Çerkez Ali. (Bahçesaray, 1925)

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Çerkez Ali. (Bahçesaray, 1925)"

Transkript

1 Çerkez Ali (Bahçesaray, 1925) Kınm'ın Bahçesaray şehrinin Bağatır köyünde 1925 yılında doğdu. Okumuş bir ailenin çocuğu olan Çerkez Ali'nin anne ve babası İstanbul'da evlenmiş ve 1905 yılında Kırım'a dönmüştür. İlk okulu Bağatır köyünde, orta okulu Gavri ve Kökköz köyünde okumuştur. Ancak bu yıllarda çıkan savaş Çerkez Ali'nin eğitimini tamamlamasına fırsat vermediği gibi açlık ve baskı rejimini sıkıntıları bu yıllarda bütün Kırım Türklerini olduğu gibi Çerkez Ali'yi de oldukça etkilemiştir senesi yaşanan sürgünde, yolda annesini kaybeden yazar, Özbekistan'da iken annesinin izini bulur ve aramak için Mari Cumhuriyetine gitmek üzere yola çıkar. Ancak annesi Mari dağlarında kaybolmuştur ve yazar da NKVD elemanları tarafından yakalanarak sürgün kaçağı suçlaması ile "Usoldağ" kamplarına yollanır. On yıl burada cezasını çeken Çerkez Ali, 25 Mayıs 1954'te serbest bırakılır. Kazakistan ve Özbekistan'da şoför olarak çalışır, 1957 yılında Taşkent'te çıkmaya başlayan "Lenin Bayrağı" isimli gazeteye şiir ve haber yazar. 1962'de ise "Lenin Bayrağı" gazetesinde çalışmaya başlar. 1968'de Nizamî Adına Taşkent Pedögoji Fakültesi'ni bitirir. 1967'de Gafur Gulam neeşriyatı içinde açılan Kırım tatar bölümünde çalışmaya başlar. Çerkez Ali edebî eser yazmaya daha 16 yaşındayken Kırım'da başlamıştır. İlk yazdığı şiirler olan "Quş Qaya" ve "Muzıkant Olurım" isimli şi- irleri 1941'de Akmescit'te "Yaş Leninciler" isimli dergide çıkmıştır. Ancak çerkez Ali'nin önemli eserleri neşriyat işlerinde çalışmaya başladıktan sonra yazdığı eserlerdir. Bu dönemde "Uluqlar" (1969) ve "Arzularım" ( 1971) isimli şiir kitapları, "Sabalar Quçağında" (1973) isimli romanı, "Yeşil Dalgalar" (1976) adlı hikâyelerini topladığı kitabı "Yer Nefesi" (1979) isimli şiir kitabı, "Sabalar Xayır" (1982) isimli tercüme eseri, "Cumerdlik" (1983) isimli romanı "Köz Nurlarım" (1985), "Pişkinlik" (1987) isimli şiir ve poemalarınm yer aldığı eserleri ve Kırım'da "Baştaş Yazılan" (1998) isimli şiir kitabı basılmıştır. Bu eserlerden "Cumerdlik" isimli romanı Kazak, Özbek Türkçelerine ve Rusça'ya tercüme edilmiştir. Yazar Kırım'a döndükten sonra 2800 mısradan oluşan ve sürgünü anlatan "Afat" isimli poemasını on yıllık çalışma sonucu tamamlamıştır. Çerkez Ali tercüme sahasında da ciddî çalışmalar yapmıştır. Alî-şîr Nevayî'nin gazellerini, Camî'nin, Furkat'm, Nizamî'nin şiirlerini ve Rusça'dan Konstantin Simonov'un, Ukraiynlerden Lesya Ukrainka'mn ve diğer Türk boylarındaki eserlerden Kırım Türkçesine tercümeler yapmıştır. Şimdi Kırım'da yaşayan Çerkez Ali, Kırım'da çıkan gazete ve dergilerde çalışmakta ve şiirler yaz maktadır. "Şeitler" "simli dramatik bir eseri yeni bi tiren yazar, sürgünü anlatan hatıralarını yazmak is temektedir. Bu vaqianı sizge aytmaycaq olıp aman-aman yarım asır dayansam da, kene de şeytanlarım qozğaldı ve şunı mıtlaq yazıp qaldırmaqnı mana mecbur ettiler desem olacaq. Yaznın başı edi. Canerikler endi çeçeklerinden arınıp yem-eşil yapraqlar arasından dane-dane seçilip başladılar. Bizler mektepten qaytqanda yol boyunda, ya da kimnin azbarında olsa olsun, canerik teregi körsek, orun astından iç de tegin keçalmaz edik. Ne içündir bilmem, bizim köynin canerik terekleri pek yüksek ediler. Belki, bizge, balalarğa o vaqıt öyle körüledir. Er alda tereklerge tırmaşıp minmege balalıqtan ustalığımız olsa da, canerik teregine mingenler aramızda pek siyrek ola edi. Öyle vaqıtta bizler o günâsız, indemey susıp turğan terekleri qolumızda ne olsa şıbalay, közlerini qıra, pıtaqlarını sındıra, yerge tökülgen çiy eriklerni ceb- BİZİM NİKİTA Bu hadiseyi size söylememek için hemen hemen yarım asır sabrettiysem de, gene de şeytanlarım ayaklandı ve bunu mutlaka yazıp bırakmaya beni mecbur ettiler dersem olur. Yaz başıydı, can erikleri artık çiçeklerinden arınıp yemyeşil yapraklar arasından tane tane seçilmeye başladılar. Bizler mektepten dönerken yol boyunda veya kimin bahçesinde olursa olsun, can eriği ağacı görürsek, onun altından hiç de öylesine geçemezdik. Nedendir bilmem, bizim köyün can erik ağaçlan çok yüksektiler. Belki, bize, çocuklara o zaman öyle görünüyorlardı. Her zaman ağaçlara tırmanarak binmek çocukken kazandığımız bir ustalık olsa da, can eriği ağacına binenler aramızda çok seyrekti. Öyle zamanlarda bizler o günahsız, sesini çıkarmadan susup duran ağaçlara elimizde ne varsa fırlatıyor, gözlerini kırıyor, dallarım ki-

2 lerimizge toldura, ekşiliğinden çıraylarımıznı sıtasıta aşay ve evlerimizge darqala edik. Bir kün men ceblerimni şıplap, tütün aranı qarşısmdaki yüksek bayır töpesinde, beyaz taşlardan qalanğan işar üstünden ayaqlarımnı salındınp, tişlerim qamaşqance şu yeşil eriklerni asap keyf çatmaqta edim. Birden tirsegimni qattı sıqıp bir adam tuttı. Aylanıp baqsam, köyümiznifi tükâncısı Aqmolla ağam. - Ceblerinde ne bar? - dedi o. Men indemedim. O qolunı cebime soqtı ve bir avuç erik alıp; - Bu ne? - dedi menim közlerim öğünde avuçıra açıp. - Erik, - dedim nefesimni tıyıp. - Qaydan aldm? Men yalan aytmağa bilmey edim, em de qorqa edim. Çünki, anam mana: "Yalan aytqanlarnın işi yürmez, alla qısmetini bermez", - dey edi. Başımnı aşağı astım, indemedim. -Bir daa taş atıp, tereknin pıtaqlarını qirarsınız, epinizni mmavı yipke bağlap canerikke asarım - dedi Aqmolla ağa. Men oran bu ciddiy laqırdısına inandım ve bir daa ömürim boyunca, değil canerikke, umumen iç bir terekke, iç bir maxlüqqa taş atmadım. Dostlarımnı da xaberdar ettim. Olarnm da çoqusı mana inandılar ve menim tutqan yolumdan kettiler. Lâkin köyümizde künlernifi birinde öyle acayip bir vaqia oldı ki, onı bu künge qadar sağ-selâmet olğan köydeşlerim iç unutıp olamadılar ve siyrek-sepelek körüşüvlerde şaqa yerine ille bir anıp keçeler. Canerikler endi başlap suvlanğan ediler. O mübarek yemişnifi bu çağında eki danesini ağızına alsan, tişlerin öyle qamaşa ki, ondan, sofi ötmekni zornen tişleysin. Köynifi ortasındaki furun aldmda oynaşamız. O yerde er vaqıt köynin qartlan buluna, caminin divar boyunda tizilişip oturalar ve bütün dünyadan xaber bereler. Portarturdan başlap, Avstriya cenkine keçeler, sonra aileviy münasebetler, namus-ırız meseleleri ve ilâxre. Etraflıca bilgili, keniş malûmatlı tecribeli ömür saibi olıp ösmek istesefi, bu qartlar yanında er kün bir saat indemey otursan, iç de zarar etmezsin belleyim. Aqşam üstü qartlarnın bu coşqun subetlerini aşağı maaile taraftan keleyatqan bir adam böldi. Onın ayaqlarmda çullarnen bağlı eki cartı kaloş, üstünde delik-teşik olğan pamuqlı ştan, kirden meşinlenip, saqızlanıp qalğan kölmek. Saçı, saqalı, ensesi öyle ösken ki, közleri zornen seçile. Uzaqtan rıyor, yere dökülen olmamış erikleri ceplerimize dolduruyor, ekşiliğinden suratımızı ekşite ekşite yiyor ve evlerimize dağılıyorduk. Bir gün ben ceplerimi tıka basa doldurup, tütün oranının karşısındaki yüksek bayırın tepesinde, beyaz taşlarla örülmüş duvarın üstünden ayaklarımı sallayarak, dişlerim kamaşana kadar o erikleri yiyerek keyif çatıyordum. Birden dirseğimden sıkıca bir adam tuttu. Dönüp baktım, köyümüzün dükkâncısı Akmolla ağabey. -Ceplerinde ne var, dedi o. Ben sesimi çıkarmadım. O elini cebime soktu ve bir avuç erik alarak; -Bu ne, dedi, benim gözlerimin önünde avcunu açarak. -Erik, dedim nefesimi tutup. -Nereden aldın? Ben yalan söylemeyi bilmiyordum, hem de korkuyordum. Çünkü annem bana, "Yalan söyleyenlerin işi yolunda gitmez, Allah kısmetini vermez." derdi. Başımı eğdim, sesimi çıkarmadım. -Bir daha taş atıp, ağaçların dallarını kırarsanız, hepinizi bu ipe bağlayıp can erik ağacına asarım, dedi Akmolla ağabey. Ben onun bu ciddî konuşmasına inandım ve bir daha ömrüm boyunca, değil can eriğine, genel olarak hiçbir ağaca, hiçbir mahlûka taş atmadım. Dostlarıma da haber verdim. Onların da çoğu bana inandı ve benim tuttuğum yolu takip ettiler. Fakat köyümüzde bir gün öyle tuhaf bir hadise oldu ki, onu bu güne kadar sağ kalan köydeşlerim hiç unutamadılar ve seyrek sepelek görüşmelerimizde şakayla anıp geçerler. Can erikleri artık sulanmışlardı. O mübarek yemişin bu döneminde iki tanesini ağzına alırsan, dişlerin öyle kamaşır ki, ondan sonra ekmeği zorla ısırırsın. Köyün ortasındaki fırının önünde oynuyoruz. Orada her zaman köyün yaşlıları bulunur, caminin duvarı boyunca dizilip otururlar ve bütün dünyadan haber verirler. Portartur'dan başlayıp, Avusturya savaşına geçerler, sonra ailevî münasebetler, ırz namus meseleleri vs. teferruatlı bilgi sahibi, geniş malumatlı tecrübeli bir hayat sahibi olarak büyümek istersen, bu ihtiyaraların yanında her gün bir saat sesini çıkarmadan oturursan, hiç zararın olmaz sanırım. Akşamüstü yaşlıların bu coşkulu sohbetlerinin aşağı mahalle tarafından gelen bir adam böldü. Onun ayaklarında çullarla bağlı bir eski galoş, üstünde delik deşik olmuş pamuklu pantolon, kirden meşin gibi olup sakızlanmış gömlek. Saçı, sakalı- ensesi öyle uzamış ki,

3 baqqanda bu garip adamnı sanki köpek talağan da, o zar-zornen qurtulıp qaçqan bellersin. Qartlarğa yaqmlaşqanınen episi ayaqqa turıp, diqqatmı bu yabancı adamğa celp ettiler. Adet öyle. Ne yapacaqsıfi. Yerinden yalınız bir qart turmadı. O, yüz dört yaşında edi. Biz kenarda ziy-çuv olıp oynavnı toqtattıq ve şu kişini meraqnen sarıp aldıq. O bizim ceplerimizden canerik çıqarıp aşağanırmznı eslep, "mana da berifi", -değen kibi telmirip bizge baqmaqta. Aramızdan en atik soyu olsa kerek ki, cebinden bir avuç canerik çıqarıp ona uzattı. O bir avuç canerikni bir kereden ağızına tıqacaq oldı, bir qaç danesini yerge tükürdi. Eğilip alacaq oldı. Biz onın ekşiliğine dayanamayıp, birer birer zornen aşasaq da, o bir avuç erikni bir kereden ağızma toldurıp, çaynap başladı. Yutqanda közleri tögereklendi ve yaşlandı. Kene berse ediler değen kibi ep bizge baqa. Bizler bir-birimizden körmekçi epimiz ceplerimizge qollarımıznı soqtıq. O başındaki cartı qasnaqlı şapkesini çıqardı. Şapkesi canerikke tolgan son, bir çetke buruldı ve iç kimsege qulaq asmadan bıqqance aşadı. Qartlardan birisi bizlerni çetke quvdı. Sonra onın yanma kelip: - Sen kimsin? - dep soradı. O "anlamayım" değen manada başını salladı. Qart sualini rus tilinde tekrarladı. O, "Nikita", - dedi. - A, a. Sen Nikitasın e? - Nikita, Nikita, - dedi o başını sallap. Qart keri qayttı. Divar tübünde tizilip oturğanlar yanına kelip; - Allanın yollağan bir garip musafiri eken. Adı Nikita. Baq onın alma, çuluna. Ne yapmalı cemaat? - dedi. - Evge alıp ketip musafir eteyik, - dedi bir qart. - Onın qarınını aşqa toydurmaq kerek, - dedi ekinci qart. - Urbasını avuştırıp, saçı-saqalını tıraş etmek kerek, savaptır, dedi diğer qart. - Alla musafirine meramet eylemek kerekmiz. Asindi avu yerde o qadar erik aşağan son ölip qalmasın. Onın günâsı bizge kerekmey. Aydın nevbetnen alıp qarmmı toydurayıq, - dedi yüz dört yaşlı çal. Bu sözler, bu qarar köyümiznin xalqı içün bir qanun edi. Olar yıllar devamında böyle insaniyetlik qanunlar esasında yaşap kelgenler. Olar kimsege xiyanetlik etmekni, aqsız, adaletsiz yoldan ketmekni aqıllarına bile ketirmey yaşağanlar. Çaqıllı, taşlı bayırlar töpesine suv çıqarıp bostancıhq etkenler, qazmalarnen dağlarnı söküp, kütüklerni çıqarıp, özlerine bir avuç topraq tapıştırğanlar ve o yerde qartop, baqla, soğan, mısırboğday, qabaq, biber, patikan ve ilâxre ekip bala-çağasını keçindirip ömür sürgenler. Olar xırsızlıq, yüzsüzlik, gözleri zorla seçiliyor. Uzaktan bakınca bu garip adama sanki köpek saldırmış da, o zar zor kaçmış sanırsın. İhtiyarlara yaklaşınca hepsi ayağa kalkıp, dikkatlerini bu yabancı adama çevirdiler. Adet öyle. Ne yapacaksın. Yerinden sadece bir ihtiyar kalkamadı. O, yüz dört yaşındaydı. Biz kenarda gürültüyle oynadığımız oyunu kestik ve bu adamın etrafını ilgiyle sardık. O bizim ceplerimizden can eriği yediğimizi far ederek, "Bana da verin." der gibi imrenerek bize bakıyor. Aramızdan en atik olanı olsa gerek ki, cebinden bir avuç can eriği çıkarıp ona uzattı. O bir avuç can eriği bir kerede ağzına sokmak istedi, birkaç tanesini yere tükürdü. Eğilip almaya niyetlendi. Biz onun ekşiliğine dayanamayıp, teker teker zorla yesek de, o bir avuç eriği bir kerede ağzına doldurup, çiğnemeye başladı. Yutunca gözleri fal taşı gibi açıldı ve yaşlandı. Gene verseydiler der gibi hep bize bakıyor. Bizler birbirimizden görerek hepimiz ceplerimize ellerimizi soktuk. O başındaki eski kasnaklı şapkasını çıkardı. Şapkası can eriği ile dolduktan sonra, bir kenara döndü ve hiç kimseye kulak asmadan bıkana kadar yedi. Yaşlılardan biri bizleri uzağa kovdu. Sonra onun yanma gelerek: -Sen kimsin, diye sordu. O, anlamıyorum anlamıda başını salladı. İhtiyar sorusunu Rusça ile tekrarladı. O "Nikita", dedi. -A a. Sen Nikita'sm ha? -Nikita, Nikita, dedi o başını sallayarak. İhtiyar geri döndü. Duvarın dibinde dizilip oturanların yanına gelip;. -Allah'ın gönderdiği bir garip misafirmiş. Adı Nikita. Bak onun hâline, çuluna. Ne yapmalı cemaat, dedi. -Eve götürüp misafir edelim, dedi bir ihtiyar. -Elbisesini değiştirip, saçı sakalını tıraş etmek Bazım, sevaptır, dedi diğer ihtiyar. -Tanrı misafirine merhamet etmemiz lâzım. Aşimdi ağı. gibi o kadar erik yedikten sonra ölmesin. Onun günahı bize lâzım değil. Haydi sırayla alıp karnını doyuralım, dedi yüz dört yaşındaki kır saçlı. Bu sözler, bu karar, köyümüzün halkı için bir kanundu. Onlar yıllar boyunca böyle insanî kanunların esasına göre yaşamışlar. Onlar birine hainlik yapmayı, haksız, adaletsiz yoldan gitmeyi akıllarına bile getirmeden yaşamışlar. Çakıllı, taşlı bayırların tepesine su çıkarıp sebzecilik yapmışlar, kazmalarla dağları söküp, kütükleri çıkarıp, kendileri için bir avuç toprak bulmuşlar ve orada patates, fasulye, soğan, mısır, kabak, biber, patlıcan vs. ekerek çoluk çocuklarının geçimini sağlayarak yaşamışlar. Onlar hırsızlık, yüzsüzlük, na-

4 namussızlıq ne ekenini bilmegenler. Bir-birinin taqdirine, başına tuşken eşqalğa yanğan-küygenler, ellerinden kelgen yardımnı bir-birinden ayamağanlar. Suvnı bir çapalıq, eki çapahq, üç çapalıq, dep öz aralan taqsim etkenler. Ekseri vaqıt allanın yağmurına işanıp yaşağanlar. Yağmur yağsa - berekettir, dep quvanğanlar. Asırlar devamında öz urf-adetlerini nesilden-nesilge keçirip saqlağanlar. Köynifi qartları aqılmn xazinesi olğan. Kimnifi başına bir de-bir eşqal-musibet tüşip qalsa başta ürmetli qartlarnın aldına barıp aqıl tanışqanlar. Devlet teşkilâtlarına, sud idarelerine barıp şikâyetlenmekni ayıp tanığanlar. Er şeyni cemaat arasında qartlarnm çıqarğan ukümine boysundırğanlar.. İnsannın baxtı - yalınız namuslı emektedir, dep bilgenler senesine qadar, kulak sürgünligini esapqa almasaq, yüz yigirmi xanelik köyde bir adam maxkeme qapısı körmedi. Mına buna serbest ayatnın ve dünya tsivilizatsiyasmın en yüksek derecesi desen de olacaq. Bu şeyler ana yurtumıznm dağ eteklerinde yerleşken menim doğmuş köyümde ancaq böyle edi. Yanlışım olsa, köydeşlerim mana afu etsinler. -Öyle olsa, bugün onı men alıp keteyim, - dedi qartlarnm biraz areketçen soyu. O Nikitanm yanına barıp, "yür keteyik" manasında başını salladı. Nikita iç bir türlü itiraz bildirmeden onın artından tüşip ketti. Aradan bir afta keçti. Nikitanın üstünde kostüm, başında qalpaq, ayaqlarında ayaqqap, saç, saqal tıraş etilgen alda oz qonaqbayınen beraber kene şu furun aldma keldiler. Qartlar bu orta boydan biraz qalqımca, tögerek betli, ken omuzlı, yigirmi sekiz yaşlarında, betsımasma baqqanda, dızman kişige befizegen Nikitanı körgende, öz közlerine inanmadılar. - Sen bu adamğa ne yaptın ya, o yanıdan dünyağa kelgenge benzey, -dediler qartlar onın qonaqbayına. - Bir şey yapmadım, - dedi o. - Legenge qoyıp, qara sabunnen yaxşı etip yuvundırdım. Temiz iç kiyimi berdim. Saqalını tıraş ettim, saçını qırqtım. Mına üstündeki köstüm menimkidir. Em ona tamam uyğanını aytmaysızmı. - Son, o yaqı ne olacaq? - Kimnin qulu bu asılında öz ayağınen kelip çıqqan adam? - Kimnin qulu bilmeyim, - dedi qart. - Asılında o orus taraftan. Nasıldır bir belâlarğa oğrasa kerek. Bizde qalmağa, bizim cemaatnın, bizim kolxoznıfi azası olmağa istey. - Öylemi? Aysa om yaxşı smap baqmaq kerek. Eli bir işke kelişemi şunın? mussuzluğun ne olduğunu bilmemişler. Birbirlerinin kaderlerine, başlarına gelen durumlara üzülüp yanmışlar, ellerinden gelen yardımı birbirlerinden esirgememişler. Suyu bir çapalık, iki çapahk, üç çapalık diye kendi aralarında paylaşmışlar. Genellikle Allah 'in yağmuruna inanıp yaşamışlar. Yağmur yağarsa, berekettir, diye sevinmişler. Asırlar boyunca kendi örf âdetlerini nesilden nesile geçirerek korumuşlar. Köyün yaşlıları aklın hazinesi olmuş. Birinin başına herhangi bir belâ gelirse, önce hürmet edilen yaşlıların huzuruna çıkıp akıl danışmışlar. Devlet teşkilâtlarına, mahkemelere gidip şikâyet etmeyi ayıp saymışlar. Her şeyi cemaat içinde yaşlıların verdikleri hükümlere boyun eğerek halletmişler. İnsanın bahtı, yalnız namuslu emektir, diye bilmişler senesine kadar, kulak sürgününü dikkate almazsak, yüz yirmi hanelik köyde bir adam bile mahkeme kapısı görmedi. İşte buna, hürriyetin ve dünya medeniyetinin en yüksek seviyesi demek mümkündür. Bu şeyler ana vatanımızın dağ eteklerinde kurulan benim kendi köyümde böyleydi. Yanlışım varsa, köydeşlerim beni affetsinler. -Öyleyse, bugün onu ben götüreyim, dedi yaşlıların hareketli olanı. O, Nikita'nın yanına gidip, "Yürü gidelim." Anlamında başını salladı. Nikita hiç itiraz etmeden onun ardına düşüp gitti. Aradan bir hafta geçti. Nikita, üstünde elbise, başında kalpak, ayaklarında ayakkabı; saç, sakal tıraş edilmiş Ur şekilde ev sahibi ile birlikte gene o fırının önüne geldi. İhtiyarlar bu orta boydan biraz daha uzun, yuvarlak yüzlü, geniş omuzlu, yirmi sekiz yaşlarında, görünüşüne bakınca, sinirli birine benzeyen Nikita'yı görünce, kendi gözlerine inanamadılar. -Sen bu adama ne yaptın, o yeniden dünyaya gelmişe benziyor, dediler yaşlılar onun ev sahibine. -Bir şey yapmadım, dedi o. Leğene koyup, kara sabunla iyice yıkattım. Temiz iç çamaşırı verdim. Sakalını tıraş ettim, saçını kestim. İşte üstündeki elbise benimki. Hem de ona tam uymuş olduğunu görmüyor musunuz? -Sonra, öbür tarafı ne olacak? -Kendi ayağıyla çıkıp gelen bu adam aslında kimin kulu? -Kimin kulu bilmiyorum, dedi ihtiyar. Aslında o Rus tarafından. Bir belâya uğramış olsa gerek. Bizde kalmayı, bizim cemaatin, bizim kolhozun üyesi olmayı istiyor. -Öyle mi? Öyleyse onu iyice deneyip bakmak lâzım. Eli bir işe yakışıyor mu bunun?

5 - Bilmeyim. Ekimiz anlaştıq, yarın mana arıq açacaq oldı. Arığım çoqtan toldı da ya. - Aydı, faydalan, lâkin qarnmı yaxşı toydır, elem etmesin. - Ebet, ebet, aç ayuv oynamaz. Eli kelişse, bizde de etilecek işler çoq, - dediler qartlar. Böylelikle, Nikita köyde qaldı. Başta özünifi birinci şorbacısma azbarnın yuqarı başında teren anq qazdı. Sonra eçki aranını taxtaladı ve qapısmı qoydı. Qomşular Nikitanın bu işini pek beğendiler ve onı nevbetnen çağırıp, aşatıp-toydınp öz azbarlarmda çıqıp qalğan zarur işlerde işlettiler. Lâkin kimge barıp işlese de, ozünin birinci qonağına qaytıp kele, onın sofasındaki taxta set üstünde yatıp yuqlay, saba kene iş bergen adamğa banp işley ve tamağını toydınp yerine qaytıp kele. Böylece bir yıl qadar devam etti. Nikita bütün köynin deligi-teşigini öğrendi. Bütün xalqnıfi adeti ve tabiatını menimsedi. Cıyınlarda, toylarda oldı. Cenazelerde çetten iştirak etip, xalqnen beraber o da oz yanığını bildirdi. Lâkin qabir qazmadı. O bile edi ki, "kâfirge musulman qabiri qazmağa olmay". Lâkin onın bütün cemaatqa başqa bir çuqur azırlağanından köy xalqınm xaberi yoq edi... Nikita saba adamlarnen merabalaşa, qol tutuşa, külümsirey, temiz qrımtatar tilinde al-xatır soraşa ve xalq şaqalarını yerli-erinde qullanıp leskerini omuzana urıp, yer qazmağa çıqıp kete. Qısqadan aytqanda, Nikita öyle bir yiğit oldı ki, körmelisin. Qalın celkesi, qırmızı yüzü, iri, dülber közleri, yımşaq muamelesi, külümsirep turğan yüzü adamlarnı kün-künden özüne isindirdi ve köy cemaatı içinde Nikitanı bisinmegen bir adam qalmadı. Atta bayram, seyranlarda, qadın - qızlarnın diqqatmı da celp etken bir Nikita oldı. Lâkin umum cemaat arasında saqlanğan qanundan bir adım tışarı atlamadı. O bile edi ki, bu meselede yanlış adım atsa, mıtlaq cemaat köteği aşaycaq, en eyi alda köyden masxaraca quvulacaq. Masxaralıq om öyle pek raatsızlamasa da, içinde tutqan esas maqsadına irişalmaycaq. Öyle olğanda, en yaxşısı, qızlar arasında özünni yiğitçe tutmaqtır. Nikita da öyle yaptı. Qartlar ise, ona "çoq namush yiğit eken" dep işançını kün-künden arttırdılar. Allanın aldında "bir orozlu qulnin daa savabını qazandıq" dep mıyıq sıypap oturdılar. Künlerden bir kün kolxoz klubmda toplaşuv oldı. Toplaşuvda esas kün tertibi baqılğan sofi, Nikitanm lafı çıqtı. Kokoz idaresi onın gramotnıy (oqumış) adam olğanını bilgen ve buxgal tenyada mıtlaq bole "gramotnıy" adam çalışması zarur -Bilmiyorum. İkimiz anlaştık, yarın bana ark açmaya niyetlendi. Arkım çoktan beri doldu ya. -Haydi, faydalan, fakat karnım iyice doyur, sitem etmesin. -Evet, evet, aç ayı oynamaz. Eli yakışırsa, bizde de yapılacak işler çok, dedi yaşlılar. Böylece, Nikita köyde kaldı. Önce kendinin ilk patronuna bahçenin üst tarafında derin bir ark kazdı. Sonra keçi ahırım tahtaladı ve kapı taktı. Komşular Nikita 'nın yaptığı bu işi çok beğendiler ve onu sırayla çağırıp, karnını doyurarak kendi bahçelerinde yapılması gereken zarurî işlerde çalıştırdılar. Fakat kime gidip çalışırsa çalışsın, ilk kaldığı eve dönüp geliyor, onun sofasındaki tahta sedirin üstüne yatıp uyuyor, sabahleyin gene iş veren adama gidip çalışıyor ve karnını doyurup yerine dönüp geliyor. Böylece bir yıl kadar devam etti. Nikita bütün köyün deliğini deşiğini öğrendi. Bütün halkın âdetini ve tabiatını benimsedi. Toplantılarda, düğünlerde bulundu. Cenazelere kenardan katılıp, insanlarla birlikte o da üzüntüsünü gösterdi. Fakat kabir kazmadı. O biliyordu ki, "Kâfir Müslüman kabri kazamaz". Fakat onun bu cemaate başka bir çukur hazırladığından köy halkının haberi yoktu... Nikita sabahleyin insanlarla merhabalaşıyor, el sıkışıyor, gülümsüyor, güzel bir şekilde Kırım Tatarcası ile hâl hatır soruyor ve halkın esprilerini yerli yerince kullanıp küreğini, belini, omzuna atıp, yer kazmak için çıkıp gidiyor. Kısaca söylersek, Nikita öyle bir delikanlı oldu ki, görmelisin. Kalın ensesi, kırmızı yüzü; iri, güzel gözleri, yumşak muamelesi, devamlı gülümseyen yüzü insanları gün geçtikçe kendine bağladı ve köyün cemaati içinde Nikita'yı kabullenmeyen tek bir adam kalmadı. Hatta bayram seyranlarda, kadın kızların dikkatini de çeken bir Nikita oldu. Fakat cemaatin tamamı tarafından muhafaza edilen kanundan bir adım dışarı çıkmadı. O biliyordu ki, bu meselede yanlış adım atarsa, mutlaka cemaat dayağı yiyecek, en iyi hâlde köyden rezil olarak kovulacak. Rezil olmak onu o kadar fazla rahatsız etmese de, içinde sakladığı esas maksadına erişemeyecek. Öyle olunca, en iyisi, kızların arasında kendine hakim olmaktır. Nikita da öyle yaptı. Yaşlılar ise ona, "Çok namuslu bir delikanlıymış." diye inançlarını gün geçtikçe arttırdılar. Allah'ın nezdinde "Bir orozlu kulun daha sevabını kazandık." diye bıyık aksayıp oturdular. Günlerden bir gün kolhoz kulübünde toplantı oldu. Toplantıda gündemde bulunan maddeler incelendikten sonra, Nikita konusu konuşuldu. Kolhoz idaresi onun okumuş adam olduğunu ve muhasebede mutlaka böyle

6 ekenligini ortağa qoydı. Cemaat bu teklifke bir ağızdan razı oldı. Nikita endi kobcoz buxgalteriyasında çalışıp başladı. İdarenin qararınen ona Ute maalledeki Gazı ağanın tütün aranı yanındaki tabelci odasını bereliler. Köy cemaatı bu "yanğız" adamnı açıp, ona qazan, çanaq - çölmek, yastıq, töşek, yorgan ve saire, adamğa yaşamaq içün zarur olğan bütün şeylerni taşıp, odasını baştan-ayaq donatıp, yaraştırıp berdiler. Tezden Nikitanın üstünde kendisine yaraşqan kostüm, başında şlâpa, boynunda galstuk peyda oldı. Bu qrımtatar köyçigi içinde avropa biçiminde yürgen eki adam olsa, onın biri Nikita edi. Tertipli yürüv ve medeniy muamelede bulunuv ketken sayın adamlarnm urmetini qazandı, köyge kelgen-ketken musafirlernin diqqatını celp etti, xususan rayon dairesinde orun bergen esabatlan bir minsiz qabul etilgeni xususında musbet laqırdılar cayrap başladı. Şu yılı bağçalarda öyle nomay bereket oldı ki, tereklemin çatalları mayışıp yerge avdarıldı, çatal qoyılıp yetiştirilmegen pıtaqlar ise smıp-sınıp aşağı sarqıp qaldılar. Bağca bereketi bu yerdeki köylü xalqmm baxtı sayıla elbette. Bereket on olğan yılı xalqnm gönlü de toq, keyfi de yerinde, er kes şenşeramet, bağçalar içinde sepet-sepet alma ayıp, sortlarğa ayırıp, şıqlamalarğa çırmap, yaşçiklerge yımırta tizgen kibi yerleştirip devletke teslim eter ediler. Böyle bol bereket vaqtında, alla saqlasın, apansızdan bir yel çıqıp qalsa, yerge tökülgen tökündini eali ayıp yetiştiralmay edi. O vaqıt bizim kibi mektep talebelerini ocalarımıznm yolbaşçılığı altında bağçalarğa alıp çıqar ve tökündi cıydırır ediler. Yalınız tökündi, çünki terekten merdivenler üstüne çıqıp alma cıymaqnı balalarğa işanmay ediler. Daa doğrusı, balalar yemişni üzgende, sepetke qoyğanda muqayt olmayıp, ezip taşlaylar, ezilgen yemişni ise devlet qabul etmey, dey ediler. Bizim cıyğan tökündilernin bir qısımı eskencelerge bekmez qaynatmağa, bir qısımı ise, kertip yemiş qurutmağa keter edi. Bu işler episi zevq ile, gurur ile yapılır ve adamlarnın baxtına baxt qoşuhr edi. Bu zevqh işlemin eiî zevqlısı - eskenceler edi. Bizim köyde bereket on olğan yıl en azdan üç-dört yerde eskence çalışır edi. Olarda gece ve kündüz aşlavlarda balaban ağaç toqmaqlamen yemiş dögip, eskencelerde şırasını siqıp çıqarır ve büyükten - büyük maxsus bekmez tavalarında sabır ile, aqşamdan sabağa qadar reçelli bekmez qaynatır ediler. Reçelli değeni şu ki, tavalarğa yüzümerik, ayva, ya da başqa yemişler kertip taşlar ediler. Lâkin olarnın arasında yüzümerik reçeline yeter yoq edi. O bekmezler öyle lezetli olur edi ki, bekmez tuşken son, balalarğa tavanı berir ve bizler okumuş adam çalışması gerektiğini belirtti. Cemaat bu teklife hep birlikte razı oldu. Nikita artık kolhoz muhasebesinde çalışmaya başladı. İdarenin kararıyla ona Ute mahallesindeki Gazi Ağanın tütün aranı yanındaki konrol odasını verdiler. Köy cemaati bu "yalnız" adamı acıyarak, ona kazan, çanak, çömlek, yastık, yatak, yorgan vs., bir insana yaşaması için zarurî olan her şeyi taşıyıp, baştan ayağa donatıp, düzelterek verdiler. Kısa zamanda Nikita 'nın üstünde kandine yakışan elbise, başında şapka, boynunda kravat yer aldı. Bu Kırım Tatar köyünün içinde Avrupalı gibi dolaşan iki adam varsa, onun biri Nikita idi. Tertipli dolaşması ve medenî davranışlarıyla gittikçe insanların saygılarını kazandı, köye gelen giden misafirlerin dikkatini çekti, özellikle rayon idaresinde onun verdiği hesaplar hiç kusursuz kabul edildiği hakkında müspet sözler yayılmaya başladı. O yıl bahçelerde o kadar çok bereket oldu ki, ağaçların dallan eğilerek yere yıkıldı, çatal konulup yetiştirilmeyen dallar ise kırılıp kırılıp aşağı sarktı kaldılar. Bahçe bereketi oradaki köylü halkın bahtı sayılıyordu elbette. Bereket çok olduğu yıl halkın gönlü tok, keyfi yerinde, herkes neşeli, bahçelerin içinde sepet sepet elma toplayıp, türlerine göre ayırıp, sıkmalara sarıp, kutulara yumurta dizer gibi yerleştirip devlete teslim ederlerdi. Böyle bol bereket olduğu zaman, Allah korusun, ani bir rüzgâr çıkarsa, yere dökülen döküntüyü ahali toplayıp yetiştiremiyordu. O zaman bizim gibi mektep talebelerini hocalarımızın liderliği altında bahçelere çıkarır ve döküntü toplatırlardı. Yalnız döküntü; çünkü ağaçtan merdivenlerin üstüne çıkıp da elma toplama işi için çocuklara güvenmiyorlardı. Daha doğrusu, çocuklar yemişi koparınca, sepete koyarken dikkat etmeyip, ezip bırakıyorlar, ezilen meyveyi de devlet kabul etmiyor, diyorlardı. Bizim topladığımız döküntülerin bir kısmı mengenelere pekmez kaynatmaya, bir kısmı ise, ikiye bölerek meyve kurutmaya gidiyordu, bu işlerin hepsi zevkle, gururla yapılır ve insanların mutluluğuna mutluluk katılırdı. Bu zevkli işlerin en zevklisi, mengenelerdi, bizim köyde bereketin çok olduğu yıl en azından üç dört yerde mengene çalışırdı. Onlarda gece gündüz yalaklarda büyük ağaç tokmaklarla meyve dövüp, mengenelerde şırasını sıkıp çıkarır ve çok büyük özel pekmez tavalarında sabırla, akşamdan sabaha kadar reçelli pekmez kaynatırlardı. Reçelli denmesi şundandır ki, tavalara üzüm, erik, ayva veya başka meyveleri ikiye bölüp koyarlardı. Fakat onların arasında yüzümerik reçeline yeterli yer yoktu. O pekmezler o kadar lezzetli olurdu ki, pekmez olduktan sonra, çocuklara tavayı verir

7 ziy-çuv olıp parmaqlanmıznen, ya da elimizge temiz yonğaçıqlar alıp tava tübü yalar edik. Mektepten qaytqanda eskencelerge kirip yüzer toqmaq ursaq, bizge birer qalay şıra berir ediler. Eğer şırağa toymasafi yüz toqmaq daa ur, bir qalay şıra daa içersin... Mına o zamanlar nasıl usullarnen balalarnı emekke alıştıra ediler. Şimdi başımız, saçımız ağarsa da, o zevqlı künlerni alâ daa xatırlaymız. Küznin qaynaq künleri keçip kettiler. Bereket cıyıldı, anbarlar toldı, devlet planlan artqaçınen eda etildi. Qalğan bet-bereket kolxozcılarğa taqsim etildi. Er kes emeğine köre aqqını aldı. Evlerge araba-araba yemiş taşıldı. Onı kimisi qışqa saqladı, kimisi quruğa kertti, kimisi bekmez qaynattı, deycegim er kes öz keregini tıqattı. Lâkin yemişnin en sağlamını saylap, ayırıp salqm mağazlarda saqlamaq ve sırası kelgende onı satıp, aqçağa çevirmek, ya da zaxiregc denişmek o tarafnıfi xalqlannda bir adet olıp qalğan edi. Bağçalar ağır yükünden temizlendi. Küz yellerinden yapraqlar saranp yerge töküldiler. Köylüler endi raat raat nefes alıp, aqşamları fener yaqıp bir-birine musafirlikke qatnap, birer filcan qave içip, qonuşıp, keyflenip başlağan vaqıtta ister-istemez qışqa saqlağan almalarını nasıl bir yolnen, qaydadır alıp ketip satuv aqqmda laqırdılar çıqıp başladı. Bu laqırdılar yavaş-yavaş kolxoz idaresine banp yetti. Er kes aqılına kelgen gayeni ortağa süre. Biri dey: - Şeerge adam yibereyik, larök açsın ve bizim yemişlemi satıp parasını bersin. Diğeri dey: - Yoq, bizim şeerlerimiz yemiş tolu. Olarnı uzaq şimal taraflara yiberip sattırmaq lâzımdır. Böyle çeşit türlü laqırdılarnın bir neticesini çıqarmaq içün kolxoz idaresi toplaşuv çağırdı. Toplaşuvğa er kes keldi. Çünki anda er kesnin aldmda turğan can mesele baqılacaq. Yani, bütün yaz manlay teri tökip elde etken bereketini parağa çevirip, öz kereklerini alacaq ve ailesini qış boyunca temin etecek. Toplaşuvda bu mesele ortağa qoyuldı. Nasıl şeerge ve kimni yollamalı? Kolxozcılardan biri turıp: - Yollaycaq olsaq aqaylar, adamnı memleketnin en büyük şeerine yollayıq. Xalq çoq yerde fiyatlar da yaxşı ola. Men Moskvağa yollayıq deyim.. - Siz kimni teklif etesiz? - Kim olsa olsun, menimçün ferqı yoq, tek pa ramı qoluma bersin. Zaldan diğer bir ses daa eşitildi: - Cemaat, men dün Leningraddan kelgen bir adamnen laf ve bizler gürültüyle parmaklarımızla veya elimizdeki temiz yongalarla tavanın dibini yalardık. Mektepten dönerken mengenelere girip yüzer tokmak vurursak, bize birer maşrapa şıra verirlerdi. Eğer şıraya doymazsan yüz tokmak daha vur, bir maşrapa şıra daha içersin,.. İşte o zamanlar böyle usûller kullanarak çocukları emeğe alıştırıyorlardı. Şimdi başımız, saçımız ağarsa da, o zevkli günleri hâlâ daha hatırlıyoruz. Güz mevsiminin hareketli günleri geçip gitti. Bereket toplandı, ambarlar doldu, devlet planları fazlasıyla uygulandı. Kalan bet bereket kolhozculara paylaşıldı. Herkes emeğine göre hakkını aldı. Evlere araba araba meyve taşındı. Onları kimi kışa sakladı, kimisi kurutmak için böldü, kimi pekmez kaynattı, diyeceğim, herkes kendi ihtiyacını karşıladı. Fakat meyvenin en sağlamını seçip, ayırıp serin depolarda saklamak ve sırası gelince onu satıp, paraya çevirmek, ya da zahireyle değişmek o tarafın insanlarında bir âdet olmuştu. Bahçeler ağır yükünden temizlendi. Güz yelleri ile yapraklar saranp yerlere döküldüler. Köylüler artık rahat rahat nefes alıp, akşamlan fener yakarak birbirlerine mi safirliğe gidip, birer fincan kahve içip, konuşup, ke yiflenmeye başladıkları zaman ister istemez kış için sak ladıkları elmaları herhangi bir yolla, bir yerlere götürülüp satılması ile ilgili konuşmalar yavaş yavaş başladı. Bu ko nuşmalar yavaş yavaş kolhoz idaresine de ulaştı. Herkes aklına gelen maksadı ortay a sürüyor. Biri: -Şehre adam gönderelim, küçük dükkân açsın ve bizim meyveleri satıp parasını versin, diyor. Diğeri: -Hayır, bizim şehirlerimiz meyve dolu. Onları uzak şimal taraflarına gönderip sattırmak lâzım, diyor. Böyle çeşitli konuşmaların bir neticeye ulaşması için kolhoz idaresi toplantı düzenledi. Toplantıya herkes geldi. Çünkü orada herkesin önünde duran esas mesele hâlledilecek. Yani bütün yaz alın teri döküp elde ettikleri bereketi paraya çevirip, kendi ihtiyaçlarım alacak ve ailesinin rızkını kış boyunca temin edecek. Toplantıda bu mesele ele alındı. Hangi şehre ve kimi yollamak? Kolhozculardan biri kalkıp, yollayacaksak beyler, adamı memleketin en büyük şehrine yollayalım. İnsanların çok olduğu yerde fiyatlar da iyi olur. Ben Moskova'ya yollayalım, derim. - Siz kimi teklif ediyorsunuz? -Kim olursa olsun, benim için fark etmez, yeter ki paramı elime versin. Salondan başka bir ses işitildi: "Cemaat ben dün Leningrad'dan gelen bir adamla konuştum, orada sı-

8 ettim o yerde sınapnın kilosı sekiz kümüş eken. - Siz kimni teklif etesiz? - Menimçün ferqı yoq. Lâkin o yerge barğan adam gramotnıy olmaq kerek. Til bilmek kerek. - Ali aqay olsun! - Veli aqay olsun! Zaldan daa başqa sesler de eşitildi. Ali aqay turıp: - Men daa Bağçasaraym körmedim, sen meni Katarinanm şeerine yiberecek olasın, - dep itiraznen yerge oturdı. Veli aqay turıp: - Közüm batmay cemaat, yolda qalırım dep qorqam, - dedi. Şu arada zaldan: - Bu işke Nikita lâyıqtır! Ebet, ebet, Nikita lâyıqtır! - değen sesler yanğıradı. Toplaşuv bitti. Nikita cemaatnın teklifini qabul etti. On kün içinde bütün köynin cemaatı qışlıq saqlap qoyğan efi yaxşı almalannı yaşçiklerge toldunp üstlerini dran taxtalarnen mıxlap qoydılar. O vaqıttaki alma yaşçikleri eki közlü olıp, er bir tolu yaşçik eki pud esap etile edi. Xalq öz yaşçiklerini mıxlap azırlamakta, Nikita ise demiryol stantsiyasına qatnap vagon tutuv peşinden yüre. Almalarnı toplav punktında o bir kün ilân etti ki, Leningradqa cemaat malını alıp barmaq için maxsus vagon tutqan. Kim ne qadar istese, qabul punktma alıp kelsin. Maallelerden araba-araba tolu yaşçikler ketirilip başladı. Nikita cetvelge er kesnift adı, familiyasmı yazıp almalarnı qabul etti. Ertesi künü arabalarğa yüklep stantsiyağa alıp kettiler. Köy cemaatı Nikitanıfi qoluna kerek vesiqalarnı tuttınp, bir vagon almanı Leningradqa satmağa yolladı. Er kes, sekizer kümüşten satılsa ne qadar para alacağını esaplap yürdi. Kimisi toy yapacaq, kimisi ev kereklerini tekmilleycek, kimisi qışlığını alıp qoyacaq... Nikita şu ketişnen alâ daa kete. O bir daa köyge qaytıp kelmedi. Köy cemaatı içinden bir adam tapılmadı ki, onı araştırsın, bulsın ve cezasını bersin. Şubesiz, idare xadimleri soraştıdılar, lâkin olar Nikitanın izine tüşalmadılar. Şu ketiş, bu ketiş. Nikitanıfi adı köy cemaatının tilinde tespi oldı. Onın aqqında efsaneler uydurdılar. Adamlar bir-birini körgende "Bizim Nikitadan xaber yoqmı?" - dep soraştılar, ya da "Bizim Nikita tezden kelecek eken", - dep bir-birlerini eriştirdiler. Nikita ketti, Nikita yoq, lâkin bu bütün bir köy cemaatını aldattı af\qav etti demek değildir. O vaqıttaki köy cemaatı içün bu olıp keçken vaqia büyük yüzsizlik ve vicdansızlıq edi. Olar er kesni özleri kibi belley edilcr. "Ettiğini alladan bulsın", - demekten başqa bir şey aytmadılar. Lâkin bizim Nikita namus ve ınzıru - yüzsizlik ve nefisine defiiştirdi. napın kilosu sekiz gümüşmüş. -Siz kimi teklif ediyorsunuz? -Benim için fark etmez. Fakat oraya giden adam okumuş olmalı. Dil bilemli. -Ali bey olsun!' -Veli bey olsun! Salondan başka sesler de işitildi. Ali bey kalkıp, "Ben daha Bahçesaray'ı görmedim, sen beni Katerina'nın şehrine göndermek istiyorsun" diye itiraz ederek yerine oturdu. Veli bey kalkıp, "Gözüm kesmiyor cemaat, yolda kalırım diye korkuyorum." dedi. O sırada salondan, "Bu işe Nikita uygundur!" diyen sesler yankılandı. Toplantı bitti. Nikita cemaatin teklifini kabul etti. On gün içinde bütün köyün cemaati kışlık sakladıkları en iyi elmalarını kutulara doldurup, üstlerini ince tahtalarla çivileyerek koydular. O zaman elma kutuları iki gözlü olup, her bir dolu kutu iki pud hesap ediliyordu. İnsanlar kendi kutularını çivileyip hazırlıyor, Nikita ise, demir yol istasyonuna gidip vagon tutma peşinde dolaşıyor. Elmaları toplama noktasında o, bir gün ilân etti ki, Leningrad'a cemaat malını götürmek için hususî vagon tutmuş. Kim ne kadar isterse, kabul noktasına getirsin. Mahallelerden araba araba dolu kutular getirilmeye başladı. Nikita cetvele herkesin adını, aile adını yazarak elmaları kabul etti. Ertesi günü arabalara yükleyip istasyona götürdüler. Köy cemaati Nikitanın eline gerekli vesikaları tutturup, bir vagon elmayı Leningrad'a satmak için gönderir. Herkes, sekizer gümüşten satılırsa ne kadar para alacağını hesaplıyordu. Kimisi düğün yapacak, kimisi evin ihtiyaçlarını tamamlayacak, kimisi kışlığını alıp koyacak... Nikita o gidişle hâlâ gidiyor. O bir daha köye dönüp gelmedi. Köy cemaatinin arasından bir adam bulunmadı ki, onu araştırsın, bulsun ve cezasını versin. Şüphesiz idarî yetkililer soruşturdular, fakat onlar Nikitanın peşine düşemediler. O gidiş, bu gidiş. Nikita'mn adı köy cemaatinin diline tespih oldu. Onun hakkında efsaneler uydurdular. İnsanlar birbirlerini görünce, "Bizim Nikita'dan haber yok mu?" diye sordular veya "Bizim Nikita kısa zaman içinde gelecekmiş." Diye birbirlerini kızdırdılar. Nikita gitti, Nikita yok, fakat bu bütün köy ce maatini aldattı, aptal yaptı, demek değildir. O zamanki köy cemaati için bu olup geçen vaka büyük bir yüz süzlük ve vicdansızlıktı. Onlar herkesi kendileri gibi sanıyorlardı. "Yaptığını Allah'tan bulsun." Demekten başka bir şey demediler. Lâkin bizim Nikita namus ve ır zını, yüzsüzlük ve nefsi ile değişti.

9 Oquyıcı meni doğru anlaması içün bu yerde şura qayd etmek zarardır belleyim. Böyle dolandırıcılar er türlü xalqta ola bilir. Mmda Nikitanın başqa milletke mensup olğanı içün söz yürütilmey. Maqsad şu köy cemaatının ömür yolunda asıl yeri olıp keçken bu vaqianı olğanı kibi aks ettirmektir. Şimdi o zamannın adamlarından pek siyrek rastketirmek mümkün. Episi bu dünyadan namusı, ınzınen ketti. Bağçaları da uzaqlarda qaldı. Lâkin nesil devam etmekte. Devir adamlarnı da deniştirdi. Olarnın balaları belli injenerler, belli ekonomistler, belli agronomlar ve yazıcılar olıp yetiştiler. Olar kene de yamanlıq tüşünmeyler. Bir birlerinen körüşkende "Nikita köyge qaytıp kelmegen ekenmi, barsak bütün qabaatını bağışlar edik", - dep şaqalaşalar. Okuyucunun beni doğru anlaması için burada şunu kaydetmek zarurîdir sanırım. Böyle dolandırıcılar her halkın içinde olabilir. Burada Nikita, başka milletin mensubu olduğu için anlatılmıyor. Maksat bu köy cemaatinin hayatında önemli bir yeri olan bu vakayı olduğu gibi aksettirmektir. Şimdi o zamanın insanlarına çok seyrek rastlanabilir. Hepsi bu dünyadan namusu, ırzı ile gitti. Bahçeleri de uzaklarda kaldı. Fakat nesil devam ediyor. Devir insanları da değiştirdi. Onların çocukları tanınmış mühendis, tanınmış ekonomist, tanınmış ziraat mühendisi ve yazar oldular. Onlar gene de kötülük düşünmüyorlar. Birbirleriyle görüşünce "Nikita köye dönüp gelmedi mi acaba, gidersek bütün suçunu bağışlardık. ", diye şakalaşıyorlar KÜÇELEKLER Bizim azbarımızda çeşit soy küçelekler bar. Olarnın episi bir - birinden dülber. Beyaz, qara, sarı, çubar, angi soyundan istesen tapa bilirsin. Olarnın ne yuvaları bar, ne de baqıcısı. Anaları bıralqılanıp tapqanlar, sonra taşlap ketkenler. Ketkenlermi yoqsa felâketlerge oğrap elâk olğanlarmı, bunı kimse bilmey ve olarnın taqdirinen kimse meraqlanmay. Amma, balaçıqlarınen er kes meraqlana. Xususan seksen xanelik dört evnifî balaları er kün aqşam, saba bu küçeleçiklernen oynap kün keçireler. Balalar arasında da küçelekler kibi türlü-türlü soyları bar. Merametli, merametsiz, terbiyeli, terbiyesiz balalar episi bir yerge toplanıp çeşit türlü oyunlar oynaylar. Ekseriyeti terekler altında, yeşil klumbalar yanında cıyılışıp küçeleklemi quçaqlarma alıp, başlarını sıypay, erkeley, aş bere ve atta evinden süt ketirip içirgen balalar da tapıla. Canlan sıqılğan, tarsıqıp başlağan yaramaz balalar başqa oyunlar tüşünip çıqaralar. Yaramazlıq olarnın qarana sinip qalğanmı, yoqsa ana-babasından bütün yaramazlıq xususiyetlerini alıp sonra dünyağa kelgenmi, anlamaq qıyın. Olar yaznın çille sıcağında azbarnıfi ortasında ateş yaqıp, garajlar üstüne çıqıp, azbarlarda bazı adamlar tarafından oturtılğan yemiş tereklerinin pıtaqlarını sındırıp, iç bir şey tapmağanda bir-birine taş atıp oynaylar. Anaları, babaları uçünci, dörtünci, beşinci qatlarnın pencerelerinden baqıp semiçka yaralar, balalarının böyle, aqılğa yatmağan oyunlarım seyir etip turalar ve iç birisi balasının xusurını körmey, korse de indemey zevqlanalar. Eğer, bir de-birinin balası ağlap "Mama!" dep başlamasın, şu arada sofadan KÖPEK YAVRULARI Bizim bahçemizde türlü türlü köpek yavruları var. Onların hepsi birbirinden güzel. Beyaz, siyah, sarı, benekli, ne tür istersen bulabilirsin. Onların ne yuvalan var, ne de bakıcıları. Anaları seseri gibi dolaşırken doğurmuş, sonra da bırakıp gitmişler. Gitmişler mi, yoksa felâketlerle karşılaşıp helak mı olmuşlar, bunu kimse bilmiyor ve onların takdiri ile kimse ilgilenmiyor. Fakat yavrularıyla herkes ilgileniyor. Özellikle seksen hanelik dört evin çocukları her gün akşam, sabah bu köpek yavrularıyla günlerini geçiriyorlar. Çocukların içinde de köpek yavruları gibi çeşitli türler var. Merhametli, merhametsiz; terbiyeli, terbiyesiz çocukların hepsi bir yere toplanıp çeşitli oyunlar oynuyorlar. Ekserisi ağaçların altında, yeşil çiçekliklerin yanında toplanıp köpek yavrularını kucaklarına alıp, başlarını okşayıp şımartıyor, yemek veriyor ve hatta evinden süt getirip içiren çocuklar bile bulunuyor. Canları sıkılan, bıkmaya başlayan yaramaz çocuklar başka oyunlar düşünüp buluyorlar. Yaramazlık onların kanlarına mı sinmiş, yoksa ana babalarından bütün yaramazlık özelliklerini alıp ondan sonra mı dünyaya gelmişler, anlamak zor. Onlar yazın bunaltıcı sıcağında bahçenin ortasına ateş yakıp, garajların üstüne çıkıp, bahçelerde bazı insanlar tarafından dikilen meyve ağaçlarının dallarını kırıp, hiçbir şey bulamazlarsa birbirleriyle taş atıp oynuyorlar. Anneleri, babaları üçüncü, dördüncü, beşinci katların pencerelerinden bakıp, çekirdek çitliyorlar, çocuklarının böyle, akla yatmayan oyunlarını seyrediyorlar ve hiç birisi çocuğunun kusurunu görmüyor, görse bile sesini çıkarmadan eğleniyorlar. Eğer herhangi birinin çocuğu

10 sekirip tuşken kibi, yıldırım çabikliginen azbarğa çıqıp: "Kim urdı, qayda o, kimnin banditi o?" - dep teftişlep başlay. Lâkin balasına: "Sen ne yaptın, ozüfi bir qabaat işlegendirsin", - demey. Aksi ne: "Qorqaq olma, o sana toqunğanda, sen de onm mordasını pancalamaysmmı? Eki közüni oyup almaysmmı?" -dep balasını tazirlep nefretlene. Şu cümleden bizler de sofamıznıfi penceresinden baqıp turamız. Er kesnin areketi közün öğünde. "Kim kimnen körüşe, kim ne ketire, kim ne vaqıt kele, kim ne vaqıt kete, kimge kim kelip kete..." Mına aqiqiy aşkârlıq qayda. O qadar közden iç bir şey gizlep olamazsın. Bu meşguliyetler elbette, ekseriyetinen evde oturğan pensionerlerge, ya da işlemegen ev şaibelerine aittir. Raatlıq kültlerinin birinde, qomşumız Qurtseit aqay da pencereden baqıp, xayallanıp otura edi. Kiçkene torunçığı çapıp keldi. "Qartbaba, - dedi o nefesi tutulıp, - avu yerde bir balaçiq bir köpeçiknin közlerini çıqarıp oynay..." O torunçığmın eyecanlamp turğanma acınıp yerinden turdı ve balalar obalanıp oynağan yerge çaptı. O balalarğa yaqınlağanınen bir qaç danesi daa aldına çıqıp ona bu xaberni ayttılar. Onı körgenlerinen balalar kenarğa dağılıştılar. Yerde ayaçıqları üstüne başını qoyıp yatqan dülber, qaşqabaş küçeleçikni körgeninen: - "Kim etti bura?!" dep qıçırdı. Balalar episi, xu susan qız balaçıqlar cinayetçini kösterdilcr. O qaçacaq oldı, amma, Qurtseit aqay aman qolundan tuttı ve "yür evinizge" dep balara tarttı. Bala ketmeycek oldı, Qurtseit aqay onı tartıp evlerine alıp keldi. Balalar da olarnın artından qalmadılar. Qapısını qaqtı; anası, onıfi artından babası ve aptesi çıqtılar. - Sizin oğlufiız pek yaramay şey yaptı. Mınavı küçeleçiknin közlerini mınavı mıxnen çıqardı, onm cezasını beriniz, - dedi. Anası çırayım sıtıp, qaşlarını tüydi de: - Yalan aytmanız, kim körgen onı? - dep serteydi. -Mına, yürüniz tışqa, anda balalar... Anası onı itep tışqa atıldı ve qapı aldmda toplanğan bala sürüsini körgeninen nefretini olarğa yağdınp başladı. Balalar ziy-çuv olıp, onıfi oğlu bu şeyni birinci kere yapmağanını ve angi küçeleklernin közüni çıqarğanını, angi küçeleklernifi qulaqlarını kesip ateşke taşlağanını sayıp başladılar. - Köresizmi? Endi inandmızmı? - dedi Qurtseit ve evine taraf adımladı. Amma, bu söz ağızından çıqqanına bin peşman etti. Qadın balalarnı çetke taşlap, onm aldına atılıp çıqtı da öyle bir şamata köterdi ki, o qurtulıp qaçmaqnın çaresini tapalmadı. ağlayıp "Anne!" diye bağırmasın, hemen sofadan hoplayıp indiği gibi, yıldırım hızıyla bahçeye çıkıp, "Kim vurdu, nerede o, kimin haydudu o?" diye teftiş etmeye başlıyor. Fakat çocuğuna, "Sen ne yaptın, kendin de bir suç işlemişsindir." demiyor. Aksine, "Korkak olma, o sana dokununca, sen de onun suratını pençelemiyor musun? İki gözünü oyup almıyor musun?" diye çocuğunu azarlayıp nefretini ortaya döküyor. Bu cümleden bizler de sofamızın penceresinden bakıp duruyoruz. Herkesin hareketi gözünün önünde. "Kim kimle görüşüyor, kim ne getiriyor, kim ne zaman geliyor, kim ne zaman gidiyor, kime kim gelip gidiyor..." işte gerçek aşikârhk nerede. O kadar gözden hiçbir şeygizleyemezsin. Bu meşguliyetler elbette, genellikle evde oturan pansiyonerlere veya çalışmayan ev sahibelerine aittir. Tatil günlerinin birinde, komşumuz Kurtseyit bey de pencereden bakıp hayâl kuruyordu. Küçük torunu çıkıp geldi. "Büyükbaba," dedi nefesi tutulmuş bir şe kilde, "Şurada bir çocuk bir köpeğin gözlerini çıkarıp oy nuyor..." O, torununun heyecenlanmasına üzülerek ye rinden kalktı ve çocukların yığılıp oynadıkları yere koştu. O, çocuklara yaklaşınca birkaç tanesi daha önüne çıkıp bu haberi verdiler. Onu görür görmez çocuklar bir kenara dağıldılar. Yerde ayaklarının üstüne başını koyup yatan güzel, başında akıtması olan köpek yavrusunu görünce, "Kim yaptı bunu?" diye bağırdı. Çocukların hepsi, özel likle kız çocukları cinayeti işleyeni gösterdiler. O kaç maya niyetlendi, ama Kurseyit bey hemen elinden tuttu ve "Yürü evinize." diye çocuğu çekti. Çocuk gitmek is temedi, Kurtseit bey onu çekerek evlerine getirdi. Ço cuklar da onların arkalarından geldiler. Kapısını vurdu; annesi, onun ardından da babası ve ablası çıktılar. "Sizin oğlunuz çok kötü bir şey yaptı. Bir köpek yavrusunun gözlerini bu çivi ile çıkardı, onun cezasını verin." dedi. Annesi yüzünü asarak, kaşlarını çattı ve, "Yalan söy lemeyin, kim görmüş onu?" diye sertleşti. -İşte, yürüyün dışarıya, orada çocuklar... Annesi onu itekleyip dışarı çıkardı ve kapının önünde toplanan çocuk sürüsünü görünce bütün nefretini onlara yağdırmaya başladı. Çocuklar gürültü patırtı içinde, onun oğlunun bu şeyi ilk defa yapmadığını ve hangi köpek yavrularının gözlerini çıkardığını, hangi köpek yavrularının kulaklarını kesip ateşe attığını saymaya başladılar. -Görüyor musunuz? Artık inandınız mı, dedi Kurtseyit ve evine doğru yürüdü. Ama, bu sözlerin ağzından çıktığına bin pişman oldu. Kadın çocukları kenara bırakıp, onun önüne atılarak çıktı ve öyle bir şamata kopardı ki, o kurtulup kaçmanın imkânını bulamadı.

11 -Sen menden ne isteysifi? - dedi qadın kestirip. - Canım, öyle qıçırmanız, men sizden bir şey istemeyim. Balafuznı tenbiyeleftiz bir daa yap masın, dep keldim aldmızğa. Çjadmnıfi şamatasını eşitken qolum-qomşular da kelip yığılıştılar. Qurtseit aqaynıft indemey turğanını ve balanın yapqan yaramazlığını afilağan sofi, qomşuları bu qadınnı tınçlandırmaq istediler. Onıfi açuvı daa ziyade qozğaldı. - Bilem men sizlerni! - dedi o kene Qurtseitnin aldına çıqıp. - Kim, kim, lâkin siz menim balamdan xusur tapmanız! Ağızınıznı yum da oturınız! Siz köpeklerni değil de, insanların tiriley sobalarda yaqqan vaxşiylersiniz! Endi adam olğan da köpekni acığan, köresinmi sen onıfi yüzsüzliginü... Qurtseit ağızını açıp yetiştiralmay, qadm değil tek onı, bütün xalqınıfi admi afiıp, çeşit türlü nefretli sözlernen aqaretlep başladı. -Ağızıfidan çıqqan sözler episi yalan, episi beftan, axmaq ekensin! - dedi Qurtseit zornen özüni tutıp. Lâkin qadınnı toqtatmaq mümkün değil edi. - Beftan eken, gazetalar yalan yaza, deycek olasıfimı?.. Qurtseit qolunı siltep çetke çıqtı ve ondan uzaqlaşmağa tırıstı. Cjomşuları sağ olsunlar, onıfi ağızını keregi kibi tıqattılar. Qadın kene baş bermeycek olıp zırıldap başladı, amma, aqayınıfi küçlü elleri onı keri çekip aldı da: - Sen bu adamğa sağ ol demek kerek edin, ne avlaysıfi? Biz onıfile beraber bir tükândan invalid payögı alamız! - dep apayını bosağasma tartıp alıp ketti.balalar özlerinifi sevgen kuçeleklerini qollarına alıp, başlarını sıypap, erkelendirip oynadılar. -Sen benden ne istiyorsun, dedi kadın kestirmeden. -Canım öyle bağırmayın, ben sizden bir şey istemiyorum. Çocuğunuza tembih edin bir daha yapmasın, diye geldim önünüze. Kadının şamatasını işiten konu komşu da gelip yığıldı. Kurtseyit beyin sesini çıkarmadığını ve çocuğun yaptığı yaramazlığı anladıktan sonra, komşuları bu kadını sakinleştirmek istediler. Onun kızgınlığı daha fazla canlandı. -Biliyorum beyi sizleri, dedi o, gene Kurtseyit'in önüne çıkıp. Kim, kim, fakat siz benim çocuğumda kusur bulmayın! Ağzınızı kapatın da oturun! Siz köpekleri değil de, insanları canlı canlı sobalarda yakan vahşilersiniz! Artık adam olmuş da köpeği acımış, görüyor musun sen onun yüzsüzlüğünü!.. Kurtseyit ağzını açıp yetiştiremeden, kadın değil yalnız onu, bütün milletinin adını söyleyip, çeşitli nefret dolu sözlerle hakaret etmeye başladı. -Ağzınızdan çıkan sözlerin hepsi yalan, hepsi iftira, ahmak imişsin, dedi Kurtseyit kendini zorla tutarak. Fakat kadını durdurmak mümkün değildi. -İftira imiş, gazeteler yalan yazıyor, demek mi istiyorsun? Kurtseyit elini sallayarak kenara çekildi ve ondan uzaklaşmaya çalıştı. Komşuları sağ olsunlar, onun ağzını gerektiği şekilde tıkadılar. Kadın gene de baş vermemek için zırıldamaya başladı, ama, kocasının güçlü elleri onu geri çekti ve, "Sen bu adama sağ ol demeliydin, ne havlıyorsun? Biz onunla beraber aynı dükkândan malûl tayını alıyoruz!" diye karısını merdivenlerine çekerek aldı, gitti. Çocuklar sevdikleri köpek yavrularını kollarına alıp, başlarını okşayarakşımartıp oynadılar.

12

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Yakup Şakir Ali MEKTEP VE MİLLİ DİL. Parlaq fikir, teren aqıl qazanılır mektepte, Bundan maxrum qalan adam aqir olur elbette.

Yakup Şakir Ali MEKTEP VE MİLLİ DİL. Parlaq fikir, teren aqıl qazanılır mektepte, Bundan maxrum qalan adam aqir olur elbette. Yakup Şakir Ali (Bahçesaray, 1890-1930) Yakup Şakir Ali 1890 yılında Bahçesaray'da doğdu. Babası esnaf olan şâir, bahçesaray'daki orta okulu bitirdikten sonra, 1905 yılında "Tercüman" gazetesinin matbaasında

Detaylı

Yusuf Bolat. (Aluşta, 1909-1986)

Yusuf Bolat. (Aluşta, 1909-1986) Yusuf Bolat (Aluşta, 1909-1986) Ünlü Kırım yazarı Yusuf Bolat, Aluşta şehrinde, fukara bir ailede doğdu. Yusuf Bolat, köy okulunu bitirdikten sonra, Yalta'daki öğretmenler okulunda okudu. Kırım pedagoji

Detaylı

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz.

NURULLAH- Evet bu günlük bu kadar çocuklar, az sonra zil çalacak, yavaş yavaş toparlana bilirsiniz. Bozuk Paralar KISA FİLM Yaşar AKSU İLETİŞİM: (+90) 0533 499 0480 (+90) 0536 359 0793 (+90) 0212 244 3423 SAHNE 1. OKUL GENEL DIŞ/GÜN Okulun genel görüntüsünü görürüz. Belki dışarı çıkan birkaç öğrenci

Detaylı

zaferin ve başarının getirdiği güzel bir tebessüm dışında, takdir belgesini kaçırmış olmanın verdiği üzüntü. Yanımda disiplinli bir öğretmen olarak bilinen ama aslında melek olan Evin Hocam gözüküyor,

Detaylı

AMET AQAY AQQINDA LÂTİFELER ALLA, ALLA, APAQAY

AMET AQAY AQQINDA LÂTİFELER ALLA, ALLA, APAQAY AMET AQAY AQQINDA LÂTİFELER ALLA, ALLA, APAQAY Özenbaşlı Amet aqay qadını öpke ete: Asıl sen nasıl adamsıñ, bilmeyim, Amet. Qomşumız Ali er kün işten qaytqanda qadınından al-eval soray, bir şeyler ayta,

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΞΙ ( 6 ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ 2011-2012 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: 1 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor?

1 Anne çocuğuna ne öğütlüyor? . Sınıfı Hatırlıyorum Türkçe Noktalama İşaretleri 1. Hafta Aşağıdaki şiiri iki defa okuyunuz. Verilen soruları cevaplandırınız. TEMİZ ÇOCUK Temiz çocuk hasta olmaz. Gönlü acı ile dolmaz. Hiçbir vakit benzi

Detaylı

C A NAVA R I N Ç AGR ISI

C A NAVA R I N Ç AGR ISI C A NAVA R I N Ç AGR ISI Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya. Geldiğinde Conor uyanıktı. Kısa süre önce bir kâbus görmüştü. Herhangi bir kâbus değil- di bu;

Detaylı

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış;

Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; 1,78! Komutan şaşırmış; Yemek Temel, Almanya'dan gelen arkadaşı Dursun'u lokantaya götürür. Garsona: - Baa bi kuru fasulye, pilav, üstüne de et! der. Dursun: - Baa da aynısından... Ama üstüne etme!.. Ölçüm Bir asker herkesin

Detaylı

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

OKUMA ANLAMA ANLATMA. 1 Her yerden daha güzel olan yer neresiymiş? 2 Okulda neler varmış? 3 Siz okulda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Soruları cevaplayınız. OKULUMUZ Her yerden daha güzel, Bizim için burası. Okul, sevgili okul, Neşe, bilgi yuvası. Güzel kitaplar burda, Birçok arkadaş burda, İnsan nasıl sevinmez,

Detaylı

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55

Ramazan Manileri // Ramazan Manileri. Editors tarafından yazıldı. Cuma, 25 Eylül 2009 17:55 Ramazan Manileri // Ahmet ağa uyursun uyursun Uykularda ne bulursun Kalk al abdest, kıl namaz Sabahleyin cenneti bulursun Akşamdan pilavı pişirdim Gene karnımı şişirdim Çok mani diyecektim ama Defteri

Detaylı

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir?

Paragraftaki açıklamaya uygun düşen atasözü aşağıdakilerden hangisidir? 1) İnsanlar, dağlar gibi yerlerinden kımıldamayan cansızlar değildir. Arkadaşlar, tanışlar birbirlerinden ne kadar uzakta olursa olsun ve buluşmaları ne kadar güç olursa olsun, günün birinde bir araya

Detaylı

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan

yemyeşil bir parkın içinden geçerek siteye giriyorsunuz. Yolunuzun üstünde mutlaka birkaç sincaba rastlıyorsunuz. Ağaçlara tırmanan, dallardan Karganın Rengi Siyah! Siyah mı? Evet Emre, siyah. Kara değil mi? Ha kara, ha siyah Cenk, bence kara ile siyah arasında fark var. Arkadaşım Cenk le hâlâ aynı şeyi, kargaların rengini tartışıyoruz. Galiba

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz

bez gez sez tez biz çiz diz giz boz roz koz poz toz yoz çöz göz köz söz buz muz tuz büz düz güz Son harflerini vurgulayarak okuyunuz. bak çak fak gak hak kak pak sak şak tak yak bek dek kek pek sek tek yek bık çık sık tık yık cik bas has kas mas pas tas yas kes ses pes fıs kıs his kis pis sis pus

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU

KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU KÜÇÜK KALBİMİN İLK REHBERİNİN BU GÜNÜME UZATTIĞI HAYAT YOLU Nereden geliyor bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğim? Kim verdi düşünce deryalarında özgürce dolaşmamı sağlayacak özgüven küreklerimi? Bazen,

Detaylı

Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı

Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı Bir Açık Kaynak Masalı Bölüm 1: Kasabanın Dışında Bir Meyve Ağacı Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir kasabada, bir meyve ağacı varmış. Bu ağaç çok lezzetli meyveler verirmiş. Meyveler o

Detaylı

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda.

Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. TÜRKÇE 12-13: OKUMA - ANLAMA - YAZMA OKUMA - ANLAMA 1: Rezervasyon Müşteri: Üç gece için rezervasyon yaptırmak istiyorum. Tek kişilik bir oda. Duşlu olması şart. Otel görevlisi: Tek kişilik odamız kalmadı

Detaylı

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR

ÖZEL İSTANBUL ÜNİVERİSTESİ VAKFI ADIGÜZEL OKULLARI ÇEKMEKÖY ANAOKULU TAVŞANLAR SINIFI MAYIS AYI KAVRAM VE ŞARKILAR ANNEM ANNEM Annem annem canım annem, Gönlüm senle kalbim senle Canım annem gülüm annem Dünyam sensin benim bir tanem.. Biliyorum elbet bir gün gelecek Bir başka bebekte bana annem diyecek Bende hep iyi

Detaylı

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ

5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ 5 YAŞ VE HAZIRLIK SINIFI EKİM BÜLTENİ HAZIRLIK SINIFI EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMA BAŞLADIM BİR DÜNYA BIRAKIN SONBAHARIN SESLERİ SEVİMLİDİR HAYVANLAR HOŞ GELİŞLER OLA Her gün erken kalkarım Önce yüzümü

Detaylı

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç

O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç O sabah minik kuşların sesleriyle uyandı Melek. Yatağından kalktı ve pencereden dışarıya baktı. Hava çok güzeldi. Güneşin ışıkları Melek e sevinç katıyordu. Bulutlar gülümsüyor ve günaydın diyordu. Melek

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

Çok Mikroskobik Bir Hikâye

Çok Mikroskobik Bir Hikâye Çok Mikroskobik Bir Hikâye ÜMMÜŞ PÖRTLEK İlköğretim Okulu nda sıradan bir ders günüydü. Eğer Hademe Kazım, yine bir gölgelikte uyuklamıyorsa, birazdan zil çalmalıydı. Öğretmenimiz, gürültü yapmadan toplanabileceğimiz

Detaylı

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz

Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um. Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun. O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş. Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz ÜNİTE 4 Şimdiki Zamanın Rivayeti Ben gid-iyor-muş-um git-mi-yor-muş-um Sen gid-iyor-muş-sun git-mi-yor-muş-sun O gid-iyor-muş git-mi-yor-muş Biz gid-iyor-muş-uz git-mi-yor-muş-uz Siz gid-iyor-muş-sunuz

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ: 2013-2014 Μάθημα: Τουρκικά Επίπεδο: Ε3 Διάρκεια: 2 ώρες Ημερομηνία:

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým.

þimdi sana iþim düþtü. Uzat bana elini de birlikte çocuklara güzel öyküler yazalým. Kaybolan Çocuk Çocuklar için öyküler yazmak istiyordum. Yazmayý çok çok sevdiðim için sevinçle oturdum masanýn baþýna. Yazdým, yazdým... Sonra da okudum yazdýklarýmý. Bana göre güzel öykülerdi doðrusu.

Detaylı

ISBN : 978-605-65564-3-2

ISBN : 978-605-65564-3-2 ISBN : 978-605-65564-3-2 1 Baba, Bal Arısı Gibi Olmak İstemiyorum ISBN : 978-605-65564-3-2 Ali Korkmaz samsun1964@hotmail.com Redaksiyon : Pelin GENÇ Dizgi/Baskı Kardeşler Ofset Matbaacılık Muzaffer Ceylandağ

Detaylı

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý.

Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Dersler, ödevler, sýnavlar, kurslar... Dinlence günlerinde bile boþ durmak yoktu. Hafta sonu gelmiþti; ama ona sormalýydý. Üstüne, günlerin yorgunluðu çökmüþtü. Bunu ancak oyunla atabilirdi. Caný oyundan

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde.

5. Et et içinde, et fit içinde Dünya dümeni, onun içinde. 1. a) Bende yapışık, sende yapışık Çam ağacı çamda yapışık. b) Sende de var, bende de var Bir kuru çöpte de var. c) Arifsiniz, zarifsiniz Kendinizi neden bilirsiniz? 2. a) Ağzı var, dili yok Canı var,

Detaylı

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead

Asuman Beksarı. Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi. Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan. J. Keth Moorhead Yaşamdan Kesitler Sema Erdoğan Türkiye nin İlk ve Tek Kadın Karides Yetiştiricisi Asuman Beksarı J. Keth Moorhead Hiç kimse başarı merdivenlerini elleri cebinde tırmanmamıştır. sözünü Asuman Beksarı için

Detaylı

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü

ÖZEL GÜNLER. Doğum günü/kadınlar günü/anneler günü/babalar günü/sevgililer günü/ Öğretmenler günü ΕΘΝΙΚΟ & ΚΑΠΟΔΙΣΤΡΙΑΚΟ ΠΑΝΕΠΙΣΤΗΜΙΟ ΑΘΗΝΩΝ ΤΜΗΜΑ ΤΟΥΡΚΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ ΚΑΙ ΣΥΓΧΡΟΝΩΝ ΑΣΙΑΤΙΚΩΝ ΣΠΟΥΔΩΝ Μάθηµα : ΤΟΥΡΚΙΚΗ ΓΛΩΣΣΑ II ΔΕΞΙΟΤΗΤΕΣ ΣΤΟΝ ΠΡΟΦΟΡΙΚΟ ΛΟΓΟ (70005Γ) ÖZEL GÜNLER Aşağıdaki önemli günlerden

Detaylı

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN

YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN YOL AYRIMI SENARYO ALĐ CEYLAN 2011 PAZARTESĐ SAAT- 07:42 Sahne - 1 OTOBÜS DURAĞI Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi ve elinde defter, kitap olan genç bir üniversite öğrencisi göze çarpar. Otobüs gelir

Detaylı

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI

Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI 03.11.2014 PAZARTESİ Ö. Ç. BİLFEN ANAOKULU 6 YAŞ GRUBU GÜNLÜK EĞİTİM PROGRAMI SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ: Çocuklarla selamlaşıldı. Müzik eşliğinde öğretmenin yönergelerine uygun ısınma hareketleri yapıldı.

Detaylı

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN

TEŞEKKÜR. Kısa Film Senaryosu. Yazan. Bülent GÖZYUMAN TEŞEKKÜR Kısa Film Senaryosu Yazan Bülent GÖZYUMAN Sahne:1 Akşam üstü/dış Issız bir sokak (4 sokak çocuğu olan Ali, Bülent, Ömer ve Muhammed kaldıkları boş inşaata doğru şakalaşarak gitmektedirler.. Aniden

Detaylı

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti

Recep in İlk Üç Orucunun Fazileti Mektub-u Attar Muhammed İlyas Kadiri Razavi tarafından tüm İslami Erkek Kardeşlerine ve İslami Kız Kardeşlerine, Medaris El Medine ve Camiat El Medine nin erkek öğretmenler, erkek öğrenciler, kadın öğretmenler

Detaylı

Bu kitabın sahibi:...

Bu kitabın sahibi:... Bu kitabın sahibi:... Dinle bir tanem, şimdi sana, bir çocuğun öyküsünü anlatmak istiyorum... Uzun çoooooooook uzun adı olan bir çocuğun öyküsü bu! Aslında her şey onun dünyaya gelmesiyle başladı. Kucakladılar

Detaylı

TÜRKÇE. Değerlendirme 1 Harf Bilgisi. A. Seviyorum B. Süt. A. Anne B. Dede. C. Baba. A. Kaplumbağa B. Tavşan C. Kurbağa. A. Okul B.

TÜRKÇE. Değerlendirme 1 Harf Bilgisi. A. Seviyorum B. Süt. A. Anne B. Dede. C. Baba. A. Kaplumbağa B. Tavşan C. Kurbağa. A. Okul B. Ad :... Değerlendirme 1 Harf Bilgisi 1. 5. Selin Süt içmeyi seviyorum. Selin in cümlesindeki hangi sözcüğün harf sayısı en azdır? Seviyorum Süt Anne Dede Baba Yukarıda verilen sözcüklerin hangisi sözlükte

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 6 (ΔΞΙ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin

Geç Kalmış Bir Yazı. Yazar Şehriban Çetin Bir bahar günü. Doğa en canlı renklerine büründü bürünecek. Coşku görülmeye değer. Baharda okul bahçesi daha bir görülmeye değer. Kıpır kıpır hareketlilik sanki çocukların ruhundan dağılıyor çevreye. Biz

Detaylı

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce ÖDEV- 3 ADI SOYADI:.. HAYAT BİLGİSİ Tırnaklar, el ve ayak parmaklarının ucunda bulunur. Tırnaklar sürekli uzar. Uzayan tırnakların arasına kir ve mikroplar girer. Bu yüzden belli aralıklarla tırnaklar

Detaylı

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi

SAKLAMBAÇ. Müge İplikçi SAKLAMBAÇ Müge İplikçi ON8 roman 22 SAKLAMBAÇ Yazan: Müge İplikçi Yayın yönetmeni: Müren Beykan Yayın koordinatörü: Canan Topaloğlu Son okuma: Hande Demirtaş ON8, 2013 Tüm yayın hakları saklıdır. Tanıtım

Detaylı

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin.

Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. ETTİM DE BULMADIM!!! Hayatta gerek yaşayarak,gerek duyarak veya görerek,hiç kimse yoktur ki,etti de bulmadı,desin ve de denilsin. Etme,bulma dünyası Eden bulur,genel bir kural halinde hayatta tecelli etmektedir.

Detaylı

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba;

20 Mart Vızıltı. Mercanlar Sınıfından Merhaba; Mercanlar Sınıfından Merhaba; 20 Mart Vızıltı Bu hafta konumuz ormanlar idi. Orman nedir? Ormanların önemi ve faydaları nelerdir? Ormanları koruma konusunda üzerimize düşen görevler nelerdir? gibi sorular

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU UĞUR BÖCEKLERİ SINIFI KASIM AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR Kızılay Haftası (29 Ekim 4 Kasım) Atatürk Haftası (10-16 Kasım) Öğretmenler Günü (24 Kasım) SERBEST ZAMAN

Detaylı

Menümüzü incelediniz mi?

Menümüzü incelediniz mi? by elemeği Menümüzü incelediniz mi? Yılmaz Usta nın hikayesini duydunuz mu? Niçin Nevale? Yılmaz Usta nın hikayesi Bir insan pasta ustası olmaya nasıl karar verir? Yani 1972 yılında Kastamonu da doğduğunuzu

Detaylı

Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA

Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA 20.10.2014 PAZARTESİ Ö.Ç BİLFEN OKULLARI GÜNLÜK EĞİTİM PROĞRAMI 6YAŞ 20.EKİM.PAZARTESİ-25.EKİM.CUMA Türkçe Dil Etkinliği: Sağlıklı olmak için neler yapıyoruz? Nasıl sağlıklı olabiliriz? Soruları sorularak

Detaylı

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten

HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ. Haziran 2015 Bülten HAZİRAN 2014/2015 ANASINIFI BÜLTENİ * YAZ MEVSİMİ Yaz mevsimi aylarını öğrenme. Yaz mevsimi panosu hazırlama. Yaz mevsiminde meydana gelen değişiklikleri söyleme. Yaz mevsiminin meyve ve sebzelerini tanıma.

Detaylı

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ

HİKÂYELERİMİZ FEN VE MATEMATİK ETKİNLİĞİ HİKÂYELERİMİZ Annecim Anneler günü Paf ile Puf Tasarruflu olmalıyız İlk hediyem Dinozorun Evi İki inatçı keçi Karne heyecanı Geri dönüşüm Uzun zürafa Becerikli karınca Rapunzel Kırmızı başlıklı kız Hansel

Detaylı

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή:

ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ. ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011 ΣΟ ΔΞΔΣΑΣΙΚΟ ΓΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΣΔΛΔΙΣΑΙ ΑΠΟ 8 (ΟΚΣΩ) ΔΛΙΓΔ. Τπογραφή καθηγητή: ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΓΙΔΤΘΤΝΗ ΜΔΗ ΔΚΠΑΙΓΔΤΗ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΔΛΙΚΔ ΔΝΙΑΙΔ ΓΡΑΠΣΔ ΔΞΔΣΑΔΙ ΜΑΘΗΜΑ: ΣΟΤΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: Γ ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ: 24 Μαΐοσ 2011

Detaylı

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum!

Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! CEVİZE GİRİŞ Ceviz ile ilgili siz değerli ziyaretçilerimizle,anısının küçük fakat izlerinin çok büyük olduğu ceviz başlangıç öykümü paylaşmak istiyorum! Her şey bir pantolon ile başladı Evet, yanlış anlamadınız;

Detaylı

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci

Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci Bir Kız Bara Girer Ve... Helena S. Paige Çeviri Kübra Tekneci 4 Bir Kız Bara Girer Ve... Bütün kadınlar bir iç çamaşırından çok fazla şey beklememeleri gerektiğini bilirler. Çok seksi olmak istiyorsanız,

Detaylı

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ

ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ ADALET ve CESARET ÖYKÜLERİ Yayın no: 170 ADALET VE CESARET ÖYKÜLERİ Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür İç düzen: Durmuş Yalman Kapak: Zafer Yayınları İsbn: 978 605 4965 24 3 Sertifika no: 14452 Uğurböceği

Detaylı

4 YAŞ EKİM AYI TEMASI

4 YAŞ EKİM AYI TEMASI 4 YAŞ EKİM AYI TEMASI Mevsimlerden sonbaharı öğreniyoruz. Sonbahar mevsiminde havadaki değişiklikler nelerdir? Çiftlikte hangi hayvanlar yaşar? Çiftlik hayvanlarının bize faydaları nelerdir? Sebze ve meyvelerin

Detaylı

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI

3 YAŞ EKİM AYI TEMASI 3 YAŞ EKİM AYI TEMASI Mevsimlerden sonbaharı öğreniyoruz. Çiftlikte yaşayan hayvanları öğreniyoruz. Sebze ve meyvelerin bize faydalarını öğreniyoruz. Cumhuriyet nedir? Öğreniyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı

Detaylı

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΣΧΟΛΙΚΗ ΧΡΟΝΙΑ : 2014 2015 Μάθημα : Τουρκικά Επίπεδο : Ε1 Διάρκεια : 2 ώρες

Detaylı

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE

1. SINIF TÜRKÇE. Copyright 2015. YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN. KAPAK TASARIMI Resul KÖSE. DİZGİ - SAYFA TASARIMI Resul KÖSE 1. SINIF TÜRKÇE Bu kitabın bütün hakları Hacer KÜÇÜKAYDIN a aittir. Yazarın yazılı izni olmaksızın kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz ve çoğaltılamaz. Copyright 2015 YAZAR Ahmet KÜÇÜKAYDIN Hacer KÜÇÜKAYDIN

Detaylı

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat

YÜKSEL ÖZDEMİR. - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007. Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat - şiirler - Yayın Tarihi: 11.10.2007 Yayınlayan: Antoloji.Com Kültür ve Sanat Yayın Hakkı Notu: Bu e-kitapta yer alan şiirlerin tüm yayın hakları şairin kendisine ve / veya yasal temsilcilerine aittir.

Detaylı

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf

Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf Yrd. Doç. Dr. Özgül Polat Şimdi Okullu Olduk İlkokul 1. Sınıf 11 Adım ve Soyadım Eşleştirme yapalım. A Cümlelerin ilk harflerinin her zaman büyük olması gerektiğini biliyor muydunuz? e T t E l e E L L

Detaylı

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin

Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin Günler süren yağmurdan sonra bulutlar kayboldu. Güneş, ışıl ışıl yüzünü gösterdi. Yıkanan doğanın renklerine canlılık gelmişti. Ağaçlardan birinin kökünden kahverengi, pırıl pırıl bir şerit uzanıyordu.

Detaylı

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden,

Şiir. Kategori: Şiir Cuma, 23 Nisan 2010 16:15 tarihinde yayınlandı. Gösterim: 4075. 1 / 7 Phoca PDF 1. SEN (1973) Senden, senden, hep senden, Çemberlitaş taki dedesinin konağında büyüyen şair, Amerikan ve Fransız kolejlerinde başladığı ilk ve lise öğrenimini Deniz Lisesi nde tamamladı. İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü nü 1924 te bitirince

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: B ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK?

DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER YAPTIK? DENİZ YILDIZLARI ANAOKULU MAYIS AYI 1. HAFTASINDA NELER SERBEST ZAMAN YAPTIK? Çocuklara sporun önemi anlatıldı ve her sabah spor yaptırıldı. Çocuklar ilgi köşelerinde öğretmen rehberliğinde serbest oyun

Detaylı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı

Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı Hırkatepe Köyü-Beypazarı (30 Kasım 2008) Yazan ve fotoğraflayan: Hüseyin Sarı 30 Kasım 2008 Pazar günü, Ahmet Bozkurt un öncülüğünde Fotoğraf Sanatı Kurumu nun organize ettiği Beypazarı Köyleri fotoğraf

Detaylı

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ

ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΤΠΟΤΡΓΔΙΟ ΠΑΙΓΔΙΑ ΚΑΙ ΠΟΛΙΣΙΜΟΤ ΙΓΡΤΜΑ ΓΙΑΥΔΙΡΙΗ ΑΠΟΓΔΤΜΑΣΙΝΩΝ ΚΑΙ ΒΡΑΓΙΝΩΝ ΔΠΙΜΟΡΦΩΣΙΚΩΝ ΠΡΟΓΡΑΜΜΑΣΩΝ ΚΡΑΣΙΚΑ ΙΝΣΙΣΟΤΣΑ ΔΠΙΜΟΡΦΩΗ ΣΕΛΙΚΕ ΕΝΙΑΙΕ ΓΡΑΠΣΕ ΕΞΕΣΑΕΙ ΥΟΛΙΚΗ ΥΡΟΝΙΑ: 2012-2013 Μάθημα: Σοσρκικά

Detaylı

Bir gün insan virgülü kaybetti. O zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise ünlem işaretini kaybetti. Alçak

Detaylı

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N.

* Balede, ayak parmakları ucunda dans etmek. [Ç.N.] ** Balede, ayaklarını birbirine vurarak zıplamak; antrşa şeklinde okunur. [Ç.N. New York ta bugün kar yağıyor. 59. Cadde deki evimin penceresinden, yönetmekte olduğum dans okuluna bakıyorum. Bale kıyafetlerinin içindeki öğrenciler, camlı kapının ardında, puante * ve entrechats **

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *İşbirliği yapmayı öğreniyorum. *Arkadaşlarımla işbirliği yapıyorum. *Çevremle iş birliği yapıyorum. *Yardımlaşmayı öğreniyorum.

Detaylı

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri

Okuma- Yazmaya Hazırlık. Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim. Fen Ve Doğa Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Ve Ritim Sohbetler *Tatilde neler yaptık? *Hava nedir? Hangi duyu organımızla hissederiz? *Tatildeyken hava nasıl değişimler oldu? *Müzik dendiğinde

Detaylı

T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TEMEL EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMI - 2012. PAMUK ŞEKERİM I (Kavram Eğitimi Kitabı)

T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TEMEL EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMI - 2012. PAMUK ŞEKERİM I (Kavram Eğitimi Kitabı) T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TEMEL EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMI - 2012 PAMUK ŞEKERİM I (Kavram Eğitimi Kitabı) ANKARA 2012 BAŞLARKEN Okul öncesi yıllar çocukların örgün eğitime başlamadan

Detaylı

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde

yeni kelimeler otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktiniz kış mevsiminde otuzsekizinci ders oluyor gezi genellikle hoş geldin mevsim hoş bulduk ilkbahar gecikti ilkbahar mevsiminde geciktin soğuk geciktim kış geciktiniz kış mevsiminde uç, sınır, son, limit bulunuyor/bulunur

Detaylı

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi

22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi 22.05.2014 Perşembe İzmir Gündemi GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU! Katip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tancan Uysal, Soma daki kömür faciası hakkında çok tartışılacak bir yazı kaleme aldı.

Detaylı

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3 Issue #: [Date] MAVİSEL YENER İLE RÖPOTAJ 1. Diş hekimliği fakültesinden mezunsunuz. Bu iş alanından sonra çocuk edebiyatına yönelmeye nasıl karar verdiniz?

Detaylı

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ

ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ ABDULLAH ALİYE CAN ANAOKULU ÇİÇEKLER SINIFI ARALIK AYI BÜLTENİ BELİRLİ GÜNLER VE HAFTALAR İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası Yerli Malı Haftası Yeni yıl (31 Aralık-1 Ocak) GÜNE BAŞLAMA ETKİNLİKLERİ Oyun

Detaylı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı

Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Einstufungstest / Seviye tespit sınavı Dil: Türkçe Seviye: A1/A2 1. Günaydın, benim adım Lavin, soyadım Çeşme. (a) Günaydın ben adım Lavin, soyadım Çeşme. Günaydın benim ad Lavin, soyad Çeşme. 2. Ben doktorum,

Detaylı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ 6 (ΕΞΙ) ΣΕΛΙΔΕΣ ΚΥΠΡΙΑΚΗ ΔΗΜΟΚΡΑΤΙΑ ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΜΑΘΗΜΑ: ΤΟΥΡΚΙΚΑ ΕΠΙΠΕΔΟ: A ΔΙΑΡΚΕΙΑ: 2 ώρες ΗΜΕΡΟΜΗΝΙΑ:

Detaylı

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu)

Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Tekirdağ Seyirlik Köy Oyunları ( Gelin Verme Oyunu- Kimde Kabahat Oyunu) Prof. Dr. Erman Artun GELİN VERME OYUNU Gelinlerin anasının üç kızıyla oyun alanına gelmesiyle başlar. "Haydee gelin satıyorum,

Detaylı

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý.

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Aðaçlar gördüm yeryüzü yaþýnda; Gölgesinde yaz uyur, kýþ uðuldar baþýnda.

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Özkan Öze. illustrasyonlar: Sevgi İçigen. Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim. yayın no: 120 Elveda Ağustos Böceği / deneme

Özkan Öze. illustrasyonlar: Sevgi İçigen. Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim. yayın no: 120 Elveda Ağustos Böceği / deneme Ö Z K A N Ö Z E 1974 yılında Adapazarı nda doğdu. Milli Eğitim hayatı lise son sınıfa kadar sürdü. Bütün bu süre içinde okumak ve yazmaktan daha önemli bir şey öğrenemedi. Lise yıllarında Zafer Dergisi

Detaylı

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI

TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI TAVŞANCIK A DOĞUM GÜNÜ SÜRPRIZI Güneşli bir günün sabahında, Geyikçik uyandı ve o gün en yakın arkadaşı Tavşancık ın doğum günü olduğunu hatırladı. Tavşancık arkadaşlarına her zaman yardımcı oluyor, ben

Detaylı

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım

Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam birçok arkadaşım Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa

Detaylı

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ

3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM BÜLTENİ 3 YAŞ BİRİMİ EKİM AYI ŞARKILARIMIZ OKULUMU SEVERİM Biz anasınıfı çocuklarıyız, Hem çalışırız,hem oynarız. Çok severiz biz okulu, Yaşasın yaşasın anaokulu. BAY MİKROP Bay mikrop

Detaylı

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok)

CÜMLE BİLGİSİ. ( Cümle değildir. Anlamı yok) CÜMLE BİLGİSİ Bir duyguyu, düşünceyi, isteği veya haberi anlatan sözcük yada sözcük grubuna cümle denir. Bir söz gurubunun cümle olabilmesi için anlamlı olabilmesi gerekir. Haberi tam olarak anlatamayan

Detaylı

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor.

Giovanni dışında bütün örenciler çok çalışıyor. O hiç çalışmıyor ama sınıfın en başarılı öğrencisi. Çok iyi Türkçe konuşuyor. OKUMA - ANLAMA: ÖĞRENCİLER HER GÜN NELER YAPIYORLAR? 1 Türkçe dersleri başladı. Öğrenciler her gün okula gidiyorlar, yeni şeyler öğreniyorlar. Öğretmenleri, Nazlı Hanım, her Salı ve her Cuma günü sınav

Detaylı

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI

YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Hafta Sonu Ev Çalışması YIL DEDE'NİN DÖRT KIZI Zaman adlı ölümsüz bir dev vardı. Bir gün Zaman, Yıl Dede'yi dört kızıyla birlikte yeryüzüne indirdi. Kızlar, yeryüzünü çok sevdiler. Hepsi bir yana dağılıp

Detaylı

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri)

I. BÖLÜM. Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) I. BÖLÜM Sayı, insan nefsinde birliğin tekrarından kaynaklanan manevi hayaldir. İhvan-ı Safa (Saflık Kardeşleri) Marifet, bize yâr olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek! İşte en haklı, en masum,

Detaylı

QIRIMTATAR TİLİNDE YAPMA SÖZLERNİÑ SEMANTİK ÖZELLİKLERİ. Seydametova Narıye *

QIRIMTATAR TİLİNDE YAPMA SÖZLERNİÑ SEMANTİK ÖZELLİKLERİ. Seydametova Narıye * QIRIMTATAR TİLİNDE YAPMA SÖZLERNİÑ SEMANTİK ÖZELLİKLERİ Seydametova Narıye * Özet Kırım Tatar Türkçesinin sistemli olarak öğrenilmesi meselesi Tatar dilcilerinin önemli problemlerinden biridir. Kırım Tatarcasında

Detaylı

PERİ KIZI * * TEZEL, Naki; Türk Masalları I, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.

PERİ KIZI * * TEZEL, Naki; Türk Masalları I, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990. PERİ KIZI * Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir köylü kadını varmış. Her gün bu kadının evinin önünden geçen bir delikanlı, kadının sokağa bir tas süt döktüğünü görür, merak

Detaylı

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular

Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular Ateş Ülkesi'nde Ateşgâh Ateşgâh ı anlatmak istiyorum bu hafta sizlere. Ateş Ülkesi ne yolculuk ediyorum bu yüzden. Birdenbire pilot, Sevgili yolcular hazır olun düşüyoruz diyor. Düşüyoruz ama ben dâhil

Detaylı

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri

Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Türkçe Dil Etkinlikleri Sanat Etkinlikleri Oyunlar Müzik Bilim Etkinlikleri Sohbetler *Kendimi tanıyorum (İlgi ve yeteneklerim, hoşlandıklarım, hoşlanmadıklarım) *Arkadaşlarımı tanıyorum *Okulumu tanıyorum

Detaylı

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden.

Parlar saçların güneşin rengini bana taşıyarak diye yazıvermişim birden. BEYAZIN PEŞİNDEKİ TATİL Geçen yıllarda Hopa da görev yapan bir arkadaşım Adana ya ziyaretime gelmişti. Arkadaşım Güney in doğal güzelliğine bayılıyorum deyince çok şaşırmıştım. Sevgili okuyucularım şaşırmamak

Detaylı

KIRMIZI YENGEÇLER SINIFINDANHERKESE MERHABA;

KIRMIZI YENGEÇLER SINIFINDANHERKESE MERHABA; 08.01.2016 KIRMIZI YENGEÇLER SINIFINDANHERKESE MERHABA; Haftaya kar oynayarak başladık. Bahçemize bir kardan adam yaptık ve çook eğlendik. Tasarruf ve Geri Dönüşüm konumuz ve eğitim hedeflerimiz doğrultusunda

Detaylı