T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI"

Transkript

1 T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI JOHANN WOLFGANG VON GOETHE NİN GENÇ WERTHER İN ACILARI ROMANI NIN TÜRKÇEYE ÇEVİRİSİNİN DİL ÖĞRETİMİNE YANSIMASI YÜKSEK LİSANS TEZİ Hazırlayan Ertuğrul ÇAYLAR Ankara Eylül, 2013

2 Ertğrul ÇAYLAR Haziran, 2013 JOHANN WOLFGANG VON GOETHE N GENÇ WERTHER İN ACILARI ROMANI NIN TÜRKÇEYE ÇEVİRİSİNİN DİL ÖĞRETİMİNE YANSIMASI

3 T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI JOHANN WOLFGANG VON GOETHE NİN GENÇ WERTHER İN ACILARI ROMANI NIN TÜRKÇEYE ÇEVİRİSİNİN DİL ÖĞRETİMİNE YANSIMASI YÜKSEK LİSANS TEZİ Ertuğrul ÇAYLAR Danışman: Yrd.Doç.Dr. Yusuf Kenan ÖNCÜ Ankara Eylül, 2013

4 JÜRİ ONAYI nın......başarılı tezi.tarihinde, Jürimiz tarafın.ana Bilim/ Ana Sanat Dalında Yüksek Lisans /Doktora /Sanatta Yeterlilik Tez olarak kabul edilmiştir. Adı ve Soyadı İmzası Başkan : Üye (Tez Danışmanı) : Üye :. Üye : Üye :

5 Ön Söz Genç Werther in Acıları romanı, Goethe nin 22 yaşında yazmış olduğu, 18. yy Alman Edebiyatının ilk mektup romanıdır. Alman edebiyatına kazandırmış olduğu bu yeniliğin yanında dünya edebiyatına da katkısı büyüktür. Şu bir gerçektir ki; genç yaşta olmasına rağmen, Goethe, o gün Dünya Edebiyatından ve dünya fikir akımlarından haberi olan aydın bir yazardır Fransız ihtilalinin öncesi, Goethe nin bu romanı yazdığı günler Alman edebiyatının naturalizm dönemine rastlar. BAROK devrinin 30 yıl savaşları sonrası tecrübeye dayanan bir hayat tarzı benimsenmiş ve teolojiye (dine) sırt çevrilen bir dönem başlamıştı. Schiller ve Goethe grubu dâhil yazarlar gerçekleri yazamayan, Sturm und Drang yazarlarındandı. Bölücülük, şiddet, anarşi ve de savaşa karşıydılar. Ruhige Bildung (Sükun içinde Eğitim) den yanaydılar. Romanımızdaki, yazdığı mektubunda, Sakın kitaplarımı bana gönderme, benden uzak tut diye yazmasının altındaki neden budur. Çeviride gerçekçilik çok önemli olduğu gibi eğitim ve öğretimde de çok, çok önemlidir. Almanca öğretiminde de ayrıca önem arz etmektedir. Gençler de aşık olmakla intihar yolunu seçmeyi tercih edemeyecektir. Mektubunda Werther, uçurumun kenarında kendini atmaktayken, Ah! Bütün dertlerim ve acılardan kurtulmak için ayağını yerden kesecek cesareti gösteremiyorsun sözleri, intihar yerine, gençlerin yaşamlarına neşe katmalarını sağlıyor. Onların hayata bağlanmalarına vesile olan bu roman, öğrenim yaşındaki gençliği aşırı akımlara karşı koruyan ve bütün kültürlere etki eden bir romandır. Bu tezimi yazmaya l992 yılında başlamıştım. O gün, ülkemizin teknolojisi ve idari yapısı iş hayatı yanında yüksek lisans yapabilme fırsatına pek te uygun değildi ve bende başarılı olamamıştım. Bu günkü çalışmalarımda benden yardımını esirgemeyen ve de engin bilgisiyle beni doğruya ve bilime yönlendiren danışman hocam sayın Yard.Doç.Dr. Yusuf Kenan Öncü ye teşekkürlerimi borç bilirim. Ayrıca manevi olarak bana güç veren ve tez çalışmalarımı yapabilmem için ortam hazırlayan eşime ve de, bilgi ve beceileriyle yardım eden Yrd.Doç.Dr. Şerif Oruç (Almanca), İlhan Sinangil (Edebiyat) ve İbrahim Pür (İngilizce) ile akrabalarıma teşekkür ederim. Dilerim bu çalışmam çeviri konusunu hafife alanlara ve ayrıca genç Almanca öğretmenlerine ile öğrencilerine araç olarak bir düşünce parıltısı olur. Ertuğrul Çaylar Ankara, 2013 I

6 Özet JOHANN WOLFGANG VON GOETHE NİN GENÇ WERTHER İN ACILARI ROMANI NIN TÜRKÇEYE ÇEVİRİSİNİN DİL ÖĞRETİMİNE KATKISININ ANALİZİ Ertuğrul ÇAYLAR Yüksek Lisans Alman Dil Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yard.Doç.Dr. Yusuf Kenan Öncü Eylül Sayfa. Kültürlerarası iletişimin çeviriyi günden güne zorunlu hale getirdiği bir gerçektir. Yazılı metinlerin günümüzde fazlalığı çeviriyi de sürekli olarak bir gelişmeye doğru itmektedir. Teknolojinin ilerlemesi geçmişteki kültürlerin araştırma ve irdelenmesini kolaylaştırmaktadır. Yeni fikirler doğurmakta olan kültürlerarası iletişim, geçmiş savaş dönemlerini yargılayan bir nesil oluşumu meydana getirmektedir. Çeviri, kültürlerarası barışı zorunlu kılmakta ve tüm insanlığın geleceğine ışık tutmaktadır. Alman şair, tiyatro yazarı, yazar ve aynı zamanda bilim adamı. Goethe da Frankfurt am Mein da doğdu e kadar Leipzig de hukuk öğrenimi yaptı. Dönemin ideallerine göre yetiştirmek isteyen babası, Goethe nin küçük yaşta Fransızca, Latince ve eski Yunanca öğrenmesini sağladı. Goethe yi üne kavuşturan eserlerinden Genç Werther in Acıları romanını 1774 te yazdı. Strazburg da Herder le tanışarak dostluk kurdu te tanıdığı genç Weimer Dükü Karl Agust, Goethe yi Weimar a çağırdı. Onu kendine özel elçilik danışmanı atadı. Ve Von ünvanını verdi. Goethe, 1786 da Roma ya gitti. Doğa bilimleri ile uğraştı. Jena da tanıştığı Schiller le aralarında derin bir dostluk oluştu. Doğudan 15. yüzyıldan beri alınan bilgileri değerlendirebilen ve Luther in başlattığı yeniliklere de ilgisiz kalmamış bulunan Goethe, bu sayede kendisini yükselten öncü bir yazar konumuna gelmiştir. Romanımızın yazılış gerçeğini, 1768 Pietizm akımına mal etmek, Goethe nin Sturm und Drang edebi devr içindeki savunduğu fikri çalışmalarından olan Ruhige Bildung (Sükun İçinde Eğitim) düşüncesini görmezlikten gelmek olacaktır. Fransız ihtilali karşısında Goethe nin dimdik duruşu ise şöyledir: Aytaç (1983:154) Goethe politikada oldukça tutucudur. Fransız ihtilalini hiç de olumlu karşılamamıştır. Adeta tedirgin olmuştur. Savaştan, anarşiden, zora baş vurmadan, bölücülükten, ırkçılıktan nefret eden bir insan olarak; 1789 Fransız İhtilali nin, dünyanın başına bela olacağını her fırsatta söylemiştir.

7 II Fransız İhtilalini bir zamanların Luterciliği gibi Avrupayı alt üst edeceğinden bundan dünya insanlarının daha da huzursuz olacağından emin olduğunu söylüyordu. Goethe son derece önem verdiği Ruhige Bildung (Sükun İçinde Eğitim) idealini sarsacağından kuşkuya kapılmıştır, Endişe içindedir. Çünkü Goethe ve Schiller in açmış olduğu Sturm und Drang edebi devrine damgasını vuran Goethe nin eserlerinden: Urfaust, Prometeus, Muhammed Gesang eserleri de hümanistleri endişeye sokmuştur. İletişim çağı uzak yerleri yakın, eskiden çok zor olan işleri de kolaylaştırdı. Teknolojinin hızına günden güne ulaşmak zorlaşıyor. Bir veya iki dil öğrenmek problemleri çözmüyor. Çeviri, Çeviribilim haline gelmek zorunda Fransız İhtilali için Goethe nin söyledikleri taşı gediğine koyarcasına yerinde görünüyor. Milliyetçilikle sınırını kapalı tutan ve eski ideolojisinin yanlışlarını düzeltemeyen ülkeler bile varlıklarını muhafaza edemiyor. Goethe nin Sükun içinde Eğitim iddaları bugün çok yerinde görünüyor. Teknoloji ilerledikçe çeviri eğitiminin önemi günden güne artıyor. Genç Wertherin acıları tezimizin konusu olmakla kalmayacak, Almanca öğretiminde de bir araç olacaktır.

8 III Abstract The Analysis of the Contribution of Turkish Translation of the Work of The Sorrows of Young Werther to Teaching of German Language It is clear that intercultural communication has made translation a necessity in recent years. The abundance of written texts has force translation a continual development. Technological improvement has facilitated to make a research and analysis over translation. Bearing new ideas, intercultural communication leads to the formation of a new generation judging over the past wartimes. It makes intercultural peace a necessity and shed a light for the future of all humanity. Goethe, a German poet, playwright and a scientist, was born in Frankfurt am Mein on 28th of August, He studied law in Leipzig up to With a desire to grow him up according to the ideals of the period, his father provided him with learning French, Latin and Ancient Greek. Goethe wrote the Sorrows of Young Werther, which made him popular, in He was introduced to Herder in Strasbourg and they became good friends. The young Weimer Duke Karl August, to whom he was introduced in 1775, called Goethe to Weimar. He appointed him as his special delegate of consultant and granted him the title of Von. Goethe went to Rome in 1786 and studied natural sciences. They became good friends with Schiller whom he met in Jena. Making an evaluation the information having been obtained from the East starting from the fifteenth century onwards and being aware of the innovations initiated by Luther, Goethe became a pioneer writer thanks to these studies. Attributing the reason why this novel was written to the movement of Pietism only would mean ignoring the idea of Ruhige Bildung (Training in Peace) which is the idealistic studies in the literary period of Sturm und Drang by Goethe. The resistance of Goether against the French Revolution is as follows. (Aytaç, 1983:154) pointed out in his work of Yeni Alman Edebiyat Tarihi (New German Literature History) that Goethe was conservationist in politics. He did not regard the French Revolution positively and hesitated about it. As a person feeling hatred about war, terror, violence, separatism and racism, he always expressed that the French Revolution of 1789 would cause a trouble for the humanity globally. He said that the

9 IV French Revolution would destroy Europe just like Lutheranism did once and that he was sure the humanity would be unrest because of that. Goethe had doubts that the ideal of Ruhige Bildung to which he paid much attention would be affected badly. He felt the anxiety in him, since the works of Urfaust, Prometeus, Muhammed Gesang, which were the masterpieces of the literary period of Sturm and Drang opened by Goether and Schiller would pose a threat on the humanists. The age communication has made the long distances very near and the 9orks regardedas hard 9orks in the past very easy. It is almost impossible to catch the speed oftechnology. Learning one or two foreign languages do not solve the problems. It isnecessary that translation be the science of translation. It looks that what Goethe saidfor the French Revolution of 1789 would justify him. Even the countries keeping theirborders tight with the idea of nationalism and those which cannot correct their mistakesabout the earlier ideologies cannot exist. It look the thesis of Training in Peace bygoethe is right. Technology has made almost everything older except for education. It is clear that the Sorrows of Young Werther will not only be the topic of our study, but itwill also an instrument in the teaching of German language.

10 V İçindekiler Ön Söz... I Özet.....II Abstract. IV İçindekiler... VI Kısaltmalar IX BÖLÜM I. 1 GİRİŞ Problem Durumu Araştırmanın Amacı Araştırmanın Önemi Araştırmanın Sınırlılıkları Yabancı Dil Öğretiminde Çeviriden Araç Olarak Yararlanılması Varsayımlar. 14 BÖLÜM II,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, 16 KAVRAMSAL ÇERÇEVE Çeviri Bilimine Giriş Çeviri Nedir? Çeviride ilkeler Çeviri Çeşitleri Çeviride Karşılaşılan Temel Problemler Çeviride Kültürün Önemi Çevirinin Alanları Çeviride Eşdeğerlilik- Yeterlilik Edebi Çeviriler Edebi Çeviri Sorunları Üzerine Çeviri Eleştirileri Üzerine Günümüzde Çeviri Kuramları Öğretimde Araç ve Amaç Olarak Çeviri.. 65

11 VI Çevirinin Dil Öğretimine Yansıması Öğrencinin Araştırmaya Yönlendirilmesi 70 BÖLÜM III YÖNTEM Araştırmanın Modeli Evren ve Örneklem Düşüncenin Kaynağı Düşünce Nasıl Oluşur? Akıl Yürütme Nasıl Gerçekleşir? Bilimsel Bilgilerin Özellikleri Veri Toplama Teknikleri Verilerin Analizi. 78 BÖLÜM IV BULGULAR VE YORUM Jochann Wolfgang von Goethe nin Hayatı Genç Werther in Acıları Romanı Hakkında Örnek Metinler Örnek Metin-I (Erstes Buch s.7) Örnek Metin-II (s.9) Örnek Metin-III (s.13) Örnek Metin-IV (s.37) Örnek Metin- V (s.38-s 20) Örnek Metin VI (s.38) Örnek Metin-VII (s.26) Örnek Metin- VIII (s.45) Örnek Metin- IX (s.87) Örnek Metin X (s.90. s.30) Örnek Metin XI (s.98 s.35) Örnek Metin- XII (s.110) Örnek Metin XIII (s.111 s.122 s.123 s.25).. 146

12 VII BÖLÜM V 158 SONUÇ VE ÖNERİLER BÖLÜM VI 163 KAYNAKÇA 163 VIII

13 Kısaltmalar Listesi Tezimiz in bu bölümünde, belirsiz ya da açık olmayan ifadeleri açıklığa kavuşturacağız. Araştırmada fikirlerin doğru ifade edilmesinde terimlerin anlaşılır olmasının büyük faydası olacaktır. Kaynak Metin (K.M.) olan Deutscher Taschenbuch Verlag (dtv) yayınevine ait kaynak metinlerdir. Johann Wolfgang Goethe nin Die Leiden des jungen Werthers (Genç Werther in Acıları) romanının kullanmış olduğu Kaynak Dil (K.D.) ise; güncel Almancadan bazı farklılıklar göstermektedir. Örneğin : Juli = Julius gibi. G.Ü. : Gazi Üniversitesi K.D. : Kaynak Dil H.D. : Hedef Dil K.M. : Kaynak Metin H.M. : Hedef Metin A.G. : Arif Gelen N.Ü. : Nihat Ülner D.Y. : Dilek Yapıcı Junius (Juni) : Julius (Juli) : Haziran Temmuz IX

14 BÖLÜM I GİRİŞ Yabancı dil öğretiminde çeviri, başvurulan önemli etkendir. Dilbilim ve Anlambilimin yanında Çeviribilim de çok önem kazanmıştır. Bu küreselleşme döneminde, bütün bilim dallarının anahtarı olan bir bilim dalı olarak adlandırabiliriz. Artık hâkimiyeti eline geçiren devletler kendi dillerinin dışındaki dillerin gelişmesini umursamamaktadır. Buna karşın siyasi alanda da önemli bir faktör olarak kullanmaktadırlar. Örneğin: İşler hiçte zor değildir. Yeter ki onları küçük, küçük parçalara bölebilelim. Hukuksuz milli devlet politikalarının neticesi, her dil ayrıcalığınada bağımsızlık fikrini sukmuştur. Dünya da bilinen milletlerden daha çok dil çeşitlemesinin olduğu bir gerçektir. Günümüzde iletişim sayesinde her bir dil kendi bilim metotlarını ortaya koymaktadır. Çeviriyi bir bilim dalı haline getirerek onu ön plana çıkarmaktadır. Bu olgu günümüzde küreselleşmenin bir neticesidir. Saklı kalmış yer altı, yer üstü kültür zenginliklerinin özgür dünyaya katılması için çeviri önemlidir. İletişim ve teknolojinin ilerlemesi sayesinde; dünyada bu güne kadar resmi sayılmayan bir çok dil, siyasi veya ticari amaçla dil olarak sayılmaktadır. Çeviriyi bir bilim dalı olarak nitelendiren Rifat (2003:9) çeviriyi inceleyen bilim dallarının bazılarını şöyle sıralamaktadır: Yorumbilim, Dilbilim, Dilkuramı, Yazınbilim, Metin Eleştirmeleri, Metinler Tarihi, Pisikanaliz, Felsefe, Bileşsel Ruhbilim, Algılama Estetiği, Şiirsel Yeniden Yaratım (öte yaratım) araştırmaları, İletişim kuramları, Kültür araştırmaları vb. Ayrıca, Yücel (2007:81) çeviriye şu açıklamayı getirmiştir: Çevirinin kendi içinde ayrılan sözlü, yazılı ve araçlı olmasının yanı sıra; medya, siyaset, bilimsel araştırma, ticaret, turizm ve iletişim alanlarında yoğun biçimde kullanılmaktadır. Boztaş (1992:249), çeviri bütün çağlarda karşımıza çıkan bir etkinliktir. Çeşitli uygarlıklar arasında köprü kuran, değişik toplumları biribirine yaklaştıran, tarihsel ve toplumsal çevrenin dışına taşan bilimin adıdır diyor. Çevirinin önemini Aktaş (1996:1) şu cümlelerle vurgulamaktadır: Çeviri kaynaklarında, araştırmacıların üzerinde uzlaştıkları konuların 1

15 başında çeviri etkinliğinin çok boyutlu karmaşık bir işlem olduğu gelir. Çeviriyi, Boztaş (1992:249) diller ve kültürler arası bir aktarım ve bütün çağlarda karşımıza çıkan bir etkinlik, çeşitli uygarlıklar arasında köprü kuran değişik toplumlardan bireyleri bir birine yaklaştıran, her tür kültürel değeri, içinde oluşturduğu tarihsel ve toplumsal çevrenin dışına taşıyan, o çevreden olmayan kişilerin yararlanmasına sunan, uygarlıklar arası bir iletişim ve bildirişim aracı olarak tanımlıyor. Bu etkinliğin ne kadar hassas olduğunu kabul etmek zorundayız. Çevirinin artık bir bilim dalına dönüştüğünden söz eden Vardar (1981: ) ise çevirinin zorluğundan ve ayrı bir araştırma dalı olduğundan bahseder. Bugün çeviri bilimi, Almanca öğretiminde hem amaç, hem araç olarak faydalanmamız gereken yardımcı bir bilim dalıdır. Çeviri bilimini inceleyen bilim kurumlarımızın veya hükümetlerimizin eğitim bakanlıklarının bu konuya ciddi bir metot geliştirmediği bir gerçektir. Örneğin: Türk dili etimolojisi belli olmayan kelimelerle geliştirilmeye çalışıldı, önceki tarihlerde dilimize ait kaybolmuş orijinal kelimeler aranmadı. Dilimize mal olmuş Türkçeleşmiş, yerleşmiş Farsça ve Arapça kökenli kelimeleri dilimizden tasfiye etmekle övünüyoruz. Halbuki: bu davranışlar dünyada 68 olaylarını esas alan ideolojik davranışlar terk edildiği halde, ülkemizde 45 yıldır sürmektedir. Çeviri yani dilmaçlık, Atatürk ün söylevinde eğitime bağlı tüm alanları içine aldığı gibi, çeviri-dilmaçlık/übersetzung-dolmetscher veya ınterlınguals translatıon diye adlandırılmaktadır. Çeviriyi içine alan konuların hepsinin altında bir fikrin, bir başka dünya görüşünün etkileri vardır. Dünyada medeniyetler bir oluşu ile ülkelerin çeşitliliği, çeviribilimine ihtiyaç duyurmaktadır. Bu konuda Kocatürk (1999:213) Atatürk ün Fikir ve Düşünceleri adlı kitabında şunlara yer vermektedir: Ülkeler çeşitlidir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin ilerlemesi için de bu tek medeniyete katılması gerekir. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Mânada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün, batı nihayet teknikte bir yükselme gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat senin değil, senden evvelkilerinin af olunmaz ihmallerinin bir neticesidir. 2

16 Genç Werther in Acıları romanı, Goethe nin 22 yaşında yazmış olduğu 18. yy. Alman Edebiyatının ilk mektup romanıdır. Gençliğin ortak problemleri karşısında, fikirlerin dünya görüşlerinin ne olduğu ve ülkelerin başka başka olması da önemli değildir. Romanımız tüm gençliğin ortak promlemlerini ele almıştır. Alman edebiyatına kazandırmış olduğu bu yeniliğin yanında dünya edebiyatına da katkısı vardır. Goethe nin bu edebi düşüncelerini maddeleştirmekle yenilikler daha netleşmiş olacaktır. Goethe nin İngiliz edebiyatındaki Richartson un Pamda ve Clarisse adlı romanı ile ayrıca, Rousseau nun la Nouvelle Heloise adlı romanlarını örnek aldığı da bilinmektedir. Bir gerçek vardır ki; genç yaşta olan Goethe nin dünya ebiyatından ve dünya fikir akımlarından haberi olan bir aydın yazar oluşudur. Genç Wertherin Acıları romanının yazılış zamanı da naturalizm fikir akımının yaşandığı edebi döneme rastlar. Tez konumuz romanın içinde geçen şahısları tanıtmak, konuların analizinde yardımcı olacaktır. Werther : Roman Kahramanı Wilhelm : Charlotte : Kestner : Hayali arkadaş Werther in baloda tanışıp aşık olduğu kız Charlotte nin nişanlısı Jerusalem : Goethe nin arkadaşı, evli bir kadına aşık olduğu için kendini öldürdüğünden, bundan etkilen Goethe, çok eskiden söylenen Werther hikayesine benzeyen kendi yaşantısı ile de özleştirerek, nişanlı charlotte yi sevmesi, bu romanı ortaya çıkarmıştır Problem Durumu Konu başlığımızdaki problem durumunu kısaca özetlemek gerekir ise, Ülkemizde yabancı dil öğretimi, o yabancı dilin kendi kültürü ve kendi kültür elemanlarınca yazılı dökümanların tek taraflı oluşundandır. Yani hep yabancı dilden dilimize çevirilerle eğitim yapılıyor. Çevirileri Türkçeden yabancı dile çevirme işiyle ilgimizin az olması da bu etkenler arasındadır. En büyük prblem çevirinin kendi kültür birikimimizle yapılması ile 3

17 hadef dilde eşdeğerliliğini bulmaya çalışması, çevirinin eğitime en büyük yansıması da bu olacaktır. Geçmişte yapılan ihmallerın getirdiği problem durumuda budur diyebiliriz. Dil öğretimine, Alman Edebiyatının temel özelliklerini yansıtan Johann Wolfgang von Goethe nin Genç Werther in Acıları adlı bu roman Alman Edebiyatının coşkunluk akımı Sturm und Drang ın ve Klasizm in izlerini taşımaktadır. Yazarın Genç Werther in Acıları romanı Faust tan sonra gençlik tarafından en çok okunan ve sevilen eserdir. Genç Werther in Acıları basıldığı günden beri gençliği peşine sürükleyen bir yapıttır. Gençliğe daha cazip konular sunulamadığı müddetçe bu roman güncelliğini koruyacaktır. Çünkü Genç Werther in Acıları eserinin konusu kadın erkek her insanın az veya çok başından geçen sıradan olaylardandır. Bu konuların analizinde fikir, düşünce, akıl kavramlarının kullanılmasının doğru şeklinin algılanması, tezimizde açıklanmaya çalışmakla problemin Almanca eğitimine yansıması fark edilecektir. Romanın Türkçeye ve diğer dillere fazlaca çevirisinin olduğu bilinmektedir. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Emrah ile Selvi ve de Ferhat ile Şirin hikayelerimiz, bu romanın konusunda işlenen, aynı hislerin tezahürü değil mi? Hele Anadolu da sırtında sazı ile köy, köy ve şehir, şehir dolaşan halk dilinde Aşık dediğimiz ozanlarımızın tutuldukları bir sevdaları olduğunu bilmeyen yoktur. Hiç biri ne çinayet nede intiharla neticelenmiş değildir. Bu kültür değerlerimizi yabancı dile çevirmeye çalışan çevirmenlerimiz olmalıdır. Almancaya yapılacak olan çeviriler yabancı dil cazibesini artıracaktır. Böylece çevirinin eğitime ve yabancı dil öğretimine yansması görülecektir. Bu gün bir çok cinayetlerin nedenlerini oluşturan ve okulların önünde kavgalar bir sevda uğruna olmuyor mu? Halbu ki: Eğitimli toplumlarda gençliğin zihninde aşk maceraları ilk sıraları teşkil etmemektedir. Her gencin mutlaka zihninde bir aşk çırpınışı ve bazı hikayeleri olmuştur, ve de olacaktır. Eğitimini sürdüren gençlere ise, şu sözleri tavsiye ederiz: Gönül gel seninle çıkalım gurbet ellere; Muradın yâr ise bir tane yeter. Alman dilinin öğretiminde, öğrencinin Almancaya karşı olan ilgisi ve motivasyonu önemlidir. Dil öğretimi, ülkemize ve halkımıza en zor gelen, aynı zamanda gerekli ve zaruri olan şeylerden birisidir. Yabancı dil öğretiminin yanlış yöntemlerden dolayı bir ülke 4

18 insanının hem zamanını öldürdüğü hem de parasını boşa harcattığı biliniyor. Doğru yöntemlerle bu emeğin amaca ulaşması için daha verimli çalışma yapılmalıdır. Adeta öğrenciler kurs kolik olmuş durumda. İhtiyacı olanın yabancı dil öğrenmesi, öğrenenlerin de kısa zamanda öğrenebilmesi önemlidir. Bu işin başarısı eğitim sisteminden ve öğreten öğretmenlerden geçer. Bilimin ve tekniğin bu derece ileri olduğu bir zamanda artık İlkokulun birinci sınıfında yabancı dil öğretimine ihtiyaç duyulmamalı. Dil öğretimi bizim gerçek hangi ihtiyacımızı karşılayacak? Hangi gereksinimden ötürü, çocuğumu öğrenim çağının başında bu girdaba sokmalıyız? Cevap: Sıfır. Doğru olarak biz cevaplandıralım. Kendi kültürümüzü öğretmeden yabancı bir dil ve kültüre çocuğunu yönlendirmeyi hiçbir millet yapmıyor da biz neden yapıyoruz? Gerçek barışçı bir millet ile sahte barışçı millerler ve onların kültürleri bilinmiyor mu? Yoksa gerçeklerden kaçıyor muyuz? Hatır için mi yabancı dil okutuluyor? Yoksa siyasi baskılar mı var da biz anlamıyoruz? Yoksa bizim çocuklarımız, yerinde ve zamanında bir dili öğrenebilecek kadar zeki değiller mi? Bizim ve bizim çocuklarımızın emekleri bu kadar değersiz mi? Öğrenci ilk okuldan üniversiteye kadar yabancı dil dersleri alacak, öğretmen ders verecek, bakanlık öğretmen atayacak. Ayrıca; Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri yabancı dil öğretmeni boşluğu olacak? Bütün bunlara karşı yurt dışında makaleleri, yayınlanan bilim adamımız parmakla sayılacak derecede az olacak. Vatana millete faydası az olduğu gibi kültürümüze hiç katkısı olmayacak. Japonlar yurt dışına çıkan her bir japondan bir yenilikle dönmesini isterlermiş. Alman Kültür Merkezinde verilen bir seminerde, Alman Kültür Merkezi Başkanı sayın Lenzko şu cümleyi vurgulayarak söylüyordu: Siz Almanca öğretmenleri bizim aslanlarımızsınız. O gün düşündüm. Ya, bizim dildeki gayemiz nedir? Eğitim ve öğretim açısından problemlerimizi önümüze sergilerken görüyoruz, eğitim kurumlarımız yabancı yayınların pazarı halinde. Fiyatları on kat pahalı ders kitapları. Hem yabancı dil okutuyoruz, hem yabancı dil kitaplarını ithal edip öğrencimize sattırıyoruz. Bunun yüzden de Yabancı dil öğrenim seviyesi düşüktür. Hâlâ her şehire üniversite açtığımız halde öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan yazar ve yerli yayın yoktur. Arap ülkeleri ile bir karşılaştırma yapılmaya kalkılırsa İngilizce öğretiminin başarısının bize göre çok yüksek 5

19 olduğu görülür. Nedeni incelenirse, yabancı dil kitaplarının kendi kültür temeline uyarlanmış, metot ve ihtiyaçlarına göre kitaplarını kendilerinin yazmış olduklarını görürüz. Genç Werther in Acıları romanının Türkçeye bir çok çevirisinin olduğu bilinmektedir. Ancak, bu çevirilerden aşağıdaki original baskı ile üç örnek çeviri eser tez konumuzdur. Die Leiden des jungen Werther (dtv) 2007 München 1- Arif Gelen Genç Werther in acıları Sosyal Yayınlar Nihat Ülner Genç Werther in acıları Can Yayınları Dilek Yapıcı Genç Werther in acıları Martı Yayınları Araştırmanın Amacı Bu araştırmamızın amacı bir yandan çeviri sorunlarına değinirken, bir yandan da bu çevirilerin Almanca eğitimine katkısı vurgulanacaktır. Bunun için Genç Werter in Acıları romanının üç ayrı çevirisi karşılaştırılacaktır. Hem kaynak dil hem de hedef dil ele alınacak ve incelememiz neticesi çeviri eş değerliliği görülecek. Bu çevirilerin ve kaynak metin yazarının Almanca öğretimine yansıması görülecektir. Tezimizin ayrı bir boyutu ise; Genç Werther in Acıları romanının üç ayrı çevirisinin karşılaştırılmasında ne gibi çeviri farklılıklarının yer aldığı ortaya çıkarılacaktır. Bu ve bunun gibi çevirilerden Almanca öğretiminde yararlanmakla, bir yandan çeviri kabiliyetimizi geliştirirken, bir yandan da Almanca öğretimine katkıda bulunulacaktır. Ayrıca; eserin edebi yaklaşımının anlaşılması sağlanacak, Goethe nin fikirlerini okuyan gençlere düşünce genişliği verecektir ve aşk konusunda intihar olaylarının azalmasına katkısı olacaktır. Çevirilerdeki bu karşılaştırma ile üç önemli nokta belirlenmiştir: 1. Çeviri hakkında teorik bilgilerin verilmesinin önemi, 2. Çevirinin orijini sesli kitaptaki vurgularının çeviriye yakınlığının karşılaştırılması ve çıkan farklılıklar. 3. Alman ve Türk toplumu arasındaki kültür farklılığından doğan durumları, yazarlar nasıl karşılaştırmışlardır? 6

20 a)- Goethe nin o tarihte yazdığı bu eseri bu gün yadırganmadan okunabiliyor. Neden? b)- 17. yy. Avrupa Aydınlanma Çağının toplum yapısındaki değişiklikler esere ne derecede yansımıştır? d)- Genç Werther in Acıları romanında, aşk ateşiyle tutuşan gençleri intihara götüren etki ve atmosfer varken, Buna karşın; Goethe nin edebi üslubu ile okuyan gençlere fikir verici olmanın yanında olayları intihara götürmemesi önemli bir kazanım olarak gösterilmiştir. Neden? Bu netice ile bu günkü iletişim çağında görüyoruz ki; Doğu ve Batı kültürlerinin birbirleriyle ayrı düşmesine iletişim teknolojisinin bu günkü gibi ileri olmadığı sebep olmuştur. Amacımız; gençliğin en güzel çağının ellerinden alınmasına neden olan bu sevda konusunun, olabildiği kadar, gençliği heder eden birçok konu başlığı altında ve çok boyutlu olarak ele alınmalıdır. Bu konunun incelenmesinin ve bilimsel sonuçlara varılmasının eğitim ile çok güzel yolları ve metotlarının var olduğu gösterilecektir. Bir genç, gençliğinden ihtiyarlığına hayatını planlamak zorundadır. Bu demektir ki; özgürlük, eğitimle frenlenebilmeli ve yerine göre de sınırlanmalıdır. Çünkü, gençler bunu düşünemez. Belki o yaşlarda biz de düşünmedik. Türk toplumuna bu hasletler yabancı değildir. Bu konunun incelenmesinin ve bilimsel sonuçlara varılmasının hedeflenmesi eğitim ve öğretim açısından önemi olacaktır. Çünkü aşk konusu insanın beka içgüdüsünün bir ürünüdür. Kültürümüzde Kerem ile Aslı hikayesi gibi niceleri vardır. Böyle ortak etkileşim günümüz gençliğinde iyiye doğru nasıl bir yol alır? Nasıl bir metot, nasıl bir bir eğitim izlenerek işlenmelidir? Aşk macerası her insanın doğasında bulunan bir güdüsel olgudur. Bu konuyu her fert özgürlük içinde yaşamak isterken, insanlık onurunu korumak ve her şeyi aşka feda edercesine çılgınca yaşamak arasında bir denge ancak ve ancak eğitimle olacaktır. Bir genç hislerini ön plana alırsa intihar gibi daha vahim olayların kaçınılmaz olacağı bilinmelidir. Genç aklı ön plana alabiliyorsa yaşamayı ve yaşatmayı kendisi seçecektir. Romanımızın yazarı Goethe nin yaşadığı çağ ve coğrafyada toplum olarak bir çöküşün eşiğinden dönüşün 7

21 yaşandığı bir dönem anlatılmaktadır. Düşünülürse Goethe bu romanı aynı genç yaşta kaleme almıştır. Sturm und Drang benzetmesi de buradan gelmektedir. Çevirmenlerin coğrafya, tarih, toplum, sanat ve kültür, din, spor, teknik, bilim kavramlarının çevirilere nasıl yansıtıldığına yer verilmesi önemli yer tutmaktadır. Çeviriler arasında kavram farkları yoktur. Bu romanın Türkçeye çevirisi Osmanlı döneminde de yapılmış olduğu gibi, dünya dillerinin çoğuna da çevrilmiş olduğunu görüyoruz. Çevirinin günümüzde önemi artmıştır. Çevirinin girmediği alan kalmamıştır. Çalışmanın olduğu her yerde, çeviri de vardır ve çeviri sorunları ile karşılaşılmaktadır. Bu sorunların aşılmasının iki çaresi vardır. Birincisi kendi kültürümüzü öğrenciye iyi öğretmek. İkincisi ise, Almanca öğrenmeyi bir ihtiyaç olarak hissettirmektir. Araştırmamızda eserin Almanca öğretimine yaptığı katkı, eğitim ve öğretim açısından vurgulanmıştır. Tezimizde, elimizdeki yapılmış bulunan üç çevirinin Almanca öğretimine olan katkısı tartışılmıştır. Tezimiz Alman dilinin öğretiminde, öğrencinin derse olan ilgisi ve motivasyonu artırmakla etkili olacak ve dil öğretimi kolaylaşacaktır Araştırmanın Önemi Yabancı Dil öğretimde çevirinin Almanca yabancı dil öğretimine yansıması önemlidir. Öğrenci bir yabancı dil öğrenmenin sevincini yaşamalı. Her işittiği kelimenin anlamını öğrendikçe mutlu olacaktır. Dil öğretimi çeviri demektir. Öğrenci yabancı ülkeleri ve onun kültürünü tanıdıkça meraklanıp o ülkeyi görmek, gezmek ister. Ticaret, sanat, eğitim, siyaset gibi her türlü işlemin yürütülmesinde dil bilmenin önemi anlaşılacaktır. Yabancı bir ülkede bulunmanın kolaylığı dil ile olacaktır. Bulunduğu ülkenin örf adet ve geleneğini ayrıca yemeklerini tatmayı merak edecektir. Yabancı dil merakı o kaynak dilin ülkesiyle olan ilişkisi ile önem kazanır. Öğrencinin her öğrendiği, her yaşadığı çeviri demektir. Yeni doğan bir çocuğun annesi, onun ilk çevirmeni ilk tercümanıdır. Eskiden beri söylenip gelen bir atasözü vardır: Bir dil bilen bir kişi, iki dil bilen iki kişidir. Çeviriler çağımızda siyasi ve ticari amaçlarla kullanılıyor, çeviriler yoluyla rejimler bile devrilebiliyor. Sömürgeler elde etmek veya anarşik eylemleri yaymak için de yine 8

22 çevirilerin etkisinden faydalanılarak ülkelerde anarşi yaptırılmaktadır. Öğrenci araştırmayı hoşlandığı çağda hayranlık duyduğu ülke ve ideolojinin araştırılmasını kültürümüz ile karşılaştırmasını yabancı dil kullanarak yaptırmalı, bu çevirinin yabancı dil öğretimine ayrı bir yansımasını gösterecektir. Dil eğitimine önem verilmesi öğrencinin kişisel gelişimi yönünden kaliteli olmasını sağlar. Öğrencide de buna uygun olarak, zaman içinde kalite yükselmeleri gerçekleşecektir. Sınıf seviyesine göre bilginin dozu artırılmış olur. Yabancı dil öğretim ve eğitiminin kendi bünyemize, fikir ve dünya görüşümüze uygun olması önemlidir. Yabancı dil eğitimi ile ideoloji yayma amacına yönelen sistemler, bu eğitime engeller oluşturmaktadır. Bu gerçeklerden hareketle, dil öğretiminde sadece dil eğitim ve öğretimi amaçlanmalıdır. Yabancı dil öğretim metotları geliştirilmeli, bilim ve teknikten faydalanılmalı. Gençliğin dikkati, önce fikir atmosferine çekilmelidir. Bu öğretimin kazanımları sayesinde hayata ümitle bağlanmalıdır. Öğretmen ve öğrenciler birbirlerine saygı duymalıdır. Ders konuları ahlak yönünden yozlaşmaya sebep olmamalıdır. Bu günün teknolojisinden, bilgisayar ve iletişim avantajlarından faydalanılmalı. Yabancı dil öğretiminde çeviriden yararlanılmalıdır. Çeviri yabancı dil derslerinin eli ayağıdır Araştırmanın Sınırlılıkları Araştırmamızda Johann Wolfgang von Goethe nin Die Leiden des jungen Werther adlı romanının Almanca orijinali, kaynak kitap olarak alınmıştır. Bu kaynak kitap esas alınarak, Arif Gelen, Nihat Ülgen ve Dilek Yapıcı nın yapmış oldukları çeviriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Almancadan Türkçeye yapılmış olan bu çeviriler karşılaştırılarak, yazınsal zenginlikleri ve de çeviri teorilerileri karşılaştırılacaktır. Kaynak dilin amaç dile aktarılması sırasında karşılaşılan zorluklar üzerine yoğunlaşılacaktır. Dil öğretiminde toplumsal yaşantı ve kültürel farklılıkların meydana getirdiği ifade ayrılıkları 9

23 gösterilecektir. Romanımız, edebi çeviri grubuna girdiği için, kaynak dildeki anlatım ruhunu kaybetmeden hedef dilde bu ifadenin nasıl gerçekleştirildiği göz önüne serilecektir. Çevirilerde farklı kelimelerin kullanılmış olması ve buna rağmen aynı anlam ve duyguyu canlandırabilmesi yabancı dil öğretimine de katkı sağlayacaktır. Bu çevirilerle yapılan inceleme sonucu, bir mektup romanın öğrenciye kazandıracağı dil becerileri ile kullanılan metot ve stilin gerçek olayı yansıtmadaki etkisi görülecektir. Bu üç çevirinin karşılaştırması öğrenciye dil öğretiminde yeni kazanımlar sağlayacaktır Yabancı Dil Öğretiminde Çeviriden Araç Olarak Yararlanılması Yabancı dil öğretiminde çevirinin dil kullanım aracı olarak çok etkili olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Yukarıda incelediklerimizden farklı olarak burada çeviri, dil öğretimini pratik ve yazılı şekilde alıştırma yaptırır. Yazılı ve sözlü kullanılmasıyla yabancı dil öğretiminde varılmak istenen hedefleri yakalar. Bu fikrimizi şöyle belirtebiliriz: Öğrencinin her iki dil arasında gidiş geliş yoluyla, her iki dilin kullanımı ve bu kullanımlar arasındaki farklılıklar konusunda somut tasarımlar edinmesi sağlanabilecektir. Bir yabancı dili en iyi öğrenme yolu onu ülkesinde öğrenmektir. Bu mümkün değilse, dil öğretim ortamını A.D. ve H.D. kullanılan bir ortam yapılmalıdır. Çeviriler de dili kullanma ortamının en iyi aracıdır. Yabancı dilin dilbilgisi kurallarına ilişkin olarak verilmiş bilgilerin özellikle ana dilden yabancı dile yapılacak çeviriler yardımıyla somut örnekler yine çevirilerdir. Yabancı dildeki bildirimin anlam yükünden bir şey yitirmeksizin hedef dile getirilebilmesi çeviri yardımıyla sağlanmış olur. Öğrencinin ana dilinin tüm olanaklarını yabancı dilin anlatımını koruyarak zorlamaya çalışmasında yine çeviriler faydalı olacaktır. Bu çalışma, çok yönlü işlev taşımasından ötürü, araç olarak çevirinin belki de en temel faydasıdır. 10

24 Yabancı dil öğretiminde çeviriden araç olarak yararlanılması, bu hedefler konusunda bizim belirttiğiz öğeleri Boztaş (1992:39) şu saptamayla desteklemektedir: Çevirinin burada, öğrencilerin hem öğrendikleri yabancı dilin yapılarını kavraması hem de onların dil duyarlılıklarının geliştirilmesi bakımından büyük katkılar sağlayacağına dikkati çekmekte ve çeviri programlarının dilbilgisi derslerine paralel olarak yürütülmesini önermektedir. Böyle bir programla öğrenciler, daha önce belirtildiği gibi, başta dilbilgisi derslerinde olmak üzere, diğer derslerde öğrendikleri konuları bir bütün halinde yeniden ele alacak, diğer derslerde sözcükbilim, söz dizim, anlambilim düzeylerinde kazandıkları bilgiler arasında bağlantılar kurup, dilin incelikleri üzerinde uygulamalı bir şekilde durma imkânı elde edeceklerdir. Her yabancı dil dersi, yabancı dile ait bir metin bir diyalog veya bir şiir örneğiyle başlamaktadır. Öğrenci, buna o anda yabancıdır. Ders boyunca konu üzerinde durulup, tartışılması öğrenciyi ders sonunda bir çeviri yapmış duruma getirmektedir. Öğrencide kaynak metnin konusunun hedef dil ile yazdırılıp karşılaştırılması ile çeviri ufkunun gelişmesi sağlanacaktır. İster istemez her öğrenci ayrı kelime veya deyim uygunluğu üzerinde duracaktır. Yabancı dil dersinde öğrendiklerini aynı zamanda kontrol olanağı bulmuş olacaklardır. Örneğin: Bir atasözü, bir deyim, bir küçük şiir veya fıkra yabancı dil derslerinin tuzu biberi demektir. Yabancı Dil Öğretiminde Çeviriden Araç Olarak Yararlanılmasına bazı örnekler : A- D O Ğ U B A T I DİVANI Johann Wolfgang von GOETHE 1772 AUS DEM NACHLASS DOĞU- BATI DİVANINA EKLENTİ So der Westen wie der Osten Geben reines dir zu kosten. Lass die Grillen, Lass die Schale, 11 Batı nasılsa Doğu da öyle Tertemiz tatlar sunar sana, Izgaralar, yemek tabakları

25 Setze dich zum grossen Mahle: Mögst auch im Vorübergehn Diese Shüssel nicht verschmahn. Wer sıch sebst und andere kent Wird auch hier erkennen: Orient und Okzident Sind nicht mehr zu trennen. Büyük ziyafete çekerler seni: Gelip geçici olarak bile Şu Sahanı hor görme! Kendini ve bir başkasını bilen Bilecek şunu da: Ayrılmaz birbirinden Doğu ve Batı asla. Sinnig zwischen beiden Welten Sich zu wiegen lass ich gelten; Also zwischen Ost- und West Sich bewegen, sei s zum basten! Doğu ve Batı arasında Gider gelirim manalar peşinde; Kısacası iki dünya ikliminde Dolaşmak yaraşır en iyi bize. (Langenscheidets Sprach Illustrierte: Heft 4 Oktobet Dezember 1992) B - T R Ä U M E : Wenn wir träumen, Jeder für sich, Dann ist das nur ein Träum. Wenn wir aber alle gemeinsam Träumen, Dann ist das der Anfang der neuen Wirklichk. AÇIKLAMA: Eğer her birimiz yalınız başımıza hayal edersek, bu yalınız bir HAYALDİR. Eğer Toplum olarak hayal edersek, bu yeni,yeni GERÇEKLERİN başlangıcıdır. T R Ä U M E Ich täume von einer Welt Ben bir dünya hayal ediyorum Im der die Völker friedlich leben İçinde tüm halklar özgür yaşasın. Die Vorrate dieser Erde gerecht Dünyanın nimetleri adil Verteilen. Paylaşılsın. 12

26 Ich träume von einem Land, in dem die Meschen sicher leben Kinder, Alte und Fremde nicht am Rande stehen. Ich täume von einer Stadt, İn der die Menchen menchlich Wohnen. Nicht das Auto, sondern die Erhaltung der Natur das Ich träume von einer arbeit, die die Menschen gerne tun zum nutzen von allennicht nur für Profit. İch träume von einer Schule, in der die Kinder fröchlich lernen und nicht nur für Noten und fernen Beruf. Ich träume von einer Religion, in der die Menschen sich alle finden von einem Gott, der die liebe ist. Ich träume von einem anderen Ich, das die Traume wahr macht sich nicht ablenken lasst von Ehrgeiz Bequemlichkeit und Angst. Ben bir Ülke hayal ediyorum, İçinde insanlar güven içinde yaşasın Çocuklar, Yaşlılar ve yabancılar Kıyıda köşede kalmasın. Ben bir şehir hayal ediyorum, İçinde insanlar insanca İkamet etsinler. otomobil değil, blâkiz Doğanın korunması en önemlidir. Bir iş hayal ediyorum insanlar severek çalışsın herkes faydalansın Yalınız kazanç-kar değil. Bir okul hayal ediyorum, öğrenciler içinde özgür eğitim yapsın ve yalınız not ve uzak bir Meslek için değil. Ben bir Din hayal ediyorum, onda insanlar her ihtiyacını bulabilsin bir Allah için, onun sevgisi olsun. Ben bir farklılık hayal ediyorum, ki; bu hayalim gerçekleşsin mevki-makam hırsı, rahatlık ve korku Saptırmasın. Thomas, 15 Jahre C- R Ä T Z E L Ene mene Tinten Fass, rata rate was ist das? A Ein lebender sass auf einen Toten, Starb der lebende. -Alle vergleich hat 3 wichtgste Punkte : Vergleich : Tot Kerze Hilfe : Tote weinen, starb der lebende Schock : Tote ausgeweint. -Bütün benzetmelerin 3 önemli özelliği var. 1-Benzetme : Ölü - Mum 13

27 2-Yardımcı eleman : Ölü ağlıyor, yaşayan ölüyor. 3-Şok : Ölü yaşlı gözle ağlıyor. Sinlichlich Kerze Flamme verbrann Bildlich Tote lebende ausweinen B- Auf der Baum ohne würtzel, setzt sich der Fogel ohne schnabel und frisst den gansen Baum. Subjekt Kerze Alev mum erimesi Objekt Baum Vogel fressen 3- Was sieht Gott nie, der kaiser selten, der Bauer alle tage. (L:Seines gleichen) 4- Der König will s, der Hund nicht. (L: Salz) 5- Alt wie die Welt und doch nur einem Monat alt. (L: der Mond) 6- Vorn wie eine Gabel, in der mitte eie ein Fass 7- Hinter wie eine Besen. Was ist das? (L: die Kuh) 8- Bin ich davor, bin ich dar,in. (L: der Spiegel) 1.5. Varsayımlar 1- Çeviri bilimi, yabancı dil eğitim ve öğretiminde bir araçtır. 2- Yazılı ve sözlü çeviriler aynı zamanda dil içi çevirisi demektir. 3- Kaynak dil ve hedef dil arasındaki çevirilerde dillerin yapısı çok önemlidir. 4- Kaynak dildeki içeriğin aktarılması için hedef dilde eş değerlilik önemlidir. 14

28 5- Kaynak metinlerdeki anlam içeriklerinin, hedef dile aktarılmasında problemler çıkmaktadır 6- Kaynak dil ve hedef dil arasındakı dil ve gramer farklılıkları çeviride zorluklara neden olmaktadır. 7- Alman kültürü ve Türk kültürü arasındaki çeviride çıkan en büyük zorluk deyim aktarmasında olmaktadır. 15

29 BÖLÜM II KAVRAMSAL ÇERÇEVE Çerçeve olarak Johann Wolfgang von Goethe nin Genç Werther in Acıları adlı romanının üç değişik çevirisinin karşılaştırılması ile yabancı dil öğretimine yansıması araştırma konumuzdur. Teorik bilgiler ışığında çeviride yeterlilik durumları göz önünde tutularak üç ayrı çevirinin karşılaştırılması yapılmış olacaktır. Çevirilerin biribirine üstünlüğü söz konusu değildir. Ancak çevirmenlerin her birinden edinilen artı kazanımlar Almanca dil öğretimine yansıtılacaktır. Genç Werther in Acıları romanının Türkçeye çevirisinin dil öğretine yansımasını, açmak istiyoruz. Eğitim ve öğretimin öneminden daha öncül, hiçbir mühim dava olamaz. İnsanoğlu geçmiş bilgi olmadan hiçbir düşünceyi üretemez. Hiç bir yeniliği de yapamaz. Kültürün önemi ve kutsallığı bundan dolayıdır. Atatürk, vecizelerinde; Türkiye nin temeli kültürdür der. İnsanlar yenilik yapabilmesi için önce istek ve arzularında değişiklik yapması lazımdır ki; o zaman hallerinde bir değişiklik meydana gelebilsin. İşte okulların önemi burada anlaşılıyor. Okullarda daima yeni bilgiler vardır. Disiplin vardır. Yaşama motivasyon vardır. Methot vardır. Dünyada çoklu olan bilgileri en kısa sürede öğreterek, bilinenlerden bilinmeyen nice olayların çözümü vardır. Demektir ki; okul bir bina değildir. Okul bir ekol, bir yön dür. Bir amaçtır. Bilginin, kültürün kavramlaştığı bir sanat merkezidir. Okul, İnsanın arzu isteklerinde bir değil, bir çok değişiklik yaptırır. İnsanların da hali hayatı değişir. İnsanın yaratılışındaki içgüdüleri değiştiremeyiz, ancak bu güdüleri iyiye, faydaya, gelişmelere yönlendirebileceğimiz toplu yer okuldur. İste okul bu yönlendirmeyi yapar. Bir deyim olan söz vardır: Nefislerindekilerini (istek ve arzularını)değiştiremeyenin hali değişmez!, sen kendini değiştir dünya değişsin. Bu sözü fert için kullanabildiğimiz gibi toplum içinde kullanabiliriz İşte toplum olarak kendimizi değiştirme olayı eğitimle olacaktır. Yenileri öğrenme yerinin, program ve projelerinin tatbikine okul diyoruz. İşte gençliğin içindeki ateşi okul kavramı yönlendirir. 16

30 Çocuk olarak girdiği bu ocaktan; Doktor, Mühendis, Savcı, Hâkim, öğretmen ve araştırmacı olarak çıkar. Bu toplu eğitim ve öğretimin adına kısaca okul denir. Okul kavramı da budur. Bir bina değildir. Gençliğin içindeki beka içgüdüsü kısaca, özgürlük adı altında toplanır. Okul bütün bu istekleri bu nefisleri yönlendiren yegane kurumdur. Okula adımını atan orada iyide yarışma ve sınav neticesine katlanma fikrini Kabul etmiştir. Öğretenlerin hiçbirisine isyan edilmez. Öğrencinin yönlenmesinde her türlü bilgi, Öğrenciye yaş ve sınıf seviyesine göre verilir. Okul sözcüğü bir kelime olmakla sözlükte yer aldığı gibi; Bir Kavram (mevhum) Al. Begiff olarak da Etimoloji sözlüklerinde yer alır. Okullar, dünya gerçeklerine göre ve insanın yaradılış gayesine göre doğru insan yetiştirmedeki önemine aykırı, fikir taşıyan hakim güçlerin eline teslim edilmemelidir. Bir devlet, kendi milletinin yükselişine aykırı ve bağımsızlığını tehlikeye atan fikirlere yer vermez, ancak o fikirlerin demokretik ortamlarda tartışılıp bilimsel bir mizanda öğrenildiği yer de okuldur. Bir millet anarşi içine çekilmiş ise; eğitiminin bozukluğunu gösterir ve eğitimini oturttuğu ilkelerinin sağlam olmadığını belirler. Milletinin kalkınmasını engellemek için, yabancı güçlerin ülkelere tefrika soktuğu hassas bölge de okullardır. Okulların girişinde yazılı bulunan vecizeler bütün bunlara işaret etmektedir. Üniversite bitirildiğinde kendi askerine ve polisine silah çevirenler GDO su bozulmuş bir maddeye benzetilebilir. Eğitime önem verilmelidir ki; Öğretim de kaliteli olsun. Öğrenciler de de, yetiştirilen zamana endeksli yükselmeler olabilsin. Zaman ve sınıf seviyesine göre bilginin dozu artırılabilsin. Öğrenci bilgi seviyesi basamak, basamak yükselsin. Okullarımızın kendi bünyemize uygun fikir ve dünya görüşümüze katkı sağlaması önemlidir. Yabancı dil öğretiminin verimli olabilmesi, Kültürümüzle yetişen her meslek ve makamdan çevirmenlere ve dilcilere yönelik aşağıdaki gibi bazı tedbirlar alınmalıdır. Çevirinin dil öğretimine yansımasının önemi de budur. 1- Yabancı dil öğretim metotları geliştirilmeli, Öğreticiler çeviriye yönelik çalıştırılabilmeli, onlar bu konuda öğrenciyı yarış haline sokmalıdırlar. 17

31 2- Çeviriyi yalınız yabancı dilden çeviri olarak görülmemeli, çünkü çeviride kendi fikrini yabancı dile çevirmeler yabancı dil öğretiminde daha başarılıdırlar. kolaylaştırmaktadır. 3- Gençliğin dikkati önce fikir atmosferine çekilmelidir. Hayata ümitle bağlanmalıdırlar. Kendi kültürümüzü, öğrenilen yabancı kültür karşısında geliştirme fırsatı öğrenciye tanınmalıdır. 4- Öğrenci öğretmene saygılı, Öğretmenler de öğrencilerine saygılı olmalıdır. 5- Ders konuları ahlakı rencide eden konulara sapmamalıdır. 6- Öğrenci okulda bilgi almaya meraklandırılmalı adeta bigi hırsızı yapılmalıdır. Öğrenci spor klübü hayranı yerine araştırma hayranı olarak okuldan ayrılmalıdırlar. 7- Bu günün Teknolojisi ile bilgisayar, iletişim avantajından faydalanılmalı. Bu konuda önemli projeler geliştirilmelidir. 8- Yabancı dil öğretiminde daima şiir, tyatro, yazı, hitabet, konferans. Sinema,yarışlar, araştırmalar eksik olmamalıdır. 9- Öğrenci başarısı konusunda alışılmışın dışınde şu fikirlerimizin paylaşılmasında yarar görmekteyiz. a) Almanca veye ayrı bir yabacı dil öğrenen öğrencilerin ders ortamı en az üç kişiden oluşturulması daha verimli oluyor. Çünkü konuşma, ben, sen, o şeklinde olmsı nedeniyle öğrenci konuşma ortamı sağlanmış oluyor. Örnekli konuşmalı geçen ortam bire bir öğretimden daha başrılı olacaktır. Öğrenci çok konuşup öğretmen daha az konuşmalı. b) Öğrenciyi ödüllendirmede tek öğrenciyi birinci seçiyoruz. Diğer öğrencilerin başarılı olmalarına sanki ihtiyacınız yokmuş gibi; sınıf birincisi, okul birincisi seçmemiz yanlışın danıskasıdır. Halbuki; 9,5 başarı durumuna geçen öğrenclerin hepsi birinci olsa olmazmı? Ödüllermi azdır? Sınıfın tamamı da birinci olsmalı. Okulda birincilerden oluşsun. Çünkü bize çok birinciler lazımdır. Her veli öğrencisinin birinci olmasını istemiyormu? Siporcular ve başka dallarda birinciler tek kişiden oluşabilir. Ama eğitimde tek kişiyi birinci yapıyorsunuz onuda başka ülkeler kapıyor veya kazaya kurban gitse, Bütün eğitiminiz boşamı çıkmaktadır. 18

32 2.1. Çeviri Bilimine Giriş Çeviri bilimine girişte akla gelen öncül şey, ana dil ve kaynak dili bilen çevirmen bir kişinin varlığıdır. Sonra bu çevirmen, hem ana dilin, hem de kaynak dilin kültürlerini iyi bilen biri olarak akılda canlandırılır. Göktürk (1986: 13) Çeviri Dillerin Dili adlı kitabında: Başarılı çeviri, çevrilmesi söz konusu olan bir metinle ilgili bir takım iletişimsel özelliklerin yakından tanınmasıyla gerçekleşebilir. Gerçekte çevirmenin, hem kaynak dilin hem çeviri dilinin işleyiş düzenini çok iyi bilmesi, ikisinde de dilbilgisel ögeleri çözümleyebilecek yetide olması, yabana atılmayacak bir noktadır. şeklinde bir yorumda bulunarak çeviri ve çevirmenin önemini vurgulamıştır. Vils (1981:1) yaptığı araştırmalara göre, çeviri için gerekli olan üç aşamanın var olduğunu söylüyor, 1- Kaynak Dil (anadil), 2- Diller arası çeviri transferi, 3- Hedef dilde çeviri sonucu. Bu üç aşama için yöntem ve metotlar geliştirmek gerekmektedir. Kaynak Dil Diller arası çeviri Hedef Dil transferi Koller (2001: 125) Einführung in die Übersetzungswissenschaft (Çeviribilimine Giriş) adlı kitabında çeviriyi bir bilim dalı olarak araştırmış ve çeviribilim teorilerini aşağıdaki başlıklar altında incelemiştir. 1- Çeviri teorisi 2- Dilbilimsel çeviri teorisi 19

33 3- Metine dayalı çeviribilim 4- Çevirinin zihinsel sürecini inceleyen çeviribilim 5- Bilimsel çeviri kritiği 6- Uygulamalı çeviribilim 7- Çeviribilimin tarihsel bileşimleri 8- Çeviri didaktiği Apel (2003: 65) çeviri eleştirisinin önemini vurgulayarak bir çevirinin içinde en azından şu unsurların bulunması gerektiğini ifade etmektedir: -Kaynak dil ve metnin karakterize edilmesi, -Hedef dil ve metnin karakterize edilmesi, -Okur merkezli bilgilerin verilmesi. Sâkine Eruz (2009) Çeviribilimini önemseyen ve kurumsallaşması gerektiğini ileri süren, Çeviribilimine Bir Giriş adı altında, Çeviribilim hakkında bilinenleri bir çalışma grubu ile belgeselleştirmişlerdir, Neslihan Demez, Filiz Şan, Eylem Alp, Meral Camcı ve Başak Ergil, Nihal Akbulut bahar dönemi İstanbul Üniversitesi, Çeviribilim Bölümü nde doktora çalışma grubu olarak çalışmaları sonucunda ortaklaşa hazırladıkları metne, çeviribilimsel gelişmelerin bütünsel ele alınması için gerekli görülen bölümler de eklenerek metin tarihinde Sâkine Eruz tarafından yayına hazır hâle getirildi. Çeviribilim hakkındaki tesbitleri şöyledir: Çevirinin Tarihi Seyri : Osmanlı İmparatorluğu nda temelleri Fatih dönemine dayanan çeviri etkinliği 16. yüzyılda Venedik Krallığının uygun bulduğu tercüman adaylarını İstanbul a göndermesiyle devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğuyla ticari ilişki içinde bulunan devletler, tercüman yetiştiren okullarını kendileri açarak, tercümanlarını kendileri yetiştirmek istemişlerdir. Bunlar sırasıyla Venedikliler, Habsburglular ve Fransızlardır. İstanbul da eğitim alan çok kültürlü tercümanların yetişmesiyle birlikte Batıda Doğu Bilimleri Akademileri de açılmaya başlanmıştır te Viyana da Doğu 20

34 Bilimleri Akademisi kurulmuştur. Fransa, 17. yüzyılda İstanbulda Dil Oğlanları Okulunu açmıştır. Fransa tarafından gerçekleştirilen bu girişim ile Fransızca-Türkçe sözlükler oluşturulmuş, kültürel çalışmalar yapılmış ve batı dillerinde doğuya ilişkin Osmanlı kültürünü inceleyen yapıtlar kaleme alınmıştır yılına kadar çalışmalarına devam eden okul, 1795 yılında Fransa da kurulmuş olan Yaşayan Doğu Dilleri Okuluna model oluşturmuş ve Fransa da Doğubilim adlı bir bilim dalının yaşama geçmesine öncülük etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu özellikle yükselme döneminde elde etmiş olduğu askeri ve siyasi başarılarla da ilintili olarak kendini dışarıya kapatmıştır. 18.yy.da ise, askeri ve siyasi alanda güç kaybetmesiyle birlikte Batı dan yardım isteyen Osmanlı İmparatorluğu Batı dillerinden çeviriler yapmaya başlamıştır. Batıya yöneliş hareketinin ilk adımı Lâle Devrinde ( ) atılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde Batıyı tanımak ve sorunlarına Batı üzerinden çözüm üretmek için Batı dillerinden birçok alanda çeviri yaptırmaya başlamıştı. Lâle Devri nden önce bireysel olarak gerçekleştirilen uzmanlık metinleri çevirileri, Lâle Devri nde hız kazanmış, ordu ve donanmanın güçlenmesi açısından önemli görülen eserler Osmanlıcaya aktarılmıştır. Askeri alandaki ıslahatların uzantısı olarak açılan mühendislik okullarında uzun yıllar Macar ve Fransız asıllı tercümanlar öğretmenlik yapmış, bir başka ifadeyle eğitim çeviri aracılığıyla gerçekleşmiştir yılında Osmanlı İmparatorluğu nda kurulan ve çalışmaları ile dikkat çekmiş olan diğer bir kurum Tercüme Odası dır yılına kadar çalışmalarına devam eden kurum, Müslümanların yabancı dil öğrenmeleri, stratejik noktalarda istihdam edilmeleri ve devletin işlerliğini sağlaması amacıyla kurulmuş ve birçok bürokrat ve fikir adamı yetiştirmiştir 1839 yılında Osmanlı İmparatorluğunda Tanzimat Fermanının ilan edilmesiyle birlikte II. Mahmut döneminde başlayan reform çalışmaları ivme kazanmış, eğitimden hukuka, ordudan kültüre birçok alanda ciddi çalışmalar yürütülmüştür. Bu çalışmaların gerçekleştirilmesinde çevirinin rolü büyüktür. Tanzimat Döneminde yeni eğitim kurumları açılmış, bu kurumların öğretim elemanı eksikliği batıdan gelen öğretmenlerle karşılanmaya çalışılmış, bu hocalar Türkçe öğrenene dek ise, dersler çeviri aracılığıyla yapılmıştır. Eğitim alanında gerçekleştirilen çeviri etkinliği öğretmenlere çeviri 21

35 yapılmasıyla sınırlı kalmamış, bu kurumlarda kullanılacak ders kitapları da batı dillerinden Osmanlıcaya aktarılmıştır. Yeni kurulan eğitim kurumlarına ders kitabı hazırlamak ve eğitimi desteklemek amacıyla devlet: - Encümen-i Dâniş, - Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye, - Telif ve Tercüme Cemiyeti, - Daireyi İlmiye, gibi, kurumlar kurmuş, bu sayede batı dillerinden birçok bilimsel yapıtı dilimize kazandırmayı başarmıştır. Tanzimat Döneminde uygulanan reform çalışmaları arasında hukuk alanına ilişkin olanlar da dikkat çekicidir. Hukukun birçok alanına ilişkin köklü çalışmaların yapıldığı bu dönemde çeviri aracılığıyla, bir başka deyişle Batı yasalarının çevrilmesi yoluyla yeni yasalar oluşturulmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun imar ve inşası için Osmanlılar, İngilizler, Fransızlar ve Almanlar ile birlikte çalışmış, 1883 yılında Osmanlı ordusu Prusya askeri heyeti tarafından ıslah edilmiş, bu çalışmaları yürütmek ve yabancılar ile sağlıklı iletişim sağlayabilmek için ise çeviriye başvurulmuştur. 19. yy. a kadar Arap ve Fars yazınından eserlerin çevirisini gerçekleştiren İmparatorluk, Tanzimat ın ilanı ile birlikte Batı yazınından da eserler çevirerek, roman, öykü, tiyatro gibi yeni yazın türleriyle tanışmış ve bunların yazın dizgemize girmesini sağlamıştır. Tanzimat Döneminde, Osmanlı İmparatorluğu, Batıyı tanıyarak, onun ulaştığı seviyeye ulaşmayı hedeflemiştir. Çevirinin kendine uzak olanı tanımanın başlıca araçlardan biri olduğunu fark eden İmparatorluk, gerek kendi eliyle gerek bireysel girişimleri destekleyerek yoğun bir çeviri etkinliğinin yaşanmasına neden olmuştur Çeviri Nedir? Çevirinin kısa bir tarifini yapmak gerekirse: Aşağıdaki dil bilim uzmanlarının yapmış olduğu çeviri tariflerinin hiçbir ideololojik etkide kalmayan, vicdan sahibi ve bilimsel bakışı esas alan çevirmenlerin ve kurumsal çeviri gruplarının yaptığı tercüme ve çeviri tanımlamalarıdır. Çağımızda, bilim ve teknolojinin çok ilerlediği günümüzde, ana dil dışında bir başka dil bilen her insan çeviri yapabilir. Ama hangi çeviriyi yapmalı, hangi 22

36 çevirileri yapmamalıdır? Kurumsal olarak Türk Dil Kurumunun yapmış olduğu çeviri tarifi şöyledir: Türk Dil Kurumu Sözlüğü (1988:297) çeviriyi genel anlamıyla: Dilden dile aktarma çevirme şeklinde tanımlamaktadır. Alman uluslararası sözlüğünde; (Duden, 2001:1628) Yazılı veya sözlü olarak bir başka dile kelimelere, sadık kalarak aktarmak şeklinde tarif edilmiştir. Alman sözlüğünde; (Wahrig 2005:1285) Çeviri bir metin veya bir kitabın bir dilden başka bir dile aktarılmasıdır. şeklinde tarif edilmiştir. Stoze (1997:13) Çeviri Teorisine Giriş kitabında : İnsanlar farklı dillerde konuştuğu sürece, dil bariyerlerini yıkmak için her çabayı sarf etmektir. diyor ve tarifini şöyle yapıyor: Çeviri etkinliği konuşulan veya yazılı olan dilin, bir dilden başka bir dile aktarılmasıdır. Rifat (2003:9) Çeviri Seçkisi 1 adlı eserinde: Çeviri tam anlamıyla iki parçalı, parçaları biribirinden ayrılamayan, biri olmadan öbürü de olmayan (ben ve öteki, ya da öteki ve ben) bir kavramdır: Çevirinin etkinliği iki dil iki kültür, iki çağ, iki dönem vb. arasında gidip gelir, kendi varoluş koşullarını yaşarken, varoluş üzerindeki özünü de yaratır. Göktürk (1986:9) Çeviri insanın kendi yaşam çerçevesi dışındaki olgularla düşünceleri bilme çabasının bir sonucudur. Değişik toplumların, ulusların, bilim, sanat, düşünce alanındaki çabalarını birbiriyle paylaşabilme yoludur. Boztaş (1992:249) çeviriyi: Diller ve kültürler arası bir aktarımdır. diye geneli içine alan kısa bir tarif sunuyor. Vardar (1981:172) çeviriyi şöyle tarif ediyor. Bütün çağlarda karşımıza çıkan bir etkinlik, çeşitli uygarlıklar arasında köprü kurmuş, değişik toplumlardan bireyleri birbirine yaklaştıran her tür kültürel değeri, içinde oluşturduğu tarihsel ve toplumsal çevrenin dışına taşan o çevreden olmayan kişilerin yararlanmasına sunan, uygarlıklar arası bir iletişim ve bildirişim aracıdır diyor. Tez yazımı sırasında incelediğim tezlerde, bazı eksiklikler hissettim. Çeviri biliminin kaynağının 19.yy. dan önce başladığı gerçeğinden uzaklaşılmış olduğu görülmektedir Avrupanın büyük ihtilali (Fransız ihtilali) ile değişen kavramlara dikkat çekilmemektedir. Çeviribilimin kaynağının Batı olduğu iddia edilmiş, kültür ve fikir ayrılıklarının 19. yy. dan itibaren Batı dan Doğu ya emperyalist amaçlarla ihraç edildiği 23

37 gerçeği saklanmıştır. Bilim ve teknolojinin ilerlemesi gerçeği bahane edilerek, yaşama hakkına sahip olan, insanlığın büyük bir bölümünde taraftar bulan, kavram, fikir ve düşünceler, unutturulmaya, insanlığın hafızasından silinmeye çalışılmıştır. Çeviri eserler kullanılarak Doğu daima Batı ya muhtaç ve mahkûm gösterilmektedir. Hâlbuki 15. yüzyıldan sonra Batı ya yönelik çeviriler yapılırken daima bilim, sanat ve o günün teknolojisi ihraç edilmiş, bu gün, Batı nın Doğu ya uyguladığı teknolojik dayatmalar ve emperyalist amaçlar sözkonusu olmamıştır. Çevirilerin amaca varmasında başarıya ulaşmamaya sebep olarak aşağıdaki konularda yapılan ihmalleri sıralayabiliriz: 1- Anlambilim (Semantik) 2- Kavram analizleri ve etimoloji bilimi, 3- Kaynak metin dili ile hedef dil metni arasındaki kültür farklılıkları, 4- Fikir dünya görüşü ayrılıkları. Çeviri sırasında bu konuların ihmal edilmemesi gerçekleri gözardı ediyor. Her dilci çevirinin zorluğundan bahsediyor. İşin doğrusu, çevirinin zorluğu ideolojik bağımlılıktan gelmektedir. Çeviri nedir? sorusunun en iyi cevabı ise: İhmal edilmiş eksik bırakılmış bir bilim dalıdır Çeviride İlkeler Çeviri sanıldığından karmaşık bir konu olarak görülmüşse de, biz bu kadar karmaşık bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü çeviriyi karmaşık yapan çeviri yapanların kültür ayrılığıdır. Yeryüzünde her şeyin bir doğrusu vardır, aynı konuda iki doğru olamaz. Genelde doğrular teknolojide, tıpta ve kimyada sana göre bana göre değil doğruların tek olduğu gibi; düşüncede aklın yolu da bir olmalıdır. Çevirmenlerin kültürüne bakarsak her birinin kendine göre bir düşünce doğruları vardır. (Doğru düşüncenin açılımını 3.2. Evren ve Önerilem de Düşünce konusuna geniş yer vermiş bulunuyoruz). Çevirinin bu kadar karmaşıklığına rağmen bu günkü çeviri uzmanları bu konuyu en iyiye 24

38 en doğruya yakın hâle getirmişlerdir. Çünkü çeviri yapanların şu ortak söylemde birleştiklerini görmekteyiz. a-) Çeviride ilkeler olmalıdır. diyorlar. b-) Çeviri kurumsallaşmalıdır. diyorlar. Teknoloji ve bilgisayar vasıtasıyla yapılan çevirilerde büyük çapta bu problem çözülmüştür. Çevirinin tamamı için düşünülürse bu kabul görmez. Çeviri otoritelerince çeviride ilkeler arayışına girilmiş olduğuna göre, belli ilkeler ve doğrular herkesçe kabul edilmelidir. Örneğin: Türkçe konuşan ülkelerin her biri ortak bir dil kullanmalıdır. Karşı dil gruplarından da aynı ilkeler istenebilir. Böylece kökensiz dil üretimine meydan verilmesi önlenecektir. Savory (1968:50) göre çeviri otoritelerine rağmen, çeviride belli ilkeler konulamadığını onun şu ifadelerinden anlıyoruz: Bilgisayar programları ve teknik olanaklar bir kısım problemleri çözmüş ise de, çevirinin aslına baktığımızda çeviri yapmak hiç de basit görülecek bir konu değildir. Çeviri ne kadar mükemmel olursa olsun anadilindeki aslının kalitesinde olamaz. Bir dilin ifadesini karşılayan başka bir dil mutlaka vardır; asıl önem verilmesi gereken şey, duygu ve düşüncenin aynen aktarılmasıdır. Duygu ve düşünceyi yansıtabilecek çeviriyi ne bilgisayar ne de tek yönlü kültürlü uzmanlar başaramamışlardır. Çeviri otoritelerinden yapılmış şu benzetmeleri görüyoruz: Çeviri kadına benzer, güzel olursa sadık olmaz. Sadık olursa güzel olmaz. Ein übersetztes Buch ein verletztes Buch. Savory (1968:50) çeviri ile ilgili ilkeleri şöyle sıralamaktadır: 1. Çeviri özgün yapıtın sözcüklerini vermelidir. 2. Çeviri özgün yapıtın düşüncelerini vermelidir. 3. Çeviri özgün yapıt gibi okunabilmelidir. 4. Çeviri çeviri gibi okunabilmelidir. 5. Çeviri özgün yapıtın biçemini yansıtmalıdır. 6. Çeviri çevirmenin biçimini yansıtmalıdır. 7. Çeviri özgün yapıtın çağdaşı bir yapıt gibi okunabilmelidir. 25

39 8. Çeviri çevirmenin çağdaşı bir yapıt gibi okunmalıdır. 9. Çeviri özgün yapıta ekler yapabilir, gereken yerleri çıkarabilir. 10. Çeviri özgün yapıta ek yapamaz, ondan hiçbir şeyi çıkaramaz. 11. Koşuğun çevirisi düz yapıyla yapılmalıdır. 12. Koşuğun çevirisi koşukla yapılmalıdır. Koşma, Koşuk :Halk ozanlarının sazla okudukları hece ölçüsü ile yazılmış, ilk kıtasının birinci, ikinci ve dördüncü dizeleriyle öteki kıtalarının dördüncü dizeleri birbiriyle, kalan dizeler de kendi aralarında uyaklı ve konuları sevgi, doğa olayları olan bir halk şiiri, türkü. Bütün bu ilkelerin kesin birer soyutlama olduğu, çevirmene uygulama yönünde pek de çözüm sunmadığı açıktır. Oysa önemli olan nokta, çevirinin şöyle ya da böyle olmasından daha çok, neye göre şöyle, neye göre böyle olması gerektiğidir, asıl konusunun ortaya çıkarılmasıdır. Savory nin serbest çeviri yöntemine ilişkin görüşlerini Aktaş (1996:44) üç noktada özetlemektedir: 1- Bir orijinal metin nasıl zevkle okunuyorsa, çeviri de öyle okunmalıdır. Yani okur çevirilen metnin çeviri olup olmadığını anlamamalıdır. 2- Çevirmen çevirdiği eserin yazarına karşı yükümlülüğünü yerine getirmeli, yani orijinal metnin okuyucuların zihninde uyandırdığı heyecan ve duyguların aynısını uyandırmasına özen göstermelidir. 3- Çevirmen, yazarın bildirisini olduğu gibi aktarma koşuluyla, ilgili metnin cümle yapılarında istediği gibi değişiklikler yapma hakkına sahiptir. 20. yy. da çeviri kuramına ilişkin kayda değer bulduğumuz ikinci bir araştırma ise; Köksal (1994:34) Çeviri Kuramları başlıklı kitabında adından söz ettiği, Eugene Nida nın Principles of translation (1959) adlı çalışmasıdır. Köksal çalışmasında Nida nın görüşlerini sunarken şunları vurgulamaktadır: 1- Farklı diller, farklı anlam- farklı sembol ilişkisi ve sistemlerine sahiptir. 26

40 2- Semboller ve onların gönderiminde bulunduğu nesneler arasındaki ilişki keyfidir. Bir dilin diğer dillerdeki ile aynı anlam ve sembol ilişkisine sahip olması gerekmeyebilir. 3- Dünya deneyimleri farklı biçimde sınıflandırılır. Ve çeşitli dillerde farklı oranlarda farklı semboller ile temsil edilir. Köksal ın burada vurgulamak istediği şey şudur: Çeviride diller arasında eşdeğerlilik kurmak temel bir ilkedir. Bu ilke kimi zaman birebir oranda sağlanabilir. Bu durum hiç kuşkusuz yapısal yönde birbirine benzeyen akraba diller için söz konusudur. Kimi zaman bir ifadenin hedef dilde, eşdeğeri için değişik alternatifler olabilir. Kimi zamanda her yönüyle birbirinden çok farklı olan diller arasında, eşdeğerlilik kurmak tam olarak mümkün olmayabilir. Çevirmen böyle durumlarda yukarıdaki etkenleri de göz önünde bulundurarak kaynak dildeki bir ögeyi hedef dilde mümkün olan en yakın karşılığıyla denkleştirmelidir. Çeviri sanıldığından karmaşık bir konu olarak görülmüşse de, bu ilkelere ek olarak, biz bu kadar karmaşık bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü çeviriyi karmaşık yapan çeviri yapanların kültür ayrılıklarından ve ideolojik kökenciliğinden kaynaklanmakta olduğunu vurgulamıştık. Yeryüzünde her şeyin, sadece bir doğrusu vardır, aynı konuda iki doğru olamaz. Ama çevirmenlerin kültürüne bakılırsa, her birinin kendine göre bir dünya görüşü ortaya çıkaran bakış açıları vardır. Köksal ın ve Aktaş ın görüşlerine katılarak diyoruz ki: İyi bir çevirmen ve iyi bir çeviri nasıl olmalı? Çevirmen iki dil arasındadır. Dillerin ikisine de vakıf olmalıdır. Bu dillerin inanç sistemi aynı ise iş kolay, çünkü iki dilin kavramları aynıdır, sembolleri aynıdır, figürleri aynıdır, ezgileri aynıdır. Bunlar, inançtan kaynaklanan ahlakın ortaya çıkardığı birlikteliklerdir. Bu birliktelikler ayrı inancı ve ayrı kültürü paylaşan milletlerde problemdir. Bir gerçek vardır ki, çevirmen de bir insandır. Bu dillere ait inançlardan birini mutlaka taşıyordur. İki inancın kavramlarını temsil edebilmesi mümkün değildir. Bunun mümkün olduğunu iddia eden varsa kavram konusunu yeterince kavrayamamış demektir. Biz cevabımızı araştırdığımız, çeviri uzmanlarından edindiğim bilgilere göre veriyoruz: Mevlana Farsça dan Türkçe ye çeviri yapmış iki dil de 27

41 zenginleşmiş, iki dil de kazanmış. Mevlana gibi de, bir isim oluşmuş. Hiçbir çevirmenin bu konuda ayrı bir iddası var mı? 17. yy. dan sonra Avrupa dillerinden Türkçe ye çeviriler yapılmış ve yapılıyor. Eş değerlilik dışında sembol ve düşünce birliği yoktur. 16.yy da Osmanlıca dan Avrupa dillerine çeviriler yapılmış, bu sayede, Kristof Kolomb lar ortaya çıkmıştır. İnsanlığı Doğu ya ve Batı ya ayırmamaları gerekirken; Doğu dan aldıkları bilgileri kullanarak çeviri yoluyla Osmanlıyı yıkma planları yapmışlardır. Osmanlı o zaman onların fikirlerine ipotek koymamıştır. Onların inançlarını değiştirmek gibi bir safsataya girmemiştir. 17. yy. dan sonra Avrupa dillerinden Türkçe ye yapılan çevirileri de Avrupalılar yapmaya başlamış, ya da Avrupa dünya görüşündeki kimseler yapmıştır. Bununla yalnız Türk toplumu değil, tüm Doğu emperyalizme esir olmuştur. 17.yy. dan sonraki Avrupa dillerinden Türkçe ye yapılan çevirileri Alman Goethe gibi sağduyulu kişiler veya onun gibi aydınlar yapsaydı, dünya iki dünya savaşı yaşamayabilirdi. Çeviriler yoluyla barış da gelebiliyor savaş da. Kötü daima iyiyi kovabiliyor. Yazılı metinlerde Doğu, Batı dünya görüşü, hırıstiyan âlemi veya Ortadoğu gibi ayrımcı kavramları icat etmeden evvel çeviriyi kurumsallaştırmak gerekirdi. Yenilik ithalinde; Türkiye de medeniyet konusunda hiçbir taassup söz konusu değildir. Ancak her millette olduğu gibi; Türk milletinde de hadaret (İnsanların inançlarından dolayı icat ettikleri kavramlardır.) konusunda taassupu normaldır. Edebi çevirilerin sancısı da bundandır. Çeviriyi kuramlaştırmadan evvel ikiye ayırmak şart olmalıydı. 1- Elle tutulur gözle görülür, somut, teknik, günlük ve sözlü çevirilerde her türlü kurumsallaşma faydalı olacaktır. Örneğin: Televizyon Amerika da icat edilmiş adına Televizyon denmiş. Almanya, Fernsehe diye ad koyup, çevirilerini de böyle yapınca kelimenin Almanca karşılığı dile kazandırılmıştır. Bu konuları bizde de Türk Dil Kurumu yapmalıydı. Yurt içindeki tabelalar ve ticari ünvanlar da da ticaretin amacından başka özentiler vardır. Bilgisayar sözcüğünün yerleştiği gibi her kavran kültürümüzden üretilebilirdi. 28

42 2 - Edebi Çeviriler: Türk Milleti nin madem kültürü ayrıdır, medeniyet gerçeğini esas tutarak, çeviri yoluyla hadaret ithali yapılmamalıdır. Bütün yozlaşma nedenlerini, çevirilere yüklemek inandırıcı gelmiyor ve herkes her şeyi anlayamıyor. Örneğin: Madem bir gümrük gerçeği varsa başka devletlerde olduğu gibi Türk kültüründe neden dil gümrüğü olmasın? Kültür konusunda da bir sınır olmalıdır. Aktaş (1996:40) Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış adlı eserinde şu bilgileri vermektedir: 19. yy. ın ikinci yarısında çeviri işlerinin daha düzenli yapılmasını sağlamak için, bir Tercüme Cemiyeti ( ) yılında ise, devrin maarif Vekaleti bünyesinde bir Telif ve Tercüme Dairesi açılmıştır.1870 yılında bir de Telif ve Tercüme Nizamnamesi çıkarılmıştır. Ancak 1881 yılında bu Telif ve Tercüme Dairesi kaldırılmış, bunun yerine 1911 yılında Telif ve Tercüme Heyeti kurulmuştur, fakat bu kurum 1920 yılında yeniden Telif ve Tercüme Dairesi ne dönüştürülmüştür. Zaman zaman kesintiye uğramasına rağmen, bu daire devamlı çeviri etkinliğiyle uğraşmış, sonunda süreklilik kazanmıştır Demircan, (1988:48) Çeviri Çeşitleri Çeviri otoriteletince kabul gören bir çeviri modunun oluşturulmuş hâlini bu tezimizle ortaya çıkarmaya çalışmış olacağız. Şurası bir gerçek ki, tezimizde bu noktayı yakalayabilmek için, birçok yazılar, kitaplar, tezler ve bildirileri okumak ve araştırmakla fikir ve düşüncemizi geliştirmiş olduk. Haber ile yorum aynı şey değildir. Bir haber vardır, bir de yorum vardır. İkisini biribirine karıştırmamak gerekir. HABER : Haberi her muhabir tasvir gücüne göre anlatır, buna herkes inanır. Dünya görüşü ne olursa olsun bir muhabir olayı aynen nakleder. Olayı çarpıtmaz. YORUM : Yorum ise olayı haber veren muhabirin kendi fikir ve çıkarına veya devletinin ideolojik çıkarına göre haberin bu olayı açıklamasına denir. Çevirinin önemi buradadır. 29

43 Teknik ve bilimsel gerçeklerin çevirisinde ve yorumunda hiçbir sınırlama ve zorluk yoktur. Burada başarı, yetenek ve bilgiyle sınırlıdır. Fikrimizi net anlatabilmemiz için, Fuat (1964). Çeviride Anlam adlı eserinde: Çeviriyi önce ikiye, sonra yine ikiye ayırmak mümkündür. diyor. Çeviri Çeşitleri 1- Somut Çeviriler 2- Soyut Çeviriler ve Tercümeler Aynı kültürleri paylaşan yabancı diller Farklı kültürleri palaşan yabancı diller 1- Elle tutulur, gözle görülür somut (objektif) konularda çeviri: Fizik bilimi, coğrafya bilimi ve bütün teknik konular ile günlük lisanın tatbiki olan turistik çeviriler ki; buna, Tasvir denir. Bir yazarın kendi dilinde yaptığı tasvir, bir başka dile uzmanlık alanıyla çevrilmiş olacaktır. Bu çevirmenin düşünce yönünden kendi vicdani ve fikri yönü ne oursa olsun o kadar güzel eser ortaya çıkması çevirmenin marifeti olacaktır. 2- Elle tutulup gözle görülmeyen (subjektif) tanım ve kavramları kapsayan çeviriler: Psikoloji, sosyoloji, din, kültür ve dünya görüşlerini kapsayan çevirilerdir. Bunun bir adı da edebi çeviri olarak litaratürlere geçmiştir. Madem diller ve kültürler ayrıdır, çeviriye ihtiyaçı bulunan millet kendi edebiyatçılarını kendi kültürüyle yetiştirmek zorundadır. Hem kültür emperyalizminden kültürünü korur, hem de yabancı kültür çevirilerinden edinmesi gereken faydaları kendi kültürüne kazandırmış olur. 30

44 Bu noktadan itibaren çeviriye tekrar iki yönlü bakmak ve çeviriyi ikiye ayırmak istiyoruz: 1- Aynı kültürü paylaşan diller arasındaki çeviriler: Arapçadan Türkçeye yapılan çeviriler gibi. Tarihsel açıdan, cereyan eden olaylar üzerinde yapılmış çeviriler: Batı ve Doğu dillerinden yapılan şiir, hikâye, roman gibi edebi eser çevirileri. 2- Farklı kültürleri paylaşan diller arasındaki çeviriler: Türkçe - Almanca, Türkçe- İngilizce, Türkçe-Fransızca gibi Batı kültüründen Türkçe ye yapılan çeviriler. Bunlar edebi çeviriler muhteviyatını kapsamaktadır. Bu güne kadar çevirinin bütün zorluklarının, tartışılması edebi çevirilerdedir. Çevirinin zor ve karmaşık olduğunu iddia edenler, çeviride karmaşıklık ve zorluğun yabancı kültürlerden yapılan edebi eserlerde olduğu noktasını gözden kaçırmamalıdırlar. Burada yeni bir başlığa ve çeviri çeşidine ihtiyaç duyuluyor. Şöyle ki: 1789 Fransız İhtilaliyle hümanizm programını ortaya koyan Avrupalı emperyalist devletler, insanlığı ve basın ahlakını istismarla, menfaatlerini savunmanın maskesi yaparak, çevirinin de yozlaşmasına ve dürüstlükten ayrılmasına yol açmışlardır. Böylece çeviride ister istemez, kaos ve asıl amaçtan sapma ortaya çıkmış oldu. İncelediğimiz çevirilerde başka kültür ve başka dünya görüşlerinin önemini gözler önüne sermek tezin amacı olacaktır. Altı yüz yıl Osmanlı da çeviri denen kavram yok muydu da hiçbir araştırmada Osmanlı nın eski dönemlerinde yapılan çevirilere yer verilmemiştir? Çeviri çeşitlerine bakıldığında her çevirmenin kendine has bir çeviri tarifi olduğunu görüyoruz. Tanımlarda yapılan tespitlerin hepsi doğru, fakat eksiktir. Bunların eksiklerini tamamlamak gerekir. Çevirinin bir bilim dalı olarak kabul edilmesi, çevirinin metotlarını bilimsel bir şekilde tespit eden ve yapılan çevirileri çeviribilim açısından inceleyen bir kurum oluşturulurulması, bu alanda amaca varma bakımından daha da ilerleme kaydedilmiş olacaktır. Çevirinin tarihi, sözlü tercümelerle başlamıştır. Tezimizde tercümelere de yer veren bir açıklamaya ihtiyaç vardır. Sözlü tercüme çeşitleri şöyle tesbit edilebilir: İş anlaşmaları, ticari toplantılar, şantiyelerde yapılan tercümeler, gezilerde, resmi açılışlarda, kokteyl, 31

45 yemekleri, kültürel mekân gezileri, basın toplantıları v.b. alanlarda sözlü, simültane tercüme çevirileriyle yapılır. Ticari dökümanlar, sözleşmeler, teklifler, bankacılık, finans işlemleri, ihaleler, uluslararası taahhütler de tercümeler yoluyla yapılmaktadır. Yeminli tercüme hizmetleri yasal sorumluluk alan ve konusunda uzman mütercimlerce yapılır. Uluslararası hukuk konusunda uzman hukukçu tercümanlar tarafından verilen hizmetler vardır. Hukuki konulardaki tercüme çalışmaları da bu kapsamda ele alınmalıdır. Kitap, katalog, broşür, web tercümeleri tüm konularda kitap, dergi, web sayfası ve katalog tercümeleri konularında, her dilde yazılı çeviri hizmeti verilen hizmetlerdir. Bu hizmetler uzmanlık alanlarına göre farklı çevirmenler tarafından yapılmaktadır. Web sayfalarının diğer dillere çevirisi hizmeti bu konuda faaliyet gösteren kuruluşlar tarafından yapılmaktadır. Yayıncılara, grafikerlere ve matbaalara her dilde font, yazılım ve grafiksel uyumluluk desteği verilmektedir. Kullanım kılavuzları, prospektüsler, teknik şartnameler de bu alanda ele alınmaktadır. Gazete, Radyo ve Televizyon haberlerinin, diğer dillerden yaptıkları çeviriler bir millet için çok önemlidir. Bu noktada Türkiye basını ve siyası partiler tezat halde seyretmektedir. Türk milliyetçiliği ülkemizde en yaygın kullanılan kavramdır. Bu kavram Türk milletinin kültür tarihindeki kavram değildir, batının 17. yy. da icat etmiş olduğu bölücülük için kullanılan milliyetçilik kavramdır. Osmanlı devletini yıkmak için kullanıldı. Yani, devletlerarası siyasette kullanılan; küçük bir gerçek gösterilerek büyük gerçekleri perdeleme olayıdır. Türkiye deki basın çevirmenleri bu tezat içerisinde davrandığı içindir ki; basında bölünmeler ayrı, ayrı kavramlar ile halk ile devlet arasında tezatlar oluşmakta netice ikiye bölünmüşlük ortaya çıkmaktadır. Kısaca değindiğimiz kavram kargaşası çeviri neticesinde oluşan olgulardır. Fuat (1964). Çeviride Anlam adlı eserinde: Çeviriyi önce ikiye, sonra yine ikiye ayırmakla Çevirinin anlam bakımından önemini ortaya çıkarmıştır.çeviri çeşitlerini Aktaş (1996:2) Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış adlı eserindeki çeviri çeşitleri, teknik ve yöntem bakımından önemini ortaya koymuştur. Bu demektir ki: Çeviriye anlam yönüyle 32

46 bakılmalı ve iyi bir teknik yöntemle de çeviri yapılmalıdır. Tüm bunlarda kurumsal çerçeve içinde yapılmalıdır. Çeviri çeşitlerini Aktaş (1996:2) Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış adlı eserinde çeviri çeşitleri olarak aşağıda tarif edilmiştir. Biz bu tarifleri şema halinde gösterelim. Tablonun bölünmemesi ve derli toplu olması için ayrı bir sayfaya almış bulunuyoruz. ç e v i r i ç e ş i t l e r i Yazılı Çeviriler Sözlü çeviriler A lm : Übersetzung Alman: Dolmetscher Türk : Çeviri Türk : Dilmaç Lat : Interpreten Tercüman Yazılı Çevirinin özelliği : 1-Farklı zaman 2-Farklı ortam Eş zamanlı Art zamanlı, 3-Farklı şartlar Konsetutiv Ardışık konuşma Not: ART ZAMANLI ÇEVİRİ de konuşmacı konuşmasını bölümler halinde konuşur, çevirmen sunulan konuşmayı çevirmeye başlar, ardından çevirmen sonuna kadar devam eder, konuşmacı tekrar başlar çevirmen de bu konuşmayı anlaştıracak biçimde tekrar hedef dile çevirir. Özellikler: 1- Konuşmacı (verici), Dinleyici (alıcı) karşı karşıyadır. 2- Aktarma, icabı halde ek bilgilerle açıklamalar yapma, konuşmaya yönelme, ona tekrar soru sorma gibi geriye dönüş imkânları verir Çeviride Karşılaşılan Temel Problemler Çeviri, sorunlarla güçlüklerle dolu bir alan olarak bilinmektedir. Bütün sorunlara rağmen çeviri güncel yaşamımızda çok önemli yer tutmaktadır. Modern dünyamızda, teknik ve bilim alanında gerekli yayınları izleyebilmek için ya çok sayıda dil bilmek veya 33

47 çevirilerden yeteri kadar yararlanmak gerekir. Çeviri, gün geçtikçe hem iş, hem eğitim alanında önemli bir yer tutmaktadır. Çeviriyi iki dil arasında eş değerlilik kurma süreci olarak tanımlayabiliriz. Bazen yapısal olan eşdeğerlilik bazen de başka biçimlerde kendini göstermektedir. Çeviri yapılan diller arasında benzerliklerin - yapısal, kültürel bakımdan - az olması, bu süreçte güçlüklere neden olmaktadır. Ortaya çıkabilecek temel sorunlar, güçlükler olsa da, Almanca Türkçe arasında ortaya çıkabilecek sorunları örnekleyeceğiz. Bu sorunlar daha çok Almanca ve Türkçenin iki ayrı dil ailesine bağlı olmasındandır. Fuat : (1989) Almanca, Hint Avrupa kökenli bir dildir. Türkçe ise Ural-Altay dilleri arasındadır. Temelde bu ayrılık en belirgin biçimde iki dilin cümle kuruluşlarında görülmektedir. Türkçe cümleler esas olarak, özne-nesne-yüklem düzeniyle yapıldıkları halde, Almanca, özne-yüklem-nesne düzenindedir. Buna karşın Türkçede bu sıralamanın daha esnek olduğu görülmektedir. Örneğin; 1. Ahmet sieht Fatma. 2. Fatma sieht Ahmet. Bu iki cümle aynı kelimelerden oluşmaktadır, ama, kelime dizilim farklılığından farklı anlam vermektedir. Diğer taraftan ilk cümlenin çevirisi Türkçe de altı biçimde görülmektedir: 1. Ahmet Fatma yı gördü. 2. Fatma yı Ahmet gördü. 3. Gördü Fatma yı Ahmet. 4. Gördü Ahmet Fatma yı. 5. Ahmet gördü Fatma yı 6. Fatma yı gördü Ahmet. Bu altı cümle vurgulamanın dışında eş anlamlıdır. Cümlelerdeki ad öbeklerinin anlam rollerini Ahmet in yalın durumu ile Fatma daki -yi belirtme durumu ortaya koymuştur. 34

48 Demek ki adların cümledeki işlevini gösteren bu biçimsel değişimler Türkçe de genel olarak yalın durum, belirtme durumu (u)i, tamamlayan durumu (n)ni yönelme durumu (a)e, çıkma durumu den/dan ve kalma durumu de/da dır. Fuat ın Türkçe Terimler toplantısında 1989 sunulan bildirisinden aldığımız hal eki adları, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (basılmış), Yüksek Lisans Tezi Ankara 1992 adlı eserinde şöyle adlandırılmaktadır: a) Yalın hâl (eksiz) b) Yükleme hâli (-ı, -i, -u, -ü) c) İlgi hâli (-ın, -in, -un, -ün) d) Yönelme hâli (-a, -e ) e) Ayrılma hâli (-dan, -den, -tan, -ten) f) Bulunma hâli (-da, -de, -ta, te) 2.6. Çeviride Kültürün Önemi Çeviride asıl olan, söyleneni veya yazılanı aynı anlamda K.D den H.D e aktarmaktır. Her dilin mevhumları (kavramları) kendi kültür yapısı içinde şekillenmiştir. Çeviride gaye; kültür aktarması yaparken o kültürün etimolojisine bilerek veya bilmeyerek zarar vermemektir. Kültürler, belli bir inanç çerçevesi içinde şekillenen kavramlardan oluşur. Bir milletin kavramlarını bir anda değiştirmeye kalkmak mümkün değildir. Zaman içinde dolaylı olarak kaldırmaya kalkanlar ancak çeviri yoluyla yapmışlardır. Bu kavramların doğruları yerine yanlışlar koyulur ise, o toplumda anarşi ortaya çıkmaya başlar. Bunları canlı bir halde ülkemizde ve yaşadığımız gibi Dünya da seyrediyoruz. Örneğin: Aktaş. (1996:17) 13. yy da Arapça dan Latince ye yapılan çevirilerden; İngiliz filozofu Alfred tarafından çevrilen İbn-i Sina nın Şifa adlı eserini ve İspanyol Peter Gallego nun çevirdiği Aristo nun pek çok Arapça yorumunu, hiçbir kültür etkisinde kalmadan yapılan çevirileri zikredebiliriz, diyor. 35

49 Kültürler arasındaki farklılık nedeniyle çevirmenlerden dolayı iki türlü çeviri problemi ortaya çıkmaktadır. 1- K.D ve H.D kültürlerini ve dillerini yeterince bilmediklerinden, çevirmenlerin ortaya çıkardıkları problemler. 2- K.D ve H.D kültürlerini ve dillerini çok iyi bildiklerinden, çevirmenlerin aynı zamanda bir kültür ajanı olduklarından ve kültür tranferi amaçlı çıkarılan problemlerdir. Bu konuda tezimizde, fikrimizi daha iyi anlatabilmek için çevirileri kültür bakımından ikiye ayırmak yerinde olacaktır. Bu konunun bu gün, Kültürlerin doğrularından ziyade, eğitimde kültür hakimiyeti söz konusu edilmektedir. Halbuki gerçekler aşağıdaki şemada da görüldüğü gibi batı hakimiyetinde seyretmektedir. Kavramlar batı tarafından oluşturulur, gündemler batıya göre endekslenir. Çeviride kültürün önemini vurgulayablmek için kültür ayrıcalığına değinmek gerekecektir. KÜLTÜR Doğu Kültürleri Batı Kültürleri 1- Gerçek İsa (İncil) eksenli halk kültürü 2- Hümanist Kültür 1- Gerçek 4 Semavi Kitap (17. yy.) eksenli halk kültürü 2- Hümanist Kültür (17. yy.) 1- Doğu kültürü gerçek kaynak olarak 4 semavi kitap eksenli bir kültürdür. Bu kültür aynı Din kaynağından çıkan zaman paralelinde insanlığın medeniyetinin yükselmesiyle 36

50 sınıf yükeltir gibi, insanliğin bilgisini ve kültürünü yükselterek bırakmıştır. Doğu kültürü, bu gün batıdan gelen 17. yy. sekuler kültür ile ayrıcalıklar taşımaktadır. 2- Batı kültürü gerçek İncil kültüründen ayrı, ona insan eliyle yapılan değişikliklerden dolayı ayrı bir din orijini vermek suretiyle 17. Yy. da olgonlaştırılan hümanist kültür ile hareket etmesi, doğu kültürüyle ayrıcalığa nenen olmuştur. Kültürler arası ayrılıklar derken, mantık metoduyla insanlığı aldatmak da beraberinde geliyor. Avrupa dünyası hümanizmi istismar ederek, insanlığı aldatmak amacıyla kullandı. Batı kültürü, mensup olunan asıl İsa ve incilden dolayı ayrıcalık taşımıyor. Çünkü o dört semavi kitaplardan birisidir. Avrupanın geçirmiş olduğu medeniyetlerden gelen kültür birikimini Hz.İsanın getirmiş olduğu İncal daha da bir yükseltmişti. İslam dininin bir önceki sınıfı sayılan İncil öğretisi yerini semavi kitap olan Kur-ana bırakınca batılı aydınlar kökenciliğin neticesi olarak 17.yy sekuler kültüre dönüşmüş oldu. Çevirinin zorluğu da bu ayrıcalıktan gelmektedir. Çevirinin zorluğu sekuler felsefenin öncülüğünde, hümanist düşünceyle çeviride kavram cambazlığı yapılmasındandır. Çevirmenler de fikren gerçeklerden habersiz veya derin güçlerin elemanı oluşlarından veya gerçek bir düşünce hürriyetine sahip olmadıklarından, sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Avrupa aydını, 1789 da hümanizim kültürüyle kilisenin elinden yönetimi aldıktan sonra, dini otoriteyi susturdu. Hümanist aydınlar bu kez. dini tutuculuğu körükleyerek, halkı arkasına alma istismarını iyi becerdiler. Son yy da teknikle dünyanın gözünü boyadılar, insanlığı saptırdıkları kavramlar marifetiyle sömürdüler. Günümüze kadar haçlı kavramıyla birlik beraberliklerini muhafaza ediyorlar. Doğu üzerine oyunlar tezgâhlamaktan başka marifetleri de kalmadı. Şimdi yine sömürdüklerinin kaynaklarına muhtaçtırlar. Batı kültürünün kendi içinde olan ayrılığı yukarıdaki şemada olduğu gibi göstererek daha net bir anlatım sağlamak mümkündür. Çeviri sorunlarını ortadan kaldırmanın yolu kurumsal ve branşlaşma ile çözülebilir. Dünya kültürü, medya, eğitim ve yönetim hümanist gurubun elindedir. Çeviriler de bu grubun tekelindedir. Çeviri 37

51 problemleri de bu grubun istismarından ve sömürü amacından kaynaklanmaktadır. Bunlar kavramları oluşturup, medya yoluyla halka benimsetiyorlar. Dolayısıyla Türk kültürüne ters bile düşse, çeviri yoluyla emperyalist fikir akımları ve aykırılıkları bilerek yurda sokulmaktadırlar. Bu önemli nedenler sebebiyle çeviri, kurumlaşmadığı müddetçe problemleri de çok olacaktır. Bu konunun Eğitim ve öğretime yansıması basit bir şey değildir. Bunlar çevirilerle gerçekleştirilmektedir. Fen ve teknik çevirilerin yanında fikir ve ideolojier nakledilmekte, ayrıca çeviriler marifetiyle bağımsızlık, barış istismar etmekte. Bir taraftan ideolojiler icat edilerek rejimler devrlmekte, iş bununlada kalmayıp soy kırımlarını meşrulaştırmaya kadar gitmektedir Çevirinin Alanları Fuat (1964) Çeviride Anlam Türk Dili Dergisi nde çevirinin uygulama alanlarını üç ana başlık altında toplayabiliriz diyor. Bu konunun daha anlaşılır olabilmesi için, biz aynı paragrafı maddeleştirilmiş şekle sokarak izaha çalıştık. -Kuramsal alanda çeviri, -Betimleyici alanda çeviri -Uygulamalı alanda çeviri Çeviri biliminin salt araştırma alanı olan iki dalı (kuramsal ve betimleyici alanlar) dışında uygulama alanı ise: 1. Çeviri Eğitim-Öğretimi 2. Çeviriye Yardımcı Malzemeler 3. Çeviri Politikası alanı 4. Çeviri Eleştirisi 1- Çeviri Eğitimi -Öğretimi 38

52 Öğrencilere metin türlerine ve metinlere yönelik farkındalık kazandıran bir eğitimdir. Bu bağlamda öğrenciler donanımlı olmalı ve sürekli kendilerini geliştirmeye hazır bulunmalıdır. Almanya ve Avusturya da çok dilde çeviri eğitimi veren, öğrenci sayıları binlerle ifade edilen, bir tür çeviri fakülteleri bulunmaktadır. A (anadil), B (birinci yabancı dil) ve C (ikinci yabancı) dilde verilir. Çevirmen adayı isterse üçüncü bir yabancı dili de öğrenebilir. Eğitimde aldığı çeviri yöntemi aynı olduğundan, yöntemi farklı dillere uygulayabilir. 2- Çeviriye Yardımcı Malzemeler Bu alandaki ders kitapları ve kaynak kitaplar olabileceği gibi sözlükler, terim bankaları, çeviri için geliştirilen bilgisayar programlarıdır. Bunun dışında çeviride canlı kaynaklar da kullanılır. Bu kaynaklar konu uzmanlarıdır. Örneğin tıp alanında bir rapor çevrilirken bu alanın uzmanına danışılabilir. Konuşmanın yazıya dökülmesi bilgisayar ortamından çıkarak cep telefonlarında bile mevcut olduğuna göre, en önemlisi çeviri politikası olmalıdır. 3 - Çeviri Politikası Alanı Çeviriye ilişkin bileşenlerin (çevirmen, çeviri süreci, çeviri ürünleri), toplumsal rolünün tanımlanması, belirli bir sosyo-kültürel ortamda hangi yapıtların çevrilmesi gerektiği, çevirmenin toplumsal ve ekonomik konumunun ne olduğu ve ne olması gerektiği, işlevsellik vb. sorunsallarla ilgilidir. Türkiye de siyasi partilerin çevirmen ve çeviri etkinliğine yönelik bir politikası olmadığı için, çevirmenlik mevzuatına ilişkin düzenlemeler de eksiktir. Oysa örneğin: Almanya da çevirmen hakları çok daha iyi korunur ve çevirmen dernekleri devletle birlikte çalışarak, çevirmenin haklarını gözeten yönetmelikler oluştururlar. Son yıllarda Türkiye de de çevirmenler kısmen örgütlenmeye başlamışlardır, ancak, genelde 39

53 ayrı ayrı çatılar altında oluşan bu örgütlenmeler, işlevsel bir mevzuat çıkartmak için yeterli bir sayıya ulaşmalarını olanaklı kılmamaktadır. Çünkü yol gösteren resmi veya gayri resmi kurum yoktur. 4- Çeviri Eleştirisi Eleştiri aracılığıyla çevirinin yorumlanması ve değerlendirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu eleştiri salt yazın metinlerine ya da sanat metinlerine yönelik yapılmaz, piyasada çevirisi yapılan her türlü metnin de eleştirilmesi gerekmektedir. Örneğin Türkiye de ciddi bir çevirmenlik mevzuatının bulunmaması nedeniyle iki dili bilen herkes çeviri yapabildiğinden, hâlâ hatalı yapılan ve geri dönen çok sayıda çeviri oluşmaktadır Çeviride Eşdeğerlilik - Yeterlilik Eşdeğerlilik-yeterlilik konusunda en son ve toplu bilgiyi, Aktaş (1996:93) araştırmalarında buluyoruz. Çeviride Eşdeğerlilik konusunun, çevirinin ciğerini oluşturduğunu araştırmalarımızdan anlamış bulunmaktayız. Eşdeğerlilik ve yeterlilik konusunda, Wilss (1977:159), eşdeğerlilik kavramının matematikten çeviri bilimine geçtiğini belirtir. Wilss e göre matematik denklemlerinde eşitlik bağıntısının iki yanındaki öğeler birbiriyle nasıl yer değiştirebiliyorsa, aynı şekilde çeviride de bu nitelikte bir ilişkinin olması mümkündür. Wilss in burada iki dil arasında, birinden diğerine yapılacak aktarımlarda tıpkı matematikteki eşitlik ilkesi gibi bir denkliğin sağlanabileceğini vurguladığını, söyleyen Aktaş (1996:93) öte yandan Jäger e göre (1968:37) bu kavramın matematikten değil de mantıktan geldiğini ileri sürmekte ve böylece Jäger in anlamı ağzımızdaki sert ve ısırıp koparmaya yarayan organlardan biri, gözün görme organı; taş'ın doğadaki sert nesne" örneklerini vermektedir. Koller (187) ise, eşdeğerlğilik türlerini : 40

54 1 Düzanlam Düzeyinde Eşdeğerlilik Düzanlam bütün diller için geçerlidir. Almanca için de şu örnekleri verebiliriz; Hotel => Absteigequartier (konaklanaeak yer); Auto => Wagen (motorlu tekerlekli araç); Lehrer => Pauker (Öğrencilere ders veren kişi). Çeviride "düzanlamsal eşdeğerlilik" kavramıyla kaynak dildeki herhangi bir dil unsurunun hedef dilde en somut biçimiyle yansıtılması olayı anlaşılır. Şimdi bu eşdeğerlik ilkesini değişik dil düzeyleriyle ilgili vereceğimiz örneklerle açıklamaya çalışalım. 1-Sözcük düzeyinde 2-Tamamlama düzeyinde 3-Cümle düzeyinde 4-Metin düzeyinde eşdeğerliliktir Sözcük Düzeyinde Alm. Schwarzbau, Ing. illegal building, Frz. la construcction ilegal, Türk. kaçak yapı. Alm. Wohltiiter, Ing. benefactor, Frz. le bienfaiter, Türk. hayırsever. Alm. Bergmann, Ing. miner, Frz. le mineur, Türk. madenci (Maden işecisi). Alm. Tierpark, Ing. zoo, Frz. le zoo, Türk. hayvanat bahçesi. Alın. Tretroller, Ing. treade scooter, Frz. la tratti nette, Türk. iki tekerlekli çocuk arabası Tamamlama Düzeyinde Alm. blinder Passagier, Ing. stowaway, Frz. passager clandestin, Türk. kaçak yolcu. Ing. data processing, Alm. Datenverarbeitung, Türk. bilgi işlem. Alm. Sebneller Brüter, Ing. fast-breder reactor, Türk. hızlı natron ile materyal üreten reaktör. Frz. auteur d'un attentant, Alm. Attentäter, Ing. assailant, Türk. Suikastin faili (suikastci) Cümle Düzeyinde Alın. Der Artz sagt, ich sol nur Fissch oder mageres Fleisch essen. 41

55 Ing. The doctor says I must only eat fish or lean meat. Türk. Doktor, yalnız balık veya yağsız et yemem gerektiğini söylüyor. Alm. Er sehiekt keinen Brief, sondern er will mit mir persönlieh sprechen. Ing. He's not sending e letter but intends to speak to me personally. Türk. (O) bir mektup göndermiyor, bilâkis benimle şahsen konuşmak istiyor. Alm. Er kann mir nicht böse sein, denn er hat selbst schuld daran. Ing. He can't be cross with me, since it's his own focult. Türk. Bana kızamaz. Çünkü bu işte kendisi suçlu. Alm. Mein Vater ist dagegen, daβ, ich den Führerschein mache. Ing. My father is against me (my) taking my driving test. Türk. Babam, ehliyet almama karşı çıkıyor. Düzanlam düzeyinde eşdeğerlilik için verdiğimiz bu örneklerde Almanca'dan Ingilizce ve Türkçe'ye ak tarılan cümlelerdeki sözcüklerin her birinin temel anla mı, yani onların içeriği (kavramsal içeriği) göz önünde bulundurularak "birebir" olarak çevrilmeye çalışılmış tır Metin Düzeyinde Was Vater sagt, ist ganz gewiβ richtig, ihrβtet viel anspruchsloser sein. Andererseits, für eine harmlose Unterhaltung mit Freunden einmal in der Woche braucht ilir nicht in eure eigene Tasche zu greifen. Den Eintritt können wir bezahlen. Auβerdem sagt Vater, er führe nachts ganz gern los, um euch von irgendwo abzuholen. Also könnt ihr auch das Taxigeld sparen. Babanın söylediği elbetteki doğrudur. Daha çok alçak gönüllü,olmanız gerekir. Öte yandan haftada bir de fa arkadaşlarla düzenlenen bir eğlencede herkesin elini cebine atmasına gerek yok. Giriş ücretini biz ödeyebili riz. Ayrıca babam sizi gece herhangi bir yerden memnu niyetle gelip alabileceğını söylüyor. Böylece taksi parası da ödememiş olursunuz. 42

56 Bu çeviri örneğinde de kaynak metinde, yani Al manca metinde geçen sözcük ve cümlelerin tek tek eş değerliliğinden ziyade söz konusu olayın geçtiği bağlam dikkate alınarak asıl konunun içeriğinin aktarılmasına gayret gösterilmiştir. Bu açıdan bakıldığında belki de metnin biçim, dizim ve üslûp özelliklerinin gözardı edil diği söylenebilir. Ancak bu metinde bir bilgi (bir mesaj) aktarımı söz konusudur, Öncelikle bu bilginin iletilmesi için sözcüklerin günlük dilde en yaygın anlamlarının verilmesine ve bu yolla eşdeğerliliğin kurulmasına özen gösterilir. Aynı durum aşağıda bir reklam amacıyla verilen metin için de geçerlidir. 7 Tage Silvesterfahrt mit Luxusbus ins Allgäu 5 Nächte in Oberstdorf, reichhaltiges Programm mit Ausflügen, Abendveranstaltungen und Neujahrssekt frühstück, Sonderpreis DM 950,- Unterkunft in Doppelzimmem, Einzelziınmer DM 50,- extra Silvesterfestessen DM 25',- extra Skimöglichkeiten. Lüks otobüslerimizle Allgäu'ye bir haftalık yılbaşı gezisi Oberstdorf'da 5 gecelik konaklama ve çeşitli gezi, eğlence ve şampanyalı yeni yıl kahvaltısından oluşan zengin programlarımız için özel indirimli fiat 950, DM Tek ve çift kişilik yatak ücreti 50, DM. Ayrıca yılbaşı eğlencesi için extra olarak 25, DM. Kayak kayma imkanı da bulacaksınız. Çeviri metinlerinde de görüldüğü üzere Almanca metindeki sözcükler ber iki dile en yalın, en kestirme anlamlarıyla aktarılarak eşdeğerlik kurulmuştur. 2- Yananlam Düzeyinde Eşdeğerlilik Bir sözcüğün kullanım sırasında düz anlamına katılan ve ikinci bir kavramı çağrıştıran, aynı zamanda zihnimizde değişik duygu ve coşku izlenimleri uyandıran anlama yananlam (Alm. Konnotation,nebenbedutung) denir. Lewandowski, (1984:565). Yananlam olayı tek bir dile özgü olmayıp bütün doğal diller için söz konusudur. Her dilde ki sözcükler yalnızca bir anlam değil, ait olduğu dil içinde birden çok anlamı yansıtmaktadır.yananlam yazılı ve sözlü iletişim ortamlarında sıkca baş vurulan bir anlatım biçimidir. Bu anlatım biçimi genellikle, anlatıma güç 43

57 katar, manayı derinleştirir. Aksan, (1978:124) anlam kazandırmak, daha etkili olmak amacıyla, yada bir olayı daha kısa yoldan, kolayca anlatmak üzere bir sözcüğü yeni bir anlamla, değişik bir kavramı yansıtmak üzere kullanma istediğinden dolayı tercih edilir. Çeviride yan anlam düzeyinde eşdeğerlilik kapsamına deyim aktarması (Alm. Metapher, benzetme (Alm. Vergleich,), ad aktarması (Alm. Metonymie/ Namenvertäuschung), çokanlamlılık (Alm. Polysemie, Mehrdeutlichkeit,) eşanlamlılık (Alm. Synonym), eşadlılık (Alm. Homonym) gibi değişik anlatım biçimleri gerekmektedir. Bunların içinde bütün dünya dillerinde en yaygın olanı deyim aktarmasıdır. Deyim aktarması genellikle öz anlamından az ya da çok ayrı bir anlam içeren kalıplaşmış sözlerdir. Bir örnekle açıklarsak, Türkçede bıçak kemiğe dayandı ifadesinde geçen bıçak sözcüğü ekmek kesmeye yarayan keskin bir alettir. Bu ifadede öz anlamının dışında kullanan kişinin sabırsızlığını ve sabrın tükendiğini dile getirmektedir. Etekleri zil çaldı ifadesindeki zil sözcüğü de yine öz anlamının dışında kullanılmış ve burada bir telaşı veya bir aceleciliği gösterir. Diğer anlatım biçimlerini de aşağıdaki örneklerle açıklayabiliriz: Benzetme: Bir kavramın başka bir kavramla kıyaslanarak açıklanması maymun gibi bir çocuk (çirkinliği belirtmekte), Aslan gibi bir adam (güçlülüğe kuvvetliliğe işaret etmekte.) pamuk gibi dediğimizde de bir nesnenin yumuşaklığını ve beyazlığını kastetmiş oluyoruz. Ad aktarması: Bir kavramın kendisini kullanmadan bağıntılı olduğu bir başka kavramla dile getirilmesi, Beyaz saray Kremlin, Çankaya kavramları sırasıyla A.B.D. Başkanlığı, Rusya Devlet Başkanlığı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ifade etmektedir. Çok anlamlılık: Bir sözcüğün birden çok anlamı yansıtması Türkçedeki yüz sözcüğünü 100 rakamını belirttiği gibi yüzü beyaz ifadesinde çehreyi yastığın yüzü yırtılmış ifadesinde ise, yüzey kavramlarını işaret etmektedir. Eşanlamlılık: İki ya da daha çok sayıda sözcüğün aynı anlama gelmesi. Örneğin: Türkçe de siyah ve kara sözcükleri; Almancada karar vermek anlamına gelen 44

58 beschlieβen-sich entschlieβen-sich entscheiden sözcükleri birçok bağlamda eş anlamlılık gösteren sözcüklerdir. Eşadlılık: Yazılış ve söylenişleri aynı fakat anlamları farklı olan sözcüklerdir. Örnek olarak Türkçede bir renk belirten kara ve toprak parçası belirten kara sözcüklerini verebiliriz. Kaynak metin yazarı, sıralamaya çalıştığımız bu dil öğelerini değişik metin türlerinde (roman, öykü, şiir v.s. türlerindeki metinlerde) kullanabilir. İşte saydığımız tüm bu unsurların çeviri içerisinde dikkate alınması, yani kaynak metindeki sözcüklerin anlam alanları, düz ve yan anlamlarıyla birlikte metin bağlamında incelenerek çözümlenmesi ve hedef dile öyle aktarılması gerekir. Kısaca değindiğimiz bu açıklamalardan sonra, şimdi yananlam düzeyinde eşdeğerliliğe ilişkin bir kaç örnek verelim: 3. Deyim Aktarmasında Her dilin kültüründe geleneklerle yerleşmiş olan ve değişik bir biçimde yapılaşan bu anlatım biçimlerinin bir dilden diğer bir dile aktarılması sanıldığı kadar kolay değildir. Hatta denilebilir ki, çevirmen için en güç iş deyimleri çevirmektir. Hele çevirmen hedef dilin kültürüne vakıf değilse bu güçlük iyice artar. Bu bakımdan deyimleri çevirirken sözcüklerden yola çıkarak değil de ilgili dilin kültüründe bu deyimin nasıl ifade edildiğini araştırmak gerekir. Aşağıda üç dildeki örnekleri birbiriyle karşılaştırmak amacıyla deyimlerin niteliği ve çevirideki güçlüğü konusunda bir fikir edinebiliriz Almanca dan İngilizce ve Türkçeye 1. Alm. Ums Leben kommen, İng. Die, Frz. Mourir, Türk. Hayatını kaybetmek. 2. Alm. Sich den Kopf zerbrechen. İng. Rack one s brains. Fr. Se casser la tete. Türk. Kafa patlatmak, zihnini kurcalamak. 3. Alm. j-s Gedanken lesen können. İng. To read someone lide a book, Türk. Ciğerini okumak. 45

59 4. Alm. sich nach der Decke strecken, İng. to make ends meet, Türk. Ayağını yorganına göre uzatmak. 5. Alm. allerlei ausflüchte vorbringen, ing.to beat about the bush, Türk. Kırk dereden su getirmek 3.2. Türkçe den Almanca ve İngilizceye 1- Türk. Karnı zil çalmak, Alm. Einen barenhunger haben,ing. Todie of hunger. 2- Türk. Ekmeğini taştan çıkarmak, Alm.sehr geschaftstüchtig (gerissen gewandt) sein, Ing. To be able to get ones ouf of anything. 3- Türk. Bir işe burnunu sokmak, Alm. Seine Nase in etwas stecken, sich in etwas einmischen, Ing.to poke ones nose intosomeones affeirs. 4- Türk. Geçti Bor un pazarı sür eşeğini Niğde ye. Alm. Na diese Gelegenheit ist nun gründlich verpaβt jetzt ist es zu spat, Ing. Good morning after supper. 5- Türk. Madolyonun öteki yüzü, Alm. Kehrseiteder medaille, Ing. The other side of the coin. Örnek olarak verdiğimiz bu gibi deyimleri bir dilden diğer bir dile çevirdiğimizde deyimi oluşturan sözcüklerin düz ve yalın anlamlarına başvurarak aktarmaya çalışmak hiç de doğru bir yol olmaz. Çünkü Almanca da Vom regen in die Traufe kommen deyimini düz anlamıyla Türkçe ye aktardığımızda yağmurdan su oluğuna (gelmek) şeklinde bir anlam ortaya çıkar ki, bu da Türkçede hiçbir anlam ifade etmez ve kullanım değeri de olmaz. Hâlbuki bu deyimi Türkçeye yağmurdan kaçarken doluya tutulmak şeklinde çevirdiğimizde bu deyimin Türkçe de hem iletişimsel hem de işlevsel açıdan en iyi eşdeğerini bulmuş oluruz. Adı geçen deyimi bu kez İngilizce den Türkçe ye aktaralım: Out of the frying pan into the fire deyimini yine düzanlamıyla çevirdiğimizde Türkçe de tavadan ateşe (atlamak) şeklinde bir anlam çıkar ki, bu da bir anlam ifade etmez. O halde kaynak dildeki bir deyimi veya söz sanatlarını (mecazı, teşbihi v.s)hedef dile düz anlamlarıyla aktarmak boşa kürek sallamaktır, denilebilir. Yapılacak iş kaynak dildeki 46

60 deyimle hedef dildeki eşdeğer bir deyimle yine bir değişmeceli veya bir teşbihi (benzetmeyi) eşdeğer bir mecazla veya bir teşbihle çevirmektir. 4. Atasözü Aktarmasında Deyimler gibi atasözleri de bütün doğal dillerde görülen kalıplaşmış sözlerdir. Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, yol gösterici, akıl verici yargı ve öğütlerdir. İletişimdeki işlevi konuşan kişinin duygu ve düşüncelerini iyice vurgulamaya ve desteklemeye hizmet etmesidir. Atasözleri bir toplumun kültürleriyle yakından ilgilidir. Bir dilden başka bir dile çevrilmeleri ancak o dilin kültüründe mevcut olan eşdeğer bir atasözüyle mümkün olur. Atasözlerinin çevirisinde, yüzeysel yapıyı esas alarak sözcüğü sözcüğüne çevirmek, tıpkı deyimlerde olduğu gibi hedef dil alıcısı için hiçbir anlam ifade etmez. Onun için asıl derin yapıdaki anlamı yakalayıp hedef dildeki dengiyle vermek gerekir. Örn: Lügen haben kürze Beine atasözünü Almancadan Türkçeye aslına sadık kalarak birebir çevirsek yalanın kısa bacakları var şeklinde bir anlam ortaya çıkar. Bu atasözünün Türkçe deki eşdeğeri: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. dır. Sözü edilen atasözünün ingilizcedeki tam dengi a lie has only ashort life şeklinde ifade edilir. Bu atasözünün İngilizce ve Almanca daki dengini birbiriyle karşılaştırdığımızda Türkçe ye nazaran bir benzerlik göze çarpar. Şöyle ki Almancada nesne işlevini üstlenen kürze beine (kısa bacakları) ifadesi, İngilizcede hemen hemen aynı a short life (kısa bir hayatı) ifadesiyle verilmektedir. Kısaca her iki dilde hem dizim hem de kullanılan sözcüklerin anlamında örtüşme görüyoruz. Belki de kültürden kaynaklanan böyle bir benzerliği kuşkusuz iki dilin tüm atasözleri için genelleştiremeyiz. Aşağıdaki örneklerde Türkçe yle birlikte diğer iki dilde ata sözlerinin veriliş biçimini incelersek, bunun her zaman böyle olmadığını görürüz Almancadan İngilizceye ve Türkçeye 1- Alm. Mit bloβem Gerede ist nichts geschehen, Ing. If wishes were horses, beggars would ride, Türk. Lafla peynir gemisi yürümez. 47

61 2- Alm. Wie gewonnen, so zerronnen, Ing. Easy come easy go, Türk. Haydan gelen huya gider.(selden gelen suya gider) 3- Alm. Eile mit Weile, Ing. Haste makes waste, Türk. Acele işe şeytan karışır. 4- Alm. Ohne fleiβ kein Preis, Ing. No pains, no gains, Türk. Lokma çiğnenmeden yutulmaz. (zahmetsiz bal yenmez). 5- Alm. Man muβ das Eisen schmieden, solange es heiβ ist, Ing. Time waits for no man, Türk. Demir tavında dövülür Türkçeden Almanca ve İngilizceye 1- Türk. Ak akçe kara gün içindir, Alm. Spare in der Zeit, so hast du in der Not, Ing. Save up fora rainly day. 2- Türk. İki karpuz bir koltukta taşınmaz, Alm. Unter einem Arm kann man nicht zwei Melonen tragen, Ing. One can t do two things at the same time. 3- Türk. Gülü seven dikenine katlanır. Alm. Keine Rose ohne Dornen, İng.no rose without ist thorn. 4- Türk. Söz gümüşse sukut altındır, Alm. Reden ist silber, schweigen ist Gold. Ing. Speech is silver, silence is gold. 5- Türk. Güvenme varlığa, düşersin darlığa, Alm. Glück und Glas, wie leicht bricht das, Ing. glass and luck, brittle muck. Bu örnekler her kültürde atasözlerinin kendine özgü bir yapılaşma şekli olduğunu ve çevirmenin bu anlatım biçimlerine eşdeğerlilik ararken bunları göz önünde bulundurması gerektiğini göstermektedir. Ancak kimi zaman da yorumlama yoluyla iki dil arasında bu alanda bir örtüşme görülebilir. Vakit nakittir atasözünü yorumlayarak Almancaya Zeit ist Geld Ingilizceye Time is Money şeklinde çevirirsek yanlış olmaz. 5. Nesir Çevirilerinde Nesir çevirisinde, Bu ömekler her kültürde atasözlerinin kendine özgü bir yapılaşma şekli olduğunu ve çevirmenin bu anlatım biçimlerine eşdeğerlilik ararken bunları 48

62 göz önünde bulundurması göstermektedir. Ancak kimi zamanda yorumlama yoluyla iki dil arasında bu alanda bir örtüşme görülebilir. "Vakit nakittir" atasözünü yorumlayarak Almanca'ya "Zeit ist Gelrld", İngilizceiye "Time'İs mo ney" şeklinde çevirirsek yanlış olmaz. Nesir Çevirisinde, Er muβ nach dem Stapel von Zeitungen greifen, das ist er dem Alten sehuldig; er ist es ihm gerne sehuldig. Endlich ist er hier etwas freudig und ohne Widerstand sehuldig. Absiehtslos beginnt er zu lesen, die Sehlagzeilen, Lokales, KultureIlesı, Vermischtes, den Sportbericht. Das Datum spielt keine Ralle, er hätte die Zeitung aueh mit einer von ver fünf Jahren vertauschen können. er liest nur den Tonfall, die unverkennbare Schrift, die Anordnung, das Satzbild. Er heiβ, wie nirgends, was links oben und rechts unten abgehandelt wird, was man hier in den Zeitungen für gut und was für sehlecht hält. Nur hier un da hat sich unbeholfen eine neue Vokabel eingeschlichen (Bachmann, 1989:29). Gazete yığınına el atıyor ister istemez, yaşlı adama karşı bunu yapmak boynunun borcudur,,severek kabullendiği bir borç. Nihayet burada biraz neşelenmiştir ve direnmeksizin borçlu hissediyor kendini. Gelişigüzel okumaya koyuluyor; başlıkları, yerel haberleri, kültür haberlerini, spor haberlerini okuyar. Tarih önemsiz, beş yıl önceki bir gazeteyle elindeki gazeteyi değiştirebilirdi; salt yazıdaki havaya, tanımaması olanaksız yazının üslûbuna, kompozisyona, cümlelerin yapısına bakıyor. Sol yukarıda ve sağ aşağıda neyin söz konusu edildiğini, buradaki gazetelerde nelere iyi, nelere kötü gözle bakıldığını her yerdekinden daha iyi biliyor. Ancak sağda solda yeni bir sözcüğün yazının içine beceriksiz sızdığım görüyor (Şipal, 1989:29). Yukandaki Almanca kaynak metni ve bu metnin Ingilizce ve Türkçedeki çevirilerini incelediğimizde, ilgi li metnin başarılı bir şekilde çevrildiğini görürüz. Zira kaynak metindeki sözcükler ile basit ve birleşik cümlelerin düz ve yan anlamlannın hem Ingilizce'ye hem de Türkçe ye tam olarak aktanlmasına riayet edilmiştir. Kaynak metnin ilk cümlesinde yer alan "nach etw. greifen" sözcüğü anlatımı daha da pekiştirmek ya da olayı daha etkileyici bir biçimde sunmak için, Türkçe'ye "tutmak, yakalamak" gibi düz 49

63 anlamlanyla değilde, "el atmak" şeklinde yan anlamıyla aktarılmış ve bu bağlamda eşdeğerlik kurulmuştur. Aynı sözcük İngilizce'de de "to reach" sözcüğüyle eşdeğerliliğini bulmuştur. Kaynak metnin ikinci cümlesinde geçen "jmdm etw. schuldig sein" sözeüğünün düz anlamı "birisine borçlu olmak iken, yine Türkçeye "boynunun borcu olmak" deyimiyle, Ingilizce'ye ise aşağı yukan aynı anlama gelen "to owe" sözcüğü ile aktarılarak yan anlam düzeyinde eşdeğerlilik sağlanmıştır. Ayrıca kaynak metnin son cümlesindeki "Hier und da" kalıbı Türkçe'deki "sağda solda" sözcükleriyle denkleştirilmiş, lngilizce'de ise aynı anlama gelen here and there" kaiıbıyla verilmiştir. Yine son cümledeki "sich einschleichen" sözcüğü. "yavaşca, sinsice bir yere sokulmak, girmek düz anlamlanyla sadece canlılara özgü bir niteliği belirtmektedir. Halbuki kaynak metinde bu sözcük canlılara has bir nitelikıniş gibi kullaıulmıştır. Yani burada ilgili sözcüğün yan anlamı söz konusudur. Bundan dolayı Türkçe'ye yeni bir sözcüğün yazının içine... sızdığı... şeklinde yan anlamıyla aktarılmış, aynı şekilde Ingilizce'de de "to slip in" sözcüğüyle karşılığını bularak yan anlam yönünden eşdeğerlik kurulmuştur. 6. Şiir Çevirinde Bilindiği üzere, şiir zengin sembollerle, imajlarla, ritiınli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımlarıyla ortaya çıkan ve insanda bir duygu, bir coşku uyandıran etkileyici bir anlatım biçimidir. Şiir aynı zamanda sözcüklerin yan anlamlarının en çok yansıtıldığı bir edebi metin türüdür. Bu açıdan bakınca, şiirin diğer edebi türleri arasında dil kullanımı yönünden, ayrı bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Şiir çevirisinde, yan anlam düzeyinde eşdeğerliliğin kurulması konusuna geçmeden önce, şiir çevirisine biraz değinmek gerekir. Günümüzde her şeyden önce şiir çevirisi mümkün müdür, değil midir? sorusu hep sorulup duruluyor. Bu sorunun sorulması elbetteki şiir çevirisinin güçlüğünü gösteriyor. Aslında bu güçlük sanatla ilgili bütün çeviriler için geçerlidir. Sanatkarın ortaya koyduğu bir eseri, ancak sanatkar olan bir kişi, daha iyi yorumlayabilir veya taklit edebilir. Şiir de bir sanat işi olduğuna göre, onu da ancak sanat ruhlu bir çevirmen çevirebilir. Bu konuda Dryden (Çev. 50

64 Köksa], 1993:1) bir şiiri çevirmek için, çevirmenin şair olması gerektiğini savunmakta ve şiir çevirisi için üç tür çeviri önermektedir: 1. Metaphrase : Bir şiiri sözcüğü sözcüğüne, mısrası mısrasına çevirme. 2. Paraphrase : Şiirin içeriğinin esas alınarak serbestçe çevrilmesi, gerek duyulduğunda sözcüklerde değişiklik yapılmasına izin verilir. 3. Taklit : Hem içeriği hem de sözcükleri aslına benzeterek aktarma Edebi Çeviriler Edebiyat dünyası bir milletin kültürünün temelidir. Edebiyat, fikir ve dünya görüşü ile aynı inançtan doğan bir medeniyettir. Edebi metinler (Literarische Texte) gurubuna giren roman, öykü, destan, tiyatro oyunu, şiir gibi konularla ilgilidir. Bir ifade gücü, sanat, kabiliyet işidir. Edebiyat bir milletin mayasını oluşturan sanatlar bütünüdür. dediğimize göre; edebiyatın edebiliğini oluşturan edebi sanatlar vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Teşbih, istiare, kinaye,mecaz-i mürsel, teşhis, intak, tecahül-i arif, hüsn-i ta lil, mübalağa, tezat tevriye, telmih, tariz, tekrir, tenasüp, leff üneşr, istifham, tedric, nida, cinas, aliterasyon, seci olmak üzere adlandırılmışlardır. Edebi eser çevirilerinde dillerdeki ifade farklılığından dolayı zorluklar yaşanabilmektedir. Fakat teknik eserlerin çevirisini, sözkonusu teknolojiyi bilen her şahıs yapabilir. Tezimizin konusu olan Genç Werther in Acıları romanı çevirilerinin her biri edebi çeviri örnekleridir. Bu çevirilerde kelime, kelime aktarımdan kaçınılmıştır. Roman çevirilerinde bire bir (nota, not) çeviri şekli uygulanmamıştır. Teknik, fikri ve siyasi çevirilerde uygulanan çeviri tekniği de uygulanmamıştır. Çeviri çeşidi olarak dil içi çeviri olarak, Koller (1987:106) Dil içi çeviri ile Interpetan, Übersetzung çeviri uygulanmıştır, Aktaş (1996:3). Örnek: Wie froh bin ich, daβ ich weg bin. Bu cümle tek başına çevrilir ise: Öyle memnunum ki gittiğime. şeklinde söylenebilir. Çünkü: Almanca gramerde, daβ cümleleri Türkçedeki ki li cümleleri temsil eder. Buna karşın, romanımızın kapsamı alanına giren eserlerin çevirmenleri bu cümleyi: 51

65 Arif Gelen : Nihat Ülner: Dilek Yapıcı: Ayrıldığıma bilsen ne seviniyorum! İyi ki, orada değilim! Buraya gelmekle çok iyi ettim! şeklinde çevirdiklerini görüyoruz. Bu üç çeviri şekli de kaynak dilin kelimelerinin anlamlarından ziyade, olayın ortamını yansıtmaktadır. Edebi çeviride bu gerekli bir şeydir. Aşağıdaki verilen örnekte Goethe tarafından Yunus Emre ye ait bir dörtlüğün Almancaya yapılmış çevirisi ayrı bir örnek olarak görülmektedir: Yunus bu sözleri çatar Halka marifetler satar. Gendisi ne kadar dutar Söyledigi yalanı budur! Jounus fügt diese Worte zusammen Dem Volk verkauft er weisheit. Und er selbst, haelt er sich an sie? Die Lüge, die er spricht sich! Goethe nin 17. yy. Yunus Emreyi Almanca ya çevirisinde hiçbir anlam kaybına meydan vermeden yeterli bir çeviri gerçekleştirdiğini görmekteyiz Edebi Çeviri Sorunları Üzerine Edebi çevirilerin ana merkezi fikir, düşünce ve dünya görüşünden geçer. Cumhuriyet tarihimizde; çeviri hakkında bilimsel tarzda yapılmış olan çalışmaların tamamı 17. yy. sonrasını kapsamaktadır. Çeviri bir hikâye çevirmekten ibaret değildir. Çeviriler kısaca çevirmenin bilgi beceri ve inisiyatifinde yapılan bir iş olarak görülmüştür, halbuki çeviri işinin kurumlaşması Fatih Sultan Mehmet döneminde başlamıştır. 15. ve 16. yy. Avrupa nın Osmanlı dan ve Doğu dan bilgi alma çağıdır. Batılıların aldığı bilgileri, Doğu aydınları kendileri Batı dillerine çevirdikleri gibi, Avrupa asıllı çevirmenler de bu çeviri işini gerçekleştirmekteydiler. Mehmet der II. eroberte in İstanbul diye başlayan Avrupa tarihi; 15.yy. da Osmanlıca dan çevirilerle başladı. Çok ilginçtir ki, Avrupalılar, o tarihten beri kurumsal olarak çeviriyi geliştirdiler. 17.yy. dan sonra, aldıkları bu bilgileri kendilerine mal ederek; kendilerine aitmiş gibi, tekrar doğuya yansıtmaları da yine çeviri yoluyla oldu. 52

66 Küçük(1984:I,447), Tercüme Odası ve tercümenin Osmanlı aydını üzerinde etkisini şöyle dile getirmektedir: Türk aydını Tercüme Odasında doğuyor. Öğrenmeye yabancı dilden başlıyor, kendisini yabancı kaynaklardan öğreniyor. Yabancı dil bilmek, yeni bir dünyayı tanımak olmaktan çıkıyor ve başlı başına bir amaç oluyor. Tercüme Odası nın damgasını taşıyan birisi için yabancı dil yeni bir kimlik kartı sayılıyor. Kısacası denilebilir ki, çeviri hareketinin bu dönemden itibaren gelişmeye başlamasıyla, Türk dili kendine özgü niteliklerini bulmuş, yönetim başta olmak üzere çok sayıda toplumsal kurallar ve ticaret mahkemesi yasası Fransızca dan çevrilmiştir. Bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu nun batı dünyasıyla ekonomik, diplomatik, siyasi alanlarda ilişkilerini sürdürebilmesi için de çeviriye önem verilmiş, ne var ki; bu yolla batının çoğu zaman Osmanlı İmparatorluğunun bünyesine uymayan bir takım kavramlar, düşünceler ve emperyalist fikirler sokulmuştur Çeviri Eleştirileri Üzerine Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış adlı kitabında Aktaş: ( ) Eleştiri kavramı Türk Dil Kurumu nun yayınladığı Türkçe sözlükte : 1- Bir insanı, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadı ile inceleme işi, tenkid ( ). 2- Ed. Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik. 3- fel. Özellikle bilginin temellerini ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama ( ) şeklinde tanımlanmıştır. Eren, (1988:451). Bu üç tanımda kullanılan inceleme, açıklama, anlaşılmasını sağlama, değerlendirme, sınama, yargılama sözcüklerini çeviri eleştirisi için anahtar sözcükler olarak kabul edebiliriz, diyor. Ancak bu tanımlarda adı geçen anahtar sözcüklerin sözlükteki günlük kullanımları için temel anlamları verilmiştir. Sözcüklerin iletişimdeki kullanımlarını esas alan bir sözlükten eleştirinin nasıl yapılabileceğine ilişkin bilgiler elbetteki elde edemeyiz. Onun için ilgili sözcüğün sırf 53

67 sözlük anlamına dayanarak eleştiri yapmamız düşünülemez o halde ne yapmalıyız? Çeviri eleştirisine başlamadan önce, bu eleştiri türünün kendine özgü kuramları temel ilkeleriyle ve yöntemleri konusunda geniş bilgi sahibi olmamız gerekir. Konumuzun akışı içinde sunacağımız bu bilgilere geçmeden önce, kısa klasik çeviri eleştirisi anlayışına kısaca değinelim diyor. Aktaş, (1996). Klasik anlayışta çeviri eleştirisi, iyi bir çeviri nasıl olmalıdır? Ne gibi özellikler taşımalıdır? Bir çeviri ne zaman başarılı olmuş veya olmamış sayılır? Çevrilen metin nasıl bir türdür? Bu türün ne gibi nitelikleri ve işlevleri vardır? gibi sorular dikkate alınmadan iki bölüm hâlinde yapılmaktadır. Birinci bölümde kaynak metin ve metin ve bu metnin yazarı hakkında kısa yahut uzunca bilgiler sunulur. İkinci bölümde ise, çeviri metninden alınan birkaç parçaya, cümle ve sözcük örneklerine dayanılarak çevirinin doğru veya yanlış olup olmadığına ilişkin hüküm verilir. Bu iki bölüm arasında çeviri bakımından dolaylı bir ilişki kurulamaz. Birinci bölüm metnin ya da eserin aslını tanıtıyor, ikinci bölümde de çeviriden örnekler gösterilerek onun hakkında hükümler yürütülüyor. Bırakalım birinci bölüm ile ikinci bölüm arasındaki ilgisizliği bir yana, ikinci bölümde ele alınan çevirilerin iyi yahut kötü, doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinde de tutarlı bir fikirden söz edilemez. Çeviride hükümler neye göre veriliyor? Veya hükümler nasıl veriliyor? Elbette ki doğruluğu önceden kabul edilmiş bir takım esaslara, bir takım ilkelere dayanarak verilebilir. Söz gelişi kaynak metnin şu bölümü iyi çevrilmemiştir, şöyle olmalıydı gibi bir düşüncenin gerisinde iyi çevirinin ya tespit edilmiş yahut da tespit edilmemiş, ancak herkesçe kabul edilmiş bir normu bulunduğuna ilişkin bir fikir saklı bulunmalıdır. İşte eleştirilerde bu normun yahut normların neler olduğunun bilinmesi gerekir. Bir dildeki her sözcüğün belli bir anlamı yahut anlamları vardır. Bu anlamlar önceden belirlenmiş ve norm olarak o dili kullanan insanlar tarafından bilinmektedir. İşte sözcüklerin içerdikleri anlamların böyle apaçık olarak ortaya konulması, onların ispatını gerektirmeyen normlardır. Çeviri metnini sözcük düzeyinde irdelerken, onların anlamlarının hedef dile doğru ya da yanlış, uygun ya da farklı biçimde aktarılmasında esas alınacak bu normlardır. Çeviri metninin diğer düzeylerde (söz dizim, üslûp v.s.) değerlendirilmesinde de 54

68 eleştirilecek noktaların bu gibi normlardan yola çıkılarak yapılması, açıklanması nesnel bir çeviri eleştirisi yönünde atılacak olumlu adımlardır. Eleştiri sadece çeviri metninin kaynak metinde karşılaştırılıp cümlelerdeki eksikliklerin, fazlalıkların, yanlış anlamların, yanlış karşılık verilmiş sözcüklerin ortaya çıkarılmasıyla ilgili değil, aynı zamanda anlamın doğru olarak aktarılmasıyla da ilgilidir. Çevirmenin sözcüklere kullanıldıkları bağlamlara göre doğru karşılıklar bulmak, cümle ve cümle unsurlarının anlamlarını bozmadan çevirmesi gerektiğini söyleyip duruyoruz. Ancak sözcüklere doğru karşılıklar bulmak, cümleleri anlamlarını bozmadan çevirmekte anlam bütünüyle aktarılmış olur mu? Sorusu ister istemez gelip insanın kafasına takılıyor. Bunun için anlam kavramı üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çeviride Anlam başlıklı yazısında: Fuat (1964:103) ın tesbitlerini Aktaş şöyle naklediyor: Aklımıza gelen şeylerin yetersizlik olduğunu, sözcüklere doğru karşılıklar bulmakla, cümlelerin anlamını bozmadan çevirmekle anlamın bütünüyle aktarılmış olamayacağını savunmakta ve çeviri işinde kimi durumlarda sözcüklerin tam karşılığını vermekle, cümlelere eklemeler, çıkarmalar yapmakla anlamın daha iyi aktarılacağını ileri sürmektedir. Fuat bu arada da çeviri eleştirmenlerinin sözcüklere, cümlelere bütünü ile çakışan karşılıklar istemelerini tehlikeli bulmakta ve çevirmenin öyle kolay çalışmalarla mekanik karşılaştırmalarla değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir. Ayrıca Fuat, adı geçen çalışmasında, Anlam nedir? Kaç türlü anlam vardır? Çeviri eleştirisi yapılırken anlam adına nelere dikkat edilmelidir? gibi soruların aydınlanmasına ışık tutacak bilgiler de vermekte ve bu maksatla I. A. Richards ın practical criticism adlı kitabından aldığı bir alıntıya dayanarak dört ayrı anlam çeşidinden söz etmekte ve bunları İngilizce: 1-sense, 2-feeling, 3-tone, 4-intention, kavramlarıyla nitelendirmektedir. Sense: (Alm. Sinn) kavramı için sözlükte anlam, mana, meal, kavram) karşılıkları verilmektedir.(the concise Oxford türkish dictionary, S.700) bu kavramla bir sözcüğün daha özel, belli bir anlamı kastedilmektedir. Konuştuğumuz zaman bir şeyi söylemek için 55

69 konuşuruz. Bir konuşanı dinlerken, onun bir şey söylemesini bekleriz. Dinleyenlerin dikkatini belli bir duruma çekmek, üstünde düşünecekleri bazı bilgiler vermek, onlarda o bilgilere karşı düşünceler uyandırmak için sözcükleri kullandığımızda bu tür bir anlamdan söz etmiş oluruz. Feelling : (alm gefühl, empfindung) Bu kavram duyu his, sezgi anlamlarına gelmektedir. Başka bir anlamda sanat eserlerinde karakterlerin heyecanlarını iletme niteliğini gösterir. (the concise Oxford turkish dictionary S.503). Kısaca duygusal hayatın bütün yönleri bu kavramla belirtilmek istenir. İletişim sırasında bize verilen bilgilere ya da duruma karşı içimizde bir duygu oluşur. Bu duygular konuşan kişiye karşı bir davranışa girmemizi ona karşı bir tavır takınmamızı sağlar. Bu davranış belki özel bir bakış, bir eğilim bir ilgileniş, kişisel bir duygulanış şeklinde kendini gösterir. Dili bu duygularımızı anlatmak, ilgimizin ayrıntılarını göstermek için kullanırız. Konuşan bir kişiyi dinlerken de, yine onun sözlerinden bunu çıkarırız, anlarız. Doğru ya da yanlış olarak anlarız. Feeling kavramı işte böyle bir anlam yansıtır. Tone : (Alm.ton, stimme, haltung)türkçe de ton,ses ahenk vurgu renk anlamına gelmektedir. (the concise Oxford turkish dictionary S.761). Yazılı ve sözlü iletişim sırasında konuşan ya da yazan kişinin dinleyicisine yönelen bir davranışı vardır. Sözcükleri seçişinde ve onları düzenleyişinde dinleyicilerle kendisi arasındaki bağıntıları anlayışlarına göre değişiklikler olur. Bununla konuşmacının sözlerinin tonu dinleyicide kalır. Kendi durumunu nasıl gördüğü ortaya çıkar. Sözünü ettiğimiz anlam işte böyle bir düşünce sonucu oluşan anlamdır. İntention : (Alm.absicht) kavramı için sözlükte (niyet, maksat, plan) anlamları zikredilmektedir. Bir anlamda sanat eserlerinde karakterlerin heyacanlarını iletme niteliğini gösterir.(the concise Oxford turkish dictionary S.561) Bununla iletişim sırasında konuşan kişi bir amacı gerçekleştirmek hedefini güder. Konuşmasında bilerek veya bilmeyerek dinleyici üzerinde bir etki yaratmak isteği vardır, yani konuşmasına yön veren bir niyeti 56

70 vardır. Bu niyet sözlerini değiştirir, biçimlendirir, konuşan kişinin ne dediğini anlama çabasının bir parçası da bu niyeti anlamaktır. Fuat : Sözünü ettiği bu dört çeşit anlam ve konuşma, her sözde eşit değerde görülmez. Kimi sözlerde bir ya da ikisi ağır basar, kimi sözlerde bir çeşit anlam hiç bulunmayabilir. Anlamın böyle çeşitlenmesi, sözcüklere doğru karşılıklar bulmasının, cümlelerin anlamlarını bozmadan çevirmenin, her şeyden önce bu çerçevede çeviri yapmanın ne kadar güç bir iş olduğunu düşündürüyor. Buna göre çevirmen kaynak metni çözümlerken bu dört anlam türünü göz önünde bulunduracak, söylenilen şeyleri iyice anlayacak. Ve daha sonra hedef dile aktaracaktır. Çeviri eleştirisi yapanın işi bundan daha kolay değildir. Popoviç : (1973:162) Zum Status der Übersetzungskritik adlı araştırmasında, edebi metin çevirilerinde, eleştirinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin görüşlerini belirtirken, şu adımların izlenmesini önermektedir: 1- Çeviri metninin kaynak dil ile hedef dildeki yerleşik metin gelenekleri göz önünde bulundurularak incelenmesi, geleneksel kurallardan sapma olup olmadığına göre değerlendirilmesi. 2 - Kaynak dil metni ile hedef dil metninin dil ve üslûp özellikleri bakımından çözümlenmesi, birbiriyle karşılaştırılması, yapılan hataların belirlenmesi. 3- Çeviri metninin hedef dil okuru açısından değerlendirilmesi. Edebi çeviri eleştirisinin düzeyi hakkında Aktaş (1996) şu bilgileri veriyor: Wills : (1977:288) Übersetzungswissenschaft Probleme und Methoden adlı kitabının XI. bölümünde, çeviri eleştirisinin nesnelliğinden söz ederken, nesnel bir çeviri eleştirisinin dört düzeyde yapılmasını önermektedir: 1-Dil bilgisi kuralları ve bu kurallardan sapma arasındaki ilişki. 2-Dil kullanım normları ve bu normlardan sapma arasındaki ilişki. 3-Toplumda benimsenmiş zorunlu ifade kuralları ve bunlardan sapma arasındaki ilişki. 57

71 4- Bireysel delil kullanım şekilleri ve bunlardan sapma arasındaki ilişki. Wills in önerdiği bu dört düzeydeki eleştiri yönteminin birincisinde ve ikincisinde çeviri metni doğru ya da yanlış tespiti şeklinde bir değerlendirmeyi öngörmektedir. Diğer ikisi ise dilin kullanımı ile ilgilidir. Aktaş, edebi çeviriyle beraber tüm alanlardaki çevirinin eşdeğerlilik ve yeterlilik açısından, Savory nin görüşlerine şöyle yer vermektedir: Savory Th. (1968)ir: The Art of Translation London: 1. Bu olumsuz koşullara Türkiye gibi ülkelerde, en saygın geçinen yayın evlerinin bile bir çeviriyi ucuza kapatmak için, salt pazarlık uğruna, çevirmeni yaratıcılığı olmayan sıradan bir aktarıcı gibi görmeye yeltenmelerini de ekleyebiliriz. 2. Ülkemizdeki birçok üniversitelerin tıp fakültelerinde ya da teknik bölümlerinde okutulan ders kitaplarındaki dil, böyle gözü kapalı bilgi aktarımına örnektir. Oysa papağanca aktarılan, dil ile düşünceyi özümsenmeyi önemsemeyen bilgi, olsa olsa bağımlı kafalar yetiştirir. 3. Katharina Raiss, Möglichkeiten und Grenzen der Übersetzungkritik (S. 31) metinleri içerik ağırlık, biçim ağırlıklı diye ayırırken, daha sonra Texttyp und Übersetzungsmethode de: (1976, s.5) İnformative, expressive operative (bilgilendirici, anlatımcı, işlemsel)diye adlandırıyor, ilk kavramları da, (konu doğrultucu, gönderen doğrultulu) diye değiştiriyor. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti nden almış olduğu mirası Avrupa standartlarına göre oturtmaktadır. Yani bizde de sanayi toplumu oluşturuluyor. Şehirleşme tıpkı Avrupa gibi oluyor. O, halde problem aynı, onun içinde Franz Kafka, çevirilerde Avrupalılaşmayı haber vermektedir. Bu çevirilerle Avrupa toplumu hâline dönüşümde de karşılaşılacak problemler aynı olacaktır. Avrupa da sanayi toplumu, İnsanlar yeter ki, bir iş bulabilsin, kalitesi önemli değildir. Görüşüyle toplumu şekillendirmeye çalışmaktadır. Çünkü yaşantı şehrin acımasız çarkları altındadır. Çeviri yoluyla bir toplumu değiştirmek bile mümkün olabiliyormuş. Buna kısaca çevirinin ihaneti veya çevirinin mükâfatı dense 58

72 de, uzmanlara göre: Ein übersetztes Buch, ein verletztes Buch. İnsan kendi gelişiminin kurbanıdır. Çeviri kadına benzer, kadın güzelse sadık değildir, kadın sadıksa güzel değildir. Örneğin: 15. yüzyılda Luther, Yunanca yı iyi bildiği için, İncil in Almanca ya çevirilmesi görevini üstlendi. Kilisenin dini saptırdığını görerek açıkladı. Luther in bu iddiaları toplumca kabul edildi. Kısa zamanda bütün Avrupa da Protestan Mezhebi yayılmış oldu. Hümanistler Luther e açıktan bir şey yapamadıysalar da bu çeviri işi, onların planlarını bozdu. Luther taraftarları: Antihümanistler, Katolik papazlardan bir kısmı ile Evangeliş Kilisesi ydi. Karşı güçler ise, gerçek hümanistler ile hümanist papazlardı. Eleştiri, çeviri eser aracılığıyla çevirinin yorumlanması ve değerlendirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu eleştiri salt yazın metinlerine ya da sanat metinlerine yönelik yapılmaz, piyasada çevirisi yapılan her türlü metnin de eleştirilmesi gerekmektedir. Örneğin: Türkiye de ciddi bir çevirmenlik mevzuatının bulunmaması nedeniyle iki dili bilen herkes çeviri yapabildiğinden hâlâ hatalı yapıldığı için kabul edilmeyen çok sayıda çeviri gerçekleşmektedir. Çeviri bilimin salt araştırma alanı olan iki dalı kuramsal ve betimleyici alanlar dışında kalan, üçüncü alanı uygulama alanı, dördüncüsü de çeviri eleştirisi alanıdır. Dört ana başlık altında incelenebilir. 1-Çeviri Eğitim- Öğretimi 2. Çeviriye Yardımcı Malzemeler 3. Çeviri Politika 4. Çeviri Eleştirisi 1- Çeviri Eğitimi-Öğretimi: Öğrencilere, metin türlerine ve metinlere yönelik farkındalık kazandıran bir eğitimdir. Bu bağlamda öğrenciler donanımlı olmalı ve sürekli kendilerini geliştirmeye hazır bulunmalıdır. Almanya ve Avusturya da çok dilde çeviri eğitimi veren, öğrenci sayıları binlerle ifade edilen, bir tür çeviri fakülteleri bulunmaktadır. 59

73 Türkiye de yirminin üstünde bölümde genelde tek dilde ya da iki dilde çeviri eğitimi veren bölümler vardır. Çeviri eğitimi: A (Anadil), B (Birinci yabancı dil), C (İkinci yabancı) dilde verilir. Çevirmen adayı isterse üçüncü bir yabancı dili de öğrenebilir. Eğitimde aldığı çeviri yöntemi aynı olduğundan, yöntemi farklı dillere uygulayabilir. 2- Çeviriye Yardımcı Malzemeler: Bu alandaki ders kitapları ve kaynak kitaplar olabileceği gibi sözlükler, terim bankaları, çeviri için geliştirilen bilgisayar programları gibi her türlü meteryallerdir.. Bunun dışında çeviride canlı kaynaklar da kullanılır. Bu kaynaklar konu uzmanlarıdır. Örneğin tıp alanında bir rapor çevrilirken bu alanın uzmanına danışılabilir. 3- Çeviri Politikası : Alanı, çeviriye ilişkin bileşenlerin (çevirmen, çeviri süreci, çeviri ürünleri) toplumsal rolünün tanımlanması, belirli bir sosyo-kültürel ortamda hangi yapıtların çevrilmesi gerektiği, çevirmenin toplumsal ve ekonomik konumunun ne olduğu ve ne olması gerektiği, işlevsellik vb. sorunsallarla ilgilidir. 4- Çeviri Eleştirisi : Türkiye de siyasi partilerin çevirmen ve çeviri etkinliğine yönelik bir politikası olmadığı için çevirmenlik mevzuatına ilişkin düzenlemeler de eksiktir. Oysa örneğin Almanya da çevirmen hakları çok daha iyi korunur ve çevirmen dernekleri devletle birlikte çalışarak çevirmenin haklarını gözeten yönetmelikler oluştururlar. Son yıllarda Türkiye de çevirmenler kısmen örgütlenmeye başlamışlardır, ancak genelde ayrı ayrı çatılar altında oluşan bu örgütlenmeler, işlevsel bir mevzuat çıkartmak için yeterli bir sayıya ulaşmalarını olanaklı kılmamaktadır. 60

74 2.12. Günümüzde Çeviri Kuramları İlk Çağdan itibaren insanlığın iletişim ihtiyacını karşılayan çeviri işlemlerini günümüz çevirmenlerinin değerlendirmeleri kısaca aşağıya çıkarılmıştır. Jäger in İletişimsel Çeviri denen modeline bakalım: Jäger:(1975:36) Çeviri toplumlararası bir iletişim aracıdır. İletişimsel Çeviri adını verdiği bu çeviri modeliyle, bir dilden diğer bir dile çeviri yaparken kaynak metnin öncelikle iletişimsel değerlerinin belirlenmesi ve ardından hedef dilde aynı etkiyi uyandırabilecek şekilde üretilmesi önerilmektedir. Jäger in önerdiği iletişimsel çeviri kuramının kaynağı doğal iletişim modeline dayanmaktadır. Bilindiği gibi doğal iletişim, ister ses aracılığıyla olsun, ister başka yollardan, yani değişik aygıtlarla sağlansın, en az bir kişiyle bir başka kişi arasında gerçekleşir. Özü bakımından bilgiyi üreten kişiye verici, (gönderici ya da dil düzleminde konuşucu), kendisine bilgi gönderilen kişiye alıcı veya dinleyici, bilginin gönderildiği yola da, kanal adı verilir. Verici (gönderici) bildirinin kaynağında bulunan kişidir. Yazılı ve sözlü bildiriler, sözler üretir. Alıcı bildirinin anlamını belirleyerek yorumlar. Yani iletilen bildirinin çözme eylemini gerçekleştirir. Kanal ise bildirinin izlediği yolu (hava, elektrik telleri, kablo v.b.) belirtir. En basit bir iletişim modelini oluşturan bu unsurların işlevini, Jäger in savunuculuğunu yaptığı çeviri türünü, kaynak metin yazarı, hedef dil okuru ve iki dil arasında aracılık görevini üslenen çevirmen yerine getirmektedir. Bu işlemi Koller, (1987:113), Pınar, (1991:3-5) Kültürler Arası İletişim Aracı Olarak Çeviri Kade nin, (1968:5) çizelgesiyle de vurgulanmaktadır: Verici Kaynak Çevirmen Hedef Dil Alıcı Yazar Dil Metni Alıcı Deşifre Verici Metni Kade, bu çizelgeyle iletişimsel çeviri sürecinin üç aşamada gerçekleştiğini göstermektedir. Buna göre çevirmenin görevi, Pınar ın dediği gibi bir yandan yazarın 61

75 bildirisini okuyarak çözümlemek, yani deşifre etmek, diğer yandan da deşifre ettiği bilgileri hedef dilde yeniden kodlayarak, hedef dil alıcısına sunmaktır. Çevirinin iletişimsel şekilde düşünülmesi bu konuda yeni fikir ve düşünceleri çeviri üzerine çekmektedir. Jäger in de iletişimsel çeviri yaklaşımının Nida (1964:159) tarafından savunulduğunu görüyoruz. Öte yandan yine Nida nın ileri sürdüğü biçimsel eşdeğerlilik ilkesi bildirinin hem yapı, hem de anlam özelliklerinin aktarılmasını ön gördüğünden birebir çeviri anlayışını çağrıştırmaktadır. Bu arada Nida, kaynak dildeki bildirinin hedef dilde iletişim yönünden tam karşılığının bulunmasını güçleştirecek unsurları üç gurupta toplamaktadır: 1.Kaynak dil kültürünün her hangi bir öğesini karşılayabilecek bir unsurun hedef dil kültüründe olmayışı. 2. Kaynak dil ile hedef dilde aynı kavramın zorunlu, ya da isteğe bağlı olarak ifade edilişindeki farklılıkların oluşu. 3. Kaynak dilde belirli hâl ve keyfiyetleri anlatmak için kullanılan belirli göstergelerin hedef dildeki karşılıklarından daha uygun bulunması. Nida nın görüşlerini benimseyen Wilss in (1977:72) Çeviri sürecinin üç önemli boyutuna işaret ederken olayı Aktaş, şöyle özetliyor: Asıl metin içeriğinin olduğu gibi aktarılması. Çevrilecek metnin üslûp özelliğine dikkat edilmesi. Söz konusu metnin iletişimdeki ekseninin hesaba katılarak çevrilmesi. Yani iletişimsel çeviri yöntemiyle metinlerin nasıl çevrileceğine açıklık getirmektir. Çeviri konusunda şematik ifadeler bu konunun anlaşılmasında yeni ve açıklayıcı fikirler vermektedir. Koller (1989:113 Aşağdaki çizelgelerde yorumlama ve analiz ederek kodlama şeklinde değerlendirir. 62

76 Kaynak Metin I Olay /Durum Bilgi İçeriği YORUMLAMA II Hedef Dilde İfade Etmek Bu çizelgeyle kaynak metnin çevirmen tarafından bilgi içeriği, olayda durum yönlerinden analiz edilerek hedef dile aktarılabileceği, bu çizelgenin kısaca kaynak metni anlama ve hedef dilde muhtemel karşılıklarını düşünme aşamasını gösterdiğini söyleyebiliriz. Burada iki dil öğelerinin denkleştirilmesi söz konusu değildir. Denkleştirme işleminin, ikinci aşama dediğimiz aşağıdaki çizelgede gerçekleştiğini görüyoruz. Ancak bu çizelgeye geçmeden önce, çevirmenin kaynak metni anlam örgüsünü tam olarak çözümleyebilmesi için anlambilimi konusunda da geniş bilgi sahibi olması gerektiğini belirtmek zorundayız. Zira bir metin değişik anlam düzeylerini içerebilir. Bu konuda Boztaş (1992:252) dört farklı anlam düzeyinden söz eder: Dilbilimsel Anlam, Kavramsal Anlam, Edimsel Anlam, Sözbilimsel Anlam, Kültürel Anlam ve Toplumsal Anlam. Boztaş, metni çözümlerken bu anlam düzeylerinden hangisinin metin bağlamında söz konusu olduğunun belirlenmesini ve buna göre çevirisinin yapılmasını önerir : III Kaynak Metin Kaynak Metin Kaynak dil ile Bilgi içeriği Olay / Durum Hedef dil arasında Eş değerlilik Kurma Analiz ederek kodlama Şifreleme veya adlandırma olarak da adlandırabileceğimiz bu aşamada kaynak dildeki olay, bilgi içeriği ve dil unsurlarının birinci aşamada anlam düzeyleri de dikkate 63

77 alınarak çözümlenmesi sonucu elde edilen bilgiler hedef dildeki karşılıklarıyla eşleştirilerek aktarılır. Burada iki dil arasında içerik ve üslûp düzeylerinde eş değerliliğin kurulması esas alınır. Bu iki aşamalı çeviri yaklaşımı, (1977:72) in önerdikleri iletişimsel çeviri yöntemiyle örtüşmektedir. Nida (1969:159), Jäger (1975:36) ve Wills Koller (1987:115) diller arası çeviri sürecinin nasıl işleyeceğini bir başka çizelgeyle şöyle gösteriyor: Kaynak Dil Hedef Dil Kaynak Dil Sözcük/Biçim Sözcük/Biçim Kaynak Dil Göstergeleri Göstergeleri Kaynak Dil Hedef Dil İçerik/Anlam İçerik/Anlam Kavram Olay /Durum =Dillerarası Sabit birim Koller, bu çizelgeyle bize Saussure ün kuramında Gösteren ve Gösterilen diye tabir edilen her dildeki göstergelerin biçim / anlam yada sözcük /içerik şeklinde ki yönü bulunduğunu ve bu göstergelerin dış dünyada değişik nesnelere gönderme yaptıklarını, bir başka deyişle, değişik anlamlarını yansıttıklarını, anlamlarının ancak metin 64

78 bağlamında sabitleştiğini ve bir dilden diğer bir dile çevrildiklerinde yer aldıkları metin içinde kazandıkları anlamların aynısının hedef dile aktarılması gerektiğini, aksi taktirde iletişimin kurulamayacağını ifade etmektedir Öğretimde Araç ve Amaç Olarak Çeviri Genç Werther in Acıları romanı üç ayrı edebi çeviri, diğer adıyla dil içi çeviri, uluslararası adıyla Interpretan çeviri üslûbuyla üç ayrı çevirmen tarafından edebiyatımıza zenginlik kazandırmıştır. Çeviriler, değişik iki ayrı toplumun ortak yönlerini bir araya getirmiş, kültür yabancılığını bu roman vasıtasıyla ortadan kaldırmıştır. Öğrenciler bu atmosfer içerisinde romanı okurken, Almanca anahtar kelimeyi ve anahtar cümleyi yakaladığında, üç ayrı açıklamayı karşısında gördüğü için, Almanca öğrenme konusunda cesareti artacak, belki de Almanca öğrenme isteğini hiç terk etmeyecektir. Almanca diğer birçok diller gibi güzel ve edebi bir dildir. Öğrenciye bir de edebi yönünü sezdirdiniz mi, Almanca öğrenmeye isteklendirmiş olursunuz. Öğrenilen yabancı dil anadilden uzaklaştırıldıkça zorluk artacaktır. İki ayrı toplumun coğrafya, tarih, toplum, sanat ve kültür, din, spor, teknik, kavramlarının çevirilere yansıtılması öğretilmek istenen dile yönelik ilgiyi uyandıracaktır. Değişik yazarlar tarafından yapılan çeviriler, öğrenci elinde bir zenginlik demektir. Derslerde örnek cümleler ve konular kelime kelime ve cümle cümle çeviri sayesinde, cümle kurma zorluğu ve kelime bulma zorluğu ortadan kalkacaktır. Konuşma sırasında kelime arama zorluğu azalacağı gibi çeviri hem araç, hem de amaç olarak kullanılmış olacaktır. Ahmet Cemal Türk Dili Dergisi, Çeviri Sorunları özel sayısı Sayfa:45 de: Günümüzde amaç ve araç olarak çeviri denildiğinde, konuya ilişkin öğretimin iki ayrı işlevi belirtilmiş olmaktadır. Doğrudan çevirinin kendisini öğretmeyi amaçlayan bir öğretim yöntemi, yabancı dil öğretiminde bir araç olarak çeviriden yararlanılmasını sağlayacaktır. 65

79 1. Araç Olarak Çeviri Çevirinin amaç ve araç olarak, bu iki işlevi birbirinden tümüyle ayırmak hiç kuşkusuz olanaksızdır. Ancak aralarındaki organsal bağlılığı korumak koşuluyla, öğretimde çevirinin bu iki işlevini ayrı ayrı ele almak; bu gün Batı nın bilim kurumlarında artık yaygın bir uygulamaya dönüşmüştür. Bir noktanın burada belirtilmesinde yarar vardır: Çeviri dediğimiz bütünün kendi içerisinde çeşitlenmesi üzerinde durduğumuz işlevler, bu çeşitlenmenin bir ürünüdür. Özellikle çevirinin türlü yönleriyle bilimsel bir çerçeve içerisinde irdelenmesi, ancak yirmi yıl gibi çok kısa bir geçmişe dayanmaktadır. Başka bir deyişle, bu alandaki çalışmanın henüz başlangıç evresinde bulunduğu kolaylıkla söylenebilir. 2. Amaç Olarak Çeviri Bu konuyu ele alırken, çevirinin kurumsal açıdan incelenmesi ile çevirinin öğretim konusu olması arasında dikkatle ayırım yapmak zorunludur. Çeviri uygulaması alanında bir takım kuramların oluşması, 19. yy. yazınında yoğun bir yer kaplar. Hiç kuşkusuz kökleri daha da eskiye götürme olanağı vardır. Ancak, dizgileşmeye yönelik çeviri kurumu çalışmaları ilk kez 19. yy.da ortaya çıkar. Buna karşın çevirinin gerek yüksek öğretim kurumlarında, gerekse başkaca bağımsız kurumlarda bir amaç, bir öğretim konusu olarak ele alınması ve işlenmesi, yüzyılımızın ikinci çeyreğinden bu yana gelişme sürecine oturmuş bir olgudur. Çevirinin öğretilmesinden söz ederken, yanlış anlamayı önlemek için bir noktanın daha açığa kavuşturulması gereklidir. Çeviri yazınının geçmişine bakıldığında bu konu ile ilgili okullara çok erken dönemde rastlanır. Örneğin bundan yedi yüz yılı aşkın bir süre önce İspanya da Toledo kentinde Toledo Okulu adı altında birleşen çevirmenlerin eliyle Arap kitaplarındaki hazineler Latince ye çevrilmiş, böylece de Avrupa nın düşünce evrenine kazandırılmıştır. Ancak gerek Toledo okullarının gerekse onu izleyen birkaç okulun çabaları, çeviri öğretme amacına değil, çeviri uygulamasına yönelik olmuştur. İçinde yaşadığımız yüzyıl açısından ele aldığımız çeviri öğretiminin amacı ise, kuramsal temellere dayanarak, çeviri yapmayı öğretmektir. 66

80 2.14. Çevirinin Dil Öğretimine Yansıması Bu bölümde çevirinin dil öğretimine yansıması ne gibi kazanç sağlayabileceği konusu tartışılacaktır. okullar, üniversiteler, özel ve resmi çeviri büroları ile yabancı kültür merkezlerinin faaliyetlerinden faydalanılmasını pilanlanması, çeviriyi dil öğretimine yansıtmış demektir. Uluslararası ilişkilerin günden güne sıklaştığı dünyamızda, yabancı ülkelerle çok yönlü iletişim kurma, önem kazanmış, dolayısıyla yabancı dil öğrenmek herkes için artık zorunlu hâle gelmiştir. Dilbiliminin en önemli alanlarından biri olan yabancı dil öğretimi, artık teknik ve yöntem bakımından gün geçtikçe yenilenmekte ve daha sağlam temellere oturtulmaya ve pedagojik yönden geliştirilmeye çalışılmaktadır. Artık alışılmış klasin ders düzeniyle zaman ve külfet harcamak da çağımıza yakışmıyor. Günümüzde nitelikli kitapların yanında, hareketli hareketsiz filmler, radyo, televizyon, teyp, cep telefonu ve en önemlisi Internet, ayrıca dil laboratuarları ve video gibi hem görsel, hem de işitsel araç ve gereçlerden de yabancı dil öğretiminde yararlanılmaktadır. Yaşar, (1990:217) Çok eskiden beri dil öğretiminde kullanılagelmekte olan çeviriyi de bir öğretim aracı olarak kabul edebiliriz. Zira çeviri işleminde iki dilin değişik alanlarla ilgili anlatım biçimlerinin en etkin bir şekilde kullanılması ve bunların birbirlerine aktarılması söz konusudur. Yabancı dil öğretiminin asıl hedefi de budur. Yani öğrenilen dilin yazılı ve sözlü olarak günlük hayatta karşılaşılabilecek her bir durumda, doğal iletişim ortamlarında serbestçe kullanılmasını sağlamaktır. Bu amaca ulaşabilmek için; bugün yabancı dil öğretiminde dilin, - dinleme-anlama (Hörverständnis), - konuşma (Sprechfertigkeit), - okuma-anlama (Leseverständnis) - yazma (Schreibfertigkeit) dediğimiz dört temel becerisi esas alınmakta ve uygulamada değişik yaklaşım ve etkinliklerle bu becerilerin kazandırılmasına ve pekiştirilmesine çalışılmaktadır. demektedir. 67

81 Buna bağlı olarak iki dilin kullanılmasını esas alan çeviri etkinliğinin, yabancı dil öğretiminde bir araç olarak kullanılmasının büyük önem taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu bağlamda, Schmied (1986:376) çeviri dersinin yabancı dil öğretiminde öğrenilen bilgileri desteklemeyi ve pekiştirici işlevi olduğunu belirtmekte ve yabancı dil seviyesine paralel olarak değişik metin türlerinden seçilen örneklerin sınıf içindeki uygulamasında, kaynak metnin, dilbilim, üretimsel dönüşümlü gramer (generative transformationsgrammatik) veya eylem temelli gramer (valenzgrammatik) esaslarına göre analiz edilmesini ve her bir öğenin metindeki işlevinin ve anlamının hedef dildeki karşılıklarıyla birlikte ayrıntılı bir şekilde açıklanmasını önermektedir. Çeviri dersinde metinlerin işlevlerine göre seçilmesinde şu noktaların dikkate alınması büyük önem kazanıyor (Göktürk, 1986: 25-30): -Nesnel bilgilerin dile getirildiği, sözleri kolay kavranılır, anlaşılır ve kısa olan metinler, -Akademik amaçlı metinler, -Bilim ve teknoloji diliyle yazılmış metinler, -Kısa ve öz dille çok şey anlatılmaya yönelik, çarpıcı dil kullanımları içeren metinler (reklam metinleri gibi), -Okuyucuyu belli bir davranışa yöneltmeye yönelik metinler (propaganda, tanıtma seçim konuşmaları gibi), -Kaynak metin türü geleneklerinin hedef dilindeki karşılıklarının aranmasını, hedef dilde iletişimsel bir eşdeğerliliğinin sağlanmasını gerektiren kalıp türündeki yalın metinler (kira, iş, alım-satım sözleşmeleri). -Özel dil kullanımı ile oluşan, çoğul anlamalı iletiler taşıyan, özgün yaratıcılığa yönelik ve hedef dile yazarın zihniyetinin ve ifade biçiminin aktarılmasını gerektiren metinler (yazınsal metinler). Sınıf içi çeviri uygulamaları için seçilen metinlerde, mümkün olduğunca değişik işlevli metinlerin tercih edilmesi, öğrencilerin öğrendiği yabancı dilin çeşitli birimlerini görevleri kavrama açısından son derece yararlı olacaktır. 68

82 Yabancı dil öğretiminde çeviri derslerinden kimlerin yararlanabileceği sorusuna, Erden (1992;265) şöyle karşılık vermektedir: 1- Yabancı dil öğretmeni olmak isteyenler, 2- Yabancı dilden farklı iş alanlarında yararlanmak isteyenler, 3- Çevirmen olarak çalışmak isteyenler. Erden, bu üç guruba giren yabancı dil öğrencilerinin hepsinin, öğrendiği yabancı dili gündelik konuşmalarda ve genel bilgi alanlarında dinleme ya da okuma- yazma yoluyla kullanmayı amaçladığını vurgularken, bu guruplardan ilk ikisinin öğrendikleri yabancı dille ilgili bilgilerini geliştirip, pekiştirmek için çeviriden bir araç olarak yararlanabileceklerini, çevirmenliği kendisine bir meslek olarak seçmeyi hedefleyenlerin ise, çevirinin doğrudan doğruya kendisini bir amaç olarak öğrenmeleri gerektiğini belirtmekte, yabancı dil öğrencisinin amacı ne olursa olsun, çeviri eğitiminin bu iki yönünü birden geliştirmesinin ve üzerinde çalışılacak metinlerin seçimini bu iki yönlü bakış açısı doğrultusunda yapmasının daha yararlı olacağını savunmaktadır. Aynı konuya değinen Cemal (1972:45-47) de, çevirinin bir amaç olarak öğrenilmesi ile çeviriden bir araç olarak yararlanılması konusunda bir ayrım yapmaktadır. Cemal çeviriyi bir amaç olarak ele alırken, bu konunun da kendi arasında ikiye ayrılması gerektiğini savunur ve bundan: 1- Çevirinin kuramsal açıdan incelenmesi. 2- Çevirinin öğretim konusu olması. şeklinde ifade eder. Bahlmann (1998:25) orta seviye Almanca öğretimi için hazırladığı Unterwegs (Yollarda) adlı kitabında insanların öğrenme ağlarını ve öğrendiklerinin akılda kalıcılığını araştırmıştır. Yaptığı araştırmaya göre insanların okudukları materyallerden okuduklarının %10 unun, duyduklarının %20 sinin, gördüklerinin %30 unun, konuştuklarının %70 inin, uyguladıklarının %90 ının zihinlerinde kalıcı olduğunu tespit etmiştir. Bu araştırma doğrultusunda okumanın insan beyninde önemli bir kalıcılık sağladığını görmekteyiz. Fakat bunun yanında görsel öğelerin de kullanılması okunan kitabın, romanın veya herhangi bir 69

83 yazılı metnin daha da kalıcı olmasında etkilidir. Bundan dolayı çeviri eylemi yapılırken sadece metin çevirmek değil, aynı zamanda çevirisi yapılan eserde okuru olumlu yönde etkileyecek tüm unsurlar göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece, üç ayrı çevirinin yanında dördüncü çeviriyi yapmak isteyenin de yapabileceği kabul edilmelidir. Yani çeviri uygulaması sayesinde yabancı dil öğrenimi kolaylaşacaktır. Aktaş (1996: S.217) : Çevirilerin yabancı dil öğretimine yapacağı katkıların yanında, ana dilin gelişmesi üzerinde yapacağı katkıları da inkâr edemeyiz. Şöyle ki, öğrenciler yabancı dilden ana dile çeviri yaparken yabancı dildeki bildiriyi ana dile olduğu gibi aktarma yollarını arayacak ve bunun için kendi ana dilinin anlatım biçimlerine, söz varlığına dilbilgisi kurallarına, zenginliklerine ister istemez yönelme durumunda kalacak ve dolayısıyla ana dili üzerindeki bilgilerini de derinleştirmiş olacaklardır. demektedir Öğrencinin Araştırmaya Yönlendirilmesi Her insan bilhassa on sekiz yaşına gelinceye kadar dünya, hayat ve evren hakkında her şeyi ve her konuyu şiddetle merak etmeye başlar. Öğrencinin merakı daha fazla olmalıdır. Dünya da öğrendiği şeylerin daha mükemmeline erişmek ister. İlgi duyduğu şeyleri yapmak ister. İnsanlar kendi ve dünyayı, etraflarında olup-biten olayları anlamak, bilmek ve kavramak için birçok düşünce biçimi geliştirmek ister. İnsandaki bu arzu iki şekilde tezahür eder ki; bütün bunlar içgüdülerinin gereğidir: 1. Rahat ve güvenli bir hayat yaşamak. 2. Dünyayı sezmek ve anlayabilmek. Öğrenciyi araştırmaya yönlendirmek için şu hususlara önem verilmelidir: - Düşünceyi daha ileriye doğru geliştirecek hayal gücü kazandırmak, - Öğrenciyi yeniliklere ve icatlara karşı meraklandırmak. - Dünya görüşü ne kadar isabetliyse insanlar o derece başarılı olur, problemlerini çözer. - Bilgisi yüksek olan her zaman güçlüdür. - Öğrenciye temel altyapı oluşturacak önemli bilgiler verilmelidir, 70

84 - Okulda verilen eğitim, öğrencilerin bilgiyi nereden ve nasıl elde edeceklerini, nasıl değerlendireceklerini ve problemi çözmede bu bilgiyi nasıl kullanacaklarını öğretmelidir. Probleme dayalı öğrenme yaklaşımında okuldan almış olduğu temel bilgiler bu becerilerin kazandırılmasında oldukça etkili olmaktadır. İnsan küçük yaşlardan itibaren dünya ve hayatı merak eder, öğrenmek ister. Öğrencilik dönemi insanı araştırmaya yönlendirmenin tam zamanıdır. Bilimsel bilgi kendine özgü bir takım özelliklere sahiptir. Bilimsel bilgilerin ortaya çıkabilmesi için araştırma metotları vardır. Bunlar öğrenciye kavram biçiminde öğretilmelidir. Bu metotları şöyle sıralayabiliriz: 1. Bilimsel Metot, 2. Akli Metot, 3. Mantık Metodu, 1. Bilimsel Metot: Bilimsel bilgilerin elde edilebilmesi için bilimsel metot uygulanır. Bilimsel metot bir laboratuvar metodudur. Laboratuvara giren madde ne kadarsa, çıkan madde de ona eşittir. Bu metot akli metotla ayrılmaz bir ilişki içindedir ve onu tamamlar. 2. Akli Metot : Bilimsel metot ve Mantık metodunu içine alan önemli bir metotdur. Delilsiz hiçbir şeyi kabul etmez. Tezimizin 3.2. Evren ve Örnekler bölümünde, Düşüncenin Kaynağı ile Nasıl Oluşur?, başlıklarıyla Akli Metot açıklanmıştır Düşünce Nasıl Gerçekleşir? Fikir Nedir? Akıl Yürütme 3. Mantık Metodu: Bilim adamlarının kullanabildiği metodudur. Herkesin işi değildir.yanıltıcı olabilir. Devlet adamlarının devletleri yönetme ve büyük kuruluşları yönetenlerin, kuruluşlarını yönetme metodudur. İlmi sahada iyiye kullanıldığı gibi, siyasi sahada aldatma stratejisi amacıyla da kullanılabilir. 71

85 BÖLÜM III YÖNTEM 3.1. Araştırmanın Modeli Araştırmanın modeli (deseni) araştırmada ele alınan sorunları ya da denenceleri test etmeyi güvence altına alan verilerin, araştırmanın amacına uygun ve ekonomik olarak toplanmasını ve çözümlenmesini sağlayan koşullarda düzenlenmiştir. Araştırma modeli, araştırmadaki değişkenlerin birbirine göre durumları, sayıltıları sağlamdır. Araştırma sonuçlarının güvenirliği bellidir. Bu bakımdan model ve modele konu olan değişkenlerin özellikleri ve bir biri ile ilişkileri ayrıntılı bir şekildedir. kullanmıştık Evren ve Örneklem 2.15 sıra numarasında Öğrencinin Araştırmaya Yönlendirilmesi başlığını Fikir ve ideallerden konu açmadan öğrencinin dikkatini çekmek onda merak uyandırmak önemlidir. Fikri (ide), doğru fikir ve akıl yürütme kavramlarına yer vererek açıklamak gerekir. Dünyada doğrular tektir. Bir konuda iki doğrunun olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Kültürleri ayrı olan her milletin kendine göre kavramları vardır ve bundan dolayı çevirilerini kendi kültür yapılarına göre yaparlar. Çünkü kavramlar her milletin kendi kültürünün mahsulüdür. Dünya da geçerli olan ortak kavramları da her millet yasalarıyla sınırlayıp öyle almaktadır. Kavramlar dünya görüşlerine göre o milletin inancından kaynaklanmamışsa tutmaz ve o ülkede daima kargaşa ve anarşi yaşanır. Çeviri konusunun zorluğunu aşabilmek için, K.D ve H.D. kültürlerini iyi bilen çevirmenlere ihtiyaç vardır. Düşüncenin kaynağını yalınız insan iradesiyle sınırlandırmış toplumlarda dünya evrensel değerleri de ayrıdır. Yaradılış ilkesine bağlı toplumlarda evrensel değerler de ona göre değişecektir. Bu ilkeleri göz önünde tutmadan yapılan edebi çeviriler her zaman anarşinin kaynağı olmuştur. 72

86 Mustafa Kemal Atatürk: Eğitimdir ki, bir milleti ya en yüce yapar, ya da fakir veya esir yapar. demiştir. Yaptığımız araştırmada aydınlarımızın önemli bir kısmında temel bir eksiklik görülmektedir; Kendi kültür tarihimize sırt çevirmiş olduğumuz ve Avrupa kültür tarihini de sathi bilgilere dayalı öğrendiğimiz bir gerçektir. Avrupa kültüründen faydalanma yerine bu kültürün esiri ve hamallığını yapmış oluyoruz. Bu tutum, ezilmişlik psikolojisi etkisiyle gerçekleşen taklit ve hayranlıktan başka bir şey değildir. Hâlbuki Avrupa ya karşı hiçbir ezilmişliğimiz yoktur. Bu sözlerimle Avrupa kültürünü tamamen reddedelim demiyoruz XVI. yy dan bugüne bizden aldıkları bilgiler ve topraklar sayesinde kalkınmayı başardılar. Bu bilgileri kendilerine göre adlandırdı, geliştirdi, kullandı ve kendilerine mal ettiler. Bu gerçekten hareketle tezimize Düşüncenin kaynağı, Düşünce Nasıl Oluşur? Fikir Nedir? Akıl Yürütme Nasıl Gerçekleşir başlıklarıyla kısa bilgi aktarılmış oldu Düşüncenin Kaynağı İnsanoğlunun yaratılış icabı dikkate almak zorunda olduğu üç önemli kavram vardır. Bunlar, hayat, kâinat ve insandır. Bu üç kavram içinde sınırlıyız ve bu kavramları anlama konusunda kendimizi mecbur hissederiz. Bu konularda sağlam, tutarlı, mantıklı ve delilli bilgiye sahip olmak isteriz. Düşünen her insan bu konuda aklındaki problemlerini çözmek ister. Çözebilmesi için, iki türlü bilgi kaynağının var olduğunu görüyoruz: 1- İnsanların kendi yaşam tecrübeleri, iradeleri ve dehalarıyla oluşturduğu bilgiler ve düşünceler ile icat ettikleri yeni fikir ve buluşlardır. Örneğin, demokratik düşünce kavramını ele alalım: Bizde, İnsan iradesi ve düşünceden çıkan fikirlere hümayun, denir. Ayrıca, insan iradesi ile sınırlı anlayışla oluşturulan meclise de, Divan-ı Hümayun deniliyordu. Batı, kiliseyle olan mücadelesi sonucunda bunu: Hümanizm olarak lanse etti. 73

87 2- İnsanüstü semavi din kitaplarından alınmış insanüstü bilgiler ile İnsanların bilmediği ve iradesiyle erişemeyeceği insanüstü bilgiler, peygamberler tarafından bildirilmiş olan bilgi topluluğudur. Bu iki düşünce kaynağını ayırma fikri 1789 Fransız ihtilalıyla resmileşen bir durumdur. Ama bu iki düşünce kaynağını birbirinden ayrı düşünerek evrensel değerleri tanımlamak ne kadar doğru olacaktır? Evrensel değerleri ayrı olan kültürlerin çevirilerinde bu kavramların değişik algılanması elbette problem yaratacaktır. Dünyanın kuruluşundan bu güne barışın gerçekleşemeyişinin en önemli bir nedeni de bu durumdur Düşünce Nasıl Oluşur? Fikir Nedir? Akıl Yürütme Nasıl Gerçekleşir? Düşüncenin oluşumunda, İnsanoğlunun düşünce dünyasını oluşturan fikrin iki kaynağı vardır: 1. İnsan İradesi: Düşüncenin gerçekliğini kabullenme, insanın iradesi ile sınırlanmıştır. İnsanın kendi iradesinin doğru olduğunu kabullenme tavırdan çıkan düşünce biçimidir. Yani düşüncenin kaynağı insan kendi hür iradesidir. Demokrasinin kaynağı da budur. denir. 2. İnsan iradesi üzerinden Gelen Bilgiler: Vahiy + İnsan iradesinin birlikte oluşturduğu fikir ve evrensel değerler. Her insanda düşüncenin oluşabilmesi için, bilimsel metoda göre akıl süzgeci şöyledir: 1- Bir fikrin bir düşüncenin oluşabilmesi için bir olay şarttır. 2- Bu olayı kaydeden sağlıklı bir dimağa, belleğe, zekâya sahip olmak şarttır. 3- Bu olayı belleğe ileten duyu organlarından en az biriyle belleğe iletilmesi de şarttır. 4- Bellekte o olay hakkında sağlam delillere dayanan bir geçmiş bilgi bulunması da şarttır. 74

88 Olay olur, görülür, duyulur, işitilir, tadılır, koklanır ve bellekte bekleyen geçmiş bilgiyle birleşince insan, idrak ve bellekte saklı bilgiyi sentez yaparak bir düşünceye varmış olur. Algılanan olay geçmiş bilgi ile sentez yapılınca düşünce oluşmuş olur. İnsan o zaman bu olaya karşı bir tavır alabilir. Bir olayın bu düşünce metoduna göre böyle değerlendirilmesi sonucu ile neticeye varma işlemine, akıl yürütme diyoruz. Pratik olarak her insan yaratılış icabı bu akıl yürütmeyi gerçekleştirmektedir. Haklı olarak da aklına güveniyor. Bunun adı aynı zamanda insan iradesidir. Dördüncü aşamadaki geçmiş bilgi yerine peygamberlerin getirdiği bilgileri kabul etmeyerek kendi ürettiği bilgilerle düşünüldüğünde, bu düşünce tarzına demokratik insan düşüncesi denir. Demokrasi insan iradesiyle sınırlı bir fikirdir. Demokratik düşüncenin öncüleri tarihte kendilerini seçilmiş gruplar olarak benimsetip, insanlara bu üstünlüklerini kabul ettirmek için kendilerini hümanist olarak ifade ettiler dan sonra laiklik anlaşmasıyla kiliseyi devreden çıkarınca; demokresiyi kendi şekillendirdikleri inanca göre evrensel değer olarak herkese dikte ettiler. Bir kısım insanlar ise, geçmiş bilgi yerine diyalektik materyalizmi koyarak, başka bir ideoloji üretmiş oldular. Yaratıcıyı kabul etmezken, yaratılmışları yani; aklı dolayısıyla insanı ilah kabul ederek insanlığı yanılttılar. İnsan iradesi üzeri yaratıcı güç ile birlikte düşünenler ise; akıl süzgecinin dördüncü aşamasındaki geçmiş bilgi yerine, akli ve nakli delillerle gelmiş olan vahyi ve bilim dünyasınca geliştirilen bilimsel metodu koyarak düşünürler. İşte, bu akıllı insan, kimselerden etkilenip, kendisini yanıltmadan algıladığı bir olayı dosdoğru, olduğu gibi naklederse buna haber denir. Bu insan, geçmiş bilgi yerine, kendi inanç veya vicdani amacına göre bu olayı kendi bakış açısıyla ortaya koyarsa buna da yorum denir. Yorum yapacak insanın, olayları değerlendirerek karar verebilmesi için gereken yetenek ve eğitim durumu ile güvenilirliğinden emin olunmalıdır. İşte o insan yeterli olmalıdır ki, yorumları da isabetli olabilsin ve geleceğe yönelik fikir verebilsin. 75

89 İşte eğitimdeki isabetsizlik veya ciddiyetin ortaya çıkışı buradan başlıyor. Çünkü: geçmiş bilgi yerine doğru bilgiyi koyarsanız yorum da doğru olacaktır. Yorumcu, işte o zaman hür iradeli bir insan özelliğini kazanacaktır. gerçek demokrasiden kast edilen ve umulan da budur Bilimsel Bilginin Özellikleri Bilimsel araştırmaların neticeleriyle ortaya çıkan bilgilere kimsenin itirazı olamaz. Laboratuar metodu olan bilimsel metod ne kadar güvenilir ise; bilimsel bilgilerde bir o kadar güvenilirdir. Bilimsel bilgiler aydın fikir mahsülü olduğu için bu bilgilerin her biri bir bilimsel araştırmanın neticesidir ve bu derin özelliğe sahiptir. Aydın Fikir: Yeryüzünde dolaşan insanların bir kısmı sathi yüzeysel düşünür. Bunlara ve bunların bu fikirlerine riayet edilmez. İkinci kısım insanlarda derin düşünenlerdir. araştırmacıdır. Konusunun uzmanıdır veya kurumsal verileri ortaya koyar bir bilimsel sonuçları vardır ve bu sonuca göre düşünürler. Üçüncü kısım insanlar ise; Yeryüzündeki sathi düşüncelilerden olmayan ayrıca derin düşünen insanlar gibi de uzman düşüncesi olmayanlar bilimsel verilerle etraflıca düşünür. Bir uzmanın, bir bilimsel metodun veya kurumsal bir verilerle etraflıca düşünenlerdır. Aydın fikir denen düşünce de budur. İşte bu aydın fikirlerde bilimsel bilgilerin özellikleri vardır. M.E.B. Felsefe I kitabının 3.Ünitesindeki Özellikler: Tarafsızlık özelliği : Bilimsel bilgi insanlar arasında din, dil, millet ve ırk ayrımı olmaksızın geçerlidir. Bilimsel bilgi insanlığın ortak malıdır. Onun bilimi, benim bilimim ayrımı olamaz. Ayrıca tarafsızlık olguları değer yargılarının ötesinde, olduğu gibi algılanmaktadır. Ancak bilimdeki bu tarafsızlık mutlak değil sınırlıdır. Doğru Ölçü: Bilimin gelişme ve olgunluk düzeyi, ölçme (nesne ve olaylara sayı verme) tekniğidir. Yalnız nicelikler değil, nitelikler de sayı ile değerlendirilebilir. Ölçme ve ölçeklemede güvenirlik (her ölçmede aynı sonucun alınması) ve geçerlilik (ölçmek istenenin gerçekten ölçülmesi) önemli kavramlardır. Delil Niteliği: Bilimsel verilerin her şart ve durumda yenilenmesi ve sonuçların gerçekleşmesi gerekir.(suyun yüz derecede kaynaması) Genelleyici özellik: Bilimin bu özelliği olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmak suretiyle genel kavramlara ulaşmaktır. Örneğin önermeler tüm 76

90 metaller ısı karşısında genleşir şeklinde değil de ısınan metal genleşir şeklinde ifade olur. Statik ve Dinamik karekter: Bilim sadece statik bir bilgi değildir, sınırları daha öncebelirttiğimiz gibi devamlı gelişir. Bilim aslında bir bilgi kütlesi ile buna devamlı eklenen yeni bilgilerdir. Bilimin "olgusal", "mantıksal", "eleştirici", "seçiciliği gibi önemli özellikleri de vardır. Olması Gerekenle Değil de Olanla Uğraşması: Olması gereken olaylar isteklerimize, duygularımıza bağlı kalır ve değer yargılarının konusudur. Bu değerlendirmeler değer sistemine ve inanç sistemine göre değişir. Oysa bilim var olanı araştırır. Yani bilimsel metoda uygundur Veri Toplama Teknikleri Veri toplama faaliyeti, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü nün tez yazım kılavuzu (ankara,2009) esas alınarak yürütülmüştür. bu bölümde, verilerin elde edilmesinde kullanılan veri toplama aracının hazırlanma biçimi ve seçilme nedeni, nasıl geliştirildiği veya geliştirilmiş bir araç kullanılması durumunda geçerlik ve güvenirliği irdelenmiştir. Veri toplama aracı geliştirilmiş, geçerlik ve güvenirliği sağlanmıştır. Araştırmada ihtiyaç duyulan K.M. ler Genç Werther in Acıları romanının orijinali Alman kitapevinden temin edilmiştir. Deutscher Taschenbuch Verlag Aynı romana ait ses CD leri ise Alman Kültür Merkezinden temin edilmiştir. Bu romana ait üç adet çevirinin üçü de Ankara kitapevlerinden temin edilmiştir. Ayrıca internet kullanılmış olup, alt problemlerin gerektirdiği verilerden anket, çeşitli performans ve psikolojik testler uygulanmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Araştırma için toplanan verilerden kaynak roman ile üç çevirisi okunmuştur. Kaynak romanı özetleyecek biçimde paragraflar alınarak sırasıyla A.G in çevirisi sonrasında N.Ü. in çevirisi bu çevirinin sonrasında ise D.Y. nın çevirisine yer verilmiştir. Bu çeviri karşılaştırmalarından sonra çeviri yeterliliği ve yorumlara yer verilmiştir. İtirazları sor 77

91 3.4. Verilerin Analizi Tezimiz, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yabancı Diller Anabilim Dalı Almanca Öğretmenliği Bilim Dalı nda, Johann Wolfgang von Goethe nin Genç Werther in Acıları romanının Türkçeye çevirisinin dil öğretimine katkısının analizini yapmaktayız. Ülkemizde bu güne kadar çeviri konusunda, belirli bir bilim dalı oluşturulmamıştır. Sadece şahıslar tarafında yapılan çeviriler vardır. Standartları belirlenmiş bilimsel olarak düzenlenmiş bir çeviri sistemi yoktur. Ülkemizde açılan üniversite sayısındaki artışa bakılırsa çeviri araştırmacıların kişisel gelişimini temin etmek için değil profesyonel insanların uğraş alanı olmalıdır. Cumhuriyet in kuruluşundan bu güne kadar yapılan çevirilerde, aynı bilgilere dayanan ve birbirinden pek az farkı olan çevirmenlerin değişik ifadeleri mevcuttur. Tezimize aldığımız kaynaklar içinden Prof. Dr. Tahsin Aktaş a ait çeviride eşdeğerlilik konusu tüm çeviribilimin bir özeti gibidir. Kültür emperyalizmine uğradığımıza ait çeviri yorumları yapan idealist çevirmenlerimize de teşekkürü bir borç biliyorum. Jochann Wolfgang von Goethe nin Genç Werther in Acıları romanının Türkçeye çevirisinin dil öğretimine katkısının analizini yaparken teorik bölümde verilen çeviri metodu uygulanmış oldu. K.M. olarak: 1. Sırada, K.M. olarak: Johann Wolfgang Goethe Die Leiden des Jungen Werther Deutscher Taschenbuch Verlag 2007 München. Paragraf ve bölümleri. 2. Sırada, H.M. çevirisi olarak: Arif Gelen e ait çevirisi. Paragraf ve bölümleri, analiz ve yorumları. 3. Sırada, H.M. çeviri olarak : Nihat Ülner e ait çeviri. Paragraf ve bölümleri. analiz ve yorumları. 4. Sırada, H.M. çeviri olarak : Dilek Yapıcı ya ait çeviri. Paragraf ve bölümleri. analiz ve yorumları. Sırasıyla yer almaktadır. 78

92 BÖLÜM IV 4. BULGULAR VE YORUM Jochann Wolfgang von Goethe nin hayatı ve eserlerine yer verilmek suretiyle Genç Werther in Acıları romanı hakkında bilgi verilmiştir Johann Wolfgang von Goethe nin Hayatı ( ) Aytaç (1983:134), Goethe, 1749 yılında Franfurt Am Main'da doğmuştur. Babası Johann Kaspar hukuk öğrenimi yapmış, Roma'da, Paris'te bulunmuş ve Frankfurt Şehir Meclisi'nde müşavirlik almıştır. Herhangi bir meslek kaygısından uzak, kendini incelemelere ve zevk aldığı konulara verme imkanı içinde ömrünü sürdürmüştür. Otuzsekiz yaşındayken onyedi yaşındaki Elisabet Textor'la evlenen Johann Kaspar Goethe'nin altı çocuğu olmuşsa da bunlardan yalnız Johann Wolfgang ile onun bir yaş küçük kız kardeşi Cornelia çocukluk çağını aşabilmiş, ötekiler küçük yaşta ölmüştür. Goethe, Dichtung und Wahrheit adlı kitabında babasından sert mizaçlı, titiz, disiplinli bir insan olarak söz eder ve ondan aldığı özelliği şöyle ifade eder: Goethe, Davranışlannda akıl ve mantığa uymayı prensip edinen bir babanın yanında duygulu, hayal gücü zengin, hayat dolu bir annenin varlığıyla akıl ve duygu dengesini tamamlamış görünür. Hayal gücü kadar anlatma kabiliyeti de kuvvetli olan annesinin ona ilk edebiyat zevkini aşıladığını öğreniyoruz. Babasına ve annesine çeken yanları hakkında söylediği şu sözler, Goethe'nin babasından ve annesinden söz ediiirken sık sık anılır: Vom Vater hab' ich die Statur, Des Lebens ertıstes Führen; Vom Mütterchen die Frohnatur Und Lust zu fabulieren. Goethe'nin ilk öğretmenliğini babası üzerine almıştır. 79

93 Yabancı dil öğretimine özellikle önem vermiş, ona Latince, Yunanca, İbranice, Fransızca, ingilizce ve İtalyanca dersleri aldırmıştır.onyaşında Aesop'u, Homeras'u, Vergilius ve Ovidius'u okuyan Goethe, antik kültüre küçük yaşta aşina olmakla kalmamış, aynı, yıllarda Şark dünyasından Binbir Gece Masalları'nı Alman Volksbücher'inden Ewenspiegel, Doktor Faustus, Die schöne Magelone gibi efsaneleri de çocukluk yıllarının kültür hazineleri arasında saymıştır. Johann Kaspar Goethe, çocuklarının dini eğitimine de büyük önem vermiş, onları muntazam olarak kiliseye götürmüş, hergün İncil'den birşeyler okumalarını alışkanlık haline getirmiştir. Sonraları katı Hıristiyan kalıplarından uzaklaşan Goethe, İncil'in yine de onu çok etkileyen bir dünya olduğunu anlatır. Goethe'yi çocukluk yıllarda etkileyen önemli bir olay, Yedi Sene Savaşları'dır. Frankfurt şehri, 1759'da, Avusturya ile birleşen Fransızların işgaline uğramış, bu arada Goethe'lerin evi de Fransız sivil idaresinin komutanı Graf François de Thoranc'a iki buçuk yıl boyunca karargah olmuştur. Küçük Goethe ile dostluk kuran bu Fransız subayı, güzel sanatlara, özellikle resme meraklı olduğundan sanatkar misafirleri eksik olmuyordu. Goethe onun aracılığıyla plastik sanatlara karşı ilgiyi küçük yaşta kazanmıştır. Fransız işgalinin Goethe'nin kültür dünyasına olumlu katkılarından biri de Frankfurt'ta temsiller veren bir Fransız gezici tiyatro trupunun etkisidir. Muntazam olarak izlediği bu oyunlarda daha onbir yaşındayken, Racine'i, Moliere'i tanımıştır. Onaltı yaşında üniversite öğrenimine başlayan Goethe, aslında kendi isteğine kalsa Göttingen' de Klasik Çağ Bilimleri (Altertumswissenschaften) okuyacaktır, ama babası kendisi gibi Leipzig'de hukuk öğrenimi yapmasında ısrar etmiştir. Rokoko ruhuyla dolu bir fuar şehri karakteriyle Leipzig, genç üniversiteliyi çok etkilemiştir. Hukuk dersleri yanısıra Gellert' in takrirlerini dinleyen Goethe, bu derslerde aradığını bulamamış, hayal kırıklığına uğramıştır. Winckelmann ın öğrencisi olan Oeser'den resim dersleri almış, sanatta sadelik ve sükunetin güzellikle eşdeğerli olduğu görüşünü kazanmıştır. Leipzig'in hareketli üniversiteli hayatına ayak uyduran Goethe, yemek yediği bir misafirhanenin genç 80

94 kızı Kätehen Schönkopf'a tutulmuş, ilk şiir denemelerinde onu işlemiştir. (Annette adlı şiir kitabında). Çoban oyunları tarzında yazdığı Die Laune des Verliebten (1768) de bu yılların ürünüdür. Goethe hayatını biçimlendiren yönün, yani onu sevindiren, üzen, etkileyen, kısacası ilgilendiren şeyleri bir imaja, bir şiire dünüştürmek çabasının Leipzig yıllarında kendini gösterdiğini anlatıyor. Bu, onun kendisiyle hesaplaşması ve dış dünya hakkındaki kavramları tesbit etmesini ve ruhça rahatlamasını sağlıyordu. Leipzig' de üç yıllık hareketli öğrencilik hayatı sonunda Goethe, ciddi bir kriz geçirir. Ruh bunalımlanyla birlikte kendini gösteren hastalıklar, yakınlarına onun hayatından şüphe, ettirecek kadar korkunç olmuştur. Baba ocağına dönüp bir buçuk yıl kadar tedavi gören, dinlenen Goethe, annesinin bir yakını olan Susanna Katharina von Klettenberg adında dindar bir kadının gösterdiği ilgiyle mistik ve dini eserlere yönelmiş, içine düştüğü bunalımdan kurtulmayı başarmıştır. Onun dine mistisizme yöneldiği bu sıralarda aynı zamanda tabiatı inceleme konusunda bir eğilim göstermesi ilginçtir yılında yarım kalmış tahsilini tamamlamak üzere baba ocağından ayrılır. Strassburg'da yakın dostlar edinir. Dindar zihniyetli yazar ve hekim olan Jung Stillig, Jacob Michael Reinhoid Lenz ve teolog Franz Christian Lerse ile sık sık bir aradadır. Ama onun hayatında dönüm noktası sayılacak önemde bir dostluk, Herder'le olandır. Herder: onun yalnız rokoko tarzından uzaklaş.. masını sağlamakla kalmamış, o sırada kendisinin ve Hamarm' ın temsil ettiği antirasyonal kültür dünyasıyla ilişki kurmasına sebep olmuştur. Shakespeare, Ossian ve Pindar üzerine dikkatini çekmiş, onda halk edebiyatına karşı ilgi uyandırınıştır. Goethe, Herder'in ona bambaşka bir edebiyatın kapılarını açtığını ve bu anlamda edebiyatın kendisine çok hitap ettiğini söyler. Goethe'nin yöneldiği bu edebiyat ve kültür dünyası, onun Frederike Erion adlı bir rahip kızına duyduğu sevgiyle de, bağdaşır ve onun zengin lirik şiirler yaratmasına kaynak olur. Strassburg yakınlarında Sesenheim'da oturan Frederike, Goethe'nin Strassburg devrinin duygusal hayatını belirlemiştir, Goethe, pek başarılı geçmeyen 81

95 hukuk öğrenimini doktora ile bitirmek istemişse de bu arzusunu gerçekleştirememiş, doktora tezi geri çevrilmiştir. Goethe yılında Frankfurt'a döner. Babasının beklemediği bir şekilde oldukça sönük geçen staj yılları sırasında onun hayat planı, kendine bir burjuva varlığı sağlamak değildi. Frankfurt'daki ilk edebi faaliyeti Ossian' dan tercümeler yapmak ve Shakespeare'in eserleriyle yoğun bir şekilde ilgilenmek olmuştur. Bu uğraşılarının ürünü, 14 Ekim 1771 günü arkadaşlarına hitaben yaptığı Shakespeare" Günü Konuşması'dır (Zum Shakespeare Tag). Yazılı bir şekilde Shakespeare savunması, onu örnek olarak kabul ettiğinin ifadesidir. O güne kadar Alman edebiyatında değeri pek anlaşılmayan Shakespeare ve tarzının övülmesi Alman edebiyatında çığır açıcı olmuştur: Onun eserleri öyle bir gizli nokta çevresinde dönmektedir ki bu, benliğimizin özel yanının, irademizin önceden yönlenmiş özgürlüğününün, geneli zorunlu gidişiyle çarpıştığı noktadır. Shakespeare'le yogun ilgilenişinin tek ürünü bu konuşma değildir. Goethe, hayran olduğu tarzda tiyatro eserleri vermek ister ve hukuk tarihiyle uğraştığı sıralarda dikkatini çeken Götz von Berlichingen otobiografisini değerlendirerek bir dram yazar: Götz von Berlichingen mit der eisernen Hand (1773) Sturm und Drang edebi devrinin başlatılmasına neden olan aynı adlı romanı, aynı adlı şiiri ve aynı adlı tiyatrosuyla nam salmıştır. Düşünceleriyle Avrupa nın sancılı döneminde görüşleriyle hümanistlerin görüşlerine ters düşerken, aynı zamanda akıl çağı diye nitelendirilen o günlerde Fausto yu yeni bir görüşle yazması hasımlarını bile kendine hayran bırakmıştır. Ayrıca Schiller le birlikte klasik dönemin en büyük temsilcisi olmuşlardır. Goethe, Sturm und Drang dönemini Yeni Alman Edebiyatı tarihinden bir alıntıyla özetlemek gerekir. Gürsel Aytaç: (1983:154): Goethe, 1789 Fransız İhtilâli Karşısında Goethe politikada oldukça tutucudur. Fransız ihtilalini hiç de olumlu karşılamamıştır. Adeta tedirgin olmuştur. Savaştan, anarşiden, zora başvurmadan,bölücülükten, ırkçılıktan nefret eden bir insan olarak 1789 Fransız İhtilali nin, dünyanın başına bela olacağını her fırsatta söylemiştir.fransız İhtilalini bir zamanların Luterciliği 82

96 gibi Avrupayı alt üst edeceğinden bunda Dünya insanlarının daha da huzursuz olacağından emin olduğunu söylüyordu.goethe son derece önem verdiği Ruhige Bildung (Sükun İçinde Eğitim) idealini sarsacağından kuşkuya kapılmıştır.endişe içindedir. Çünkü: Goethe ve Shiller in açmış olduğu Sturm und Drang edebi devrine damgasını vuran Goethe nin eserlerinden: Urfaust,Prometeus, Muhammed Gesang eseleri de Hümanistleri endişeye sokmuştur. Goethe doğa karşısında kendini kaptırdığı coşkuyu ve gem vuramadığı duygularını dile getirmek için yeni bir sanatsal arayışa girdi. Önemli yapıtlarından: Wilhelm Meister in Çıraklık Yıllar ını, dostu Schiller in etkisiyle tamamladı. Kendi hayatından Şiir ve gerçek, Gönül Yakınlıkları, Wilhelm Meister in Seyahat Yılları, Doğu-Batı Divanı, Faust, Gönül Yakınlıkları, Genç Werther in Acıları da Goethenin en önemli yapıtlarındandır. Goethe 1832 de Weimar da öldü. Jochann Wolfgag von Goethe nin Eserleri: 1- Götz von Berlichingen mit der eisernen Hand (1773) : 2- Urfaus! ( ): Goethe Strassburg dönüşü Frankfurt'da Götz von Berliehingen'den başka dramlar da planlamış, fakat bunlan fragman şeklinde bırakmıştır: Urfaust, Prometheus, Mahomet gesang, gibi. 3- Die Leiden des Junge Werther (1774) : Tezimizin Kaynak Metni. 4- Clavigo (1774) : 5- Stella. Ein Schauspiel für liebende ( ) 6- Goethe nin gençlik şiirleri 7- Wilhelm Meisters Wander jahre oder die Entsagenden (1829) 8- Goethe nin İtalya seyahati ( ) 9- Iphigenie auf Tauris (1787) 10- Egmont (1788) 11- Tarquato Tasso ( ) Fransız İhtilâli karşısında Goethe 12- Reinike Fuchs ( 1794) 13 - Römische Elegien (1795) 14- Wilhelm Meisters Lehr jahre ( ) 15- Hermann und Dortgea (1797) 83

97 16- Die Naturliche Tochter (1803) 17- Faust ( Der Tragödie erster Teıl 1808) 18- Die Waldvewandschafte (1809) 19- Aus meinem Leben. Dichtung (1und Wahrheit ( ) 20- west- östlicher divan (1819) 21- Nowelle (1828) 4.2. Genç Werther in Acıları Romanı Hakkında Bu araştırmada, klasik Alman edebiyatı, şair ve yazarı ünlü Johann Wolfgang von Goethe nin seçkin eserlerinden Genç Werther in Acıları romanı ele alınmıştır. Bu roman 1774 yılından itibaren sürekli basılıp, okuyucu kitlelerince benimsenmiş, dünya klasikleri arasında yerini almıştır. Türkçe ye çevirisi ise Osmanlı Devleti zamanından beri yapılmıştır, şimdi ise bilinen üç ayrı çevirmen tarafından çevirileri piyasada bulunmaktadır. Goethe 1772 yılında Vetzlar a hukuk stajını tamamlamak için gitti. Burada Bremen Elçilik Sekreteri Kestner le ve onun nişanlısı Charlotte Buffe ile tanıştı. Kısa zamanda Charlotte nin Kenstner in nişanlısı olduğunu daha öğrenmeden ilk bakışta âşık oldu. Sonra onun, arkadaşı Kenstler le nişanlı oiduğunu öğrenince karmaşık duygular içine girdi. Şair ruhunun hayalperestliği ve duygularının gücü, sert hayat gerçekleriyle çarpışmış oldu. Goethe içinde bulunduğu bunalımı sanat düzeyine çıkarmış oldu. Die Leiden des Jungen Werthers romanı bu yaşantının ürünüdür. Aytaç (1983), Monolog mektup tarzında iki bölümlük bir romandır. Konu Goethe'nin özel yaşantısından alır. Onun Kestner'in nişanlısi Charlotte'ye olan aşkı, o günlerin Wetzlar'da heyecan yaratan bir olayı ile birleştirilmiştir. Bu, melankolik bir insan olan elçilik sekreteri Karl Wilhelm Jerusalem'in evli bir,kadına karşı duyduğu mutsuz bir aşk nedeniyle intiharı olayıdır. Eserin edebi dokusunda yer alan bir başka olay da Goethe'nin dostluk kurduğu Maximiliane ile ilişkisinin kıskanç bir erkek olan Brentano tarafından kesinlikle yasaklanmasıdır. Romanda Lotte'nin nişanlısı Albert, Brentano'nun sevimsiz, kaba davranışlarından izler taşır. Keza gerçekte mavi gözlü Charlotte, roman kahramanı Lotte olurken 84

98 Maximiliane'nin kara gözlerini alır. Werther'in intiharı da Jerusalem'in sonuyla aynıdır ve Kestner'in bu intihar olayı hakkında verdiği rapora dayanır. Werther'in konusu, son derece duygulu bir gencin, arkadaşının nişanlısına karşı duyduğu mutsuz aşktır. Sanâtkar ruhlu bir insanın gerçek hayat karşısındaki yenilgisini ele alışı nedeniyle roman aynı zamanda bir sanat romanı (Künstler ' Roman)'dır. Buıjuva hayat düzenine karşı başkaldırışlar, tabiat konusunda panteist göıüşler,insanın ruh haliyle bağıntısı içinde tabiat tasvirleri, Homeros'dan, Ossian'dan esinlenmeler, Rousseau tarzı tabiata çağrılar, Richardson'u hatırlatan duygululuk üslûbu eserin kültür tarihi içindeki etkilenmelerini yansıtmaktadır. Üslup tipik Sturın und Drang üslubudur. Werther Goethe ye bir çırpıda dünya çapında ün sağlamıştır. Eser çeşitli dillere çevrilmiş, gençlerde Werther kıyafeti moda olmuş, Werther tipi intiharlar görülmüştür; kısacası roman devrin gençlerini etkilemekte kalmamış, onlann ruhsal bunalımlarına tercüman olduğu için bütün dünyada ilgi görmüştür. Çevirmenlerin roman hakkındaki görüşleri: Johann Wolfgang von Goethe nin te yazmış olduğu Genç Werther in Acıları romanı o günün düşüncelerini, hislerini ve acılarını günümüze iletmektedir. Geçmişin kara günlerinin tekrarlanmaması için bu günümüz gençliğine ışık tutması umuduyla çevirmen yazarlarımızın bu roman hakkındaki görüşlerine bakalım: 1. Arif Gelen Goethenin dünya çapındaki ünü büyük ölçüde iki yapıtına dayanır: Gezgin bir hokkabazın öyküsünü anlatan Faust ve kendi gençlik aşkının etkisi altında kaleme aldığı Genç Werther in Acıları bu ufak roman, zamanında o kadar derin bir etki yaratmıştır ki; bir çok genç bu romanı okuduktan sonra kendini öldürmüştür. Bu gün çok şükür Werther yüzünden kendini öldürene rastlanmıyor. Ama bu romantik öyküyü zevkle ilgiyle okuyanların sayısı hiç de azalmıyor 85

99 2. Nihat Ülner Johann Wolfgang von Goethe, Alman edebiyatının coşkunluk akımı Sturm und Drang ın, ayrıca Schiller le birlikte klasik dönemin en büyük temsilcisidir. Yarım kalan hukuk eğitimini tamamlamak üzere Strazburg da geçirdiği bir buçuk yıl içindeki yazdığı eser, Die Leiden des Junge Werther romanıdır. Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen roman kahramanı bu büyüleyici mektup-romandaki şiirselliği ve tutkulu bakışıyla okurları mıknatıs gibi kendine çekmişti. Almanya da dönemin gençliğini etkisi altına alan romanın birçok kişinin intihar etmesine yol açtığı, Werther in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin o yıllarda moda olduğu, Napolyon un da bu kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir. Goethe nin gerçek edebiyatçı kişiliğini bulmasını sağladı. Genç Werther in Acıları, Goethe nin Sturm und Drang dönemini yansıtır; bu dönemde Goethe doğa karşısında kendini kaptırdığı coşkuyu ve gem vuramadığı duygularını dile getirmek için yeni bir sanatsal arayışa girdi. Önemli yapıtlarından Wilhelm Meister in çıraklık yıllarını, dostu Schillerin etkisiyle tamamladı. Kendi hayatımdan şiir ve gerçek, Gönül Yakınlıkları, Doğu Batı Divanı ve Faust, Goethe nin genç dönem yapıtlarıdır. 3. Dilek Yapıcı Duygulu genç Werther, nişanlı bir kıza âşık olunca, genç bir âşığın bütün bunalımlarını yaşayacaktır. Goethe nin kendi yaşadığı bir gençlik aşkını sembolleştirerek anlattığı bir dramdan, âşık bir gencin, bütün umutsuzluklarını, çaresizliklerini, taşkınlıklarını derinlemesine aktarır bize te yayınlanıp hemen ünlenen bu kitap Goethe nin başyapıtlarından biridir. Başka Yazarlar Açısından Genç Werther in Acıları Romanı Genç Werther in Acıları romanı hakkında yerli veya yabancı yazarların birçok görüşleri vardır. Türkçeye çeviriler yapmış olan Nilüfer Kuruyazıcı ve Celal Öner in görüşleri de şöyle: 86

100 a - Nilüfer Kuruyazıcı Goethe nin Ünlü romanı Genç Werther in Acıları nın bir kez daha yayınlanarak Türk okurlarına sunulması, XVIII. yüzyılda yazılmış bir romanın günümüzde hâlâ ilgi gördüğünün önemli bir göstergesi. Goethe nin 1774 te üç ay gibi kısa bir zamanda kaleme aldığı roman. Alman Edebiyatı nda çığır açmakla kalmamış. Werther ateşi tüm dünyayı kaplamış ve Goethe nin, Werther in yazarı olarak tanınmasına yol açmıştı.( ) Werther in, roman biçimi açısından XVIII. yüzyıl Alman Edebiyatı içinde taşıdığı önem, ilk mektup roman olmasından kaynaklanıyor. Werther in Wilhelm adındaki hayali bir arkadaşa yazdığı günlük biçimindeki mektuplardan oluşan roman. Türünün gereği, yazarının iç dünyasını dışa vurmasına, tüm düşünce ve acılarını doğrudan dile getirmesine yardımcı olan bir özelliğe sahip. İşte romanın okurlar üzerinde yarattığı beklenmeyen etki, o güne dek kati akılcı bir dönemden geçen Alman edebiyatında, duyguların birdenbire bu denli içtenlikle ön plana çıkmasından kaynaklanıyor b - Celal Öner Felsefe, bilim, sanat ve şiir gibi konularda sayısı yüz elliyi aşan yapıta imza atmış olan Goethe, yalnızca Almanya nın değil, tüm Avrupa nın en önemli dehaları arasında sayılır. Goethe nin en güzel romanı olan Genç Werther in Acıları, kendisinin yaşadığı bir aşkın esiniyle kaleme alınmış, yayınlandığı 1774 yılından beri de, kuşaktan kuşağa aktarılarak ölümsüz bir aşk romanı haline gelmiştir. Yayınevimizin eksiksiz bir çeviriyle sunduğu bu yapıtta kendi duygularınızdan da bir şeyler bulacaksınız Örnek metinler : Tezimizin bundan sonraki bölümünde Almanca dan Türkçe ye yapılan üç ayrı çevirinin karşılaştırılması ve çeviri tekniğine göre analizleri yapılmıştır. Tezimiz Johann Wolfgang von Goethe nin gençlik yıllarına denk gelen ve Alman Edebiyatına ilk mektup romanını katması ile gençliğin ortak ızdırabına tercüman olması önemlidir. 87

101 Eserin üç ayrı çevirisi karşılaştırılacak ve irdelenecektir. Bu irdelemeyi yapabilmek için kaynak metnin estetik, sanat, aşk ve yeni bir doğa yaşantısının yansıması olarak tanınan bu bölümlerinden tipik bazı örnekler verilecektir. Bunun ardından üç ayrı çevirinin de örnekleri peş peşe verilecek ve de değerlendirilecektir. Çeviriler biçimsel ve içeriksel açıdan karşılaştırılacaktır, çeviri anlayışı ve eşdeğerlik bakış açısı incelenecektir. Yapılan özgün yorumlarla, çeviri alanı ile ilgili literatür araştırılarak elde edilen bulgularla yapılan iş pekiştirilmeye çalışılacaktır. Her bir çeviri örneğinin niteliği, kalitesi, çevirmenin başvurduğu yöntemi neden seçtiği belirtilecektir. Daha sonra sunulan çeviri metninin kaynak dil odaklı mı yoksa hedef dil odaklı mı çevrildiği irdelenecektir. Çevirmenin kullandığı yöntem örneklerle açıklanmaya çalışılırken, çeviri süresinde yapılan doğru ya da yanlış aktarmalar çözümleri ile birlikte araştırmanın gerekli yerinde okura sunulacaktır. Bu çözümler ve örneklerden yola çıkarak çeviri metinlerinin üçü de değerlendirilmiş olacaktır. Çevirilerin hedef dil ve kaynak dil metni arasında eşdeğerlik kurmak için kullandığı kelime ve kelime gurupları düzeyinde eşdeğerlilik, eşlemeler ve eklemeler çıkartmalar, kısaltmalar, değiş ve anlam kaydırma dil ve kültür farklılığından kaynaklanan ve çeviride problem yaratan yapılara dikkat edilecektir. K.M. Genç Werther in Acıları Romanının, içerik kısımlarının Almancası aşağıdaki gibidir. Üç ayrı çevirinin de çevrilmiş şekilleri birlikte incelenmek üzere aşağıdadır Örnek Metin-I (Erstes Buch s.7) Am 4. Mai 1771 Wie froh bin ich, daβ ich weg bin! Bester freund, was ist des Herz des Menschen! Dich zu verlassen, den ich so liebe, von dem ich unzertrennlich war, und froh zu sein! Ich weiβ, du verzeihst mir s. Waren nicht meine übrigen verbindungen recht ausgesucht vom Schicksal, um ein Herz wie das meine zu ängstigen? Die arme Leonore! Und doch war ich unschuldig. Konnt ich dafür, daβ, während die eigensinnigen 88

102 Reize ihrer Schwester mir eine angenehme Unterhaltung verschafften, daβ eine Leidensschaft in dem armen Herzen sich bildete? Und doch - bin ich ganz unschuldig? Hab ich nicht empfindungen genert? Hab ich mich nicht an den ganz wahren ausdrucken der Natur, die uns so lachen machten, so wenig lächerlich sie waren selbst ergetzt? Hab ich nicht O was ist der Mensch, daβ er über sich klagen darf! Ich will, lieber Freund, ich verspreche dir s, ich will mich bessern, will nicht mehr ein biβchen Übel, das uns das Schicksal vorlegt, wiederkauen, wie ich s immer getan habe; ich will das Gegenwartge geniessen, das vergangene soll mir ver gangen sein. Gewiss, du hast recht, Bester der schmerzen waren minder unter den Menschen, wenn sie nicht Gott weiss, warum sie so gemacht sind! mit so viel Emsigkeit der einbildungskraft sich bescheftigten, eher als eine gleichgültige Gegenwart zu ertragen. Du bis so gut, meiner Mutter zu sagen, dass ich ihre geschaft bestens betreiben und ihre erstens Nachricht davon geben werde. İch habe meine Tante gesprochen und bei weitem das Böse Weib nicht gefunden, das man bei unsa us ihre macht. Sie ist ein muntere, heftige Frau von dem besten Herzen. Ich erklere ihe meiner Mutter Beschwerden über den zrück gehaltenen Erschaftenteil; sie sagte mir ihre Gründe, Ursachen und die bedingungen, unter welchen sie bereit ware, alles herauszugeben und mehr als wir verlangten Kurz ich mag jetzt nichts davon schreben, age meiner Mutter, es ware alles gut gehen. Und ich habe mein lieber, wieder bei diesem kleinen gascheft gefunden, dass missverstyandnisse und Tragheit viellicht mehr Irrungen in der Welt machen als List und Bosheit. Wenigstens sind die beiden letzteren gewiss seltener. Übrigens befinde ich mich hier gar wohl. Die Einsamkeit ist meinem Herzen köstlicher Balsam in dieser paradiesischen Gegend, und diese Jahrszeit der Jugend wärmt mit aller Fülle men oft schauderndes Herz. Jeder Baum, jeder Hecke ist ein strauβ von Blüten, und man möchte zum Maienkäfer werden, um in dem Meer von Wohlgerüchen herumschweben und alle seine nahrung darin finden zu können. 89

103 Die Stadt selbst ist unangenehm, dagegen rings umher eine unaussprachliche schönhiet der Natur. Das bewog den verstorbenen Grafen von M.., einen Garten auf einem der Hügel anzulegen, die mit der schönsten Mannigfaltigkit sch kreuzen und die liblichsten Taler bilden. Der Garten ist einfach, und man fühlt gleich bei dem Eintritte, dass nicht ein wissenschaftlicher Gartener, sondern einfühlendes Herz den Plan gezeihnet, das seiner sebst hier geniessen wollte. Schon manche Träne hab ich dem Abgeschdenen in dem verfallenen Kabinettchen geweint, das lieblingsplatchen war und auch meines ist. Bald werde ich her vom Garten sein; der Gertner ist mr zu getan, nur sit den paar tagen, und er wird sichnicht übel dabei befinden. ARİF GELELEN : Birinci kitap- (s.7) 4 Mayıs 1771 AYRILDIĞIMA BİLSEN NE SEVİNİYORUM! İnsan kalbi neymiş meğer aziz dostum. Seni öylesine sever, senden hiç ayrılamazken, ayrıldığıma nasıl da seviniyorum, Bilmem. Beni affedeceksin, biliyorum. Kader benim bütün öbür dostlarımı, şu kalbimi yaralamak için karşıma çıkarmadı mı? Zavallı Leonore! Ama benim bu işte suçum yok. Kardeşinin cilveleri gönlümü eğlendirirken, ötede onun bana tutulmasını önleyebilir miydim? Ama hiç de suçum yok mu acaba? Onun duygularını ben beslemedim mi? Aslında pek gülünç olmadığı halde, çok zaman bizi güldüren o saf duygularını ifade ediş tarzından hoşlanmadım mı? Ama nasıl oluyor da, insan kendinden şikâyet edebiliyor? Sana söz veriyorum, sevgili dostum, artık yola geleceğim. Eskisi gibi, kaderin önümüze çıkardığı acıları sonuna kadar çekip durmayacağım. Günümü gün etmeye bakacağım. Geçmişi unutacağım. Şüphesiz sen haklısın dostum. İnsan - neden böyledirler bilinmez durmadan geçmiş acıları hatırlamaya çalışacak yerde halden hoşnut olsalar, daha az acı çekerlerdi. Ne olur anneme söyle işlerini yoluna koyacağım ve en yakın zamanda ona haber göndereceğim. Teyzemle konuştum. Her şeyden önce, evde söylediği gibi hiç de fena bir kadın olmadığını gördüm. Çok iyi kalpli, şen ve zorlu bir kadın. Miras payı konusunda annemin şikâyetlerini ona anlattım. O da bana kendi görüşünü ve geri kalanı hangi şartlar 90

104 altında verebileceğini açıkladı. İstediğimizden fazlasını bile verecek. Kısacası şimdi bundan fazlasını yazmak istemiyorum. Anneme her şeyin düzeleceğini söyle. Bu küçük iş dolayısıyla, anlaşmazlıkların ve gevşekliğin dünyada belki de hile ve şeytanlıktan daha fazla yanılmaya sebep olduğunu anladım, dostum. Hiç olmazsa bu son ikisine daha seyrek rastlanıyor. Beni sorarsan, iyiyim. Bu cennet gibi güzel yerlerde. Yalnızlık benim için bulunmaz bir şifa kaynağı oluyor. Her şeye canlılık veren baharın türlü güzellikleri ürkek kalbimi coşturuyor. Her ağaç, her çalılık bir çiçek demeti. Bu güzellik denizinde yüzmek, ondan olabildiğine beslenmek için insanın kelebek olacağı geliyor. Şehrin kendisi hoş değil amma, etrafını eşsiz bir tabiat güzelliği çevirmiş. Bu yüzden Kont von M, türlü şekillerde yan yana sıralanarak aralarında güzel vadiler meydana getiren tepelerin birinde sağlığında bir bahçe yaptırmş. Pek gösterişli bir bahçe değil. İçeri girer girmez, bahçe planlanışta bir bahçenin değil, oranın tadını çıkarmak isteyen duygulu bir insanın çizdiği anlaşılıyor. Yıkılan odasında Kont u düşünerek bir çok kere de ağladım. Vaktiyle onun hoşlandığı bu yer, şimdi de benim en sevdiğim yer oldu. Yakında bahçe benim olacak. Birkaç günden beri bahçıvan bana dostça davranıyor. Bu dostluktan hoşlanacak da. NİHAT ÜLGEN: Birinci bölüm- (s.19) 4 Mayıs 1771 İyi ki orada değildim! Sevgili dostum, insanın yüreği ne anlaşılmaz! Senin gibi sevdiğim, hiç kopamaz olduğum bir insandan ayrılıyorum ve üstelik buna seviniyorum. Ama beni bağışlayacağını biliyorum. Oradaki bütün diğer ilişkilerim, sanki yazgım tarafından benimki türünden bir yüreği kaygılandırmak için özellikle seçilmiş gibi değl miydi? Zavallı Leonore! Ama yine de suçsuzdum. Kız kardeşinin şımarıkça çekiciliği benim için hoş bir eğlence anlamına gelirken, onun zavallı yüreğine bir tutkunun yerleşmesi benim suçum değildi herhalde. Ama yıne de tümüyle suçsuz muyum acaba? Onun duygularını beslemedim mi ben? Kızın yüreğinden gelen hiç gülünç olmamasına 91

105 rağmen hep güldüğümüz o tümüyle içten dışavurumlarından aslında zevk almıyor muydum? Ben değil miydim? Kendinden yakınabilen insan ne anlaşılamazdır! Sevgili dostum, düzeleceğime söz veriyorum; her zamam yaptığım gibi yazgının önümüze çıkardığı her küçük kaderi artık eveleyip gevelemiyeceğim ve geçmiş benim için geçmişte kalacak. Kuşkusuz haklısın arkadaşım; eğer insanlar niçin böyle yaratılmış olduklarını Tanrı bilir imgelemeyle geçmişteki kederin anılarını çağrıştırmak uğruna bu denli çaba gösterecekleri yerde kayıtsız bir şimdi ye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu. Anneme, işlerini en iyi şekilde takip edeceğimi ve en kısa zamanda ona bu konuyu haber vereceğimi iletmeni rica ediyorum. Teyzemle konuştum ve anlattıkları o kötü niyetli kadınla karşılaşmadım. Teyzem hareketli tez canlı ve iyi yürekli bir insan. Ona alıkonulmuş miras payıyla ilgili şikâyetlerimizi aktardım; o da bana kendi düşüncelerini, nedenlerini, hatta istediğimizden fazlasını verebilmek için gereken koşulları açıkladı. Kısacası anneme her şeyin yolunda gideceğini bildir, şu anda bu konuda daha fazla yazmak istemiyorum. Ancak bu küçük sorunu çözerken, sevgili dostum, dünyadaki karışıklıklara yol açan şeyin, kurnazlık ve kötü niyetten öte, bekli de yanlış anlamalar atalet olduğunu bir kez daha saptadım. En azından ilk ikisine daha az raslanıyor. Bu arada belirtmeliyim ki, burada kendimi oldukça iyi hissediyorum. Yalınızlık, cenneti andıran bu çevrede benim kolayca ürperen yüreğim için tatlı bir deva, gençlik mevsimi yüreğimi bütün bereketiyle ısıtıyor. Her ağaç, her fundalık birer çiçek demeti adeta; İnsan bu misk kokulu denizde yüzüp bütün besinini ondan sağlayabilmek için bir mayısböceği olmak istiyor. Kentin içi bir beğeni uyandıracak nitelikte değil, ama çevrede anlatılmaz bir doğa güzelliği var. Bundan ötürü artık hayatta olmayan Kont M., her biri değişik güzellikle dalgalanan ve aralarında boş vadiler meydana getiren bu tepelerin birinde kendi bahçesini yaptırmaya karar vermiş. Bahçe oldukça yalın; daha ilk bakışta buranın planını bilgili bir bahçıvanın değil de, duyarlı bir yüreğin kendi keyfi için çizdiği hissediliyor. Merhumun en çok sevdiği yer şimdi yıkık duran küçük kulübeymiş; en çok sevdiğim bu yerde Kont un 92

106 arkasından kaç kez gözyaşı döktüm. Yakında bahçenin efendisi ben olacağım; bahçıvan, bu kısa süre içinde bana ısındı, benim varlığımdan da ona bir zarar gelecek değil elbette. DİLEK YAPICI : Birinci bölüm (s.5) 4 Mayıs 1771 Buraya gelmekle çok iyi ettim. Ah, dostum! İnsan yüreği çok anlaşılmazdır! Seni böyle severken, hep senin yanındayken Senden ayrılayım da yine sevineyim? Olacak şey mi? Ama beni sevdiğini, bu durumu anlayışla karşılayacağından eminim. Başkalarıyla tanışmalarımdan söz edersek: Bunlar sürekli, benim bu alabildiğine hassas yüreğimi yaralamak için, özellikle karşıma çıkmış gibi değil miydiler? Zavllı Leonar! Fakat yine de benim bunda suçum yoktu! Bunun böyle olacağını nasıl bilebilirdim?.. Ben bir yanda onun ablasıyla o nazlı, o çekici ablasıyla hoşça vakit geçirirken, diğer taraftan onun bana sevdalanacağını düşünebilir miydim? Kuşkusuz hayır. Fakat acaba ben bu konuda çok masum sayılabilir miyim? Onun duygularnı farkında olarak ben beslemedim mi? Gerçekte hiç komik olmadığı halde kaç kez bizi güldüren o katıksız heyecanları her seferinde benim hoşuma gitmez miydi? Ben değil miydimki Oh bu insanlar hangi cesaretle hallerinden yine yakınırlar? Sevgili dostum sana söz: artık kendime çekidüzen vereceğim. Artık eskisi gibi, yaşamın kederlerini her zerresine varıncaya dek tatmak istemiyorum. Bundan sonra hayatımdan yararlanacağım. Geçmiş günler benim için anılara karışmış olacak. Evet dostum gerçekten haklısın eğer insanlar zihinlerinde hep geçmiş acıları canlandırmasalar (fakat yine böyledirler, Tanrı bilir), evet hallerinden memnun olacaklarına, geçmişin hesabına sürekli sıkıntılarını tazelemeseler kuşkusuz şimdiki gibi acı duymazlardı. Ben burada çok iyiyim. Bu tenha yerin dinginliği hasta ruhuma derman oluyor. Her şeye taze soluk veren yeni mevsimin hoş ılıklığı içimdeki ürpermeleri yok ediyor. Her ağaç her çit bir demet çiçektir. Bu renk ve koku denizinde kulaç atıp beslenmek için insan kelebek olmak istiyor. 93

107 Şehrin merkezi güzel değil. Fakat çevresinin güzelliğine diyecek yok. Bunun için Baron M sağlığında bir tepenin üzerine bir bahçe yaptırmış. Tepeler çeşit çeşit değişikliklerle ardı ardına gelir araları sisli vadilerle insanın gözünü ve gönlünü açar. Bahçede hiç ihtişam belirtisi yok. Daha adım attığında bunun görgülü bir bahçıvanın elinden çıkma olmadığı, salt duygulu birinin bu planı kendi gönlünce çizdiği anlaşılır. Harabe bir gölgeliğin altında kaç kez Baron u düşünerek ağladım. Bir zamanlar onun epeyce sevdiği bu yer şimdi benim de en çok sevdiğim yer oldu. Werther in 1771 Tarihli Mektup Romanı Üzerine Kritik Am 4 Mai 1771 K.M. yazarı Johann Wolfgang von Goethe çeviri konusunda usta, uzman şair ve yazarlardan biri olduğu gibi, Alman Edebiyatının öncülerindendir. Goethe, K.D de Wie froh bin ich, daβ ich weg bin! Bester freund, was ist des Herz des Meschen! Dich zu verlassen, den ich so liebe, von dem ich unzertrennlich war, und froh zu sein! Ich weiβ, du verzeihst mir s. Yazar, hayret belirterek başlamaktadır ve okuyucusunun dikkatini çekmektedir. Almanca herhangi bir cümle olarak düşünülür ise, bu tümce gramer bakımıyla bir daβ cümlesidir. Türkçedeki, ki li cümleleri karşılar. Çevirisi, her üç ayrı çevirmen tarafından şöyle çevrilmiştir: Arif Gelen çevirisinde: Ayrıldığıma bilsen ne seviniyorum! İnsan kalbi neymiş meğer aziz dostum. Seni öylesine sever, senden hiç ayrılamazken, ayrıldığıma nasıl da seviniyorum, Bilmem. Beni affedeceksin, biliyorum. diye çevirdiği hedef dilde okuyucusuna merak uyandıracak şekilde hitap etmektedir. Romanın başında, önceki çevrisinden ve sevgili arkadaşından istemeyerek ayrıldığını ve ayrılmaya mecbur olduğunu ima etmektedir. Eseri edebi tarzda çevirmiştir. Nihat Ülner çevirisinde: İyi ki orada değildim! Sevgili dostum, insanın yüreği ne anlaşılmaz! Senin gibi sevdiğim, hiç kopamaz olduğum bir insandan ayrılıyorum ve 94

108 üstelik buna seviniyorum. Ama beni bağışlayacağını biliyorum. diye çevirdiği hedef dilde okuyucusuna hayret duyar tarzda şekilde hitap etmektedir. Hedef dilde okuyucunun dikkatini ayrılışı üzerine çekmektedir. Ayrılışının nedenini, niçinini belirtmediği halde bir gizli anlam olduğu kapalı bir anlamla belirtilmiştir. Dilek Yapıcı çevirisinde: Buraya gelmekle çok iyi ettim. Ah, dostum! İnsan yüreği çok anlaşılmazdır! Seni böyle severken, hep senin yanındayken Senden ayrılayım da yine sevineyim? Olacak şey mi? Ama beni sevdiğini, bu durumu anlayışla karşılayacağından eminim. diye çevirdiği hedef dilde okuyucusuna hayret duyuyormuş tarzda hitap etmekle dikkati çekiyor. Ancak Dilek Yapıcı bu başlangıç cümlelerini ayrı bir paragrafta belirgin olarak anlatmakla, bu ayrılığın bir mecburiyetten geldiğini ve eski çevresinden ayrılması gerektiğini Arif Gelen ve Nihat Ülnere göre daha açıklayıcı olarak belirtmiştir. Aktaş (1996:206) eşdeğerliğin önemini şu cümlelerle ifade etmiştir. Kaynak dil metnin bütünü göz önünde bulundurularak, içerik, üslûp ve iletişimdeki kullanım yönünden iki dil arasında eşdeğerliğin sağlanması, çeviri eylemi gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan bir tanesidir. Üç çevirmenin çevirileri eşdeğerliliklerini muhafaza etmiştir. Fakat çeviride önemli bir özellik gözden kaçmaktadır. K.M. de başlangıç cümlelerinde Werther in ayrılma nedeni kapalı Dilek Yapıcı da mevcuttur. Yazar hakkında daha fazla bilgisinin olduğunu göstermiştir. Aktaş ın (1996): Çevirmen kaynak kültür ve hedef kültürü iyi bilmelidir. düşüncesinin önemi burada net olarak görülmektedir. Goethe : K.M de bu cümlede herhangi bir deyim kullanılmamış, normal bir söyleyiş seyri şeklinde, konuşma tarzında yazmıştır. Sevgili arkadaşım, sana söz veriyorum, kendimi düzelteceğim, birazcık daha kötü olmak istemiyorum, Ich will, lieber Freund, ich verspreche dir s, ich will mich bessern, will nicht mehr ein biβchen Übel, 95

109 Arif Gelen: Romandaki bu cümleyi deyimlerle anlatmıştır. sevgili dostum artık yola geleceğim. Eskisi gibi, kaderin önümüze çıkardığı acıları sonuna kadar çekip durmayacağım. Okuyucuya daha cazip edebi bir motif sunmuştur. Yola gelmek : Bu kelime grubunun hem normal anlamı, hem de deyim anlamı vardır. Bunların K.D.de karşılığı bulunmaz. Etimolojik kelime anlamına gelince: Arabaya koşulan tosunlar alışmadan evvel yoldan çıkar, arabayı devirir ve ürkerler. Sonra sahibi onları eğiterek alıştırınca onlar da arabayı yoldan çıkarmazlar, yolda uslu giderler ve yola gelmiş olurlar. Werther burada genç olduğunu ve uslanacağını cahilliğinin bağışlanabilir olduğunu anlatıyor. İkinci anlam ise; deyim anlamı Yola gelmek : Hatasını anlayıp iyiye güzele doğruya yönelmek. tir. Deyimler: Aktaş (1996), Yan anlam düzeyinde eşdeğerlilik kullanmıştır. En güç çevirinin deyim aktarması olduğunu söylüyor ve her kültürün deyimleri ayrı olduğundan çevirisinin zor olduğunu söylüyor. Çünkü deyimler, her milletin kendi kültür tarihi içinde, uzun süreçler sonunda kullanılarak bütün insanların duyup benimsedikten sonra yeri geldikçe sözde ve yazıda kullandığı anlamlı sözlerdir. Kaderin önümüze çıkardığı acıları çekip durmak : İnsanın elinde olmadan yaptığı ve engel olamadığı yanlışları bile yapmamaya çalışmak anlamındadır. Nihat Ülner : Bu cümleyi şu güzel ifadeyle anlatmıştır: Sevgili dostum, düzeleceğime söz veriyorum; her zaman yaptığım gibi yazgının önümüze çıkardığı her küçük kaderi artık eveleyip gevelemeyeceğim. Böylece düzeleceğini ve elinde olmayarak yaptığı hataları tekrar etmeyeceğini dile getirmektedir. Çevirmen ifadeyi Düzelmek kelimesinin deyim anlamıyla çevirmiştir. Durumunu daha iyi yaşantıya çevirmek. Kaderi eveleyip gevelemek deyimi ise, Yaşamını olumsuz kılmak anlamındadır. K.M. de ve Nihat Ülgen in çevirisinde kader kavramı yerinde kullanılamamıştır. Bunun nedeni ise: Gerek Alman ve gerekse Türk toplumunda kader kelimesi yanlış kullanılmaktadır. Alm. schicksal Türk. kader kelimesini açıklayalım: 96

110 Allah insanı yarattı, ona bir kader çizdi. İnsan yaşamında bunu değiştiremez. Çünkü: insana verilmiş özelliğin adına kader denir. İnsan doğar, büyür, ölür. Kader, insanın kendinin elinde olmayan yaradılış özelliğidir. İnsanın kendi iradesiyle gerçekleştirebildiği değişikliklere, kaza denir. Trafik kazası yapmak kaza, bu kazada ölmek ise, kaderin gereğidir. Werther hâl ve hareketini düzelteceğine söz veriyor. K.D de kader yerine; hayatıma yön vereceğim şeklinde ifade etmeliydi. Toplumda yanlış kullanılan bir kavram, çeviri hatasıyla daha da benimsetilmiş oluyor. Dolaylı biçimde dil erozyonu gerçekleşiyor. Dilek Yapıcı: Aynı cümleyi şöyle çevirmiş ve küçük hatalarla huzurunu bozmak istemediği şeklinde anlatmaya çalışmıştır: Sevgili dostum sana söz: artık kendime çekidüzen vereceğim. Artık eskisi gibi yaşamın kederlerini her zerresine varıncaya dek tatmak istemiyorum. Her üç çevirmen de; Nedeni bilinen bir olayın, meydana gelişini gerçek sebeplerin dışında güzel bir olaya bağlamak olan, hüsnü talil sanatını kullanmışlardır. Goethe, Aynı mektubunda: Jeder Baum, Jeder Hecke ist ein strauβ von Blüten, und man möchte zum Maienkäfer werden, um in dem Meer von Wohlgerüchen herumschweben und alle seine nahrung darin finden zu können. Arif Gelen, bu benzetme cümlesini şöyle çevirmiştir. Her ağaç, her çalılık bir çiçek demeti. Bu güzellik denizinde yüzmek, ondan olabildiğine beslenmek için insanın kelebek olacağı geliyor. Çalılıkları çiçek demetine benzeterek teşbih (benzetme) söz sanatıyla süslemiştir. Kaynak metinde benzetilen böceği kelebeğe benzeterek yeterliliği tamamlamıştır. Nihat Ülner bu benzetme cümlesini bu şekil çevirmemiştir, böcek benzetmesini, mayıs böceği olarak almıştır. Her ağaç, her fundalık birer çiçek demeti adeta; İnsan bu misk kokulu denizde yüzüp bütün besinini ondan sağlayabilmek için bir mayısböceği olmak istiyor. 97

111 Dilek Yapıcı: Benzetme cümlesini Her ağaç her çit bir demet çiçektir. Bu renk ve koku denizinde kulaç atıp beslenmek için insan kelebek olmak istiyor. şeklinde çevirerek böcek benzetmesini kelebek olarak almıştır. Örnek metinlere ait bu üç çeviri de edebi çeviri tarzıyla gerçekleştirilmiştir. İnterpreten dil içi çeviridir Aktaş (1996). Bu nedenle günlük konuşmayı içerdiği için atasözü, deyim ve kavramlar varsa da az kullanılmış durumdadır. Çevirmenlerin her birinde belirgin olarak, okuyucuya hoş gelebilecek cümle yapıları hatta- paragrafa varan uzun cümleler hâlinde bulunan Almanca cümleler gibi uzun ve edebi çeviri gerçekleştirdikleri görülmektedir. Kelime kelime veya cümle cümle çeviri yapılmasına meydan vermeyen iki husus vardır: a) Dil yapısı bakımından: Almanca, Hint Avrupa dil ailesinin Germen dil gurubuna bağlıdır. Türkçe ise; Ural Altay dil gurubuna bağlıdır. Bu dil grupları yapı bakımından birbirinden tamamen farklıdır. Dolayısıyla bu dillerden birbirine kelime kelime veya cümle cümle çeviri yapılması mümkün değildir. b) İncelediğimiz çeviriler, çeşit olarak interpreten çeviri, yani dil içi çeviridir. Çünkü çevirmenler kaynak dildeki metni kelime kelime veya cümle cümle değil, Türk dilinin anlatım özelliklerine uyarlayarak çevirmişlerdir. Çevirilerdeki cümleler, kaynak dildekinden daha uzun olabiliyor. Romandaki kullanılış durumu göz önüne alınır ise, Genç Werther in Acıları romanı edebiyat içerisinde bir mektup roman olarak yazılmıştır. Üç ayrı çevirmen de, bu şekle bağlı kalarak çevirilerini edebi çeviri olarak gerçekleştirmişlerdir. Edebi eserlerin çevirisinde çevirmene düşen sorumluluk fazladır. Kurumsal çevirmenlik söz konusu olmadığı için, çeviri sorumluluğu çevirmenin vicdani sorumluluğuna, daha sonra da becerisine kalmıştır. Romanın baskıları ve çeviri çeşitlerinin fazlalığı, okuyucunun çevirilerden memnuniyetini göstermektedir. Bu örnekte de kaynak dil metninin sözdizimsel ve biçimsel özellikleri dikkate alınarak benzer bir estetik etki oluşturmaya dayalı eşdeğerlik olan biçimsel eşdeğerliliği 98

112 dikkate alınarak çeviriler yapıldığı gözlenmektedir. Bilhassa, bir çevirmenin en önemli görevlerinden biri Aktaş ın da, Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış (1996:94) kitabında, kaynak dildeki bir mesajı anlam, işlev, üslûp, iletişim ve kültürel bakımdan hedef dilde en doğal biçimde yansıtması gerektiğini belirtmiştir Örnek Metin-II (s.9) Am 10. Mai Eine wunderbare Heiterkeit hat meine ganze Seele eingenomen, gleich den süβen Frühlingsmorgen, die ich mit ganzem Herzen genieβe. Ich bin allein und freue mich meines Lebens in diesen Gegend, (...) Wenn das liebe Tal um mich dampft, und die hoche Sonne an der Oberfläche der undurchdringlichen Finternis meines Weldes ruht, und nur eizelne Strahlen sich in das innere Heiligtum stehlen, ich dann im hohen Grase am fallenden Bache liege, und näher an der Erde Tausend manningfaltige Gäschen mir mertwürdig werden; Wenn ich das Wimmeln der Kleinen Welt zwischen Halmen, die unzähligen, unergündlichen Gestalten der Würmschen, der Mückchen näher an meinem Herzen fühle, und fühle die Gegenwart des Allmächtigen, der uns nach seinem Bilde schuf, das Wehen des Alliebenden, der uns in ewiger Wonne schwebend trägt und erhält; Mein Feund! Wenn s dann um meine Augen dämmert, und die Welt um mich her und der Himmel ganz in meiner Seele ruhn wie die Gestalt einer Geliebten- dann sehne ich mich oft und denke: Ach könntest du das wieder ausdrücken, könntest du dem Papiere das einhauchen, was so voll, so warm in dir lebt, daβ es würde der spiegel deiner seele, wie deine seele ist der Spiegel des unendlichen Gottes! ( ) ARİF GELEN (s.9) 10 Mayıs İçimde büyük bir ferahlık var. Doya doya tadını çıkardığım güzel bahar sabahlarına benziyor bu. Yalnızım. Benim gibi hissedenler için yaratılan bu yerlerde 99

113 bulunmak beni sevindiriyor. ( ) İçinde bulunduğum vadiyi sisler basar, tepedeki güneş ormanımın yol vermez karanlığını aydınlatamayıp ancak birkaç ışın bu derin mâbede girerken, şırıldayan derenin kenarında yüksek çimenlerin içine otururum. Toprağa böylece daha çok yaklaşınca o binbir çeşit otlar bana acayip görünür. Otlar arasındaki küçük âlemin kaynaşmasını, küçük kurtların ve böceklerin bilinmeyen sayısız şekillerini daha yakından içimde duyarken, bizi kendine uydurarak yaratmış olan büyük varlığa, sonsuz sevinçler içinde bizi yaşatıp devam ettiren sevgi kaynağının soluğuna yaklaşırım. Evet dostum! Gözlerimin önündeki sis kaybolup, çevremdeki âlem ve gökyüzü ruhumda bir sevgilinin hayali gibi aksedince, derin bir ah çeker ve düşünürüm: Bu duyduklarını bir söyleyebilseydin, içindeki gibi dolu dolu, sıcak sıcak kâğıda dökebilseydin. Öyle ki, ruhun nasıl ulu Tanrının aynası ise, bunlar da senin ruhunun aynası olsaydı( ) NİHAT ÜLNER (s.21) 10 Mayıs Bütün yüreğimle tadını çıkardığım tatlı bahar sabahlarına benzer, bu harika neşe bütün ruhumu sarıyor. Tek başımayım ve sanki özellikle benimki türünden bir can için yaratılmış olan bu çevrede yaşamanın keyfini çıkarıyorum( ) Sevgili ovamdan buğular yükseldiğinde, tepedeki güneş ormanımın geçit vermez karanlığının yüzeyine vurduğunda ve ancak tek tek ışınlar bu tapınağın içine gizlice ulaşabildiğinde, bende derenin aşağıya döküldüğü yerde, yüksek otların arasına uzanmış olarak topraktaki binlerce bitki türünü şaşkınlıkla izleyip otların arasındaki küçük dünyanın kaynaşmasına, küçük kurtların ve böceklerin sayısız ve anlaşılmaz biçimlerine yürekten yaklaştığımda ve bizi suretine göre yaratmış olan sınırsız kudretin varlığını, bizi sonsuz bir sevinç içinde yüzercesine taşıyan ve koruyan sınırsız sevginin esenliğini duyumsadığımda, sonra da dostum, alacakaranlığın gözlerime çökmesiyle, gökyüzü ve beni çevreleyen dünya bir sevgilinin görüntüsü gibi ruhuma çöktüğünde-işte o zaman, çoğu kez bir özlem duyuyorum ve düşünüyorum: Keşke ruhum sonsuz Tanrı yı yansıttığı gibi- içimdeki bu sıcak ve dolu yaşantıları ruhumun aynası olarak dışa vurup onlara kâğıtta can verebilsem( ) 100

114 DİLEK YAPICI- (s.6) 10 Mayıs İçimde şaşırdığım bir kıpırdanma var. Tadını ala ala geçirdiğim bahar sabahlarını andırıyor şimdiki halim. Onlar da böyle tasasız! Bir başına, ayrıca, öyle bir yerdeyim ki bu tür yerler bütünüyle benim ruh halimde olan insanlar için yaratılmış sayılabilir. ( ) Yeşil yaylaların sisleri önümde yükselir, güneş, başımın üzerinde alevli oklarını kasvetli ormanın koyu örtülü kubbesine fırlatır ve ışın demetleri bu yüce tapınağın sağında solunda oynaşırken; bir dere kenarında, uzanmış otların içinde yere uzanarak yeşil çayırlar içinde ilk kez gördüğüm çeşitli ot bulunur, bu otların içinde sayısız kurtlarla böceklerle uğulayan o küçük hayat âlemine yakından göz atarım; böylece bizi kendi arzusuna göre yaratan Yüce Yaratıcı nın varlığına iman getirir ve engin bir zevk denizinde yüzerek tutunurken, o kocaman sevgi kaynağının nefesini duyarım.( ) İşte o zaman dostum, ah o zaman sonsuz dünyaların içyüzü gözümün önünde canlanmaya başlar ve gökyüzünün bir sevgilinin gönlüme yansıyan aynadaki sureti gibi düşünürüm. İşte o zaman derin derin iç geçirir ve şunları haykırırım: Ah ne olurdu, bu hissettiklerini ifade edebilseydin! Şimdi bu kadar verimlice,,bu sıcaklıkla içinde çağlayıp coşan canlılığı bir kâğıda resmedebilseydin! O kadar ki, kâğıt senin ruhunun bir yansıması olsun, gerçekten senin ruhun da engin, yüce bir varliğin yansıması olmuştur. ( ) Kaynak metinde: Ein wunderbare Heiterkeit hat meine ganze Seele eingenomen, gleich den süssen frühlingsmorgen, die ich mit ganzem Herzen geniesse. Ich bin allein und freue mich meines Lebens in diesen Gegend. ( ) Aynı roman çevirisini yapan Arif Gelen : İçimde büyük bir ferahlık var. Doya doya tadını çıkardığım güzel bahar sabahına benziyor bu. Yalnızım benim gibi hissedenler için yaratılan bu yerlerde bulunmak beni sevindiriyor. ( ) 101

115 Aynı roman çevirisini yapan, Nihat Ülner: Bütün yüreğimle tadını çıkardığım tatlı bahar sabahına benzer bu harika neşe bütün ruhumu sarıyor. Tek başımayım ve sanki özellikle benimki türünden bir can için yaratılmış olan bu çevrede yaşamanın keyfini çıkarıyorum. ( ) Aynı roman çevirisini yapan, Dilek Yapıcı : İçimde şaşırdığım bir kıpırdama var. Tadını ala ala geçirdiğim bahar sabahlarını andırıyor şimdiki halim. Onlar da böyle tasasız! Bir başına, ayrıca, öyle bir yerdeyim ki bu tür yerler bütünüyle benim ruh halimde olan insanlar için yaratılmış sayılabilir. Romanın konusunda, yazarın ruh hâli ve inanç yapısı konusunda bilinçli olan çevirmenlerin interpreten çeviriye uygun yöntem kullandıklarını yukarıdaki tanımımıza uygun davrandıklarını bu örneklerle iddia edebiliriz. Kaynak dildeki bu cümle tek başına kullanıldığında anlamı daha değişik olacaktır şöyle ki: Bu çevrede yaşamımdan çok mutluyum ve yalnızım. şeklinde söylenebilir, ama böyle söyleyiş romanın içinde hiçbir anlam ifade etmez. Edebi çeviri hakkındaki fikrimizi daha iyi vurgulamak için aşağıdaki cümleler daha belirgindir. Kaynak metnin aynı paragrafındaki: der uns nach seinem Bilde schuf, das Wehen des Alliebenden, der uns in ewiger Wonne schwebend trägt und erhält; uzun cümledeki fikrin açıklamasını; Arif Gelen, ( ) bizi kendine uydurarak yaratmış olan büyük varlığa, sonsuz sevinçler içinde bizi yaşatıp devam ettiren sevgi kaynağının soluğuna yaklaşırım. şeklinde çevirmiş. Nihat Ülner ise, ( ) bizi kendine uydurarak yaratmış olan büyük varlığa, bizi sonsuz bir sevinç içinde yüzercesine taşıyan ve koruyan sınırsız sevginin esenliğini duyumsadığımda, aynı cümleyi şöyle çevirmiştir. 102

116 Dilek yapıcı ise, ( ) böylece bizi kendi arzusuna göre yaratan Yüce Yaratıcı nın varlığına iman getirir ve engin bir zevk denizinde yüzerek tutunurken, o kocaman sevgi kaynağının nefesini duyarım. diye çevirmiştir. Kaynak metnin yazarı Goethe nin dini inancını iyi bildikleri için, yazarın açıklamasını da bu inanç doğrultusunda yapmaya çalışmışlardır. Aynı Allah inancını çevirmenlerimiz bilir. Kuran-ı Kerim de de insanoğluna, Allah kendi sıfatlarından sınırlı olarak vererek yarattığını açıklamaktadır.. Dolayısıyla insan Allah tan bir parçadır. Onun için de insanın insanı öldürmesi şiddetle yasaktır. Ateistlerin Allah a inananlara düşmanlık yaparak onları öldürmesinin anlamı şudur: Düşman oldukları Allah ı bulamayınca ve ona bir şey yapamayınca; ona inananları öldürmekle Allah ı öldürüyorlar. Çevirmenlerimiz, din kavramlarını Goethe nin inandığı ve anlatmaya çalışmış olduğu şekilde yansıtabilmiş olsalardı kaynak metnin yazarının bir Müslüman olduğunu söyleyebilirdik. Zaten İslam ile Hırıstiyanlık inanç ve itikatte aynı şeyleri emreder, aynı şeyleri yasaklar. Gerçek dinleri biribirine düşman gösterenlerin ondan rant sağlayanlar olduğu gerçeğini çağımız insanları daha iyi anladı. Bu insanlar Genç Werther in Acıları romanını okumaya devam edeceklerdir. Kaynak metnin aynı paragrafındaki son kısımda yazarın duygu ve düşüncelerinin yeteri kadar çeviriye yansımadığını görüyoruz. Örneğin, Allah kavramını cesaretle kullanmadıklarını görmekteyiz. Hâlbuki Tolstoy da o devirde Allah ı cesaretle kullanan bir yazardı. Çevirisinde Arif Gelen: : ach könntest du das wieder ausdrücken, könntest du dem Papiere das einhauchen, was so voll, so warm in dir lebt, dass es würde der spiegel deiner seele, wie deine seele ist der Spiegel des unendlichen Gottes! cümlesini. Bu duyduklarını bir söyleyebilseydin, içindeki gibi dolu dolu, sıcak sıcak kâğıda dökebilseydin. Öyle ki, ruhun nasıl ulu Tanrının aynası ise, bunlar da senin ruhunun aynası olsaydı. şeklinde çevirmiştir. 103

117 Çevirmen Nihat Ülgen hedef dilde, yazarın kastetiği yaratıcı Allah adının yerine Tanrı kelimesiyle aynı manevi havayı estirmiştir. Keşke ruhum sonsuz Tanrı yı yansıttığı gibi- içimdeki bu sıcak ve dolu yaşantıları ruhumun aynası olarak dışa vurup onlara kâğıtta can verebilsem. Çevirmen Dilek Yapıcı ise hedef dilde; Ah ne olurdu, bu hissettiklerimi ifade edebilseydim! O kadar ki kâğıt senin ruhunun bir yansıması olsun, gerçekten senin ruhun da engin, yüce bir varlığın yansıması olmuştur. şeklinde çevirmiştir. Almanca metinde Allah ismiyle anlatılan durum manevi havayı yansıtmıştır. burada yüce bir varlık adıyla Yukardaki alıntıda da bahsedildiği ve bütün çevirilerde olduğu gibi, çevirmene çok iş düşmektedir. Çevirmen hem kaynak dil ve kültürü hem de hedef dil ve kültürü hakkında ciddi bilgi sahibi olmalıdır. Bütün bunların yanında çevirmenin kendi bilgi birikimi ve ayrıca, bakış açısı da çeviri eylemi için çok önemlidir. Çevirmenlerimizin bu örnekte de kaynak dil metnin sözdizimsel ve biçimsel özelliklerini dikkate alarak benzer bir estetik etki oluşturmaya dayalı biçimsel eşdeğerliliği dikkate alarak çeviri yaptıkları, ancak, kaynak dilde Gottes kelimesinin tam karşılığının verilmesi başarılamadan çevirildiği görülmektedir. Romandaki Gott kelimesi hep Tanrı kelimesiyle veya Allah ın başka sıfatlarıyla çevrilmiş durumdadır. Kaynak dildeki Allah kavramına çevirideki Tanrı veya yaratıcı sözleri eşdeğer olmamaktadır. Hâlbuki diller arası eşdeğerlilik aranıyorsa; Gott kelimesinin karşılığı olarak bizde Allah kelimesi kullanılmalıdır. Görülüyor ki, bir çevirmenin en önemli görevlerinden biri Aktaş ın da Çeviri İşlemine Genel Bir Bakış (1996:94) kitabında değindiği gibi kaynak dildeki bir mesajı; anlam, işlev, üslûp, iletişim ve kültürel bakımdan hedef dile en doğal biçimde yansıtılmasıdır. Arif Gelen : içindeki gibi dolu dolu, sıcak sıcak ifadesiyle dolaylı bir benzetme sanatı kullanmıştır. Ayrıca, ruhun nasıl ulu Tanrının aynası ifadesinde ise edebi sanatlardan teşbih sanatını üç çevirmen de ustalıkla kullanmışlardır. 104

118 Örnek Metin-III (s.13) Am 13. Mai Du fragst, ob du mir meine Bücher schicken sollst? Lieber, ich bitte dich um Gottes willen, laβ mir sie vom Halse! Ich will nicht mehr geleitet, ermuntert, angefeuert sein braust dieses Herz doch genug aus sich selbst; ich brauche wiegengesang, und den habe ich in seiner Fülle gefunden in meinem Homer. Wie oft lull ich mein empörtes Blut zu Ruhe, denn so ungleich, so unstet hast du nichts gesehen als dieses Herz. Lieber! Brauch ich dir das zu sagen, der du so oft die Last getragen hast, mich vom Kummer zur Ausschweifung und so süsser melancholie zur verderblichen Leidensschaft übergehen zu sehen? Ach halte ich mein Herzchen wie ein krankes kind; eder wille wird ihm gestattet. Sage das nicht weiter; es gibt Leute, die mir es verübeln würden. ARİF GELEN- (s.11) 13 Mayıs Kitaplarını göndereyim mi, diye soruyorsun. Allah aşkına dostum, onları bana yaklaştırma! Ben artık yönetilmek, coşmak istemiyorum. Kendi coşkunluğum bana yeter. Bana şimdi ninni gerek Onu da Homer imde bol bol buluyorum. Durmadan kanım kaynadıkça onu susturmak için ninni söylüyorum. Benimki gibi hoppa ve uçarı bir kalp görülmemiştir. Bunları sana mı söylüyorum dostum? Sen benim kederden sevince, tatlı bir hüzünden tehlikeli bir coşkunluğa düştüğümü görüp de az mı acı çektin? Ben de kalbimi hasta bir çocuk yerine koyuyorum; onun her istediği olacak. Sakın bunları başkasına söyleme! Bu yüzden beni kınayacak insanlar vardır. NİHAT ÜLGEN (s.22) 13 Mayıs Kitaplarımı göndermeni isteyip istemediğimi soruyorsun -sevgili dostum, Tanrı adına senden dileğim, onları benden uzak tutman! Yönlerdirilmek, cesaretlendirilmek, 105

119 coşturulmak istemiyorum, bu yürek kendi kendine yeterince kaynıyor; bana ninniler gerek, istediklerimi de bol bol buldum Hemoros ta. Kaynayan kanımı çoğu zaman Homeros okuyarak dinginleştirebildim; çünkü bu yürek kadar değişken, onun kadar kararsız bir şey görmemişsindir. Sana bunları anlatmam gerekir mi hiç, sevgili dostum; üzüntüden dizgisizliğe, tatlı bir karasevdadan beni çökerten bir tutkuya nasıl geçtiğimi görmek, senin sık sık katlanmak zorunda olduğun bir yük değil miydi? Üstelikte yüreğime hasta bir çocuğa bakar gibi bakıyorum: Her istediğine izin veriyorum. Ama bunu kimseye anlatma; bana sitem edecek insanlar yok değil çünkü. DİLEK YAPICI (s.8) 13 Mayıs Bana Kitaplarını yollayayım mı? diye soruyorsun. Tanrı aşkına, dostum, uzak tut onları benden! Benim artık rehbere, kışkırtılmaya, alevlenmeye gereksinimim yok! Yüreğimin heyecanı bana yeterli. Üstelik onu uyutacak bir niniye gereksinim duyuyorum. Bu ninniyi de Homeros ta fazlasıyla buluyorum. Kaç kez kanım kaynayıp taşarken onun yardımıyla dindirmişimdir. Ah sen bu yüreği bilmezsin! O, ne deli ne uçarıdır bilsen! Bunu sana mı soruyorum? Sen ki benim tehlikeli bir durgunluktan coşkun bir sevince, tatlı bir hüzünlükten azgın bir çarpıntıya düştüğüme tanık olarak, kaç kez benim için kaygılanmış, üzülmüşsündür! Mektup :13 Mayıs. Çeviriler kaynak dil Almanca dan hedef dil Türkçe ye yapılmaktadır. Çeviri de edebi çeviri örneğidir. Dürüstlük ve gerçekçilik dâhil vazgeçilmez şartlar vardır. (Savori ve Aktaş) Çeviri çeşitleri: (Fuat ) Burada Almanca dan, Türkçe ye çeviri söz konusudur. Ancak, bu diller arasında tarihi kültür farklılığı nedeniyle ilk çağlardan kalma din geleneği ile Hz.İsa ve Hz Muhammed in dinlerini birbirine muhalif gösteren yüzeysel düşünceler bu çevirilerde de aynen yansıtılmaktadır. K.M. deki yazar Goethe hakkında yeterince bilgiye başvurulur ise; din kavramında birlik vardır. Çünkü, Hz. İsa nın getirdiği din ile Türk Milletinin İslam dinindeki Allah inancı çevirideki sözlerle aynen yansıtılmıştır. Burada bire bir çeviri gerekirken çevirmenlerimiz anlam eşdeğerliliğini başaramamışlardır. 106

120 Çevirmenlerimizden Nihat Ülner ve Dilek Yapıcı bunu dikkate almamıştır. um Gottes willen deyiminin Türkçedeki karşılığı Allah rızası için veya Allah aşkına dır. Yukarıda alıntıda da bahsedildiği ve bütün çevirilerde olduğu gibi, çevirmenler, hem anlamda, hem kaynak dil ve kültürü, hem de hedef dil ve kültürü hakkında ciddi bilgi sahibi kimselerdir. Bütün bunların yanında çevirmenlerimizin kendi dini inançlarıyla, toplumumuzun dini inancı da aynıdır. Goethe nın din inanışı aynı olduğu gibi, okuyucunun dini inanışdaki Allah anlayışı da aynıdır. Çevirmenin bilgi birikimi ve bakış açısı da çeviri eylemi için oldukça önemlidir. Okuyucunun dini bilgisine katkı yapmadıklarına göre, dolaylı bir olgu bırakmaya da hakları olamaz. Çeviride olan zorlukların en önemlilerinden biri de çevirmenlerden gelmektedir. Ayrıca Wilhelm in, kitapları göndermemesi için; Du fragst, ob du mir meine Bücher schicken sollst? Lieber ich bitte dich um Gottes willen, lass mir sie vom Halse! İch mir nicht mehr geleitet, ermuntert, angefeuert sein braust dieses Herz doch genug aus sich selbs; ich brauche wiegengesang, yazarın kullandığı bu cümlede çok anlamlar saklıdır. Goethe, yaşadığı devrin siyasi sıkıntılarından bilerek uzaklaştığını ima etmektedir. Çevirmenlerden Nihat Ülner in çevirisini yaptıran Can Yayınları nın bastığı eserde Niüfer Kuruyazıcı tarafından ön söz ve bazı bilgiler eklenmiştir. Ayrıca, eserin orijinalinde her yönlü bilgiler mevcuttur. Tezimizin ilgili bölümlerinde de, bu konuda açıklamalar vardır. Üç çeviride de söz konusu olan istibdatın olumsuz şartlarından korunma isteğini çevirmenler şu şekillerde çevirmişlerdir: A.G: Yönetilmek, coşmak istemiyorum. N.Ü: cesaretlendirilmek, coşturulmak, istemiyorum. D.Y: benim artık rehbere, kışkırtılmaya, alevlenmeye ihtiyacım yok. Ayrıca, Dilek yapıcının: Üstelik onu unutacak bir ninniye gereksinim duyuyorum. Çevirisinde ihtiyaç duyduğu onu unutacak neyi? Niçin? unutmak. D.Y. ise aynı sözlerin tamamını çağrıştırmaktadır. Bu çevirilerde K.M. deki sözler aynen yansıtılmış, ancak bu sözlerin ifade edilmesine sebep olan Almanya daki istibdat idaresinin olumsuz şartlarını okuyucunun sezmesi sağlanmamıştır. Çevirmenlerin üçü de edebi çevirilerini yerinde yapmışlardır. Nihat 107

121 Ülner in; bu yürek kendi kendine yeterince kaynıyor; bana ninniler gerek, çevirisindeki, yüreğin kaynaması : bir heyecanın devamını ve bir sabırsızlık, bir beklenti veya bir amaca ulaşmak için kullanılan bir deyimdir. Goethe nin Lotte ile yeni tanıştığı günlerdir. Yüreği kaynatabilen önceki aşkı, Ruhige Bildung (karşıt kabul edilenlerle mücadeleye gerek duymadan, sükûn içinde eğitim) ideali olmalıdır Örnek Metin-IV (s.37) Am 10. Julius Die alberna Figur, die ich mache, wenn in Gesellschaft von ihr gesprochen wird, solltest du sehen! Wenn man mich nun gar fragt, wie sie mir gefällt?- Gefällt! Das Wort hasse ich auf den Tod. Was muβ das für ein Mensch sein, dem lotte Gefällt, dem sie nicht alle Sinne, alle Empfındungen ausfüllt! Gefällt! Neulich fragte mich einer, wie mir Ossian gefiele! ARİF GELEN- (s.46) 1O Temmuz Bir toplulukta ondan söz açılsa ne şaşkın hallere giriyorum görmelisin. Hele bir de onu beğenip beğenmediğimi sordular mı.. Beğenmek ne demek? Bu sözden öldüresiye nefret ediyorum. Lotte den hoşlanıp da, bütün kalbini ve duygularını ona vermemiş insan olabilir mi? Beğenmek ha! Geçenlerde biri bana Ossian ı beğenip beğenmediğimi soruyordu. NİHAT ÜLGEN- (s.53) 10 Temmuz Topluluğun içinde ondan söz edildiği zamanlardaki halimin gülünçlüğünü görmelisin! Üstelik de onun hoşuma gidip gitmediğini sordukları oluyor! Hoşa gitmek! 108

122 Bu sözcükten ölesiye nefret ediyorum. Lotte ve yalnızca hoşa gitmek, öyle biri olabilir mi? Lotte kimin aklını başından almaz, kimin tüm duyumsallığını kaplamaz ki! Hoşa gitmek! Geçenlerde biri, Ossian ın hoşuma gidip gitmediğini sordu bana. DİLEK YAPICI (s.39) 10 Temmuz Bir toplantıda ondan söz açılırsa ne aptalca hallere giriyorum! Ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı bana ciddi ciddi soranlar oluyor. O zaman halimi görmelisin! Hoşlanmak, ha? Bu söze kıyasıya düşman kesildim. Dünyada öyle bir insan var mıdır ki Lotte yi yalnızca o beğensin, tüm yüreğini, tüm benliğini doldurmasın! Hoşlanmak öyle mi!.. Geçenlerde biri de bana Ossian dan hoşlanıp hoşlanmadığımı sormasın mı? Her üç çeviri de edebi, interpreten ve dil içi çeviridirler. Her üç çeviride de yeterlilik sağlanmıştır. Bir edebi çeviri olarak bu bölümde çeviri tekniği ile ters düşen bir durum yoktur. Çevirmen: Nihat Ülne: Lotte kimin aklını başından almaz ki? çeviri cümlesinde aklını başından almak deyimiyle okuyucusuna yaklaşıyor. Böylece çevirisini bu deyimle cazip hale getiriyor. Nihat Ülgen, Lotte kimin aklını başından almaz ki? Deyimini kullanarak anlamı daha zenginleştirmiş oluyor. Bu deyimin kullanılması edebi çeviriler tekniğine ve çeviri şartlarına uygundur. Ayrı kültürler arası bir çeviri olmak, Wenn man mich nun gar fragt ile konu itibarıyla gençliğin ortak bir hezeyanıdır. A.G:.. Beğenmek ne demek? N.Ü: hoşa gitmek, öyle biri olabilir mi? D.Y: hoşa gitmek, öyle biri olabilir mi? Çevrildiği gibi, bu da bana sorulur mu? Anlamında olan bir sözdür. Bu cümle: Lotte yi sevmeyen,beğenmeyen biri olabilir mi? şeklinde çevrilseydi okuyucu kaynak metinde ifade edilmek isteneni net anlayabilirdi. Werther, Lotte yi sevdiği halde o günlerde sevdiğini belli etmek istememektedir. Çeviride yeterlilik uygundur. Aktaş : (1996) K.M. metindeki Wenn man mich nun gar fragt, wie sie mir gefällt? - Arif Gelen, Beğenmek ne demek? Nihat Ülner de, ( ) öyle biri olabilir mi? Dilek Yapıcı, Hoşlanmak ha? 109

123 Üç çeviri de edebi sanat olarak İstifham (soru sorma) sananatını yerinde kullanmışlardır. Anlatımı daha etkili hale getirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormak edebi sanatını kullanmışlardır Örnek Metin- V (s.38 s.20) 13 Julius. Nein ich betriege mich nicht! Ich lese in ihren schwarzen Augen wahre Teilnehmung an mir und meinem Schicksal. Ja ich fühle, und darin darf ich meinem Herzen trauen, daβ sie -o darf ich, kann ich den Himmel in diesen Worten aussprechen?- daβ sie mich liebt! Mich liebt!- Und wie wert ich mir selbst werde, wie ich dir darf ich s wohl sagen du hast Sinn für so etwas- wie ich mich selbst anbete, seitdem sie mich liebt! Ob das Vermessenheit ist oder Gefühl des wahren Verhältnisses? ıch kenne den Menschen nicht, von dem ich etwas in Lottens Herzen fürchtete Und doch-wenn sie von ihrem Bräutigam spricht, mit solcher Wärme, solcher Liebe von ihm spricht da ist mir s wie einem, der aller seiner Ehren und Würden entsetzt und dem der Degen genommen wird. ARİF GELEN (s.48) 13 Temmuz Hayır, aldanmıyorum. Onun kara gözlerinde, bana ve alınyazıma gerçek bir bağlılık görüyorum. Evet, bunu seziyorum. Onun- ah, bana gökleri bağışlayan bu sözleri avazım çıktığı kadar söylemeye cesaret edebilecek miyim? Beni sevdiğini söyleyen sezgime güveniyorum. Beni seviyor! Kendi gözümde değerim ne kadar arttı! O beni seveli - bunu sana söyleyebilirim, sen bunu anlarsın - kendime karşı sevgim ne kadar arttı! 110

124 Kendime pek mi güveniyorum? Yoksa duygularım şaşmıyor mu? Lotte nin gönlünü kazanmasından korkacağım bir adam tanımıyorum. Fakat o, nişanlısından sıcak bir sevgiyle söz edince, bütün nişanları ve rütbeleri geri alınan, kılıcını teslim eden bir askere dönüyorum. NİHAT ÜLNER (s.54) 13 Temmuz Hayır, kendimi kandırmıyorum! Siyah gözlerinde bana ve yazgıma olan gerçek bir ilginin varlığını okuyorum. Duyumsuyorum ki -bu konuda yüreğime güvenebilirim-, o beni, --cennete bedel bu sözcükleri kullanabilir miyim, söyleyebilir miyim onları?- O beni seviyor. Beni seviyor! Beni sevmeye başladığından beri kendi gözümde nasıl da değer kazandım -sana bunu söyleyebilirim; çünkü ne demek istediğimi anlayabilirsin-, nasıl da kendime tapıyorum beni sevdiği için! Bu bir tür kendini beğenmişlik midir, yoksa gerçekten olan bir duyumun duyumsanması mı? Lotte nin yüreğinden zarar görebilecek hiçbir insan tanımıyorum. Ama yine de -müstakbel eşinden söz ettiğinde, ondan bu denli sıcak, bu denli sevgi dolu söz ettiğinde -bütün kahramanlıkları hiçe sayılan, rütbeleri sökülen ve kılıcı elinden alınan biri gibi duyumsadım kendimi. DİLEK YAPICI (41) 13 Temmuz Hayır ben yanılmıyorum! Onun kara gözlerinde bana ve benim yazgıma içten sadakatini gösteren bir anlam okuyorum. Evet, bunu seziyorum ve yüreğimin bu sezişine dayanarak sana diyebilirim ki... Ah, o sözü, o dünyalar değerindeki sözü ifade edebilecek miyim?... Evet sevgim karşılıksız değil! 111

125 Beni seviyor! Kendi gözümde değerim ne çok arttı! O beni seveli Bunu sana söyleyebilirim, çünkü beni anlarsın. Kendime karşı sevgim ne kadar çoğaldı! Kendimi bu kadar beğeniyorum, haddimi bilmiyor muyum. Yoksa duygularım isabetli midir? Lotte nin kalbinde yatmasından korktuğum nişanlısını henüz görmedim. Ama onun sözünü sıcak bir sevgiyle her edişinde ben ne hale geliyorum, bilir misin? Rütbeleri, nişanları sökülen kılıcını teslime mecbur bırakan bir asker ne hale gelir? İşte öyle! K.D. ve K.M. de kullanılan bazı kelimeler günümüz Almancasına aykırı gibi görünüyorsa da K.M. de nasıl kullanılmışsa aynısı alınmıştır. dtv Deutsche Taschenbuch Verlag nasıl baskı yapmış ise, biz de aynı alıntı yaptık. Örnek: Juli Julius, Yuni Junius gibi. K.D. Nein ich betriege mich nicht! Sözünü Arif Gelen; Hayır aldanmıyorum! Nihat Ülner ise; Hayır, kendimi kandırmıyorum! şeklinde çevirmiş. Dilek yapıcı ise ; Hayır, kendimi kandırmıyorum!, diye çevirmiştir. Her bir çevirmenin dil tavırları güzeldir. Arif Gelen ile Dilek yapıcı aynı paragrafın çevirisinde ah, sözüyle nida edebi sanatını kullanmışlardır. Nihat Ülgen ise böyle bir sanat kullanmadan çevirmiştir. K.D. de Goethe: wie ich mich selbst anbete, seitdem sie mich liebt! H.D. de Arif Gelen, sen bunu anlarsın - kendime karşı sevgim ne kadar arttı! Nihat Ünler aynı çümleyi H.D. e çünkü ne demek istediğimi anlayabilirsin-, nasıl da kendime tapıyorum beni sevdiği için! şeklinde ifade etmiştir. N.Ü. in bu çevirisi hiç de yakışık almamıştır. Kendine taptığı şeklindeki bu ifade yanlış çevirilmiştir. Çünkü tapmak ve yaratmak kelimeleri birer fiil olarak, günlük hayatta bazıları tarafından sorumsuzca kullanılmaktadır. Hâlbuki bu fiiller birer kavramdır. Tapmak Allah a yöneliktir. İnsanın kendisine tapması veya sevgiliye tapması gibi ifadeler kaynak metinde de olsa, kelime kelime, çevrilmemelidir. Genç Werthr in Acıları roman çevirisi faydalı olarak bilinirken dilimizde ve kavramlarımızın anlamlarında yozlaşmaya sebep olmamalıdır. Aynı cümleyi 112

126 D.Y. çünkü beni anlarsın. Kendime karşı sevgim ne kadar çoğaldı! şeklinde çevirmiştir. Edebi çeviri sanatını uygun kullanmıştır. Goethe kaynak dilde da ist mir s wie einem, der aller seiner Ehren und Würden entsetzt und dem der Degen genommen wird. diyerek okuyucusuna hitap ederken, hedef dilde Arif Gelen : bütün nişanları ve rütbeleri geri alınan, kılıcını teslim eden bir askere dönüyorum. şeklinde çevirmiştir. Hedef dilde Nihat Ülner ise, bütün kahramanlıkları hiçe sayılan, rütbeleri sökülen ve kılıcı elinden alınan biri gibi duyumsadım kendimi. şeklinde çevirmiştir. Hedef dilde Yapıcı çeviriyi şöyle tamamlıyor. Rütbeleri, nişanları sökülen kılıcını teslime mecbur bırakılan bir asker ne hale gelir? İşte öyle! şeklinde çeviride bulunmuştur. Her üç çevirmen de tekniğine uygun olarak çevirilerini başarıyla yapmışlardır. Çeviriler yukarda görüldüğü gibi edebi çeviri uygunluğu mevcuttur, ancak romanın bu bölümü tezimizi ilgilendiren eğitim ve öğretim açısından önemli bir mesaj veriyor. Bu mesaj : Bütün kahramanlıkları hiçe sayılan, rütbeleri sökülen ve kılıcı elinden alınan bir asker gibi duyumsadım kendimi, teşbih (benzetme) sanatıdır. Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüz olanı güçlü olana benzetmektir. Bu benzetme okuyucuya ve gençlere şu değerleri kazandırmaya çalışıyor: - Lotte nin nişanlısına karşı sadakatini açıkça belirterek sadık insan olmayı öneriyor. - Werther in kin duymadan Lotte nin bu tutumunu takdir etmesi ve Albert e düşmanlık beslememesi ile mertlik göstermesini bir insanlık değeri olarak benimsetmeye çalışıyor. - Kara sevdaya tutulmuş bir gencin iradesini kullanarak, gerektiğinde aşkını kalbine gömebilmesini de insani değer olarak sunuyor. - Baştan Lotte nin nişanlı olduğu ikaz edildiği için Werther in sözüne sadık kalarak olgunluk göstermesi de insani bir değer olarak sunulmuştur. - Yerine göre aşkın feda edilebileceğini ve intiharın bir çare olmadığını vurgulamıştır. 113

127 Almanca eğitimi yapan öğrencilerin hem bu romanın kaynak dildeki neşrini hem de üç çeviri karşılaştırmasını okumakla, Almanca öğrenmeye olan katkısı göz önüne serilmiştir. Çünkü çeviriler arasında dolaşmakla dilin adaptasyonu artacak, tekrarlarla çivi çakma metodu uygulanmış olacak ve öğrencinin bilgisinde kalıcılık sağlanacaktır Örnek Metin VI (s.38) Am 16. Julius Ach wie mir das durch alle Adern läuft, wenn mein Finger unversehens den ihrigen berührt, wenn unsere Füβe sich unter dem Tische begegnen! İch ziche zrück wie vom Feuer, und eine geheime Kraft zieht mich wieder vorwärts mir wird s so schwindelig vor allen Sinnen. O! Und ihre Unschuld, ihre unbefangne Seele fühlt nicht, wie sehr mich die kleinen Vertraulichkeiten peinigen. Wenn sie gar im Gespräch ihre Handa auf die meinige legt und ihm Intresse der Unterrredung näher zu mir rückt, daâ der himmliche Atem ihres Mundes meine lippen erreichen kann: Ich glaube zu versinken, wie vom Wetter gerührt. Und, Wilhelm! wenn ich mich jemals unterstehe, diesen Himmel, dieses Vertrauen! Du verstehst mich. Nein mein Herz ist so verderbt nicht! Schwach! Schwach genug! Und ist das nicht Verderben?- ARİF GELEN (s.49) 16 Temmuz Ansızın eli elime değse, masanın altında ayaklarımız birbirine dokunsa, bütün damarlarımdaki kan coşuyor. Ateşe dokunmuş gibi geri çekiliyorum. Gizli bir kuvvet gene beni ileri itiyor. Başım dönüyor, bütün duygularım altüst oluyor. Ah, masumluğu, ruhumun temizliği yüzünden, bu ufak tefek samimi davranışların beni ne kadar üzdüğünü anlamıyor. Konuşurken elini elimin üstüne koyması, güzel soluğu soluğuma karışırcasına bana yaklaşması.. Bunlar bana kendimi unutturuyor, üstümde şimşek çakmış gibi oluyorum. Ama Wilhelm! Bu saflığa, bu güvene karşı hiç 114

128 yüzsüzlük eder miyim? Beni anlıyorsun. Hayır, benim kalbim o kadar bozuk değil. Ama zayıf! Yeteri kadar zayıf! Bu da bir bozukluk değil mi? NİHAT ÜLNER-(s.55) 16 Temmuz Ah, tesadüfen elim onun eline dokununca, ayaklarımız istemeden masanın altında birbirine değince, nasıl da damarlarım çekiliyor! Ateşten kaçar gibi irkiliyorum, sonra da gizli bir güç beni yine ona doğru çekiyor. Bütün duyularım birbirine karışıyor. Ah, suçsuz ve kaygısız ruhu, bu küçük yaklaşmaların bana verdiği acılardan habersiz. Bir de benimle konuşurken elini elimin üstüne koyunca, konunun heyecanına kapılıp cennetten gelen nefesi dudaklarıma değecek kadar bana yaklaşınca: İşte o zaman yıldırım çarpmışcasına dermansızlaşıyorum. Wilhelm! Eğer bir gün bu cenneti, bu güveni Beni anlıyorsun! Hayır, yüreğim o kadar alçak değil! Zayıf! Oldukça zayıf yalnızca! Peki, bu zayıflık da alçaklık değil mlidir? DİLEK YAPICI (s.41) 16 Temmuz Elim eline tesadüfen değse, ya da masa başında otururken ayaklarımız birbirine dokunsa bütün damarlarımdaki kan birden nasıl da alevleniyor! O anda ateşe değmiş gibi çekiliyorum. Ama gizli bir güç, ikide bir beni yine alevlendiriyor. O zaman başım dönüyor, aptallaşıyorum ve tüm duygularım karmakarışık oluyor. Ah, bilmiyor, anlamıyor! Ne acemi, ne günahsız şey Tanrı m! Ruhunun bu lekesizliği en küçük ilgisizliğin bende neden olduğu çüküntüyü anlamasına mani oluyor. Örneğin, konuşurken çocukcasına elini elimin üstüne koyması, laf arasında soluğu soluğuma karışırcasına bana sokulması Bunlar bana kendimi unutturuyor. Sanki damarlarımdan bir şimşek geçiyor, tüm bedenimi yakıyor. 115

129 H.D.e yapılan üç çeviri de edebi çeviri olarak mükemmel bir örnek oluşturmuştur. Romanımızın bu bölümünde Werther in aşkının alevlendiği bir nokta. Bu karşılıksız aşktan Lotte nin haberinin olmadığı, onun çocuksu, masum olduğu anlatılmaktadır. A.G. ve N.Ü. Almanca anlatımın aynısını aktarmışlardır. D.Y. olayı daha detaylı açıklayıcı eklentiler yaparak, Werther in içinden geçenleri gençliğin dilinden çevirmiştir. Çeviride kurumlaşmanın şart olduğu bir gerçektir. Aktaş (1996). İnsan hayatının bütün noktalarını, bütün branşlaşmış meslek dallarını uzay, iletişim, elektromekanik, askeri siyasi, dini, ideolojik, biyolojik, tıbbi vb. terimler ve konuları her dil bilen hobi misali çevirmeye kalkmak uygun değildir. Bu faaliyet ciddi çevirmenlik bilgisini gerekli kılar.,diyor. Günlük lisan bilenler bile, roman veya edebi konuları çevirmede uzmanlığın yanında, bulunduğu kültürü hiçe sayarak başka dünya görüşlerinden çıkan kültürlere mal edilmesi bir sapıştır, aynı zamanda bir ahlak sorumluluğu konusudur. Çünkü faaliyetlerde disiplin olmasa idi, ülkeler arasında sınır da olmazdı. Burada sanat dünyasının önemli konuları da es geçilmemelidir. Ancak, tezimizin sınırı dışına taşan konulardan bahsetmeyi de gereksiz buluyorum. Romanımızın konusu itibarı ile genç Werther in durumu her gencin şiddeti değişse de-başından geçen sıradan olaylardır. K.D. de yazarımız Goethe bu karşılıksız aşkını bir olgunluk ve büyük bir sabırlılıkla sürdürdüğünü ifade ediyor. İşte bu sabır ve direnç, asırlar sonrası gençliğe örnek oluyor. Yazarımızın geçirdiği bu sınav gençliğe ders olurken aşk yüzünden intihar olaylarının da basitlik ve gereksiz olduğu anlaşılacaktır. Her gence yaşamında, bir saltanat arabası nasip olur, kabiliyetli ise onu sürer, kullanır. Aksi halde arabayı devirir. 116

130 Örnek Metin-VII (s.26) Am 26. Julius Ich habe mir schon manchmal vorgenommen, sie nicht so oft zu sehen. Ja wer das halten könnte! Alle Tage unterlieg ich der Versuchung und verspreche mir heilig: morgen willst du einmal wegbleiben. Und wenn der Morgen kommt, fınde ich doch wieder eine unwiderstehliche Ursache, und ehe ich mich s versehe, bin ich bei ihr. Entweder sie hat des Abends gesagt:,, Sie kommen doch morgen? Wer könnte da wegbleiben? Oder sie gibt mir einen Auftrag, und ich fınde schicklich, ihr selbst die Antwort zu bringen; oder der Tag ist gar zu schön, ich gehe nach Wahlhei -Ich bin zu nach in der Atmosphare Zuck! So bin ich dort. Meine Groβmutter hatte ein Märchen vom Magnetenberg: die Schiffe, die zu nahe kamen, wurden auf einmal alles Eisenwerks beraubt, die Nägel flogen dem Berge zu, und die armen Elenden scheiterten zwischen den übereinander stürzenden Brettern. ARİF GELEN (s.52) 26 Temmuz Bundan önce bir kaç defa, onu bu kadar sık görmemeyi tasarlamıştım. Ama hiç elden gelir mi? Hiçbir gün bu isteğe karşı koyamıyorum. Her gün kendi kendime söz veriyorum: Yarın ona gitmeyeceğim. Fakat ertesi gün yine esaslı bir sebeple ve nasıl olduğunu anlamadan kendimi onun yanında bulurum. Bazen de akşamdan bana: Yarın geleceksiniz, değil mi der. Şimdi gel de gitme! Bazen de bana bir iş buyurur, Cevabını kendim götürsem daha iyi olur, diye düşünürüm. Yahut da o gün hava çok güzeldir. Wahlheim a giderim. Oraya varınca, onunla aramda yarım saatlik yol kalır. Artık onun soluduğu havanın pek yakınındayım. Sonra birden kendimi orada bulurum. Büyük annem Mıknatıslı Dağın masalını anlatırdı. Bu dağa yaklaşan gemilerin demire ait nesi varsa birden sökülür, çiviler dağa doğru uçarmış. Zavallı gemiciler birbiri üstüne yığılan tahtaların arasında boğulup kalırmış. 117

131 NİHAT ÜLGEN (s.58) 26 Temmuz Onu bu kadar sık görmemeye kimbilir kaç kez karar verdim. Katlanablir miyim hiç buna? Her yeni gün beni baştan çıkarıyor, önceki gün ona gitmeyeceğime ne kadar yemin etsem boşuna; çünkü gün gelip çatınca, yine karşı konulmaz bir neden buluyorum ve bir bakıyorum ki yanındayım. Ya akşamdan, Yarın geleceksiniz, değilmi? demiştir. Kim gelmezlik edebilir? Ya da bana bir görev vermiştir, sonucu bizzat bildirmenin uygun olacağını düşünürüm ya da çok güzel bir gündür, ben Wahhlheim a giderim, oradan da Lotte nin evine yalnızca yarım saatlik bir mesafe kalıyor! Etki alanına fazla yakın oluyorum o zaman ve hop, yine Lotte nin yanındayım. Büyük annenin Mıknatıslı Dağı anlatan bir masalı vardı: Dağa fazla yaklaşan gemilerin bütün demir aksamı birdenbire sökülür, çivileri dağa doğru uçar ve zavallı yolcular üst üste alt alta yığılan tahtaların arasında kalakalırlarmış. DİLEK YAPICI (s.45) 26 Temmuz Ona böyle sık gitmemeyi bin kez kararlaştırdım, ama bunda nasıl ısrar etmeli?.. Her gün bu didişmeden yenilerek çıkıyorum. Her akşam kendime : Yarın oraya gitmek yok! derim. Ama sabah olunca öyle bahaneler uydururum k,i gitmemek elimden gelmez. Ve işin ayrımında olmadan kendimi orada bulurum. Zaman olur ki daha akşamdan ayrılırken bana: Yarın geleceksiniz değil mi? der. Gel de gitme! Bazen bana bir iş ısmarlar. Yanıtını kendim götürsem daha iyi olmaz mı Örneğin, bugün hava çok güzel! Dolaşmaya çıkar, Wahlheim a giderim. Bir kez oraya vardım mı? Geriye ne kalır? Onun soluduğu havanın yakınlarındayım, yakınlığı beni çeker, yeniden kendimi onun yanında bulurum. 118

132 Büyükninem bize mıknatıslı bir dağın masalını anlatırdı: o dağa epey yaklaşan gemilerin demirden olan nesi varsa ansızın sökülür, çiviler dağa uçar ve biçare gemiciler ayaklarının altında dağılıveren tahtaların arasında boğulup giderlermiş. Kaynak metinde, ja wer das halten könnte deyimini kullanmıştır. Arif Gelen ise: hiç elden gelir mi? şeklinde çevirerek, Türkçedeki elden ne gelir deyimi kullanılmıştır. Aynı anlamı verebilmek için Nihat Ülner ise: Katlanablirmiyim hiç buna? şeklinde çevirmiştir. Dilek yapıcı bu söz yerine, ama bunda nasıl ısrar etmeli? şeklinde eşdeğerlilik sağlamıştır. K.M. yazarı Goethe ilgili yerde ich der Versuchung und verspreche mir heilig şeklinde olayı anlatırken, Arif Gelen: Hiçbir gün bu isteğe karşı koyamıyorum şeklinde çevirmiş Nihat Ülner: beni baştan çıkarıyor sözüyle ifade etmiştir. Dilek Yapıcı ise, aynı pozisyonu: didişmeden yenilerek çıkıyorum. deyimi ile süslemiştir. K.M. de, und ich fınde schicklich, ihr selbst die Antwort zu bringen; A.G. çevirisinde: Şimdi gel de gitme! diye çevirmiştir. N.Ü. ise : Kim gelmezlik edebilir? diye çevirmiştir. D.Y. çevirisinde: gel de gitme! diye çevirmiştir. K.D.de yazar, Werther in Lotte ye olan bu gizli aşkını Miknatıslı Dağ masalı benzetmesiyle anlatıyor, Arif gelen burada, Werther in aşkının büyüklüğünü şöyle çeviri yapıyor: Büyük annem Mıknatıslı Dağın masalını anlatırdı. Bu dağa yaklaşan gemilerin demire ait nesi varsa birden sökülür, çiviler dağa doğru uçarmış. Zavallı gemiciler birbiri üstüne yığılan tahtaların arasında boğulup kalırmış. Bu konumda Nihat Ülner bu dağ ile gemi benzetmesini aşağıda ki gibi çeviri yapıyor: Büyük annenin Mıknatıslı Dağı anlatan bir masalı vardı: daha fazla yaklaşan gemilerin bütün demir aksamı birdenbire sökülür, çivileri dağa doğru uçar ve zavallı 119

133 yolcular üst üste alt alta yığılan tahtaların arasında kalakalırlarmış. Aynı Miknatıslı Dağ benzetmesini Dilek Yapıcı şu şekilde çevirmiştir: Büyükninem bize mıknatıslı bir dağın masalını anlatırdı: o dağa epey yaklaşan gemilerin demirden olan nesi varsa ansızın sökülür, çiviler dağa uçar ve biçare gemiciler ayaklarının altında dağılıveren tahtaların arasında boğulup giderlermiş. Mıknatıslı Dağ örneğinde ise kaynak dilde, bir masal anlatılarak Lotte ye olan aşkı bu benzetme ifadesiyle güçlendirmiştir. Çevirmenlerimiz de yine aynı şekilde hedef dil okurunu dikkate almış, dağ ve gemi benzetmesini; Türkçede beklenmeyen bir olaydan kaynaklanan şaşkınlıktan veya ani bir olaydan dolayı düşülen çaresizliği, ifade edebildikleri şekliyle, gençlik ve okul kitlesini dikkat çekmişlerdir. Bu benzetme ile okurun zihninde şok ifade ile kaynak eserde geçen ortamı ve durumu aktarmışlardır. Hem okur yönünden hem de eserin çeviri yönünden olumlu bir tutumdur. Örnekleme için kullanılan atasözleri, deyimler ve masallardaki veya ayrıca fabl ve bilmecelerdeki örneklemelerde şöyle bir formül kullanılarak, öğrencinin düşünce atmosferine yardımcı olmak mümkündür. Yazar, bu formülle mıknatıslı dağ örneğini kullanarak Lotte ye olan aşkın büyüklüğünü göstermiş oluyor. Objeckt (görünen) Miknatıslı dağ masalı Miknatıslı Dağ Dağa yaklaşan gemi Subjekt(mecaz) anlam Wertherin Lotte ye olan aşkı Lotte Werther Goethe nin Werther adıyla Wilhelm e 26 Temmuz 1771 tarihinde yazmış olduğu mektup romandaki benzetmenin sembolü. Her Almanca öğretmeni soyut konuları böyle semboller kullanarak öğrencisine aktarabilir. Anlamı güçlendiren şok ifadeleri açıklamayı etkili kılabilmek için kullanabilir. 120

134 Örnek Metin- VIII (s.45) Am 12.August 1771 Gewiβ, Albert ist der beste Mensch unter dem Himmel. Ich habe gestern eine wunderbare Szene mit ihm gehabt. İch kam zu ihm, um Abschied von ihm zu nehmen; denn mich wandelte die Lust an, ins Gebirge zu reiten, von woher ich dir auch jetzt schreibe, und wie ich in der Stube auf und ab gehe, fallen mir seine Pistolen in die Augen, - Borge mir die Pistolen, sagte ich zu meine Reise. - Meint- Wegen, sagte er, wenn du dir die Mühe nehmen willst, sie zu laden; Bei mir hengen sie nur pro forma. - İch nahm eine herunter, und er fuhr fort: Seit mir meine Vorsicht einen so unartigen Streich gespielt hat, mag ich mit dem Seuge nichts mehr zu tun haben. - İch war neugierig, die Geschichte zu wissen. İch hielt mich, erzahlte er, Wohl ein vierteiljahr auf dem Lande bei einem Freunde auf, hatte ein paar Terzerolen ungeladen und schlief ruhig. Einmal an einem regnichten Nachmittage, da ich müβig sitze, weiβ ich nicht, wie mir einfällt: wir können überfallen werden, wir können die Terzerolen nötig haben und könnten du weiβ ja, wie das ist. İch gab sie den Bedienten, sie zu putzen und zu laden; und der dahlt mit den Mädchen, will sie erschrecken, und Gott weiss wie, das Gewehr geht los, da der Ladstock nach darin steck, und schliesst den Ladstock einem Mädchen zur Maus herein ander rechten Hand und zerschlägt ihr den Daumen. Da hatte ich das Lamentieren, und die Kur zu bezahlen obendrein, und seit zu der Zeit lass ich alles Gewehr ungeladen. Lieber Schatz, was ist vorsicht? Die Gefahr läβt sich nicht auslernen! Zwar -Nun weiβt du, daβ ist den Menchen sehr lieb habe bis auf seine Zwar; denn versteht sich s nicht von selbst, daβ jeder allegemeine Satz Ausnahmen leidet? ARİF GELEN (s.58) 12 Ağustos 121

135 Albert gerçekten eşi olmayan bir insan. Dün aramızda garip bir olay geçti. Vedalaşmak için yanına gitmiştim. Dağda bir at gezintisi yapmak istiyordum. Şimdi bu, mektubumu da sana oradan yazıyorum. Odasında bir aşağı bir yukarı dolaşırken tabancaları gözüme ilişti. Yolculuğum için şu tabancaları bana versene, dedim. Doldurmak zahmetine katlanırsan vereyim, dedi. Zaten ben bunları âdet yerini bulsun diye tutuyorum. Bir tanesini aldım; o sözüne devam etti. kendi dikkatsizliğim yüzünden başıma fena bir iş geldiğinden beri böyle şeylerle hiç uğraşmıyorum. Acaba ne oldu diye meraklandım. Üç ay kalmak üzere bir arkadaşımın çiftliğine gitmiştim, Diye anlatmaya başladı; yanımda bir çift tabanca vardı. Tabancalar boştu ama ben yine rahatça uyuyordum. Yağmurlu bir gündü. İşsiz güçsüz otururken, nasıl oldu bilmem, içime bir kurt düştü ya bir baskına uğrarsak, diye düşündüm. Tabancalarımız dolu olmalıydı. İnsanın içine kurt düşmeye görsün, ondan sonrasını bilirsin. Tabancaları uşağıma verdim. Onları temizleyip doldurmasını söyledim. Uşak, bu işi yaparken hizmetçi kızlarla şakalaşmaya, tabancalarla onları korkutmaya başlamış. Derken nasıl olmuşsa olmuş, tabanca ateş almış harbisi de içindeymiş. Harbi bir kızın sağ elinin başparmağına rastlamış ve parmağı parçalanmış. Kızın epeyce derdini çektim; üstelik tedavi masraflarını da ödedim. O günden beri hiçbir silahı dolu bırakmam. Görüyorsun ya dikkatli olmak yetmiyormuş, aziz dostum? Tehlike kendini önceden belli etmiyor. Bununla beraber Bilirsin, ben Albert i çok severim ama bununla beraber lerinden hiç haşlanmam. Her kuralın istisnasının bulunması tabii değil midir? Bu iyi adamın da bir kusuru var, adalete öylesine düşkündür ki, sözünde aceleci, genel yargılı, şüpheli olduğunu fark edince, konuşmasının çerçevesini daraltmaya başlar; ötesini berisini öyle kırpar, değiştirir, ilaveler yapar ki, sonunda konu kaybolup gider. 122

136 NİHAT ÜLNER (s.62) 12 Ağustos Kesinlikle, Albert, dünyanın en iyi insanı. Dün garip bir konuşma geçti aramızda. Ona uğrayıp hoşça kal diyecektim; çünkü at sırtında dağlarda gezmek istiyordum zaten şu anda sana oradan yazıyorum- ve adasında bir aşağı bir yukarı gezinirken tabancaları takıldı gözüme. Tabancalarını yolculuğum için ödünç ver bana, dedim. Doldurma zahmetine katlanacaksan, neden olmasın; ben onları yalnızca öylesine bulunduruyorum, dedi. Silahlardan birini aşağı indirdim, Albert devam etti: Dikkatsizliğim bana berbat bir oyun oynadığından beri bu aletlerle hiç ilgilenmek istemiyorum. Hikâyeyi merak ettim. Üç ay taşradaki dostumun yanında kaldım; bir çift tabancam vardı ve dolu olmadıkları için rahatça uyuyabiliyordum. Bir gün, yağmurlu bir ikindi vakti belli bir işle uğraşmadan otururken nasıl oldu bilmiyorum aklıma geldi. Saldırıya uğrayabiliriz, o zaman da tabancalara gerek duyarız vb., bilirsin bunları. Tabancaları temizlesin ve doldursun diye uşağa verdim; o da kızlarla şakalaşmaya başlamış ve kızları korkutayım derken nasıl oldu Tanrı bilir-harbi namludayken tüfek ateş almış, kızlardan birinin tam sağ eline isabet etmiş ve kızın başparmağını koparmış. Hem ağlamaları, sızlamaları dinlemek zorunda kaldım hem de tedavinin parasını üstlendim; o günden beri dolu silah bulundurmuyorum sevgili dostum, dikkat nedir ki? Tehlike sonu gelmez bir konudur, öğrenmekle bitmez! Gerçi Şimdi bilirsin: Şu gerçi sözcüğünü kullanmadıkları sürece insanlarla aram iyidir. DİLEK YAPICI (s.49) 12 Ağustos Albert gerçekten eşi bulunmaz biridir. Dün aramızda ilginç bir konuşma geçti. Dağda bir at gezintisi yapmak istediğine kapıldığımı ona anlatmaya uğraşıyordum. Odada aşağı yukarı gezinirken duvarda asılı tabancalarına ilişti gözlerim: <<Bu günlüğüne bana bir tabanca verirmisin?>> dedim, <<yanımda bulunsun!>> 123

137 << Elbette!>> dedi, <<ama onu doldurmak zahmetinde katlanacaksınız. Çünkü bunlar orada yalnızca süs için duruyorlar.>> Birini aldım, o sürdürdü: << Bu sebeple başıma bir şey geldi. Bir evham bana o kadar kötü bir oyun oynadı ki, bir daha böyle silahlarla uğraşmamaya yemin ettim.>> Başına ne geldiğini merak ederek sordum. Anlattı: << İki üç ay konuk kalmak üzere tanıdıklarımdan birinin çiftliğine gitmiştim. Yanımda bir çift tabanca vardı. Tabancalarda mermi yoktu. Ama ben uykumu yine rahat rahat uyuyorum. Hâlâ aklımdadır. Yağmur yağıyordu. Yapacağım bir iş de yoktu. Ansızın şeytan içime bir evham vermiş: Şimdi bir baskına uğrasak, dedim, tabancalarda mermi yok. Bir kere evham başladı mı, bilirsin nasıl sonrası gelir. Çabucak hizmetçiyi çağırdım. Tabancaları temizleyip doldurmasını istedim. Adam bununla ilgilenirken tabancayı kıza doğrultarak korkuturcasına onunla şakalaşmaya başlamıştı. Şeytan doldurur derler ya! O anda nasıl olmuş bilmem; tabanca ateş almaz mı? Harbisi de içindeymiş, Harbi kızın, neyse ki, yalnız başparmağına denk gelir, parçalar. Kızın iniltili çığlıklarını dinlemek, sonra da onu baktırmak gerekti. O günden beri silahlarımın dolu olduğunu hiç bilmem. Görüyormusunuz, dostum, bir evham, bir önlem ne işler açtı? İnsan tehlikeyi önceden görmüyor, ama yine de >> Kaynak dildeki örnekte: Bei mir hengen sie pro forma. bir sembol olarak bulunduruyorum sözünü, Arif Gelen: Adet yerini bulsun diye tutuyorum. şeklinde hedef dile çevirmiştir. Aynı ifadeyi, Nihat Ülner: Ben onları yalnızca öylesine bulunduruyorum, şeklinde hedef dile çevirmiştir. Dilek yapıcı ise, aynı ifadeyi; Bunlar orada yalnızca süs için duruyorlar. >> diye çevirmiştir. Çevirmenlerin üçünün ifadeleri de uygun düşmüştür. K.M. deki: - İch war neugierig, die Geschihte zu wissen. Cümle Almanca gramerde um zu cümlelerinin anlamını veren biçimdedir. Arif Gelen;.Acaba ne oldu diye meraklandım. diye çevirerek devam ediyor. Nihat Ülner ise aynı cümleyi: Hikâyeyi merak ettim. şeklinde çevirmiştir. Dilek Yapıcı ise aynı cümleyi, Başına ne 124

138 geldiğini merak ederek sordum. şeklinde çevirmiştir. Görüldüğü gibi, üç çeviride de edebi çeviri başarıyla gerçekleştirilmiştir. Çevirilerin interpreten ve yazılı bir çeviri olduğu söylenebilir. Aktaş: (1996) Gramer yapı bakımından dikkati çekmiştir. Bu cümle; zu lu cümle yapısıdır. Türkçede; - ye, -ya, -yi, eklerini almış şekildeki veya için anlamlı cümlelerdir. Örnekler: İch war neugierig, die Geschihte zu wissen : Hikâyeyi öğrenmeyi merak ettim. Ich bin fähig, Deutsch zu sprechen: Almanca konuşmaya yetenekliyim. Ich bin in der Lage, Deutsch zu sprechen = Almanca konuşmaya uygunum. gibi ifadeleri zu lu cümleleri karşılar. Türkçedeki için anlamını verir. Ich war neugerig, ich bin fahig ve ich bin in der lage kullanıldığında um kullanılmaya gerek kalmaz. Örneğin: - Ich fahre in der Stadt, um einzukaufen. Alışveriş yapmak için şehre gidiyorum. - Ja ich bin hier geblieben, um dir zu helfen. Sana yardım etmek için burada kaldım. Ayrıca Arif Gelen: Kaynak metinin bu mektup bölümündeki anlam için diğer çevirilerde kullanılmayan İçine bir kurt düşmek deyimini kullanmıştır. Çevirmenin okurun zihninde yer edebilecek ifade şekilleri ile kaynak eserde geçen ortamı ve durumu aktarması hem okur yönünden hem de eser yönünden olumlu bir tutumdur Örnek Metin- IX (s.87 s.10) 22. Nowember Ich kann nicht beten: Laβ mir sei! und doch kommt sie mir oft als die Meine vor. Ich kann nicht beten :,, Gib mir sie! Denn sie ist eines andern. Ich witzle mich mit meinen Schmerzen herum; wenn ich mir,s nachlieβe, es gäbe eine ganze Litanei von Antithesen. 125

139 ARİF GELEN (118) Am 22 Kasım Onu bana ver!,, diye Tanrıya yalvaramıyorum. Ama çok zaman onu benim sanıyorum. O benim olsun! diyemiyorum, çünkü o başkasının. Acılarımla alay ediyorum. Gönlümü kendi haline bıraksam birbirine en aykırı duygular bir araya gelecek. NİHAT ÜLNER (115) 22 Kasım Tanrı ya, onu bana bağışlaması için dua ediyorum; ama yinede o sanki bana aitmiş gibi geliyor. Tanrı ya onu bana vermesi için dua edemiyorum; çünkü o bir başkasına ait. Acılar içinde kuruntulara dalıyorum; düşündüklerimi kâğıda dökmeye kalkışsam, bir karşıtlıklar ilahisi çıkar ortaya. DİLEK YAPICI (100) 22 Kasım Tanrı m artık onu bana ver! diye bir türlü yalvaramıyorum. Aslında baskasının olduğu için mi nedir, o çoğu kez benimmiş gibi görünüyor. Acılarımı eğlence haline getirdim. Gönlümü kendi halime bıraksam birbirine en ters düşen duyguların yan yana geldiği görülebilecek. K.M. ile H.M. aynı inanç kültürü mahsülü. Birbirinden ayrı anlamlar varmış gibi görünen bu çeviri bölümünde yan cümlelerden meydana gelmiş, küçük paragrafta anlatılmak istenen fikir aynıdır. Werther burada Lotte nin kendisiyle bir olmayacağından yakınmakta. Çevirmenler, edebi çeviriyle durumu kaynak metindeki gibi açıklamışlardır.. Bana göre çevirilerde Gott kelimesinin Tanrı diye çevrilmesi uygun olmamıştır. Çünkü hedef okuyucu kitlesinde Allah kelimesinin kullanımı daha yaygındır. Ayrıca Tanrı kelimesi Türk lerin çok Tanrılı inanca sahip olduğu dönemde 126

140 kullanıldığından Gott veya Allah kelimesinin tam karşılığı değildir. Bu yüzden eşdeğerlilik kuralı yerinde olmamıştır. Kaynak dil ile hedef dil arasındaki ilişki çeviri eylemi arasındaki ortam çok önemlidir. Aktaş: (1996) Elbetteki kaynak dil ve hedef dil arasında kültürel ve iletişimsel anlamında bağlantı ne kadar çok ise çeviri eylemi olabildiğince kolay olur, bağlantı ne kadar az ise uygun bir çeviri gerçekleştirmekte güçlükler doğabilir. Fakat buna rağmen çevirmen, iki dil arasında eşdeğerlik ölçütleri içinde uygun karşılıklar bularak, hedef dil okuruna zevklerine hitap edecek bir eser ortaya koyabilir. diye belirtmektedir ki, çeviriler yerinde olmuştur Örnek Metin X (s.90. s.30) Am 30. Nowember ( ) - Und dürft ihr das Wahn nennen, ihre wortkrämer auf eueren Polstern? - Wahn! - O Gott! Du siehst meine Tränen! Muβtest du, der du den Menschen arm genug erschufst, ihm auch Brüder zugeben, die ihm das biβchen Armut, das biβchen Vertrauen noch raubten, das er auf dich hat, auf dich hat, auf dich, du Allliebender! Dann das Vertrauen zu einer heilenden Wurzel, zu den Tränen des Weinstockes, was ist es als vertrauen zu dir, daβ du in alles, was uns um gibt, Heil-und Linderungskraft gelegt hast, der wir so stündlicht bedürfen? Vater, den ich nicht kenne! Vater, der sonst meine ganze sele füllteund nun sein Agewendet von mir gewendet hat, refe mich zu dir! Schweige nicht langer! Dein schweigen wird diese dürstende sele nichtaufhalten und würde ein mensch, ein Vater, zürnen können, dem sein unvermutet rückkehrender sohn um den hals fiele und riefe;,, Ich bin wieder da, mein vater! Zürne nicht, daβ ich die wanderschaft abbreche, die ich nach deinem willen langer aushalten sollte. Die welt ist überall einerlei, auf mühe und arbeit lohn und freude; aber was soll mir das? Mir ist nur wohl, wodu bist, und vor deinem angesichte will ich leiden und genieβen und du, lieber himmlischer vater, solltest ihn von dir weisen? 127

141 ARİF GELEN- (s.122 s.25) 30 Kasım ( ) Yumuşak yastıklar üzerinde oturan sizin gibi laf ebeleri de buna saçmalık der. Ulu Tanrım! Gözyaşlarımı görüyorsun. İnsanı bu kadar aciz yarattığın halde, onun elinde olanı alan, sana karşı beslediği birazcık inançtan bile mahrum bırakan kardeşler vermesen olmaz mıydı? Bir ot kökünden, bir asma dalından şifa beklemek, sana inanmak değil midir? Her saat muhtaç olduğumuz şifayı ve teselliyi çevremizde bulan her şeyi veren sen değil misin? Varlığının derinliğine bir türlü varamadığım, Ulu Tanrım! Ruhum seninle dolu iken şimdi neden bana yüz çevirdin? Beni yanına çağır! Daha fazla bekletme! Dayanılmaz bir ateşle yanan ruhumun artık mecali kalmadı. Bir baba, hiç beklenmedik zamanda oğlu gelip de boynuna sarılsa ve : Babacığım ben geldim! Arzum gereğince hayat yoluna daha fazla katlanmam gerekirken dayanamayıp yolu yarıda bıraktığım için bana kızma! Dünyanın hali her yerde bir. Bir tarafta zahmet ve çalışma, öbür tarafta ödül ve sevinç. Fakat bunlardan bana ne? Ben ancak senin yanında rahat ederim. Acımı da, sevincimi de senin yanında bulmak isterim, dese ona kıza bilir mi? Sen, sevgili ve Ulu Tanrım, bu kulunu kapından kovar mısın? NİHAT ÜLNER- (s.119 s.10) 30 Kasım ( ) Ey siz yumuşak döşeklerinde oturan sözcük tüccarları, buna delilik! demeye hakkınız var mı? - Delilik!- Tanrım gözyaşlarımı görüyorsun! Senki bütün yaratılışı seven Tanrı, insanı yoksul yarattın, niçin ona bir de şu birazcık yoksulluğu, sana ve sonsuz sevgine duyduğu şu birazcık güveni elinden alacak kardeşler verdin! Çünkü şifalı bitkilere, üzüm bağının gözyaşlarına duyduğumuz bu güven her dakika gereksinimini duyduğumuz sağaltıcı ve dindirici bir gücü bizi çevreleyen her şeye yerleştirdiğine dair bir güvenden kaynaklanmıyor mu? Ey tanımadığım Yaratıcı! Bir zamanlar tüm ruhumu 128

142 sarmıştın, ama şimdi bana yüz çevirdin! Çağır beni yanına! Boz bu suskunluğunu suskunluğun susamış ruhumu yanına gelmekten alıkoymayacaktır. Bir insan bir baba kızabilir mi hiç beklenilmediği bir anda yanına dönen oğlu boynuna sarılsa ve haykırsa: Döndüm, baba! Senin öngörmüş olduğun süre kadar dayanamadığım ve bu yolculuğu yarıda bıraktığım için kızma bana. Dünya her yerde aynı: Çabalıyor ve çalışıyoruz, karşılığında da ücretimizi alıyoruz ve seviniyoruz; ama bundan bana ne? Ben yalnız senin olduğun yerde huzur bulabilirim, yalnızca senin huzurunda acı cekmek ve sevinmek isterim ey göklerdeki Babam gelsem beni kovar mısın? DİLEK YAPICI - (s.105 s.5) 30 Kasım ( ) Yumuşak yastıkların arasında miskin bir gevşeklikle uzanmış olduğunuz halde bunlara aptallık der geçersiniz Ey Tanrı m! Gözyaşlarımın farkındasın! Bizleri bu kadar zavallı yarattığın halde reva mıdır ki şu halimizde yine bizi soymaya yeltenen kardeşler veresin!.. Öyle kardeşler ki senin adına beslediğimiz belirsiz bir inanaçtan da bizi yoksun bırakmak isterler Sen değil misin ki bizim her an ihtiyaç duyduğumuz şifa ve avuntuyu gözle görebildiğimiz her zerreye vermişsin Örneğin, bir kökten, bir asma dalından çare beklemek, gerçeği aranırsa yine senden çare beklemek sayılmaz mı? Ey varlığının derinliğine asla eremediğim Yüce Tanrı m! Ruhum seninle doluyken çoktan beridir neden senden uzak durdum?.. Beni yanına al! Daha fazla bekletme! Katlanılmaz bir özlemle tutuşan ruhumun artık gücü tükendi. Peki, bir baba hiç unmadığı bir zamanda oğlu gelip boynuna sarılarak: Babacığım ben geldim. Buyruğunuz üzere bu dikenli yaşam yolunun zorluklarına katlanarak sonuna dek gitmek gerekirken, yolumu böyle kısalttığım için bana kırılma. Dünyanın hali her yerde aynı. Her yerde çalışma ve zahmet buna karşıda eğlence ve ödül var. Ama bunları ben ne yapayım? Ben yalnızca senin yanında rahat edebilirim. Zevki de 129

143 sıkıntıyı da yalnızca senin yanında duymak isterim! diyecek olursa o babanın buna kızabilmesi olanaklı olabilir mi? Peki Sen Ey Yüce Tanrım! Sen bu oğlunu hep kapıdan kovacak mısın? K.M.de yazarın kullandığı. wortkramer deyiminin yerine, Arif Gelen: çevirisinde laf ebeleri deyimini kullanmıştır. Aynı deyimi, Nihat Ülner: sözcük tüccarları, sözünü kullanmıştır. Aynı yerde, Dilek Yapıcı : miskin bir gevşeklikle sözcükleriyle açıklamıştır. Çeviri ustalığına bakılırsa Arif Gelen deyimi deyim karşılığıyla çevirdiği için diğer çevirmenlerden daha ileridedir. Kaynak dilde yapılan bir dua örneğinin çevirisini ele aldığımızda, Almanca dan Türkçe ye çevrildiğini biliyoruz. Kaynak dil yazarının bir Hrıstiyan, çevirmenlerimizin ise müslüman olduğunu da biliyoruz. Fuat: Çeviri çeşitlerini somut ve soyut olarak ikiye ayırarak, soyut çeviriyi de: 1- Aynı kültürü paylaşan 2- Ayrı kültüre sahip olan çeviriler diye ikiye ayırıyor. Bu ayırmayı: ÇEVİRİ Somut çeviri Soyut çeviri Aynı kültürler arasındaki dillerde çeviri Başka kültürler arasındaki dillerde çeviri biçiminde şematize edebiliriz. Görünüşte bir Hristiyan olan Goethe nin sembolize ettiği Werther in burada Allah a yalvarıp dualar etmesi ile bir müslüman olan çevirmenlerin dua cümleleri aynıdır. Hislerin, aşk ve sevgili özleminin de de aynı olduğunu biliyoruz. Dua edilen yaratıcıya kaynak dilde her defasında Allah denilirken Müslüman olan bizim kültürümüzü temsil eden çevirmenlerimiz Tanrı diye adlandırmışlardır. Çeviri tekniğine göre bilerek eşdeğerliliği 130

144 kaybetmişlerdir. Hedef dil okurunun dini inanç hassasiyet ve hislerini okşayabilecek edebi çeviriyi yapmamışlardır. Çevirmenlerden Arif Gelen: oğlu yerine kulunu kapından geri çevirir misin? Şeklindeki çevirisi ile eşdeğerliliği muhafaza etmiştir, Aktaş (1996). Kaynak metin yazarı edebi sanat olarak istifham (Soru sorma) sanatını kullanmıştır. Paragrafın son cümlesini çeviri olarak; Arif gelen: Ulu Tanrı m, bu kulunu kapından kovar mısın? diye çevirmiştir. Nihat Ülner: Ey göklerdeki Babam, gelsem beni kovarmısın? şeklinde ifade etmiştir. Çevirmenlerimizden Dilek Yapıcı: Ey Yüce Tanrım! Sen bu oğlunu hep kapından kovacak mısın? diye çevirmişlerdir. K.M.deki, bir baba oğul geçişi benzetmesi; Yunan mitolojisinden hıristiyanlığa geçen Hz. İsaya yakıştırılan baba- oğul meselesine gönderme yapıldığını görüyoruz. Metin yazarının cümlesinde geçen oğul benzetmesi sahip olduğu inancı gereğindeki ziyade, okuyucu kitlesinin yadırgamıyacağı bir benzetme sanatıyla süslemiş de diyebiliriz. Adı geçen üç çeviride kültür yönünden eşdeğerlilik sağlanabilmesi için K.M. deki baba kelimesini Allah oğul kelimesini de kul olarak çevirmeleri eşdeğerliliği karşılayacaktı. Küçük (1984:I, 447), Tercüme Odası ve tercümenin Osmanlı aydını üzerinde etkisini şöyle dile getirmektedir: Türk aydını Tercüme Odası nda doğuyor. Öğrenmeye yabancı dilden başlıyor, kendisini yabancı kaynaklardan öğreniyor. Yabancı dil bilmek, yeni bir dünyayı tanımak olmaktan çıkıyor ve başlı başına bir amaç oluyor. Tercüme Odası nın damgasını taşıyan birisi için yabancı dil yeni bir kimlik kartı sayılıyor. Çevirinin tarihi gelişmesinden söz edebilmek için hedef dil olan Türk diline yapılan bu çevirilerde, kaynak dildeki Gott kelimesinin aynı his ve heyecanı karşılayabilmesi için okurun her gün ağzından çıkan, benimsediği Allah kelimesi eşdeğerliliği sağlayabilir. Aksi takdirde, çeviride eşdeğerlilik diye bir ölçüyü bilmiyor duruma düşeriz. Çevirinin eğitime katkısı olsun derken kültürümüzü erezyona uğratırız. Kurumsal bir eğitim kurumunda görevli öğretmanlerin yaptığı çevirileride eş değerlilik daha hassas olsa gerek. 131

145 Örnek Metin XI (s.98 s.35) Am 12. Dezember ( ) Gesten abend muβte ich hinaus. Er war plötzlich Tauwetter eingefallen, ich hatte gehört, der Fluβ sei übergetreten, alle Bäche geschwollen und von Wahlheim herunter mein liebes Tal überschwemmt! Nachts nach eilfe rannte ich hinaus. Ein fürüchterliches Sauspiel, vom Fels herunter die wühlenden Fluten in dem Mondlichte wirbeln zu sehen, über Äcker und Wiesen und Hecken und alles, und das weite Tal hinauf und hinab eine stürmende see im Sausen des Windes! Und wenn dan der Mond wieder hervortrat und über der schwarzen Wolke ruhte, und vor mir hinaus die Flut in fürchterlich herlichem Wiederschein rollte und klang: da überfiel mich ein Schauer, und wieder ein Sehnen! Ach, offenen Armen stand ich gegen den Abgrund und atmete hinab! Hinab! Und ferlor mich in der Wonne, meine Qualen, meine Leiden da hinabzustürmen! Dahinzubrausen wie die Wellen! Dahinzubrausen wie die Wellen! O! und den Fuβ vom Boden zu heben vermochtest du nicht, und alle Quellen zu enden! Meine Uhr ist noch nicht ausgelaufen, ich fühle es! O Wilhelm! Wie gern hätte ich mein Menschsein drum gegeben, mit Jenem Sturmwide die Wolken zu zerreiβen, die flüten zu fassen! Ha! Und wird nicht vielleicht dem Eingekerkerten einmal diese Wonne zuteil? ( ) -İch schelte mich nicht, denn ich habe Mut zu sterben.- Ich hätte- Nun sitze ich hier wie ein altes Waib, das ihr Holz von Zäunen stoppelt und ihr Brot an den Türen, um ihr hinsterbendes, freudeloses Dasein noch einen Augenblick zu verlängern und zu erleichtern. ARİF GELEN (s.134 s.25) 12 Aralık ( ) Gece yarısına doğru oraya koştum. Korkunç bir manzara ile karşılaştım. Bir kayanın üstünde durup ay ışığında çoşkun ırmağı, suların tarlaları, çayırları, ve çitleri çiğnediğini 132

146 rüzgarın uğultusu içinde fırtınalı bir denizin geniş vadiyi boydan boya kapladığını gördüm. Arasıra ortalığa hafif bir karanlık çöküp ay tekrar bulutların ardından sıyrılınca eşsiz güzellikteki pırıltılar içinde dalgaların üst üste yığıldığını seyrediyordum. İçimde bir titreyiş ve sonra istek duydum. Kollarını açmış, uçurumun kenarında duruyor, kendimi aşağıya atmak istiyordum. Butün dertlerimi ve acılarımı sulara gömmek isteği içinde çırpınıyordum. Dalgaların içinde kaybolup gittiğimi düşünmek bana sevinç veriyordu. Ah! Bütün acılardan kurtulmak için ayağını yerden kesecek cesareti gösteremiyorsun. Anlıyorum, saatim henüz dolmamış. ( ).Yerimden kıpırdayamıyordum. Kendime kızmadım, çünkü ölüme koşmak cesaretini daima kendimde buluyorum. Keşke bunu yapsaydım. Şimdi burada, sonuna yaklaşmakta olan dertli günlerini birazcık daha uzatmak, derdini birazcık daha azaltmak için kırlarda çırpı toplayan, kapı kapı ekmek dilenen ihtiyar bir kadına benziyorum. NİHAT ÜLNER (s.129 s.15) 12 Aralık ( ) Gecenin on birinden sonra koşarak dışarı çıktım. Korkunç bir manzaraydı gördüğüm; bir kayalıgın üstünde duruyorum, sert bir rüzgâr esiyordu, ay ışıgında, tarlaları, çayırları, fundalıkları ve vadinin enginliği boyunca her şeyi kaplamış olan seller, fırtınalı bir deniz gibi ışıldıyordu! Sonra ay yuvarlağının simsiyah bir bulutun üstüne yükselip havada asılıp kalması, o korkunç sellerin görkemli bir ışıltıyla önümde yuvarlanıp gitmesi, sellerin çıkarttığı seslerin kulagıma çalınması öyle ürperttiki beni, içimde öyle bir özlem yaratı ki! Ah, kenarında bulunduğum uçurumdan açık kollarımla ta aşağılardan çekiyodum soluyacağım havayı, keder ve acılarımı dalgalara ve rüzgâra salmanın coşkusunu yaşıyordum! -Ama ah, ayağımı yerden kaldırıp bütün acılarıma bir son vermeye cesaret edemedim. Henüz saatimin zembereğinin boşalmadığını hissediyorum! ( )-Kendime kızıyorum; çünkü ölmekten korkmuyorum, korkmazdım, eğer.- şimdi ise, yakacağını bozuk çitlerden, ekmeğini el kapılarından toplayan, her geçen gün ölüme yaklaşan, sevinçten 133

147 yoksun yaşamını bir an içinde olsa uzatmaya, bir an içinde olsa derdini hafifletmeye çalışan yaşlı bir kadın gibi oturuyorum burada. DİLEK YAPICI (s.116 s.5) 12 Aralık ( )Gece saat onbir sularıydı dışarı çıktığımda. Müthiş bir manzarayla karşılaştım. Köpüklenen dalgalar, kayaların üzerinden aşıyor, sonra denize dökülüp, ay ışığında çırpınıyordu... Tarlalarda otlaklarda makilerin üzerlerinde, daha uzaklardaki yaylada, rüzgarın uğultularıyla birleşerek akan coşkun bir deniz gerçekten çok güzeldi... Ay siyah bulutların arasından yükselince, kabaran suların, yabani ve kusursuz bir güzellikle ışıldayarak akıp gitmesi beni titretti. Yüregimin ta derinliklerinde yine bir hasret duygusu filizlendi Uçurumun kenarında, kollarımı açarak durdum. Soluk aldım iyice gevşedim Istırabıma, acılarıma, aşağıda bir son verdirmek isteğiyle kıvrandım. Bu kıvranış bana zevk veriyor gibiydi. Şarhoş gibi oluyordum. Dalgalar gibi uguldayarak, ötelere gitmek ne güzel şey! Istırabına son verecek hareketi yapabilmek için ayağını yerden kaldıramıyor musun a zavallı?... demek, vaktim henüz gelmemiş bunu hissediyorum. ( ) Ayağa kalktım kendime öfkeleniyordum çünkü ölecek kadar cesaretim vardı henüz. Şimdide kime benziyorum, biliyormusun? Son demlerini yaşadığı halde, bütün o aptalca, renksiz arayışını azıcık daha uzatabilmek için, çitlerden odun, kapılardan da ekmek dilenen yaşlı bir dilenciye.. K.D. ve H.D. arasındaki ilişki de çeviri eylemi çok önemlidir. Elbetteki kaynak dil ve hedef dil arasında kültürel ve iletişimsel anlamında bağlantı ne kadar çok ise, çeviri eylemi o kadar kolay olur. Bağlantı ne kadar az ise uygun bir çeviri gerçekleştirmekte güçlükler doğabilir. Fakat buna ragmen çevirmenler iki dil arasında 134

148 eşdeğerlik ölçütleri içinde uygun karşılıklar bularak, hedef dil okurunun zevklerine hitap edecek bir çeviri ortaya çıkarmışlardır. Teori kısmında da bahsediğildiği gibi Koller (2001:165) Einführung in die Übersetzungswissenschaft (Tr: Çeviri Bilimine Giriş) adlı kitabında diller arasındaki iletişimsel bağlantıyı aşağıdaki şekilde ifade etmiştir. 1- İki ayrı toplumda yer alan kitlesel ve iletişimsel özelliklerin hiçbir şekilde örtüşmemesi durumunda kaynak dilden (KD) hedef dile (HD) çeviri eyleminden bahsetmek mümkün değildir. 2- İki ayrı toplumda yer alan kültürel ve iletişimsel özelliklerin kısmen çakışması durumunda kaynak dilden hedef dile eylemi kısmen gerçekleştirilebilir. 3- İki ayrı toplumda yer alan kitlesel ve iletişimsel özelliklerin örtüşmesi durumunda kaynak dilden hedef dile mutlak çeviri eylemi gerçekleştirilebilir. 4- İki ayrı toplumda yer alan kültürel ve iletişimsel özelliklerin arasındaki fark ne kadar çok olur ise kaynak dilde hedef dile çeviri eylemi de o kadar zor olur. Bu bilgiler ışığında kaynak dil olan Almanca ile hedef dil olan Türkçe arasında kısmen de olsa hem kültürel hemde iletişimsel anlamda bir örtüşmeden bahsedilebilir ve bu doğrultuda çeviri eylemi yürütülebilir. O yüzden bu çeviri işleminde çevirmeni zorlayacak unsurlardan bahsetmek mümkün değildir. Çevirmen kültürel farklılıklardan dolayı oluşabilecek problemlerin dışında çeviri sürecinde rahatlıkla bilgi aktarımı yapabilme olanağına sahiptir. Fakat çevirmen, daha önce de gözlemlendiği gibi kaynak dil eseri olan, Genç Werther in Acıları romanının çeviri süresince gereksiz eklemeler, eksiltmeler ve değiştirmelere başvurulmamıştır. Meine Uhr ist noch nicht ausgelaufen, Çevirmenler yaptığı çeviri ile genel itibariyle gereksiz yere değişiklikler yapmamışlar ve bundan dolayı da kaynak dildeki estetiği hedef dilde sunmaya çalışmışlardır. Çünkü hedef dil olan Türkçede Arif Gelen: saatim henüz dolmamış. Nihat Ülner ise:, eklemeler yaparak, Henüz saatimin zembereğinin boşalmadığını hissediyorum! Aynı konumu Dilek Yapıcı: demek, vaktim henüz gelmemiş bunu 135

149 hissediyorum. şeklinde dil kullanım ile hedef dil okur üzerinde etkili bir izlenim bırakmakta başarılı olmaktadır. Çevirmen sunduğu bu örnekte de kaynak dilin etkisinde kalarak, hedef dilde az rastlanır bir ifade kullanılarak, eserin akıcılığını bozmamıştır. Bu örnekteki cümle, demek ki ecelim gelmemişti şeklinde olsaydı çeviri yerinde ve daha estetik olurdu. Çevirmenin görevi, tabii ki tek tek sözcükleri ya da cümleleri çevirmek değildir. Çevirmen bunun aksine metnin bütününe bakmalı ve ona göre çeviri yapmalıdır. Her metin, içinde bulunduğu toplumsal konum gereği birtakım iletişimsel öğeler taşır. Birbirine benzer iletişimsel işlevi olan bu metinler, bazen dilden dile apayrı, dilsel eşdeğerlikler olsa bile, benzer bir şekilde aktarılabilir. Kaynak Metindeki, Ich hatte- Nun sitze ich hier wie ein altes Waib, das ihr Holz von Zaunen stoppelt und ihr Brot an den Türen, ifadesini Arif Gelen: kapı kapı ekmek dilenen ihtiyar bir kadına benziyorum. diyor. Nihat Ünler ise bu cümledeki ifadeyi çitlerden odun, kapılardan da ekmek dilenen yaşlı bir dilenciye.., şeklinde çeviriyor. Yeterlilik karşılığını tamamlamışlardır, doğru çevirmişler ve cümlenin okur ile paylaşmak istediği iletişimsel mesaja sadık kalmışlardır. Aktaş (1993:149) kaynak metindeki dil unsurlarının hedef dil alıcılarının kültüründe gelenek, görenek v.b. yoluyla kullanılmasına Dil Kullanımsal Eşdeğerlik denir. Bu eşdeğerlikte kaynak metnin içeriğinin ya da bu metinde kullanılan dilsel öğelerin, kavramların hedef dildeki alıcıların rahatlıkla anlayabileceği şekilde aktarılması hedeflenir. Boztaş (1992:252) Çeviride eşdeğerlik ve dil bilim adlı çalışmasında dil olgusunun sürekli olarak toplumsal ve kültürel olaylardan kaynaklanan kalıplar sunduğunu, bunun ise her toplumun kendine özgü bir yaşayış bir düşünce tarzı bir uygarlık geçmişi olmasından kaynaklandığını ifade eder. Bu kavramlar yerine bir kültürde kullanılan başka ifadelerin kullanılması o kültürü yaşayan insanlarda uyandırdığı çağrışımı uyandırmaz. Günlük konuşma esnasında konuşmalar bazen bir başkası tarafından ani bir olay dolayısıyla kesintiye ugrayabilir ve söylenmek istenen ifade yarım kalır. Amerikan dil bilimcilerin savlarına göre Bir dilin anlam bilimsel içeriği, o dili kullanan toplumun kültürünü okura 136

150 aktarır. Eski Yunan ve Roma daki çevirmenlerde aynı düşünceden hareket ederek sözcükleri tanımanın yeterli olmadığını metnin anlamınında anlaşılması gerektiğini savunurlar. Bir çevirmenin dikkat etmesi gereken en önemli unsur kaynak dilde geçen cümlelerin kaynak dil okurunda bıraktığı etkiyi hedef dil okurunda da bırakabilmektir. Ancak bu şekilde oluşturulmuş olan eserin iletmek istediği mesaj çevirisi yapılmış tüm okura ulaşmış olur. Çeviri eyleminde çok önemli ve çevirmenin dikkat etmesi gereken bir unsur olan eşdeğerlik kavramına yeniden bakmak gerekirse; çeviride eşdeğerlik ifadesi kaynak dil metni ile hedef dil metni arasında sözlük ve dil bilgisi yönünden yeterli ölçüde denklik kurma ve bununla birlikte kaynak dildeki bir mesajı anlam, işlev, uslup, iletişim ve kültürel bakımdan hedef dilde en doğal biçimde yansıtma anlamına gelmektedir Örnek Metin- XII (s.110) Ryno Vorbei sind Wind und Regen, der Mittag ist so heiter, die Wolken teilen sich. Fliehend bescheint den Hügel die unbeständige Sonne. Rötlich flieβt der Strom des Bergs im Tale hin. Süβ ist dein Murmeln, Strom; doch süβer die stimme, die ich höre. Es ist Alpins Stimme, er bejammert den Toten. Sein Haupt ist vor Alter gebaut und rot sein tränendes Auge. Alpin, trefflicher Sänger, warum allein auf dem schweigen den Hügel? Warum jammerst du wie ein Windstoβ im Walde, wie eine Welle am fernen Gestade? Alpin Meine Tränen, Ryno, sind für den Toten, meine Stimme für die Bewohner des Grabs. Schlank bist du uf dem Hügel, schön unter den Söhnen der Heide. Aber du wirst 137

151 fallen wie Morar, und auf deinem Grabe wird der Trauernde sitzen. Die Hügel werden dich vergessen, dein Bogen in der Halle liegen ungespannt. Du warst schnell, o Morar, wie ein Reh auf dem Hügel, schrecklich wie die Nachtfeure am Himmel. Dein Grimm war ein Sturm, dein Schwert in der Schlacht wie Wetterleuchten über der Heide. Deine Stimme glich dem Waldstrome nach dem Regen, dem Donner auf fernen Hügeln. Manche fielen von deinem Arm, die Flamme deines Grimmes verzehrte sie. ARİF GELEN - (s.150) Ryno Rüzgâr ile Yağmur dindi. Öğle sıcağı bastırdı. Bulutlar dağılıyor. Güneş arasıra tepeyi ışıklandırıyor. Dağdan inen ırmak vadide kırmızı renkler içinde akıp gidiyor. Senin fısıltın çok hoş, ırmak! Ama duyduğum ses daha hoş bu alpinin sesi ölüler için türkü yakıyor o. Başı ihtiyarlıktan bükük gözleri ağlamaktan kızarmış. Alpin üstün şarkıcı, o ıssız tepede neden yalnızsın? Uzak sahillerdeki dalgalar gibi ormandaki rüzgâr gibi neden inliyorsun? Alpin Gözyaşlarım ölüler için, türküm mezarda yatanlar için, Ryno! Tepede endamlı bir halin var, kırların çocuklarının en güzelisin. Ama Sende morar gibi öleceksin. Seninde mezarının başında aglayacaklar. Dağlar seni unutacak. Okun meydana atılacak. NİHAT ÜLNER (s.143) Ryno Fırtına ve rüzgâr dindi, güneş ne kadarda güzel yükseldi. Dağılıyor bulutlar. Dağılan bulutlar sık sık yolunu kesse de ışıgıyla aydınlatıyor tepeyi güneş. Derenin selleri kızıl kızıl akıyor ovada ne hoş mırıldanıyorsunuz, ey sular. Ama duyduğum bu ses daha da güzel. Alp inin sesi bu, bir ağıt yakıyor. Yaşlılık boynunu bükmüş ve gözyaşı dökmekten kırmızı olmuş gözleri. Ey Alpin, üstün ozan! Niçin bir başınasın. Bu suskunluga bürünmüş 138

152 tepede? Niçin ağlıyorsun, ormanın içinden geçen bir rüzgâr gibi, uzak denizin kayalara çarpan dalgaları gibi? Alpin Gözyaşlarım, ey Ryno o şehit uğrunadır, sesim ise mezarların suskunluğuna yöneliyor. Uzun boyunla nede hoş duruyorsun tepede, ne güzel görünüyorsun ovaların öbür yiğitleri arasında. Ama sende Morar gibi şehit düşeceksin ve mezarının başında yasını tutacaklar. Tepeler unutacak seni, çözülmüş Yayın avluda kalacak. Çok hızlıydın, ey Morar, tepelerdeki ceylanlar kadar; geceleri ufukta görünen yangınlar kadar da korkunçtun. Öfken bir kasırgaydı, kılıcın ovaların üzerinde çakan bir şimşekti. Uzak tepelerden gelen bir gök gürültüsü gibiydi. Birçokları senim elinden şehit düştü, yitip gitti senin öfkenin ateşinden. DİLEK YAPICI (s.132) REYNO Rüzgârla yağmur kesildi. Öğle zamanı olağanüstüydü. Bulutlarda sıyrıldı. Geçici güneş tepeyi aydınlatıyor. Dağdan yaylaya inen nehir. Kıpkırmızı bir renge boyanmış. Şırıltın nede boş a nehir! Fakat duydugum ses daha da hoş. Bu, Alpinin sesi. Ölünün arkasından bağırıyor. Başı, ihtiyarlıktan önüne eğik. Gözleri ağlamaktan kan çanağı. Alpin nin şarkısı 139

153 Neden bir basamağın tepede Neden bağırıyorsun? Ormandaki rüzgar gibi. Uzak kıyılardaki dalgalar gibi? ALPİN Gözyaşlarımı ölen için akıtıyorum. Ryno Sesimde mezardakiler için. Tepenin üstünde ne de ince görünüyorsun! Ovadaki gençlerden en güzeli sensin. Ama, sen de öleceksin Morar gibi. Senin içinde matem tutan kabrinde oturacak. Tepeler senide unutacaklar. Yayların artık gerilmeden duracak. Sen bir geyik kadar atiktin, Morar. Gökten inen şimşekler kadar korkunç. Öfken bora gibi şiddetliydi. Cenkte, kılıcın,ovaların üstünde çakan, yıldırımlar gibiydi. Sesin, yağmurun ardından, Ormanında akan nehir, Ötelerdeki tepeleri titreten gökgürültüsü gibi. Kendi ellerinle öldürürdün kimilerini. Öfkenin alevi kemirirdi onları. 140

154 Edebi çevirinin bulunduğu yer, aynı zamanda, Edebi sanatlar ın ustalıkla kullanıldığı bir sahadır. Bu bölümde Kaynak metinde oldukça zengin bir edebi sanat kullanımına yer verildiği görülmektedir. Hedef dil olan Türkçe de bulunan zengin edebi sanatları çevirmenler ustalıklarla kullanmışlardır. Kelime kelime, cümle cümle kullanılan sanatları izaha yer vermek yerine, Edebi sanatlar hakkında teori bölümünde yer verildi. Biz burada çevirideki kullanılmış sanatları Kaynak metin ve hedef metinde ki çevirilere nasıl yansıdığını görelim: Nihat Ülner: ( RYNO) K.D. :. der Rötlich fliesst der Strom des Bergs im Tale H.D : derenin selleri kızıl kızıl akıyor benzetmesiyle süslemiştir. Dilek Yapıcı: (ALPİN) Cenkte, kılıcın, ovaların üstünde çakan, yıldırımlar gibiydi Çevirilerinde, Sözü daha etkili duruma getirmek için aralarında ilgi bulunan iki unsurdan güçsüzü olanı güçlü olana benzetmektir. Benzetmede dört unsur bulunur: a)benzenen b)benzetilen c)benzetme Yönü d)benzetme Edatı Bu öğelerin kullanılıp kullanılmaması açısından da üç çeşit benzetme (Teşbih benzetme sanatı) vardır: 1- İSTİARE (eğretileme) Benzetmenin asıl unsuru olan benzeyen ve benzetilenden yalnızca biri kullanılarak yapılır. a.)açık İstiare:Benzeyenin bulunmayıp yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir. b.)kapalı İstiare:Benzetilenin bulunmayıp yalnızca benzeyenle yapılan istiaredir. 2- KİNAYE Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanmaktır. Uyarı: Kinayede daha çok mecaz anlam kastedilir. 141

155 3- MECAZ-I MÜRSEL (ad aktarması) Benzetme amaç güdülmeden bir sözün ilgili olduğu başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Arif Gelen : RYNO Dağdan inen ırmak vadide kırmızı renkler içinde akıp gidiyor Nihat Ülner : RYNO Derenin selleri kızıl kızıl akıyor Dilek yapıcı : RYNO Dağdan inen ırmak vadide kırmızı renkler içinde akıp gidiyor Nihat Ülner : ALPİN Öfken bir kasırgaydı, kılıcın ovaların üzerinde çakan bir şimşekti Teşhis (kişileştirme) İnsan dışındaki canlı cansız varlıklara insan özelliği kazandırmaktır. Her teşhiste aynı zamanda kapalı istiare vardır. Arif Gelen: RYNO Ama duyduğum ses daha hoş, bu alpinin sesi ölüler için türkü yakıyor o. İNTAK (konuşturma) İnsan dışındaki varlıkları konuşturmaktır. Her intak sanatında teşhis sanatı vardır; ancak her teşhiste intak sanatı yoktur. Nihat Ülner : RYNO mırıldanıyorsunuz, derenin selleri kızıl kızıl akıyor ovada ne hoş 142

156 TECAHÜL-İ ARİF Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmiyormuş gibi aktarmadır. Dilek Yapıcı : şeytan doldurur derlerya! O anda nasıl olmuş bilmem; 12 Ağustos (S:50) HÜSN-İ TA'LİL Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini, gerçek sebebinin dışında başka, güzel bir nedene bağlamadır. Dilek Yapıcı : Bu söz yüreğimi yine bir yerinden sızlattı 15 Mart (S:79) MÜBALAĞA (abartma): Sözün etkisini güçlendirmek için bir şeyi olduğundan daha çok ya da olduğundan daha az göstermektir. K.M. : Der Garten ist einfach, und man fühlt gleich bei dem Eintritte, daβ nicht ein wissenschaftlicher Gärtner, sondern ein fühlendes Herz den Plan gezeichnet, das seiner selbst hier genieβen wollte. Arif Gelen : 4 Mayıs Pek gösterişli bir bahçe değil, İçeri girer girmez, bahçe planının bir bahçivanıın değil oranın tadını çıkarmak isteyen duygulu bir insanın çizdiği anlaşılıyor. Şeklindeki çeviri, mübalağa sanatını vurgulu yapmıştır. Nihat Ülner : 4 Mayıs Bahçe oldukça yalın; daha ilk bakışta buranın planını bilgeli bir bahçivanın değil de duyarlı bir yüreğin kendi keyfi için çizdiği hissediliyor. K. M. de mübalağa sanatı daha ustalıklı kullanılmıştır. Çevirmenin çevirisi de uydundur. Dilek Yapıcı : 4 Mayıs Bahçede hiç gösteriş belirtisi yok. Daha adım attığında bunun görgülü bir bahcivan elinden çıkma olmadığı, salt duygulu birinin bu planı kendi gönlünce çizdiği anlaşılır. Mübalağa sanatı, çeviri yerinde olmuş diyebiliriz. TEZAT (karşıtlık) Aralarında ilgiden dolayı, birbirine zıt kavramları bir arada kullanmaktır. 143

157 K.M. : 30 Nowember: ( ) - Und dürft ihr das Wahn! nenen, ihre wortkramer auf eueren Polstern? -Wahn! Arif Gelen: 30 Kasım ( ) Yumuşak yastıklar üzerinde oturan sizin gibi laf ebeleri de buna saçmalık der. Nihat Ülner : 30 Kasım ( ) -Ey siz yumuşak döşeklerinde oturan sözcük tüccarları, buna delilik demeye hakkınız var mı? Delilik! Dilek yapıcı : 30 Kasım ( ) Yumuşak yastıkların arasında miskin bir gevşeklikle uzanmış olduğunuz halde bunlara aptallık der geçersiniz. K.M: 16 Junius Ach wie mir das durchalle Adern läuft, wenn mein Finger unversehens den ihrigen berührt, wenn unsere Füβe sich unterdem Tisch begegnen! Ich ziehe zurück wie vom Feuer, Arif Gelen : 16 Temmuz Ansızın eli elime değse, masanın altında ayaklarımız birbirine dokunsa, bütün damarlarımdaki kan coşuyor. Normal çevirimiz yapılmıştır ancak Kaynak metindeki edebi nida sanatını kullanmamıştır. Nihat Ülner : 16 Temmuz Ah, tesadüfen elim onun eline dokununca, ayaklarımız istemeden masanın altında birbirine değince, nasıl da damarlarım çekiliyor! Ateşten kaçar gibi irkiliyorum, Şeklinde hem Nida (seslenme) edebi sanatı kullanmış hemde dil içi Interpreten çevirisini yerinde yapmıştır. Nida (seslenme) Şiddetli duyguları, heyecanları coşkun bir seslenişle anlatmadır. Daha çok ay, ey, hay, ah ünlemleriyle yapılır. Dilek Yapıcı : 16 Temmuz Elim eline tesadüfen değse, yada masabaşında otururken ayaklarımız bir birbirine dokunsa bütün damarlarımdaki kan birden nasılda alevleniyor! K.M : 30 Nowember O Gott! Du siehst meine Tränen! Muβtest du, der du den menschen arm genug erschufst, ihm auch brüder zugeben, die ihm das biβchen Armut, das biβchen Vertrauen noch raubten, das er auf dich hat, auf dich, du Allliebender! Denn das Vertrauen zu einer heilenden Wurzel, zu den Tränen des 144

158 Weinstockes, was ist es als Vertrauen zu dir, daβ du in alles, was uns um gibt, heilund linderungskraft gelegt hast, der wir so stündlich bedürfen? Arif Gelen : 30 kasım H.D. e ULU TANRIM! Göz yaşlarımı görüyorsun. İnsanı bu kadar aciz yarattığın halde, onun elinde olanı alan, sana karşı beslediği birazcık inançtan bile mahrum bırakan karşdeşler vermesen olmazmıydı? Bir ot kökünden, bir asma dalından şifa beklemek sana inanmak değilmidir? Her saat muhtaç olduğumuz şifayı ve teselliyi çevremizde bulan her şeyi veren sen değilmisin? varlığının derinliğine bir türlü varamadığım, Nihat Ülner : 30 Kasım TANRIM gözyaşlarımı görüyorsun! Senki bütün yaratılışı seven Tanrı, insanı yoksul yarattın, niçin ona birde şu birazcık yoksulluğu, sana ve sonsuz sevgine duyduğu şu birazcık güveni elinden alıcak kardeşler verdin! Çünkü şifalı bitkilere, üzüm bağının göz yaşlarına duyduğumuz bu güven her dakika gereksinimini duyduğumuz sağaltıcı ve dindirici bir gücü bizi çevreleyen her şeye yerleştirdiğine dair bir güvenden kaynaklanmıyormu? Dilek Yapıcı : 30 Kasım EY TANRIM! Gözyaşlarımın farkındasın! Bizleri bu kadar zavallı yarattığın halde revamıdır ki, şu halimizde yine bizi soymaya yeltenen kardeşler veresin!.. öyle kardeşler ki senin adına beslediğimiz belirsiz bir inanaçtan da bizi yoksun bırakmak isterler sen değil misin ki bizim heran ihtiyaç duyduğumuz şifa ve avuntuyu gözle görebildiğimiz her zerreye vermışsin örneğin, bir kökten, bir asma dalından çare beklemek gerçeği aranırsa yine senden çare beklemek sayılmaz mı? SECİ : Edebi sanatlardan düz yazıda cümle içinde yapılan uyağa denir. 145

159 Örnek Metin XIII (s.111 s.5 s.122 s.10 s.123 s.28 s.124 s.1-38 A l p i n Meine tränen, Reyno, ( ) Nach eilfe ( ) -Ach, ich dachte nicht, daβ mich der Weg hirhier führen sollte! Sei ruhig! ich bitte dich, sei ruhig! - Sie sind geladen Es schlägt zwölf! So sei es denn! -Lotte! Lotte, lebe wohl! Lebe wohl! Ein Nacbar sah den Blick vom Pulver und hörte den Schuβ fallen; da aber alles stille bleib, achtete er nicht weiter drauf. Morgen um sechse tritt der Bediente herein mit dem Lichte. Er findet seinen Herr an der Erde, die Pistole und Blut. Er ruft, er faβt ihn an; keine Antwort, er röchelt nur noch. Er läuft nach dem Ärzten, nach Alberten. Lotte hört Shelle ziehen, ein Zittern ergreift alle ihre Glieder. Sie weckt Ihren Mann, sie stehen auf, der Bediente bringt heulend und stotternd die Nachricht, Lotte singt ohnmächtig vor Alberten nieder. Als der Medikus zu dem unglücklichen kam, fand er ihn an der Erde ohne Rettung, der Puls schlug, die Glieder waren alle gelähmt. Über den rechten Auge, hatte er sich durch den Kopf geschossen, das Gehirn war herausgetrieben. Man lieâ ihm zum Überfluβ eine Ader am Arme, das Blut lief, er hollte noch immer Atem. Aus dem Blut auf der Lehne des Sessels konte man schlieβen, er habe sitzend vor dem Schreibtische die Tat vollbracht, dann ist er heruntergesunken, hat sich konvulsivisch um den Stuhl herumgewälzt. Er lag gegen das Fenster entkräftet auf dem Rücken, war in völliger Kleidung, gestriefelt im blauen Frack mit gelber Weste. Das Haus, die Nachbarschaft, die Stadt kam in Aufruhr. Albert trat herein. Werthern hatte man auf das Bett gelegt, die Stirn verbunden, sein Gesicht schon wie 146

160 eines Toten, er rührte kein Glied. Die Lange röchelte noch früchterlich, bald schwach, bald stärker; man erwartete sein Ende. Von dem Weine hatte er nur ein Glas getrunken. Emilia Glotti lag auf dem Pulte aufgeschlagen. Von Alberts Bestürzung, von Lottens Jammer laβt mich nichts sagen. Der Alte Amtmann kam auf die Nachricht hereingesprengt, er küβte den Sterbenden unter den heiβesten Tränen. Seine ältesten Söhne kamen bald nach ihm zu Füβe, sie fielen nebendem Bette nieder im Ausdrücke des unbändigsten Schmerzens, küβten ihm die Hände und den Mund, und der älteste, den er immer am meisten geliebt, hing an seinen Lippen, bis er verschieden war und man den Knaben mit Gewalt wegriβ. Um zwöfe mittags starb er. Die Gegenwart des Amtmannes und sein anstalten tuschten einen Auflauf. Nachts gegen eilfe lieβ er ihn an die Stätte begraben, die er sich erwählt hatte. Der Alte folgte der Leiche und die Söhne, Albert vermocht s nicht. Mann fürchtete für Lottens Leben. Handwerker trugen ihn, kein Geistlicher hat ihn begleitet. ARİF GELEN (s.167 s.20) ALPİN saat on birden sonra ( ) Ama ne yazık, o yolun beni buralara kadar getireceğini düşünmedim. Sakin ol, Lotte! Yalvarırım sakin ol! Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez, Lotte! Elveda, Lotte! Elveda! Komşulardan biri barutun alevini görmüş, tabancanın sesini işitmişti. Fakat arkadan başka bir ses çıkmadığı için gerisini araştırmamıştı. Sabahleyin saat altıda uşak elinde fenerle içeri girdi. Efendisi yerde yatıyordu. Yanı başında tabanca vardı ve kanlar içindeydi. Bağırdı, onu sarstı, hiçbir cevap alamadı. Sadece Werther in boğazından bir hırıltı geliyordu. Hemen doktora, sonra da Albert e 147

161 koştu. Lotte kapının çıngırağını duyunca bütün vicudu titremeye başladı. Kocasını uyandırdı. Kalktılar. Uşak hıçkırarak olup bitenleri anlattı. Lotte, Albert in önünde düşüp bayıldı. Doktor geldiği zaman zavallı Werther i yerde ümitsiz bir halde buldu. Nabzı atıyordu. Fakat bütün organları felce uğramıştı. Sağ gözünün üstünden başına ateş etmişti, beyni dışarıya akmıştı. Boş yere kolundan kan aldılar. Kan akıyor, o hâlâ soluyordu. Koltuğunun arkalığındaki kan lekelerinden, yazı masasının önünde otururken kendini vurduğu anlaşılıyordu. Sonra yere yığılmış, can havliyle çabalarken koltuğun etrafında yuvarlanmıştı. Sonunda bitkin bir halde pencerenin yanında sırt üstü yatıp kalmıştı. İyice giyinikti çizmeleri ayağındaydı. Üstünde mavi bir frak, sarı bir yelek vardı. Önce evdekiler, sonra komşular, bütün şehir ayaktaydı. Albert koştu geldi. Werther i yatağa yatırmışlar, alnına bir sağrı bağlamışlardı. Yüzü, bir ölününki gibi sarıydı. Hiçbir yeri kıpırdamıyordu. Yalnız ciğerleri, bazen zayıf, bazen kuvvetlice, korkunç şekilde hırıldıyordu. Artık son nefesine gelmişti. Şaraptan yalnız bir bardak içimişti. Yazı masasının üstünde Emilia Galotti açık duruyordu. Albert in şaşkınlığını, Lotter in kederini anlatmayacağım. İhtiyor yargıç haberi duyunca koşarak geldi. Can çekişen Werther i sıcak göz yaşları dökerek öptü. Onun peşindende büyük oğulları geldi, sonsuz açılar içinde yatağın yanında yere kapanarak Werter in ellerini ve yüzünü öptüler. Onu en çok sevmiş olan en büyük oğul, son nefesine kadar yüzünü onun yüzünden ayırmadı. En sonunda delikanlıyı oradan zorla ayırdılar. Öğleyin saat on ikide son nefesini verdi Yargıcın orada bulunması ve her şeye gözkulak olması karışıklığı önledi. Geceleyin saat on bire doğru vasiyet ettiği yere onu gömdüler. Cenazenin arkasından ihtiyar yargıçla oğulları gitti. Albert bunu yapamadı. Lotte nin durumundan endişe ediyordu. Cenazeyi gündelikçiler taşıdı. Hiçbir din adamı cenazenin yanında bulunmadı. 148

162 NİHAT ÜLNER (s.157 s.20) Alpin Acele ( ) -Ah, Yolumun sonunun böyle olacağını düşünmüyordum! Huzurlu ol, senden bunu diliyorum, huzurlu ol! Tabancalar dolu - saat on ikiyi vuruyor! Öyle olsun o halde! - Lotte! Lotte, elveda! Elveda! Bir komşu, baruttan çıkan ateşi görmüş, tabancanın sesini duymuş; ama sonradan sessizlik devam ettiği için bunları önemsememişti. Sabahın altısında uşağı lambayla içeri girdi. Efendisinin yerde yattığını ve heryerin kan içinde olduğunu gördü. Ona seslendi ve onu silkeledi; yanıt vermiyordu, yalnızca hırıltılar çıkırıyordu boğazından. Koşarak hemen bir doktor bulmaya ve Albert e haber vermeye gitti. Zilin çalındığını duyunca, Lotte ye tepeden tırnağa bir titreme geldi. Eşini uyandırdı, kalktlar, uşak ağlayarak haber verdi ve Lotte Aalbert in yanında bayıldı. Doktor, o bahtsızın yanına varınca onu yerde buldu; hiçbir ümit yoktu; nabzı hala atıyordu, ama bütün beden felçti. Sağ gözün üzerinden başına ateş etmişti, beyin dışarı fırlamıştı. Kolunda bir damar açılıp dahada çok kan akıtıldı, Werther hâlâ soluk alıyordu. Koltuğun üzerindeki kanlardan anlaşılan, eylemi yazı masasında otururken gerçekleştirdiği, sonra yere yığılıp kıvranarak koltuğun arkasına yuvarlandığıydı. Mecalsiz, pencere tarafında sırt üstünde yatıyordu, bütün giysileri üstündeydi: cizmeleri, mavi ceketi ve sarı yeleği. Bütün ev, çevredeki komşular, sonrada bütün kent halkı heyecana kapıldı. Albert içeri girdi. Werther i yatağa yatırmışlar, başı bir sargıyla sarılıydı. Yüzü bir ölünün 149

163 yüzüydü, hiçbir kıpırdanış görünmüyordu bedeninde. Ciğerlerinden hala korkunç bir hırıltı geliyordu, kâh zayıf, kâh daha yüksek; herkes sonunu bekliyordu artık. Şaraptan yalnızca bir bardak içmişti. Masasında Emilia Galotti açık vaziyette duruyordu. Albert in telaşını, Lotte nın feryatlarını size anlatmama gerek yok. Yaşlı mültezim haberi duyar duymaz atına binip dört nala geldi ve ölmek üzere olan Werther i ağlaya ağlaya öptü. Babalarını koşarak izleyen iki büyük oğlu onun ardından içeri girip büyük acılar içinde yatağın yanında dizlerine çöktüler, elini ve yüzünü öptüler; en çok sevdiği büyük oğlan, Werther ölünceye değin onunla yanak yanağaydı; onu ancak zorla ayırabildiler. Öğle vakti saat on ikide Werther öldü. Mültezimin orada bulunması, kalabalığın evin önünde toplanmasını engelledi. Gece saat onbir sularında onu istediği yerde toprağa verdiler. Yaşlı adam ve oğulları cenazenin ardından yürüdüler. Albert gelmedi herkes Lotte nın yaşamından endişe ediyordu. Cenazeyi birkaç zanaatkar taşıdı. Kiliseden kimse ona eşlik etmedi. DİLEK YAPICI (s.149 s.25) ALPİN 10 ( ) O zaman yolumun beni buraya getireceğini sezemiyordum. Sakinleş, Lotte Yalvarırım Sakinleş! Tabancalar dolu Saat on ikiyi vuruyor Payıma bu düşmüş Sevgilim Tanrı seni korusun, Lotte Hoşçakal! 11 Silah sesini komşulardan biri duymuş, Werther in odasında da güç de olsa seçilen bir parıltı fark etmişti. Herhalde, silahın ateşlenmesindenmiş bu parıltı. Fakat hemen söndüğü için, yeterince önemsememişti. 150

164 Ertesi sabah, saat altıda uşak, elinde lambayla, odaya girince, efendisini yerde kanlar içinde buldu. Hemen yanında da tabancayı, halıya doğru akmış kırmızı kanı görünce şaşırdı Seslendi, seslendi Sarstı, çaresizce sarsaladı Ses yok ama, bir hırıltı,.. Derhal fırladı, doktora koştu, sonra Albert in evinde aldı soluğu.. Kapı çabuk çabuk çalınınca, Lotte nın bütün bedeni titremeye başladı hemen kocasını uyandırdı, kalkıp aşağı indiler. Uşak hıçkırıklar içinde, kekeleyerek, olayı öykülemeye çalışıyordu. Lotte kendini yitirerek, Albert in dizlerinin dibine devrili verdi.. Doktor geldiğinde, zavallı genç hala yerdeydi. Nabız atıyordu ama kasları en küçük bir kıpırdanış, bir tepki vermiyordu. Werther in şakağından sıktığı kurşun, kafatasını parçalamış, beynini dışarı fırlatmıştı. Biçare bu haliylede yine nefes almayı sürdürüyordu. Görünüşe bakılırsa, masanın önünde, oturduğu yerde çekmişti tetiği. Sonra kurşunun tepkisiyle, yere devrilmişti, koltuğun arkasındaki, yanlardaki kan lekeleriden de, acıyla kıvrandığı anlaşılıyordu. Nihayet, güçten düşerek pencereye yakın bir yerde sırt üstü düşmüş kalmıştı Üzerinde mavi frağı, sarı ceketi, ayaklarında da çizmeleri vardı. Odadakiler, komşular, kent ahalisi allak bulak olmuşlardı. Bu iyi yürekli gencin hiç akla gelmeyen intiharı ile hepsi sarsılmıştı. Albert içeri girdiğinde, Werther i yatağa uzatmışlardı. Başı beyaz bir sargıyla sarılmıştı. Alnındaki kanları temizlemişlerdi. Yüzü tam bir ölü yüzüydü. Bedeninde yaşıyor olduğunu belirtecek en küçük bir kıpırtı yoktu. Kimi zaman ciğerlerinden yükselen hırıltılı ses, bir yavaşlıyor bir hızlanıyordu ruhunu teslim etmek üzereydi. Odadakiler bunu anlamışlar beklemekteydiler. Masanın üstünde, Emilia Galotti, açık bırakılmış duruyordu. Uşağın getirdiği şaraptan bir kadeh içmişti 151

165 olur. Albertin şaşkınlığından, lotte nin feryatlarından hiç söz etmesek daha doğru Lotte nin ihtiyar babasıda, telaşla Werther in evine gelmiş, acı gözyaşları dökerek, can vermekte olan genç adamı kucaklamıştı. Genç kadının erkek kardeşleride, koşarak babalarının ardından yetişmişlerdi hepside kendilerini yatağın üstüne atmışlar, en feci azaplarla kıvranarak sevgili dostlarının ellerini yüzünü öpüyorlardı Werther in en çok sevdiği büyük kardeş ise, yanağını yanağına dayamış, hıçkırıyordu ancak Werther öldükten sonra, çocuğu oradan güç ayırabildiler Duygulu ruhlu genç adam tam öğlen vakti, saat on ikide bu dünyanın elemlerinden bütünüyle kurtuldu Lotte nin babası önlemleriyle olayın üzerini örttü; orada burada, genç adamın ölümüne ilişkin kimsenin konuşmamasını sağlayabildi. Gece saat on bire doğru da, Werther i vasiyetine uygun olarak seçtiği yere gömdürdü Ölüyü gündelikçiler taşıdı, tek bir din adamı yoktu törende. Yaşlı memurla oğulları tabutun ardından yavaş adımlarla yavaş yürüyorlardı. Albert cenazeye katılamadı lotte nin yaşamı tehlikedeydi, onu bırakamamıştı SON Kaynak Metin cümlesi ile çevirmenlerin hedef dildeki aynı cümle çevirilerine bakılırsa, ifadeler şöyledir. K.M de ( ) -Ach, ich dachte nicht, daβ mich der Weg hirhier führen sollte! Sei ruhig! İch bitte dich, sei ruhig! - Sie sind geladen Es schlägt zwölf! So sei es denn! Lotte! Lotte, lebe wohl! Lebe wohl! 152

166 Arif Gelen : Kaynak metin de Werther in hayatına son verdiği cümlesi:.ama ne yazık, o yolun beni buralara kadar getireceğini düşünmedim. Sakin ol, Lotte! Yalvarırım sakin ol! Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez, Lotte! Elveda! Kaynak Dil ve Kaynak metin cümlesini böyle bir edebi cümleyle çevirmiş. Almancadaki daβ cümlesi Türkçedeki ki li cümle anlamı veren şekliyle eşdeğerliliğini korumuştur. Edebi çeviri olarak yeterlilik vardır. Ayrıca So sei es denn cümlesinin yerine alınyazısı deyimi ile güzel bir eşdeğerlilik sağlamıştır. Nihat Ülner: Çevirisinde Almancadaki, daβ cümlesinin eş değerliliğini şöyle karşılamıştır. ( ) -Ah, Yolumun sonunun böyle olacağını düşünmüyordum! Huzurlu ol, senden bunu diliyorum, huzurlu ol! Tabancalar dolu - saat on ikiyi vuruyor! Öyle olsun o halde! - Lotte! Lotte, elveda! Elveda! Şeklinde ifadesiyle yeterlilik sağlamıştır. So sei es denn! tabiri yerine öyle olsun o halde şeklini kullanmıştır. Dilek Yapıcı : K.M. deki Alman daβ cümlesinin çevirisini şöyle yapmıştır. O zaman yolumun beni buraya getireceğini sezemiyordum Edebi çeviri olarak yeterlilik sağlanmışsa da Almanca öğrenen öğrencilerin daβ cümle karşısında Türkçe edebi bir ki li cümle de iyi olacaktı. Sakinleş, Lotte Yalvarırım Sakinleş! Tabancalar dolu Saat on ikiyi vuruyor Payıma bu düşmüş Sevgilim Tanrı seni korusun, Lotte Hoşçakal! K.M.de So sei es denn! sözünü ise; Tanrı seni korusun geleneksel tabirle eşdeğerlilik sağlamıştır. Çeviriyi okuyucuya daha cazip sunabilmek için, Kaynak Dil ve Kaynak metin kültürü hakkında bilgisi bulunan çevirmen Edebi çeviri sanatını kullanarak bu şakilde bir süslemeye ihtiyaç duymuştur. Hedef dil kültüründe kullanılmayıp, kaynak dil kültüründe ve bilhassa papazların sık kullandıkları Tanrı seni korusun cümlesinin kullanılması hiçte 153

167 yakışık almamıştır. Burada eşdeğerlilik korunmamıştır. Eğer artık Allah seni korusun veya Allah sana yardım etsin veya Allah a emanet! denilseydi hedef dil kültüründe sık kullanılan daha hissi bir anlayışı okuyucusunda da uyandırmış olacaktı. Eşdeğerlilik ve yeterlilik konusunu muhafaza etmiş olacaktı. Aktaş, (1996:206) eşdeğerliği önemini şu cümlelerle ifade etmiştir. Kaynak dil metnin bütünü göz önünde bulundurularak, içerik, uslüp ve iletişimdeki kullanım yönünden iki dil arasında eşdeğerliğin sağlanması, çeviri eylemi gerçekleştirilirken dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan bir tanesidir. K.M : er lag gegen das Fenster erkräftet auf dem Rücken, war in völliger Kleidung, gestreifelt im blauen Frack mit gelbe Weste. Das Haus, die Nachbarschaft, die Stadt kam in Aufruhr. Albert trat herein. Werthern hatte man auf das Bett gelegt, die Stirn verbunden, sein Gesicht schon wie eines Toten, K.M. : Von dem Weine hatte er nur ein Glas getrunken. Emilia Glotti lag auf dem Pulte aufgeschlagen. Von Alberts Bestürzung, von Lottens Jammer laât mich nicts sagen. Der Alte Amtmann kam auf die Nachricht hereingesprengt, K.M. : Um zwöfe mittags starb er. Die Gegenwart des Amtmannes und sein anstalten tuschten einen Auflauf. Nachts gegen eilfe lieâ er ihn an die Stätte begraben, die er sich erwählt hatte. Der Alte folgte der Leiche und die Söhne, Albert vermocht s nicht. Mann fürüchtete für Lottens Leben. Handwerker trugen ihn kein Geistlicher hat ihn begleitet. Kaynak metinde bulunan belli bölümler orijinal yapıdaki olayın heyecanı ve romandaki espirisini çevirmenler tarafından nasıl aktarıldığını görelim. Yeterlilik nasıl karşılaştırılmıştır? inceleyelim. Çeviriler sıra ile yazılarak karışıklığa meydan 154

168 verilmemiştir. Romanın orijinal kısmı siyah ve dik, çeviriler ise eğik yazılmıştır. Kaynak metinde ki bu bölümlerde olan olayı, katkı yapmadan dil içi çeviri olarak aşağıda olduğu gibi yapılmıştır. Çevirilerin arkasından yorumumuz yapılmıştır. Arif Gelen : Sonunda bitkin bir halde pencerenin yanında sırt üstü yatıp kalmıştı. İyice giyinikti çizmeleri ayağındaydı. Üstünde mavi bir fırak, sarı bir yelek vardı. Önce evdekiler, sonra komşular, bütün şehir ayaktaydı. Albert koştu geldi. Werther i yatağa yatırmışlar, alnına bir sağrı bağlamışlardı. Yüzü, bir ölününki gibi sarıydı. Çizmeleri mavi bir fırak ve sarı bir yelek Yüzü bir ölünün gibi sarıydı. ( ) Arif Gelen : Yazı masasının üstünde Emilia Galotti açık duruyordu. Albert in şaşkınlığını, Lotte nin kederini anlatmayacağım. İhtiyar yargıç haberi duyunca koşarak geldi. Mecalsiz, pencere tarafında sırt üstünde yatıyordu, bütün giysileri üstündeydi: cizmeleri, mavi ceketi ve sarı yeleği. Bütün ev, çevredeki komşular, sonrada bütün kent halkı heyecana kapıldı. Albert içeri girdi. Werther i yatağa yatırmışlar, başı bir sargıyla sarılıydı. Yüzü bir ölünün yüzüydü, hiçbir kıpırdanış görünmüyordu bedeninde. çizmeleri, mavi ceket ve sarı yelek yüzü bir ölünün yüzüydü. ( ) Nihat Ülner : Masasında Emilia Galotti açık vaziyette duruyordu. Albert in telaşını, Lotte nın feryatlarını size anlatmama gerek yok. Yaşlı mültezim haberi duyar duymaz atına binip dörtnala geldi Lottenin feryatlarını size anlatmama gerek yok yaşlı mültezim diye çevirmiş. Nihat Ülner: Öğle vakti saat on ikide Werther öldü. Mültezimin orada bulunması, kalabalığın evin önünde toplanmasını engelledi. Gece saat onbir sularında onu istediği yerde toprağa verdiler. Yaşlı adam ve oğulları cenazenın ardından yürüdüler. Albert gelmedi herkes Lotte nın yaşamından endişe ediyordu. Cenazeyi birkaç zanaatkâr taşıdı. Kiliseden kimse ona eşlik etmedi. Mültezimin orada bulunması, kalabalığın evin önünde toplanmasını engelledi. Albert gelmedi. Cenazeyi birkaç zanaatkâr taşıdı. Şeklinde çevirmiştir. 155

169 Dilek Yapıcı : Nihayet, güçten düşerek pencereye yakın bir yerde sırt üstü düşmüş kalmıştı üzerinde mavi frağı, sarı ceketi, ayaklarında da çizmeleri vardı. Odadakiler, komşular, kent ahalisi allak bulak olmuşlardı. Bu iyi yürekli gencin hiç akla gelmeyen intiharı ile hepsi sarsılmıştı. Albert içeri girdiğinde, Werther i yatağa uzatmışlardı. Başı beyaz bir sargıyla sarılmıştı. Alnındaki kanları temizlemişlerdi. Yüzü tam bir ölü yüzüydü. Dil içi bir çeviri olarak K.M ni edebi bir çeviri yöntemiyle çevrilmiş, yeterlilik ve eşdeğerlilik yerinde sağlanmıştır. mavi frağı, sarı ceketi, ayaklarında da çizmeleri vardı. Romanın bu cümlesini okuyan gençler, bir zamanlar moda giysi yapmışlar bile. Dilek Yapıcı : Masanın üstünde, Emilia Galotti, açık bırakılmış duruyordu. Uşağın getirdiği şaraptan bir kadeh içmişti Albertin şaşkınlığından, lotte nin feryatlarından hiç söz etmesek daha doğru olur. Lotte nin ihtiyar babasıda, telaşla Werther in evine gelmiş, çevirinin yeterlilik ve eşdeğerliliğine söz yok. Lotte nin şok derecesindeki etkisini anlatabilmek için K.M.yazarının cümlesini Lotte nin feryatlarından söz etmezsek daha doğru olur. şeklinde çevrilmiştir. Dilek yapıcı, K.M.deki Amt Mann kelimesini Lottenin ihtiyar babası olarak çevirmiştir. Halbuki, der Amt Mann resmi bir kişiliği olan ve savcı görevi yapabildiğine göre, yalınız Lotte nin babası demek, yorum yapmak olur. Çeviride eşdeğerliliği karşılamaz. Dilek Yapıcı : saat on ikide bu dünyanın elemlerinden bütünüyle kurtuldu Lotte nin babası önlemleriyle olayın üzerini örttü; orada burada, genç adamın ölümüne ilişkin kimsenin konuşmamasını sağlayabildi. Gece saat onbire doğru da, Werther i vasiyetine uygun olarak seçtiği yere gömdürdü Ölüyü gündelikçiler taşıdı, tek bir din adamı yoktu törende. Yaşlı memurla oğulları tabutun ardından yavaş adımlarla yavaş yürüyorlardı Albert cenazeye katılamadı lotte nin yaşamı tehlikedeydi, onu bırakamamıştı D.Y. Werther in ölümünü, dünyanın elemlerinden bütünüyle kurtuldu şeklinde çevirmiştir. Lotte nin babası önlemleriyle olayın üzerini örttü; Ölüyü gündelikçiler 156

170 taşıdı. Albert cenazeye katılmadı. Değişik kelimeler kullanılmışsa da yeterliliği korumuşlardır. A.G. : Yargıcın orada bulunması ve her şeye gözkulak olması karışıklığı önledi. K.D. deki anlamın H.D. e göz kulak olmak deyimiyle aktarılması aynı zamanda H.D. okuyucusunun: Lotte ile Werther in gizli aşkından babasının haberi olduğu ve yargıç olarak acele gelmesi olayın ötbas edildiğini ve de bir hukuk olayının çıkmasını önlediğini anlatmış oluyor. Aktaş: (1996), çeviri yeterliliği mükemmel yapılmıştir. Cenazeyi gündelikçiler taşıdı. Cenazenin gündelikcilerin taşıdğı şeklinde çevirilmiştir. Hiçbir din adamı cenazenin yanında bulunmadı. Şeklinde çeviride ise; din adamı kavramı H.D. kültüründe yoktur. Bu kavramı Dilek Yapıcı da aynen kullanmıştır. Çeviri ve basın yoluyla H.D. kültürüne sokulmuş bir kavramdır. Nihat Ülner, kiliseden kimse ona eşlik etmedi. Cümlesi gerçek eşdeğerliliği korumuş oldu. A.G. Amt Mann sözünün yerine yargıç olarak çevirerek eş değerliliği sağlamıştır. N.Ü. ise yine bir resmiyet ifade eden, ama H.D. de savcı yerine kullanılmayan, Mültezim kelimesiyle çevirmiştir. D.Y., Amt Mann yerine Lottenin babası diye çevirmiştir. Çeviri eşdeğerliliğine ve yeterliliğine uygun düşmemiştir. 157

171 BÖLÜM V SONUÇ VE ÖNERİLER Aynı romanın üç ayrı çevirmen tarafından, yapılan çeviri tekniğine göre karşılaştırılmıştır. Bu romanın bir mektup roman oluşu ile öğrencilerin günlük not tutmalarının ne kadar önen arz ettiğini vurgulamak yerinde olacaktır. Sonuçlar Avrupa nın yeniden kendine gelme ve aydınlanma döneminde, genç Goethe nin Schiller le birlikte Alman edebiyatının coşkunluk akımı Sturm und Drang çağına öncülük ettikleri bir edebi döneme rastlar. Dönemin hümanizma aydınlarının kilise sultasından kurtulma ideali güdülürken, Schiller ve Goethe nin olayı daha yüksek dünya perspektifinden değerlendirmeleri söz konusudur. Doğu batı ayırımı gözetilmeden günümüzdeki küreselleşme benzeri düşünceler o günkü hümanist aydınları rahatsız etmiştir. Genç Wertherin Acıları romanını yazmakla Goethe, hem karışık dönemden belli bir süre kendini korumuş, aynı zamanda edebiyat dünyasında ilerlemesine devam etmiştir. 13 Mayıs tarihli mektubunda açıkça; Du fragst, ob du mir meine Bücher schicken sollst? Lieber, ich bitte dich um Gottes willen, laβ mir sie vom Halse! Ich will nicht mehr geleitet, ermuntert, angefeuert sein, braust dieses Herz doch genug aus sich selbst; ich brauche wiegengesang,. Arif gelen: Kitaplarını göndereyim mi, diye soruyorsun. Allah aşkına dostum, onları bana yaklaştırma! Ben artık yönetilmek, coşmak istemiyorum. Kendi coşkunluğum bana yeter. Bana şimdi ninni gerek Nihat Ülner: Kitaplarımı göndermeni isteyip istemediğimi soruyorsun -sevgili dostum, Tanrı adına senden dileğim, onları benden uzak tutman! Yönlendirilmek, cesaretlendirilmek, coşturulmak istemiyorum, bu yürek kendi kendine yeterince kaynıyor; 158

172 Dilek Yapıcı : Bana Kitaplarını yollayayım mı? diye soruyorsun. Tanrı aşkına, dostum, uzak tut onları benden! Benim artık rehbere, kışkırtılmaya, alevlenmeye gereksinimim yok! Yüreğimin heyecanı bana yeterli. Üstelik onu uyutacak bir niniye gereksinim duyuyorum. Romanımızın yazılmış olduğu çağı ile bu gün arasında konu ve olaylar günümüzde de görülebilen sıradan olaylardandır. Yazarımız, gençlikte her zaman olabilecek ve nahoş olaylar doğurabilecek böylesi olaylara günümüzden, 239 yıl evvel dikkati çekmiştir. Bu romanın ilgiyle bu gün de okunabilir olması gençliğe olgunluk örneği sergilemesindendir. Almanca dan çevirisi yapılmış olan bu roman ve yazarının, din ve milli kültürümüze aykırı bir tezatı görülmediği gibi, kültürümüze aykırı her hangi bir kavramda sokmamıştır. gençliğin sorumsuzca kadın erkek yakın ilişkilerinin her zaman böyle veya bundan kötü nahoş olayları doğurabileceğine okuyucunun dikkatini çekmektedir. Genç Werther in Acıları romanı yazarı Goethe nin diğer eserlrinin de, Almanca öğretiminde bulunmaz ders konuları olduğunu görüyoruz. Johann Wolfgang Von Goethenin bir düşünür olmasi, Arapça Kur-an tefsirine varıncaya kadar araştırmalarının bulunduğunu görmezlikten gelemeyiz. Doğu Batı Divaı ile ne kadar barışçı bir bilim adamı olduğunu gördüğümüz gibi, Fausto ile insan akli dehasının üstünlüğünü göstermiştir. Prometheus şiiriyle batı kültürünü anlatırken, Muhammed Gesang şiiriyle de doğu kültürünü anlatarak karşılaştırmasını gözler önüne sermiştir. Goethenin hece vezniyle yazmış olduğu şiirler ile Yunus Emre yi Almanca okumak mümkündür. Almanca öğretiminde bulunmaz ders konularıdır. Gençliğe eğitim bakımından verilmek istenen çok şeylerin olduğu gerçeğini görerek, Almanca öğretiminde çeviriden yararlanmanın önemini hafife almamak gerektiğinin altını çizmiş oluyoruz. Öneriler : Romanımızın yazılmış olduğu çağı ile bu gün arasında konu ve olaylar günümüzde de görülebilen olaylardandır. Yazarımız, gençlikte her zaman olabilecek ve hadiseler 159

173 doğurabilecek böylesi vakalara günümüzden, 239 yıl evvel dikkati çekmiştir. Bu romanın ilgiyle bu gün de okunabilir olması gençliğe olgunluk örneği sergilemektedir. Almancadan çevirisi yapılmış olan bu roman ve yazarının Gençliğe eğitim bakımından verilmek istenen çok şeylerin olduğu gerçeğini görüyoruz. Eğitim açısından, Almanca öğretiminde Johann Wolfgang Von Goeth nin eserlerinde; öğretmen, öğrencinin bulacağı faydalı konular vardır. Almanca öğretmenlerininde yararlanabileceği çok cazip ders konuları bulunmaktadır. Öğrenciyi Almancaya meraklandıracak bazı örnek konular çokları fikir vericidir. Beschreiben sie die Bilder! 160

174 Beschreiben sie die Bilder! 161

175 Frage : 1- Was machen die Leute? Beschreiben sie das Bild! 162

Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları

Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Dili II TURK 102 Her İkisi 2 0 0 2 2 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

T.C. HACETTEPE ÜNĐVERSĐTESĐ Sosyal Bilimler Enstitüsü

T.C. HACETTEPE ÜNĐVERSĐTESĐ Sosyal Bilimler Enstitüsü GENEL BĐLGĐLER T.C. HACETTEPE ÜNĐVERSĐTESĐ Sosyal Bilimler Enstitüsü Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı Đngilizce Mütercim-Tercümanlık Bilim Dalı YÜKSEK LĐSANS PROGRAMI Mütercim-Tercümanlık Bölümü, Edebiyat

Detaylı

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Dili I TURK 101 Güz 2 0 0 2 2 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR PROGRAMI

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR PROGRAMI ANADAL EĞİTİM PROGRAMI ZORUNLU DERSLERİ 1. YIL 2.YARIYIL 3 1 2 TDİ102 ATA102 YDİ102 YDA102 YDF102 Türk Dili II (Turkish Language II) Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi (History of the Republic of Turkey)

Detaylı

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2)

Arnavutça (DİL-2) Boşnakça (DİL-2) Arnavutça () Programın amacı, Arnavut dili, kültürü, tarihi ve edebiyatını tanıyan bu alanda çalışma yapacak nitelikte bireyler yetiştirmektir Metinlerinden yola çıkarak Arnavut dilinde metin okur ve yazar,

Detaylı

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Dili I TURK 101 Güz 2 0 0 2 2 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları

Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları Türk Dili II (TURK 102) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Dili II TURK 102 Her İkisi 2 0 0 2 2 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

Der kleine Hase möchte lesen lernen

Der kleine Hase möchte lesen lernen Der kleine Hase möchte lesen lernen Der kleine Hase kann nicht lesen. Er will es aber lernen. Doch wie lernt man lesen? Er geht zum dicken Bären, der in einem Baum lebt. Der kleine Hase fragt den dicken

Detaylı

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLLERİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLLERİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLLERİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Ders Planı - AKTS Kredileri T: Teorik (saat/hafta) U: Uygulama (saat/hafta) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemi 1. Yarıyıl

Detaylı

I. BÖLÜM I. DİL. xiii

I. BÖLÜM I. DİL. xiii I. BÖLÜM I. DİL DİL NEDİR?... 1 İNSAN HAYATINDA DİLİN ÖNEMİ... 3 ÇOCUĞUN İNSAN OLMA SÜRECİNDE DİLİN ÖNEMİ... 5 ANA DİLİNİN ÖNEMİ... 6 DİL VE DÜŞÜNCE... 7 DİL, SEMBOL VE İŞARET İLİŞKİSİ... 12 DİL, KÜLTÜREL

Detaylı

ORTAÖĞRETİM İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ ÖZEL ALAN YETERLİKLERİ

ORTAÖĞRETİM İNGİLİZCE ÖĞRETMENİ ÖZEL ALAN YETERLİKLERİ A. DİL BİLEŞENLERİ VE DİL EDİNİMİ BİLGİSİ A.1. İngilizceyi sözlü ve yazılı iletişimde doğru ve uygun kullanarak model olabilme A.2. Dil edinimi kuramlarını, yaklaşımlarını ve stratejilerini bilme A.3.

Detaylı

2.SINIF (2013 Müfredatlar) 3. YARIYIL 4. YARIYIL

2.SINIF (2013 Müfredatlar) 3. YARIYIL 4. YARIYIL ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı 1.ve 2.Öğretim (2010 ve Sonrası) Eğitim Planları HAZIRLIK SINIFI (YILLIK) KODU DERSİN ADI T U Kredi AKTS İLH001 ARAPÇA 26 0 26 26 Konu

Detaylı

KIRGIZİSTAN TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ MODERN DİLLER YÜKSEK OKULU MÜTERCİM - TERCÜMANLIK BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI

KIRGIZİSTAN TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ MODERN DİLLER YÜKSEK OKULU MÜTERCİM - TERCÜMANLIK BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI BİRİNCİ YIL KODU BİRİNCİ YARIYIL ADI BES - 105 Beden Eğitimi ve Spor 0 2 0 MTR - 101 Leksikoloji 3 0 3 MTR - 103 Yazılı Anlatım I 2 0 2 MTR - 105 Çeviriye Giriş I 3 0 3 MTR - 107 Gramer I 2 2 3 MTR - 109

Detaylı

ARAP DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI

ARAP DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI 1. SINIF/ 1. YARIYIL YDI101 YDA101 Temel Yabancı Dil (İngilizce) ( Basic Foreign Language (English) ) Temel Yabancı Dil (Almanca) ( Basic Foreign Language (German) ) 4 0 4 4 1 1 YDF101 Temel Yabancı Dil

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Türkçe 1: Yazılı Anlatım TRD 101 1 2+0 2 2

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Türkçe 1: Yazılı Anlatım TRD 101 1 2+0 2 2 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Türkçe 1: Yazılı Anlatım TRD 101 1 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu / Yüz Yüze

Detaylı

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DOKTORA PROGRAMI DERSLER VE KUR TANIMLARI

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DOKTORA PROGRAMI DERSLER VE KUR TANIMLARI TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI DOKTORA PROGRAMI DERSLER VE KUR TANIMLARI GÜZ DÖNEMİ DERSLERİ Kodu Dersin Adı Statüsü T P K AKTS TAE 700 Özel Konular Z 5 0 0 30 TAE 701 Kültür Kuramları ve Türkiyat Araştırmaları

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Almancadan Türkçeye Çeviri YDA

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Almancadan Türkçeye Çeviri YDA DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Almancadan Türkçeye Çeviri YDA 404 8 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Zorunlu / Yüz Yüze

Detaylı

IMT15001 İNGİLİZCE OKUMA-YAZMA Z IMT15002 İNGİLİZCE DİNLEME-KONUŞMA Z IMT15003 İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ Z

IMT15001 İNGİLİZCE OKUMA-YAZMA Z IMT15002 İNGİLİZCE DİNLEME-KONUŞMA Z IMT15003 İNGİLİZCE DİLBİLGİSİ Z I.ve II. YARI KIRKLARELİ ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ MÜTERCİM-TERCÜMANLIK (İNGİLİZCE) BÖLÜMÜ ÖRGÜN ÖĞRETİM DERS PLANI (2016-2017 eğitim-öğretim yılından itibaren geçerlidir.) HAZIRLIK SINIFI LIK

Detaylı

Siyaset Bilimine Giriş II (KAM 102) Ders Detayları

Siyaset Bilimine Giriş II (KAM 102) Ders Detayları Siyaset Bilimine Giriş II (KAM 102) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Siyaset Bilimine Giriş II KAM 102 Bahar 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

GÜZ YARIYILI YÜKSEK LİSANS DERSLERİ

GÜZ YARIYILI YÜKSEK LİSANS DERSLERİ GÜZ YARIYILI YÜKEK LİAN DERLERİ DER KODU ZORUNLU/ EÇMELİ DERİN ADI KREDİİ ELIT 709 Z Edebiyat Teorisi ve Eleştirisi ELIT 711 Araştırma Yöntemleri ELIT 735 Uygulamalı Dilbilim: Yabancı Dil Öğretimi ve Öğrenimi

Detaylı

Türkiye nin Siyasi Yapısı I (KAM 205) Ders Detayları

Türkiye nin Siyasi Yapısı I (KAM 205) Ders Detayları Türkiye nin Siyasi Yapısı I (KAM 205) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türkiye nin Siyasi Yapısı I KAM 205 Güz 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAM BİLGİLERİ

İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAM BİLGİLERİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAM BİLGİLERİ Amaç: Programımız, kalite kültürüne verilen önem bağlamında, öğretim üyelerinin öğrencilerle birebir iletişim kurabilmesini, Bilgi ve İletişim Teknolojilerini yetkin

Detaylı

İÇİNDEKİLER I. KISIM YABANCI DİL OLARAK TÜRKÇE ÖĞRETİMİNE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR

İÇİNDEKİLER I. KISIM YABANCI DİL OLARAK TÜRKÇE ÖĞRETİMİNE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR İÇİNDEKİLER I. KISIM YABANCI DİL OLARAK TÜRKÇE ÖĞRETİMİNE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR I.A-YABANCI DİL ÖĞRETİMİ YAKLAŞIMLARI VE YÖNTEMLERİ / Derya YAYLI - Demet YAYLI 1- Giriş... 3 2- Yaklaşım, Yöntem, Teknik

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Türk İdare Tarihi TİT323 5 3+0 3 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin

Detaylı

I.YIL HAFTALIK DERS AKTS

I.YIL HAFTALIK DERS AKTS I.YIL SOS 101 Z Sosyal Bilgilerin Temelleri Basics of Social Sciences 2-0-2 4 I SOS 103 Z Sosyal Psikoloji Social Psychology 2-0-2 4 SOS 105 Z Arkeoloji Archeology SOS 107 Z Sosyoloji Sociology SOS 109

Detaylı

EDEBİYAT. Edebiyat okumak bakmak ve görmek arasındaki hassas çizgiyi anlamayı sağlayan bir yolculuğa çıkmaktır. (By Oleg Shuplyak)

EDEBİYAT. Edebiyat okumak bakmak ve görmek arasındaki hassas çizgiyi anlamayı sağlayan bir yolculuğa çıkmaktır. (By Oleg Shuplyak) Hoş geldiniz. 19. YIL EDEBİYAT Edebiyat okumak bakmak ve görmek arasındaki hassas çizgiyi anlamayı sağlayan bir yolculuğa çıkmaktır. (By Oleg Shuplyak) NEDEN EDEBİYAT? Edebiyat en iyi dil öğrenme yoludur.

Detaylı

Çeviriye Giriş (ETI200) Ders Detayları

Çeviriye Giriş (ETI200) Ders Detayları Çeviriye Giriş (ETI200) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çeviriye Giriş ETI200 Bahar 2 2 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

A.Kemal SARUHAN Elektronik ve Haberleşme Müh. Adayı www.alikemalsaruhan.com

A.Kemal SARUHAN Elektronik ve Haberleşme Müh. Adayı www.alikemalsaruhan.com A.Kemal SARUHAN Elektronik ve Haberleşme Müh. Adayı www.alikemalsaruhan.com Sunumda Neler Var Aile ve çevre baskısı, Yoğun çalışma programları, Dershane, okul ve yurt üçgenindeki çember, Uykusuz geçen

Detaylı

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları

Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Türk Dili I (TURK 101) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Dili I TURK 101 Güz 2 0 0 2 2 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

ORTAÖĞRETĠM ĠNGĠLĠZCE ÖĞRETMENĠ ÖZEL ALAN YETERLĠKLERĠ

ORTAÖĞRETĠM ĠNGĠLĠZCE ÖĞRETMENĠ ÖZEL ALAN YETERLĠKLERĠ A. DĠL BĠLEġENLERĠ VE DĠL EDĠNĠMĠ BĠLGĠSĠ A1. Ġngilizceyi sözlü ve yazılı iletiģimde doğru ve uygun kullanarak model olabilme A2. Dil edinimi kuramlarını, yaklaģımlarını ve stratejilerini bilme Bu alan,

Detaylı

Genel Çeviri I (ETI419) Ders Detayları

Genel Çeviri I (ETI419) Ders Detayları Genel Çeviri I (ETI419) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Genel Çeviri I ETI419 Güz 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir.

Bu yüzden de Akdeniz coğrafyasına günümüz dünya medeniyetinin doğduğu yer de denebilir. Sevgili Meslektaşlarım, Kıymetli Katılımcılar, Bayanlar ve Baylar, Akdeniz bölgesi coğrafyası tarih boyunca insanlığın sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine en çok katkı sağlayan coğrafyalardan biri

Detaylı

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ/YÜKSEKOKULU BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ/PROGRAMI MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ/YÜKSEKOKULU BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ/PROGRAMI MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ/YÜKSEKOKULU BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ/PROGRAMI MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI 2016 2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI LİSANS/ÖNLİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM

Detaylı

"Köklü geçmişimize yakışır, Asil bir gelecek için..." Kulübümüz ASİLDER in faaliyetleri hız kesmeden devam ediyor.

Köklü geçmişimize yakışır, Asil bir gelecek için... Kulübümüz ASİLDER in faaliyetleri hız kesmeden devam ediyor. "Köklü geçmişimize yakışır, Asil bir gelecek için..." Kulübümüz ASİLDER in faaliyetleri hız kesmeden devam ediyor. İyi İnsan yetiştirme yarışında siz değerli gönüllülerimizin de bir tuzu olsun istedik.

Detaylı

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ KATALOĞU

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ KATALOĞU ANABİLİM DALI 201-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR DÖNEMİ KATALOĞU ANADAL EĞİTİM PROGRAMI ZORUNLU DERSLERİ I.SINIF/II.YARIYIL in ön koşulu var mı? *** in önceki eğitim programında eşdeğer bir dersi var mı?

Detaylı

Kamusal Akıl Stüdyosu VI (KAM 346) Ders Detayları

Kamusal Akıl Stüdyosu VI (KAM 346) Ders Detayları Kamusal Akıl Stüdyosu VI (KAM 346) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Kamusal Akıl Stüdyosu VI KAM 346 Bahar 2 2 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin

Detaylı

TDE 101 Türkiye Türkçesi I Turkey Turkish I TDE 102 Türkiye Türkçesi II Turkey Turkish II

TDE 101 Türkiye Türkçesi I Turkey Turkish I TDE 102 Türkiye Türkçesi II Turkey Turkish II 01.Yarıyıl Dersleri 02.Yarıyıl Dersleri Ders Adı İngilizce Ders Adı TE PR KR AKTS Ders Adı İngilizce Ders Adı TE PR KR AKTS TDE 101 Türkiye Türkçesi I Turkey Turkish I 3 0 3 5 TDE 102 Türkiye Türkçesi

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

Çağdaş Türkiye nin Düşünce Tarihi (KAM 417) Ders Detayları

Çağdaş Türkiye nin Düşünce Tarihi (KAM 417) Ders Detayları Çağdaş Türkiye nin Düşünce Tarihi (KAM 417) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Uygulama Saati Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çağdaş Türkiye nin Düşünce Tarihi KAM 417 Her İkisi 3 0 0 3 5

Detaylı

EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI

EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI BİLİMSEL HAZIRLIK GÜZ YARIYILI DERSLERİ EGB501 Program Geliştirmeye Giriş

Detaylı

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi

EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi 80 EK-2: İnşaat Mühendisliği Öğrenci Anketi Sayın İnşaat Mühendisi Adayı, İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kurulu, İMO 40. Dönem Çalışma Programı çerçevesinde İMO Yönetim Kurulu nca İnşaat Mühendisliği Eğitimi

Detaylı

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR?

YABANCI DİL ULUSLAR ARASI MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? YABANCI DİL ULUSLAR ARASI HAREKETLİLİKTE OLMAZSA OLMAZ MIDIR? BAŞARILI BİR HAREKETLİLİK İÇİN ÖN ŞART MIDIR? DOÇ.DR.DİLEK KARAASLAN Süleyman Demirel Üniversitesi it i Erasmus Kurum Koordinatörü 05 Kasım

Detaylı

Medya ve Siyaset (KAM 429) Ders Detayları

Medya ve Siyaset (KAM 429) Ders Detayları Medya ve Siyaset (KAM 429) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Medya ve Siyaset KAM 429 Her İkisi 3 0 0 3 8 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin

Detaylı

FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI

FRANSIZ DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI 1. SINIF / 1. YARIYIL YDİ 101 Temel Yabancı Dil (İngilizce) Basic English 1 YDA 101 Temel Yabancı Dil (Almanca) Basic German 4 4 4 1 2 ATA 101 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I History of Turkish Revolution

Detaylı

AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME

AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME 2 AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME Aktif öğrenme, bireyin öğrenme sürecine aktif olarak katılımını sağlama yaklaşımıdır. Bu yöntemle öğrenciler pasif alıcı konumundan çıkıp yaparak yaşayarak

Detaylı

Anayasa Hukuku (KAM 201) Ders Detayları

Anayasa Hukuku (KAM 201) Ders Detayları Anayasa Hukuku (KAM 201) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Anayasa Hukuku KAM 201 Güz 3 0 0 3 4 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

Genel Çeviri II (ETI420) Ders Detayları

Genel Çeviri II (ETI420) Ders Detayları Genel Çeviri II (ETI420) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Genel Çeviri II ETI420 Güz 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ERKEN YAŞTA DİL ÖĞRENME... 1

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ERKEN YAŞTA DİL ÖĞRENME... 1 İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ERKEN YAŞTA DİL ÖĞRENME... 1 Erken Yaşta Dil Öğrenenler... 1 Çocuklar ana dillerini nasıl öğrenirler?... 2 Ana dil ediniminin aşamaları... 3 Yabancı dil öğrenimine erken başlamak faydalı

Detaylı

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ SOSYAL BİLİMLER VE TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS PROGRAMI (I. ÖĞRETİM)

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ SOSYAL BİLİMLER VE TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS PROGRAMI (I. ÖĞRETİM) ERCİYES ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ SOSYAL BİLİMLER VE TÜRKÇE EĞİTİMİ BÖLÜMÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS PROGRAMI (I. ÖĞRETİM) I.YARIYIL II.YARIYIL 101 Türk Dil Bilgisi I: Ses Bilgisi 2 0 3 3 102 Türk

Detaylı

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma

1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAPÇA V DKB353 5 2+0 2 4 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Seçmeli Dersin Koordinatörü

Detaylı

İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ... iii İÇİNDEKİLER... v. 1. Bölüm... 1 SOSYAL BİLİMLER VE SOSYAL BİLGİLER... 1

İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ... iii İÇİNDEKİLER... v. 1. Bölüm... 1 SOSYAL BİLİMLER VE SOSYAL BİLGİLER... 1 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... iii İÇİNDEKİLER... v 1. Bölüm... 1 SOSYAL BİLİMLER VE SOSYAL BİLGİLER... 1 Giriş... 1 Sosyal Bilimler ve Sosyal Bilgiler... 3 Sosyal Bilgiler ve İlişkili Disiplinler... 7 Sosyal Bilgiler

Detaylı

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 12. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 12. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 2 EDEBİ BİLGİLER (ŞİİR BİLGİSİ) 1. İncelediği şiirden hareketle metnin oluşmasına imkân sağlayan zihniyeti 2. Şiirin yapısını çözümler. 3. Şiirin

Detaylı

Alan: Sosyal Psikololji. 04/2007 10/2008 Yüksek Lisans Humboldt Üniversitesi Berlin

Alan: Sosyal Psikololji. 04/2007 10/2008 Yüksek Lisans Humboldt Üniversitesi Berlin Yrd. Doç. Dr. Leyla ÖZDEMİR Holtur Evleri 2. Etap A Blok Daire 24 Boztepe/Trabzon Mail: leyla-oezdemir@hotmail.com Doğum Tarihi: 12.01.1980 Eğitim Bilgileri 10/2008 12/2012 Doktora Humboldt Üniversitesi

Detaylı

İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER. 1.Giriş

İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER. 1.Giriş İŞTİP TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜNDE TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE UYGULAMADA OLAN TÜRKÇE - MAKEDONCA MATERYALLER 1.Giriş Son dönemde Türkiye ile Makedonya arasında her alanda iş birliği gelişti ve bunun neticesi

Detaylı

I. YARIYIL. IDE121 İleri Okuma ve Yazma I Bu ders kapsamında öğrenciler ileri düzeyde okuma yazma becerilerini geliştirme olanağını bulacaklardır.

I. YARIYIL. IDE121 İleri Okuma ve Yazma I Bu ders kapsamında öğrenciler ileri düzeyde okuma yazma becerilerini geliştirme olanağını bulacaklardır. I. YARIYIL İDE111 Bağlamsal Dilbilgisi I İleri seviyedeki dil ve tümce yapıları, bu yapılar ile sözcükler arasındaki ilişki, bu dil yapıları aracılığıyla öğrencileri anlam yaratma, biçim ile metin türü

Detaylı

Çeviri I (ELIT 205) Ders Detayları

Çeviri I (ELIT 205) Ders Detayları Çeviri I (ELIT 205) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çeviri I ELIT 205 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i Yok Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

İdare Hukuku (KAM 306) Ders Detayları

İdare Hukuku (KAM 306) Ders Detayları İdare Hukuku (KAM 306) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS İdare Hukuku KAM 306 Bahar 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü Dersin

Detaylı

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi

www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi www.turkceciler.com Türk Dili ve Edebiyatı Kaynak Sitesi OKUMA GELİŞİM DOSYASI 204 OKUMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI Okuma; kelimeleri, cümleleri veya bir yazıyı bütün unsurlarıyla görme, algılama, kavrama

Detaylı

Türk Yönetim Tarihi (KAM 315) Ders Detayları

Türk Yönetim Tarihi (KAM 315) Ders Detayları Türk Yönetim Tarihi (KAM 315) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Türk Yönetim Tarihi KAM 315 Her İkisi 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili

Detaylı

MURAT ÖZBAY SERİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

MURAT ÖZBAY SERİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME DAŞÖZ, T. (2016). Murat Özbay Serisi Üzerine Bir Değerlendirme. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 5(1), 526-533. MURAT ÖZBAY SERİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Tuğçe DAŞÖZ Geliş Tarihi:

Detaylı

Çizgi Roman ve Mizah Çevirisi (ETI438) Ders Detayları

Çizgi Roman ve Mizah Çevirisi (ETI438) Ders Detayları Çizgi Roman ve Mizah Çevirisi (ETI438) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çizgi Roman ve Mizah Çevirisi ETI438 Bahar 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE VE YABANCI DİL ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DİL KURSLARIMIZ BAŞLIYOR

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE VE YABANCI DİL ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DİL KURSLARIMIZ BAŞLIYOR HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE VE YABANCI DİL ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DİL KURSLARIMIZ BAŞLIYOR - MESLEKİ ALMANCA: ARKEOLOJİ OTOMOTİV VE MAKİNE TIP - MESLEKİ RUSÇA: DIŞ TİCARET - YDS

Detaylı

Genel Devlet Teorileri (LAW 423) Ders Detayları

Genel Devlet Teorileri (LAW 423) Ders Detayları Genel Devlet Teorileri (LAW 423) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Genel Devlet Teorileri LAW 423 Güz 3 0 0 3 4 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili

Detaylı

İletişim ve Medya Çevirisi (ETI310) Ders Detayları

İletişim ve Medya Çevirisi (ETI310) Ders Detayları İletişim ve Medya Çevirisi (ETI310) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS İletişim ve Medya Çevirisi ETI310 Bahar 2 2 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

E-Devlet ve Uygulamaları (KAM 411) Ders Detayları

E-Devlet ve Uygulamaları (KAM 411) Ders Detayları E-Devlet ve Uygulamaları (KAM 411) Ders Detayları Ders Adı Ders Dönemi Ders Uygulama Laboratuar Kredi AKTS Kodu Saati Saati Saati E-Devlet ve Uygulamaları KAM 411 Her İkisi 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I (HIST 101) Ders Detayları

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I (HIST 101) Ders Detayları Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I (HIST 101) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi I HIST 101 Güz 2 0 0 2

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Okuma Becerileri 2 YDA

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Okuma Becerileri 2 YDA DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Okuma Becerileri 2 YDA 104 2 4+0 4 5 Ön Koşul Dersleri Okuma Becerileri 1 Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Zorunlu

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK ANAYASA HUKUKU LAW

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK ANAYASA HUKUKU LAW DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRK ANAYASA HUKUKU LAW 117 2 3 + 0 3 5 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü Dersi

Detaylı

Küreselleşme ve Demokrasi (KAM 421) Ders Detayları

Küreselleşme ve Demokrasi (KAM 421) Ders Detayları Küreselleşme ve Demokrasi (KAM 421) Ders Detayları Ders Adı Ders Dönemi Ders Uygulama Laboratuar Kredi AKTS Kodu Saati Saati Saati Küreselleşme ve Demokrasi KAM 421 Seçmeli 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i

Detaylı

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ

GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi

Detaylı

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı.

T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı. Ders T.C. DÜZCE ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Eğitim Programları ve Öğretimi Tezsiz Yüksek Lisans Programı Öğretim Planı Tablo 1. ve Kredi Sayıları I. Yarıyıl Ders EPO535 Eğitimde Araştırma Yöntemleri

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Almanca Öğretiminde Özgün Metinler 1 YDA 407 7 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Zorunlu

Detaylı

Söylem Çözümlemesi (ETI205) Ders Detayları

Söylem Çözümlemesi (ETI205) Ders Detayları Söylem Çözümlemesi (ETI205) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Kredi AKTS Saati Söylem Çözümlemesi ETI205 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Almanca Dilbilgisi 1 YDA

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Almanca Dilbilgisi 1 YDA DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Almanca Dilbilgisi 1 YDA 107 1 4+0 4 5 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Zorunlu / Yüz Yüze Dersin

Detaylı

Öğrenci hakkında varsayımlar; Öğretmen hakkında varsayımlar; İyi bir öğretim programında bulunması gereken özellikler;

Öğrenci hakkında varsayımlar; Öğretmen hakkında varsayımlar; İyi bir öğretim programında bulunması gereken özellikler; Dersi iyi planlamak ve etkili sunmak öğrenci başarısını artırmanın ve sınıf düzenini sağlamanın yanında öğretmenin kendine olan güveninin de artmasını sağlar. Öğrenci hakkında varsayımlar; 1. Öğrenci saygılı

Detaylı

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çağdaş Siyaset Kuramları KAM 401 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i - Dersin

Detaylı

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ FRANSIZCA MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ FRANSIZCA MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI I. YARIYIL KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ FRANSIZCA MÜTERCİM-TERCÜMANLIK ANABİLİM DALI 2016 2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM PLANI 0108102

Detaylı

Kalkınma Politikaları (KAM 413) Ders Detayları

Kalkınma Politikaları (KAM 413) Ders Detayları Kalkınma Politikaları (KAM 413) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Kalkınma Politikaları KAM 413 Her İkisi 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin

Detaylı

Siyaset Sosyolojisi (KAM 305) Ders Detayları

Siyaset Sosyolojisi (KAM 305) Ders Detayları Siyaset Sosyolojisi (KAM 305) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Siyaset Sosyolojisi KAM 305 Güz 3 0 0 3 8 Ön Koşul Ders(ler)i Yok Dersin Dili

Detaylı

Kamu Politikası (KAM 402) Ders Detayları

Kamu Politikası (KAM 402) Ders Detayları Kamu Politikası (KAM 402) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Kamu Politikası KAM 402 Bahar 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

Uygarlık Tarihi (HIST 201) Ders Detayları

Uygarlık Tarihi (HIST 201) Ders Detayları Uygarlık Tarihi (HIST 201) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Uygarlık Tarihi HIST 201 Güz 3 0 0 3 4 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili Dersin Türü

Detaylı

Yazar Hakkında Dilek Turan Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü nden lisans (1995), yüksek lisans (1998) ve doktora (2002)

Yazar Hakkında Dilek Turan Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü nden lisans (1995), yüksek lisans (1998) ve doktora (2002) Yazar Hakkında Dilek Turan Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü nden lisans (1995), yüksek lisans (1998) ve doktora (2002) derecelerini almıştır. 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Yabancı

Detaylı

HUNGAROLOJİ ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI

HUNGAROLOJİ ANABİLİM DALI 2015-2016 EĞİTİM ÖĞRETİM ÖĞRETİM YILI GÜZ PROGRAMI .SINIF / YARIYIL Temel Yabancı Dil (İngilizce) (English Language) YDİ/YDA/YDF Temel Yabancı Dil (Almanca) (German Language) 0 Temel Yabancı Dil (Fransızca) (French Language) TDİ 0 Türk Dili I (Turkish

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ YAYINLAR KİTAP ÇEVİRİSİ. - Rainer Maria Rilke "Briefe an einen Jungen Dichter" Thomas Mann "Tod in Venedig" 2013.

ÖZGEÇMİŞ YAYINLAR KİTAP ÇEVİRİSİ. - Rainer Maria Rilke Briefe an einen Jungen Dichter Thomas Mann Tod in Venedig 2013. ÖZGEÇMİŞ ADI: SOYADI: DOĞUM TARİHİ VE YERİ: EĞİTİM DURUMU: Meltem EKTİ (ÇELİKTAŞ) 17.04.1975 (Forchheim-Almanya) LİSANS: YÜKSEK LİSANS: DOKTORA: ÖĞR.GÖR.: 1993-1997 HACETTEPE UNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KARŞILAŞTIRMALI KAMU YÖNETİMİ KKY423 7 3 + 0 3 4

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KARŞILAŞTIRMALI KAMU YÖNETİMİ KKY423 7 3 + 0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KARŞILAŞTIRMALI KAMU YÖNETİMİ KKY423 7 3 + 0 3 4 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu

Detaylı

Metin İncelemeleri I (ETI103) Ders Detayları

Metin İncelemeleri I (ETI103) Ders Detayları Metin İncelemeleri I (ETI103) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Uygulama Saati Saati Laboratuar Kredi AKTS Saati Metin İncelemeleri I ETI103 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i - Dersin Dili

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ Adı - Soyadı: Doğum Tarihi: Ünvanı: Öğrenim Durumu: Akademik Ünvanlar : öğretim görevlisi öğretim görevlisi dr. yardımcı doçent.

ÖZGEÇMİŞ Adı - Soyadı: Doğum Tarihi: Ünvanı: Öğrenim Durumu: Akademik Ünvanlar : öğretim görevlisi öğretim görevlisi dr. yardımcı doçent. ÖZGEÇMİŞ Adı - Soyadı: Serpil ALPTEKİN Doğum Tarihi: 24-11-1974 Ünvanı: Yrd. Doç. Dr. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Özel Eğitim, Zihinsel Gazi Üniversitesi, Gazi (1992-1996) Engellilerin

Detaylı

TÜRKÇE ANABİLİM DALI TÜRKÇE EĞİTİMİ BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI

TÜRKÇE ANABİLİM DALI TÜRKÇE EĞİTİMİ BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE ANABİLİM DALI TÜRKÇE EĞİTİMİ BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI 2011 2012 EĞİTİM ÖĞRETİM PLANI GÜZ YARIYILI DERSLERİ Dersin Kodu Dersin Adı T U K Dersin Türü TEA 500* Seminer 020 Zorunlu TEA 501

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Karşılaştırmalı Yazınbilim II BİS

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Karşılaştırmalı Yazınbilim II BİS DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Karşılaştırmalı Yazınbilim II BİS304 6 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Yüz Yüze / Seçmeli

Detaylı

NEDEN BOĞAZİÇİ? Özgür düşünceli Araştırmacı Kendine güvenen Önyargısız Topluma saygılı Girişimci. bireyler

NEDEN BOĞAZİÇİ? Özgür düşünceli Araştırmacı Kendine güvenen Önyargısız Topluma saygılı Girişimci. bireyler NEDEN BOĞAZİÇİ? Özgür düşünceli Araştırmacı Kendine güvenen Önyargısız Topluma saygılı Girişimci bireyler NEDEN TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ? TEL: 0 212 359 66 56 E-posta: tkl@boun.edu.tr Web: www.turkishliterature.boun.edu.tr

Detaylı

TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM YILI DERS PROGRAMI

TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM YILI DERS PROGRAMI TARİH BÖLÜMÜ 2014-2015 ÖĞRETİM YILI DERS PROGRAMI I. YARIYIL ECTS II. YARIYIL ECTS BİL 150 Temel Bilgi Teknolojisi 4+0 5,0 TAR 107 İlkçağ Tarihi I 3+0 5,0 TAR 108 İlkçağ Tarihi II 3+0 5,0 TAR 115 Osmanlıca

Detaylı

1.Sınıf Güz Yarıyılı (1. Yarıyıl) Ders Planı Ders Kodu. 1.Sınıf Bahar Yarıyılı (2. Yarıyıl) Ders Planı. Zorunlu/ Teorik Uygulama Toplam Kredi AKTS

1.Sınıf Güz Yarıyılı (1. Yarıyıl) Ders Planı Ders Kodu. 1.Sınıf Bahar Yarıyılı (2. Yarıyıl) Ders Planı. Zorunlu/ Teorik Uygulama Toplam Kredi AKTS İSTANBUL MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ 2017-2018 YABANCI DİLLER EĞİTİMİ BÖLÜMÜ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS PROGRAMI 4 YILLIK DERS PLANI (Eğitim planı toplamda 170 Kredi ve 240 AKTS

Detaylı

Toplumsal Hareketler (KAM 418) Ders Detayları

Toplumsal Hareketler (KAM 418) Ders Detayları Toplumsal Hareketler (KAM 418) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Toplumsal Hareketler KAM 418 Her İkisi 3 0 0 3 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin

Detaylı

İÇİNDEKİLER. 1. BÖLÜM İSLÂMCILIK VE YENİ İSLÂMCI AKIM Yeni İslamcı Akımın Entelektüel Zemini Olarak İslâmcılık...17 Yeni İslâmcı Akım...

İÇİNDEKİLER. 1. BÖLÜM İSLÂMCILIK VE YENİ İSLÂMCI AKIM Yeni İslamcı Akımın Entelektüel Zemini Olarak İslâmcılık...17 Yeni İslâmcı Akım... İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...5 GİRİŞ...9 1. BÖLÜM İSLÂMCILIK VE YENİ İSLÂMCI AKIM Yeni İslamcı Akımın Entelektüel Zemini Olarak İslâmcılık...17 Yeni İslâmcı Akım...38 3 2. BÖLÜM ÖNCÜLER Necip Fazıl Kısakürek ve

Detaylı

1,2 1,2 1,2 1,2 DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS KÜRESEL VE BÖLGESEL SİYASET II KBS Ön Koşul Dersleri - Türkçe

1,2 1,2 1,2 1,2 DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS KÜRESEL VE BÖLGESEL SİYASET II KBS Ön Koşul Dersleri - Türkçe DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS KÜRESEL VE BÖLGESEL SİYASET II KBS108 2 3 3 4 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Zorunlu Dersin Koordinatörü

Detaylı

Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Doç. Dr. S. EKER

Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Doç. Dr. S. EKER TÜRK DİLİ ÜZERİNE BİRKAÇ NOT Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doç. Dr. S. EKER 1 Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir Dilin millî ve zengin olması millî

Detaylı

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2

DERS BİLGİLERİ TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS TÜRKÇE I: YAZILI ANLATIM TRD 101 1 2 + 0 2 2 Ön Koşul Dersleri Yok Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Dersin

Detaylı

1. Yarıyıl. Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z

1. Yarıyıl. Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z 1. Yarıyıl Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z 2 2 3 3 TDE111 TÜRKİYE TÜRKÇESİ I Z 3 0 3 4 TDE113 TÜRKÇE KOMPOZİSYON I Z 2 0 2 3 TDE115

Detaylı

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri 1. Yıl Ders Planı Türkiye Türkçesi ETO703 1 2 + 1 8 Türk dilinin kaynağı, gelişimi; Türkiye Türkçesinin diğer dil ve lehçelerle

Detaylı