillah'a yazmıştır. 4.MEKTUP MEVZUU : a) Mübarek ramazan ayının faziletleri. b) Hakikat-ı Muhammediye'nin (kabiliyet-i ulâ) beyanı.. Ona ve âline salât, selâm ve saygılar.. c) Kutbiyet makamı, ferdiyet mertebesi.. NOT : İMAM-I

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

NOKTALAMA İŞARETLERİ Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için. Nokta (. ) Annem bana meyve getirdi.

NOKTALAMA İŞARETLERİ Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için. Nokta (. ) Annem bana meyve getirdi. Yazılanları daha kolay okuyabilmek için, yazılanların yanlış anlaşılmasını önlemek için kullandığımız işaretlere NOKTALAMA İŞARETLERİ deriz. Nokta (. ) 1-Tamamlanmış cümlelerin sonuna nokta koyarız. Annem

Detaylı

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar

Yýldýz Tilbe 1 ADAM OLSAYDIN. Söz-Müzik: Yýldýz Tilbe. Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar. Kendini arattý, beni bulmadý yar Yýldýz Tilbe 1 Onaylayan Administrator Pazar, 06 Mayýs 2007 Son Güncelleme Perþembe, 14 Haziran 2007 Besteciler.org ADAM OLSAYDIN Sevdim olmadý yar, küstüm olmadý yar Kendini arattý, beni bulmadý yar Düþtüm

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum.

Yaptığım şey çok acayip bir sır da değildi aslında. Çok basit ama çoğu kişinin ihmal ettiği bir şeyi yaptım: Kitap okudum. Türkiye deki en büyük emek israflarından birisi İngilizce öğreniminde gerçekleşiyor. Çevremde çok insan biliyorum, yıllarca İngilizce öğrenmek için vakit harcamış, ama hep yanlış yerlerde harcamış. Bu

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ

İSMEK İN USTALARI SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ İSMEK İN USTALARI ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ SANATA ADANMIŞ BİR ÖMÜR ETEM ÇALIŞKAN ETEM ÇALIŞKAN KALİGRAFİ SERGİSİ 10-17 MART 2014 / Dolmabahçe Sanat Galerisi Başkan dan eserlerin hiçbiri zahmetsiz,

Detaylı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı

Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı On5yirmi5.com Diyanet'in yaz Kur'an kursları bugün başladı Türkiye ve İstanbul çapında verilecek olan Yaz Kur an Kursu eğitimlerini İstanbul Müftü Yardımcısı Mehmet Yaman ile konuştuk Yayın Tarihi : 15

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ

ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ ÇOKLU ZEKA ÖZELLİKLERİ I- Açıklama Sizi tam olarak tanımladığına inandığınız her cümlenin yanına 1 yazın. Eğer ifade size uygun değilse, boş bırakın. Sonra her bölümdeki sayıları toplayın. Bölüm 1 Nesneleri

Detaylı

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14

Okul Çağı Çocuğunda Sevgi Yetersizliği Çalma Davranışına mı Neden Oluyor? Pazartesi, 02 Eylül 2013 06:14 Hiçbir ihtiyacı olmadığı halde sürekli arkadaşlarının kalem ve silgilerini çalan çocukla yaptığım görüşmede, çocuğun anlattıkları hem çok ilginç hem de Kleptomani Hastalığına çok iyi bir örnektir. Çocuk

Detaylı

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958)

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958) Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 tarihinde bugün Makedonya sınırları içerisinde bulunan Üsküp te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Agâh tır. Şehsuvar Paşa torunlarından olduğu

Detaylı

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR!

SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! SADETTİN ÖKTEN İÇİMDE AVM VAR! Şehir ve Medeniyet İÇGÜDÜSEL DEĞİL, BİLİNÇLİ TERCİH: ŞEHİR Şehir dediğimiz vakıayı, olguyu dışarıdan bir bakışla müşahede edelim Şehir denildiğinde herkes kendine göre bir

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir?

3 YAŞ AYIN TEMASI. Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? 3 YAŞ AYIN TEMASI Cinsiyetim, adım, özelliklerim, görünümümdeki değişiklikler nelerdir? Vücudumuzun bölümleri ve iç organlarımız nelerdir? Ne işe yarar? İskelet sistemi nedir? Ne işe yarar? Aile ve aileyi

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

prop & tasarım prop & tasarım İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn www.remdizayn.com

prop & tasarım prop & tasarım İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn www.remdizayn.com İrem Ergene restoratör & iç mimar rem dizayn rem dizayn Hayal Edebileceğiniz Herşey Gerçektir... HAKKIMDA PROJELER REFERANSLAR İLETİŞİM Değerli Olan iyi Yaptığın Değil, Yapmaya Değer Olandır... İrem ERGENE

Detaylı

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir.

AVCILIK. İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. AVCILIK İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen ve bir faaliyettir. Avcılık İnsanlığın tarihi kadar eski bir fenomen Avcılık eskiden; İnsanın kendisini korumak, Karnını doyurmak, Hayvan ehlileştirmek,

Detaylı

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım.

Risale-i Nuru Samsat-ta Lise öğrencisi iken Teyzem oğlu vasıtasıyla tanıdım. ABUZER KARA 1.Kendinizi tanıtırımsınız. Ben Abuzer Kara 1961 Samsat doğumluyum.ilk ve orta öğrenimimi Samsat ta bitirdim.19 82 yılında evlendim.1983-1984 Yılları arasında askerlik görevimi ifa ettim.1987

Detaylı

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI

BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Çeviren: Saadet Özen ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Öykü 5. basım Resimleyen: Mustafa Delioğlu Göknil Genç BÖCEK ORKESTRASININ MUHTEŞEM SINIFI 1 Resimleyen: Mustafa

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI Ö.Ç BİLFEN ANAOKULU 5 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 01-05 HAZİRAN 2015 01 HAZİRAN PAZARTESİ SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı ve istedikleri ilgi köşelerinde evden getirdikleri oyuncaklarla

Detaylı

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013).

Takdim. Bu, Türkiye nüfusu göz önüne alındığından her 90 kişiden birinin aday olması anlamına geliyor (TV, 17.00 Haberleri, 20.10.2013). Takdim Biliyor musunuz? Bir televizyon haberine göre Türkiye de 2014 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla birlikte 830 bin kişinin aday olması bekleniyordu. Bu, Türkiye de yaklaşık her 90 kişiden birinin

Detaylı

NECİP FAZIL KISAKÜREK İN ESKİ ELBİSELERİN HAFIZASI ADLI. HİKÂYESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Adem İŞCAN

NECİP FAZIL KISAKÜREK İN ESKİ ELBİSELERİN HAFIZASI ADLI. HİKÂYESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Adem İŞCAN NECİP FAZIL KISAKÜREK İN ESKİ ELBİSELERİN HAFIZASI ADLI HİKÂYESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME Adem İŞCAN Giriş: Necip Fazıl KISAKÜREK, şiir ve tiyatro kadar olmasa da birçok hikâye yazmıştır. Daha önce değişik

Detaylı

BuranoVenedik denince akla ilk

BuranoVenedik denince akla ilk Rengarenk Bir Ada BuranoVenedik denince akla ilk gelen aslında kanallar, gondollar ve maske festivali oluyor. Pek bilinmese de Venedik kendi içinde eşsiz bir görselliğe sahip Burano Adası nı da kapsıyor.

Detaylı

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü

KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü On5yirmi5.com KPSS'de çok konuşulan 'vitamin' sorusu ve çözümü Kaç gündür bir 'vitamin' sorusudur gidiyor. İşte geçtiğimiz günlerde yapılan KPSS sorularında yer alan 'vitamin' sorusu ve çözümü... Yayın

Detaylı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı

RAPORU HAZIRLAYANLAR: Azime Acar & Ender Bölükbaşı - 'Büyük haber gazetecinin ayağına gelmezse o büyük haberin ayağına nasıl gider? - Söz ağzınızdan bir kez kaçınca rica minnet yemin nasıl işe yaramaz? - Samimi bir itiraf nasıl harakiri ye dönüştü? - Evren

Detaylı

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı.

olduğunu fark etti. Takdir ettiği öğretmenleri gibi hatta onlardan bile iyi bir öğretmen olacaktı. MUSA TAKCI KİMDİR? İyi bir öğretmen, koruyucu bir ağabey, saygılı bir evlat, şefkatli bir baba, merhametli bir eş, çok aranan bir kardeş, güçlü bir şair, disiplinli bir yazar, hayırlı bir insan, güzel

Detaylı

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ

2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ 2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ EYLÜL AYI HAZIRLIK-ARI GRUBU BÜLTENİ OKULA UYUM OKULUM, BEN VE ARKADAŞLARIM Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum!

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! CEVİZE GİRİŞ Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! Her şey bir pantolon ile başladı Evet, yanlış anlamadınız;

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam.

Rafet El Roman. Amerika. Rafet El Roman. A memo. Burasý New York Amerika. Evler karýþtý bulutlara. Nasýl bir zaman. Nasýl bir yaþam. Onaylayan Administrator Pazartesi, 21 Mayýs 2007 Besteciler.org Amerika A memo Burasý New York Amerika Evler karýþtý bulutlara Nasýl bir zaman Nasýl bir yaþam A memo Ýnsanlar simsiyah, kýzýl, beyaz Sokaklar

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde!

Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! Şeb-i Arus İstanbul da: Mevlana nın vuslat gecesi bu yıl yine aşkın başkentinde! İstanbul, bu yıl ikinci kez Mevlana Celaleddin-i Rumi nin ölüm yıldönümü olan Şeb-i Arus törenlerine ev sahipliği yapıyor.

Detaylı

İntikam. Ölüm Allah ın Emri

İntikam. Ölüm Allah ın Emri İntikam Bilir misin sen her gece Kendinle oturup konuşmayı Geceden uyanmamaya ant içip Gün ışığıyla yeniden doğmayı Bilir misin sen her güne hayata küskün başlamayı Anti sosyal kişilik olup da Şişelerin

Detaylı

Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi...

Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi... Degerli ILK YAR'larimizin Degerli Dostlari, Hepimizin yuregini yakan Soma faciasindan sonra cesitli teklifler ve sorular geldi... ILKYAR olarak Soma'daki guzel cocuklar icin cesitli dusuncelerimiz var.

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ KENDİMİZİ İFADE ETME YOLLARIMIZ (16 Aralık 2013-24 Ocak 2014) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında 16 Aralık 2013-24 Ocak 2014 tarihleri arasında

Detaylı

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni

SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan

Detaylı

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ Kendinizden biraz bahseder misiniz? -1969 yılında Elazığ'da dünyaya geldim. İlk orta ve liseyi orada okudum. Daha sonra üniversiteyi Van 100.yıl Üniversitesi'nde okudum. Liseyi

Detaylı

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ * YAZ MEVSİMİ Yaz mevsimi aylarını öğrenme. Yaz mevsimi panosu hazırlama. Yaz mevsiminde meydana gelen değişiklikleri söyleme. Yaz mevsiminin meyve ve sebzelerini tanıma.

Detaylı

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik

BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK Bu Çamuru Beraber Çiğnedik BURCU ŞENTÜRK 1984 yılında Eskişehir de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü nü bitirdi. ODTÜ Sosyoloji Bölümü nde yüksek

Detaylı

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya

MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya ÖTÜKEN MehMet Kaan Çalen, 07.04.1981 tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı. 2004 yılında Trakya Üniversitesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu. 2008 yılında

Detaylı

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ

2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ 2012-2013 EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÇİÇEK GRUBU EYLÜL AYI BÜLTENİ OKULUM VE ARKADAŞLARIM BEN KİMİM? Okulunu tanıma Okulunun ismini söyleme Öğretmen ve arkadaşlarını tanıma Okulda çalışanları gözlemleme Sınıfını

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten

EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Eylül 2014 Bülten EYLÜL 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ AYIN TEMASI: OKULUM BEN KİMİM? *Kendi isimlerimizi söyleyerek, arkadaşlarımızla tanışma. *Sınıfımızı ve öğretmenimizi öğrenme. *Arkadaşlarımızın isimlerini öğrenme. *Okula

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

Herkes bir arayış içinde

Herkes bir arayış içinde Euzubillahimineşşeytananirracim Bismillahirrahmanirrahim Herkes bir arayış içinde Ayberk Efendi Berlin 2oo8 La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil Azim. Meded ya Sultanul Evliya, meded ya Şeyh Nazım

Detaylı

ilk yar'larımızın sevgili dostları

ilk yar'larımızın sevgili dostları ilk yar'larımızın sevgili dostları Bu akşam da Mersin üniversitesinden sevgili İbrahim'in izlenimini paylaşıyoruz... Daha önce Mersin ekibinin her projemize gelişi ile verdiği eşsiz katkıya değinmiştik...

Detaylı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam SÖZCÜKTE ANLAM 1 Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam BADEM AÐACI Ýlkbahar gelmiþti. Hava bazen çok güzel oluyordu. Güneþ

Detaylı

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK

UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK YARATICI OKUMA DİZİSİ Şiir Resimleyen: Yasemin Ezberci Yaratıcı Okuma Dosyası: Nilser Utku 2 BASIM Betül Tarıman UFACIK TEFECİK KURBAĞACIK Resimleyen: Yasemin Ezberci

Detaylı

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr)

Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) Ilgaz (14 Şubat 2010) Yazı ve fotoğraflar: Hüseyin Sarı (huseyinsari.net.tr) 14 Şubat 2010 Pazar günü, Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) organizasyonluğunda 26 kişilik bir grupla günübirliğine Ilgaz a gidiyoruz.

Detaylı

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI

SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI SİBELANNE ANAOKULU MAYIS AYI BÜLTENİ ÇALIŞKAN ARILAR SINIFI ULAŞIM VE TRAFİK HAFTASI * Trafiğin tanımı yapıyoruz(yayalar,taşıtlar vb.) *Trafik işaretlerini öğreniyoruz. Trafik polisinin görevlerini öğreniyoruz.

Detaylı

Kahraman Kit Misafirlikte

Kahraman Kit Misafirlikte Technical Assistance for Promoting Registered Employment Kayıtlı İstihdamın Teşviki için Teknik Destek Projesi Bu proje Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilmektedir. This project

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

Minti Monti. Tilki Tilki Baksana. Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri TİLKİ OKULU

Minti Monti. Tilki Tilki Baksana. Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri TİLKİ OKULU Minti Monti Çocuklar için eğlenceli poster dergi Ücretsizdir Sonbahar 2012 Sayı:7 ISNN: 2146-281X Tilki Tilki Baksana Bana bak! Hayır, bana bak! Yavru Tilki Neyin Peşindesin? Okula Hazırlık İçin 5 Öneri

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı