Anksiyete duyarlýlýðý yüksek kiþiler anksiyetedeki

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Anksiyete duyarlýlýðý yüksek kiþiler anksiyetedeki"

Transkript

1 Panik ve Depresyon: Etiyoloji, Taný ve Eþtaný Sorunlarý Doç. Dr. Levent SEVÝNÇOK*, Dr. Aybars AKOÐLU* Anksiyete duyarlýlýðý yüksek kiþiler anksiyetedeki fiziksel duyumlarýn çok kötü sonuçlarý olabileceðini düþünür. Bu tip kiþiler kalp çarpýntýlarýnýn kalp durmasýna, derealizasyonun (kiþinin kendisinin veya dýþ dünyanýn gerçek dýþý olduðu yünündeki geçici bir duygu) delirme ya da kontrolün kaybýna, titremenin alay konusu olma ya da reddedilmeye neden olabileceðinden endiþe eder. Bazý kiþiler bu tür endiþeleri gözlemsel öðrenme (örneðin; ebeveynlerinin stresin neden olduðu bir göðüs aðrýsý ile birden alarma geçtiklerini farkederler) ya da yanlýþ bilgilenme yoluyla edinebilir (örneðin; çocuða depersonalizasyon duygularýnýn delirmenin habercisi olduðu söylenmiþtir). Anksiyete ile iliþkili duyumlardan korkulmasý bütün anksiyete tepkileri ve bozukluklarýna, özellikle panik bozukluða (PB) yatkýnlýk saðlar. Bunun bir açýklamasý panik ataklarýnýn kendisinin duyarlýlýða neden olmasýdýr. Paniðin sürekli olarak dehþet yaratmasý bir kiþinin sersemlik, çarpýntý ve korku yaþamasýna yol açar. Anksiyete duyarlýlýðýnýn kendisi de panik riskini arttýrýr. Örneðin, nefes daralmasý boðulma korkusunu uyarýnca bunun sonucu olarak çarpýntý, göðüs aðrýsý, gerginlik, terleme ve titreme gibi diðer belirtiler de ortaya çýkar. Bu belirtiler daha sonra kiþiyi alarm durumuna * Adnan Menderes Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, AYDIN sokar, giderek fiziksel duyumlar artar ve bu kýsýr döngü panik ataðýyla sonuçlanýr. Bu durumu yaþayanlara bu ataklar her yerde olabilir gibi gelir. Örneðin, sersemlik onlarý korkutursa bu kaynaðýn ne kadar masum olduðu önemli deðildir, panik ortaya çýkabilir. Kiþi bunu basit bir þekilde spontan, beklenmeyen bir ataðýn belirtisi olarak görebilir. PANÝK BOZUKLUKTA NÖROBÝYOLOJÝK BULGULAR PB'nin 1980'de diðer anksiyete bozukluklarýndan ayrýlmadan önce patolojik anksiyete hallerinin büyük ölçüde psikolojik ya da çevresel etkenlerle ortaya çýktýðý, nörobiyolojik ve genetik etmenlerin daha çok psikoz ve duygulaným bozukluklarýnda önemli olduðuna inanýlýrdý. Panik ataklarýnýn antidepresanlara yanýt verdiði ilk olarak 1960'larda gösterilmesine ve panik ataklarýnýn açýk bir þekilde spontan baþlama özelliðinin hastalýðýn bazý nörobiyolojik mekanizmalarla iliþkisi olduðu þüphesine karþýn, 1980'lere kadar panik ataklarýnýn ilaçlara yanýt verdiði yönündeki görüþler henüz güçlenmemiþti. Bu yýllardan itibaren PB ile ilgili nörobiyolojik araþtýrmalarda patlama yaþanmýþtýr. Bu araþtýrmalarda özellikle sodyum laktat, karbondioksid, kafein, isoproterenol, m-cpp, noradrenalin, adrenalin, yohimbin ve kolesistokinin olmak üzere çeþitli maddelerin ataklarý nasýl provoke ettiði araþtýrýlmýþtýr (Cowley ve Arana 1990). Paniði tetiklediði bilinen kýþkýrtýcý ajanlarýn birtakým hormonlarýn yanýt verebilirliðini test etme avantajý 215

2 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. olduðu gibi, bunlarýn etkilerinin PB'de olduðu düþünülen uyumsal anormallikleri yansýttýðý da anlaþýlmýþtýr. Paniði ortaya çýkaran ajanlar belirli nörokimyasal mekanizmalar ve etkileri yönünden farklýlýk gösterdiði için çalýþmalar fizyopatolojik olarak bir "son ortak yol" gösterilememekle birlikte, panik ataklarýnýn prefrontal korteks, insula, talamus, amigdala ve beyin sapýna ve hipotalamusa amigdalar projeksiyonlarý kapsayan normal olarak duyarlý hale gelmiþ bir korku aðý (fear network) içinde yayýldýðý açýklamasý yapýlmaktadýr (Gorman ve ark. 2000). Gorman ve arkadaþlarý (1989) tarafýndan bir panik ataðýnýn serotonerjik ve noradrenerjik ileti ve solunum kontrolü ile ilgili beyin sapýndaki odaktan kaynaklandýðý hipotezi ortaya atýlmýþtý. Bu hipoteze göre beklenti anksiyetesi limbik yapýlarýn ateþlenmesinden sonra ortaya çýkýyor, fobik kaçýnma davranýþý da prekortikal etkinliðin bir iþlevi olarak kabul ediliyordu. Daha sonra ilaç tedavisinin PB hastalarýndaki etkinliðinin beyin sapý iþlevlerini normalleþtirerek saðladýðý, biliþsel davranýþçý tedavilerin ise kortikal düzeylerde iþlediðini ileri sürülmüþtür. Yapýlan çalýþmalar korkunun edinilmesinde gerekli olan beyin yolaklarý ve nörotransmitterlerin anlaþýlmasýný saðlamýþtýr. Þartlý uyarýlarýn duyusal inputlarý ön talamus vasýtasýyla amigdalanýn lateral nükleusuna oradan da amigdalanýn santral nükleusuna aktarýlýr (LeDoux ve ark. 1990). Bu bölge daha sonra otonomik ve davranýþsal yanýtlarý koordine eden bilginin geçiþ yaptýðý merkezi noktadýr (LeDoux ve ark. 1988). Klinik öncesi çalýþmalarda bu yanýtlarý düzenleyen amigdalar projeksiyonlar bulunmuþtur. Amigdalanýn santral nükleusunun efferentlerinin birçok hedefleri vardýr. Parabrachial nükleus solunum hýzýnýn artmasýnda rol oynar (Takeuchi ve ark. 1982). Hipotalamusun lateral nukleusu sempatik sinir sistemini aktive ederek otonomik uyarýlmaya ve sempatik boþalýma neden olur. Lokus seruleus norepinefrin salýnýmýnda artýþa neden olarak kan basýncý, kalp hýzý ve davranýþsal korku yanýtýný arttýrýr. Hipotalamusun paraventriküler nukleusu adrenokortikoidlerin salýnýmýnda artýþa neden olur. Amigdalanýn santral nukleusundan periaquaduktal gri bölgeye kalkan bir projeksiyon savunucu davranýþlar ve yerinde donup kalma gibi diðer davranýþsal yanýtlardan sorumludur. Amigdala beyin sapý yapýlarýndan ve duyusal talamustan doðrudan duyusal inputlar almasýna karþýn duyusal bilginin iþlenmesi ve deðerlendirmesine katýlan kortikal bölgelerden afferentler de alýr. Bu yolaklardaki nörobiliþsel bir defisit duyusal bilginin yanlýþ yorumlanmasýyla (bedensel yanlýþ algýlar) sonuçlanýr. Amigdalanýn panikteki rolüyle ilgili açýklanmasý gereken çok þey olmasýna karþýn duyusal bilginin kortikal ve beyin sapý yönünde iletilmesi ve koordine edilmesinde bir eksiklik olabileceði düþünülmektedir. Paniðin fizyopatolojisi ile ilgili olarak hayvanlarda yapýlan son çalýþmalarda korkunun geliþmesi ve hatýrlanmasýnda amigdala ile bu alanýn yüksek kortikal, subkortikal ve beyin sapý yapýlarýyla yaptýðý zengin afferent ve efferent baðlantýlarýn önemli rol oynadýðý gösterilmiþtir (LeDoux 1993, Davis ve ark. 1994). Bu baðlantýlar insanlardaki bilinen þartlara göre korku yanýtlarýný seçmek için gerekli duyusal ve yorumlayýcý bilginin edinilmesini kolaylaþtýrdýklarý gibi anksiyetenin bilisþel, affektif, motor ve otonomik bileþkelerini koordineli bir þekilde ifade edilmesini de saðlar. Lokus seruleus ve beyin sapýndaki solunum merkezlerinin amigdala ile karþýlýklý baðlantýlarý olduðu için inen yollar vasýtasýyla uyarýlarýn iþlenmesi ve anksiyetenin ifade edilmesinde katkýda bulunabilir. Daha da önemlisi GABA reseptörlerinin aracýlýðý ile iþleyen inhibitör (engelleyici) lokal devreli nöronlarýn ve N-metil-D aspartat reseptörleri aracýlýðý ile çalýþan korteksten amigdalaya kurulu olan devrelerin anahtar rolü (Davis ve ark. 1994) benzodiazepinlerin etkinliði ile de uyumludur. Bu bulgular diðer amigdala baðlantýlý alanlarda da geniþ bir þekilde daðýlmýþ iki nörotransmitter sisteminin paniðin fizyopatolojisinin daha iyi anlaþýlmasýný saðlayabilir. Son yýllarda korku ve anksiyete konusunda temel bilimler alanýnda elde edilen bulgulardan bir alfa-2 antagonisti olan yohimbinin kullanýmý dýþýnda çok fazla yararlanýlmamýþtýr (Chamey ve ark. 1984). Yohimbin paniði lokus seruleustaki etkinliði arttýrarak kýþkýrtmaktadýr. Böyle bir etkinin bu bölgenin doðrudan uyarýlmasýndan sonra deney hayvanlarýnda korku oluþmasýyla uyumlu olduðu gösterilmiþtir. Karbondioksid kýþkýrtma uygulamasýnýn en önemli, en çok bilgi saðlayan uygulama olduðu söylenebilir (Papp ve ark. 1997). Panikte önde gelen solunum belirtilerinin ölçülebilen bir anormallikle (artmýþ solunumsal yanýt) iliþkili olduðu kanýtlanmýþtýr. Daha sonra paniðin "yanlýþ bir boðulma alarmýna" baðlý olabileceði görüþleri or- 216

3 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI taya atýlmýþ (Klein 1993), ancak bu görüþler boðulma duygusuyla ilgili nöral süreçler konusunda fazla bilgi edinilememesi nedeniyle çok geliþememiþtir. PB'nin fizyopatolojisi konusundaki araþtýrmalar nörogörüntüleme (Dager ve ark. 1994), genetik teknikler (Kendler ve ark. 1993, Skre ve ark. 1993) üzerinde odaklaþmýþtýr. Alzheimer hastalýðý, bipolar bozukluk ve þizofreninin aksine PB'nin genetik çalýþmalarýnda bu bozukluk için þüpheli bir lokus belirlenememiþtir. Daha sonra panikte SSRI'larýn yaygýn olarak kullanýlmasýyla paniðin fizyopatolojisinde serotoninle ilgili sistemlerin rolü ve lokus seruleustaki iþlevsel bozukluklarýn önemini arttýrmýþtýr (Coplan ve ark. 1997). Özellikle son zamanlarda yapýlan bazý çalýþmalarda PB hastalarýnda sempatik sinir sisteminin temel iþlevlerini deðerlendirmek için koroner kan örnekleriyle radioetiketli norepinefrin ve epinefrin infüzyon teknikleri kullanýlmýþtýr. Bu çalýþmada istirahat halinde sempatik sinir sistemi aktivitesinde hiç artýþ olmamýþ, ancak üç hastada panik ataklarý sýrasýnda epinefrin ve norepinefrin konsantrasyonlarýnýn yükseldiði bulunmuþtur. Bu bulguyla sempatik sinir sistemdeki bu tür deðiþikliklerin paniðin nedeni olmaktan çok sonucu olduðu görüþleri aðýrlýk kazanmaya baþlamýþtýr (Wilkinson ve ark. 1998). Sol hipokampus ve parahipokampal bölge amigdala ile hem komþudur, hem de onunla çok sayýda baðlantýsý vardýr. Bu nedenle PB hastalarýndaki beklenti anksiyetesinin ve agorafobinin geliþmesinde önemli bir rol oynar. PB'nin, uyanýklýk ve korkuyu ortaya çýkaran nörobiyolojik sistemlerin bozulmasýndan çok biliþsel mekanizmalarýn sonucu olduðu da ileri sürülmüþtür. Bazý hastalarýn önemli bir korku olmadan þiddetli fiziksel belirtileri yaþayabilecekleri olasýlýðý PB'nin týbbi ortamlarda daha etkili bir þekilde araþtýrýlmasýna yardýmcý olur. PANÝK BOZUKLUK ETÝYOLOJÝSÝNDE SOSYAL GÖRÜÞLER Ýlk olarak DSM-IV'de yetiþkinlikteki anksiyete bozukluklarýnýn çocuklukta baþladýðý tanýmlanmýþtýr. Hangi anksiyete bozukluklarýnýn çocuklukta baþladýðý konusunun tam olarak belirlenememesine karþýn eriþkinlikteki PB ve SF'nin çocukluktaki öncülleri üzerinde durulmaktadýr. Erken çocukluktaki "davranýþsal engellemenin (behavioral inhibition)" eriþkinlikteki anksiyete bozukluklarýnýn en iyi yordayýcýlarý olduðu bilinmektedir. Bu çocuklar olgunlaþtýkça özellikle SF olmak üzere anksiyete bozukluklarýnda bir artýþ gözlenmiþ, akrabalarýnda daha fazla oranda anksiyete bozukluðu saptanmýþtýr. Böyle bir çocukluk öyküsünün eriþkinlikteki PB'nin tedavisinde kötü yanýtýn yordayýcýsý olduðu da bulunmuþtur. Bütün bu veriler çocukluktaki davranýþsal engellenmenin ve ayrýlýk anksiyetesinin eriþkinlikteki anksiyete bozukluklarýný ve tedaviye direnç gibi belirli özellikleri en iyi þekilde yordayabilecek yatkýnlýk saðlayan modelleri sunabilir (Kagan ve ark. 1988). Anksiyete üzerinde ebeveyn tutumlarýnýn da açýk etkileri vardýr. Genetik bir yatkýnlýk veya diðer etkilerle çok az deðiþen mizacýn eriþkinlikteki anksiyete bozukluklarýna doðru geliþtiði modeli elde edilen verilerle uyumlu deðildir. Bunun yerine farklý ebeveyn davranýþlarýnýn anksiyeteye baðlý güçlükleri olumlu veya olumsuz yollarla geliþimini etkilediði yönünde güçlü kanýtlar vardýr. Ancak yine de çocukluktaki hangi anksiyeteli davranýþlarýn ebeveyn tarafýndan arttýrýldýðý ya da azaltýldýðý belli deðildir. Bilinen þey ebeveynin çocukluktaki bazý etkinliklerin muhtemel olumsuz sonuçlarý üzerinde odaklanarak ya da sýk eleþtirel ve olumsuz geri bildirimlerle çocukluk anksiyetesini kötüleþtirebildiðidir. Soðuk ve eleþtirel bir ortamda çocuklar kýrýlgan ve yetersiz olacaklarý ve iç model geliþtirebilir. Ayrýca kendileri anksiyeteli olan ebeveyn kendi özgül korkularýný doðrudan model olarak sunup çocuklarýna aktarabilir ya da anksiyete ve korkularla yüzleþme ve azaltmayý öðretmede yetersiz kalabilirler. Ailenin anksiyeteli çocuklarla öðretme ve terapi çabalarýnda kullanýlmasýnýn güçlü ve önemli iyileþtirici etkileri vardýr. Yetiþkin PB ve/veya agorafobik hastalarýnýn %40-60'ýnda çocukluðun erken dönemlerinde cinsel veya fiziksel istismar öyküsü saptanmýþtýr. Daha önce sanýlanýn aksine PB'nin kesin etiyolojisinde bu travmatik yaþantýlarýn daha büyük etkileri vardýr. Bu tip erken ve kontrol edilemeyen olumsuz yaþantý örnekleri yaþam boyu geliþecek anksiyete sorunlarýnýn psikolojik ve nörobiyolojik kökenleri olarak deðerlendirilebilir. Ancak beyindeki korku aðýnda genetik olarak oluþmuþ anormalliðin etkisiyle PB geliþen kiþilerin travmanýn etkisine daha fazla maruz kaldýklarý da ileri sürülmektedir. Bu nedenle stresli yaþam olaylarý ile genetik yatkýnlýk arasýndaki etkileþimin eriþkinlerde PB'nin temel 217

4 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. neden olarak görüldüðü bir model önerilmektedir (Gorman ve ark. 2000). Olumsuz yaþam olaylarýnýn yoðunluðu neden anksiyeteli çocuklarýn depresif olarak büyüdüklerini, neden bir ya da birkaç tane anksiyete bozukluðu geliþtiðini anlamamýza yardýmcý olabilir. PB'de anormal olduðu varsayýlan ayný korku aðý SF, TSSB, YAB veya depresyonda da anormal olabilir. Bu aðýn farklý bölgeleri arasýndaki iliþki bu bozukluklar arasýnda farklýlýk gösterebilir. Böyle bir teori anksiyete bozukluklarý içindeki ve anksiyete ile depresyon arasýndaki yüksek eþtaný oranlarýný ve neden bütün bu durumlarda ayný ilaçlarýn etkili olduðunu da açýklayabilir. Ancak davranýþçý terapilerin etkinliði hipokampus ve prefrontal korteksteki anormalliðin farklý derecelerde olmasý nedeniyle fark gösterebilir (Gorman ve ark. 2000). Çeþitli çalýþmalar ebeveynlere erken baðlanmanýn ileride PB geliþmesini hazýrlayabileceðini göstermektedir. ECA çalýþmalarýndan elde edilen verileri yorumlayan Tweed ve arkadaþlarý (1989) 10 yaþýndan önce anneleri ölen hastalarýn böyle bir öyküsü olmayan kiþilere göre 7 kat daha fazla agorafobili PB geliþmesi riski olduðunu bildirmiþtir. Ayný þekilde 10 yaþýndan küçükken ebeveynleri ayrýlmýþ, boþanmýþ yetiþkinlerin de ileride böyle bir öyküsü olmayanlara göre daha fazla agorafobili PB geliþmesi riski vardýr. Stein ve arkadaþlarý (1996) PB hastalarýnda çocuklukta yaþanan fiziksel ve cinsel istismarýn daha fazla görüldüðünü bildirmiþtir. Bu bulgular PB hastalarýnýn aldatýlma, tehdit edilme ve ayrýlýklara duyarlý olduðu gözlemleriyle de uyumludur. PB hastalarý güvenli iliþkiler ve ortamlarda daha az panik ataðý geçirirler. Yapýlan bir çalýþmada yanýnda güvendiði bir arkadaþý varken bir PB hastasýnýn CO 2 inhalasyonu sýrasýnda panik ataðý geçirmediði bulunmuþtur (Carter ve ark. 1995). Panik bozukluðu olan hastalarda çocukluk ayrýlýk anksiyete bozukluðu ile ailede panik bozukluk/agorafobili panik bozukluk ve alkolizm öyküleri yüksektir. Bu özellikler PB'nin baþlama yaþýný etkiler. PB'nin baþlama yaþý genetik geçiþi yansýtabilir. Ayrýlýk anksiyetesi bozukluðu ise PB'nin erken baþlamasýný yordayabilir (Battaglia ve ark. 1995). PANÝK BOZUKLUK TANI ÖLÇÜTLERÝ VE SINIFLANDIRMADAKÝ DEÐÝÞÝKLÝKLER PB anksiyete belirtilerinin ani ve hýzlý bir þekilde baþlamasýyla karakterize bir bozukluktur. Bu belirtiler arasýnda dispne, çarpýntý, göðüs aðrýsý ya da huzursuzluðu, sersemlik, vertigo, gerçek dýþýlýk duygularý, paresteziler, sýcak ya da soðuk basmasý, terleme, yorgunluk, titreme ya da sallanma, ölme, delirme ya da bir atak sýrasýnda kontrol edilemeyecek birþeyler yapma korkusu sayýlabilir. DSM-III'te PB tanýsý için 3 haftalýk süre içinde en az 3 atak geçirilmiþ olmasý gerekiyordu. DSM-III-R'de sýklýk 4 haftada 4 ataða ya da 4 hafta içinde anlamlý bir beklenti anksiyetesinin bulunmasýna deðiþtirilmiþtir. DSM-IV'te ise panik ataklarýnýn sayýsý belirlenmemekle birlikte bunlarýn yineleyici olmasý, en az bir ataðýn baþka bir atak geçirilmesi konusunda bir ay boyunca sürekli bir kaygý duyulmasýnýn ardýndan görülmesi gerektiði, ataklarýn sonuçlarý hakkýnda kaygý duyulmasý, ataklar nedeniyle davranýþlarda anlamlý deðiþiklikler olmasý gerektiði belirtilmiþtir. Paniðin temel belirtilerinin ne olduðu her zaman oldukça dikkat çeken bir konu olmuþtur. Çok sayýda çalýþmada hiperventilasyonunun panik ataklarýnýn ve PB'nin fizyopatolojisinde önemli bir özellik olduðunu göstermektedir. PB olan hastalarýn kendiliðinden ve indüklenerek ortaya çýkan panik sýrasýnda da akut olarak aþýrý nefes alýp veren kronik hiperventilatör hastalar olduðu gösterilmiþtir. Bu hiperventilasyon daha sonra hipokapni ve alkaloza, serebral kan akýmýnýn azalmasýna, sersemliðe, konfüzyona ve derealizasyona yol açar. Hiperventilasyonun iþaret ve belirtileri PB'nin antipanik ilaçlarla baþarýlý bir þekilde tedavi edilmesiyle kaybolmaya baþlar. Hastaya sýk nefes almamayý öðretmeye yönelik nefes tutma ile ilgili tedavi yaklaþýmlarý panik ataklarýnýn sýklýðýný azaltmada baþarýlýdýr (Clark 1986). Kardiyovasküler belirtiler ile anksiyete ve PB her zaman birbiriyle yakýndan iliþkili olmuþtur. Bu iliþkinin gerçekte "irritabl kalp", "efor sendromu" ve "nörosirkülatuvar asteni" gibi farklý isimler altýnda uzun ve ilginç bir öyküsü vardýr. O tarihlerde araþtýrmacýlar aslýnda bugün bizim PB olarak tanýmladýðýmýz bozukluðu tanýmlýyordu. Bugünlere gelindikçe kardiyak hastalarda yapýlan çalýþmalar kardiyak belirtileri olan hastalarýn önemli bir bölümünün belirtilerinin bilinen bir týbbi nedeni olmadýðý anlaþýlmýþtýr. Psikiyatrik araþtýrmalar göðüs aðrýsý olan ve normal koroner anjiyografi bulgularý saptanan hastalarýn genç, kadýn ve 218

5 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI anksiyete, depresyon ve somatizasyon skorlarý yüksek hastalar olduðunu göstermiþtir (Katon 1990). Katon ve arkadaþlarý (1986) göðüs aðrýsý nedeniyle koroner anjiyografi yapýlan hastalarýn %43'ünün PB'den yakýndýðýný bulmuþtur. Anlamlý koroner damar hastalýðýnýn da dýþlanmasý durumunda kardiyoloji hastalarýnda PB sýklýðý %30-50 arasýnda bildirilmiþtir (Katon 1990). Normal koroner arter saptanan göðüs aðrýlý hastalarda taþikardi, dispne ve sersemlik gibi otonomik belirtilerin daha fazla olduðu bulunmuþtur. Beitman ve arkadaþlarý (1987, 1990) kalp hastalarý arasýnda PB ölçütlerini karþýlayan fakat korku bildirmeyen hastalar tanýmlamýþtýr. Bu hastalarý tanýmlamak için "korkunun olmadýðý PB" terimi ortaya atýlmýþtýr. Bu terim psikiyatri dýþý alanlarda görülen PB'nin bir alt tipi olarak kullanýlmaktadýr. Bu bulgular koroner bakým birimlerine akut göðüs aðrýsý ile baþvuran hastalarýn sýklýkla PB ölçütlerini karþýlayabildiðini göstermektedir. kalp hastalýðý ve PB belirtileri arasýnda örtüþme olabileceði için bu iki bozukluðun yineleyen kardiyak belirtiler nedeniyle yanlýþlýkla PB olarak tanýmlanmaktadýr. PANÝK BOZUKLUK VE EÞTANILAR Eþtaný iki ya da daha fazla tanýnýn birlikte ayný bireyde belli bir zaman dilimi içinde bulunmasýdýr. Klinik çalýþmalar PB'de eþtaný oranlarýnýn % arasýnda deðiþtiðini göstermiþtir (Dick ve ark. 1994, Brown ve ark. 1995). Taný ölçütleri, tanýsal deðerlendirme ölçeklerinin farklýlýðý, birincil ve ikincil bozukluklarýn tanýmlanmasýndaki farklýlýklar farklý oranlarýn elde edilmesine neden olur. Panik Bozukluk ve Agorafobi DSM-III-R'ye göre agorafobi belli bir ortam veya durumun kendisinden korkma hali deðil, kaçmanýn ya da yardým almanýn güç olacaðý bir durumda fiziksel bir sýkýntýnýn ani olarak baþlamasý korkusudur. DSM-IV'te agorafobi bir eþtaný bozukluðu olarak görülmemekte, özgün bir þekilde ayrý tanýsal kavramlar olarak deðerlendirilmiþtir. ICD- 10'da agorafobi panik ataðýnýn bir komplikasyonu olmaktan çok baðýmsýz bir bozukluk olarak öngörülmüþtür (Gelder 1989). Klinik ve toplum çalýþmalarýnda panik ataklarý ile birlikte olan ve olmayan agorafobinin nispi yaygýnlýðý ile ilgili tahminler oldukça deðiþkenlik gösterir. Genel nüfusta yapýlan araþtýrmalarda agorafobili hastalarýn önemli bir kýsmýnýn herhangi bir panik ataðý öyküsü bildirmediði bulunmuþtur (Weissman ve ark. 1985, 1986, Thompson ve ark. 1989). Klinik çalýþmalarda ise panik ataðý olmayan agorafobi oranlarý daha düþük bulunmuþtur (Thyer ve ark. 1985, Noyes ve ark. 1986). Agorafobinin olup olmamasýný deðerlendirmek hastalýðýn þiddeti, tedavi yaklaþýmlarý ve sonlanmasý yününden oldukça önemlidir. PB ve agorafobinin iliþkisi konusunda iki tarihsel görüþ vardýr. Amerikan görüþüne göre ilk önce panik ataklarý baþlar, daha sonra beklenti anksiyetesi ve kaçýnma davranýþý geliþir. Marks (1987) tarafýndan savunulan Avrupa görüþüne göre de fobik tutumlar hastalýðýn temel özelliðidir ve her zaman da PB'ye doðru bir ilerleme olmaz. PB'de agorafobinin derecesini inceleyen klinik araþtýrmalarda farklý fobik sakýnma davranýþý oranlarý bildirilmiþtir. Yapýlan çalýþmalar PB hastalarýnýn % 'inde agorafobi olduðunu göstermektedir (Starcevic ve ark. 1992). Agorafobinin bulunmasý genellikle daha þiddetli bir PB tablosunu yansýtýr. Agorafobi bulunduðunda bir ya da daha fazla eþtaný bulunmasý olasýlýðý artar. Starcevic ve arkadaþlarý (1992) agorafobili PB hastalarýnýn %91.4'ünde bir eþtaný bulunurken, agorafobi olmayan hastalarda bu oran %68.4 olarak saptanmýþtýr. Bu hastalarýn %42.8'inin 4 ile 8 eþtanýsý bulunduðu da belirlenmiþtir. En sýk saptanan eþtanýlar SF ve MD olmuþtur. Agorafobili hastalar kiþilerarasý duyarlýlýk, depresyon, fobi ve toplam sýkýntý ölçütlerinde daha fazla psikopatoloji sergilemiþtir (Noyes ve ark. 1991). Agorafobik kaçýnma davranýþý ile panik ataklarýnýn arasýndaki iliþkinin yapýsý ile ilgili önemli çeliþkiler vardýr. Klein ve Klein (1989) agorafobinin hemen daima kendiliðinden geliþen panik ataklarýndan sonra geliþtiðini ileri sürmüþtür. Bu görüþe göre þartlý bir kaçýnma davranýþýna yol açan olumsuz bir uyarýdýr, fobik sakýnma ya da agorafobi ile sonuçlanýr. Bu model Klein ve Gorman ýn (1987) klinik hastalarda agorafobinin daha önce spontan panik ataklarý ya da sýnýrlý belirtili ataklar olmadan nadiren ortaya çýktýðý yönündeki bulgulara dayanmaktadýr. Panik Bozukluðu ile Major Depresyon Eþtanýsý Epidemiyolojik çalýþmalar PB'li kiþilerin %25-30'unda MD eþlik ettiðini göstermektedir (Markowitz ve ark. 1989, Vollrath ve Angst 1989). 219

6 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. Maier ve arkadaþlarý (1993) tarafýndan yapýlan bir çalýþmada MD olmayan PB hastalarýnýn akrabalarý arasýndaki unipolar MD yaþam boyu riski %19.4 bulunmuþtur. Sadece PB olan hastalarýn akrabalarýnda kontrollerle karþýlatýrýldýðýnda MD'nin olmadýðý PB'de 20.8 kat, PB ve MD'nin birlikte olduðu olgularda 17.4 kat, PB olmadýðý MD'de 1.4 kat artýþ bulunmuþtur. Bu sonuçlar pür PB'nin ailesel olduðu ve pür MD için risk artýþý taþýmadýðý varsayýmlarýný destekler. PB ve MD'nin eþtanýlý olduðu hastalarýn akrabalarýnda MD'nin olmadýðý PB oranlarýnda 9.4 kat, PB ve MD birlikte oranlarýnda 14 kat ve PB olmadýðý MD oranlarýnda 5.3 kat artýþ bulunmuþtur. Bu sonuçlar PB ve MD eþtanýlý durumlarýn heterojen olup ayrý bir sendrom olmadýðýný gösterir. Depresyonlu hastalar sýklýkla anksiyete ve ajitasyon belirtileri gösterebilir ve belirgin panik ataklarý geçirebilir. YAB ya da PB hastalarý iyi bir þekilde tedavi edilmedikleri takdirde hastalýðýn giderek normal bir yaþam sürmelerine engel olacak þekilde ilerlemesinin sonucu olarak demoralize olabilirler. Anksiyetenin depresyondan ayýrdedilmesi çoðu zaman zor olsa da bazý özellikler bu konuda yardýmcý olabilir. YAB ya da PB hastalarý genellikle depresyonda olduðu gibi vejetatif belirtileri tam anlamýyla göstermez. Anksiyeteli hastalarýn genellikle erken uyanma deðil, uykuya dalma güçlükleri vardýr, iþtahda azalma olmaz. Anksiyete bozukluðunda diürnal duygudurum dalgalanmalarý nadirdir. Birçok anksiyeteli hasta depresif hastalarýn aksine zevk alma, ya da eðlenme kapasitelerini kaybetmez. Atipik depresyon ile anksiyete bozukluklarý arasýndaki ayrým atipik depresyonda tipik endojen belirtilerin olmamasý neden ile daha güçtür. Atipik depresyonlu hastalar daha kolay neþelenebilmelerine karþýn anksiyete bozukluðu olan hastalara göre daha hýzlý çökkünleþebilir. Panik ataklarý ve atipik depresyon sýklýkla birarada bulunur ve eþlik eden panik ataklarý atipik depresyonlu hastalarýn MAO engelleyicilerine yanýtýný arttýrabilir. Geliþen belirtilerin sýrasý anksiyeteyi depresyondan ayýrdedebilir. YAB ya da PB olgularýnda anksiyete belirtileri genellikle duygudurum bozukluðundaki ciddi deðiþikliklerden önce baþlar. Hastalar genellikle anksiyete ataklarýný önce geçirir daha sonra giderek yaþamdan zevk almamaya baþlar ve depresif duygudurum ortaya çýkar. Depresyonda hastalar genellikle disforiyi ilk önce yaþar, anksiyete belirtileri daha sonra ortaya çýkar. PB ikincil derecede bir MD ile karmaþýk bir hale gelebilir. Uhde ve arkadaþlarý (1985) dar ölçütler kullanýldýðýnda MD ile PB'nin birarada bulunmasý oranýnýn %25, daha dar ölçütler kullanýldýðýnda ise bu oranýn yaklaþýk %50 olduðunu bildirmiþtir. Dar ölçütler araþtýrma taný ölçütleri (RDC) olarak tanýmlanýrken, daha az þiddetli ölçütler genellikle sendrom düzeylerine eriþmeyen eþik altý ölçütler olarak kabul edilmiþtir. Panik hastalarda depresyonun birlikte olmasýný yordamada bir diðer deðiþken depresyonun sekonder ya da primer olarak deðerlendirilmesidir. Noyes ve arkadaþlarý (1991), hangisinin kronolojik olarak ortaya çýktýðý tanýmýný kullanarak primer depresyon için eþtaný oranýný %85 bulmuþtur. Depresyon %30 oranýnda da paniðe sekonder geliþmiþtir. MD dýþlandýðýnda panik ataklarý geçirenlerde disforinin yaþam boyu yaygýnlýðý genel nüfustan fazladýr (%62.5 ile %29.9). Ayrýca bu hastalarda daha þiddetli agorafobi geçirme, o anki panik ataklarý sayýsý ve hastaneye yatýþ oranlarý daha fazladýr (Andrade ve ark. 1994). Çalýþmalarda ayrýca eþlik eden hastalýklar olduðunda intihar giriþimi oranlarý yüksektir (Johnson ve ark. 1990, King ve ark. 1995). MD'li hastalarýn önemli bir bölümü (%15-33) yineleyen panik ataklar geçirir (Clayton 1990). PB ve MD birlikte olduðunda tek baþýna olmalarýna göre belirtilerin þiddeti daha fazladýr (Andreade ve ark. 1994). MD tedavisi eþtanýlý anksiyete bozukluklarý olduðunda daha güçtür. Panik ataklarý ve fobik kaçýnmasý olan depresiflerin depresyondan kurtulma süresi daha uzundur (Woody ve ark. 1999). Depresyona ek olarak bir anksiyete bozukluðunun da olmasý daha hýzlý bir alevlenmeye neden olabilir. Brown ve arkadaþlarýnýn (1995) MD'li hastalarda kiþilerarasý terapi ve nortriptilini kullanarak yaptýðý bir çalýþmada yaþam boyu anksiyete bozukluðu tanýsý her iki tedavide klinik özelliklerin, çalýþmadan çýkma oranlarýnýn ve tedaviye yanýtýn yordayýcýsý olmuþtur. MD'ye eþlik eden yaþam boyu anksiyete öyküsü olanlarda tedavinin baþlangýcýnda depresyon ve anksiyetenin sýklýk ve þiddetinin, intihar fikirlerinin, kiþilik bozukluðunun daha fazla olduðu, global iþlevselliðin ise daha kötü olduðu bulunmuþtur. Bu çalýþmada PB öyküsü olan hastalarýn sadece %38'inde depresyon iyileþmiþtir. Araþtýrmacýlar kiþilerarasý terapi ile antidepresan tedavinin tek baþýna olan MD tedavisinde etkili olduðu, ancak PB varlýðýnda MD tedavisinde o 220

7 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI kadar etkili olmadýðý sonucuna ulaþmýþlardýr. Laberge ve arkadaþlarýnýn (1993) belirttiði gibi PB'nin baþarýlý bir þekilde tedavisi eþ tanýlý bozukluðu olan hastalarda depresyonu azaltmaya yardýmcý olabilir. Paniði azaltmada kullanýlan beceriler hastalar tarafýndan depresyonu hafifletmek için de kullanýlabilir. Depresyonun sonlanma üzerindeki etkisi incelendiðinde depresyon tanýsýnýn izlemde daha fazla depresyon, anksiyete, yeti kaybý ve düþük remisyon oranlarýyla birlikte olduðu görülür. Baþlangýçta MD olan hastalar izlemde daha fazla depresyon yaþar (Noyes ve ark. 1991). Eþlik eden depresyonda fobik kaçýnma, kiþilik bozukluðu, ve diðer belirtiler artar. Depresyon ve anksiyete bozukluklarý ayrý sendromlar olmaktan çok sýklýkla birlikte görülürler. MD eþtanýsý PB, SF ve YAB gibi anksiyete bozukluklarýnýn klinik sonlanmasýný kötüleþtirir (Ballenger 1999). Panik Bozukluðu ve Yaygýn Anksiyete Bozukluðu YAB tanýsý DSM-III'de panik ataklarý olmayan hastalar için rezidüel bir kategori olarak kabul edilmiþti. Yapýlan çalýþmalarda YAB'nin PB'ye eþlik etme oraný % arasýnda bulunmuþtur (Brown ve Barlow 1992, Starcevic ve ark. 1992). Anksiyete bozukluðunu taklit eden týbbi durumlar genellikle kolay bir þekilde dýþlandýðý için patolojik anksiyeteyi içine alan psikiyatrik durumlar PB ve YAB arasýndaki ayýrýcý tanýyý güçleþtirebilir. YAB, PB olmadýðýnda kronik anksiyete için ana tanýsal kategori durumundadýr. Bu sendromun temel özelliði en az 6 ay süren inatçý anksiyetedir. Bu tipteki bir anksiyetenin belirtileri iki ana kategoriye ayrýlýr: Endiþeli beklenti ve fiziksel belirtiler. YAB olan hastalar sürekli olarak saçma konular hakkýnda kaygý ve korku yaþarlar, en kötüsünün olmasýný beklerler. Kaslarda gerginlik, gevþeyememe, konsantrasyon güçlüðü, uykusuzluk, huzursuzluk ve yorgunluk YAB'nin tipik iþaretleridir. Depresyonda olduðu gibi PB ile YAB'nin ayrý tanýlar olup olmadýðý konusunda da tartýþmalar devam etmektedir. Starcevic ve arkadaþlarý (1992), elde ettikleri bulgularýn bu iki bozukluk arasýnda net bir ayrým yapmayý güçleþtirdiðini bildirmiþtir. Noyes ve arkadaþlarý (1986) ise bu iki bozukluðu karþýlaþtýrýrken birçok özellik yönünden önemli farklýlýklar olduðunu, bu yüzden literatürdeki çeþitli çalýþmalarla uyumlu olarak bunlarýn ayrý bozukluklar olduðunu savunmuþtur (Hoehn-Saric 1982, Hoehn-Saric ve McLeod 1985). Araþtýrmacýlar klinik özellikler, aile ve ikiz çalýþmalarý ve bazý tedavi farklýlýklarýnýn kayda deðer olduðuna dikkat çekmiþlerdir. Panik Bozukluk ve Hipokondriyazis Eþtanýsý Hipokondriyazis ve anksiyete bozukluklarý arasýndaki nozolojik sýnýrlar çok fazla araþtýrýlmamýþtýr. Starcevic ve arkadaþlarý (1992) PB hastalarýnýn %50'sinin hipokondriyazis kendi bildirim anketlerinde klinik olarak hipokondriyazis sýnýrýnda olduðunu bulmuþtur. Sheehan ve arkadaþlarý (1980) PB hastalarýnýn %68'inin bedenleriyle ilgili yolunda gitmeyen birþeylerden kaygý duyduklarýný bildirmiþlerdir. Hipokondriyazisin temel özellikleri olan hastalýk hakkýndaki biliþsel þema, iç organlara yönelik duyarlýlýk, hasta rolü davranýþýnýn hastalýða mý özgü olduðu, yoksa bunlarýn anksiyete bozukluklarý da dahil olmak üzere birçok psikiyatrik bozukluðun özgül olmayan özellikleri mi olduðu belli deðildir. Temel olarak hipokondriyazisin somatoform bozukluk mu yoksa anksiyete bozukluðu olarak mý daha iyi anlaþýlabileceði konusundaki tartýþmalar da sürmektedir. Ayrýca hipokondriyazisin bedensel algýyla ilgili bir bozukluk ve biliþsel olarak bir yanlýþ yorumlama ya da hastalýk korkusunun birçok korkudan sadece biri olduðu anksiyete ve aþýrý alarm veren bir bozukluk olup olmadýðý konusunda da tartýþmalar vardýr. Patogenezis açýsýndan son görüþler iki hastalýðýn benzer bir patojenik mekanizmayý paylaþabileceðini gösterir (aþýrý bir alarmla sonuçlanacak þekilde bazý önemsiz bedensel duyumlarýn biliþsel olarak yanlýþ yorumlanmasý) (Barsky ve Wyshak 1990, Barsky ve ark. 1990, Barsky 1992). Bir panik atak hastanýn kötü olmayan aþýrý uyarýlmýþlýk duyumlarýný ciddi týbbi bir hastalýða atfettiði, bunlarý katastrofize ettiði ve bunlarý yanlýþlýkla týbbi bir acil durum olarak yorumladýðý akut bir hipokondriyak durum olarak da görülebilir (Hibbert 1984, Clark 1986). Panik anksiyete ayný zamanda bedensel olarak aþýrý uyanýklýk ve tehdit edici ve tehlike ile iliþkili bilgiye yönelik olarak yoðun bir dikkat geliþmesi ile birliktedir (Fava ve ark. 1988). Hipokondriyaklar korkulu, anksiyöz hastalardýr ve eþlik eden anksiyete bozukluklarý yaygýnlýðý yüksektir (Kellner ve ark. 1987, Kellner ve ark. 1989, 221

8 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. Fava ve ark. 1990, Barsky 1992). PB hastalarýnda da yoðun hipokondriyak özellikler bulunur ve hem ataklar sýrasýnda hem de ataklar arasýnda somatizasyon eðilimi vardýr (Katon ve ark. 1986, Noyes ve ark. 1986). Bu hastalar týbbi bir hastalýða yakalanmaktan da korkarlar. Taný konulabilecek þekilde hipokondriyazis de geliþebilir (Noyes ve ark. 1986, Otto ve ark. 1992). Bu hipokondriyak özelliklerin PB'nin baþarýlý bir tedavisinden sonra azaldýðý gösterilmiþtir (Fava ve ark. 1988). Elde edilen sonuçlar hipokondriyazis ile PB arasýnda bazý tanýsal örtüþmeler bulunmasýna karþýn bu iki hastalýðýn ayrý ve tanýsal geçerliliði olan hastalýklar olduðunu göstermektedir. Bu hastalýklar ayný bireyde birlikte olmaktan çok sýklýkla ayrý ayrý bulunur ve fenomenolojik veya iþlevsel olarak ayýrdedilebilir olduðu görülmektedir. Hipokondriyazisin çoðu temel özelliði hipokondriyak hastada daha ön plandadýr. Panik Bozukluðu ve Sosyal Fobi Eþtanýsý Çalýþmalar SF ve PB'nin yüksek oranda birlikte olduðunu göstermektedir. Schneier ve arkadaþlarý (1992) bir (ECA) çalýþmasýnda SF'li kiþilerde SF olmayanlarla karþýlaþtýrýldýðýnda yaþam boyu PB geçirme riskinin 3 kat arttýðýný bulmuþtur. SF'lilerin %49'unda yaþam boyu PB geliþebilir. SF ve PB arasýnda hastalýðýn baþlama yaþý, yaygýnlýk oranlarý, cinsiyet oranlarý, sodyum laktat infüzyonu ve karbondioksit solunumu, yardým arama davranýþý modellerinde deðiþiklik ve farmakolojik tedaviye yanýt profilleri yönünden farklýlýklar vardýr. PB'nin ailesel olduðuna dair oldukça önemli bulgular olmasýna karþýn SF'nin ailesel olup olmadýðý henüz çok belli deðildir. Weissman ve arkadaþlarý (1985) SF oranlarýnýn PB hastalarýnýn akrabalarý arasýnda normal kontrollerin akrabalarýna anlamlý olarak daha fazla olduðunu bildirmiþtir. SF ve PB'nin ailesel ortaklýðý konusunda birkaç hipotez ortaya atýlmýþtýr. 1. SF'nin PB ile birarada bulunmasý fobik bozukluklarýn PB ile birarada bulunmasý yönündenki genel bir eðilimi yansýtmaktadýr. Bu hipotez SF, agorafobili PB, PB olmadan agorafobi ve basit fobinin normal kontrollerin akrabalarýndan çok PB hastalarýnýn akrabalarýnda daha yüksek olabileceðini öngörmektedir. 2. SF ve PB'nin ailelerde birlikte ortaya çýkmasý ailesel ortak geçiþe baðlý deðildir. Böyle bir durumda SF ve PB tek baþýna olmasý beklenenden daha yüksek oranlarda her hasta grubunun akrabalarýnda birlikte ortaya çýkacaktýr. Ancak SF ile PB arasýndaki iliþkinin kuvveti 4 hasta grubu arasýnda farklýlýk göstermez. 3. SF ile PB arasýndaki iliþki þüphelidir. Bu þüpheli iliþkinin olasý bir nedeni agorafobinin PB'ye eþlik eden SF olarak yanlýþ bir taný almasýdýr. Epidemiyolojik çalýþmalar SF'nin yaþam boyu yaygýnlýðý %13 dolaylarýnda, en sýk görülen anksiyete bozukluðu olduðunu gösterdiði için PB hastalarýnda SF'nin yüksek oranlarda bulunmasý beklenebilir (Kessler ve ark. 1994). Son çalýþmalar SF'nin PB hastalarýnda %6-53 oranlarýnda bulunduðunu göstermektedir (Horwath ve ark. 1995). Klinik uygulamada panik ataklarýnýn primer korkusuyla utanabileceði ya da dikkat çekebilecek bir atak geçirme olasýlýðýndan korku duymayý ayýrdetmek güçtür. Bu iki bozukluk arasýnda yüksek eþtaný oraný olmasýný anlamak için ve SF'nin genellikle erken baþlamasýný gözönüne alarak araþtýrmacýlar PB hastalarýnýn agorafobiye yatkýnlaþmasýnda toplumsal/deðerlendirici anksiyetenin bir rolü olabileceðini ileri sürmüþlerdir (Starcevic ve ark. 1992). Ýki bozukluk birarada olduðunda hastalar genellikle ilk olarak PB'nin tedavisini isterler. Bu nedenle SF ile birlikte ortaya çýkan panik hastayý tedaviye getiren "bardaðý taþýran son damla" olur. Panik Bozukluðu ve Ýntihar Panik bozukluðu ve intihar riskinin artmasý arasýnda olduðu varsayýlan iliþki son yýllarda giderek daha fazla ilgi çekmeye baþlamýþtýr. Epidemiyolojik bulgulara göre PB intihar düþünceleri ve giriþimleri için risk oluþturmaktadýr (Weissman ve ark. 1989, Johnson ve ark. 1990). Çalýþmalar PB hastalarýnýn %9-34'ünün daha önce bir intihar giriþiminde bulunduðunu göstermiþtir (Weissman ve ark. 1989, Cox ve ark. 1994). Önceleri bu iliþkinin PB hastalarýnýn normal kiþilere göre MD ve alkolizme yaþamlarýnýn bir noktasýnda daha çok eðilimli olmalarý gerçeðine baðlý olabileceði düþünülürdü. Ancak Allgulander ve Lavori'nin (1991) Ýsveç te yaptýðý büyük bir retrospektif araþtýrmada eþlik eden baþka tanýlar olmadan da PB'de intihar riskinin arttýðýný bulmuþtur. Daha sonra yapýlan epidemiyolojik çalýþmalarda da bu bulgular doðrulanmýþtýr. ECA 222

9 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI çalýþmasýnda karmaþýklaþmamýþ PB olan kiþilerde yaþam boyu intihar giriþimi oraný %7 olarak bulunmuþtur. Bu oran karmaþýklaþmamýþ MD'de saptanan %7.9 oranýyla hemen hemen aynýdýr. (Johnson ve ark. 1990). Weissman ve arkadaþlarý da (1992) intihar giriþimlerinin PB'nin karmaþýk olan ve olmayan þekillerinde olduðu, bu hastalarda intihar riskinin MD'deki oranlara yakýn olduðu sonucuna varmýþtýr. Firedman ve arkadaþlarý (1999) ise PB hastalarýný diðer anksiyete bozukluklarý, þizofreni ve MD hastalarýyla karþýlaþtýrdýklarýnda, gruplar arasýnda intihar fikirleri yönünden anlamlý fark olmadýðýný, hatta þizofrenik ve MD hastalarda geçmiþteki intihar öyküsünün PB hastalarýna göre daha fazla olduðunu bulmuþtur. Finlandiya'da 12 ay boyunca bütün tamamlanmýþ intiharlarda o anki PB'nin klinik özelliklerini, yaygýnlýðýný, eþtanýlarý araþtýran bir çalýþmada Henriksson ve arkadaþlarý (1996) tamamlanmýþ intiharlarda o anki PB'nin nadir olduðunu bildirmiþtir (%1.2). Araþtýrmacýlar PB hastalarýndaki intihar riskinin özellikle MD ve madde kullaným bozukluðu gibi eþtanýlý durumlarda artabileceðini belirtmiþtir. PB'nin kiþileri nasýl intihara götürdüðü tam olarak belli deðildir. Yaþam kalitesinin bozulmasý, saðlýkla ilgili ciddi kaygýlar, mali sorunlar, mesleki ve toplumsal iþlevsellikteki bozulmalar demoralizasyona ve ümitsizliðe neden olup intihar riskini arttýrabilir. Katon ve arkadaþlarý (1987) ilk tanýdan sonra 20 yýl kadar hastalarýn yaklaþýk %50'sinde bir dereceye kadar yeti kaybý olduðu ve %73-93'ünün semptomatik olduðunu bildirmiþtir. Katschnig ve arkadaþlarý (1995), 4 yýl boyunca yaptýklarý bir çalýþmada baþlangýçtaki þiddetli PB'nin olumsuz sonlanmayla iliþkili olduðunu bildirmiþtir. Ýntihar eylemine eþlik eden etkenler depresif bozukluklar, madde kötüye kullanýmý, kiþilik bozukluklarý, erken baþlama, sýk hastaneye yatýrýlma ve depresyon tedavisi görme öyküsü olarak belirlenmiþtir (Noyes ve ark. 1991, Rudd ve ark. 1993). Prospektif olarak tespit edilen bütün intihar davranýþlarý (%4.5) depresyonu olan bireylerde gerçekleþmiþtir. Kadýn, genç ve evlenmemiþ olmak intihar riskini arttýran diðer etmenlerdir. Yaþamýn kaotik/boþ olarak algýlanmasý, affektif instabilite, panik ataklarýnýn sýklýðý ve kendine zarar veren davranýþlar intihar giriþimini yordayabilir. Ayrýca kontrolü kaybetmekten korkan PB hastalarýn nadiren de bir sonuç olarak ölebilecekleri yönünde düþünceleri olur (Örneðin; bir panik sýrasýnda kontrolü kaybetme ve arabayla köprüden aþaðý uçma). Ancak klinik deneyimler bunun hastanýn korkularý olduðunu ve intihar istekleri veya niyetlerinden ayýrdedilmesi gerektiðini gösterir. PB olan bireylerdeki ölüm düþünceleri þaþýrtýcý deðildir, beklenir. PB yaþantýlarý sýkýntý vericidir ve yardým arama davranýþý ve yaþam kalitesi azalýr. KLÝNÝK GÖRÜÞLER Depresyon ve anksiyetenin tedavi sonuçlarý ve fizyopatolojik seyriyle ilgili yoðun araþtýrmalar yapýlmasýna raðmen, klinik uygulamada 2 temel soru kafalarý kurcalamaktadýr. Bunlardan birincisi, bu hastalarýn tedavi ile ne kadar saðlýklý olabilecekleriyle ilgili gerçekçi beklentiler nedir? Ýkincisi ise tipik bir klinik uygulama ile hastalar nasýl remisyona sokulabilir? DSM-IV remisyonu genel olarak panik ataklarýn olmamasý olarak tanýmlasa da süregen bir remisyon hali kontrollü klinik çalýþmalarda seyrek olarak deðerlendirilir ve mevcut tanýmlamalar genelde tutarlý ve yeterli olmaktan uzaktýr. Son zamanlarda yayýnlanan kýlavuzlarda, yanýt ve remisyon 5 temel alanda tama yakýn iyileþme temelinde tanýmlanýr: Panik ataklar (PB'nin temel özelliði), beklenti anksiyetesi, panikle iliþkili fobiler, iyi olma/hastalýðýn þiddeti, PB'nin neden olduðu iþlevsellikteki ve toplumsal alanlardaki yýkým. Olgularýn çoðunda en az 9-12 aylýk bir tedavinin remisyon elde etmek için gerekli olduðu düþünülür. Klinik çalýþmalarda bu alanlarda yanýtý ölçmede CGI skoru en sýk kullanýlan ölçüt olmasýna karþýn bunun psikometrik özellikler yönünden Panik Bozukluk Þiddet Ölçeðine göre daha az yeterli olduðu düþünülmektedir. Panik ataklarýn tiplerinin ayrýmlaþtýrýlmasýnýn baþarýlamamasý ciddi yöntemsel, kuramsal ve klinik sorunlar doðurmuþtur. Panik tiplerinin ayrýmlaþtýrýlmasýndaki önerilerden bazýlarý atak sýrasýnda bildirilen belirtilerden farklý beklenti, belirtilerin sayýsý ve panik ataklarýnýn durumsal yönü gibi etkenler üzerinde odaklaþmýþtýr (Ballenger ve ark. 1998). Ancak panik ataklarýnýn daha niteliksel olarak ayrýmlaþtýrýlmasý PB sendromunu diðer psikiyatrik sendromlardan ayýrdetmeye yarayabilir, bununla birlikte fiziksel hastalýklarla diðer ruhsal bozukluklarýn etiyoloji ve seyrini anlamada önemi olabilir. 223

10 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. Katon ve arkadaþlarý (1987) iki tip olarak panik ataklarýný ayrýmlaþtýrmýþlardýr. "Korkulu" ve "korkulu olmayan" tip. Panik genel olarak korkulu bir tepki kabul edilmekte, korkusuz panik atak ise 4 ya da daha fazla sayýdaki çarpýntý, baþ dönmesi, terleme, titreme, kýzarýklýklar veya göðüs daralmasý veya nefes darlýðý gibi otonomik belirtilerle tanýmlanýr. Korkulu panik atak ise korkularla (ölüm veya delirme korkusu) ile karakterizedir. Korkulu olmayan panik ataklarý olan kiþiler PB olan hastalardan eþtanýlý bozukluklar ve iþlev kaybý yönünden ayýrdedilememektedir. Bu nedenle araþtýrmacýlar olgularýn %40'ýndan fazlasýný belirleyebileceklerini ileri sürdükleri bu iki panik tipinin ayrý ölçülmesini önermiþlerdir. Panik semptomlarý çok boyutlu ölçeklerle deðerlendirildiðinde, üç tip panik tanýmlanmýþtýr. Bu þekilde derealizasyon, kardiyak paniði ve solunumsal paniði ölçmek için güvenilir ölçekler geliþtirilmiþtir. Derealizasyon diðer iki tip panikten farklý olarak, psikiyatrik bozukluklarla daha çok baðlantýlý olmasýna karþýn fiziksel hastalýklarla önemli bir iliþkisi yoktur. Kardiyak panik ataklar kalp hastalýðý öyküsü ile iliþkilidir ve agorafobi sýklýðýný yordayabilir, ancak diðer 2 panik tipinden farklý olarak depresyonla eþtanýlý deðildir. Solunumsal panik ataklarý distiminin belirtileri arasýnda da bulunur, meme kanseri ve miyokard enfarktüsünü oldukça yüksek yordayýcý özelliðe sahiptir (Bovasso ve Eaton 1999). Psikiyatri literatüründe son yýllarda paniðin psikolojik veya fizyolojik belirtilere göre ayrýmlaþtýrýlmasý çabalarý ortaya çýkmýþtýr. Panik ataklarýnýn psikolojik semptomlarý hastalarýn ölüm veya delirme korkusu, algýsal deðiþimler ve gerçek dýþýlýk duygusu yaþadýklarý bir fobik anksiyetedepersonalizasyon sendromu baðlamýnda tanýmlanmýþtýr. PADS (Fobik anksiyete depersonalizasyon sendromu) temporal lob epilepsisine (TLE) benzer belirtiler gösterir ama TLE'den nörofizyolojik özellikler, etiyolojide, seyri ve psikopatolojik yönlerde farklýlýk gösterir. Son zamanlarda Kely ve Eaton (1990), Katon ve arkadaþlarý (1987) tarafýndan yapýlan tanýmlamayla iliþkili olabilecek þekilde iki tip panik ataðý ile ilgili kanýtlar elde etmiþtir. Bu araþtýrmada "kardiyovasküler ataklarýn" sýklýðý daha önce bulunan kardiyak sorunlar, depresyon, alkol ve madde kullanýmý problemleriyle iliþkili bulunmuþ, epileptik nöbetlerle böyle bir iliþki bulunmamýþtýr. Buna karþýlýk "psikolojik ataklarýn" sýklýðý kardiyak problemlerden çok epileptik nöbet öyküsü ile iliþkili bulunmuþtur. Ancak panik ataklar sýklýkla uyuþukluk, baþ aðrýsý ve aþýrý kilo kaybý veya alýmý gibi yalancý nörolojik belirtilerle kendini gösterir ve hiperventilasyon ile ortaya çýkabilir. Paniðin psikolojik belirtileri organik fiziksel hastalýklarýn bir göstergesi deðildir. Paniðin çeþitli tiplere ayrýmlaþtýrýlmasý paniðin en çok eþtanýlý olduðu depresyon ve agorafobiden ayrýlmasýný kolaylaþtýrabilir. Depresif hastalarla karþýlaþtýrýldýðýnda, panik bozukluðu olan hastalarda somatizasyon eðilimleri daha fazladýr. Depresyonda bulunan PB hastalarýnda depresyonu olmayanlara göre psikopatoloji daha þiddetlidir (anksiyete ya da düþmancýl tutumlar). Oysa bu iki grubun fizyolojik özellikleri elektrodermal ve biyokimyasal ölçümler yönünden farklý deðildir. PB olan bireyler, anksiyete duyarlýlýðý tipi ile de depresyonlu hastalardan farklýdýr. Bedensel duyumlardan ve toplum tarafýndan gözlenebilir belirtilerden korku duyulmasý daha çok anksiyete ile iliþkiliyken, kontrolü kaybetme korkusu ise daha çok depresyonla iliþkilidir. Bu nedenle somatik semptomlarý, özellikle kardiyak belirtileri kapsayan panik agorafobi ile iliþkili olabilir. Delirecek olma korkusu gibi psikolojik belirtileri kapsayan panik ise depresyonla iliþkili olabilir (Bovasso ve Eaton 1999). Somatik yakýnmalar içeren korkulu olmayan panik atak tipi organik temeli olan ve olmayan (Örneðin; somatizasyon) belirtiler kapsamýnda ayrýmlaþtýrýlmalýdýr. Panik ataklar diabet, uyku bozukluðu ve kardiyovasküler hastalýklarla iliþkilidir. Peptid kolesistokinin kanser hücreleri proliferasyonu ve PB'de gösterilmiþtir (Crawley ve Corwin 1994). Paniðin belli tipleri kanserin semptomatik ifadeleri olabildiði gibi kanserin erken teþhisini de saðlayabilir. Organik bir hastalýðýn sonucu ortaya çýkan panikle birlikte olan somatik yakýnmalarýn anksiyetenin bir göstergesi olanlardan ayrýlmasý psikiyatrik bozukluðu ve fiziksel hastalýklarý ayrýmlaþtýrmada önemli olabilir. Bu nedenle paniðin üçüncü bir tipi somatizasyonu yansýtan belirtileri fiziksel hastalýðý yansýtan belirtilerden ayrýmlaþtýrmaya yardýmcý olabilir. Klein (1993) boðulma algýsýnýn panik ataklarýn eþlik ettiði otonomik belirtileri aktive ettiðini ileri sürmüþtür. Bu bulgu CO 2 verildikten sonra 224

11 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI paniðin ortaya çýkmasýyla da desteklenmiþtir. Ancak bu þekilde ortaya çýkan panik þayet solunum belirtileri derealizasyon ya da kardiyak panik yaþayan hastalarda daha az sýklýkta bulunuyorsa hem psikolojik hem de kardiyak panik ataklarýndan farklýlaþabilir. Solunumsal panik ataklarý somatizasyonun bir ifadesi olabildiði gibi kalp hastalýðýndan çok kanser gibi fiziksel bir hastalýðýn bir ifadesi de olabilir. Astma ve paniðin iliþkisi son zamanlarda yeniden gündeme gelmiþ, ancak solunumsal paniði yeterince açýklamaktan uzak kalmýþtýr. Kardiyak panik agorafobi sýklýðýný yordayabilir ama, diðer panik formlarý ve PB'nin aksine depresyonla birlikte deðildir. Kardiyak paniðin boþanma gibi travmatik yaþam olaylarýný diðer iki panik formundan daha sýk oranlarda izlemesi kardiyak paniðin çevresel olaylara daha tepkisel olarak ortaya çýktýðýný gösterebilir. Yapýlan bir çalýþmada hastalarýn %80'inin PB'den 1 yýl öncesine kadar stresli bir yaþantýya sahip olduklarý ama bu olaylarýn hastalýðýn þiddet ve gidiþiyle baðlantýsý olmadýðý bulunmuþtur (Gorman ve Coplan 1996). Solunumsal paniðin baþlamasýnýn travmatik olaylarla iliþkisi pek bilinmemektedir. Her üç panik formu da somatik þikayetleri olan bireyler arasýnda ortaktýr ama, kardiyak panik ve solunumsal panik derealizasyondan farklý olarak gerçek organik temelli fiziksel hastalýklarla iliþkilidir. Solunumsal panik hem miyokard enfarktüsü, hem de göðüs kanseri için risk etkenidir. Solunumsal paniðin erken evrelerde, hastalýðýn baþlangýcý ve semptomatik gidiþ sýrasýnda kanserin bir belirtisi olduðu ileri sürülmektedir (Bovasso ve Eaton 1999). Sonuçlar solunumsal panik ile kanserin baðlantýsý konusunda tek yönlü bir tanýmlama getiren kanser eðilimli kiþilik teorisini desteklemektedir (Eysenck 1994). Bu teoriye göre, duygularýn bastýrýlmasý stres ve depresyona neden olur, baþa çýkma engellenir. Sonuçta bu stres, depresyon ve çaresizlik duygularý baðýþýklýk sisteminin bastýrýlmasý ile birlikte kanser hücresi proliferasyonuna karþý imünolojik direncin azalmasýna neden olabilir (Glassman ve Shapiro 1998). Özetle, kardiyak panik kýsmen kalp hastalýklarýnýn bir sonucudur ve agorafobi riskini arttýrýr. Solunumsal panik ise distiminin inatçý bir belirtisidir ve önemli bir fiziksel hastalýðýn iþaretidir. Derealizasyon psikiyatrik rahatsýzlýklarýn yaygýn bir semptomudur (kýsmen depresyonun) ve somatik þikayetlerle baðlantýlýdýr. Bu sonuçlar kesinlikten uzak olmakla birlikte diðer araþtýrmacýlara fiziksel ve psikolojik bozukluklarýn göstergesi olarak deðiþik panik tiplerini incelerken bir ön bilgi saðlayacaktýr. Allgulander C, Lavori PW (1991) Excess mortality among 3302 patients with 'pure' anxiety neurosis. Arch Gen Psychiatry, 48: Andrade L, Eaton WW, Chilcoat H (1994) Lifetime comorbidity of panic attacks and major depression in a populationbased study. Br J Psychiatry, 165: Ballenger JC, Davidson JRT, Lecrubier Y ve ark. (1998) Consensus statement on social anxiety disorder form the International Consensus Group on Depression and Anxiety. J Clin Psychiatry, 59(Suppl 17): Ballenger JC (1999) Clinical guidelines for establishing remission in patients with depression and anxiety. J Clin Psychiatry, 22(Suppl 60): Barsky AJ, Wyshak G (1990) Hypochondriasis and somatosensory amplification. Br J Psychiatry,157: Barsky AJ, Wyshak G, Klerman GL (1990) The somatosensory amplification scale and its relationship to hypochondriasis. J Psychiatr Res, 24: Barsky AJ (1992) Amplification, somatization, and the somatoform disorders. Psychosomatics, 33: Battaglia M, Bertella S, Politi E ve ark. (1995) Age at onset of panic disorder: Influence of familial liability to the disease and of childhood separation anxiety disorder. Am J Psychiatry, 152: KAYNAKLAR Beitman BD, Basha I, Flaker G ve ark. (1987) Non-fearful panic disorder: Panic attacks without fear. Behav Res Ther, 25: Beitman BD, Kushner MA, Lamberti J ve ark. (1990) Panic disorder without fear in patients with angiographically normal coronary arteries. J Nerv Ment Dis, 178: Bovasso G, Eaton W (1999) Types of panic attacks and their association with psychiatric disorder and physical illness. Compr Psychiatry, 40: Brown TA, Barlow DH (1992) Comorbidity among anxiety disorders: Implications for treatment and DSM-IV. J Consult Clin Psychol, 6: Brown, TA, Antony MM, Barlow (1995) Diagnostic comorbidity and panic disorder: Effect on treatment outcome and course of comorbid diagnoses following treatment. J Consult Clin Psychol, 63: Carter MM, Hollon SD, Carson R ve ark. (1995) Effects of a safe person on induced distress following a biological challenge in panic disorder with agoraphobia. J Abnorm Psychol, 104: Chamey D, Heninger G, Breier A (1984) Noradrenergic function in panic anxiety: Effects of yohimbine in healthy subjects and patients with agoraphobia and panic disorder. Arch Gen Psychiatry, 41:

12 SEVÝNÇOK L, AKOÐLU A. Clark DM (1986) A cognitive approach to panic. Behav Res Ther, 24: Clayton P (1990) The comorbidity factor: Establishing the primary diagnosis in patients with mixed symptoms of anxiety and depression. J Clin Psychiatry, 51(Suppl 10): Coplan J, Papp L, Pine D ve ark. (1997) Clinical improvement with fluoxetine therapy and noradrenergic function in patients with panic disorder. Arch Gen Psychiatry, 54: Cowley D, Arana G (1990) The diagnostic utility of lactate sensitivity in panic disorder. Arch Gen Psychiatry, 47: Cox BJ, Direnfield DM, Swinson RP ve ark. (1994) Suicidal ideation and suicide attempts in panic disorder and social phobia. Am J Psychiatry, 151(6): Crawley JN, Corwin RL (1994) Biological actions of cholecystokinin. Peptides, 15: Dager S, Marro K, Richards T ve ark. (1994) Preliminary application of magnetic resonance spectroscopy to investigate lactate-induced panic. Am J Psychiatry, 151: Davis M, Rainnie D, Cassell M (1994) Neurotransmission in the rat amygdala related to fear and anxiety. Trends Neurosci, 17: Dick CL, Bland RC, Neuman SC (1994) Panic disorder. Acta Psychiatrica Scand, 376(Suppl): Eysenck HJ (1994) Canser, personality and stress: Prediction and prevention. Adv Behav Res Ther, 16: Fava GA, Kellner R, Zielezny M ve ark. (1988) Hypochondriacal fears and beliefs in agoraphobia. J Affect Disord, 14: Fava GA, Grandi S, Saviotti FM ve ark. (1990) Hypochondriasis with panic attacks. Psychosomatics, 31: Friedman S, Smith L, Fogel A (1999) Suicidality in panic disorder: A comparison with schizophrenic, depressed, and other anxiety disorder outpatients. J Anxiety Disord, 13(5): Gelder MG (1989) The classification of anxiety disorders. Br J Psychiatry, 154: Glassman AH, Shapiro PA (1998) Depression and the course of coronary heart disease. Am J Psychiatry, 155: Gorman JM, Liebowitz MR, Fyer AJ ve ark. (1989) A neuoranatomical hypothesis for panic disorder. Am J Psychiatry, 146: Gorman JM, Coplan JD (1996) Comorbidity of depression and panic disorder. J Clin Psychiatry, 57: Gorman JM, Kent JM, Sullivan GM ve ark. (2000) Neuoranatomical hypothesis of panic disorder, revised. Am J Psychiatry, 157: Henriksson MM, Isometsa ET, Kuppasalmi KI ve ark. (1996) Panic disorder in completed suicide. J Clin Psychiatry, 57: Hibbert GA (1984) Ideational components of anxiety: their origin and content. Br J Psychiatry. 144: Hoehn-Saric R (1982) Comparison of generalized anxiety with panic disorder patients. Psychopharmacol Bull, 18: Hoehn-Saric R, McLeod DR (1985) Generalized anxiety disorders. Psychiatr Clin North Am, 8: Horwath E, Johnson J, Hornig CD ve ark. (1995) Social phobia diagnostic subtypes and the relationship between social phobia and panic disorder/agoraphobia. DSM-IV source, A Frances, H Pincus, TA Widger (Ed), Washington DC, American Psychiatric Press. Johnson J, Weissman MM, Klerman GL (1990) Panic disorder, comorbidity and suicide attempts. Arch Gen Psychiatry, 47: Kagan J, Reznick JS, Snidman N (1988) Biological bases of childhood shyness. Science, 240: Katon W, Vitaliano PP, Russo J (1986) Panic disorder: Epidemiology and primary care. J Fam Pract, 23: Katon W, Vitaliano PP, Russo J ve ark. (1987) Panic disorder: Spectrum of severity and somatization. J Nerv Ment Dis, 175: Katon WJ (1990) Chest pain, cardiac disease, and panic disorder. J Clin Psychiatry, 51(Suppl): Kellner R, Slocumb JC, Wiggins RJ (1987) The relationship of hypochondriacal fears and beliefs to anxiety and depression. Psychiatr Med, 4: Kellner R, Abbott P, Winslow WW ve ark. (1989) Anxiety, depression, and somatization in DSM-III hypochondriasis. Psychosomatics, 30: Kendler KS, Neale MC, Kessler RC ve ark. (1993) Panic disorder in women: A population-based twin study. Psychol Med, 23: Kessler RC, McGonagle KA, Zhao S ve ark. (1994) Lifetime and 12-month prevalence of DSM-III-R psychiatric disorders in the United States. Arch Gen Psychiatry, 51: Kely P, Eaton WW (1990) Risk factors for the onset of panic disorder and other panic attacks in a prospective, population-based study. Am J Epidemiol, 131: King MK, Schmaling KB, Cowley DS ve ark. (1995) Suicide attempt history in depressed patients with and without a history of panic attacks. Compr Psychiatry, 36: Klein DF, Gorman JM (1987) A model of panic and agoraphobic development. Acta Psychiatr Scand, 335(Suppl): Klein DF, Klein HM (1989) The nosology, genetics, and theory of spontaneous panic and phobia, in Psychopharmacology of Anxiety. PJ Tyrer (Ed), New York, Oxford University Press. Klein DF (1993) False suffocation alarms and spontaneous panics: Subsuming the CO 2 hypersensitivity theory. Arch Gen Psychiatry, 50: Laberge B, Gauthier JG, Cote G ve ark. (1993) Cognitivebehavioral therapy of panic disorder with secondary major depression: A preliminary investigation. J Consult Clin Psychol, 61: LeDoux JE, Iwata J, Cicchetti P ve ark. (1988) Different projections of the central amygdaloid nucleus mediate autonomic and behavioral correlates of conditioned fear. J Neurosci, 8: LeDoux JE, Cicchetti P, Xagoraris A ve ark. (1990) The lateral amygdaloid nucleus: Sensory interface of the amygdala in fear conditioning. J Neurosci, 10: LeDoux J (1993) Emotional memory systems in the brain. Behavioural Brain Res, 58: Maier W, Lichtermann D, Meyer A ve ark. (1993) A controlled family study in panic disorder. J Psychiatr Res, 27(Suppl 1):

13 PANÝK VE DEPRESYON: ETÝYOLOJÝ, TANI VE EÞTANI SORUNLARI Markowitz JS, Weissman MM, Ouellette R ve ark. (1989) Quality of life in panic disorder. Arch Gen Psychiatry, 46: Marks IM (1987) Fears, Phobias and Rituals. New York, Oxford University Press. Noyes RJR, Crowe RR, Harris EL ve ark. (1986) Relationship between panic disorder and agoraphobia: A family study. Arch Gen Psychiatry, 43: Noyes R, Christiansen J, Clancy J ve ark. (1991) Predictors of serious suicide attempts among patients wtih panic disorder. Comprehensive Psychiatry, 32: Otto M, Pollack MH, Sachs GS ve ark. (1992) Hypochondriacal concerns, anxiety sensitivity, and panic disorder. J Anxiety Disord, 6: Papp L, Martinez J, Kelin D ve ark. (1997) Respiratory psychophysiology of panic disorder: Three respiratory challenges in 98 subjects. Am J Psychiatry, 154: Rudd DM, Dahm PF, Rajab MH (1993) Diagnostic comorbidity in persons with suicidal ideation and behavior. Am J Psychiatry, 150: Skre I, Onstad S, Togersen S ve ark. (1993) A twin study of DSM-III-R anxiety disorders. Acta Psychiatr Scand, 88: Sheehan DV, Ballenger J, Jacobson G (1980) Treatment of endogenous anxiety with phobic, hysterical and hypochondriacal symptoms. Arch Gen Psychiatry, 37: Schneier FR, Johnson J, Hornig CD ve ark. (1992) Social phobia: comorbidity and morbidity in an epidemiologic sample. Arch Gen Psychiatry, 49: Starcevic V, Dellner R, Uhlenhuth EH ve ark. (1992) Panic disorder and hypochondriacal fears and beliefs. J Affect Disord, 24: Stein MB, Walker JR, Anderson G ve ark. (1996) Childhood physical and sexual abuse in patients with anxiety disorders with anxiety disorders and in a community sample. Am J Psychiatry, 153: Takeuchi Y, McLean JH, Hopkins DA (1982) Reciprocal connections between the amygdala and parabrachial nuclei: Ultrastructural demonstration by degeneration and axonal transport of horseradish peroxidase in the cat. Brain Res, 239: Thompson AH, Bland RC, Orn HT (1989) Relationship and chronology of depression, agoraphobia, and panic disorder in the general population. J Nerv Ment Dis, 177: Thyer BA, Parrish RT, Curtis GC ve ark. (1985) Ages of onset of DSM-III anxiety disorders. Compr Psychiatry, 26: Tweed JL, Schoenbach VJ, George LK ve ark. (1989) The effects of childhood parental death and divorce on six-month history of anxiety disorders. Br J Psychiatry, 154: Uhde TW, Boulenger JP, Roy-Byrne PP ve ark. (1985) Longitudinal course of panic disorder. Prog Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry, 9: Vollrath M, Angst J (1989) Outcome of panic disorder and depression in a seven-year follow-up: Results of the zurich study. Acta Psychiatr Scand, 80: Weissman MM, Leaf PJ, Holzer CE ve ark. (1985) The epidemiology of anxiety disorders: A highlight of recent evidence. Psychopharmacol Bull, 21: Weissman MM, Leaf PJ, Blazer DG ve ark. (1986) The relationship between panic disorder and agoraphobia: An epidemiologic perspective. Psychopharmacol Bull, 22: Weissman MM, Klerman GL, Markowitz JS ve ark. (1989) Suicidal ideation and suicide attempts in panic disorder and attacks. N Engl J Med, 321: Weissman MM, Klerman GL, Johnson J (1992) Panic disorder and suicidal ideation. Am J Psychiatry, 149(10): Wilkinson D, Thompson J, Lambert G ve ark. (1998) Sympathetic acitivity in patients with panic disorder at rest, under laboratory mental stress, and during panic attacks. Arch Gen Psychiatry, 55: Woody S, Mclean PD, Taylor S, Koch WJ (1999) Treatment of major depression in the context of panic disorder. J Affect Dis, 53:

Anksiyete Bozukluðu ve Depresyonun Tanýsal Ýliþkileri

Anksiyete Bozukluðu ve Depresyonun Tanýsal Ýliþkileri Anksiyete Bozukluðu ve Depresyonun Tanýsal Ýliþkileri Hakan Türkçapar Doç. Dr., SSK Ankara Eðitim Hastanesi Psikiyatri Kliniði, Ankara Anksiyete bozukluklarýyla depresyonun belirtileri arasýnda belirgin

Detaylı

PANİK BOZUKLUĞUNDA ALT TİPLER KLİNİK YANSIMALARI. Dr. Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD.

PANİK BOZUKLUĞUNDA ALT TİPLER KLİNİK YANSIMALARI. Dr. Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD. PANİK BOZUKLUĞUNDA ALT TİPLER KLİNİK YANSIMALARI Dr. Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD. Panik Bozukluğu Panik atağı Beklenti anksiyetesi Agorafobi Çarpıntı Terleme Titreme Nefes darlığı Soluğun kesilmesi

Detaylı

Anksiyetenin aþýrý ve kiþiyi felç eden formunun bir

Anksiyetenin aþýrý ve kiþiyi felç eden formunun bir Panik Bozukluðu Prof. Dr. Raþit TÜKEL* Anksiyetenin aþýrý ve kiþiyi felç eden formunun bir hastalýk olarak tanýnmasý, diðer birçok psikiyatrik bozukluða göre daha geç dönemlere rastlamaktadýr. Eski çaðlara

Detaylı

Sosyal anksiyete bozukluðu, ilk kez 1966'da Marks

Sosyal anksiyete bozukluðu, ilk kez 1966'da Marks Sosyal Anksiyete Bozukluðu: Taný, Epidemiyoloji, Etiyoloji, Klinik ve Ayýrýcý Taný Doç. Dr. Nesrin DÝLBAZ* Sosyal anksiyete bozukluðu, ilk kez 1966'da Marks ve Gelder tarafýndan tanýmlanmasýna karþýn ayrý

Detaylı

Klinik açýdan anksiyete, yaygýn anksiyete ve panik. Panik Bozukluðu. Özet

Klinik açýdan anksiyete, yaygýn anksiyete ve panik. Panik Bozukluðu. Özet TÜKEL R. Panik Bozukluðu Doç. Dr. Raþit TÜKEL Özet Panik bazukluðunun en temel özelliði çoðu kez nerede ve ne zaman ortaya çýkacaðý kestirilemeyen, tekrarlayýcý panik ataklarýnýn görülmesidir. Panik nöbetleri

Detaylı

Sosyal Kaygý Bozukluðu ile Panik Bozukluðu Olgularýnýn Demografik ve Bazý Klinik Özellikler Açýsýndan Karþýlaþtýrýlmasý

Sosyal Kaygý Bozukluðu ile Panik Bozukluðu Olgularýnýn Demografik ve Bazý Klinik Özellikler Açýsýndan Karþýlaþtýrýlmasý Sosyal Kaygý Bozukluðu ile Panik Bozukluðu Olgularýnýn Demografik ve Bazý Klinik Özellikler Açýsýndan Karþýlaþtýrýlmasý Hatice GÜZ*, Nesrin DÝLBAZ** ÖZET Bu çalýþmada sosyal kaygý ve panik bozukluðu olan

Detaylı

Sosyal Fobi. Özet. Taný ve Sýnýflandýrma

Sosyal Fobi. Özet. Taný ve Sýnýflandýrma Sosyal Fobi Doç. Dr. Nesrin DÝLBAZ* Özet Sosyal fobi kiþinin baþkalarýnca deðerlendirilmesi mümkün olan birden çok ortamdan sürekli korkma ve bu ortamlarda olabildiðince kaçýnma davranýþlarý gösterme hali;

Detaylı

1960'lardan Günümüze Depresyonun Epidemiyolojisi, Tarihsel Bir Bakýþ

1960'lardan Günümüze Depresyonun Epidemiyolojisi, Tarihsel Bir Bakýþ 1960'lardan Günümüze Depresyonun Epidemiyolojisi, Tarihsel Bir Bakýþ Burhanettin Kaya 1, Mine Kaya 2 1 Doç.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, 2 Uz.Dr., Ankara Halk Saðlýðý Müdürlüðü,

Detaylı

Þizofreninin klinik özelliklerini anlatan kitap ya

Þizofreninin klinik özelliklerini anlatan kitap ya Þizofrenide Prodromal Belirtiler Prof. Dr. Ýsmet KIRPINAR* Þizofreninin klinik özelliklerini anlatan kitap ya da yazýlarýn çoðu; þizofreninin heterojen bir sendrom olduðunu, bu hastalýk için hiçbir patognomonik

Detaylı

Prof.Dr. Hatice ÖZYILDIZ GÜZ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri ABD

Prof.Dr. Hatice ÖZYILDIZ GÜZ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri ABD Prof.Dr. Hatice ÖZYILDIZ GÜZ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikiyatri ABD İÇERİK ALT TİPLENDİRMEDEKİ SORUNLAR KLİNİĞE YANSIMASI ÇEKİNGEN KİŞİLİK BOZUKLUĞUNUN ETKİSİ Tanısal bakı Sosyal fobi DSM-I de "Fobik

Detaylı

Yineleyici ve Tek Dönem Major Depresif Bozukluðu Olan Hastalarýn Kiþilik ve Affektif Mizaç Özellikleri

Yineleyici ve Tek Dönem Major Depresif Bozukluðu Olan Hastalarýn Kiþilik ve Affektif Mizaç Özellikleri ARAÞTIRMA Yineleyici ve Tek Dönem Major Depresif Bozukluðu Olan Hastalarýn Kiþilik ve Affektif Mizaç Özellikleri Selçuk Aslan 1, Esra Yancar Demir 2 1 Doç.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri

Detaylı

Aile Hekimliðinde Genogram

Aile Hekimliðinde Genogram Aile Hekimliðinde Genogram Prof. Dr. Ýsmail Hamdi KARA, Düzce Üniversitesi Týp Fakültesi Aile Hekimliði AD, Düzce Aile Hekimliði Dersleri - 02.06.2010 15:30 1 I. Tanýmlar Hastalarý yalnýz bir birey olarak

Detaylı

17a EK 17-A ÖYKÜ KONTROL LÝSTESÝ. ² Rahim Ýçi Araçlar - Ek 17-A²

17a EK 17-A ÖYKÜ KONTROL LÝSTESÝ. ² Rahim Ýçi Araçlar - Ek 17-A² EK 17-A RÝA ÝÇÝN DEÐERLENDÝRME KONTROL LÝSTESÝ ÖYKÜ KONTROL LÝSTESÝ Hizmet verenin sorularý: Hizmet alana aþaðýdaki sorularý sorun: Hizmet veren için kurallar: Eðer yanýtlar evet sütununda ise aþaðýdaki

Detaylı

Rapor edilen iðne batma yaralanmalarýnýn %56 sý güvenlikli ürünler kullanýlarak önlenebilir den fazla patojen bulaþabilir.

Rapor edilen iðne batma yaralanmalarýnýn %56 sý güvenlikli ürünler kullanýlarak önlenebilir den fazla patojen bulaþabilir. Rapor edilen iðne batma yaralanmalarýnýn %56 sý güvenlikli ürünler kullanýlarak önlenebilir. 7 20 den fazla patojen bulaþabilir. 8 En büyük tehlike Hepatit B, Hepatit C ve HIV dir. Yaralananlarýn %40 ý

Detaylı

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Lilly Konuşmacı: Lundbeck Sunum

Detaylı

Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi,

Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi, 5 Prof. Dr. Semih KESKÝL Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi, yaþlýlarýn acil hastalýklarý diye bir durum yoktur. Bizimde burada söz konusu edeceðimiz yaþlýlar arasýndaki acil týbbi durumlardýr.

Detaylı

Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon

Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon ARAÞTIRMA Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon Gülten Karadeniz 1, Serdar Tarhan 2, Emre Yanýkkerem 3, Özden Dedeli 3, Erkan Kahraman 4 1 Yrd.Doç.Dr., 3

Detaylı

Psikiyatrik literatürde 1800'lerden beri görünmekte

Psikiyatrik literatürde 1800'lerden beri görünmekte Distimi Prof. Dr. Olcay YAZICI* 1. KAVRAMIN ORTAYA ÇIKIÞI VE TARÝHÇESÝ Psikiyatrik literatürde 1800'lerden beri görünmekte olan distimi sözcüðü, Yunanca'da 'kötü-mizaçlý' anlamýna gelmektedir. Mizaç (humour),

Detaylı

Þizofreni özellikle düþünce, algý ve duygulaným

Þizofreni özellikle düþünce, algý ve duygulaným Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Þizofreni: Klinik Özellikler Doç. Dr. Selahattin ÞENOL* Þizofreni özellikle düþünce, algý ve duygulaným alanlarýnda bozulmayla seyreden ciddi bir ruhsal hastalýktýr. Ýlk

Detaylı

Çekirdek belirtileri açýsýndan duygulaným alanýnda. Birinci Basamakta Depresyon: Tanýma, Ele Alma, Yönlendirme. Özet

Çekirdek belirtileri açýsýndan duygulaným alanýnda. Birinci Basamakta Depresyon: Tanýma, Ele Alma, Yönlendirme. Özet Birinci Basamakta Depresyon: Tanýma, Ele Alma, Yönlendirme Doç. Dr. Levent KÜEY* Özet Depresyon psikiyatrik bozukluklar arasýnda en sýk karþýlaþýlan hastalýklardan biridir. Depresif hastalarýn önemli bir

Detaylı

Depresif Bozukluklarda Risk Etkenleri

Depresif Bozukluklarda Risk Etkenleri Depresif Bozukluklarda Risk Etkenleri Süheyla ÜNAL*, Levent KÜEY**, Cengiz GÜLEÇ***, Mehmet BEKAROÐLU***, Yunus Emre EVLÝCE****, Selçuk KIRLI***** ÖZET * Prof. Dr., Ýnönü Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri

Detaylı

Yaşlılarda Dirençli Anksiyete Bozukluklarının Tanı ve Tedavisi

Yaşlılarda Dirençli Anksiyete Bozukluklarının Tanı ve Tedavisi Yaşlılarda Dirençli Anksiyete Bozukluklarının Tanı ve Tedavisi Dr. Berker Duman Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD, Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi BD Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları

Detaylı

Ýntiharýn Nörobiyolojisi #

Ýntiharýn Nörobiyolojisi # Ýntiharýn Nörobiyolojisi # Prof. Dr. Nevzat YÜKSEL* GÝRÝÞ Genel toplumda intihar sýklýðý yýllýk yüzbinde 10-20 kadardýr. Deðiþik ülkelerde bu oranlar yüzbinde 10 ile 40 arasýnda deðiþmektedir. Ýntihar

Detaylı

Major depresif bozukluk tam olarak iyileþebildiði

Major depresif bozukluk tam olarak iyileþebildiði Depresyonun Seyri Uz. Dr. Figen Çulha ATEÞCÝ* Major depresif bozukluk tam olarak iyileþebildiði gibi, sýklýkla yineleme ve bazen de kronik gidiþ gösteren bir hastalýktýr. Baþlangýç yaþý genellikle 20'li

Detaylı

Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD.

Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD. Obezitede Anksiyete Bozuklukları ve Depresyon Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD. Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Sanofi Danışman: Teva, BMS Konuşmacı: Lundbeck Obezite giderek artan bir toplum sağlığı

Detaylı

Somatizasyon iyi tanýmlanmýþ bir taný sýnýfý ya da

Somatizasyon iyi tanýmlanmýþ bir taný sýnýfý ya da Depresyon ve Somatizasyon Uz. Dr. Sermin KESEBÝR* SOMATÝZASYON Somatizasyon iyi tanýmlanmýþ bir taný sýnýfý ya da bozukluk deðil, geniþ kapsamlý bir klinik görüngüdür. Buna baðlý olarak somatizasyonu bulunan

Detaylı

YENÝ YAYINLARDAN ÖZETLER

YENÝ YAYINLARDAN ÖZETLER YENÝ YAYINLARDAN ÖZETLER Major Depresyon, Davraným Bozukluðu ve Madde Kullaným Bozukluðu olan Ergenlerde Fluoksetin ve Biliþsel Davranýþcý Terapinin Karþýlaþtýrýldýðý Randomize Kontrollü Çalýþma Riggs

Detaylı

Anksiyete Bozukluklarına eşlik eden alkol madde kullanım bozukluğu tedavi yaklaşımları

Anksiyete Bozukluklarına eşlik eden alkol madde kullanım bozukluğu tedavi yaklaşımları Anksiyete Bozukluklarına eşlik eden alkol madde kullanım bozukluğu tedavi yaklaşımları Figen Karadağ Maltepe Üniversitesi tıp Fakültesi Psikiyatri AD 43000 yetişkin MKB olanları %17.7 sinde herhangi bir

Detaylı

PSİKOFARMAKOLOJİ 7. Anksiyete Bozuklukları Tedavisi Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.

PSİKOFARMAKOLOJİ 7. Anksiyete Bozuklukları Tedavisi Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar. PSİKOFARMAKOLOJİ 7 Anksiyete Bozuklukları Tedavisi Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar www.gunescocuk.com ANKSİYETE Somatik belirtilerin de eşlik ettiği, nedensiz bir tedirginlik

Detaylı

Yeme Bozukluðu ve Bipolar Bozukluk Birlikteliði

Yeme Bozukluðu ve Bipolar Bozukluk Birlikteliði DERLEME Yeme Bozukluðu ve Bipolar Bozukluk Birlikteliði Comorbidity of Eating Disorders and Bipolar Disorder Asena Akdemir 1, Bahar Sarý Narðis 2 1 Prof.Dr., Selçuk Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri

Detaylı

Karma Anksiyete ve Depresyon Bozukluðu

Karma Anksiyete ve Depresyon Bozukluðu Karma Anksiyete ve Depresyon Bozukluðu Yrd. Doç. Dr. Burhanettin KAYA*, Prof. Dr. Süheyla ÜNAL* Özet Son yýllarda yapýlan araþtýrmalar anksiyete ve depresyonun birlikteliðine ve taný örtüþmelerine dikkatleri

Detaylı

Sosyal Fobinin Diðer Psikiyatrik Hastalýklarla Birlikteliði

Sosyal Fobinin Diðer Psikiyatrik Hastalýklarla Birlikteliði Sosyal Fobinin Diðer Psikiyatrik Hastalýklarla Birlikteliði Metin TURAN*, Ali S ÇÝLLÝ**, Rüstem AÞKIN***, Hasan HERKEN # *, Nazmiye KAYA***, Rahim KUCUR # ** ÖZET Bu çalýþmada psikiyatri polikliniðine

Detaylı

ÇEVRE VE TOPLUM. Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum

ÇEVRE VE TOPLUM. Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum ÇEVRE VE TOPLUM 11. Bölüm DOÐAL AFETLER VE TOPLUM Konular DOÐAL AFETLER Dünya mýzda Neler Oluyor? Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum Volkanlar

Detaylı

Son 2 yıl içinde ilaç endüstrisiyle kongre sponsorluğu dışında bağlantım olmamıştır.

Son 2 yıl içinde ilaç endüstrisiyle kongre sponsorluğu dışında bağlantım olmamıştır. Son 2 yıl içinde ilaç endüstrisiyle kongre sponsorluğu dışında bağlantım olmamıştır. Lohusalık döneminde ruhsal hastalıklar: risk etkenleri ve klinik gidiş Doç.Dr. Leyla Gülseren 25 Eylül 2013 49. Ulusal

Detaylı

Açıklama 2008 2009. Araştırmacı: YOK. Danışman: YOK. Konuşmacı: YOK

Açıklama 2008 2009. Araştırmacı: YOK. Danışman: YOK. Konuşmacı: YOK Açıklama 2008 2009 Araştırmacı: YOK Danışman: YOK Konuşmacı: YOK SİLAHLI ÇATIŞMA İLE İLİŞKİLİ TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUNDA DİĞER BİYOLOJİK TEDAVİ SEÇENEKLERİ Dr. Cemil ÇELİK Sunumun hedefleri Silahlı

Detaylı

Son yýllarda teknolojinin ve yaþam kalitesinin

Son yýllarda teknolojinin ve yaþam kalitesinin Yaþlýlýk Çaðý Depresyonlarý Yrd. Doç. Dr. Lut TAMAM*, Dr. Seva ÖNER* Son yýllarda teknolojinin ve yaþam kalitesinin geliþimine koþut olarak ortalama insan ömrü uzamaktadýr. Bunun sonucunda yaþlý olarak

Detaylı

Çekingen Kiþilik Bozukluðunun Klinik Özellikleri ve Tedavisi

Çekingen Kiþilik Bozukluðunun Klinik Özellikleri ve Tedavisi Çekingen Kiþilik Bozukluðunun Klinik Özellikleri ve Tedavisi Levent SEVÝNÇOK*, Ferhan DEREBOY**, Çiðdem DEREBOY* ÖZET Çekingen Kiþilik bozukluðu (ÇKB) konusunda þimdiye dek az sayýda çalýþma yayýnlanmýþtýr.

Detaylı

0.2-200m3/saat AISI 304-316

0.2-200m3/saat AISI 304-316 RD Firmamýz mühendisliðinde imalatýný yaptýðýmýz endüstriyel tip hava kilidleri her türlü proseste çalýþacak rotor ve gövde seçeneklerine sahiptir.aisi304-aisi316baþtaolmaküzerekimya,maden,gýda...gibi

Detaylı

Agorofobisi Olmayan Panik Bozukluk Hastalarýnda Eþlik Eden Sosyal Fobik Semptomlarýn ve Sosyodemografik Deðiþkenlerin Ýncelenmesi

Agorofobisi Olmayan Panik Bozukluk Hastalarýnda Eþlik Eden Sosyal Fobik Semptomlarýn ve Sosyodemografik Deðiþkenlerin Ýncelenmesi ARAÞTIRMA Agorofobisi Olmayan Panik Bozukluk Hastalarýnda Eþlik Eden Sosyal Fobik Semptomlarýn ve Sosyodemografik Deðiþkenlerin Ýncelenmesi The Examination of the Social Anxiety Symptoms and Sociodemographic

Detaylı

düþürücü kullanmamak c-duruma uygun ilaç kullanmamak Ateþ Durumunda Mutlaka Hekime Götürülmesi Gereken Haller:

düþürücü kullanmamak c-duruma uygun ilaç kullanmamak Ateþ Durumunda Mutlaka Hekime Götürülmesi Gereken Haller: Ayna-Gazetesi-renksiz-11-06.qxp 26.10.2006 23:39 Seite 2 Çocuklarda Ateþ Deðerli Ayna okuyucularý, bundan böyle bu sayfada sizleri saðlýk konusunda bilgilendireceðim. Atalarýmýz ne demiþti: olmaya devlet

Detaylı

BİRİNCİ BASAMAKDA PSİKİYATRİ NURAY ATASOY ZKÜ TIP FAKÜLTESİ AD

BİRİNCİ BASAMAKDA PSİKİYATRİ NURAY ATASOY ZKÜ TIP FAKÜLTESİ AD BİRİNCİ BASAMAKDA PSİKİYATRİ NURAY ATASOY ZKÜ TIP FAKÜLTESİ AD Çalışmalarda birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran hastalardaki psikiyatrik hastalık sıklığı, gerek değerlendirme ölçekleri kullanılarak

Detaylı

Paroksetinin Sosyal Anksiyete Bozukluðu Tedavisinde Kullanýmý

Paroksetinin Sosyal Anksiyete Bozukluðu Tedavisinde Kullanýmý Paroksetinin Sosyal Anksiyete Bozukluðu Tedavisinde Kullanýmý Aslýhan Sayýn 1 1 Uz.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ankara GÝRÝÞ Sosyal anksiyete bozukluðunun (SAB) tedavisi,

Detaylı

Anksiyete ve depresyon sözcükleri hem genel

Anksiyete ve depresyon sözcükleri hem genel Mikst Anksiyete Depresyon ve Eþtanýlý Durumlar Prof. Dr. Hüray FÝDANER*, Prof. Dr. Tunç ALKIN* Anksiyete ve depresyon sözcükleri hem genel týpta hem de psikiyatri ve klinik psikoloji alanýndaki çalýþmalarda

Detaylı

Sýnýrda Kiþilik Bozukluðu Aslýnda Bir Bipolar Spektrum Bozukluðu mudur?

Sýnýrda Kiþilik Bozukluðu Aslýnda Bir Bipolar Spektrum Bozukluðu mudur? DERLEME Sýnýrda Kiþilik Bozukluðu Aslýnda Bir Bipolar Spektrum Bozukluðu mudur? Manolya Çalýþýr 1 1 Psk., Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü, Ankara ÖZET Sýnýrda (borderline) kiþilik bozukluðunun

Detaylı

Kalple Ýliþkili Olmayan Göðüs Aðrýsý Olan Hastalarda Psikiyatrik Eþtaný

Kalple Ýliþkili Olmayan Göðüs Aðrýsý Olan Hastalarda Psikiyatrik Eþtaný ARAÞTIRMA Kalple Ýliþkili Olmayan Göðüs Aðrýsý Olan Hastalarda Psikiyatrik Eþtaný Medine Yazýcý Güleç 1, Çiçek Hocaoðlu 2, Ýsmet Durmuþ 3 1 Uz.Dr., Erenköy Ruh ve Sinir Hastalýklarý Hastanesi, Ýstanbul,

Detaylı

Bir Anadolu Þehrinde Psikiyatri Kliniðine Baþvuran Hastalarýn Hastalýk Açýklama ve Çare Arama Davranýþlarý

Bir Anadolu Þehrinde Psikiyatri Kliniðine Baþvuran Hastalarýn Hastalýk Açýklama ve Çare Arama Davranýþlarý ARAÞTIRMA Bir Anadolu Þehrinde Psikiyatri Kliniðine Baþvuran Hastalarýn Hastalýk Açýklama ve Çare Arama Davranýþlarý Patients' Who Admitted to Psychiatry Clinic in a Anatolian City Explanation Models for

Detaylı

Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðu Tanýsý Alan Çocuklarýn Ebeveynlerinde Kiþilik Bozukluklarý

Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðu Tanýsý Alan Çocuklarýn Ebeveynlerinde Kiþilik Bozukluklarý ARAÞTIRMA Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðu Tanýsý Alan Çocuklarýn Ebeveynlerinde Kiþilik Bozukluklarý Oya Güçlü 1, Murat Erkýran 1 1 Uz. Dr., Bakýrköy Ruh Saðlýðý ve Sinir Hastalýklarý Eðitim ve

Detaylı

Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler

Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler 46.ULUSAL PSİKİYATRİ KONGRESİ, 2010 Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler Dr.Canan Yücesan Ankara Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Akış Sitokinler ve depresyon Duygudurum bozukluklarının

Detaylı

Fobik Bozukluklar. Özet

Fobik Bozukluklar. Özet Fobik Bozukluklar Doç. Dr. Mehmet Z. SUNGUR* Özet Fobiler, neden olarak gösterilen uyaranla orantýlý olmayan þiddette ortaya çýkan anksiyete ve bu abartýlý anksiyete tepkisinin mantýksýz olduðunu bilmesine

Detaylı

Depresyonda taný ve ayýrýcý taný sorununu ele. Depresyonda Taný ve Ayýrýcý Taný. Özet. Bunun yanýsýra aþaðýdaki belirtilerden en az 5 i bulunmalýdýr.

Depresyonda taný ve ayýrýcý taný sorununu ele. Depresyonda Taný ve Ayýrýcý Taný. Özet. Bunun yanýsýra aþaðýdaki belirtilerden en az 5 i bulunmalýdýr. Depresyonda Taný ve Ayýrýcý Taný Prof. Dr. Nevzat YÜKSEL* Özet Depresyonun ayýrýcý tanýsýnda iyi bir klinik öykü alýnmasý önemlidir. Bu öykünün týbbi ve psikiyatrik yönü üzerinde ayrý ayrý durulmalýdýr.

Detaylı

Yaþlý hastanýn deðerlendirilmesi aþamasýnda bazý

Yaþlý hastanýn deðerlendirilmesi aþamasýnda bazý 4 Prof. Dr. Yeþim GÖKÇE-KUTSAL Yýllar bizi bulduklarý gibi býrakmýyorlar Owen Meredith Yaþlý hastanýn deðerlendirilmesi aþamasýnda bazý temel özellikler klinisyen hekimlerce mutlaka önüne alýnmalýdýr.ýleri

Detaylı

Kadýnlarda yaþam boyu depresyon görülme sýklýðý

Kadýnlarda yaþam boyu depresyon görülme sýklýðý Kadýnlarda Üreme Olaylarý ile Depresyon Ýliþkisi Yrd. Doç. Dr. Fisun AKDENÝZ*, Uz. Dr. Ali Saffet GÖNÜL* Kadýnlarda yaþam boyu depresyon görülme sýklýðý erkeklerin yaklaþýk 1.7 ile 2.7 katýdýr (Kessler

Detaylı

Depresif Duygudurumdan Major Depresyona Klinik Spektrum

Depresif Duygudurumdan Major Depresyona Klinik Spektrum DERLEME Depresif Duygudurumdan Major Depresyona Klinik Spektrum From Depressive Symptamotology to Major Depression: Clinical Spectrum Aslý Akýn Aslan 1, Burcu Akýn Sarý 2, Aslý Kuruoðlu 3 1 Uz.Dr., Batman

Detaylı

Sosyal Fobi Hastalarýnda Aleksitimi, Umutsuzluk ve Depresyon: Kontrollü Bir Çalýþma

Sosyal Fobi Hastalarýnda Aleksitimi, Umutsuzluk ve Depresyon: Kontrollü Bir Çalýþma Sosyal Fobi Hastalarýnda Aleksitimi, Umutsuzluk ve Depresyon: Kontrollü Bir Çalýþma Mustafa SOLMAZ*, Kemal SAYAR*, Ö. Akil ÖZER*, Mücahit ÖZTÜRK*, Burçin ACAR** ÖZET Bu çalýþmada panik bozukluðu ve posttravmatik

Detaylı

Demans ve depresyon, klinik görünümlerinde

Demans ve depresyon, klinik görünümlerinde Depresyon - Demans Ayýrýcý Tanýsý Dr. E. Yusuf SÝVRÝOÐLU*, Prof. Dr. Selçuk KIRLI* Demans ve depresyon, klinik görünümlerinde biliþsel kaybýn ortak özellik olarak yer aldýðý iki klinik tablodur. Her iki

Detaylı

Bedensel hastalýðý olanlarda depresyon morbidite

Bedensel hastalýðý olanlarda depresyon morbidite Bedensel Hastalýklarda Depresyon Uz. Dr. Özen ÖNEN SERTÖZ*, Prof. Dr. Hayriye ELBÝ METE* Bedensel hastalýðý olanlarda depresyon morbidite ve mortaliteyi etkileyen önemli bir klinik sendromdur (Cassem 1991,

Detaylı

Þizofreni: Klinik Özellikler, Taný, Ayýrýcý Taný

Þizofreni: Klinik Özellikler, Taný, Ayýrýcý Taný Þizofreni: Klinik Özellikler, Taný, Ayýrýcý Taný Uz. Dr. Mehmet V. ÞAHÝN* Özet Þizofreni, kiþinin düþünce, algýlama, duygulaným ve davranýþlarýný önemli derecede etkileyerek iþ, sosyal ve özel yaþamýnda

Detaylı

Sosyal fobi, insanlarýn hem sosyal hem de iþ

Sosyal fobi, insanlarýn hem sosyal hem de iþ Sosyal Anksiyete Bozukluðunun Farmakolojik Tedavisi Dr. Ali ÖZGEN*, Prof. Dr. Sunar BÝRSÖZ* Sosyal fobi, insanlarýn hem sosyal hem de iþ ortamýnda toplumla iliþkide bulunma yeteneklerini direkt etkileyen

Detaylı

Konular 5. Eðitimde Kullanýlacak Araçlar 23. Örnek Çalýþtay Gündemi 29. Genel Bakýþ 7 Proje Yöneticilerinin Eðitimi 10

Konular 5. Eðitimde Kullanýlacak Araçlar 23. Örnek Çalýþtay Gündemi 29. Genel Bakýþ 7 Proje Yöneticilerinin Eðitimi 10 Proje Yönetimi ÝÇÝNDEKÝLER Konular 5 Genel Bakýþ 7 Proje Yöneticilerinin Eðitimi 10 Eðitimde Kullanýlacak Araçlar 23 Araç 1: Araþtýrma sorularý Araç 2: Belirsiz talimatlar Araç 3: Robotlar 28 Örnek

Detaylı

Psikiyatrik bozukluklarýn sýnýflandýrýldýðý kitaba. Somatizasyon Bozukluðu. Özet

Psikiyatrik bozukluklarýn sýnýflandýrýldýðý kitaba. Somatizasyon Bozukluðu. Özet Somatizasyon Bozukluðu Yrd. Doç. Dr. Levent SEVÝNÇOK* Özet Somatizasyon genel týpta ve konsültasyon-liyazon psikiyatrisinde sýk karþýlaþýlan karmaþýk bir sorundur. Somatizasyon belirtileri ile baþvurulara

Detaylı

Yatan hastalarýn anksiyete ve depresyon düzeyleri ve iliþkili faktörlerin incelenmesi

Yatan hastalarýn anksiyete ve depresyon düzeyleri ve iliþkili faktörlerin incelenmesi ARAÞTIRMA 1 Yatan hastalarýn anksiyete ve depresyon düzeyleri ve iliþkili faktörlerin incelenmesi Fahriye Oflaz, Huriye Varol GATA Hemþirelik Yüksek Okulu 06010 Etlik-Ankara Özet Amaç: Bu çalýþmanýn amacý

Detaylı

Yetişkin Psikopatolojisi. Doç. Dr. Mehmet Akif Ersoy Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bornova İZMİR

Yetişkin Psikopatolojisi. Doç. Dr. Mehmet Akif Ersoy Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bornova İZMİR Yetişkin Psikopatolojisi Doç. Dr. Mehmet Akif Ersoy Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bornova İZMİR Yetişkin psikopatolojisi içerik: Sınıflandırma sistemleri Duygudurum bozuklukları Anksiyete bozuklukları

Detaylı

Depresyon alt tiplemesinde en çok kabul edilen

Depresyon alt tiplemesinde en çok kabul edilen Melankolili Depresyon Doç. Dr. M. Hakan TÜRKÇAPAR* Depresyon alt tiplemesinde en çok kabul edilen ayrým depresyonun melankolik (endojen) ve melankolik olmayan olarak ikiye ayrýlmasýdýr (Zimmerman ve ark.

Detaylı

Nöroloji servisine yatan hastalarda yüksek oranda psikiyatrik hastalıklar görülür. Prevalans %39-64 arasındadır.

Nöroloji servisine yatan hastalarda yüksek oranda psikiyatrik hastalıklar görülür. Prevalans %39-64 arasındadır. 1 2 + Nöroloji servisine yatan hastalarda yüksek oranda psikiyatrik hastalıklar görülür. Prevalans %39-64 arasındadır. + + Üçüncü basamak nöroloji yataklı servisinde psikiyatrik görüşme ile tespit edilen

Detaylı

Somatoform Bozukluklarýn Ýlaçla Tedavisi

Somatoform Bozukluklarýn Ýlaçla Tedavisi Somatoform Bozukluklarýn Ýlaçla Tedavisi Hülya Eltutan ÖNCÜLOÐLU*, Nevzat YÜKSEL** ÖZET Bu çalýþmada somatoform bozukluklarýn tedavisi gözden geçirilmiþtir. Diðer tedavi yöntemlerinden kýsmen bahsedilse

Detaylı

Depresyon, Pratisyen Hekimler ve Depresyon Eðitimi

Depresyon, Pratisyen Hekimler ve Depresyon Eðitimi Depresyon, Pratisyen Hekimler ve Depresyon Eðitimi Dr. Sema Ýlhan Akalýn* Dr. Can Cimili**, Dr. Esma Kuzhan*** Giriþ: Depresyon birinci basamakta en yaygýn görülen ruh saðlýðý sorunudur, çok azýnýn ikinci

Detaylı

Araþtýrma Hazýrlayan: Ebru Kocamanlar Araþtýrma Uzman Yardýmcýsý Gýda Ürünlerinde Ambalajýn Satýn Alma Davranýþýna Etkisi Dünya Ambalaj Örgütü nün açýklamalarýna göre dünyada ambalaj kullanýmýnýn %30 unu

Detaylı

Omurilik Felçli Hastalarda Travma Sonrasý Stres Bozukluðu ve Ýliþkili Faktörler

Omurilik Felçli Hastalarda Travma Sonrasý Stres Bozukluðu ve Ýliþkili Faktörler ARAÞTIRMA Omurilik Felçli Hastalarda Travma Sonrasý Stres Bozukluðu ve Ýliþkili Faktörler Posttraumatic Stress Disorder and Related Factors in Patients with Spinal Cord Injury Murat Ýlhan Atagün 1, Ünal

Detaylı

Madde Bağımlılığı Olan Hastaların Ebeveynlerinde Psikiyatrik Hastalıklar. Yard. Doç.Dr. Suat Ekinci

Madde Bağımlılığı Olan Hastaların Ebeveynlerinde Psikiyatrik Hastalıklar. Yard. Doç.Dr. Suat Ekinci Madde Bağımlılığı Olan Hastaların Ebeveynlerinde Psikiyatrik Hastalıklar Yard. Doç.Dr. Suat Ekinci Sunum Özeti Neden Ebeveynlerde Psikiyatrik Hastalıklar? Madde Bağımlılığı olan Hastaların Ebeveynlerinde

Detaylı

Çocuk psikiyatrisinde acil durumlara iliþkin ortak bir yol

Çocuk psikiyatrisinde acil durumlara iliþkin ortak bir yol Klinik Pediatri, 2004;3(1):5-11. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisinde Acil Durumlar Dr. Dilþad FOTO ÖZDEMÝR*, Prof. Dr. Þahnur ÞENER* Çocuk psikiyatrisinde acil durumlara iliþkin ortak bir yol bulunamamýþtýr.

Detaylı

Kalyoncu A., Pektaş Ö., Mırsal H., Yılmaz S., Serez M., Beyazyürek M.

Kalyoncu A., Pektaş Ö., Mırsal H., Yılmaz S., Serez M., Beyazyürek M. DEPRESYON-ANKSİYETE BOZUKLUKLARI İLE ALKOL BAĞIMLILIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ARAŞTIRILMASI Kalyoncu A., Pektaş Ö., Mırsal H., Yılmaz S., Serez M., Beyazyürek M. ÖZET Alkol bağımlılığı ve diğer psikiyatrik

Detaylı

Depresif semptomatoloji sadece psikiyatri

Depresif semptomatoloji sadece psikiyatri Depresyonun Klinik Belirtileri Prof. Dr. Ali Kemal GÖÐÜÞ* Depresif semptomatoloji sadece psikiyatri alanýnda deðil genel týpta da hekimlerin en sýk karþýlaþtýklarý belirtiler kümesidir. Bu belirtiler kümesi

Detaylı

Sivas Numune Hastanesi Acil Servisine Baþvuran Ýntihar Giriþimlerinin Deðerlendirilmesi

Sivas Numune Hastanesi Acil Servisine Baþvuran Ýntihar Giriþimlerinin Deðerlendirilmesi ARAÞTIRMA Sivas Numune Hastanesi Acil Servisine Baþvuran Ýntihar Giriþimlerinin Deðerlendirilmesi Evaluation of Suicide Attempts Referring to Sivas Numune Hospital Emergency Department Etem Erdal Erþan

Detaylı

2 - Konuþmayý Yazýya Dökme

2 - Konuþmayý Yazýya Dökme - 1 8 Konuþmayý Yazýya Dökme El yazýnýn yerini alacak bir aygýt düþü XIX. yüzyýlý boyunca çok kiþiyi meþgul etmiþtir. Deðiþik tasarým örnekleri görülmekle beraber, daktilo dediðimiz aygýtýn satýlabilir

Detaylı

ÇOCUKLARDA VE ERGENLERDE İNTİHAR GİRİŞİMİ

ÇOCUKLARDA VE ERGENLERDE İNTİHAR GİRİŞİMİ ÇOCUKLARDA VE ERGENLERDE İNTİHAR GİRİŞİMİ Doç. Dr. Şaziye Senem BAŞGÜL Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji www.gunescocuk.com Çocuk ve ergen psikiyatrisinde

Detaylı

Kronik depresyon (distimi) tanýmý güvenilir çalýþmalara

Kronik depresyon (distimi) tanýmý güvenilir çalýþmalara Kronik Depresyon (Distimi) Doç. Dr. Rüstem AÞKIN* Kronik depresyon (distimi) tanýmý güvenilir çalýþmalara imkan vermeyecek ölçüde farklý anlamlarda ve en çok nörotik depresyon için kullanýlýr (Invernizzi

Detaylı

Subklinik Hipotiroidili Hastalarda Tiroid Replasman Tedavisinin Anksiyete ve Depresyon Düzeylerine Etkisi

Subklinik Hipotiroidili Hastalarda Tiroid Replasman Tedavisinin Anksiyete ve Depresyon Düzeylerine Etkisi ARAÞTIRMA Subklinik Hipotiroidili Hastalarda Tiroid Replasman Tedavisinin Anksiyete ve Depresyon Düzeylerine Etkisi Yalçýn M. Yarpuz 1, Ümit Aydoðan 2, Oktay Sarý 1, Aydoðan Aydoðdu 3, Gökhan Üçkaya 4,

Detaylı

Çeþitli organ ve sistemleri tutan týbbi hastalýklarýn

Çeþitli organ ve sistemleri tutan týbbi hastalýklarýn Týbbi Durumlar ve Depresyon Doç. Dr. Nalan Kalkan OÐUZHANOÐLU* Çeþitli organ ve sistemleri tutan týbbi hastalýklarýn seyri sýrasýnda gerek belirti gerek sendrom düzeyinde görülen en yaygýn bozukluk depresyondur.

Detaylı

Aðrý tanýsý klinik olarak, DITI ile konulabilir

Aðrý tanýsý klinik olarak, DITI ile konulabilir Fibromiyalji hasta görüntüleri Aðrý tanýsý klinik olarak, DITI ile konulabilir Aðrýyý görüntüleme ve patolojisini tanýmlamada baþarýlý yöntemdir. Aðrý kaynaðýnýn vücudun neresinde olduðunu gösterebilir.

Detaylı

Hemodiyaliz ve Periton Diyalizi Uygulanan Hastalarda Psikiyatrik Bozukluklar, Algýlanan Sosyal Destek ve Yaþam Kalitesi Düzeylerinin Karþýlaþtýrýlmasý

Hemodiyaliz ve Periton Diyalizi Uygulanan Hastalarda Psikiyatrik Bozukluklar, Algýlanan Sosyal Destek ve Yaþam Kalitesi Düzeylerinin Karþýlaþtýrýlmasý ARAÞTIRMA Hemodiyaliz ve Periton Diyalizi Uygulanan Hastalarda Psikiyatrik Bozukluklar, Algýlanan Sosyal Destek ve Yaþam Kalitesi Düzeylerinin Karþýlaþtýrýlmasý The Comparison of Psychiatric Disorders,

Detaylı

Duloksetin: Klinik Kullanýmý

Duloksetin: Klinik Kullanýmý Duloksetin: Klinik Kullanýmý Nevzat Yüksel 1 1 Prof.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ankara GÝRÝÞ Major depresyonun genel toplumdaki yaþam boyu prevalansý erkekler için %12,

Detaylı

Þizofrenide Duygu Algýlama ve Tanýma Süreçleri

Þizofrenide Duygu Algýlama ve Tanýma Süreçleri Þizofrenide Duygu Algýlama ve Tanýma Süreçleri Özlem Altunel 1, Görkem Demirdöðen 2, Uzay Dural 3, M. Kemal Kuþçu 4 1 Uz.Dr., Serbest Hekim, 2 Psk., 3 Kl.Psk., 4 Doç.Dr., Marmara Üniversitesi Ýstanbul

Detaylı

Yataklý Tedavi Hizmeti Sunan Psikiyatri Kliniklerinde Ektanýlar

Yataklý Tedavi Hizmeti Sunan Psikiyatri Kliniklerinde Ektanýlar ARAÞTIRMA Yataklý Tedavi Hizmeti Sunan Psikiyatri Kliniklerinde Ektanýlar Common Medical Problems in Inpatient Psychiatric Care Clinics Çaðatay Karþýdað 1, Umut Mert Aksoy 1, Gökþen Yüksel 1, Nihat Alpay

Detaylı

DEHB Tanýlý Çocuklarýn Ebeveynlerinde DEHB Oraný

DEHB Tanýlý Çocuklarýn Ebeveynlerinde DEHB Oraný ARAÞTIRMA DEHB Tanýlý Çocuklarýn Ebeveynlerinde DEHB Oraný Hüner Aydýn 1, Rasim Somer Diler 2, Ebru Yurdagül 1, Þükrü Uðuz 3, Gülþah Þeydaoðlu 4 1 Dr., 3 Yrd.Doç.Dr., 4 Uz.Dr., Çukurova Üniversitesi Týp

Detaylı

Anksiyete Bozuklukları. Prof. Dr. Raşit Tükel İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı 5. Sınıf Dersi

Anksiyete Bozuklukları. Prof. Dr. Raşit Tükel İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı 5. Sınıf Dersi Anksiyete Bozuklukları Prof. Dr. Raşit Tükel İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı 5. Sınıf Dersi Panik bozukluğu Fobik Bozukluklar Sunum Akışı Agorafobi Özgül fobiler Sosyal

Detaylı

PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ*

PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ* İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri 25 TÜRKİYE DE SIK KARŞILAŞILAN PSİKİYATRİK HASTALIKLAR Sempozyum Dizisi No:62 Mart 2008 S:25-30 PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ*

Detaylı

PSİKOSOMATİK AÇIDAN PANİK BOZUKLUK

PSİKOSOMATİK AÇIDAN PANİK BOZUKLUK Kriz Dergisi (-) - PSİKOSOMATİK AÇIDAN PANİK BOZUKLUK ÖmerTUNÇER* Özet: Özellikle dolaşım, solunum ve sindirim sistemleriyle ilgili zaman zaman ortaya çıkan yakınmaları nedeniyle iç hastalıkları uzmanına,

Detaylı

Mental sağlığın korunmasında etkili faktörler. Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Mental sağlığın korunmasında etkili faktörler. Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mental sağlığın korunmasında etkili faktörler Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Diyabetlilerin önemli bir kısmında bulunan psikolojik bozukluklar çoğu zaman gözardı edilmekte ve

Detaylı

29 Fizik Tedavi Alan Hastalarýn Yaþam Kalitesinin Deðerlendirilmesi Assessment For Quality Of Life Of Patients Receiving Physical Therapy 1 Yrd.Doç. Dr.Birsen ALTAY 2 Yrd.Doç. Dr. H.Demet GÖNENER 1 Hemþ.

Detaylı

Bedensel Hastalýðý Olan Kiþiler Arasýnda Psikiyatrik Yardýma Ýhtiyacý Olanlar Tanýnabiliyor mu?

Bedensel Hastalýðý Olan Kiþiler Arasýnda Psikiyatrik Yardýma Ýhtiyacý Olanlar Tanýnabiliyor mu? Bedensel Hastalýðý Olan Kiþiler Arasýnda Psikiyatrik Yardýma Ýhtiyacý Olanlar Tanýnabiliyor mu? Kemal YAZICI*, Þenel TOT*, Aylin YAZICI*, Pervin ERDEM**, Visal BUTURAK**, Yavuz OKYAY**, Yýldýrým ÞÝMÞEK**

Detaylı

TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor

TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor Türkiye'nin insanlarý, mevcut saðlýk düzeyini hak etmiyor. Saðlýk hizmetleri için ayrýlan kaynaklarýn yetersizliði, kamunun önemli oranda saðlýk

Detaylı

Psoriazis vulgarisli hastalarda kişilik özellikleri ve yaygın psikiyatrik tablolar

Psoriazis vulgarisli hastalarda kişilik özellikleri ve yaygın psikiyatrik tablolar Psoriazis vulgarisli hastalarda kişilik özellikleri ve yaygın psikiyatrik tablolar Emine Çölgeçen 1, Ali İrfan Gül 2, Kemal Özyurt 3, Murat Borlu 4 1 Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Ana Bilim

Detaylı

Meme Kanserinin Ruhsal ve Sosyal Etkileri Üzerine Bir Çalýþma

Meme Kanserinin Ruhsal ve Sosyal Etkileri Üzerine Bir Çalýþma Meme Kanserinin Ruhsal ve Sosyal Etkileri Üzerine Bir Çalýþma Þahnur ÞENER*, Nazan GÜNEL**, Zafer AKÇALI***, Selahattin ÞENOL* #, Aylin Ýlden KOÇKAR** # ÖZET Psikolojik, sosyal ve çevresel etkenlerin hastalýklarýn

Detaylı

Eþtaný (komorbidite), iki ya da daha fazla. Depresif Bozukluklarda Eþtaný (Komorbidite) Özet

Eþtaný (komorbidite), iki ya da daha fazla. Depresif Bozukluklarda Eþtaný (Komorbidite) Özet Depresif Bozukluklarda Eþtaný (Komorbidite) Prof. Dr. Olcay YAZICI* Özet Diðer psikiyatrik bozukluklarda olduðu gibi depresif bozukluklarda da sýklýkla tabloya baþka organik ya da psikiyatrik hastalýklarýn

Detaylı

Ýntihar Giriþimlerinin Ýncelenmesi: Risk Faktörleri ve Takip

Ýntihar Giriþimlerinin Ýncelenmesi: Risk Faktörleri ve Takip ARAÞTIRMA Ýntihar Giriþimlerinin Ýncelenmesi: Risk Faktörleri ve Takip Analyzing Suicide Attempts: Risk Factors and Follow Up Ali Emre Þevik 1, Halil Özcan 2, Emin Uysal 3 1 Uz.Dr., Medicar Hastanesi,

Detaylı

ünite1 Kendimi Tanıyorum Sosyal Bilgiler 1. Resmî kimlik belgesi Verilen kavram ile aþaðýdakilerden hangisi iliþkilendirilemez?

ünite1 Kendimi Tanıyorum Sosyal Bilgiler 1. Resmî kimlik belgesi Verilen kavram ile aþaðýdakilerden hangisi iliþkilendirilemez? ünite1 Sosyal Bilgiler Kendimi Tanıyorum TEST 1 3. 1. Resmî kimlik belgesi Verilen kavram ile aþaðýdakilerden hangisi iliþkilendirilemez? A) Nüfus cüzdaný B) Ehliyet C) Kulüp kartý D) Pasaport Verilen

Detaylı

Psikiyatri Hastalarýnda Týp Dýþý Çare Arama Davranýþý: Türkiye'de ve Almanya'da Yaþayan Türkler Arasýnda Karþýlaþtýrmalý Bir Ön Çalýþma

Psikiyatri Hastalarýnda Týp Dýþý Çare Arama Davranýþý: Türkiye'de ve Almanya'da Yaþayan Türkler Arasýnda Karþýlaþtýrmalý Bir Ön Çalýþma ARAÞTIRMA Psikiyatri Hastalarýnda Týp Dýþý Çare Arama Davranýþý: Türkiye'de ve Almanya'da Yaþayan Türkler Arasýnda Karþýlaþtýrmalý Bir Ön Çalýþma Hüseyin Güleç 1, Ayhan Yavuz 2, Murat Topbaþ 3, Ýsmail

Detaylı

Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi

Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi 1 Özet Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi Mehmet Ali MALAS, Osman SULAK, Bahadýr ÜNGÖR, Esra ÇETÝN, Soner ALBAY Süleyman Demirel

Detaylı

OLGU SUNUMU CASE REPORT Koroner Arter Hastalýðý Olan Ýki Kardiyak Olguda Antidepresan Tedavinin Sonuçlarý Dr. Mutlu Vural 1, Mehmet Acer 2 1 Kýrþehir Devlet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü / Kýrþehir 2 Kýrþehir

Detaylı

Alzheimer Hastalarý. P r o f. D r. Ý s m a i l T u f a n

Alzheimer Hastalarý. P r o f. D r. Ý s m a i l T u f a n Alzheimer Hastalarý D u r u m - Ö n g ö r ü - Ö n e r i P r o f. D r. Ý s m a i l T u f a n Alzheimer hastalarý örneðinde bakýma muhtaçlýk sorunu ele alýnacak, gelecek üzerine öngörüler ortaya konulacak

Detaylı