ODTÜ Mezunları Derneği Yayınıdır. 174 mayıs odtülüler bülteni. Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur. Atatürk

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ODTÜ Mezunları Derneği Yayınıdır. 174 mayıs 2008. odtülüler bülteni. Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur. Atatürk"

Transkript

1 ODTÜ Mezunları Derneği Yayınıdır 174 mayıs 2008 odtülüler bülteni Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur. Atatürk

2

3 174 İ Ç İ N D E K İ L E R ODTÜLÜLER BÜLTENİ ODTÜ Mezunları Derneği aylık yayın organıdır. Dernek üyelerine ücretsiz gönderilir. Mayıs 2008 Dernek Adına Sahibi Himmet ŞAHİN (EDS 83) Yazı İşleri Müdürü Bayraktar BAYRAKTAR (CE 87) Yayın Kurulu Tülay ÜNLÜEVCEK (PSY 83) Nermin FENMEN (CHE 80) Çiğdem Berdi GÖKHAN (ARCH 71) Ümit ÇAĞLAR (EE 93) H. Nafi İPEK (PETE 82) Şule ŞAHİN (PSY 85) M. Nilgün EGEMEN (CHE 89) Melda TANRIKULU (CRP 06) Emrah DELİKAN (CE 06) Çağdaş EKİNCİ (CENG 06) Tanju ERYILMAZ (ME 83) Tülay APAK (CHE 72) Yayına Hazırlayan Yeliz DEDE Reklam Sorumlusu Kemal BULUT Grafik Tasarım ve Baskı MRK Baskı ve Tanıtım Hizmetleri Uzayçağı Cad Sok. No:2 Ostim / Ankara Tel: 0 (312) Baskı Tarihi : 30/04/2008 İmzalı yazılardaki görüş ve düşünceler yazarlarına ait olup, ODTÜ Mezunları Derneği ni ve ODTÜ lüler Bülteni ni sorumlu kılmaz. Yayımlanan yazılar ve fotoğraflar Derneğin ve yazarların izni olmadan kullanılamaz. ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu Himmet ŞAHİN (EDS 83), Başkan Bayraktar BAYRAKTAR (CE 87), İkinci Başkan Burçin BÜYÜKPAMUKÇU (BIOL 88) Yazman Nevres DABIL (CE 98), Sayman Sedef SOMALTIN (EE 92) Taner ÖZDEMİR (EE 88) Mustafa SELÇUK (CE 87) Ödentileriniz İçin T. İş Bankası, ODTÜ Şubesi 4229/ Garanti Bankası, Maltepe Şubesi Burs ve Yardımlar Fonu T. İş Bankası, ODTÜ Şubesi 4229/ (YTL) 4229/ (EUR) 4229/ (USD) Garanti Banakası, Maltepe Şubesi (YTL) Yönetim Yeri ODTÜ Mezunları Derneği 428. Sok. 100.Yıl Ankara Tel: (312) Faks: (312) E-posta: Kapak Konusu Ekonomik Bağımsızlık Yerel Süreli Yayın ISSN Ayın Konusu Ekonomik Bağımsızlık Günce Bağımsız Türkiye! Üyelerden 1 Mayıs Sabahı Mayıs Ayı Cinayetleri Herkes İçin Engelsiz Yaşam İçimizden Ustalar O Bir ODTÜ Metalurji Mezunu: O Bir Yönetmen, Yazar, Ressam... ODTÜ den ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu nda Mutlu Bir Gün Güncel İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası Vişnelik te Bu Ay Etkinlik k İzlencesi Hocam İnecek Var Doğu Karadeniz Yollarında - 3 Kültür - Sanat Sanatçılara Benzer Göklerdeki Yıldızlar ODTÜ den Bir Köşe Bu Köşe Güz Köşesi Anılarla l ODTÜ Kitaplar Arasında İblisin Kıblesi, Merkezdeki Banka, Popüler Kültür Takvim Yaprakları Mahzen Böyle Bir Sevmek Dernek ten Sağlıklı Yaşam Paneli Kara Kıtanın Güney Ucuna Bir Yolculuk Ben Parmakuçlarımla Görüyorum Neydi O Akşam... Yoldaş Olak Şu Yollarda Barabar... Arkeoloji Semineri Kapsamında Yapılan Eğitim Gezileri - Suriye - Beyaz Şehir Aphrodisias - Boğazköy - Alacahöyük - Çorum ODTÜ lüler Ağaç Dikme Şenliğindeydi Hiroşima Sevgilim Mayıs

4 2 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

5 B İ Z D E N S İ Z E174 Burs fonuna yapacağınız ayda 10 YTL ve üzeri yardımlar bir araya geldiğinde, kaynak yetersizliği yüzünden burs veremediğimiz birçok ODTÜ lü kardeşimizin yüzünü güldürecek... Dileriz, bu kampanyada bizi yalnız bırakmazsınız! ONLARI UNUTMAYINIZ Burs ve Yardımlar Fonu T.İş Bankası ODTÜ Şubesi (YTL) (EUR) (USD) Garanti Bankası Maltepe Şubesi (YTL) Sevgili ODTÜ lüler, İnsana coşku veren bahar ayları, her yıl Mayıs ayı geldiğinde bizi sevinç ve hüznün birbirine karıştığı inişli çıkışlı bir duygu karmaşasına sürükler. Her 19 Mayıs ta bağımsızlık coşkusunun getirdiği kıvancı yaşarken, 1 Mayıs, 6 Mayıs ve 31 Mayıs günleri emperyalizme karşı duruşun ve mücadelenin acı gerçekleri ile toplumun özgürlükçü, demokratik ve katılımcı bir yapıya kavuşturulması taleplerinin sonuçlarını anımsarız. Bu önemli Mayıs günlerine ek olarak sivil olmayan bir yapının, sivil topluma kısmen demokratik açılımlar kazandırdığı ve sendikal haklarının kısmen tanındığı 27 Mayıs Anayasası nı da hazırladığını hatırlamamız gerekir. Mayıs ayında bunca hüzün yaşamamızın ve genç fidanları yitirmemizin nedeni onların daha özgür, eşitlikçi ve toplumu ileriye taşıyacak bir ülke için koydukları talepler değil miydi? Neydi bu talepler? Emek, günlük ihtiyaçlar ve kültüre dair toplumsal sorunları çözmek konusunda halkın çıkar ve isteklerini karşılamak, Toplumsal adalet ilkesinin, toplumsal ilişkilerin tüm ana alanlarında uygulanması, Etnik gruplar arasında kardeşçe ilişkilerin geliştirilmesi, Emekçilerin gelirlerini artırmak, ülkenin sosyo-ekonomik olanaklarını ve bu doğrultuda tüm sosyal grup ve katmanların refah seviyesini yeni bilimsel-teknolojik ve örgütsel düzeye yükseltmek, Toplumun tüm üyeleri için toplumsal eşitliğin sağlandığı sınıfsız bir toplum, Özgür, toplumsal bilince sahip emekçi halkın örgütlenmesi, Halkın kendi kendini yönettiği topluluk olma isteği, Toplum ve bireyin akılcı ihtiyaçlarının tam olarak karşılanması, Tarım- Sanayi eşgüdümünün daha fazla güçlendirilmesi ve iyileştirilmesi, Vicdan özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması, dinin topluma ve bireye zarar verecek şekilde kullanılmaması, Savaşların ve silahların olmadığı bir ülke, Bağımlı olmadan diğer ülkeler ile dayanışma ve siyasal -ekonomik işbirliği İnsanca ve hakça yaşamanın gereği olan bu talepler karşısında, emperyalist ve kapitalist toplumlar, Orta Doğu ve Türkiye üzerindeki çıkarlarını kaybetme korkusu ve oluşacak güçlü ulusun önünü kesmek amacıyla, işbirlikçileri eliyle bu taleplerin öncülerini yok etmek, ülkeyi etnik ve dinsel değerleri kullanarak parçalamak istemişlerdir. Bu nedenle 31 Mayıs 1971 de Adıyaman ın Gölbaşı İlçesi nin İnekli Köyü nde Sinan Cemgil, Alptekin Aydoğan, Kadir Manga, 30 Mart 1972 de Kızıldere de Mahir, Ulaş, Cevahir öldürülmüş ve 6 Mayıs 1972 de Deniz, Yusuf ve Hüseyin idam edilmişler, 1 Mayıs 1977 günü ise ülkemiz üzerindeki planlara bir başka acı halka daha eklenmiştir. 1 Mayıs göstermiştir ki; İşçiler birleşmeden, örgütlenmeden ve bilinçlenmeden hiçbir hak iddia edemezler. Burjuvazi, küresel sömürü düzeni olan kapitalizmi, birleşen işçi sınıfının yok edebileceğinden hareketle, elinden gelen her türlü araca başvurarak işçilerin 1 Mayıs a katılmasını engellemeye çalışmaktadır. Tüm bunların ötesinde, ancak laik bir toplumda özgürleşmekten, demokratikleşmekten ve eşitlikçi bir bilinç ile ülke barışı sağlanmasından söz edilebileceği tabidir. Ve son olarak; Son söz sizlere... Bir veda ve bir teşekkür... İki sene boyunca ODTÜ Mezunları Derneği yönetimi olarak, ODTÜ Mezunlarının sesini ve üniversite geleneğinden gelen duruşunu tüm sivil toplum örgütleri ve halk kitlelerine duyurmak amacıyla yaptığımız özverili çalışmalara sizlerin gösterdiği büyük katılım ve destek için tüm çalışma gruplarına ve üyelerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. ODTÜ camiasının çok büyük bir aile olması nedeniyle, iki yıl boyunca gerçekleştirdiğimiz panel, söyleşi, seminer, gezi, konser, sergi, eğitim programları, sosyal destekleme projeleri gibi her türlü etkinlikler ve toplumsal hareketin içinde üstlendiğimiz yönlendirici ve yapıcı rol, tüm sosyal çevrelerde büyük ses getirdi. Bunun yanı sıra Vişnelik te imza attığımız pek çok proje ve yeniliğe en büyük desteği yine sizler verdiniz. Tüm üyelerimize demokratik, dayanışmacı ve katılımcı bu ortamda bizlerle beraber en iyisini üretmek adına gösterdikleri çabalar için teşekkür ediyor, geçmişin geleceğin aynası olduğu gerçeğinden hareketle, Genel Kurul da hep beraber olmak üzere veda ediyoruz. Saygılarımızla, Yönetim Kurulu Mayıs

6 ayın konusu EKONOMİK BAĞIMSIZLIK 19 Mayıs 1919 da, Yüce Önder Atatürk ün Samsun a çıkmasıyla başlayan Bağımsızlık Savaşımızı, 11 Ekim 1922 de imzaladığımız Mudanya Mütarekesi ile fiilen ve 24 Temmuz 1923 te imzaladığımız Lozan Antlaşması ile resmen ve büyük bir zaferle sonuçlandırdık. Ancak, Atatürk Siyasî ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner. diyerek kalıcı bir tam bağımsızlık için ekonomik bağımsızlığın da şart olduğunu vurgulamıştır. Ekonomik Bağımsızlık konusunda Prof. Dr. Aziz Konukman (Econ-Stat 78) ile bir röportaj yaptık. Aşağıda sunuyoruz. Prof. Dr. Aziz Konukman, ODTÜ 1978 Ekonomi ve İstatistik mezunudur. Yüksek lisansını 1980 yılında ODTÜ Ekonomi Bölümü nde, doktorasını 1995 yılında Gazi Ü. İktisat Bölümü nde tamamlamıştır. Halen, Gazi Ü. Öğretim Üyesi, Türk-İş Araştırma Müdürü, Birgün Gazetesi ekonomi yazarı ve Bağımsız Sosyal Bilimciler İktisat Grubu üyesidir. Hocam öncelikle ekonomik bağımsızlık deyince ne anlıyorsunuz? Ekonomik bağımsızlığı ben şöyle tanımlıyorum: Ülkenin kendi imkanları üzerinden giderek, kaynakları tahsis etmesi. Yani karar birimi olarak ülkenin siyasi kadroları ekonominin nereye gideceği konusunda çerçeveyi çizecek, politikaları belirleyecek ve o politikalar çerçevesinde de politikaları uygulayacak. Böyle bir modele sahip olan ülke, bağımsız bir ülkedir; iktisaden bağımsız bir ülkedir. Hatırlarsanız Sivas Kongresi nde Mustafa Kemal, Eğer siyasi bağımsızlığımızın hemen akabinde iktisadi bağımsızlığımızı kazanamazsak kalıcı bir gelecek hazırlayamayız diyor. Demek ki siyasi bağımsızlık gerekli ama yeterli değil. Peki, iktisadi olarak bağımsız her ülke siyasal olarak da bağımsız mıdır? Zaten tarihsel gelişim de onu gösteriyor sonrasında, 2. Dünya Savaşı sona erdikten sonra, birçok ülkenin siyasi bağımsızlığını elde ettiğini görüyoruz. Bu bağımsız görünen ülkeler tekrar yerelleşmeye başlıyor. Yani anti-emperyalist bir savaş veriliyor 2. Dünya Savaşı nda, buradan sömürge bağımsızlığını kazanıyor ama yeni sömürgecilik ilişkileri içinde tekrar bağımlı hale geliyor. Yani siyasal olarak bağımsızlıklarını kurtarmaları onlara ekonomik bağımsızlık getirmiyor. Bunu yaşayarak gördük. Bağımsızlıklarını kazanan birçok ülke yeni sömürgecilik karşısında teslim oldular. bürokratlarımız. Onların arka planındaki güçlere baktığımız zaman, kesinlikle bizim kendi güçlerimiz değil. Emperyal projenin taşıyıcıları: IMF, Dünya Bankası vb. kurumlar. Şimdi o kurumların politikaların belirleyicisi olarak durduğu bir ortamda siz kalkıp siyasi olarak bağımsız olan bu ülkenin iktisadi olarak bağımsızlığının olduğunu söyleyebilir misiniz? Ayrıca, iktisaden bağımsız olabilmek ne yazık ki eskisi kadar kolay değil. Yani, küreselleşme süreci öncesindeki manevra alanı, giderek daraltıldı. Çünkü iktisat politikasının oluşturulabilmesi için kamusal düzeyde bir siyasi güç, yani bir devlet olmalı. Hocam, Küreselleşme sürecini Devlet biçimi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Küreselleşme süreciyle birlikte, sermaye birikim modelinde Fordist sermaye birikim modelinden post-fordist modele geçildi. Bu durumda devletin yeni biçimi, eskisinden farklı oldu. Eskisinde piyasaların başarısızlığı kabul edilir ve kamunun bu başarısızlıkları düzeltmesi için müdahale etmesi meşru görülürken küreselleşme süreciyle birlikte piyasaların çok ulvi 4 Hocam, İktisat politikalarının bağımsızlığı için önce ne gerekli? İktisat politikalarının oluşturulabilmesi için siyasi aktörlerin bağımsız olması gerekir. Ama bazen siyasi aktörler iktisat politikası kararlarını alıyormuş gibi gözükebilirler, ama bir başkaları adına, aslında, taşeronluk görevi üstlenmiş olabilirler. Bugünkü Türkiye ye baktığımızda siyasal iktidar bağımsız, Cumhuriyetimiz var resmi sınırlarımız var. İktisat politikasını uygulamaya koyanlar, belirleyenler görünürde bizim siyasi kadrolarımız, bizim

7 ayın konusu olduğu, piyasalara gerçekte olandan daha fazla değer atfetme sonucu piyasaların tökezlemeyeceği inancı yaygınlaştı. Hatta hükümetler tökezler, piyasalar tökezlemez (artık marketfailure değil government-failure) anlayışı neo-liberalizmle birlikte hakim olmaya başladı.bu, artık hükümetler piyasalardan (üç alandan) ellerini çeksin demek. Nedir bu üç Alan? 1) Bütçeler yoluyla ekonomiye müdahale: Piyasanın kendi işleyişine bırakıldığında üretilemeyecek eğitim, sağlık, altyapı gibi kamu hizmetlerini üreten devletlerin, bu bütçelerin milli gelirdeki paylarını küçültülmesi isteniyor. Bu da, o hizmet sektöründen devletin çekilmesi ya da devletin o hizmetleri ticarileştirmesi şeklinde oluyor. Ya hizmetler ticarileştiriliyor, ya da bütçeden ne haliniz varsa kendi başınıza görün şeklinde kamu, eğitim, sağlık vb. alanlarda eskisi kadar kaynak aktarmayan bir konum. Hatta kamu-eğitim kuruluşlarına, özel sektör gibi çalışma kültürü yerleştiriliyor ve siz de onlar gibi rekabetçi bir yapıda mücadele edeceksiniz deniyor. Örneğin Türkiye nin de imza attığı GATS (Dünya Hizmet Ticaret Anlaşması) ilerde devreye girdiği zaman, diyelim ki bir kamu eğitim kuruluşu sübvansiyon verdi ve piyasadaki fiyatları aşağıya çekti. Derhal GATS müdahale ederek o kamu okulunun kapatılmasını talep edebilecek. Daha küçük bütçeler yapmanın felsefi arka planı ne? Küçülen devlet. 2) Devletin özel mal üretiminden de çekilmesi: Un, şeker, pamuk gibi özel mallarda, tarihsel koşullardan kaynaklanan özel sermayenin yeterince birikimi olmadığı için üretemediği alanlarda Türkiye nin 1. Sanayi Planı kapsamında Mustafa Kemal ve arkadaşları, ithal ikameci bir modele geçtiler. Şimdi döviz ödediğimiz bir çok malın yurtiçinde üretilmesinin imkanlarını yarattılar. Bu tarihsel açıdan çok ciddi bir gelişmeydi. Elimizde ne kadar sanayi kuruluşu varsa çoğunlukla o dönemde kurulmuş. Şimdi bu alandan devletin çekilmesi isteniyor. 3) Ekonominin tökezlemesi nedeniyle, zaman zaman başarısızlıkla karşılaşan piyasalar için Kamu nun yönetmelik çıkarması, yasal düzenleme yapması gibi, regülasyon (düzeltme) gereğinin ortaya çıkması: Örnekleyelim. Eğer siz vahşi kapitalizm koşullarında devam ederseniz asgari ücret diye bir şey olmaz. Asgari ücret, o acımasız koşullarda kamunun işgücü piyasasına müdahale ederek kardeşim bu ücretin altına inemezsin demesi. Buğdayda şu fiyattan senin ürününü satın alacağım diyerek, taban fiyatları politikası uygulaması. Böylece üreticinin piyasada, tüccarın elinde kalmasını engelliyor. Ya da ürününü satın alıyor ve tüccarın ucuz kapatmasını engelliyor. Sonuç, piyasanın o vahşi koşullarına karşı bir düzeltme, bir düzenleme yetkisiyle devletin bu piyasaları rahatlatması oluyor. İşte bu alanlarda da artık geri çekilme başlıyor. Sözcük de deregülasyon ; yani kuralları ortadan kaldırma. Tekrar vahşi kapitalizme geri dönelim. Yani acımasız bir şekilde 18. yüzyılın konumuna dönüşen bir durum. Hatta 19.yüzyıl kapitalizminin gelişiminde Putting out denilen, eve iş verme sistemlerinin modern biçimleri geldi (Fabrikam yok ama evimden katkıda bulunuyorum). Asgari ücretin altında son derece düşük ücretlerle, ben internetle, başka yöntemlerle klasik dediğimiz istihdam biçimleriyle hiç ilgisi olmayan yeni yöntemlerle, üretim sistemlerine bağlanabiliyorum. Bunlar esnek üretim yöntemleri ve esnek istihdam biçimi dediğimiz mekanizmalar. Burada artık toplu sözleşme, tam gün çalışma, gibi imkanlardan yoksunum. Bu yüzden bunlara atipik istihdam biçimleri deniliyor. Dolayısıyla bir nevi 19.yüzyılın vahşi kapitalizminin daha modern versiyonunun geçerli olduğu bir dünya düzeniyle karşı karşıyayız. Hocam, bir de RTÜK, Rekabet Kurulu gibi kurullar var, bunlara değinebilir miyiz? Şimdi, regülasyonları ortadan kaldırmak için de regulative bodies dedikleri RTÜK, Rekabet Kurulu, Tarım Kurulu, Şeker Kurulu gibi düzenleyici kurullar oluşturuldu. Bunlarda yöntem şu; klasik demokrasi olmayacak, iyi yönetişim diye bir sistem olacak. Buralara kamuyu temsilen birileri, özel sektörü temsilen birileri, sivil toplum örgütlerini temsilen birileri gelecek. Böylece siyaset ekonomiden ayrıştırılacak, bu kurullar aracılığıyla ekonomi daha teknik kadrolarla yürütülecek. Halbuki incelediğimizde, hükümetin temsilcisi dediğimizde, sermaye yatıyor bunun arkasında. Çok istisnai durumlar vardır sosyal demokratların veya sosyalist partilerin görev aldığı. Dolayısıyla bürokrasi genel olarak bu sermaye kesimine kaynak tahsisine daha yatkındır. İkinci kesime bakıyoruz özel sektör; zaten o direkt sermayenin örgütleri. Üçüncüsü ise sivil toplum örgütleri. Fakat bunlara baktığımızda da ağırlıklı olarak sermaye tabanlı örgütler olduğunu görüyoruz; TÜSİAD dı, TESEV di gibi. Emek temelli sivil toplum örgütlerinin çok fazla bu mekanizmalarda yeri yoktur. Biliyorsunuz Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı hazırlanırken emek tabanlı örgütler hep devre dışı kaldı. Tabipler Birliği gibi bir örgüt bile karar mekanizmalarının dışında tutuldu. Dolayısıyla üç ayrı koltuğun da aslında sermayeye tahsil edildiği, ya da tüm iktidarın aslında sermayeye doğru yönlendirildiği bir model çıkıyor. Neredeyse bütün hayatı düzenleyen biricik sınıf sermaye sınıfı oldu ve onun menfaatleri ön plana çıktı, iktisat politikaları onlarla belirlenir hala geldi. Burada şunu söyleyebilirsiniz: iyi ama işte yine Ulus un bir kesiminin oluşturduğu politikalar. Değil, o sermayeler de daha çok uluslararası sermayenin taşeronu rolünü üstlenmeye çalışan bir sermaye. Yani bağımsız bir ülkenin, bağımsız bir gelişimi sağlayacak milli-burjuvazi dediğimiz bir sermaye yok ortada. Olsa, deriz ki; bu da bağımsızlık yolunda bir adımdır. Orada sermayenin Mayıs

8 ayın konusu lehine alınan politikalar bizati bu ulusal düzeydeki sermaye gruplarının tercihleriyle değil tam tersine emperyal projenin temel tercihlerine bizimkilerin ne kadar uyum sağladığıyla yakında ilişkilidir. Yani eğer burada bir Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı hazırlanıyorsa bu tabiî ki sermaye lehinedir ama esas büyük nemayı o çok uluslu şirketler alacağından, uluslararası sermayenin daha çok lehinedir. Sonuçta, bu üç alanda kamunun geri çekilmesi ve bu politikaların ulusal düzeyde o ülkenin ulusal güçleri tarafından belirlenemediği bir sürece doğru gidiyoruz. Anlaşılan bu modelde sadece Emekçilere yer yok? Emeğin serbest dolaşımını küreselleşmenin bu yeni modeli devre dışı bıraktığı için, burada bir tek sınıf, bu uluslararası ilişkilerin dışında, kendine şans bulamıyor. O da emekçiler. Eskiden ne diyorduk? Tüm dünya emekçileri birleşsin ; ama yapı tam tersi oldu. Tüm sermaye grupları bir araya gelebiliyor. Avrupa Birliği ndeki sermaye gruplarıyla Amerika daki sermaye gruplarının birbirleriyle çelişkili olması ayrı bir şey; ama ideolojik hegemonya çok güçlü. O da neoliberalizm. Neo-liberalizm hangi hakim sınıfa bakarsak bakalım hakim ideoloji. Bakın buna İslamcılar da dahil. Yani bu modele entegre olan herkesin ideolojisi; aslında neo-liberalizm. IMF ile süregelen stand by anlaşması Mayıs ta bitiyor. Kimileri hala IMF çıpası na ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Ne dersiniz? bağımsızlıklarını yitirmeye başladıkları söylemiştiniz. Türkiye 2.Dünya Savaşı na girmedi, ama 1938 den sonra ekonomik bağımsızlıkların yitirilmesi sözkonusu. O dönemleri karşılaştırır mısınız? Cumhuriyetin kuruluş yıllarıyla 1930 dünya ekonomik krizini aşmaya dönük olarak uygulanan devletçilik uygulamaları dönemi bir bütün olarak değerlendirilebilir. Ekonomi üç temel politika üzerinden yürüyor. Denk bütçe, denk para politikası ve denk ödemeler bilançosu veya denk cari işlemler-dış ticaret. Üstelik Osmanlı nın borçlarını üstlenerek, 1950 lilere kadar tıkır tıkır ödedik. Herkesin şapkasını önüne koyup bu mucizeyi anlaması lazım. Dediler ki; ülke bu malı üretemiyorsa önce bunları üretir hale gelsin. Tüketim mallarından başlasın. 1. Sanayi Planı, bunun programıdır. 2. Sanayi Planı nda da çok ilginç ara ve yatırım malları aşamasını tamamlamaya çalışıyor. Fakat savaş çıkınca sanayi planı rafa kalkıyor. Şimdi bunu niye anlatıyorum? Kapitalizmde plan fikrinin henüz olmadığı bir ortamda Sovyetlerin plan fikrinin buraya taşınabilmesi müthiş birşey. Yani kadroların kaprissiz ve komplekssiz olduğunu gösteriyor. Kadrolar ülke yararına ne iyiyse onu buraya taşıyabiliyor. Tabi Sovyetlerle yakın ilişkilerin de bunda rolü var. Özellikle Kurtuluş Savaşı nda Sovyetlerin askeri, silah yardımları çok önemli. Hintli Müslümanların emeğini de unutmamak lazım; İş Bankası nın sermayesi Hintli Müslümanların verdiği parayla oluşturulmuştur. Ayrıca 1930 krizinin çok faydası oldu, dünya kendi içine kapanarak Türkiye ye bir atılım yapma şansı verdi. Kriz olmasaydı belki emperyalistlerin yoğun baskısı olacaktı. Eğer Türkiye nin, stand-by anlaşması sona ermesine rağmen devleti küçültme söylemleri içerisinde bu üç alandan çekilmesi devam edecekse bağımsız bir sürece girdiği anlamına gelmez. Yani şöyle algılamayalım lütfen: IMF varsa bağımlılık vardır, IMF giderse bağımsızlık gelir. IMF gidebilir ama IMF nin iktisat politikaları bizim siyasal oluşumlarımızın programlarının bir parçası ise ve hakim iktisat anlayışında bir değişiklik öngörülmüyorsa, bizim aslında bağımsızlığımız sağlanamamıştır demektir. Şu an hükümetin elinde üç tane program var. Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan ve Aralık 2007 de hazırlanan Katılım Öncesi Ekonomik Plan. Orta Vadeli Mali Plan, Orta Vadeli Program ın bütçe boyutunu ortaya koyuyor. Bütçeler de zaten Orta Vadeli Mali Plan a uyumlu hazırlanmalı. Bu iki belge bizim IMF ye taahhütlerimizin belgesidir. Stand-by Mayıs 2008 de bitiyor ama 2010 a kadar o programın sürdürüleceği açık açık yazılmış. Katılım Öncesi Ekonomik Plan da üç yıllık. Biz Mayıs 2008 de stand-by bitecek, ne olacak? diye soruyoruz ama bu sorunun yanıtını bu siyasal iktidar vermiş durumda. Aslında siyasal iktidar burada haklı, ona haksızlık da yapmayalım. Çünkü seçimler sırasında ne demişti? Durmak yok, yola devam a kadar yola devam demek IMF ile devam demektir, bu çok net. Biraz önce, 2.Dünya Savaşı nda siyasal bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin yavaş yavaş ekonomik Dönemin devletçiliği, özel sektöre rağmen uygulanan bir devletçilik değil. Burası çok önemli, çarpıtırlar günümüzde: Onlar devletçidir, özel sektör düşmanıdır. Tam tersine: İzmir İktisat Kongresi nde bir milli burjuvazi yaratmak hedeflenmiştir. Sovyetler Birliğiyle ilişkiler iyiydi ama sosyalizme yönelmedi derler. Yönelemezdi çünkü Mustafa Kemal bir proleterya göremedi. İşveren yok ki proleteryası olsun, onun üzerinden bir sosyalizm inşa edilsin. Dolayısıyla tarihsel koşullar dünya ekonomisine kapitalist üretim ilişkileri üzerinden bir entegrasyonu zorunlu kıldı. Bu bir tercih değildi. 6 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

9 ayın konusu İzmir İktisat Kongresi nde yabancı sermayeye de çağrı yapılıyor, ancak şu mesajlar da veriliyor: 1- Kapitülasyonlar dönemini unutun, Lozan da onlar tasfiye oldu. Türkiye de yatırım yapmak istiyorsanız bizim yasalarımıza uyacaksınız. Bizim yerli sermaye sahibi ile eşit koşullarda olacaksınız. Ayrıcalık olmayacak. (Şimdi bugüne bir gönderme yapalım. Bu koşullarla yabancı sermayeye çağrı yapabilecek bir siyasal iktidar var mı?) 2- Yerli sermaye gruplarına birlik ve dayanışma mesajı veriyor: Eğer sınıf çelişkilerini ortaya koyarak çatışmaya girersek ulus devleti inşa edemeyiz. Bir yandan her kesimden üreticinin görüşü alınırken Kadro da biz sınıfsız toplumuz, biz her gruptan ulusal çizgide yürüyen ekibiz imajını güçlendirdiler. Bu çok sağlıklı bir yöntemdi ve sonrasına bakalım: 1948 de İstanbul da İktisat Kongresi toplanıyor. Kamuoyu bu kongreyi fazla bilmez. Bu kongrede yeni devletçilik tartışılıyor ve burada devletin kamu hizmetleri ve mevcut sanayilerin dışında yeni yatırıma yönelmemesi, bu alanların özel sektöre açılması, kamunun sadece amme hizmetleriyle sınırlı kalması telkinlerinde bulunuluyor. Ve çok ilginç hem 1946 hükümet programında (CHP) hem de 1950 hükümet programında (DP) benzer görüşler var. Yani hem muhalefetin hem de iktidarın bu yeni devletçilik anlayışında buluşması aslında Türk Devrimi nin temel iktisat politikalarından çark etmek anlamına gelmiştir. Kopuş 1946 ile başlıyor ama esas köklü kopuş 1950 den itibaren hızlanıyor. Hocam, şimdi olsa borcumuz var, şartlar uygun değil falan diyebiliriz. Ama o dönemde böyle değil, hatta çok zor koşullar geride bırakılmış, dediğiniz gibi işler yolunda devam ediyor. Ne oldu peki? 2.Dünya Savaşı sonrası yeni bir güç ortaya çıkıyor, ABD. Amerika yı bizim kan kardeşi bildiğimiz dönem. Dünya özgürlüğünün temsilcisi olarak görüyoruz. Bize sıcak geliyor. Dönem bizim dünya ekonomisine eklemlenmemizin yararlı olacağı yönünde bir havayla dolu. Mesela 1946 devalüasyonu çok gerekli değildi ama yapılmıştır. Niye? İşte bizi IMF ye alırlar falan. İşte bu ABD, Avrupa nın yeniden inşa dönemini başlatıyor. Zira, 2.Dünya Savaşı sonrasında Avrupa perişan vaziyette; tarımsal ürün ve madencilik ürün ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. ABD bizden, Marshall ve Vaner Planıyla, sanayiyi bırakmamızı, tarım ve tekstile yönelmemizi istiyor. İthal ikameci sanayileşmenin birinci aşamasını tamamlayın, yani tüketim mallarıyla işi bitirin ama ara üretim mallarına girmeyin diyor. Halbuki daha akıllı ve planlı entegre olabilirdik. 2. Sanayi Planımızdaki ara ve yatırım mallarındaki aşamayı tamamlayabilirdik. 24 Ocak da önemli bir kilometre taşı ekonomi tarihimizde, değil mi? Menderes dönemi siyasal bir krizle sona erdi tan sonra ara ve yatırım malları sanayimizi (demir çelik, petrokimya) kurmaya başlamıştık. Tam geliştirme döneminde 24 Ocak kararları geldi. Bu kararlarla birlikte biz yeniden dünya ekonomisine entegre olmaya başladık ama çok düşük katma değerlerle. Esas köklü değişiklik 1989 daki 32 sayılı kararla geldi. Kısa vadeli sermaye hareketleri serbestleştirildi. Dünya ekonomisine neo-liberal politikalarla entegre olduk. Geri dönülemez bir yola girdik. Bu yol acı bir şekilde bizi bugünlere getirdi. Maalesef IMF li yıllar başladı. Bu dönemde Özal damgası var. Özal varken IMF yi pek görmedik; gerek kalmadı çünkü. IMF yetkilileri Özal varken bize gerek yok dediler. 24 Ocak 1980 den beri çok hükümet değişti. İktisat politikası değişmedi mi? Hayır değişmedi. Bütün hükümetler biz IMF nin yeni yerli sesiyiz dediler den bu yana neo-liberalizmin politikasında gidiyoruz. Bu bizi Bağımsız Türkiye ye götürmez. IMF ile yollarımızı ayıralım ama AB ile devam edelim. diyenler var.. Bu pratik olarak mümkün değil. Çünkü bugün geldiği noktada, özellikle Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, AB aynı zamanda bir sermaye projesidir. İlerleme raporlarında hep IMF programına övgüler var. AB, eski refah devletini hedefleyen AB değil artık. Sosyalizm, Demokles in kılıcı gibi duruyordu Sovyetler Birliği zamanında. Sosyal Devlet AB de de mi tasfiye ediliyor? Bizim kadar kolay değil çünkü orada sosyal devlet daha güçlü. Biz daha sosyal devleti fazla tanıyamadan elimizden alıyorlar; orada ise tarihsel olarak büyük kavgalar sonucu oluşmuş bir mekanizma var. En basitinden Fransızlar Avrupa anayasasını reddedebiliyor, niye? Çünkü oradakiler neoliberal ideolojinin kamuyu küçültmesinin emekçilere getireceği bedelleri iyi biliyorlar; tepki koydular. Dolayısıyla Batı nın sosyal devleti tamamen tasfiye etmesi kolay olmayacak, orada bir mücadele olacak. ABD ekonomisi bir kriz yaşıyor. Devlet, bu krizi atlatmaya yönelik olarak ekonomiye çeşitli yollardan müdahale ediyor. Oysa, Ülkemizdeki 2001 krizinde IMF, TCMB nin piyasaya likidite sağlamasını engellemişti. Devletin ekonomiye müdahalesi konusunda neler söyleyebilirsiniz? Üstelik, Bush gibi neo-liberallerin en azgını devreye girdi. Önce 145 milyar dolarlık bir paket çıkardı; şimdi 168 milyar dolar oldu. Herkesin cebine para koyan müdahaleler bir anlamda. Ama işi çözmeye yetmiyor. Ancak, ideolojik olarak bir hegemonyanın gerilediğini gösteriyor. Yani eskiden kötü ilan edilen hükümet müdahaleleri şimdi kutsanıyor. İdeolojik olarak ciddi bir tartışma başlayacak. Yani yeniden devlet kapitalizmi mi, ya da devletin müdahalelerinin olduğu kapitalizm mi, ya da yeni Keynescilik mi? ABD deki bir liman ihalesine de müdahale ettiğini okuduk ABD Hükümetinin... Mayıs

10 ayın konusu Araplar alacak diye ortalık birbirine girdi ve ihaleyi durdular. Hatta gazetelerdeki başlık çok ırkçı bir şekildeydi pis Araplar limanımızı alacaklar. Ama temiz Amerikalılar, iyi Fransızlar bizim limanlarımızı rahatça alabiliyor. Bu çifte standarttır. Pis dedikleri Araplar çeşitli fonlarla Citigroup u kurtarıyor... Şimdi köpekbalığı adını verdikleri bu fonlardan tedirginler. Bağımsızlığımız gidiyor diyorlar. Ve Avrupa bu fonlara karşı nasıl bir regülasyon izlemesi gerektiğini tartışıyor. Dünya ekonomisindeki kriz beraberinde hükümet müdahalelerini yeniden gündeme getirebilir. diyorsunuz... Evet, ikincisi demin söylediğim köpekbalığı fonlarının çok ciddi anlamda kapitalist ekonomilerde çok sayıda varlıkları satın alması söz konusu olabilir. Ve bunlara yönelik yeni regülasyonlar devreye girebilir, yani deregülasyon çağı sona ermek üzere. Yaşasın kuralsızlaştırma bitmek üzere. Çünkü görüldü ki piyasalar kendi hallerine bırakıldıklarında tökezliyorlar. Biz de iktisattan biliyoruz ki piyasalar tökezliyorsa mutlaka ve mutlaka kamusal bir müdahale şarttır. Eğer piyasalar çalışıyor olsa Bush niye 168 milyar dolarlık bir paketi devreye soksun? - Dünya bu krizi yaşarken Türkiye ne yapmalı? Şimdi bütün bunlar olurken Türkiye nin gelişmelere bir B planı ile cevap vermemesi akıl alacak şey değil. Mesela yapılacak bir şey söylüyorum: bugünkü kadro yarın oturup Türkiye halkına geçenlerde açıkladığım üç programı (Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan, Katılım Öncesi Ekonomik Plan) yeniden yayınlıyorum; bunların bütün projeksiyonlarını sil baştan değiştiriyorum diyecek. Çünkü IMF zaten değiştiriyor. Hükümetin övündüğü iki gösterge var: Büyüme ve enflasyon yılı için bu iki göstergeyi değerlendirir misiniz? Bu iki gösterge de 2007 de bozuldu. Büyümede son 23 çeyreğin en düşük oranına düştük. Enflasyon hedefi de 2007 de yüzde yüz aşıldı. Görünen o ki, dünya ekonomisinde uzun süreceğe benzeyen sıkıntılı bir döneme giriliyor. Bu koşullarda Türkiye büyümeye devam etmek için neler yapmalı? Ciddi bir programla temel ekonomik sorunlarımızı çözebilir miyiz? İki yol var; ya IMF politikaları ile ya da IMF siz devam edeceğiz. IMF ile masaya oturduğumuzda şunları yapmaya mecburuz diye bir şey yok. Örneğin, Brezilya ve Arjantin, 2004 yılında Copacabana Deklarasyonu nu imzaladılar. İktisadın içsel büyüme teorilerine göre; eğer yüksek bir büyüme politikası tutturmak istiyorsanız beşeri sermayenizin güçlü olması, yani bütçenizden, beşeri sermayenize kaynak ayırmanız lazım. Ama faiz dışı fazla buna engel oluyor. Bu ülkeler dediler ki; faiz dışı fazla tanımını değiştirmemize izin verin; eğer eğitime, sağlığa kaynak ayıramazsak bu büyümeyi tutturamayız, büyümeyi tutturamazsak da size borçlarımızı ödeyemeyiz. Kabul ettirdiler ve borçlarını da ödediler. Bu, bizim, Lozan da Osmanlı nın borçlarını kabul etmekle birlikte bir plana oturtmamıza benziyor. Yani onurlu ve ciddi bir mücadeleyle, iyi bir pazarlık yapmak mümkün. Ancak bunu yapacak siyasi irade yok. İkinci seçenek de IMF ye güle güle deyip yeni bir siyasal iktidar, yeni hedefler ve bağımsız Türkiye nin iktisat programı. Neo-liberal politikalarla hakem konumuna getirilmiş devlet, bu pasif konumundan kurtarılarak iktisadi ve sosyal araçlarla donatılmış aktif görev yapan kalkınmacı ve sosyal devlet konumuna getirilebilir. Stagflasyon söz konusu mu? Gidişat öyle gibi. Büyüme oranı yüksek ama mevcut kapasitelerle üretim yapıyoruz; yeni fabrika, yeni işyeri görmüyoruz. Bunun üstüne o fabrikaların da durduğunu düşünelim; işsizliğin büyük boyutlara varacağı açık. Eğer dünya ekonomisi ciddi bir resesyona girerse, durgunluk ve enflasyonun birlikte olduğu bir süreç Türkiye için de sürpriz olmaz. Biraz daha somutlarsak bir yazlık alacaksınız ama bu durumda ben bunu almaktan vazgeçeyim veya bir araba alacaksınız ama ondan vazgeçeyim der misiniz? Mesela konut piyasasında konut alma zamanı, çünkü önümüzdeki dönem müthiş bir daralma olacak. Onun dışında yatırımın böyle bir ortamda olabilmesi pek söz konusu değil. Biliyorsunuz Keynes in en büyük katkısı şudur: sermayenin marjinal etkinliği diye bir kavram getiriyor. Ekonomide faizleri düşürseniz, olağanüstü bir şekilde kredi bolluğu yaratsanız bile, eğer kapitalistlerin geleceğe dönük beklentileri çok kötüyse, istediğiniz kadar ucuz kredi verin yine de kapitalistlerin yatırım yapmasını sağlayamazsınız. İşte dünya ekonomisi böyle bir konjonktüre doğru gidiyor. Bunu nasıl vadelendirebiliriz? Onu tahmin edebilmek mümkün değil krizinin, ne kadar süreceğini hiç kimse bilemedi. Çünkü bunlar büyük salınımlar, bunları tahmin edebilmek pek mümkün değil. Hatta bunun 1930 u da geride bırakacağı söyleniyor. Artık olay tek tek ülkelerin bir şeyler yapmasından çıktı. Dünyada yeni ittifaklar, yeni arayışlar gündeme geliyor. Bunun için umutsuz olmayalım diyorum. Şimdi siz işin içinde birisi olarak, örneğin ODTÜ mezunlarına ne önerirsiniz? Belirsizliğin arttığı bir döneme doğru gidiyoruz. Belirsizlik artıyorsa orada olasılık hesaplaması yapmak çok zorlaşır ve kaotik bir duruma gidiyoruz demektir. O ortamı düzeltmeden geleceğe dönük bir öngörüde bulunmak çok zor. Hocam çok teşekkürler, ağzınıza sağlık. Ben teşekkür ederim. Röportaj: H. Nafi İPEK (PETE 82) Çağdaş EKİNCİ (CENG 06) Bu röportajın tümünü Derneğimizin internet sitesinden (www.odtumd.org.tr) okuyabilirsiniz. 8 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

11 günce BAĞIMSIZ TÜRKİYE! Bundan tam 89 yıl önce bir Mayıs günü, bu ana ilke etrafında kenetlenen kararlı bir grup yurttaşımız, uğruna ölümü göze aldıkları bu ilkeyi başka yurttaşlara anlatmak üzere yola çıkmışlardı. 89 yıl önce Mayıs ayında cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içindeydiler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid ediyorlardı. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüştü. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi istiklal uğruna mücadeleyi kendine vazife edinmişti Mustafa Kemal ve arkadaşları. 19 Mayıs, Bağımsız Türkiye ye giden zorlu yolda atılan ilk adımdı. Bağımsız Türkiye yolunda kazanılan askeri zafer, Lozan da diplomasi alanında masa başında pekiştirildi ve Bağımsız Türkiye, savaşta uğruna can verilen bir ütopya olmaktan çıktı, dünyaca tanınan ve kabul gören bir devlet halini aldı. Ancak Bağımsız Türkiye ye giden yolun henüz tamamlanmadığını bilen Mustafa Kemal, İzmir İktisat Kongresi ni açış konuşmasında şöyle söylüyordu: İstiklal-i tam [tam bağımsızlık] için şu düstur var: Hakimiyet-i milliye, hakimiyet-i iktisadiye ile tarsin edilmelidir [pekiştirilmelidir]. Bu kadar büyük gayeler, bu kadar muhaddes, azametli hedefler kağıt üzerindeki düsturlarla, arzu ve hırsla husul bulamaz. Bunların tahakkuk-ı tammını temin için [tam olarak gerçekleştirilmesi için] yegane kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle tetvic edilmezse [taçlandırılmazsa] semere, netice, payidar [kalıcı] olamaz. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Bağımsız Türkiye ilkesi, bilinci ve ülküsü etrafında birleşen halk, yoktan bir ülke yaratmak için kolları sıvamış, Bağımsız Türkiye yi kuracak iki vazgeçilmez öge olan Eğitim ve Üretim için seferber olmuştu. Aradan yıllar geçti. Cumhuriyetin ilk yıllarında sürdürülen eylemde seferberlik, yerini yavaş yavaş sözde seferberliğe bırakmıştı. Sözde mücadele daha kolay gelmişti herkese. Nefesi çabuk tükenmişti Bağımsız Türkiye nin. Eylemin yerini sözler alınca da doğal olarak eylemler yerine kavramların sahiplenilmesi geldi gündeme. Cumhuriyetin ilk bebeklerine Ülkü ismi verilirken giderek bu sözcükten ürker oldu toplum. Bağımsız Türkiye de artık herkesin şiarı değildi. Bir avuç gencin ABD bayrağını yakarken attıkları bir slogandı bu, sessiz çoğunluğun gözünde. Sözcükler kavramları, kavramlar da ülküler ve eylemsellikler yerine, bölünmeyi, daralmayı, dışlanmayı getirmişti, veya böyle olması teşvik edilmişti. Bağımsız Türkiye bağlamında sözcükler ve kavramların nasıl, ne zaman ve ne şekilde kimlik değiştirdiğine tanık olalım hep birlikte genel seçimlerinde Demokrat Parti nin sloganını hatırlayalım: 30 yıl sonra Türkiye, Küçük Amerika olacak! Böyle bir sloganla seçimlere giren bir parti, halkın oylarının %48 ini yakalamıştı. Küçük Amerika hayali belli ki refah, teknoloji ve umut çağrıştırmıştı Bağımsız Türkiye nin insanlarına. Küçük Amerika hayali, 1959 de füze üslerini, 1960 da ise gazete ve matbaalara el koymak, komisyon kararlarına karşı çıkanları 3 yıla kadar yargılamadan alıkoymak gibi yetkilere sahip Tahkikat Komisyonlarını getirmişti Bağımsız Türkiye ye. Ve nihayet Küçük Amerika ile başlayan hayal, teknoloji ve refah yerine 27 Mayıs 1960 ihtilali ve bir başbakanın idamı ile sonuçlandı. Küçük Amerika olmaktan bir daha sözetmedi Bağımsız Türkiye. 27 Mayıs, Hürriyet ve Anayasa Bayramı ilan edildi ve her yıl tüm yurtta, KTFD de (o zamanlar KKTC değildi) ve dış temsilciliklerimizde kutlanmaya başlandı darbesinin ardından 27 Mayıs, resmi tatil olmaktan çıkarıldı. Kenan Evren e göre her askeri darbe bayram olacak olsa bayram sayımız çok artacak tı, ki haklıydı. 27 Mayıs İhtilali nin ardından yapılan 1961 Anayasası nın üzerinden önce 12 Mart, ardından 12 Eylül silindirleri geçecek, 1961 Anayasasının ne kadar demokratik olduğu 2000 lerde bile dillerden düşmeyecekti. Tıpkı Cumhuriyetin 100. yılına ramak kalsa da meydanlarda hala 10. yıl marşının dillerden düşmediği gibi. Bağımsız Türkiye, geçmişe özlemi sevmişti. Bağımsız Türkiye ye özlem, 68 döneminin de şiarıydı. Haziran 1967 de İstanbul a demirleyen 6. Filo, yoğun protesto gösterilerine sahne olmuş, yürüyüşçüler, Dolmabahçe deki direkten ABD bayrağını indirip Türk bayrağını çekmiş, İstiklal Mayıs

12 günce Marşı nı okumuşlardı. Temmuz 1968 de yine gelen 6. Filo yu protesto eylemlerinin ardından polis, İTÜ yurdunu bastı. Pencereden itilen öğrenci Vedat Demircioğlu hayatını kaybetti. 16 Şubat 1969 da yine 6. Filo ya karşı yapılan Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü ne katılanlara, kahrolsun komünistler, Müslüman Türkiye sloganlarıyla saldırıldı. İki kişi öldü, ikiyüzü aşkın kişi yaralandı. Olay tarihe Kanlı Pazar olarak geçti. Bağımsız Türkiye ye özlem, komünizmin habercisi olmuştu devletin gözünde. Oysa 2008 Nisan ayında Bağımsız Türkiye nin Büyük Millet Meclisi ne seslenen Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso artık demokratikleşin mesajı veriyordu: Partileri kapatmayın, 301. madde meselesini halledin, Kürtlere siyasi ve kültürel haklar tanıyın, enerjinizi laiklik ve türban tartışması yerine reformlara harcayın. Ve Barroso nun yaklaşık 25 dakika süren konuşmasını AKP, CHP ve DTP milletvekilleri alkışlarken alkışlamayan tek grup MHP oldu. Bağımsız Türkiye şiarı el mi değiştirmişti? Belki de nedeni 68 lerde, 78 lerde Bağımsız Türkiye diye haykıranların bir kısmının artık yaşamıyor, bir kısmının sesi kesilmiş, kolu, kanadı kırılmış olması mıdır, kimbilir? Kimi hayata küstürülmüş, kiminin umudu kalmamış geleceğe. Kimi geçmişe özlem kolaycılığının tadına varmış, 10. yıl marşını haykırıyor artık meydanlarda; geleceği kurmak için mücadele onlara çok uzak artık. Oysa Bağımsız Türkiye yi yeniden kurmak, ancak yeni bir Kurtuluş Savaşı ile mümkündür demişti geçmişte onlar. Yine bu uğurda, bir Mayıs sabahı, 6 Mayıs 1972 de Bağımsız Türkiye diye haykırdı ipe çekilirken çoğumuzun oğlu yaşında üç genç. Yıllar geçiyor. Henüz bir fidanken elimizden kayıp gitmesine izin verdiğimiz Bağımsız Türkiye, alanlarda 10. yıl marşını söylemekle geri gelmeyecek. Tıpkı 1 Mayıs ın isminin Birlik ve Dayanışma Günü olmasının TBMM de kabul edilmesinin iş güvencesi, emeğin karşılığının alınması, her yurttaşa iş olanağı sağlamayacağı gibi. Tıpkı Anayasada kimsenin hangi gerekçe ile olursa olsun eğitim hakkının engellenemeyeceğinin belirtilmesinin gençlere nitelikli eğitim hakkını sağlamayacağı gibi. Tıpkı Avrupa Birliği nin baskılarıyla bazı yasakların törpülenmesiyle demokrasi sağlanmayacağı gibi. Bağımsız Türkiye nin anahtarı üretimdir. Üretim için eğitimdir. Bunu ilke edinmeyen bir ülkenin bütün kaleleri zaptedilmeye, bütün tersanelerine girilmeye, bütün orduları dağıtılmaya ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmeye mahkumdur. Memleketin dahilinde, iktidara sahip olanların gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde olmaları dikkati çekmez. Hattâ bu iktidar sahiplerinin, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid etmeleri olağandır, kanıksanmıştır. Çünkü millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüştür ve kendine sunulan yapay umut ışıklarına muhtaçtır, bunlara sarılmıştır. İşte bu ahval ve şerait içinde istiklal uğruna mücadele, uzun solukludur. Kararlılık gerektirir. Bu kararlılığın en önemli dayanağı, enerjinin söz ve kavramlara değil, eyleme, üretmeye harcanmasıdır. Acaba bu Mayıs ta, 19 Mayıs ın 89. yılında bu kararlılığı yakalayabilecek miyiz? Nermin FENMEN (CHE 80) MART NİSAN 2008 AYI İTİBARİYLE BURS FONU MUZA BAĞIŞTA BULUNAN ÜYELERİMİZ VE ODTÜ DOSTLARI BURS VERENLER BÖLÜM-MEZUNİYET YILI BURS VERENLER BÖLÜM-MEZUNİYET YILI MEHMET ALPASLAN 80 EE AKIN ÖNDER ARCH 83 SADIK MERCANGÖZ ARCH 72 TÜLAY APAK CHE 72 ERTAN DOĞMUŞ MATH 86 OKTAY YILDIRIM ME 93 GÜRAY KARAKAYA PETE 06 ERTUĞRUL ERDİ CHE 79 CE 94 MEZUNLARININ BURS FONU NA YAPTIKLARI TOPLU BAĞIŞA KATKIDA BULUNANLAR: BAKİ ÖZTÜRK Ş.ALP KELER HASAN AKKOÇ 10 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

13 üyelerden 1 Mayıs sabahı Türkiye de 1 Mayıs lar hep zorlu ve çetin olageldi. Bunun yanında, 1 Mayıs doğası gereği hiçbir zaman barışık olmadı, kendi özüyle değil, karşısına aldığı kapitalizmle. 1 Mayıs ın bir mücadele günü olması, bu barışık olmama halini zaten etraflıca anlatıyor. Kapitalist sermaye sınıfının sömürüsü altında ezilen tüm emekçilerin mevcut sisteme başkaldırısını anlatan bir gün 1 Mayıs. Dünyanın dört bir tarafında, milyonlarca insanın 1 Mayıs ta sokaklara dökülüşünün ardında, aynı ortak çağrı ve amaç birliği var: Kapitalizmi alt etmek. Bugün Avrupa nın bir çok kentinde 1 Mayıs resmi tatil. Türkiye de ise değil. Tüm bunların ışığında birisi çıkıp da, bakın işte şu Avrupa ya, ne kadar da medeni, 1 Mayıs tatil günü, biz ise yeterince demokratikleşemedik derse, söylenecek söz bellidir. Batının tüm sosyal güvenlik kurumlarının, Batıda elde edilen toplumsal hakların ve iş yaşamındaki kazanımların, batının köklü medeniyetiyle yada gelişkinliğiyle açıklanamayacağını, ama işçi sınıfının, Avrupa da, 1917 Ekim devriminden bugüne, gerek sendikal düzeyde, gerekse siyasi mücadele alanında, kapitalistlere kök söktüren, dişe diş mücadelesinin bir sonucu olduğunu söylememiz gerekiyor. Tüm bunlara rağmen, 1 Mayıs maalesef bir çok dünya ülkesinde, kapitalist sınıf ile bir barışıklık içinde yaşanıyor. Sosyal demokrat partilerin yönlendiriciliğindeki sendikaların güdümünde, sermaye düzeni ile bir hesaplaşmaya damgasını vuramıyor 1 Mayıslar!... Elbette bu geri çekilişin arkasında, dünya emperyalist sisteminin sosyalist sisteme karşı galip gelişi ve neoliberalizmin dünya halklarını tutsak edişi yatıyor. Tüm bunlara rağmen, 1 Mayıs dünyanın bir çok yerinde, hala ezilenlere umut olmaya devam ediyor. Kapitalizmin tüm akıldışılığına karşı akıldan, emekten, bilimden yana tüm güçlerin birliğini, mücadelesini sergilediği bir gün olmaya devam ediyor. Sosyalist sistem bitti denilen eski Sovyet cumhuriyetlerinde emekçiler, 1 Mayıs ta kapitalizme lanet okuyorlar, sosyalizme olan özleyişlerini 1 Mayıs ta dile getiriyorlar. Küba da 7 den 70 e milyonlarca Kübalı, ABD ablukasına karşı her yıl daha da kalabalıklaşarak meydanları dolduruyor. İşgal altındaki Irak taki yurtseverler için de vatan savunması 1 Mayıs ta pekişiyor. İrili ufaklı gösterilerle de olsa, Filistin de, Lübnan da ve daha bir çok ortadoğu ülkesinde de 1 Mayıslar, direnişin ve mücadelenin adı oluyor. Ülkemizde 1 Mayıs, her türlü baskıya, yasaklamaya karşı, emekçi sınıfların birliğinden yana gitgide güç kazanıyor. Buna karşın, 1 Mayıs ı, emekçi sınıfların bir silahı olmaktan çıkarmak için onu içeriksizleştirmeye çalışan İkitelli medyası, her yıl, 1 Mayıs ı coplarla anmaya özel bir gayret sarfediyor. Sorulan soru belli: Kafanızı cop yiyerek kırmak mı istersiniz, yoksa size akıllı-uslu bir devlet töreni mi verelim? Devlet törenine TÜSİAD patronları ve bir dizi sendikanın dünden razı başkanları iştirak edebilir. Ama ya Tuzla da ölen işçilerin aileleri, ya göçük altında kalan madenciler, ya siyanürlü talana dur diyen köylüler, onları da aynı geçit mangasına yerleştirebilecekler mi? İşte bu biraz zor. Barışmamız zor ve olanaksız görünüyor. Kapitalizmle barışmayalım. Barışmayalım ki, 1 Mayıs bizim olsun. 1 Mayıs bizim bayramımız, emeğiyle bir dünya yaratan herkesin bayramı. 1 Mayıs sabahı erken kalkalım. En temiz kıyafetlerimizi giyinelim. Dünyanın en insanca bayramını, insana yaraşır bir biçimde, onurlu ve gururlu bir biçimde yaşayalım. Yaşasın 1 Mayıs! Özgür GENÇ (BİO 04) Mayıs

14 üyelerden MAYIS AYI CİNAYETLERİ 12 Mart 1971 tarihinde üç kuvvet komutanı ve Genelkurmay Başkanı nın imzasıyla TRT haber bültenlerinden okunan hükümete yönelik bir muhtıra ile Genişletilmiş Komuta Konseyi adlı askeri cunta, Anayasayı ihlal suçu işleyerek, Süleyman Demirel in AP hükümetini düşürdü. Bir başka deyişle, Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu, anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür diyerek idareye el koydu. 12 Mart Muhtırası adı verilen bu askeri darbenin meşruiyet gerekçelerini sıraladığı belgedeki reformlar ve inkılap kanunları ndan söz eden imaları, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur un muhtırayı verenler arasında yer almaları, Doğan Avcıoğlu nun Yön ve Devrim Dergileri çizgisindeki sol bir darbe nin gerçekleştirildiği izlenimini veriyordu. Süleyman Demirel in bir ordu müdahalesiyle devrilmesi zaten aylardır bekleniyordu. Ancak Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ın müdahalenin başında bulunacağı umulmuyordu. Muhtıra dan kısa bir süre sonra aralarında Tümgeneral Celil Gürkan, Hava Tuğamiral Aydın Kirişoğlu ve Deniz Tuğamiral Vedii Bilget in de bulunduğu, bir grup üst rütbeli radikal subayın (5 general ve 9 albay) silahlı kuvvetlerden tasfiye edilmeleri tereddütlere yol açtı. Tereddütler yerini çok geçmeden yerini karamsarlığa bıraktı. Erim, Hükümeti açıklayıp programını ilan ettiği ve Vehbi Koç un ağzından da tekelci burjuvazinin tam onayını aldığında, herkes ve bu arada devrilen Demirel in AP si bile herhangi bir radikalizmin iktidara tırmanmakta olmadığından artık emindi. Şartların oluşturulduğu uygun bir zamanda yönetime el koymak üzere 1965 yılından beri hazırlık içinde olan sol cunta, Milli Birlik Komitesi üyesi olan emekli general Cemal Madanoğlu ve Doğan Avcıoğlu nun liderliğinde teşkil ediliyor; İlhan SELÇUK, İlhami SOYSAL, Uğur MUMCU, Hasan CEMAL, Uluç GÜRKAN gibi pek çok solcu aydın ve yazar da bu cuntanın içinde yer alıyordu. Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ise cuntanın öncüleriydi. Cuntanın askeri kanadında ise yüzlerce alt ve üst rütbeli subay yer alıyordu. Hedef ve yapılacaklar belliydi. Ordu darbesiyle iktidara el koyulacak, bütün partiler ve parlamento kapatılacak, askerlerden oluşan 50 kişilik bir Devrim Konseyi kurulacaktı. Devrim Anayasası, Devrim Partisi tüzüğü, Devrim Mahkemeleri taslaklarının yanı sıra aralarında sivillerin bulunduğu Bakanlar Kurulu listesi de hazırdı. Darbe hazırlıklarıyla ilgili istihbarat bilgilerinin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç a ulaştığını öğrenen Kuvvet Komutanları, CIA ve Cumhurbaşkanı Sunay ın desteğinden de yararlanarak, hızla saf değiştirmiş ve ordunun Amerikancı ve tutucu kanadının ortalama eğilimlerini temsil ettiği bilinen Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ile anlaşmışlardır. Anlaşmaya göre, ordu, emir-komuta düzeni içinde bir müdahale ile radikal subayların nefretinin simgesi haline gelmiş olan Demirel ve AP hükümetini alaşağı edecek, buna karşılık olarak da Batur ve Gürler de alt kademedeki radikal subayları tasfiye edeceklerdi. Böylelikle hem silahlı kuvvetlerde bölünmeyi izleyebilecek bir iç savaş tehlikesi atlatılmış ve hem de ülkenin vatanı ve milletiyle bölünmezliği ve Türk milletinin bekası tekrar tesis edilmiş olacaktı. Nitekim böyle de oldu. Silahlı Kuvvetler komuta kademesinde varılan anlaşma, parlamentoda da yansımasını buldu. AP, CHP ve öteki partiler başbakanlığa atanan CHP milletvekili Nihat Erim hükümetine bakan vereceklerini ve hükümet programını destekleyeceklerini bildirdiler. Ordunun zorlamasıyla Hükümete parlamento dışından alınan bazı öğretim üyeleri, teknokrat ve bürokratların da takviyesiyle, burjuvazinin bütün kesimleri, bir hükümet çevresinde birleşmiş, temsili bir milli birlik ve beraberlik hakim olmuş gibi görünüyordu. Mehmet Ali Aybar Erim hükümetine güvenoyu verirken, TİP, Dev-Genç ve SDDF tekelci kapitalistlerin, bürokratik faşizmin hükümetine hiçbir şekilde destek olmayacaklarını ilan ettiler. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Türkiye de Yunanistan usulü bir askeri diktatörlük kurulmuş olduğunu söyleyerek görevinden istifa etti. 12 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

15 üyelerden Uzlaşmaya varılmış, hakim sınıfların iç dengeleri yeniden sağlanmış, sıra müşterek düşmanlarına gelmişti. Artık düzeni tehdit eden ordu içindeki radikal subaylara ve demokrasi güçlerine daha rahatça saldırabilirlerdi.öyle de yaptılar. 12 Mart rejimi, Dev-Genç, ÜOB, TÖS, DDKO ve irili ufaklı birçok derneği kapatarak, aktif saldırısına başladı. Sıkıyönetim ilan edilerek Balyoz Harekatı başlatıldı. Tarih,12 Mart darbecilerini, 27 Mayıs Anayasası nın tırpancısı; cezaevlerine tıkılan ve işkence edilen yüzlerce devrimci gencin gardiyanı; Ziverbey Köşkü nün işkencecisi; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ın celladı ( 6 Mayıs 1972 ); Ulaş Bardakçı ( 19 Şubat 1972 ), Hüseyin Cevahir in (1 Haziran 1971) katili; KIZILDERE de Mahir Çayan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru ların imha edilmelerinin sorumlusu (30 Mart 1972); NURHAK da Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga nın katili; İbrahim Kaypakkaya nın ağır işkence koşulları altında öldürülmesinin sorumlusu olarak kaydetti. Öte yandan, bütün bu olup bitenlere paralel olarak, 1961 Anayasası ve dünya konjonktürünün getirmiş olduğu koşullar altında, emekçi sınıfların tekelci sermayeye ve ABD Emperyalizmine karşı mücadelesi yükselmekte, sosyalizm, toplumsal ve parlamenter bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Tarım üreticileri ve köylüler, büyük toprak sahiplerine, ticaret burjuvazisine ve tefecilere karşı örgütlenmekte ve direnmektedirler. İşçi sınıfının mücadelesi hızla gelişmekte, grev ve direnişler yayılmakta, fabrikalar işgal edilmektedir. Özerk ve demokratik üniversite talebini yükselterek yola çıkan 68 Öğrenci Gençliği ise, bu süreçte, emekçi sınıfların yanında yerini almakta ve gerektiğinde onlara öncülük de ederek ABD Emperyalizmi ile onun eklemlemeleri olan paramiliter faşist ve şeriatçı güçlere ve çetelere karşı savaşmaktadır. Darbeciler ise bütün bu gelişmelere kayıtsız değillerdir. 68 gençliğinin yiğit ve öncü kadrolarıyla doğrudan veya dolaylı ilişkiler ve işbirlikleri kurulmakta ve Ordu ve Gençlik El Ele Milli Cephede yerini almaktadır. Doğan AVCIOĞLU Devrim Dergisi ndeki yazılarında bu ilişkilerin değirmenine su taşımakta ve gençlerin coşkularını açıkça şehir gerillacılığına doğru yönlendirmekte; bombalama, adam kaçırma ve banka soygunlarıyla darbeye giden yolda cuntalarına meşruiyet ortamı yaratmaya çalışmaktadırlar. Öncü örgütlenmelerin teorik ve stratejik söylemlerinde yer alan Halk Savaşı, Öncü Savaşı, Kır Gerillası, Şehir Gerillası kavramlarına rağmen durum maalesef böyledir. Gerilla savaşı vermek üzere yola çıkan bu kahraman öncülerimizin kurmuş oldukları örgütlerin; tipik gerilla örgütleri ile pek fazla bağdaşmayan formatları, demokratik merkeziyetçilikten uzak ve kendini sakınmayan yapı ve işleyişleri; darbecilere bel bağlanmış olmanın bir göstergesi değil midir? Bir başka deyişle; hükümeti deviren ama meclisi kapatmayan 12 Mart darbesi yerine, yine hükümeti deviren ve fakat bu sefer meclisi de kapatan bir darbenin gerçekleşmiş olması halinde bile, gene o darbenin meşruiyetinin sağlanabilmesi adına, 68 Gençliğinin kırım ve katliamı bakımından pek fazla bir şey değişmeyecek olabileceğinin söylenmesi herhalde hiç kimse için zor olmasa gerek. Radikal subaylardan Hava Yüzbaşı Fevzi Özkaya, mahkemede, Bizi örgütleyenler de mahkemeye sanık olarak çıksınlar diye bağırıyordu. Habertürk e konuşan Deniz Gezmiş in ağabeyi Bora Gezmiş de benzer şeyler söyledi. Maalesef, darbeyi örgütleyen ve yapanlar mahkemelere sanık olarak çıkmadı. Çıkarılanlar ise göstermelik olarak yargılandı, bir süre sonra da serbest bırakıldı. Darbeciler tarafından yarı yolda bırakılan öncü kahramanlarımız katledildi, 68 Gençliği ile demokrasi ve sosyalizm güçleri üzerinden adeta silindir ile geçildi. Aslında tarih ve kamu vicdanı bu darbeyi yapanları yargıladı ve onları tarihin çöplüğüne attı, arkadaşlarımızı ise en müstesna yerinde, gönlünde yaşatıyor. Darbelerin günümüze bıraktığı miras; halkımızın siyasetin öznesi olmakta zorlandığı, seçilmişlerin yönetimde tayin edici roller oynayamadığı bir rejim olmuştur. Asker-Sivil derin bürokrasi; Gizli Anayasası kontrgerilla/gladyo/ mafya yapılanmaları ile, ülke yönetimini, karar verici baş aktör olarak sürdürmektedir. Darbelerin yargılanarak gladyo düzeninin tasfiyesi, üzerinde yapılan bir sürü değişikliğe rağmen hala antidemokratik olma özelliğini koruyan 12 Eylül Anayasası yerine demokratik bir Anayasanın ikame edilmesi ve darbelere meşru gerekçe yaratma imkanı veren, TSK İç Hizmet Kanunu nun 35.Maddesi nin kaldırılması, demokrasi mücadelesinin en acil hedefi olarak durmaktadır. Bülent VARGEL (ME 70) Mayıs

16 üyelerden HERKES İÇİN ENGELSİZ YAŞAM Milli okçumuz Gizem Girişmen İstanbul da Olimpiyat Meşalesini taşırken ODTÜ Mezunları Derneği nin önünde iki araçlık engelli park yeri var. Sanırım benim şansıma, derneğe ne zaman aracımla gelsem, engelli plakası olmayan bir araç bu park yerinde park etmiş oluyor ve maalesef her seferinde bu araç sahipleri ile hiç istemediğim bir diyalogu yaşamak zorunda kalıyorum. Son gelişimde, etkinliklerden dolayı Derneğin oldukça kalabalık olduğu bir günde, engelli park yerlerinden biri yine engelli işareti olmayan bir araç tarafından işgal edilmişti. Ben arabamı park ettikten sonra, tam Derneğe doğru yürürken, benim aracımla otopark kenarındaki tel arasına, yani kaldırıma, kocaman bir Mercedes, büyük bir başarı ile park etti. İçimden bu kadarına pes derken, aracından inen beyefendiye, biraz sitem bir ironi yüklü, Nereye park ettiğinizin farkında mısınız? dedim. Yüzüme bakmadan Derneğe doğru yürüdü, yanımdan geçtiği sırada yüzüme bir an baktı ve evet farkındayım! dedi, yürüdü ve gitti. O bir anlık yüz ifadesinde, minicik bir duygu ya da duyarlılık aradı gözlerim, yoktu. En çok karşılaştığım ifade ise şu: Ben de kafadan engelliyim, ne olmuş? Sadece ODTÜ Mezunları Derneği nde değil, Türkiye nin her yerinde yüzlerce kez yaşanan bu basit diyalogu paylaşmamın nedeni, ne bir insanın duyarsızlığını anlatmak, ne bu satırları okuyanları bir parça ajite etmek, ne de nereye nasıl park edilmesini gerektiğini öğretmek. Bu örnekten yola çıkarak, size, şans eseri bu satırlara yolu düşmüş birkaç okuyucuya ulaşarak, engelsiz yaşam üzerine bir parça düşünmeye ve sorgulamaya neden olmak. İstatistiklere göre, Türkiye nüfusunun %12 si engellilerden oluşuyor. Yaklaşık 8,5 milyon insan. Bu rakamın tahminen 1 milyonu ağır engelli; yani hepimizin yürüdüğü sokaklarda, bindiği toplu taşım araçlarında, girip çıktığı mekânlarda bulunma şansı olmayan insanlar. Türkiye nin başkenti Ankara da, ya da Avrupa başkenti olmaya aday İstanbul da, ilköğretim ve lise dengi okullarda, tekerlekli sandalyede bir öğrencinin okuma şansı hemen hemen hiç yok. Eğer bu öğrencinin ailesinin maddi durumu çok iyi ise, okul yönetimlerinin bu konuda belirli bilinç ve duyarlılığı varsa, belki biraz şansı olabiliyor. Tabii en az onbeş yıllık zorlu bir eğitim süreci ile Örnekler çoğaltılabilir. Bu kadar karamsar bir tablo çizmemin nedeni, hiçbir şey yapılmıyor olması değil. Aksine, her gün engelsiz bir yaşam için gerçekleşenler artarak devam ediyor. On yıl öncesine kıyasla, Türkiye engelsiz yaşam yolunda çok uzun yol kat etti. Ben sadece, bardağın boş tarafını görmeyi ve göstermeyi tercih ederek, ne kendimin ne de çevremin yapılanlar nedeni ile rahat oturmasını istemiyorum, hepsi bu. Asıl gözden kaçırılmaması gereken nokta ise şu ki, engelsiz yaşam; engeli olsun olmasın tüm insanlar için amaçlandığı takdirde hedefine ulaşabilir. Derneğin otoparkında bana basit bir duyarsızlık örneği sergileyen kişinin, yaşadığı toplum ve ülke, hatta kendisi ve çevresi için daha duyarlı bir insan olabileceğini düşünmüyorum. Her şeyin temelinin eğitimden geçtiğini düşünüyorum. Eğitim başta olmak üzere, toplumun kalkınma ve refahına yönelik ciddi olumsuzlukların yaşandığı ülkemiz maalesef en ciddi süreçlerinden birini yaşıyor. İnsan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmayı başaramayan bir ülkede, engellilerin yaşadığı sorunlar katlanarak sürecektir. Herkes için engelsiz bir yaşam dileği ile Şule TÜZÜL (MAN 94) 14 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

17 içimizden ustalar O Bir ODTÜ Metalurji Mezunu: O Bir Yönetmen, Yazar, Ressam... Film yönetmeni, senaryo ve roman yazarı, ressam, aynı zamanda ODTÜ Metalurji Mühendisliği 1981 mezunu Tayfun Pirselimoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiyi yaptığımız tarihte 19. Ankara Film Festivali henüz başlamıştı. Tayfun Pirselimoğlu Rıza adlı filmi ile festivalde en iyi yönetmen ve en iyi film ödülünü aldı. Resim, gravür, roman, senaryo ve sinema gibi sanatın pek çok dalında ürün veren bir sanatçı olarak, kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz; yani ben yönetmenim, ya da filmler de çeken bir ressamım gibi özel bir yere koyabiliyor musunuz kendinizi, yoksa ben sanatçıyım, kendimi o an ne ile ifade edebilirsem onu yapıyorum mu diyorsunuz? Hepsinin üzerinde sinema vardır. Yani ben kendimi tanımlarken, bana ne iş yapıyorsun dedikleri zaman ben yönetmenim diyorum. Diğerleri daha bireysel olarak kotarılan işler Sinema çok kollektif bir iş. Yönetmenlik bütün bunların koordinasyonunu gerektiriyor. Anlam olarak da sinema hepsini kapsadığı için, yönetmen olduğumu daha rahat söylüyorum. Fakat yönetmen olduğum kadar da yazar olduğumu düşünüyorum ve o kadar da ressam. Bir fikirden çıkıyor her şey Bir film senaryosu da öyle, bir roman da öyle, hatta tematik sergiler yaptığım için resim de öyle Bunun şöyle olduğunu düşünüyorum; kapı çalınıyor, açıyorum, bir roman geliyor, onu yapıyorum, ya da bir senaryo geliyor, ya da şöyle bir resim kapımı çaldı diyorum, ama onun arkasındaki mekanizma nasıl çalışıyor onu bilmiyorum. Roman yazarken bunun ileride bir senaryoya dönüşebileceğini düşünüyor musunuz? O çok spesifik olarak geliyor. Yani bu bir romandır veya bu bir senaryodur olarak geliyor Fakat son yaptığım Rıza filmi ile ilgili şöyle bir hoşluk oldu: Bir roman vardır, filmi yapılır. Ben, bu filmi yaptıktan sonra bir hikaye yazdım. Amerika da yayımlanacak. Aslında Rıza filminin hikayesi, yani ona birçok göndermesi olan bir hikaye oldu. Tersi de olabiliyormuş. Kısa filme bakış açınız nedir? Kısa film uzun filme bir geçiş olarak değerlendirilebilir mi? Kendimi kısa filmci olarak da tanımlıyorum. İki tane kısa filmim var da yaptığım Dayım ve sonra 2002 de İtalya da çektiğim Sükut Altındır. İşin bu tarafına çok önem veriyorum. Kısa film çekmek isteyenlere de elimden geldiğince yardım etmek istiyorum. Çünkü bu iş yani kısa film özellikle yardımla yapılan bir iş ve özel bir ruhu var. O yüzden kısa filmi uzun metraja atlamak için bir basamak olarak görmemek gerekir. Tabi bu bir referans oluşturuyor, ama ana motivasyonunuz bu olmamalı. Tam tersine çok özel bir kimliği olan, ruhu olan bir alan. Orada, o ruha uygun şekilde davranmak gerekir. Bunun bir alıştırma alanı olmadığını bilerek yapmak gerekir. Kısa, uzun ayrımı nerede başlar? Sadece süresi midir belirleyici olan? Kısa film sonsuz bir özgürlük alanı. Uzun metrajı yaparken, birtakım sınırlarınız oluşuyor. Oradaki alan çok geniş gibi görünüyor ama çok dar bir yoldan ilerlemek zorundasınız. Bir uzun metrajın, ne yaparsanız yapın, ekonomik olarak geri dönmesi gerekir. Çünkü sinemadan daha pahalı bir iş yok. Halbuki kısa filmde böyle bir kaygı duymuyorsunuz. Bu kaygıyı duymamakla alakalı olarak eliniz daha serbest. Süre teknik bir şey dakika ya kadar kısa filme girer. 60 dakika civarında orta metraj, 75 dakika dan fazlası da uzun metraj oluyor. Ama bunun belli bir standardı yok. Genel ortalama kısa filmin süresinin 15 dakika civarında olmasıdır. Festivallerde, izleyicinin bir alışkanlığı olması açısından kısa filmin 15 dakikayı geçmesi istenmez. Bunun yanısıra, çok önemli bir konu; Türkiye de yok ama, Fransa da İtalya da, Japonya da sadece kısa film gösteren televizyon kanalları var, onlar da dakika yı geçsin istemezler. Türkiye deki film festivallerini nasıl buluyorsunuz? Festivaller sizce amacına yönelik olabiliyor mu? Türkiye de gelenekselleşmiş, bir yere oturmuş üç tane festival var İstanbul Film Festivali, Antalya Film Festivali, bir de Ankara Film Festivali. Üçü de farklı kimlikte festivaller. İstanbul Film Festivali hem yerli olup hem de yurt dışına yönelik bir platform oluşturma niyetinde. Antalya son yıllarda şekil değiştirip Cannes, Venedik gibi daha büyük bir festival Mayıs

18 içimizden ustalar olma amacında. Bir market oluşturmak istiyorlar. Ankara Film Festivali ise daha başka bir kimlik. Daha farklı bir yerde duruyor. Daha samimi ve çok özveri ile yürütülen bir festival. Bundan dolayı özel bir yeri var. Bu yüzden benim çok takdir ettiğim bir festival Bu festivallere katılım nasıl oluyor? Şöyle: Bir film yaptıktan sonra o filmi festivallere yollarsınız. Sizi kabul ederler ya da etmezler, bu bir yol. Dünyada üç önemli film festivali var. Cannes, Berlin, Venedik. Bunlara A kategorisi festival denir. Başka A kategorisi prestijli festivaller de vardır. Fakat bu üç festivale girmek çok zor. Çünkü binlerce film başvuruyor. Bu filmlerin seçici kurulları var. Her festivalin bölümleri var. Yarışma bölümü var, panoraması var Diğer festivaller bu kadar çok talep görmüyorlar. Ama her festivalin seçici kurulları var. Yani bir film yaptım, gireceğim diye bir şey yok. Filmin ne zaman yapılmış olduğu bir kriter mi? Evet, belli bir tarihten itibaren yapılmış olan filmler başvurabiliyor. Bazı festivallerde de exclusivite yani yalnız bizde oynayacak dedikleri bir şey var. İşte bu A kategorisi dedikleri festivaller başka yerde çıkmış filmleri almazlar. Türkiye de de Antalya Film Festivali başkasına katılmış film istemiyor. Ama mesela Ankara Film Festivali nde böyle bir şart yok. İstanbul Film Festivali nde de yok ama burada gizli bir sansür uyguluyorlar. Mesela, çok festival dolaştım diye benim filmimi almadılar. Halbuki kurallarda böyle bir şey yok. Türk Sineması, Fransız Sineması gibi bir ayrıma inanıyor musunuz? Böyle bir kategorileşmeyi sinemanın kendisi yaratıyor. Fransız, Uzakdoğu, İtalya ya da İran sineması dediğimiz zaman aklımıza gelen bir sinema var. O sinemanın önemli yönetmenlerinin yarattığı bir kimliği var. Şimdi Türk sineması deyince bu çok yerine oturmuş bir sinema değil. Ama gidişat odur ki benim gördüğüm, umduğum ve olması gereken de, Türk sineması deyince, bu topraklara ait, bu memleketin dertleriyle ya da bu memlekete ait kokuyla, bu memleketten bakan gözlerle yapılmış işlerin çıktığı bir sinema aklıma geliyor. Uzun yıllardır, bence böyle bir gidişat var; ama bir akım sineması diyebileceğimiz, bir memleket sineması diyebileceğimiz kadar belirgin kontürleri olan bir sinema değil henüz. Sinemada etkilendiğiniz yönetmenler? Benim yaptığım işle, benim üslubumla alakalı değil ama kimliğiyle beni etkileyen bir yönetmen var; Orson Welles. Bu, yaptığı sinemadan çok, onun gerçek bir sinema dehası olmasıyla ilgili Her şeyiyle sinemacı olan, sinemayla nefes alan ve başka alanlarda da çok yetenekli olan birisi olduğu için benim çok ilgimi çekiyor. Onun sinemasından ziyade, sinemayla olan ilişkisi beni çok etkilemiştir. Onun dışında çok önemli yönetmenler var. Her birini çok değerli buluyorum. Ama doğrudan sinemamı etkilemiş olarak gösterebileceğim kimse yok. Türk sinemasının gelişimine baktığınızda ne düşünüyorsunuz? Neler yapılmalı? Aslında bu iş giderek tuhaf bir hale geliyor. Eskiden çok az film çekiliyordu. O büyük bir dertti. Şimdi nispeten daha fazla film çekiliyor. Yılda civarında. Yine 70 milyonluk bir ülke için az. Ama Türkiye nin geçmişine bakılınca büyük bir rakam. Bu rakamın büyük bir kısmı popüler kültüre yönelik filmler. Herşeyden önce kötü, iyi ne olursa olsun, film çekilmesi önemli. Fakat iş o aşamayı geçtikten sonra nitelikli olması aşamasına geliniyor. Ancak bu gişe filmleri had safhada kötü hale geldi. Bunlar 3-4 milyonluk seyirci sağlamasına rağmen bu, televizyon seyircisinin dışarı çıkıp sinemaya gitmesinden başka bir şey yaratmıyor. Bu sağlıklı bir seyirci sayısı değil. Seyirciyi sinemaya çekecek olan ayağı iki tarafa da basan, işte gişe derdi var ama bir yandan da nitelikli bir şey olsun dediğimiz filmler. Onlar yeteri kadar yapılmıyor. O filmlerin sayısının artması lazım. Türk sinemasını bir yere getirecek filmler bunlardır. Popüler kültüre hizmet eden bir sürü de Amerikan filmi var Zaten sorun oradan kaynaklanıyor. Müthiş bir Amerikan sineması hücumu var. Kötü dediğimiz filmler bunların Türk versiyonları. Yalnız bize ait bir sorun değil. Bütün ülkelerin sinemaları aynı saldırıya maruz. Almanya da, Fransa da, bütün Orta Avrupa ülkelerinde bu saldırıya karşı kendilerini korumaya çalışıyorlar. Onların kendilerini koruma mekanizmaları gelişmiş; sinemaya ayrılan fonlar çok fazla. Bizde Kültür Bakanlığı nın yardımıyla yapılan işler var ama yeterli değil. Aslında sinemayı bir yere oturtacak olan onun izleyicisidir. Ben şuna da inanıyorum, izleyicinin de sorumluluğu var. Seyirci bana iyi film göster diyor. Ben de diyorum ki, ben iyi film gösteririm ama senin de bir şey yapman lazım. Mesela benim yaptığım son filmde sıkılan seyirci çok oldu ki çok düşük bir gişesi oldu. Kolayca sıkılmak yerine bu filmin arkasında ne var diye düşünme 16 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

19 içimizden ustalar Eylül den önce, herhalde 78 filandı. Girişiniz kaç? 75 ya da 76 da girmiş olmalıyım. 81 de mezun oldum. Bölümde dersini almaktan en çok hoşlandığınız hoca? Erdoğan Tekin. Çok hoş birisiydi. Öyle hatırlıyorum. Genel kümülatifiniz kaçtı? Birinci ve ikinci sınıfta çok yüksekti. 2.80, 3.00 gibi bir şeydi. Sonra serdim. İki prob bir repeat hikayesi Herhalde orada idrak ettim yanlış yerde olduğumu Dismiss olmadık ama sorumluluğundan bahsediyorum. Evet, ben bir şey anlatıyorum. Sıkılmak yerine biraz sen de onu kazımaya çalış, değil mi? Seyirci sorumluluğundan anlatmak istediğim şey budur. Senaryo yazmak, yönetmen olmak isteyen gençlere neler söyleyebilirsiniz? Birincisi gerçekten hayatınızı bunun etrafında döndürebilecek kadar çok istemeniz lazım. İkincisi samimi olmanız lazım. Çok isteyip, çok da samimi olduğunuz zaman muhakkak size yardım edenler olacaktır. Senaryo nun teknik bir tarafı da var. Yalnız edebi bir iş değil. Ben hep şuna inanıyorum; sinema öğretilemez ama öğrenilebilir. Bu sizin öğrenebileceğiniz bir şey. Kimse size sinemayı öğretemez. Sinemayı gidip siz kendiniz bulursunuz. Onun da aslında okulları var. O da sinemanın kendisidir. Yüzbinlerce okul var, her bir filmin bir okul olduğunu düşünecek olursak Bunlar çok yuvarlak laflarmış gibi geliyor ama bunun bir formülü yok. Yuvarlak olduğu kadar da somut. Yani bu iş budur. Kaç film çektiniz bu güne kadar? İki kısa, iki de uzun metrajım var. Ben 15 yıldır sinemanın içindeyim. Senaryolar yazdım, sanat yönetmenliği yaptım, fakat ilk filmim Dayım ı 99 da çektim. Gelelim ODTÜ ile bağlarınıza Benim çok ilişkim olmadı ama ODTÜ nün de benim varlığımdan çok haberdar olduğunu söyleyemeyiz. Siz arayana kadar benim ODTÜ ile hiç ilişkim olmadı. O zamanki öğrenci sayısı iki bin miydi? Üç bin miydi? Çok kötü zamanlardı Siyasi olarak aktif olduğumu söyleyemem ama o zamanlar aktif olmamak mümkün değildi. Sahiden ODTÜ lü olmanın bir ruhu vardır. Onu da çok değerli buluyorum. O heyecanı duymayan hiç kimse yoktu ODTÜ lü öğrenci olarak. ODTÜ lü olmak yeterdi. Zaten bu yüzden Ankara da değil ama İstanbul da beni öldürüyorlardı. Üzerimden ODTÜ kimliği çıktığı için... Burnum kırıktır. 12 Lisede bu sanatçı yönünüz vardı değil mi? O halde neden Metalurji? Ben ilk sergimi lisedeyken açmıştım, Trabzon da. Annem doktor ya da mühendis olmamı, ablam da akademiye gitmemi istiyordu. O zaman şöyle bir şeye karar verdim. Ben bunu da okurum, onu da yaparım. Yani biraz annemin hatırına mühendis oldum. Pişman da değilim. Onun da getirdiği başka bir vizyon var. Yönetmen olarak da mühendislik vizyonu işe yarıyor mu? Sinemayla doğrudan değil ama hayatla alakalı olarak muhtemelen faydası var. Ama sonra sinema okumamış olduğuma sevindim. Çünkü sinemayı okulda öğrenmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Teknik olarak görüntü veya ses yönetmeni yetiştirilebilir ama film yönetmeni çıkmaz. Çok iyi yönetmenler çıkmış ama onlar okumasalardı da olurdu. Sinema okulda öğrenilmez. Sonra Viyana ya akademiye gittim. Aslında orada da bir süre sonra anladım ki çok fazla alacağım bir şey yok. İlk sergilerimi Viyana da açtım. Sonra dünyada değişik yerlerde sergiler açtım. Önümüzdeki yıl da iki tane sergim var. Bir tanesi Budapeşte de, bir tanesi de Ankara da. Bundan sonra ağırlık yönetmenlikte mi olacak? Hep öyle olacak. Şu anda da bir projem var onunla uğraşıyorum. Ancak roman ve resim de devam edecek tabii. Örneğin, bir roman bitirdim çok yeni, üstünden geçmem lazım. Sergilerim de sürecek. Bir serginizi de ODTÜ de açmayı düşünmez misiniz? Neden olmasın, çok sevinirim. Röportaj: H. Nafi İPEK (PETE 82) Ümit ÇAĞLAR (EE 93) Mayıs

20 odtü den ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu nda Mutlu Bir Gün Onca acil iş arasında Yönetim Kurulu tarafından görevlendirildiğim ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu 1 GZFT (SWOT) Analizi Çalıştayı na Derneğimizi temsilen katılmak için alelacele toparlanıp, ofisten çıkıyorum. Uçakta Levet Tosun Hocam bana ODTÜ Stratejik Planı nı 2 veriyor. Düşünceliliği için teşekkür ediyor, yeterince çalışamadığım çalıştay için bir saatlik uçak yolculuğunda stratejik planı hemen çalışmaya başlıyorum. Önsözde açıkça vurgulanmış ODTÜ KKK nın hedefi: Üniversitemiz, Kuzey Kıbrıs Kampusu nu uluslararası düzeyde örnek bir eğitim kurumu ve Kıbrıs Adası nda bir kalkınma odağı olarak geliştirme görevini yüklenmiştir. 28 Mart Cuma akşamı 19:00 da indiğimiz Ercan Havaalanı nda deniz kokusunu ve akdeniz iklimini derin derin içime çekiyorum. Kafilemizi karşılayan ODTÜ KKK Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Tümer Hocamızın güleryüzü eşliğinde ODTÜ logolu midibüsümüze biniyoruz. Ön sol koltuğa Levent Hocam la birlikte sığışıyoruz. İlk defa gittiğim bu coğrafyayla ilgili kitaplara vakitsizlikten bakamamış ve böyle önemli bir çalıştay için yeterince çalışmamış olmamın verdiği huzursuzluktan, yol boyunca kampus ve Kuzey Kıbrıs ile ilgili Levent Hocam a durmaksızın sorular soruyorum. O da sıkılmadan cevaplıyor uzun uzun. Bir taraftan sohbet ederken bir taraftan karanlıkta etrafı izlemeye çalışıyorum. Kurşunsuz 97 Oktan Benzin 2.05 YTL, Türkiye de görmediğim lüks arabalar, İngiliz türü araba plakaları, Radyo ODTÜ yayını, duble yolun asfalt kalitesi, yol boyunca sahiplerini bekleyen dizi dizi portakal ağaçları. Turgut Hoca sağ tarafımızdaki küçük ağaç grubunu işaret ederek Üniversitenin kiraladığını ve öğrencilerin portakalları nasıl heyecanla çuval çuval topladıklarını anlatıyor. Pencereyi aralayıp, derin derin soluyorum Akdeniz havasını. Tatili özlemişim. Arada bir uzaktan gelen arabaların ışıklarını görüp panikle hopluyorum sol şeritten gidiyoruz diye. Sonra hatırlıyorum tekrardan, trafiğin soldan aktığını. Bir saatlik yolculuk sonrası kampuse varıyoruz. Üniversite kafeteryasında hoşgeldiniz yemeği sonrasında Turgut Hocam kampus içerisinde gezdiriyor bizi. Spor salonuna girince açılan ışıklarla birlikte içim hopluyor. Sahaya atlayıp top koşturası geliyor insanın. Herşey pırıl pırıl; herşey yeni yeni kokuyor. Devlet kaynakları doğru insanların elinde olduğu takdirde bu ülkede ne kadar güzel projeler üretilebileceğinin somut ve dev bir örneği. Yol yorgunluğu vardır diye evsahibimiz iyi geceler dileyerek temiz ve geniş odalı misafirhanemize bırakıyor. Saat 22:20. Hafif yağmurlu bu güzel Akdeniz akşamında odaya girmeyip kaçıyorum kampuste yürümek üzere. Levent Hocam da bana hem eşlik ediyor, hem rehberlik yapıyor. Ankara taşı mı, Kıbrıs taşı mı olsun tartışmalarına kadar anlatıyor. Çiseleyen yağmur altında turluyoruz kampusu. Sağ tarafta öğretim üyeleri lojmanları, solda UFO (Bilim Müzesi) ve açık havuz. Öğrenciler odalarına çekilmişler, masa lambaları altında çalışıyorlar. Kızlar yurdunda mutfakta bir kalabalık. Kampus sessiz. Kampusu turlayıp misafirhanemize geri dönüyoruz. Levent Hocam kampusu dolaşırken saymış; tam on kere çok mutlu oldum demişim. Farkında bile değilim. Bir günde on kere çok mutlu olmanın yolu ODTÜ KKK ya gelmekmiş dedim. Sabah 8:00 de kahvaltımızı yapıp çalıştay için kongre merkezine geçiyoruz. Güneşli bir bahar havası. Kampusun yer aldığı Kalkanlı nın muhtarından öğrencilerine, üniversite personelinden ODTÜ yönetimine, Güzelyurt lu dişçi hanımdan akademik personele kadar herkes var çalıştayda. 43 kişilik ODTÜ KKK paydaşı hevesle bir araya gelmiş. Kampusun gerek stratejik, gerek kısa vadeli tüm gelişim ve sorunlarının düzenli yapılan bu tür çalıştaylarla mercek altına 18 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 174

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ 13 1.1.Türkiye Ekonomisine Tarihsel Bakış Açısı ve Nedenleri 14 1.2.Tarım Devriminden Sanayi Devrimine

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı

CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı CHP Yalıkavak Temsilciliğinin düzenlediği Kahvaltıda Birlik ve Beraberlik Mesajı Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Örgütü Yalıkavak Mahalle Temsilciliği tarafından geniş katılımlı birlik ve dayanışma

Detaylı

Çalışma hayatında barış egemen olmalı

Çalışma hayatında barış egemen olmalı Çalışma hayatında barış egemen olmalı Ocak 19, 2012-3:31:16 olduğunu belirtti. olduğunu belirterek, ''Bu bakış açısı çerçevesinde diyalog merkezli çalışmalarımızı özellikle son 7 aydır yoğun bir şekilde

Detaylı

T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ

T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2014-2015 EĞİTİM - ÖĞRETİM REHBERİ Web Adresi : http://tip.erciyes.edu.tr/ - http://tip.erciyes.edu.tr/egitim_rehberi.asp E-mail : tipdekanlik@erciyes.edu.tr Adres

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Devletin Şefleri Cumhurbaşkanları

Devletin Şefleri Cumhurbaşkanları Devletin Şefleri Cumhurbaşkanları Cumhuriyetin kuruluşu Anadolu insanının iman, namus, bağımsızlık, özgürlük, vatan ve millete sevgi ile bağlılığının inancı ve iradesi ile kendisine önderlik yapan Mustafa

Detaylı

ABD İLE YAPTIĞIN GİZLİ ANLAŞMAYI AÇIKLA -(TAMAMI) Çarşamba, 03 Temmuz :11 - Son Güncelleme Perşembe, 04 Temmuz :10

ABD İLE YAPTIĞIN GİZLİ ANLAŞMAYI AÇIKLA -(TAMAMI) Çarşamba, 03 Temmuz :11 - Son Güncelleme Perşembe, 04 Temmuz :10 Gül, ABD ile hizmet sözleşmesi yapmıştır İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey, dün Ankara da bir basın toplantısı düzenledi ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ü ABD ile yaptığı gizli anlaşmayı

Detaylı

19 EYLÜL MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILAR DAYANIŞMA GÜNÜ

19 EYLÜL MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILAR DAYANIŞMA GÜNÜ 19 EYLÜL MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILAR DAYANIŞMA GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI 19.09.2014 Bugün 19 Eylül. Bugün bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü TMMOB nin mücadele dolu tarihi açısından

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

SİYASET ÜSTÜ DÜŞÜNMEK Pazar, 30 Kasım :00

SİYASET ÜSTÜ DÜŞÜNMEK Pazar, 30 Kasım :00 Türkiye de siyaset yalnızca oy kaygısı ile yapılıyor Siyasete popülizm hakimdir. Bunun adı ucuz politika dır ve toplumun geleceğine maliyet yüklemektedir. Siyaset Demokrasilerde yapılır. Totaliter rejimler

Detaylı

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8

HOCAİLYAS ORTAOKULU. ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK-8 1/11 ÜNİTE 1: Bir Kahraman Doğuyor 1. Batıya Erken Açılan Kent Selanik 1.Atatürk ün çocukluk dönemini ve bu dönemde içinde bulunduğu toplumun sosyal ve kültürel yapısını analiz eder. 2. Mustafa Kemal Okulda

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Türkiye de temaslarına CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile görüşerek başladı. Görüşmeye katılan Loğoğlu açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Detaylı

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli

Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli www.ekrempakdemirli.com 21.05.2014 1923 sonlarında Cumhuriyet Kurulduğunda Savaşlardan yorgun Eğitim-öğrenim seviyesi oldukça düşük bir toplum Savaşlar sonrası ülke harap ve

Detaylı

TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA. Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR

TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA. Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR ANAYASANıN TEMEL ILKELERI 2 1. madde Türkiye devleti bir cumhuriyettir. 2. Madde Cumhuriyetin nitelikleri Cumhuriyetçilik Başlangıç ilkeleri Atatürk

Detaylı

GENEL BAŞKANIN MESAJI

GENEL BAŞKANIN MESAJI GENEL BAŞKANIN MESAJI Küresel ekonomik kriz, ekonomiyi kalıcı olarak küresel dünyanın birinci önceliği haline getirdi. İkibinli yılların ilk dönemine yıkıcı bir savaş olan ABD nin Irak işgali damgasını

Detaylı

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI KEMAL KILIÇDAROĞLU NUN KONUK KONUŞMACI OLDUĞU TOPLANTI YÖNETİM KURULU BAŞKANI MUSTAFA GÜÇLÜ NÜN KONUŞMASI 1 ARALIK 2014 İZMİR Cumhuriyet Halk Partisi nin çok değerli Genel Başkanı ve çalışma arkadaşları,

Detaylı

2013 YILI Faaliyet Raporu

2013 YILI Faaliyet Raporu 222 YILI Raporu YILI YILI R a proayili rpuo r u 223 İçindekiler 8 Mar t Dünya Emekçi Kadınlar Günü 10 Kasım Atatürk ü Anma G ı d a G ü v e n l i ğ i Pa n e l i ( 1 9 O c a k 2 0 1 3 ) P l a s t i k K a

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014

Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye-Kürdistan Ekonomik ilişkileri. 02 Temmuz 2014 Erbil Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Dara Celil Hayat ile Türkiye ile Kürdistan arasındaki ekonomik ilişkiler son yılların en önemli rakamlarına ulaşmış bulunuyor. Bugünlerde petrol anlaşmaları ön plana

Detaylı

MISIR IN SİYASAL HARİTASI

MISIR IN SİYASAL HARİTASI MISIR IN SİYASAL HARİTASI GÖKHAN BOZBAŞ Kırklareli Üniversitesi Afrika Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi MISIR IN SİYASAL HARİTASI HAZIRLAYAN GÖKHAN BOZBAŞ Kapak Fotoğrafı http://www.cbsnews.com/

Detaylı

TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ. 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri

TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ. 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ Mehmet Uçum 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri a. Tartışmanın Arka Planı Ülkemizde, hükümet biçimi olarak başkanlık sistemi tartışması yeni

Detaylı

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi

21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi 21.05.2014 Çarşamba İzmir Gündemi Doğu Akdeniz de Son Gelişmeler ve Kıbrıs, İKÇÜ de Ele Alındı İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çelebi Avrupa Birliği Merkezi nin

Detaylı

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir

Yerel Yönetim Vizyonu. Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Emin Dedeoğlu 16.09.2005, Eskişehir Yerel Yönetim Vizyonu Slide 2 Yeniden Yapılanma Kamu yönetiminde sorunlar Kötü ekonomik performans Yönetimin hantallaşması, verimsizlik ve etkinsizlik

Detaylı

ASKERİ DARBELER VE TOPLUMSAL ETKİLERİ: 1960, 1971 ve 1980 DARBELERİ

ASKERİ DARBELER VE TOPLUMSAL ETKİLERİ: 1960, 1971 ve 1980 DARBELERİ ASKERİ DARBELER VE TOPLUMSAL ETKİLERİ: 1960, 1971 ve 1980 DARBELERİ Ercan Sözer Atılım Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Yükseklisans Öğrencisi Darbe, Türk Dil Kurumu tarafından bir ülkede baskı

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 SÖZCÜ / AKP de bir kişi konuşur, diğerleri asker gibi bekler! Tarih : 06.01.2012 CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem AKP deki tek adamlığı hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın üslubunu ve liderliğini

Detaylı

DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1

DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1 DEMOKRASİ, LİBERALİZM VE SINIRLI DEVLET 1 Prof.Dr.Coşkun Can Aktan Liberalizm ve demokrasi birbirleriyle uyuşabilmelerine rağmen aynı şey değildirler. Liberalizm devlet gücünün kapsamı, demokrasi ise bu

Detaylı

AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI

AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI AKP ye Soruyoruz CHP EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI AKP, Kendinden Önceki 42 Hükümetin, 56 Yılda Kullandığı Paranın 2 Katından Fazla Parayı 10,5 Yılda Kullandı Türkiye de, çok partili

Detaylı

KOBİ ler Nefes alacak / Ankara. TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata

KOBİ ler Nefes alacak / Ankara. TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata 02.12.2016 / Ankara TOBB, Ziraat Bankası, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu (KGF) ortaklığında hayata 1/6 geçirilecek olan KOBİ lere Nefes Kredisi için imzalar, Başbakanlık Çankaya Köşkü nde düzenlenen lansman

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA!

1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA! 1 MAYIS 2013 BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA! İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek 1 Mayıs, bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır.

Detaylı

15 Ekim 2014 Genel Merkez

15 Ekim 2014 Genel Merkez ÇİN Yatırım Fırsatları Paneli 15 Ekim 2014 Genel Merkez İş Dünyamızın Saygıdeğer Mensupları, Değerli MÜSİAD üyeleri, Değerli Basın Mensupları, Toplantımıza katılımından dolayı teşekkür ediyor, Sizleri

Detaylı

Biz yeni anayasa diyoruz

Biz yeni anayasa diyoruz Biz yeni anayasa diyoruz Ocak 05, 2015-9:32:00 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, "Biz 'anayasa değişikliği' demiyoruz, 'yeni anayasa' diyoruz. Türkiye'nin anayasayla ilgili sorunu ancak

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

CUMHURBASKANININ YETKİ VE SORUMLULUKLARI

CUMHURBASKANININ YETKİ VE SORUMLULUKLARI CUMHURBASKANININ YETKİ VE SORUMLULUKLARI CİFT BASLILIK BİTİYOR Cumhurbaşkanı ile Başbakanın yetkileri birleştiriliyor. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı oluyor. Yönetimde çift başlılık ortadan kalkıyor. Cumhurbaşkanları

Detaylı

YENİ HÜKÜMET PROGRAMI EKONOMİ VE HAZIR GİYİM SEKTÖRÜ İÇİN DEĞERLENDİRME EKONOMİ VE STRATEJİ DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 30 KASIM 2015

YENİ HÜKÜMET PROGRAMI EKONOMİ VE HAZIR GİYİM SEKTÖRÜ İÇİN DEĞERLENDİRME EKONOMİ VE STRATEJİ DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 30 KASIM 2015 YENİ HÜKÜMET PROGRAMI EKONOMİ VE HAZIR GİYİM SEKTÖRÜ İÇİN DEĞERLENDİRME EKONOMİ VE STRATEJİ DANIŞMANLIK HİZMETLERİ 30 KASIM 2015 HÜKÜMETİN YAPISI VE BAKANLIKLAR EKONOMİ YÖNETİMİ; REFORMLAR İLE HIZLI EKONOMİK

Detaylı

Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi

Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi Türkiye'de 3 Ay OHAL İlan Edildi Erdoğan, "OHAL uygulaması kesinlikle demokrasiye, hukuka ve özgürlüklere karşı değildir" dedi. 21.07.2016 / 09:56 Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından

Detaylı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı

Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı Sayı: 2009/18 Tarih: 09.08.2009 Aileler krize borçlu yakalandı; sorunu işsizlik katladı - Ekonomik krizin şiddeti devam ederken, krize borçlu yakalanan aileler, bu dönemde artan işsizliğin de etkisi ile

Detaylı

Genel Başkanımız Haydar Arslan ın okuduğu basın açıklaması metni aşağıdadır. KGM Önünde Basın Açıklaması Yaptık

Genel Başkanımız Haydar Arslan ın okuduğu basın açıklaması metni aşağıdadır. KGM Önünde Basın Açıklaması Yaptık Sendikamız Yapı-Yol Sen 12 Nisan 2012 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü önünde ve eşzamanlı olarak tüm şube binaları önünde, Otoyol ve Köprülerin özelleştirilmesi, görevde yükselme ve unvan değişikliği

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

Orta Vadeli Program 2013-15: Bir AKP Masalı Ekim 2012

Orta Vadeli Program 2013-15: Bir AKP Masalı Ekim 2012 Orta Vadeli Program 2013-15: Bir AKP Masalı Ekim 2012 Faik Öztrak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Tekirdağ Milletvekili 1 Temel Sorunlarımız- Yeni Riskler Sıcak paraya yaslanan büyüme modeli

Detaylı

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız

Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız Emeğin İktidarını Birlikte Kuracağız 1 MAYIS Cumhuriyet Halk Partisi Bodrum İlçe Bayramı 1 Mayıs nedeniyle yayınladığı mesaj şöyle: İşçilerin birlik ve dayanışma günü olan, 1 Mayıs ın, tüm dünya ve ülkemiz

Detaylı

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI

TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB DANIÞMA KURULU 2. TOPLANTISI YAPILDI TMMOB Danýþma Kurulu 38. Dönem 2. Toplantýsý 16 Nisan 2005'te Ankara'da TMMOB çalýþmalarý üzerine bilgilendirme ve TMMOB çalýþmalarýnýn deðerlendirilmesi gündemi

Detaylı

CHP İLÇE BAŞKANI RECAİ SEYMEN TEKRAR ADAY

CHP İLÇE BAŞKANI RECAİ SEYMEN TEKRAR ADAY CHP İLÇE BAŞKANI RECAİ SEYMEN TEKRAR ADAY CHP Bodrum İlçe Başkanı Recai Seymen, 29 Kasım Pazar günü yapılacak olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İlçe Kongresinde ilçe başkanlığına tekrar aday olduğunu

Detaylı

10SORUDA AİLE SİGORTASI

10SORUDA AİLE SİGORTASI 10 SORUDA AİLE SİGORTASI T.C. ANAYASASI MADDE 60: Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. 1. AİLE SİGORTASI Nedir? Aile Sigortası,

Detaylı

ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ. Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme. Mücadele Et!

ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ. Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme. Mücadele Et! ULUSLARARASI İŞÇİ DAYANIŞMASI DERNEĞİ Meslek Liseliler Ne Yaşıyor? Ne İstiyor? Boyun Eğme Mücadele Et! Boyun Eğme Mücadele Et! Patronlar meslek lisesi öğrencilerini sömürülecek işçi olarak görüyorlar!

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır.

Uygulanacak ekonomik politikalar, istihdam ve üretime öncelik tanımalı, politikaların temelini insan oluşturmalıdır. TERÖR VE BEKLENTİLER Türkiye, önce 22 Temmuz genel seçimleri ve ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile yaz aylarını kendini yenileyerek geçirmiş, sonbahara ise artan terör olayları, şehitlerimiz, onların

Detaylı

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 ( STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 Yeni Dönem Türkiye - Suudi Arabistan İlişkileri: Kapasite İnşası ( 2016, İstanbul - Riyad ) Türkiye 75 milyonluk nüfusu,

Detaylı

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ

YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ YENİ YAYIN ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SİSTEMİ Yazar : Erdem Denk Yayınevi : Siyasal Kitabevi Baskı : 1. Baskı Kategori : Uluslararası İlişkiler Kapak Tasarımı : Gamze Uçak Kapak

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Cumhuriyet Halk Partisi CHP ile, üniversitelerde okuyan gençlerin temsilcileri bir araya geldi, 15 sorun belirledi ve bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda görüş birliğine vardı. Tarih : 04.12.2014

Detaylı

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010

20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 T.C. BAŞBAKANLIK AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ Siyasi İşler Başkanlığı 20. RİG TOPLANTISI Basın Bildirisi Konya, 9 Nisan 2010 - Reform İzleme Grubu nun (RİG) 20. Toplantısı, Devlet Bakanı ve Başmüzakerecimiz

Detaylı

TMMOB TEMSİLCİLERİNE AÇILAN DAVALAR

TMMOB TEMSİLCİLERİNE AÇILAN DAVALAR 4.19.4 TMMOB TEMSİLCİLERİNE AÇILAN DAVALAR 1) Dosya No : 2013/551 E. : Ankara 17. Asliye Ceza si : 1- TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı 2- TMMOB Genel Sekreteri N. Hakan Genç :2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 74 i Bu sayıda; Ağustos Ayı Dış Ticaret Verileri, 2013 2. Çeyrek dış borç verileri değerlendirilmiştir. i 1 İhracatta Olağanüstü Yavaşlama

Detaylı

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ 1. YIL GÜZ DÖNEMİ İleri Makroiktisat I IKT801 1 3 + 0 6 Makro iktisadın mikro temelleri, emek, mal ve sermaye piyasaları, modern AS-AD eğrileri. İleri

Detaylı

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI I. ULUSLARARASI İLİŞKİLER I (3.0.3) Uluslar arası sistem/ Temel Kavramlar/ Devlet/ Sivil Toplum Örgütleri/

Detaylı

İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR!

İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR! TEMMUZ 2016 İŞÇİLERİN 3 ACİL TALEBİ VAR! Taşeron işçilere kayıtsız şartsız kadro! Kıdem tazminatıma dokunma! Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi ne hayır! TAŞERON İŞÇİLERE KAYITSIZ ŞARTSIZ KADRO! AKP hükümeti

Detaylı

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi

Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Yeni bir dönem açılıyor: Mali çöküş, depresyon, sınıf mücadelesi Devrimci Marksizm Yayın Kurulu Uzun vadede bu felâket konusunda suçun nasýl daðýtýlacaðý çok þeyi belirleyecektir. Ýþte bu, önemli bir entelektüel

Detaylı

ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U)

ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U)

Detaylı

Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu

Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu Başbakan Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi Açılış Töreni nde konuştu Şubat 03, 2017-5:56:00 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım, Mersin Şehir Hastanesi'nin ve yapımı tamamlanan

Detaylı

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ

SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ SURİYE TÜRKMEN PLATFORMU I. TOPLANTISI ONUR VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ SONUÇ BİLDİRİSİ Bismillairrahmanirrahim 1. Suriye de 20 ayı aşkın bir süredir devam eden kriz ortamı, ülkedeki diğer topluluklar gibi

Detaylı

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar.

Şimdi fazla ileri gitmiş bu gerici diktatörlüğü terbiye etmek, mümkünse biraz değiştirip halka kabul ettirmek istiyorlar. Boyun eğmeyenler bu yana BU DÜZENİ SIFIRLA AKP eliyle sürdürülen gerici diktatörlük Türkiye'nin kaderi değildir. Bu diktatörlük bir kaza veya arızanın sonucu ortaya çıkmış da değildir. Sömürü düzeni kendini

Detaylı

TOPLAM 30 TOPLAM 30 TOPLAM 30

TOPLAM 30 TOPLAM 30 TOPLAM 30 1. YARIYIL ULS 101 Uluslararası İlişkiler I 6 Z 3 0 3 ULS 103 Siyasi Tarih I 5 Z 3 0 3 SKY 107 Siyaset Bilimi 4 Z 3 0 3 SKY 103 Hukuka Giriş 5 Z 3 0 3 TDİ 101 Türk Dili I 2 Z 2 0 2 YDİ 101 Yabancı Dil

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI

MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI MARUF VAKFI İSLAM EKONOMİSİ ENSTİTÜSÜ AÇILDI Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Maruf Vakfı Genel Merkezinin Açılışına Katıldı. Maruf Vakfı Genel Merkez açılışı, Vakfımızın Zeytinburnu ndaki merkezinde

Detaylı

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek in Konuşma Metni GSO-TOBB-TEPAV Girişimcilik Merkezinin Açılışı Kredi Garanti Fonu Gaziantep Şubesi nin Açılışı Proje Değerlendirme ve Eğitim Merkezi nin Açılışı Dünya Bankası Gaziantep Bilgi Merkezi Açılışı 23 Temmuz

Detaylı

Burada öteki AKP yöneticelirenden değil, bizlerden söz ediyorum.

Burada öteki AKP yöneticelirenden değil, bizlerden söz ediyorum. Engin Erkiner: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın (RTE) zeki ve kurnaz bir insan olduğuna kuşku yok. Ne ki, zeka ve kurnazlık sağlam bilgi temelinde anlam kazanır. Doğru dürüst bilgi birikiminiz yoksa, zeka

Detaylı

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim,

Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler. 15 Ekim 2015, İzmir. Sayın Bakanlarım, Valim. Sayın MV'lerim, Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler Sayın Bakanlarım, Valim 15 Ekim 2015, İzmir Sayın MV'lerim, Değerli MÜSİAD Üyeleri ve MÜSİAD Dostları, Değerli Basın Mensupları, MÜSİAD İzmir Şubemizin düzenlediği

Detaylı

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Daha kapsayıcı bir toplum için sözlerini eyleme dökerek çalışan iş dünyası ve hükümetler AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Avrupa da önümüzdeki

Detaylı

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım.

Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. Sayın Birlik Başkanım, Odamızın Değerli Yöneticileri, Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım; Başlamadan, önce KMO Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri sevgi ve saygı ile selamlarım. İstanbul dan, İzmir den, Sivas

Detaylı

İMF siz Yapamayacak mıyız?...47 Yakın İzleme Programı Üzerine...48 Daha Dikkatli Olma Zamanı...49 Siyasette İstikrarsızlığa Yılında Ekonomi

İMF siz Yapamayacak mıyız?...47 Yakın İzleme Programı Üzerine...48 Daha Dikkatli Olma Zamanı...49 Siyasette İstikrarsızlığa Yılında Ekonomi I İÇİNDEKİLER GİRİŞ... 1 I. PLANLAMANIN İLK ON YILI (1963 1973 Dönemi)... 7 II. EKONOMİNİN TIKANDIĞI YILLAR (1973 1983 Dönemi)...11 24 Ocak Kararları...12 III. EKONOMİDE AÇILIM YILLARI (1983 1993 Dönemi)...15

Detaylı

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK

TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TÜRKİYE DE KADINLARIN SİYASAL HAYATA KATILIM MÜCADELESİ VE POZİTİF AYRIMCILIK TürkİYE KADIN DERNEKLERİ FEDERASYONU Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 1976 Yılında kurulmuş ülke genelinde 50.500 üyesi

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

DEVLET BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ BABACAN: TÜRKİYE, İŞ YAPMAK, HİZMET ÜRETMEK, ÜRÜN ÜRETMEK, PARA KAZ

DEVLET BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ BABACAN: TÜRKİYE, İŞ YAPMAK, HİZMET ÜRETMEK, ÜRÜN ÜRETMEK, PARA KAZ DEVLET BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ BABACAN: TÜRKİYE, İŞ YAPMAK, HİZMET ÜRETMEK, ÜRÜN ÜRETMEK, PARA KAZ Şubat 17, 2007-12:00:00 DEVLET BAKANI VE BAŞMÜZAKERECİ BABACAN: ''TÜRKİYE, İŞ YAPMAK, HİZMET ÜRETMEK,

Detaylı

İhvanı Müslimin'in kısa tarihi

İhvanı Müslimin'in kısa tarihi On5yirmi5.com İhvanı Müslimin'in kısa tarihi Askeri darbeyle devrilen Muhammed Mursi'nin bir yıl önceki seçim zaferi, hareketin doğduğu ve onlarca yıl boyunca yasaklı kaldığı Mısır'da Müslüman Kardeşler

Detaylı

İstanbul 13. Müebbet çıktı

İstanbul 13. Müebbet çıktı 19 MART 2013 www.reisgida.com.tr Müebbet çıktı ERGENEKON davasında Savcı Pekgüzel, mütalaasını mahkemeye sundu. İlker Başbuğ dahil 64 sanık için ağırlaştırılmış müebbet istendi. İstanbul 13. Ağır Ceza

Detaylı

DEVLET TEŞKİLATINA TEORİK YAKLAŞIMLAR PROF. DR. TURGUT GÖKSU VE PROF. DR. HASAN HÜSEYIN ÇEVIK

DEVLET TEŞKİLATINA TEORİK YAKLAŞIMLAR PROF. DR. TURGUT GÖKSU VE PROF. DR. HASAN HÜSEYIN ÇEVIK DEVLET TEŞKİLATINA TEORİK YAKLAŞIMLAR PROF. DR. TURGUT GÖKSU VE PROF. DR. HASAN HÜSEYIN ÇEVIK 2 Takdim Planı Modernleşme Süreci Açısından Devlet Devlet-Toplum İlişkileri Açısından Devlet Teşkilatlanma

Detaylı

Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek

Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek Taşeron işçinin hakları mutlaka düzenlenecek Aralık 08, 2011-4:57:28 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Büyük Anadolu Otel'de düzenlenen Türk-İş 21. Olağan Genel Kurulu'nda konuştu. Çalışma

Detaylı

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL

A N A L İ Z. 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi. Furkan BEŞEL A N A L İ Z 7 Haziran dan 1 Kasım a Seçim Beyannameleri: Metin Analizi Furkan BEŞEL Ekim 2015 7 HAZİRAN DAN 1 KASIM A 7 Haziran 2015 te yapılan 25. Dönem milletvekili genel seçiminde 53.741.838 kayıtlı

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ DERSİ I.DÖNEM MÜFREDAT PROGRAMI

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ DERSİ I.DÖNEM MÜFREDAT PROGRAMI HAFTALAR KONULAR 1. Hafta TÜRK DEVRİMİNE KAVRAMSAL YAKLAŞIM A-) Devlet (Toprak, İnsan Egemenlik) B-) Monarşi C-) Oligarşi D-) Cumhuriyet E-) Demokrasi F-) İhtilal G-) Devrim H-) Islahat 2. Hafta DEĞİŞEN

Detaylı

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ!

DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA DA BARIŞ İSTİYORUZ! DÜNYA BARIŞININ GÜVENCESİ İŞÇİ SINIFIDIR! HAKSIZ, GERİCİ VE EMPERYALİST SAVAŞLAR EMPERYALİST KAPİTALİST DEVLETLER TARAFINDAN SÜRDÜRÜLMEKTEDİR! EMPERYALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİ İŞÇİ

Detaylı

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci; Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : ATATÜRK İLKELERİ VE İNKİLAP TARİHİ I Ders No : 0020040023 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 2 Ders Bilgileri Ders Türü

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ... V İÇİNDEKİLER... XI I. BÖLÜM CHP NİN SON GENEL YÖNETİM KURULU

İÇİNDEKİLER SUNUŞ... V İÇİNDEKİLER... XI I. BÖLÜM CHP NİN SON GENEL YÖNETİM KURULU XI İÇİNDEKİLER SUNUŞ... V İÇİNDEKİLER... XI I. BÖLÜM CHP NİN SON GENEL YÖNETİM KURULU A. SON GENEL YÖNETİM KURULU NUN SEÇİLMESİ... 3 Cumhuriyet Senatosu Üçte Bir Yenileme ve Milletvekili Ara Seçimleri...

Detaylı

Kasım 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Kasım 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Kasım 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Mezitli İlçesi CHP Belediye Başkanı aday adaylarının

Detaylı

Çarşamba İzmir Basın Gündemi

Çarşamba İzmir Basın Gündemi 16.09.2015 Çarşamba İzmir Basın Gündemi Krizler arasında Devrim Özkan Her şeyin dünyadaki tüm gelişmelerden etkilenebildiği yeni bir çağda yaşıyoruz. Son iki yüzyıllık dönemde dünyadaki tüm ekonomik

Detaylı

SEÇİM SİSTEMLERİ SUNUŞU

SEÇİM SİSTEMLERİ SUNUŞU SEÇİM SİSTEMLERİ SUNUŞU Erol Tuncer TESAV Vakfı Başkanı 26 Ekim 2013 (Ülke Politikaları Vakfı nın düzenlediği Açık Oturum) I.TARİHÇE İki dereceli seçim sistemi: 1877 den 1943 seçimlerine kadar Tek dereceli

Detaylı

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet ANAYASAL ÖZELLİKLER Ulus devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde belirli bir nüfus ve egemenliğe sahip bir örgütlenmedir. Ulus-devlet üç unsura sahiptir: 1) Ülke (toprak), 2) Nüfus, 3) Egemenlik (Siyasal-Yönetsel

Detaylı

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2

ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013. Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 ÜLKE RAPORLARI ÇİN HALK CUMHURİYETİ 2013 Başkent Pekin Yönetim Şekli Marksist-Leninist Tek Parti Devleti Yüzölçümü 9,7 milyon km 2 Nüfus 1,35 milyar GSYH 8,2 trilyon $ Kişi Başına Milli Gelir 9.300 $ Resmi

Detaylı

ÖRNEK SORU: 1. Buna göre Millî Mücadele nin başlamasında hangi durumlar etkili olmuştur? Yazınız. ...

ÖRNEK SORU: 1. Buna göre Millî Mücadele nin başlamasında hangi durumlar etkili olmuştur? Yazınız. ... ÖRNEK SORU: 1 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti açısından, 30 Ekim 1918 de, yenilgiyi kabul ettiğinin tescili niteliğinde olan Mondros Ateşkes Anlaşması yla sona erdi. Ancak anlaşmanın,

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kılıçdaroğlu Antalya Muratpaşa daki törende Başbakan Erdoğan a, Bir başkasının içişlerinden bize ne? Suriye de demokrasi yokmuş Dönüp kendine baksana, kendi ülkende demokrasi var mı? diye

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ...

BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ... İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ... 1-20 1.1. Temel Makro Ekonomik Göstergelere Göre Türkiye nin Mevcut Durumu ve Dünyadaki Yeri... 1 1.2. Ekonominin Artıları Eksileri; Temel

Detaylı

109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR

109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR -1- 109 MİLYAR DOLARLIK YABANCI PORTFÖYÜ VAR Yabancıların, 8 Haziran itibariyle Türkiye de 53 milyar 130 milyon dolarlık hisse senedi, 38 milyar 398 milyon dolar devlet iç borçlanma senedi (DİBS) ve 407

Detaylı