SERÇEÞME. Bana göre yazmak, bilinci yoklamak anlamına gelir: Bilinci yoklamayan her BİLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SERÇEÞME. Bana göre yazmak, bilinci yoklamak anlamına gelir: Bilinci yoklamayan her BİLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR"

Transkript

1 BİLİMLE GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR Bu Sayida Velİyettİn Ulusoy: Ebuzer Giffari Kelİme Ata nin Kİtabi - Alevilerin İlk Siyasal Denemesi: (Türkiye) Birlik Partisi Ahmet Koçak Kelime Ata ile Söyleştik Alİ Balkız Hüzün Dolu Bir Deney Kelİme Ata Birlik Partisi-Sosyalist Tarladan Hasat Stratejisi Nadİre Ana Hakk a Yürüdü Fİkret Otyam Sizin Hrant Ağabeyiniz Oldu mu? Esat Korkmaz Kadın Sorunu İsmaİl Kaygusuz Alamut İsmaililiği - Bölüm I Veysel Kaymak CHP ve Sol Seçenek ya da Halkla İnatlaşmak Fuat Bozkurt Alevilikte Zaman ve Uzam Kâmİl Derİn ABF de Haksız Rekabete Hayır Nafİz Ünlüyurt Türbeler Yeniden Açılsın mı? Feramuz Acar Kişisel Görüş ve Önerilerim Enver Cemal Şahİn Aleviler ve Siyaset Fevzİ Gümüẟ ABF Yöneticilerinin Samimiyetsizliği Alİ İhsan Doğan İnandırılmak Hasan Harmancı Ocaklar ve Dedelik Sempozyumu Sirri Öztürk Dersim... Dersim... İsmaİl Özmen Anadolu Aydınlanması Ahmet Koçak Kadın Ozanlarımız: Ayhan Kaleli Seda Coẟkun Selahattin Akarsu ile Söyleştik 13. Abant Platformu Değerlendirme Metni PSAKD Basin Açıklaması Gazi Katliamı Ceyhun Günal Ateş Düştüğü Yeri mi Yakar? Metİn Özdemİr Selçik Köyü SYD Derneği Aylık Dergİ Genel Yayın Yönetmeni: Esat Korkmaz Sahibi: Genel Ajans Basın Dağıtım Organizasyon Ldt. Şti. adına Ahmet Koçak Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ahmet Koçak Yönetim Yeri: Divanyolu Cad. No: 54 Erçevik İşhanı 102, Eminönü - İstanbul Tel/Faks: +90.(0) E-posta: Baskı: Mart Matbaacılık, Ceylan Sk. No 24 Nurtepe Kağıthane, İstanbul Yayın Türü: Yerel - Süreli Fİyati: Ytl 3 / 3 / 3 Mart 2007 Sayi: 27 ALEVİLİĞİN İNANÇ YANI DİN DEĞİL AŞKTIR Kimileri Alevilikle-Sünniliği görücü usulüyle evlendirmeye kalkıyor: Biz diyoruz ki bu evlilikte bir tecavüz olayı var. Aymazlığımızı sürdürürsek yakın gelecekte bu tecavüz olayı nın çocukları Ben Aleviyim, diye karşımıza çıkacak ve bizleri mekândan kovacaktır. Kendi Bilincimizin Yoklanmasına İzin Verelim ki Başkalarının Bilincini Yoklayabilelim Esat Korkamaz, Genel Yayın Yönetmeni Bana göre yazmak, bilinci yoklamak anlamına gelir: Bilinci yoklamayan her yazma eylemi kolay ı anlatır. Biz biliyoruz ki kolay güzel değildir ; her zaman zor güzeldir demek de doğru olmayabilir; güzel ayrımına varamadığımız herhangi bir yerde ya da yanı başımızdadır, sakındığımız yerdedir, suçladığımız mekândadır, günahkâr kabul ettiğimiz şeyin içindedir. Yazmak değiştirme kültürünün bir parçası ise eğer yaşamanın sonucudur den bu yana yazmak için yaşadım ya da yaşamak için yazdım : Yazgımın, yazgımın göbeğinde yaşamımın gündemine göre yazdım. Yeri geldi öleyazdım ; yittim, çıktım. Ne çare yaşam gerçek ti, yani her gerçek gibi iki yüzlü : Çoğunluğun bulunduğu yüzde değil de karşı yüzde oyalanmayı yeğledim. Karşı yüz bir sır alanıdır; onun her şeyini iletişime sokamazsın; sokarsan, sır sır olmaktan çıkar. O zaman düşündüm: Ben de bu iki yüzlü gerçeğin bir felsefesi olsun dedim. Yaşamın içerisindeki amaçlı yürüyüşüm, dışarıdan bir savrulma olarak algılansa da ben; iki yüzlülüğü bir erdem olarak gören ya da yetişmişliğin kanıtı kabul eden bir sûfi gibi algılanmayı yeğledim. Doğru mu yaptım yanlış mı yaptım bilemem: Ama yaşamımın hiçbir anında ne kendimi aldattım ne de sattım. Ruhumuz da Alanlardan ve Hacimlerden Oluşur İnsanın bedeni bir mekân dır; yani, bir alanlar ve hacimler bütünüdür: Ruh ayağını yere basmak zorunda olduğuna göre o da alanlardan ve hacimlerden oluşan bir mekân dır. Bugün Alevilik kendini koruma konusunda yüksek bir gerilim yaşıyor: Böylesi durumlarda ortaya çıkan bilinç yırtılmaları, giderek bilincin dağılması ve her Alevi ile çevresi arasına bir yabancılaşma girmesi sonucunu doğuruyor. Köktendinci inançlardaki din terimini karşılayan Alevilikteki aşk terimi, kültürel yanından arındırılarak utanç verici fi zyolojik bir eylem e indirgeniyor. Bilinç aydınlık bir şey olarak algılanır ve doğal olarak anası-atası karanlıktır: Kendisini en iyi yetiştirmiş insanın bilinci bile kendi cahilliğini, yani kendi karanlığını algılamaya yeter deriz. Öyleyse bilinç karanlık bir yumak tır; gönül evi nin hangi penceresinden bakarsak bakalım bu karanlıkla karşılaşırız. Bizi işlevli kılan ve apaçık olan duygularımız bu yumağın içine taşındığında boş bir oda ya ya da gönül evi nin şurasına burasına yerleşmiş hayaletlere dönüşür. Odanın altında patlamaya hazır, al bir top biçiminde bir kalp vardır sanki. Herkesin gönlü birbirine eklendiğinde toplumsal vicdan anlamında bir iç uzay elde edilir ki bilinç dediğimiz şey bu uzayda bir noktadır sadece. Tam da bu nedenle biz işte bu nokta olmak için çabalarız. Bâtıni yabancılaşmanın maya tutmaya başladığı günümüz koşullarında hemen herkesin tapındığı anonim saçmalıklarla baş edemiyoruz: Bir çıkış bulabilmek için kıvranıyoruz. Bize göre her şeyin her şeye göre bizim anlam ve içerik yitirdiği/yitirdiğimiz ve adına yaşam dediğimiz sürüklenmede görünürde yan yanayız, belki her zamankinden daha yakınız birbirimize. İnsan bâtıni kültürde kendi yapısında var olan düşman durumundaki karşıtların ayrımına varması gerekir: Varır varmaz da kendisinin ağlayan, gülen, koşan, yeri geldiğinde adam gibi konuşan, durup dururken saçmalayan bir bomba olduğunu kavrayıverir. Bu (Devamı 2. Sayfada)

2 (Baştarafı 1. Sayfada) bombayı kim imha edecek : Kendisi mi yoksa dışarıdan insanlar mı? Doğrusu bu bombayı kişinin kendisinin imha etmesidir: Bu enerjiyi üretken biçimde tüketmesidir. Ancak kişi kendisini imha edecek denli bilgiye sahip değilse; imha edeceğim diye orasını-burasını karıştırırken birden kendisini patlatıverir : Enerjisini boşu boşuna harcar. Sistem kafalarımıza bir ezber veriyor: Herkesin kendini imha etmesi, yani var olan enerjisini düzen yararına tüketmesi için. Bilinçlere yönelik bu yapı bozumu, belletilmiş toplumsal yaşam tarafından her birimizin ele geçirilmesi sonucunu üretiyor. Böylesi bir durumda işgal ediliyor beyinlerimiz; nasıl konuşacağımız, nasıl davranacağımız beyin defteri ne kaydediliyor. Alevilikte sözel taşınma kanalları tıkanınca baba ile oğul, dede ile torun arasındaki ilişki birbirlerine benzemekle birlikte birbirinden sakınan, yani anlamsızlığa açılan iki kara deliğe dönüşür: Bu nedenle örgüt üyesi ile yönetici arasındaki ilişkiyi, tıkanan sözel taşınma kanalları nın işlevli çağdaş karşılığı olarak yaşama geçirmemiz gerekirdi. Beceremedik: Onu da iki kara deliğe benzettik. Nereden bakarsak bakalım hiçbir şey görünmüyor. Geçmişte örgüt yöneticisi ile örgüt üyesi arasındaki ilişki çocuksu idi; şimdi mahcup ; işlevsel değil, tersine dönüşümle emir alma-emri yerine getirmeyle belirgin memurlaşmış bir iletişim dili egemen artık. Eğri oturalım ama doğru konuşalım: Alevi- Bektaşi zeminde ruhlar kirlenmiş durumdadır; temizlenmeden Alevi-Bektaşi yeniden doğuşunun altından kalkmak olanağı yoktur. Bedenini terk edebilen, yani canını soyut olarak avucunun içine alabilen bir kimlik onu, sonsuz yaşam içinde saklar. Sonsuz yaşam kaynağı can, yeri-zamanı geldiğinde ıslak toprakta fışkıran bir ot gibi yeşeriverir yeni bedenlerde. İlahi ciğer ruhla bedeni birleştirdiğinde, bilmeyiş erdeme dönüştü; ruh-beden bütünleşmesinin içe-dışa vurumu olarak algılanan görme-duyma-hissetme vb ye yönelik sevgiaşk bilgiden uzaklaşma yeteneğini göstermez. Bedeni küçümser, ruhu tanımazsak, bilginin kaynağı kurur ; aşk da sevgi de matematik formüllere dönüşür: Unutmayalım ki ruhlar da buharlaşır. Buharlaşan ruh, dahileşir ; dahileşen ruh, kimliği egemenliği altına alır. Biz, ruhumuzun efendisi olmak istemiyor muyuz? Öyleyse ruhu su gibi içimizde tutmasını öğrenmeliyiz. Sizin Hrant Ağabeyiniz Oldu mu? Fikret Otyam YAZDIM geçenlerde, seksen bir yaşımda, yazılarımı artık q ile başlayan dizinle yazıyorum! Dile kolay, 1953 yılından bu yana a ile başlayan Fransız dizini ile yazmışım, bu alışkanlığı kırmak kolay mı sanırsınız? Tastamam yedi yıldır her hafta politik bir dergi olan Aydınlık Dergisi ne yazıyorum ve yıllar içinde yazısını daktilo ile yazan bir bu can kalmış iyi mi? Yazımı dizen arkadaş izinli olduğu zaman, yazım tastamam yazılıktan çıkıyor ve bu can da zıvanadan! Suudi Kralı Hazretleri ülkeye geliyor yanında, üç yüz kişi, içlerinde tek kadın yok ; yazımda ise bu, içlerinde tek kalem yok olduruluyor! Kral Hazretleri Kâbe ye doğru işemezmiş ise kral hazretleri Kabe ye işemezmiş oluyor ve yedi yıl içinde salt bu yüzden okur canlarıma üçüncü kez eyvallah dedim, yok yahu, dedirttiler! Evet daha önce de yazdım, Çorum lu Alevi iki canın Haşim ve Levent in bilgisayar kuruluşu AK-BİM imdadıma yetişti en son model ve dahi en yetenekli cihazları atölyeme kurdular, para peşin kırmızı meşin, üstelik zorla!.. Bu yaşta benim için akıl sır ermez aletlerle(!) boğuştum durdum haftalarca ve dahi boğuşuyorum! Öğrenmenin sonu yokmuş ya, bu da öyle, Kâbe derken a nın üzerine inceltme simgesini tastamam uygulayamıyorum; ya sevgili Ahmet Koçak ya da sevgili Esat Korkmaz can bunu hallederler, eyvallah. Aydınlık a ceza(!) bitti ve ilk yazımı yazdım, başlığı yukarıda: Sizin Hrant Ağabeyiniz Oldu mu? Gösterilen yere yerlere gerekeni yazdım e-posta. Yazım bir dakika sonra İstanbul daydı! Hani lokma, lokmalar vardır, sevdikleriniz düşer aklınıza da o lokma boğazınızdan geçmez olur, tutun ki bu yazım bir lokma, o dergi başka, bu dergi başka, herkesin yüksek hoşgörüsüne sığınarak çıkan yazımı burada da tekrar ediyorum, gerçeğe hü... Yönetici canlar bu kelli yazımın uzunluğunu da bağışlaya, eyvallah.. Aydınlık Dergisi, Sayı: 1022, 18 Şubat 2007 Sizin Hrant Ağabeyiniz Oldu mu? AKSARAY DA Halk Eczanesi sahibi Vasıf İbrahim Bey in eczanesinin karşısındaki evinden haber geldi, eczacı iki dakika sonra evindeydi. Uzatılanı kollarına aldı öptü. Sonra Kuran ın iç kapağına yazdı: Bugün bir oğlum daha oldu, adını Fikret Vesim koydum Eczaneye dönünce çalışanlarına müjdeyi verdi. Genç kalfa adayı Hrant (Maraşlıyan) da hemen eve koştu. Anam Naciye belki bin kere anlattı: Seni, babandan sonra Horont aldı kucağına. Ona hiçbir zaman Hrant diyemedi. Altı yedi yaşlarındayım, babam öteki kardeşlerimde olduğu gibi bana da beyaz gömlek diktirdi, eczanede çalışmaya başladım. Bu, ilaç kutularına ve şişelerine yapıştırılacak etiketleri kesmekti. Çok parlak elişi kağıtlarına basılmış yuvarlak ve dikdörtgen etiketleri tek tek kesmektense harika bir buluşla üç dördünü üst üste koyup kesmek marifetini gösterdim, ne ki hergele elişi kağıtları kayı kayıvermiş, halkın Koca Vasıf dediği babam işini doğru yap bakalım deyip ense köküme ilk şaplağı patlatmıştı! Bu beklenen dayaklar uzun sürerse imdadıma Hrant ağabey yetişir, Baba bir daha yapmaz garantisiyle dayağı sonlandırırdı. Görmezdi bir gözü, sormadım, öğrenemedim nedenini. O tek gözü hep, ama hep sevgiyle bakardı insanlara ve gülen gözü Hrant Ağabeyim in o tek gözünde gördüm. Kocaman adam oldum Hrant Ağabeyin yanında, kardeşi yaşdaşım Aron a kimi arkadaşlar Harun da derlerdi. Ortaokulda sıra arkadaşım, siyah önlüklü, beyaz yakalı, kıvır kıvır saçlı resimlerimde olduğu gibi kapkara kaşlı gözlü, birazda tombulca Anahit idi. Kırsaçlılar hep siyah giyinen üç teyzeydi, Aksaray ın ünlü kadın terzileri. Biz çocuklar nasıl ama nasıl severdik onları, bişeyler olurdu onlar yumurtaları boyarlardı elvan elvan, kapılarına duranda bizleri öpüp severler, o boyalı yumurtalarla, kara üzümle karışık ceviz içleriyle, şekerli leblebilerle tıka basa doldururlardı ceplerimizi. Çarşıda en çok demirci Ohannes Amca yı severdim. O da Eczacı Vasıf Bey in yaramaz oğlunu. Yolda bulduğumuz iki ucu da açık boruyu Ohannes Amca ya götürüp bir ucunu kapattırdım ve yakınına da bir delik açtırdım ve hemen biraz barut, evden bez parçaları, azıcık gazyağı ve upuzun bir kavak dalı, ver elini ulu ırmağın yanı, topumuz hazırdı. İlk atış başarılı olmadı, üzerine Yüzler ve Gözler Fikret Otyam ın resimleri ve Filiz Otyam ın fotoğ raflarından oluşan Yüzler ve Gözler sergisi 6 Mart akşamı yapılan bir kokteyl ile Toprak Sanat Galerisi nde açıldı. 30 Mart a kadar sürecek olan sergi hafta içi saatleri arasın da, cumartesi günleri sa at leri arasında izlenebilir. Ihlamur Yıldız Cad. No: 10 Beşiktaş İstanbul Tel: Açılışta Fikret Otyam Anahtar Kitaplar ın sahibi Mehmet Atay ve Esat Korkmaz ile birlikte. Filiz Otyam açılışa katılan konuklarla birlikte 2 Sayı 27

3 ağır taşlar koydum ve uzun dalın ucundaki gazlı bezleri yaktım evden yürütülen kibritle ve ünlü naramızı haykırdım: Ölüm ölüm bir ölüm, ateş! Yer gök gümbürdedi, üçüncü atışı hazırladım tam kibriti çakacağım zaman kıçıma inen baston adım gibi emindim babamın bastonuydu, özel olarak İstanbul Zaman Ecza Deposu ndan sık sık gelen! Ulan yezit yine mi sen? Üzülmek neye yarar, bendim! Dayak fasıllarında en çok duyduğum sözcük yezit ti Ben kaçarım, o koca göbeğiyle babam, bir eliyle de küçüğüm Neşecan ı (Bener) tutarak kovalar. Epey isabet almıştım Allah için iyi bir dayaktı, Ramazan ayı dayağı! Duyulan patlamayı Bayram Tepesi nden atılan top sanan oruçlu amcalar teyzeler oruçlarını zamanından önce bigüzel bozuvermişler ve dahi müsebbibinin de Vasıf Bey in küçük oğlu olduğu anlaşılmış, haberdar edilen kişi de o sırada eczanede olan küçük Neşecan ve okkalı göbeğiyle dışarı fırlamış, şikayet edileni suçüstü yakalar yakalamaz ilk bastonu başarıyla indirmişti Bu, aşağı yukarı yetmiş beş yıl önceki unutamadığım dayaklardan en coşkulusuydu ve yaşam tarihimde Ramazan da millete oruçlarını nasıl bozdurdum? ana başlığıyla yer alır! Ek ceza olarak da on sayfa göz için sarı, on sayfa dahilen için beyaz, on sayfa haricen için kırmızı, on sayfa da gargara için yeşil etiket kesmek! Bunların çoğunu Hrant ağabeyimin kestiğini açıklıyorum NADİRE DEMİRTAŞ ANA HAKK A YÜRÜDÜ Neden? Neden? Neden? Gün geldi, günler geldi Aksaray da Anahit siz, Ohannes amcasız, Kırsaçlılarsız, kunduracı Bedros suz kalıverdi ve daha niceleriyle Onlar gitti, anılar kaldı yadigâr 1956 Artık Ankara lıyım Burada en keyifli anlarım, aldıkları kamyonla Anadolu ya taşımacılığa başlayan İstanbul yerleşimli Hrant Ağabey ile Aron un Ankara dan her geçişlerinde bize uğramaları Rakı eşliğinde muhabbetin gözün gözüne vururken çocukluğumdaki yaramazlıklar, yediğim o güzelim dayaklar bikez daha yaşanırken üç kız bebemin katılırcasına gülmeleri Hrant Amca nolur daha anlat demeleri hâlâ kulaklarımda Ya Allah Ya Muhammet Ya Ali Hrant ağabeyin el yazısı harikaydı, Fransız stili; eski yazıyı da bilirdi. Bir gelişinde defteri kalemi uzattım Hrant Ağabey dedim, tablom için gerekli, bana Ya Allah Ya Muhammet Ya Ali yazıversene. Bir an duraksadı, yukardan aşağıya güzel bir çizgi çekti bu ya dır dedi. Sonra sol tarafa isimleri sıraladı. Harika olmuştu, nerdeyse kırk yıldır sevgiyle saklarım bunu Ey İstanbul İstanbul İstanbul a yolumuz düşende Aronlara gitmemek olur muydu, asla! Aron un eşi Mayda Yenge ve kocaman olmuş kızlar iki üç gün önceden hazırlığa başlarlarmış. Aron kıvranarak anlatırdı, sayende biz de nasipleneceğiz O güzelim sofrada neredeyse bir kürdan bile koyacak yer bulunmazdı sanki. Birisinde Hrant Ağabey yoktu, telaşlanınca güldüler, sofraya bakmış bakmış, tüh be demiş, deli oğlan rakıyı pastırmayla içer O yaşında en güzel pastırmayı alıp gelmişti, boynuna sarıldım, dur gâvur, dur deli oğlan, biyerimi kıracaksın, yine gülüyordu tek gözüyle Ama fersiz miydi, yaşamasız mıydı? Nereden, nasıl bilebilirdim seksenini aşmış Hrant Ağabeyimi bir daha göremeyeceğimi? Mayda dır, Topik ustasıdır, dürtükler durur: Yesene.. İki yıl sonra sergimize zor yürüyerek geldi Aron, sonra hep geldi, durmadan tuvalet diyordu, koluna girip iki kat aşağıdaki tuvalete indirip çıkarıyorum, ulan dedim başlarım senin prostatından, bu işe el koyuyorum. Yukarı çıkar çıkmaz, can dostum, dostumuz Prof. Dr. Tarık Minkari yi aradım durumu anlattım, Aron artık benim hastam, para mara söz konusu bile değil, söyle ona. Telefonu uzattım, uzun uzun konuşup kavilleştiler. Ödü kopuyordu ameliyattan, gönül rahatlığıyla döndük Antalya mıza. Bir başka sergimize Mayda Yenge, kızlar, damatlar, torunlar geldiler, ama Aron suz! Korkudan gitmemiş Tarık Hoca ya. Sivas ellerinde Madımak Oteli nde diri diri yakılanlardan dostum/arkadaşım Şair Metin Altıok ne diyordu bir şiirinde: Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar Ne zaman bir dosta gitsem Evde yoklar.. Şüceattin Veli Dergâhı postnişini Nevzat Demirtaş Dede nin eşi Nadire Ana bir dede kızıydı. Misafirperver, eli açık, ziya re te gelen herkesle ilgilenen örnek bir Ale vi-bektaşi kadınıydı. Cemde Dede nin yanında yerini alır, benzersiz sesiyle nefesler okurdu. Talipler Dede yle birlikte Nadire Ana ya da niyaz ederdi. YATTIĞI YER IŞIK OLSUN. M. TEVFİK OYTAN Bektaşiliğin İçyüzü Dibi, Köşesi, Yüzü ve Astarı 7. Baskı, Mart 2007 ISBN: ,5 x 21 cm boyutunda 544 sayfa, 20 YTL Demos Yayınları Tel: Ne Bu Can Anadan Babadan Ermeni, Ne Hrant Ağabey Anadan Babadan Türk Oldu! Sivaslı Başbakan Yardımcısı Şener, geçenlerde haykırdı: Hepimiz Aleviyiz! Haykırmakla, demekle olunmaz ey canlar, olunmaz, ol nedenle kimse uykularını yitirmesin, bayraklı, tabancalı Kuran lı yeminler neyim etmesin. Bu yürek katılımıdır, acıysa acıyı kıvançsa kıvancı bölüşmedir... Bir olmaktır Diri olmaktır, hepsinden öte sevgidir sevgi, insan sevgisi Sevgiye sarılmadır, illa sevgi. Ulus, ırk, renk, dil, din, mezhep, cins şu bu farkı gözetmeksizin illa sevgi, barış, kardeşlik. Tüm Hrantlara, Aronlara, Ohanneslere, Kırsaçlılara ve nicelerine Gök Tanrı dan rahmet diliyorum, kabirleri her daim ışıklı ola. Gerçeğe Hüü Mart

4 Türkiye sol hareketi içinde ilk kitlesel kadın örgütlenmeleri 1975 te ortaya çıktı. Yıl içinde hem Ankara Kadınlar Derneği, Adana, Tunceli, Pülümür, Ardahan ve Giresun Devrimci Kadın dernekleri, bu derneklerin katılımıyla oluşan Devrimci Kadın Dernekleri Federasyonu kuruldu. Hem de aynı siyasal görüşü paylaşanlarca yukarıdan aşağıya oluşturulan ve özellikle DİSK içinde etkinlik gösteren İlerici Kadınlar Derneği(İKD) örgütlü mücadeleye başladı. İzleyen süreçte Demokratik Kadın Birlikleri Federasyonu nu oluşturacak olan Demokratik Kadınlar Birliği hukuki kimlik kazandı. Bu kadın örgütlerinde değişik görüşlere sahip binlerce kadın, arasında, anti-faşist mücadele içinde aktif olarak yer aldılar. Kadınların örgütlü eylemleri; Faşizmin Maşası Ülkü Ocakları Kapatılmalıdır! (AKD), Ülkü Ocakları Kapatılsın! (İKD), kampanyaları; Eşit İşe Eşit Ücret!, kürtaj sorunu; su, yol, çöp kampanyaları; okuma-yazma, biçki dikiş kursları; Medeni Kanunu ndaki ayrımcı maddelere karşı mücadele etkinlikleri; konuya ilişkin paneller, seminerler, mitingler; işsizliğe karşı mücadele, olarak sıralanabilir. Görüldüğü gibi 1970 li yılların ikinci yarısında, sınıflı toplumda ezilen ötesinde erkek tarafından hırpalanan, kimliksizleştirilen kadının, gelecekteki düşsel kurtuluşuna kaynaklık edecek düşyapısal tasarımlar yaratabilmiş değildi. Kadınına karşı sevgi göstermekten utanan erkekler dünyasında; yabancılaşmış erkeğin, yabancılaşmış gereksinimini karşılamak üzere sistemin bir ürünü olarak ortaya çıkan vücudunu para karşılığı satan kadın kimliği, kadınların alçalmasının öcünü, erkeklerin de alçalmasıyla alınmasına aracılık edecek durumda değildi. Yaşanan süreçte kadın, henüz kendini özgürleştirememişti; doğal olarak erkeğini de özgürleştiremedi: Alçalarak da olsa kendi öcünün alınması sonucunu doğuran ancak erkeğini de alçaltan emeğini satma yerine vücudunu satan kadın kimliğine, uzantısında bunları üreten sisteme toplu bir karşı duruş alamamıştı. Erkeklerin asla kadın sıkıntısı çekmediği erkek egemen sistemi sorgulamak, kendilerinin satın alınma koşullarını ortadan kaldırmak konusunda bir bakıma çocukluk dönemini yaşıyordu. Uygarlığın İcadı Kadını Modern Köle Yaptı Tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki çelişmenin karı-koca evliliği içinde gelişme siyle, ilk sınıf baskısının ise dişi cinsin erkek tarafından baskı altına alınmasıyla aynı zamana denk geldiği hiçbir zaman unutulmamalıydı. Egemen anlamda, doğal koşullar üzerine değil de ekonomik koşullar üzerine kurulan tek karı-koca evliliği, insanlığın evriminde kuşkusuz büyük bir tarihsel ilerlemeydi. Ama ne var ki bu ilerleme, erkeklerin refah ve gelişmesi, kadınların acı ve gerilemesiyle elde edilen bir ilerleme ydi. Her ilerlemenin aynı zamanda bir gerileme olduğu bu çağ, kadın-erkek ilişkilerinin, erkeğin belirleyici olduğu çıkar zemininden, her iki cins için eşitlik üreten doğal-toplumsal zemine aktarılamadığı sürece aşılamayacaktı: İlerleyen erkek, gerileyen kadın olacaktı. Günümüzde teknik akılsallık egemenin, özelde erkeğin akılsallığıydı; bu akılsallık, kendine yabancılaşmış toplumun ya da kendine yabancılaşmış erkeğin zor kullanan niteliği ydi. Zor kullanan nitelik nedeniyle bireyleşme deki her türden gelişme bireyselliğin zararına işlemeye başladı. Sonuçta; yaşam, iş yaşamına ve özel yaşama; özel yaşam, mahremiyete; mahremiyet, geçimsiz evlilik beraberliğine bölündü. Geriye kendi amacını izleme kararı ndan başka bir şey bırakmadı: Yalnız başına kalan, kendisiyle ve herkesle arası açık olan birey artık, hem heyecana getiren hem de hareket eden gizil bir Nazi ydi ya da dostluğu sosyal anlaşma olarak algılayan soğuk, namert bir kent sakiniydi. Aile biçimi, toplumsal sistemin bir ürünüydü ve onun kültür durumunu yansıtıyordu. Ataerkil aileyle birlikte ev yönetimi, kamusal niteliğini yitirdi. Artık ev işi, toplumu ilgilendirmez oldu; erkeğin özel bir hizmeti durumuna geldi. Modern karı-koca ailesi, açık ya da gizli, kadının evcil köleliği üzerine kuruldu ve giderek kadın, toplumsal üretim sürecinden uzaklaştırıldı. Bu uzaklaştırma yla HAYVANI ÇOĞALTMAK ANLAMINDA KADIN EVCİLLEŞTİRİLDİ Kadın Sorunu Esat Korkmaz Modern çağda, kadının doğa ve bereketle özdeşleştirilmesinden sakınıldığı için ezilenler katında kadının yazgısı erkeğin yazgısından uzaklaştı : Vahşi doğa erkek, evcil doğa kadın oldu Önce hayvan evcilleştirilmişti uygarlık geldi evcilleştirilmiş hayvan hizmette yetersiz kalınca bu kez hayvanı çoğaltmak anlamında kadın evcilleştirildi. Sonuç mu? Uygarlığın bu icadı kadını modern köle yaptı. birlikte kadın, erkekle kavga vereceği alanı da yitirmiş oldu. Günümüz sanayi toplumu, kadına, toplumsal iş sürecine katılma yolunu açmış gözüküyor ama istisnalar bir yana bırakılırsa ev işi, hâlâ bu iş sürecinin dışında. Kadının kurtuluşunun ilk koşulu, kadınların yeniden kamu işine dönmesinden ve ev işinin, toplumsal iş sürecinin bir parçası durumuna getirilmesinden geçecekti: Bu koşul yaşama geçtiğinde toplum, ev hizmeti yle ilgi kurmaya başlar, ev işi özel hizmet olmaktan çıkar; kadının baş hizmetçiliği sona erer. Yaşama geçirilen kadın hakları, erkekle kadın arasındaki karşıtlığı ortadan kaldırmaz; tersine, aralarındaki mücadelenin üzerinde yapılacağı alanı hazırlar. Ama ne var ki var olan koşulda bu alan, sistem ve sistemin taşıyıcısı erkek tarafından işgal edilmiş durumdadır. Kadının erkekle mücadele edeceği alanı belirlemeye girişmesi özünde bir başkaldırı dır; her başkaldırı bir bedel ister; kendini bilmek isteyen her kadın bu bedeli ödemek durumundadır. Anlaşılacağı üzere ataerkillikle birlikte kadın, özne olmaktan çıkıyor: Artık o, bir şey üretmiyor; sadece üretilenlere bakıp, özen gösteriyor. Bu durumunu onurlandırırsak, tarihin uzak geçmişinde kalmış kapalı ev ekonomisi anısının canlı bir anıtı olarak çıkar karşımıza. Erkek egemen sistem tarafından zorlanan işbölümü, kadına pek yaramamış gözüküyor. Kadın, biyolojik işlevin maddeleşme sine, tene aşkın ürününe konaklık eden yatağa dönüşürken, kadına hükmediliş, uygarlığın övünç kaynağı olup çıkıyor. Bu övünç kaynağı, evcilleştirilmiş ya da evcil doğa nın, egemen bilinçte yansıyan imajından başka bir şey değildi. Uyum sağlamayan ya da sağlayamayan, başına buyruk davranan kadın, buna eşlik eden ekonomik bir acizlikle cezalandırıldı. Başlangıçtan bu yana, doğaya sınırsızca hükmetmek, evreni uçsuz bucaksız bir avlanma alanına çevirmek, insan düşüncesinin temel ideali olageldi. Bu düşünce erkek egemen sisteme, ataerkil topluma uyarlanınca varılan sonuç insanlık adına ürkütücü oldu. Erkeğe göre kadın, ufak tefek ve güçsüzdü; yani erkekle arasında doğasal bir fark vardı. Amaç doğaya hükmetme olunca, biyolojik olarak güçlü-güçsüz ilişkisine yönelik eğilim yine doğanın kendisi tarafından uygulamaya sokulur. Sonuçta kadın, sömürülmüş doğa karşılığında, egemenlik dünyasına ya da uygar dünya ya alınmayı başarır: Galibin zaferi, yani, erkeğin yengisi, kadının boyun eğişi yle yaşama geçer. Tersinden düşünürsek, kadının yenilgisi, galibin, yani erkeğin zaferi görüntüsü ardında kutsanır. Bu durumda, ters dönmüş bilinç gereği kadının yenilgisi fedakârlık, umutsuzluğu yüce ruh ; lekelenmiş yüreği seven bir kucak olup çıkar. Özetlemeye çalışırsak; toplumsal iş sürecinden kovulmasının bedeli olarak kadın, efendi sinden saygı görür. Zamanla bu zorunluluk, zorbalık kadın açısından gönüllülüğe dönüşür; kadın artık vahşi doğa yı, egemen doğa yı erkeğe bırakır; evcilleştirilmiş doğa yla kendini bir tutar. Kadın kendi ben i hakkında erkeğin değerlerine göre hüküm vermeye başlar; ne olduğunu ise ataerkil bir ailede başına gelenlere bakarak öğrenir. Hayvanın Rolüne Soyundurulan Kadın Bu karşıtlık tarihsel sürecinde, dışımızdaki doğada ve kendi doğasında yaşama geçerken; egemen doğa, vahşi doğa olarak algılanan erkekler tarafından, hükmedilen doğa, evcil doğa olarak bilince taşınan hayvan a gösterilen ilgi, özen yetersiz, doyurucu olmaktan uzak bulundu. Çünkü, hükmedilen doğa, evcil doğa, ek-doğa olarak algılayabileceğimiz insanın toplumsal yapısını kullanamıyordu da ondan. Yeni onur kaynakları aranmaya girişildi. Bu kaynak uygarlıkta bulundu; kadın, hayvan ın rolüne soyundu ya da soyunduruldu. Bu nedenle bugün kadınlara düşen görev, kendi sorunlarının çözümüne ilişkin kavganın-mücadelenin verileceği alanı hazırlamak; bu alanda kullanacağı iletişim dilini yaratmak; bunu yaparken erkekleri de özgürleştirmek ; erkeğe bu konumu biçen erkek egemen 4 Sayı 27

5 Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde Hakk ın yarattığı her şey yerli yerinde Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yok Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde Hacı Bektaş Veli toplumu sorgulamak ve genel demokrasi kavgasının üretici bir halkasını oluşturmak olmalıdır lı yıllarda olduğu gibi 1970 li yıllarda da kadın olsun, erkek olsun kadın sorunlarına ilişkin bilincimiz, Engels in Devletin, Ailenin, Özel Mülkiyetin Kökeni ve Bebel in Kadın ve Sosyalizm kitaplarında verilen bilgilerle sınırlıydı. Kısaca, kadın sorununun çözümü sosyalizme bırakılıyordu. Erkeksi devrimcilik 1970 li yıllarda da kırılabilmiş değildi. Kadınlar değilse bile erkekler hâlâ Engels Baba nın sözünden çıkmıyordu: Kadın evin ekmeğini kazanan fi gür rolünü alır, erkek ise evde oturup çocuk bakar, temizlik ve yemek işleri yaparsa... aile ilişkileri tersine dönmüş olur ama toplumsal durum değişmez. Böyle bir gelişim, erkeği erkek olmaktan; kadını da tümüyle kadınlık niteliklerinden uzaklaştırır... Ve bu, insanoğlunun cinsiyetlere karşı utanç verici ve aşağılayıcı tavrını gösteren bir durumdur. Bebel in Kadın ve Sosyalizm kitabı kadınlar için yaşamaları ve savaşabilmeleri için umut ve sevinç kaynağı oldu. Bebel e göre eşitlik ve özgürlük kadın için hem kişisel hem de toplumsal bir olguydu; ancak, toplumsallık baskın olduğundan kadın sorununun çözümü ileri yıllarda görülecek ti; bu da devrim sonrası bir gelecek demekti. Peki kadın sorunlarının çözümü için hiçbir şey yapılmayacak mıydı? Yapılacaktı elbette: Kadının, topluma eşit haklarla katılımını sağlamak için kavga verilecekti. Bugünden geriye baktığımızda, bu, liberal feministlerin, kapitalist toplumda cinsiyet eşitliğini sağlamak için verdikleri kavgadan başka bir şey değildi lerin ikinci yarısında, Türkiye de, onca kadın örgütüne karşın kadın sorunlarının saptanmasına ve çözümüne ilişkin mücadele liberal feminist bir kavganın sınırları dışına çıkamadı. Clara Zetkin Sahne Aldı 1800 lü yılların sonunda, sahneye, bilincine ancak 1980 li yıllarda varabildiğimiz Clara Zetkin çıktı: Kapitalist toplumla birlikte kadın sorununun modern bir sorun olarak ortaya çıktığı saptamasıyla sorunu sınıf açısından irdelemek gerektiğini söyleyiverdi. O, Kadın sorunu: Proleter ve orta burjuva kadını için, aydın kadın için ve egemen sınıf kadını için vardır, ancak, sınıfına göre bu sorun değişik şekiller alır, diyordu. Zetkin in bu yaklaşımıyla o güne değin egemen olan sosyalist tavır yara aldı; tabular yıkılıyordu. Zetkin e göre, egemen sınıf kadınının sorunu mülkiyetti; mülkiyet sahipliğindeki eşitsizlikti; yaşamından doyum sağlayabilmesi için mülkiyetleri üzerinde özgür ve bağımsız denetimi ele geçirmeliydi. Bu amaçla kendi sınıfından erkeklere karşı bir savaşım içine girdi. Küçük ve orta-burjuva ile aydın burjuva kadınının sorunu oldukça farklı bir sosyal biçim sergiliyordu: Buradaki kadının sorunu, kendi sınıf temelinde cinsiyete dayalı eşitsizlikti; yani kazanç eşitsizliğiydi; sorunun çözümünü ise iş yaşamında, kendi sınıfının erkekleriyle ekonomik eşitlik talebinde buluyordu. Proleter kadının sorunuysa başka bir biçim içeriyordu: Kapitalizmin ekonomik yaşamına girmek için bir kavga vermek zorunda değildi; o zaten ekonomik yaşamın içindeydi. Onun, kapitalist düzenin kullanımına, sömürüsüne ve olanaklı olan en ucuz emek gücü arayışına alet olmaktan dolayı bir kadın sorunu vardı. Proleter kadının temel sorunu kapitalizmdi; çözümü ise proleter sınıfın politik iktidarını sağlamaktı. Onun yapacağı şey, kendi sınıfının erkeğiyle omuz omuza, onunla uzlaşmaz bir çelişkiye girmeden kavga vermesiydi. Bizde esintisi görülmese de uluslararası düzeyde feminist hareket oldukça boyutluydu: 60 la rın sonlarında Zetkin in izinde sosyalist-feminist bir akımın çıkışı çok önemli bir ge liş me oldu: Anti-emper yalist ve ülke içi/ ülke dışı ilerici hareket ler le dayanışma içine girdi. Ama Âşık olmak, acıyla yaşamayı başarmak anlamına gelir: Âşık olmak kolay olmadığına göre erkek için acı da kolay elde edilir bir olanak değildir. Kadın, modern bir köle olarak acıyı icra eder; demek ki kadın için acı yaşamın içinde olan bir şeydir: O âşık olduğunda, zaten var olan acısını sağlıklı yaşama sanatı na dönüştürür o kadar feminist hareket kendi zemininde karşıtını üretmekte gecikmedi: Erkek üs tünlüğünü tüm insanlığın ezilmişliğinin kökeni kabul eden ve kadın özgürlüğü önünde başlıca engel olduğunu savunan köktenci feminist akım boy verdi. Türkiye de 1980 li yıllarla birlikte sosyalist-feminist hareketten çok temel çelişkiyi kadınla erkek arasında gören, erkeği baş düşman kabul eden, popülist hezeyanlar eşliğinde, erkeği içine almayan, onunla bir arada bulunmaktan tiksinen küçük-burjuva nitelikli köktenci feminist hareket egemen oldu lerin sonuna kadar kadın hareketinde sosyalist nitelik yoktu; sonraki yıllarda ise sosyalist nitelik boğuldu. Alevilikte Kadın Alevi inancında insanlar cinsiyetlerine göre değil de tasavvufta-inançta kat ettiği yola göre değerlendirilir. Eğer kişi yetişmişliği ve davranışıyla tasavvuf-inanç zemininde ilerlemiş ise ister kadın ister erkek olsun o, sıradan insanlardan daha üst aşamadadır ve er olarak tanımlanır. Doğrudan demokrasi temelli yol örgütlenmesinde kadın-erkek ayrımı, yani cinsiyet ayrımı yapılmadığı için dervişlik makamı dışında halife olan, tekkeleri yöneten, kendilerine bağlı birçok müridi bulunan kadınların sayısı az değildir: Bunun en çarpıcı örneği Kadıncık Ana dır. Hacı Bektaş Veli nin Hakk a yürümesinin ardından O nun postuna oturur. Halife iken Yol un birinci piri durumuna gelebilmiştir. Kadıncık Ana, Bektaşiliğin kurumlaşmasını sağlayan Abdal Musa yı yetiştirmiştir. Aleviliğin-Bektaşiliğin dört büyük dergâhından birinin adına bağlandığı ve Kızıldeli olarak bilinen Seyit Ali Sultan da Kadıncık Ana yetiştirmesidir. Balkanlar a geçtiğimizde Kız Ana ile karşılaşırız: Demir Baba Vilâyetnamesi nde, tekkede oturan kişi olarak anlatılır. Adına kurulan tekke, bugün de halkın önemli uğrak yerleri arasındadır. Kadınların post sahibi olma geleneği XIX. yüzyılda Tokat ta yaşayan Hubyarlı Alevilerinin Anşa Bacı ya, Afyon/Emirdağ ilçesine bağlı Karcalar köyü Alevilerinin Zöhre Bacı ya bağlanmalarıyla sürdürülür. Alevi zeminde kimi ocak pirlerinin kadın olduğunu görmekteyiz: Adıyaman/Çelikan ilçesi Bulam bucağında Zebran (Sarı Gök) ziyareti vardır. Bu ziyaret, Zebran adında bir kadın pire ait olup, aynı kandan gelenlerce ocak olarak bilinir. Bu kadın pire bağlı ocaktan gelenler, son dönemlere değin kimi Alevi gruplara dini hizmet götürdü.(*) Alevilikte kadının yerini tam olarak algılayabilmek için temel ibadet biçimi olan cemlere bakmak gerekir: Kırklar, Alevi inancında en yük sek makama ulaşanların oluşturduğu bir birliktir. Kutsal gerekçesinin önemi nedeniyle Alevilikte cem, Kırkların yaptığı muhabbeti canlandırmak anlamına gelir. Açıktır ki Kırklar arasında yalınız erkekler değil kadınlar da bulunmaktadır: Kırklar ın 23 ünün erkek 17 sinin kadın olduğuna ve kadınlar arasında Fatma Ana nın da bulunduğuna inanılır. Kırklar ın içinde kadınların bulunduğu, cemde süpürgecinin okuduğu gülbankla bize aktarılır: Biz üç bacıydık, Kırklar meydanında süpürgeciydik. Yol uygulamaları rehberlik hizmetinin özünde bir kadın hizmeti olduğunu kanıtlıyor: İnançta ve inanç uygulamasında mürşit, talibin yol babası dır; rehber ise yol anası olarak algılanır. Cemlerdeki zâkirlik hizmeti kimi ocaklarda ağırlıklı olarak kadınlar tarafından yerine getirilir: Sözgelimi Ela Ana, zâkirlik yapmıştır. Aynı yörede yaşamış ve evliya aşamasına taşınmış Fato nun uzun süre cemlerde zâkirlik yaptığı anlatılır. Adıyaman bölgesinde çerağ hizmetinin, bir kadın hizmeti olduğu vurgulanır: Kadınlar, Fatma Ana nın temsilcileri olduğu için ışık onlardan gelir. Yine Malatya ve Adıyaman bölgelerinde cemevinin hazırlanması işleri kadınlara verilir: Doğal olarak cemevine gelen mürşit ya da pir, bu kadından rıza alarak içeri girer. (**) Kadın-erkek eşitliğini, yaşamda ve ibadette kadınerkek birlikteliğini kanıtlayan bu uygulamalar, erkek egemen toplum insanının ya da sisteme uyarlanmış yabancılaşmış bireylerin anlamakta zorlanacağı çok demokratik bir durumu anlatır. Kadının özgürleşmesinde, Alevi kadınının yeri ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalıklı durumu yaşama geçirmek hepimizin görevi-sorumluluğudur. Son söz olarak, hayvanları mahkemeye çıkarmadan kesiyoruz (idam ediyoruz); bunu bugün kadına da aynen uyguluyoruz acı olan budur. NOTLAR (*) Daha fazla bilgi için bakınız: İbrahim Bahadır, Kadın Dervişler, Su Yayınları, İstanbul, 2005 (**) Daha fazla bilgi için bakınız: Age. Mart

6 BREMEN ALEVİ EVİ DERNEĞİ NİN 8 ARALIK 2006 TARİHİNDE DÜZENLEDİĞİ PANELE YAPILAN SUNUŞ Alamut (Nizari) İsmaililiği ve Anadolu da Yaşayan Alevilikle İlişkileri-Etkileşimi Bölüm I İsmail Kaygusuz Alamut Nizari Aleviliği, yani İsmaililik, Alevi-Bektaşi inancının Anadolu da sistemleşmesi ve kurumlaşmasında fazlasıyla etkili olmuş ve birçok bakımlardan batınilik bağlamında onun uzantısıdır. Genel anlamda Heterodoks İslam olarak tanımladığımız Aleviliğin çok önemli bir kolu olan İsmailiğin Alamut çağı Nizari İsmaililerine ilişkin yanlış, yalan ve iftira dolu hayali bilgiler yüzyıllar boyu aktarılarak, tarihsel gerçeklermişçesine sunulmuş; sözde tarih araştırmaları, romanlar, öyküler ve film senaryolarıyla bu uydurma ve tarihsel çarpıklıklar hala sürdürülmektedir. Alamut devleti ve onun kurucusu Hasan Sabbah (1034?-1124) hakkında da akıl almaz kara çalmaları ve aşağılamaları, en ciddi yazar ve araştırmacıların yazılarında görmek, günümüz tarihçilerinin kaleminden okumak insanı dehşete düşürüyor; bu denli bağnazlık olamaz diye! Bağnazlık diyoruz, çünkü Avrupa merkezci tarih anlayışı Avrupalı-Hıristiyan kökenli kaynakları güvenirlilik ölçütü alırken; Ortodoks İslam (Sünni) tarihçi ve din bilginleri; çağdaş saray kronikçileri ve yönetim erkinin besleme yazar ve bilginlerinin bu yazdıklarını ana kaynak olarak kullanmaktadırlar. Türk Sünni yazar ve tarihçileri ile Avrupalı Hıristiyan tarihçileriyle birleştiren işte bu bağnazlık anlayışıdır. Büyük İsmaili Dai si, döneminin bilgin ve düşünürü, eşi az bulunur örgütçü bir devlet adamı olan Hasan Sabbah ın, İmam Cafer oğlu İsmail in soyundan 19. İmam Nizar ın adına ve İsmaili Aleviliği inanç öğretisini daha da geliştirerek, onun özündeki özgürlükçü, barışçıl, eşitlik ve paylaşımcılık temeli üzerinde kurduğu Alamut devleti 167 yıl sürmüştür. Pamir den, Güneydoğu Akdeniz kıyılarına-filistin e kadar uzanan geniş Ortadoğu coğrafyası içinde 300 e ulaştığı bildirilen, baş Dai lerin yönetiminde bulunan ortaklaşa çalışıp kazanarak, ortak kazanda aş yenilen ve özel mülkiyetin olmadığı kale yerleşim birimleri Dar ül Hicra lardan oluşan bir devletti. Alamut Nizari İsmaili devleti tam anlamıyla bir Sosyalistik Federe Cumhuriyeti idi. Dar ül Hicra lar, çok iyi bir hiyerarşik yapılanma içinde örgütlenmiş, İsmaili Dava sını yayan görevli Dai ler (çağıran, davet eden), Dava yı açık ve gizli düşmanlara karşı savunmada canını vermekten asla çekinmeyen Fedai ler aracılığıyla uygulanan çok güçlü ve geniş propaganda-iletişim-savunma ağıyla Alamut a bağlıydı. İslam dinini ve kutsal kitabını kendi iktidar çıkarlarına uygun biçimde yorumlayarak baskıcı yönetimlerini sürdüren Sünni Bağdat Halifeleri, onların kılıcı olmayı kabul etmiş Selçuklu Sultanları ve diğer prenslere karşı ölümüne direnerek, düşünce ve inançlarını yaymak, dünyayı değiştirmek ve dünyayı gerçek adalet ve eşitlik içinde, nimetlerini hakça paylaşarak, yaşanılır kılmak savaşımı veren bir yönetim olarak dünya sahnesinde çok onurlu bir yeri vardır Alamut Nizari İsmaili Devleti ve onun kurucusu Hasan Sabbah ın. Yaşayan İsmaililik ve İsmaililer Dokuzuncu yüzyılın ortalarında İmam Zeynel oğlu Zeyd soyundan gelenlerle birlikte, Aleviliğinin girdiği Anadolu, 12. yüzyılın başlarından itibaren, Batıni inanç olarak Alamut İsmaili-Aleviliğinin yoğun biçimde etki alanında kalmıştır. Bu etki, 13. yüzyılın ortalarından sonra da (Alamut sonrası dönemde) Anadolu, Azerbaycan, Gilan, Horasan İran ve Hindistan ın köy, kasaba ve dağlarında açık-gizli, sürekli kılık değiştirerek dolaşan İsmaili İmamları ve Dai lerinin olağanüstü çabaları sonucudur yüzyılda Ebül Vefa, 13. yüzyılda Şemseddin Tebrizi ve Hacı Bektaş tan başka Alamut sonrası ikinci İsmaili İmamı Kasım Şah ın ( ) yaşamının bir bölümünü, Anadolu da Alevi-Bektaşiler arasında geçirdiğini İsmaili kaynaklarının söylediğini zikredelim. Ayrıca Kızılbaş Safevi devletinin oluşumunda, dönemin İsmaili İmamlarının, Kızılbaş Türkmen dede-beyleri ve Şah İsmail ile kurdukları yakın siyasi ilişkiler ve savaşçı destekleriyle katkıda bulunmuş olduklarını biliyoruz. Bu nedenlerden dolayı Alamut İsmaililiği (Nizarilik) bizi çok daha yakından ilgilendirir. Ancak Alamut İsmaililiğine adını veren Nizar ın (Ö. 1095) kardeşi Mustali billah ı (Ö. 1101) izleyen İsmaililerin kimler olduğu e tarihsel süreçlerine de kısaca değinmek gerekiyor. Arif Tamir i dinleyelim: 909 tarihinde Mısır da Fatımi devletinin kurulmasıyla, 10. yüzyıl boyunca ve 11. yüzyılın ortalarına kadar çok yoğun bir propaganda (dava) çalışmaları uygulandı. Daha o zaman, İsmailizm gücünü, Atlantik ten itibaren İslam dünyasının uzak doğu sınırlarına kadar gösterdi; özel olarak İran da, Hazar bölgesi eyaletlerinde, Azerbaycan, Rey, Kum, Isfahan, Fars, Huzistan, Kirman, Kürdistan, Horasan, Kuhistan, Gazne, Mavera-ün Nehir deki Bedehşan da yürütme merkezleri kurdu. İran da, Ebu Yakub-ül Sicistani (ö. 331/942), Ebu Hatim-ül Razi (aynı tarihler), Hamid-üd Din-ül Kirmani (ö. 410/1019 civarında) ve El-Muayyad Sirazi (ö. 470/1077 civarı) gibi hareketin doktrininin gerçek kurucuları olan İsmaili bilgin-filozoflarına ortaya çıkış olanağı verdi. Nasır-ı Hüsrev (ö civarı) ve Hasan Sabbah (ö. 1124) da bu gruba eklenebilir. Mısır da son zamanlarda İsmaililer arasında süren karışıklık ve umursamazlık, Mısır Fatımi İmamları çizgisi çökünceye dek, Mustali leri de yönlendirdi. El. Hakim oğlu El-Amir 542/1130 da öldürülünce, genç oğlu ve halefi El-Tayyib sır olmak kavramında yerini aldı. Son beş Mısır Fatımi halifesi, kendilerini İmam olarak düşünmediler ve son adalet gününde (Kıyamet te) gelmesi beklenen İmam olan al-kaim adına hutbe okundu. Son Fatımi imamı olan çocuk-imam al-tayyib 526/1131 yılında ortadan kayboluyor; babası da otuzunda. Oniki İmamcı Şiilerin gizli İmamı olan 12. İmamın (Mehdi) babası Hasan-ül Askeri ile aynı yaşta ölmüştür. El Emir inkine benzemekten uzak pak, soylu ve yumuşak kişilik sahibi olduğuna inanılır El Tayyib in. Bu kayboluşla, İsmailizmin Batı kolu da İmamlığın sır olması dönemine girdi. Uygulama olarak da, Oniki İmamcı Şiilerinkiyle benzer bir inançsal durum içinde buluştu. Tıpkı bu Şiiler için, yeryüzünde görünüm alanına çıkan imamlardan onikinci gizli İmam ile tamamlandığı gibi; aynı şekilde 21. İmam olarak El Tayyib in sır olmasıyla, onlara göre Muhammed peygamberden itibaren İmamların üç yedili dönüşüm tamamlanmış oluyordu. İmam ın sır olmasının birinci sonucu, Fatımi geleneğini izleyen İsmaililerin pratikte inançsal bağlılıklarını, Nizari İsmaililerin yaptıkları gibi görünür bir İmama değil, görünmeyen İmamın temsilcisi olan Dai al-mutlak a gösteriyorlardı. Batılı İsmaililer denilen bu kol, eski Fatımi İsmai- 6 Sayı 27

7 lizmi geleneğini ara vermeden ve yüzyıldan yüzyıla geliştirip yenilemeden sürdürdüler. (Arif Tamir, La Qasida Safıya, Texte arabe établi et annoté. ) Mustalilerin yönetim merkezi Yemen e geçti ve Dai al-mutlak lar yönetiminde Yemen de aşağı yukarı 500 yıl boyunca belli-belirsiz bir durum içinde tutundu. Ancak 17. yüzyılın başlarında ilk sömürgeciliğin oldukça genişlediği Hindistan da tamamıyla farklı bir gidiş, bir süreç oluştu. Bu süreç İsmaili özgün topluluğu için çok önemliydi; Dai lerin bazılarını Hindistan a taşınmayı zorunlu kıldı. Orada Davudi İsmaililer adını aldılar. Yemen dekilere ise Süleymani ler deniliyordu. Bugün İsmaililer in Davudi Bohralar kolu Hindistan ve Kaşmir de yaşamaktadırlar. Sayıları otuz bin kadar olduğu bilinen Bohralar, Arif Tamir in söylediğinin tersine son yıllarda bir gelişim ve yenilenme süreci yaşamaktadırlar. İlerici Davudi Bohralar adı altında reformcu bir hareket, Bohra inançsal önderi (Dai al-mutlak) ve onun yönetimine karşı mücadele ermektedir. 70 li yılların ortalarından beri bu mücadelenin başında Dr. Asgar Ali Engineer bulunmaktadır Diğer yandan büyük çoğunluğu oluşturan Alamut- Nizari İsmailileri Hindistan, Pakistan, İran, Afganistan-Pamir, Suriye ve bazı Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cemaatler olarak yaşamaktadır. Yirmi milyonu aşkın olduğu söylenen bu büyük inançsal topluğun önderi Nizar ın soyundan gelen 49. İmam olarak tanınan Kerim Ağa Han dır. İnanç kimliklerini kabul ettirdikleri ve büyükküçük topluluklar halinde yaşadıkları ülkeler dâhil, İsmaililerin çeşitli Batı ülkelerinde Üniversiteleri, Araştırma Enstitüleri ve geniş Cemaat Örgütlenmeleri bulunmaktadır. Nizari İsmaililerin bir bayrağı ve anayasası vardır; deyim yerindeyse bu topluluk, başkanı, bayrağı, hazinesi, anayasası ve belki meclis ve hükümet gibi kabul edilebilecek(!) Dai lerden oluşturulmuş bölgesel ve üst konseyleri olan, fakat kendilerine ait vatanı bulunmayan devlet örgütüne sahiptir. İmam ailesinin fertleri prens ve prenses olarak dünya medyasında sıkça geçmektedir. Günümüz Nizari İsmaililiğinde Zahiri ve Batıni İnanç Kaynaşımı Kendilerini İsmaili Şiiler olarak tanıtan İsmaili dai leri ve cemaat önderleri, Kuran İslamı ile tarihsel batıni felsefe ve öğretilerinin sentezi biçiminde bir yapılanmaya reform etmiş görünüyorlar. Batıni dai ler aracılığıyla taşınan öğretileri ve inanç kurumlarıyla Anadolu da batıni Aleviliğin kökleşmesinde büyük çapta etkili olmuş Alamut Nizari İsmaililiği, bugün Şiiliğe biraz daha yaklaşmış görünmektedir. Gevşek şeriatla da olsa Şiiliğe yakınlaştırılması oranında, Anadolu batıni Aleviliğinden biraz daha uzağa düşmektedirler. Şimdi günümüz İsmaili din bilgini ve önderlerinin, Kuran ayetlerinin giderek artırılan zahiri ve batıni yorumlarına dayalı inançsal yapılanma içinde yenileştirilmiş gibi görülen kuramları ve tapınma kurumları ve de insanı merkez alan öğretilerine kısaca değineceğiz. Bu yenileştirmeci ya da geliştirmeciliğin, 1970 yılında Beyrut ta yayınlanarak Nizar soylu İmam ailesine adanmış Lübnanlı avukat Dr. Şeyh Hodr Hamawi tarafından yazılmış İsmaililiğe Giriş adlı kitapta kristalleştirildiğini görmekteyiz. Ancak Kuran ı ve İslam dinini, Şeriat bağlamında dahi, Ortodoks İslam dan (Sünnilik ve Oniki İmamcı Şiilikten) çok farklı ve akılcı yorumladıklarını içtenlikle söyleyebiliriz. Burada yapacağımız, kitap hakkında İsmaili internet sitesine genişçe bir yazı yazarak onu tanıtan Ebuali A. Aziz e dayanarak konuyu özetlemek olacak. Yazarın yakın dostu ve Tanzanya Dar-üs Selam (Barış Evi) Dai si olan Ebuali, yazısının başında Dr. Mustafa Galib in önsözünü veriyor. Ebuali, Dinlerin Karşılaştırmalı İncelenmesi, İslam da Bölünmeler ve İsmaili Öğretisi gibi üç ana bölüm içeren kitaptaki bütün konuları kısa olarak işleyip tanıtmışsa da, üçüncü bölümü daha uzun tutmakla kalmamış kitabın yazarının ağzından yazmayı tercih etmiştir. Biz de önce Mustafa Galib in önsözünden kısa bir alıntı yapacağız. Sonra da, Ebuali nin yazısından vereceğimiz sadece üçüncü bölümüne ilişkin çeviri özetinde de aynı yöntemi kullanacağız. Dr. Mustafa Galib in İsmaililik İnanç ve Felsefesi Üzerine de kısaca şunları söylüyor: Çeşitli çağlarda İsmaili bilgin ve filozofları, İslam düşüncesinin gelişimi; onu daha etkin daha verimli yapmak ve tüm dünyada bilgiyi ve bilimi yaymaya daha uygun hale koymak için çok şey yaptılar. Bazı noktaları ve hedefleri paylaştıkları Caferi mezhebinin kuralları ve kökleri üzerindeki inançlarına bağlı kaldılar. İsmaililer ve Caferi Şiilerin üzerinde bir araya geldikleri en önemli nokta İmamlık sorunu ve İmam Ali Bin Abi Talib in soyundan gelen bir İmam ın varlığının gerekliliğidir. Bu inanç her iki mezhebin dinsel anlayışının temeli olarak düşünülür. Her ikisi de İmamlığın (İmamat), Peygamberliğin (Nübüvvet) devamı olduğuna inanır. Fakat İsmaililikte Monoteizm (Tanrısal birlik) en önemli ögedir İsmaili (Alevi) Öğretisi eylem (iş, amel) ve bilgi, ya da Zahir ve Batın temelleri üzerinde durur. İsmaililere göre dinin temelleri şunlardır: Dua, temizlik, oruç, hac ve velayet (velilik)tir. Velayet hepsinin en önemlisidir. Çünkü bir mümin Tanrısını bilip, ona saygı gösteriyor, Peygamberin mesajını kabul ediyor ve dinsel görevlerini yerine getiriyor, fakat İmama itaat etmiyor ve onu inkâr ediyorsa büyük günah işlemektedir, inancı tam değildir. Hac da İmamı ziyarettir. Batıni bilgi olan gerçek ibadete gelince; bu aşağıdaki ve yukarıdaki varlıklara ilişkin derin bilgi ve doğru yorum demektir. Ayrıca, monoteizm (Tanrısal birlik) ve ruhsal dünya içindeki ayırt edicilik hakkında üretilen derin bilgiler ve İsmaililerin ondan çıkarttığı gerçek Nübüvvet nitelikleri, başlı başına bir dinsel felsefedir: Bu evrendeki bütün varlıklar Tanrının iradesiyle ikiye bölünmüştür: Zahir ve Batın. Kuran ayetlerinin de zahiri ve batıni açıklamaları vardır. Batıni açıklamaları da İmamlar/Veliler, büyük Dai lerden başkaları bilemez. Öğretici onlardır İsmaililer bazı alt bölümlere ayrıldılar. İlk dikkate değer olanı, İmam el Hakim bin Emr Allah ın ölümünden sonra bir grup İsmaili tarafından tanrısallaştırılmasıdır; bunlar El Hakim in ölmediğini ve bir gün dünyanın sonunu getirmek için ortaya çıkacağı ve Tanrısal adaleti sağlayacağını ileri sürüyorlardı. Bu gruba Druziler adı verilir kendileri Lübnan, Suriye ve Filistin de yaşamaktadırlar. Fakat İsmaililerin büyük çoğunluğu El-Hakim in oğlu el-zahir i ve İmam Mustansir Billah a kadar onun soyundan gelenleri izlediler. Asıl burada İsmaililikte en büyük bölünme oldu; Mustaliler ve Nizariler! Bremen de yapılan panelde Sefil Ali nin aşağıdaki nefesi Feyzullah Çınar ın sesinden dinletildi: SEFİL ALİ Nur-u Rahman ım Ali Şah-ı Merdan cûşa geldi sırrın aşikâr eyledi Yağmuru yağdıran benim diye Ömer e söyledi Ol dem şimşek yalap oldu yedi semâ gürledi Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali Ömer vardı ol Muhammed katına eyledi beyan Ali midir ya Muhammed arş-ı Âla da gürleyen Çark-ı Gerdûn elindedir sırr-ı hikmet söyleyen Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali Ol Muhammed buyurdu ki yektir Ali bir dedi Huvel evvel huvel ahir her şeye kadir dedi Ali ye şek getirenler mutlaka kâfir dedi Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali Kün deyince vareyledi onsekiz bin âlemi Hem yazandır hem bozandır levh-i mahfuz kâlemi Dertlilerin dermanıdır yar elinin merhemi Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali Lahmike lahmi buyurdu cismim Ali demmike Ali benim vechim dedi Zülcelâl-ı rabbike Hükmü bâki adîlhamdir ve lailahi gayrüke Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali Sefi l Ali akıl ermez hikmetine Ali nin Sarraf olan kıymet biçer gevherine lâlinin Aşıka Mâşuk göründü aklın aldı delinin Hem sâkidir hem bâkidir nur-u Rahman ım Ali SÖZLÜKÇE: Yalap oldu: Parıldadı Sâki: Burada, kevser şarabı sunan veya özündeki tanrısal ışığı saçan Bâki: Sonsuza dek Nur-u Rahman: Acıyan-Esirgeyen (Tanrının) ışığı Kün: Ol! Arş-ı Âla: Göğün en yüksek dokuzuncu katı Çark-ı Gerdûn: Dönen gökler ya da dönen devran Huvel evvel huvel ahir: Öncesi O, sonrası O dur. Şek getiren: Şüphe duyan, kuşkulanan Levh-i mahfuz: Tanrının insanların kaderini üzerine yazdığına inanılan gizli levha. Ya Ali, lahmike lahmi cismûke demmike demmî: Hadis, tamamı: Ya Ali etin etimden, cismin cismimden, kanın kanımdandır. Zülcelâl-ı rabbike: Tüm yüceliklere sahip olan Rab, Tanrı Hükmi bâki adîlhamdir ve lailahi gayrüke: Yargısı adil ve sonsuza kadardır ve gayri Tanrı yoktur. Gevherine lâlinin: Kırmızı renkli değerli taşın özüne, onun cevher değeri olup olmadığına Mart

8 CHP ve Sol Seçenek ya da Halkla İnatlaşmak Alevilikte Zaman ve Uzam Kavramları Üzerine Fuat Bozkurt BEKTAŞİLİK üzerine pek güvenilir olmayan bir kaynakta şöyle bir saptama geçiyor: Nasıl ki Shakespeare in eserlerinde zaman vardır, mekân yoktur Bektaşi menkıbelerinde de aynı zamanda zaman yoktur, mekân vardır. Anlamın karmaşıklığı, yazım yanlışı bir yana bu yargı, bana tümüyle yanlış, çarpıtılmış gibi geliyor. Shakespeare de zaman var, mekân yok demek ne gibi bir kanıta dayanıyor? İngilizce eğitimli kolej çıkışlı meslektaşın, bilimsel araştırma nitelikli kitabında bu konuyu örneklemesi, en azından bu görüşü kimden aldıysa, belgelemesi gerekmez miydi? Ama böyle bir kaygısı yok araştırmacının. Oysa küçük bir bakışla bile bu sava karşı örneklerle dolu Shakespeare in oyunları. Ülkemizde Shakespeare üzerine yapılmış en ciddi incelemelerden biri olan Mina Urgan ın Shakespeare ve Hamlet çalışması şu an elimin altında. Shakespeare den günümüze kalan 36 oyundan tümüne yakınında uzam belli. Toplumsal içerikli olanların büyük bölümü Elizabeth İngiltere sinde geçer. Yazar, toplumun sorunlarını anlatırken bireyin sorunlarını irdeler. Tarihsel oyunlarda ise uzam çok daha kesin bellidir. Othello, Kıbrıs ta, Kral Lear Büyük Britanya da Hamlet, Danimarka sarayında, Jul Sezar Roma da, Antonionus ile Cleopatra Mısır da, Veronalı İki Centilmen, Verona da geçer. Bildiğim ölçülerde Shakespeare in tüm oyunlarında belirgin uzam bel li. Araştırmacı arkadaşın savının tam karşıtı, zaman daha belirsizdir. Hangi yıl geçtiği kesin belirtilmez. Belki de Shakespeare i zaman ötesine ulaştıran etkenlerden biri bu. Her neyse konumuz ne Shakespeare, ne de tiyatro. Alevilikte zaman kavramını tartışmak istiyoruz bu yazı m ız da. Araştırmacı, Alevilikte -Bektaşilik terimini uygun buluyor- Zaman kavramının bulunmamasını evliyaların doğum ve ölüm tarihlerinin kesinlik göstermemesine, farklı kaynaklarda, farklılıklar göstermesine bağlıyor. Bu savın çıkış noktası da 13. yüzyılda yaşayan Hacı Bektaş ın doğum ve ölüm tarihinin kesin olmayışı! Veysel Kaymak AYLARDIR sol ve sosyal demokratların birlikte hareket etmesinden, seçimlere birlikte katılmasından söz ediliyor. Bütün bu konularda toplantılar düzenleniyor, düşünceler öne sürülüyor. Birliktelik sağlandığında ise kamuoyu yoklamaları sol ve sosyal demokratların oyunu yüzde otuzlarda, otuz beşlerde gösteriyor. DİSK konunun önemini gördüğünden olacak, aylar öncesinden bu konu ile ilgili bir dizi toplantı düzenledi. Toplantılara katılan, toplumun hemen her kesiminden insan, bu konularla ilgili düşüncelerini açıkladı. Sonunda da toplantılarda alınan kararlar, bir bildiri ile kamuoyuna açıklandı. Toplantıları düzenleyenleri de toplantılara katılarak katkı sunanları da kutlamak gerek. Ayrıca bazı sol, sosyal demokrat partiler, demokratik kitle örgüt yöneticileri de solun, sosyal demokratların birlikteliği konularında benzer görüşler öne sürmekteler. Ama ne yazık ki CHP de, bu konulara ilişkin en küçük bir kıpırdama yok. Yani anlayacağınız, bir halk deyimi ile CHP de yaprak kıpırdamıyor. Son zamanlarda yapılan kamuoyu yoklamalarında CHP, barajın etrafında dolaşıyor. Buna da aldıran yok. Öte yandan, CHP nin seçimlere yönelik olarak yaptırdığı afişlerde; küsmekle olmaz diye bir cümle var. Peki, küsen halk da küstüren kim? En azından bu afişle, kendilerini ele verdiklerinin farkında değiller mi? Bana sorarsanız, küstürmek ne kelime, CHP halkla inatlaşıyor. Hatırlarsınız, bundan bir süre önce yapılan CHP Kurultayında, Deniz Baykal, toplantının yapıldığı salona, tavandan ışıklı merdivenle indi. Uzun söze ne gerek var. İşte anlayış bu! Şehir dışına görkemli bir şekilde yaptırılan genel merkez de bunun bir göstergesi değil mi? Birilerinin sık sık söylediği gibi, bunların iktidar olma gibi bir düşüncelerinin olmadığı açık. Anlaşılan onların derdi, Halkla bütünleşerek iktidar olmak değil, zar zor da olsa seçim barajını aşarak, Deniz Baykal ve arkadaş grubunun meclise taşınıp, sırça köşklerinde yaşamlarını sürdürmek. Son dönemde sıkça söylenen moda bir deyimle; yan gelip yatmak. Yine Deniz Baykal, katıldığı bir televizyon programında, sokaklara inmenin, miting yapmanın gerekmediğini de açıklamıştı. Bu nasıl bir sosyal demokrat anlayıştır. Bana göre asıl sorun da burada yatıyor. Kendisine sol, sosyal demokrat denilen bir parti de, parti içi demokrasi işlemiyor. Partili kendini ifade etmekten yoksun. Her şey genel başkanın iki dudağının arasında. Bu yüzden milletvekilleri de Deniz Baykal ın dediğinden çıkamıyor. Böyle bir anlayış, böyle bir sosyal demokrat parti olur mu? Sonrada, halkın ilgisizliğinden, oy vermediğinden yakınılıyor. İyi hoş Deniz Baykal ın böyle bir sıkıntı duyduğu söylenemez. O sürekli partinin oyunu artırdığından dem vuruyor. CHP yi yeni kurulan bir parti olarak gösterip, kendisinin genel başkan olduktan sonra, oylarının arttığından söz ediyor. Bu ne pişkinlik! Öyle kuruyordun da CHP değil de neden, CMP- CSP diye kurmadın, Sayın Baykal. Şunu bilesin ki bütün bu söz oyunları ile bir yere varamazsın. Bir yere varılmıyor. Halk olanları görüyor, Atatürk ün partisi diye şimdilik ayakta durabiliyorsun. Daha ne zamana kadar kendini de Halkı da oyalayacaksın? Halkla inatlaşacaksın? Olacak şey değil. Baykal ve ekibinin yıllardır yaptıkları göz önüne alındığında, hiç de iç açıcı olmadığı görülür. Halk olanları görüyor, yeri geldiğinde tepkisini gösteriyor ama bunların anladığı yok. Ya da anlamazdan geliyorlar. Yani CHP bir bakıma görmezden, bilmezden, duymazdan gelerek, sürekli üç maymunu oynuyor. Bu günlerde medyada, (Baykal ın bir zamanlar örnek aldığı) İngiltere Başbakanı Tony Blair le ilgili haberler yer alıyor. Gazeteler, Tony Blair in, anketlerde açıklanan oy kaybına daha fazla sebep olmamak için, partisinden ayrılacağını yazıyor. Bizimkiler ise yıllardır, büyük bir pişkinlikle, olanlara aldırmadan üç maymunu oynamaya devam ediyor. Bütün bu olanlar karşısında ne söylenir bilemem ama bildiğim bir şey var ki son sözü Halk söyler. Halk ne eylerse güzel eyler. Bundan kuşkunuz olmasın. Onlarca yıllık zaman kaybının ve ülkemizin bu durumlara düşürülmesinin sorumlusu, sorumsuz parti başkanları, onların yardakçılarıdır. Bu böyle biline Bu mantıktan yola çıkarsak, Hıristiyanlıkta da Musevilikte de zaman kavramı bulunmaz. Bu dinlerde bırak herhangi bir evliyayı, peygamber olarak kabul edilen, Davut, Süleyman, Musa, İsa nın doğum ölüm tarihleri hatta kiminin gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmez. Bu gibi uzak geçmişe dayanan kişiler bir yana, yazarın zaman bulunduğunu söylediği Shakespeare nin yaşamı üzerine İngiltere gibi yerleşik yaşama geçmiş toplumda bile yeterli bulunmaz. Bir araştırmacı böylesine küçük bir olaydan yola çıkarak, nasıl bir toplumsal sonuç çıkarır, anlamak olanaksız. Böyle bir düşünceyle yola çıkarsa, tüm geçmiş yüzyıllarda zaman kavramı bulunmaz. Ne eski Doğu da ne de eski Batı da olayları anı anına saptama geleneği var. Hatta bu bakımdan, Şark Batı dan daha üstün: Osmanlı da Vakanüvislik kurumu var: Sarayın resmi görevlisi, günü gününe olayları saptamakla görevli. Yerleşik toplumlarda yazıya erken geçilmesi nedeniyle, zaman dilimleri daha erken saptanır olmuştur. Göçebeliği sürdüren toplumlarda ise bu alışkanlık daha geç başlar. Ne ki, böyle alışkanlık toplumlarda zaman kavramının bulunmadığı savını getirmez. Üstelik Bektaşilik kurumlaştığı ve yazılı geleneğe erken başladığı için bu bakımdan Alevilikten de üstündür yüzyıllardan başlanarak olaylar, yaşantılar belgelenmiş, günü tarihi belirtilmiştir. Alevilikte ise, anlatı ve söylencelerde yıl-gün belirtilmese bile dönem bellidir. Olayların hangi dönemde geçtiği - Harun Reşit döneminde, Hacı Bektaş Rum a gelirken - biçiminde belirtilir. Hani, araştırmacının Massignon un Müslüman Şarkta zaman değil anlar vardır sözünden yola çıkarak bu kanıya vardığını düşünmek de sözü doğrulamaz. Son aylarda yazar Zülfü Livaneli nin Batılı gezginlere dayanarak yinelediği bu özlü söz, doğum ve ölüm tarihlerinin bilinip bilinmemesi ile ilgili değildir. Profesör sanı taşıyan meslektaşın, düşünülmeden ileri sürülen savları içeren, tümüyle dağınık iki kitabı var. Kitapları Kültür Bakanlığı yayınlamış. En küçük sistematikten yoksun, ne dediği anlaşılmayan bu yayınlarla arkadaşımız sosyal antropoloji dalında profesör olmuş. Hadi, doktora, doçentlik, profesörlük gibi bilimsel sanları -Bağışlanmış Küheylan gibi- sunan öğretim üyeleri buna göz yummuşlar da, bu arkadaş, böylesine ne dediği anlaşılmayan kitapları nasıl yayınlamış? Amacım bu kitapları eleştirmek değil. O ayrı bir konu. Ama en azından bir noktayı aydınlatmak istedim. Yazık ki ülkemizde bilimin konumu bu: Kimsenin en küçük sorumluluk duyduğu yok. Alevilik de sorumsuzca yapılan yağmanın içinde. Bilip bilmeyen herkes kendine göre kuram üretiyor. 8 Sayı 27

9 ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU (ABF) Genel Başkanı Selahattin Özel imzasını taşıyan, 23 Şubat 2007 tarihli Kamuoyuna Açıklama başlıklı Hubyar Sorunu ve Sağduyu Çağrımız konulu açıklama ibreti âlemlik bir belgedir. Zira ABF, bu açıklama ile Alevi inancının simgelerini, figürlerini, inanç önderlerinin isimlerini ve Alevi ritüel isimlerini; Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları kapsamında değerlendirmekte ve ticari hayatta haksız rekabetin önüne geçmek için kullanılan patent, marka vb. ticari belgelerin konusu yapılmasını savunmaktadır. Hatta bunun bugüne kadar yapılmamasını bir eksiklik olarak görmekte ve teşvik etmektedir. Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması fikri mülkiyet haklarını; kişilerin düşüncelerinin ürünleri üzerine verilen haklardır. Bu haklar genellikle bu düşünceyi yaratan kişiye, onu belirli bir zaman süresi için münhasıran kullanma hakkı verir şeklinde tanımlamaktadır. Yine Sınai Mülkiyet Haklarını düzenleyen Paris Sözleşmesi; sınai mülkiyeti koruma patent, faydalı modeller, endüstriyel tasarımlar, ticari markalar, hizmet markaları, ticari unvanlar, kaynak işaretleri ve haksız rekabetin sınırlandırılması konularını içerdiğini düzenlemektedir. Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları; düşünsel çabanın ve yaratıcılığın ürünü olan buluşları/icatları, yenilikleri, edebi, sanatsal ve bilimsel çalışmaları, yeni tasarımları vb. değerler ile ticari alanda piyasaya sunulan malların ilk üretici adına tescili suretiyle devlet otoritesi ile korumayı amaçlamaktadır. Yine bu yöntemle hak sahibi olmayanların bu fikri haklar veya mallar üzerinde hak iddia etmelerinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları kavramı; patent, marka, faydalı model belgesi, endüstriyel tasarım vb.ni kapsamaktadır. Marka, bir teşebbüsün veya bir işletmenin mal ve hizmetlerini, başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfl er, sayılar, malların biçim ve ambalajları gibi çizim ve görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla çoğaltılabilen her türlü işarettir. Yani Marka, ürünü/malı üretme, satma, elinde bulundurma, izinsiz kullanmayı engelleme ve ithal haklarını sahibine yasal olarak vermekte ve bu hakka tecavüz edilmesini önlemektedir. Yasaların bu alanda güttüğü temel amaç, ticari hayatta haksız rekabetin önüne geçmektir. ALEVİ BEKTAŞİ dünyasındaki gelişmeler dikkat çekici boyutlarda Muharrem ayı süresince, Alevi Bektaşi toplumunun sergilediği tavır, televizyon kanallarında yayınlanan Muharrem sohbetleri bir şeylerin habercisi gibi. Alevi Bektaşi inancı çizgisinde yayın yapan televizyon kanalları arasında gizli bir yarış yaşandı Muharrem Orucu boyunca. Hacı Bektaş Veli Türbesinden sürdürdüğü yayınla bir ilki gerçekleştiren Yol TV, bu yarışı önde bitirmesini bildi. Alevi Bektaşi Düşüncesinin önde gelen sanatçıları, yazarları, Alevi Bektaşi örgüt temsilcileri, kimi dede ve babalar, Hacı Bektaş Veli Dergahında düzenlenen sohbetlere katıldı. Sazlar çalındı. Deyişler söylendi. Semahlar dönüldü. Hacı Bektaş Veli Türbe kapılarının televizyon kanallarına açılması, önemli bir gelişme. Türbe içinden yansıtılan görüntüler, yapılan söyleşiler, edilen niyazlar, Kara kazan yanında dağıtılan aşure, bir yerlere iletilmek istenen mesaj niteliğindeydi sanki. Hacı Bektaş Veli Türbesinin, Alevi Bektaşi Kuruluşlarına verilmesi gerektiğini gündeme taşıyanlar, bir adım daha atmış oldular bu eylemleriyle. Bu açıdan bakıldığında başarılı bir organizasyon. Başka bir açıdan bakıldığında ise durum değişik. Sonu nereye varacağı belli olmayan bir uygulamanın başlangıcı. Bu tür yerleri, tarikat ve cemaatlerin dini ayinler yapmaları için kullanıma açma, ne ölçüde doğru. Tartışılması gereken bir konu. Ümmetçiliğe karşı ulusçuluğu, kulluğa karşı yurttaşlığı, bağnazlığa karşı çağdaşlığı savunan, Laik, demokratik, çağdaş yaşam biçiminden ödün vermeyen Alevi Bektaşi toplumu ile tekke ve türbeleri kullanıma açma düşüncesi nasıl örtüşür? Yıllardır inanç sömürüsüne, din üzerinden siyaset yapılmasına, irticanın her türlüsüne karşı çıkan, ilkeleri için bedel ödeyen bir topluma, bunun haklılığı nasıl anlatılabilir? Kim daha milliyetçi, kim daha dinci yarışı içerisine girme bizi nerelere götürür iyi düşünülmeli. Bir yarıştır gidiyor. Türban yetmiyor, kara çarşaf diyoruz. Yetmiyor, Arap alfabesi yeniden kullanılmalı diyoruz. Yetmiyor, hafta sonu tatilleri Cuma gününe çekilmeli diyoruz. Yetmiyor. Yetmiyor. Yetmiyor Derken kervana Alevi Bektaşi Örgütleri de katılıyor: Tekkeler, türbeler yeniden açılsın, Hacı Bektaş Veli Türbesi kendilerine verilsin istiyor. Ne oluyor? Ne yapıyoruz? diye sorası geliyor insanın. Tekke ve türbelerin kapatılmaları hiçbir dönemde sorun edilmedi Alevi Bektaşi Toplumunca. Hacı Bektaş Veli Tekkesi nin kapatılması ile ABF den Haksız Rekabete Hayır! Av. Kemal Derin ABF nin açıklamasında, ocak mensubu bir dedenin, ocağının ismini tescil ettirmesi diye uygun bulduğu ve Hıdır Temel in Türkiye Patent Enstitüsü ne (TPE) başvurarak almak istediği marka ya da patent Sınai Mülkiyet Hakları kapsamında bir belgedir. Marka ya da Patent belgesi bir sahip olma belgesidir. ABF, toplumumuzun ortak değerleri, inancımızın ve kültürümüzün taşıyıcısı olan simgelerimizin, figürlerimizin, inanç önderlerimizin isimlerinin ve Alevi ritüel isimlerinin kişilerin malı olmasına ve bu yolla metalaşmasında bir sakınca görmemektedir. Her ne kadar açıklamada önemli olan Alevi değer ve simgelerinin ticari amaç için kullanılmasını önlemektir denilmekte ise de, özce değerlerin ticari hayatın belgeleri ne bağlanması ve bunun savunulması başlı başına simgelerin ticarileştiril diğini ve her şeyin mal (alınıp-satılan) olarak görüldüğüne açık kanıt niteliğindedir. ABF açıklamasında devamla, ABF olarak her kim ki Alevi değerlerini amacı dışında kullanırsa açıktan karşı duracaktır diyerek öncelikle kullanmaya itirazının olmadığını ama kullanmanın şekline itirazının olduğunu ifade etmektedir. Oysa ABF bilmelidir ki, Alevi inancı ve kültürü kullanmaya değil, öğrenmeye ve yeniden üretmeye uygundur. ABF açıklamasında devamla, Hubyar ın isim olarak tescil edilmesi, bunun ticari amaç için kullanılması durumunda da bu tavrımız geçerli olacaktır diyerek bir kişiyi savunma adına büsbütün yörüngesini şaşırmaktadır. Oysa ABF bilmelidir ki, toplumumuzun geçmişi ve geçmişteki yaşamın taşıyıcı müzeleri olan inanç önderlerinin isimlerinin dahi birilerinin malı olması toplumsal bağı koparır. Zira bu müzeler iyi korunup yeni kuşaklara aktarılmadığı takdirde, toplumun göbek bağı koparılmış demektir. ABF nin açıklaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ABF nin soruna toplumsal değil, kişisel baktığı ve dönemine göre şerbet dağıttığı açıktır. Tanrı kimseyi pusulasız bırakmasın. Zira ibresi bozulan pusulanın sahibine ne zaman nereyi göstereceği belli olmaz. Türbeler Yeniden Açılsın mı? Nafi z Ünlüyurt ilgili aykırı bir görüş de sergilenmedi bu güne dek. Mustafa Kemal e tek kem söz bile edilmedi bu süreçte. Çağdaş bir toplumda bu tür kurumların yeri olmamalı görüşü hep destek buldu. Hacı Bektaş Veli Türbesi Alevi ve Bektaşiler için son derece önemli. Hıristiyanlar için Ayasofya ne ölçüde manevi değere sahipse, Alevi ve Bektaşiler için de Hacı Bektaş Veli Türbesi o ölçüde manevi bir değere sahip. Böyle bir yerin polemik konusu yapılması, başta Hacıbektaş insanı olmak üzere tüm Alevi Bektaşi insanımızı sıkıntıya sokar. Buna hakkımız olmamalı. Hacı Bektaş Veli Türbesi, Hacıbektaş insanına emanet edilmiş, manevi değeri ölçülemeyecek ölçüde büyük bir miras. Hiç kuşku duyulmasın, bu güne dek olduğu gibi bundan sonra da bu mirası koruyacak bilinç ve bilgi Hacıbektaş insanında var. Alevi Bektaşi toplumunda böylesi önemli gelişmeler yaşanırken, Hacıbektaş olup bitenden habersiz, olanları izlemekle yetinmekte. Yaşanılan gelişmeler, gösterilen vefasızlık, bu güne dek söylemlerimde ne ölçüde haklı olduğumun kanıtı. Yıllardır sürdürülen yanlış politikanın günümüzde de inatla sürdürülmesi bizi bu noktalara taşıdığı artık görülmeli. Nerelerden nereye gelindi? Deniz bitti, kara görünüyor! Gözlerimiz açılmalı artık. Bu açmazdan kurtulmak zorundayız. Çocuksu kavgaları bir yana itip yeni bir sayfa açma zamanı gelmedi mi? Kişiye endeksli bir anlayışla bu tür çalışmaların sürdürülemeyeceği gün gibi ortada. Hacı Bektaş Veli Kültür derneği çatısı altındaki yapılanmayı güçlendirmek zorundayız. Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği hiç kimsenin tapulu malı değil. Tıpkı Belediye gibi, tüm Hacıbektaş ın ortak değeri. Bu gerçeği görmeliyiz artık! Alevi Bektaşi toplumunun serçeşmesi Hacıbektaş tan güçlü ve de doğru bir sese gereksinim duyuluyorsa, herkes üstüne düşen görevi yapmalı Hiç kimse görevden kaçmamalı Hiçbir bahane de kaçanları haklı kılmamalı! Yerel yönetim bu işe sahip çıkıp destek olmak zorunda. Hepimiz Hacıbektaş için varız. Kendimiz için değil, Hacıbektaş için çalıştığımızı söylüyorsak, hiç kimse bu işte ben yokum deme hakkına sahip değil. Kişilerin değil, örgütün önde olacağı demokratik bir yapılanma için başta yerel yönetim olmak üzere herkes görev başına! Mart

10 ABF NİN, DİYANET İN AVRUPA YA GÖNDERDİĞİ DEDELER KONUSUNDA DİYANET E SORDUĞU SORULAR VE GELEN CEVAP KONUSUNDA DİYANET İşleri Başkanlığı nın (DİB) verdiği cevapta dikkate değer bir kaç nokta var: 1. DİB, sorulan beş sorudan sadece, bilinen bir soruya, altı dede konusuna cevap vermiş. Diğer sorulara da cevap verilmesini, ABF yeniden istemelidir, yeni soru ve cevapları basına da bildirmelidir. 2. DİB, sorulan en önemli soruya: hangi hukuksal gerekçelere dayanarak dede gönderip, ödeme yaptıkları sorusunu cevapsız bırakılmıştır.. a) Her kamu kurumu bir kanun maddesine göre hizmet yürütür.. O kurum adına yetkili memur kimse, tüm faaliyet ve özelikle maddi ödemelerini xxx kanunun, xx maddesi ve xxx gerekçeler ile ödeme yaptığına dair not/tutanak tutması gerekir. Yoksa ödeme yapılamaz (kanunsuz iş yapmış olur)... Bilgi edinme yasasına göre, kamuoyunun bu bilgileri de isteme hakkı vardır/olmalıdır, bu bilgi/tutanakları da ABF, Diyanetten yeniden istemelidir.. 3. DİB hangi hukuksal gerekçelere dayanarak Avrupa ya dede gönderildiği sorusuna üstü kapalı cevap vermektedir: topluma din hizmeti sunarken vatandaşlık esasına ve kamu hizmeti ölçütlerine göre hareket edip birleştirici ve kuşatıcı olmaya azami gayreti sarf etmekte... Avrupa da yaşayan biri olarak, bu konuda TC yasalarını bilmiyorum.. TC de vatandaşlık esası ve kamu hizmeti ölçütleri diye bir kanun yasa/ lar var mı? Varsa, normalde DİB in, xxx sayılı yasa/lar uyarınca cevap vermesi gerekir.. a) Böyle bir yasa olmasa da, bu genel ve doğru bir hukuk prensibidir... Bu cümlede DİB: bir devlet kamu kurumu olduğunu belirtiyor, ve bu ülkenin vatandaşı olan herkese, ayrım gözetmeden dini hizmet verme yükümlülüğü olduğunu bir anlamda kabul ediyor (çünkü herkesin 80 x yıldır Alevilerin de verdiği vergiden pay/bütçe alıyor/ besleniyor başka şey söylemeleri hukuka insan haklarına aykırı olur).. 4. Başka bir unsur, DİB yine dolaylı olarak, bu cevabı ile: Cem Vakfını, yine yasal bir madde/kanun göstermeden inanç kurumu olarak kabul etmiş oluyor.. Fakat yasal dayanak yine göstermiyor, cevapta öncelikle bunu bildirmeleri gerekirdi... TC Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı na BELGE 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. 19 Ocak 2007 tarihinde, Ali Rıza Uğurlu, Sinan Boztepe, Davut Ali Savaş, Şükrü Kılıç, Yılmaz Doğan ve Veli Kızıldeli isimli kişilere Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, gri pasaportların ve masraflarının karşılandığını basından öğrenmiş oluyoruz. DİB kaç Alevi dedesine gri pasaport vermiştir? Bu kişiler için ayrılan bütçe ne kadardır? Bu masrafların karşılığı olan miktar kime ya da hangi hesaba aktarılmıştır? DİB, kamu ve DİB personeli olmayan, DİB kurumu personel meslek statüsünde olmayan kişilere, pasaport verme ve masraflarını karşılama yetkisini, hangi hukuksal gerekçelerle dayandırmaktadır? Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, cemevlerinde kuran kursu verilmesi talebi geldiğini basına yansıtmıştır. Bu talebi dile getiren, cemevi, dernek ya da vakıf hangisidir? Gereğini arz ederim. Turan Eser ABF Genel Sekreteri NOT: Diyanet İşleri Başkanlığı nın yanıtını 26. sayımızın 11. sayfasında bulabilirsiniz. Ali Yıldırım ın da bu konuda yaptığı başvuruya aynı yanıt gelmişti.. Kişisel Görüş ve Önerilerim Feramuz Acar Danimarka Alevi-Bektaşi Federasyonu Başkanı a) Yoksa dört vatandaş çıkıp eti sütü boynuzu, işe yarıyor, tanrımız inek, hocamız öküz, xxx kişi/kişiler bizim imamımız bunları bize eğitim vermesi, inanç hizmeti sunması, için göndermenizi ve masrafl arını karşılamanızı, talep ederiz demek yeterli olmasa gerek (Bence ineğin, tanrı olarak görmenin sakıncası yok, fakat bir ülkede insan hakları doğrultusunda, kanunen neyin inanç ve inanç kurumu olarak kabul edilebileceği, yasal olarak belirli olması gerekir, belirlidir). Türkiye de Hukukçu arkadaşlar bu konuyla ilgilenmelidir b) Bence normalde DİB e şöyle bir yazı yazmaları gerekirdi: xxx TC yasası uyarınca DİB, dini hizmet veren bir kamu kuruluşu olarak, xxx tarihinde başvurup, xxx yasası uyarınca inanç/kurumu olarak kabul edilen ve xxx tarihinde Avrupa ya Dede gönderilmesi talep/başvurusunda bulunan ve xxx tarihinde, xxx kamu kuruluş yönetim/yetkilisince değerlendirilip, xxx yasası uyarınca ve xxx gerekçelerle, kendilerinin istek öneri üzerine, xxx Dedelerin bu hizmeti vermeleri kabul olunup, bu iş için xxx YTL bütçe ayrılmış, xxx kurum adına başvuran kişiye, xxx tarihinde aldığımız karar bildirilip, xxx. YTL miktarı xxx tarihinde, xxx kurum/kişi hesabına aktarılmıştır. Avrupa da bildiğimiz bilgi edinme kanununun gereği budur. (TC de başka uygulama varsa o başka). Bir kamu kumru, kişisel bir dava/dosya değilse değil kamuoyundan her kim isterse, istenildiğinde her türlü tutanak ve makbuzları da göndermek zorundalar. DİB bu xxx lerin hiç birine cevap verilmemiştir. Bence ortada bir kanunsuzluk keyfi uygulama, seçim yatırımı, söz konusudur. ABF bu xx soruların cevabını istemelidir. 5. DİB in verdiği cevaba göre, genel hukuk prensibi kanun önünde vatandaşların eşitliği ilkesi vurgulanıyor.. Çok güzel Bunun üzerine gidilmelidir.. (çünkü bugüne kadar bu yaklaşım sergilenmemiştir)... Bunu kalıcı kılmak gerek... O zaman örnek: Türkiye de Avrupa da herhangi bir vatandaş (grup)... Bizler, Avrupa da iki yüze yakın Alevi derneklerimiz... (üç aylık vize sınırı ile) Dede talebinde bulunabiliriz.. a) Masraflarını en az seksen yıl boyunca DİB çeksin. Çünkü seksen yıldır Alevilerin verdiği, beş kuruş (inanç bazında) Alevilere geri dönmedi... (Bizim isteğimiz cami yerine mahalle, köyümüze, okul, hastane, yol vs. yapılmasıdır, bunu diretmek gerek. Biz zaten üç can bir Cemiz... Alevi kurumları olarak, ya bu diyanete giden vergiyi ödememek, ya da ödüyorsak geri istemek hakkımızdır... Alır istediğimiz alanda kullanırız.) Bence laik bir ülkede, diyanet tamamen devletten ayrı, fakat yasal kontrol altından olmalıdır, laik devlette DİB olmaz, olsa da din inanç ayrımı yapamaz.. Yaptırmayalım Hiçbir yasal gerekçe göstermeden (hakim güçler seçim yatırımı olsun diye) DİB aracılığı ile böyle bir uygulama yapıldı. Gördüğüm kadarı ile bunun, TC yasalarınca yasal dayanağını yok. Aleviler, kurumlarımız olarak yıllardır Hak mücadelesini biz verdik, veriyoruz. Fakat bildiğimiz, hakim güçler her zaman yaptıkları (böl parçala yönet) taktiğini güdüyor... Esas kurumlarımızı dışlayıp işine gelene, kemik atıyor, Aleviliği asimile etme ve seçimlere yatırım yapma yolunu seçiyor. Yasal güvence vermiyor... Bunu ortaya çıkarıp, bu aldatmaca oyunu bozmamız gerek. 7. Şimdi anayurdu Türkiye de, Aleviliği kendi başına özgün bir inanç olarak kabul ettirmek için, yasal sınırları bir daha zorlama zamanıdır. 21 Mart Nevroz, Hz. Ali nin doğum günü Avrupa dan iki yüz derneğimiz, TC konsolosluklarına standart bir mektupla başvurup üç aylığına Cem yürütmek, inancımız doğrultusunda bilgi eğitim vermek amacıyla xxx dedelerimizi istiyoruz diye başvursun.. (TC derneklerimiz de benzeri başvuruda bulunabilir)... Anya-konya o zaman ortaya çıkar Görüşüm ABF nin DİB in cevap veremediği beş sorunun cevabını yeniden istemesi.. Diğer kurumlarımızı bilmiyorum fakat ben DABF başkanı olarak Türkiye den kurumlarımıza bağlı bir dedemizi (örnek Hüseyin Gazi Metin Dedemizi) TC Danimarka konsolosluğuna başvurup, Danimarka ya getirmek istediğimizi yönetimimin de onayını alarak, başvuruda bulunmayı düşünüyorum Ayrıca, Türkiye AB Federasyonumuzun TC kanunlarını gözden geçirip direk, Aleviliği kendine özgü bir inanç ve ABF yi de bu inancın kurumu olarak kabul edilmesini sağlamak için, TC yetkili makamlarına başvurmasını öneriyorum.. 10 Sayı 27

11 ÖRGÜT: Türk Dil Kurumu na göre örgüt: Ortak bir amaç ya da eylemi gerçekleştirmek için, bir araya gelmiş kurumların ya da kişilerin oluşturduğu birliktir. Örgütlemek ise: Bir bütünün ögelerini teker teker ele alarak, tutarlı ve kullanım amacına uygun bir bütün oluşturmak; teşkilatlandırmaktır. Bireyler ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda seslerini duyurmak, çıkarlarını korumak ve geliştirip güvence altına alınmasını isterler. Tek başlarına sorunların çözümü ve güvenceye alınma olanağı yoktur. Bu nedenle ortak çıkarları olanlar bir araya gelerek örgütlenirler. Ortak çıkarları doğrultusundaki örgütlenmeye birkaç örnek verecek olursak: İşçi; Memur; Küçük Esnaf; Köylü; Gençlik; Meslek Odaları; Sanayi Odaları; Ticaret Odaları; Coğrafi Temele Dayalı; Dinsel Temele Dayalı; Topluma Dayalı, gibi örgütleri sayabiliriz. Demokratik Kitle Örgütlerinin Özellikleri Kitle örgütü olmalıdır Demokratik olmalıdır Sınıfsal içerikli olmalıdır Bağımsız olmalıdır Demokratik merkeziyetçi olmalıdır. Pir Sultan Örgütlülüğü Bilindiği gibi, dinsel temele dayalı yönetimler ve örgütler laik ve demokrat olamazlar. Ne kadar ilerici yanı olursa olsun, sınıfsal ve demokratik mücadelenin önünde engeldir. Bilimsel olarak tanımı böyledir. Gerçeği de budur. Anadolu Aleviliğini bir din, mezhep, tarikat olarak değerlendiren ve böyle görüntü veren örgütler laik ve demokrat olamazlar. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Anadolu Aleviliğini Din, mezhep, tarikat olarak görmüyor ve öyle değerlendirmiyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Anadolu Aleviliğini: Anadolu da uygarlık kurmuş olan toplumların oluşturdukları, ortak kültür mozaiğinin ürünü olarak tanımlar. Tanrıyı, doğayı ve insanı, iç içe kaynaştırarak, insan sevgisinde somutlaştırır. Diğer anlamda; Anadolu Aleviliğini: İslam ın bir mezhebi olarak değil, Anadolu nun kültür ve inanç mozaiğinin özümleştirdiği kültür ve yaşam biçimi olarak algılar. Uğraşlarını bu doğrultuda yönlendirir... Anadolu Alevilerinin sorunlarının çözümünü, tek yanlı ele almayı değil; toplumun ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel sorunlarıyla iç içe kaynaştırarak ve bir bütün olarak çözümlemeyi amaçlar... Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Aleviliği böyle tanımlamakta ve değerlendirmektedir. Dinsel temele dayalı sivil örgütlerin tüzüğünde ve amaçlarında Demokrasi, laiklik, özgürlük, insan hakları yazılı değildir. Emperyalizme, faşizme, ırkçılığa, şeriata, sömürüye karşı değildir. Oysa Pir Sultan Abdal Kültür Derneği nin tüzüğünde ve amaçlarını belirleyen ilkeler programında, bu konular açık bir şekilde belirtilmiştir. O nedenle, Pir Sultan örgütlülüğü, demokratik bir kitle örgütüdür. SERÇEÞME Aleviler ve Siyaset Enver Cemal Şahin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Basın Yayın Sekreteri Kitle örgütlerinde bir araya gelme nedeni, çıkar ortaklığıdır. Bu siyasi ortaklığa dönüştürüldüğünde, kitle örgütünün yapısında ayrışımlar başlar. Örgütün bağımsızlığı ortadan kalkar; bir siyasi partinin veya grubun yan kuruluşu olur. demokratik merkeziyetçiliği zedelenir, eylemleri başarıya ulaşmadığı gibi, örgütsel güveni ve saygınlığı gölgelenir ettikleri tüm katmanları örgütler ve onların ortak istemlerine cevap verirler. Bir siyasal partinin yan örgütü durumuna düşmüş demokratik kitle örgütleri, önce lik le kendi üyeleri arasındaki bölünmeye neden olur. Kitlesel birlik bozulur. Bu kitle örgütünün, herhangi bir siyasal partinin güdümünde, ondan direktif alması, onun siyasal görüşünü kitle örgütünde hakim kılmaya çalışması, kitlesel yığınlaşmayı önler ve yeni bölünmelere neden olarak, kitlesel birliği bozar. Eğer, demokratik kitle örgütlerine, siyasi partinin işlevini yüklemeye ve o gözle görmeye çalışırsak, büyük bir yanılgı içerisine düşmüş oluruz. Bunca deneyimin yaşanmasına karşın, geçmişe dayalı olumsuzluklardan yeterince ders alınmazsa, sonumuz hüsran olur. Kısaca: Demokratik kitle örgütlerinin yani, sendikalar, meslek odaları, derneklerin işlevi bellidir. Kitle örgütlerinde bir araya gelmenin nedeni, politik ve ideolojik ortaklığı değil; ekonomik, sosyal ve demokratik ortaklığıdır. Bu çıkar ortaklığı, siyasi ortaklığa dönüştürüldüğünde, kitle örgütünün yapısında ayrışımlar başlar. Örgütün bağımsızlığı ortadan kalkar; bir siyasi partinin veya grubun yan kuruluşu olur. Böylece örgütün demokratik merkeziyetçiliği zedelenir, etkinlikleri, eylemleri başarıya ulaşmadığı gibi, örgütsel güveni ve saygınlığı gölgelenir. Bu olumsuzlukları gidermenin yolu ve yöntemi, kitle örgütlerinin işlevi ile siyasi partilerin işlevini birbirine karıştırmadan, örgütsel bağımsızlığın korunmasıdır. Kitle örgütleri ile parti ilişkileri irdelenirken, kitle örgütleri politikayla uğraşmaz anlamı çıkarılmamalıdır. Kitle örgütlerinin ekonomik, sosyal ve demokratik haklarının özü ve çözümü politikaya dayanır. Ayrıca, tüm bireyi ve toplumu ilgilendiren temel hakların gelişmesine ve korunmasına çalışmak, örgütsel ve yurttaşlık görevidir. Belirlenen haklar ve çıkarlar tartışılacaktır, çözümü için kamuoyu desteğini almaya ve siyasal iktidarları ve partiler üzerinde örgütsel baskı oluşturmaya çalışılacaktır. Emek, demokrasi, barış, insan hakları, özgürlük gibi konuları kendine ilke edinen ve içtenlikle uğraş veren siyasi partilerin etkinliklerine, destek verilmesi doğru bir yaklaşımdır. Gerektiğinde, birbirlerine yakın siyasi partiler arasında, eylem ve seçimlerde ittifak sağlamaya zorlanmalıdır. Bu etkinlikler ve uğraşlar siyasi partilere yamanma değil, demokratik haklarını ve baskı gücünü kullanmaktır. Bu tür etkinlik ve çalışmalar yapılarken, değişik siyasi düşünceler birbirini dışlamadan, kendi düşüncesini egemen kılmaya çalışmadan, karşılıklı hoşgörü içinde, demokratik kurallara uyarak yapıldığında, hem kitle örgütünün bağımsızlığı korunur, hem de ilişkilerin sağlıklı olmasına katkı sağlar. Demokratik kitle örgütlerinin üyeleri, bireysel olarak inandıkları siyasi partilere üye olma, üye olduğu partinin yönetimine gelme, hatta milletvekili olma gibi hakları en doğal haklarıdır. Bu tür uğraşlar, üyenin doğal hakkı olduğu gibi, yurttaşlık görevini de yerine getirmiş olmaktadır. Ancak, siyasi partilerdeki sorumluluğu ve işlevini, örgüt sorumluluğuyla ve işleviyle karıştırmadan ayrı ayrı sürdürmelidir. 18 Şubat 2007 tarihli bu yazı PSKAD Genel Merkezi nin internet sitesinden alınmıştır: <www.pirsultan.net> Demokratik Kitle Örgütlerinde Siyaset Siyasi partilerin hedefi, iktidara gelip ülkeyi yönetmektir. Oysa, sendika veya derneklerin böyle bir hedefi olamaz. Ayrıca, siyasi partiler, toplumdaki bütün çelişkilere çözüm aramak ve bu çelişkilere çözücü yolları göstermek zorundadır. Kitle örgütleri ise, çelişkilerin bir bölümünün odaklaştığı örgütlerdir. Bu görüş, yani kitlelerin mücadelelerini ekonomik çember içine hapsetmek demek değildir. Elbette, kitlelerin sınıfsal mücadelelerinde nihai hedefleri, iktidar olmaktır. Kitle örgütleri bu hedefi gösterecekler, ancak bu hedefe siyasi partiler yoluyla varılacağı bilincinde olmalıdır. Bilindiği gibi, siyasi partiler, üyeleri arasında tam bir düşünce ve eylem birliği ararlar. Temsil ettikleri tabakaların en ileri ve militan kesimini öncelikle örgütlerler. Oysa sendika ve dernekler en geniş tabanı arayan ve örgütleyen kuruluşlardır. Siyasal düşüncesine bakılmadan, temsil Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sultanbeyli Şubesinin 22 Aralıkta Cemevine Bir Tuğla da Siz Koyun adı altında yaptığı dayanışma etkinliğinden. Mart

12 ABF Yöneticilerinin Samimiyetsizliği Av. Fevzi Gümüş DÜŞÜNCE KARANLIĞINA IŞIK TUTANLARA NE MUTLU HACI BEKTAŞ VELİ İnandırılmak Ali İhsan Doğan Toplumların bilinci geliştikçe katliamların yerini siyasal baskılar almış, katliamlar insanların düşüncelerine yapılmıştır. Amaç, insan beynini gereksiz bilgilerle doldurup, düşünemeyen, sorgulayamayan tek tip insan yaratmak ve teslim almaktır. Hegemonyalarını sürdürmek için vakıflar, dernekler, kurslar, basın yayın kuruluşları, zorunlu din dersi kullanılıyor. Bu olumsuz gelişmeler yaşanırken, kendi inancımızı irdeleyelim. Alevi-Bektaşilikte aldatma ve kandırma, kadrolaşma yok. Zalime boyun eğme yok. Biz yüzyıllar önce tanrıyı insanda bulduk. İnsan odaklı inanç sistemi geliştirdik. Kendi nefsimizi, terbiye etmeye çalıştık. Ahlakımızı düzeltmeye çalıştık. İnancımız gereği temiz toplum yaratmak için katili, hırsızı, zina yapanı düşkün ilan ettik, toplum dışına ittik. Kişiyi yola alırken (ikrar verirken ) yaş sınırı koyduk. Gelme gelme, dönme dönme diyerek düşünme fırsatı sunduk. Bektaşi öğretisine insan sevgisini yerleştirdik. Gönlümüzü açtık, aklımızla birleştirip düşünce gücünü ortaya çıkardık. Düşünen ve sorgulayan bir toplum yarattık. Yolumuzun bir güzelliği de eleştiriye açık olmamızdır. Fakat bu zaman zaman dozunu aşarak araştırma yapmadan, yeterli bilgiye sahip olmadan eleştiri yapmaya varmaktadır. Yani sorgulamadan yargılamaktır. Bu da Bektaşilikte bölünmelere ve kutuplaşmalara yol açmaktadır. Çeşitli dernek, vakıf ve ocaklar ayrı faaliyet göstermekte. Oysa tarihimize, Anadolu erenleri Sarı Saltuk, Abdal Musa, Dede Garkın, Mahmut Hayrani, Hubyar Sultan, Karaca Ahmet, Pir Sultan Abdal şiirlerine bakmak yeterlidir. Hepsi Hacı Bektaş Veli ye bağlıdırlar. Yani icazetlidirler. Şemsi Tebrizi nin Mevlana yı nasıl irşat ettiği biliniyor. Hacı Bektaş Veli merkez olmuş, bütün ocakzadeleri kendine bağlamıştır. Bu da Bektaşiliğin gelişme sürecinde çok etkili olmuştur. O tarihte Bektaşilikte bu kadar farklılaşmalar yoktu. Hacı Bektaş Veli bugün yaşananları öngörmüştü ve bir de bedduası vardır. (*) O zaman 10 Şubat 2007-Cumartesi -12 ŞUBAT 2007 tarihinde yapılacak olan Tüzük hükmü uyarıca 11 doğal üyesi olduğum ABF Danışma Kuruluna aşağıdaki gerekçelere dayalı olarak katılmadım. Gündemin Kurumsal işleyiş ve sorunlarımız başlıklı maddesi, benim açımdan Olağanüstü Genel Kurul öncesi ve sonrası yaşanan olumsuzlukların tartışılmasına yol açabilecek bir gündem maddesi olmasına karşın, bu süreçte mevcut ABF yönetimine karşı benimde içinde yer aldığım alternatif liste çıkartanlara yönelik kullanılan şer cephesi ve darbeciler, genel kurmay-derin devletin adamları gibi son derece çirkin, ahlak dışı, Alevi edep ve terbiyesine aykırı, çamur at izi kalsın türünden basit olumsuz kavramlar henüz orta yerde durmaktadır. Bu ifadelerin ABF Olağanüstü Genel Kurulu öncesi ve sonrası yaşanan sıcak gerilimden kaynaklı olarak kullanıldığı bile hiçbir yerde söylenme ihtiyacı duyulmamıştır. Bu yönde gerekli soruşturma, yüzleştirme ve dahası dar cemi yapılması talebi karşısında yönetimce gerçekle yüzleşmekten sinsice kaçılmaktadır. Alevi hareketinin emektarlarına karşı kullanılan bu çirkin, ahlak dışı ifadeler ve iftiralar düzeltilmedikçe, iftiracılar, söz sahipleri hakkında gerekli soruşturma, kovuşturma, yüzleştirme, gerekiyorsa alevi hukukunun gerektirdiği cezalandırma yapılmadıkça ABF üzerinden yaşanacak kurumsal işleyiş ve sorunların devam edeceği şüphesizdir. Gündemin, Aleviler ve Siyaset ilişkisi başlıklı maddesi, Mersin de yapılan AABK ve ABF toplantısı basına açıklaması olarak yapılan açıklamalarda CHP-DSP gibi partilerden kontenjan talep edileceği; taleplerinin kabul edilmemesi halinde genel seçimlere bağımsız adaylarla girileceği görüşü dile getirilerek, ABF nin tavrı kesinleştirilmiş bir biçimde açıklanmış durumdadır. Basında çıkan bu minvaldeki haberler yalanlanmamıştır. Hal böyleyken, konu ilk kez ABF bileşenlerinin gündemine getiriliyormuş gibi bir hava yaratılmak istenmesi, ABF nin bileşenlerine karşı samimiyetsiz bir tutum içinde olduğu, en azından alınmış ve kamuoyuna açıklanmış bir kararı, dikte ettirmek maksatlı olarak Danışma Kurulu nun gündemine yazdığı sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca kendi açımdan da 1.maddede özetlediğim çirkin, ahlak dışı, Alevi edep ve terbiyesine aykırı, çamur at izi kalsın türünden basit olumsuz kavramların Alevi hareketinin emektarlarına karşı kullanılmasının altında yatan ihtiras da, 2007 yılında yapılacak Milletvekili Genel Seçimlerinde tek ses, dikensiz gül bahçesi bir alevi örgütlenmesi görüntüsü verilmesi sureti ile mevcut ABF yönetiminden adı artık kamuoyunda açıkça telaffuz edilmeye başlayan birkaç kişinin, ama asıl yurtdışı örgütlenmesinden adı birilerince malum olan arkadaş çevresinin meclise taşınacağı yönündeki saf hayalden kaynaklanmaktadır. Sonu hüsranla bitecek böylesi bir süreçte adımın kullanılmasını istemediğim gibi, örgütsel bir yönetim görevimin de bulunmaması sebebiyle, Danışma Kurulu nun uzun tartışmalarla ve müzakerelerle oluşturulduğu varsayılarak kamuoyuna sunulacak olan, oysaki daha önce belki Köln de bir televizyon bürosunda, belki Çankaya da bir restoranda yazılarak birilerinin diz üstü bilgisayarında kayıtlı bulunan sözde bir bildirgenin nesnesi de olmak istemiyorum. Yani bu Danışma Kurulu na çağrılmamız anlamı da, daha önceden alınmış ve basına da haber olmuş bir kararı, bizleri bir arka fon olarak kullanıp, kamuoyuna deklere etme girişiminden başka bir şey değildir. Ayrıca bu türden yapay, samimiyetsiz ve daha önemlisi gerçeklikten kopuk süreçlerle Alevi Örgütlenmesinin gerçek ideolojik mücadelesinin ve enerjisinin, potansiyelinin zaafa uğratıldığını da düşünmekteyim. Siyasete müdahale adı altında daha evvel DBH-BP Sürecinde bir benzeri denenmiş bulunan ve maalesef aynı kişilerce Alevi Örgütlenmesini Bölme pahasına yürütülen bu gözü karalığı hak etmediğine inandığımdan da toplantıya katılmak istememekteyim. ABF tarafından sıkça kullanılan doğrudan temsil kavramı da, siyaseten yanlış ve hiçbir temeli olmayan bir kavramdır. Siyasal literatürde, böyle bir kavram bulunmamaktadır. Temsil ve doğrudanlık ilişkisi birbiriyle çelişirler. Ancak siyasal literatürde, Temsili demokrasi ve(ya) doğrudan demokrasi gibi kavramlar kullanıldığı bilinmektedir. ABF, siyasal literatürde bulunan ve birbirinin alternatifi olan bu iki deyimden ilk iki sözcüğü alarak, yeni bir kavram uydurmuştur ki, bu kavramın hiçbir anlamı yoktur. Eğer kastedilen Alevilerin siyasette yer alması ise, bu kavram hem Alevilerin siyasette yer alması prensibini karşılamaz hem de yaratılan kavram kargaşası nedeniyle istenilen sonuca ulaşılamayacağı için Alevi toplumunda yeni bir hayal kırıklığı yaratılmasına neden olur. Neden toplantıya katılmadığımı soranlara ve ilgilenenlerin bilgisine saygı ile arz ederim. ki kervan hızıyla yolu bir günlük olanın bir yılda, iki günlük olanın iki yılda, üç günlük olanın üç yılda, on günlük olanın on yılda bir gelip icazetlerini yenilemeleri gerekmektedir. Gelmediği taktirde yediği haram, yuduğu murdar, tacı delik, kendi murtattır der Hacı Bekaş Veli. Durum böyleyken şimdiki ocak dedeleri, diğer toplum kuruluşları neden Hacı Bektaş Veli Serçeşmede birleşmiyorlar? Veliyettin Efendimin birçok kere Biz yol gösteririz, yönlendirmeyiz dediğini duydum. Ekonomik ve sosyal nedenlerden dolayı köylerimiz boşaldı. Köy Enstitüleri gibi çalışan, büyüklerimizin irfan mektebi dediği insan yetiştiren cemevlerimiz sürdürülemez oldu, etkinliğini yitirdi. Bu geleneği geleceğe taşımak için tek umut sivil toplum örgütleridir. Bu örgütlerden verim alabilmek için tek çatı altında birleşilmelidir. Yolumuzdaki sevgi ve hoşgörüye dayanarak, menfaati, siyaseti bir kenara bırakıp bir merkez oluşturmak durumundayız. Aksi durumda farklı sesler ortaya çıkar, benliğimizle çelişen fikirler üretilir. Bilinen Alevi-Bektaşi yolunu nereye koyacağını bilemeyenler, Bektaşiliğin içinde tanrıyı kaybedenler, türbana benzeyen bezlerle bacıların başını bağlayıp cem yaptıran dedeler görüyoruz. Bu farklı tanım ve yorumlar zenginlik anlamına gelmez, aksine parçalanmaya yol açar. Bazı sivri uçların yada art niyetli insanlar Alevi-Bektaşiliği bir tarafa çekmek isteyebilir. Bunların ortadan kalkması için merkezi yönetim gerekmektedir. Özellikle bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bütün dernek, vakıflar, federasyonlar bir noktada toplanırsa temsil hakkı konusunda hukuki açıdan güçlenir. Alternatif oluşturur. Alevi-Bektaşi felsefesini taşımayan Alevi Din Hizmetleri adı altında faaliyet gösteren vakıf ve dernekleri reddedebilme gücüne sahip olur. Bütün evrensel değerleri içinde taşıyan yolumuzu geleceğe taşıyıp toplumsal birlik için hizmet etmemiz gerekmektedir. Hatasız bildiğim bu yol kolay kazanılmadı. Bu zamana kadar atalarımız canlarıyla kanlarıyla bedel ödediler. Oysa biz çok kolay tüketiyoruz. Gelecek bizden hesap soracak bu iyi biline! Saygılarımla (*) Kaynak: Ali Celallettin Ulusoy, Hünkar Hacı Bektaş Veli ve Alevi Bektaşi Yolu. 12 Sayı 27

13 HÜSEYİN GAZİ KÜLTÜR VE SANAT VAKFI İLE HÜSEYİN GAZİ DERNEĞİ NİN DÜZENLEDİĞİ Ocaklar ve Dedelik Sempozyumu Hasan Harmancı HÜSEYİN GAZİ Kültür ve Sanat Vakfı ile Hüseyin Gazi Derneği nin ortaklaşa düzenlediği Anadolu Aleviliğinde Ocaklar ve Dedelik Kurumu sempozyumu Aralık 2006 tarihinde Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı nda yapıldı. Aleviliğin son dönem sorunlu alanlarından biri olarak Ocak ve Dedelik sorunu bu alanda araştırma yapan araştırmacılar, bilim adamları ve bazı ocakların dedeleri tarafından tartışıldı. Farklı disiplinlerden katılımcılarla gerçekleştirilen Sempozyumda on dokuz bildiri yer aldı ve Türkiye nin her yerinden farklı Ocaklardan yirmi dokuz dede konuşmacı olarak katıldı. Piri Er in Anadolu Aleviliğinde Dedelik Kurumu ve Kentleşme Sürecinde Yaşadığı Değişim ve Ali Yaman ın Değişen Ocak Sistemi konulu bildirileri ile başlayan Sempozyum dokuz ayrı oturum olarak gerçekleştirildi. Ayhan Yalçınkaya, Eşitlikçi Dışlama Dedelik Soy ve Siyaset ; Ali Yıldırım, Ocakların Tarihsel Kökeni ; Yılmaz Soyer, Bektaşilikte Mürşid ve Dedelik, Babalık ; Ahmet Taşgın, Buyruklarda Dedelik ve Günümüze Yansımaları ; Cenk Üçer, Tokat Örneğinden Hareketle Alevi Ocakları ; İbrahim Bahadır, Sucaaddin Veli ve Ocağa Bağlı Gruplar ; Ali Aksüt, Tahtacıların Bağlı Oldukları Dede Ocakları ; Dilek Kızıldağ Soileau, Elif Ana; Gelenek Dışı Bir Ocak İcadı ; Hasan Harmancı, Erkekler Dünyasında Bir Kadın: Sultan Ana ; Ömer Uluçay, Nusayrilerde İnanç Önderleri ; Hamza Aksüt, Dede Ocaklarında Hiyerarşi ; Hıdır Temel, Ocaklar ve Dedeler ile İlgili Güncel Bir Değerlendirme ; Gülağ Öz, Sivrialan Köyünde Alevi İnançları; Ocaklar- Bektaşilik gibi öne çıkan çeşitli konular tartışıldı. Sempozyumun ilk günü konuyla ilgili bildirilere yer verilirken, ikinci gün Ocakları temsil eden veya ocaklar konusunda yetkin olan Dedeler yer aldı. Çoğunlukla kendi ocaklarının bağlı olduğu soy ve şecereler üzerinde duran dedeler ellerindeki yeni bilgi ve kaynakları da aktarma olanağı buldular. Dedelik Kurumunun ve Ocakların durumlarının disiplinler arası bir çalışma ile gündeme taşınması kuşaklar arasındaki kopukluğun da gündeme alınmasına neden oldu. Ocak ve Dedelik yapılarının yaşadığı sorunları tespit etmek açısından benzerinin bir süre önce Almanya da da gerçekleştirilmiş olması ilginçti. Bu kadar yakın dönemde aynı konunun bilimsel yanıyla ele alınması, bu iki yapının yaşadığı sorunların önümüzdeki dönemlerde daha da tartışılacağını göstermektedir. Sempozyumun gelecek yıllarda da tekrarlanacağı düşünüldüğünde, kurumsal çeşitli zaaflar ve sorunlarla ilgili bütünsel bir yaklaşıma ve çözüme gideceği belli olmaktadır. Alevilik sorununun iki temel yapısal sorunuyla gündeme gelen konuların sadece bu iki alanla sınırlı kalmaması ve farklı bilim disiplinleri tarafından bağlı sorunların gündeme taşınması, Alevilik kapsamındaki sorunların ve çözümlerin iç içe geçmiş olduğunu göstermektedir. Özellikle Dedelik ile ilgili hazırlanan ve Dedelerin yanıtladığı on yedi sorulu form önemli bir veri oluşmasına hizmet edecek özellikteydi; Ocaklarla ilgili beraatların, kurucu inanç önderlerinin, Ocaklara ait türbeler etrafında oluşan kültlerin, makamların, ne tür Ocak olduklarının tanımlanmasının istenmesi, talip coğrafyalarının, söylencelerin, ocağın anlatıldığı şiir vb.lerinin sorulması alana çıkmadan önce edinilmesi gereken ön bilginin toplanmasına, araştırmacıların alana hazırlıklı çıkmasına destek olacaktır. Kitap olarak da hazırlanacak olan bütün çalışmalar ocakların dağılımı konusunda son dönemde başlayan tartışmalara yeni boyut kazandıracaktır. Ocak dağılımı ve coğrafyalarının belirlenmesi için son dönemlerde yapılan alan çalışmaları bu Sempozyuma taşınan boyutuyla da Aleviliğin hem tarihle hem de veri karmaşasından kaynaklanan eksiklikleriyle yüzleşmesine veri sunacaktır. Ocaklarla ilgili şecerelerin varlığına rağmen, yazılı kaynak sorunu yaşayan Alevi kültürünün sözlü geleneğinin süren renkli ve canlı boyutu olan şiirle yaşaması ocakların kendilerini Ehlibeyt e veya Erdebil e vb. bağlamaları için önemli ve vazgeçilmez kaynak olarak karşımıza çıktı, bu Sempozyumda da. Neredeyse her Ocak ın kendisi için söylenegelen şiirlerle kendine tarihi misyon, keramet, Seyit kökenli ve soy bağlantısı kurma çabasında olması sorunun tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Geleneksel Aleviliğin inanç ve kültür noktalarının şiir geleneğine bağlı olarak ifade edilmesi ve şecerelerin güven vermemesi, doğru belge ve bilginin oluşmasına engel olmaktadır. Ocakların kendilerine övünç oluşturmak için talip sayılarını tam olarak bilmemeleri ve tahminlerle hareket ederek abartmaları, ocaklarına fazla keramet yüklemeleri ve Ocaklarını tarihsel bilgi olarak yanlış sunma çabaları verimliliğin düşmesine neden oldu. Dedelerin hâlâ kendilerini Ehlibeyt e bağlama çabaları yanında bir kısmının da Şaman gelenek ve kökene bağlı olarak kendilerini ifade etmeleri öğretilmiş bilgi ile hareket ettiklerini göstermektedir. Ortak bir nokta yakalayamamaları ve Sempozyumda Ocakların kuruluşu ile ilgili bildirilerden çok da etkilenmediklerini gösterdi. Halbuki bu konudaki bildiriler bir anlamda verili bilgileri, yanlışlarını ortaya koyan ve çürüten içeriklere sahipti. Alevilerin asimilasyondan nasıl etkilendiğinin en açık görüldüğü koşullar bir yönüyle de bu dedelerin bilgi alanında ortaya çıktı. Öte yandan kadınların Alevilik içindeki önderlik vasıflarının göz ardı edilmesine karşın Ana unvanlı Kadın Dedelerin bu Sempozyum da gündeme gelmesi ve ilgi görmesi yeni çalışmaların önünü açacak özellikteydi. Elif Ana ve Sultan (Battal) Ana gibi kadınlara ait yaşayan örneklerin sunulması Dedelik ve Ocak anlayışlarının görünen ve bilinenler dışında yeniden değerlendirilmesi için açık kapılar yarattı. KELİME ATA Alevilerin İlk Siyasal Denemesi (Türkiye) Birlik Partisi ISBN x 19,5 cm boyutunda 352 sayfa Kelime Yayınevi, Ocak 2007 Tel: Kitabın Arka Kapak Tanıtım Yazısından Kırk bir yıl önce bir grup zengin Alevi, Alevilerin ilk siyasal denemesi olan Birlik Partisi ni kurdu. İlk genel başkanı istihbaratçı Emekli General Hasan Tahsin Berkman dı; sadece Berkman değil, üç kurucu daha asker kökenliydi. Milli Birlik Komitesi üyesi Sıtkı Ulay dan, Alaattin Kıral a, Sadettin Süataç tan, Celil Gürkan a ve Lütfü Gezer e kadar çok sayıda emekli subayın politika yaptığı Birlik Partisi, on dört yıllık siyasi ömrü boyunca üç genel başkana sahip oldu; üç kez programını değiştirdi. Sağ eğilimli bir yapıda başladığı siyasi yolculuğu, demokratik sol çizgiyle devam etti, 1980 lerin sonuna doğru sol örgütlerin yuvası oldu [...]. İç çalkantıları hiçbir döneminde bitmedi, sayısız bölünmeye uğradı hatta kendi içinden bir parti doğdu. Devrimci Alevi gençleriyle- Alevi dedelerin iktidar savaşlarına sahne oldu, Hacı Bektaşi Veli nin efradı kabul edilen Ulusoy ailesiyle siyasi kan davası yaşadı. CHP nin, gerçekleştirdiği operasyonlarla güçsüzleştirdiği parti, devlet tarafından Alevilerin oyunu soldan koparmak üzere kurdurulduğu ithamından kurtulamadı. Alevilerin siyasete müdahale etmesi gerektiğine dair tartışmaların olanca sıcaklığı ile devam ettiği şu günlerde, (Türkiye) Birlik Partisi, anımsanması gereken bir deneyim. Türkiye deki siyasal yaşamı derinden etkileyen, Alevilerin kimlik mücadelesine siyasal öncülük eden (Türkiye) Birlik Partisi deneyimiyle ilgili bugüne kadar hiçbir akademisyen ya da araştırmacının çalışma yapmaması ya da yapamaması ise düşündürücü. [...] 13

14 YAZARIN SORUN POLEMİK DERGİSİNİN SAYILARINDA YAYINLANAN UZUN ÇALIŞMASINDAN ALINTILAR Dersim... Dersim Sırrı Öztürk BU YIL altıncısı düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali ne katılma kararı alırken [ ] iki konuyu ya da özlemimizi üst üste çakıştırmayı denedik. Birincisi, bu festivale katılmak, Sorun Yayınları Kolektifi nin üretmiş olduğu kitap ve dergi faaliyetlerini bölge halkının yakından tanımasına imkân vermek, okurlarımızla canlı diyaloglar kurmak, yörenin havasını teneffüs etmek, tarihsel-kültürel önemi olan yerleri bizzat gözlem yaparak görmek, insanımızın ne yiyip içtiğini, yüreğinin nasıl çarptığını yakından öğrenmek, eleştirilerini dinlemek, onlardan da öğrenmek, vb. gibi siyasî amaçlı duygu ve özlemlerimiz olarak sıralanabilir. İkincisi, 120 yıl önce bu bölgeden göç eden Apo Memed Dedemin doğup büyüdüğü köyü, yöre insanlarını görüp gecikmiş bir hasreti gidermek gibi, kişiselliği ağır basan bir özlem olarak özetlenebilir. [ ] Dersim, yalnızca bugünkü değiştirilmiş adıyla Tunceli ili sınırlarıyla anılmıyor. Kuzeyinde Erzincan ın, doğusunda Bingöl ün, güneyinde Malatya nın, batısında ise Sivas ın (Koçgiri) bazı bölgelerini de içine alan bir coğrafyanın adıdır Dersim. Bölge halkı İslâmiyet e ve Arap adetlerine muhalefet eden Kızılbaş kültürel geleneğinin insanıdır. [ ] Dersim; halk hareketleri, isyan-başkaldırıları ve halkının dili, inançları, kültürel gelenekleri, mitolojik zenginliği, tarihi, iklim ve coğrafyası, dağı, taşı, suyu, şelalesi, bitki örtüsü, ormanı, hayvanları, öyküleri, destanları, türkü ve şarkılarıyla ayrıntılı ve çok yönlü irdelenmeye değer bir bölge. Dersim tarihi denilince akla hep gözyaşı, acı, çile ve kan geliyor. Bölgede her hanenin birkaç ölüsü ve onulmaz acılarla dolu öyküsü var. [ ] Dersim halkı, Anadolu da çeşitli uygarlıklar kuran halklardan Ermenilerin toprakları üzerine, göç ederek yerleşmişti. Tehcire kadar uzun süre de birlikte yaşamışlardı Ermenilerle. Bölgede Ermenilere ait mezar, ev ve kilise kalıntılarına rastlanmaktadır. Bu kalıntılar, çoğunlukla taşlarından yararlanma ya da define saikiyle tahrip edilmiştir. Dersim de ki pek çok köy, dağ, su, dere, köprü isminin kökleri çoğunlukla Ermenice dir. [ ] Büyüklerimizden bizlere aktarılanlara baktığımızda Aile Kolektifimizin ilerici ve devrimci geleneklerini, anne tarafımızdan gelen Havva Ana ile Eşkiya Apo Memed in hayatı varlığımızı daha çok biçimlendirmiştir. Apo Memed in (dedemizin) yedi kardeş olduklarını, ticaret kervanlarıyla Halep ve Şam a gidip geldiklerini, onların da eşkiya yatağı nda silahlı olduklarını, bir müsademede kardeşlerden birinin ölmüş olduğunu, ölen kardeşin karısı Leyla ya öteki kardeşlerin sahip çıktığını, vb. öyküleri büyüklerimizden dinlemiştik. Eşkiya Apo Memed, Dersim Ovacık İlçesi Mıkıko köyünden (şimdiki adı, Eğri Kavak) geliyor. Anılan köy günümüzde tamamen yakılmıştır. Dedem bir kısım bölge halkıyla birlikte yıllarında (kesin tarih kaydı yok) Erzurum Aşkale Taşağıl Köyü ne göç ediyor. Dedem ve Nenem kendi aralarında Dersimîce konuşurmuş. Eşkıya Apo Memed, neden ve hangi gerekçelerle göç etmişti? Veya göçe zorlanmıştı? Eşkıyalık mesleğini neden seçmişti, neden bırakmıştı? Neden çobanlıkta karar kılmıştı? Hiçbir zaman toprağı ve mülkü olmadığına göre emekçi halklardan yana ve belki de İnce Memed türünden bir konuma sahipti. Hayatın şu garip cilvesine bakın ki, 1923 den sonra Dersim-Ovacık-Mıkıko köyünden Aşkale nin bir Kürt-Alevi karışımı köyüne göç eden toprak ağası, mütegallibe, halk düşmanı Yehmo Ağa neden ve hangi vukuatından ötürü Eşkıya Apo Memed ten ne olur, ben ettim sen etme, canımı bağışla!... diye yalvarıp diz çökmüştü? Köyümüzün yaşlı kuşaklarının aktardığı anlatımlar dışında ayrıntılı bilgilerle bu süreci bir türlü öğrenemedik. Eşkıya Apo Memed in çeşitli tüfekleri, kamaları, eşkıyalık mesleğinin gümüş kakmalı alet ve edevatları nasıl da kapanın elinde kalmıştı? Yoksulluk, yoksunluk ve öksüzlük ailemizin belini bükünce bu soruların da tutarlı bir cevabını alamıyorduk. O günün koşullarına göre de ateist sayılan babam neden Molla (Melle) olmuştu? Ailemiz, inkâr, imha, göç, göçe zorlama şartlarında Dersim den Aşkale ye geldikten sonra da, Osmanlı-Rus Harbinde tekrar göç etmiş, Tokat, Dersim ve Çorum a gitmişti. Savaşın sona ermesiyle, tekrar Aşkale, Taşağıl köyüne gelmişlerdi. Sırasıyla Taşağıl, Saptıran, Pırnagapan köylerinde topraksız, mülksüz bir aile yaşamı içindeyken babam Mehmed, Anam Ayşe den olma tam on bir çocuk dünyaya getirmiş. Babam da cömert ve fukaraydı. Haddinden fazla da diyergâm biriydi. Anam, 13 yaşında iken 55 yaşındaki babama üçüncü eşi olarak kocaya gitmiş (verilmiş)ti. Anamın 27 yaşında dul ve kimsesiz kalışı, on bir çocuktan beşinin doğal seleksiyon ölüşü, altısının binbir sıkıntıyla bakımı, bütün bunlar bizlerin düşünce-davranış çizgilerimizi biçimlendiren etkenler idi. Apo Memed Dedemin, babamın ölümünden sonra, göçtüğümüz, daha doğrusu sığındığımız Erzurum a anamı ve torunlarını görmeye gelirken kendisine yapılan bir hakaret sonucu kalp krizi geçirip ölüşü, cenazesinin belediye tarafından (sahipsizce) kaldırılışı, Nenem in, Babam ın ölümü, Erzurum daki toprak ağalığına dayanan sömürü ilişkileri, bölge insanının işsiz, yoksul ve çok korkunç bir baskı ve sömürü altında yaşamış oluşu, Osmanlı sonu oluşan Cumhuriyet rejiminin de köklü yapısal değişimler yapmadan sosyo ekonomik yapıyı aynen koruyup kollaması, dahası devlet eliyle kapitalist yetiştirme politikası, Gorki nin Ana sını aratmayan Ana mın olağanüstü fedakârlığı,10 Eylül 1920 Bakû de yapılan I. Şark Milletleri Kurultayı na ve Erzurum Kongresi ne katılan öğretmen Mehmet Fikri Saygın ın (Babamın Medrese arkadaşı ve vasiyeti üzerine Aile Kolektifimiz e bakmakla görevli) bizleri okutmak için insanüstü çabası, 1936 da kabul edilen Soyadı Kanunu na göre irademiz dışında soyadımızın Öztürk konuluşu, öksüzlüğümüz, Dedemin, Nenemin, Babamın ne bir mezarına ne de bir fotoğrafına sahip oluşumuz, savaşlarda, seferberlikte kaybolan aile fertlerinin akıbetinin bilinemeyişi, bizi vareden topraklarla buluşup insanlarımızla diyaloga giremeyişimiz, vb. binbir etken Aile Kolektifimiz in hamurunu yoğurmuştur yılında bir gazeteye ilan vererek ailemizin varsa akrabalarını-köklerini ve seferberlikte, göç sırasında kaybolan Anamın ve Ezem Nenenin anlatımlarına göre ise kaçırılan kardeşleri Fatma nın akıbetini soruşturduk. Bu ilandan hiçbir olumlu cevap alamadık. Fatma Ezem güzelliği ile tanınırmış. O dönem Türkiye nin nüfusu 30 milyon. Gazete okuma oranı da yüzde 1 2 civarında. İlanımıza olumlu cevap alamayışımızın sebepleri malum. Bizzat yöreye giderek araştırma-soruşturma yapacak maddî imkânlara da sahip değildik. Yine o dönem radyodaki kayıp ilanları na başvurduk, Oradan da olumlu bir cevap alamadık. İşin ilginç yanı o dönem evimizde radyo da yoktu. Komşuların radyosunu dinliyorduk arada bir. Fukara Anam son demlerinde dahi, yakınarak kardeşi Fatma yı anıyordu [ ] Rayber ve Rayberlik Kurumu Sözcüklerde Rayber: Dinî yol gösterici, yol açan olarak kullanılıyor. Dersim üzerine yazılan hemen hemen bütün anı, roman, şiir, inceleme ve araştırma kitaplarında bir Rayber tipolojisine rastlanır. Bölge halkı bir zamanlar yaygın biçimde Rayber ismini çocuklarına verirlermiş. Osmanlı nın Dersim e uygulayageldiği baskı, terör, kırım ve kıyıcılığı artırılarak Cumhuriyet dönemine aktarılmış. TC Devleti nin de devlet tekelci kapitalist dönemine evrilmesi aşamasıyla birlikte, bölge halkını içinden vurmak, zayıf düşürülmüş karakterli kimseleri para ve altın karşılığında kullanmak düşüncesi hâkim bir uygulama olarak varlığını korumuş. Bu uygulama yeni nitelikler kazanarak sürdürülmüş. Özellikle 1938 deki kırım ve katliamlarda Seyyid Rıza, Seyyid Hüseyin ve Alişer lerin öldürülmesi gibi olaylarda Rayber isimli birinin Ocağına, aşiret, inanç, kült ve kültürel geleneğine karşı ihbar, jurnal, ispiyon ve adı ne olursa olsun Kızılbaşlık birikimlerine aykırı kullanılmasıyla birlikte artık bu ismi hiç kimse çocuklarına koymamaktadır. [ ] Dersim e eşim ve ben, bölge halkından mihmandar bir yol arkadaşım ve eşi ile birlikte gitmiştik. [ ] Arkadaşım ilerici, demokrat ve dürüst bildiği bazı kimselere bendenizin hayat öyküsünü, hapishane deneyimimi, işimi, iyi niyetlerle de olsa bazı abartılarla anlatmadan edemi- 14 Sayı 27

15 SERÇESME SERÇEÞME yordu. Özellikle de Mahir, Ulaşlarla hapis yatmıştır... gibi anlatımları Bölge de aleyhte yankı yapabilecek ölçüye varabilirdi. Eşi ise, Kadın-Ata kültünden olsa gerek, daha gerçekçiydi. Kocasına itidal ve denge tavsiye ediyordu. Sık sık, zevzeklik insanın başına iş açar uyarısında bulunmaktan edemiyordu. Bölge halkı yüzlerce yıllık deneyimiyle dikkatli ve dengeli olmayı yeğliyordu. İç Savaş yaşamıştı son olarak... Hâlâ da askeri timlerin, helikopterlerin, savaş uçaklarının, namluların ucundaki demokrasimizde nasıl ayakta kalabilirim in kavgasını veriyordu. Kuzeyli Kürtlerin ve Dersimlilerin, özellikle de yoksul köylülüğün, emekçilerin ekmeğini kazanırken nelere katlandığını, ne yiyip içtiğini, hangi şartlarda üretim yapmaya çalıştığını herkes bilemez. [ ] Tunceli de bir parkta oturuyoruz. Bu parkın adı nedir? sorumuza bölge halkı İsmet Paşa Parkı dediğinde, bu ismin parka verilişini yadırgadığımızı hissettiriyoruz, fakat halk temkinli, tahrik dolu eleştirimize hemen cevap vermiyor, gülümseyerek, sağına soluna bakarak cevap vermeyi yeğliyor. Bölgenin tüm sokak, cadde, okul, meydan, park, hastane, vb. resmî ideolojinin ve resmî tarih anlayışının uzantısında isimlendirilmiştir. Çoğu Ermenice ya da sonradan Dersimce konulan köy, mezra, dere, geçit, mağara isimleri de öztürkçeleştirilmiş... Öztürkçeciliğin büyük bir zevkle tadını çıkaranların hâkimiyetindeki bir bölgede elbette şaka yollu da olsa asla zevzeklik yapamazsın. Eline, Diline, Beline Sahip ol! öğretisine sahip olamazsan, Rayberlik Kurumu nun işbaşında olduğunu unutursan, başına iş açarsın!.. [ ] Kadın-Ata Geleneği nden Üç Örnek Bir yandan Arap İslâm ın, bunun üstüne Osmanlı nın, bunun da üzerine TC Devletinin Kızılbaşlık geleneği üzerine sistemli biçimde uygulayageldiği baskı, terör, kuşatma, kıyım ve kırımlar Dersim deki Kadın- Ata geleneğinin etkisini kırmayı denemiştir. [ ] Ovacık ın kırsalında ve bazı köylerinde Kadın-Ata geleneğinin uzantılarını aradık. Bulduğumuz örneklerden biri Mıkıko köyü yıkıntılarının yanıbaşındaki yaylada yaşlarındaki karı-koca örneğinde ortaya çıktı. Kadın-Ata âdeta bir heykel gibi dimdikti. Uzun boylu ve soylu Kızılbaş geleneğinin bir parçasıydı. Kızılbaş Ana-Ata larla karşılaştığımızda ellerinin içi ve omuzları öpülüyor (niyaz ediliyor)du. Kızılbaş Ana-Ata kadınlarımızdan özellikle 1938 i dinledik. Sorunlarını öğrendik. Böyle bir karşılaşmada mihmandar yol arkadaşımıza (ki ağır şaka yapmasını sever) bizlerin kim olduğumuzu sorduklarında: Bunlar Tırkî (Türk) dediğinde uzattıkları ellerini hemen geri çekmiş bizlerle tokalaşmamışlardı. Dersimceyi bilmeyişimiz mihmandar arkadaşımızın muzipliğini kolaylaştırmış ve zor bir sahnenin yaratılmasını tetiklemişti. Sonradan kimlik ve kişiliklerimizi ve aile kolektifimizin 120 yıllık serüvenini anlatınca sıkılmayan eller daha sıcak bir kabule dönüşmüş birbirimize sarılmış, kucaklaşmıştır. Kadın-Ata örneğindeki Ana lar gözyaşlarını tutamamıştı. Bize otuzsekizi hatırlattınız. Yaralarımız derindir. Sen bizim aşirettensin. Koçgirilisin. Sen bizim Alişer imizsin. Ne iyi ettiniz de geldiniz. Lisanımızı konuşamasanız da simanızdan (cemalinizden) bellidir. İyi ki kendinizi korumuş, bu günlere gelmişsiniz diyen Kadın-Atalar ile bizim hanım (eşim, hayat arkadaşım) da kırk yıllık Kızılbaş gibi kaynaşmış gözyaşı selinde kucaklaşıp hemhal oluvermişti. İkinci Kadın-Ata örneğini torunu dünyaya yeni gelen yoksul bir emekçinin evinde görmüştük. O da heykel gibi duruyordu. Dışarıda derece sıcaklık vardı, fakat O mahalli giysileri içinde çok rahat ve gururluydu. Hane nin direği ve sözü geçeniydi. Geleneklerin durumu hakkında pek az şey konuştuk. Giyim ve kuşamı dışında, görsel malzemelere hayranlığımız dışında konuya derinliğine giremedik. Torununun doğumunu kutladık, görevimizi yerine getirdik ve Hane sinden ayrıldık. Üçüncü Kadın-Ata örneğini yılın altı ay yazını Ovacık kırsalında, altı ay kışını İstanbul daki oğlunun yanında geçiren bir Ana da gördük. Ovacık a gelir gelmez Kadın-Ata giysileriyle kurum kurum kuruluyordu. Kendisini bu türden giysiler içinde çok daha rahat hissettiğini söylüyordu. [ ] Arap İslâm-Kızılbaş Karşıtlığı [ ] Munzur Baba yı ziyaretimizde, O nu anlatan kocaman tabeladaki Türkçe-İngilizce sunumları okuyunca çok irkildik. Munzur Baba, yok şöyle yapmış da Okuyup üflemiş de Kâbe de sıcak helva yedirmiş de türünden sunumlar Kızılbaşlığın kültü ile ters orantılıdır. Kızılbaşlığın kültü ilerici, iyimser, dinamik ve yaratıcı bir yöntemle (Marksist yöntem) yorumlanmadığı/yorumlanamadığı koşullarda mistisizm, Arap İslâm ve Devlet bu alana kama sokup gerici-idealist yorumlarla bizim insanlarımızı uyutmak istemektedir. Bu takdirde Kızılbaş ve Anadolu Aleviliğinin egemen olduğu yörelerdeki köylere cami yaptırılması, zorunlu din dersi okutulması ve Cemevi kurumsallaşmasına karşı girişimler-saldırılar geri püskürtülemeyecektir. [ ] Kızılbaşlık ve Anadolu Aleviliği, tarihsel seyri içinde kendi ürettiği araçları doğrultusunda hareket etmiştir. İnanç, kültür ve geleneklerinin günümüze kadar taşınmasında Dedelik Kurumu önemli bir rol oynamıştır. Bu kurum aynı zamanda ve doğallıkla sınıflı toplumlardaki sömürü ilişkilerini de bağrında taşıyagelmiştir. Kapitalist yabancılaşmadan önemli oranda etkilenen Dedelik Kurumu geleneği de bazı istisnaları dışında yozlaşmıştır. [ ] Söylemek zorundayız: Babaî ler, Hacı Bektaş lar ve Pir Sultan lardan süzülüp gelen inanç, kültür, gelenek ve erdemler günümüzdeki Dede lerde yoktu. Yeni nesillerin de Dede lik geleneğine bir ihtiyacı yoktu. [ ] Kızılbaş Batınî kült ve geleneğine olan süregen saldırı ve katliamlar karşısında kimileri susmayı tercih etmiş, kimileri korkmuş, biz de müslümanız diyerek bilinçli karşı koymayı göze alamamıştır. Resmî din saldırıları karşısında Öz-Müslüman savunuculuğuna soyunmuş Kızılbaş aydınlar, bu türden arguman larıyla tarihsel-sosyal-kültürel haklılıklarını bir türlü savunamamıştır. [ ] Alevi topluluğunun örgütlü sözcüleri şunları dile getirmektedir: milyon bir topluluğuz. Siyasî bir parti olarak öne çıkmayı şimdilik düşünmüyoruz. Toplumsal bir hareket yaratmayı düşünüyoruz. Laik, demokratik, özgür bir cumhuriyet için yola çıkıyoruz. Yalnızca Alevi-Bektaşi topluluğunu değil, emek eksenli solu da yanımıza almayı amaçlıyoruz. AB yi savunuyoruz. Köyümüze cami yapılmasını istemiyoruz. Din derslerinin okutulmasına karşıyız (kimi ABD yanlısı Alevi sözcüleri ise, Alevilerin de Sünniler gibi Diyanet İşleri Başkanlığında bir masa ile temsil edilmesini, yardım almasını ve okullarda Aleviliğin de din derslerinde okutulmasını talep etmektedir). Cemevlerimizin de Cami statüsünde olmasını, su ve elektrik paralarının devlet tarafından karşılanmasını, vb. talep ediyoruz... Bu ve daha onlarca talepleriyle öne çıkan Alevi kuruluşları, tıpkı Sol un içine yuvarlandığı anlamsız yarım-aydın tartışmalarına benzer biçimde kendi aralarında kıyasıya tartışmaktadırlar. [ ] Alevi kuruluşlarından bir sorumlu şu özeleştiriyi yapıyor: Biz, 10 milyonluk oy kütlemizle sandığı protesto etmiştik. Oy vermediğimiz için gerici AKP nin iktidar oluşundan bizler de sorumluyuz. Bu sefer toplumsal muhalefeti emek eksenli bileşimlerle buluşturup iktidara gelmeyi amaçlıyoruz. Şu aşamada siyasî partileri ve öteki kuruluşları etkilemeyi düşünüyoruz. Siyasî parti kurmayı şu aşamada düşünmüyoruz. Gerektiğinde böyle bir adım atılmasından da geri durmayız... Bu türden gerekçelerle kurumsal gelenekler yaratılması düşüncesi ve olayı da elbette siyasetle uğraşmak anlamına gelir. Alevi örgütlerinin anılan temelde ve doğrultuda çeşitli istişari toplantılar yapması, kurultay ve konferanslar düzenlemesi, radyo, TV, basın-yayın faaliyetlerinde bulunması, aralarındaki bitmez tükenmez tartışmaları nispeten telif ederek belli ilke ve amaçlarla bir araya gelişi, onlar açısından ileri bir aşama ve süreçtir. [ ] Kızılbaşlık inanç ve kültürleri, her türden otoriterliğe karşı ve düzen dışı olarak nitelenen isyan, başkaldırı ve ayaklanma, ayrıca hak arama geleneklerini bağrında taşımaktadır. Sömürücü sistemlerin, resmî İslâmın ve sözde laiklerin Kızılbaş Batınîliği boy hedefi yaparak saldırmasının temel nedeni budur. [ ] Kısaltan: Esen Uslu Köşeli parantez içinde üç nokta dergimizde aktaramadığımız bölümleri belirtmektedir. Yazının tümünü okumak isteyen canlar, Sorun Polemik dergisinin internet sitesine başvurabilir: Mart

16 Ebuzer Giffari Veliyettin Ulusoy EBUZER Müslümanların yitik vicdanıdır. Kim ki yitirdiği sosyal adalet duygusunu aramak isterse karşısına Ebuzer çıkmaktadır. Emperyalizmin ve kapitalizmin bizi parça parça ettiği anlam dünyamızda, gerçekten uzaklaşmış inancın, tekrar gerçeği bulmak için her geçen gün Ebuzer ve benzerlerine ihtiyaç duyuyoruz. İşte bu noktada hakkı ve sabrı tavsiye eden ve taviz vermeyen duruşuyla yolumuzu aydınlatıyor. Ne yazık ki İslam tarihinde Ebuzer in yaşamı karanlıkta kalmıştır. Bu gün sadece Alevi-Bektaşi cemlerinde ve pek az bölgede bilinmektedir. Cemlerimizde yaşar ve semahın piri olarak kabul edilir. Kırklar dan birisidir, on yedi kemerbestler dendir. Ebuzer sosyal adalet ve paylaşımı esas alan düşünceyi sembolize eder. Kimdir Ebuzer? EBUZER Giffar kabilesindendir. İslam ın zor ve sıkıntılı dönemlerinde Müslüman olmuş beşinci kişiydi. Peygamberi duymuş, merak etmiş ve kardeşi Üneys i Mekke ye göndermişti. Üneys döndüğünde verdiği cevaplar kendisini tatmin etmemiş, bizzat kendisinin Mekke ye gitmesine karar vermişti. Kardeşi Üneys: Tamam. Ancak kavminden sakın. Çünkü onlar o adama düşmanlık yapıyorlar. O na karşı buğuzlu, kindar ve kötüdürler. Ebuzer uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra Mekke ye ulaştı. Mescide gidip Peygamberi aradı. Ancak onu göremediği gibi, onunla ilgili bir şey de duymadı. Çaresiz mescitte güneşin batmasını bekledi. Gece herkes uyudu. Bu arada Ali tavaf için içeri girdi. Mescidin köşesinde zayıf, uzun boylu, siyah sarıklı, yırtık abalı bir adamın oturduğunu görünce yanına gelip sordu: Sanırım yabancısın Evet Benimle gel. Ali ve Ebuzer yola koyuldular. Ebuzer ondan bir şey sormadı. Ali de bir şey söylemedi. Eve vardılar. Ebuzer geceyi orada geçirdi. Sabah peygamberi aradı ve tekrar mescide geldi. Ne kimse ondan bir şey soruyor, ne de o kimseden bir şey duyabiliyordu. Akşam yine eski yerine gidip uzandı. Uyumayı beklerken Ali yine önünden geçti. Onu görünce durdu ve: Hâlâ evini tanıyamadın mı? Benimle gel gidelim. Ali onu yerden kaldırdı ve birlikte sessizce eve gittiler. Ali misafirini üçüncü gecede evine götürdü. Ebuzer yine sessizdi. Sonunda, Ali sordu: Ne iş yaptığını ve seni bu şehre getirenin ne olduğunu bana söylemeyecek misin? Eğer kimseye söylemez ve bana yol göstereceğine söz verirsen söylerim. Peki tamam. Burada bir adamın peygamberlik iddiasında bulunduğunu duydum. Kardeşimi onunla konuşması için gönderdim; ancak döndüğünde işime yarayacak bir haber getirmedi. Kendim onunla görüşme kararı aldım. Fakat ne onu tanıyorum, ne de onu sormaya cesaret edebiliyorum. Kimsin ve nerelisin? Adım Cündep-i Cünede, künyem Ebuzer dir. Giffar kabilesindenim. Kurtuluşa erdin, O peygamberdir. Ben şimdi onun yanına gidiyorum. Sen de peşim sıra gel ve dikkatli ol. Nereye girersem sen de gir. Ali ve Ebuzer gece karanlığında yola düştüler. Ali, Safa yakınlarında bir evin kapısının önünde durdu. Ve birlikte içeri girdiler. Ardından Peygamber ve Ebuzer arasında farklı konularda konuşmalar oldu. Bu konuşmalar Ebuzer i tam manasıyla tatmin etti ve Müslüman oldu. Peygamber. Ebuzer, bu konuyu gizli tut ve memleketine geri dönüp kavmine tebliğde bulun, çünkü ben bunların sana zarar vereceklerinden korkuyorum. Ne zaman ortaya çıktığımızı haber alırsan, o zaman gel. Bu ilk tanışma Ebuzer in dünyasında bir dönüm noktası oldu. Peygamber yaşadığı müddetçe hep yanında oldu, onun sevgi ve güvenini kazandı. Orada olgunlaştı ve pişti. Düşüncelerinden ve öğrendiğinden hiç taviz vermedi, korkusuzca doğruyu ve sosyal adaleti savundu. Haksızlıklar karşısında susmadı, bu yüzden halife Osman tarafından çöle sürgün edildi ve orada öldü. Peygamberden sonra hep dostu Ali nin yanında oldu. İlk iki halife döneminde Ebuzer in Ali gibi sessizliğini koruduğunu görüyoruz. * * * EBUBEKIR İN ölümünden sonra hanımını ve kızını alıp Şam a gitti. Şam da bir gün mescitte oturmuş, halk da etrafında halkalanmış, sohbet ediyorlardı. İçlerinden biri: Ey Ebuzer, sen de Bahreyn Emiri olan Ebu Hureyre (1) gibi bir makama gelmeyecek misin? Ebuzer: Emir olup da ne yapacağım? Bana her gün biraz su ya da süt ve haftada bir ölçek buğday yeter. Bir diğeri: Ömer in Ebu Hureyre ye ne yaptığından haberiniz var mı? Diğerleri: Hayır. Ömer onun servetini hesaplayıp ona, Seni Bahreyn e göreve gönderdiğimde bir çift terliğin yoktu, şimdi bana ulaşan haberlere göre 1,600 Dinara atlar almışsın! dedi. Ebu Hureyre şöyle cevapladı: Sahibi olduğum atlar doğum yaptılar, bazıları da hediye geldi. Ömer: Ben senin günlüğünü ve yaşam harcını hesapladım. Bunlar fazlalıktır, geri ver. Ebu Hureyre: Vermem! Ömer: Vallahi belini kırarım, dedi ve sırtını öyle bir kırbaçladı ki, kan aktı. Sonra şöyle dedi: Getir onları! Ebu Hureyre: Allah yolunda verdim. Ömer: Eğer helal yoldan kazanıp kendin verseydin öyleydi, sen Bahreyn in son noktasına gelmişsin, vergileri Müslümanlar için değil, kendin için topluyorsun. Annen sana eşek otlatmaktan başka bir iş vermezdi. Ebuzer: Ömer, Allah ve Resulü nün hoşnut olacağı şeyi yapmıştır. Çünkü sorumlu halkın yararına çalışmalıdır. Kendi yararına değil. * * * ÖMER İN ölürken hilafeti Ali, Osman, Abdurrahman bin Avf, Sa d bin Ebi Vakkas, Zübeyr ve Talha dan oluşan şuraya bıraktığı haberi geldi. Dostu Ali nin bu makama en layık aday olduğunu biliyor ve onun yanında olmak üzere Medine ye gidiyor. Yolda karşılaştığı bir kervandan Osman bin Affan ın halife olduğunu öğreniyor. Medine ye gelir gelmez Ali nin yanına gidip gerçekleri öğreniyor. Ebuzer Medine de kaldı. Görüyordu ki, hilafet rejimi saltanat rejimine dönüşüyor, Peygamber in dostlarının çoğunun da değiştiğini görüyordu. Zübeyr, Talha ve Abdurrahman bin Avf (Osman a oy verenler.) birçok mal mülk edinmişler, kendilerine saraylar yaptırmışlardı. Fakir halk gittikçe fakirleşiyordu. Ebuzer bu sapmalar karşısında mücadele etmekten başka bir yol bulamıyordu. Zamanın yöneticilerinden korkmadan halkı eşitliğe davet ediyor, şiddetle Osman ın kötü davranışlarını eleştiriyordu. Bir gün Osman ın Hayber kalesinin tümünü ve Afrika dan gelen verginin beşte birini amcası Mervan bin Hakem e (Peygamber in, kendisini ve babasını sürgüne gönderdiği kişiye) bağışladığını, yakınlarına yüklü miktarlarda para dağıttığının haberini aldı. Ebuzer bunun üzerine mescitte şu ayeti okudu: Altın ve gümüş toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara sonraki hayat için çok çetin azabı müjdele (Tevbe Suresi, 9/34) Mervan, Ebuzer in kendisine ve Osman a şiddetle saldırdığını duydu. Konuyu Osman a iletti. Osman da Ebuzer i çağırdı: Ey Ebuzer! Seninle ilgili duyduğum şeyden vazgeç! Benim hakkımda ne duydun? Senin, halkı benim aleyhime tahrik ettiğini duydum! Nasıl? Duydum ki sen mescitte Altın ve gümüşü biriktirenler ile ilgili bir ayet okumuşsun. Ey Allah Resulü nün halifesi Osman, sen beni Allah ın kitabını okumaktan ve onun emirlerini terk edenlere karşı mücadele etmekten men mi ediyorsun? 16 Sayı 27

17 OSMAN ve Ebuzer arasında devamlı şiddetli tartışmalar oluyordu. Osman bir gün dayanamayarak onu Şam a gönderdi. Ebuzer Şam a ulaştı. Muaviye binlerce işçiyi çalıştırarak yeşil bir saray yapıyordu. Ebuzer oradan geçerken manzarayı görünce Muaviye ye dönüp: Muaviye! Eğer sen bu sarayı halkın parasıyla yapıyorsan, ihanettir ve eğer kendi paranla yapıyorsan israf! Muaviye cevap vermedi, Ebuzer yoluna devam etti. Mescide gidip oturdu. Yanına gelen Müslümanlar Muaviye yi ona şikâyet ettiler ve ne zamandır maaşlarını alamadıklarını söylediler. Halkın karşısına dikilip şöyle dedi: Öyle olaylar yaşandı ki, ben hâlâ bir şey anlamış değilim. Bu amellerin ne Allah ın kitabında, ne de Peygamber in davranışlarında hiçbir yeri yoktur. Hak ortadan kalkmış, batıl canlanmıştır. Yalancılık doğruluğa yeğ tutulmuştur ve düzensizlik ortaya çıkmıştır. Ey servet sahipleri! Fakirlere eşit olun! Bunlar yemeklerini eğlence ve törenle hazırlarlar. O kadar bol çeşitli yemekler yerler ki, bunları hazmedebilmek için ilaç kullanmak zorunda kalırlar. Oysa Peygamber dünyadan göçene kadar bir gün bile iki çeşit yemekle karnını doyurmadı. Hurmaya doyduğu gün ekmeğe doyamıyordu. Peygamber in ailesi hiçbir zaman üç gün üst üste sabah ve akşam, arpa ekmeğiyle bile doyamadı. Bazen aylarca Peygamber in evinde yemek pişirmek için ateş yanmıyordu. Ebuzer saldırılarına devam ediyordu. Servet sahiplerini elim bir azapla müjdeliyor, Muaviye iktidarını titretiyordu. Muaviye ondan nasıl kurtulacağını ve bu tehlikeli kural tanımazı nasıl ortadan kaldırabileceğini düşünüyordu. Sonunda bu adamı lekelemeye karar verdi. Yapabilirse halkı, Ebuzer in kendisinin de altın biriktirdiğine ikna edecekti. Muaviye bir yol bulabilmek için çok düşündü. Beni Ümeyye için önemli bir durum ortaya çıkmış ve hâkim sınıf için büyük bir tehlike baş göstermişti. Sonunda kendince iyi bir yol buldu. Hizmetçilerinden birine bin Dinar vererek, onu geceleyin Ebuzer e gönderdi. Sabah olunca tekrar aynı hizmetçiyi çağırıp şöyle dedi: Ebuzer e git ve de ki Muaviye bedenim yara içinde kalıncaya dek beni dövdü. O parayı başkasına göndermişti. Ben yanlışlıkla paraları sana getirdim. Hizmetçi gidip Ebuzer e Muaviye nin söylediklerini tekrarladı. Ebuzer: Evladım! Ona deki vallahi senin gönderdiğin paralardan bir Dinar bile sabaha kadar bende kalmadı. Üç gün zaman versin, parayı toplayayım. Muaviye, Ebuzer in bin Dinarı aldıktan sonra fakirler arasında paylaştırdığını ve bir gece bile yanında tutmadığını anladı. * * * MUAVİYE, Ebuzer e yumuşak davrandı olmadı; sert davrandı olmadı. Parayla satın almak istedi, başaramadı. Onu Şam dan uzaklaştırmaktan başka çare yoktu. Osman a bir mektup yazdı: Ebuzer in etrafında toplanmalar var. Beni dara sokup işimi zorlaştırıyor. Etrafındakileri sana karşı ayaklandırmasından korkuyorum. Eğer Şam halkına ihtiyacın varsa Ebuzer i buradan al. Osman acil olarak Ebuzer i Medine ye getirtti. Medine yakınlarında Ali, Osman ve birkaç kişi daha bir araya geldiler. Osman ın çehresi öfkeyle kaplandı ve bağırmaya başladı: Siz bana söyleyin, ben bu yaşlı ve yalancı adama ne yapayım? Döveyim mi? Öldüreyim mi? O Müslüman topluluğunu birbirinden ayırmıştır. İslam topraklarından sürgün mü edeyim? Ali. Ben Firavun ailesinden iman etmiş olanların söylediklerini sana söylerim: Eğer yalancı ise yalanı kendisine dönecektir. Eğer doğru sözlüyse sizin için öngördüğü şey başınıza gelecektir. Osman bu söz üzerine daha da sinirlendi ve Ebuzer i Ali yle işbirliği yapmakla suçladı. Osman sonunda Ebuzer le oturmayı ve konuşmayı yasakladı. Ebuzer susmadı, konuşmaya devam etti. Osman bunun üzerine Abuzer i getirtti, yanında Kab ul Ahbar ve birkaç kişi daha vardı. (Kab ul Ahbar, Ömer zamanına kadar Müslüman olmayan Yahudi din adamı, Osman ın veziri ve danışmanı.) Osman, Ey Ebuzer! Bu işleri ne zaman bırakacaksın? diye sordu. Ebuzer. Düşkünlerin hakları sermayedarlardan alındığı vakit! Osman: Sizce bir insan malının zekâtını verdikten sonra artık onda kimsenin hakkı var mıdır? Kab ul Ahbar: Hayır, Emirel Mü minin! Birisi malının zekâtını verdikten sonra, isterse bir kerpiç altından bir kerpiç gümüşten ev bile yapabilir. Ebuzer elindeki asayla sertçe Kab ul Ahbarın göğsüne vurup, Yalancı Yahudizade, benim dinimi bana sen mi öğreteceksin? dedi ve Bakara Suresi 2/177 okudu. SERÇESME SERÇEÞME Görmüyor musun? Allah zekât vermekle, yakınlara, yetimlere, sefillere ve kölelere bağışta bulunmayı ayırmış ve bunları zekâta göre öncelemiştir. Mal biriktirmeyi men ettiğini ve hayır yolunda infakta bulunmayı emrettiğini görmüyor musun? * * * BİR GÜN Abdurrahman bin Avf ın mirasını getirip Osman ın önüne yığdılar. Bu mallar o kadar çoktu ki, Osman la orada dikilen adam arasında engel oluşturmuştu. Osman: Ümit ederim ki Allah, Abdurrahman a hayır versin. Zira o Sadaka verip misafir ağırlıyordu. Şimdi gördükleriniz de malından geriye kalanlardır. Kab ul Ahbar: Doğru söylüyorsunuz ey Emirel Mü minin! Helal kazandı, helal harcadı ve ardındakileri helal bıraktı. Allah ona dünya ve ahrette iyilik bağışlamıştır. Ebuzer: Ey Yahudizade! Sen ardında bu kadar mal bırakıp ölen birisi için, Allah ona dünya ve ahiret hayrı vermiştir mi diyorsun? Abdurrahman bin Avf ın bıraktıklarına helal diyorsun, öyle mi? Söyle bakalım, Abdurrahman bu malı nereden getirdi? Allah ona gökten mi gönderdi? Yoksa halkın hakkından ve milletin elinin emeğinden mi topladı? Osman: Hemen bugün hareket edeceksin, seni Rebeze ye gönderiyorum. Ebuzer i buradan dışarı çıkarın! Onu örtüsüz tahta semeri olan bir deveye bindirip tam bir sertlikle Rebeze ye kadar götürün. Orada hiçbir dostu olmamalıdır. Osman Ebuzer i Rebeze ye götürmesi için Mervan ı görevlendirdi ve kimsenin onu uğurlamaması veya birlikte gitmemesi emrini verdi. Ali, Ebuzer in sürgün haberini duyunca çok üzüldü; Peygamber in vefalı dostuna neler yapıyorlar? O an Ali, Hasan, Hüseyin, kardeşi Akil, Abdullah bin Cafer ve Ammar bin Yasir le birlikte Ebuzer in peşinden şehirden çıkarak ona yetiştiler. Ali, Ebuzer le konuşmak için yanına yaklaştı. Mervan araya girip Ali nin önünü keserek: Ey Ali, Emirel Mü minin, Ebuzer e kılavuzluk ya da yol arkadaşlığı yapmayı yasaklamıştır. Bilmiyorsan bilmiş ol! Ali, aldırmadan Ebuzer e yöneldi. Mervan tekrar Ali nin yoluna çıkınca Ali kamçısıyla Mervan ın devesine vurdu ve çekil kenara! diye Mervan ı azarladı. Mervan, Ali nin sinirli ve kararlı olduğunu görünce devenin dizginlerini çevirip, Ebuzer i onların yanında bırakıp şikâyet etmek için şehre döndü. Ali ve yanındakiler Ebuzer le birlikte Rebeze ye vardılar. Bir süre konuştular, ayrılık vakti gelince de hüzünlü bir şekilde vedalaştılar. Rebeze de şartlar çok ağırdı, Ebuzer zaten çok yaşlanmıştı, bu ağır şartlara fazla dayanamadı ve Hakk a yürüdü. Notlar: (1) Ebu Hureyre Müslüman olmadan önce hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmez. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashab-ı Suffe den olduğu bilinir. Müslim in Fezailus Sahabede ki 159. bölümünde Ebu Hureyre nin sırf karın tokluğuna Peygamber le beraber olduğu anlatılır. Ebu Hureyre ye ait 5374 hadis olduğu söylenir. Buhari bunlardan büyük bir kısmını kitabına almıştır. Hz. Ali şöyle demiştir: Yaşayanlar arasında Allah Resulü ne en fazla yalan isnat eden Ebu Hureyre dir. (İbni Ebul Hadid, Nehcul Belaga, c. 1, s. 360). Yine o, Sevgili dostum bana haber verdi ki diye Peygamberden bahsettiğinde Hz. Ali, Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu? demiştir. Hz. Ali öldürülmesinden sonra Emeviler dönemi Ebu Hureyre ye bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Buna karşılık Ebu Hureyre Muaviye ile ilgili şu hadisi uydurmuştur: Allah ın Resulü Muaviye ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennet te beni onunla karşıla Ebu Hureyre den şu hadis rivayet edilmiştir: Allah ın Resulü şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye. Tüm bu delillere rağmen Her sahabe doğrudur şeklindeki yanlış inancın hadisçileri sürüklediği nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki, Peygamber in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber le çok az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Emeviler bu hadislerden(!) hüküm çıkartmış ve gerçeği siyasetleri doğrultusunda saptırmışlardır. KAYNAKLAR. Taberi, Tarih-i Taberi Tercümesi İmam Ali bin Ebu Talib, Nehc ül Belaga Prof. Dr. Ahmet Akbulut, Sahabe Dönemi İktidar Kavgası A. Gölpınarlı, Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik Abdullah Aydınlı, Ebu Zer el Giffari, TDV İslam Ansiklopedisi Ebuzer Ali Şeraiti-Cevdet Es-Sahher Mart

18 ALEVİLERİN İLK SİYASAL DENEMESİ (TÜRKİYE) BİRLİK PARTİSİ KİTABI ÜZERİNE Kelime Ata ile Söyleştik Ahmet Koçak Kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Sivas doğumluyum. Üniversite öncesi Sivas ta okudum. Üniversite için Ankara ya geldim ve kaldım den sonra Hürriyet, Siyah Beyaz, Flash TV ve Gazete Ankara da gazetecilik yaptım. Alevi derneklerinde yöneticilik yaptım. Birlik Partisi üzerine çalışma fi kri nereden doğdu? Ne zaman başladın? Bu çalışmaya çocukluğumdan kalan izlerle başladım. Mustafa Timisi nin sesi zihnime yerleşmişti. İkinci yönü de Demokratik Barış Hareketi ne duyduğum meraktır. Kuruluş sürecinde hep Birlik Partisi örneği veriliyordu; başarısız kaldığı söyleniyordu; partileşmeye karşı çıkılıyordu. Birlik Partisi ne bakma ihtiyacı duydum, ama hiçbir bilgi bulamadım. İlk yazma fikri yıllarında böyle doğdu. Ailevi nedenlerle 2000 yılı sonuna kadar adım atamadım. O dönemde girişimlerim oldu, örneğin Celil Gürkan ı aradım. Celil Gürkan garip bir tepki gösterdi ve bu konuyu kesinlikle konuşmak istemiyorum dedi. Bu partide yöneticilik yapmış bir generalin bu konuda konuşmaması bana garip geldi. Benzer tepkilerle çok karşılaştım. Yusuf Ulusoy u aradım, telefonda sert tepki gösterdi; Derler ya bir dövmediği kaldı. Öyle korktum ki Ulusoylar a bir daha yaklaşamadım. Mustafa Timisi de konuşmadı. O partiyle özdeşti, neredeyse Birlik Partisi eşittir Mustafa Timisi. Parti tarihinde bu kadar önemli yeri olan Timisi de konuşmak istemedi. Genel başkan yardımcılığı yapmış emekli general Sıtkı Ulay, anılarını Giderayak adlı bir kitapta yayınlamış. O kitabı tesadüfen buldum. Tuhaf bir şekilde o da anılarında BP ile ilgili tek kelime bile etmemiş. Oysa kendisi parti içindeki ciddi tartışmalarda taraf; birçok kişiyle birlikte partiden ayrılıyor, CHP ye geçiyor. Bu kadar önemli bir olaydan bir kelime dahi bahsetmemiş. Bu çalışmayı yaparken kaynak bulmak kolay oldu mu? Yaklaşık beş yıl çalıştım, 1963 ile 1980 arasındaki gazeteleri taradım. Bulabildiğim parti yöneticileri ve kurucularla görüştüm. Kütüphanelerden resmi belgeleri, parti yöneticilerinden bazı belgeleri edindim. Sonuçta söyleşiler, yayın taraması ve bulunabilen belgelerden bu çalışma çıktı. Partinin kurucu Genel Başkanı bir general. Hangi nedenlerle kuruldu parti? Mustafa Timisi den önce iki tane genel başkan var. Kurucu genel başkanın emekli tuğgeneral Hasan Tahsin Berkman olduğu pek bilinmiyor. İlginç bir kişi. Ordudan ayrıldıktan sonra 1961 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi nden senatör adayı olmuş. Daha önce NATO da görev yapmış, Genel Kurmay da ve Milli İstihbarat ta çalışmış. Bunu, o dönemde partiyi desteklemek üzere çıkarılan Cem Dergisi söylüyor. Paşa, siyasi görüş olarak sağcı, aşırı Sovyet aleyhtarı, ABD yanlısı bir general. Partinin kuruluş nedeni olarak görüştüklerim genellikle Muğla Ortaca olaylarını gösteriyorlar. Ortaca olaylarından sonra parti kurma fi k- rine sahip olduk. diyorlar. Ortaca da Alevi bir kadına tecavüz edilmesi çok büyük bir infial yaratıyor. Türkiye nin birçok yerinde Alevi köyleri kendilerini korumak için silahlanıyor. Bunun belirleyici olduğunu düşünmüyorum. Genel sekreter Cemal Özbey in 1966 dan önce parti kurmak istediğine dair ipuçları var. Şahin Ulusoy, geldi babamla görüştü, ama babam böyle bir şeyi yanlış bulduğu için reddetti diyor. Ayrıca Adalet Partisi nden tasfiye edilen Aleviler var. Demirel, Aleviler bize oy vermiyor, o zaman biz bunları partiden atalım diyor. Çok ağır hakaretler içeren sözler söyleniyor: Alevi oyları Adalet Partisi ni kirletiyor deniyor. Bu da Alevilerde tepki oluşturuyor. Alevilerin Demokrat Partiye oy verdiği biliniyor. O gelenek 1960 tan sonra Birlik Partisi nin çıkışına kadar devam ediyor ve 1965 seçimlerinde AP ye ciddi oy akışı var. Çoğu yerde CHP den daha fazla oy alıyor. Kurulmasının ardından geleneksel yapının korunduğu bölgelerde Alevi oyları BP ne yöneliyor. Alevilerin TİP e oy vermesi bir tehlike olarak algılanıyor mu? Bu çok konuşulan bir tezdir. Çalışmaya başlarken kafamda bu düşünce vardı. Oy dağılımlarında bu tezi destekleyen ipuçları var seçimlerinde Alevi oyları AP ve CHP ye gitmiş. TİP e oy veren yok mu? Var, ama az sayıda. Örneğin AP nin iki yüz yetmiş oy aldığı yerde TİP on beş oy almış. Bu, TİP ile Aleviler arasında ilişki yok anlamına gelmiyor. TİP te Alevilere yönelik bir kıpırdanma var. Eğitimli Alevi gençlerin TİP e yönelmesi var. BP yi eleştirenler, partinin TİP e karşı kurulduğunu söylüyorlar, ama CHP ye karşı kurulma ihtimali de yüksek. Genel Başkanlığın Mustafa Timisi ye geçmesiyle beraber, partide halkçı bir söylem başlıyor. Bu süreçten bahsedebilir misin? Parti önceki dönemde AP nin güdümünde, daha çok CHP ve TİP e muhalefet yapıyor, 1969 da Mustafa Timisi genel başkan seçildiğinde, farklı bir durum ortaya çıkıyor. Mustafa Timisi gencecik bir insan. Alevilerin toplumsal-ekonomik koşullarını yansıtıyor. Tuzluçayır da gecekondu da oturan bir genel başkan. Partiyi demokratik sola açmak üzere girişimde bulunuyor. Bunun için de TİP ten gelen Orhan Arsan a yönetimde yer veriyor. Orhan Arsan, Genel Politika Esasları adı altında genel bir çerçeve veriyor, ama parti tüzüğüne dokunulmuyor. Tüzükte partinin Türkçü olduğu, Atatürkçü olduğu söyleniyor. Programda da var bu, Bizim birinci gayemiz sınıf çatışmalarını gidermektir diyor. Toprak reformu konusunda AP ye yakın bir çizgi savunuyor. Değişimde tüzük korunuyor, ama program değiştiriliyor. Değişiklik daha sonra benimsenen on iki ilke ile daha da belirginleşiyor. Sınıfsal bir yaklaşım geliyor, ezilenler halk olarak görülüyor. Devletçilik konusunda Ortanın Solu na yakın bir çizgi benimseniyor. Milliyetçilik sözcüğü kalkıyor, yerine yurtseverlik kavramı getiriliyor. Mustafa Timisi nin genel başkanlığı, devrimci Alevi gençlerle, geleneksel yapının çarpışmasını yansıtıyor. Sola eğilimli insanlar partide egemen oluyor. Bu da bir süre sonra başka sıkıntılara yol açıyor. Birlik Partisi nin ilk seçim deneyimine değinir misin? BP ilk kez 1968 İl Genel Meclisi seçimlerine katılıyor. İlk kez genel seçime ise 1969 yılında katılıyor. O seçimlerde sekiz milletvekili çıkarıyor. AP hükümetine güvenoyu verilmesi ne zaman? Beyaz oy verenler neden partiden ihraç ediliyor? 1970 de beş milletvekili AP hükümetine beyaz oy veriyor ve parti ihraç kararı çıkarılıyor. Bunu ihraç edenler söylüyor. Bu konu Su TV de de tartışıldı. Beş Yol Düşkünü adlı kitaptan dolayı Mustafa Bey i eleştirdiğimde bana tepkiler geldi, Ulusoyları savunan kimse nasıl televizyona çıkıyor dediler. O zaman bir açıklama yapma ihtiyacını hissettiğimde Mustafa Bey, bir daha bu konuyu kesinlikle konuşmayalım, ben on yıl boyunca kan kustum, lütfen bunu burada keselim dedi. Ne kadar ısrar ettiysem de Mustafa Bey konuşmak istemedi. Bu meselenin hassas bir nokta olduğunu biliyordum. Toplumun bunu tartışmaya henüz hazır olmadığını fark ettim. İnsanlar, geçmişte yapılan kimi hataların, yanlışların ortaya çıkmasından endişe ediyorlar. Ulusoy ailesi ağır ithamlarla karşılaşmış ve kendilerini yeterince savunmamıştır. O dönemde, kişisel çıkar sağladılar, onun için beyaz oy verdiler deniyor. Hayır, böyle değildir! Parti içerisinde yeni bir ideolojik saflaşma oluşuyor. Ulusoy ailesi BP için Orhan Arsan ın hazırladığı Genel Politika Esasları na karşı çıkıyor, Partiyi TİP ne dönüştürmek istiyor diyorlar. Bu kavgada diğer taraf da rejimin bekası, onların demokrasinin kurtarılması için AP yi desteklediğini söylüyor. İki taraf da bu konuyu fazla konuşmak istemiyor, ama bugün benzer sorunlar yaşadığımız için konuşulması ve ders çıkarılması gerekiyor. Dergâhın, Ulusoy Ailesi nin partileşme sürecindeki rolü ne oldu? Dergâh, parti kuralım diye karar almış değil. Tam tersine, Dergâh a gidiliyor, çünkü Dergâh sız bir şey yapılamayacağını biliyorlar. 18 Sayı 27

19 SERÇESME SERÇEÞME Yanlışlık orada başlıyor. Dergâh ın bir siyasi parti politikası içerisinde rol almaması gerekir. Siyaset ise başka bir âlemdir. Siyasetin yalın, çıplak, acı gerçekleri var. Orada kavga, ihtiras, iktidar mücadelesi var. Dergâh ister istemez bu mücadelenin içine çekiliyor. Bana göre bu yanlış. Sonra Ulusoy Ailesi nden dört kişi aday gösterilmiş, çünkü onlar olmadan oy alınamayacağı düşünülmüş. Bu da başlı başına bir zaaftır. Sonra birdenbire siyasi bir nedenle bu kadar rol verdiğin, misyon yüklediğin dini yapıyla ters düşüyorsun ve kalkıp, bunlar beş yol düşkünü diyorsun. İhraç, düşkünlüğü ifade eder; Alevilikte karşılığı budur. İnanç ve siyasetin karışması tam da bu anlama geliyor. Manevi kimlikli insanlardan milletvekili olur mu? Olabilir, ama milletvekili olduğu zaman siyasi dille konuşması lazım. İnsanlar dedesine, mürşidine mi oy verecek, yoksa bir partinin milletvekili adayına, genel başkanına mı oy verecek? Bu hassas bir sorudur. Bugün bile bu tür girişimlerin olduğunu düşünerek geçmişi hatırlatmak istedim. Evet, Ulusoy Ailesi oy getirmiştir, çünkü geleneği temsil ediyor, manevi otoritesi var. Fakat yetmiş yılından sonra bu durum değiştiği için parti artık eski oyları alamamıştır. AP hükümetinin bütçesinin desteklenmesi de ayrı bir olumsuzluk oluyor. İlginç bir durum doğuyor: Kazım Ulusoy aday oluyor, ama seçilemiyor. Alevilikte başka bir gelişme yaşanıyor, sola bir açılım var. Dolayısıyla, gelenek de yavaş yavaş çözüldüğü için bu taktikler başarılı olamıyor. Alevilerin BP sürecinden bugüne siyasallaşma, partileşme çabası ne kadar doğrudur? Gerçekte ne Birlik Partisi ne de Demokratik Barış Hareketi bir Alevi partisidir. Toplumsal algılamada ise BP ve DBH Alevilerin partisidir. İkisi arasında fark olduğunu düşünüyorum. Parti programlarında Aleviliğe vurgu yapan hiçbir ifade yoktur. Tam tersi, BP de kendini milliyetçilik üzerinden sistemle bütünleştiren bir özellik var. BP nin Alevi olduğunu nereden çıkarıyoruz? On iki yıldızı var, aslanı var; kadrolarının büyük bir kısmı Alevi olunca, toplumsal algılama Alevi partisi şeklinde gelişiyor. Barış Partisi de öyle. Her ikisine de inanç partisi diyemeyiz, ama toplumsal algı böyle. İnanç ve siyaset konusunda şunu söyleyebiliriz. İnanç ve siyasetin birbirine karıştırılması elbette doğru değildir. Birisinde bir Tanrı anlayışı vardır. Tartışırsın, ama çıplak hale getiremezsin. Tartışmanın daha dar olduğu bir alandır. Öte tarafta da olabildiğince tartışılacak, gündelik yaşamımızda hissettiğimiz sorunlara çözüm bulmaya çalışan siyaset var. Bir tarafta seçim var, demokratik usuller var; öte yanda inançla ilgili başka ölçütler var. Bu ikisini birbirinden ayırmak gerekiyor. Aleviler yıllardır CHP yi eleştirdiler, kendilerini oy deposu olarak gördüğünü söylediler. Bugün de demokratik Alevi örgütlerinin yöneticileri benzer şeyler söylüyorlar. Bu söylem ne kadar doğru? Siyasete müdahale etmek, Alevi kimliğiyle siyasi arenaya çıkmak isteyen Alevi kurumlarının önce bir araştırma yapması gerek: Bir Alevi sandığa gittiğinde hangi düşüncelerle oy veriyor? Eğitim durumu, sosyal yapısı, sınıfsal kökeni oy vermesinde ne kadar etkili oluyor? Oy verirken inanç önderlerinin tercihleri ne kadar belirleyici oluyor? Siyasi bir program bu araştırma üzerinden geliştirilse daha gerçekçi olur. Bir Alevi, sadece Alevi olduğu için bir siyasal tercihte bulunmuyor. Başka ölçütlere de bakıyor. Özelleştirme yanlısı bir partiye de, karşıt bir partiye de oy verebilir. Emperyalizm perspektifini göz önünde tutup tercih yapabilir. Bence Aleviler arasında, Ben Aleviyim, A partisi de Alevi aday gösterdi; o zaman benim oyumu da bu Alevi almalı gibi bir düşünce yok. Geçmişte yaşanan olaylar ve bu çalışma günümüze nasıl ışık tutuyor? Alevilerin örgütlendikleri dernekleri var; vakıfları var; dedeler tekrar itibar kazandı; yeni bir Alevilik inşa ediliyor. Bu, bizim dışımızda, kontrol edemeyeceğimiz bir süreç. Alevilik yazılı hale getirilmeye çalışılıyor. Ben siyasete müdahale etme duygusunu anlıyorum. Aleviler haksızlığa uğramışlar; katledilmişler; baskı görmüşler; hakarete uğramışlar. Beni ancak bir Alevi anlayabilir, benim derdimi ancak bir Alevi çözebilir diye düşünüyorlar. Peki, ezilen bir Kürt, ezilen bir işçi, ezilen bir Alevi yi anlayamaz mı? Ya da ezilen Alevi, ezilen Kürdü, ezilen işçiyi anlayamaz mı? İşte sorun o. Devletin Alevilere bir bakışı var: Alevileri yok sayıyor. Bu noktada sadece Alevileri esas alan bir yapılanma, bir düşünce, bir program sonuç vermez. Doğru da değildir. Bunun çok ciddi tehlikeleri olduğunu düşünüyorum. Taleplerin eşitlik temelinde olması gerekiyor. Kanun önünde eşitlik, yani Alevi ye, Sünni ye ya da Ermeni ye Kürt e, Türk e ayrıcalık değil. Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkesin kimliğini ifade etmesine olanak sağlayan demokratik bir düzen talebiyle ortaya çıkmak gerek. Böyle bir demokratik düzen ancak eşitlik temelinde mümkün olabilir, ayrıcalıklarla değil. Demokrasi, zaten ayrıcalığı olanları korumak değildir. Yüz kişinin olduğu bir yerde doksan dokuz kişi aynı şeyi düşünüyor da bir kişi farklı düşünüyorsa, o bir kişinin hakkını koruyan düzendir. Dolayısıyla bu ruh halini anlamakla birlikte doğru bulmuyorum. Biz asla sınıf gerçeğini göz ardı ederek siyaset üretmemeliyiz diye düşünüyorum. Bana göre bu yanlış asıl sorunu gözden kaçırmamıza neden olabilir. Ama bir siyasi partinin varlığını sürdürebilmesi için oy kaygısı var. Dolayısıyla çoğunluğa yaslanmak durumunda. Ancak o çoğunluğu ikna edebilmek gerek. Faklılığın bir zenginlik olduğunu hem devlete, hem de topluma kabul ettirmek gerek. Düşünsel bir zenginlik, düşünsel bir açılımın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu, Aleviler siyasetle uğraşmasın demek değil. Aleviler zaten siyasetten uzak insanlar değiller ki! Oy kullanmayarak, pasif bir tavır takınarak bile siyasi bir tavır alıyorlar. Unutmayalım oy kullanmamak, bütün partileri reddetmek anlamına gelir. BP Alevi toplumuna çok da fayda sağlamadı diyebilir miyiz? Hayır, BP parlamento düzeyinde başarılı örnek değil, ama Alevi kimliğinin fark edilmesi, savunulması açısından kazanımlar sağlamıştır. Barış Partisi için de söylenebilir mi bu? İkisinin koşulları farklıydı. Bu süreç içinde Birlik Partisi nin daha büyük rolü var. Kadro yönünden de daha zengindi. Bugünkü derneklerin, vakıfların ve siyasi partilerin Alevi kadrolarının büyük bir kısmı bu partiyle ilişkili olmuş insanlardır. Özetçe kitap neyi anlatmaya çalışıyor? Bu kitap özünde inanç ve siyaset ilişkisi konusunda yaşanmış bir örnek üzerinden veri sunuyor. Kitap çalışmasını bitirdikten sonra şuna kanaat getirdim: İnanç siyaseti ya da alt kimlik üzerinden siyaset anlayışı büyük riskler taşıyor. Kazanımları olmuyor mu? Evet, oluyor, ama toplumun bütünü açısından baktığında önyargıları arttırıyor. Siyasi bir olayı inançla izah etmeye çalışıyorsun ya da inanca ilişkin bir olguyu siyasi bakış açısından yorumlamaya çalışıyorsun. Bana göre her ikisi de yanlış. Kitap tabii ki günümüze atıfta bulunuyor. Aleviler, bazı dönemlerde yalnız kaldıklarını düşünüyorlar. Bu duyguyu çok iyi anlıyorum. Kimsenin kendilerine sahip çıkmadığına inanıyorlar. Kendilerinin başkalarının anlamadığını düşünüyorlar. Böyle bir refleksle siyaset projesi geliştiriyorlar, yeni bir parti kurma fikrine kapılıyorlar. Bu çok geçerli ve doğru bir yöntem değil. Çok ders alınması gereken bir örnek BP. Milletvekillerinin parlamento çalışmalarına bakıyorsun: Hemen hemen hiç yok! Alevilerin cemevleri konusunda şikâyetleri, talepleri var; Diyanet ile ilgili sıkıntıları var. Bunlar parlamento çalışmalarına yansımıyor. Gündelik olaylarla ilgili kimi küçük açıklamalar var. Bir tane bile doğru düzgün soru önergesi bulmak olanaklı değil. Demek ki Alevi olarak parlamentoda bulunmak, Alevilerin sorunlarının gündeme getirileceği anlamına da gelmiyor. Hataları ve yaptığı iyi işler ortada, ama umudum Birlik Partisi nin daha kapsamlı tartışılması, çünkü tarihimizle yüzleşmemiz gerek. Mart

20 KELİME ATA NIN ALEVİLERİN İLK SİYASAL DENEMESİ: (TÜRKİYE) BİRLİK PARTİSİ ADLI KİTABINA ÖNSÖZ Hüzün Dolu Bir Deney Ali Balkız KÖYDEN KENTE GÖÇ dalgası 1950 li yıl larda başladı ülkemizde. Göç edenlerin büyük bir bölümü Alevilerdi. Okul yüzü görmemiş, herhangi bir mesleği öğrenmemiş, ekonomik birikimden yoksun, köyünden toprağından mecburen kopmuş, kent yaşamına ayak uydurmaya çalışan kimselerdi onlar. (İstisnalar elbette vardı her sosyolojik olayda olduğu gibi.) Aleviler kentte bankayı tanıdılar, fabrikayı, çarşıyı, Hökümet i, belediyeyi, somunu, camiyi tanıdılar. İlk kez Sünnilerle kapı komşu oldular. Doğayı, toprağı, bağı-bahçeyi, atı ineği, halıyı kilimi, oyayı nakışı, sazı sözü çok iyi bilirlerdi de mensucatı yeni öğreniyorlardı. Fırını, şoseyi, kuaförü yeni öğreniyorlardı. Gelip kentlerin varoşlarına bir gecede yaptıkları derme çatma, eğreti kondularında yaşamaya başladıklarında belediye onlara; yol, su, elektrik, okul, sağlık ocağı getirmeden önce siyaseti getiriyordu. Parti, particilik diye yeni olgular giriyordu yaşamlarına. Dedelerinden bu yana hiç saray, konak, han, hamam, bedesten, köprü yapmamışlardı ama mimariyi öğreniyorlardı yeni yeni. Ne devlet kurmuş, ne ordu beslemiş, ne yasa yapmış, ne meclis açmışlardı. Aslında dergâhları, pirleri, mürşitleri, dedeleri, musahipleri, yolları, ikrarları, dört kapılan, onun kuralları (hem de kıldan ince kılıçtan keskin) vardı da dernek-vakıf, sandık, kooperatif kurmayı yeni yeni öğreniyorlardı... Bu yeni yeni ler o denli çoktu ki yaşamlarında; yetişebilene aşk olsun... Biri Sünniler di. Hiç de sandıkları gibi Yezit soyundan değildi onlar. Hele de kapı komşu olanlar. Basbayağı kendileri gibi emekçilerdi onlar da... Zengin mahallelerinde oturanlar başka tabi... Diğeri de şu solcu gençlerdi... Gün yoktu ki evlerinin duvarlarına yeni bir yazı yazılmamış ola Üstelik onlar bir de Pir Sultan ın dilinden konuşmazlar mı?.. Siyasetle ilk sıcak temasları böyle başladı. Hepsinden önemlisi devleti tanıdılar, onun sınıf karakterini... Yapısını, işlevini öğrendiler. Öğrendikçe korkuları arttı. Korku gizlenmeyi getirdi. Devrimci gençler cesaret aşıladı. Hep kapıcı, odacı, bakıcı, çaycı mı olacağız?.. diye sormaya başladılar. Soru sormanın ne denli tehlikeli bir şey olduğunu sonradan öğrenecek ve ağır bedeller ödemiş olacaklardı. Atatürk ün (ki o bir bakıma mehdi idi) yoldaşı da olsa, İsmet Paşa yı sevmemişlerdi. Zira o kar-kış dinlemiyor, köylerde cemleri bastırıyordu jandarmaya. Onun için Menderes dediler önce. Hem Doğan Dede de orada değil miydi?... Sonra ihtilal oldu Cemal Ağa (Cemal Gürsel) başa geçti... Ayrıca; Bir söylentiye göre bizdenmiş mübarek adam... gerçeği vardı. Âşık Ali İzzet i de köşke çağırdığına göre... O Cemal Ağa bizden de olsa; hiç kimse Hasan Paşa gibi özce bizden olamazdı... Zira partisinin işareti, ne at, ne ok, ne el, ne koç, ne terazi, ne başka... Basbayağı, açıktan açığa aslan ve onu kuşatmış 12 yıldızdı. Bunlar, Hz. Ali ve on iki imamlardan başka kim olabilirdi?... Aleviler henüz dün gelmişlerdi kente ama, çok çabuk kavuşmuşlardı partilerine. Aslında bu işte bir gariplik vardı ama, sonu inşallah hayrolaydı. Zira solcu gençlerle TİP farklı şeyler söylüyorlardı bu konuda. Yine de Hz. Pir yardım ederdi nasıl olsa... Doğru sandığa koştular, sekiz milletvekili birden çıkardılar. Bunca oy verdikleri bir partinin tüzük ve programında ne komünizme karşıyız, Türk milliyetçisiyiz diye yazmalarını önemsediler, ne de Komünizm Türk milletinin en büyük düşmanıdır. diye konuşmalarını. Ne partinin daha ilk kuruluşu sırasında kimi girişimcilerin gizlice bir oldubittiyle dışlanmasının ne anlama geldiğini anlayabildiler, ne de ilk Genel Başkanları Hasan Paşa nın (Emekli General Hasan Tahsin Berkman) bir istihbarat subayı olması, NATO da çalışması, ordudan resen emekliye sevk edilmesi, henüz Birlik Partisi kurulmamışken sağcı CKMP den (daha sonra MHP olacak) Çorum adayı olması düşündürdü onları. Varsın Demirel, İnönü, Aybar kızıp dursunlardı... Hiçbiri etkilemezdi onları... Ama ah keşke o kara gün olmasaydı. Çalkantılı bir yıldı 1969 sonları ve Mecliste 450 milletvekili vardı. Yarının bir fazlası 226 idi. AP, Demirel in önderliğinde 256 sandalye kazanmış olmasına karşın; Sadettin Bilgiç ve Ferruh Bozbeyli nin başkaldırısı ile 34 milletvekilini kaybetmişti. İki kez üstlendiği hükümet kurma görevi, Güvenoyu ile temelli elinden uçup gidebilirdi. AP ye; CHP, TİP, Bilgiççiler, en önemlisi 68 Gençliği karşıydı. Bu kritik güven oylamasında Demirel in dışarıdan edineceği destek oylarına şiddetle ihtiyacı vardı. Çalmadığı kapı kalmamıştı. O sıra BP nin genel başkanı Mustafa Timisi idi. Timisi, 8 Mart 1970 günü GYK yı toplamış ve bir karara ulaşmışlardı. İki gün sonra AP hükümetinin güven oylaması vardı. Karar kesindi: Güvensizlik oyu verilecekti. Ama öyle olmadı. Alevi seçmenlerin gurur duyduklan, Pirimiz, Dedemiz, Efendimiz diye ünledikleri beş milletvekili Demirel e beyaz oy verdiler.. Bu beş kişi niye ise BP nin 17 Ekim 1966 da kuruluşunu izleyen günlerde Demirel in; Kanunlarımız din esasına göre bir siyasi parti kurulmasına izin vermemektedir. (...) İhbarlar gelirse Anayasa Mahkemesi harekete geçer. Gereken yapılır. Türkiye nin sahipsiz olmadığı anlaşılır. Kanunlar herkesi hizaya sokar. biçimindeki tehdit dolu demecini üç yıl içinde unutmuşlardı. Bu beş vekilin kimlerce, nasıl ikna edildikleri hâlâ meçhul... Bu ilginç olay Alevileri derinden sarstı. Güvenoyu gününü (Beyazoyu) hep kara gün diye andılar. Seçmenler seçmiş, seçilenler satılmıştı. Yara derindi. Kimilerine göre bu durum; Aslan ın At ın dizginlerini ele geçirmesi iken; kimilerine göre ise, Aslan ın At ın ayakları altında ezilmesiydi. Solcu gençlerin ve TİP in kaç yıldır söyledikleri gerçek olmuştu. Alevilerin kentte yeni yeni öğrendiklerinin arasına şimdi bir de siyasi oyunlar eklenmişti. Kendi partilerinde bile; ikilik olabiliyor, delegeler sahte olabiliyor, seçimi ben kazandım, sen kaybettin derken mahkemelere düşebiliyor, biri az geliyor, iki genel merkezli hale gelebiliyorlardı. BP, birazcık toparlanabildiğinde, sağ-sol ayırımı olmaksızın bütün partiler, bütün vekiller aynı kutupta toplanabiliyor, BP yi bölmek, etkisizleştirmek için elçiler kullanabiliyor, yeri gelince rüşvete, olmadı tehdide başvurabiliyorlardı. Yaman bir işti şu siyaset işi. Aleviler alışık değildi bu duruma. Alışamadılar. Alışamadıkları içindir ki; BP 12 Eylül Askeri Darbesi ile kapatıldıktan sonra oluşturulmaya çalışılan Demokratik Barış Hareketi (Barış Partisi) girişimine yüz vermediler. Haksız da sayılmazlardı: İlk siyasi deneyimleri büyük bir hüzünle sonuçlanmış; partileri en sağdan en sola savrulmuş, oy oranları neredeyse sıfıra düşmüştü. 12 Eylül yönetimi diğer tüm partilerle birlikte BP yi de kapatınca kurtulmuşlardı bu dertten. Onlara da dersler kalmıştı; en başa şunu yazdılar: Din, mezhep, inanç, kültür vb. duyarlılıklara seslenen bir parti oluşumu (yasalar bir yana) Alevi öğretisine yakışmaz. Laiklik denilen olgu da zaten kabul etmez bunu. Şu mevcut partiler isterler ki; Aleviler hep seçmen kalsın, oylar hep onların olsun. Siyaset denilen şey; şu yaşadıklarımız, (ya da bize yaşatılanlar) olmasa gerek. Siyaset; ilkeler, programlar, projeler çerçevesinde, saydamlık, mutluluk, eşitlik, özgürlük, barış, refah, huzur ve bağımsızlık için çalışmak değil midir? En önemlisi halk için, ülke için öz menfaatlerini göz ardı ederek çalışmak değil midir?.. Böyle bir siyaseti ve siyasetçileri buluncaya dek aramalıyız. Bulamıyorsak şimdilik, yaratmalıyız... Aleviler böyle bir deney yaşamışlarken, bu dersleri çıkartmışlarken; dönüp bir de diğer partilere baktılar elbette: Gördükleri ne ilginç, BP de gördüklerinden hiç de farklı değildi. Parti içi ayrılıklar, bölünmeler, kavgalar, ihraçlar, mahkemeler, suçlamalar her birinde neredeyse birebirdi. Önce bir partinin kendi içinden başlaması, sonra tüm ülkeyi sarması gereken demokrasi kültürü ve ahlakı ne denli uzaklardaydı. Kelime Ata bize bu titiz çalışmasıyla bir dönemi anımsatıyor. Türk siyasi yaşamının çok özel bir deneyimine ışık tutuyor. Sadece Aleviler için değil her yurttaş için bir laboratuardır bu deney. Sonuçları acı da olsa. 20 Sayı 27

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03

Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Erhan tarafından yazıldı. Çarşamba, 31 Ekim 2012 18:03 Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Remzi Güzel, Alevilerin 1400 yıllık gelenekleri olan Ğadir Hum Bayramı nın bir sevgi günü olduğunu

Detaylı

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır.

Allah Kuran-ı Kerim'de bildirmiştir ki, O kadın ve erkeği eşit varlıklar olarak yaratmıştır. İslam a göre kadınlar erkeklerden daha değersiz kabul edilmez. Kadınlar ve erkekler benzer haklara sahiptirler ve doğrusu bazı hususlarda kadınlar, erkeklerin sahip olmadığı bazı belirli ayrıcalıklara

Detaylı

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI

EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU BAŞKANLIK İÇİN ADAYLIĞINI AÇIKLADI EMRE KÖROĞLU CHP BODRUM İLÇE BAŞKANLIĞINA YENİLİKÇİ VE BAŞARI ODAKLI BİR SİYASET İÇİN ADAY OLDUĞUNU AÇIKLADI Emre Köroğlu 29 Kasım 2015 Pazar günü yapılacak

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız

7- Peygamberimizin aile hayatı ve çocuklarla olan ilişkilerini araştırınız 4. SINIFLAR (PROJE ÖDEVLERİ) Öğrenci No 1- Dinimize göre Helal, Haram, Sevap ve Günah kavramlarını açıklayarak ilgili Ayet ve Hadis meallerinden örnekler veriniz. 2- Günlük yaşamda dini ifadeler nelerdir

Detaylı

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012

İşten Atılan Asil Çelik İşçilerinin okuduğu basın açıklaması: 15/03/2012 15 Mart 2012 Perşembe günü işlerinden atılan Asilçelik işçileri Bursa nın Orhangazi ilçesi cumhuriyet meydanında basın açıklamasıyla İşimizi İstiyoruz talebini dile getirdikleri ve işlerine geri dönene

Detaylı

ALEVİLİKTE KADININ YERİ

ALEVİLİKTE KADININ YERİ ALEVİLİKTE KADININ YERİ Esat Korkmaz Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma Eğitim ve Kültür Vakfı Yayınları ÖNSÖZ Kadın olmak, kadına ağrı veriyor. Günümüz sınıflı toplumlarında

Detaylı

...Bir kitap,bir mesaj!

...Bir kitap,bir mesaj! ...Bir kitap,bir mesaj! Bu dünyada ne yapıyorum sorusuna yanıt veren bir kitap Tüm soru ve şüphelerınize yanıt verebilecek bir kitap. Bu kitap sizin doğal olarak Tanrı dan ayrı olduğunuzu anlatacak, ancak

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -9- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (9) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme Bürosu

Detaylı

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında

Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında Türkiye nin köklü şirketlerinden PET HOLDİNG 40 yaşında 23 Nisan 2014 Çarşamba 17:23 Devremülk Turizm inden Sağlık Turizm ine, madencilik ve mermerden gayrimenkule kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Beşiktaş Gazetesi. Gençlere anlatacaklar

Beşiktaş Gazetesi. Gençlere anlatacaklar Gençlere anlatacaklar BEŞİKTAŞ Belediyesi genç girişimciler için başlattığı projesi ile eğitimde çalışmalarını sürdürüyor. Genç girişimciler için düzenlenen seminer etkinliklerinde etkinliğe katılacaklara

Detaylı

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA

KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA KILIÇDAROĞLU K.MARAŞ'TA Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kahramanmaraş ın Elbistan İlçesi nde siyaseti sadece insan için yaptıklarını, iktidara gelmeleri halinde terörü sonlandırıp ülkeye huzuru getireceklerini

Detaylı

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU

BASIN BİRİMİ GÜNLÜK YAYIN RAPORU Sayfası :11. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :7. Syf Sayfası :6. Syf Sayfası :8. Syf Sayfası :3. Syf Sayfası :5. Syf Sayfası :1-10. Syf Sayfası :1-10. Syf Sayfası :İnternet Sitesi Selvitopu

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

BULDAN ÖRNEĞİNDE DENİZLİ YÖRESİ ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ

BULDAN ÖRNEĞİNDE DENİZLİ YÖRESİ ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ BULDAN ÖRNEĞİNDE DENİZLİ YÖRESİ ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ Prof. Dr. Filiz KILIÇ *, Araş. Gör. Tuncay BÜLBÜL**, Uzm. Coşkun KÖKEL*** *Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,

Detaylı

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım.

1. Soru. Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın sonuç cümlesi olabilir? olaylara farklı bakış açılarıyla bakalım. insanlarla iyi ilişkiler kuralım. 1. Soru Kitap okumak insanı özgürleştirir. Okuyan insan yeni düşünceler edinir, zihnine yeni pencereler açar. Okumak olaylara bakış açımızı bile etkiler. Kalıplaşmış salt düşünceler, yerini farklı ve özgür

Detaylı

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz.

Söylemek istemediğimiz birçok şey, söylemek istediğimiz zaman dinleyici bulamaz. Söylenen her söz, içinden çıktığı kalbin kılığını üzerinde taşır. Ataullah İskenderî Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda veriri; gerektiğinden fazlası ise zarara neden olur. Amr bin As Sadece

Detaylı

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE

AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE Portal Adres AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE : www.gorelesol.com İçeriği : Gündem Tarih : 06.10.2014 : http://www.gorelesol.com/haber/haber_detay.asp?haberid=19336 1/3 AHMET ÖNERBAY GÖRELE'DE 2/3 AHMET ÖNERBAY

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Kılıçdaroğlu: İş adamı konuşuyor tehdit, gazeteci konuşuyor tehdit, belediye başkanı konuşuyor tehdit, ne olacak tehditlerin sonu? Tarih : 04.06.2011 -BATMAN MİTİNGİ- Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu,

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz

Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı. Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz Y.Selçuk TÜRKOĞLU Bursa Milletvekili Aday Adayı Biz Bir Ekibiz Ekibimiz Milletimiz MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ Bursa Milletvekili Aday Adayı Türk Milleti karar arifesindedir. Ya İkinci Endülüs, ya da yeniden

Detaylı

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA

BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA BURSA KENT KONSEYİ BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ NİN KATKILARIYLA KENT KONSEYİ MEVZUATI YASA 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU (TC Resmi Gazete Tarih: 13 Temmuz 2005, Sayı 25874) Kent Konseyi MADDE 76 Kent Konseyi

Detaylı

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ

ESP/SOSYALİST KADIN MECLİSLERİ BASINA VE KAMUOYUNA Erkek egemen kapitalist sistemde kadınların en önemli sorunu 2011 yılında da kadına yönelik şiddet olarak yerini korudu. Toplumsal cinsiyetçi rolleri yeniden üreten kapitalist erkek

Detaylı

MATBAACILIK OYUNCAĞI

MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI Roman 1. basım Yiğit Bener MATBAACILIK OYUNCAĞI Resimleyen: Özlem Isıyel cancocuk.com cancocuk@cancocuk.com Yayın Koordinatörü:

Detaylı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kapitalist Sömürü Sistemini Yıkmak için Örgütlenme ve Mücadelenin adıdır! Clara Zetkin haklı olarak Kadının özgürlüğünün, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, emeğin sermayenin

Detaylı

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf

http://www.ilkyar.org.tr/izlenimler/140717%20nasil%20destek%20olabilirsiniz.pdf ilk yar'larımızın sevgili dostları, ilkyar desteklerinizle giderek büyüyen bir aile olarak varlığını sürdürüyor. Yeni yeni ilk yar'larımızla tanışırken bir taraftan fedakar gönüllülerimizi, ve bir zamanlar

Detaylı

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN

2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN 2016 YILI 1. DÖNEM ÜÇ AYLIK VAAZ- IRŞAT PROGRAMI VAAZIN VAİZİN TARİHİ GÜNÜ VAKTİ ADI SOYADI ÜNVANI GÖREV YAPACAĞI YER KONUSU 1.01.2016 Cuma Öğleden Önce Şevket ŞİMŞEK Uzman Vaiz Mermerler Camii SORUMLU

Detaylı

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir?

Kurban Nedir Ve Niçin Kesilir? Kurban sözlükte yaklaşmak, yakınlaşmak gibi anlamlara gelmektedir. Kurban, Allah a yaklaşmak ve onun hoşnutluğunu kazanmak amacıyla belirli bir zamanda uygun nitelikteki bir hayvanı kesmektir. Kesilen

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. Öğretmeni tanır ve dersin amacı, derste işlenecek

Detaylı

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ

2014 2015 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 8. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ KONU VE KAZANIMLARININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ KONU VE ININ ÇALIŞMA TAKVİMİNE GÖRE DAĞILIM ÇİZELGESİ Öğrenme Alanı: İNANÇ 1. ÜNİTE: KAZA VE KADER EYLÜL Öğrencilerle Tanışma, Dersin Amacı ve İşleniş Şekli. İlk Ders Genelgesi 1. Allah Her Şeyi Bir Ölçüye

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi

Murat Çokgezen. Prof. Dr. Marmara Üniversitesi Murat Çokgezen Prof. Dr. Marmara Üniversitesi 183 SORULAR 1. Ne zaman, nasıl, hangi olayların, okumaların, faktörlerin veya kişilerin tesiriyle ve nasıl bir süreçle liberal oldunuz? 2. Liberalleşmeniz

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur.

Kulenizin en üstüne koşup atlar mısınız? Tabii ki, hayır. Düşmanınıza güvenip onun söylediklerini yapmak akılsızca olur. 33 Ders 4 Günah Bir dostunuzun size, içi güzel şeylerle dolu ve bütün bu güzelliklerin tadını çıkarmanız için bir saray verdiğini düşünelim. Buradaki her şey sizindir. Dostunuzun sizden istediği tek şey,

Detaylı

İlerici Kadınlar Kimdir?

İlerici Kadınlar Kimdir? İlerici Kadınlar Kimdir? Türkiye de AKP iktidarı ile ivme kazanan piyasacılık ve gericilik kadınlar üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Özellikle son on yılda toplumsal yaşamın dincileştirilmesi kadın

Detaylı

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu

Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü. Kadına Şiddet Raporu Mirbad Kent Toplum Bilim Ve Tarih Araştırmaları Enstitüsü Kadına Şiddet Raporu 1 MİRBAD KENT TOPLUM BİLİM VE TARİH ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ KADINA ŞİDDET RAPORU BASIN BİLDİRİSİ KADIN SORUNU TÜM TOPLUMUN

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim AKP VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. Bu çalışma, Radikal Gazetesinin isteği üzerine seçim istatistiklerinden yararlanılarak VERİ ARAŞTIRMA A.Ş. tarafından RADİKAL Gazetesi

Detaylı

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor.

Patronun hizmetini yapıyor Çalışan kadından bahsediyorum. Ben kocama muhtaç değilim diye evvela ailesini dağıtıyor. Babalarını Yola Getiren Kızlar! Prof. Dr. Hasan Şimşek İstanbul Kültür Üniversitesi (www.hasansimsek.net) 28 Aralık 2014 Yakın geçmişte Cübbeli Ahmet Hoca hakkında bir yazı yazdım. Özellikle dindar geçinen

Detaylı

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI

SAHİP OLDUKLARIMIZI KORUMANIN 4 RUHSAL ADIMI 1 KORUMANIN 4 RUHSAL Çoğu insan nasıl dua edeceğini bilemez. Bu yüzden size yardımcı olabilecek örnek bir dua metni hazırladım. Bu duayı sesli olarak okuyabilir ya da içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz.

Detaylı

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN

Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Iğdır Sevdası AVUKAT SEVDA DOĞAN Cömert, cefakâr, cana yakın bir insandır Musa Doğan (1923-1992). Dostlarını seven; vefa ve yardımını kimseden esirgemeyen örnek bir insandır o. Siyasete il genel meclisi

Detaylı

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri

Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri Ünite 01: Arapçada Kelime ve Cümle Çeşitleri :١ mı, mi? baba ( ) uzaklaştım uzaklaştırmak uzaklaştırmak evin kapıları babam yetişiyorum eğitim görüyorum ecdadım, atam saygı otur! seviyorum seni seviyorum

Detaylı

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ÇOCUK HAKLARI

ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ÇOCUK HAKLARI rt O ku ao l ANABİLİM EĞİTİM KURUMLARI ÇOCUK HAKLARI PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK VE REHBERLİK BİRİMİ - ARALIK 2015 ÇOCUK HAKLARI 10 Aralık 1948 de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi nin kabulüyle birlikte 10

Detaylı

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel

Detaylı

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57

KİTABIN TANITIM YAZISI Cuma, 12 Ekim 2012 14:57 Eğitimci yazar M. Emin KARABACAK ın BAYRAMLIK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR (Çocukların Okul Başarısını Artırmada Anne Babalara Düşen Görevler) kitabından sonra ikinci kitabı BİLİNÇALTI APTALDIR ŞAKADAN ANLAMAZ kitabı

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

50.ULUSAL 24.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI

50.ULUSAL 24.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 50.ULUSAL 24.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 15-18 AĞUSTOS 2013 HACIBEKTAŞ TÖRENİN BİR GÜN ÖNCESİ 15 AĞUSTOS 2013 PERŞEMBE : 11.00 : Atatürk Anıtına Çelenk

Detaylı

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal

Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108. Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4. Fakrnâme Vîrânî Abdal Revak Kitabevi, 2015 Tüm hakları Revak Kitabevi ne aittir. Sertifika No: 23108 Revak Kitabevi: 30 Bektaşîlik Serisi: 4 Fakrnâme Vîrânî Abdal Yayına Hazırlayan Fatih Usluer ISBN: 978-605-64527-9-6 1. Baskı:

Detaylı

MERKEZ TOKİ İLKOKULU ADAP YILLIK UYGULAMA TAKVİMİ 2013 2014. 1- Dostluk ve Kardeşlik

MERKEZ TOKİ İLKOKULU ADAP YILLIK UYGULAMA TAKVİMİ 2013 2014. 1- Dostluk ve Kardeşlik 2013-2014 MERKEZ TOKİ İLKOKULU ADAP YILLIK UYGULAMA TAKVİMİ 2013 2014 YIL LAR LARA GÖRE DEĞER BAŞLIKLARI EKİM KASIM ARALIK OCAK ŞUBAT MART NİSAN MIS HAZİRAN 1- Dostluk ve Kardeşlik 1- Temizlik ARA RAPOR

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen

Hazırlayan: Saide Nur Dikmen Yayın no: 169 VEFA VE CÖMERTLİK ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 5523 15 2 Sertifika no: 14452 Uğurböceği Yayınları, Zafer Yayın Grubu

Detaylı

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya

GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ -10- Şiir: İsmail Bendiderya GADİR ESİNTİLERİ (10) Şiir: İsmail Bendiderya Edit: Kadri Çelik - Şaduman Eroğlu Son Okur: Murtaza Turabi Hazırlayan: D.E.K. Kültürel Yardımcılık, Tercüme

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

Ýstanbul hastanelerinde GREV!

Ýstanbul hastanelerinde GREV! Ýstanbul hastanelerinde GREV! Onaylayan Administrator Wednesday, 20 April 2011 Orijinali için týklayýn Doktorlar, hemþireler, eczacýlar, diþ hekimleri, hastabakýcýlar, týp fakültesi öðrencileri ve taþeron

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 41. DÖNEMDE RESİMLERLE TMMOB 2010-2012 ISBN 978-605-01-0372-4 Baskı Mattek Basın Yayın Tanıtım Tic. San. Ltd. Şti Adakale Sokak 32/27 Kızılay/ANKARA Tel: (312)

Detaylı

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016. Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü İLİ : GENEL TARİH : 29.01.2016 EN GÜZEL İSİMLER O NUNDUR Aziz Müminler! Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah tır. Güzel isimler O nundur.

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

51.ULUSAL 25.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI

51.ULUSAL 25.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 51.ULUSAL 25.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 15-18 AĞUSTOS 2014 HACIBEKTAŞ TÖRENLERİN RESMİ AÇILIŞI 16 AĞUSTOS 2014 CUMARTESİ : Kemal KILIÇDAROĞLU Kültür

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!!

HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! HATAY BOZGUNCULUĞA VE AYRIMCILIĞA İZİN VEREMEZ!!! Antakya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkan Yardımcısı Remzi Güzel,Yaptığı Yazılı Açıklamada: ''Milli Dayanışma ve Birlik Ruhu Hatay da Bitmez.''Dedi.

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ.

OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. OSMANİYE KAHRAMANMARAŞLILAR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNE GÖRKEMLİ AÇILIŞ. Osmaniye de yaşayan Kahramanmaraş lılar tarafından kurulan Osmaniye Kahramanmaraşlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği nin

Detaylı

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a):

Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): Bir gün Hz. Ömer (r.a) camiye giderken bir çocuğun acele acele camiye gittiğini görür. Hz. Ömer (r.a): da: - Yavrum ne oldu niye acele acele camiye koşuyorsun? der. Bu soruya karşılık çocuk - Efendim,

Detaylı

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI

KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI BELGELER VE KORUMA MEKANİZMALARI Uluslararası Arka Plan Uluslararası Arka Plan Birleşmiş Milletler - CEDAW Avrupa Konseyi - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015

İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 İZMİR TİCARET ODASI MECLİS TOPLANTISI 30.09.2015 Ekrem DEMİRTAŞ İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Her gün gelen şehit haberlerine YETER İki yıldır bitmeyen seçim maratonuna YETER Siyasetçilerin

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$

Bir$kere$güneşi$görmüş$ olan$düşmez$dara$ ilk yar'larımızın değerli dostları, çoktandır ekteki yazıyı tutuyordum, yeni gönüllülerimizin kaçırmaması gereken bir yazı... Sevgili İbrahim'i daha önceki yazılarından tanıyanlar ekteki coşkuyu çok güzel

Detaylı

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir?

ALTIN BALIK. 1. Genç balıkçı neden altın balığı tekrar suya bırakmayı düşünmüş olabilir? ALTIN BALIK Bir zamanlar iki balıkçı varmış. Biri yaşlı, diğeriyse gençmiş. İki balıkçı avladıkları balıkları satarak geçinirlermiş. Bir gün yine denize açılmışlar. Ağı denize atıp beklemeye başlamışlar.

Detaylı

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer

Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü. Henry Winker. İllüstrasyonlar: Scott Garrett. Çeviri: Bengü Ayfer Uzun Bir Köpek Hakkında Kısa Bir Öykü Henry Winker İllüstrasyonlar: Scott Garrett Çeviri: Bengü Ayfer 4 GİRİŞ Bu sendeki kitaplar Dyslexie adındaki yazı fontu kullanılarak tasarlandı. Kendi de bir disleksik

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00

NO ADI SOYADI AİDATLAR GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 NO ADI SOYADI GÖZGÖZ 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 1 SEFER GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 2 ERCAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00 3 SELMAN GÖZGÖZ 60,00 60,00 60,00 60,00 60,00

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Türkiye nin Yeni Anayasa Arayışı: 2011-2013 TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Tecrübesi

Türkiye nin Yeni Anayasa Arayışı: 2011-2013 TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Tecrübesi Taylan BARIN Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Türkiye nin Yeni Anayasa Arayışı: 2011-2013 TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu Tecrübesi AK Parti, CHP, MHP ve BDP

Detaylı

- Nasreddin Hoca'nın mezarı Eskişehir Sivrihisar'da bulundu.

- Nasreddin Hoca'nın mezarı Eskişehir Sivrihisar'da bulundu. Yüzyıllar sonra ortaya çıktı - Nasreddin Hoca'nın mezarı Eskişehir Sivrihisar'da bulundu. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof.Dr.Erol Altınsapan, Sivrihisar ilçesinde

Detaylı

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN

12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-BİROL BAŞARAN 12.06.2008 16:48 FİLİZ ESEN-İROL AŞARAN : Efendim : İyiyim sağol sen nasılsın : Çalışıyorum işte yaramaz birşey yok : Kim yazmış bunu : Kim yazmış bunu Milliyet te : Yani sen sen birşey yollamış mıydın

Detaylı

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi

www.besiktas.com.tr Günlük Kent Gazetesi 20 MAYIS 2013 0 212 260 23 60-0 212 260 52 29 %50 ye varan indirimler Federasyona katıldılar TÜRKİYE Spor Yazarları Derneği nde İstanbul Muhtarlar Federasyonu Yönetim Kurulu ve Beşiktaş Muhtarlar Derneği

Detaylı

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili

Eylül 2013 FAALİYET RAPORU. Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili Eylül 2013 FAALİYET RAPORU Prof. Dr. Aytuğ ATICI Mersin Milletvekili CHP MERSİN İL-İLÇE ÖRGÜTLERİ, BELEDİYELER VE KÖYLERE YÖNELİK YAPILAN ÇALIŞMALAR 1. Mersin/Yenişehir İlçesi CHP Belediye Başkanı aday

Detaylı

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA

(1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA (1) BÜYÜK PEYGAMBER (S.A.A) KONULU, BÜYÜK YARIŞMA Birinci Ehlibeyt (a.s) Kültür ve Sanat Festivaline Davet Kısa Filmler ve İngilizce Kitap Yazımı bölümlerinde Büyük Peygamber (s.a.a) konulu ve büyük hediyeli

Detaylı

Birinci Aşama AABF Dede/Ana Eğitim Programı (20.06.2006)

Birinci Aşama AABF Dede/Ana Eğitim Programı (20.06.2006) Birinci Aşama AABF Dede/Ana Eğitim Programı (20062006) Eğitimin Kapsamı ve Đçeriği: Aleviliğin olmazsa olmazlarından olan dede/anaların Avrupa`daki Alevilere daha iyi hizmet verebilmeleri amacıyla eğitilmeleri

Detaylı

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir.

İletişim, hem güçlerimizin farkında olmak, hem de zayıflıklarımızın üstesinden gelmek demektir. Abraham Lincoln, senin yaşındayken dedi babası çocuğuna, Okula gidebilmek için her gün 10 mil yürüyordu. Gerçekten mi? dedi çocuk ve ekledi: Tamam, fakat o senin yaşındayken de başkan oldu baba! İletişim,

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 )

3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ. (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) 3. SINIF PYP VELİ BÜLTENİ (11 Mayıs -19 Haziran 2015 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim

1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim 1999 dan 2007 ye Seçmen Tercihleri ve Değişim Türkiye de 2007 genel milletvekili seçimlerine ilişkin değerlendirme yaparken seçim sistemine değinmeden bir çözümleme yapmak pek olanaklı değil. Türkiye nin

Detaylı

EĞİTİM SAATİ PROGRAMINA KONUK OLDUK

EĞİTİM SAATİ PROGRAMINA KONUK OLDUK EĞİTİM SAATİ KONUK OLDUK PROGRAMINA 13.11.2015 s aat:20.00 İle 21.30 arasında ulusal kanallarımızdan biri olan tv 1 de,kayseri İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Bahamettin KARAKÖSE nin hazırlayıp sunduğu

Detaylı

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın?

Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Bugün kadın ve erkeğin daha eşit olacağı bir toplumda yaşamak için sen ne yapacaksın? Çözüm Analizi Araştırma Hakkında 2 Kadın ve Erkeğin Eşit Olduğu Bir Toplum Dünyada ve ülkemizde hemen hemen tüm kurumsal

Detaylı

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015)

3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ. (30 Mart 15 Mayıs 2015) 3. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (30 Mart 15 Mayıs 2015) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum.

Bir gün Pepe yi görmeye gittim ve ona : Anlayamıyorum her zaman bu kadar pozitif olmak mümkün değil, Bunu nasıl yapıyorsun? diye sordum. PEPE NİN HİKAYESİ Pepe, herkesin olmak isteyeceği türden bir insandı. Her zaman neşeli olup, her zaman, söyleyeceği pozitif bir şey vardı. Birisi istediğinde hemen gidiyor, daima : Daha iyisi olamaz! diye

Detaylı

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014

KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 KADIN DAYANIŞMA VAKFI 2014 YILI KADIN DANIŞMA MERKEZİ FAALİYET RAPORU 1 OCAK 31 ARALIK 2014 2014 yılında Kadın Dayanışma Vakfı Danışma Merkezi ne 354 kadın başvurdu. 101 kadın yüz yüze başvuru yaparken,

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

44.ULUSAL 18.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI

44.ULUSAL 18.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 44.ULUSAL 18.ULUSLARARASI HACI BEKTAŞ VELİ ANMA TÖRENLERİ VE KÜLTÜR SANAT ETKİNLİKLERİ PROGRAMI 16-19 AĞUSTOS 2007 HACIBEKTAŞ I.GÜN 16 AĞUSTOS 2007 (Bir gün önce Saat:16:00 da Atatürk Anıtına çelenk konulacak)

Detaylı

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum.

Böylesine anlamlı ve sevinçli bir günde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye İş Bankası adına sizleri kutluyorum. Sayın Kaymakam, Sayın Belediye Başkanı, Sayın Milli Eğitim Müdürü, Darüşşafaka Cemiyeti nin Sayın Başkanı ve Yöneticileri, Saygıdeğer Öğretmenlerimiz, Darüşşafaka daki temel öğrenimlerini başarıyla tamamlayıp,

Detaylı

Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir.

Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir. CÜMLENİN ÖĞELERİ Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir. Cümle içindeki sözcüklerin tek başlarına ya da

Detaylı

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar)

ORTA HAZIRLIK TÜRKÇE ORTAK SINAVI-1 2015-2016. Açıklamalar GRADE. (20 Aralık 2015, Pazar) (20 Aralık 2015, Pazar) GRADE ORTA HAZIRLIK 2015-2016 ORTAK SINAVI-1 Açıklamalar 1. Bu sınav 50 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. 2. Üç yanlış cevap bir doğru cevabı götürür. 3. Sınavın Süresi

Detaylı

Anlamı. Temel Bilgiler 1

Anlamı. Temel Bilgiler 1 Âmentü Haydi Bulalım Arkadaşlar aşağıda Âmentü duası ve Türkçe anlamı yazlı, ancak biraz karışmış. Siz doğru şekilde eşleştirebilir misiniz? 1 2 Allah a 2 Kadere Anlamı Ben; Allah a, meleklerine, kitaplarına,

Detaylı