HER ROMAN, YENİ BİR HAYATTIR

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "HER ROMAN, YENİ BİR HAYATTIR"

Transkript

1 HER ROMAN, YENİ BİR HAYATTIR İlk öykülerimi yazmaya başladığımda daha çok kişisel deneyimlerimi kaleme alıyordum. Doğrudan kendimi anlatmasam da, başımdan geçenleri farklı karakterler yaratarak, onların öykülerinin içine yerleştiriyordum. Kişisel öykülerim dediğim konular aslında ülkemin kaderini belirleyen konulardı. Çünkü ilk öykümü 1982 yılında kaleme almıştım. O yıllarda Türkiye askeri bir darbenin ağır baskısı altındaydı. Ben de askeri darbeye direnen anti-faşist bir gençlik hareketinin içinde yer alıyordum. Tahmin edilebileceği gibi yazdığım metinlerde, diktatörlüğün yarattığı derin acı, derin mutsuzluk ve adalet için dövüşen insanların kahramanlık öykülerini anlatıyordum. Bir tür iç dökme, bir tür yaşadıklarını açıklama ve herkese duyurma ihtiyacı da diyebiliriz buna. Alabildiğine duygusal, alabildiğine subjektif ve romantik bir anlatım. Daktilomun başına oturuyor, o anki esin durumumun yönlendirmesiyle başlıyordum yazmaya. Bir öykü kitabı, bir novella ve bir de masal kitabı yazdığım bu dönem yaklaşık on dört yıl kadar sürdü. Bir tür emekleme, çıraklık, yazmayı öğrenme süreci diyebiliriz. İlk romanım Sis ve Gece 1996 yılında yayınlandı. Artık baş karakterim bir devrimci değil, devleti korumak için kurulmuş bir gizli servisin ajanıydı. Tümüyle kurmaca olan hikayesi, vicdanıyla mesleği arasında kalmış bir adamın yaşadığı çelişkileri anlatıyordu. Bir yanda kutsal saydığı görevi, öte yanda gitgide kaybettiği insanlığı. Ama ilk romanımdaki değişiklik sadece başkarakterimle sınırlı değildi. Romanımı yazmadan önce uzun bir okuma süreci gerçekleştirmek zorunda kaldım. Çünkü, devletin gizli servisi hakkında bildiklerim son derece sınırlıydı. Gizli servis ajanı kimdir, gerçek işi nedir, nasıl bir insandır hiçbir fikrim yoktu. Böylece, romanımın başkarakterini oluşturmak için yoğun bir okuma ve araştırmaya yöneldim. Fakat bu da yeterli değildi, yazdığım roman bir polisiyeydi, yani karmaşık ve sağlam bir kurguya sahip olmalıydı. O nedenle daha romanın ilk cümlesini yazmadan, tıpkı bir mimar gibi tek tek bölümleri belirledim. Hangi bölümde ne olacağını, olayların birbirine nasıl bağlanacağını saptadım. Sayıları insanlardan, işlemleri olaylardan oluşan çok bilinmeyenli bir denklem oluşturduğumu söyleyebilirim. Aynı durum romandaki öteki karakterleri belirlerken de geçerli oldu. Olay örgüsünün gerektirdiği karakterleri tek tek yazdım, analiz ettim. Ve son olarak romanın dili üzerine de epeyce çalışmam gerekti. Kurgu gereği romanı birinci tekil şahısın ağzından anlatmaya karar verdim. Okurumun, olayları onun gözünden görmesini istiyordum. Devletin mantığıyla hareket eden bir adamın yaşayabileceği derin hayal kırıklığını ve düşüncelerindeki büyük değişimi okurun da hissetmesini amaçlıyordum. Bütün bu kararları verdikten sonra oturmuştum bilgisayarımın başına evet, bu arada teknolojik gelişime ayak uydurarak artık daktilodan bilgisayara terfi etmiştim-. Sonuç, umut vericiydi; romanım çok satmasa da eleştirmenlerin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Sis ve Gece, Türkiye de yazılan ilk edebi polisiye olarak anılmaya başlandı. Böylece sonraki romanlarımda kullanacağım yöntemi de bulmuş oldum. Bu yöntemi sırasıyla şu altı maddede sıralayabilirim. 1) Yazacağım konuya karar vermek. 2) O konu hakkında araştırma yapmak. 3) Romanın hikayesini yazmak. 4) Hikayeyi polisiye bir kurguya dönüştürmek. 5) Karakterleri belirlemek. 6) Romanın dili üzerine çalışmak. Yazacağım konuya karar vermek: Aslında bu seçim oldukça farklı biçimlerde gerçekleşebiliyor. Sis ve Gece de gizli servis ajanını anlatmaktaki amacım, ülkedeki darbenin etkilerini bir adamın yaşamındaki trajik kırılmayla gözler önüne sermekten çok, otoriter yönetimlerin insan ruhunda yaratabileceği etkileri tartışmaya açmaktı. Askeri bir rejimi yargılamaktan çok, insan denen mahlukun, baskı altında ne tür tepkiler verebileceğini anlatmaya ve anlamaya çalışmaktı. Belki sonraki makalelerde bu konuyu ele alma fırsatım olacak ama yeri gelmişken belirteyim: Eğer edebiyatın bir misyonu varsa, o da insan ruhunu anlatmaya, açıklamaya, tartışmaya çalışmaktır. Çalışmaktır diyorum, çünkü insan ruhunun kesin bir tanımını yapmak mümkün değil. İnsan ruhunun rengi, kokusu, ağırlığı, tadı, görüntüsü yoktur. Maddi olarak varolmayın bir olguyu anlatmaktan daha zor ne olabilir? Neyse, konumuza yeniden dönecek olursak, yazacağım romana karar vermemde, o sıralar yoğunlaştığım ya da beni derinden etkileyen olayların belirleyici olduğunu söyleyebilirim.

2 Örneğin Patasana adlı romanımda, bir zamanlar Anadolu da hüküm sürmüş Hitit İmparatorluğu nun son dönemini anlatmıştım. Hititleri seçmem biraz raslantı, biraz da gereklilik sonucu olmuştu. Ben üniversite okumak için geldiğim İstanbul da yaşamaktayım ama doğduğum şehir Gaziantep, Güneydoğu Anadolu da bulunmaktadır. Sık sık ailemi ziyaret için Gaziantep e giderim. Çok kültürlü bir yapısı olan doğdum şehir beni her zaman esinlemiştir. Yine bir yaz mevsiminde doğduğum şehre gitmiştim. Muhteşem Fırat nehrinin kenarında antik bir yerleşim yeri gördüm. Üzeri topraklarla kaplanmıştı ama surlar, binaların sütun başları, duvarlar seçilebiliyordu. Çok etkilendim, orada yaşamış olan insanları düşündüm. Onların aşklarını, savaşlarını, kahramanlıklarını, korkaklıklarını... Onlar, binlerce yıl önce yaşamış benim hemşehrilerimdi. Zamanın tozları altında kalan bu gizemli şehre bakarken, neden burayı yazmıyorum diye düşündüm. Neden o insanları anlatmayı denemiyorum? Ama nasıl yazacaktım? Binlerce yıl önce terk edilmiş bu şehir hakkında hiçbir şey bilmiyordum. İstanbul a dönünce, hemen üniversiteye gittim, konuyla ilgili tarihçileri buldum, onlardan ilk bilgileri aldım. Evet, orası Hitit İmparatorluğu nun ikinci başkenti Kargamış tı. Acımasız savaşlar ve iç çatışmalar sonucu yıkılmıştı. İşin tuhafı, bu topraklarda çatışmalar ne yazık ki hiç eksik olmamış, ara ara huzur egemen olsa da kanlı boğuşma hep sürmüştü. Günümüzde de binlerce yıl öncekine benzer bir içsavaş sürüyordu Anadolu da. Kürt gerillalar hükümete karşı silahlı bir ayaklanma başlatmışlardı. Dağlardan her gün ölüm haberleri geliyordu. Ortadoğu da da çatışmalalar eksik olmuyordu. Raslantı sonucu gördüğüm bu antik şehirde geçmişte yaşananlarla, bugün olanları birleştirmek ilginç olabilirdi. Çünkü insanlık savaş olmadan yaşamayı hala becerememişti. Böylece romanımın konusu belirlenmiş oldu. İnsanlığın olumsuz bir geleneği olarak şiddet. Konuyu belirlemiştim fakat haklarında nerdeyse hiçbir bilgiye sahip olmadığım Hititleri nasıl yazacaktım? Elbette okuyarak, konuşarak, gezerek. Evet, tıpkı bir üniversite öğrencisi gibi Hittitler hakkında yazılanları okudum, tarihçilerle saatler süren konuşmalar yaptım, kazı alanlarında arkeologların deneyimlerini öğrendim. Antik Hitit şehirlerine gittim, müzelerden çıkmaz oldum. Sakın yanlış anlaşılmasın, şikayet etmiyorum, bütün bu bilgileri öğrenmek, inanılmaz zevkliydi. Kaybolmuş bir uygarlığın içinde yaşamaya başlamıştım. Hayatım renklenmişti, dünyayı öğrenmeye çalışan bir çocuğun büyük merakını hissediyordum içimde. Müthiş bir deneyimdi. Yaklaşık bir yılımı olan bu çalışmanın sonunda, artık romanımı yazacak kadar bilgiye sahiptim. Romanın hikayesini belirleme süreci de, araştırma sürecimle paralel akmıştı. Okumalarım sırasında Patasana adında bir saray yazmanıyla karşılaştım. Adamın sadece adını ve mesleğini biliyordum, başka hiçbir veri yoktu, ama bu bile yeterli olmuştu, hikayemi onun üzerine kurmam için. İmkansız bir aşk üzerine kurulu, bir tür tragedya, epik bir destan ve acımasız bir intikam hikayesi. Ama bugünü de anlatmam gerekiyordu. Konuştuğum arkeologlardan esinlenerek, Fırat nehrinin yemyeşil sularının kenarında bir kazı alanı yarattım. O kazı alanında Patasana nın binlerce yıl öncesinden kalan el yazması tabletlerini buldurdum. Bu tabletler, yeryüzünün ilk resmi olmayan tarihini anlatıyordu. Kralların yazdırdıklarını değil, ihanete uğramış bir saray yazmanının kil tabletlere döktüğü gerçekleri. Böylece hikayem bugünden, geçmişin gizemli hakikatlerine uzanmaya başladı. Sıra polisiye kurguya gelmişti. Yani en sevdiğim bölüme. Elbette bir cinayete ihtiyacım vardı, başka ölümlere yol açabilecek karmaşık ve sırlarla dolu bir cinayete. Geçmişle bugünü birbirine bağlayacak esrarengiz olaylar zincirine. Anadolu bu konuda gerçek bir hazinedir. Efsaneler, destanlar, masallar. Elbette onlarca böyle metin okudum. Epeyce zorlandığımı itiraf ediyorum ama hoşuma giden bir kurguya ulaşmıştım sonunda. Kazı alanında bulunan tabletler bizi cinayetlere götürecek, geçmişle bugünü kıyaslamamıza olanak verecekti. Artık romanın Patasana dışındaki karakterlerini de belirleyebilirdim. Onlarca karakter çıktı ortaya, hepsinin kişiliğini, fiziki görünümlerini, neyi beğenip, neden nefret ettiklerini tek tek yazdım. Roman kişilerime, her türlü iyiliği ve kötülüğü yaptırdım, kahramanlığı ve korkaklığı yaşattım, çünkü amacım insan ruhunun o çok parçalı bütünlüğünü anlatmaktı. Onları yaratırken elbette, karşılaştığım insanlardan yola çıktım, o yüzden gerçek karakterler oldular. 2

3 Ve bir romanı edebiyat yapan en önemli unsura gelmişti sıra, dile. Romanı hem yazarın gözünden, hem de Patasana nın gözünden aktarmayı tercih ettim. Böylece aralarında üç bin yıl bulunan iki farklı dönemi inandırıcı bir şekilde anlatabilme fırsatını yakalamış oldum. Elbette Patasana nın üç bin yıl önce kullandığı dil, daha epik ve şiirseldi, günümüzdeki dil ise daha yalın. Sonra yazdığım romanlarda da bu yöntemi kullanmayı sürdürdüm. Ülkemin 200 bin yıllık tarihi, Hitit, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması, beni tarihe doğru çekiyor. Öte yandan gerilim ve entrika üzerinde yükselen cinai hikayeler anlatmayı seviyorum. Aslına bakarsanız, tarih yazıcılığı ile cinayet çözümlemek tuhaf bir biçimde birbirine benziyor. Her iki süreçte de hakikati arıyorsunuz; birinde yitik bir uygarlığı, ötekinde katilin kim olduğunu? Oldukça ilgi çekici konular. Sanırım bu nedenle, sinemacılar hep ilgi duydu yazdıklarıma. Hikayelerimden üç ayrı televizyon dizisi, iki tane de sinema filmi yapıldı. Açık konuşmak gerekirse, senaryo yazmaktan çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Senaryo yazmak, kısıtlayıcı bir çalışma. Roman yazarken sadece siz varsınız, istediğiniz her konuyu, gönlünüze göre yazmakta özgürsünüz, ama sinemada durum çok farklı. İster dizi olsun isterse film senaryosu, başta yapımcı olmak üzere ekipteki herkes sizi kısıtlamaya çalışır. Yazdığım karakterleri televizyonda ya da sinema perdesinde görmek güzel olsa da, kendi başına üreten biri olarak, film ekibinin keyfine göre kalem oynatmak pek bana göre değil. Aynı şeyi tiyatro için de söyleyebilirim. Bir hikayem hem müzikal bir gösteri, hem de tiyatro oyunu olarak sergilendi. Orada da içim çok rahat değildi, gördüklerim ise benim aklımdan geçenler değildi. Belki bir yazar olarak, bu işlere hiç karışmamak lazım. Hayır, yazdıklarımın farklı sanat alanlarını esinlemesine karşı değilim. Eserlerimin filmlere uyarlanması, tiyatro oyunları yapılması, çizgi romanlara dönüştürülmesi hoşuma gidiyor. Sadece edebiyat alanında değil, sanatın öteki alanlarında da eserlerin ortaya çıkmasına yardımcı olmak güzel bir duygu, ama kendi başıma yazmanın zevkini hiçbir şeye değişmem. Elbette bir yazar olarak sadece kurgusal metinler kaleme almıyorum. Zaman zaman edebiyat hakkında makaleler de yazıyorum. Özellikle de hem dünyada, hem de ülkemde yanlış anlaşılan, küçümsenen, üvey evlat muamelesi gören poliseye edebiyat hakkında sıkça yazıyorum. Bir tür savunma yazısı oluyor bunlar. Önyargıları kırma için yapılan polemikler. Galiba seviyorum polemik yapmayı da. Üstelik etkisiz olduğunu da söyleyemem. Sonuçta bu çabam beni, ülkede polisiye roman savunucusu konumuna getiriyor. Bundan da asla rahatsız değilim, çünkü romanları polisiye, aşk, tarih, felsefi vb. gibi konularına göre ayırmak gerekli olsa da aslında iki tür edebi metin bulunduğuna inanıyorum; iyi olanlar ve kötü olanlar. Ahmet ÜMİT 3

ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK VE BİRLİKTE YAŞAM ÜZERİNE BİR İSRAİL DENEYİMİ: SADAKA REUT / KARDEŞLİK Özgür Akarsu 02.01.2007 Sadaka Reut, İsrail de 1980 lerden beri topluluklar arası diyalog imkânlarını geliştirmeyi

Detaylı

Filantropi Seminerleri. "Başrolde Ödüllü Kadınlar Var"

Filantropi Seminerleri. Başrolde Ödüllü Kadınlar Var Filantropi Seminerleri "Başrolde Ödüllü Kadınlar Var" Seminer Deşifresi 11 Aralık 2014 Sabancı Center, Hacı Ömer Konferans Salonu İstanbul Konuşmacılar: Sheryl WuDunn, Pulitzer Ödüllü Gazeteci, Half The

Detaylı

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var

Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var 477 Edebiyat Tarihinin Kendi Tarihini Yazmaya İhtiyacımız Var Fatih Altuğ, Mehmet Fatih Uslu, Ömer Faruk Yekdeş Sorular: Hazel Melek Akdik Monograf

Detaylı

Açılış Konuşması, Davut Kavranoğlu

Açılış Konuşması, Davut Kavranoğlu SONUÇ BİLDİRGESİ Açılış Konuşması, Davut Kavranoğlu Sevgili genel başkan yardımcım, çok değerli misafirler Yeni Dijital Dünya toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Geçmişin tecrübesiyle bugünün dünyasını

Detaylı

Tarih Öğretmeni Eğitiminde Tarihsel Romanların Kullanımı: Bir Eylem Araştırması

Tarih Öğretmeni Eğitiminde Tarihsel Romanların Kullanımı: Bir Eylem Araştırması Ahi Evran Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi (KEFAD) Cilt 12,Sayı 4, Aralık 2011, Sayfa 277-301 Tarih Öğretmeni Eğitiminde Tarihsel Romanların Kullanımı: Bir Eylem Araştırması İbrahim Hakkı

Detaylı

Rober Koptaş: FİLM ARASI Serge Avedikian:

Rober Koptaş: FİLM ARASI Serge Avedikian: Rober Koptaş: Bu toplantıyı Ermenice yapmayı planlamıştık ama hem Ermenice nin hem Türkçe nin var olabileceği bir yol bulalım. Serge Avedikian Ermenice konuşacak, ben de onları Türkçe ye çevireceğim. Serge

Detaylı

M E R Y E M UZERLİ ÜNLÜ OLMAK BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL

M E R Y E M UZERLİ ÜNLÜ OLMAK BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL ELLEKAPAKRÖPORTAJ M E R Y E M UZERLİ ÜNLÜ OLMAK BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL Türkiye, Meryem Üzerli yi Muhteşem Yüzyıl daki rolüyle tanıdı. Ama kocaman gülümsemesiyle ve pozitif enerjisiyle sevdi. Ülkeyi ani

Detaylı

AKADEMİK PERSONEL VE LİSANSÜSTÜ EĞİTİMİ GİRİŞ SINAVI (ALES) (İlkbahar Dönemi) 12 MAYIS 2013 PAZAR

AKADEMİK PERSONEL VE LİSANSÜSTÜ EĞİTİMİ GİRİŞ SINAVI (ALES) (İlkbahar Dönemi) 12 MAYIS 2013 PAZAR T.C. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi AKADEMİK PERSONEL VE LİSANSÜSTÜ EĞİTİMİ GİRİŞ SINAVI (ALES) (İlkbahar Dönemi) 12 MAYIS 2013 PAZAR Bu testlerin her hakkı saklıdır. Hangi amaçla olursa olsun, testlerin

Detaylı

Metne Hâkim Olmak İçin Değil Metinle Uğraşabilmek İçin Geliştirilecek Araçlardan Söz Etmek Gerekli

Metne Hâkim Olmak İçin Değil Metinle Uğraşabilmek İçin Geliştirilecek Araçlardan Söz Etmek Gerekli Metne Hâkim Olmak İçin Değil Metinle Uğraşabilmek İçin Geliştirilecek Araçlardan Söz Etmek Gerekli 187 Metne Hâkim Olmak İçin Değil Metinle Uğraşabilmek İçin Geliştirilecek Araçlardan Söz Etmek Gerekli

Detaylı

Berke Baş: Kendi hikâyelerimizle yeni bir tarih oluşturabiliriz!

Berke Baş: Kendi hikâyelerimizle yeni bir tarih oluşturabiliriz! Berke Baş: Kendi hikâyelerimizle yeni bir tarih oluşturabiliriz! Belgeselci Berke Baş, 2009 yılında iki kere Mithat Alam Film Merkezi nin konuğu oldu. Dört yönetmenli Bu Ne Güzel Demokrasi! nin ardından,

Detaylı

KENDİ İŞİNİ KURMA REHBERİ

KENDİ İŞİNİ KURMA REHBERİ KENDİ İŞİNİ KURMA REHBERİ Yayına Hazırlayanlar: Prof. Dr. Tunçdan BALTACIOĞLU Yrd. Doç.Dr. Öznur YURT Öğr. Gör. Taylan DEMĠRKAYA ÖNSÖZ Değerli Okuyucular, Üniversitemiz kısa sürede uluslararası bir üniversite

Detaylı

İŞTE BU FİKİR TUTAR!

İŞTE BU FİKİR TUTAR! NEDEN BAZI FİKİRLER TUTUYOR DA BAZILARI ÖLÜP GİDİYOR? C H I P H E A T H ve D A N H E A T H NE TUTAR? Bazı fikirler özü gereği ilgi çekicidir ve bazıları da değildir. Bir organ hırsızları çetesi özü gereği

Detaylı

PROF.DR. ÖMER ÇAHA İLE MÜLAKAT

PROF.DR. ÖMER ÇAHA İLE MÜLAKAT PROF.DR. ÖMER ÇAHA İLE MÜLAKAT DÜNYADA VAN GAZETESİ 7 Haziran da yapılacak olan genel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi nden (Ak Parti) Van Milletvekili Aday Adayı olan Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim

Detaylı

İFADE ÇEŞİTLERİ 1. DESTEKLEYİCİ VE AÇIKLAYICI İFADELER. Dengeli beslenmek yani her çeşit yiyecekten yeterince yemek sağlığımız için önemlidir.

İFADE ÇEŞİTLERİ 1. DESTEKLEYİCİ VE AÇIKLAYICI İFADELER. Dengeli beslenmek yani her çeşit yiyecekten yeterince yemek sağlığımız için önemlidir. İFADE ÇEŞİTLERİ 1. DESTEKLEYİCİ VE AÇLAYICI İFADELER Dengeli beslenmek yani her çeşit yiyecekten yeterince yemek sağlığımız için önemlidir. Ben hiç yemek ayırt etmem. Açıkçası her yemeği severek yerim.

Detaylı

Kitabı okumaya başlamadan önce: Sevgili yol arkadaşım,

Kitabı okumaya başlamadan önce: Sevgili yol arkadaşım, Kitabı okumaya başlamadan önce: Sevgili yol arkadaşım, Bu kitap, hepimize, bir hayat amacımız olduğunu göstermek için yazıldı Bu kitabı yazan da aslında bir zamanlar kaybolmuştu 40 yaşına geldiğinde, kaybolduğu

Detaylı

Panel: Aynı Toprakta Öteki Olmak Eğer sürekli dostluktan bahsetme ihtiyacı hissediyorsanız, bu ortada öyle bir dostluk olmadığı anlamına gelir.

Panel: Aynı Toprakta Öteki Olmak Eğer sürekli dostluktan bahsetme ihtiyacı hissediyorsanız, bu ortada öyle bir dostluk olmadığı anlamına gelir. Panel: Aynı Toprakta Öteki Olmak Eğer sürekli dostluktan bahsetme ihtiyacı hissediyorsanız, bu ortada öyle bir dostluk olmadığı anlamına gelir. Aylin Vartanyan, Arzu Öztürkmen, Ardaşes Margosyan, Vangelis

Detaylı

Farklı Kurumlarda Çalışan Psikolojik Danışmanların Yaşadıkları Etik İkilemler ile Bu İkilemler Karşısındaki Tutum ve Davranışları

Farklı Kurumlarda Çalışan Psikolojik Danışmanların Yaşadıkları Etik İkilemler ile Bu İkilemler Karşısındaki Tutum ve Davranışları Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Educational Sciences: Theory & Practice - 12(3) Yaz/Summer 1791-1812 2012 Eğitim Danışmanlığı ve Araştırmaları İletişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. www.edam.com.tr/kuyeb

Detaylı

Mutlu Olma Sanatı SEY

Mutlu Olma Sanatı SEY Mutlu Olma Sanatı SEY Mutlu Olma Sanatı Bertrand (Arthuı WiUiam) Russell d. 18 Mayıs 1872, Trelleck, Monmouthshire - ö. 2 Şubat 1970, Merioneth, Galler Ingiliz mantıkçı ve düşünür. Matematiksel mantık

Detaylı

Gezi Parkı nda Ne Oldu? Katılımcıların Penceresinden Bir Gezi Parkı Değerlendirmesi. Mensur Akgün, Burak Cop, Yunus Emre, Çağla Gül Yesevi

Gezi Parkı nda Ne Oldu? Katılımcıların Penceresinden Bir Gezi Parkı Değerlendirmesi. Mensur Akgün, Burak Cop, Yunus Emre, Çağla Gül Yesevi Gezi Parkı nda Ne Oldu? Katılımcıların Penceresinden Bir Gezi Parkı Değerlendirmesi Mensur Akgün, Burak Cop, Yunus Emre, Çağla Gül Yesevi Gezi Parkı nda Ne Oldu? Katılımcıların Penceresinden Bir Gezi

Detaylı

Bilge Çocuk. Kardan adama elveda dememek için; küresel ısınmaya dur de! Küçükçekmece Belediyesi nin çocuklara armağanıdır. Yıl: 2 Sayı: 6 / 2012

Bilge Çocuk. Kardan adama elveda dememek için; küresel ısınmaya dur de! Küçükçekmece Belediyesi nin çocuklara armağanıdır. Yıl: 2 Sayı: 6 / 2012 Bilge Çocuk Yıl: 2 Sayı: 6 / 2012 Kardan adama elveda dememek için; küresel ısınmaya dur de! Küçükçekmece Belediyesi nin çocuklara armağanıdır. Sevgili Çocuklar, Okumayı ve yeni bilgiler öğrenmeyi ne

Detaylı

REFAH İÇİNDE BİR YAŞAM SÜRDÜRME REHBERİ BOLLUK- BEREKET ENERJİSİNİ HAYATINIZA ÇEKİN

REFAH İÇİNDE BİR YAŞAM SÜRDÜRME REHBERİ BOLLUK- BEREKET ENERJİSİNİ HAYATINIZA ÇEKİN REFAH İÇİNDE BİR YAŞAM SÜRDÜRME REHBERİ BOLLUK- BEREKET ENERJİSİNİ HAYATINIZA ÇEKİN Bu kitap sürekli maddi sorunlarla uğraşmak zorunda kalan, Refah içinde yaşamak isteyen, Bugüne kadar hayatında refah

Detaylı

YEK Sözleşmeleri. Konuşmacı: E. O.

YEK Sözleşmeleri. Konuşmacı: E. O. 2. OTURUM: Şimdi ÇevBir den Y. T. ve B. D. kendi deneyimlerini aktaracak ve ÇevBir in tip sözleşmesinden bahsedecekler. Sonra da YEK ten E. O. bizim hazırladığımız sözleşme konusunda bilgi verecek. B.

Detaylı

EFT Duygusal Özgürlük Teknikleri TM İyileştirme için evrensel bir yardım Yeni İyileştirme Gökdelenine Giriş El Kitabı Beşinci Basım Bütün olumsuz duyguların nedeni vücudun enerji sisteminin bozulmasıdır.

Detaylı

TED ANKARA KOLEJİ VAKFI ÖZEL LİSESİ TÜRKÇE A1 DERSİ BİTİRME TEZİ BAŞKA BİR BEN. Diploma Numarası: D11290102

TED ANKARA KOLEJİ VAKFI ÖZEL LİSESİ TÜRKÇE A1 DERSİ BİTİRME TEZİ BAŞKA BİR BEN. Diploma Numarası: D11290102 TED ANKARA KOLEJİ VAKFI ÖZEL LİSESİ TÜRKÇE A1 DERSİ BİTİRME TEZİ BAŞKA BİR BEN Öğrenci Adı: Pırıl Zaim Rehber Öğretmen: Şule Kaynar Diploma Numarası: Sözcük Sayısı: 2,972 Araştırma Sorusu: Zülfü Livaneli

Detaylı

ÖZEL TUNÇSİPER OKULLARI

ÖZEL TUNÇSİPER OKULLARI ÖZEL TUNÇSİPER OKULLARI İçindekiler Ortak Alan 1-11 A 12-47 naokulu Ortak Alan 48-53 54-89 İlköğretim Ortak Alan 90-95 96-131 Lise Ortak Alan 132-133 Temmuz 2012 / Sayı 6 Yılda bir kez yayımlanır. İmtiyaz

Detaylı

PROF. DR. EJDER YILMAZ ile RÖPORTAJ

PROF. DR. EJDER YILMAZ ile RÖPORTAJ Avukat Atilâ ELMAS ın Anısına PROF. DR. EJDER YILMAZ ile RÖPORTAJ Av. Soner ALPER Stj. Av. Selcen BAYÜN Stj. Av. Sercan ARAN Hayaliniz hukukçu olmak mıydı yoksa başka idealleriniz var mıydı? Elbette ideallerim

Detaylı

DOĞRU ERKEĞİ BULMA KILAVUZU. İlhan Uçkan Epsilon Yayıncılık WWW.MAXIMUMBILGI.COM

DOĞRU ERKEĞİ BULMA KILAVUZU. İlhan Uçkan Epsilon Yayıncılık WWW.MAXIMUMBILGI.COM _ 1 DOĞRU ERKEĞİ BULMA KILAVUZU İlhan Uçkan Epsilon Yayıncılık _ İÇİNDEKİLER 1. Ders: 2 "Doğru erkeği" ararken - Neden siz hâlâ yalnızsınız - Erkek çok ama "doğru erkek" yok - İlişkiniz neden yürümedi

Detaylı

HER ŞEY YOLUNDA 1. GİRİŞ

HER ŞEY YOLUNDA 1. GİRİŞ EDEBİYAT ve KOÇLUK Yeşim Erberksoy HER ŞEY YOLUNDA 1. GİRİŞ Edebiyatçılar geçmişten bu güne insanoğlunun hayat yolundaki deneyimlerini, kültürel özelliklerini ve bilinçdışı simgelerini yaşanılan çağa taşıyan

Detaylı

TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA DA SON GÜN

TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA DA SON GÜN TARİHE TANIKLIK EDEN ROMAN: DRİNA DA SON GÜN Mustafa AYDEMİR 1 Özet Türk romanının değişmez mekânı olan İstanbul dan sonra, Milli Mücadele ve akabinde Cumhuriyetle birlikte başlayan değişim, Anadolu yu

Detaylı