BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ"

Transkript

1

2 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ Editörler: Doç. Dr. Zübeyde GÜNEŞ YAĞCI Prof. Dr. Cevdet AVCIKURT Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Yard. Doç. Dr. Murat DOĞDUBAY Yardımcı Editörler: Yard. Doç. Dr. Murat DOĞDUBAY Yard. Doç.Dr. Halil İbrahim ŞAHİN Yard.Doç.Dr. Ahmet KÖROĞLU Yayın Kurulu: Doç.Dr. Zübeyde Güneş YAĞCI Prof.Dr. Cevdet AVCIKURT Prof.Dr. Edip ÖRÜCÜ Prof.Dr. Tamer BOLAT Prof.Dr. Serap PALAZ Prof.Dr. Abdullah SOYKAN Prof.Dr. Hakan ÇETİNTAŞ Doç.Dr. Mehmet NARLI Doç.Dr. Şenol ÇELİK Doç.Dr. Kadir CANATAN Doç.Dr. Ertan ÖRGEN Doç.Dr. Şakir SAKARYA Yard.Doç.Dr. Murat DOĞDUBAY Yard.Doç.Dr. Halil İbrahim ŞAHİN Dergimizin ana hedefi; bilimsel normlara ve bilim etiğine uygun, nitelikli ve özgün çalışmaları titizlikle değerlendirerek, düzenli aralıklarla yayımlanan ve sosyal bilimler alanında tercih edilen öncelikli dergiler arasında yer almaktır Dergiye gönderilen yazılar, derginin yazım kurallarına uygun biçimde hazırlanmalı ve değerlendirme sürecine girmek üzere sbe.balikesir.edu.tr/dergi adresine gönderilmelidir. İLETİŞİM Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çağış Kampüsü Balıkesir / TÜRKİYE Tel: /1401 / 1405 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi aşağıdaki veri tabanları tarafından taranmaktadır: DOAJ Directory of Open Access Journal MLA Modern Language Association Ebscohost Index Copernicus Türk Eğitim İndeksi Akademia Sosyal Bilimler İndeksi (ASOS Index) Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere yılda iki kez yayımlanan hakemli bir dergidir. Dergide yayımlanan yazılardaki görüş ve düşüncelerden yazarları sorumludur. Derginin her hakkı saklıdır. Dergide yayımlanan yazılar, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Baskı Hazırlık Altınpost Yayınevi ATB İş Merkezi Anadolu Bulvarı 174. Cad. I Blok No: 252 Yenimahalle/ANKARA Tel: Fax: Baskı ve Cilt: BRC Ofset Matbaa(0.312) Sertifika No: 16045

3 EDİTÖRLERDEN COĞRAFYA ABD İÇİNDEKİLER BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ ISSN CİLT 15 SAYI 27 HAZİRAN 2012 ZONGULDAK TA HAVA KİRLİLİĞİ (PM 10 & SO 2 ) İLE İLİŞKİLİ OLARAK SEÇİLMİŞ SOLUNUM YOLU HASTALIKLARININ ZAMANSAL VE MEKÂNSAL DEĞİŞİMİ Şermin TAĞIL - Serpil MENTEŞE...3 EĞİTİM BİLİMLERİ ABD BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ DERSİNE İLİŞKİN ÖĞRETMEN ADAYLARININ ALGI VE BEKLENTİLERİ Levent AKGÜN...21 SINIFTA ÖZGÜR DÜŞÜNMEYE YÖNLENDİRME DAVRANIŞ ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ Çiğdem KAN...31 ÖĞRETMENLERİN ÖĞRETİM SÜRECİNDE KULLANDIKLARI ÖĞRETİM YÖNTEM VE TEKNİKLERİ İLE BUNLARI TERCİH ETME NEDENLERİ Yücel KAYABAŞI...45 GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ ABD ARMONİ EĞİTİMİ NEDEN ZORDUR? Deniz Beste ÇEVİK - Ebru Güner CANBEY - İstemihan TAVİLOĞLU...69 İLKÖĞRETİM ABD PORTAGE ERKEN EĞİTİM PROGRAMININ KURUM ORTAMINDA YAŞAYAN 5 6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN GELİŞİMLERİ İLE AİLE KATILIM DÜZEYLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Kazım BİBER - Ozana URAL...87 İŞLETME ABD Sayfa Numarası İNSAN KAYNAKLARINA BAKIŞ AÇISININ SAPTANMASINA YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Tamer KEÇECİOĞLU - Mustafa Kemal YILMAZ BANKACILIK SEKTÖRÜNDE HİZMET KALİTESİNİN SERVQUAL YÖNTEMİ İLE ÖLÇÜLMESİ Nihan ÖZGÜVEN Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 III

4 KÜÇÜK İŞLETME SAHİPLERİNİN DİNDARLIK DÜZEYLERİ, ETİK İDEOLOJİLERİ VE ALGILARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER Volkan ÖZBEK - Gökhan ÖZER HİZMET SEKTÖRÜNDE TÜKETİCİ GÜVENİ VE MÜŞTERİ BAĞLILIĞI: BANKACILIK SEKTÖRÜNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Fatih KOÇ - Nihat KAYA SOSYOLOJİ ABD ÖĞRENCİLERDE DİKKAT VE MOTİVASYON ZAFİYETİNE NEDEN OLAN BAZI FAKTÖRLER Bedri KATİPOĞLU TARİH ABD PERS HAKİMİYETİ ALTINDA BATI ANADOLU DA SİKKE BASIMI Serap Özkan KILIÇ XIX. YÜZYILDA OSMANLI-BELÇİKA TİCARİ İLİŞKİLERİ Mehmet TEMEL TURİZM İŞLETMECİLİĞİ VE OTELCİLİK ABD TÜRKİYE DE MEDİKAL TURİZM UYGULAMALARI; İSTANBUL VE ANKARA ÖRNEĞİ R. Pars ŞAHBAZ - Uğur AKDU - Serap AKDU OTEL ATMOSFERININ TURISTLERIN BEKLENTI VE ALGILAMALARI ÜZERINDEKI ETKISİ: BOZCAADA DA BİR UYGULAMA Murat AKSU - Düriye BOZOK ÖRGÜTSEL BAĞLILIK İLE DEMOGRAFIK ÖZELLIKLER ARASINDAKI İLIŞKININ İNCELENMESI: BIR UYGULAMA ÇALIŞMASI İsmet KAYA BUTİK OTEL ÇALIŞANLARININ BUTİK OTEL KAVRAM, ÖZELLİK VE HİZMETLERİNİ ALGILAMALARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: NEVŞEHİR ÖRNEĞİ Lütfi BUYRUK - Duygu EREN TÜKETİCİLERİN TEZ YEMEK TÜKETME NEDENLERİ: MERSİN ŞEHİR MERKEZİNDE FAALİYET GÖSTEREN YEREL, ULUSAL, ULUSLARARASI ZİNCİR TEZ YEMEK İŞLETME MÜŞTERİLERİ ÖRNEĞİ Kamil UNUR - Derya Kaya GÖK IV YABANCI DİLLER EĞİTİMİ ABD YAZINSAL METINLER ÇEVIRISINDE EŞDEĞERLIK ARAYIŞI Sergül VURAL KARA KWL KARTLARININ INTERNET ORTAMINA UYARLANMASI VE WEB SAYFALARININ İNGİLİZ DİLİ EĞİTİMİNDE UYGULANMASI Fatih YAVUZ BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ DERGİSİ HAKEMLİ BİR DERGİDİR. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

5 FROM EDITORS BALIKESİR UNIVERSITY THE JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES INSTITUTE ISSN VOLUME 15 NUMBER 27 JUNE 2012 DEPARTMENT OF GEOGRAPHY CONTENTS SPATIAL AND TEMPORAL VARIATIONS OF SELECTED RESPIRATORY DISEASES IN RELATION TO AIR POLLUTION IN ZONGULDAK Şermin TAĞIL - Serpil MENTEŞE...3 DEPARTMENT OF EDUCATION SCIENCES TEACHER CANDIDATES PERCEPTIONS AND EXPECTATIONS REGARDING SCIENTIFIC RESEARCH METHODS COURSE Levent AKGÜN...21 DEVELOPMENT OF THE BEHAVIOR SCALE OF DIRECTING FREETHINKING IN THE CLASS Çiğdem KAN...31 THE TEACHING METHODS AND TECHNIQUES USED BY TEACHERS IN TEACHING PROCESS AND THE REASON WHY TEACHERS PREFER THEM Yücel KAYABAŞI...45 DEPARTMENT OF FINE ARTS EDUCATION WHY THE HARMONY TRAINING IS DIFFICULT? Deniz Beste ÇEVİK - Ebru Güner CANBEY - İstemihan TAVİLOĞLU...69 DEPARTMENT OF PRIMARY SCHOOL THE EFFECTS OF PORTAGE EARLY EDUCATION PROGRAM ON FAMILY INVOLVEMENT AND DEVELOPMENT OF CHILDREN AT THE AGE OF 5-6 LIVE WITH THEIR IN SOCIAL SERVICES AND CHILDREN PROTECTION AGENCY Kazım BİBER - Ozana URAL...87 DEPARTMENT OF BUSINESS ADMINISTRATION Page Numbers A STUDY OF HUMAN RESOURCES TO DETERMINE THE IZMIR LOOK ANGLE Tamer KEÇECİOĞLU - Mustafa Kemal YILMAZ MEASUREMENT OF SERVICE QUALITY BY SERVQUAL METHOD IN BANKING SECTOR Nihan ÖZGÜVEN Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 V

6 RELATIONSHIPS BETWEEN RELIGIOSITY LEVELS, ETHICAL IDEOLOGIES AND PERCEPTIONS OF SMALL BUSINESS OWNERS Volkan ÖZBEK - Gökhan ÖZER CONSUMER TRUST AND CUSTOMER LOYALTY IN SERVICE INDUSTRY: A STUDY OF BANKING SECTOR Fatih KOÇ - Nihat KAYA DEPARTMENT OF SOCIOLOGY SOME FACTORS WHICH CAUSE THE LACK OF MOTIVATION AND CONCENTRATION IN STUDENTS Bedri KATİPOĞLU DEPARTMENT OF HISTORY COINAGE OF THE WESTERN ANATOLIA UNDER THE PERSIAN RULE Serap Özkan KILIÇ COMMERCIAL RELATIONS BETWEEN OTTOMAN STATE AND BELGIUM IN 19 TH CENTURY Mehmet TEMEL DEPARTMENT OF TOURISM AND HOTEL MANAGEMENT MEDICAL TOURISM APPLICATIONS IN TURKEY; İSTANBUL AND ANKARA EXAMPLE R. Pars ŞAHBAZ - Uğur AKDU - Serap AKDU THE EFFECTS OF HOTEL ATMOSPHERE ON TOURISTS EXPECTATIONS AND PERCEPTIONS: AN APPLICATION AT BOZCAADA Murat AKSU - Düriye BOZOK ANALYZING THE RELATIONSHIP BETWEEN ORGANIZATIONAL COMMITMENT AND DEMOGRAPHIC CHARACTERISTICS: AN EMPIRICAL STUDY İsmet KAYA A RESEARCH ON THE BOUTIQUE HOTEL EMPLOYEES PERCEPTIONS OF BOUTIQUE HOTEL CONCEPT, CHARACTERISTICS, AND SERVICES : A CASE STUDY OF NEVŞEHİR Lütfi BUYRUK - Duygu EREN REASONS OF CONSUMING FAST FOOD IN LOCAL, NATIONAL AND INTERNATIONAL CHAIN OF FAST FOOD BUSINESESS IN THE MERSIN CITY Kamil UNUR - Derya Kaya GÖK VI DEPARTMENT OF FOREIGN LANGUAGES EDUCATION LOOKING FOR EQUIVALENCE IN THE TRANSLATION OF LITERARY Sergül VURAL KARA ADAPTATION OF KWL CHARTS TO THE INTERNET AND THE USE OF WEB PAGES IN ENGLISH LANGUAGE TEACHING Fatih YAVUZ Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 THE JOURNAL OF SOCIAL SCIENCES INSTITUTE IS A PEER REVIEWED JOURNAL

7 BU SAYIDA GÖREV ALAN HAKEMLER Prof.Dr. Kezban ACAR Prof.Dr. Cevdet AVCIKURT Prof.Dr. Mehmet BAŞTÜRK Prof.Dr. Orhan BATMAN Prof.Dr. A. Celil ÇAKICI Prof.Dr. Canan ÇETİN Prof.Dr. Özcan DEMİREL Prof.Dr. Şeniz DURU Prof.Dr. Yıldız GÜVEN Prof.Dr.Derman KÜÇÜKALTAN Prof.Dr. Jale Minibaş POUSSARD Prof.Dr.Nevin SAYLAN Prof.Dr. Mehmet TAKKAÇ Prof.Dr. H. Musa TAŞDELEN Prof.Dr.Ümit TATLICAN Prof. Dr. Ali UZUN Prof.Dr. Şefik YAŞAR Prof. Dr. Hakan YİĞİTBAŞIOĞLU Prof.Dr.Öznur YÜKSEL Doç.Dr.Hasan BABACAN Doç.Dr. Ali Rıza ERDEM Doç.Dr.Osman KÖSE Doç.Dr.Mehmet NARLI Doç.Dr.Şakir SAKARYA Doç.Dr.Mete SEZGİN Doç.Dr.Ali YAYLI Yrd.Doç.Dr.Oya ABACI Yrd.Doç.Dr.Mehmet Emin AKKILIÇ Yrd.Doç.Dr.Mustafa Aydın BAŞAR Yrd.Doç.Dr.Mehmet Ali ÇAKIR Yrd.Doç.Dr. Muzaffer ÇANDIR Yrd.Doç.Dr.Kemal Oğuz ER Yrd.Doç.Dr.Mehmet Oğuzhan İLBAN Yrd.Doç.Dr.M.Yavuz KONCA Yrd.Doç.Dr.Onur NURCAN Yrd.Doç.Dr. Mehmet ÖRGEV Yrd.Doç.Dr. Anıl YILMAZ Celal Bayar Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Sakarya Üniversitesi Mersin Üniversitesi Marmara Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Dokuz Eylül Üniversitesi Marmara Üniversitesi Trakya Üniversitesi Galatasaray Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Atatürk Üniversitesi Sakarya Üniversitesi Adnan Menderes Üniversitesi Ondokuz Mayıs Üniversitesi Anadolu Üniversitesi Ankara Üniversitesi Çankaya Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Pamukkale Üniversitesi Ondokuz Mayıs Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Selçuk Üniversitesi Gazi Üniversitesi Marmara Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Onsekiz Mart Üniversitesi Onsekiz Mart Üniversitesi Celal Bayar Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Balıkesir Üniversitesi Atatürk Üniversitesi Dokuz Eylül Üniversitesi Kocaeli Üniversitesi Celal Bayar Üniversitesi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 VII

8

9 27. Sayı için Editörlerden, Önceki iki sayımızda olduğu gibi; sosyal bilimlerde yaşanan gelişme, yenilik ve değişimlerin takibi, disiplinlerarası etkileşimlerin işbirliğine dönüştürülmesi ve böylece sosyal bilimlere yeni katkılar sağlanması hedefiyle 27. sayı için tekrar sizlerle buluşmanın gurur ve mutluluğunu paylaşmak isteriz. Öncelikle ve özellikle; bu sayımızda ve dergimizin bugünlere gelmesinde bizlere yardımcı olan sayın hakemlerimizin işbirlikleri ve desteklerini belirtmek gerekir. Yoğunluklarına rağmen ve beklenti içinde olmaksızın hakemlerimizin değerlendirme, öneri ve uyarılarının, derginin geliştirilmesinde faydalı olacağını biliyor ve kendilerine tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sosyal bilimler alanında çıkan yayınların bilim dünyasına kazandırmış olduğu katkıyı arttırmayı hedefleyen dergimizin bu sayısında dokuz ayrı anabilim dalından toplam onsekiz adet makale yer almaktadır. Çalışmalar, alfabetik sırayla sıralanmış olan anabilim dalı başlıkları altında yayımlanmıştır. Sayımızın Coğrafya Anabilim Dalı başlığı altındaki tek çalışmasında; Balıkesir Üniversitesi Fen&Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğretim elemanı, Doç.Dr. Şermin TAĞIL ile Bilecik Üniversitesi, Fen&Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü Araştırma Görevlisi Serpil MENTEŞE nin Zonguldak ta Hava Kirliliği (Pm10 & So2) İle İlişkili Olarak Seçilmiş Solunum Yolu Hastalıklarının Zamansal ve Mekânsal Değişimi adlı çalışmalarında Zonguldak ta hava kirliliği ile ilişkili olarak solunum yolu hastalıkları şikâyetiyle hastaneye olan başvuruların zamansal ve mekânsal paterni araştırılmıştır. Bu amaçla yazarlar tarafından; dönemine ait astım, bronşit, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) şikâyetiyle hastaneye olan başvurular ve hava kirleticilerinden kükürt dioksit (SO2) ve partiküler madde (PM10) ile ilgili veriler incelenmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 IX

10 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı başlığı altındaki üç çalışmanın ilkinde; Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, Matematik Eğitimi Anabilim Dalı öğretim elemanı, Yrd.Doç.Dr. Levent AKGÜN ün Bilimsel Araştırma Yöntemleri Dersine İlişkin Öğretmen Adaylarının Algı ve Beklentileri adlı çalışmasında matematik öğretmen adaylarının bilimsel araştırma yöntemleri dersine ilişkin algı ve beklentilerini belirlemeyi hedeflemiştir. Bu amaçla yazar; çalışmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim deseni kullanmıştır. Aynı başlık altındaki ikinci çalışma; Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı öğretim elemanı Yrd. Doç. Dr. Çiğdem KAN ın hazırlamış olduğu Sınıfta Özgür Düşünmeye Yönlendirme Davranış Ölçeğinin Geliştirilmesi adlı çalışma olmuştur. Çalışmada; sosyal bilgiler dersinde sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, araştırma, eğitim-öğretim yılında Ankara ilindeki 49 ilköğretim okulu ikinci kademede görev yapan 289 sosyal bilgiler öğretmeni ile yürütülmüştür. Eğitim Bilimleri nin üçüncü çalışması, Öğretmenlerin Öğretim Sürecinde Kullandıkları Öğretim Yöntem ve Teknikleri ile Bunları Tercih Etme Nedenleri adlı çalışmadır. Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü,Eğitim Programları ve Öğretimi Anabilim Dalı öğretim elemanlarından Yrd.Doç.Dr. Yücel KAYABAŞI tarafından kaleme alınan çalışmada; Milli Eğitim Bakanlığı na bağlı ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin öğretim sürecinde öğretmeyi sağlamada kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri ile bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla; araştırmada tarama modeli kullanılmış ve araştırmanın çalışma grubunu ise, eğitim ve öğretim yılında Ankara da MEB e bağlı dört merkez ilçe Yenimahalle, Mamak, Gölbaşı ve Sincan da bulunan toplam 20 ilköğretim okulunda görevli 325 öğretmen oluşturmuştur. Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı başlığı altında; Armoni Eğitimi Neden Zordur? adıyla yayımlanan çalışma; Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Müzik Eğitimi X Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

11 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Deniz Beste ÇEVİK, Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Ebru Güner CANBEY ve Solfej ve Armoni Öğretmeni İstemihan TAVİLOĞLU tarafından ortaklaşa kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, Eğitim Fakülteleri Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencilerinin, armoni dersinin öğreniminde karşılaştıkları sorunlar, güçlük çektikleri konular, sebepleri, bu sorun ve güçlüklerin aşılmasına ilişkin çözüm önerilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmış ve bu doğrultuda veriler, armoni derslerine giren öğretim elemanlarına ve bu dersleri alan öğrencilere uygulanan anket yoluyla, konu hakkındaki görüşleri alınarak elde edilmiştir. İlköğretim Anabilim Dalı ndan Portage Erken Eğitim Programının Kurum Ortamında Yaşayan 5 6 Yaş Grubu Çocukların Gelişimleri İle Aile Katılım Düzeyleri Üzerindeki Etkisi başlıklı çalışmayı hazırlayan Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Kazım BİBER ile Marmara Üniversitesi İlköğretim Bölümü. Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ozana URAL, çalışmalarında Portage Erken Eğitim Programının kurum ortamında yaşayan 5-6 yaş grubu çocukların gelişimleri ile aile katılım düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla ve neden-sonuç ilişkilerini belirlemek maksadı deney ve kontrol gruplarını SHÇEK (Sosyal Hizmetler Çocuk esirgeme Kurumu) bağlı Balıkesir Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası ve İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasında koruma ve bakım altındaki 5-6 yaş grubu 32 çocuk ve 32 grup sorumlusu (24 bakıcı anne, 8 grup öğretmeni) üzerinde deneysel araştırma yapmışlardır. İşletme Anabilim Dalı başlığı altında bu sayıda yayımlanan dört eserden ilki; İnsan Kaynaklarına Bakış Açısının Saptanmasına Yönelik Bir Araştırma başlıklı çalışmadır Ege Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü nden Yrd.Doç.Dr. Tamer KEÇECİOĞLU ve Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme ABD Yönetim Bilimi ve Organizasyon Bölümü öğrencisi Mustafa Kemal YILMAZ ın birlikte Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XI

12 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi hazırlamış oldukları çalışmada; mikro seviyede İzmir deki firmaların insan kaynakları kavramına bakış açılarını sorgulamak amacı güdülmektedir. Bu amaçla; gerçekleştirilen anket çalışmasında İzmir de faaliyet gösteren 91 firmaya ulaşılmış, yöneticilerin saygınlık hakkındaki görüşleri sorulmuş, SPSS 15 modeliyle geçerlilik ve güvenilirlikten geçirilmiştir. Aynı Anabilim Dalı başlığı altındaki ikinci çalışma; Measurement Of Service Quality By Servqual Method In Banking Sector adıyla Dr. Nihan ÖZGÜVEN tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmada; bankalarda işlem yapan müşterilerin, sunulan hizmetle ilgili beklenti ve algılamalarının değerlendirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisi olan Servqual Yöntemi nin etkisi ; ölçeğinde yer alan ifadeler kapsamında oluşturulan anket formunun, bankada hizmet alan müşterilere uygulanması sonucunda elde edilen verilerin SPSS 16 programında analiz edilmesi ve bulguların değerlendirilmesiyle test edilmiştir. Diğer bir çalışma; Küçük İşletme Sahiplerinin Dindarlık Düzeyleri, Etik İdeolojileri ve Algıları Arasındaki İlişkiler adını taşımaktadır. Balıkesir Üniversitesi Burhaniye Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Öğr.Gör. Dr. Volkan ÖZBEK ile Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İşletme Fakültesi, İşletme Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr.Gökhan ÖZER tarafından gerçekleştirilen çalışmanın amacı; küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, etik ideolojileri (idealizm/rölativizm), etik algıları ve niyetleri arasındaki olası ilişkileri tespit etmek olarak ifade edilmiştir. Bu amaçla; Balıkesir ili Edremit Körfezi nde bulunan beş ilçede, küçük işletme sahipleri arasından kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 303 kişi üzerinde senaryo tekniğine dayalı yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Başlığın son çalışması; Balıkesir Üniversitesi Havran Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Fatih Koç ile Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim Üyesi Doç.Dr. Nihat KAYA tarafından kaleme alınmıştır. Hizmet Sektöründe Tüketici Güveni ve Müşteri Bağlılığı: Bankacılık Sektörüne Yönelik Bir Araştırma adlı çalışmada; bankacılık sektöründe müşteri bağlılığı ve tüketici güveni arasındaki ilişkinin ortaya konulması, algılanan fiyat değişkeninin tüketici güveni üzerindeki etkisinin belirlenmesi ve tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkinin hizmet çevresi tarafından etkilenip etkilenmediğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. XII Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

13 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sosyoloji Anabilim Dalı başlığı altında; Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Yrd.Doç.Dr. Bedri KATİPOĞLU tarafından Öğrencilerde Dikkat ve Motivasyon Zafiyetine Neden Olan Bazı Faktörler adlı çalışma yer almaktadır. Çalışmada; öğrencilerdeki dikkat ve konsantrasyon yeteneğini ve dolayısıyla motivasyon kabiliyetini yok eden veya zafiyete uğratan önemli faktörlerin genel hatlarıyla ve objektif olarak tespit edilmesi amaçlanmıştır. Tarih Anabilim Dalı başlığı altındaki iki çalışmanın ilki; Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Serap ÖZKAN KILIÇ tarafından kaleme alınan Pers Hakimiyeti Altında Batı Anadolu da Sikke Basımı adlı çalışmadır. Bu çalışmada İ. Ö. 547/46 yıllarında Pers hâkimiyeti altına giren Batı Anadolu kentlerinin kendi sikkelerinin yanı sıra bastıkları Pers sikkeleri incelenmiştir. Ayrıca Batı Anadolu da ele geçen Pers definelerinden yola çıkarak Pers sikkelerinin yayılım alanı kronolojik olarak değerlendirilmiş ve Perslerin sikke basımına yaklaşımı sorgulanmıştır. İkinci çalışma ise; Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Mehmet TEMEL tarafından yazılan XIX. Yüzyılda Osmanlı-Belçika Ticari İlişkileri isimli çalışma olmuştur. Bu çalışmada ise; Osmanlı-Belçika ilişkilerinin XIX. yüzyıldaki ticari boyutu ele alınmıştır. Dört çalışmadan oluşan Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı başlığı altındaki ilk çalışma; Türkiye de Medikal Turizm Uygulamaları; İstanbul ve Ankara Örneği adıyla yer almaktadır. Gazi Üniversitesi, Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. R. Pars ŞAHBAZ, Gümüşhane Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Uğur AKDU ve Bilim Uzmanı Serap AKDU nun ortak çalışmalarında; sağlık turizmi kapsamında ele alınan medikal turizm ve medikal turizmin Türkiye deki uygulamalarını inceleyerek, özel hastanelerin medikal turizme katkısını ve uygulama biçimlerini analiz etmek ve Türkiye deki mevcut durum hakkında bilgi toplamak amaçlanmış ve Ankara ile İstanbul da faaliyet gösteren özel hastaneler üzerinde uygulama çalışması Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XIII

14 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yapılmıştır. İkinci çalışma ise; Otel Atmosferinin Turistlerin Beklenti Ve Algılamaları Üzerindeki Etkisi: Bozcaada da Bir Uygulama adını taşımakta olup; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Gökçeada Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Dr. Murat AKSU ile Balıkesir Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu öğretim üyesi Doç.Dr. Düriye BOZOK tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmanın amacı; otel atmosferinin turistlerin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkisini tespit etmek olarak ifade edilmiştir. Üçüncü çalışma; Balıkesir Üniversitesi Burhaniye Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. İsmet KAYA tarafından kaleme alınan ve akademik yayın dili İngilizce olan Analyzing The Relationship Between Organizational Commitment And Demographic Characteristics: An Empirical Study adlı çalışma olmuştur. Çalışmanın amacı yazar tarafından; Edremit Körfezi ndeki konaklama işletmelerinde çalışan personelin örgütsel bağlılıklarının demografik özellikler tarafından etkilenip etkilenmediğinin tespit edilmeye çalışılması şeklinde ifade edilmiştir. Başlığın son çalışması ise; Nevşehir Üniversitesi öğretim üyeleri Yrd.Doç.Dr. Lütfi BUYRUK ile Yrd.Doç.Dr. Duygu EREN tarafından kaleme alınan Butik Otel Çalışanlarının Butik Otel Kavram, Özellik ve Hizmetlerini Algılamaları Üzerine Bir Araştırma: Nevşehir Örneği adlı çalışma olmuştur. Çalışmada amaç; Nevşehir Bölgesi nde butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmet algılamalarını değerlendirmek ve çalışanların demografik özelliklerine göre bu algılamalarda fark olup olmadığını belirlemek olarak belirtilmiştir. Dergimizin bu sayısının son anabilim dalı; Yabancı Diller Eğitimi Anabilim Dalı dır. Bu başlık altında iki çalışma bulunmaktadır. İlk çalışmanın akademik yayın dili Türkçe,ikinci çalışmanın ise İngilizce dir. İlk çalışma; Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Çeviri Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Sergül Vural KARA arafından kaleme alınmıştır. Çalışmanın amacı, yazınsal metinler çevirisinde eşdeğerliğin nasıl tanımlanması gerektiğine ışık tutmak olarak ifade edilmiştir. İkinci çalışma ise; Adaptation of KWL Charts To The Internet and the Use Of Web Pages in English Language Teaching adıyla Balıkesir Üniveritesi Yabancı Diller Yüksekokulu öğretim XIV Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

15 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi üyesi Yrd.Doç.Dr. Fatih YAVUZ tarafından kaleme alınmış ve çalışmada; dil öğretiminde teknolojinin kullanımının tarihsel boyutta irdelenmesinden sonra web sayfalarının dil eğitiminde kullanımlarının ve uygulamalarının incelendiği ifade edilmiştir. Haziran 2012 tarihli 27. sayımızda özetle verilen çalışmalara bakıldığında tıpkı Aralık sayımızda olduğu gibi; dergimizin yazar, konu ve disiplin bakımından çeşit zenginliğine sahip olduğu gözlemlenebilmektedir. Bu çok disiplinli yapının getirdiği çeşitlilik ve akademik duruş nedeniyle; dergimiz DOAJ, EBSCO, MLA, Indexs, Asos Index ve Sociological Abstract, dizinleri tarafından taranırlık devam edegelmektedir. Dergimizin bundan sonraki sayılarına kendi çalışmalarını göndermek isteyen sosyal bilimciler, dergimizin web sayfası yoluyla çalışmaları tarafımıza ulaştırabileceklerdir. Sonuç olarak; öncelikle dergimizin bugünkü halini almasında emeği geçen ve önceki sayılarımızın yayımlanmasından elde ettikleri bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşan öğretim üyesi arkadaşlarımıza ve hocalarımıza tekrar tekrar teşekkürü borç biliriz. Dergimizin bu sayısının da sosyal bilimlere pozitif katkı ve yeni bakış açılarını kazandırmasını ümit eder, nice yeni sayılarda buluşmak dileğiyle saygılarımızı sunarız. Doç.Dr. Zübeyde Güneş YAĞCI Prof.Dr. Cevdet AVCIKURT Dergi Editörleri Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XV

16 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ YAZIM VE YAYIN KURALLARI Yayın Kuralları 1. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından Haziran ve Aralık aylarında olmak üzere yılda iki kez yayımlanan süreli bir dergidir. 2. Dergide, Sosyoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi, İlköğretim, Türkçe Eğitimi, Tarih, Coğrafya, Eğitim Bilimleri, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik, İktisat ve İşletme, Kamu Yönetimi, Maliye, Beden Eğitimi ve Spor ve Yabancı Diller Anabilim Dalları nı ilgilendiren konulardaki özgün ve nitelikli makaleler ile kitap tanıtım ve eleştirileri ile örnek olay çalışmaları yayımlanabilir. 3. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi hakemli bir dergidir. Dergiye yayımlanmak üzere gönderilen ve editörlerin ön değerlendirmeye aldığı çalışmalar, içerik ve biçim açısından incelenmek üzere en az iki hakeme gönderilir. Makaleyi değerlendiren hakemlerin kimlikleri hakkında yazarlara, gönderilen makalenin kime ait olduğu konusunda da hakemlere bilgi verilmez. Hakem raporları gizlidir. Hakemlerden olumlu rapor alamayan makaleler yayımlanmaz ve yazarına iade edilmez; bu konuda idari ve adli sorumluluk kabul edilmez. Hakemler tarafından düzeltme istenen yazılar ise gerekli değişiklikler için yazar(ları)na geri gönderilir. Düzeltilmiş metni belirtilen süre içerisinde dergiye ulaştırmak yazar(lar)ın sorumluluğundadır. 4. Dergide yayımlanacak olan eserler daha önce bir başka dergide yayımlanmamış, yayımlanmak üzere gönderilmemiş ya da yayım için kabul edilmemiş olmalıdır. Herhangi bir bilimsel toplantıda sunulmuş ve yayımlanmamış yazılarda, toplantının adı, yeri ve tarihi belirtilmelidir. 5. Çalışma, editörlere 1 nüsha halinde elektronik ortamda sunulmalıdır. Makalenin elektronik ortamda gönderilebilmesi için, sisteme üye olunmalı ve kullanıcı girişi yapılmalıdır. Kullanıcı girişi yapıldıktan sonra sol Menüde çıkan Makale Gönder bağlantısı kullanılarak makale sisteme kayıt edilir. 6. Dergide yayımlanan eserlerdeki görüşler ve bu konudaki sorumluluk yazara aittir. 7. Eserin yayımlanmasına karar verilmesi durumunda yazarlar yayın haklarını Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi ne devretmiş olurlar. 8. Dergide Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca eserler yayımlanabilir. XVI Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

17 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yazım Kuralları 1. Çalışmanın başlığı büyük harfle ve sayfanın ortasına gelecek şekilde Times New Roman yazı karakteriyle 14 punto ve bir aralıkla koyu olarak yazılmalıdır. Başlığın hemen altında İngilizce karşılığı koyu ve küçük harflerle yer almalıdır. Ana başlık yazısının sağ alt tarafına yazar veya yazarların adları, akademik unvanlarıyla birlikte yazılmalı ve çalıştığı kurum (üniversite, fakülte, bölüm) adları ise (*) işaretiyle dipnot şeklinde sayfanın alt kısmında verilmelidir. Yapılan çalışma herhangi bir kurum tarafından destek görmüşse, makalenin ana başlığının son kelimesi üzerine (*) konularak destek veren kurumun adı aynı sayfada dipnot olarak verilmelidir. 2. Dergiye gönderilecek çalışmalar, Apple Mac Word 5.1 veya Ms Word Windows 95 ve üstü programla yazılmalıdır. 3. Makalenin yazarı, adını, soyadını, görev yaptığı kurumu ve akademik unvanını tam ve açık olarak belirtmeli; kendisiyle doğrudan iletişim kurulabilecek açık adres, telefon numarası ve elektronik posta adresini vermelidir. 4. Metin yazımı, A4 boyutundaki kağıda Times New Roman karakteriyle 1.5 aralıklı olarak 11 puntoyla ve 2.5 cm. kenar boşluklarıyla yazılmalıdır. Çalışma, giriş bölümüyle başlamalı, burada yazının hipotezi ortaya atılmalı, Gelişme bölümü (ana ve alt başlıklarla desteklenebilir) veri, gözlem, görüş, yorum ve tartışmalardan oluşmalı, sonuç bölümünde de varılan sonuçlar, önerilerle desteklenerek açıklanmalıdır. 5. Aday makalede, başlıktan sonra bir aralık ve dokuz puntoyla her biri 400 kelimeyi geçmeyen ve beş ana alt başlıktan oluşan Türkçe ve İngilizce yapılandırılmış özler bulunmalıdır. Yapılandırılmış özler: görgül araştırmalar için; Problem Durumu, Araştırmanın Amacı, Yöntem, Bulgular ve Sonuçlar, Öneriler; diğer çalışmalar için; Araştırmanın Temelleri, Araştırmanın Amacı, Veri Kaynakları, Ana Tartışma ve Sonuçlar başlıklarını içermelidir. Yapılandırılmış özün altında 1 satır boşluk bırakılarak en az 3 anahtar kelime verilmelidir. Anahtar kelimeler Türkçe ve İngilizce hazırlanmalıdır. 6. Bölüm başlıkları büyük harfle, alt başlıklar küçük harfle ve koyu olarak yazılmalıdır. Numaralandırma 1, 1.1, 1.2, 1.3 şeklinde olmalıdır. Örnek: 3. Yöntem 3.1 Veri Toplama Teknikleri 7. Çizelge, grafik, resim vb. derginin sayfa boyutları dışına taşmamalı ve bunların hazırlanmasında Times New Roman 8 puntodan küçük yazı kullanılmamalıdır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XVII

18 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çizelge, grafik, resim vb.lerine sıra ile numara ve başlık verilmelidir. Kaynak ve gerekli durumlarda açıklayıcı dipnotlar ve kısaltmalar, şekil ve çizelgelerin hemen altında gösterilmelidir. Çizelge vb. metin dışında ayrı olarak hazırlanmalı ve metin içinde yerleştirileceği yer aşağıdaki gibi gösterilmelidir: Tablo 1 buraya 8. Dergiye gönderilecek çalışmalar otuz sayfayı aşmamalıdır. 9. Kaynaklar APA (American Sociological Assosicaiton) standartlarına uygun olarak verilmelidir. 1. Göndermeler a. Tek Yazarlı - Yazarın adı ifadenin bir parçası değilse cümlenin sonunda yer alır. Örnek: Bilgisayar okuryazarlığı, bir dildeki okuryazarlıkla eş anlamlı olarak, bir dili kullanma, okuma ve yazma yeteneği olarak tanımlanabilir (Leuhramann,1991). - Yazarın adı ifadede geçiyorsa ismin hemen yanında yer alır. Örnek: Leuhmann (1991), bilgisayar okuryazarlığını, bir dildeki okuryazarlıkla eş anlamlı olarak, bir dil kullanma, okuma ve yazma yeteneği olarak tanımlar. b. İki Yazarlı - Yazarların adı ifadenin bir parçası değilse cümlenin sonunda, ifadede geçiyorsa hemen yanında yer alır. Örnek: There is some evidence that these reserches are supported (Berkowitch ve Underwood,1992) c. Üç-Beş Yazarlı - İlk göndermede yazar soyadları eserdeki sıraya göre verilir. Örnek: Bu alanda yapılan araştırmalar (Özhan, Tonta, Özoğul ve Öztorun, 1999) göstermiştirki There is some evidence that these findings are supported (Oishi, Diener, Lucas & Suh,1992) - Aynı eserde ikinci ve daha fazla kez gönderme yapmak gerekirse sadece ilk yazarın soyadı yazılır, diğerleri için Türkçe makalelerde ve diğer., İngilizce makalelerde et al. kısaltması kullanılır. Örnek: (Özhan ve diğer.,1999) (Oishi et al., 1992) XVIII Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

19 d. 6 ve Daha Fazla Yazarlı - Sadece ilk yazarın soyadı ve diğer./et al. kısaltması kullanılır. Bibliyografyada kısaltma kullanmaksızın tüm yazarların isimleri yazılır. Örnek: (Aydın ve diğer., 1997). (Underwood et al., 1993). e. Kurum Yazarlı - İlk göndermede kurumun açık adı, anında kısaltması ve tarih verilir. Örnek: (Türk Standartları Enstitüsü [TSE],1999) (Further Reduction Unit [FEU], 1998) - İkinci ve daha sonraki göndermelerde sadece kısaltma ve tarih verilir. Örnek: (TSE, 1999) (FEU,1998) f. Yazarı Olmayan Eser - Yazarı olmayan yayınlara, eser adıyla gönderme yapılır. Eser adı kısaltılır. Örnek: ( Computer Literacy Handbook, 1997). g. Aynı Soyadını Taşıyan Birden Fazla Yazar - Aynı soyadını taşıyan yazarları birbirinden ayırmak için adlarının baş harfleri de kullanılır. Örnek: G.Underwood (1998) ve J.D. Underwood (1999) araştırmalarında bu konuya değinmiştir. h. Aynı Yazarın Aynı Tarihli Birden Fazla Eseri - Yayın tarihine bir harf eklenerek ayrım sağlanır. Örnek: (Underwood,1998a) (Underwood,1998b) i. Birden Fazla Yayına Aynı Anda Gönderme - Yazar soyadına göre alfabetik sıra izlenir. Örnek: Bu konuda yapılan araştırmalar (Aşkar, 1997; Erden, 1996; Sanemoğlu, 1996) göstermiştir ki 2. Alıntılar Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Alıntılar çeşitli biçimlerde olabilir. Aşağıda bazı alıntı şekillerine örnek verilmiştir. Eğer alıntı yapılan metinde bazı sözcükler atlanıyorsa bu durum üç nokta ( ) kullanılarak belirtilir. Örnek: Eğitimi çeşitli şekillerde tanımlamak mümkündür. Örneğin, Ertürk (1998) eğitimi, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişiklikler meydana getirme süreci olarak tanımlanıyor(s.12). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XIX

20 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Örnek: Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişiklik meydana getirme sürecidir. Kültürlemenin belli bir çeşidi olduğunu söylediğimiz eğitim, yani kasıtlı kültürleme ile kasıtsız kültürleme bir arada ve birbirini etkileyerek vuku bulmaktadır (Ertürk, 1998, s.12-13). 3. Kaynakçanın Düzenlenmesi a. Kitap Bulunması gereken bilgi: Yazarın adı (soyadı, adının baş harfi) Yayın tarihi (ayraç içinde) Eser adı (altı çizilerek veya italik; İlk harf büyük, diğer harfler küçük) Basım kaydı (ayraç içinde; birinci basımlar belirtilmez.) Yayın yeri (ardından: gelir) Yayınevi Çeşitli Örnekler Tek Yazarlı: Güvenç, B. (1979). İnsan ve Kültür. İstanbul: Remzi Kitabevi. İnan,F. (1997). Uzman Sistemler. (3.Basım).İstanbul: Kök Yayınevi Çok Yazarlı: Fidan, N. Ve erden M. (1986). Eğitim bilimine Giriş. Ankara: Kadıoğlu Matbaası Editörü Olan Kitap: De Vaney, a., Stephan, G. Ve Ma, Y. (Ed.). (2000).New York: Peter Lang Kurum Yazarlığı Olan Kitap: Türk Standartlar Enstitüsü. (1992). Toplam Kalite. Ankara: Türk Standartlar Enstitüsü. b. Makale Bulunması gereken bilgi: Yazar adı (soyadı, adı) Yayın tarihi (ayraç içinde) Makale adı Dergi adı (altı çizilerek veya italik) Cilt numarası Sayısı Sayfa Numaraları XX Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

21 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çeşitli Örnekler Dergi: Akman Y. Ve Korkut, F. (1993). Umut Ölçeği Üzerine Bir Araştırma. Eğitim Fakültesi Dergisi, 9 (2), Acun, R. (2000). İnternet ve Telif hakları. Bilgi dünyası, 6 (3), Gazete: Aydın, C. (13 ocak 1999). Bilgisayarlar ve İletişim. Radikal. S.4. c. Diğer Basılı Kaynaklar Ansiklopedi: Donanım. (1998). Bilgi Dünyasına Yolculuk (2.Basım Cilt 15, ss ). Ankara: 3B Yayıncılık. Rapor: Draude, B. Ve Brace, S. (1998) Assessing The Impact Of technology On Teaching and Learning: Student Pespectives. (HMMS Report. No.81). Washington, DC: U.S. Department of Education. Tezler: Wilfley, D.E. (1989). Interpersonel Analysis of Bulimia. Unpublished Doctaral Dissetation, University of Missouri, Colombia. Yağcı, E. (1997). Sınıf İçi Demokratik Öğretimin Öğrenci Erişisi ve akademik Benlik Etkisi. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi: Ankara. d. Elektronik Kaynaklar: Web Sitesi: Bulunması Gereken Bilgi: Yazar adı (soyadı, adı) Yayın tarihi veya son gözden geçirilme tarihi (ayraç içinde) Belgenin adı URL (Üçgen ve ayraç içinde) Erişim tarihi (bizim bu sayfaya eriştiğimiz tarih, ayraç içinde). Kişisel Web Sitesi: Öztürk, S. (24 Ekim 1999). Homepage. <http://www.english.eku.edu/pellegr/personal.htm> (1997 November 12). Genel Web Sitesi: Shade, L. R. (1994, February 14). Gender Issuesin Computer Networking. <http://www.mit.edu:8001/people/sorakin/women/irs.html> (1997, November 26) Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012 XXI

22 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Elektronik Kitap: Darwin, C. (1845; 1997, June). The Voyage of the Beagle. Project Gutenberg. <ftp://uiarchieve.cso.uiuc.edu/pub/etext/gutenberg/etext97/vbgle10.txt> (1997, November 26). Elektronik Mesaj: Franke, N. (1996, April 9). SoundApp [Personal mail]. (1996, May 3). V. Dipnotlar Araştırmayı destekleyen kuruluşlarla ilgili ya da yazarın özel bilgiler verebilmesi amacıyla kullanılır. Yazılarda dipnotlarına yer vermekten olabildiğince kaçınılması ve burada söyleneceklerin metin içinde özümlenmesi tercih edilmelidir. Ancak zorunlu olarak dipnot verilmesi gereken yerlerde italik rakam kullanılmalı, aynı sayfanın sonunda ana metinden sonra bir çizgiyle ayrılmış olarak yazılmalıdır. VI. Şekiller Diyagram ve grafikler beyaz bir kağıt üzerine basılabilecek nitelikte 13*18 cm den büyük olmayacak şekilde çizilmiş olmalı, mikograflar, radiograflar ve fotograflar siyah beyaz parlak kağıda basılmış olmalıdır. Bütün şekillerin bir numarası ve alt yazısı olmalı kaynak kullanılmış ise parantez içinde şekil altına yazılmalıdır. VII. Tablolar Tablo yazısı üstte solda numara gelecek şekilde yazılmalı ve içeriği tablo numarasının altında başlık olarak açıklanmalıdır. Tablolar metin içinde tablo numarasıyla (ör. Tablo 3.1 de görüldüğü gibi ) verilmelidir. XXII Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

23

24

25 ZONGULDAK TA HAVA KİRLİLİĞİ (PM 10 & SO 2 ) İLE İLİŞKİLİ OLARAK SEÇİLMİŞ SOLUNUM YOLU HASTALIKLARININ ZAMANSAL VE MEKÂNSAL DEĞİŞİMİ 1 Şermin TAĞIL 2 Serpil MENTEŞE 3 ÖZ Bu çalışmada, Zonguldak ta hava kirliliği ile ilişkili olarak solunum yolu hastalıkları şikâyetiyle hastaneye olan başvuruların zamansal ve mekânsal paternini araştırılmıştır. Bu amaçla, dönemine ait astım, bronşit, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) şikâyetiyle hastaneye olan başvurular ve hava kirleticilerinden kükürt dioksit (SO 2 ) ve partiküler madde (PM 10 ) ile ilgili veriler incelenmiştir. PM 10 ve SO 2 konsantrasyonu ile ÜSYE dışındaki hastalıklar arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon olduğu gözlenmiştir. Ancak, SO 2 ile hastane başvuruları arasında, PM 10 dan daha yüksek anlamlı pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Küresel düzeyde hastalıkların kümelenmesi, Küresel Moran I, Geary Oranı ve Küresel Getis-Ord G istatistikleri kullanılarak hesaplanmıştır. Küresel kümelenme hiçbir mahallede istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Aksine, hastane başvuruları çalışma alanına rastgele dağılmıştır. Bu küresel sonuç, kentsel çevrenin hastaneye başvurular üzerinde çok az veya hiç etkili olmadığını göstermektedir. Anselin Lokal Moran I ve Lokal Getis-Ord Gi* istatistikleri küresel desende belli olmayan yerel kümelenmenin olup olmadığını gösterebilmek için kullanılmıştır. Yerel mekânsal otokorelasyon istatistikleri ile hastalıkların mekânsal dağılımında istatistikî olarak anlamlı sınırlı bir kümelenme belirlenmiştir. Ayrıca, yüksek değerlerden oluşan hastane başvurularının (sıcak noktalar) ve düşük değerlerden oluşan hastane başvurularının (soğuk noktalar) olduğu alanlar belirlendi ve haritalandı. Genel olarak, bu çalışma, mekânsal analiz ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) uygulamalarıyla hava kirliliğine maruz kalmanın daha iyi tahmin edilebileceğini; insanların solunum sağlığı ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin daha güçlü bir şekilde ortaya konulabildiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hastane başvuruları, Hava kirliliği (PM 10 -SO 2 ), Solunum sistemi hastalıkları, Mekânsal otokorelasyon, Zonguldak 1 Bu çalışma Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) birimi tarafından BAP 2011/38 kodlu proje ile desteklenmiştir. 2 Doç.Dr. Balıkesir Üniversitesi, Fen&Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Balıkesir, 3 Arş.Gör. Bilecik Üniversitesi, Fen&Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü, Gülümbe/Bilecik Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

26 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi SPATIAL AND TEMPORAL VARIATIONS OF SELECTED RESPIRATORY DISEASES IN RELATİON TO AİR POLLUTİON IN ZONGULDAK ABSTRACT In this study, spatial and temporal patterns of the number of hospital admissions because of respiratory diseases, in relation to air pollution in Zonguldak in Turkey was investigated. For this purpose, hospital admissions data for asthma, bronchitis, chronic obstructive pulmonary disease (COPD) and the upper respiratory tract infection (URI), and data for sulphur dioxide (SO2) and particulate matter (PM10), for the period were used. The results suggest that statistically significant positive correlation has between the number of admissions for each diseases, except URI, and SO2 and PM10 concentrations. However, it was found that SO 2 has higher significant positive association with admissions than PM 10. Clustering was measured using Global Moran s I, Geary s Ratio and Global Getis-Ord G Statistics at the global level. None of the neighborhoods exhibit statistically significant evidence of global clustering. On the contrary, they are scattered randomly on the study area. This global result suggests that the built urban environment has little or no effect on the likelihood of finding hospitalization. Anselin Local Moran I and Local Getis- Ord Gi* statistics are used to evaluate the existence of local clustering not evident within the global neighborhood patterns. The local spatial autocorrelation statistics identified limited clustering in the distribution of admissions. And also, hospital admission clusters of high values or hot spots and hospital admission clusters of low values or cold spots were identified and mapped. Overall, this study suggests that the application of spatial analysis and GIS method can provide better estimates of exposure to air pollution, and therefore a stronger association between people s respiratory health and air pollution can be put forward. Key Words: Air Pollution (PM 10 -SO 2 ), Hospital admissions, Respiratory Diseases, Spatial autocorrelation, Zonguldak 1. GİRİŞ Hastalıkların (alerji, kanser, solunum hastalıkları vb) ve hatta insanların yorgunluk ile stres hislerinin bir yerden diğerine değişmesi yaşanılan mekân ile direk ilişkilidir. Günümüzde hayat standartları artmasına rağmen solunum yolu hastalıklarının (SYH) bazı bölgelerde hala risk oluşturması da mekânsal farklılıkların bir sonucudur. Solunum yolu hastalıklarının nedenleri arasında sosyo-ekonomik durum, yaşam biçimi ve yetersiz sağlık hizmetleri gibi farklı faktörler olmakla birlikte en önemli neden hava kirliliği ve dolayısıyla coğrafi mekândır (Nuhoğlu ve Türkmen 1993; Gökbel ve Uzun 1995; Öztürk 2005). Nitekim hava kirliliği seviyesi ile solunum sistemi sorunları ve hastalıkları arasında ilişkinin olduğunu gösteren birçok çalışma bulunmaktadır (Fusco ve ark. 2001; Berktaş ve Bircan 2003; Tağıl 4 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

27 Coğrafya Anabilim Dalı 2007, Babin ve ark. 2008). Partiküler madde (PM), solunum sorunlarına; bronşite; artan astım, akciğer veya kalp sorunlarına; göz, boğaz ve burun tahrişlerine; üst ve alt solunum sistemi hastalıklarına neden olmaktadır (Öztürk 2005; Babin ve ark. 2008, Tecer ve ark. 2009). Kükürt dioksit (SO 2 ) de özellikle astım ve kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde solunum yollarının daralmasına ve kronik solunum hastalığına; üst solunum yollarında absorbe olarak bronşit, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) ve diğer akciğer hastalıklarına neden olmaktadır (Ünsal ve ark. 1999; Öztürk 2005; İlkılıç ve Behçet 2006). Coğrafi Epidemiyoloji ve Sağlık Coğrafyası sağlık sorunlarını coğrafi prensiplerle analiz etmekte; mekânsal-zamansal desenini tanımlanmakta; hastalıkların dağılışını haritalamakta ve hastalıkların mekânda gösterdiği kümelenmeyi ortaya koymaktadır (Mayer 1982; Rosenberg 1998). Öncelikle, hastalıkların mekânsal deseninin bilinmesi hastalığın nedenleri hakkında ipuçları sağlayabilmektedir. Coğrafi çalışmalarda hastalıkların nedenlerini gösteren örnekler nadirdir. Genellikle coğrafi çalışmalarda hastalıkların coğrafi dağılışındaki nedenler hakkında hipotezler üretilmekte ya da diğer araştırma disiplinlerinin önerileri coğrafi olarak test edilmektedir. Tabiî ki bu tür bilgiler, sağlık konusunda stratejilerin planlanmasında ve daha ayrıntılı epidemiyolojik analizler için faydalıdır. Hastalıkların mekânsal deseninin ortaya konması ve dolayısı ile haritaların hastalıkların nedenlerini ortaya koymada önemli bir araç olduğu ilk defa Snow tarafından 1855 te ortaya konmuştur (Snow 1855). Mekânda hastalıkların incelenmesi 19. yy ortalarında başlamakla birlikte mekânsal istatistiksel yöntemler ve teknoloji alanındaki gelişmeler nedeniyle son yıllarda hızlı bir büyüme yaşanmıştır (Lawson ve ark. 1999; Elliott ve ark. 2000; Nunes 2007). Günümüzde mekânsal analizler genellikle, bulaşıcı hastalık, kanser ve hava kirliliği epidemiyolojisinin desenini tanımlamak için kullanılmaktadır (Sridharan ve ark. 2007). Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) çevre-sağlık ilişkisinin detaylı incelenmesinde birçok araç (Jarup 2004; Nuckols ve ark. 2004). Hava kirliliğinin ve çevre sorunlarının önemli bir unsuru olan SO 2 ve PM 10 seviyelerinde gelişmiş ülkelerde gerileme yaşanmasına rağmen; Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ve büyük metropollerde seviyeler hala yüksek düzeylerde seyretmektedir (Bayram 2005). Öyle ki, Zonguldak ekonomisi kömür ve kömüre dayalı sanayilere bağlı olan ve bu nedenle endüstriyel hava kirliliği sorunu yaşayan kentlerden sadece biridir (Tecer 2007). Bu özelliği nedeniyle, Zonguldak hava kirliliği ve sağlık arasındaki ilişkinin coğrafi prensiplerle araştırıldığı bu araştırmada çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın amacı, Zonguldak şehir merkezinde, hava kirliliği (PM 10 ve SO 2 ) ile ilişkili olarak seçilmiş solunum yolu hastalıklarının (Astım, Bronşit, KOAH, Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu) zamansal ve mekânsal deseninin ortaya konmasıdır. Bu amaçla, hava kirleticileri ile hastane başvurularının zamansal değişimi ortaya konulmuş ve aralarındaki ilişkinin anlamlılık düzeyi belirlenmiştir. Mekânda kirleticilerin dağılışı, çalışmanın sınırlılıkları nedeniyle, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

28 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi modellenememiş; bu nedenle hastalıkların coğrafi dağılışındaki nedenler hakkında daha önce diğer disiplinler tarafından yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar dikkate alınarak hipotezler üretilmiştir. 2. MATERYAL VE METOT 2.1. Araştırma Alanının Konumu ve Yakın Çevre Özellikleri Çalışma alanı, Karadeniz Bölgesi nin, Batı Karadeniz Bölümü kıyısında kurulmuş,19 mahalleden oluşan Zonguldak şehir merkezini (Şekil 1) kapsamaktadır. Kent, yüksekliği deniz seviyesi ile 650 m arasında kalan engebeli bir topografyada kurulmuştur (Şekil 1). Kent merkezinin güneyinde yükselti artmaktadır. İklim özellikleri bakımından Zonguldak şehir merkezinde Karadeniz iklimi görülmekte olup, her mevsim yağışlı ve ılımandır. Zonguldak ta hakim rüzgâr yönü ESE olup bu yönü NNW izlemektedir. Türkiye İstatistik Kurumuna göre 2007 yılındaki nüfus sayımında Zonguldak merkez nüfusu ve 2009 yılında ise kişidir. Zonguldak ta taşkömürü üretimi 1848 yılında başlamıştır. Bu nedenle ekonomisi kömür ve kömüre dayalı sanayilere bağlıdır. Şekil 1. Çalışma alanının lokasyon haritası. 6 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

29 Coğrafya Anabilim Dalı 2.2 Veri Hava Kirliliği Verileri: Zonguldak kentinin dönemine ait hava kirleticilerinden SO 2 ve PM 10 ile ilgili veriler aylık olarak, Zonguldak İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Zonguldak Sağlık Müdürlüğü ve Halk Sağlığından alınmıştır. Sağlık Verileri: Bu çalışmada bütün solunum yolu hastalıkları değil, teşhisi kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), astım, bronşit ve üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE) olan hastaların hastanelere başvuruları incelenmiştir. Bu kapsamda, Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesine, Zonguldak Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesine, Zonguldak Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvuran hastalar incelenmiştir. Sözkonusu hastalıklar ile ilişkili verileri; hastaların beyan ettiği ikametgâh adresleri, teşhisleri ve başvuru tarihleri oluşturmaktadır. Çalışmada Zonguldak şehri dışından olan hasta başvuruları dikkate alınmamıştır. Sayısal haritalar: Çalışma alanının konum özelliklerini ortaya koymak için 1: ölçekli topoğrafya haritalarının F27-b1 nolu paftası koordinatlandırılmış ve sayısallaştırılmıştır. Topografya haritası sayısallaştırıldıktan sonra Zonguldak kenti ve yakın çevresini kapsayan 20 metre mekânsal çözünürlükte sayısal yükseklik modeli (SYM) oluşturulmuştur. Zonguldak şehrinin mahallerini kapsayan analog harita Zonguldak Belediyesinden alınmış, koordinatlandırılmış ve sayısallaştırılmıştır. 2.3 Analiz Zamansal Değişim: Zaman içinde hava kirleticilerinin ve hastane başvurularının nasıl değiştiği, zaman bağımsız değişkeni dikkate alınarak, Tek Değişkenli Doğrusal Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Belirtme Katsayısı (R 2 ) doğrusal modelin uyum derecesini göstermek için kullanılmıştır. Korelâsyon: Bu çalışmada bağımlı değişken olarak solunum yolu hastalıklarından hastaneye olan başvurular, bağımsız değişken olarak ise SO 2 ve PM 10 dikkate alınmıştır. Bağımlı değişkenlerin diğer bağımsız değişkenlerden nasıl etkilendiğini ortaya koymak için Pearson Bivariate Korelâsyon analizi yönteminden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki hakkında genel bir bilgi elde edinebilmek için Saçılım (scatterplot) grafikleri hazırlanmıştır. Ancak, ilişkinin miktarı konusunda yorum yapabilmek için korelâsyon katsayısı hesaplanmıştır. Korelâsyon katsayısının (r) gücü: , çok zayıf ilişki; , zayıf ilişki; , orta ilişki; , yüksek ilişki; , çok yüksek ilişki olarak tanımlanmıştır. Mekânsal Otokorelasyon: Mekânsal otokorelasyon analizleri için, hastanelere olan her bir hastalığa ait aylık ortalama hastane başvuruları mahalle haritaları ile eşleştirilmiş ve nüfus ile orantılanmıştır. Bu çalışmada, mekâna dağılış Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

30 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Moran I (I) ve Geary Oranı (C) ile; yüksek başvuruya sahip olan mahalleler ile düşük başvuruya sahip mahallelerin kümelenme yapıp yapmadığı ise Getis-Ord G istatistiği ile analiz edilmiştir. Bu yöntemler ile ilgili ayrıntılı bilgiler, Cliff ve Ord 1981 ve Lee ve Wong 2000 den elde edilebilir. Moran I (I) -1 (negatif mekânsal oto-korelâsyon) ile +1 (pozitif mekânsal oto-korelâsyon) arasında değişen değerleri vermektir (Moran 1948). Negatif değerler komşu mahallelerin çok farklı değerlere sahip olduğunu, yani saçılmışlığı; pozitif değerler komşu mahallelerin benzer değerlere sahip olduğunu, kümelenme olduğunu; 0 ise mahallelere bağlı olarak hastane başvurularında belirli bir sistematiğin olmadığını, rastgele dağıldığını göstermektedir (Cliff ve Ord 1981). Geary oranı ise 0 ile 2 arasında değişmektedir. 0, bütün komşu mahallelerin benzer sayıda hastane başvurularına sahip olduğu pozitif mekânsal oto-korelâsyonu; 1 mekânsal otokorelâsyon olmadığını; 2 ise benzer olmadığını, birbirinden farklı olduğunu gösteren negatif oto-korelâsyonu ortaya koymaktadır (Lee ve Wong 2000). Küresel Getis-Ord G İstatistiği sıcak alanları (hot spot) ve soğuk alanları (cold spot) ortaya koymak amacıyla kullanılmıştır (Ord ve Getis 1995). Burada yüksek pozitif z değerleri, mekânsal desenin yüksek değerde kümelerden oluştuğunu, tam tersi durum ise düşük değerde kümelerden oluştuğunu göstermektedir (Lee ve Wong 2000). Çalışma alanı genelinde komşu mahallelere ait değerlerin birbirleri ile nasıl ilişkili olduğunu ortaya koyabilmek için Anselin Lokal Moran I hesaplanmış ve haritalanmıştır. İndeks değerlerinin yüksek olması birbirine benzemeyen değerlerden oluşan bir kümelenmeyi; düşük olması benzer değerlerden oluşan bir kümelemeyi göstermektedir. Çalışma alanında yüksek ya da düşük öznitelik bilgilerinde kümelenme eğilimini göstermek amacıyla ise Lokal Getis-Ord Gi* istatistiği hesaplanmış ve haritalanmıştır (Ord ve Getis 1995). Yüksek değerler ortalamadan yüksek değerlerden meydana gelen mahallelerin birbirine yakın olduğu sıcak alanları (hotspots), düşük değer ise ortalamadan düşük değerlerin bir arada olduğu soğuk alanları (cold-spots) göstermektedir. Bu çalışmada indisler hesaplanırken 1 km eşik değer (threshold distance) ve Zone of Indifference yöntemi kullanılmıştır. Analizlerde z standart normal değişkeni (z değeri) belirli bir güven düzeyinde çıkan sonucun, istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek için kullanılmıştır. Bu çalışmada 0.05 anlamlılık düzeyinde, z-değeri daha az ve 1.96 dan daha fazla olması istatistikî olarak anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. 3. BULGULAR 3.1 Solunum Yolu hastalıkları ve hava kirliliği (SO 2 ve PM 10 ) ilişkisi: Hava kirleticileri (SO 2 ve PM 10 ) ile astım, bronşit, KOAH ve ÜSYE hastalıklarından hastaneye olan başvurular arasında ilişki olup olmadığı regresyon ve 8 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

31 Coğrafya Anabilim Dalı korelâsyon analizi ile tespit edilmeye çalışılmıştır (Tablo 1). Şekil 2 incelendiğinde, genel olarak tüm solunum yolu hastalıkları (SYH) ile SO 2 ve PM 10 arasında pozitif yönlü doğrusal fakat zayıf bir ilişki vardır (Sırasıyla, r 2 =0.32, r 2 =0.15). Tek tek hastalıklar ile kirleticiler arasında da pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (Şekil 3). SO 2 Astım şikâyeti ile hastaneye olan başvuruların artışın % 23 ünü, Bronşitin %29 unu, KOAH ın %29 unu açıklanmaktadır. Bu da çok zayıf ve zayıf bir pozitif ilişki olduğunu göstermektedir. PM ile hastalıklar arasında da pozitif yönlü fakat çok zayıf bir ilişki vardır. Tablo 1. Korealasyon tablosu. PM 10 SO 2 Astım Bronşit ÜSYE KOAH SYH Yıl Ay PM 10 Pearson 1,791(**),304(*),370(**),162,267(*),388(**),072 -,554(**) Sig. (1-tailed),000,018,005,136,033,003,313,000 SO 2 Pearson,791(**) 1,476(**),537(**),029,540(**),566(**),275(*) -,638(**) Sig. (1-tailed),000,001,000,428,000,000,037,000 Astım Pearson,304(*),476(**) 1,967(**) -,505(**),909(**),974(**),870(**) -,058 Sig. (1-tailed),018,001,000,000,000,000,000,346 Bronşit Pearson,370(**),537(**),967(**) 1 -,491(**),902(**),991(**),874(**) -,158 Sig. (1-tailed),005,000,000,000,000,000,000,142 ÜSYE Pearson,162,029 -,505(**) -,491(**) 1 -,418(**) -,402(**) -,723(**) -,105 Sig. (1-tailed),136,428,000,000,002,002,000,238 KOAH Pearson,267(*),540(**),909(**),902(**) -,418(**) 1,926(**),831(**) -,175 Sig. (1-tailed),033,000,000,000,002,000,000,117 SYH Pearson,388(**),566(**),974(**),991(**) -,402(**),926(**) 1,842(**) -,160 Sig. (1-tailed),003,000,000,000,002,000,000,138 Yıl Pearson,072,275(*),870(**),874(**) -,723(**),831(**),842(**) 1,000 Sig. (1-tailed),313,037,000,000,000,000,000,500 Ay Pearson -,554(**) -,638(**) -,058 -,158 -,105 -,175 -,160,000 1 Sig. (1-tailed),000,000,346,142,238,117,138,500 ** Korelasyon anlamlı: 0.01 (1-tailed). * Korelasyon anlamlı: 0.05 (1-tailed). Şekil 2. SO 2 ve PM (µg/m 3 ) ile SYH arasındaki ilişkiyi gösteren saçılım grafikleri. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

32 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Şekil 3. SO 2 ve PM 10 (µg/m 3 ) ile astım, bronşit, KOAH ve ÜSYE arasındaki ilişkiyi gösteren saçılım grafikleri. İlişkinin anlamlılığı korelâsyon analizi ile tespit edilmiştir (Tablo 1). Buna göre, PM 10 ile bronşit arasında %99 güven aralığında anlamlı pozitif yönlü bir ilişki; astım ve KOAH ile ise %95 güven aralığında anlamlı pozitif bir ilişki vardır. SO 2 ile astım, bronşit ve KOAH arasında ise güçlü pozitif bir ilişki vardır (p<0.01). Hava kirleticileri ile ÜSYE arasındaki ilişki ise anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Araştırmaya konu olan hastalıkların toplamı (SYH) incelendiğinde ise anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.01). 3.2 Solunum Yolu Hastalığı Şikâyeti Nedeniyle Hastaneye Yapılan Başvuruların SO 2 ve PM 10 ile İlişkili Olarak Zamansal Değişimi Ocak 2006-Aralık 2009 dönemi boyunca solunum yolu hastalığı şikâyeti nedeniyle hastaneye yapılan başvuruların zamansal değişimi regresyon ve korelâsyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Doğrusal regresyon analizini incelediğimizde SYH şikâyetiyle hastaneye yapılan başvuruların zamansal değişiminde belirtme katsayısı (r 2 ) % 67 olarak bulunmuştur. Şekil 4 incelendiğinde hem SO 2 ve PM 10 nin hem de SYH nın çoğunlukla birbirine uyumlu zamanlarda artıp-azaldığı ve Aralık-Ocak aylarında en yüksek seviyede olduğu görülmektedir (Şekil 4). Zaman içinde SYH nın gittikçe arttığı tespit edilirken (p<0.001); PM 10 da çok belirgin bir artış tespit edilememiş fakat SO 2 deki artış anlamlı (p<0.05) bulunmuştur (Tablo 1, Şekil 4). PM 10 ve SO 2 ile aylar arasında güçlü negatif yönde korelâsyon tespit edilmiştir (p<0.001, Tablo 1). Bu da kış aylarında PM 10 ve SO 2 nın arttığını göstermektedir. SYH ile aylar arasında da negatif yönlü korelâsyon tespit edilmiş fakat korelâsyon anlamlı bulunmamıştır. Bunun nedeni, kirleticilerin yol açtığı rahatsızlığın ilerleyen aylarda da devam etmiş olması olabilir. 10 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

33 Coğrafya Anabilim Dalı Şekil 4. SO 2, PM 10 ve SYH şikâyeti nedeniyle hastaneye yapılan başvuruların aylık değişimi. Astım (R² = 0.737), bronşit (R² = 0.730) ve KOAH (R² = 0.593) hastalığı şikâyeti nedeniyle hastaneye yapılan başvuruların Ocak 2006-Aralık 2009 dönemi boyunca artış gösterdiği tespit edilmiştir (Şekil 5). Bu hastalıklardan şikâyet ile hastaneye olan başvurular hava kirleticilerinin de yüksek olduğu kış aylarında fazladır (Şekil 5). Nitekim, astım, bronşit ve KOAH şikâyetiyle hastaneye yapılan başvurular ile yıllar arasında güçlü pozitif yönde korelâsyon tespit edilmiştir (p<0.001; Tablo 1). Aylar ile bu hastalıklar arasında da negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Genel durumda olduğu gibi bu da kış döneminde bu hastalıklardan şikâyetle hastanelere olan başvurunun arttığını göstermekle birlikte bu ilişki istatistikî olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). ÜSYE şikâyetiyle hastaneye olan başvurular ile yıllar arasında güçlü fakat negatif yönde korelâsyon tespit edilmiştir (p<0.001). Bu da ÜSYE nun inceleme dönemi boyunca azalış eğiliminde olduğunu göstermektedir. Şekil 5. SO 2, PM 10 ile astım, bronşit, KOAH ve ÜSYE şikâyeti nedeniyle hastaneye yapılan başvuruların aylık değişimi. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

34 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Zonguldak kentinde solunum yolu hastalıkları şikâyetiyle hastaneye olan başvuranların kentin belirli bir kesiminde kümelenme gösterip göstermediğini istatistiki olarak ortaya koyabilmek için mekânsal oto-korelâsyon istatistikleri hesaplanmıştır. Moran I incelendiğinde, astım, bronşit, KOAH ve ÜSYE şikâyeti ile hastanelere olan başvurular ne tam olarak belirli mahallelerde kümelenmiş; ne de tam olarak mahallelere saçılmıştır. Z değeri astım dışında pozitiftir. Bu komşu mahallelerin büyük ölçüde benzer değerlere sahip olduğunu göstermektedir. Astım rahatsızlığı şikâyeti ile hastaneye olan başvurular ise mahalleler arasında büyük farklılıklar göstermektedir. İncelenen bütün hastalıkların sonuçları istatistikî olarak anlamlı değildir (z<-1.96 ve z<1.96). Geary oranı da Moran I de olduğu gibi mekânsal oto-korelâsyonu test etmektedir (Tablo 2). Geary oranı da mahalleler arasında hastane başvuruların rasgele dağılmış olduğunu göstermektedir. Z değerinin negatif olması pozitif mekânsal oto-korelâsyonu; bu da birbirine benzeyen değerlerden oluşan mahallelerin yakın olduğunu göstermektedir. Ancak sadece bronşit için sonuçlar istatistikî olarak anlamlıdır (<1.96). Genel olarak hasta başvurularının mekânda oluşturduğu kümelenmenin yüksek ya da düşük değerlerde olup olmadığı Getis-Ord G istatistiği ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Getis-Ord G istatistiği, Z değeri pozitif olması nedeniyle yüksek hastane başvurularına sahip mahallerin düşük olanlarla komşudur. Ancak bronşit ve üst solunum yolu hastalığı dışında istatistikî olarak anlamlı değildir (z >1.96). Tablo 2. Zonguldak Kentinde astım, bronşit, KAOH, ÜSYE ve SYH için mekânsal oto-korelâsyon istatistikleri Göstergeler Astım Bronşit KOAH ÜS YE Toplam Moran I -0,090 0,265-0,031 0,140 0,172 z-değeri -0,194 1,811 0,140 1,107 1,285 Geary Oranı 0,995 0,653 1,012 0,830 0,730 Beklenen Geary 1,000 1,000 1,000 1,000 1,000 z-değeri -0,026-2,015 0,069-0,987-1,567 Getis- Ord G 0,240 0,260 0,240 0,270 0,250 z-değeri 0,600 2,290 0,620 1,740 1,870 Solunum yolu hastalıklarının alansal desenindeki değişimin bilinmesi, alansal dağılışı denetleyen belirgin bir etmenin olup olmadığının ortaya konması açısından önemlidir. Bu çalışmada, Anselin Lokal Moran I ve Lokal Getis-Ord Gi* mekânsal kümelenme derecesini ölçmek ve coğrafi desenin haritalanmasında kullanılır. Şekil 6 çalışma alanı genelinde mahalleler arasında hastane başvurularının 12 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

35 Coğrafya Anabilim Dalı dağılımını ortaya koyabilmek için hesaplanmış olan Anselin Lokal Moran I sonuçlarını göstermektedir. Hastane başvurularının mekânsal paterni küresel ölçekte incelendiğinde, kümelenme göstermediği görülmektedir. Ancak yerel ölçekte incelenip haritalandığında kısmi kümelenmenin olduğu görülebilmektedir. İndeks değerinin negatif olması hasta başvurularının komşu mahallelerle benzer olmadığını göstermektedir. İndeks değerlerinin yüksek olması ise komşu mahallelerle benzer hasta başvurularına sahip olan mahalleleri göstermektedir. Ancak bu indeks değerleri benzerliğin yüksek mi yoksa düşük mü değerlerde olduğunu vermemektedir. Şekil 6 da benzer hasta başvurularına sahip mahalleler, astım dışındaki hastalıklarda, Bahçelievler ve İncivez mahallelerinde olduğu görülmektedir (Anlamlılık: z>1.96). Anlamlı negatif değerler ise hasta başvurularının komşu mahallelerde benzer olmadığı kesimi göstermektedir. Bu durum bir hastalıktan diğerine değişmekle birlikte, Meşrutiyet ve Baştarla mahallelerinde gözlenmektedir. Bu mahallelerden olan hasta başvuruları komşu mahallelerden oldukça farklıdır. Bu farklılığın yönü bir sonraki analiz ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Şekil 6. Zonguldak ta astım, bronşit, KAOH, ÜSYE ve SYH için Anselin Lokal Moran I indeksine bağlı kümelenme alanları: Z> 1.65 zayıf kümelenme, 2.58<z>1.96 güçlü kümelenme ve z>2.58 çok güçlü kümelenme. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

36 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Şekil 7 Zonguldak ta yüksek hasta başvurularının ve düşük hasta başvurularının kümelenme gösterdiği yerler görülmektedir. Lokal Getis-Ord Gi* istatistiğinin yüksek olması ortalamadan yüksek değerlerden (sıcak nokta olarak da adlandırılır); düşük olması ortalamadan düşük değerlerden (soğuk nokta olarak da adlandırılır) olan kümelemeyi göstermektedir. Zonguldak ta astım hariç tüm hastalıklarda ortalamadan düşük hasta başvuruları, kentin kuzeybatı kesimindeki İncivez ve Bahçelievler mahallelerinde istatistikî olarak anlamlı bir kümelenme oluşturmaktadır. Hasta başvurularının kente sıcak alan oluşturduğu mahaller ise Meşrutiyet ve Baştarla mahalleleridir. Meşrutiyet mahallesi, astım ve KOAH hastalığı için %95 güven düzeyinde sıcak bölge olarak gözlenmektedir. Baştarla mahallesi ise sadece astım hastalığı için sıcak bölgedir. Diğer hastalıklarda ise bu mahalleler %90 güven düzeyinde anlamlı sıcak bölge oluşturmaktadır. Zonguldak genelinde rastgele bir değişim vardır. Yüksek hasta başvurusuna sahip mahalleler düşük hasta başvurusuna sahip mahallelerle yan yana bulunmaktadır. Şekil 7. Zonguldak ta astım, bronşit, KAOH, ÜSYE ve SYH için Lokal Getis-Ord Gi* indeksine bağlı olarak sıcak ve soğuk alanlar: z> 1.65 sıcak bölge; z< 1.65 soğuk bölge 14 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

37 Coğrafya Anabilim Dalı 4. TARTIŞMA Bu çalışmada Zonguldak kentinde seçilmiş solunum yolu hastalıklarının (astım, bronşit, KOAH ve üst solunum yolu hastalıkları) zamansal ve mekânsal değişimi hava kirletici parametrelerinden PM 10 ve SO 2 ile ilişkili olarak incelenmiştir. Solunum yolu hastalıkları şikâyeti nedeniyle hastaneye yapılan başvuruların kent merkezine dağılışı mekânsal analiz metotlarından, mekânsal oto-korelâsyon indeksleri ve haritalar kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, bu çalışma mekânsal analiz tekniklerinin hava kirliliğine maruz kalmayı ve SYH mekânsal desenini açıklayan örneklerden biri olma özelliği de göstermektedir. Zonguldak kentinde hava kirliliği ile SYH şikâyetiyle hastaneye olan başvurular arasında %99 güven düzeyinde tutarlı, güçlü, pozitif yönde bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Hastalıklar tek tek incelendiğinde ise astım, bronşit, KOAH ile PM 10 ve SO 2 konsantrasyonu arasında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Bu bulgular daha önce Türkiye de yapılmış çalışmalardan elde edilen bulgularla desteklenmektedir. Örneğin Eskişehir de SO 2 düzeyleri ile alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları, KOAH ve kor-pulmonal nedeniyle acil hastane başvuruları arasında (Ünsal ve ark. 1999); Ankara da PM 10 ve SO 2 düzeyleri ile astıma bağlı başvurular arasında (Berktaş ve Bircan 2003); Balıkesir de PM 10 ve SO 2 düzeyleri ile SYH arasında (Tağıl 2007) ilişki belirlenmiştir. Diğer yandan yapılan analizler SO 2 in solunum yolu hastalıkları üzerindeki etkisinin PM 10 nin etkisinden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Zamansal patern incelendiğinde, kış mevsimi SO 2 ve PM 10 konsantrasyonun arttığı dönem olmakla birlikte, hasta başvurularının da arttığı dönem olmasıyla dikkati çekmektedir. Bu bulgu da daha önce yapılmış çalışmalarla da ortaya konulmuş ve bilinen bir gerçektir (Berktaş ve Bircan 2003). İncelenen dönem içinde PM 10 da belirgin bir artış olmamakla birlikte; SO 2 artmaya devam etmiş ve buna paralel olarak ÜSYE dışındaki hastalıklar da artış göstermiştir. Her ne kadar daha önceki çalışmalarda ÜSYE ile hava kirliliği arasında yüksek ilişki tespit edilmiş olsa da (Koltai 1994; Ünsal ve ark. 1999; Berktaş ve Bircan 2003), bu çalışmada ÜSYE kirleticiler ile istatistikî olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Bunun nedeni olarak ÜSYE incelenen dönem içinde azalış eğiliminde olması gösterilebilir. ÜSYE nun azalışın nedeni ise bu hastalığın etiyolojik ajanın viral ya da bakteriyel olması (İnci 2008) ve son yıllarda alınan sağlık önlemlerinden (Grip aşısı gb.) olduğu varsayılmaktadır. Küresel ölçekte hasta başvurularının mekânsal paterni incelendiğinde kentin belirli bir alanında yoğunlaşma göstermediği ve aynı zamanda kentin içinde saçılmadığı, rastgele dağılış gösterdiği belirlenmiştir. Ancak yerel ölçekte incelendiğinde ise kısmi kümelenmeler tespit edilmiştir. Meşrutiyet ve Baştarla mahalleleri sıcak bölge, İncivez ve Bahçelievler mahalleleri ise soğuk bölge olarak dikkati çekmektedir. Mahallelere ait hava kirliliği verisi bulunmamakla birlikte, istatistikî olarak hava kirleticileri ile hastalıklar arasındaki yüksek korelâsyondan, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

38 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi sıcak bölgelerde hava kirlilik seviyesinin yüksek; soğuk bölgelerde ise düşük olduğu varsayımında bulunulabilir. Çünkü istatistikî olarak kirleticilerle, hastane başvuruları arasında güçlü pozitif bir ilişki vardır. Konumsal özellikler açısından mahalleler incelendiğinde, Meşrutiyet mahallesi limanın doğusunda ve kuzeydoğu güneybatı yönlü bir havzada yer almaktadır. Meşrutiyet mahallesinin bakı özellikleri incelendiğinde mahallenin yaklaşık % 33 lük kısmı kuzeybatıya bakmaktadır. Bu yönde ise bir tepenin duldasında yer almaktadır. Baştarla mahallesi ise yaklaşık olarak doğu batı yönlü uzanan bir tepenin güney yamaçlarında kurulmuş olup, mahallenin %39 u güneydoğuya bakmaktadır. Anlamlılığını artırabilmek için rüzgâr yönü incelendiğinde, birinci hâkim rüzgâr yönü ESE ve ikinci NNW olduğu tespit edilmiştir. Yukarıda adı geçen mahalleler, hâkim rüzgâr yönlerine kapalı konumları ile dikkat çekmektedir. Bu da yerel meteorololojik faktörlerin ve topografyanın bu mahallelerde hava kirleticilerinin konsantrasyonunu artırmış olabileceğini göstermektedir. Topografyanın şehir merkezinde hava kirleticilerinin yoğun bir şekilde birikmesine ve dolayısıyla kötü hava kalitesine neden olduğuna ilişkin çalışmalar bulunmaktadır (İbret ve Aydınözü 2009; Keser 2002). Zonguldak genelinde yukarıda sayılan mahalleler haricinde rastgele bir değişim vardır. Bu rastgele değişim de topografyanın bir sonucu olmalıdır. Çünkü şehir, kısa mesafelerde topografik şartların değiştiği bir konumdadır. Bu da birbirine komşu mahallerde hasta başvurularının değişmesine neden olmuş olabilir. Risk faktörü olan sıcak bölgeler olarak tespit edilmiş olan kümelenmelerin olduğu kesimlerde ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır. Çalışmadan elde edilen bulgular, kendi sınırlılıkları göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Tüm ekolojik çalışmalarda olduğu gibi, bu çalışmada da hassas neden-sonuç ilişkileri çıkarımı dikkatli düşünülmelidir. Bu çalışmada solunum yolu hastalıkları üzerinde hava kirliliğinin etkisi değerlendirilirken ikamet süresi, sigara kullanımı, iç mekândaki kirlilik ve diğer hava kirliliğine neden olan araç emisyonlarına maruz kalma ölçülememiştir. Diğer yandan, Zonguldak ta yeterli hava kirliliği istasyonu olmadığı için mekânda hava kirliliğinin interpolasyonu yapılamamıştır. KAYNAKÇA Babin, S., Burkom. H., Holtry, R., Tabernero, N., Davies-Cole, J., Stokes, L., DeHaan, K., Lee, D. (2008). Medicaid Patient Asthma-related Acute Care Visits and Their Associations with Ozone and Particulates in Washington, DC, from International Journal of Environmental Health Research 18(03): Bayram, H. (2005). Türkiye de Hava Kirliliği Sorunu: Nedenleri, Alınan Önlemler ve Mevcut Durum. Toraks Dergisi 6 (2): Berktaş, M.B., Bircan, A. (2003). Effects of Atmospheric Sulphur Dioxide and Particulate Matter Concentrations on Emergency Room Admissions Due to Asthma in Ankara. Tüberküloz ve Toraks Dergisi 51(3): Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

39 Coğrafya Anabilim Dalı Cliff, A.D., Ord, J.K. (1981). Spatial processes: Models and Applications. Pion Limited, London. Elliott, P., Wakefield, J.C., Best, N.G., Briggs, D.J. (2000). Spatial Epidemiology: Methods and Applications. Oxford University Press. Oxford. Fusco, D., Forastiere, F., Michelozzi, P., Spadea, T., Ostro, B., Arca, M., Perucci, C.A. (2001). Air Pollution and Hospital Admissions for Respiratory Conditions in Rome, Italy. Eur Respir J 17: Gökbel, H., Uzun, K. (1995). Hava Kirliliğinin Solunum Fonksiyonlarına Etkileri. Ekoloji Çevre Dergisi 15: 4-5. İbret, B.Ü., Aydınözü, D. (2009). Şehirleşmede Yanlış Yer Seçiminin Hava Kirliliği Üzerine Olan Etkisine Bir Örnek: Kastamonu Şehri. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Coğrafya Dergisi 18: İlkılıç, C., Behçet, R. (2006). Hava Kirliliğinin İnsan Sağlığı Ve Çevre Üzerindeki Etkisi. Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları İnci, E. (2008). Üst Solunum Yolu Enfeksiyonlarında Semptomatik Tedavi, I.Ü. Cerrahpasa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Egitimi Etkinlikleri, Toplumdan Edinilmiş Enfeksiyonlara Pratik Yaklaşımlar, Sempozyum Dizisi No:61, Şubat 2008: Jarup, L. (2004). Health and Environment İnformation Systems for Exposure and Disease Mapping, and Risk Assessment. Environmental Health Perspectives 112(9): Keser, N. (2002). Kütahya da Hava Kirliliğine Etki Eden Topoğrafik ve Klimatik Faktörler. Marmara Coğrafya Dergisi 5: Koltai, P.J. (1994). Effects of Air Pollution on the Upper Respiratory Tract of Children. Otolaryngol Head. Neck Surg 111(1): Lawson, A.B., Biggeri, A., Boehning, D., Lessafre, E., Viel, J., Bertollini, R. (1999). Disease Mapping and Risk Assesment for Public Health. Wiley, Chichester. Lee, J., Wong, D. (2000). Statistical Analysis with ArcView GIS. John Wiley & Sons, New York. Mayer, J.D. (1982). Relations Between Two Traditions of Medical Geography. Progress in Human Geography 6: Moran, P.A.P. (1948). The İnterpretation of Statistical Maps. Journal of the Royal Statistical Society, Series B 37: Nuckols, J.R., Ward, M.H., Jarup, L. (2004). Using Geographic İnformation Systems for Exposure Assessment in Environmental Epidemiology Studies. Environmental Health Perspectives 112(9): Nuhoğlu, N., Türkmen, M.F. (1993). Göktaş (Murgul) bakır fabrikası izabe tesisi bacalarından çıkan hava kirleticilerinin insan sağlığına etkisi, Ekoloji 7: Nunes, C., Gomes, D., Matias, C., Briz, T. (2007). Tuberculosis İncidence in Portugal: Spatiotemporal Clustering. International Journal of Health Geographics 6: 30. Rosenberg, M.W. (1998). Medical Geography or Health Geography? Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

40 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Populations, peoples and places. International Journal of Population Geography 4: Ord, J.K., Getis, A. (1995). Local Spatial Autocorrelation Statistics: Distributional İssues and an Application. Geographical Analysis 27: Öztürk, M. (2005). Şehir İçi Bölgelerde Hava Kirliliğinin Sağlık Üzerine Etkileri. Ankara. Snow, J. (1855). On the Mode of Communication of Cholera. Churchill, London. Sridharan, S., Tunstall, H., Lawder, R., Mitchell, R. (2007). An Exploratory Spatial Data Analysis Approach to Understanding the Relationship Between Deprivation and Mortality in Scotland. Social Science & Medicine 65: Tağıl, Ş. (2007). Balıkesir de Hava Kirliliğinin Solunum Yolu Hastalıklarının Mekânsal Dağılışı Üzerine Etkisini Anlamada Jeo-İstatistik Teknikler. Coğrafi Bilimler Dergisi 5 (1): Tecer, L.H. (2007). Prediction of SO 2 and PM Concentration in Coastal Mining Area (Zonguldak) with Artificial Neural Network. Polish J. of Environ. Study 16 (4): Tecer, L.H., Tomaç, N., Karaca, F., Kaplan, A., Tuncer, T., Aydın, H. (2009). The Evaluation of the Effect of Air Pollution on the Health Status of Children in Zonguldak City, Turkey. İnternational Journal of Environment and Pollution 39 (3-4): Ünsal, A., Metintaş, S., Öner, S., İnan, O.Ç. (1999). Eskişehir de Hava Kirliliği ve Bazı Hastalıklar Nedeniyle Acil Başvuruların İncelenmesi. Tüberküloz ve Toraks Dergisi 47(4): Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

41

42

43 BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ DERSİNE İLİŞKİN ÖĞRETMEN ADAYLARININ ALGI VE BEKLENTİLERİ ÖZ Levent AKGÜN 1 Problem: Her öğretim seviyesinde olduğu gibi üniversite seviyesindeki öğrencilerin de almış oldukları derslere yönelik algı ve tutumları öğretimin etkisini belirleyen unsurlardandır. Derse veya ders içerisindeki yaşantılara olumsuz bir yaklaşım sergileyen öğrencilerin, dersin hedeflerine ulaşma noktasında hedeflenen seviyeye ulaşmaları zorlaşır. Bu nedenle öğrencilerin ders ve ders içi yaşantılara yönelik algı ve tutumlarının belirlenmesi oldukça önemlidir. Araştırmanın Amacı: Bu çalışmanın amacı, matematik öğretmen adaylarının bilimsel araştırma yöntemleri dersine ilişkin algı ve beklentilerini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim deseni kullanılmıştır. Bu bağlamda, araştırmanın örneklemi, eğitim-öğretim yılı güz döneminde bilimsel araştırma yöntemleri dersini alan ilköğretim matematik öğretmenliği (İÖM) ana bilim dalından sınıf ve ortaöğretim matematik öğretmenliği (OÖM) ana bilim dalından sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak 8 açık uçlu sorudan oluşan bir anket kullanılmıştır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılan açık uçlu sorular (Saban, 2006) nın çalışmasından yararlanılarak hazırlanmıştır. Verilerin analizi içerik analiz tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar ve Öneriler: Elde edilen bulgulardan; (1) bu dersin öğrencilere bilimsel araştırmaya ilişkin belli bir bakış açısı kazandırdığı, (2) bu dersin iki dönmede okutulması gerektiği, (3) lisansüstü programlarında okutulması gerektiği, (4) bu dersle ilgili sınıf içi uygulamaların daha fazla yapılması gerektiği; (5) bu dersin içeriğinde yer alan bilimsel araştırma kavramının ve bilimsel araştırmacının ne olduğu ile ilgili hedeflerin öğrenciler tarafından kazanıldığı; (6) bu dersin öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim yapmaya ilişkin bakış açılarını olumsuz yönde etkilediği sonuçlarına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Bilimsel araştırma, öğretmen adayları, algı ve beklentiler 1 Yrd.Doç.Dr., Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, Matematik Eğitimi Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

44 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi TEACHER CANDIDATES PERCEPTIONS AND EXPECTATIONS REGARDING SCIENTIFIC RESEARCH METHODS COURSE ABSTRACT Problem: As in every educational stage, university students perceptions and attitudes towards the courses they have taken are among the factors that determine the impact of education. It becomes difficult for the students, who present a negative approach towards the course or the experiences during the course, to reach the targeted level in terms of achieving the goals of the course. For that reason, it is considerably important to identify students perceptions and attitudes towards the courses and experiences during the courses. Aim of the Study: The aim of this study is to identify mathematics teacher candidates perceptions and expectations regarding scientific research methods course. Method: Phenomenological research design, which is among the qualitative research designs, has been used in this study. In this regard, the sample of the research is composed of 81 second-year students from the Department of Elementary Education Mathematics Teaching (EEM) and 26 fourth-year students from the Department of Secondary Education Mathematics Teaching (SEM) who are taking scientific research methods course in the fall semester of academic year. A survey, which is composed of 8 open-ended questions, has been used as data collection tool. Open-ended questions, which have been used in this research as data collection tool, have been prepared by benefitting from the study of (Saban, 2006). Data have been analyzed using content analysis method. Results and Suggestions: In view of the obtained data, following results have been observed: (1) This course has earned students a certain perspective regarding scientific research; (2) This course should be given in two semesters; (3) This course should be given in postgraduate programs; (4) Classroom activities of this course should be performed more; (5) Students have acquired the concept of scientific research, which is included in the content of this course, and the objectives regarding what scientific researcher means; (6) It has negatively affected teacher candidates perspectives on commencing postgraduate education. 22 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

45 expectations Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Keywords: Scientific research, teacher candidates, perception and 1. GİRİŞ Eğitim fakültelerinin ilköğretimle ilgili bölümlerinde programları güncelleme çalışması tamamlanarak öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Yeni programın en önemli özelliklerinden biri genel kültür derslerinin oranının arttırılmasıdır. Bu değişikliğin amacı, üniversite düzeyinde yetiştirilen öğretmen adaylarına aydın bir kişide bulunması gereken entelektüel donanımı kazandırmaktır. Bu amaçla, genel kültür dersleri olarak, Bilim Tarihi, Bilimsel Araştırma Yöntemleri, Felsefeye Giriş, Etkili İletişim, Türk Eğitim Tarihi gibi dersler konulmuştur (YÖK, 2006). Bilimsel araştırma yöntemleri dersi öğretim yılından itibaren farklı anabilim dallarında değişik dönemlerde okutulmaya başlanmıştır. (YÖK, 2006) nın yukarıda belirtilen amacını gerçekleştirebilmek için genel kültür ders ortamlarının etkili bir öğretim oluşturabilecek şekilde belirlenmesi gerekir. Günümüzde öğretim ortamları çok çeşitlilik kazanmıştır. Buna rağmen öğretim denildiğinde akla gelen ilk ortam sınıf olmaktadır. Sınıf her öğretim kademesinde en yaygın öğretim ortamı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda sınıf ortamında yürütülen eğitimlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Sınıf ortamının açık ve olumlu olması öğretim uygulamalarında etkililiği arttırmaktadır (Kıncal, 1999). Etkili ve amaca hizmet eden bir öğretim uygulaması yapma noktasında öğretmen özelliklerinin yanı sıra öğrencilerin algıları, tutumları ve öğrenme tercihleri önemli rol oynamaktadır (Topses, 2000). Her öğretim seviyesinde olduğu gibi üniversite seviyesindeki öğrencilerin de almış oldukları derslere yönelik algı ve tutumları öğretimin etkisini belirleyen unsurlardandır. Derse veya ders içerisindeki yaşantılara olumsuz bir yaklaşım sergileyen öğrencilerin, dersin hedeflerine ulaşma noktasında hedeflenen seviyeye ulaşmaları zorlaşır. Bu nedenle öğrencilerin ders ve ders içi yaşantılara yönelik algı ve tutumlarının belirlenmesi oldukça önemlidir. Olumsuz algıları düzeltme ve olumlu tutumlar geliştirmek için öncelikle bunların belirlenmesi gerekir. Yapılan çalışmalar öğrenci memnuniyetinin öğrencilerin derse devam ve başarısına önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrencilerin herhangi bir derse karşı algı ve tutumları ile ilgili literatürde yapılmış çalışmalar (Cobb & Hoffart, 1999 ; Oral & Dağlı, 1999; Breidenstein, Liberatore, Lioi, Miro, Weber, & Stoeck, 2001; Blank, 2004; Saban, 2006; Güven & Ersoy, 2007; Nartgün, Uluman, Akın, Çelik, & Çevik, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

46 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2008; Dilmaç, Koçyiğit, Tuğluk, & Kaya, 2008; Şahin, Ellez, & Günter, 2009; Şahin & Yıldırım, 2010) olmasına karşın bilimsel araştırma yöntemleri dersi ile ilgili bu alanda yapılmış çalışmalar oldukça azdır. Bu bağlamda yapılan çalışmanın amacı, matematik öğretmen adaylarının bilimsel araştırma yöntemleri dersine ilişkin algı ve beklentilerini belirleyerek, bu alana katkı sağlamaktır. 2. YÖNTEM Bu çalışmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Olgubilim deseni farkında olduğumuz ancak derinlemesine ve ayrıntılı bir anlayışa sahip olmadığımız olgulara odaklanmaktadır (Yıldırım & Şimşek, 2005) Evren ve Örneklem Araştırmanın evrenini Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği ve Ortaöğretim Matematik Öğretmenliği Ana Bilim Dalı nda öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise, eğitim-öğretim yılı güz döneminde bilimsel araştırma yöntemleri dersini alan ilköğretim matematik öğretmenliğinin 2. sınıfında öğrenim gören 81 ve ortaöğretim matematik öğretmenliğinin 4. sınıfında öğrenim gören 26 öğrenciden oluşmaktadır Veri toplama araçları Bu araştırmanın verileri 8 açık uçlu sorudan oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılan açık uçlu sorular (Saban, 2006) nın çalışmasından yararlanılarak hazırlanmıştır. Araştırmanın verilerini elde etmek amacıyla hazırlanan 8 açık uçlu soru örneklem grubuna dönemin son haftasında uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan soruların geçerliğini saptamak için uzman görüşüne başvurulmuştur Verilerin analizi Araştırmada öğretmen adaylarının 8 açık uçlu soruya vermiş oldukları cevapların analizinde içerik analiz tekniği kullanılmıştır. İçerik analizi yoluyla araştırmadan elde edilen veriler tanımlanmaya, birbirine benzeyen veriler belirli kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya getirilmeye ve bu veriler belirli biçimde düzenlenerek okuyucuya sunulmaya çalışılmaktadır (Yıldırım & Şimşek, 2005). 24 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

47 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı 3. BULGULAR Bilimsel Araştırma Yöntemleri Dersi ve İşlenişi Bilimsel araştırma yöntemleri dersi, üniversite düzeyinde yetiştirilen öğretmen adaylarına aydın bir kişide bulunması gereken entelektüel donanımı kazandırmak amacıyla yeni ilköğretim programına konulmuştur. Bu ders, eğitim-öğretim yılı güz döneminde araştırmacılar tarafından okutulmuştur. Bu dersin öğrencilere kazandırmak istediği öğrenme çıktıları şunlardır: Bilim ve bilimsel araştırmanın yapısını anlayabilme, alanla ilgili bir konuda problem belirleyebilme, araştırmanın amacına uygun kaynaklara ulaşıp kullanabilme, örneklem seçme türlerini anlayabilme, bilimsel araştırmaları belli kriterlere göre değerlendirebilme, veri toplama tekniklerini kavrayabilme, geçerlik, güvenirlik ve etik kavramlarını anlayabilme ve araştırma yöntemlerini kavrayabilme. Yukarıda belirtilen öğrenme çıktıları doğrultusunda dersin içeriği 14 haftalık bir süreyi kapsamaktadır. Dersin ilk haftasında öğrencilere dersin içeriği ve kazanımları açıklanmış, daha sonra her bir öğrenciye araştırmacılar tarafından birer tane bilimsel araştırma makalesi dağıtılmıştır. Bilimsel araştırma makalesi dağıtılmasının nedeni dersin içeriğinde anlatılacak konuları öğrencilerin bizzat makale üzerinde görmelerini ve incelemelerini sağlayarak, bir anlamda teorik olarak anlatılan konular hakkında uygulama yaptırmaktır. Bilimsel araştırma yöntemleri dersi; yukarıda belirtilen konular araştırmacılar tarafından teorik olarak anlatıldıktan sonra anlatılan bu konularla ilgili uygulamalar dağıtılan makaleler üzerinde her hafta öğrencilere yaptırılarak işlenmiştir. Bilimsel araştırma yöntemleri dersi yukarıda belirtilen şekilde araştırmacılar tarafından anlatıldıktan sonra örneklem grubuna 8 açık uçlu sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Anketin uygulanmasıyla elde edilen veriler soru soru analiz edilerek aşağıda verilmiştir. Bu derste bilimsel bir araştırma makalesini analiz etmeniz size ne kazandırdı? sorusuna öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplar şu şekilde sınıflandırılmıştır: Bilimsel bir çalışmanın taşıması gereken niteliklerin farkına varma (OÖM, İÖM) Lisansüstü eğitim yapacaklar için faydalı olacağının düşünme (OÖM, İÖM) İlgili alanda yapılan çalışmalardan haberdar olma ve bunu öğretmenlik hayatında kullanabileceğine inanma (OÖM, İÖM) Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

48 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Araştırma yapma ve ödev hazırlama becerisi kazandırma (OÖM, İÖM) Bu dersin herhangi bir bakış açısı kazandırmadığının düşünme (İÖM) Öğretmen adaylarının 1. soruya vermiş oldukları cevaplar analiz edildiğinde genellikle olumlu görüş belirttikleri görülmekle beraber, İÖM öğretmen adaylarından bazıları olumsuz görüş bildirmişlerdir. Olumsuz görüşlerden bir tanesi şu şekildedir: pek fazla bir şey kazandırdığını zannetmiyorum. İkinci sınıflar için bence gereksiz bir ders Bilimsel araştırma kavramından ne anlıyorsunuz? sorusuna öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplar şu şekilde sınıflandırılmıştır: Bir problem belirleme ve belirlenen bu problemi çözebilme (OÖM, İÖM) Herhangi bir alana ait daha önce yapılmamış çalışmalar (OÖM, İÖM) Bilimin gelişmesine katkı yapma (OÖM, İÖM) Bir hipotezin doğru veya yanlış olduğunu gösterme (OÖM, İÖM) Bilimsel araştırma yapmak neye benzer? Neden? sorusuna ilişkin olarak öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplardan bazıları şunlardır: iğneyle kuyu kazmaya benzer, ince ince yavaş yavaş sonuca ulaşmaktır. (OÖM, İÖM) mükemmelliğe ulaşmaya benzer. (OÖM) karanlık bir tünelin sonunda ışığı görmeye benzer. (OÖM) sonsuz bir merdivendir. Sürekli adım atarız ama sonuna ulaşamayız. (İÖM) bir haritaya göre hazine aramaya benzer. Emeklerimiz boşa da gidebilir, beklemediğimiz kadar zenginde olabiliriz. (İÖM) çocuğunu sevmeye benzer. Bıkmadan usanmadan onunla uğraşmak gerekir. (İÖM) Bilimsel araştırmacı kime/neye benzer? Neden? sorusuna ilişkin olarak öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplardan bazıları şunlardır: dedektife benzer. Asıl gerçekleri bulmaya çalışan insandır araştırmacı (OÖM, İÖM) karıncaya benzer. Karınca kışa hazırlanırken yiyecek bulmak için çok arayıp çok çalışmaktadır. Araştırmacıda çok arayan çok çalışandır. (OÖM) doktora benzer, problemlere doğru teşhis yapmak için araştırır (OÖM, İÖM) küçük bir çocuğa benzer, etrafındakileri anlamlandırmaya çalışır (İÖM) yeni yürümeye başlayan bir bebeğe benzer, her düşüşünde tekrar ayağa kakıp bir yerlere tutunarak yoluna devam eder. (İÖM) 26 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

49 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı arıya benzer, arı onlarca çiçekten bal üretir. Aynen arı gibi bilimsel araştırmacıda onlarca kaynaktan faydalanarak yararlı olmaya çalışır. (İÖM) Bilimsel araştırma yöntemleri gibi bir dersin Eğitim Fakülteleri lisans programlarında yer alması sizce gerekli midir? Neden? sorusuna öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplar şu şekilde sınıflandırılmıştır: Lisansüstü eğitim yapmak isteyenler için gerekli bir ders olduğunu düşünme (OÖM, İÖM) Lisans programları yerine lisansüstü programlarda olması gerektiğini düşünme (OÖM) 2.sınıf yerine 4. sınıf veya lisansüstünde olması gerektiğini düşünme (İÖM) Öğretmenlik mesleğine katkı sağlayacağını düşünme (OÖM) Seçmeli bir ders olması gerektiğini düşünme (OÖM, İÖM) Öğretmen adaylarının 5. soruya vermiş oldukları cevaplar analiz edildiğinde olumlu görüşlerin yanında, OÖM öğretmen adaylarından 1 tanesi ve İÖM öğretmen adaylarından da 23 tanesi olumsuz görüş bildirmişlerdir. Olumsuz görüş bildiren İÖM öğretmen adaylarından birisinin görüşü şu şekildedir: Bu ders 4. Sınıf veya lisansüstü öğrencilerinin ders programlarında olmalıdır. Bence şuan bu dersi tam bilinçli bir şekilde almıyoruz. Bu ders sizin bilimsel araştırma yöntemine ilişkin bakış açınızı nasıl etkiledi? sorusuna öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplar şu şekilde sınıflandırılmıştır: Eğitimde yapılan çalışmalardan haberdar olma (OÖM) Araştırma yapmaya teşvik etme (OÖM, İÖM) Bilimsel çalışmalara yönelik olumsuz tutumu olumluya dönüştürme (OÖM) Zor bir süreç olduğunun farkına varma (OÖM, İÖM) Eleştirel bakış açısı kazanma (OÖM, İÖM) Olumsuz yönde etkileme (OÖM, İÖM) Öğretmen adaylarının 6. soruya vermiş oldukları cevaplar analiz edildiğinde olumlu görüşlerin yanında, OÖM öğretmen adaylarından 5 tanesi ve İÖM öğretmen adaylarından da 35 tanesi olumsuz görüş bildirmişlerdir.. Olumsuz görüş bildiren öğretmen adaylarından birisinin görüşü şu şekildedir: bu dersi aldıktan sonra asla bilimsel araştırma yapacağım bir işle uğraşmamam gerektiğini öğrendim Bilimsel araştırma yöntemleri dersini almanız sizin lisansüstü eğitim yapmaya ilişkin bakış açınızı nasıl etkiledi? Neden? sorusuna OÖM öğretmen Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

50 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi adaylarından 12 tanesi ve İÖM öğretmen adaylarından 54 tanesi olumsuz görüş bildirirken, geriye kalanlar olumlu görüş bildirmişlerdir. Bu görüşlerden bazıları şu şekildedir: asla lisansüstü eğitim yapmamam gerektiğini öğretti lisansüstü eğitim almayı düşünüyordum, ama böyle derslerin çok olacağının görünce lisansüstü eğitim yapma düşüncemden vazgeçtim lisansüstü eğitim yapmaya daha olumlu bakmamı sağladı, çünkü bir şeyleri anlayıp uyguladıktan sonra dersi sevmeye başladım Bu dersin daha etkin öğretimi için önerileriniz nelerdir? sorusuna öğretmen adaylarının vermiş oldukları cevaplar şu şekilde sınıflandırılmıştır: İncelenen makalelerin sınıfta tartışılması (OÖM, İÖM) Dersin iki döneme yayılması (OÖM, İÖM) Dersin 2. sınıf yerine son sınıfta verilmesi (İÖM) Dersin seçmeli ders olarak okutulması veya lisansüstü eğitim yapmayı düşünenlere verilmesi (OÖM, İÖM) 4. SONUÇLAR Matematik öğretmen adaylarının bilimsel araştırma yöntemleri dersine ilişkin algı ve beklentilerini belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmadan elde edilen bulgulardan şu sonuçlara varılmıştır. Bilimsel araştırma yöntemi dersinde makale analizi yaptırma öğrencilere; bilimsel araştırma sürecinden haberdar olmayı ve bunu öğretmenlik hayatlarında kullanabileceklerine inanmayı kazandırmıştır. Bilimsel araştırma yöntemi dersinin bu olumlu davranışları kazandırmasının yanı sıra, bu derse karşı bazı olumsuz algılarında oluştuğu görülmüştür. Özellikle İÖM öğretmen adaylarının bu dersin kendilerine pek fazla bir katkısı olmadığını dolayısıyla bu dersin gereksiz olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, bu dersin içeriğinde yer alan bilimsel araştırma kavramının ve bilimsel araştırmacının ne olduğu ile ilgili hedeflerin öğrenciler tarafından kazanıldığı elde edilen bulgulardan görülmüştür. Bilimsel araştırma yöntemleri gibi bir dersin Eğitim Fakülteleri lisans programlarında yer alması sizce gerekli midir? Neden? sorusuna verilen cevaplardan bilimsel araştırma yöntemleri dersinin lisans programında yer almasının uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu düşüncenin yanında bu dersin seçmeli olması gerektiğini yani lisansüstü eğitim yapmak isteyen öğrencilerin alması gereken bir ders olarak görülmüştür. Bu dersin öğretmen adaylarının bilimsel araştırma 28 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

51 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı yöntemine ilişkin bakış açılarını olumlu yönde etkilediği söylenebilir. Buna karşın OÖM öğretmen adaylarından 5 tanesi ve İÖM öğretmen adaylarından da 35 tanesi bu dersin bilimsel araştırma yöntemine ilişkin bakış açılarının olumsuz yönde etkilediğini ifade etmişlerdir. Bilimsel araştırma yöntemleri dersini almanız sizin lisansüstü eğitim yapmaya ilişkin bakış açınızı nasıl etkiledi? Neden? sorusuna verilen cevaplardan, bu dersin öğretmen adaylarının lisansüstü eğitim yapmaya ilişkin bakış açılarını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. 5. ÖNERİLER Bilimsel araştırma yöntemleri dersi lisansüstü programında veya 2. sınıf yerine en azından son sınıfta okutulmalıdır. daha iyi öğretim için lisansüstü programda verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zamanı değişmeli Bilimsel araştırma yöntemleri dersinin içeriğinin yoğunluğu dikkate alındığında bu ders iki dönemde okutulmalıdır. bu ders bu kısa sürede asla verimli olmaz. Daha geniş zaman ayrılmalıdır. Bilimsel araştırma yöntemleri dersinde öğrenciler tarafından incelenen makaleler sınıfta tartışılmalı ve sunulmalıdır. bence her derste her öğrenciye belirli bir süre ayrılması ve bu süre içinde öğrencilerin ödevlerini sunum olarak sunmaları ve eksiklik ve yanlışlıklarının o anda söylenip düzeltilmesi daha etkin olur. Bilimsel araştırma yöntemleri dersi lisansüstü eğitim yapmayı düşünen öğrencilere verilmelidir. Yani seçmeli bir ders olarak okutulmalıdır. aslında seçmeli olmalıdır. İlgi duyan insanlar bu dersi almalıdır. KAYNAKÇA Blank, G. (2004). Teaching qualitative data analysis to graduate students. Social Science Computer Review (22), Breidenstein, A., Liberatore, I., Lioi, T., Miro, E., Weber, S., & Stoeck, S. (2001). Outcomes of preservice teachers qualitative research. Clearing House (74), Cobb, A. K., & Hoffart, N. (1999). Teaching qualitative research through participatory coursework and mentorship. Journal of Professional Nursing, 15, Dilmaç, O., Koçyiğit, S., Tuğluk, M. N., & Kaya, H. İ. (2008). Okul Öncesi Öğretmen Adaylarının Resim Öğretimi Dersine ilişkin Algılarının incelenmesi (Erzurum il Örneği). Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dergisi (17). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

52 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Güven, B., & Ersoy, E. (2007). Sınıf Öğretmeni Adaylarının Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretim I Dersine İlişkin Öz Yeterlik Algıları ve Bilişsel Tutumlarının Belirlenmesi. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1 (21). Kıncal, R. Y. (1999). Öğretmenlik Mesleğine Giriş. Erzurum: 2. Baskı Eser Ofset. Nartgün, Z., Uluman, M., Akın, Ç., Çelik, T., & Çevik, C. (2008). Öğretmen Adaylarının Bilimsel Araştırma Öz Yeterliklerinin İncelenmesi. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi (Dü.), XVII. Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayı. Sakarya: 1-3 Eylül. Oral, B., & Dağlı, A. (1999). Öğretmen Adaylarının Okul Deneyimine İlişkin Algıları. Çağdaş Eğitim Dergisi (254), Saban, A. (2006). Lisansüstü öğrencilerin nitel araştırma metodolojisine ilişkin algıları. Muğla Üniversitesi Eğitim Fakültesi, XV. Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayı. Muğla. Şahin, M., Ellez, M., & Günter, T. (2009). Türk Eğitim Tarihi Dersine ilişkin Öğrencilerin Algı ve Beklentileri. Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi, XVIII. Eğitim Bilimleri Kurultayı. İzmir: 1-3 Ekim. Şahin, S., & Yıldırım, S. (2010). Öğrenme Tercihleri ve Ders Algısı. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 11 (3), Topses, G. (2000). Sınıf Yönetimi: Öğrenci Davranışlarını Etkileyen Sosyal ve Psikolojik Faktörler ve Sorunlar (Bölüm 1). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Yıldırım, A., & Şimşek, H. (2005). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Ankara: Seçkin Yayıncılık. YÖK. (2006). Eğitim Fakültelerinde Uygulanacak Yeni Programlar Hakkında Açıklama. doc. 30 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

53 SINIFTA ÖZGÜR DÜŞÜNMEYE YÖNLENDİRME DAVRANIŞ ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ Çiğdem KAN 1 ÖZ Araştırmanın Temelleri Öğrencilerin, sınıf ortamında düşüncelerini ifade edebilmeleri demokratik kişiliğe sahip bireyleri yetiştirmede oldukça önemlidir. Araştırmanın Amacı Bu araştırmada, sosyal bilgiler dersinde sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, eğitimöğretim yılında Ankara ilindeki 49 ilköğretim okulu ikinci kademede görev yapan 289 sosyal bilgiler öğretmeni ile yürütülmüştür. Yöntem Araştırmada sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranışlarını belirlemek için güçlü ve ayırt edici maddelerden oluşan bir ölçek geliştirilmiştir. Atılan maddeler dışındaki tüm maddeler için madde toplam ölçek korelasyonu, 0.40 değerinden büyük olup korelasyon katsayıları 0.05 düzeyinde önemli bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda KMO değeri 0,910 olarak bulunmuş ve çalışma içerisinde yapılan Barlett testi anlamlı bulunmuştur. (χ²= 2619,87; p<.05). Bu değer, verilerin çok değişkenli normal dağılımdan geldiğini göstermektedir. Ölçekten çıkarılan maddeler dışında 21 madde ve dört alt faktörden oluşan bir ölçek elde edilmiştir. Tüm ölçek için Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,92 olarak bulunmuştur. Buna göre, ölçeği oluşturan maddeler birbirleri ile tutarlıdır. Tartışma ve Sonuç Bu çalışmada, sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta düşünce özgürlüğüne yönelik davranışlarını belirlemek amacıyla bir ölçek geliştirilmiştir. Yapılan faktör analizi sonucunda, ölçeğin dört alt boyuttan oluşan bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bunlardan birinci alt faktörde yer alan yedi madde özgür düşünme, ikinci alt faktörde yer alan beş madde özgür tartışma, üçüncü alt faktörde yer alan beş madde farklı düşünceye saygı ve dördüncü alt faktörde yer alan dört madde ise, özdisiplin davranışları olarak adlandırılmıştır. 1 Yrd. Doç. Dr. Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

54 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Anahtar Kelimeler: özgür düşünce, sosyal bilgiler, demokrasi, eğitim DEVELOPMENT OF THE BEHAVIOR SCALE OF DIRECTING FREETHINKING IN THE CLASS ABSTRACT Background of the Study Democratic behaviours shown by teachers in the classroom are of great importance in terms of teachers acting as a role model for students and raising more democratic individuals. Purpose of Study This study aimed to develop a scale to measure the directing freetinking behaviours shown in the primary classroom of teachers delivering a social studies course. The study was conducted on 289 social studies teachers employed in the secondary levels of 49 primary schools located in Ankara, Turkey, in the academic year. Results In the scope of this study, which aimed to develop a scale to measure directing freetinking behaviours shown by the social studies teachers in the primary classroom, item analysis was undertaken on the item and scale scores in order to select the items to be included in the scale that have strong and distinctive relationship with attitude. The item-total scale correlations of all the remaining items were above 0.40 and their correlation coefficients were found statistically significant (significance=0.05). An exploratory factor analysis was used to test the construct validity of the scale. The analysis produced a KMO value of 0,910 which proved that the study data and sample population was appropriate and adequate for the selected analysis. The Bartlett test was found to be statistically significant. (χ²= 2619,87; p<.05). The remaining 21 items created a structure composed of 4 subfactors (each with an eigenvalue above 1).The total of the all scale subfactors explained sini % of the total variance. Cronbach Alpha internal reliability coefficient of 0,92 for the whole scale. Discussion and Conclusion This study aimed to develop a scale to measure the directing freetinking behaviours shown by social studies teachers in the primary classroom. At the end of 32 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

55 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı the study, a four-subfactor, 21-item Directing Freetinking behaviours Shown in the Classroom scale had been developed. Among these, 7 items in the first sub-factor were referred to as freethinking, 5 items in the second sub-factor were referred to as free discussion, 5 items in the third sub-scale were referred to as respecting different opinions and four items in the fourth sub-factor were referred to as selfdiscipline behaviors. The findings related to the reliability and validity of the scale prove that this scale can be used to measure directing freetinking behaviours shown by the social studies teachers in the classroom. Key Words: Freethinking, Social Studies, Democracy, Education 1. GİRİŞ Demokrasinin temel ayaklarından birisi de özgür düşüncedir. Düşüncelerin özgür olarak ifade edildiği ortamlar demokratiktir. Eğitimin genel amaçlarından birisi de, özgür düşünebilen ve düşüncelerini ifade edebilen vatandaşları topluma kazandırmaktır. Demokratik yönetimlerde bireylerin özgürlüğü esastır. Bireysel özgürlüklerin olmadığı yerde, demokrasiden söz edilemez. Personalist felsefesi akımının kurucusu olan Mounier, bireyin özgürlüğünü şu şekilde açıklar; 1. Bireyde baskıların her türünü kaldırmak, 2. Bireyin çevresine, bağımsızlığın ve sosyal baskıların şebekesinde belirli bir garantiyi ve seçimini kolaylaştıran özel hayatın bir kısmını düzenleyerek yerleştirmek, 3. Bütün sosyal araçları şahsi sorumluluğun ilkesi üzerine hazırlamak, her birinin seçimine sunulmuş olan bir büyük hürriyet alanında kişiyi, kendi kendine eyleme geçecek duruma getirmek (Aktaran; Dindar, 1988). Erdoğan a (2004) göre, demokrasi ve bireysel özgürlük arasında ilişki vardır. Halkın özgürlüğü anlamında demokrasi ve özgürlük bütünleşir. Diğer bir deyişle, halkın kendisini yönetecek olan iradeyi belirlemesi anlamında özgür olmasıdır. Demokrasi, aynı zamanda özgürlüğü tehdit edici niteliğe sahiptir. Çünkü halkın çoğunun kararı, azınlıkta kalanların haklarını zedeleyebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde devletin yetkisi sınırlıdır. Devletin yetkisi ne kadar sınırlıysa, o kadar bireysel özgürlük vardır. Kısaca, temel bireysel özgürlüklerin demokrasilerde olması gerekir. Kongar a (1992) göre, insanların kendilerini yönetmeleri doğuştan sahip oldukları haklardandır. Kaboğlu na (2000) göre, demokraside farklılıklar dışlanmaz, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

56 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi farklılıkların dışlanmaması düşünce özgürlüğünü gerektirir. Erdoğan a göre (2004), özgürlük bireyin sosyal çevredeki özgürlüğüdür. Bireyin, özgür olduğunun bir bakıma onaylanmasıdır. Özgürlük, sosyal ve siyasal özgürlüğü kapsar. Sartori ye (1993) göre özgürlük, tek bir alanı kapsamayıp geniş bir alana yayılır. Özgürlük, bir şey yapma konusundaki izin, yetenek ve güçtür. Siyasal özgürlük de, tek bir özgürlük değildir. Konuşma özgürlüğü yoksa düşünme özgürlüğü pek anlamlı değildir. Hançerlioğlu na (1970) göre, insan özgür doğmalı ve özgür yaşamalıdır. Özgür kişi, kendi kararlarını verebilen kişidir. Özgür birey, kendi istediği şeyleri yapar diğerlerinin istediklerini değil. Bu tanımların ortak özelliklerinden yola çıkarak özgürlük şu şekilde tanımlanabilir: İnsanların, düşüncelerini ve eylemlerini diğer kişilerin haklarını zedelemeyecek şekilde açıklayabilmeleri ve eylemde bulunabilmeleridir. Devletin kişilere, başkalarına zarar vermeyecekleri şekilde özgür düşünme, düşüncelerini ifade edebilme ve düşünceleri doğrultusunda harekete geçme imkânını sunması, özgürlüğü anlamlı kılar. Çünkü açıklanamayan, faaliyete geçirilemeyen düşünce özgürlüğünün bir anlamı yoktur. Ateş e (1994) göre, düşünce özgürlüğü özgürlüklerin en önemlisidir. Konuşma özgürlüğü kısıtlanırsa, düşünme özgürlüğü de kısıtlanır. Düşünce özgürlüğü, bütün bir yapı olarak düşünüldüğünde demokrasinin temel taşlarından birini oluşturur. Beetham ve Boyle ye (1998: Çev: Vahit Bıçak) göre, demokrasilerde tartışma vardır. Demokratik tartışmada, farklı görüşlere yer verilmelidir. Farklı düşüncelere tartışma, ikna ve uzlaşmayla çözüm bulunur. Demokrasi, bir anlamda temel özgürlükleri güvence altına alır. Freire ye (1970, Aktaran: Taylor, 1993) göre, eğitimin özgürlük uygulamalarından birisi de, düşünme ve düşündüklerini dile getirmedir. Demokrasi kültürü bu şekilde gelişir. Eğitimin, bireyleri özgürleştirmek ve onlara hâkim olmak gibi iki önemli amacı vardır. Diyalog, bu amaçların gerçekleştirilmesinde önemlidir. Konuşmak, kişinin kendisini ifade etmesi bakımından bir özgürleşme eylemidir. Freire nin düşünceleri doğrultusunda, okulda da öğrencilere kendilerini ifade edebilmeleri için konuşma ve düşüncelerini ifade etme olanağı tanınmalıdır. Aksi halde, öğrencilerin kendilerini ifade edememeleri ve sürekli baskı altında kaldıklarını hissetmeleri onların doğuştan gelen haklarından biri olan özgürlüklerine izin vermemek demektir. 34 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

57 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nda, temel hak ve hürriyetler içerisinde yer alan düşünce özgürlüğünün devletin güvencesi altında olduğu vurgulanmıştır (1982 Anayasası, 2007; madde5). Gözütok a (1995) göre, batı demokrasilerinde de çoğulculuk temel bir özelliktir. Bu düşünceye göre her düşünce özgürce açıklanabilir, ayrıcalıklı olan bir düşünce yoktur. Her bir düşünce, bir insan hakkı olarak saygıya değerdir. Demokrasinin yaşamasını tehlikeli bir duruma getirmediği sürece, düşüncelere sınır getirilemez. Mumcu ya (1992) göre insan, özgür düşünen bir varlık olarak dünyaya gelmiştir. Toplumun kabul ettiği ölçüde bu özgürlük geçerlilik kazanır. Toplumsal kabulden sonra özgürlük kişi için bir değer ifade edebilir. Kişi, özgür iradesi ile toplumsal kuralları zedelememek ve onlara saygılı davranmak şartıyla özgürlüğünü kullanmalıdır. Devlet, kişinin düşünce ve davranışlarını gerçekleştirmesine hoşgörülü davranıyorsa, özgürlükçü ve insan haklarına dayalı bir demokrasiden söz ediliyor demektir. Kısacası, özgürlük bir insan hakkıdır. Siyasal anlamdaki özgürlük çoğulculuğu, farklı düşünceye saygıyı ve bireylerin özgür iradelerini ortaya koymalarını içerir. Bireysel anlamda özgürlük, bireyin kendini yönetme yeteneğine sahip olması ve bireysel iradesini siyasal süreçte belirtebilmesidir. Demokratik yönetimlerde eğitim, demokrasiyi benimsemiş olan vatandaşları topluma kazandırmayı amaçlar. Sınıf ortamı, demokrasinin yaşandığı ortamlar olmalıdır. Demokratik vatandaşları topluma kazandırmayı amaçlayan sosyal bilgiler dersinde de, özgür düşünebilen ve düşüncelerini sınıfta rahatlıkla açıklayabilen vatandaşların yetiştirilmesi gerekir. Sınıf ortamında demokratik tutum veya davranışlar üzerine çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalarda da özgür düşünce genellikle demokratik tutum ölçeklerinin bir bölümü olarak çalışılmıştır. Yıldırım Akbaşlı ve Şahin in (2010) yapmış olduğu araştırmada, Konya il merkezinde görev yapan 236 sınıf öğretmenine ve 327 Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği öğrencilerine Demokratik olmayan öğretmen inanç ölçeği uygulanmıştır. Ölçekte özgürlük, eşitlik ve adalet alt boyutları yer almıştır. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının, öğretmenlere göre demokratik inanç düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Ayrıca cinsiyete göre üç boyutta da farklılaşma bulunmuştur. Shectman (2002) tarafından Demokratik inanç ölçeği geliştirilmiştir. 34 maddeden oluşan ölçekte özgürlük, eşitlik ve adalet olmak üzere demokrasinin üç Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

58 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi boyutu yer almıştır. Öğretmenlerin sınıf içinde karar vermelerinde bu tutumlarının etkisinin önemli olduğu vurgulanmıştır. Bu ölçek, Kesici (2006) tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Sosyal bilgiler dersinde de bu demokratik tutum ve davranışları ölçmeyi amaçlayan bu tür ölçeklerin geliştirilmesi gerekir. Çünkü, sosyal bilgiler dersinde bireylerin sosyal vizyonlarını genişletmek kadar toplumda yapıcı roller üstlenen demokratik vatandaşlarında yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. 1. ARAŞTIRMANIN AMACI Demokratik vatandaşları topluma kazandırma görevini üstlenen sosyal bilgiler öğretmenlerinin tutum ve davranışları oldukça önemlidir. Bu araştırmada, sosyal bilgiler dersinde sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. 2. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ Sınıf ortamı, öğretmenlerin demokratik tutum ve davranışları ile öğrencilere örnek olabileceği ortamlardır. İyi vatandaşları, topluma kazandırmayı amaçlayan sosyal bilgiler dersinde de öğretmenlerin sınıf içi davranışları oldukça önemlidir. Bugüne kadar yapılan birçok çalışma da, demokratik tutum veya davranış ölçeği geliştirilmiş veya özgür düşünce demokratik tutum veya davranışların bir alt boyutu olarak ele alınmıştır. Bu çalışmada ise, bütünüyle öğretmenlerin özgür düşünmeye yönlendirme davranışlarını ölçen bir ölçek geliştirilmiştir. 3.YÖNTEM Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada, sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeği geliştirilmiştir. Çalışma grubunu, eğitimöğretim yılında Ankara ilindeki 49 ilköğretim okulundaki 289 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmaktadır. Öğretmenlerin 163 ü kadın ve 126 sı erkektir. Öğretmenlerin kıdemlerine göre dağılımı şöyledir. 10 u 1-5 yıl, 66 sı 6-10 yıl, 102 si yıl, 46 sı yıl ve 65 i 20 yıl ve üstünde görev yapmaktadır. 4.1 Sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeğinin geliştirilmesi süreci Sosyal bilgiler öğretmenlerinin öğrencileri sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranışlarını belirlemek için bir ölçme aracı geliştirilmiştir. Bu ölçme aracının geliştirilmesinde madde havuzunun oluşturulması, kapsam geçerliliği, 36 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

59 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı ön deneme süreci ve geçerlik ve güvenirlik aşamaları izlenmiştir (Balcı, 2004; Büyüköztürk, 2009; Erkan ve Gömleksiz, 2008; Punch, 2005; Karasar, 2000). 4.2 Madde havuzunun oluşturulması Ölçek için madde havuzunu oluşturmak amacıyla ilgili literatür taranmıştır. Daha önce konu hakkında yapılan çalışmalar incelenmiştir. Madde havuzu oluşturulurken, sosyal bilgiler öğretmenlerinden sınıfta öğrencileri özgür düşünmeye yönlendirmek için ne tür davranışlarda bulundukları konusundaki ifadeler toplanmıştır. Bu amaçla 10 tane sosyal bilgiler öğretmenine sınıfta öğrencileri özgür düşünmeye yönlendirmek için neler yaptırırsınız? Şeklindeki açık uçlu soruya cevap vermeleri istenmiştir. Bu cevaplar ses kayıt cihazına alınmış ve daha sonra ilgili cevaplar kayda geçirilmiştir. Literatür taraması ve öğretmenlerin verdikleri cevaplardan hareketle 64 maddeden oluşan bir havuz oluşturulmuştur. Maddeler, araştırmacı tarafından tekrar gözden geçirilerek 41 maddeden oluşan bir taslak ölçek oluşturulmuştur. 4.3 Kapsam (içerik) geçerliliği Kapsam (içerik) geçerliği, ölçme aracında yer alan maddelerin ölçme amacına uygunluğu ve ölçülmek istenilen alanı temsili konusunda uzman görüşlerine başvurmadır (Karasar, 2000). Bir maddenin ölçmek istediği özelliği başka değişkenlerle karıştırmadan ölçme derecesi olarak da tanımlanan kapsam geçerliğini sağlamak için, eğitim fakültesi sosyal bilgiler bölümünde derse giren 15 uzman öğretim elemanından taslak ölçeği değerlendirmeleri istenmiştir. Uzman öğretim elemanlarının görüşleri doğrultusunda formdan çıkarılması ve birleştirilmesi gereken maddeler belirlenmiştir. 41 maddeden oluşan taslak form bu değerlendirmeler doğrultusunda 26 maddeye indirilmiştir. Bu şekilde deneme amaçlı ölçek uygulamak amacıyla son haline getirilmiştir. 4.4 Ön deneme süreci Ankara ilinde görev yapan 289 sosyal bilgiler öğretmenine 26 maddeden oluşan ölçek uygulanmıştır. Ölçekteki maddeler 5 den (strong agree) 1 e (strong disagree) doğru puanlanmıştır. Ölçekte yer alan maddeler, kesinlikle katılıyorum=5, katılıyorum=4, kararsızım=3, katılmıyorum=2 ve kesinlikle katılmıyorum=1 şeklinde puanlanmıştır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

60 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Elde edilen veriler SPSS 15.0 programı ile analiz edilmiştir. Taslak ölçekten elde edilen veriler, madde puanları ve ölçek puanları olmak üzere iki gurupta ele alınmıştır. 4.5 Geçerlik ve güvenirlik Araştırmacı tarafından geliştirilen ölçeğin yapı geçerliliği için faktör analizi yapılmıştır. Öğretmenlerden elde edilen verilerin faktör çözümlemesine uygunluğu ve örneklemin yeterliliğini belirlemek için Kaiser Meyer Olkin (KMO) katsayısı ve Barlett Sphericity Testi kullanılmıştır. Bu araştırmada, ölçeğin faktör yapısını belirlemek için açımlayıcı faktör analizi (exploratory factor analiysis) kullanılmıştır. Bir dizi maddenin hangi yapıları tanımladığını saptamak amacıyla başvurulan yönteme açımlayıcı faktör analizi denir (Erkan; Gömleksiz, 2008: 60). Faktör yapısını belirlemede açıklık ve anlamlılığı sağlamak amacıyla eksen döndürmesi (rotation) yapılır. Bu şekilde, faktörler kendileriyle yüksek ilişki veren maddeleri belirleyerek daha kolay yorumlanabilir. Bu amaçla sosyal bilimlerde daha çok dik döndürme tekniği (Verimax) kullanılmaktadır (Büyüköztürk, 2002: 120). Bu araştırmada da Verimax tekniği seçilmiştir. Ölçekte yer alan maddelerin iç tutarlılığını belirlemek için Cronbach alpha güvenirlik katsayısı kullanılmıştır. Cronbach alpha güvenirlik katsayısı, yanıtları iki kategorili olmayan dereceleme niteliğindeki ölçeklerin veya bir seçeneği farklı ağırlıklara dayanarak puanlama yapılan testlerin iç tutarlılık katsayısını hesaplamada kullanılan bir yöntemdir (Erkan; Gömleksiz, 2008: 52). Cronbach alpha iç tutarlık katsayısı, faktör analizi yapılan ölçeğin tümüne ve ölçekte yer alan her alt boyut için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Ayrıca, sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme ölçeğinin maddelerin ayırıcılık güçleride hesaplanmıştır. Madde analizinde, madde toplam korelasyonu hesaplanmıştır. 5. BULGULAR Veriler, kodlanarak bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Maddelere verilen cevaplar puanlanmış, bu puanlar toplanarak her anket için bir ölçek puanı elde edilmiştir. 5.1 Madde analizi Madde ve ölçek puanları üzerinde madde analizi yapılmıştır. Madde analizi yapılmasının amacı, tutumla ilişkisi güçlü ve ayırt edici olan maddelerin ölçeğe konulmak üzere seçilmesidir. 38 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

61 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Maddelerin aynı niteliği ölçüp ölçmediği konusunda karar verebilmek için, yapılan korelasyona dayalı madde analizinde her maddeye ait puan dizisi ile ölçeğin puan dizisi arasında Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı hesaplanmaktadır. Tavşancıl a (2002) göre, bu korelasyon katsayısının 0.25 ten küçük olmaması önerilir. Bu amaçla, her madde için o madde üzerinden denek grubunun aldığı puanların, denek grubunun bütün ölçek maddeleri üzerinden aldığı toplam puanlarla korelasyonu hesaplanmıştır. Tablo 1 de madde ölçek puanı korelasyonları sunulmuştur. Tablo 1. Madde-Ölçek Puanı Korelasyonları Madde No Madde Kalan Korelasyonu Madde No Madde Kalan Korelasyonu Tablo 1 de görüldüğü gibi ölçekte yer alan; 1, 3, 4, 6, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25. maddelerin madde kalan korelasyonları sırasıyla;.40,.49,.54,.55,.54,.62,.64,.62, 54,.65,.58,.64,.68,.60,.60,.57,.46,.51,.41,.57,.64 olarak bulunmuştur. Madde kalan korelasyonu 0.40 değerinden küçük olan 2, 12 ve 26. maddeler ölçekten atılmıştır. Atılan maddeler dışındaki tüm maddeler için madde toplam ölçek korelasyonu, 0.40 değerinden büyük olup korelasyon katsayıları 0.05 düzeyinde önemli bulunmuştur. 5.2 Ölçeğin faktör yapısının belirlenmesi Ölçeğin yapı geçerliliğini incelemek için açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Büyüköztürk e (2008) göre, faktör analizi birbiriyle ilişkili p tane değişkeni bir araya getirerek az sayıda ilişkisiz ve kavramsal olarak anlamlı yeni değişkenler (faktörler, boyutlar) bulmayı, keşfetmeyi amaçlayan çok değişkenli bir istatistiktir. Ölçeğin yapı geçerliliği için döndürülmüş temel bileşenler analizi kullanılmıştır. Verilerin Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

62 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi temel bileşenler analizine uygunluğu Kaiser-Meyer Olkin (KMO) katsayısı ve Barlett Sphericity testi ile incelenmiştir. KMO katsayısı 1 e yaklaştıkça verilerin analize uygun olduğu, 1 olduğunda ise uyumun mükemmel olduğu sonucuna varılır. Yapılan analiz sonucunda KMO değeri 0,910 olarak bulunmuştur. Bu değer, verilerin ve örneklem büyüklüğünün seçilen analize uygun ve yeterli olduğunu göstermektedir. Çalışma içerisinde yapılan Barlett testi anlamlı bulunmuştur. (χ²= 2619,87; p<.05). Bu değer, verilerin çok değişkenli normal dağılımdan geldiğini göstermektedir. Yapılan çözümleme sonucunda, elde edilen değerlere göre maddelerin ölçekte yer almasında bir maddenin sadece bir faktörde 0.40 ve üzerinde faktör yük değeri ile yer alması ve birden çok alt faktörde yer alan maddelerin yükünün diğerinden en az 0.10 değerinden büyük olmasına özen gösterilmiştir. Bu koşullara uymayan yani faktör yük değeri 0.40 ın altında olan ve birden fazla alt faktörde yer alan 5. ve 8. maddeler ölçekten çıkarılmıştır. Geriye kalan 21 madde ise, özdeğeri 1 in üzerinde olan dört alt faktörlü bir yapı oluşturmuştur. Bulunan dört alt faktöre ilişkin özdeğerler, varyans yüzdeleri ve toplam varyans yüzdeleri Tablo 2 de gösterilmiştir. Tablo 2. Faktör Analizi Sonucunda Faktörlere İlişkin Elde Edilen Bulgular Faktör Özdeğer Varyans Yüzdesi Yığılmalı Varyans Yüzdesi Tablo-2 de görüldüğü gibi, ölçeğe ait dört alt faktörün özdeğerleri sırasıyla 3.40, 3.08, 2.97, 2.61 dir. Ölçekte yer alan dört alt faktörün tümü, toplam varyansın % sini açıklamaktadır. Kabul edilebilir oran olarak açıklanan % 41 in üstünde olan bu değer (Kline, 1994: 75), ölçeğin dört alt faktörden oluşan bir ölçek olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Maddelerin yer aldıkları faktörler ve yük değerleri Tablo 3 te sunulmuştur. 40 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

63 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Tablo 3. Maddelerin Yer Aldıkları Faktörler ve Yük Değerleri ile Her Bir Faktörün Açıkladığı Varyans Oranı Madde no 9 Faktör 1.68 Faktör 2 Faktör 3 Faktör Açıkladığı varyans % Cronbach alpha Tablo 3 te görüldüğü gibi faktör analizi sonucunda, ölçekte kalmasına karar verilen maddelerin faktörlere dağılımı ve faktör yük değerleri sırasıyla şu şekildedir; 9, 3, 1, 7, 6, 4, 13. maddeler,.68,.67,.65,.63,.58,.51,.50 faktör yük değerleri ile birinci alt boyutta yer alırken 18, 19, 17, 16, 14. maddelerin faktör yük değerleri.82,.72,.70,.66,.49 olarak ikinci alt boyutta, 21, 20, 15, 10, 11. maddeler.85,.78,.56,.48,.48 faktör yük değerleri ile üçüncü alt boyutta, 24, 23, 25, 22. maddeler.75,.74,.66,.61 faktör yük değerleri ile dördüncü alt boyutta yer almışlardır. Bunlardan birinci alt faktörde yer alan 7 madde özgür düşünme (örneğin; Sınıfın geneline göre farklı düşünen öğrenciye, farklı düşüncesinden dolayı olumlu pekiştireçler kullanırım şeklindeki 7. madde), ikinci alt faktörde yer alan beş madde özgür tartışma (örneğin; Öğrencilere, farklı seçenekler sunarak (dersle ilgili ya da sınıfta yapılacak faaliyetlerle ilgili) onlara seçim yaptırırım şeklindeki 16. madde), üçüncü alt faktörde yer alan beş madde farklı düşünceye saygı (örneğin; Öğrenci, dersle ilgili olarak benim yorumlarıma farklı açılımlar getirebilir şeklindeki 10. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

64 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi madde) ve dördüncü alt faktörde yer alan dört madde ise özdisiplin davranışları (örneğin; Öğrencilere, özgür davranma olanaklarını vererek, onlarda öz disiplin oluşturmaya çalışırım şeklindeki 25. madde) olarak adlandırılmıştır. Sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranışlarını belirlemek amacıyla yapılan iç tutarlık sınamasında, tüm ölçek için Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,92 olarak bulunmuştur. Buna göre, ölçeği oluşturan maddeler birbirleri ile tutarlıdır. Ayrıca ölçekte yer alan maddelerden herhangi birinin ölçekten çıkarılması halinde güvenirlik katsayısında bir yükselme olmadığından başka madde çıkarılmamıştır. Alt faktörlere yönelik iç tutarlılık güvenirlik katsayıları sırasıyla; birinci alt faktör için 0,80, ikinci alt faktör için 0,85, üçüncü alt faktör için 0,82 ve dördüncü alt faktör için 0,75 olarak bulunmuştur. 6. TARTIŞMA Bu çalışmada, sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta düşünce özgürlüğüne yönelik davranışlarını belirlemek amacıyla bir ölçek geliştirilmiştir. Sınıfta özgür düşünmeye yönelik davranış adındaki bu ölçek 21 maddeden oluşmaktadır. İlgili literatür ve uzman yargısı sonucunda 21 maddeden oluşan bir taslak ölçek oluşturulmuştur. Taslak ölçek 289 kişiye uygulanmıştır. Yapılan madde analizi sonucunda ölçülmek istenen davranışı ölçmede yetersiz kaldığına karar verilen üç madde silinmiştir. Faktör analizi sonucunda yapı geçerliliğini bozduğuna karar verilen iki madde daha silinmiştir. Sonuçta 21 maddeden oluşan ve dört alt boyutu olan sınıfta düşünce özgürlüğüne yönelik davranış ölçeği oluşturulmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda, ölçeğin dört alt boyuttan oluşan bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bunlardan birinci alt faktörde yer alan yedi madde incelendiğinde özgür düşünme; (örneğin; Öğrencilerin, doğru cevap vermeleri için onlara ipuçları veririm şeklindeki 1. Madde), ikinci alt faktörde yer alan beş maddenin özgür tartışma; (örneğin: Sınıf içi tartışmalarda, doğruların sorgulanabileceğini öğretirim şeklindeki 19. Madde), üçüncü alt faktörde yer alan beş maddenin farklı düşünceye saygı (örneğin; Öğrencilere, farklı düşünen arkadaşlarını yadırgamamaları gerektiğini söylerim şeklindeki 20. Madde) ve dördüncü alt faktörde yer alan dört madde ise, özdisiplin davranışları (örneğin; Öğrencilere, sınıfın düzenini sağlama görevi veririm şeklindeki 23. Madde) olarak adlandırılmıştır. Ölçeğin tamamına yönelik yapılan iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0,92 olarak bulunmuştur. Alt faktörlere yönelik iç tutarlılık güvenirlik katsayıları sırasıyla; birinci alt faktör için 0,80, ikinci alt faktör için 0,85, üçüncü alt faktör için 0,82 ve dördüncü alt faktör için 0,75 olarak bulunmuştur. 42 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

65 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Demokratik yönetimlerde özgür düşünme ve düşüncelerin ifade edilmesi önemlidir. Sınıf ortamında da, öğrencilerin özgürce düşünmeleri ve düşüncelerini açıklamaları gerekir. Demokratik vatandaşların topluma kazandırılmasında önemli rol oynayacak olan sosyal bilgiler öğretmenlerinin, demokratik tutumlardan biri olan özgür düşünmeye yönlendirme davranışını sınıfta sergilemeleri gerekir. Bu çalışmada, demokratik davranışlarla bağlantılı olduğu düşünülen özgür düşünmeye yönlendirme davranış ölçeği geliştirilmiştir. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğine ilişkin bulgular, sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta özgür düşünmeye yönlendirme davranışlarını belirlemek amacıyla kullanılabilir olduğunu göstermektedir. Ölçek ilköğretim sosyal bilgiler öğretmenleri için hazırlandığından, farklı gruplarla yapılacak olan çalışmalarda geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yeniden yapılması gerekir. Bu çalışmanın en önemli sonucu, literatüre sınıfta özgür düşünmeye yönelik davranışları ölçen güvenilir ve geçerli bir ölçeğin kazandırılmış olmasıdır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğine ilişkin bulgular, sosyal bilgiler öğretmenlerinin sınıfta eşitlikçi davranışlarını belirlemek amacıyla kullanılabilir olduğunu göstermektedir. Bu konu hakkında yapılacak daha yeni ve kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır. KAYNAKÇA Ateş, T. (1994). Demokrasi. Ankara: Ümit Yayıncılık. Balcı, A. (2004). Sosyal bilimlerde araştırma yöntem, teknik ve ilkeler. (4. basılış). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Beetham, D. & Boyle, K. (1998: Orijinal Basım: 1995). Demokrasinin temelleri 80 soru ve cevap. Çev: Vahit Bıçak. Ankara: Liberte Yayınları: 22. Büyüköztürk, Ş; Çakmak, E. K.; Akgün Ö. E. ve diğerleri. (2009). Bilimsel araştırma yöntemleri. (3. Basılış). Ankara: Pegem A Akademi. Büyüköztürk, Ş. (2008). Sosyal bilimler için veri analizi el kitabı. Dokuzuncu Basım. Ankara: Pegem A Akademi. Büyüköztürk, Ş. (2002). Sosyal bilimler için veri analizi el kitabı. Ankara: Pegem A Yayıncılık. Dindar, B. (1988). Emmanuel mounier de personalizm. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 882. Erdoğan, M. (2004). Anayasal demokrasi. Ankara: Siyasal Kitabevi. Erkan, S. ve Gömleksiz, M. (2008). Eğitimde ölçme ve değerlendirme. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

66 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Gözütok, F. D. (1995). Öğretmenlerin demokratik tutumları. Ankara: Türk Demokrasi Vakfı. Hançerlioğlu, O. (1970). Özgürlük düşüncesi. (İkinci Basılış). İstanbul: Varlık Yayınevi. Kaboğlu, İ. Ö. (2000). Anayasa ve toplum. Ankara: İmge Kitabevi. Karasar, N. (2000). Bilimsel araştırma yöntemi. (10 Basılış). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Kesici, Ş. (2006). Reliability study of the turkish version of the nondemocratic teacher belief scale. Eurasian Joumal of Educational Research, 24, <http://search.ebscohost.com> Kongar, E. (1992). Demokrasi ve kültür. İstanbul: Remzi Kitabevi. Kline, P. (1994). An easy guide to factor analysis. London: Routledge. Mumcu, A. (1992). İnsan hakları kamu özgürlükleri. Ankara: Savaş Yayınları. Punch, K. (2005). Sosyal araştırmalar giriş nicel ve nitel yaklaşımlar. Çev: Dursun Bayrak; H. Bader Arslan ve Zeynep Akyüz. Ankara: Siyasal Kitabevi. Sartori, G. (1993). Demokrasi teorisine geri dönüş. Çev. Tunçer Karamustafaoğlu ve Mehmet Turhan. Ankara: Yetkin Basımevi. Shechtman, Z. (2002). Validation of the democratic teacher belief scale (DTBS), Assessment in Education, 9(3), <http://search.ebscohost.com> Tavşancıl, E. (2002). Tutumların ölçülmesi ve spss ile veri analizi. Ankara: Nobel Yayınları. Taylor, P. V. (1993). The texts of Paulo Freire. United States of America, Buckingham-Philadelphia: Open University Press. (2007). T.C. Anayasası, insan hakları evrensel beyannamesi, insan hakları avrupa sözleşmesi. Ankara: Seçkin Yayınevi. Yıldırım, A., Akbaşlı, S.& Şahin, M. (2010). Determining the levels of democratic belief of primary school and pre-service teachers. E-Journal of New World Science Academy. 5(1), Article Number: 1C0112. <www.newwsa.com> 44 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

67 ÖĞRETMENLERİN ÖĞRETİM SÜRECİNDE KULLANDIKLARI ÖĞRETİM YÖNTEM VE TEKNİKLERİ İLE BUNLARI TERCİH ETME NEDENLERİ Yücel KAYABAŞI 1 ÖZ Araştırmanın Amacı: Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin öğretim sürecinde öğretmeyi sağlamada kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri ile bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Yöntem: Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, eğitim ve öğretim yılında Ankara da MEB e bağlı dört merkez ilçe Yenimahalle, Mamak, Gölbaşı ve Sincan da bulunan toplam 20 ilköğretim okulunda görevli 325 öğretmen oluşturmaktadır. Bu okullar random tekniği ile seçilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçme aracı üç alt bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kişisel bilgiler, ikinci bölümde öğretmenlerin kullandıkları öğretim yöntem ve teknikler, üçüncü bölümde ise öğretmenlerin bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerini ölçen 48 madde bulunmaktadır. Araştırmada Öğretmenlerin yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerine ilişkin kullanılan ölçme aracı, yapılan alan taraması sonucu araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmacı tarafından geliştirilen ölçme aracının Cronbach Alfa katsayısı α=0.94, açıklanan varyans ta olarak bulunmuştur. Araştırmada beşli likert tipi derecelendirme ölçeği kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin genellikle geleneksel öğretmen merkezli öğretim yöntem ve tekniklerinden düz anlatım yöntemini, grupla öğretim tekniklerinden ise beyin fırtınası ve problem çözmeyi oldukça çok kullandıkları gözlenmiştir. Yine araştırmada, öğretmenlerin cinsiyetleri, eğitim kademeleri, mesleki kıdemleri, mezun oldukları okul türü ve aldıkları eğitim türü ile öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Öğretmenlerin girdikleri derslerin içerikleri (sözel, sayısal ve hem sayısal hem de sözel) ile öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmeleri arasında sözel ve sayısal içerikli ders verenlerin lehine anlamlı bir fark bulunmuştur(f:2-315)=3,936; p<0,05). Anahtar Kelimeler: Öğretim, Öğrenme-Öğretme, Öğretim Yöntem, Teknikleri ve Stratejileri 1 Yrd.Doç.Dr., Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü,Eğitim Programları ve Öğretimi Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

68 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi THE TEACHING METHODS AND TECHNIQUES USED BY TEACHERS IN TEACHING PROCESS AND THE REASON WHY TEACHERS PREFER THEM ABSTRACT The Aim of the Research: The aim of the research is to identify the teaching methods and techniques used by the teachers working at public primary schools and their opinions about the reason why they prefer these teaching methods and techniques. Method: We used scanning method in the research. The work group of the research is consist of 325 teachers working at 20 public primary schools in four central districts Yenimahalle, Mamak, Gölbaşı and Sincan of Ankara in educational term. These schools were chosen randomly. The evaluation instrument of the research is consist of three parts. In the first part, personal information take place, in the second part teaching methods and techniques take place and in the third part 48 items measuring the reasons why teachers prefer these methods and techniques take place. In the research, the Cronbach Alpha coefficient of evaluation instrument about the reasons why teachers prefer methods and techniques was found as α=0.94, and the variance was found as The 5 point likert scale was used in the research. Findings and Results: According to the findings, it is observed that teachers use lecture method among traditional teacher centered methods and techniques, brainstorming, homework and problem solving among teaching in groups techniques. In the research, there is no significant difference between the reasons why they prefer the teaching methods and techniques and their gender, education level, professional seniority, the school type they graduated from (p>0.05). We identified a significant difference between the course contents (verbal, numerical and both verbal and numerical) and the methods and techniques they prefer in favor of the teacher giving courses both verbal and numerical (F:2-315)=3,936; p<0,05). and Strategies Key Words: Teaching, Learning-Teachin, Teaching Methods, Techniques 46 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

69 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı 1. GİRİŞ Her bilim alanındaki uygulama çalışmaları belirli kuramsal kavram ve ilkelere dayalı olarak yürütülür. Eğitim alanında da hedefler, programlar, araçgereçler, stratejiler, yöntem ve teknikler, öğretme-öğrenme süreçlerinin geliştirilmesi ve uygulanması belli kuramsal temellere dayalı olarak yapılır. Bunlar, psikolojik ilkeler, toplum idealleri, değer yargıları ve ihtiyaçlar ile eğitim felsefelerinin öngördüğü esaslardır. Eğitim faaliyetlerinin planlanması, organizasyonu ve yürütülmesinde bu esasların dikkate alınması ve faaliyetlerin bunlara uygun biçimde yürütülmesini gerektirir. Bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde sorumluluk birince derecede okul yöneticileri ile öğretmenlere düşmektedir (Çeliköz ve Çetin, 2004 (Senemoğlu ve Özçelik, 1989, Şahin 1992, Özgür 1994, Aysın 1999, Johnson and Howell, 2005 Şimşek 2005). Özellikle başarılı bir eğitim-öğretim faaliyeti için işinde uzman öğretmenlere ihtiyaç vardır. Bu da nitelikli eğitim-öğretim hizmeti verecek eğitim kurumlarıyla mümkün olacaktır. Ancak, nasıl bir eğitim verelim ki istenilen yeterliliklere sahip öğretmenler yetiştirelim. Bu sorun hala eğitim bilimciler tarafından tartışılmakta ve birçok araştırmanın da konusunu oluşturmaktadır (Duman 1993; Özsoy ve Ünal 2004; Üstüner 2004; Adıgüzel ve Sağlam 2009; Ayas 2009; Şişman 2009; Özoğlu 2010; Yolcu ve Kartal 2010 Yılmaz ve Altınkurt 2011). Eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütücüsü olan öğretmenlerin, öğrenmeye etki eden faktörlerden birisi olan öğretim yöntem, teknik ve taktikleri konusunda yeterli bilgi ve beceriye sahip olmaları gerekiyor. Ancak öğretmenlerin bu konuda yeni ve alternatif öğretim yöntem, teknik ve taktiklerini bilip kullanmaları konusunda yeterli ve istekli olmadıkları söylenebilir. Öğretmenler daha çok kendilerinin merkezde olduğu, dersin akışını ve öğrencileri yönlendirdiği, değerlendirmeyi kendilerinin yaptığı öğretim yöntem, teknik ve strateji ve taktiklere öncelikle ağırlık vermekte ve özellikle öğrencinin aktif olduğu yöntem, teknik ve taktiklerden uzak durma eylemindedirler (Marbach, Seal& Sokolove 2001, Junst, Licklider&Wiersema 2003, Covill 2011). Bu da öğretmenlerin alternatif öğretim yöntem, teknik ve taktiklerini kullanmaları konusundaki yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır. Öğretmenin etkin öğrenme yaşantısını oluşturmada onu sürdürüp geliştirmede ve sonuçlandırmadaki başarısı, çağdaş eğitim görüş ve ilkelerine, yöntemlerine dayandırılırsa gerçekleşebilir, beklenen sonuçları verebilir. Öğretmenin çalışmalarını, öğretim uygulamalarını çağdaş eğitim ilke ve görüşlerine dayandırabilmesi, onlardan yeterince yararlanabilmesi için bunları iyi kavramış uygulayabilecek düzeyde öğrenmiş olması gerekir. Yapılan araştırmalara göre ( Önen, Saka, Erdem, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

70 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Uzal ve Gürdal ın 2008) farklı branşlardaki öğretmenlerin derslerinde öğretim yöntem-teknik ve stratejilere ilişkin yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadıklarından, genellikle öğretmeni merkeze alan yöntem-teknik ve stratejileri tercih ettikleri gözlenmiştir(akt. Önen, Mertoğlu, Saka ve Gürdal 2009). Öğretmenlerin, öğrenme yaşantılarını doğru planlama ve kullanmada becerikli olmaları temeldir. Öğrenciler, çalışmaları sırasında var olan bilgiyi öğrenmeyle birlikte, onu geliştirmeye yönelik bilgi üretme etkinliklerine yönelmişlerse; öğretmenlerin de, öğrencilerin bilgi üretmesinde, nitelikli öğrenme yaşantılarının nasıl kazandırılıp planlanacağı konusunda yeterli bilgi ve becerilere sahip olması gerekir. Öğrenciler, bilgi üretmeden çok, hazır bilgiyi kullanma konusunda bir eğitim görürlerse, bilgiyi nasıl üretebilirler? Bu bakımdan, birer üretim mühendisi olan öğretmenlerin, öğrencilerine yalnızca hazır bilgileri kullanma değil de, bilgiyi üretme ve ürettikleri bilgiyi kullanma yollarını öğretmeleri önemli bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Öğretmenler bu konuda en iyi biçimde yetişmeli; sınıfta, öğrenme-öğretme etkinliklerinde kullanılan yöntem ve teknikleri yeterince sindirerek, derslerinde gerektiği gibi kullanabilmelidir. Tekrar vurgulamak gerekirse, özellikle öğrenciler öğrenirken farklı yöntem, teknik ve öğrenme yollarından yararlanabilirler, örneğin bazıları okuyarak, bazıları yazarak, bazıları dinleyerek, bazıları tartışarak bazıları da yaparak yaşayarak öğrenebilirler(cole 1981: 31). Örneğin, anlatım yöntemini kullanan öğretmen, sınıfın sessizce kendini dinlediğini zannederken, öğrencilerin bir kısmı başka şeyler düşünmeye, kendileriyle konuşup hayalleşmeye yönelebilir, insanların dinlemedeki dikkat sınırı düşüktür(küçükahmet 1983: 81). Araştırmalar, öğretmeni dinlerken ve okurken, zamanla öğrenci sıkıntısının çoğaldığını göstermektedir (Larson and others, 1991: 431 ve Lammers and Murphy 2002). Bu durumlarda öğretmen, yöntemi değiştirmeli, örneğin öğrencilerin tartışmasını sağlamalı, konuyla ilgili değişik yaklaşımlara yönelmelidir (Cangelosi, 1988: 19) ve öğrencileri düşündürmeye yöneltecek ve onlarda eleştirel düşünme, probleme dayalı öğretim gibi bir takım düşünme becerilerini geliştirecek stratejiler kullanmalıdır(ishiyama&john 1999). Yine öğretim sürecinde dikkatin dağıldığı zamanlarda ilgili bir fıkra, bir şiir, hatta konuya yakın bir şarkı, grubu bir süre amaçlardan uzak tutsa bile, kalan zamanda ilgiyi artırabileceği için yararlı olacaktır. Planlanmış öğretim etkinlikleriyle, öğrenciye istenen bilgi, beceri, tutum ve davranışlar gibi değerleri kendi yaşantıları yoluyla kazandırmak, yeteneklerini ge- 48 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

71 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı liştirmek; varsa olumsuz davranışlarını yok edip onu yaşamı boyu başarılı ve mutlu kılacak bir yeterliliğe, bir kişilik örüntüsüne eriştirmek, topluma yararlı kılmaktır. Öğretmenler, öğrencilere bu yeterlilikleri okullarda planlı öğretim faaliyetleriyle kazandırmaya çalışırlar. Sürecin planlanma aşamasından, ortamın yaşanmasına kadar etkin rol alırlar. Öğrencilere istendik davranışları kazandırma, öğrenme ve öğretme strateji, kuram, yöntem, teknik taktiklerin etkin bir biçimde kullanılmasıyla mümkündür. Bunları öğretmenin bilmesi gereklidir. Yalnız bilmesi yetmeyebilir, aynı zamanda her derste bunları, etkili bir biçimde uygulayabilmelidir de; çünkü öğretmenlikte önemli olan kuram değil, uygulamadır. Ancak kuramda bilinmeli; fakat öğretim sürecinde uygulamaya daha çok ağırlık verilmelidir. Her kuram, ne kadar çok uygulama verileri tarafından desteklenirse desteklensin, yinede onun işlemediği, yetersiz kaldığı açıklayamadığı öğrenme-öğretme olguları olabilir. Bunun pek çok nedeni olabilir. Bunlardan birisi de her insanın öğrenme gücü, biçimi, kapasitesi yani hazır bulunuşluk düzeyidir. Bazı insanlar dinleyerek, okuyarak, tartışarak, yaparak-yaşayarak ya da başkalarına öğreterek öğrenebilirler. Öğrencinin süreçte bunların birini, bir kaçını ya da tümünü kullanarak öğrendiği davranışlar olabilir. Yine her davranışı, her öğrenci aynı şekilde öğrenemeyebiliyor. Farklı öğrenme strateji, kuram, yöntem, teknik ve taktiklerini kullanabiliyorlar. Diğer yandan öğretilecek davranışın niteliği değişince, işe koşulacak öğrenme-öğretme strateji, kuram, yöntem teknik ve taktikleri de değişebilmektedir. Durum böyle olunca değişik öğrenme stratejileri, kuram, yöntem, teknik ve taktikler ortaya çıkıyor. Bunların tümünün bir öğretmen tarafından bilinmesi ve aynı zamanda yeri ve zamanı gelince işe koşulabilmelidir. Bunun içinde öğretmen bunları kullanım ilkelerine uygun olarak nasıl kullanılması gerektiğini bilmek zorundadır (Gözütok, 2006, Sönmez 2009). Öğretmenin yönteme olan yatkınlığı, zaman ve fiziksel olanaklar, maliyet, öğrenci grubunun büyüklüğü, konunun özelliği, öğretim sonucunda öğrencide geliştirilmek istenilen nitelikler, sınıf atmosferi gibi pek çok neden etkili olmaktadır (Küçükahmet, 1994: 40). Şunu açıkça ifade etmek gerekirse, hiçbir ders için hiçbir yöntem ya da teknik sihirli bir değnek değildir. Şu derse şu, bu derste bu yöntem ve teknik kullanılmalıdır, denilemez. Öğretmen kendi kişisel çabaları ve duyarlılığı ile sınıfına en uygun gelen yöntem ve teknikleri seçerek yine sınıfından aldığı sinyallerle değişikliğe gidecektir. Önemli olan, öğretmenin konunun en iyi öğretimini sağlayacak yöntem ve teknik zenginliğine gitmesidir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

72 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Günümüzde öğretim yöntem ve tekniklerini, öğretmen, öğrenci ve ders faktörleri dışında belirleyen birçok faktör vardır. Ders programlarını geliştirenlerden, ders kitaplarını hazırlayanlara, okulları yapan ve donatanlardan, ders araç-gereçleri hazırlayanlara, hatta günlük ders saat ve yerlerini düzenleyenlere kadar pek çok faktör öğretim yöntem ve tekniklerinin belirlenip seçilmesi üzerinde etkili olmaktadır. Bir öğretmenin yöntem ve teknikleri seçimini etkileyecek pek çok faktör vardır. Bunların en belli başlıları şunlardır: 1. Öğretmenin yöntem ve tekniğe olan yatkınlığı, 2. Yöntem ve tekniğin kullanılması için gerekli zaman ve fiziksel olanaklar, 3. Yöntem ve tekniğin maliyeti, 4. Öğrenci grubunun büyüklüğü, 5. Konunun içeriği(özelliği), 6. Öğretim sonucunda öğrencide geliştirilmek istenen nitelikler 7. Öğrenci özellikleri(küçükahmet 2006: 54-55). Bu faktörlere programın niteliği, öğrenci grubunun tutumları, öğretmenin kişiliği, sınıf atmosferi gibi pek çok etken eklenebilir. Öğretim yöntem ve teknikler literatürde değişik şekillerde sınıflanmaktadır. Gelişim açısından farkları belirlemek amacı ile yöntem ve teknikleri geleneksel ve çağdaş olmak üzere iki grupta sınıflandırılabilir. Geleneksel öğretim yöntem ve tekniklerinde, bütün faaliyetler, öğretmenin merkezde olduğu görüşüne göre biçimlendirilmiştir. Öğretmen aktif, öğrenci pasif bir alıcı durumundadır. Sınıf içerisinde bütün roller öğretmende toplanmıştır. Grup halinde öğretim söz konusudur. Sınıfta sözel etkileşim büyük ağırlık taşır. Çağdaş öğretim yöntem ve tekniklerini kullanan öğretmenin rolleri ise daha farklıdır. Öğretmen, öğrencinin öğrenmesini kolaylaştırma, öğrenciye rehberlik etme, öğrenme sürecine öğrencinin katılımını ve katkısını sağlama ve öğrenciyi sürekli güdüleme ile yükümlüdür. Bu nedenle öğretmenin kullanacağı yöntem ve teknikler, yukarıdaki etkinlikleri gerçekleştirecek nitelikte olmalıdır. Bugün, öğretim yöntem ve teknikleri, öğrencinin kendi kendine öğrenmesini, zamanını kendine göre ayarlamasını, araç-gereçlerden en iyi şekilde yararlanmasını, öğrenme kaynağı ile doğrudan doğruya etkileşimde bulunmasını 50 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

73 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı sağlayacak şekilde geliştirilmektedir. Öğretmenin, öğrencinin öğrenme çevresiyle aktif bir çaba ile etkileşimi veya öğrenciye ne sunulduğundan çok, öğrencinin ne yaptığı ile oluştuğu görüşü, öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılış biçimini değiştirmiştir. Öğretme işinde kullanılacak öğretim yöntem ve tekniklerin öğrencinin, dikkatini sürekli tutma, hatırlamasını uyarma, ipuçlarını kolayca yakalamasını ve öğrenme işine bizzat katılmasını sağlama gibi bir takım işlevleri olmalıdır (Fidan 1985: ). Kısacası, sınıf içerisinde öğretme-öğrenme sürecinin etkili olabilmesi uygun öğretim yöntem ve tekniklerinin seçimiyle doğru orantılıdır (Hesapçıoğlu 1992; 135; Demirel 1996: 45,). Öğretmenlerin öğretim konusunda seçici olabilmesi onların çok farklı öğretim yöntem ve tekniklerini tanımaları ve bunları kullanabilmeleri ile mümkündür. Diğer bir ifadeyle, öğretim ortamının başarısı, öğretim yöntem ve tekniklerinin zenginliği ile mümkündür. 1.1.Araştırmanın Amacı Yapılan bu araştırmayla Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin öğretim sürecinde kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri ile bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır. 1- Öğretmenlerin derslerde öğretim yöntem ve tekniklerini kullanma durumlarına ilişkin görüşleri nelerdir? 2- Öğretmenlerin cinsiyetleri ile kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? 3- Öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim kademelerine (I. ve II. Kadem) göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? 4- Öğretmenlerin Mesleki Kıdemlerine göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? 5- Öğretmenlerin mezun oldukları okul türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? 6- Öğretmenlerin katıldıkları eğitim türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? 7- Öğretmenlerin girdikleri derslerin içeriklerine göre(sayısal, sözel ve hem sayısal hem de sözel içerikli) öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

74 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2. YÖNTEM 2.1 Araştırma Yöntemi Bu araştırma, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin öğretim sürecinde kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri ile bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerine ilişkin görüşlerini ortaya koymaya yönelik betimsel nitelikte bir alan çalışmasıdır. Betimsel araştırmalar, geçmişte ya da şu an var olan durumu var olduğu biçimiyle saptamayı amaçlayan bir araştırmadır. Olayları, obje ve problemleri anlama ve anlatmada ilk aşamayı oluşturmaktadır. Bilimsel faaliyetler olayların betimlenmesiyle başlar. Bu sayede onları daha iyi anlayabilme, gruplayabilme olanağı sağlanır ve aralarındaki ilişkiler saptanmış olur. Bu tür araştırmalar, çok sayıda obje ya da denek üzerinde ve belli bir zaman kesiti içinde gerçekleştirilmektedir (Kaptan, 1998:59; Karasar, 2000: 77; Büyüköztürk 2008: 16). 2.2 Araştırmada Çalışma Grubu Araştırmanın çalışma grubunu, eğitim ve öğretim yılında Ankara da MEB e bağlı dört merkez ilçe Yenimahalle, Mamak, Gölbaşı ve Sincan da bulunan toplam 20 ilköğretim okulunda görevli 325 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmaya dâhil edilen okullar random tekniği ile rastgele seçilmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin cinsiyetlerine, görev yaptıkları eğitim kademelerine, mesleki kıdemlerine ve mezun oldukları okul türüne göre dağılımları Tablo 1 de verilmiştir. Tablo 1. Öğretmenlerin Cinsiyetlerine, Görev Yaptıkları Eğitim Kademelerine, Mesleki Kıdemlerine ve Mezun Oldukları Okul Türüne Göre Dağılımları Cinsiyeti f % Bayan Erkek Toplam Eğitim Kademesi f % I.Kademe Sınıf (Öğretmeni) II. Kademe(Branş Öğretmeni) Toplam Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

75 Mesleki Kıdemi f % 1-5 Yıl Yıl Yıl Yıl Yıl Yıl ve Üzeri Toplam Mezun Olduğu Okul Türü f % Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Öğretmen Okulu Eğitim Enstitüsü Fakülte Yüksek Lisans Toplam Tablo 1 de araştırmaya katılan öğretmenlerin yaklaşık üçte ikisini (%68) bayan öğretmenler, üçte birini de (%32) erkek öğretmenler oluşturmaktadır. Yine araştırmaya katılan öğretmenlerin eğitim kademelerinin dağılımlarına bakıldığında, yaklaşık yarısından fazlasını (%58.5) sınıf öğretmenleri, yarısına yakınını da branş öğretmenleri (%41.5) oluşturmaktadır. Öğretmenlerin mesleki kıdemlerine göre dağılımlarında ise araştırmaya katılanların büyük çoğunluğunu (%30.2) yıllık mesleki kıdeme sahip öğretmenler oluştururken, en azda yıllık (% 9.2) öğretmenler oluşturmaktadır. Aynı şekilde öğretmenlerin mezun oldukları okul türlerine göre dağılımlarında ise, en fazla (% 72.3) dört yıllık fakülte mezunu öğretmenler, en az da (% 1.5) öğretmen okulu mezunu öğretmenler katılmışlardır. 2.3 Veri Toplama Aracının Hazırlanması Araştırmada kullanılan ölçme aracı, araştırmacı tarafından ilgili literatür taraması ve uzman kanılarına dayanılarak hazırlanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçme aracı üç alt bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kişisel bilgiler, ikinci bölümde öğretmenlerin kullandıkları öğretim yöntem ve teknikler, üçüncü bölümde ise öğretmenlerin bu yöntem ve teknikleri tercih etme nedenlerini ölçen 60 madde yer almaktaydı. Yapılan faktör analizi sonucu 7 maddenin varimax değerleri 0.30 un altında, 5 maddenin de 0.70 in üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu maddeler testten çıkartılarak geriye kalan 48 madde araştırmada kullanılmıştır. Araştırmada 5 li likert türü derecelendirmeli ölçek kullanılmıştır. Bu ölçek, Hiç Katılmıyorum (1), Az Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

76 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Katılıyorum(2), Orta Derecede Katılıyorum(3), Çoğunlukla Katılıyorum(4) ve Tamamen Katılıyorum(5) şeklinde sıralanmaktadır. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada Bilen (20008) tarafından geliştirilen, Öğreten Merkezli Öğretim, Bireysel Merkezli Öğretim, Grupla Öğretim, Yaparak Uygulayarak Öğretim, Oyun ve Dramatizasyon Türü Öğretim ile Sınıf Dışı Öğretim yöntem ve teknikleri olarak yapılan sınıflandırılma dikkate alınmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin, ölçme aracında yer alan (birinci alt probleme ilişkin) öğretim yöntem ve tekniklerinden hangisi ya da hangilerini kullandıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Ölçme aracının üçüncü bölümünde yer alan ve öğretmenlerin tercih nedenlerini belirlemeye yönelik kullanılan ölçme aracının güvenirlik katsayısı olan Cronbach alfa değeri α= 0,94, açıklanan toplam varyans ta 52.41olarak bulunmuştur. 2.4 Verilerin Analizi Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri SPSS 15.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde istatistiki işlemlerden aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. 3. BULGULAR VE YORUM Bu bölümde, araştırmanın amacı doğrultusunda cevap aranan sorulara ilişkin toplanan verilerin analizleri sonucunda elde edilen bulgular ve bu bulguların yorumları yer almaktadır. Birinci Alt Problem: Öğretmenlerin derslerde öğretim yöntem ve tekniklerini kullanma durumlarına ilişkin görüşleri nelerdir? Öğretmenlerin derslerde kullandıkları Öğreten Merkezli Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.1 de verilmiştir. Tablo 2.1 Öğretmenlerin Öğreten Merkezli Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin Kullanılma Durumlarına İlişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanılma Durumu (f) Takrir (Düz anlatım) 258 İnformal Öğretmen Konuşması Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

77 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Araştırmaya katılan toplam 325 öğretmenden 258 i takrir (düzanlatım) yöntemini kullandıklarını ifade ederlerken, yine aynı öğretmen grubundan 145 de informal öğretmen konuşması tekniğini derslerinde kullandıklarını ifade etmişlerdir. Bu sonuca göre öğretmelerin hala büyük bir çoğunluğunun öğreten merkezli öğretim yöntem ve tekniklerinden yararlandıkları anlaşılmaktadır. Bu konuda; Marbach, Seal& Sokolove (2001), Junst, Licklider&Wiersema (2003) ve Covill (2011) tarafından yaptıkları çalışmalarda da öğretim yöntem, teknik ve stratejilerin kullanılmasına ilişkin aktif öğretim tekniklerinden çok öğreteni merkeze alan öğretim yöntem ve teknikleri daha çok tercih ettiklerini görülmüştür. Öğretmenlerin derslerinde Bireysel Merkezli Öğretim» tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.2 de verilmiştir. Tablo 2.2 Öğretmenlerin Bireysel Merkezli Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin Kullanılma Durumlarına İlişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanılma Durumu ( f ) Programlı Öğretim 172 Bilgisayar Destekli Öğretim 205 Diğer Öğretim Makineleri 71 Araştırmaya katılan toplam 325 öğretmenden 172 si programlı öğretim yöntemini, yine aynı öğretmen grubundan 205 i Bilgisayar Destekli Öğretimi ve 71 kişide diğer Öğretim Makinelerini derslerinde kullandıklarını ifade etmişlerdir. Burada öğretmenler programlı öğretimden öğretim programlarını anlamış olmalılar, çünkü öğretmenlerle araştırma esnasında yapılan bire bir görüşmelerde programlı öğretim nedir? sorusuna maalesef çok az bir öğretmen doğru cevap vermişlerdir. Öğretmenlerin derslerinde kullandıkları Grupla Öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.3 de verilmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

78 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 2.3 Öğretmenlerin Kullandıkları Grupla Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin Kullanılma Durumlarına İlişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanma Durumu (f) Büyük Grup Tartışması 16 Panel 24 Zıt Panel 22 Soru-cevap 300 İşbirlikçi Öğretim 143 Çember Tartışması 33 Küçük Grup Tartışması 126 Kollegyum 6 Küme Çalışması 162 Forum 11 Beyin Fırtınası 251 Diğerleri 14 Tablo 2.3 incelendiğinde öğretmenlerin büyük çoğunluğunun derslerinde öncelikle soru-cevap yöntemini (300 kişi), beyin fırtınasını (251kişi) ve küme çalışması yöntemini (162 kişi) kullanırlarken, kollegyum tekniğini (6 kişi), forum tekniğini (11) ve büyük tartışma tekniğini de (16kişi) sınıflarında en az kullandıkları anlaşılmaktadır. Taşkaya ve Bal(2009) yaptıkları çalışmalarında, araştırmaya katılan sosyal bilgiler öğretmenlerinin derslerinde en çok anlatım, soru-cevap ve tartışma ağırlıklı teknikleri kullandıkları sonucuna ulaşmışlardır. Bu sonuç, bu araştırma sonuçlarıyla da paralellik gösterdiği söylenebilir. Öğretmenlerin derslerinde kullandıkları Grupla Öğretim tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.4 te verilmiştir. Tablo 2.4 Öğretmenlerin Kullandıkları Yaparak Uygulayarak Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin Kullanılma Durumlarına İlişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanılma Durumu (f) Problem Çözme 259 Laboratuar Çalışması 36 Örnek Olay 241 Gösterip Yaptırma 213 Yansıtma 59 Çalıştay (Workshop) 26 Diğerleri 9 56 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

79 Tablo 2.4 incelendiğinde öğretmenlerin büyük çoğunluğunun derslerinde öncelikle Yaparak Uygulayarak öğretim yöntem ve tekniklerinden Problem Çözme yöntemini (259 kişi), Örnek Olay Yöntemini ve Gösterip Yaptırma yöntemini(213 kişi) en çok tercih ederlerken, Çalıştay tekniğini (26 kişi) Laboratuar Çalışması tekniğini (36 kişi) ise daha az tercih ettikleri görülmektedir. Bu sonuçlara göre öğretmenleri daha önceden bildikleri öğretim yöntem ve tekniklerini yeni öğretim yöntem ve tekniklerine göre daha çok kullandıkları anlaşılmaktadır. Öğretmenlerin derslerinde kullandıkları Eğlence-Oyun ve Dramatizasyon Türü Öğretim tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.5 te verilmiştir. Tablo 2.5 Öğretmenlerin Kullandıkları Eğlence-Oyun ve Dramatizasyon Türü Öğretim Tekniklerinin Kullanılma Durumuna ilişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanılma Durumu (f) Dramatizasyon (Drama) 270 Kart Oyunları 113 Eğitimsel Oyunlar 178 Diğerleri 17 Tablo 2.5 incelendiğinde öğretmenlerin derslerinde kullandıkları Eğlence- Oyun ve Dramatizasyon Türü Öğretim yöntem ve tekniklerinden dramatizasyon yöntemini (270 kişi, eğitsel oyunlar yöntemini (178 kişi) ve kart oyunları tekniğini (113 kişi) çok fazla kullanmalarına karşılık, bunların dışında yer alan diğer eğitimsel oyunları (17 kişi) az da olsa kullandıklarını belirtmişlerdir. Bu sonuçlara göre öğretmenler derslerinde eğitimsel içerikli öğretim yöntem ve tekniklerine oldukça yoğun ilgi gösterdikleri anlaşılmaktadır. Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Öğretmenlerin öğretim amaçlı kullandıkları Sınıf Dışı Öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılma durumlarına ilişkin dağılım Tablo 2.6 da verilmiştir. Tablo 2.6 Öğretmenlerin Kullandıkları Sınıf Dışı Öğretim Yöntem ve Tekniklerinin Kullanılma Durumuna ilişkin Dağılım Öğretim Yöntem ve Teknikleri Kullanılma Durumu (f) Gözlem Yapma 236 Proje Hazırlama 243 Gezi Düzenleme 152 Ev Ödevi Yapma 259 Sergi Hazırlama 81 Görüşme Yapma 138 Diğerleri 10 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

80 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 2.6 incelendiğinde öğretmenler sınıf dışı öğretim yöntem ve tekniklerinden ev ödevi yapma (259 kişi), proje hazırlama (243 kişi) ve gözlem yapma(236 kişi) gibi yöntem ve tekniklerini oldukça fazla kullanmalarına karşılık, sergi hazırlama (81) ve bunların dışında diğer (10) yöntem ve teknikleri pek fazla kullanmadıkları görülmüştür. Bu sonuçlara göre öğretmenler eğitim-öğretim yılı içinde hem ders içi hem de ders dışı öğretim etkinliklerine sürekli yer verdikleri anlaşılmaktadır. İkinci Alt Problem: Öğretmenlerin cinsiyetleri ile kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Öğretmenlerin cinsiyetlerine göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin t testi sonucu tablo 3 te verilmiştir. Tablo 3 Öğretmenlerin Cinsiyetlerine Göre Kullandıkları Öğretim Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine ilişkin t Testi Sonucu Cinsiyet N S t P Bayan , , Erkek , ,78977 p 0.05 Tablo 3 teki t testi sonucundaki aritmetik ortalamalara göre öğretmenlerin cinsiyetleri ile öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenleri arasında 0.05 manidarlık düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (t=1.063>p=0.05). Bu da aritmetik ortalamalar arasındaki farkın çok az olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak madde bazında farka bakıldığında ise 10.madde (öğretme-öğrenme sürecinin ekonomik olmasını sağlamaktadır), 22.madde(grup etkinliklerinde esneklik sağlamaktadır) ve 25. maddede(öğrencilerin keşfetme becerilerini geliştirmektedir) ifadeleri öğretmenlerin cinsiyetlerine göre anlamlı bir farklılığın olduğu göstermektedir. Üçüncü Alt Problem: Öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim kademelerine (I. ve II. Kadem) göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Öğretmenlerin görev yaptıkları eğitim kademelerine göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin hesaplanan t testi sonucu Tablo 4 te verilmiştir. 58 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

81 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Tablo 4 Öğretmenlerin Eğitim Kademelerine Göre Öğretim Yöntem ve Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine İlişkin t Testi Sonucu Eğitim Kademesi N S t Pü I. Kademe(Sınıf Öğretmeni) II. Kademe (Branş Öğretmeni) p 0.05 Tablo 4 te yapılan t testi sonucunda, aritmetik ortalamalara göre öğretmenlerin bulundukları eğitim kademeleri ile kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenleri arasında 0.05 manidarlık düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(t=0.275>p=0.05). Öğretmenler hangi eğitim kademesinde çalışırlarsa çalışsınlar, kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmede benzer davranışlar gösterdikleri anlaşılmaktadır. Dördüncü Alt Problem: Öğretmenlerin Mesleki Kıdemlerine göre kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Öğretmenlerin mesleki kademelerine göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasındaki fark ait Tek Yönlü Varyans analizi sonucu Tablo 5 te verilmiştir. Tablo 5 Öğretmenlerin Mesleki Kıdemlerine Göre Öğretim Yöntem ve Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine İlişkin ANOVA Sonucu Öğrt.Kıdemi Varyansın Kaynağı KT SD KO f P 1-5 Yıl Gruplar Arası ,743,336 * Yıl Grup İçi , Yıl Toplam Yıl Yıl 26 Yıl ve üzeri *F 5,312 : 0,336; p>0,05 Yapılan analiz sonucuna göre tablo 5 ten de anlaşılacağı üzere öğretmenlerin mesleki kıdemleri ile öğretim tekniklerini tercih etmeleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yani, öğretmenlerin mesleki kıdemleri ile öğretim yöntem ve Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

82 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi tekniklerini tercih etmeleri arasında anlamlı bir fark olup olmadığına bakılmıştır. Ancak, öğretmenlerin mesleki kıdemleri ile kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri tercih etme nedenleri arasında hiçbir kategoride anlamlı bir farklılık bulunamamıştır(f 5,312 : 0,336; p>0,05). Bu da öğretmenlerin meslekteki çalışma süreleri ile kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin benzer görüşler sergiledikleri anlaşılmaktadır. Beşinci Alt Problem: Öğretmenlerin mezun oldukları okul türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Öğretmenlerin mezun oldukları okul türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin varyans analizi (ANOVA) sonucu Tablo 6 da verilmiştir. Tablo 6 Öğretmenlerin Mezun Oldukları Okul Türüne Göre Öğretmenlerin Öğretim Yöntem ve Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine İlişkin Varyans Analizi (ANOVA) Sonucu Mesleki Kıdem Varyansın Kaynağı KT SD KO F P Öğretmen Okulu Gruplar Arası 2256, ,143 1,373 *,841 Eğitim Enstitüsü Grup İçi , ,868 Fakülte Toplam ,1 317 Yüksek Lisans Toplam p>0,05 Tablo-6 da yapılan analiz sonucu, öğretmenlerin mezun oldukları okul türü ile öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmeleri arasında 0,05 anlamlılık düzeyinde fark bulunmamıştır(f 5,312 : 0,336; p>0,05). Öğretmenler hangi tür öğretmen yetiştiren programı bitirirse bitirsinler, derslerinde kullanacakları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmede benzer görüşler ortaya koydukları anlaşılmaktadır. Altıncı Alt Problem: Öğretmenlerin katıldıkları Eğitim Türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Öğretmenlerin Aldıkları Eğitim Türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin varyans analizi (ANOVA) sonucu Tablo 7 de verilmiştir 60 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

83 Tablo 7 Öğretmenlerin Aldıkları Eğitim Türüne Göre Öğretim Yöntem ve Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine İlişkin Varyans Analizi (ANOVA) Sonucu Mesleki Kıdem Varyansın Kaynağı KT SD KO F P Hizmet Öncesi Gruplar Arası 1660, ,338 Hizmet İçi Grup İçi , ,768 1,006,960 Diğer Eğitimler ,1 317 Toplam p>0,05 Tablo 7 de öğretmenlerin mezun oldukları okul türüne göre öğretim tekniklerini tercih etmeleri arasında anlamlı bir fark olup olmadığına bakılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, öğretmenlerin mezun oldukları okul türüne göre öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmeleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır(f 3,314 : 1,006; p>0,05). Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Yedinci Alt Problem: Öğretmenlerin girdikleri derslerin içeriklerine göre(sayısal, sözel ve hem sayısal hem de sözel içerikli) öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında fark var mıdır? Ders İçeriklerine göre öğretmenlerin öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin varyans analizi (ANOVA) sonucu Tablo 8 de verilmiştir. Tablo 8 Ders İçeriklerine Göre Öğretmenlerin Öğretim Tekniklerini Tercih Etme Nedenlerine ilişkin ANOVA Sonucu Ders İçerikleri Varyansın Kaynağı KT SD KO f P Fark Sözel Gruplar Arası / 3-2 Sayısal Grup İçi Hem sözel Toplam Hem sayısal Tablo 8 de öğretmenlerin derslerde öğretim yöntem ve tekniklerini kullanma sıklıklarının sözel, sayısal ve hem sözel hem de sayısal ağırlıklı ders veren öğretmenlere göre farklılığı ortaya koyan bulgular verilmektedir. Tablo 8 de gösterilen ANOVA bulgularına göre, ders içeriklerinin sözel, sayısal ve hem sözel hem de sayısal olması ile öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etmelerine ilişkin görüşleri arasında anlamlı düzeyde fark bulunmuştur[f(2-315)=3,936; p<0,05]. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bu anlamlı farkın hangi gruplar arasında olduğuna yönelik yapılan scheffe testi sonuçlarına göre, Hem sözel hem de sayısal ders içeriklerine göre ders veren öğretmenlerin,lehine anlamlı bir farkın çıktığı görülmektedir(scheffe 2,311 p<.05). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

84 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 4. SONUÇLAR Ankara merkez ilçelerinde görev yapan hem sınıf hem de branş öğretmenlerinin derslerde kullandıkları öğretim yöntem ve teknikleri ile farklı değişkenler açısından bunları tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını tespit etmeye yönelik yapılan bu çalışmadan elde edilen belli başlı sonuçlar aşağıda verilmiştir. Okullarda görev yapan öğretmenlerin derslerinde öğretmeni merkeze alan Düz anlatım yönteminden, Bireysel öğretim yöntem ve tekniklerinden Programlı öğretim yöntemi ile bilgisayar destekli öğretim yöntemlerinden oldukça fazla yaralandıklarını ifade etmişlerdir. Yine öğretmenlerin büyük çoğunluğunun derslerinde Grupla Öğretim yöntem ve tekniklerinden; Beyin fırtınası, Soru-cevap, Küme çalışması ve Küçük grup tartışması, Yaparak-Uygulayarak öğretim yöntem ve tekniklerinden; Problem Çözme, Örnek Olay, Gösterim ya da Gösterip Yaptırma, Eğlence-Oyun Türü öğretim yöntem ve tekniklerinden; Drama, Eğitsel oyunlar ve Sınıf Dışı öğretim yöntem ve tekniklerinden; Gözlem, Proje hazırlama, Ev ödevi, Gezi, Sergi ve Görüşme yöntem ve tekniklerini kullandıkları görülmüştür. Öğretmenlerle yapılan görüşmelerde, ders içeriklerine bağlı olarak derslerde farklı öğretim yöntem ve tekniklerini kullandıklarını ifade etmişlerdir. Anlaşılan eğitim sistemimizde görev yapan öğretmenler, öğretmeni merkeze alan hem geleneksel öğretim yöntem ve tekniklerini hem de öğrenciyi merkeze alan öğretim yöntem ve tekniklerini derslerinde kullanmalarının yanı sıra öğretimi destekleyici araç-gereçlerden de yararlanmaktadırlar. Yine öğretmenlerle yapılan görüşmelerde yukarıda kullandıklarını ifade ettikleri öğretim yöntem ve tekniklerini ilkelerine uygun olarak kullandıkları da söylenemez. Ama ölçme aracına yukarıda sözü edilen yöntem ve teknikleri kullandıklarını ifade etmişlerdir. Öğrencileri daha etkin kılmak için öğretmenler; düz anlatım, soru-cevap ve tartışmaya alternatif olan teknik, yöntem ve stratejileri de bilmek ve kullanmak zorundadır (Steinbronn & M. Merideth 2007). Öğretmenlerin cinsiyetleri, branşları (eğitim kademesi I. ve II.), mesleki kıdemleri, mezun oldukları okul türü, aldıkları hizmet öncesi, hizmet içi ve bunların dışındaki diğer eğitimler ile kullandıkları öğretim yöntem ve tekniklerini tercih etme nedenlerine ilişkin görüşleri arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı, ancak ders içeriklerine göre(sözel, sayısal ve hem sözel hem de sayısal) hem sözel hem de sayısal içerikli dersleri veren öğretmenler lehine anlamlı olduğu yapılan istatistiksel analizler sonucu görülmüş. Öğretmenlerin öğretim yöntem ve tekniklerini tercih nedenlerine ilişkin genelde benzer cevaplar vermeleri nedeniyle sonuçlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. 62 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

85 KAYNAKÇA Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Adıgüzel, A. ve Sağlam, M. (2009). Öğretmen Eğitiminde Program Standartları ve Akreditasyon. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10 (3), Aysun,F. (1999) Öğretmenlik Sertifikası Programına Katılan Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumlarına Öğretim Uygulamalarının Etkisi, Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi.Eskişehir. Atıcı, M. (2000). İlkokul Öğretmenlerinin Sınıf Yönetiminde Yetkinlik Beklentisi Rolünün İngiltere ve Türkiye de seçilen Bir Araştırma Grubu Üzerinde İncelenmesi. YOK-Online, [Onlne]:www.yok.gov.tr/egfak/meral.htm(4 Mayıs 2003) Ayas, A. (2009). Öğretmenlik Mesleğinin Önemi ve Öğretmen Yetiştirmede Güncel Sorunlar.İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10 (3), 1 11.Balcı, E. (1991). Öğretmenlerin rolleri, Eğitim Sosyolojisi, Ankara. Bilen, M.( 2008) Plandan Uygulamaya Öğretim İlke ve Yöntemler. Ankara: Anı Yayıncılık Çapa, Y. ve Çil, N. (2000). Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğine YönelikTutumlarının Farklı Değişkenler Açısından İncelenmesi. H.Ü. Eğitim Fakültesi Dergisi, 18: Çeliköz, N. ve Çetin,F. (2003) Anadolu Öğretmen Lisesi Öğrencilerinin ÖğretmenlikMesleğine Yönelik Tutumlarını Etkileyen Etmenler, Milli Eğitim Dergisi, Ankara: Sayı Çelikten, M. ve Can, N. (2003). Yönetici, Öğretmen ve Veli Gözüyle İdeal Öğretmen, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Aralık, Sayı 15, ss Çelikten,M.,Şanal,M. ve Yeni.Y. (2005). Öğretmenlik Mesleğinin Özellikleri. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Sayı : 19/2 Sayfa ) Cole, J.M. (1981).Selecting Extension Teaching Methods.Journal of Extension.September/OctoberCovill, A. (2011). College Students Perceptions Of Yhe Traditional Lecture Method. College StudentJournal, , Mar2011, Vol. 45, Issue 1 Demirel,Ö.(1999). Türk Eğitim Sisteminde Öğretim Programlarının Geliştirilmesinde Bilimsel Yaklaşım ve 2000 li Yıllar İçin Öneriler Eğitimde Yansımalar: 21. Yüzyılın Eşiğinde Türk Eğitim Sistemi Ulusal Sempozyumu Kasım.ss Duman, T. (1993) Üniversitelere Öğretmen Yetiştirme Sistemi Temel Özellikler, Sorunlar ve Gelişmeler Eğitim Dergisi, 6, Gürbüz H. ve M. Kışoğlu (2007) Tezsiz Yüksek Lisans Programlarına Devam Eden Fen-Edebiyat Öğrencilerinin Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumları. Erzincan Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt-Sayı: 9-2 Yıl: Jungst, S., Licklider, B. & Wiersema, J. (2003). Providing support for Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

86 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi faculty who wish to shift to a learning-centered paradigm in their higher education classrooms. The Journal of Scholarship of Teaching and Learning, 3, Ishiyama, J.T., McClure, M., Hart, H., Amico, J. (1999) Critical thinking disposition and locus of control as predictors of evaluations of teaching strategies. College Student Journal, , June, Vol. 33, Issue 2 Küçükahmet, L. (1983). Öğretim İlke ve Yöntemleri. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları No: 124. Marbach-Ad, G., Seal, O. & Sokolove, P. (2001). Student attitudes and recommendations on active learning. Journal of College Science Teaching, JO, Önen, F., Saka, M., Erdem, A., Uzal, G., Gürdal, A., (2008), Hizmet içi Eğitime Katılan Fen Bilgisi Öğretmenlerinin Öğretim Tekniklerine İlişkin Bilgilerindeki Değişimin Tespiti:Tekirdağ Örneği, KEFAD, (9)1, Özbek R. (2007), Öğretmen Adaylarının Öğretmenlik Mesleğini Tercih Sebepleri, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi. C.17, S. I ( ) Özsoy, S. ve Ünal, L. I. (2004). Bir Yol Ayrımı Öyküsü: Türkiye de Eğitim Bilimleri veöğretmen Yetiştirme. XIII. Ulusal Eğitim Bilimleri Kurultayı Bildiriler Kitabı. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi. 6 9 Temmuz Malatya. Peggy E.S.& Eunice M. (2008) Perceived Utility of Methods and Instructional Used in Online and Face-to-face Teaching Environments. Innov High Education 32: Senemoğlu, N. ve Özçelik, D. A. (1989) Öğretmen Adaylarına Öğretmenlik Bilgisi Kazandırma Bakımından Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinin Etkililiği. Çağdaş eğitim Dergisi Şahin,N. (1992), Arifiye Anadolu Öğretmen Lisesi 3. Sınıf Öğrencilerinin Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumları, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler EnstitüsüYayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara. Şimşek,H.(2005). Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programına Devam Eden Öğrencilerin Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutumları. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Elektronik Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt:II, Sayı:1 Translation in Progress: Şişman, M. (2009). Öğretmen Yeterlilikleri: Modern Bir Söylem ve Retorik. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10 (3), Özgür, F.N. (1994), Öğretmenlik Mesleğine Karşı Tutum, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul. Özoğlu, M. (2010). Türkiye de Öğretmen Yetiştirme Sisteminin Sorunları. Ankara: SETA. Öztürk Ç. (2004). Orta Öğretim Coğrafya Öğretmenlerinin Öğretim Yöntem ve Tekniklerini Kullanabilme Yeterlilikleri. Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 5,Sayı 2 Üstüner, M. (2004). Geçmişten Günümüze Türk Eğitim Sisteminde Öğretmen Yetiştirme vegünümüz Sorunları. İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 5 (7), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

87 Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Tan,Ş.(2008) Öğretim İlke ve Yöntemleri.Ankara: PegemA Yayıncılık Taşkaya, M. ve Bal,T.(2009) Sınıf Öğretmenlerinin Sosyal Bilgiler Öğretim Yöntemlerine İlişkin Görüşleri. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi. Sayı 27, Sayfa Yılmaz,K. ve Y.Altınkurt. (2011) Öğretmen Adaylarının Türk Eğitim Sisteminin Sorunlarına İlişkin Görüşleri. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi. Cilt 8 Sayı 1 Sayfa Yolcu, H. ve Kartal, S. (2010). Eğitim Fakültesi Son Sınıf Öğrencilerinin Görüşlerine GöreTürkiye Eğitim Sistemine İlişkin Yaşanılan Sorunlar. 9. Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu Mayıs Elazığ. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

88

89

90

91 ARMONİ EĞİTİMİ NEDEN ZORDUR? 1 Deniz Beste ÇEVİK 2 Ebru Güner CANBEY 3 İstemihan TAVİLOĞLU 4 ÖZ Problem Durumu: Eğitim Fakültelerinde armoni dersi temel derslerden birisidir. Bu ders, hem teorik hem de uygulamalı olarak işlenmektedir. Uygulamalar kuramsal bilgilerle destelenirken, kuramsal bilgiler ise uygulamalarla anlam kazanır. Önemli olan, müziğin uygulamalı olan bu yönüne alt yapı oluşturacak kuramsal bilgileri oluşturmaktır. Armoni Eğitiminin amacı; müzik yazısını doğru okuyabilmeyi, çokseslendirebilmeyi, melodi veya akorları duyabilmeyi, eserlerin biçimsel yapılarını analiz edebilmeyi, piyanoda eşlik yapabilmeyi, müzik yazısını deşifre yapabilmeyi, yaratıcılığı geliştirmektir. Bu bakımdan, armoni derslerinde öğrencilerin zorlandıkları noktaların belirlenmesi, bu noktaların çözümlenmesini sağlayacak önerilerin ortaya konması, gelecek kuşakların bu zorlukları aşmalarında onlara yardımcı olacaktır. Bu çalışma, armoni eğitiminde zorluk çekilen konular, zorluk çekmelerinin sebepleri ile bu sorunları aşmalarında etkili olabilecek çözüm önerilerinin araştırılması açısından önem taşımaktadır. Araştırmanın Amacı: Bu çalışmada, Eğitim Fakülteleri Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencilerinin, armoni dersinin öğreniminde karşılaştıkları sorunlar, güçlük çektikleri konular, sebepleri, bu sorun ve güçlüklerin aşılmasına ilişkin çözüm önerilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Yöntem: Veriler, armoni derslerine giren öğretim elemanlarına ve bu dersleri alan öğrencilere uygulanan anket yoluyla, konu hakkındaki görüşleri alınarak elde edilmiştir. Elde edilen bulgular gruplandırılarak tablolar halinde sunulmuştur. Bulgular ve Sonuçlar: Elde edilen sonuçlara göre, armoni dersi öğretiminde var olan güçlüklerin, öğrenciden, okuldan ve öğretim elemanından kaynaklanan sorunlar olarak sınıflandırılabileceği görülmüştür. 1 Bu çalışmanın bir kısmı, 2007 de bitirilen, Armoni eğitimi ile piyano çalma becerileri arasındaki ilişkilerin incelenmesi başlıklı doktora tezinin bir kısmını kapsamaktadır. 2 Yrd.Doç.Dr.,Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Müzik Eğitimi Anabilim Dalı 3 Yrd.Doç.Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı 4 Solfej ve Armoni Öğretmeni Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

92 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Öneriler: Müzik öğretmeni adaylarının, armoni derslerinde karşılaştıkları hazır bulunuşluk düzeyleri konusunda getirilen çözüm önerilerine göre gereken hassasiyet gösterilmelidir. Buna ilaveten, armoni dersinin dördüncü sınıfa kadar devamı sağlanmakla birlikte, armoni dersinde kazandırılan temel kuramsal bilgilerin daha iyi pekişmesi açısından uygulamalı çalışmalara sıkça yer verilmeli ve yapılan örneklerde mutlaka piyano kullanılmalıdır. Sorunlar. Anahtar Kelimeler: Müzik eğitimi; Armoni Eğitimi; Armoni Eğitiminde WHY THE HARMONY TRAİNİNG IS DİFFİCULT ABSTRACT Problem: The harmony lesson is one of the basic lessons at the faculties of arts. This lesson is applied both as theoretical and also as practical. While the practices are supported by theoretical information the theoretical knowledge becomes meaningful by way of exercises. The importance is to make up theoretical information which is able to form basis for this side of the practiced music. The aim of the education of harmony is to develop how to read the music notes, how to harmonize, how to hear to melody and the chords, how to analyze the forms of the compositions, how to accompany on the piano, how to sight-read the music notes, and the creativity. Meanwhile, finding out the points in which the students have trouble in harmony lessons, pointing out suggestions which can help to solve these points, will help the next generations to cope with these difficulties. This study has the importance on the subjects in which have difficulties in harmony lessons, the reasons why they have difficulties and in the point of researching the solutions which will be effective in deal with the problems. Research Aim: In this study; the objective is to find out the difficulties which the students of harmony lesson run into, the subjects in which they have troubles, their reasons, and find solutions to deal with these problems at the music education department of Fine Arts Field of the Education Faculties. Method: The results were obtained by applying a questionnaire to the teachers who give harmony lessons and the students who take these lessons by getting their opinions about the subject. The finding were put in groups and presented as tables. 70 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

93 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Findings: According to the results obtained; it was observed that the difficulties which take place in harmony training could be classified according to the students, the school itself, and the teachers. Suggestions: The necessary sensitivity should be shown, according to the suggestions to the solutions on about the level of presenting in the harmony lessons of the music teachers. In addition to that, the harmony lesson should continue until the fourth grade. Practical studies should be applied oftener to strengthen the basic theoretical information better which can be supported in harmony lessons. The piano should be used definitely with the samples which are done. Training Keywords: Music Education, Harmony Training, Problems of Harmony 1. GİRİŞ Armoni, farklı yükseklikteki seslerin bir arada duyurulmasıdır (Waugh, 2000: 34) Diğer bir deyişle armoni bilgisi, uyum bilgisidir. Armonide akorlarla çokseslilik elde edilir. Çoksesliliğin temeli akorlardır. Armoni; akorların kuruluşları, akorların bağlanışları, akorların çevirimleri, akorların yürüyüşleri ile ilgilenir. Çoksesli çalışma kurallarını iyi bilmek, bir melodiyi çoksesli yazıp zenginleştirmeyi sağlar. Armoni biliminin kuralları uygulanarak; melodinin anlamı görülür ve bazı sesler kuvvetli bazı sesler ise hafif çalınır. Eserde cümlelerin kısımları saptandıktan sonra çıkıcı seslerde ses kuvvetlendirilir, inici kısımlarda ses söndürülür. Aynı zamanda cümlenin eşlik eden kısımları hafif çalınır. Bir müzik eserini iyi anlayabilmek, iyi algılayabilmek için öncelikle o eserin yapısını iyi bilmek gerekir. Müzik eserini icra ederken; kuru seslendirme yapmamak için o eserin anlatmak istediği ifadeler düşünülüp, yaşatılıp aktarılmalıdır. Eseri ifade ederken o eserin anlatmak istediğini tam olarak anlayabilmemiz için, iyi bir armoni bilgisine sahip olmamız gerekmektedir (Taviloğlu, 2005, sözlü mülakat). Müzisyenin, çaldığı eseri önce kendisinin hissetmesi gerekir ki sonra dinleyiciye yansıtabilsin. Bu da eserin ruhunu anlamakla olabilir. İcra eden kişi çaldığı eseri sadece kendisi anlamamalı, onu herkese anlatabilmeyi de bilmelidir. Bunun için de eserin anlamını bulup, cümleleri düşünüp, eşlik eden kısımları görmesi gerekir (Taviloğlu, 2006, sözlü mülakat). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

94 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Müzisyenin, çaldığı eseri önce kendisinin hissetmesi gerekir. Sonra dinleyiciye yansıtabilir. İcra eden kişi çaldığı eseri sadece kendisi anlamamalı, onu herkese anlatabilmeyi de bilmelidir. Bunun için de eserin anlamını bulup, cümleleri düşünüp, eşlik eden kısımları görmesi gerekir. Bir müzik eserini yorumlarken: Eserin bestecisini, Eserin yazıldığı müzikal dönemi, Eserin formunu tanıyabilmek önemlidir (Fenmen, 1991: 21-22). Eğitim Fakültelerinin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalları nda armoni dersi temel derslerden birisidir. Bu ders, hem teorik hem de uygulamalı olarak işlenmektedir. Uygulamalar kuramsal bilgilerle destelenirken, kuramsal bilgiler ise uygulamalarla anlam kazanır. Önemli olan, müziğin uygulamalı olan bu yönüne alt yapı oluşturacak kuramsal bilgileri oluşturmaktır. Armoni dersinin alt kollarından olan kulak eğitimi; ritmik okuma, ritmik işitme, çoksesli işitme, müzik belleği, müziksel yaratıcılık, solfej gibi kısımları kapsar. Armoni dersinin alt dalı olan solfej ise; notaları hızlı okuyup seslendirebilmeyi, entonasyon, tonalite, aralık bilgisi, deşifre vb. konuları kapsamaktadır. Armoni dersinin içeriğinde yer alan sesler, akorlar, nüanslar, çoksesliliğin duyumu vb. konular piyano parçalarında sıkça geçtiği için bu konuların kavratılmasında piyanonun önemi büyüktür. Ayrıca diğer müzik derslerinde öğretilen kuramsal bilgilerin uygulamalı olarak yapılması da öğrencilerin o konuları kavramak için daha çok zaman ayırmalarını sağlar. Böylece daha fazla konuyla ilgili daha çok tekrar yaparak, daha kalıcı bilgiler öğrenirler. Armoni Eğitiminin amacı; müzik yazısını doğru okuyabilmeyi, çokseslendirebilmeyi, melodi veya akorları duyabilmeyi, eserlerin biçimsel yapılarını analiz edebilmeyi, piyanoda eşlik yapabilmeyi, müzik yazısını deşifre yapabilmeyi, yaratıcılığı geliştirmektir (Sevgi, 2003: 66-67). Armoni eğitiminin kazandırdığı bilgi beceriler şöyle özetlenebilir: Birey, müzik yazısını doğru okuyup, duyabilip, çalabilir. İyi duyan bir kulağa sahip, iyi bir ritim duygusuna sahip, iyi bir deşifre yapan bireylerin yetişmesi sağlanır. Eserin müzikal cümleleri analiz edilip, form analizi yapılabilir. Bu dersle öğrenilen bilgilerin uygulamalı kısmı ile birey yaparak, yaşayarak öğrenir yani kalıcı öğrenme ortamı gerçekleşir. Eserin dikey ve yatay oluşumları duyulabilir. Eserlerin biçimsel analizleri rahatlıkla kavranabilir. Bu derste edinilen bilgiler, kazanılan becerilerle şarkılara rahatlıkla eşlik yapıla bilinir. 72 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

95 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Bireyin, müziksel belleği ve müziksel dikkati gelişir (Askerova: 2002, 62-64; Sevgi: 2003, 67). Eğitim Fakültelerinin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalları nda müzik dersleri birbiriyle sıkı bir ilişki içersindedir. Her dersin içeriğinin, müzik öğretmeni yetiştirme programını bütünleyici yapı ve özelliklere sahip olması gerekmektedir. Çağdaş eğitim anlayışına uygun müzik öğretmeni adaylarının; alanlarında yaratıcı, verimli, gerekli bilgi ve becerilerle donanmış olarak yetiştirilmesi gerekir. İleride müzik öğretmeni olacak öğretmen adayları; hem armoni dersinde kazandıkları bilgi ve becerileri okul müziğinde en iyi şekilde kullanmayı bilecekler hem de öğrencilerinin işitme, yazma, okuma, yaratma, beğeni, seslendirebilme yeteneklerini de geliştirmeyi bileceklerdir. Zaten armoni dersinin genel amaçları bireyin; müziksel belleğini-müziksel dikkatini geliştirmek, notaları doğru okuyup seslendirebilmelerini sağlamak, ritim ve tonal duygularının gelişimlerini arttırmaktır. Buna ilaveten, armoni eğitimi ile bireyin yaratıcılığı gelişir. Bu eğitim ile kazanılan temel bilgi ve becerilerle, yapılan uygulamalarda piyanoyu kullanarak çeşitli ezgiler yaratılabilir. Böylece tek sesli ezgiden oluşan çalışma, belirli kuralar çerçevesinde çoksesli müziğe dönüştürülür. Önemli olan da zaten bireyin yaratıcılık duygusunun gelişimine olanak sağlamaktır. Müzik öğretmeni adaylarını, okul müzik şarkılarına kolaylıkla eşlik edebilmelerini sağlayacak nitelikte yetiştirmek esastır (Zuckmayer, Cangal ve Atalay, 1977) Bu bağlamda, bu araştırma, öğrencilerin, armoni eğitiminde zorluk çektikleri konular, zorluk çekmelerinin sebepleri ile bu sorunları aşabilmelerinde etkili olabilecek çözüm önerilerinin araştırılması açısından önem taşımaktadır. Çünkü armoni derslerinde, öğrencilerin zorlandıkları noktaların belirlenmesi, bu noktaların çözümlenmesini sağlayacak önerilerin ortaya konması, gelecek kuşakların bu zorlukları aşmalarında onlara yardımcı olacaktır. Ayrıca, öğrencilerin armoni eğitiminde; müfredattan kaynaklanan eksiklerin belirlenmesi; bu sorunlara çözüm önerilerinin ortaya konmasını kolaylaştıracaktır. 2. YÖNTEM Bu bölümde araştırma modeli, evren ve örneklem belirtildikten sonra veri toplama araçları ve veri çözümleme teknikleri açıklanmıştır. Araştırmada kullanılan araştırma modeli, konusunu var olduğu durumu ile betimlemeyi amaçlayan tarama modelidir. Diğer bir ifadeyle, araştırmada durum tespitine yönelik model esas alınmıştır. Bu modele göre veriler, armoni dersine giren Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

96 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi öğretim elemanlarına, hem de bu dersi alan öğrencilere uygulanan anket soruları ile konu hakkındaki görüşleri alınarak elde edilmiştir. 2.1 Çalışma grubu Bu araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim gören 142 öğrenci üzerinde ve bu üniversitelerde armoni dersine giren 6 öğretim elemanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. 2.2 Veri Toplama Araçları Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen Armoni dersine İlişkin Görüşlerini İçeren Öğrenci Anketi ve Armoni dersine İlişkin Görüşlerini İçeren Öğretim Elemanları Anketi kullanılmıştır. Öğretim elemanlarına ve öğrencilere aynı sorular sorulmuştur. Verilen anketle: 1) Öğrencilerin zorlandıkları konular öğretim elemanlarının bakış açıları ile belirlenmeye çalışılmıştır. 2) Öğrenciler zorlandıkları konuları kendi açılarından değerlendirmiştir. Veriler, öğrencinin normal ders saatinde toplanmıştır. Bu derslere giren öğretim elemanlarından izin alınarak anketler uygulanmıştır. Öğrenciler, anketi 60 dakika içinde cevaplamışlardır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket soruları, geçerlik çalışması için bu alanın uzmanlarının görüşlerine sunulmuştur. Uzmanların önerileri doğrultusunda gerekli yerlerin düzeltilmesi yapılarak, görüşlere ilişkin sorulara son şekli verilmiştir. Anketteki görüşleri içeren sorular, açık uçlu soru çeşidi olarak hazırlanmıştır. Açık uçlu soruların cevaplanmasında, soruların altına boşluklar bırakılmıştır. Anketin girişinde anketin amacını ve nasıl cevaplandırılması gerektiğine dair açıklama yer almıştır. Araştırmacı tarafından öğrencilere anket dağıtılmadan önce araştırmanın amacı ve anket hakkında bilgi sözlü olarak da verilmiştir. 2.3 Veri Çözümleme Teknikleri Anketlerden elde edilen verilerde, betimsel yöntemlerden frekans (f) ve yüzdelikler (%) kullanılmıştır. Nitel verileri ankette yer alan açık uçlu sorular oluşturmuştur. Bu sorulara verilen cevaplar sınıflandırılarak değerlendirilmiş ve tablolaştırılmıştır. Araştırmadaki nicel veriler (sayılabilir, ölçülebilir nitelikteki veriler) yüzdeler (%) ve frekanslar (f) şeklinde tablolar halinde sunulmuştur. 74 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

97 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Armoni dersine giren öğretim elemanlarının bu derslere ilişkin görüşleri yazılı olarak alınmıştır. Daha sonra elde edilen sözel veriler kağıda aktarılarak, metinler haline getirilmiştir. Elde edilen sözel verilerin analizinde nitel veri analiz teknikleri kullanılmıştır. Öğretim elemanı ve öğrencilerin verdikleri yanıtlar üzerinde nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yapılmıştır. İçerik analizi ile elde edilen kodlamalar belli kategoriler halinde birleştirilerek sınıflandırılmıştır. Derslere ait görüşleri içeren sorularda yer alan açık uçlu sorulara öğretim elemanlarının ve öğrencilerin verdiği yanıtlar anlam bakımından gruplandırılarak, birbirine yakın cevaplar bir arada toplanmıştır. 3. BULGULAR Toplanan anket formlarında öğrenci ve öğretim elemanlarının verdikleri yanıtlar değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda cevaplar aşağıda belirtilen üç kategoride toplanmıştır. 3.1 Armoni Dersinde Zorluk Çekilen Çalışmalar Nelerdir? Zorluk çekilen konular hakkında öğrencilerin ve öğretim elemanlarının verdikleri yanıtlar sınıflandırılmış, sonuçlar sırasıyla, Tablo 1a ve 1b de verilmiştir. Tablo 1a. Öğrencilerin, Armoni Dersinde Zorluk Çektikleri Konuların Dağılımı (n=142) İçerikle ilgili konularda: f % *Akor bağlantıları konusunda *Armonizasyon konusunda *Eser çözümleme konusunda *Akorların şifrelendirilmesinde Akora yabancı sesler konusunda *Akor çevirimlerinde - - *Tartımsal çalışmada *Nota yazma becerisinde *Nota okuma becerisinde *Tonalite bilgisinde Modülasyon konusunda Akorların kuruluşu, akorları tanımada *Aralık bilgisi konusunda *Kadanslar konusunda - - İçerik dışı konularda: a- Öğretim elemanından kaynaklanan b- Okuldan kaynaklanan c- Öğrenciden kaynaklanan d- Hazır bulunuşluk düzeyinin eksikliği *e- Armoni dersinde öğrenilen teorik bilgilerin piyano dersinde kullanılabilirliği Genel olarak hepsinde Eserin cümlelerini bulmada Hiçbir konuda zorlanmıyorum TOPLAM Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

98 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Hiçbir konuda zorlanmıyorum diyenlerin çokluğu dikkat çekicidir. Öğrenciler, zorluk çektikleri konular arasında içerik dışı sorunlarını da dile getirmişlerdir. Öğretim elemanları böyle sorunlardan ise söz etmemişlerdir. Tablo 1b. Öğretim Elemanlarına Göre, Öğrencilerin Armoni Dersinde Zorluk Çektikleri Konuların Dağılımı (n=6) İçerikle ilgili konular: f % *Ton bilgisi konusunda *Kadanslar konusunda *Akorların şifrelendirilmesi *Aralık bilgisi *Tartımsal çalışmalarda *Akor bağlantılarında *Nota yazma becerisinde *Teorik olarak öğrenilen konuların piyanoda uygulaması yapıldığında *Akor çevirimleri *Eser çözümleme konusunda - - *Armonizasyon *Nota okuma becerisi TOPLAM Öğrencilerin zorlandıkları birçok konunun, öğretim elemanlarının görüşleri ile örtüştüğü görülmektedir. Öğrencilerin en çok zorlandıkları konuların başında armonizasyon 54 sı (% 27.8) ve nota yazma becerisi 26 sı (% 13.4) gelmektedir. 3.2 Armoni Dersinde, Zorluk Çekilen Konuların Sebepleri Nelerdir? Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının bu konudaki görüşleri sırasıyla, Tablo 2a ve 2b de yer almaktadır. Tablo 2a. Öğrencilerin, Armoni Dersinde Zorlandıkları Konuların Sebeplerine Göre Dağılımı (n=142) f % Öğretim elemanından kaynaklanan: *a- Öğretim yönteminden b- Konuların hızlı geçilmesi, ayrıntılara değinilmemesi c- Derste yeterince örnek yapılmaması d- Derse giren öğretim elemanının öğrenciye yaklaşımı Okuldan kaynaklanan: a- Teknik yetersizlik *b- Ders saatinin az oluşu c- Kaynak yetersizliği d- Sınıfın kalabalık olması e- Derslerin boş geçmesi Öğrenciden kaynaklanan: *a- Hazır bulunuşluk düzeyi *b- Önemsememek, gereksiz görmek *c- Çalışmamak, bol tekrar yapmamak d- Dikkatsizlik, konsantrasyon eksikliği e- Teoride öğrenilenleri pratikte uygulamadaki eksiklikler f- Dersten korkma, heyecanlanma, sevmeme, vb g- Ders sayısının çok olması h- Devamsızlık ı- Çalışma yöntemini bilmemek Hiçbir konuda zorlanmıyorum TOPLAM Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

99 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Hiçbir konuda zorlanmıyorum diyenlerin çokluğu dikkat çekicidir. Öğretim elemanlarından farklı olarak öğrenciler, öğrenciden kaynaklanan kategorisinde yer alan dikkatsizlik, dersten korkma, dersi sevmeme, teoride öğrenilen konuların pratikte uygulamadaki eksiklikler ile hazır bulunuşluk düzeyinin üzerinde durmuşlardır ve bu konulardaki görüşlerin çok olması bu konuların üzerinde durulması gerektiğini düşündürmektedir. Tablo 2b. Öğretim Elemanlarına Göre, Öğrencilerin Armoni Dersinde Zorlandıkları Konuların Sebeplerine Göre Dağılımı (n=6) f % Öğrenciden kaynaklanan: *a- Hazır bulunuşluk düzeyinin eksikliği *b- Önemsememek, gereksiz görmek - - *c- Çalışmamak, bol tekrar yapmamak, uygulama eksikliği Öğretim elemanından kaynaklanan: *Öğretim yönteminden Okuldan kaynaklanan: *Ders saatinin az oluşu TOPLAM Öğretim elemanlarından 5 i (% 50.0) armoni dersinde, öğrencilerin zorlandıkları konuların sebeplerini, öğrencilerden kaynaklanan, hazır bulunuşluk düzeyinin eksikliğine, 3 ü ise (% 30.0) öğretim elemanından kaynaklanan, öğretim yönteminden olabileceğine işaret etmişlerdir. 3.3 Zorlukların Çözümü İçin Neler Yapılmalıdır? Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının, sırasıyla, Tablo 3a ve 3b de, armoni dersinde zorlanılan konuların çözüm önerileri için verdikleri yanıtlar sınıflandırılarak verilmiştir. Tablo 3a. Öğrencilerin, Bu Zorlukların Çözümüne İlişkin Önerilerine Göre Dağılımı (n=142) f % Öğretim elemanından kaynaklanan: a- Yavaş ve ayrıntılı, sade anlatmalı b- Derste yeterince örnek yapması *c- Ek ders yapması d- Öğretim elemanının öğrenciye yaklaşımı e- Hazır bulunuşluk düzeyine göre ders anlatılması f- Derse giren öğretim elemanı, ders dışı ödevler vermeli Öğrenciden kaynaklanan: *a- Çok çalışmak, derse önem vermek *b- Teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, uygulama yapmak) c- Dikkatli, konsantre olunması Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

100 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi d- Derse giren öğretim elemanıyla iletişim içinde olmak e- Dersi iyi dinlemek f- Dersi sevmek, korkmamak vb Okuldan kaynaklanan: *a- Müfredattan kaynaklanan, programdaki ders süresinin arttırılması b- Kaynak yetersizliği sorununun çözümü c- Teknik yetersizlik sorununun çözümü TOPLAM Zorlandıkları konuların çözümü için ise, teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, uygulama yapmak) gerektiğini ifade etmişlerdir. Konuların daha iyi pekişmesi için ise derse giren öğretim elemanının dersi daha yavaş ve ayrıntılı, sınıfın seviyesine göre anlatması gerektiğini vurgulamışlardır. Tablo 3b. Öğretim Elemanlarına Göre, Öğrencilerin Bu Zorlukların Çözümüne İlişkin Çözüm Önerilerinin Dağılımı (n=6) f % Öğrenciden kaynaklanan: *a- Çok çalışmak, derse önem vermek *b- Teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, uygulama yapmak) c- Piyanoya hakim olmak d- Ezberlemeden, bilinçlice öğrenip konuları kavramak e- Temel müzik bilgilerini sağlamlaştırmak Öğretim elemanından kaynaklanan: *Ek ders yapması Okuldan kaynaklanan: *Müfredattan kaynaklanan, programdaki ders süresinin arttırılması TOPLAM Öğretim elemanlarından 4 ü (% 23.5) zorlukların çözümüne ilişkin çözüm önerilerinde, öğrenciden kaynaklanan sonuçlara getirmişlerdir. 3 ü (%17.7) müfredattan kaynaklanan, programdaki ders süresinin arttırılması gerektiği üzerinde durmuşlardır. 4. SONUÇ, TARTIŞMA VE ÖNERİLER 4.1 Sonuç Armoni dersinde zorluk çekilen konular Armoni dersinde hangi konularda zorluk çekiyorsunuz? sorusuna verilen öğrencilerin yanıtlarında en yüksek sırada yer alanlar şunlardır (bkz. Tablo 1a): Armonizasyon (n=54) Nota yazma becerisi (n=26) Akorların kuruluşu (n=22)... vb içerikle ilgili konular yer alırken; 78 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

101 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Aynı soru armoni dersini okutan öğretim elemanlarına da sorulmuştur. Öğretim elemanlarının verdikleri yanıtlarda en yüksek sırada yer alanlar şunlardır: (n=6) (bkz. Tablo 1b): Aralık Bilgisi (n= 2) Akorların şifrelendirilmesi (n=2)... vb. olarak belirtilmiştir. Hiçbir konuda zorlanmıyorum diyenlerin çokluğu dikkat çekicidir. Öğrenciler, zorluk çektikleri konular arasında içerik dışı sorunlarını da dile getirmişlerdir. Öğretim elemanları böyle sorunlardan ise söz etmemişlerdir. Öğrencilerin zorlandıkları birçok konunun, öğretim elemanlarının görüşleri ile örtüştüğü görülmektedir. Öğrencilerin en çok zorlandıkları konuların başında Armonizasyon (% 27.8) ve nota yazma becerisi (% 13.4) gelmektedir. Verilen yanıtların, armoni dersinin içeriğindeki konuların yüksek sıralarda yer alması, en önemli konularda öğrencilerin zorlandıklarını göstermektedir. Armonizasyon, nota yazma ve okuma, akorların kuruluşu ve şifrelendirilmesi ve aralık bilgisi konularının zor olarak değerlendirildiği ve bu konulara ağırlık verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır Armoni dersinde zorluk çekilen konuların sebepleri Armoni dersinde, belirttiğiniz konularda zorluk çekmenizin sebepleri neler olabilir? sorusuna öğrencilerin verdiği yanıtlarda en yüksek sırada yer alanlar şunlardır: (bkz. Tablo 2a): Hazır bulunuşluk düzeyi (n=40) Çalışmamak, bol tekrar yapmamak (n= 31) Teoride öğrenilenleri pratikte uygulamadaki eksiklikler (n=19).. olarak yer alırken; Öğretim elemanlarının aynı soruya verdikleri yanıtlarda en yüksek sırada yer alanlar şunlardır: (n=6) (bkz. Tablo 2b): Hazır bulunuşluk düzeyi (n=5) Öğretim elemanının öğretin yönteminden (n=3) vb.. olarak belirtilmiştir. Hiçbir konuda zorlanmıyorum diyenlerin çokluğu dikkat çekicidir. Öğretim elemanlarından farklı olarak öğrenciler, öğrenciden kaynaklanan kategorisinde yer alan dikkatsizlik, dersten korkma, dersi sevmeme, teoride öğrenilen konuların pratikte uygulamadaki eksiklikler ile hazır bulunuşluk düzeyinin üzerinde durmuşlardır ve bu konulardaki görüşlerin çok olması bu konuların üzerinde durulması gerektiğini düşündürmektedir. Öğretim elemanlarından 5 i (% 50.0) armoni dersinde, öğrencilerin zorlandıkları konuların sebeplerini, öğrencilerden Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

102 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kaynaklanan, hazır bulunuşluk düzeyinin eksikliğine, 3 ü ise (% 30.0) öğretim elemanından kaynaklanan, öğretim yönteminden olabileceğine işaret etmişlerdir. Verilen yanıtlarda özellikle, hem öğrenciler hem de öğretim elemanları tarafından alt yapı eksikliği üzerinde durulmuştur. Buna göre, Armoni derslerinde hazır bulunuşluk düzeylerini dikkate alarak öncelikle eksiklerin giderilmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, teorik olarak öğretilen konuların piyanoda pratik uygulamadaki eksikliklerinden ileri geldiği gözlemlenmektedir. Piyano ile yapılan uygulamaların artırılması gerektiği anlaşılmaktadır Karşılaşılan zorlukların çözümüne ilişkin öneriler Bu zorlukların çözümü için neler yapılmalıdır? sorusuna öğrenciler, (bkz. Tablo 3a): Çalışmak, derse gereken önemi vermek (n= 52) Teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, uygulama yapmak) (n= 25) Öğretim elemanı dersi yalın, ayrıntılı anlatmalı (n=24) Öğretim elemanı derste yeterince örnek yapmalı (n=24) Armoni ders saati ve ders süresi arttırılmalı (n= 19) yanıtlarını vermişlerdir. Aynı soru armoni dersini okutan öğretim elemanlarına da sorulmuştur. Öğretim elemanlarının verdikleri yanıtlarda en yüksek sırada yer alanlar şunlardır: (n=6) (bkz. Tablo 3b): Ezberlemeden, bilinçlice öğrenip konuları kavramaları (n=4) Çalışmak, derse gereken önemi vermek (n= 4) Teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, uygulama yapmak) (n=3) Müfredattan kaynaklanan, programdaki ders süresinin arttırılması (n=3) Zorlandıkları konuların çözümü için ise, teoride öğrenilenleri pratiğe dökebilmek (yeterince örnek yapmak, tekrar yapmak, piyanoda uygulama yapmak) gerektiğini ifade etmişlerdir. Konuların daha iyi pekişmesi için ise derse giren öğretim elemanının dersi daha yavaş ve ayrıntılı, sınıfın seviyesine göre anlatması gerektiğini vurgulamışlardır. Öğretim elemanlarından 4 ü (% 23.5) zorlukların çözümüne ilişkin çözüm önerilerinde, öğrenciden kaynaklanan sonuçlara getirmişlerdir. 3 ü (%17.6) müfredattan kaynaklanan, programdaki ders süresinin arttırılması gerektiği üzerinde durmuşlardır. 80 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

103 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Hem öğrenci hem de öğretim elemanlarına ait yanıtlarda, armoni dersi ile piyano dersi arasındaki ilişkiyi gösteren yanıtlar görülmekte olup, hem öğrenciler hem de öğretim elemanları aynı düşünceyi savunmuşlardır. Verilen yanıtlarda, öğrenciler kendilerinden kaynaklanan sorunlara çözüm önerileri getirirken, armoni dersinde öğrenilen teorik bilgileri piyanoda pratiğe dökebilmek gerekliliğine değinmişlerdir. Genel olarak, armoni dersinde öğrenilen kuramsal bilgilerin piyanoda uygulaması yapıldığında, konuların daha iyi kavranıp, pekişeceği üzerinde durulmuştur. Armoni dersinde verimin artması için, çok çalışmak gerektiğini ve dersin süresinin artmasının gerekliliğini belirtmişlerdir. 4.2 Tartışma Armoni dersi, Müzik Eğitimi Anabilim dalı öğrencileri için vazgeçilmez öneme sahip olmaları nedeniyle, bu derslerin öğretiminde yaşanan sıkıntıların belirlenmesi ve çözüm önerilerinin ortaya konması büyük önem taşımaktadır. Araştırma yapılan kurumlarda, armoni dersine giren öğretim elemanlarının yeterli sayıda olmadığı, armoni ders süresinin sıkıştırılmasıyla konuların yetiştirilme kaygısıyla hızlı geçildiği ortaya konulmuştur. Armoni dersinin süre olarak yetersiz olması, armoni derslerindeki başarıyı doğrudan etkilemektedir. Çünkü az bir süre ile sınırlı kalan armoni dersi konuları olgunlaşmaya başladığı anda bitmektedir. Armoni dersinin amacına ulaşması için, hem armoni dersine giren öğretim elemanlarının, hem de bu dersi alan öğrencilerin ortak görüşü olarak, armoni derslerinin tüm öğrenim süresince devam etmesi, diğer bir ifadeyle sürenin dört yıla çıkartılmasının gerekli görüldüğü anlaşılmıştır. Armoni dersinde kazanılan teorik bilgilerin piyanoda uygulaması yapıldığında, dersi olumlu yönde etkilediği, konuların daha sağlıklı anlaşıldığı, kavranıldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca, öğretim elemanlarının, öğrencilerine olan olumlu yaklaşımları ile öğrencilerin her şeyden önce sınıf atmosferini sevmesi gerektiğini, bunun için hoş ve ödüllendirici bir ortamın sağlanması gerektiği, bununda öğrenciyi güdüleyeceğini ve başarısını artıracağını belirtmektedirler (Güçlü, 2000). Görüldüğü gibi sınıf ortamında, öğrenci başarısını etkilemede öğretmenin göstereceği davranışlar önemli bir etkiye sahiptir. Öğrencilerin derslerde birçok fikir üretebilme, hızlı düşünebilme, kendi düşüncelerini savunabilme, cesaretli olabilmelerinde etkili olmaktadır. Bu durumda, öğrencilerin armoni dersinde daha verimli oldukları, yeteneklerini, yaratıcıklarını daha iyi sergileyebildikleri sonucuna varılmıştır. Zaten öğrencilerin, öğretim elemanından korkan, huzursuz oldukları bir ortamda başarılı olmalarını beklemek yanlıştır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

104 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Armoni derslerine giren öğretim elemanlarının, derslerle ilgili olarak birbirleriyle fikir alış-verişi yapmaları, programların sağlıklı yürütülmesinde etkili olabileceğini düşündürmektedir. Armoni derslerinde kazanılan teorik bilgilerin kalıcı olabilmesi ve daha bilinçli olarak kullanabilmesi için piyanoda mutlaka pratik yapmak gerektiği, bu bilgi ve becerileri ileride daha doğru, bilinçli ve sağlıklı kullanıp, öğrencilerine doğru aktarabilen müzik eğitimcileri yetiştirmek gerektiği ortaya konmuştur (Taviloğlu, 2005, sözlü mülakat) Eğitim Fakültelerinin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dallarında öğrenim gören öğrencilerin, armoni dersini dört yıl boyunca okudukları düşünüldüğünde, armoni dersindeki gelişimlerindeki önemi yadsınamaz. Ayrıca, araştırma bulgularında, öğrencilerin, armoni dersine ait temel bilgileri yanlış öğrenmelerinin sebebi, çeşitli konular üzerinde yeterince durulmaması veya yanlış bir şekilde öğrencilere aktarılmasından dolayı olduğunu düşündürmektedir. Öğretim elemanları, hem konuları anlaşılır, sade, doğru bir şekilde öğrenciye aktarmalı; hem de alanında yeterli donanıma sahip, bilgilerini öğrencilerin seviyelerine göre farklı öğretim yöntemleriyle öğretebilen, yeni bilgilere açık kişiler olmalıdır. Öğrenciler, öğrendikleri kuramsal bilgileri pratikte kullanabilmelidirler. Dersin konularının daha iyi kavranılması açısından, armoni dersinin teorik kısmında kazandırılan davranışların, uygulamalı kısmında mutlaka piyano kullanılmasının gerekliliği belirlenmiştir. 4.3 Öneriler Müzik öğretmeni yetiştiren kurumlara, müzik öğretmenlerine ve bu alanda çalışan araştırmacılara şu öneriler getirilebilir: 1- Armoni dersinin konularının sıkıştırılması, bilgilerin daha kapsamlı öğrenilmesini kısıtlamaktadır. Dersin 4 yıl sürecince daha detaylı şekilde ve uygulamalı verilmesinin zorlukların aşımında olumlu yönde etkileyeceği anlaşılmıştır. Bu nedenle, armoni derslerinin, dördüncü sınıfa kadar devamı sağlanmalıdır. 2- Armoni derslerine giren öğretim elemanları birbiriyle iletişim halinde olmalıdır. 3- Armoni derslerinde, öğrencilerin derse katılımları sağlanmalıdır. Armoni derslerinde kazandırılan temel kuramsal bilgilerin daha iyi pekişmesi açısından uygulamalı çalışmalara sıkça yer verilmelidir. 4- Armoni dersine giren öğretim elemanı ders dışı verdiği ödevlerle, 82 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

105 Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı öğrencilerin, hem müziksel yaratıcılıklarının, müziksel düşünme yeteneklerinin gelişimine hem de programlı çalışmaya teşvik edebilmelidir. 5- Müzik öğretmeni adaylarının, armoni derslerinde karşılaştıkları hazır bulunuşluk düzeyleri konusunda getirilen çözüm önerilerine göre gereken hassasiyet gösterilmelidir. 6- Müzik öğretmeni yetiştiren kurumlardaki Armoni dersine giren öğretim elemanı sayısının yeterli olmadığı göz önüne alınarak, bu alanda yetişen öğretim elemanı sayısı arttırılmalıdır. 7- Armoni derslerinde kazandırılan temel kuramsal bilgilerin daha iyi pekişmesi açısından uygulamalı çalışmalara sıkça yer verilmelidir. Yapılan örneklerde mutlaka piyano kullanılmalıdır. KAYNAKÇA Askerova, S. (2002). Konservatuar Müzik Eğitiminin Bilimsel ve Eğitsel Temelleri Afyon. Fenmen, M. (1991). Müzikçinin El Kitabı. Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara. Güçlü, N. (2000). Öğretmen Davranışları, Milli Eğitim Dergisi, 147, Sevgi, A. (2003). Nasıl Bir Müzik Öğretmeni. Cumhuriyetimizin 80. Yılında Müzik Sempozyumu, (26-31 Ekim2003), İnönü Üniversitesi, Malatya. Taviloğlu, İ. (2005). Kişisel Görüşme. Taviloğlu, İ. (2006). Kişisel Görüşme. Zuckmayer, Z., Cangal, N. ve Atalay, A. (1997). Müzik Teorisi (Armoni ve Kontrapunkt), Yaygın Yüksek Öğretim Kurumu, Ankara, s.10. Waugh, A. (2000). Klasik Müzik Dinlemede Yeni Bir Yol, Aksoy Yayıncılık, İstanbul. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

106

107

108

109 PORTAGE ERKEN EĞİTİM PROGRAMININ KURUM ORTAMINDA YAŞAYAN 5 6 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARIN GELİŞİMLERİ İLE AİLE KATILIM DÜZEYLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 1 Kazım BİBER 2 Ozana URAL 3 ÖZ Problem Durumu: Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşmaktadır. Sağlıklı bireylerin yetişmesindeki en önemli faktörlerden biri de sağlıklı bir aileye ve sağlıklı bir aile yaşantısıdır. Ayrıca okul öncesi dönemdeki çocuk için en belirgin modeller, zaman ve çevre birlikteliğini paylaştığı annesi ve babasıdır. Ancak her çocuk biyolojik anne ve babası ile büyüme şansına sahip değildir. Aile işlevini yerine getiremediği durumlarda çocuklar devlet kurumlarında bakım ve koruma altına alınmakta, kurum çalışanları da ailenin yerini tutmaktadır. Araştırmanın Amacı: Bu çalışmanın temel amacı, Portage Erken Eğitim Programının kurum ortamında yaşayan 5-6 yaş grubu çocukların gelişimleri ile aile katılım düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Neden-sonuç ilişkilerini belirlemek amacı ile yapılan bu deneysel araştırmada deney ve kontrol gruplarını SHÇEK (Sosyal Hizmetler Çocuk esirgeme Kurumu) bağlı Balıkesir Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası ve İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasında koruma ve bakım altındaki 5-6 yaş grubu 32 çocuk ve 32 grup sorumlusu (24 bakıcı anne, 8 grup öğretmeni) oluşturmaktadır. Deney ve kontrol gruplarının öne-test/son-test verileri Portage Gelişim Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna Portage Erken Eğitim Programı 20 hafta uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Araştırma sonuçları göstermektedir ki, 5 6 yaşında, kurum ortamında yaşayan deney grubu çocukların, ailelerinin yerini tutan grup öğretmeni ve bakıcı annelerine uygulanan Portage Erken eğitim Programı sonrası çocukların; sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim alanlarında anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. 1 Bu çalışma Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü nde yapılan doktora tezinin bir bölümünden özetlenerek hazırlanmıştır. 2 Öğretim Görevlisi Dr. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü. 3 Prof. Dr. Marmara Üniversitesi İlköğretim Bölümü. Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

110 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Önerileri: Bakıcı anne ve grup öğretmenleri çocuk gelişimi konusunda bilgi ve eğitim sahibi olmasına rağmen uygulanan program deney gruplarının lehine farklılık yaratmış olması, kurum çalışanlarının eğitimine bakılmaksızın sürekli hizmet içi programlarla desteklenmesi çocukların gelişim alanlarına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Yuvası, Sosyal Hizmetler, Aile Eğitimi THE EFFECTS OF PORTAGE EARLY EDUCATİON PROGRAM ON FAMİLY INVOLVEMENT AND DEVELOPMENT OF CHİLDREN AT THE AGE OF 5-6 LİVE WİTH THEİR IN SOCİAL SERVİCES AND CHİLDREN PROTECTİON AGENCY ABSTRACT Statement of the Problem: A healthy society is composed of healthy individuals. One of the most important factors in growing healthy individuals is a healthy family and healthy family life. In addition, the most prominent models for a preschool child are his/her mother and father with whom he/she shares time and environment togetherness. However, not all children have the chance to grow up with their biological mothers and fathers. In cases when families do not fulfill their function, children are taken under the care and protection of governmental institutions; employees of these institutions replace the roles of the families. Purpose of the Study: The main objective of this study is to investigate the effects of a family involvement program aimed for employees in charge of 5 to 6 years old children living in child care centers under the control of Social Services and Children Protection Agency (SSCPA). Method of the Study: In this experimental study, conducted to determine cause-effect relationships, experimental and control groups are composed of 32 children between 5 and 6 years old, under the protection and care of Müşerref Yırcalı SSCPA in Balıkesir and İzmir Karşıyaka Child Care Center ; and 32 employees who are responsible for the groups (24 caretakers and 8 group teachers). Pretest posttest data regarding the experimental and control groups were gathered by using The Portage Early Childhood Education Program s Social Development Control List. To the experimental group Portage Early Childhood Education Program was applied 88 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

111 İlköğretim Anabilim Dalı by the researcher in twenty-week period. Findings in this study were evaluated by using SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 program. Findings and Conclusions: Research results show that, after the Portage Program was applied to the caretakers and group teachers replacing the families, the children of the experimental group under the protection of 5-6 years old care centers there are significant differences in social, language, self-care, cognitive and physical developmental areas. Suggestions: The fact that the applied program has created difference in favor of the experimental group, despite caretakers and group teachers have knowledge and professional training about child development, comes up to the conclusion that providing the employees of the institution with continued, in-service training programs regardless of their educational backgrounds could contribute to children s developmental areas. Key Words: Child Care, Family Involvement, Social Services 1. GİRİŞ Modern toplumlarda eğitim alanında yapılan çalışmalar eğitimin nihai amacının sağlıklı bireyler yetiştirmek olarak genellendiğini göstermektedir. Sağlıklı birey kavramı bedensel ve ruhsal sağlıklı, mutlu bireyleri kapsamaktadır. Bir toplum çocuklarının sağlıklı olarak yetiştirerek, eğiterek hedefini ortaya koyduğunda aile ve eğitim kurumlarına büyük rol ve görevler düşmektedir. Aile ve okul sağlıklı çocuklar yetiştirmek için günümüzde daha fazla eğitime gereksinim duyulmaktadır. Ailelere yönelik aile katılım etkinlikleri, aile eğitimleri düzenlenirken, eğitim kurumlarında görev yapan eğiticilere de çeşitli hizmet içi eğitim etkinlikleri sunulmaktadır. Daha sağlıklı, eğitimli ve mutlu çocuklar yetiştirmenin yolunun daha sağlıklı ve eğitimli, işbirliği yapan aile ve öğretmenlerden geçtiği günümüzde yapılan çalışmalar sonucunda anlaşılmıştır. Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşmaktadır. Sağlıklı bireylerin yetişmesindeki en önemli faktörlerden biri de sağlıklı bir aileye ve sağlıklı bir aile yaşantısıdır. Aile; ana, baba ve çocuklardan oluşan, üyeleri arasında karşılıklı sevgi, saygı, dayanışma ve birbirlerine ait olma duygusu bulunan bir topluluktur (Çivi, 1991). Aile, hem çocuğun gelişimsel özelliklerini hem de çocuk eğitimindeki doğru yerini bilmeli, dışarıdan gelebilecek zararlı etkileri ortadan kaldıracak önlemleri almalıdır. Sağlıklı, mutlu, yaratıcı insanlar yetiştirebilmek için ailenin her yaşantıyı en iyi şekilde değerlendirmesi gerekir. Çocuğun böyle bir yaşantıya hazır olması ise ailenin çocuk eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmasını gerektirir (Oktay, 2002). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

112 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Okulöncesi çağı, çocuğun fiziksel, zihinsel, sosyal, ruhsal ve dil gelişimi yönünden en hızlı gelişme gösterdiği, kişiliğinin şekillendiği dönemdir. Çocuğun sağlıklı gelişiminde güdülen amaç, onun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden bütün olarak ele alınmasıdır. Bu dönemde, bireyler arasındaki gelişimsel farklılıkları ortaya çıkaran etkenler, farklı genetik özellikler ve içinde yaşanılan çevredir (Tanyer, 2003; Aydın, 2000; Senemoğlu, 2004). Çocuğun çevresinin maksimum derecede zenginleştirilmesi, yaşam deneyimleri, olumlu kişilik yapılarıyla ilişkiler ve nitelikli uyarıcılarla karşı karşıya bırakılması tüm gelişimi hızlandıracaktır (Ajayi, 2008). Ayrıca okul öncesi dönemdeki çocuk için en belirgin modeller, zaman ve çevre birlikteliğini paylaştığı annesi ve babasıdır. Özellikle bu dönemde annesini ve babasını böylesine etkili birer model olarak alması, çocuğun gelecekteki kişilik yapısını, benlik algısını ve de öz saygısını doğrudan etkiler. Bu etkilenmenin yönü ise ebeveynlerinin tutum ve davranışlarına göre olumlu ya da olumsuz olabilir (Yavuzer, 1999). Çocukta duyuşsal becerilerin gelişimi ise ailenin çocuğun gelişim özelliklerini bilerek buna uygun eğitim verilmesi ile gerçekleşir (Aytaç, 2000). Bu bağlamda okul, eğitim-öğretim görevini yerine getirirken aile ortamının çocuk üzerindeki etkisini görmeli ve bu etkiden yola çıkarak bir eğitim ortamı hazırlamalıdır (Gürşimşek, 2003). Pek çok araştırma şu değişmez gerçeği ortaya koymaktadır; insanoğlunun ruh sağlığı ve hatta fiziksel sağlığı ancak uygun aile ortamında ve anne ihtimamında gerçekleşebilmektedir. Nitekim deneysel alandaki çalışmalar da bu noktayı vurgulamaktadır. Örneğin Krech in (1962), çoklu çevresel uyaranların zihinsel gelişimdeki rolüne işaret eden ilginç araştırma bulguları, zengin uyaran ortamında yetişen farelerin beyin seviyelerindeki doku ve yapılanma miktarları ile beyin kimyalarının, daha fakir uyaran çerçevesinde yetişenlerinkine kıyasla, çok daha üstün bir gelişim gösterdiğini ortaya koymuştur (Çörüş, 2005). Bir çocuğun en iyi bakılıp korunacağı yer kuşkusuz sağlıklı bir aile ortamıdır. Ancak her çocuk biyolojik anne ve babası ile büyüme şansına sahip değildir. Aile, boşanma, ölüm, dağılma ya da başarısız ana baba ilişkileri nedeniyle işlevini gereği gibi yerine getirmeyebilir. Bu durumda çocuğun korunması sorunu ortaya çıkabilir (Polat, 2001). Bu çocuklar ülkemizde tarihinde kabul edilen, tarih ve sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu kapsamında korunma altına alınmaktadır. Bu kanuna göre; Korunmaya Muhtaç Çocuk; beden, ruh, ahlak gelişimleri tehlikede olup; ana veya babasız, ana ve babasız, Aana veya babası veya her ikisi de belli olmayan, ana veya babası veya her ikisi tarafından terk edilen, ana veya babası 90 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

113 İlköğretim Anabilim Dalı tarafından ihmal edilip fuhuş, dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuklardır (T.C. Resmi Gazete, 1983). Gerek Aileden alınarak gerekse terk edilme sonucu kurum bakımı hizmeti almaya başlayan çocuk için kurum, aile yerine geçer. Bu nedenle kurum, çocuğun duygusal gereksinimlerini karşılamak, eğitim almasını ve sosyalleşmesini sağlamak ve onu denetlemek zorundadır. Ancak bu kurumlar işlevlerini istenilen nitelikte yerine getiremedikleri için, burada bulunan çocukların psiko-motor ve dil becerilerinde gerilikler görülmekte, zekâları uyaranların yetersizliği nedeniyle yeterince gelişememektedir (Tuzcuoğlu, 1989). Kurum bakımındaki çocukların gelişimlerinin anne yoksunluğu nedeni ile yavaşladığını ya da bir süre için gerilediğini savunan araştırmalar, kurum bakımı sürekli olduğunda ve koşullarda düzelme olmadığında kurum çocuklarındaki gelişimsel geriliklerin kalıcı izler bırakabileceğini belirtmektedir (Çukur, 1994). Kurum bakımının çocuğun gelişimi üzerindeki etkisine ilişkin Saltz tarafından 81 çocuk üzerinde yapılan araştırmada, kısa süreli anne eğitim programının kurum çocuklarının zihinsel ve sosyal gelişimleri üzerine etkisi incelenmiştir. Araştırmada deney grubuna kısa süreli anne programı uygulanmış, kontrol grubuna kurum bakımına ek olarak hiçbir program uygulanmamıştır. Araştırma sonucunda deney grubunun sosyal gelişim puanlarının ve IQ puanlarının önemli ölçüde farklılık gösterdiği bulunmuştur (Saltz, 1973). Benzer bir çalışma Dennis, tarafından bir yuvada yetişmiş bebeklerle yapılmıştır. Her 10 bebek için sadece bir bakıcının mevcut olduğu, yuvada bebeklerin nadiren kucağa alındıklarını ve karyola kenarlarını örten çarşaflar nedeniyle bebeklerin çevrelerini göremediklerini, yaşamın ilk dört ayında kundaklanan bu bebeklerin kol ve bacaklarının hareketlerinin kısıtlanmış olduğunu gözlemlemiştir (Dennis, 1973). Tabassam (1993), kurum bakımı altındaki 80 erkek çocuk ile aileleri yanında kalan 80 erkek çocuğun kişilik yapılarını ve zekâlarını karşılaştırmıştır. Sonuçta, kurum bakımında olan çocukların IQ skorları aile yanında kalanlardan daha az bulunmuştur. Kadlec ve Cermak ın (2002) çalışmalarında, Romanya da kurum bakımında olup 32 ila 82 aylıkken evlat edinilen çocukların davranışları ve kurum bakımında kalma uzunlukları ile Amerika da doğan kontrol grubu (yaş ve cinsiyet eşitlenmiş) karşılaştırılmıştır. Sonuçta, ilk gruptaki çocuklar organizasyon, duyuşsal davranışlar ve aktivite seviyesi bakımından, diğer gruba göre daha fazla problem davranış sergilemişlerdir. İhmalin çocuk gelişimini nasıl biçimlendirdiğine dikkat Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

114 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi çeken boylamsal bir araştırma, Hildyard ve Wolfe (2002) tarafından yapılmıştır. Duyuşsal olarak ihmal edilen katılımcılar, Bayley Scales of Infant Deveopment Test inde en dramatik sonuçları alan grup olmuştur. Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuna (SHÇEK) bağlı çocuk yuvalarında korunma ve bakım altındaki 5-6 yaş grubu çocukların (yuva çocukları) tamamı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel veya ilköğretim okullarının anasınıflarına devam etmektedir. Çocuk yuvalarında korunma ve bakım altındaki çocuklarında devam ettiği eğitim kurumlarında da aile eğitim programları, anne-babaların, çocuklarının gelişim ve eğitimlerine katılımlarını sağlamak amacı için düzenlenmektedir. Ancak, uygulanan çeşitli aile eğitim programları incelendiğinde, temel amaçlarının aynı olmasına rağmen, uygulamada farklı yöntemlerin kullanıldığı görülmektedir. Uygulanan bu farklı yöntemlerin hedef kitlesinde hiçbir zaman korunma ve bakım altındaki çocuklar olmamıştır. Toplumsal değişmeler yavaş yavaş aileye biçilen farklı rol, sorumluluk ve görevler beraberinde çocuk ve aileye yönelik eğitimler, farklı aile eğitim programları ve bu programlara işlerlik kazandırılmasına neden olmuştur. Günümüzde toplumsal ihtiyaçların ortaya çıkardığı program yaklaşımları şu şekilde sıralanabilir (Ural, 2010; Ural, 2005). Okulda çocuklara uygulanan program yaklaşımı, Aileye uygulanan program yaklaşımı, Çocuk ve aileye birlikte uygulanan program yaklaşımı, Çocuk, aile ve topluma birlikte uygulanan program yaklaşımıdır. Bu yöntemlerden Okulöncesi Eğitimle Bütünleştirilmiş Aile Eğitimi Yaklaşımı nın yuva çocukları açısından daha etkili olabileceği düşünülmektedir. Çünkü bu yaklaşımın özelliği, okulöncesi eğitim kurumuna devam eden çocuklara, ana-babalarına, aynı kurumda ve ya evlerinde eğitim verilmesidir. Yaklaşımın amacı, çocukların eğitim programı ile aile eğitim programının bütünleştirerek; çocuğun fiziksel, sosyo-duygusal, zihinsel gelişimini, konuşma becerilerini ve sözcük dağarcığını arttırmak, okulda başarılı olmaları için hazırlamaktadır. Özellikle kavram gelişimi ve dil gelişimiyle ilgili etkinliklerle, çocuğun zihinsel süreçleri ve sembolik ifadesi geliştirilmiş olur. Psiko-motor becerilerden, sembolik işlemlere kadar, bütün sınıf içi etkinlikler, çocuğun gelişimine göre aşama aşama gerçekleştirilir. 92 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

115 İlköğretim Anabilim Dalı 2. ARAŞTIRMANIN AMACI Bu çalışmanın temel amacı, Portage Erken Eğitim Programının kurum ortamında yaşayan 5 6 yaş çocuklarının gelişimleri ile aile katılım düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçların gerçekleştirilebilmesi için aşağıdaki hipotezler sınanmıştır. 1. Deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır Deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği alt boyutlarının öntest ve son-test puanları arasında fark vardır. 2. Kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında fark yoktur Kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği alt boyutlarının öntest ve son-test puanları arasında fark yoktur. 3. Deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni/ bakıcı anne) Aile Katılım Ölçeğinden aldıkları ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır Deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni/bakıcı anne)aile Katılım Ölçeği alt boyutları ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır. 3. YÖNTEM Bu bölümde araştırmanın modeli, çalışma grubu, deseni, veri toplama araçları, veri toplama işlemi ve toplanan verilerin analizinde kullanılan istatistiksel yöntem ve teknikler sunulmuştur Araştırmanın Modeli Bu araştırma, Portage Erken Eğitim Programının kurum ortamında yaşayan 5 6 yaş çocuklarının gelişimleri ile aile katılım düzeyleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilen deneysel bir çalışmadır. Çalışmada deneysel desene bağlı olarak deney ve kontrol grupları oluşturulmuştur. 5 6 yaş çocukların gelişim alanları (dil, sosyal, özbakım bilişsel, fiziksel) Portage Gelişim Ölçeği ile saptanmıştır. Deney gruplarında yer alan yetişkinlere Portage Erken Eğitim Programı ve Aile Katılım Ölçeği araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Araştırmada bağımlı değişken beş-altı yaş çocuklarının gelişim alanları (dil, sosyal, özbakım, bilişsel, fiziksel) bağımsız değişken ise; çocukların gelişim alanları üzerine etkisi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

116 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi incelenen Portage Erken Eğitim Programı ve aile katılım düzeyidir. Araştırmada uygulamalar başlamadan önce ve deneysel işlemlerin bitiminden sonra ön-test ve son-test uygulanmıştır. Bu araştırmanın deseni, ön-test-son-test kontrol gruplu deneme modelidir. Tablo 3.1 de araştırmanın deseni sunulmuştur. Deney Grubu Tablo Araştırma Deseni Gruplar Yuva Çocukları Grup Sorumluları Ön-test Uygulaması Portage Gelişim İşlemler 5-6 yaş çocuklarının Sosyal, Dil, Son-test Uygulaması Portage Gelişim Ölçeği Özbakım, Bilişsel, Psikomotor Ölçeği Aile Katılım gelişime yönelik Portage Erken Aile Katılım Ölçeği Ölçeği (AKÖ) Eğitim Programı Etkinlikleri (AKÖ) Kontrol Grubu Yuva Çocukları Grup Sorumluları Portage Gelişim Ölçeği, Aile Katılım Ölçeği (AKÖ) Bu gruba herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Portage Gelişim Ölçeği Aile Katılım Ölçeği (AKÖ) 3.2. Araştırmanın Çalışma Grubu Araştırmanın çalışma grubunu bir okul öncesi kuruma devam eden, Balıkesir Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası ve İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasında korunma ve bakım altındaki 5-6 yaş grubu 64 çocuk ve bu kurumlarda görev yapan 64 grup sorumlusu (grup öğretmeni/bakıcı anne) oluşturmaktadır. Çalışma grubunun oluşturulmasında grup eşleştirme tekniği kullanılmıştır (Büyüköztürk, 2007). Deney ve kontrol gruplarının aynı dönemde eğitim gören, aynı yaş ve cinsiyetteki çocuklardan oluşmaktadır. Tablo 3. 2 de SHÇEK e bağlı kurumlarda korunma ve bakım altındaki 5 6 yaş çocukların cinsiyete göre dağılımı görülmektedir. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan 5-6 Yaş Çocukların Cinsiyet Dağılımları Çocuk Yuvaları Kız Erkek Toplam Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvası Toplam Tablo 3. 2 de görüldüğü gibi Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvasından 25 çocuk, İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasından 55 çocuk 5 6 yaş grubunu oluşturmaktadır. Bu çocuklardan özel eğitime ihtiyacı olan çocuk bulunmamaktadır. Bu çocuklar ortalama 8-10 kişilik gruplar halinde kurumda bakılmaktadır. Her grup da öğretmen unvanlı bir grup öğretmeni, en az kız meslek lisesi çocuk gelişimi mezunu ya da çocuk gelişimi sertifika programı mezunu bakıcı anne bulunmaktadır. 94 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

117 İlköğretim Anabilim Dalı 3.3. Deney ve Kontrol Grupları Bu çalışma ön-test/son-test, kontrol gruplu deneysel bir çalışma olduğundan çalışma grubunun içinden deney ve kontrol grupları belirlenmiştir. Bu araştırmanın deney ve kontrol gruplarını, SHÇEK e bağlı Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası ve İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasında korunma ve bakım altındaki 5-6 yaş grubu çocuklar ve grup sorumluları (grup öğretmeni/bakıcı anne) oluşturmaktadır. Deney ve kontrol gruplarının oluşturulmasında grup eşleştirme tekniği kullanılmıştır (Büyüköztürk, 2007). Deney ve kontrol grupları aynı dönemde eğitim gören, aynı yaş ve cinsiyetteki çocuklardan oluşmaktadır. Çalışmada deney ve kontrol grupları kullanıldığından, araştırmaya başlamadan önce gruplar arasında mümkün olan en üst düzeyde eşleştirmeyi yapmak amacıyla şu hipotezler sınanmıştır. 1. Kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeğinden aldıkları ön-test puanları arasında fark yoktur. 2. Kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol gruplarını oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni/bakıcı anne) Aile Katılım Ölçeğinden aldıkları ön-test puanları arasında fark yoktur. Bu hipotezlere göre elde edilen bulgular şöyledir. Kurum ortamında yaşayan çocuklardan oluşan deney ve kontrol gruplarına ilişkin kurulan Kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol grubu çocukların Portage Gelişim Ölçeğinden aldıkları ön-test puanları arasında fark yoktur hipotezine ilişkin verilerin sınandığı tablo 3. 3 de aşağıda sunulmuştur. Tablo Kurum ortamında Yaşayan Deney ve Kontrol Grubu Çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği Ön-test Puanlarının Analiz Sonuçları Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t p Deney Grubu ,72 42,91 62,59,553 Kontrol Grubu ,03 26,45 Anlamlılık düzeyi: p<0,05 Tablo 3. 3 incelendiğinde kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol grubu çocukların Portage Gelişim Ölçeğinden aldıkları ön-test puanlarının ortalaması, deney grubu için 118,72 ve standart sapması 42,91 olarak bulunmuştur. Bununla birlikte aynı ölçek uygulanan kontrol grubu çocukları için ön-test puanları ortalaması ise 124,03 ve standart sapmaları 26,45 olarak hesaplanmıştır. Ön-test puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı, bağımsız gruplar için t testi ile yoklanmış, hesaplanan p değeri ve %95 güven aralığında anlamlılık düzeyine göre,553 olarak Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

118 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi tespit edilmiştir. Kontrol ve deney gruplarının arasında ön-test puanları göz önüne alındığında anlamlı bir farklılık gözlenmemiş ve bir denkliğin varlığı tespit edilmiştir. Kurum ortamında yaşayan çocukların ailelerinin yerini tutan grup sorumlusu/ bakıcı annelere yönelik Kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol gruplarını oluşturan çocukların grup sorumlularının Aile Katılım Ölçeğinden aldıkları ön-test puanları arasında fark yoktur hipotezi bağımsız gruplar için t testi ile yoklanmış sonuçlar tablo 3.4 de verilmiştir. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Deney Ve Kontrol Grubunu Oluşturan Çocukların Grup Sorumlularının Aile Katılım Ölçeği Ön-Test Analiz Sonuçları Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t p Deney Grubu 32 94,88 8,42 Kontrol Grubu 32 95,81 8,67 62,77,579 Anlamlılık düzeyi: p<0,05 Tablo 3. 4 incelendiğinde kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol gruplarını oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni ve bakıcı anne) Aile Katılım Ölçeği puanlarının karşılaştırılması yapılmıştır. Deney grubunun ölçekten aldığı puan ortalaması 94,88 ve standart sapmaları 8,42 olarak belirlenmiş ve kontrol grubunun ölçekten aldığı puan ortalaması ise 95,81 olarak hesaplanmıştır. Kurum ortamında yaşayan deney ve kontrol gruplarını oluşturan çocukların grup sorumlularının Aile Katılım Ölçeğinden aldıkları ön-test puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı, bağımsız gruplar için t testi ile yoklanmış, hesaplanan p değeri ve %95 güven aralığında anlamlılık düzeyine göre,579 olarak tespit edilmiştir. Kontrol ve deney gruplarının arasında ön-test puanları göz önüne alındığında anlamlı bir farklılık gözlenmemiş ve bir denkliğin varlığı tespit edilmiştir. Bu bulgu ilgili hipotezi doğrulamaktadır. Ayrıca bu hipotez bulguları deney ve kontrol gruplarının çalışmaya başlamadan önce birbirine denk olduğunu göstermiştir Çalışma Grubunun Demografik Özellikleri Kurum ortamında yaşayan 5-6 yaşındaki 64 çocuğun ve 64 grup sorumlusunun demografik bilgileri, aşağıda yüzde ve frekans dağılımları tablolar halinde sunulmuştur. 96 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

119 Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Çocukların Anne ve Babalarına İlişkin (Sağ, Vefat, Ziyaret Durumu Ve Sıklığı) Bilgilerin Yüzde ve Frekans Dağılımı Tablosu Anne Baba Anne Baba Ziyaretçi Ziyaret Eden Ziyaretler Ziyaret Sıklığı İlköğretim Anabilim Dalı f % ss Sağ 53 82,8 Vefat 8 12,5,519 Bilinmiyor 3 4,7 Sağ 49 76,6 Vefat 7 10,9 Bilinmiyor 8 12,5,698 Birlikte 12 18,8 Birlikte Değil 52 81,3,393,484 Anne 20 31,3 Var Yok ,1 35,9 Baba 13 20,3 Anne-Baba 14 21,9 1,433 Anne Akrabası 10 15,6 Düzenli 33 51,6 Düzensiz 15 günde 1 kere ,4 10,9 Baba Akrabası 7 10,9,504 Ayda 1 kere 16 25,0 2-3 ayda 1 kere Belirsiz ,8 45,3 1,076 Tablo 3. 5 incelendiğinde, çocukların %83 ünün annesi sağ, %4,7 sinin ise annesi bilinmemektedir. Annesi bilinmeyen çocuklar doğum sonrası terk edilen ve bulunduktan sonra kolluk kuvvetlerince yapılan araştırmada annesi tespit edilemeyen çocuklardır. Bu çocuklar yuva kayıtlarına terk bebek olarak geçmektedir. Babaların ise %76,6 sı sağ ve %12,5 bilinmemektedir. Yuva çocuklarının anne babalarının %82 si ayrı yaşamaktadır. Bu bulgu, yuva çocuklarının çoğunluğunun, parçalanmış ailelerden geldiği ya da tek ebeveynli olup anne ya da babasının bilinmediği şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca boşanan çiftlerin çocuklarını istememesi veya çocuklarına bakacak ekonomik güce sahip olmamaları durumunda Aile Mahkemeleri çocukların yuvalara yerleştirilmesini ön görmektedir. Bu nedenle anne babası ayrı olan çocukların bazıları boşanma nedeniyle de yuvada bakım ve koruma altına alınmış olabilirler. SHÇEK ilgili yönetmeliklerinde yuva çocuklarının hangi nedenlerden dolayı yuvada kaldığına ilişkin bilgiler bakım ve koruma altındaki çocukların özel hayatının gizliliği gerekçesiyle araştırmacıya vermemektedir. Ancak bu çocukların terk, boşanma, şiddet, tacize maruz kalma ve ekonomik yoksunluk nedenlerinden bir ya da birkaçına istinaden yuvada bakım ve koruma altına alınabilmektedir. Kurum bakımındaki çocukların %64 ünün ziyaretçisi vardır. Fakat bu ziyaretlerin %49 u düzensizdir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

120 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Ziyaret sıklığına bakıldığında %45 inin belirsiz aralıklardan oluşmaktadır. Ziyarete ilişkin bu bulgular birbirini desteklemektedir. Çocukların ziyaretçilerine kimler olduğuna bakıldığında %31 ini anneler, %20 sini babalar, % 15 ini ise anne akrabaları oluşturmaktadır. Kurum bakımındaki çocukların ailelerinin yerini kurum çalışanları almaktadır. Çocukların yaş aralıkları dikkate alınarak oluşturulan grupların sorumluluğu ve bakımı ilgili kişilerce yapılmaktadır. Grup sorumlusu olarak adlandırılan kişiler mesai saatlerinde çocuklarla birlikte olurken bakıcı anneler günün 24 saati vardiya sistemiyle çocuklarla birlikte olmaktadır. Yuva çocuklarının aileleri yerine geçen grup öğretmeni ve bakıcı annelere ilişkin demografik bilgiler tablo 3. 6 da sunulmuştur. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Çocukların Grup Sorumlularına (Bakıcı Anne ve Grup Öğretmenleri) İlişkin (Yaş, Öğrenim Durumu, Medeni Durum, Çocuk Sahibi Olma, Alınan Eğitim) Bilgilerinin Yüzde ve Frekans Dağılım Tablosu Bakıcı Anne Yaş Bakıcı Annenin Öğrenim durumu Bakıcı annenin Çalışma durumu Çalışma grubu Bakıcı Anne Medeni Durum Bakıcı Anne Çocuk Sahibi Bakıcı Anne Portage Eğitimi Grup Öğretmeninin Yaşı Grup Öğrt Cinsiyet Grup Öğretmeninin Öğrenim Durumu Grup Öğrt.Medeni Durum Grup Öğretmeni Çocuk Sahibi Grup Öğretmeni Portage Eğitimi f % ss yaş 9 18, yaş 18 37, yaş 21 43,8 Lise (Kız Meslek Lisesi) 34 70,9 Y.Okul (Çocuk Gelişimi) 7 14,6 Lisans (Okul Öncesi) 6 12,4 Y.Lisans Vardiyalı ,1 100 Vardiyasız yaş yaş Evli 21 43,8 Bekâr 27 56,2 Evet 10 20,8 Hayır 38 79,2 Aldı - Almadı , , , , ,0 Erkek 4 25 Bayan Y.Okul (Çocuk Gelişimi) 2 12,5 Lisans (Eğitim Fakültesi) 13 81,3 Y.Lisans 1 6,2 Evli 14 87,5 Bekâr 2 12,5 Evet 13 81,2 Hayır Aldı ,8 25 Almadı 12 75,958,971,000,000,504,584,000,943,519,954,423,434, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

121 İlköğretim Anabilim Dalı Tablo 3. 6 ya bakıldığında, çocukların 48 bakıcı anneleri ve 16 grup öğretmeni bulunmaktadır. Bakıcı annelerin yarısından fazlası (%57) 28 yaşın altındadır. Yaklaşık %20 si de yaş aralığındadır. Bakıcı annelerin hepsi kadındır. Bakıcı annelerin eğitim durumlarıyla ilgili, Çocuk Yuvasının yönetmeliğinde Bakıcı anne olunabilmesi için en az Kız Meslek Liselerinin çocuk gelişimi bölümünden mezun olunması gerekmektedir. Örneklemi oluşturan bakıcı annelerinde %71 i lise mezunu ve bunların tamamı Kız Meslek Lisesi çocuk gelişimi bölümünü bitirmişleridir. %15 i çocuk gelişimi ön lisans mezunu, %12 si ise Lisans Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Bakıcı annelerin tamamı (%100) kurumlarda vardiya sistemiyle çalışmaktadır. Örneklemde yer alan bakıcı anneler sadece 4-6 yaş grubu çocuklarla ilgilenmektedir. Bakıcı annelerin hiç biri (%100) Portage Erken Eğitim Programına ilişkin eğitim almamıştır. Bakıcı annelerin %44 ü evli ve %20 si çocuk sahibidir. Grup öğretmenlerinin % 82 si 43 yaş ve üstündedir. Bu öğretmenlerin 4 tanesi (%25) erkek, 12 (%75) si kadındır. Eğitim düzeyine bakıldığında %82 si lisans eğitimini eğitim fakültelerinin çeşitli bölümlerinde tamamlamışlardır. Grup öğretmenlerinin 4 tanesi (%25) Portage Erken Eğitim Programına ilişkin eğitim almıştır. Grup öğretmenlerinin %88 i evli ve %82 si çocuk sahibidir. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Çocuklara İlişkin (Cinsiyet, Doğum Yılı, Boy, Kilo, Kardeş Durumu, Kreş Eğitimi ve Anaokuluna Devam Durumu) Bilgilerin Yüzde ve Frekans Dağılımı Tablosu f % ss Cinsiyet Kız Erkek ,504 Doğum Yılı , cm 35 54,7 Boy cm 28 43,8, cm kg ,6 70,3 Kilo kg 18 28,1, ve üstü kg 1 1,6 Kardeşi yok 18 28,1 Kardeş 1 3 kardeş 23 35,9, kardeş 23 35,9 Yuvada Kardeş Kardeşi var 57 89,1 Kardeşi yok 7 10,9,315 1 kardeş 26 40,6 Yuvadaki Kardeş Sayısı 2 kardeş 20 31,3,973 3 kardeş 11 17,2 Yatak Odasında 2 4 kişi 5 7 kişi ,9 39,1,983 Anaokulu 1 yıl ,000 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

122 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 3. 7 de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı bakım ve koruma altında kurum bakımı sunulan yuva çocuklarına ilişkin demografik veriler yer almaktadır. Tablo 3. 7 incelendiğinde, kurum ortamında yaşayan çocukların 32 si (%50) kız 32 si de (%50) erkektir. Aynı zamanda bu çocukların 32 si (%50) 2005 yılı, 32 de (%50) 2006 yılı doğumludur. Bu çocukların %55 inin boyu 100 cm ve altında, %70 i de 25 kg ve altında kiloya sahiptir. Bereket (2011), beş-altı yaş boy uzunluğu alt sınır kız ve erkekler için 0,5 farklılık göstermekle birlikte 98 cm üst sınır ise 115 cm olarak, kilo ise alt sınır 14kg üst sınır ise 28 kg olarak belirtmektedir. Kurum ortamında yaşayan çocukların Bereket in (2011) belirttiği boy-kilo gelişim ölçümlerinin alt sınırına daha yakın, oldukları şeklinde yorumlanabilir. Kurum ortamında yaşaya çocukların %36 sı 4 6 arası kardeşe sahiptir. Bu durum yuva çocuklarının anne ve babalarının aile birlikteliği ve bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olma gibi konularda yeterli eğitime sahip olmadıkları şeklinde yorumlanabilir. SHÇEK yuva yönetmeliklerine istinaden bu çocukları kardeşlerinin aynı anne ve babadan olup olmadıklarına ilişkin verilerin araştırmacıya verilmesi yasak olduğundan bu bulgu yuva çocuklarının bazılarının ortak ebeveynlerden olmadıkları şeklinde de yorumlanabilir. Yuvadaki çocukların %89 unun en az bir kardeşi de yuvada yaşamaktadır. %32 sinin ise iki kardeşi çocuk yuvasında bakım ve koruma altındadır. Bu çocukların yuvalarda kendi odaları olmayıp ortak kullanım alanları dışında yatak odalarına bakıldığında %61 i 2 4 kişilik odalarda %40 ı da 5 7 kişilik odalarda uyumaktadır. Kurum ortamında yaşayan bu çocuklarının tamamı (%100) bir yıldır anaokuluna devam etmektedirler. Deney ve kontrol gruplarını oluşturan kurum ortamında yaşayan çocukların yaş ve cinsiyet dağılımları tablo 3.8 de verilmiştir. Çocuklar Tablo 3.8. Deney Kontrol Grubu Çocuklarının Yaş ve Cinsiyetlerine ilişkin Frekans Dağılımı Gruplar Kız Erkek 5 Yaş 6 Yaş Toplam f % f % f % f % f % Deney Grubu Kontrol Grubu Toplam Tablo 3.8 de görüldüğü gibi Sosyal Hizmetler ve Çocuk esirgeme Kurumu (SHÇEK) Balıkesir ve İzmir İl Müdürlüklerine bağlı çocuk yuvalarında bakım ve koruma altındaki 5-6 yaş çocuklardan yaş ve cinsiyet eşitlenerek yansız olarak deney ve kontrol grupları oluşturulmuştur. Deney ve kontrol grupları eşit sayıda olmak üzere toplam otuz iki çocuktan oluşmaktadır. 100 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

123 İlköğretim Anabilim Dalı Grup Sorumluları Tablo 3.9. Deney Kontrol Grubu Grup Sorumlularının frekans dağılımı Gruplar Bakıcı Anne Grup Öğretmeni Toplam f % f % f % Deney Grubu Kontrol Grubu Toplam Tablo 3.9. da görüldüğü gibi 64 grup sorumlusu çalışma grubunu oluşturmaktadır. Balıkesir Müşerref Yırcalı Çocuk Yuvası ve İzmir Karşıyaka Çocuk Yuvasında 4-6 yaş da görev yapan bakıcı anne ve grup öğretmeninden oluşan grup sorumlularının 32 si deney grubunu 32 ise kontrol grubunu oluşturmaktadır Veri Toplama Araçları Bilgi Formu Çocuğun yaşı, cinsiyeti, kardeş sayısı, boyu, kilosu, ziyaretçi durumunu, ziyaret sıklığı, anne ve babasına ilişkin olarak sağ, ölü, birliktelik durumu, çocuğun yaşadığı yuvadaki grup öğretmeni ve bakıcı annelere yönelik olarak, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma şekli, medeni durum ve çocuk sahibi olma durumunu tespit etmemizi sağlayan bilgi formunu ifade eder. Buradaki bilgilere kurum izni ölçüsünde çocukların kabul dosyalarındaki bilgilerden ulaşılmıştır Portage Erken Eğitim Programı Portage kırsal bölgede yaşayan çocukların gereksinimlerini karşılamak üzere 1970 lerin başlarında ABD nin Wisconsin eyaletinin Portage kentinde geliştirilmiştir. Proje çalışanları beceriler için ölçüt bağımlı kontrol listelerini geliştirmek için çocuk gelişiminde var olan araştırmaları ve norm-referenced standardize edilmiş araçları kullanılmıştır (Eraslan, Çalışkan ve Özmen, 1997) yılında İngiltere de uygulanmaya başlanmasından sonra program sürekli büyümüş ve artık kurumlaşmıştır. National Portage Association (İngiltere Ulusal Portage Birliği) 1985 de kurulmuş ve Portage servislerinin sayıları, giderek artmıştır (Eraslan, Çalışkan, Özmen, 1997). Portage Proje ekibi tarafından iki kez gözden geçirildi ve 30 farklı dile çevrildi yılında ise yeniden gözden geçirilmiş hali olan New Portage Guide olarak yayımlanmıştır (Uzundemir, Marangoz, 2001). Russell, (2007) yapmış olduğu çalışmasında İngiltere de Portage Erken Eğitim Programını uygulayan 31 yerel yönetimden Ulusal Portage Derneği (NPA) aracılığıyla destek alan aileleri tespit ederek bu ailelere Portage Erken Eğitim Programına ilişkin görüşleri sorulmuştur. Yerel yönetimlerce hükümet politikası Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

124 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi haline getirilmesinin gerekliliğinin vurgulandığı çalışmada aile odaklı, oyun merkezli ve yapılandırılmış öğretimin yer aldığı Portage hizmetinin aileler tarafından erişilebilirliğinin artırılmasının önemi üzerinde durulmaktadır. Araştırmalar Araştırmacı Tablo Portage Erken Eğitim Programının Kullanıldığı Deneysel Çocuk Sayısı Çocuğun Yaşı (ay) Bulguları Cochran and Shearer Dokuz aylık periyotta çocuklar IQ ortalama 18 puan artış olmuştur. Inciong Özbakım %36, psikomotor %43, bilişsel %45 ve sosyal gelişim %61 oranında artmıştır. Kohli Gelişim alanlarda ortalama değişiklikler Sosyal %2, Bilişsel %10, Dil %15, Bebek uyarım %24 Kohli Üç grubunda beceri ve gelişimsel eksiklikleri vardı. Program sonunda üç grup içinde önemli kazanımlar elde edilmiştir. Güvenirlilik Düzeyi p<0.01 p<0.05 p<0.01 Üç grup içinde p<0.01 Oakland-1997 Thorburn Genel gelişimi gecikmiş çocuklarda katkı sağlamıştır. Portage Kontrol listesi ile ölçülen çocukların p<0.01 p<0.05 gelişimlerinde ölçeğin alt gelişim alanlarındaki farklılık kontrol grubunda 0.7, uygulama sonrası deney grubunda ise 2.0 olarak bulunmuştur. Kaynak: The Portage Guide to Early Intervention : An Evaluation of Published Evidence (Brue, Oakland, 2001). Tablo 3.10 da Brue ve Oakland ın (2001) Portage Erken Eğitim Programının kullanıldığı 60 deneysel araştırmanın sonuçlarının özetlendiği tablodan bir kısmına yer verilmiştir. Tabloda da görüldüğü gibi 0-6 yaş arasındaki çocuklardan seçilen çalışma grupları ile yapılan araştırmalar göstermektedir ki Portage Erken Eğitim Programı işlem sonrası deney grubu çocukların gelişimlerini desteklemekte ve kontrol grubuna göre deney gruplarında anlamlı farklılık yaratmaktadır. Bu araştırmalar Portage Erken Eğitim Programının etkililiğinin ortaya konması açısından değerlendirilebilir. Türkiye de çocukların değerlendirilmesine yönelik kullanılan testler, gelişmiş ülkelerdeki testler ile benzerlik göstermektedir. En sık kullanılan testler arasında ise, Denver Gelişimsel Tarama Testi ile Küçük Adımlar Erken Eğitim Programı Gelişim Becerileri Envanteri ve Portage Kontrol Listesi yer almakta, değerlendirmelere göre bireyselleştirilmiş aile hizmeti planı hazırlanmaktadır (Sucuoğlu, 2005). Türkiye de Portage Erken Eğitim Programının kullanımı 1993 yılından beri sürmektedir. Araştırmada kullanılan Portage Erken Eğitim Programı Kontrol Listesi programın Türkiye ye uyarlamasında Gelişim Ölçeği olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmada da Portage Erken Eğitim Programı Kontrol Listesi, gelişim ölçeği adıyla 102 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

125 İlköğretim Anabilim Dalı kullanılmıştır. Portage Gelişim Ölçeği, altı gelişim alanından ve altı yaş bölümünden oluşan 691 maddeden oluşmaktadır. Portage Erken Eğitim Programının 3 kısmından birisi olan gelişim ölçeği; özbakım becerileri, fiziksel gelişim, sosyal gelişim, bilişsel gelişim, dil gelişimi olmak üzere beş alt bölümden oluşmaktadır. Sadece bebeklerde uyarım kısmının alt bölümü yoktur. Her alt bölümde 0-1 yaş, 1-2 yaş, 2-3 yaş, 3-4 yaş, 4-5 yaş ve 5-6 yaş grubuna ait maddeler vardır. Çocuk, kendi yaş grubunun alt bölümlerinden aldığı toplam puanlarla değerlendirilir. Bu modelin dört temel ilkesi bulunmaktadır: Anne-baba-çocuk etkileşimi eğitim sürecinin temelini oluşturmaktadır. Eğitime aile rehberlik etmektedir. Ailenin günlük yaşamı içinde yaptıkları aile yaşamını yansıtır ve ev ortamını oluşturur. Yapılan gözlemler anne baba ve eğitimci arasındaki görüşmelerde alınacak kararların temelini oluşturur (Eraslan, Çalışkan, Özmen, 1997). Portage Gelişim Ölçeği 5 6 yaşındaki 114 çocuğa kullanılarak geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmıştır. Bu ölçekle birlikte psikolojik testler, özellikle SB (Fin), WISC-R ve WPPSI aynı zamanda Merrill-Palmer, Bayley, Leiter ve WAIS testleri yapılmıştır. İç tutarlılık güvenirlilik katsayıları, alanlara göre sosyalleşme 0.80, dil 0.81, özbakım 0.73, bilişsel 0.70, psikomotor 0.75 olarak hesaplanmıştır. Tüm ölçek için olarak belirlenmiştir (Arvio, M.; Hautamaki, J. and Tilikka, P., 1993). Portage değerlendirmesinin sonuçları diğer testler tarafından sağlanan gelişim seviyeleri ile karşılaştırılmıştır. Portage ye çapraz doğrulama sağlayan bu yöntemle, makul bir değerlendirme yöntemi olarak kullanılabilir olduğu ispatlanmıştır. Ayrıca birlikte kullanılan testlerle de yakın bir ilişkisi olduğu saptanmıştır (Arvio, M.; Hautamaki, J. and Tilikka, P., 1993). Portage, ev merkezli bir hizmet modeli ile anne-baba eğitimini temel alırken, merkez temelli ve merkez ev temelli erken eğitim programı olarak tüm dünyada hızla yaygınlaşmaktadır (Cameron, 1997). Bayhan ve İpek in (2000) zihinsel engelli çocukların renk, şekil ve sayı kavramlarını kazanmalarında bilgisayar destekli eğitimin etkisini araştırılması konulu çalışmalarında Portage Erken Eğitim Programı kontrol listesine (PECEPCL) göre gelişimsel yaşları 3-4 olan 18 zihinsel engelli çocuk ile çalışmıştır. Çalışmada PECEPCL ön-test ve son-test olarak kullanılmıştır. Uygulanan program sonrası çocukların %80 inin bilgisayar destekli eğitim ile renk, şekil ve sayı kavramını kazandıkları bulunmuştur. Üç farklı erken eğitim programının uygulandığı ve üç farklı ölçekle değerlendirmelerinin yapıldığı (Gilliam Derecelendirme Ölçeği, Conners Derecelendirme Ölçeği ve Portage Gelişim Ölçeği) Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

126 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi deneysel bir çalışmada Portage Erken Eğitim Programının uygulandığı deney grubu diğer programlara göre 3-5 yaş çocuklarının gelişimlerinde anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu farklılık, Portage programının etkin katılımlı ve uygulayıcı ile aile iletişiminin güçlü oluşuna bağlanmaktadır (Reed, Osborne, Corness, 2007). Portage Erken Eğitim Programının güçlü yanları, Shearer ve Shearer (1999) e göre, diğer hizmet düzenlemelerini içeren çok yönlü bir yaklaşımın bileşeni olarak tasarlanmasıdır. En güçlü özelliği, ailenin düzenli olarak desteklenmesine yönelik düzenleme getirmesidir. Portage programının ev uygulayıcısı ve program danışmanı arasındaki sürekli olarak rapor verme döngüsü, modelin bünyesinde bulunan bir değerlendirme mekanizması sağlar. Etkinliklerin çocuğun kendi ortamındaki kaynaklar ve materyallerle tasarlandığı ve çocuğun günlük olarak kendisine en fazla bakımı sağlayanlar tarafından pekiştirildiği bir ev ziyaret modeli etkin bir müdahale sağlar. Böylece Portage çocuk kadar anne-babayı da güçlendirir (Akt. Çetin, 2002). Çetin in Portage Erken Eğitim Programının beş altı yaşı kapsayan, beş gelişim alanından 60 ifadeyi kullanarak yapmış olduğu çalışmasının güvenirlilik analizleri sonucunda, Cronbach Alfa değerleri; sosyal gelişim için 0,89 dil gelişimi için 0,80 bilişsel gelişim için 0,85 motor gelişim için 0,92 ve özbakım becerisi için 0,87 olarak bulunmuştur (Çetin, 2002). Portage Erken Eğitim Programı üç kısımdan oluşmaktadır. Bu üç kısım; Gelişim Ölçeği, Etkinlik Önerileri Kılavuzu, Portage Modeli Hakkında Bilgi Sağlayan Kullanım Kılavuzu Kitapçığıdır. Gelişim ölçeği, olarak belirtilen ve 0-6 yaş arasındaki çocukların beş farklı gelişim alanına yönelik hedef becerilerin yer aldığı kontrol listesi şeklinde düzenlenmiştir. Etkinlik önerileri kılavuzu ise çocuğun davranışının gelişimini desteklemek üzere ebeveyn ve ev uygulayıcı arasında fikir kaynağı amacıyla hazırlanmıştır (Uzundemir Marangoz, 2001). Bu araştırmada sadece ay Çocukların Portage Gelişim Ölçeği kullanılmıştır. Gelişim Ölçeği, yukarıda belirtildiği gibi okul öncesi çağdaki çocukların beş alanda (dil, sosyal, özbakım, bilişsel, fiziksel) gelişimlerini sınamak ve sınama sonucunda çocuklarda destek bekleyen alanları yetişkin yardımıyla Portage Erken Eğitim Programını uygulamak üzere hazırlanmıştır. Bu çalışmada çocukların beş alandaki (dil, sosyal, özbakım, bilişsel, fiziksel) gelişim düzeyini belirlemek üzere kullanılan Portage Erken Eğitim Programı Kontrol Listesi Portage Gelişim Ölçeği adıyla kullanılmaktadır. 5 6 yaş grubuna uygulanan Portage Gelişim Ölçeği, sosyal gelişim (14 madde), dil gelişimi (18 madde), özbakım (26 madde), fiziksel gelişim (33 madde), bilişsel gelişim (34 madde) toplam 125 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin 104 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

127 İlköğretim Anabilim Dalı amacı gelişimsel bir yaş puanı belirlemek değildir, bir gelişimsel değerlendirme metodudur (Uzundemir Marangoz, 2001). Gelişim ölçeğinde çocuğun davranışları; çok iyi sergiledi (2), beceriyi yetişkin yardımıyla sergiledi (1), beceriyi sergileyemedi (0) şeklinde derecelendirilmiştir. Portage Erken Eğitim Programı, okul öncesi eğitim kurumlarında eğitim aracı olarak, rehberlik ve araştırma merkezlerinde öğrencilerin eğitim seviyelerinin tespiti amacıyla kullanılmak üzere 2546 numaralı Tebliğler Dergisinde yayınlanmıştır (Mart 2003,Cilt 66). Portage Erken Eğitim Programı araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Deneysel çalışmaya başlamadan önce Balıkesir Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğünden tarih ve sayılı, Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden tarih ve 933 sayılı yazı ile araştırma izni alınmıştır. Portage Erken Eğitim Programında çocuğun beceriler kazanmasını desteklemeye yönelik etkinlikler geliştirilirken şunları içermesi gerekmektedir (Marangoz, 2001). Oyun temelli olmaları, Ebeveyn ve çocuk ile çocuk ve çevresi arasındaki ilişkiyi cesaretlendirmeli, Mümkün oldukça çocuk tarafından başlatılmalı, Sonuca değil işleme yoğunlaşmalı, Nesnelerin ve çevrenin araştırılmasını vurgulamalı, Ebeveyn tarafından yönetilmekten çok, onlarca desteklenir olmalı, Çocuğun ailesi içerisinde veya onun genellikle bulunduğu çevresinde çocuğun işine yaramalı, Ailenin hayatına saygı duyarak ve uyarak onların öncelikleriyle şekillenmeli, Çocuğun yaşamındaki deneme-yanılmayla öğrenmeye veya doğal öğrenmeye önem vermelidir. Bu yol göstericiler göz önünde bulundurularak, grup sorumlularının tipik günlük işleri ve çocukla oynarken kullandıkları etkinlik türleri hakkında onlardan bilgi toplanmaktadır. Bu bilgi toplandıktan sonra grup sorumluları ve araştırmacı ölçeği gözden geçirerek hangi maddelerin öncelikli olduğuna karar verir. Her bir maddenin grup sorumlularının günlük işleri veya oyunları içerisinde nasıl dâhil edileceği, beceriyi çalışmak için nerede ve nasıl fırsatlar yaratılacağı kararlaştırılmıştır. Program 20 haftalık olarak plânlanmıştır. Portage eğitim kılavuzuna göre, çocuk için her gelişim alalında taban ve tavan etkinlik uygulama yaklaşık 4 6 haftayı almaktadır (Marangoz, 2001). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

128 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Portage Erken Eğitim Programının Uygulanması Gerekli izinler alındıktan sonra çocuk yuvalarının müdürleriyle toplantı yapılarak, uygulama programı, deneysel çalışmanın amacı ve uygulama koşullarıyla ilgili bilgi verilmiş, zaman ve yer belirlemesi yapılmıştır Kasım 2010 da grup sorumlularıyla Portage Gelişim Ölçeği ile ilk ölçümleri gerçekleştirilmiştir. İlk ölçüm sonuçlarının değerlendirmesi yapılarak deney ve kontrol grupları oluşturulmuş, 13 Aralık 2010 da deney grubuna program uygulanmaya başlamıştır. Kontrol grubu ile son teste kadar hiçbir çalışma yapılmamıştır Mayıs tarihleri arasında son-test uygulaması deney ve kontrol grubuna uygulanmıştır. 16 Mayıs günü grup sorumlularıyla tekrar toplanılarak Aile Katılım Ölçeği hakkında bilgi verilerek veriler alınmıştır. Portage Erken Eğitim Programının tüm öğretim çalışmalarının evde yapılması uygundur. Uygulama programı, çocuk yuvasında grup odalarında gerçekleştirilmiştir Aile Katılım Ölçeği (AKÖ) Aile Katılım Ölçeği (Family Involvement Questionnaire), Amerika Birleşik Devletleri nin kuzey doğusunda büyük bir kent okulunda bulunan öğretmenler ile veliler arasında işbirliği düzeyini yani aile katılım çalışmalarını belirlemek amacıyla Fantuzzo, Tighe ve Childs (2000) tarafından geliştirilmiştir Ölçek geliştirilirken Epstein in (1995) aile katılım modeline ve okul programına göre davranışlar kategorize edilmiştir. Sonra, programdan ve odak gruptan alınan verilerle veli davranışları listelenmiş ve 42 maddelik uygulama formu oluşturulmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda 3 faktörlü bir çözüme ulaşılmıştır. Ölçeğin alt ölçeklerinin Cronbach Alpha katsayıları sırayla.85,.85 ve.81 bulunmuştur. Ölçekte bulunan 42 maddenin ikisi iki alt ölçekte de yer aldığı, dördü hiçbir alt ölçekte yer almadığı, ikisi faktör yükleri düşük olduğu için atılmıştır. Toplam 34 madde ölçekte yer almıştır. Ölçek geliştirilirken madde havuzu aile katılımının üç boyutu olan ev temelli katılım (ETK), okul temelli katılım (OTK) ve okul-aile işbirliği temelli katılım (OAT), boyutları dikkate alınarak oluşturulmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda da elde edilen üç faktörlü çözümde birinci faktör Okul temelli aile katılım alt ölçeği diye adlandırılmış ve bu alt ölçek ailenin okulda düzenlenen etkinliklere çocuğu ile birlikte katılması ile ilgili davranışları tanımlayan 10 maddeden oluşmuştur. İkinci faktör Ev temelli katılım alt ölçeği olarak adlandırılmış ve ailenin okul dışı ortamlarda çocuğunun öğrenme sürecine desteğini belirlemeye yönelik etkinlik ve davranışları tanımlayan 13 maddeden oluşmuştur. Üçüncü faktör Okul-aile işbirliği temelli katılım alt ölçeği olarak adlandırılmış 106 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

129 İlköğretim Anabilim Dalı ve ailenin okul personeli ve öğretmen ile çocuğunun gelişimine yönelik etkileşime girme düzeyini betimleyen 11 maddeden oluşmuştur. Aile katılım ölçeğinin her bir alt ölçeğinden alınan puanların yüksekliği ile ailenin, çocuğunun eğitim-öğretim çalışmalarına ilgi ve katılımın arasında doğrusal bir ilişki vardır. Bir başka değişle her bir alt ölçekten alınan puanın yüksekliği ailenin eğitim öğretim faaliyetlerine katılımının yüksekliğini gösterir. AKÖ nün Türkçe ye Gürşimşek (2003) tarafından okul öncesi düzeyde uygulanmış ve Türkçeye uyarlaması yapılmıştır. Gürşimşek (2003) in Türk örneklemi üzerinde 200 ebeveynle yürüttüğü çalışmada ölçme gücü açısından düşük maddeler çıkarılmış ve 34 maddelik ölçeğin güvenirlik katsayısı alt boyutlar için sırasıyla.79,.69,.84 ve tüm ölçek için.87 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin alt ölçekleri arasında Pearson Korelasyon Katsayılarına göre yapılan güvenirlik analizinde Okul Temelli Katılım ile Ev Temelli Katılım alt boyutları arasında r=.49 (p<.05), Okul Aile işbirliği Temelli Katılım ile Okul Temelli Katılım al boyutları arasında r=. 73(p<.05) ve Ev Temelli Katılım ile Okul Aile işbirliği Temelli Katılım boyutları arasında r=.60(p<.05) düzeyinde anlamlı ilişki bulunmuştur. Faktörlere ilişkin faktöriyel genişlik açıklığı Okul Temelli Katılım alt boyutu için arası, Ev Temelli Katılım alt boyutu için arası ve Okul Aile işbirliği Temelli Katılım alt boyutu için.77 olarak bulunmuştur. Üç faktörün ölçeğe ilişkin açıkladıkları varyansı % dur. Bu bulgular, ölçeği oluşturan üç faktörün birlikte maddelerdeki toplam varyansı ve ölçeğe ilişkin varyansı yeterli düzeyde açıkladıkları görülmüştür. Gürşimşek, Kefi ve Girgin (2005) tarafından 161 babadan oluşan örneklemde yapılan diğer bir çalışmada ölçeğin alt ölçekler için güvenirlik katsayısı sırasıyla.83,.72 ve.90 ve tüm ölçek için.92 olarak belirlenmiştir. Aile katılım ölçeği ek 3 de verilmiştir Veri Analizi Verilerin Değerlendirmesi Araştırmaya alınan çocukların Bilgi Formları değerlendirilerek demografik özellikler yüzde, frekans ortalama halinde sunulmuştur. Çocukların ön test ve son testlerden aldıkları puanları ölçek kayıt formuna kaydedilmiştir. Ölçek kayıt formundaki bilgiler bilgisayar ortamına kaydedilerek gerekli istatistiksel analizler yapılmıştır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

130 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Verilerin İstatistiksel Analizi Evrende gözlenen değişkenlerin büyük çoğunluğunun çan eğrisine benzer bir dağılım gösterdikleri kabul edilmektedir. Değişkenlere ilişkin verilerin oluşturduğu çan eğrisine benzer olan bu eğriye normal dağılım eğrisi, bu eğrinin yatay eksene göre gösterdiği dağılıma da normal dağılım denilmektedir (Ravid, 1994 akt. Büyüköztürk vd., 2011) Normal dağılım, parametrik testlerin bir varsayımı olup sürekli değişkenlere ait dağılımları en önemlisidir. SPSS te normal dağılıma uygunluk testi parametrik olmayan testlerden tek örneklem Kolmogorov-Smirnov testi ile yapılır. Tek örneklem Kolmogorov-Smirnov testi ile verilen bir dağılımın teorik bir dağılıma uygunluğu test edilir (Ural ve Kılıç, 2006). Tablo3.11. Portage Gelişim Ölçeği Normal Dağılımın Test Sonuçları Kurumda Yaşayan Çocuklar Ön test Son test n Ortalama 118,72 203,34 Standart Sapma 42,913 23,866 Sig. (2-tailed),928*,700* Ölçeklerin her bir alt boyutu ayrı ayrı ele alındığında anlamlılık değerleri kurum bakımındaki çocuklar için ön-testte,928 ve son-testte,700 olarak elde edilmiştir. Bu sonuçlara göre tüm testlere ilişkin puanlar normal dağılıma uymaktadır (p>0,05) şeklinde yorumlanabilir. Tablo Aile Katılım Ölçeği Normal Dağılımın Testi Grup Sorumluları Ön test Son test n Ortalama 159,00 160,66 Standart Sapma 7,784 7,606 Sig. (2-tailed),586*,512* Ölçeklerin her bir alt boyutu ayrı ayrı ele alındığında anlamlılık değerleri çocuk yuvasındaki grup sorumluları için ön-testte,586 ve son-testte,512 olarak elde edilmiştir. Bu sonuçlara göre tüm testlere ilişkin puanlar normal dağılıma uymaktadır (p>0,05) şeklinde yorumlanabilir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. 108 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

131 İlköğretim Anabilim Dalı Toplanan verilerin analizinde; yüzde ve frekans dağılımlarının yanı sıra, araştırmanın hipotezlerini test etmek için parametrik istatistiklerden bağımsız gruplar ve ilişkili ölçümler için t testi kullanılmıştır. Karşılaştırmalarda 0.05 düzeyinde anlamlılık aranmıştır. 4. BULGULAR VE YORUMLAR Bu bölümde çalışmada toplanan verilerin analizi sonucunda elde edilen bulgular ve bu bulgularla ilgili yorumlar yer almaktadır Kurum Ortamında Yaşayan Deney ve Kontrol Grubu Çocuklarına ilişkin Bulgular Çalışmanın kurum ortamında yaşayan deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezi deneysel çalışmanın etkisini belirlemek üzere kurulmuş olup ilgili veriler t testi ile sınanmıştır. Yapılan istatistiksel işlemler aşağıdaki tablo 4. 1 de sunulmuştur. Tablo 4.1.Kurum Ortamında Yaşayan Deney Grubunu Oluşturan Çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği Puanlarının Ön-Test/Son-Test Analiz Sonuçları Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Deney Ön-test ,72 43,45 Deney Son-test ,44 23, ,26,86,000* Anlamlılık düzeyi: p<0,00 Tablo 4. 1 incelendiğinde kurum ortamında yaşayan deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test puanı ortalaması 118,72 ve son-test puanı ortalaması ise 203,44 olarak hesaplanmıştır. Deney grubuna uygulanan ölçekteki ön-test standart puanı 43,458 ve son-test standart sapması ise 23,834 şeklinde hesaplanmıştır. Kurum ortamında yaşayan deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı, ilişkili ölçümler için t testi ile yoklanmış, hesaplanan p değeri ve %95 güven aralığında anlamlılık düzeyine göre,000 olarak tespit edilmiştir (Tablo 4.1.). Tablo 4. 1 de kurum ortamında yaşayan deney grubu öğrencilerinin ön-test ve son-test puanları göz önüne alındığında aralarında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Diğer bir deyişle, kurum ortamında yaşayan deney grubu öğrencilerine uygulanan deneysel işlemler çocukların Portage Gelişim Ölçeğinden aldıkları puanların artmasında etkili olmuştur. Bu bulgu, uygulanan programın çocukların gelişimine katkı sağladığı şeklinde de yorumlanabildiği gibi Kurum ortamında yaşayan deney Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

132 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezini de doğrulamıştır. Çalışmanın deney grubu için ön-test son-test puanları arasındaki farklığın doğrulanmasına bağlı olarak, oluşan farklığın alt boyutlarda da olduğu yönünde kurulan kurum ortamında yaşayan deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği alt boyutlarının ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezinin sorgulandığı istatistikler tablo de verilmiştir. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Deney Grubunu Oluşturan Çocukların Portage Gelişim Ölçeği Alt Boyut Puanlarının Ön-test/Son-test Analiz Sonuçları Alt Boyut Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Sosyal Gelişim Dil Gelişimi Özbakım Ön-test 32 19,28 6,05 Son-test 32 24,31 3,31 Ön-test 32 18,47 8,72 Son-test 32 27,34 6,34 Ön-test 32 25,00 8,46 Son-test 32 39,50 5,90 Bilişsel Gelişim Ön-test Son-test ,00 54,47 12,22 7,41 Fiziksel Ön-test 32 28,75 12,55 Gelişim Son-test 32 56,81 5,49 Anlamlılık düzeyi: p<0, ,62,68,000* 31 9,63,80,000* 31 12,49,63,000* 31 18,62,79,000* 31 17,04,73,000* Kurum ortamında yaşayan deney grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği alt boyutlarının ön-test ve son-test puanları arasında fark, ilişkili ölçümler için t testi ile test edilmiştir (Tablo 4.1.1). Buna göre sosyal gelişim, dil gelişimi, özbakım, bilişsel gelişim ve fiziksel gelişim alt boyutlarının p anlamlılık dereceleri,000 olarak tespit edilmiştir. Tablo de görüldüğü gibi Portage Gelişim Ölçeğinin toplam puanlarına göre anlamlı farklılık gösteren çocukların bu ölçeğin her boyutu için de bu farkı gösterdikleri belirlenmiştir. Çalışmanın bir diğer hipotezi Kurum ortamında yaşayan kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında fark yoktur idi. Bu hipoteze ilişkin veriler tablo 4. 2 de görülmektedir. Tablo 4. 2.Kurum Ortamında Yaşayan Kontrol Grubunu Oluşturan Çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği Puanlarının Ön-Test/Son-Test Analiz Sonuçları Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Kontrol Ön-test ,03 26, ,47,99,000* Kontrol Son-test ,16 25, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

133 İlköğretim Anabilim Dalı Anlamlılık düzeyi: p<0,00 Tablo 4. 2 incelendiğinde kurum ortamında yaşayan kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test puanı ortalaması 124,03 ve son-test puanı ortalaması ise 131,16 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubuna uygulanan ölçekteki ön-test standart puanı 26,85 ve son-test standart sapması ise 25,13 şeklinde hesaplanmıştır. Kurum ortamında yaşayan kontrol grubunu oluşturan çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği ön-test ve son-test puanları arasında anlamlı bir farkın olup olmadığı, ilişkili ölçümler için t testi ile yoklanmış, hesaplanan p değeri ve %95 güven aralığında anlamlılık düzeyine göre,000 olarak tespit edilmiştir. Kurum ortamında yaşayan kontrol grubu öğrencilerinin ön test ve sontest puanları göz önüne alındığında aralarında anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. Bu sonuca göre; araştırmacı tarafından hiçbir programın uygulanmadığı çocuk yuvasında bakım ve koruma altında olup anasınıfına devam eden kontrol grubunu oluşturan çocukların 20 haftalık program süresinin sonunda gelişimlerinde kısmen olsa oluşan farklılığın çocukların almış oldukları anasınıfı eğitimleriyle ve büyüme ile ilgili olduğu söylenilebilir. Kurum ortamında yaşayan kontrol grubunu oluşturan çocuklardaki ön-test, son-test farklılığının alt boyutlarda da olmadığına yönelik Kurum ortamında yaşayan kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim ölçeği alt boyutlarının ön-test ve son-test puanları arasında fark yoktur hipotezi sınanmış olup ilgili veriler tablo de verilmiştir. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Kontrol Grubunu Oluşturan Çocuklarının Portage Gelişim Ölçeği Alt Boyut Puanlarının Ön-test/Son-test Analiz Sonuçları Alt Boyut Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Sosyal Gelişim Dil Gelişimi Özbakım Bilişsel Gelişim Fiziksel Gelişim Ön-test 32 19,38 3,63 Son-test 32 19,88 3,53 Ön-test 32 15,38 6,28 Son-test 32 15,66 5,66 Ön-test 32 24,59 6,54 Son-test 32 25,25 6,35 Ön-test 32 32,53 8,42 Son-test 32 33,91 8,10 Ön-test 32 33,78 9,77 Son-test 32 36,47 9, ,93,98,000* 31 1,46,98, ,29,96,029* 31 5,27,98,000* 31 8,51,98,000* Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

134 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Anlamlılık düzeyi: p<0,00 Kurum ortamında yaşayan kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim ölçeği alt boyutlarının ön-test ve son-test puanları arasında fark, ilişkili ölçümler için t testi ile test edilmiştir. Buna göre sosyal gelişim, bilişsel gelişim ve fiziksel gelişim alt boyutlarının p anlamlılık dereceleri,000 ve özbakım içinse,029 olarak tespit edilmiştir (bkz. Tablo 4.2.1). Tablo incelendiğine Portage Gelişim ölçeğinin toplam puanlarına göre anlamlı farklılık gösteren çocukların bu ölçeğin bu dört boyutu için de bu farkı gösterdikleri belirlenmiştir. Ancak ölçeğin diğer bir alt boyutu olan dil gelişimi boyutu için p değeri,152 olarak hesaplanmış ve herhangi bir anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Tablo de Portage Gelişim ölçeği alt boyutlarının ön-test ve son-test puanları arasındaki ortalamalara bakıldığında da farklılığın en çok fiziksel gelişimde olduğu söylenebilir. Çocukların araştırma süresi olan 20 haftalık sürenin sonunda fizyolojik gelişimlerinin bu farklılığı oluşturduğu düşünülebilir , , ,72 124,03 50 Son test 0 Deney Grubu Kontrol Grubu Ön test Şekil 1. Deney ve kontrol grubu çocuklarının Portage Gelişim Ölçeğinden aldıkları ön-test ve son-test puan ortalamalarını karşılaştırılması Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin ön-test puan ortalamaları sırasıyla 118,72 ve 124,03 iken bu puan ortalamaları son-testlerde sırasıyla 203,44 ve 131,16 olduğu belirlenmiştir. Bu veriler ele alınırsa, uygulanan deneysel işlemlerin deney grubundaki çocukların lehine olduğu, kontrol grubundaki çocukların ise deney grubuna göre daha az gelişim gösterdikleri şeklinde yorumlanabilir. Bu bulgu uygulanan aile eğitim programının olumlu etkililiğini göstermektedir. 112 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

135 İlköğretim Anabilim Dalı 4.3. Aile Katılımına İlişkin Bulgular Çalışmanın bu bölümünde örneklemini oluşturan grup sorumlularının aile katılımına ilişkin bulgularına yer verilmiştir. Kurum Ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının Aile Katılım Ölçeğinden aldıkları ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezine ilişkin istatistiksel işlemler tablo 4.3 de sunulmuştur. Tablo Kurum Ortamında Yaşayan Deney Grubunu Oluşturan Çocukların Grup Sorumlularının Aile Katılım Ölçeğinden Aldıkları Ön-Test/Son-Test Analiz Sonuçları Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Deney Ön-test 32 94,88 5,42 Deney Son-test 32 95,81 5, ,81,96,001* Anlamlılık düzeyi: p<0,01 Tablo 4. 3 de kurum ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni ve bakıcı anne) sahip olduğu ölçek puanları ön-test ve son-test değişkenine göre karşılaştırılmaktadır. İlgili analizde %95 lik anlamlılık düzeyi göz önünde bulundurularak ilişkili ölçümler için t-testi sonucu p anlamlılık derecesi 0,001 olarak hesaplanmıştır. Tablo 4.3 den de anlaşılacağı gibi kurum ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının ön-test puanları ile son-test puanları arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Ayrıca ön-test sonuçlarına göre grup sorumlularının ön-test puanlarının ortalaması 94,88 ve standart sapması 5,42 ve aynı grubun son test sonuçlarına göre sahip oldukları puanların ortalaması ise 95,81 ve standart sapması 5,19 olarak hesaplanmıştır. Ortalama puanlar arasındaki farkın oldukça az olduğunun tespiti ise mevcut yöntemin ilgili ölçek puanlarını değiştirmeye yönelik etkisinin yeter seviyede olmadığını kanıtlar niteliktedir. Bu durum SHÇEK bağlı çocuk yuvalarının kurumsal yapısı nedeniyle aile katılımı konusunda kurumsal çerçevenin elverdiği ölçüde standart bir katılımın gerçekleştiği, bunun ise sınırlı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Kurum ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının Aile Katılım Ölçeği alt boyutları ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezine ilişkin bulgular tablo de verilmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

136 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo Kurum ortamında Yaşayan Deney Grubunu Oluşturan Çocukların Grup Sorumlularının Aile Katılım Ölçeği Alt Boyutlarının Ön-Test/Son- Test Analiz Sonuçları Alt Boyut Test N Ort. ( ) s.s. s.d. t cor p Okul Temelli Katılım Ev Temelli Katılım Okul-Aile İşbirliği Temelli Katılım Ön-test 32 18,91 1,02 Son-test 32 19,47 1,36 Ön-test 32 45,22 2,54 Son-test 32 45,38 2,57 Ön-test 32 30,75 3,21 Son-test 32 30,97 3, ,62, ,30,96, ,36,96,182 Anlamlılık düzeyi: p<0,01 Tablo de kurum ortamında yaşayan ve deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının (grup öğretmeni ve bakıcı anne) Aile Katılım Ölçeğinin Alt Boyutlarının ön-test ve son-test puanlarının karşılaştırılmasına yer verilmiştir. Deney grubunu oluşturan çocukların ailelerinin Aile Katılım Ölçeğinin alt boyutlarının ön-test ve son-testte ilişkin p anlamlılık değerlerleri sırasıyla Okul Temelli Katılım boyutu için,001; Ev Temelli Katılım boyutu için,201 ve Okul- Aile İşbirliği Temelli Katılım boyutu için,182 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak kurum ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının ön-test ve son-test puan ortalamaları arasındaki farkın Okul Temelli Katılım boyutundan kaynaklandığı, Ev Temelli Katılım ve Okul-Aile İşbirliği Temelli Katılım boyutlarının ön-test ve son-test puan ortalamaları arasında herhangi bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Bu durum tablo 4.3 deki bulguları desteklediği gibi farklılığın az oluşu ve katılımın sadece okul temeli oluşu, kurumda çalışan grup sorumlularının sadece veli toplantısı ve davetli görüşmeler dışında aile katılımında bulunmadıkları şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca tablo deki veriler Kurum ortamında yaşayan deney grubunu oluşturan çocukların grup sorumlularının Aile Katılım Ölçeği alt boyutları ön-test ve son-test puanları arasında fark vardır hipotezini doğrulamaktadır. 5. SONUÇ, TARTIŞMA VE ÖNERİLER 5.1. Çocukların Ailelerine ve Grup Sorumlularına İlişkin Demografik Sonuçlara Yönelik Tartışma 114 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

137 İlköğretim Anabilim Dalı SHÇEK tarafından bakım ve koruma altına alınan aile yoksunu çocuklara kurum, ailenin yerini tutmaya çalışırken grup öğretmenleri ve bakıcı anneler başta olmak üzere diğer personel çocuğun ailesinin yerini almaktadır. Çocuk yuvalarındaki çocuklar kurum bakımının yanı sıra anaokullarında eğitim alarak ikincil sosyal kurum olan çevre ile de tanışmaktadır. Araştırmada SHÇEK bağlı çocuk yuvasında yaşayan ve örneklemi oluşturan çocukların %83 ünün annesi sağ, %5 inin ise annesinin kim olduğu kayıtlarda bilinmemektedir. Babaların ise %77 si sağ ve %12,5 bilinmemektedir. Yuva çocuklarının anne babalarının %82 si ayrı yaşmaktadır. Yılmaz 2008 deki araştırmasında korunmaya muhtaç çocukların %81,7 sinin anne ve babalarının sağ olduğunu ifade etmiştir (Yılmaz 2008). Şimşek (2008) SHÇEK te yapmış olduğu çalışmasında çocukların %68,8 inin anne-baba ya da ikisinden birinin hayatta olduğu belirtilmiştir. Bu bulguda araştırma sonuçlarını desteklemiştir. Yuvada bakım ve koruma altındaki çocukların %64 ünün ziyaretçisi vardır. Bu ziyaretlerin %49 u düzensizdir. Ziyaret sıklığı ise %45 inin belirsiz aralıklarla yapılmaktadır. Çocukların ziyaretçilerine bakıldığında %31 ini anneler, %20 sini babalar, % 15 ini ise anne akrabaları oluşturmaktadır. Ziyaret konusu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün yayınlamış olduğu 1998 yılı 20 sayılı genelgede izinli, Kaçak Çocuklar, Ziyaretçi başlıkları altında tanımlanmıştır. Bu genelgede kuruluşlarda korunma altında bulunan çocukların, sosyal inceleme raporları esas alınarak, kimler tarafından, kimlere, ne kadar süre ile nasıl izinli verilebileceği, kimlerin ziyaret edebileceği ve kaçak olma durumlarına ilişkin konular ayrıntılı olarak yer almaktadır. Bu yönetmeliğe göre yuva çocuklarının aileleri ile olumlu ilişkiler kurmaları ve geliştirmeleri desteklenmesi amaçlanmaktadır. SHÇEK Çocuk Koruma Sisteminin Değerlendirilmesi nihai raporunda çocukları ziyaret etmelerine izin verilen babaların %25,4 ünün, annelerinse %30,6 sının çocuklarını yuvada hiç ziyaret etmedikleri belirtilmiştir. Bir o kadar anne ve baba da seyrek veya çok seyrek ziyaretlerde bulunmaktadır. Çocuklarını sık ve çok sık ziyaret eden anne ve babaların yüzdesi ise %17 yi aşmamaktadır (Özdemir ve Ark. 2008). Bu veriler bu araştırmada elde edilen bulgularla uyumludur. Yuva çocuklarının aileleri yerine geçen grup öğretmeni ve bakıcı annelere ilişkin demografik sonuçlar ise; örnekleme giren çocukların 48 bakıcı anneleri 16 grup öğretmeni bulunmaktadır. Bakıcı annelerin yarısından fazlası (%57) 28 yaşın altındadır. Yaklaşık %20 si de yaş aralığındadır. Bakıcı annelerin hepsi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

138 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kadındır. SHÇEK Genel Müdürlüğü Eğitimde İşbirliği adı altında Millî Eğitim Bakanlığı Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü arasında tarihinde Eğitimde İş Birliği Protokolü imzalanmıştır. Bu protokolle; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu na bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren 0 12 yaş çocuk yuvalarında, çocukların temel gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak bakıcı anneler ve diğer görevlilerce verilen hizmetlerin kalitesinin artırılması ve kız meslek liselerinin çocuk gelişimi ve eğitimi alanından mezun olan öğrencilerin istihdam edilmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda uygulamaya giden SHÇEK de çocuk yuvalarındaki bakıcı anneler Kız Meslek Lisesi çocuk gelişimi bölümü mezunları arasından seçilmektedir. Örneklemi oluşturan bakıcı annelerin %71 çocuk gelişimi bölümü, %15 i çocuk gelişimi ön lisans mezunu, %12 si ise Lisans Okul Öncesi Öğretmenliği mezunudur. Görüldüğü gibi SHÇEK çocuk yuvalarında çalışan bakıcı anneler, çocuk ve gelişim hakkında temel eğitim ve bilgiye sahiptirler. Bakıcı anneler kurumda 3 vardiya ile çalışmaktadır. Finn (1981) eskiye oranla vardiyalı çalışan insan sayısının giderek arttığını belirterek, bu tür çalışmanın, doğal ritmin bozulmasına neden olduğunu, vücudun iç ve dış gereksinimlerine uyum göstermesini zorlaştırdığını belirtmektedir. Ancak, insanı sadece fizyolojik bir varlık olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir varlık olarak da düşünmek gerekir. Bu bakımdan vardiyalı çalışma işçiyi yalnızca fizyolojik yönden etkilemekle kalmayıp onu toplumsal yaşamın da dışına atar. Ayrıca kurum tarafından gündüz işçilerine sağlanan pek çok hizmet gece tam olarak sağlanamaz. Gece çalışmasından sadece bakıcı anneler etkilenmez. Bakım ve koruma altındaki çocuklarda olumsuz etkilenebilir. Çünkü çocuklar gün içerisinde farklı annelerle birlikte olmakta bazılarını gece vardiyası nedeniyle hiç görememektedir. Ayrıca Çocuk yuvaları 0-3 yaş ve 4-6 yaş olmak üzere iki büyük gruba ayrılmaktadır. Kurumların fiziksel koşulları ölçüsünde bu gruplar ayrı katlarda konuşlanmaktadır. Çalışma grubunda yer alan bakıcı annelerin tamamı (%100) sadece 4 6 yaş grubunda çalışmaktadır. Yuva çocukları 0-3 yaşına kadar farklı 4-6 yaşında farklı annelerle yaşadığı görülmektedir. Bakıcı annelerin hiç biri Portage Erken Eğitim Programına ilişkin eğitim almamıştır. Bakıcı annelerin %44 ü evli ve %20 si çocuk sahibidir. Grup sorumlularının % 82 si 43 yaş ve üstündedir. Grup sorumlusu olarak görev yapan kişilerin 4 tanesi (%25) erkek, 12 (%75) si kadındır. Grup öğretmenlerinin %82 si lisans eğitimi mezunudur. SHÇEK Çocuk Yuvaları Yönetmeliğinde ( Sayı: R.G.) grup sorumlusu öğretmenin ve 116 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

139 İlköğretim Anabilim Dalı çocuk eğiticisinin görev ve yetkileri belirlenmiştir. Bu yönetmeliğin 14. maddesinde belirtildi gibi Yüksek öğrenim kurumlarından mezun olup, okul öncesi öğretmeni unvanını almış olan ve fakültelerin lisans tamamlama programlarına katılarak okul öncesi öğretmeni olanların 0 6 yaş grubu çocuklardan, diğer branş öğretmenlerin ise 7 ve daha yukarı yaş grubu çocuklardan sorumlu olması esastır. Grup sorumlularının 4 tanesi (%25) Portage Erken Eğitim Programına ilişkin eğitim almıştır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile UNİCEF Türkiye Temsilciliği arasında imzalanan işbirliği programı kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı toplum merkezleri ve aile danışma merkezlerinde uygulanan ve görülen yararları nedeni ile çocuk yuvalarında uygulanmasına karar verilen programlar çocuklara hizmet veren personelin eğitilmesini amacıyla uygulanmaktadır. Portage Erken Eğitim programı da bunlardan birisidir. Grup sorumlularının 4 tanesi bu programa katılmıştır. Grup sorumlusu olarak çalışanların %88 i evli ve %82 si çocuk sahibidir Çocuklara İlişkin Demografik Sonuçlara Yönelik Tartışma Milli Eğitim Bakanlığı nca 15 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan yazıda; Bedensel gelişimini tamamlayamayan çocukların ilköğretime kayıtlarının bir yıl ertelenebileceği açıklandı. Buna göre; yaşıtlarına göre boy ve kilo artışı yavaşlayan çocuklar, ya okul öncesi eğitime devam edecek ya da birinci sınıfa kayıtları bir yıl ertelenecektir. Sağlıklı büyümenin gündeme taşındığı şu günlerde; Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Bereket 5 6 yaş aralığındaki çocukların erkek/kız boy ortalaması olarak alt sınır 101 cm, üst sınır ise 125 cm, kilo ise alt sınır 14 kg üst sınır ise 28 kg olarak belirtmektedir. yuva bakımındaki çocukların Bereket (2011) belirttiği boykilo gelişim ölçümlerinin alt sınırına daha yakın oldukları görülmektedir. Yuvada yaşayan çocukların %36 sı 4 6 arası kardeşe sahiptir. Kardeşi olanların %89 unun en az bir kardeşi de yuvada yaşamaktadır. %32 sinin ise iki kardeşi çocuk yuvasında bakım ve koruma altındadır. Suğur ve Doğru nun (2010) yapmış oldukları çalışmalarında yuva çocuklarının geldikleri ailelerin %53 ünün çocuk sayısı 3 ve daha üzerinde oluşu ayrıca, %78 inin kardeşleri de kendisi gibi yurtta kalıyor olması, Erkan (1995) ve Cılga nın (1989) çocuk yuvaları ile ilgili yapmış oldukları araştırmalardaki örneklemlerindeki demografi özellikleri de çalışma sonuçlarını desteklemektedir. Yuva çocuklarının yatak odalarına bakıldığında %61 i 2 4 kişilik odalarda %40 ı da 5 7 kişilik odalardan oluşmaktadır. Yuva çocuklarının tamamı (%100) bir Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

140 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yıldır anaokuluna devam etmektedirler. Bu çocukların hiç biri anasınıfı eğitiminde önce herhangi bir kreş eğitimi almamıştır Portage Gelişim Ölçeğine İlişkin Sonuçlara Yönelik Tartışma Araştırma sonuçları göstermektedir ki, 5-6 yaşındaki yuvalarında bakım ve koruma altında çocukların, ailelerinin yerini tutan grup öğretmeni ve bakıcı annelerine verilecek destekler çocuğun çeşitli gelişim düzeylerine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada bu durumu ortaya koymak için Portage Erken Eğitim Programı, yuva çocuklarından oluşan deney ve kontrol gruplarına grup sorumluları katılımıyla uygulanmıştır. Program uygulanmadan önce, deney ve kontrol gruplarının değişkenler bakımından benzer olduğu, sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim alanlarına göre farklılık göstermedikleri ispatlanmıştır. Anaokulunda verilen eğitim desteklenirken aile katılımını da sağlayan Portage Erken Eğitim Programı, grup sorumlularına çocukların gelişimlerini nasıl destekleyecekleri yönünde yol göstermesi deney grubundaki çocuklarının uygulama sonrası yapılan ölçümlerde sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim alanlarına göre farklılığa neden olmuştur. Deney grubunu oluşturan çocukların lehine olan bu farklılık benzer araştırmalarla da desteklenmektedir. Etkili aile katılımının sağlandığı okul öncesi dönemde çocukların akademik başarılarını arttırmakta, davranış problemlerini azaltmakta ve öğrenim yaşantılarının uzun vadede olumlu yönde de etkilemektedir (Henderson 1989; Davies 1999; Epstein 2001; Comer 1984; Estrada, Arsenio, Hess ve Holloway 1987; Radhike, Noleen, Christie,2005). Çağdaş ve Ülkü Yıldız yapmış oldukları araştırmalarında deneysel yaratıcılık programı nın 4 5 yaş çocuklarının bilişsel gelişimine olan etkilerini deneysel desenle incelemişlerdir. Araştırma da gerekli bilgileri toplamak için Portage ay Çocukların Bilişsel Gelişim Kontrol Listesi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre Deneysel Yaratıcılık Programı uygulanan 4 5 yaş deneme grubu çocukların bilişsel gelişimine ilişkin davranışlarının olumlu yönde değişmesinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır (Çağdaş ve Yıldız, 2000). Heber ve Garber (1971), anaokuluna giden çocuklar ve psiko-sosyal yönden yoksun çevrenin çocuklarına yeni bir okulöncesi eğitim programı hazırlamışlardır. Bu programın uygulandığı çocukların bilişsel gelişim, dil ve diğer öğrenme fonksiyonlarında önemli bir ilerleme kaydettiklerini gözlenmişlerdir (Brown, 1976). Çocuğun içinde yetiştiği ailenin çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü 118 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

141 İlköğretim Anabilim Dalı aile, çocuğu yetiştiren, topluma hazırlayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Böyle olunca aile ortamından yoksun yuvada yasayan çocukların birçok aileye ilişkin durumu yaşayamadığı ortadır (Erdoğan ve Alisinaoğlu, 2002). Kurum bakımında istismar edilen çocuklar, yüksek oranda (%10) öğrenme bozuklukları (Nasstrom, Koch, 1996), başarısızlıklar (%41) (Chamberla in, Moreland & Reid, 1992), dil bozuklukları (%50-70) (Breitner & Farnell, 1997; Halton, Mendonca & Berkowitz, 1995), hafif mental retardasyon (%6) (Nasstrom & Koch, 1996) gösterirler. Bir bütün olarak bu bulgular, öğrenme ve onunla ilgili problemlerin, kurum bakımındaki çocuklarda, diğer çocuklara oranla 2 kat daha fazla yaygın olduğunu göstermektedir. Çocuk yuvalarında yaşayan bakım ve koruma altındaki çocukların kurumsal bakımın çocuğun gelişimi üzerindeki etkisi, yetersiz anneliğe bağlanmaktadır (Akt, İşkol, 2005). Yapılan çalışmada kullanılan Portage Erken Eğitim Programı, ailenin yerini tutan grup sorumlularına ve çocuklara büyük katkı sağladığı görülmüştür. Çalışmaya benzer olarak Saltz ın (1973) 81 çocuk üzerinde, kısa süreli anne eğitim programının kurum çocuklarının zihinsel ve sosyal gelişimleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmada deney grubuna kısa süreli anne programı uygulanmış, kontrol grubuna kurum bakımına ek olarak hiçbir program uygulanmamıştır. Araştırma sonucunda deney grubunun sosyal gelişim puanlarının ve IQ puanlarının önemli ölçüde farklılık gösterdiği bulunmuştur. Özellikle aile desteğinden yoksun çocuklara ve onların ailesinin yerini tutan kişilere verilecek desteklerle çocuk gelişimine katkı sağlanacağı bu araştırma ile bir kez daha vurgulanmıştır. Berument (2007) yaptığı çalışmada Ankara, Eskişehir, Afyon, Konya ve Adapazarı nda toplam altı (0 6 yaş) yuvadan deney ve kontrol grupları oluşturarak, önce deney grubundaki iki yuvada oyuncak ve eğitici materyaller ile çevresel uyaranları artırıp, bakıcı anne ve eğiticiler eğitilerek yuvaların bakım kalitesinin artırılması hedeflenmiştir. Destek programının uygulandığı iki yuvada kurum kalitesinde anlamlı bir artış bulunmuştur. Çocukların gelişimleri Peabody ile değerlendirildiğine deney grubu kontrol grubundan kelime bilgisi açısından daha fazla gelişim göstermiştir. Ayrıca Ankara Gelişim Tarama Envanteri dil bilişsel gelişim profillerine göre oluşturulan kategoriler değerlendirildiğinde deney grubundaki çocukların gelişimleri ile yaşları arasındaki fark kontrol grubundakilerin farklarına göre daha fazla azalma eğilimi göstermiştir. Sınırlılıklarına rağmen bu araştırma destek programının olumlu etkilerine işaret etmektedir. Türkiye deki diğer 0-6 yaş yuvalarında da bu destek programının uygulanması ayrıca bakıcı anne Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

142 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ve personel seçimi için araştırmaya dayalı kriterler geliştirilmesi önerilmektedir (Berument 2007). Kurumlarda çalışan personelin kurumda kalan çocukların gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olduğu eğitimlerine bakıldığında görülmektedir. Ama yapılan çalışmada çocukların gelişimleri açısından ciddi eksikliklerin olması ve uygulanan program sayesinde bakıcı anne ve grup öğretmenlerine verilen destekler sonucunda kendilerinde ve çocuklardaki gelişimin artması, sahip oldukları eğitim durumlarına bakmaksızın sürekli hizmet içi eğitimle desteklenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Araştırmada kontrol grubunu oluşturan çocuklara ve aile yerini tutan grup sorumlularına araştırma süresi olan 20 hafta boyunca herhangi bir program uygulanmamış, çocuklar aldıkları okulöncesi eğitimine devam etmişlerdir. Araştırma sonunda yapılan ölçümlerde kontrol grubu çocukların çok azda olsa gelişimlerinde ilerlemeler olmuştur. Son-testlerdeki bu farklılık en büyük nedenlerinden birisi, devam ettikleri anasınıflarında aldıkları eğitimdir Öneriler Çalışma sonuçlarına bakıldığında, çocuklarla birlikte olan yetişkinlere eğitim verilmesinin çocuk ve yetişkin açısından yararlı olduğu görülmüştür. Çalışmada bu temel sonuçtan yola çıkarak aşağıdaki öneriler sunulmuştur. Tüm okul öncesi çağdaki çocukların aileye ihtiyaç duydukları açıktır. Ancak bu çalışmada görüldüğü gibi bazı çocuklar çeşitli sebeplerden yanında büyüyeceği aileden mahrum kalmaktadır. Devletin sahip çıktığı bu çocuklar yuvalarda yaşamlarını sürdürmektedir. Grup sorumluları aracılıyla anne-babalık ilişkisi yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bu telafi mekanizması çocuklar açısından yararlı olmakla birlikte farklı annebabalık seçenekleri ve modellerde düşünülebilir. Batıda uzun zamandır uygulanan koruyucu aile, profesyonel aile gibi uygulamaların ülkemizdeki koşullarda yer alıp alamayacağının araştırılması gerekmektedir. Sakıncaları ve avantajları araştırılıp sınandıktan sonra bu gibi modeller ya da ülke araştırmacılarının geliştireceği modeller uygulanabilir. Çocuklar yuvada, 0-3 yaş ve 4-6 yaş şeklinde iki alt grupta, vardiya sistemiyle gün içerisinde 3 farklı anne ve mesai saatleri içerisinde grup öğretmeni ile yaşamaktadır. Bakıcı anne ve grup öğretmenleri 0-3 yaş ve 4-6 yaş gruplarında değişmektedir. Ailenin devamlılığı ve değişmezliği ilkesi dikkate alınarak yuva çocuklarına 0-6 yaş aralığında, aynı grup öğretmeni ve bakıcı anneler aracılığıyla bakım ve eğitim verilebilir. 120 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

143 İlköğretim Anabilim Dalı Bakıcı anne ve grup öğretmenleri çocuk gelişimi konusunda bilgi ve eğitim sahibi olmasına rağmen uygulanan program deney gruplarının lehine farklılık yaratmış olması, kurum çalışanlarının eğitimine bakılmaksızın sürekli hizmet içi programlarla desteklenmesi çocukların gelişim alanlarına katkı sağlayabilir. Araştırmada kullanılan Portage Erken Eğitim Programı gibi aile eğitimini ve çocuk gelişimini desteklemeyi hedefleyen programların uygulayıcısı olmaları için okulöncesi öğretmenlerine, yuvalarda grup öğretmenlerine eğitim ve destek verilebilir. Böylelikle eğitimli eğitmenlerle aile ve çocuğa yönelik çeşitli programlar düzenlenebilir. Araştırmada deney gruplarına uygulanan Portage Erken Eğitim Programı sonuçları göstermektedir ki grup sorumlularına verilen eğitim desteği, çocuğun gelişim alanlarına katkı sağlamaktadır. Bu nedenle aile eğitim programları 5-6 yaşında anasınıfı veya anaokullarına devam eden bütün çocukların ailelerine yada ailelerin yerini tutan yetişkinlere verilmesi çok yararlı olacaktır. Araştırma örnekleminde 5-6 yaş grubu çocuklar yer almakta olup deney grupları açısından uygulanan programın etkililiğinden söz edilebilmektedir. Portage Erken Eğitim Programı 0-6 yaş için geliştirildiğinden program 0-3 yaş içinde etkililiğini ortaya koymaya yönelik SHÇEK ve yaşayan çocuklar üzerinde uygulanabilir. Araştırmada aile katılımının okul temelli olarak sınırlı kalması nedeniyle okul-aile işbirliği ve ev temelli katılımı içine alan projelerin düzenlenmesi yerinde olacaktır. KAYNAKÇA Ajayı, H. O. (2008). Early Childhood Education in Nigeria: a reality or a mirage? Contemporary Issues in Early Childhood Volume 9 Number 4 www. wwwords.co.uk/ciec Anderson, G. R. (1999). Introduction: Achieving permanency for all children in the child welfare system. Journal of Multicultural Social Work, 5(1/2), 1-8. Aydın, B. (2000). Gelişimin Doğası, Editör: Binnur Yesilyaprak, Gelişim ve Öğrenme Psikolojisi, Pegem Yayıncılık, Ankara. Aytaç, T. (2000). Okul Merkezli Yönetim, Nobel Yayın Dağıtım. Ankara. Bereket, A. (2011). Çocuklarda Boy ve Kilo Artışı Nasıl Olmalıdır? Boy ve Kilo Artışını Etkileyen Faktörler Nelerdir? Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

144 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Berument, K. S. (2007). 0-6 Yaş Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Yetiştirme Yurtları Çocuklarında Bilişsel, Dil ve Sosyal Duygusal Gelişimini Destekleme, Proje No:105 K 045. Brown, R. I. (1976). Psychology andeducation of Slow learner. Published by Routledge & K. Paul, London. Büyüköztürk, Ş. (2007). Deneysel Desenler-Ön-test-Son-test, Kontrol Grubu Desen ve Veri Analizi. (2.Baskı). PegemA Yayıncılık. Ankara. Büyüköztürk, Ş. ( 2007). Sosyal Bilimler İçin veri analizi el kitabı. 7. Baskı. Pegem Yayıncılık Ankara. Cılga, İ. (1989).Korunmaya Muhtaç Gençlerin Sorunları ve Yetiştirme Yurtları. Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Ankara. Comer, JP. (1984). Home-school relations\hips as they affect the academic success of children. Education and Urban Society, 16: Creswell, J. W. (2003). Research Design: Quantitative, Qualitative, And Mixed Methods Approaches. Sage. Thousand Oaks. Usa. Çağdaş, A., Yıldız, F. Ü. (2000). Deneysel Yaratıcılık Programının 4-5 Yaş Çocuklarının Bilişsel Gelişimine Olan Etkileri. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Selçuk Üniversitesi. Konya. Çivi, S. (1991). Konya Çocuk Yuvasındaki 0-12 Yaş Çocuklarının Gelişim Özellikleri Ve Anne Yoksunluğunun Çocuk Gelişimine Etkileri Açısından Koruyucu Aile Bakımı Ve Aile Çocuklarının Kurum Bakımı İle Karşılaştırılmalı İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Konya. Çörüş, G. (2005). Erken Dönem Ebeveyn Yoksunluğu, Popüler Psikiyatri Dergisi, 25: Çukur, A. (1994). Kurum Bakımı Altında Bulunan Okul Öncesi Dönemi Çocukların Bilişsel Gelişim Düzeylerinin İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Davies, D. (1999). Looking back, looking ahead: reflections on lessons over twenty-five years, in Smit, F, Moerel, H, Van der Wolf, K & Sleegers, P (eds) Building bridges between home and school. Nijmegen: Institute for Applied Social Sciences. Dennis, W. (1973). Children Of The Crèche. New York: Appleton-Century- Croft. Dennis, W. (1960). Causes Of Retardation Among Institutional Children: Iran. Journal Of Genetic Psychology 96: Ekiz, D. (2003). Eğitimde Araştırma Yöntem Ve Metotlarına Giriş, Ankara: Anı Yayınları. 122 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

145 İlköğretim Anabilim Dalı Epstein JL. (2001). School, family and community partnerships. Preparing educators and improving schools. Boulder: Westview. Eraslan, E., Çalışkan, M., Özmen, M. (1997). Zihinsel Özürlü Çocuklarda Portage Erken Eğitim Programı Uygulaması. S Ankara Üniversitesi 5. Mithat Enç Özel Eğitim Günleri. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Yayınları. Ankara. Erkan, G. (1995). Korunmaya Muhtaç Çocuklar: Çocuk Yuvalarında Bir Araştırma. Ankara. Erdoğan, S. Ç., Alisinaoğlu, F. (2002). Çocuk Yuvalarında Kalan Ve Ailesiyle Birlikte Yasayan On Yaş Çocuklarının Umutsuzluk Düzeylerinin İncelenmesi, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 12 (1-2): Eskişehir. Estrada, P, Arsenio, WF, Hess, RD & Holloway, S. (1987). Affective quality of the mother and child relationship: Longitudinal consequences for children s school relevant cognitive functioning. Developmental Psychology, 23: Gürşimsek, I. (2003). Okul Öncesi Eğitimde Aile Katılımı Ve Psikososyal Gelişim. Kuram Ve Uygulamada Eğitim Bilimleri. 3 (1), Gürşimsek, I., Girgin, G., Kefi, S.(2007). Okul Öncesi Eğitime Babaların Katılım Düzeyi İle İlişkili Değişkenlerin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 33, S Henderson, A.T. (1989). The Evidence Continues To Grow: Parent İnvolvement İmproves Student Achievement. National Committee For Citizens İn Education: Columbia,Md. Hildyard, K.L., Wolfe, D.A. (2002). Child Neglect; Developmental Issues And Outcomes, Child Abuse & Neglect, 26 (6-7): İşkol, F. M. (2005). Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Çocuk Yuvalarında Barınan Çocukların Wısc-R Skorlarının Değerlendirilmesi. İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü. Sosyal Bilimle R A.B.D. (Yayınlanmamış Y.Lisans Tezi). İstanbul Kadlec, M.B., Cermak, S.A. (2002). Activity Level, Organization, and Social-Emotional Behaviors in Post-Institutionalized Children, Adoption Quarterly, 6 (2): Karasar, N. (2000).Bilimsel Araştırma Yöntemi. Nobel Yayın Dağıtım. Ankara Marangoz, E. (2001). Portage Eğitim Paketi Kullanım Kılavuzu. Ender Özel Eğitim ve Danışmanlık. İzmir. Naastrom, K., & Koch, S. M. (1996). Addressing The Needs Of Children İn Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

146 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Out-Of-Home Care. Paper Presented At The 28th Annual Meeting Of The National Association Of School Psychologists, Atlanta, GA. Oktay, A. (2002). Yasamın Sihirli Yılları: Okulöncesi Dönem, Epsilon Yayıncılık, İstanbul. Polat, O. (2001). Çocuk Ve Şiddet, S , 85, 97, Der Yayınevi, İstanbul. Radhike B., Noleen V., Christie, V. S. (2005). School of Education University of South Africa Copyright Project Innovation Fall Senemoglu, N. (2004). Gelisim, Ögrenme Ve Ögretim. Ankara: Gazi Kitabevi. Sucuoğlu, B. & Özokçu, O. (2005) Kaynaştırma Öğrencilerinin Sosyal Becerilerinin Değerlendirilmesi, Özel Eğitim Dergisi, 1 (2) Suğur, N., Doğru E. S. (2010). Koruma Altındaki Çocukların Aile Ve Devlet Algısı Üzerine Bir Araştırma. Ankara üniversitesi SBF Dergisi cilt: 65 Sayı: 1 Sayfa: Ankara. Sloutsky, V.M. (1997). Institutional Care And Developmental Outcomes Of 1- And -7-Year-Old Children: A Contextualist Perspective, International Journal Of Behavioral Development, 20 (1): Saltz, R. (1973). Effects Of Part-Time Mathering On IQ And SQ Of Young Institutionalized Children. Child Development. Number:44. Şimşek Z, Erol N., Öztop D., Özcan Ö. (2008). Kurum Bakımındaki Çocuk ve Ergenlerde Davranış ve Duygusal Sorunların Epidemiyolojisi; Ulusal Örneklemde Karşılaştırmalı Bir Araştırma. Türk Psikiyatri Dergisi,19(3). İnternet adresi: Tabassam, W. (1993). Intelligence and Personality Differences Among Children From Orphanages and Intact Families, Journal of the Indian Academy of Applied Psychology, 19 (1-2): Tanyer, S. (2003). Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Hemşireliği, 5. Baskı, Dizgi Matbaacılık, Konya. T.C. Resmi Gazete, , Sayı:18059, 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Ayni ve Nakdi Yardım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik. T.C. Resmi Gazete, , Sayı:18059, 2828 Sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu nun Kurulmasına Dair Kanun. Tuzcuoğlu, N. (1989). Korunmaya Muhtaç Çocukların Öğrenim Problemleri, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Ural, O. (2010). Dünden Bu Güne Aile Eğitimi. Aile Eğitimi Ve Erken 124 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

147 İlköğretim Anabilim Dalı Çocukluk Eğitiminde Aile Katılım Çalışmaları. (Edt. Fulya Temel) Anı Yayınları Ankara. Ural, O. Ve Ramazan O. (2007). Türkiye de Okul Öncesi Eğitimin Dünü Ve Bugünü. Türkiye de Okul Öncesi Eğitim Ve İlköğretim Sistemi. TED Yayınları. Ankara. Ural, O. (2007). Toplumsal Değişim Açısından Örgün Ve Yaygın Eğitim. (Ed. A. Oktay) Eğitim Bilimine Giriş. Pegem Yayıncılık. Ankara. Ural, O. (2005). Okul Öncesi Eğitim Ve Aile Katılımı Okul Öncesi Eğitimde Güncel Konular. Morpa Kültür Yayınları. İstanbul. Uzundemir, Marangoz, (2001). Portage Erken Eğitim Kılavuzu. İzmir: Ender Özel Eğitim Danışmanlık. Duyal Matbaası Yavuzer, H. (1999). Ana-Baba Ve Çocuk. Remzi Kitabevi. İstanbul. Yılmaz H. (2008). Atatürk Çocuk Yuvasında Kalan İlkokul Çocuklarının Beslenme Durumunun Saptanması ve Bu Çocukların Boy Uzunluklarının ve Vücut ağırlıklarının Standartlarla Karşılaştırılarak Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Toplu Beslenme Sistemleri Programları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

148

149

150

151 İNSAN KAYNAKLARINA BAKIŞ AÇISININ SAPTANMASINA YÖNELİK ÖZ BİR ARAŞTIRMA Tamer KEÇECİOĞLU 1 Mustafa Kemal YILMAZ 2 İnsan kaynakları yönetiminin gelişimine baktığımızda operasyonel, teknik ve faaliyet temelli yaklaşımdan, karar verme yapılarını etkileyen stratejik oluşuma doğru bir evrimleşme görmekteyiz. Bu evrimleşme en çok insan kaynakları yönetiminin iş değeri yaratması, iş sonuçlarını etkilemesi konularında etkisini hissettirmektedir. Genelde en büyük sorun örgüt stratejileri ile bireysel hedeflerin bağlantısızlığı olmaktadır. Bu sorun insan kaynakları eylemleri, vereceği kararlar ve yaratacağı katma değeri olumsuz biçimde etkilemektedir. İnsan kaynaklarının gelecekteki rollerine baktığımızda kabiliyet yönetimi, stratejik iş ortağı, demografik riskleri yönetme ve küresel ekonomiyi izleme kavramlarını içinde barındırdığı ortaya konmuştur. Bu açıdan bakıldığında insan kaynakları fonksiyonlarının işletmenin diğer fonksiyonlarına göre yeri ve oynadığı rol sürekli tartışma konusu haline gelmektedir. Buradaki en büyük neden İnsan Kaynaklarının iş sonuçlarını üretecek biçimde örgütlenmemesini ve genellikle aşırı ölçüde örgüt içi yapıya odaklanarak dış müşteri ve sonucu temel alan insan kaynakları stratejileri ile iş stratejileri birlikte yürütememedir. İnsan kaynakları fonksiyonunun yeni misyonu insanı etkileyen veya insana bağlı kararların iyileştirilmesiyle örgütün başarısını arttırmaktır. Bu yeni paradigma alıcıların ihtiyaçlarına yanıt verecek yüksek kaliteli hizmetler sunmasıyla değer teklifini tanımlar. Bu tanımlama içerisinde ürün temelli odaklanmadan çözüm temelli odaklanmaya doğru bir dönüşüm görülmektedir. Bu noktadan baktığımızda insan kaynakları fonksiyonunu örgütlerin piyasa değerini yönlendirecek, soyut varlıkları nasıl arttıracağına odaklanmak zorlayıcı değer teklifine odaklanmaya ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç yeni insan kaynakları rolünü ve yeni yetkinliklerin tasvir edilmesini gündeme getirir. İnsan sermayesi kavramının etkin olarak geliştirilmesi metrik ve analitik yapabilirliklerin geliştirilmesi, bilgi teknolojileri insan kaynakları fonksiyonunu geliştirilmesine yardımcı olabilir. Bu gözle bakıldığında bu gerçekleştirdiğimiz çalışma mikro seviyede İzmir deki firmaların insan kaynakları 1 Yrd.Doç.Dr., Ege Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, 2 Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme ABD Yönetim Bilimi ve Organizasyon Bölümü, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

152 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kavramına bakış açılarını sorgulamak amacı gütmektedir. Gerçekleştirdiğimiz anket çalışmasında İzmir de faaliyet gösteren 91 firmaya ulaşılmış, yöneticilerin saygınlık hakkındaki görüşleri sorulmuş, SPSS 15 modeliyle geçerlilik ve güvenilirlikten geçirilmiştir. Çalışmanın sonucunda baştaki hipotezler, çalışmanın sonuçlarıyla tutarlılık sergilemiştir. Bu çalışma sonucunda insan kaynakları fonksiyonlarının gelişmesi ve stratejik kararlar içerisinde yer alması ve katalizör görevi üstlenmesi için bir takım öneriler oluşturulmuştur. Bu çalışmanın orijinal tarafı örneklem sayısının yüksekliği ve bunun sonucunda elde edilen verilerin ve bu verilere karşıt getireceğimiz önerilerin doğruluğu üzerindedir. Piyasa temelli insan kaynakları ve iş sonuçları için ölçme sistemlerinin devreye sokulması insan sermayesi kavramının getirdiği odaklanma ve birlikte yürütme önerdiğimiz ara başlıklar arasında yer almaktadır. Namı Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları, İnsan Sermayesi, İnsan Kaynaklarının A STUDY OF HUMAN RESOURCES TO DETERMINE THE IZMIR LOOK ANGLE ABSTRACT When we look at the development of human resources management, operational, technical, and activity-based approach, an evolution towards the formation of strategic decision-making structures, we see that affect. Most of this evolution of human resource management to create business value, impact on business results felt the impact. Individual goals with organizational strategies in general, the biggest problem is disconnect. This issue of human resources actions and decisions adversely affects the value added created by. When we look at the future role of human resources, talent management, strategic business partner, demographic risks inherent in the concept of managing and monitoring the global economy have been revealed. From this perspective, the human resources business functions by other functions, is becoming the place and role of continuous debate. The biggest reason to produce business results Human Resources and organizational structure, usually focusing on the external customer and as a result of excessive human resources strategies with business strategies based on yürütememedir together. Human resources function affects people, or people connected to the new mission is to increase the success of the organization by improving decisions. This 130 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

153 İşletme Anabilim Dalı new high-quality services to respond to the needs of the recipients paradigma offering a value defines the proposal. Focus on product-based solution-based focus in this definition is an accurate conversion. Looking at this point to guide the market value of the human resources function in organizations, how intangible assets focus on the compelling need to focus on value bid. This need is a new role of human resources and raises new competencies to be portrayed. Human capital development of the concept as an effective metric and analytic capability development, information technology can assist in the development of human resources function. In this sense, the micro-level study in Izmir companies have realized the concept of human resources points of view seeks to question the purpose. A questionnaire study of 91 companies operating in Izmir has been reached, the managers were asked their opinions about dignity, The validity and reliability analysis was made by using SPSS 15 model. As a result of the study, the initial hypothesis, the results of the study demonstrated consistency. As a result of this study, the development of human resources functions and take part in strategic decisions and recommendations formed a team to take on acting as a catalyst. The height of the original side of the sample and as a result of this study was obtained from the data and the accuracy of this data is on the opposing proposals we will. Market-based measurement systems for human resources and business results brought by the introduction of the concept of human capital with focus and execution are among the headlines suggest. Key Words: Human Resources, Human Capital, Human Resource Reputation 1.GİRİŞ Konuya bir saptama ile başlayalım; dünya nın en iyi örgütleri insan sermayesi yönetimi ile iş stratejilerini birlikte yürütenlerdir. İnsan kaynakları stratejileri ile iş stratejilerini birlikte ele alırlarken odaklanma alanları iç müşteriden ziyade dış müşteri olmaktadır. Bu tür sonuç odaklı yaklaşım günümüzün dışarıya bakış açısıyla tutarlıdır. İnsan kaynakları yalnızca iş sonuçlarını üretmek için örgütlenmez, aynı zamanda elde edilen sonuçların nasıl sunulacağı ve iş değeri yaratmak için de var olur. İnsan kaynakları açısında da sorun tam bu noktada başlamaktadır; birlikte yürütme ile ilgili insani konular hat yöneticileri tarafından insan kaynakları bölümlerine yüklenirken, hat yöneticilerin de ise insan sermayesinin başarısı konusunda bir vizyon eksikliği kendini hissettirmektedir. Saygınlık sorununun düğümlendiği nokta insan kaynakları yaklaşımının nasıl katma değer yaratacağı ve bunu sayısal anlamda Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

154 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi nasıl gösterileceğidir. Boudreau ve Ramstad (2007;9) insan kaynaklarının eski ve yeni misyon ifadelerini karşılaştırırken geleneksel paradigmada şirketlerin en önemli varlığı insanları yönetmeye yardımcı olacak mükemmel hizmetleri sunarak şirketlerin hedeflerine ulaşmasına yardımcı olarak saygın iş ortağı olma biçiminde ürün temelli bir yaklaşıma öncülük ederken, yeni paradigma da insanı etkileyen ve insana bağlı kararların iyileştirilmesi ile örgütün başarısını artırmak olarak karar bilimini temel alan çözüm yaklaşımı gündeme gelmiştir. Yazarlar varlık nedeni konusunda bir odak ekseni kaymasından bahsederken, bu konuda Fitz-enz (1990:119) fırsat avantajlarını üstlenmek kadar yeni pazarın ihtiyaçlarını karşılamak üzerine kendi konumunun yeniden şekillenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Fitz-enz ile Boudreau odaklanma konusunda bir anlaşmazlık yaşasa da yeni paradigmanın katma değer yaratma üzerine olması gerektiği konusunda mutabıktırlar. Lawler (2006:29) ise en iyi firmaların insan kaynakları sistemlerinde hem eylemsel hem de stratejik anlamda mükemmel olduğunu ifade etmiştir. Ulrich (1997:24-25) bu savı destekler biçimde değer yaratma ve sonuçları örgüte sunmada insan kaynakları profesyonellerinin sadece insan kaynakları çalışmaları veya faaliyetlerine odaklanmaması aynı zamanda bu çalışmaların sunulması üzerine düşünülmesi yanında uzun vade den (stratejik) kısa vadeye doğru (eylemsel) bir odaklanma aralığı içerisinde çoklu bir rol oynaması gerektiğini ifade etmiştir. Bu sefer Ulrich ve Brockbank (2005:1-2) insan kaynakları profesyonellerinin firmanın içerisinde olduğu kadar dışarısı ile de bağlantı kurarak değer kavramında uzman olması ve bu kavramı içine sindirmeleri gerektiğini, değerlerin ötesine geçerek insan kaynakları değer tekliflerine inanarak bunları yaşaması ve ilan etmesi gerektiğini, insan kaynaklarının değer teklifini netleştirerek birimin ve anlayışın bu çerçevede dönüşüme tabi tutulacağını öne sürmüşlerdir. Ulrich (2010:1) yukarıda sıraladığımız iddialarını bir adım daha ileri götürerek değer kavramını insan kaynaklarının gelecek mantığı konusu ile ilişkilendirmiştir. Kesin bir ifade ile insan kaynakları değer yaratmalıdır. Yazara göre bireysel yapabilirlikler (kabiliyet), örgütsel yapabilirlikler (kültür) ve liderlik gibi çalışma alanlarının ortasına insan kaynakları kendi hedeflerini oluşturmalıdır. Örgütlerin saygınlığı olmayan maliyet merkezli ve sadece ürüne odaklanan insan kaynakları yaklaşımından pazar temelli dış bakış açısını yakalaması boyutunun uyum hızındaki başarısızlık örgütleri pasifliğe itmektedir. İnsan kaynakları fonksiyonu örgütlerin piyasa değerini yönlendirecek soyut varlıkları nasıl artıracağına odaklanan zorlayıcı değer teklifini geliştirmeye yönelmelidir. 132 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

155 İşletme Anabilim Dalı Bu odaklanma yeni yetkinliklere duyulan ihtiyacı da gündeme getirmektedir. Ulrich ve Brockbank (2005:222) insan kaynakları değer teklifi için yetkinlik modelinde stratejik katkıyı merkeze oturtarak kişisel güvenilirlik, iş bilgisi, insan kaynakları teknolojisini kullanma ve insan kaynakları sonuçlarını sunma kavramlarına yer verirken, stratejik katkıda bulunma yetkinliğinin iş performansına en fazla etkisinin bulunduğunu ifade etmişlerdir. İnsan kaynaklarının yeni rolünün ve yetkinliklerinin aralarındaki ilişkileri de dikkatte alarak tasvir edilmesi insan kaynaklarının stratejik iş ortaklığına doğru yönelmesinin yalnızca ilk adımıdır. Yine gelecekteki yetkinlikler konusunda yer alan bilgi teknolojileri de gelecekte çok önemli rol oynayacaktır. Bunun yanında metrikler ve analitik yapabilirliklerin geliştirilmesine de ihtiyaç duyulmaktadır. 2.İNSAN SERMAYESİ KAVRAMI İnsan sermayesi kavramı dar ve derinlikli bir anlayışı gündeme getirirken insan kaynakları yönetiminin bir alt kümesidir. İnsan sermayesi örgütün performansına önemli bir katkı sunmaktadır (Cascio, 2006:17). Ayrıca örgütlerin bilançolarında görünmemekle beraber piyasa değerlerinin önemli bir kısmını (Lev, 2001:82), Kaplan ve Norton a (2004:5) göre %75 inden fazlasını oluşturur. İnsanlar yoluyla sürdürülebilir rekabetçi avantaj yaratmak için tasarlanmış bir sistemdir. Becker a (2002:1) göre, bireylerin sağlığı, bilgisi, fikirleri ve kabiliyetlerine işaret eder iken yazar ulusal ekonomilerin başarısının insana etkin ve geniş yatırım yapılmasına bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bireysel farklılıklar (Spearman,1927:3), bireylerin bilgi, kabiliyet, yapabilirlikler ve diğer karakterleriyle insan sermayesinin eş tutulması eğilimi (Ployhart ve Moliterno, 2011) gibi farklı tanımların yanında çok sayıda yazın bilişsel yapabilirliklerin değerlendirilmesi ve görev performansının farklı özellikleriyle ilişkilendirilmesi etrafında geliştirilmiştir (Wright ve arkadaşları, 1995; Gottfredson, 1997; Jensen, 1998: 11; Schmidt ve Hunter, 1998). Bazı yazarlar ise insan sermayesinin bireylerin geliştirilmesi yoluyla örgüt tarafından bireylere empoze edilen teknikler biçiminde yaklaşımlar da geliştirmişlerdir (Ford ve Fisher, 1997; Bell ve Kozlowski, 2008). Bu tanımların ortak paydası insan sermayesi kavramına bireysel katmanda odaklanmasıdır. Wright ve McMahan(2011), bireyler açısında pozitif sonuçlar vermesine karşın örgüt içi birimler için değer yaratma biçimlerini bütünleştiren bireysel insan sermayesi kavramından yanadır. Kritik roldekilerin performansını sürekli olarak iyileştirmek günümüzdeki yaklaşımların başarısını oluşturmaktadır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

156 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Buradaki kritik kavramı örgütün temel yapabilirliklerine en büyük etkiye sahip olanlara işaret etmektedir (Hall, 2008:4). Bu konuda yaşanan sıkıntılara baktığımızda; örgütlerde hiç kimse yıllık insan sermayesi performansından sorumlu değildir, halbuki sonuçlar bir sistemi gerektirmektedir, yalnızca sistemler sonuçlar yaratır ve son olarak insan kaynakları modeli iş sonuçlarını sunmada yanlış bir biçimde ele alınmaktadır. Genel de yazın incelendiğinde dar ve sınırlı bir bakış açısının egemen olduğunu ve kavramın örgüt stratejisi ve alt yapısının oluşturan örgütsel yapabilirliklerle doğrudan ilişkili olduğunu ve hatta kabiliyet yönetimi kavramının çıkışında önemli bir rol oynadığını ifade edebiliriz. İnsan değeri açısından ise insanların temel psikolojik ihtiyaçlarının anlaşılması, pozitif, özgün katkılarını takdir etmek, potansiyeline ulaşmalarına yardımcı olacak bir çalışma çevresi ve kültürünü yansıtırken yaratılan bu değerin çalışanlarca hissedilmesi önem taşımaktadır (Stallard ve Pankau, 2008). İnsan sermayesi, örgüt rakiplerine göre müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak ürünleri ve hizmetleri sunduğunda yaratılırken örgüt de rekabetçi avantaja sahip olur. Mevcut ve potansiyel müşterilerinin gözünde rakiplerinkinden daha üstün müşteri değeri sağlayan ve sunan temel yapabilirliklere ve faaliyetlere sahip olunduğunda zaman içerisinde örgüt avantaj yaratır ve sürdürür. İşte tam da bu noktada ifade edebiliriz ki insan sermayesi avantajın en önemli kaynağıdır. Bu kaynağın oluşturulması ve yayılmasında insan kaynakları bölümleri önemli bir katalizör görevi üstlenirler. Bu görevi bir yaşam biçimi ve felsefesi haline getirdikleri sürece saygınlık kazanma da önemli bir mesafe alınmış olur. Tanımları toparlarsak, insanlar yoluyla sürdürülebilir rekabetçi avantaj yaratmak için tasarlanmış bir sistemdir. Daha geniş bir tanım yaparsak, örgütün temel yetkinliklerine en büyük etkiye sahip kritik süreçlerin performansının iyileştirilmesi sistemidir. Kritik süreçleri ise temel anlamda stratejiler belirler ve yönlendirir. Kavrama göre bir örgütteki rollerin ve görevlerin hiç biri müşteri ve hissedar tatmini açısından eşit derecede önemli değildir. İşte örgütleri rekabetçi avantajda önde kılan ve arkada bırakan, kritik rollerde çalışanların yetkinlik performanslarının rakiplerine göre göreceli konumlarıdır. Bu rollerdeki insanların paydaşlarına daha fazla değer katması başarı anlamına gelir. İnsan Kaynakları uygulamaları ile örgüt performansı arasında (Becker ve Huselid, 1998) 740 örgüt üzerinde yapılan ilk çalışmada insan kaynaklarının yoğun olduğu işletmelerde çalışan başına en yüksek piyasa değeri bulunmuştur, yazarlara göre insan kaynakları uygulamaları örgütün Pazar değerinin önemli bir belirleyicisi olup insan kaynakları uygulamalarında yapılacak iyileştirmeler örgütlerin piyasa 134 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

157 İşletme Anabilim Dalı değerini önemli ölçüde artıracaktır. İnsan kaynakları bölümleri rakipler üzerinde stratejik avantaj sağlayacak çalışan verimliliği, devir hızı oranları ve bağlılığı ölçmede objektif, sistematik yaklaşımlardan yararlanmalıdır. Genel özelliklerine bakarsak, açıkça tanımlanmış bir strateji yürütücü ve yönlendiricidir, net yapabilirlikler ve yükümlülükler mevcuttur, kritik rollere odaklanma, geniş kapsamlılık ve bütünleştirici yaklaşımlar, en önemlisi finansal sermaye gibi ölçme ve yönetmenin gerçekleştirilmesi (insan kaynakları bölümlerinin saygınlığı ile doğrudan ilişkilidir), dış müşteriye ve sonuca odaklılık kendini göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında rekabetçi avantajı sürdürmek bir gereksinimdir, seçenek değil. Değer kavramına ekonomistler bir örgütün ekonomik başarısı açısından bakarken değeri bir örgütle etkileşim içerisinde bulunduğu müşterilerce algılanması (Whiteley, 1993:24), kişisel değerler ve bireylerin fikirlerinin örgütsel değerler içerisinde biçimlendirilmesi (Quinn ve Rohrbaugh, 1981) şeklinde de değerlendirmelere rastlanmaktadır. Geleneksel anlamda bir örgüt çalışanlarına daha iyi bir çalışma ortamı ve atmosferi sunacak insan kaynakları uygulamaları ile çalışanlar için daha fazla katma değer yaratılır. Burada ki önemli olan konu, insan kaynakları sistemlerinin ürünleri ile paydaş değeri arasında yakın bir bağlantı kurmaktır. İnsan kaynakları tüm paydaşlar için değer yaratma esnekliğine kavuşmalıdır. Değer kavramının temelini müşterilerin mal ve hizmetlerimizi satın almada ki zorlayıcı nedenler örgütlerin yaşamlarını sürdürmelerinin temelini oluşturur. İnsan kaynakları rekabetçi avantajın kaynağını yaratan gerçek bir zorluk ve mücadele içerisinde olması için yapı (örgüt içi roller ve yükümlülükler, raporlama ilişkileri), paylaşılan değerler (kültür), sistemler (işe alım, performans yönetimi gibi eylemsel fonksiyonlar) ve kabiliyetleri birlikte yürüten etkileşimli bir bütünsel oluşumu gerçekleştirmelidir. İnsan sermayesi kavramının teorisinin altında insanların nasıl iş değeri yaratacakları neden-sonuç ilişkileri biçiminde tasvir edilmesi yatar. Böylece örgütlerin kritik rollerdekilerin performanslarının iyileştirilmesiyle kısa ve uzun vadeli iş hedeflerine ulaşmalarını da kuvvetlendirmektedir. Bu noktada en büyük sorun, örgüt stratejileri ile birey hedefleri arasında yaşanan kopukluktur. Bireylerin örgütün stratejilerini bilmemeleri ve anlamamaları ve yaptıkları iş ve görevle özdeşleşmemeleridir. Bu kopukluğu gidermek yine strateji, kritik iş süreci ve yetkinlikler mekanizmalarının kurulması ve işletilmesi ile mümkündür. İnsan kaynaklarının iş stratejileriyle birlikte yürütme iradesindeki eksiklik saygınlık konusunda önemli bir tespittir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

158 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bu tespitin altında insan kaynakları stratejilerinin iş sonuçlarıyla bağlantı eksikliği ve bu bağlantıyı tamamlayacak metrik yapısının kurulamaması ve dış müşteriden ziyade iç müşterileri odağına taşıması yatmaktadır. Lawler a(2006:2) göre insan kaynakları fonksiyonunun iş ortaklığı yaklaşımından ziyade stratejik ortak rolüne üstlenmesi potansiyel anlamda daha fazla katma değer yaratırken, üstlendikleri rol örgütlerin stratejilerini geliştirmelerine yardımcı olmaktır. Boudreau ve Ramstad (2005) insan sermayesi karar biliminin stratejide insan kaynaklarının rolünü artırdığını öne sürmüşlerdir. Stratejik ortak olmakla insan kaynakları yürütücüleri iş stratejilerini, örgütsel tasarımı, değişim yönetimini, bütünleştirilen insan kaynakları uygulamaları ve stratejilerin örgütsel tasarımlar ve stratejileri nasıl destekleyeceklerini anlamada uzman olurlar. Bu rolün oluşması ve oynanması örgütlerde saygınlık açısından önemlidir. İnsan kaynakları yaklaşımı günlük eylemsel fonksiyonlardan daha soyut ve karar alanlarına yaklaştıkça sözünün dinlenirliği ve alınan kararlarda ki katkısı artmaktadır. Saygınlık açısından baktığımızda istenen konumda olunmadığı görülmektedir (Lawler, 1995; Brockbank, 1999). Yine bu konuyla ilgili olarak Boudreau ve Ramstad (2007: 10), bir çelişkiden bahsetmekte, günümüzde insan kaynakları liderlerinin yaptıkları işlerden ve koydukları profesyonel standartlardan dolayı saygı duyulduğunu fakat diğer fonksiyonlar karşısında daha az saygı duyulduğunu, iş başarısını yürüten fonksiyonunu değerini ortaya koymada zorlandıklarını ifade etmişlerdir. Bunun temel nedeni günlük işlevsel eylemlerden karar alma süreçlerine doğrudan katkıda bulunarak yaratılan değeri somut rakamlarla göstermeye doğru paradigmayı değiştirmede ki eksikliktir. Saygınlık kavramı ile fonksiyonun kendini algılaması arasında yine doğrudan bir ilişki vardır. Bu açıdan uygulayıcı ve yürütücülerin değer sistemlerini değiştirmesi gerekir. İnsan kaynaklarını maliyetli olması, katma değer yaratamaması, bürokratik ve ihtiyaçları karşılayamıyor, çalışanı zaman israfçısı, iş bilgisi zayıf ve günlük eylemlere müdahale ediyor (Fitz-enz,1990:4) biçimindeki algılamadaki negatif konumumuzu iyileştirmeliyiz. İnsanların kişisel hedeflerine ulaşırken aynı zamanda örgütün misyonunu başarmasında devamlılığına yardımcı olacak bir örgüt yaratmak sistemlerin örgütün ana resmi ile bütünleştirmeyi sağlayacaktır. 3. TESPİTLER VE ÖNERİLER CEO lar insan kaynakları ve öğrenme fonksiyonuyla ancak %4-5 arasında doyumlu iken (Accenture, 2006), örgütlerdeki insani gündemin üst düzey öncelik olacağı ve insan sermayesine yapılacak yatırım için en iyi zaman olunduğu, insan 136 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

159 İşletme Anabilim Dalı kaynakları fonksiyonunun değişimlere yol göstermesi, kabiliyetleri cezbetmesi ve geliştirmesi ve ele geçirilen şirketlerde bütünleştirici kültürü oluşturmaya yardımcı olacak yol göstericilik yapma yeteneğine güvenildiği Amerika Birleşik Devletlerindeki CEO lar tarafından ifade edilmiştir (PricewaterhouseCoopers,2010). Bunun yanında yaşanabilecek eğilimlere baktığımızda; işe alım faaliyetlerinin küresel ekonomilerin gelişmesiyle artabileceği, örgütlerde iş gücü çeşitliliğinin artabileceği, temel iş alanları haricindeki işlerde geçici iş gücünün kullanımının artacağı, performans ve kabiliyet yönetiminin işlerle ve stratejilerle birlikte yürütülmesi gerektiği, sosyal ilişki ağlarının içsel ve dışsal insan kaynakları süreçlerini zenginleştireceği, insan kaynakları ile ilgili veriler ve analitiklere daha fazla dikkat edilmesi gerektiği kavramları öne çıkmaktadır (Hamerman, 2009). Bir başka araştırmada gelecek 10 yıl içerisinde karşılaşılması mümkün en önemli konular nelerdir? biçiminde bir soru sorulduğunda, insan sermayesini oluşturmak ve yatırımlarını optimize etmek olarak yanıtlamışlardır. Yine aynı araştırmada en iyi kabiliyetleri cezp etmek ve elde tutmada esnek çalışma düzenlemelerine gidilmesi gerektiği, örgüt içindeki liderlerin açık, güvene dayalı iletişim ve dürüstlüğe dayalı bir kültürün yaratılmasının temel insan sermayesi stratejisi olduğu, çalışanın işi ile örgütsel hedeflerin aynı düzlemde tutulmasının önemli olduğu, bunun ise kabiliyetleri elde tutmayı cesaretlendirici etkide bulunduğu, en önemli iki mücadele alanını en iyi insanları elde tutmak ve ödüllendirmek ve örgüte çekmek biçiminde özetlenebileceği ortaya konmuştur (SHRM, 2010). Bir başka çalışmada, insan kaynakları hizmetleri içerisinde ağırlıklı olarak yer alan ilk üç konu sırasıyla kabiliyet/performans sistemleri, insan kaynakları süreçleri/ sistemlerini iyileştirmek ve stratejik anlamda işi yönlendiren süreçlerde daha fazla yer almak biçiminde yer almaktadır (Towers Watson, 2010). PwC nin Saratoga Institute raporunda çalışan maliyetlerinin arttığı, gönüllü devir hızının keskin biçimde düştüğü, ekonomik durgunluk dönemlerinde işe alım kalitesinin iyileştiği, insan kaynakları maliyetleri artarken kişi başına çalışan insan kaynaklarının sayısında bir azalma olduğu, işgücüne yapılan yatırımın geri dönüşünün en önemli göstergesi olan insan sermayesi yatırımının geri dönüşü oranı 2007 yılında her bir dolar için 23 cent iken, 2008 yılında bu rakam 53 cent dir (PwC Saratoga,2011). Emek maliyetlerinin ciro içerisindeki yüzdesi örgütlerin iş güçlerinin verimliliğini iş gücünün maliyetleriyle nasıl karşılaştırılacağını anlamamıza yardımcı olur. Bir iş ortağı olarak insan kaynakları işgünün verimliliği ve yapısal maliyetler arasındaki dengeyi yönetmekten sorumludur. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

160 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bir başka raporda CEO lar insan sermayesinin ekonominin çöküş dönemlerinde başarısız olmalarının nedenleri arasında mevcut ödül sisteminin yetersizliği, kriz dönemlerinde kabiliyetlerin acil olarak harekete geçirmedeki yetersizlik, örgütlerin çoğunlukla ihtiyaç duyulan kabiliyetlerin yayılması ve yeniden tahsis edilmesinde daha çevik yolların bulunması, son iş den çıkarmalar nedeniyle çalışanların morali ve bağlılığını üst düzeye çıkarılması, yeni gelişen pazarlarda faaliyete geçmek ve rekabet etmede ihtiyaç duyulan temel/kritik kabiliyet eksikliği üzerinde durmuşlardır (PwC, 2010). İnsan kaynaklarının bakıma alınması için iyi bir fırsat ve zaman karşımızda durmaktadır. Bu esnada ki önemli bir gerçek talep iyileşmesiyle gündeme gelen yeniden işe alım ve yeniden kabiliyet kazandırma çabalarının küresel krizden önceye nazaran daha fazla maliyetli olmasıdır. İnsan kaynakları stratejilerini biçimlendiren en üst konular kabiliyet çeşitliliği ve yedekleme planlaması, iyileştirilen hizmetleri sunma, işgücünün çevikliğini artırmak, karar vermek için verileri geliştirmek sayılabilir. Yeni çevrede insani stratejiler iş birimleri ve insan kaynakları fonksiyonları içerisinde olduğu gibi bir merkezde örgütün genetik koduna iliştirilmelidir. Hat yöneticilerine özgün, belirli insan kaynakları sorumlulukları verilmelidir. İnsani stratejiler iş stratejilerini önemli ölçüde etkilemesi nedeniyle hat yöneticilerinin koçluk rolü üstlenerek çalışanların yönetimi konusunda daha fazla eylem içerisinde olması gerekir. İnsani stratejiler içerisinde hat yöneticilerinin ve insan kaynakları bölümlerinin stratejiler içerisine daha fazla dahil edilmesinin getirdiği karşılıklı bağımlılık ilişkisinin tanınması iyi performans gösterme açısından atılması gereken bir adımdır. Örgütler insan kaynakları çevresiyle temelde bir uyumsuzluk sorunu yaşarlarsa iş stratejilerini değiştirme esnekliğine ihtiyaç duyabilirler. İnsani stratejiler yalnızca stratejiler üzerine değildir, aynı zamanda hayata geçirilmesi üzerinedir. İnsani planlarda finansal ve pazarlama planları gibi geliştirilmeli ve izlenmelidir. Standartlaştırılma ve otomasyon yoluyla insan kaynakları süreçleri daha fazla etkin çalışır. Bir başka çalışmada tüm katılımcıların % 85 den fazlası şirketlerin performanslarının, özellikle üst düzey stratejik zorluklarda insanın hayati bir konu olduğunu ifade ederken insan kaynaklarının algılanan odaklanması ve yapabilirlikleri ve iş ihtiyaçları arasında net bir farkın bulunduğunu gösterirken aynı zamanda stratejik insani gündemin insan kaynakları tarafından işaret edilmediği ortaya konmuştur. Araştırmada yüksek performans kültürünün yaratılması, liderlik geliştirme, kabiliyet yönetimi ve eğitim tecrübeli üst düzey yürütücülerin insani öncelikleri 138 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

161 İşletme Anabilim Dalı arasında yer alırken, insan kaynaklarının yukarıda ifade ettiğimiz üzere kendilerini maliyet merkezli olarak değil stratejik katma değer yaratan bir fonksiyon olarak algılanmalarını beklediklerini, fakat çok azının şu anda insan kaynaklarının eylemsel sonuçlar ve strateji formüle edilmesinde önemli rol oynadığına inandığı çıkan sonuçlar arasındadır (Deloitte Development, 2007:2-3). Bu sav US Society for Human Resource Management ın 22 ülkede 4352 tane insan kaynakları uzmanı ile yaptığı gözlemlerle örtüşmektedir. Hala insan kaynakları geleneksel anlamda rolleri üstlenmektedir. İnsan kaynakları uzmanlarının örgüte katma değer yaratacak kabiliyet ve özgün bilgilere sahip olduğu konusunda çalışanların %12 si, hat yöneticilerinin %10.4 ü, insan kaynakları dışındaki yürütücülerin %9.4 ü inanırken, daha da vahim olanı insan kaynakları uzmanlarının günümüz örgütlerinde yüksek var oluş nedeni olduğuna inananların yüzdesi yalnızca %5.2 iken insan kaynakları uzmanlarının yalnızca %6.8 i örgütlerinde bir iş ortağı olarak tanındığını hissetmektedirler (SHRM, 2004). Friedson bu konuyu yorumlarken profesyonelliğin tanımlanma ve sergilenme biçiminin belirleyici bir faktör olduğunu, profesyonellik karakterleri ve kendini nasıl gördüğünün, ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyeleri açısından önemli olduğunu ifade etmiştir (Friedson, 2001:180). Değerlendirmelerde insan kaynakları konusundaki profesyonellik kavramının yeni olgunlaşma seviyesinde olduğu, bu durumda bir meslek olarak insan kaynakları profesyonelliğinin ve standartlarının belirlenmesi, bir kariyer olarak insan kaynaklarının tercih edilmesi, stratejik bir rol oynamasında yetkinliklerin geliştirilmesi ve sürdürülmesi konusunda kararlı olunması ve gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan kavramların sürekli karşılaştırılmasının yapılması gerekirken profesyonelleşme kültürünün tam olarak yaşanmadığı, insan kaynaklarının bazı meslek gruplarında olduğu gibi profesyonel sertifikasyona sahip olmadığı konuları saygınlıkla doğrudan ilişkilidir. Bir başka çalışma da gelecekte önemli olan ve fakat şu anda örgütlerin yapabilirliklerinin zayıf olduğu insani konular; yetenekleri yönetmek, demografik riskleri yönetmek, öğrenen bir örgüt oluşturmak, iş-yaşam dengesini yönetmek ve değişim ve kültürel dönüşümü yönetmek biçiminde sıralanmıştır (The Boston Consulting Group, 2010:2). Ne insan kaynakları yöneticileri ne de hat yöneticileri örgüte katma değer yaratmada konumlanacağı stratejik ortaklığa doğru olan yönelimde gereksinilen kabiliyet kümesini geliştirmede yeterli olmuşlardır. Her iki kesiminde algılama farklarını doğru biçimde tespit etmesi önem taşımaktadır. Yakın dönemde yapılan ortak bir çalışmada insan kaynaklarının bir iş ortağı olarak rolünü genişletmesi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

162 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi gerektiği ancak diğer fonksiyonlarla insan kaynakları faaliyetlerini bütünleştirmede etkinsiz olduğu, insan kaynaklarının sorumluluğunun daha iyi fonksiyonel çalışanları oluşturma ve geliştirmede hat yöneticilerini desteklemesi yönünde olduğu, ayrıca insan kaynakları profesyonelleri ile hat yöneticileri arasında önemli algı farklılıkları belirlenirken en çarpıcı sonuç insan kaynakları profesyonellerinin insan kaynaklarında uzman olmalarını algılamada birinci sıraya koyarken, hat yöneticileri için bu konu beşinci sırada kendine yer bulmuştur (The Boston Consulting Group ve World Federation of People Management Associations, 2010: 33-34). Stratejik ortaklığa geçiş aşamasında gereksinilen kabiliyet ve yapabilirliklerin net biçimde gruplandırılması önem taşımaktadır.iş ile ilgili analitik ve metrikler, iş planlaması, müşteri yönetimi ilişkileri, çatışma çözümleme, kaynak yönetimi ve politikaların hayata geçirilmesi gibi yapabilirlik ve yeteneklere sahip olmak dönüşümü yönetmek ve değişim yöneticisi olarak insan kaynaklarının işini kolaylaştıracaktır. Ayrıca her örgütsel soruna insan kaynaklarının çözüm getirmesini beklemek tehlikeli bir yaklaşımdır. Örgütlerin gelişim çevrimleriyle uyumlu olarak insani konuların stratejik anlamda geliştirilmesi, insan kaynakları gözlüğüyle konulara bakılması, yeni ve farklı biçimlerde de konulara yaklaşılabileceği gibi boyutlarda da eksiklikler yaşanmaktadır. İnsani konuları günümüzde artık küresel etkilerini dikkatte alarak değerlendirmek, yorumlamak ve örgüte olabilecek etkileriyle yaşama geçirilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu küresel bakış açısındaki eksiklik stratejik planlarda emek kavramına sadece maliyet etkisini dikkate alan, faktörler üzerinde yeterince düşünülmemesini gündeme getirmektedir. Günümüz insan sermayesine ekonomik, sosyal ve politik oluşumlar lensi ile bakılmasını zorunlu hale getirmiştir. İnsan kaynaklarının yeni vizyonu; örgüt hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olma, somut değerlere katma değer yaratmak ve insanlar yoluyla örgütsel etkinliği iyileştirmek sayılabilir (Fitz-enz ve Phillips, 1998 :16). Yol haritasına odaklanmak insan kaynaklarının değere dayalı katma değere odaklanmasında önemli bir adımdır. Bu vizyonunu tüm paydaşlara iletilmesi de gerekir. Bu vizyon sadece insan kaynakları profesyonelliği için kabiliyetleri değil aynı zamanda iş ve değişim kabiliyetlerinin de özümsenmesini gerektirir. Stratejik yönetim, süreç teknolojisi ve finansal analiz gibi iş kabiliyetlerinin geliştirilmesi strateji masasındaki elimizi kuvvetlendirecektir. Verileri toplayarak ve analiz etmeyle değişimi yönetmeye ihtiyaç duyar, ihtiyaç duyulan değişimi kararlı biçimde geliştirir, değişim çabasına öncülük eder. İnsan kaynakları profesyonelleri değişim 140 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

163 İşletme Anabilim Dalı için süreçlerin belirlenmesi ve hayata geçirilmesinde yardımcı olur. İnsan kaynakları profesyonelleri zaman içerisinde örgütü rekabetçi avantajını sürdürmesinde yardımcı olacak yeni davranışları belirlemesiyle değerler üzerine konuşmaya zorlar veya kolaylaştırır. Örgüt kültürünün çalışılan sektörün kültürün gerçekleriyle uyumlu ve tutarlı olması gerekir. Bu düzenlemeyi kolaylaştırma görevini fonksiyonun üstlenmesi gerekir. Ortak aklı oluşturarak yeni stratejilerin geliştirilmesini gündeme getirerek gelecekte oluşabilecek sıkıntılara karşı akışkan ve çevik bir kültür yaratarak tepki verme hızını azaltmış olur. Bu noktadan baktığımızda analitik yapabilirlik, satış kabiliyeti ve kişiler arası yetkinliklere odaklanılması gelecek açısından önem taşımaktadır. İş sonuçları etrafında insan kaynakları sistemlerini birlikte yürütmek, insan sermayesinin gelişiminden sorumlu olacak bir anlayışı ve bu anlayışı takip etmeden sorumlu bir yürütücüler takımı oluşturmak ve Hamel in(2006) bahsettiği gibi insan sermayesi yönetimine bir marka yönetimi gözüyle bakmak gerekir. 4. İZMİR İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNE BAKIŞ AÇISININ SAPTANMASINA YÖNELİK ARAŞTIRMA 4.1. Araştırmanın Amacı Araştırmanın amacı İzmir de insan kaynakları yönetimine bakış açısının saptanmasıdır. Bunun yanında üretim ve hizmet işletmelerinin bakış açıları arasındaki fark ve işletmelerin çalışan sayılarına göre bakış açıları arasındaki anlamlı farklılıklar aranmıştır Araştırmanın Yöntemi Araştırma yöntemi kapsamında aşağıda sırasıyla araştırmanın hipotezleri, evreni ve örneklemi, araştırmada toplanan veri toplama aracı ve verilerin analizi ele alınmıştır Araştırmanın Hipotezleri Bu araştırmada, İzmir de insan kaynaklarına bakış açısını saptamak üzere likert ölçekli sorular sorulmuştur. Bunun dışında aynı kapsamda ordinal tarz sorular sorularak belli konularda önem sırası belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, anketi cevaplandıran işletmelerin üretim ya da hizmet işletmesi olması, çalışan kişi sayısı özellikleri bakımından ilişkiyi ortaya koyması bakımından aşağıdaki hipotezler oluşturulmuştur. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

164 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi H 1 : Faaliyet gösteriler sektör ile İzmir deki insan kaynakları bölümlerinin insan kaynaklarına bakışları arasında anlamlı bir farklılık vardır. H 2 : İşletmenin çalışan sayısı ile İzmir deki insan kaynakları bölümlerinin insan kaynaklarına bakışları arasında anlamlı bir farklılık vardır Araştırmanın Evreni ve Örneklemi Araştırmanın evrenini, İzmir ilinde faaliyetini sürdüren üretim ve hizmet işletmeleridir. Yapılan araştırmada evreni oluşturan işletmelerin olduğu kabul edilmiştir. Bu bağlamda örneklem sayısının tespitinde aşağıdaki formülden yaralanılmıştır (Baş,2006:45). Araştırmada kabul edilen güven aralığı %95 dir. Buna bağlı olarak formüldeki t değeri 1,96 dır. İncelenen olayın görülüş sıklığı (p değeri) 0,5 olarak alınmış ve keşifsel bir çalışma olması dikkate alınarak örnekleme hatası (d) ise %11 olarak belirlenmiştir. N.t 2. p.q n = d 2.(N-1)+ t 2. p.q Formülde yer alan sembollerin anlamları şu şekildedir; n= Örnekleme sayısı N= Araştırmaya konu olan topluluk sayısı p= İncelenen olayın görülüş sıklığı q= 1-p yi d= Örnekleme hatası t= Belirli bir anlamlılık düzeyinde, t tablosuna göre bulunan teorik değer Formüle göre yapılan hesaplamada araştırmada uygulanması gereken anket sayısı 79 olarak bulunmuştur. Araştırma sonunda 91 anket değerlendirmeye alınmıştır Araştırmanın Veri Toplama Aracı Çalışmada bilimsel araştırmalarda başvurulan ana metotlardan iki tanesine yer verilmektedir. Birincisi, temel araştırma tekniğidir. Burada çalışmanın teorik yapısını oluşturmak için konu ile ilgili gerek yurt içi gerekse yurt dışında yayınlanan bilimsel çalışmalardan yararlanılmıştır. İkinci yöntem ise, teorisi oluşturulan çalışma ile ilgili alan araştırması yapılmasıdır. Alan araştırması için kapalı uçlu sorulardan oluşan bir anket hazırlanmıştır. Anketin ilk 3 sorusu demografik sorulardır, diğer 12 sorudan 5 tanesi nominal, 3 ordinal, 4 likert ölçekli sorudan oluşmaktadır. Anket 142 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

165 sorularının hazırlanmasında literatürden yararlanılmıştır, Araştırma küçük çaplı pilot uygulama yapılarak test edilmiştir. İşletme Anabilim Dalı Araştırma Verilerinin Analizi Araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programından yaralanılmıştır. Önce demografik sorulara verilen cevaplar sayı ve yüzde olarak yorumlamıştır. Daha sonra ise, sorular Bağımsız T.test, Anova testi ve desciriptive testi ne tabi tutularak sonuçlar yorumlanmış ve işletmelerin insan kaynaklarına bakış açıları belirlenmeye çalışılmıştır Araştırmanın Sınırlılıkları Bu araştırma kapsamına zaman ve maliyet kısıtları nedeniyle sınırlı tutulmuş. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular sadece örneklem kapsamına alınan İzmir de faaliyetini sürdüren 91 işletmenini insan kaynakları bölümüne yapılmıştır. Bu yüzden, araştırma sonuçlarına dayanarak İzmir de faaliyetini gösteren tüm işletmelerin insan kaynaklarına bakış açısıyla ilgili bir genelleme yapmak doğru olmaz. Sadece İzmir genelindeki işletmelerin insan kaynaklarına bakışıyla ilgili ipucu olabilir Araştırmanın Bulguları ve Yorumu Araştırmaya katılan örneklem grubunun özellikleri (sektör, çalışan kişi sayısı) Tablo 1 de verilmiştir. Tablo1: İşletmelerin Demografik Özellikleri Özellikler f % Sektör Üretim Hizmet Çalışan Kişi Sayısı Toplam üzeri Toplam Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

166 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 1 de, sektör açısından ankete katılanların %68.1 inin üretim, %31.9 inin hizmet işletmesi olduğu görülmektedir. Ankete katılan işletmelerin çalışan kişi sayısına bakıldığında, %19.8 inin 1-49, %19.8 inin 50-99, %31.9 unun , %11 inin ve %17.6 ının da çalışanı olduğu görülmektedir. Bunun dışında açık uçlu olarak verilen işletmenin yaşı ile ilgili soruda ankete katılan işletmelerin ortalama yaşlarının 15.7 olduğu belirlenmiştir. Anketin ölçeğinin güvenilirliğini belirlemek amacıyla Cronbach Alpha güvenilirlik analizi yapılmış. Bu analiz sonucunda; anketin ölçeğinin güvenilirlik katsayısı (α) likert sorular içinden 10,11,12 ve 19. soru çıkarıldıktan sonra 0,66 olarak belirlenmiştir. Bu değerin 0,6 dan fazla olması beklenmektedir, ankette 0.66 çıktığı için soruların güvenilir olduğunu söylenebilir. Ankette çeşitli sorular bir araya getirilerek faktörlere ayrılmış, bu faktörlerin doğruluğunu belirlemek için KMO and Barlett s faktör analizi yapılmıştır. Faktör analizi sonucu KMO and Barlett s çıkmıştır. Bu değerinde 0.6 dan yüksek olması beklenmektedir, ankette bu değer olduğu için faktör analizi sonucuna göre belirlediğimiz grupların doğru olduğunu söylenebilir. Tablo 2 de İzmir de insan kaynakları yönetimine bakışın sektörel boyutuyla ilgili veriler verilmiştir. İzmir de insan kaynakları yönetimine bakış ile sektörlerle ilgili bağlantısını çözmek için bağımsız t test ten yararlanılmıştır. Tablodan yararlanarak aşağıdaki yorumlar yapılabilir: İlk bölümdeki, insan kaynakları çok maliyetlidir şeklindeki ifade için üretim ve hizmet sektörü açısından anlamlı farklılık bulunamamıştır. Her iki sektörde bulunan işletmelerin insan kaynakları da benzer düşünceler belirtmiştir. Bu ifade katılmıyorum şeklindedir. Yani üretim ve hizmet sektörü insan kaynakları yönetimleri insan kaynaklarının maliyeli olduğunu düşünmemektedir. İnsan kaynakları bölümleri işletme için katma değer yaratmazlar ifadesine üretim ve hizmet işletmeleri benzer cevaplar vermişlerdir. Bu soru hakkında da katılmadıklarını belirtmişlerdir. İnsan kaynakları bölümleri bürokratik bir yapıya sahiptir ifadesine de üretim hizmet sektöründe işletmeler benzer cevaplar vermişlerdir. İnsan kaynaklarının bürokratik yapısıyla ilgili olarak ne katıldıklarını nede katılmadıklarını ağırlıklı olarak belirtmişlerdir. İnsan kaynakları çalışanları zaman israfçısıdır ifadesine de üretim ve hizmet sektöründeki işletmeler benzer cevaplar vermişler ve buna katılmadıklarını belirtmişlerdir. İnsan kaynaklarının bölümlerinin işlerini tam olarak bilmedikleri ile ilgili ifadeye üretim ve hizmet işletmelerindeki insan kaynakları birimleri farklı 144 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

167 İşletme Anabilim Dalı cevaplar vermişlerdir. Üretim işletmeleri bu konuda karasız kalmışken, hizmet işletmeleri insan kaynaklarının işlerini bildiklerini düşünmüşlerdir. İkinci bölümdeki, insan kaynakları güvenilir değildir şeklinde ifadeye üretim hizmet işletmeleri aynı cevabı vermekle beraber, buna katılmadıklarını belirtmişlerdir. İnsan kaynakları bölümleri iletişim ve sosyal ilişki kurmada zayıftır ifadesine de benzer şekilde katılmamışlardır. İnsan kaynakları bölümleri olayları analiz etmede başarılı değildir şeklindeki ifadeye de üretim ve hizmet sektöründeki işletmelerin insan kaynakları yöneticileri katılmamaktadır. İnsan kaynakları bölümleri gerekli konularda arzulanan mücadele düzeyini göstermez ifadesine de üretim ve hizmet işletmeleri benzer cevaplar vermişlerdir. Sektörlerde insan kaynakları bölümleri kararsız kalanlar azımsanamayacak kadar olsa da katılmayanlar bunlara oranla daha fazla olmuştur. Tablo 2: Sektör Boyutundan Veriler Ortalama İnsan kaynakları bölümleri çok maliyetlidir İnsan kaynakları bölümleri işletme için Üretim 1.55 Hizmet 1.89 Üretim 1.58 katma değer yaratmazlar İnsan kaynakları bölümleri bürokratik bir Hizmet 1.52 Üretim 2.58 yapıya sahiptir İnsan kaynakları çalışanları zaman Hizmet 2.32 Üretim 1.89 israfçısıdır İnsan kaynakları bölümleri işlerini tam Hizmet 1.69 Üretim 2.11 olarak bilmezler İnsan kaynakları bölümleri güvenilir Hizmet 1.62 Üretim 2.18 değildir İnsan kaynakları bölümleri iletişim ve Hizmet 1.95 Üretim 1.91 sosyal ilişki kurmada zayıftır İnsan kaynakları bölümleri olayları analiz Hizmet 1.95 Üretim 2.18 etmede başarılı değildir İnsan kaynakları bölümleri gerekli Hizmet 2.00 Üretim 2.33 konularda arzulanan mücadele düzeyini Hizmet 2.21 göstermez İnsan kaynakları bölümleri sadece operasyonel görevler üstlenen bir bölümdür İnsan kaynakları bölümleri sadece kontrol edici bir bölümdür İnsan kaynakları bölümleri sadece kayıt tutan bir bölümdür Her yönetici aynı zamanda kendisini insan kaynakları yöneticisi olarak hissetmeli ve davranmalıdır İnsan kaynakları birimi örgüt içersinde daha stratejik ve yönetim oyununda kritik bir oyuncu olması için yeniden konumlandırılmalıdır Çalışanlarımızın tümü örgütün hedeflerini biliyor, anlıyor ve işlerine uyguluyor Üretim 2.20 Hizmet 1.93 Üretim 2.13 Hizmet 1.97 Üretim 2.05 Hizmet 1.72 Üretim 4.23 Hizmet 4.14 Üretim 3.81 Hizmet 3.62 Üretim 3.37 Hizmet 3.28 Bağımsız t test Serbeslik Düz. 89 Anlamlık Düz Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

168 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Günümüz genel müdür ve CEO larının insan kaynakları profesyonellerinden işletmenin verimlilik artışını sürdürmelerini beklemektedir İnsan kaynaklarının temel işlevi diğer fonksiyonlarının süreçlerini destekleyen ve kurumun geleceğini yönlendirmede danışmanlık veren bir iş ortağı olmaktır. İnsan kaynaklarının temel işlevi operasyonel işlerdir (işe alım, eğitim, performans, ücretlendirme vb) Üretim 3.73 Hizmet 3.72 Üretim 3.81 Hizmet 3.86 Üretim 2.90 Hizmet Üçüncü bölümdeki, insan kaynakları bölümleri sadece operasyonel görevler üstlenen bir bölümdür ifadesine farklı cevaplar verilmemiştir. Katılmayanlar ağırlıklıdır fakat karasız kalanlarda oldukça fazladır. İnsan kaynakları bölümleri sadece kontrol edici bir bölümdür ifadesine katılmamaktadırlar. İnsan kaynakları bölümleri sadece kayıt tutan bir bölümdür ifadesine her iki sektörde katılmadıklarını belirtmişlerdir. Dördüncü bölümdeki, her yönetici aynı zamanda kendisini insan kaynakları yöneticisi olarak hissetmeli ve davranmalıdır ifadesine de üretim ve hizmet işletmeleri benzer cevaplar vermişlerdir. Bu da bu ifadeye katıldıkları şeklindedir. Kesinlikle katılıyorum diyenlerde oldukça fazladır. İnsan kaynakları birimi örgüt içersinde daha stratejik ve yönetim oyununda kritik bir oyuncu olması için yeniden konumlandırılmalıdır, ifadesine de katıldıkları ve yeniden konumlandırılması gerektiğini istedikleri görülmektedir. Çalışanlarımızın tümü örgütün hedeflerini biliyor, anlıyor ve işlerine uyguluyor, ifadesine üretim ve hizmet işletmeleri insan kaynakları kararsız kalmışlardır fakat katılanların oranı da oldukça yüksektir. Günümüz genel müdür ve CEO larının insan kaynakları profesyonellerinden işletmenin verimlilik artışını sürdürmelerini beklemektedir, ifadesine de tüm sektörler katıldıklarını belirtmişlerdir. İnsan kaynaklarının temel işlevi diğer fonksiyonlarının süreçlerini destekleyen ve kurumun geleceğini yönlendirmede danışmanlık veren bir iş ortağı olmaktır., şeklindeki ifadeye her iki sektördeki insan kaynakları da katılmaktadır. İnsan kaynaklarının temel işlevi operasyonel işlerdir (işe alım, eğitim, performans, ücretlendirme vb), ifadeye ise iki sektörde kararsız kalmıştır. Tablo 3 te işçi sayısı boyutu ile ilgili veriler verilmiştir. Kariyer planının gelir ile ilgili bağlantısını çözmek için Anova (varyans) analizinden yararlanılmıştır. Tablodan yararlanarak aşağıdaki yorumları yapılabilir: İşçi sayısı açısından yapılan anova testte anlamlı farklılıklar aranmıştır. Fakat insan kaynakları bölümleri gerekli konularda arzulanan mücadele düzeyini göstermez ve insan kaynakları bölümleri sadece operasyonel görevler üstlenen bir 146 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

169 İşletme Anabilim Dalı bölümdür ifadeleri hariç diğer ifadelerde anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anlamlı farklılık bulunan insan kaynakları bölümleri gerekli konularda arzulanan mücadele düzeyini göstermez ifadesinde 1-49, ve çalışanı bulunan işletmeler ile işçi çalıştıran işletmeler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur işçi çalıştıran işletme bu soru karşısında kararsız kalmışken diğer çalışanları bulunan işletmeler katılmadıklarını ifade etmişlerdir. İnsan kaynakları bölümleri sadece operasyonel görevler üstlenen bir bölümdür ifadesinde ise 1-49 ve işçi çalıştıran işletmeler ile ve işçi çalıştıran işletmeler arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur ve yani daha az işçi çalıştıran işletmeler katılmadıklarını belirtmişlerdir. Fakat ve işçi çalıştıran işletmeler kararsız kalmışlardır. Tablo 3: İşçi Sayısı Boyutunda Veriler İşçi Sayısı Boyutu Ortalama İnsan kaynakları bölümleri çok maliyetlidir Anova F Serbeslik Düz. within 86 İnsan kaynakları bölümleri işletme için katma değer between 4 within 86 yaratmazlar İnsan kaynakları bölümleri bürokratik bir yapıya between 4 within 85 sahiptir İnsan kaynakları çalışanları zaman israfçısıdır between 4 within 86 İnsan kaynakları bölümleri işlerini tam olarak between 4 within 86 bilmezler İnsan kaynakları bölümleri güvenilir değildir between 4 within 47 İnsan kaynakları bölümleri iletişim ve sosyal ilişki between 4 within 47 kurmada zayıftır İnsan kaynakları bölümleri olayları analiz etmede between 4 within 47 başarılı değildir İnsan kaynakları bölümleri gerekli konularda between 4 within 47 arzulanan mücadele düzeyini göstermez between 4 İnsan kaynakları bölümleri sadece operasyonel görevler üstlenen bir bölümdür İnsan kaynakları bölümleri sadece kontrol edici bir bölümdür İnsan kaynakları bölümleri sadece kayıt tutan bir bölümdür Her yönetici aynı zamanda kendisini insan kaynakları yöneticisi olarak hissetmeli ve davranmalıdır İnsan kaynakları birimi örgüt içersinde daha stratejik ve yönetim oyununda kritik bir oyuncu olması için yeniden konumlandırılmalıdır Çalışanlarımızın tümü örgütün hedeflerini biliyor, anlıyor ve işlerine uyguluyor within 85 between within 85 between within 85 between within 86 between within 86 between within 86 between 4 Anlamlık Düz Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

170 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Günümüz genel müdür ve CEO larının insan kaynakları profesyonellerinden işletmenin verimlilik artışını sürdürmelerini beklemektedir İnsan kaynaklarının temel işlevi diğer fonksiyonlarının süreçlerini destekleyen ve kurumun geleceğini yönlendirmede danışmanlık veren bir iş ortağı olmaktır. İnsan kaynaklarının temel işlevi operasyonel işlerdir (işe alım, eğitim, performans, ücretlendirme vb) within 86 between within 86 between within 86 between İşletmenin insan kaynakları ile ilgili hangi faaliyetlerinden dış kaynaklardan yararlandığına bakacak olursak; işletmelerin %58.2 sinin eleman teminini dış kaynaklardan sağlamakta olduğunu belirlenmiş. İşe almada bu oranın %25.3, performans değerlendirmede %11 e ve ücretlendirmede %8.8 e kadar düştüğünü belirlenmiştir. En fazla dış kaynak kullanılan faktörün ise %72.5 ile eğitim faaliyetlerinde olduğu belirlenmiştir. Gelecekte örgütü insan kaynakları yönetimi açısından en çok zorlayacak faktörler ile ilgili soruya verilen cevaplarda, kabiliyetli çalışanların örgüte bağlılığının sağlanması ve elde tutulması en fazla zorlanılacak faktör olarak belirlenmiştir. Kabiliyetli çalışanların toplanması ve seçilmesi ikinci faktör olarak belirlenmiştir. Bunlardan anlaşılacağı gibi en önemli faktörler kabiliyetli elemanı bulmak ve elde tutmak olarak belirlenmiştir. Sonra önem sırası bakımından geleceğin liderlerini yetiştirme gelmektedir, ardından yeni çalışanları örgütle bütünleşmesi, yedekleme planlaması gelmektedir. En önemsiz iki faktör ise sırasıyla, emek maliyetlerini kontrol etmek ve özel sağlık harcamalarındaki artış olarak belirlenmiştir. Amerika da olduğu gibi özel sağlık harcamaları konusunda Türk işletmeleri pek zorlanacaklarını düşünmemektedir. İnsan kaynakları bölümlerinin yerine getirmesi gereken en önemli görevlere önem sırasına göre bakacak olursak, en önemli faktör olarak insan kaynakları süreçleri ve uygulamalarının etkin bir şekilde oluşturulması ve yönetilmesinin en önemli faktör olduğu belirlenmiştir. İkinci önemli faktör olarak çalışanların morali ve işekuruma bağlılıklarını artırmak belirlenmiştir. Sonraki önemli faktör iş stratejilerinin oluşturulması ve yürütülmesine destek vermek olarak belirlenmiş, en önemsiz faktör olarak ise örgütsel dönüşüm ve değişime öncülük etmek cevabı verilmiştir. Çalışanların yönetimden beklentileri ile ilgili soruda, en önemli beklentinin saygı görmek olduğu belirlenmiş. İkinci önemli faktörde adil ücretlendirme ve iş güvencesi olarak belirlenmiştir. Sonra sırasıyla benzer önem verilmiş olan kendini geliştirme konusunda fırsatlar sağlama ve yöneticinin desteğini almanın yönetimden beklendiği belirlenmiştir. En önemsiz iki faktöründe sırasıyla güvenilir iş ilişkileri kurma ve sağlıklı ve dürüst bir iletişim olarak belirlenmiştir. 148 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

171 İşletme Anabilim Dalı İnsan kaynakları yöneticisinde bulunması gereken en önemli özelliklerin ne olması gerektiği ile ilgili soruda, ilk olarak iletişim ve sosyal ilişki kurma yetkinliğinin olması gereken en önemli özellik olması gerektiği belirlenmiştir. İkinci önemli özellik olarak yargılama ve karar verme, üçüncü özellik olarak ise kişisel dürüstlük cevabı verilmiştir. Sonraki özelliklerde sırasıyla iş bilgisi, takım çalışmasıdır. En az olması gereken özellik ise müşteri odaklılık olarak belirlenmiştir. 5.ELDE EDİLEN SONUÇLAR VE YORUMLARI İnsan kaynaklarının etkin hizmet sunmadan örgütsel kararları iyileştirmeye odaklanmaya doğru temel paradigmasını değiştirmesi gerekir. Geleneksel anlamda hizmet sunma paradigması alıcıların nelere ihtiyaç duyulduğunun bilindiği varsayımını temel alması nedeniyle sınırlılıklar içermektedir. Yeni bir alt kümede yer alan insan sermayesi stratejisini sunmada gereksinilen örgütsel yapabilirlikler ve yükümlülükler açıkça tanımlanırken temel prensibi yukarıdan aşağıya doğru stratejiyle başlaması önem taşımaktadır. Herhangi bir yeni iş stratejisini yürütmek için birinci görev stratejiyi sunacak yeterli örgütsel yapabilirliği oluşturmaktır. Sistematik anlamda insan sermayesini büyütmeyi istiyorsak gelişmeyi yürütecek liderlere ve örgüte sahip olmalıyız. Bu aşamadaki en büyük sorun bu gelişimden sorumlu olacakların bulunmasıdır. Özgün kabiliyet kümesi farklı yatırım modellerini ( maliyet azaltmaya karşılık yatırımın geri dönüşü) gerektirir. Stratejik ve yönetsel insan kaynaklarının birbirlerinden tamamen ayrılması gerekir. İnsan kaynakları ve oluşturduğu sistemler iş sonuçlarını sunmak için birlikte yürütülerek yapının stratejiyi izlediği kavramını geçerli kılar. İş sonuç temelli insan sermayesi stratejisini yürütme yapabilirliğine sahip olunması önemli bir hedeftir. Stratejiye en büyük katma değer sağlayan kritik süreçlerdekilerin yetkinliklerini artırmak, bu süreçlerde yer alabilecek yüksek yetkinlikli kişilere kazanmak ve elde tutmak ve taklit edilmesi zor bir örgüt kültürü yaratmak ve sürdürmek sürdürülebilir rekabetçi avantaj kazanma açısından önemlidir. İnsan Kaynakları profesyonelleri dış çevreden gelen ve gelmesi mümkün işaretleri duymada bunu örgütün her tarafına yaymada önemli bir rol oynar. İnsan kaynakları faaliyetlerinin istenen kültürü yaratma ve sürdürmeye odaklanması, iş stratejisi ve dış müşterilerin ihtiyaçlarının örgüt kültürüyle ilişkilendiren kültür temelli insan kaynakları stratejisinin tasarımı ve sunulmasında katalizör görevi üstlenmelidir. Değişim ihtiyacını ortaya çıkararak hayata geçirmede örgüt içi koalisyonu devreye alması gerekir. Yönetim takımındaki stratejik düşünme Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

172 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi standardını artırmayla, işin geleceği için kişisel vizyona sahip olmayla ve mevcut stratejilerin eleştirilmesiyle karar verme yetkinliği ve bunun hayata geçirilmesine katkıda bulunmalıdır. İnsan kaynakları yöneticileri fonksiyonun gelişim evreleri içerisinde yönetsel ve insan kaynakları uygulamaları nedeniyle insan kaynakları işini gerçekleştirmek çok zorlayıcı olmaktadır. Daha sonraki gelişim aşamaları olan insan kaynakları stratejileri ve insan kaynakları uygulamalarını dış çevre koşullarından türetmek ve tepki vermeye doğru yöneldikçe insan kaynakları profesyonelleri işin kendisinden ziyade çalışmasının sonuçlarını görmeye doğru itilmektedirler. Ulrich (2010:2) insan kaynakları çalışmalarındaki yaklaşımın daha önce sunduğumuz görüşlerin tersine dışarıdan içeriye doğru bir sismik yer değiştirmesi gerektiğini ifade ederken örgütün dışarıdaki beklentilerle birlikte ele alınmasını önermektedir, bunu ifade ederken de çalışanlarımızın tercih ettiği işvereni müşterilerimizin de tercih etmesini istemek biçiminde bir gönderme yapmıştır. Her insan kaynakları uygulaması örgütün dışarısı için yaratılacak değeri görmeyle bir dönüşüme tabi tutulmalıdır. İnsan kaynaklarının bu konumu yalnızca stratejiye tepki verme açısından değil aynı zamanda strateji yaratma biçimlendirmeye yardımcı olmaktadır. Böylece insan kaynakları profesyonelleri iş içeriğini ve paydaşları anlamasıyla dışarıdan içeriye doğru yaklaşımla değeri tanımlayarak işe başlarlar. İnsan kaynakları fonksiyonunun amacı insan ve örgütsel ara kesitte teknik, kişilerarası, profesyonel ve yönetsel kabiliyetlerin uygulanması yoluyla örgüt ve çalışanların katma değer yaratmasını sağlamaktır. İnsan kaynakları bölümleri kendini ve örgütü değiştirmede cesaret, enerji, yaratıcılık ve hepsinden daha fazlası kararlılık göstermesi gerekir. Moral, iş güvencesi-güvenliği ve çalışanlarla iletişim çoğu örgütte insani konular içerisine girmektedir. Ekonomik anlamda sıkıntı yaşandığında, olaylar tresine döndüğünde insan kaynakları sıklıkla kendini yangının ortasında bulurlar. Yürütücülerin gözü ve kulağı olan fonksiyon çoğu çalışan için de sığınılacak ilk limandır. İnsan kaynakları bir kriz esnasında iletişimin eş güdümlenmesine yardımcı olmada anahtar bir role sahiptir. Bir araştırmada üst düzey yöneticilere rekabetçi avantajın algılanan kaynağını sıralamaları istendiğinde; değişime uyarlanma yeteneği, başarılı işbirliği ortaklıklarının hayata geçirilmesi yeteneği, iyileştirilen müşteri hizmetleri, kilit kabiliyetlere ulaşmak ve elde tutmak, teknolojik buluşçuluk, tedarik zinciri yönetimi sayılmıştır (PwC, 2008). Sıralamada görüldüğü üzere son yaşanan küresel krizi önceden görme ve tepki vermede örgüt yapıları ve yaklaşımları yetersiz kalmışlardır. 150 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

173 İşletme Anabilim Dalı Bu noktada örgütler ileride yaşanabilecek gelişmelere karşı erken uyarı sistemlerini ve yaşamsal kapasitelerini güçlendirici mekanizmalara ihtiyaç göstermektedir. Bunun tek ve tartışılmaz gerçeği de sahip olduğumuz kabiliyetlerin yetkinliklerini sürekli geliştirmekten geçer. Yine aynı raporda bulunması en zor olan kabiliyet nedir? biçiminde soruya verilen yanıtlar arasında, teknik ve iş deneyimlerinin bütünleştirilmesi, küresel deneyim, diğerlerini geliştirme ve öncülük etme, yaratıcılık ve buluşçuluk, riski tahmin etme ve yönetme yeteneği yer almaktadır. Hemen hemen her raporda yer alan kabiliyet yönetimi konusunda örgütler, eğitim ve geliştirmeye yatırım yapmak, daha esnek çalışma çevresi yaratma, daha iyi ücret paketi önerme, örgüt içerisinde rolleri yeniden tanımlama gibi eylemlerin yaşama geçirilmesi gündemdedir. Durgunluk içerisindeki ekonominin iyileşmesi ile kabiliyet kazanımı arasında doğrusal bir bağlantı vardır, demografik değişimlerin ve risklerin, Y kuşağının emek pazarına getirdiği değer depremi, istihdam biçiminin tam zamanlıdan kısmi ya da geçici çalışma biçimine doğru yönelmesi ve buna bağlı olarak insan kaynakları politikalarının köklü olarak değiştirilmesi uzun vade de örgütler açısından yaşanabilecek değişimler arasında yer almaktadır. Yaşadığımız bilgi temelli ekonomilerde örgütlerin stratejileri ile kabiliyetleri arasından yakın bir bağlantı vardır. Bundan dolayı insan kaynakları fonksiyonları stratejinin oluşturulması ve hayata geçirilmesine katılarak bir stratejik ortak olarak tasarlanmalı ve konumlandırılmalıdır. Buna ulaşmak için de örgütsel ve iş tasarımı konusunda uzman olmalıdırlar. Stratejinin temelini oluşturan ve bir örgütün DNA sı sayılabilecek örgütsel yapabilirliklerin oluşturulması sürecinde aktif olarak çalışması gerekir. Çünkü yapabilirlik kavramı farklılığın temelini oluşturması bunun da kritik süreçler ve bu süreçlerde çalışan kilit personelin yetkinliklerinin tespiti ve geliştirilmesi ile doğrudan ilişkilidir. Üstlenilecek bu rol insan kaynakları ile ilgili hizmet ve uygulamaların sunulmasından kabiliyet, örgüt ve insan sermayesi üzerine verilecek kararların kalitesini artırmaya odaklanarak insan kaynakları paradigmasının genişletilmesini sağlayacaktır. Yalnız dikkat edilmesi gereken konu bu iki kavramın birbirlerinin yerine geçmedikleridir. İnsan sermayesini bir kaldıraç olarak kullanarak iş stratejilerine ulaşmak için kilit süreçlerde çalışanların sahip olması gereken yetkinliklerin iş stratejileri gerçeğiyle tutarlı ve uyumlu olması gerekir. İş stratejileriyle uyumlu olmak üzere insan kaynakları ile ilgili faaliyetlerin sonuçlarını sayısal anlamda raporlama da kullanması saygınlığı açısından alınacak önemli bir mesafedir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

174 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Kendi örgütün gerçekleriyle uyumlu metrik ve analitik setinin oluşturulması, takibi ve karşılaştırma yapılarak yorumlanması, yorum sonuçlarının yıllık raporlarda yer alması gerekir. Ama şu gerçeği de gözden ırak tutmamak gerekir: insan sayı değildir, sayılar ruhsuzdur, metriklere bir amaç değil bir iyileştirme, bir tartışma aracı olarak bakmak gerekir. Boudreau nun(2010:193) son çalışmasında insan kaynaklarına yeniden biçim vermek derken insan kaynaklarını insanilikten çıkarmamak gerçeğini bizlere hatırlatmaktadır. Bu yeniden biçim vermede kararlardan etkilenen çalışanların değerlerini dikkatte alarak kabiliyet kararlarında daha optimum hedeflerle başlamak amaçlanmaktadır. Gelecekte üst düzey liderlerin başarısı bir stratejik ortak olarak insan kaynaklarından yararlanma ve istekliliğine bağlıdır. Kabiliyetleri yönetmek, liderlik geliştirme, çalışan bağlılığını artırmak ve stratejik iş gücü planlaması gelecekte önemli insan kaynakları yapabilirlikleri arasında sayılabilir. Şu an için bu yapabilirliklerin yerine getirilme derecesi düşüktür. İş gücü açısından sürdürülebilir politikaları hayata geçiren örgütlerin başarılı olacağı kesindir. İnsan kaynaklarından her gün daha fazla şey beklemek gelecekteki liderlerin geliştirilmesi ve şu an ki liderlerin işlere öncülük edecek doğru kabiliyetlere sahip olması ile mümkündür. Yapılan çalışmaların tümünde kabiliyet yönetiminin önemi vurgulanmaktadır. Diğer cesaretlendirici buluntular arasında ise insan kaynaklarının daha geniş iş ihtiyaçlarıyla birlikte yürüme konusundaki düşüncesidir. Bu açıdan bakıldığında insan kaynakları hizmetlerini sunmasına karşılık kendi süreçleri ve önceliklerini sınamaya ihtiyaç duyulmaktadır. KAYNAKÇA Accenture (2006). The High-Performance Workforce Study 2006, Research Report. Baş, T. (2006). Anket: Nasıl Hazırlanır? Nasıl Uygulanır? Nasıl Değerlendirilir? 4.Baskı, Ankara, Seçkin Yayıncılık. Becker, B.E. ve Huselid, M.A. (1998). High Performance Work Systems and Firm Performance: A Synthesis of Research and Managerial Implications, Research in Personnel and Human Resource Management, 16: Becker, G.S. (2002). The Age of Human Capital, Education in the Twenty- First Century, Retrieved from the World Wide Web. Bell, B. Ve Kozlowski, S. (2008). Active Learning effects of core training design elements on self-regulatory processes, learning and adaptability, The Journal of Applied Psychology, 93(2): Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

175 İşletme Anabilim Dalı Boston Consulting Group (2010). The Future of HR in Europe. Key Challenges Through Boston Consulting Group and World Federation of People Management Associations (2010), Creating People Advantage 2010, September. Boudreau, J.W. ve Ramstad, P.M. (2007). Beyond HR: The New Science of Human Capital, Boston, Mass.:Harvard Business School Press. Boudreau, J.W. (2010). Retooling HR, Boston, Mass.: Harvard Business School Press. Brockbank, W. (1999). If HR Were Really Strategically Proactive: Present and Future Directions in HR, Contribution to Competitive Advantage, Human Resource Management, 38: Casio, W.F. (2006). Managing Human Resources: Productivity, quality of work life, profits, 7 th ed., New York:McGraw-Hill. Claus, L. Ve Collison, J. (2004). The Maturing Profession of Human Resources, in the USA survey report, SHRM, Alexandria, Virginia, January. Deloitte (2007). Aligned at the Top, Economist Intelligence Unit. Fitz-enz, J.(1990). Human Value Management: The Value-Adding Human Resource Management Strategy for the 1990s, San Francisco: Jossey-Bass Publishers. Fitz-enz,J. ve Phillips, J.J. (1998). A New Vision for Human Resources, California: Crisp Management Library. Ford, J.K. ve Fisher, S. (1997). The role of training in a changing workplace and workforce: new perspective and approaches, in E.Kossek ve S.Lobel (eds.), Managing Diversity: Human Resource Strategies for Transforming the Workforce, Cambridge, MA: Blackwell. Friedson, E.(2001). Professionalism: The Third Logic, Chicago: The University of Chicago Press. Gottfredson, L.S. (1997). Why g matters: the complexity of everyday life, Intelligence, 24(1): Hall, B.W. (2008). The new human capital strategy: improving the value of your most important investment, New York: AMACOM. Hamel, G. (2006). The What, Why and How of Management Innovation, Harvard Business Review, 84(2): Hamerman, P.D. (2009). Trends 2010: HRM Processes and Applications, Forrester. Jensen, A.R. (1998). The G Factor : The Science of Mental Ability, Westport,CT: Praeger. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

176 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Kaplan, R.S. ve Norton, D.P. (2004). Strategy Maps, Boston, Mass.: Harvard Business School Press. Lawler, E.E. (1995). Strategic Human Resource Management: An Idea Whose Time Has Come, In B.Downie ve M.L.Coates (Eds.). Managing Human Resources in the 1990s and Beyond: Is the Workplace Being Transformed?, Kingston, Canada: IRC Pres. Lawler, E.E. (2006). Achieving Strategic Excellence: An Assessment of Human Resource Organizations, Palo Alto: Stanford University Press. Lev, B. (2001). Intangibles: Management, Measurement and Reporting, Washington, D.C.:Brookings. Ployhart, R.E. ve Moliterno,T.P. (2011). Emergence of the Human Capital Resource: a multilevel model, Academy of Management Review, 36(1): PricewaterhouseCoopers (2008). 12 th Annual Global CEO Survey. PricewaterhouseCoopers (2009). Managing People in a Changing World: Key trends in human capital a global perspective PricewaterhouseCoopers Saratoga (2011). The Saratoga Review, Newsletter Issue: 1-9. Quinn, R.E. ve Rohrbaugh, J. (1981). A Competing Values Approach to Organizational Effectiveness, Public Productivity Review, June: Schmidt, F.L. ve Hunter, J.E. (1998). The validity and utility of selection methods in personel pyschology: practical and theoretical implications of 85 years of research findings, Psychological Bulletin, 124: SHRM (2010). Challenges Facing Organizations in the Next 10 Years, SHRM Research, September. Stallard, M.L. ve Pankau, J. (2008). Strengthening Human Value in Organizational Cultures, Leader to Leader, Winter: Spearman, C. (1927). The Abilities of Man: Their Nature and Measurement, New York: Macmillan. Towers Watson (2010). Shaping the HR Service Delivery and Technology of Tomorrow Today, HR Service Delivery and Technology Survey Research Report. Ulrich, D. (1997). Human Resource Champions, Boston, Mass.:Harvard Business School Press. Ulrich, D ve Brockbank, W. (2005). The HR Value Proposition, Boston, Mass.:Harvard Business School Press. Ulrich, D. (2010). Are we there yet? :What s Next for HR, The RBL Group. 154 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

177 İşletme Anabilim Dalı Whiteley, G. (1993). The Customer-Driven Company, Reading, Mass. :Addison-Wesley. Wright, P.M., Kacman, K.M., McMahan, G.C. ve Deleewum, K.L. (1995). P=f(MxA): cognitive ability as a moderator of the relationship between personality and job performance, Journal of Management, 21(6): Wright, P. ve McMahan, G.C. (2011). Exploring human capital: putting human back into strategic human resource management, Human Reource Management Journal, Vol.21(2): Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

178

179 MEASUREMENT OF SERVICE QUALITY BY SERVQUAL METHOD IN BANKING SECTOR Nihan ÖZGÜVEN 1 ABSTRACT Problem: Some characteristic features of services that seperate services fom goods such as intangible, instability, production and consumption at the same time makes it difficult to measure the service quality. Aim of the Study: Servqual method is used to evaluate the service-related expectations and perceptions of bank customers. In this context, the main subject of the study is to evaluate the quality of banking services. Scope and Constraints of the Study: Various methods are used in the measurement of service quality. The most common and widely used method is the servqual method. Five dimensions that form service quality are handled as the physical properties, reliability, responsiveness, confidence and empathy. The questionnaire that created within the context of Servqual scale is applied to bank customers. The data obtained is analyzed by using SPSS 16 program and findings are analyzed. Findings of the study: Participants are the customers of a private bank who are in the branch for transaction. In general, the majority of respondents are male and in years age group, has a graduate degree, have the income in the range of and respondents are workers and civil servants. Conclusion: Bank s service quality level is lower than expected level. When the dimensions are compared with each other, customers perceive physical appearance of bank positive but customers think that bank can not empathize. Key words: Service Quality, Servqual, Banking Services BANKACILIK SEKTÖRÜNDE HİZMET KALİTESİNİN SERVQUAL YÖNTEMİ İLE ÖLÇÜLMESİ ÖZ Problem: Hizmetleri mallardan ayıran soyutluk, dayanıksızlık, eş zamanlı üretim ve tüketim gibi karakteristik özellikler, hizmet kalitesinin ölçülmesini zorlaştırmaktadır. Araştırmanın Amacı: Servqual yöntemi, bankada işlem yapan müşterilerin, sunulan hizmetle ilgili beklenti ve algılamalarının değerlendirilmesinde 1 Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

180 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kullanılmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın temel konusu bankacılık hizmetlerinin kalitesinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın Yöntemi: Hizmet kalitesinin ölçümünde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler içinde en sık ve yaygın kullanılanı servqual yöntemidir. Hizmet kalitesinin değerlendirilmesinde, hizmet kalitesini oluşturan beş boyut fiziksel özellikler, güvenilirlik, heveslilik, güven ve empati olarak ele alınmıştır. Servqual ölçeğinde yer alan ifadeler kapsamında oluşturulan anket formu, bankada hizmet alan müşterilere uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 16 programında analiz edilmiş ve bulgular değerlendirilmiştir. Araştırmanın Bulguları: Katılımcılar İzmir ilinde, özel bir bankanın şubesinde işlem yapmak üzere gelmiş kişilerdir. Genel olarak, anketi cevaplayanların büyük bir kısmı erkek, yaş grubunda, lisans mezunu, gelir aralığında, işçi ve memur kişilerden oluşmaktadır. Sonuç: bankanın hizmet kalitesinin beklenen düzeyde olmadığını göstermektedir. Boyutlar kendi içinde karşılaştırıldığında, müşteriler en çok bankanın fiziki özelliklerini olumlu olarak algılamakta ancak bankanın kendileri ile empati kuramadığını düşünmektedir. Anahtar Kelimeler: Hizmet Kalitesi, Servqual, Bankacılık Hizmetleri 1. INTRODUCTION Today marketing of services has become at least as important as the marketing of goods. Customers pay attention to various factors while evaluating services taken. Physical characteristics of the business, behavior of employees, the atmosphere of the business and trust to the business are some features that are effective. There are distinctive features of services from goods. These features in general are being touched, being heterogeneous, being nondurable, being unclaimed and simultaneously production and consumption (Grönroos, 1990). Services do not have physical presence, so they are intangible, invisible and can not be formed an opinion by taste, hearing and smelling senses, in short abstract goods. Service is provided by human so standardization of service is impossible. Therefore, the service varies depending on the person servicing. So, services are heterogeneous. Goods are produced and stocked whereas services are produced and obliged to consume at the time of production. Services do not have the physical strength and life in contrast to goods. With them, in the service sector there is no possibility of ownership transfer of a property. 158 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

181 İşletme Anabilim Dalı The quality of service is more difficult to measure because of listed distinctive features. However, quality must be measurable for the improvement. In fact, some features such as the physical characteristics of the goods, durability and meeting the function of the expected features can be used as a hint during the evaluation process to make the measurement of the quality of the goods. However, this measurement is getting more difficult because of the peculiar features of the services. Businesses use service quality to make a difference, provide a competitive advantage, increase productivity, ensure customer loyalty, protect price competition and create a positive image for public.(atlan, Atan and Ediz, 2003). The difficulty of measuring service quality depends on impossibility of predicting customers expectations all the time because the service quality depends on the customer s perception. Service quality is affected from service offering people, technical features of service and general corporate image of business that provide service. (Terpstra and Sarathy, 1993). In the study, service quality of the bank is evaluated as a result of matching customers expectations and perceptions about bank service provided. In this context, firstly concept of service quality is mentioned and later service quality is measured by servqual scale. 2. SERVICE QUALITY Service Quality is the comparison of customers expectations before service taken and service performance after service benefited and forms the direction and degree of expected and perceived performance (Parasuraman, Zeithaml and Berry, 1988). According to a further recognition, service quality is the evaluation of process between customer and service providers (Oral and Yuksel 2006). In addition, service quality is composed of technical and functional quality. Technical quality is what the customer takes about service whereas functional quality is about service delivery process (Grönroos, 1984). In the light of all these definitions service quality is the comparison of customers expectations about service delivery and evaluation of this service taken. When customers compare expectations and actual service delivery, service is perceived as qualified if actual service delivery exceeds expectations. But, service is evaluated as poor quality unless actual service meets expectations. The important point of service quality is the meeting customer s service quality expectations. Definition, measurement, control, communication and Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

182 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi management of quality are difficult. Service quality is determined by the consumer not by manufacturer-dealer (Küçükaltan, 2007). Service Quality dimensions are physical features, reliability, responsiveness, competence, courtesy, credibility, confidence, accessibility, communication and empathy. From these dimensions five of them are included in this study; physical features, reliability, responsiveness, confidence and empathy. Physical features dimension consist of buildings, facilities, equipment, personnel and appearance of communication materials. Reliability dimension means providing the service as promised reliably and accurately, responsiveness dimension means helping customers and providing service timely, confidence dimension means being away from risk, danger and suspicion and having qualified and polite employees, empathy dimension means business to show interest and be sensitive to customers (Zeithaml, Parasuraman and Berry, 1990). Listed five dimensions are used by Servqual scale. For this reason, in this study five dimensions of service quality are discussed because of using servqual scale. Reliability and validity of a Servqual scale is proven and this scale is applied in many areas of the service sector. This scale can be applied to organizations which provide service more than one point and to assess and compare services on every point. For instance, services provided in bank branches. Servqual scale is used within the business, and also used to compare situation among competitors (Alakavuk, 2007). 3. MEASUREMENT OF SERVICE QUALITY BY SERVQUAL METHOD IN BANKING SECTOR This study is about determination of customers expectations and perceptions about their private banks that they operate. In this context, survey forms are created according to phrases in the context of Servqual scale and the data are analyzed by using SPSS 16 program and the results are interpreted. Furthermore, recent service quality studies have expressed the need to measure the whole spectrum of service quality and have recommended SERVQUAL as the possible measurement (Kettinger and Lee, 1994; 1997; Pitt et al., 1995, 1997). The recommendation however has not been without reservation prompting further assessment of the applicability of SERVQUAL (Van Dyke et al., 1997, 1999) Aim of the Study Servqual method that is commonly used to measure quality of services applied to a private bank s customers in the banking sector. The five dimensions of service 160 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

183 İşletme Anabilim Dalı quality; physical features, reliability, responsiveness, confidence and empathy are included in the study. In this context, the purpose of this study is evaluating private bank customers expectations and perceptions of the services provided by the bank in the framework of these five dimensions Method of Study Questionnaire form compose with serqual scale in study. Questionnaire form implemented face to face to bank customers. Parasuraman, Zeihaml, Berry (1988) developed such a mesaurement tool, servqual, to be used in a variety of service industries. ts purpose was to provide an instrument for measuring service quality that would apply across a broad range of services with minor modifications in the scale. SERVQUAL provides a foundation for a growing body of research that pertains to the creation of quality among service industries. The scale was developed and tested across four service environments: banking, credit card services, repair and maintenance, and long distance telephone services Scope and Constraints of the Study The study covers customers of a private bank that operate in branch in İzmir. It is impossible to reach all the customers that operate in branch when expenses of research, personnel needs and time constraint are taken into account. Therefore, the systematic sampling method is applied to one of every 5 customer who come to bank branch for operations and waiting on the line and survey is applied to customers sampled. For this purpose, 500 questionnaires is produced, distributed, and 392 of these questionnaires are returned. Return rate is 392/500 = 78.4%. As a result of investigations it is found that 52 of the questionnaire are incomplete, inaccurate and contradictory filled so they are excluded from the scope of research. Therefore, 340 questionnaires are included in the study. The sample volume is confirmed as Findings of the study Findings of the research consist of demographic features findings and service quality findings. First of all reliability analysis enforced to statement of scale. Result of analysis alpha value is 0,83. It means that scale is reliable. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

184 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Findings About Demographic Features Table 1 37% of the participants are female and 63% are male. According to findings most of the survey respondents are male. According to this finding, men use more banking transactions more than women. The distribution of respondents by age groups are as follows: age group is 16% of respondents, years age group is 25%, age group is 19%, age group is 8% percent, age group is 11%, age group is 9%, age group is 10% and over 60 age group is 2% of the respondents. According to these findings, most respondents are in age group and they are young people. 6% of the respondents are primary school graduates, 30% of them are high school graduates, 14% of them are associate degree, 34% of them undergraduate and 16% of them graduate degree. According to these findings, most respondents have undergraduate education. This situation indicates that education levels of respondents are high. 9% of respondents earn less than 1000, 42% of the respondents earn , 34% of the respondents earn , 10% of the respondents earn , 3% of the respondents earn and 3% of the respondents earn more than This findings indicate that majority of the respondents have income between 1001 and The respondents are in middle-income group. 2% of the respondents are business partner, 14 % of them are self-employed, 25% of them are civil servants, 25% of them are workers, 12% of them are retired, 5% of them are housewife, 1% of them are unemployed and 16% of them are students. These findings indicate that the respondents consist of workers and civil servants in general. Participants are workers and civil servants so it is normal that they are in middle-income group Findings About Service Quality Phrases of servqual scale that is prepared to reveal customers perceptions and expectations related to bank services are evaluated by 5-point Likert scale. Customers compare the features of the bank that they make transactions with an ideal bank-owned feature. As a result of comparison servqual score is calculated. Servqual Score= Perception Score - Expectation Score Table 2 The negative (-) servqual score that is the difference between average perception score and average expectation score indicates that bank can not meet 162 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

185 İşletme Anabilim Dalı the expectations of customers and service quality is low. Table 2 has the evaluation distribution of expectation and perception questions for the five dimensions and there are average and servqual scores. For each phrases, expectation scores exceeds perception scores. This result shows that service quality of bank is not at expectation level. Table 3 As shown in Table 3, perception, expectation and sevqual scores of five dimensions of service quality (physical features, reliability, responsiveness, confidence and empathy), were determined. There are four expressions in physical feature dimension. When Servqual differences of the four expressions are examined, all are found negative. The expression that least meet the expectations is Advertisements and hand-outs are clear and easy to understand with the value of -0,9412, and the minimum difference is Working environment and buildings of banks seem nice with the value of -0,4971. According to these findings, advertisements and hand-outs distributed by the banks do not meet the customers expectations. Banks should pay atention to advertisements and handouts to be descriptive, basic, easy to understand and detailed. Weight of expectation and perception are compared for physical features and it is found that expectation weight is 20.03%, while perception weight is 22%. This situation indicates that the expectations of customers are met in terms of physical features. There are six expressions in reliability dimension. In these expressions, the maximum difference between expectations and perceptions is Bank that I take service does not make mistake about bank transactions. with the value of , the minimum difference is The bank that I take service meets the commitments in time with the value of According to findings, bank should pay more attention to bank transactions. In general, the reliability dimension expectation weight is 20.86%, while perception weight is 21.32%. This situation indicates that bank meets the expectations of customers in terms of reliability, bank even exceeds expectations. There are seven expressions in responsiveness dimension. The maximum difference between perception and expectation is Employees of the bank that I take the service eliminates long waiting queue with value of , the minimum difference is The bank behaves sincerely to solve the problem when one of the customers have problem with the value of According to the findings, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

186 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi customers are not satisfied to wait on the queue. Bank should prevent long queue. Bank should make attractive promotions and prizes to make transactions by internet banking and ATM s instead of having transactions in the bank branch. In general, the responsiveness dimension expectation weight is 19.80%, while perception weight is 18.94%. This situation indicates that customers expectations are not met exactly. There are six expressions in confidence dimension. In these expressions, the maximum difference between perception and expectation is Employees of the bank that I take service, see the interest of customers above everything with the value of , the minimum value is Technological infrastructure of the bank that I take service is adequate with the value of According to the findings, customers think that their interests are neglected by the bank. Customers should feel that bank deals with them. However, the technological infrastructure of the bank meets customers expectations. Customer expectation weight is 19.98%, while perception weight is 19.82%. This situation indicates that bank can not meet customers expectations in terms of confidence fully. Bank should have operations to ensure confidence to customers. For instance, bank can tend to have social responsibility campaigns to show interest to customers and society. There are four expressions in emphaty dimension. The maximum difference between perception and expectation is The bank that I take service informs customers about alternative investment instruments with the value of , the minimum difference is The bank that I take service form a portfolio in order to decrease risk while assessing savings with value of According to the result obtained, the bank gives insufficient information to customers about alternative investment instruments. However, bank directs customers to alternative investment instrument to avoid further damage and to distribute risk. In this regard, customers perceive the service positively. In general, the empathy dimension expectation weight is 19.32%, while perception weight is 17.90%. This situation indicates that bank can not meet customers expectations in terms of empathy exactly. As a result of comparison of Servqual scores in terms of service quality, physical features dimension has the lowest score with while emphaty dimension has the highest score with According to the findings obtained, customers perceive physical appearance of employees, working environment and buildings positively from physical features. However, bank customers think that bank operations are not sufficient about avoiding customer interests, informing about alternative investment instruments and especially informing about account decrease and increases. 164 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

187 İşletme Anabilim Dalı 4. CONCLUSION AND RECOMMENDATIONS Today the concept of service has broadened and the intense competitive environment between organizations make service to be given more qualified. Due to the development of the concept of service, quality concept has also become more important for businesses. Compared with manufacturing firms, service businesses should pay more attention to quality. Ensuring and improving service quality is an important strategy for businesses to have competitive advantage. This strategy of the business provides positive perception of corporate image and prestige, increase profitability, create customer satisfaction and customer loyalty in the long-term. Measurement of service quality is more difficult for services because of distinctive features from goods. Many methods and models have improved for the measurement of service quality. From these models, Servqual is the most known and widely used method. In the study, participants are the customers of a private bank who are in the branch for transaction. In general, the majority of respondents are male and in years age group, has a graduate degree, have the income in the range of and respondents are workers and civil servants. For each of the phrase that takes place in Servqual scale, customers expectations values exceed perception. This situation shows that bank s service quality level is lower than expected level. The bank s services can meet customers expectations for physical features and reliability dimensions while bank can not meet he customers expectations exactly for responsiveness, confidence and empathy dimensions. When the dimensions are compared with each other, customers perceive physical appearance of bank positive but customers think that bank can not empathize. Banks in general should provide more confidence to customers. Confidence is very important in the banking sector. Customers confidence to employees is valuable in terms of investment trust. For this reason banks should educate employees continuously. Banks should train employees in certain periods and should inform them about the new investment instruments. Employees should have motivating activities for working responsively. The banks that fail to create confidence and think about customers interests are always one step behind the competition. Changing the physical appearance of the bank is not sufficient for the service to be perceived as qualified. As well as physical features, other features should be emphasized. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

188 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi REFERENCES Alakavuk E. D., (2007) Hizmet Kalitesi Değerlendirme Ölçeği-Servqual, Hizmet Kalitesi Kavramlar, Yaklaşımlar Ve Uygulamalar, Detay Yayıncılık, Editörler: Şevkinaz GÜMÜŞOĞLU; İge PIRNAR, Perran AKAN, Atilla AKBABA, Ankara,, s Atlan Ş., Atan M., Ediz A., (2003) Servqual Analizi İle Toplam Hizmet Kalitesinin Ölçümü Ve Yüksek Eğitimde Bir Uygulama, 12. Ulusal Kalite Kongresi Bildiriler Kitabı, Kalder-Türkiye Kalite Derneği, Lütfi Kırdar Kongre Ve Sergi Sarayı, İstanbul, Ekim, s.1-13 Gronroos C., (1984) Service Quality Model And Its Market Implications, European Journal Of Marketing, Vol. 8, pp Gronroos C., (1990) Service Management And Marketing, (Massachusetts: Lexington Boks Kettinger WJ, Lee CC. Perceived service quality and user satisfaction with the information services function, Decision Science 1994;25(5/6): Kettinger WJ, Lee CC. Pragmatic perspectives on the measurement of information systems service quality. MIS Q 1997;21(2): (June) Küçükaltan G., (2007) Hizmet Kalitesi Kavramına Genel Bir Yaklaşım Ve Hizmet Kalitesinin Önemi, Hizmet Kalitesi Kavramlar, Yaklaşımlar Ve Uygulamalar, Detay Yayıncılık, Editörler: Şevkinaz GÜMÜŞOĞLU; İge PIRNAR, Perran AKAN, Atilla AKBABA, Ankara, ss Oral S., Yüksel H., (2006) Hizmet İşlemleri Yönetimi, Kanyılmaz Matbaası, İzmir Parasuraman A., Zeithaml V. A., Berry L.L., (1988) SERVQUAL: A Multiple- İtem Scale For Measuring Customer Perceptions Of Service Quality, Journal Of Retailing, Vol. 64, pp Pitt LF, Watson RT, Kavan CB. Service quality: a measure of information systems effectiveness, MIS Q 1995; 19(2): (June) Pitt LF, Watson RT, Kavan CB. Measuring information systems service quality: concerns for a complete canvas, MIS Q 1997;21(2): (June) Terspstra V., Sarathy R., (1993) International Marketing, Dryden Press, 6th Edition Van Dyke TP, Kappelman LA, Prybutok VR. Measuring information systems service quality: concerns on the use of the SERVQUAL questionnaire, MIS Q 1997;21(2): (June). 166 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

189 İşletme Anabilim Dalı Van Dyke TP, Prybutok VR, Kappelman LA. Cautions on the use of the SERVQUAL measure to assess the quality of information systems services, Decis Sci, 1999;30/3: Zeıthaml V. A., Parasuraman A., Berry L. L., (1990) Delivering Quality Service: Balancing Customer Perceptions And Expectations, New York: Free Press TABLES Table 1: Demographic Features of Participants GENDER NUMBER PERCENTAGE OCCUPATION NUMBER PERCENTAGE Female ,5 Business Partner 8 2,3 Male ,5 Self-employed 48 14,1 AGE GROUPS Worker 86 25, ,9 Retired 42 12, ,3 Housewife 18 5, ,1 Unemployed 2 0, ,9 Student 53 15, ,5 INCOME ,0 Less than , , ,7 EDUCATION Primary School 21 6, ,4 High School ,7 More than ,6 Undergraduate ,4 Graduate 55 16,2 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

190 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Table 2: Perception, Expectation and Servqual Scores of Customers About Bank s Service Quality Table 3: Perception, Expectation, Average and SERVQUAL Scores of Service Quality Dimentions 168 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

191 KÜÇÜK İŞLETME SAHİPLERİNİN DİNDARLIK DÜZEYLERİ, ETİK İDEOLOJİLERİ VE ALGILARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER Volkan ÖZBEK 1 ÖZ Gökhan ÖZER 2 Araştırmanın Amacı: Bu araştırmanın amacı, küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, etik ideolojileri (idealizm/rölativizm), etik algıları ve niyetleri arasındaki olası ilişkileri tespit etmektir. Konuya ilişkin literatür incelendiğinde genel olarak dindarlık düzeyi ile idealizm düzeyi arasında pozitif; rölativizm düzeyi arasında ise negatif ilişkiler saptandığı görülmektedir. Dindarlık düzeyi ile etik problem algılama ve etik niyetler arasında da pozitif yönlü doğrusal ilişkiler gözlenmektedir. Ayrıca, etik problem algılama düzeyi ile idealizm arasında pozitif; rölativizm arasında ise negatif yönlü doğrusal ilişkiler öngörülmektedir. Araştırmanın Yöntemi: Bu araştırma, Balıkesir ili Edremit Körfezi nde bulunan beş ilçede, küçük işletme sahipleri arasından kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 303 kişi üzerinde senaryo tekniğine dayalı yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada idealizm ve rölativizm düzeylerini ölçmek amacıyla, Forsyth (1980) tarafından geliştirilen Etik Konum Anketi (Ethics Position Questionnaire) kullanılmıştır. Dindarlık değişkenini ölçmek amacıyla beş farklı ölçekten yararlanılmıştır. Algılanan etik problem ve etik niyetler düzeyini ölçmek amacıyla, cevaplayıcılara senaryo tekniğine dayalı birer soru yöneltilmiştir. Araştırmanın modelinde öngörülen ilişkileri test etmek amacıyla yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırmanın Bulguları: Ölçeklerin güvenilirliği ve geçerliliğinin ortaya konmasının ardından gerçekleştirilen yapısal eşitlik modelinin analiz sonuçları araştırmanın yedi hipotezinden dördünün doğrulandığını göstermektedir. Bu bulgular literatürdeki bazı araştırma bulgularıyla örtüşmektedir. Yine bazı çalışmalarda olduğu gibi, rölativizm ile hiçbir değişken arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. Araştırmanın Sınırları: Bu araştırmanın en önemli kısıtı coğrafik sınırlandırmadır. Araştırma verileri Balıkesir ilinden ve tesadüfî olmayan bir yöntemle (kolayda örnekleme) toplanmıştır. Dolayısıyla bu verilerden yola çıkarak genelleme yapmak mümkün değildir. Ayrıca, araştırmanın ana kitlesi Balıkesir ili 1 Öğr. Gör. Dr.,Balıkesir Üniversitesi, Burhaniye Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu 2 Prof.Dr., Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İşletme Fakültesi, İşletme Bölümü Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

192 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Edremit Körfezi nde bulunan beş ilçedeki küçük işletme sahiplerini içermektedir. Bu da, araştırmanın başka bir kısıtıdır. Araştırmanın Özgün Değeri: Bu çalışma, uygulandığı ülke ve bölge bakımından özgündür. Her ne kadar, araştırmada kullanılan değişkenlerden yola çıkarak bugüne kadar pek çok çalışma yapılmış olsa da, Türkiye de aynı değişkenlerden yola çıkarak yapılmış bir çalışmaya yazarların bilgisi dahilinde rastlanmamıştır. Ayrıca literatürdeki çalışmalar genel olarak büyük işletmeleri hedef alırken bu çalışmada küçük işletmelerin tercih edilmesi; yine literatürde genellikle çalışanlar üzerinde gerçekleştirilmiş uygulamalara rastlanırken bu çalışmanın işletme sahiplerini hedef alması da araştırmaya orijinallik katmaktadır. Anahtar Kelimeler: Pazarlama Etiği, Dindarlık, Kişisel Ahlak Felsefeleri, Algılanan Etik Problem, Etik Niyetler RELATIONSHIPS BETWEEN RELIGIOSITY LEVELS, ETHICAL IDEOLOGIES AND PERCEPTIONS OF SMALL BUSINESS OWNERS ABSTRACT Purpose: The purpose of this study is to explore possible relationships between religiosity levels, ethical ideologies (idealism/relativism), ethical perceptions and intentions of small business owners. A review of related literature generally shows that religiosity level has been established to have positive relationships with idealism level, and negative relationships with relativism level. Positive linear relationships have been observed among religiosity level, ethical problem perception and ethical intentions. Moreover, level of ethical problem perception is predicted to have positive relationships with idealism, and negative linear relationships with relativism. Methodology: This study is based on a face-to-face survey of scenario method conducted over 303 people chosen through convenient sampling method among small business owners from five districts in Edremit Gulf of Balıkesir. Ethics Position Questionnaire developed by Forsyth (1980) was used to assess idealism and relativism levels. Five different scales were applied in order to measure religiosity variable. To calculate levels of perceived ethical problem and ethical intentions, participants were asked one question of scenario method for each. Structural Equation Model was used to test the predicted relationships in research model. 170 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

193 İşletme Anabilim Dalı Findings: After the validity and reliability test of the scales, the structural equation model was run and resulted in the confirmation of four hypotheses out of seven. These findings are consistent with some of previous research findings in the related literature. As in some researches, no meaningful relationship was detected between relativism and none of variables. Research Limitations: The most important limitation of this research is geographical. The data was collected through a nonrandom sampling (convenient sampling) in the city of Balıkesir. Therefore, it isn t possible to generalize these findings. Furthermore, research population includes small business owners from five districts in Edremit Gulf of Balıkesir which is another limitation of this study. Originality: This study is original in terms of the country and the region where it was conducted. Although there have been many researches on the variables of this study, the authors haven t so far come across any research of the same variables in Turkey. And this study is original in that other researches in literature mainly deal with bigger businesses rather than small ones and involve workers rather than owners as in this study. Key Words - Marketing ethics, Religiosity, Personal Moral Philosophies, Perceived Ethical Problem, Ethical Intentions 1. GİRİŞ Pazarlama etiği, son yıllarda bilinçlenen tüketiciler sayesinde tüm dünyada önemini artırmıştır. Pazarlama biriminin faaliyetleri, işletmenin diğer faaliyetlerine göre tüketiciler tarafından daha net bir biçimde görülebildiği için, işletmeye yöneltilen en ağır tüketici eleştirileri de bu birimin faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle işletmeler pazarlama etiğine önem vermeli ve tüketicilerin etik dışı olarak algılayabilecekleri eylemlerden kaçınmalıdır. Bir diğer deyişle işletmeler, sadık müşteriler elde edebilmek için, tüketicilerin dürüstlük beklentilerine cevap vermelidir. İşletme içerisinde tüketicilerin bu beklentilerine cevap vermesi gerekenlerin başında işletme sahipleri gelmektedir. Onların etik ya da etik dışı davranışları, pazarlama yöneticileri ve satış personeli için de yol gösterici niteliktedir. Pazarlama etiği üzerine gerçekleştirilen ve işletmeleri örneklem alan akademik çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmaların büyük bir çoğunluğunun büyük Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

194 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi işletmelerde uygulandığı görülmektedir. Büyük işletmeler, sahip olduğu pazar payı, ekonomiye ve istihdama katkısı kadar kurumsal yapılarıyla da genel olarak küçük işletmelerin ilerisindedir. Bu nedenle bu işletmeleri örneklem alan araştırmalar büyük bir öneme sahiptir. Ancak, araştırmacılar tarafından ihmal edilmiş bir alan olan küçük işletmeler de, gerek tüm dünyadaki işletmeler içerisinde sayıca fazla olması, gerekse tüketicilerle birebir iletişim kurmalarından dolayı iş etiği araştırmaları için önemli bir ana kitledir. Bu araştırmanın amacı, küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyi, kişisel ahlak felsefeleri, etik problem algılama düzeyleri ve etik niyetleri arasındaki olası ilişkileri ortaya koymaktır. Böylelikle, etik niyetleri etkilediği önceki araştırmalarda kanıtlanmış olan bu değişkenlerin küçük işletme sahiplerinden oluşan bir örneklemde aynı sonuçları verip vermeyeceği belirlenmeye çalışılacaktır. 2. LİTERATÜR ARAŞTIRMASI Bu araştırmada kullanılan değişkenler, dindarlık düzeyi, kişisel ahlak felsefeleri, algılanan etik problem ve etik niyetlerden oluşmaktadır. Kişisel ahlak felsefelerinin idealizm ve rölativizm olmak üzere iki boyutu bulunduğundan, araştırmada toplam beş değişken yer almaktadır. Bu bölümde, tüm değişkenler hakkında genel bilgiler ve bu değişkenlerin kullanıldığı bazı araştırmaların sonuçları sunulmuştur Algılanan Etik Problem Hunt ve Vitell in pazarlama etiği genel teorisinde (1986) etik problem algılama, etik karar alma sürecini harekete geçiren mekanizma olarak özetlenmektedir. Bu noktadan hareketle, işletmelerin etik dışı eylemlerde bulunması halinde, tüketicilerin işletmenin etik yapısını gözden geçireceği ve belki de firmaya olan olumlu yargılarının değişeceği söylenebilir. Nitekim konu üzerinde yürütülen akademik çalışmalarda, tüketicilerin herhangi bir pazarlama eyleminde etik problem algılamaları durumunda firmaya ve firmanın ürünlerini satın almaya yönelik niyetlerinin olumsuz yönde etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır (Creyer ve Ross, 1997; Smith ve Cooper-Martin, 1997; Folkes ve Kamins, 1999; Alexander, 2002; Kurtuldu, 2009). Algılanan etik problemi bir değişken olarak inceleyen ampirik çalışmalara bakıldığında, bu değişkenin pek çok farklı kavramla ilişkisinin test edildiği görülmektedir. Bu kavramlar arasında dindarlık (De George, 1986; Magill, 1992; 172 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

195 İşletme Anabilim Dalı Hunt ve Vitell, 1993; Singhapakdi vd., 2000a; Singhapakdi vd., 2000b; Wimalasiri, 2001; Marta vd., 2008), kişisel ahlak felsefeleri (Attia vd., 1999; Singhapakdi vd., 2000a; Singhapakdi vd., 2000b; Marta vd., 2003; Marta vd., 2008) ve şirket etik değerleri (Hunt vd, 1989; Hunt ve Vasquez-Parraga, 1993; Singhapakdi vd., 1995; Attia vd., 1999; Singhapakdi vd., 2000b) öne çıkmaktadır Etik Niyetler Singhapakdi (2004) etik niyetleri bireyin etik bir biçimde davranmaya yatkınlığı olarak tanımlamaktadır. Örneğin, bir firmanın pazarlama yöntemlerinde ahlaki olmayan bir durum gözlemleyen bir işletme sahibi ya da yöneticisi, o firmanın ürünlerini satmaktan vazgeçiyorsa ya da firmaya ilişkin bağlılığını gözden geçiriyorsa bu durum bireyin pozitif yatkınlığını gösterir. Ancak, birey etik olmayan durumu algıladığı halde niyetlerinde bir değişiklik olmuyorsa ya da bu değişiklik beklenenin aksine firmaya daha fazla bağlanma şeklinde gerçekleşiyorsa, bireyin etik niyetler noktasında negatif yatkınlığı olduğu söylenebilir. Hunt ve Vitell (1986), Bir olayda etik problem algılanmasının etik niyetler için ön şart olduğunu savunmuştur. Singhapakdi ve Vitell tarafından gerçekleştirilen bir çalışma (1990) bu teoriyi doğrulamaktadır. Bu noktadan hareketle, aşağıdaki hipotez geliştirilmiştir. H 1 : Küçük işletme sahiplerinin etik problem algılama düzeyleri, etik niyetlerini pozitif bir biçimde etkilemektedir Kişisel Ahlak Felsefeleri Schlenker ve Forsyth (1977) klasik etik felsefelerdeki farklılıkları idealizm ve rölativizm olmak üzere iki boyutun açıklayabileceğini öne sürmüştür. Forsyth e göre (1980) idealizm, bireyin arzu edilen sonuçların daima doğru eylemle elde edilebileceğini kabullenme derecesidir. Rölativizm ise, bireyin etik yargılara varırken evrensel kuralları reddetme düzeyi ve bireyin hayata bakışının şüphecilik (skeptisizm) temelinde gerçekleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Pazarlama etiğine ilişkin önceki çalışmalarda ahlak felsefelerinin etik kararları etkilediği bulunmuştur. Vitell, Rallapalli ve Singhapakdi (1993) çalışmalarında yüksek idealizm ve düşük rölativizm düzeyindeki pazarlamacıların yüksek rölativizm ve düşük idealizm düzeyindeki pazarlamacılara göre daha yüksek dürüstlük ve bütünlük sergileme eğiliminde olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmayla tutarlı bir şekilde Vitell ve Singhapakdi (1993) pazarlamacıların etik yaklaşımlarının kişisel ahlak felsefeleri ile kısmi olarak açıklanabileceğini söylemiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

196 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Etik yargılar ile kişisel ahlak felsefeleri arasındaki ilişkilerin tespitine yönelik işletme öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir çalışmada, algılanan etik problemin idealizmden pozitif bir biçimde, rölativizmden ise negatif bir biçimde etkilendiği saptanmıştır (Barnett vd., 1996). Bu hipotezlerin küçük işletme sahipleri temelinde yeniden test edilmesi amacıyla aşağıdaki hipotezler geliştirilmiştir. H 2 : Küçük işletme sahiplerinin idealizm düzeyleri, etik problem algılama düzeylerini pozitif bir biçimde etkilemektedir. H 3 : Küçük işletme sahiplerinin rölativizm düzeyleri, etik problem algılama düzeylerini negatif bir biçimde etkilemektedir Dindarlık Düzeyi Dindarlık konusu özellikle son 30 yıldır pazarlama araştırmalarının önemli değişkenlerinden birini oluşturmaktadır (Parameshwaran ve Srivastava, 2010). Pazarlama etiği konusunda geliştirilmiş en dikkat çekici model olan Hunt- Vitell modelinde, etik davranışı etkilediği kabul edilen bireysel faktörler arasında dindarlık değişkeni de bulunmaktadır (Hunt ve Vitell, 1986). Literatürde bireyin dindarlık düzeyi ile etik algıları arasında ilişkilerin saptandığı araştırmalar bulunmaktadır. McNichols ve Zimmerer in (1985) senaryo tekniği kullanarak yaptıkları bir çalışmada dindarlıkla etik dışı davranışların kabulü arasında negatif ilişki bulunmuştur. Kidwell ve diğerlerinin 1987 yılında yöneticiler üzerinde yaptıkları bir başka çalışmada ise yöneticilerin düzenli olarak kiliseye gitmeleriyle etik algıları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (Singhapakdi vd.: 2000a). ABD ve Meksika daki pazarlama yöneticilerinin karşılaştırmalı olarak incelendiği bir çalışmada dindarlıkla etik problem algılama düzeyi arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur (Marta vd.: 2008). Diğer taraftan, dindarlık düzeyi ile etik problemin farkına varma düzeyi arasındaki ilişkilerin araştırıldığı ve işletme öğrencilerinin denek olarak kullanıldığı bir çalışmada bu iki değişken arasında ilişki bulunamazken (Kurpis vd., 2008), bazı çalışmalarda ise anlamlı ilişkiler saptanmıştır (Allmon vd., 2000; Conroy ve Emerson, 2004). İşletme öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir diğer çalışmada, dindarlık düzeyi ile etik yargılar ve niyetler arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır (Barnett vd., 1996). H 4 : Küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, etik problem algılama düzeylerini pozitif bir biçimde etkilemektedir. H 5 : Küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, etik niyet düzeylerini pozitif bir biçimde etkilemektedir. Dindarlığın bir değişken olarak kullanıldığı pazarlama etiği araştırmalarında 174 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

197 İşletme Anabilim Dalı kullanılan bir başka etik değişkeni ise bireysel ahlak felsefeleridir. Rölativist ahlak felsefesine sahip bireyler, evrensel ahlak kurallarını reddederler. Bundan dolayı rölativistlerin dindarlık düzeyinin düşük olması beklenir. İdealist bireyler ise, daha kuralcıdır ve dolayısıyla daha dindar olmaları beklenir (Forsyth, 1992). Barnett ve diğerlerinin (1996) işletme öğrencileri üzerinde yaptıkları bir çalışmada, dindarlıkla rölativizm arasında ters ilişki bulunurken; dindarlıkla idealizm arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bir başka çalışmada, pazarlama yöneticilerinin dindarlık düzeyleri ile idealizm arasında pozitif yönlü; rölativizm arasında ise negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır (Singhapakdi vd.: 2000a). İşletme yöneticileri üzerine yapılan bir başka araştırmada dindarlık düzeyi yüksek yöneticilerin daha idealist olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak aynı çalışmada rölativizmle dindarlık arasında bir ilişki saptanamamıştır (Oumlil ve Balloun: 2009). Literatürdeki bu farklı bulgulardan yola çıkarak aşağıdaki hipotezler geliştirilmiştir. H 6 : Küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, idealizm düzeylerini pozitif bir biçimde etkilemektedir. H 7 : Küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyleri, rölativizm düzeylerini negatif bir biçimde etkilemektedir. Araştırmanın tüm hipotezlerini gösteren teorik model Şekil 1 de görülmektedir. Şekil 1: Araştırmanın Teorik Modeli Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

198 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 3. YÖNTEM 3.1. Tasarım ve Örneklem Algılanan etik problem ve etik niyetler değişkenlerini ölçmek amacıyla senaryo tekniği kullanılmıştır. Bireyin etik karar alma çalışmalarında senaryo ve kısa hikayeler yaygın olarak kullanılmaktadır (Barnett ve Valentine, 2004). Senaryo kullanımı sosyal yapının standardize edilmesine ve senaryo ile eş zamanlı yanıt alındığından, daha gerçekçi sonuçların ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır (Attia vd., 1999; Marta vd., 2003). Bu araştırmada, Dornoff ve Tankersley (1975) tarafından hazırlanan senaryolar arasından seçilmiş bir kısa hikaye kullanılmıştır (Bkz. Ek 1). Araştırmanın anket formunda sırasıyla, demografik özellikler, dindarlık düzeyi ve kişisel ahlak felsefelerine ilişkin sorular yer almaktadır. Formun son bölümünde ise, bir senaryo ve bu senaryoya bağlı olarak sorulan algılanan etik problem ve etik niyetleri ölçmeye yönelik birer soru bulunmaktadır. Araştırmanın değişkenlerine ilişkin maddeler cevaplayıcılara 5 li likert şeklinde yöneltilmiştir (1- kesinlikle katılmıyorum; 2- katılmıyorum; 3- ne katılıyorum ne katılmıyorum; 4- katılıyorum; 5- kesinlikle katılıyorum). Araştırma, Balıkesir ili Edremit Körfezinde bulunan beş ilçede faaliyet gösteren küçük işletmeler arasından kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen 303 işletmenin sahipleri üzerinde gerçekleştirilmiştir Kullanılan Ölçekler Araştırmanın beş değişkenini ölçmek amacıyla çeşitli enstrümanlar kullanılmıştır. Bu ölçeklerden ilki idealizm ve rölativizm değişkenini ölçmek için tasarlanmış olan etik konum anketidir. Forsyth (1980) tarafından geliştirilen etik konum anketi etik ideolojileri belirlemek amacıyla yaygın olarak kullanılan bir araçtır. Bu ölçekte, idealizm ve rölativizmi ölçmeye yönelik 10 ar ifadeden oluşan toplam 20 madde bulunmaktadır. Pilot uygulama verileri üzerinde gerçekleştirilen keşifsel faktör analizi sonucunda idealizm ve rölativizm boyutlarından beşer madde düşük faktör yükleri ya da iki boyutta birden yer alması nedeniyle ölçekten çıkarılmıştır. Böylece, çalışmada idealizm ve rölativizm boyutlarına yönelik beşer madde kullanılmıştır (Bkz. Ek 2). Bireylerin dindarlık düzeyini ölçmek amacıyla çeşitli ölçeklerden (Gorsuch ve McPherson, 1989; McDaniel ve Burnett, 1990; Marta, 1999; Plante vd., 2002; Coştu, 2009) yararlanılarak geliştirilen yeni bir ölçek kullanılmıştır. 176 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

199 İşletme Anabilim Dalı Güvenilirlik ve geçerliliği kanıtlanmış beş farklı ölçekten alınan 28 madde, pilot uygulama verileri üzerinde gerçekleştirilen keşifsel ve doğrulayıcı faktör analizleri sonucunda 11 maddeden oluşan bir dindarlık ölçeği şeklini almıştır (Bkz. Ek 3). Bu ölçek hem tek boyutlu hem de direct oblimin rotasyon yöntemi ile üç boyutlu olarak kullanılabilmektedir. Araştırmanın amacında dindarlık tek bir değişken olarak düşünüldüğü ve tek boyutta yeterli açıklanan varyans değerine ulaşıldığı için bu çalışmada dindarlık değişkeni tek boyutlu olarak kullanılmıştır. Ayrıca, tek boyutlu ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi sonuçları da bu kararın doğruluğunu kanıtlamaktadır (Tablo 1). Tablo 1: Dindarlık Değişkenini Oluşturan Maddeler Üzerinde Gerçekleştirilen Doğrulayıcı Faktör Analizi Uygunluk Sonuçları CMIN/DF GFI CFI NFI RMSEA SRMR Üç Boyutlu Ölçek 3,60 0,914 0,959 0,944 0,093 0,0385 Tek Boyutlu Ölçek 2,25 0,954 0,983 0,969 0,064 0,027 Tablo 1 de görüldüğü gibi, dindarlık ölçeği hem tek boyutlu hem de üç boyutlu kullanım için uygun indeks değerlerine sahiptir. Ancak, tek boyutlu ölçeğin indeks değerlerinin daha uygun olduğu açıkça görülmektedir. Algılanan etik problem ve etik niyetler değişkenleri senaryolu çalışmalarda genellikle birer soruyla ölçülmektedir (Singhapakdi ve Vitell, 1992; Singhapakdi vd., 1994; Singhapakdi vd., 2000a; Singhapakdi vd., 2000b; Marta vd., 2004). Bu çalışmada da algılanan etik problemi ölçmek amacıyla cevaplayıcılara Bence yukarıdaki hikayede etik bir sorun bulunmaktadır ; etik niyetleri ölçmek amacıyla Servis sorumlusunun yerinde olsaydım, ben de aynı şeyi yapardım şeklinde ifade edilmiş birer soru yöneltilmiştir. 4. BULGULAR Bu bölümde, demografik özellikleri ortaya koymaya yönelik özet bilgilerden oluşan tanımlayıcı istatistiklere yer verilmiş; değişkenlere ilişkin bulgular sunulmuş ve araştırma modeli sınanarak sonuç model ortaya konmuştur Tanımlayıcı İstatistikler Anket formunu cevaplandıran küçük işletme sahiplerinin yaşlarının ortalaması 39,18 dir (min: 21; maks: 74; σ: 10,6). Cevaplayıcıların %85 i erkek (n= Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

200 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 255); %40,3 ü lise mezunu (n= 122) ve %73,1 i evlidir. Bu işletmelerde ortalama çalışan sayısı 3,19 dur (σ: 6,01). Cevaplayıcıların %77,2 si (n=234) işletmelerinde pazarlama departmanından sorumlu bir çalışanın bulunmadığını ifade etmiştir. Özellikle bu sonuç, araştırmaya katılan küçük işletme sahiplerinin işletmenin pazarlama fonksiyonunu da yerine getirdiğini ortaya koyması bakımından önemlidir Değişkenlere İlişkin Bulgular Dindarlık Düzeyi Dindarlık düzeyini ölçmeye yönelik küçük işletme yöneticilerine 11 maddeden oluşan bir ölçek yöneltilmiştir. Bu maddelere verilen cevaplar üzerinde bazı güvenilirlik ve geçerlilik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini belirlemek için hesaplanan Cronbach α değeri 0,95 gibi yüksek bir değerde bulunmuştur. Yapı geçerliliğini belirlemek için bir ipucu niteliğinde olan keşifsel faktör analizi sonuçları yapının uygunluğunu ortaya koymaktadır. Keşifsel faktör analizi sonucunda, KMO değeri 0,945 ve tek faktörde açıklanan varyans %65,14 (öz değer: 7,165) olarak hesaplanmıştır. Tablo 2 de her bir maddenin faktör yükü, verilen cevapların aritmetik ortalaması ve standart sapması ile tüm maddelerin kompozit değişken haline getirilmesi sonucunda oluşan toplamın aritmetik ortalaması ve standart sapması görülmektedir. Tablo 2: Dindarlık Düzeyi Değişkenini Oluşturan Maddelere İlişkin Bulgular Faktör Madde Yükleri µ σ Σµ (Σσ) 1 0,79 4,21 1, ,82 4,07 1, ,83 3,90 1, ,74 3,35 1, ,80 3,72 1, ,83 3,75 1,027 3,84 (0,871) 7 0,87 3,77 1, ,84 3,63 1, ,88 3,90 1, ,72 3,92 1, ,75 3,98 1,058 Σµ: Madde Toplamlarının Aritmetik Ortalaması; Σσ: Madde Toplamlarının Standart Sapması Tablo 2 de görüldüğü gibi, 11 maddenin toplamından oluşan dindarlık düzeyi değişkeninin ortalaması 3,84 olarak hesaplanmıştır. Bu değer, katılımcıların ortalamanın oldukça üstünde bir dindarlık düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca her bir maddenin faktör yükü kabul edilebilir düzeyin (0,70) üzerindedir. 178 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

201 İşletme Anabilim Dalı Kişisel Ahlak Felsefeleri Kişisel ahlak felsefelerini oluşturan idealizm ve rölativizm boyutlarını görmek için yapılan faktör analizi sonucunda KMO değeri 0,837 ve iki faktörde açıklanan varyans %62,98 (öz değer: 6,297) olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin tamamı için Cronbach α değeri 0,79 iken, boyutlar ayrı ayrı değerlendirildiğinde idealizm boyutunun Cronbach α değeri 0,91; rölativizm boyutunun ise 0,76 olarak gerçekleşmiştir. İdealizm boyutu toplam varyansın %38,09 unu (öz değer: 3,809) açıklarken, rölativizm boyutu %24,88 ini (öz değer: 2,488) açıklamaktadır. Tablo 3 te kişisel ahlak felsefelerine ilişkin analiz bulguları yer almaktadır. Tablo 3: Kişisel Ahlak Felsefesi Boyutlarına ve Maddelere İlişkin Bulgular Madde Boyut Faktör Yükleri µ σ Σµ (Σσ) 1 0,84 4,35 0, ,85 4,40 0,832 3 IDE 0,89 4,44 0, ,86 4,45 0, ,85 4,50 0, ,75 3,68 1, ,82 3,57 1, ,72 3,50 1,237 9 REL 0,68 3,66 1, ,63 3,50 1,263 4,43 (0,696) 3,58 (0,841) Σµ: Madde Toplamlarının Aritmetik Ortalaması; Σσ: Madde Toplamlarının Standart Sapması; IDE: İdealizm; REL: Rölativizm Tablo 3 te görüldüğü gibi cevaplayıcıların idealizm düzeylerini belirlemeye yönelik hazırlanmış beş maddenin toplamından oluşan idealizm (IDE) kompozit değişkeninin aritmetik ortalaması 4,43 gibi oldukça yüksek bir düzeydedir. Aynı şekilde hesaplanan rölativizm (REL) değişkeninin aritmetik ortalaması ise ortalamanın üzerindedir (3,58). Bu sonuç Türkiye deki bireylerin yüksek idealizm ve yüksek rölativizm düzeyine sahip oldukları tezini de doğrulamaktadır (Forsyth vd., 2008) Algılanan Etik Problem ve Etik Niyetler Araştırmaya katılan cevaplayıcıların %43,6 sı (n=132) okuduğum hikayede etik bir problem vardır ifadesine kesinlikle katılıyorum cevabını verirken, %32 si (n=97) katılıyorum ; %8,3 ü (n=25) ne katılıyorum ne katılmıyorum ; %5,3 ü (n=16) katılmıyorum ve %10,9 u (n=33) kesinlikle katılmıyorum seçeneğini Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

202 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi işaretlemiştir. Bu sonuçlar, hikayede genel olarak etik dışı bir eylem algılandığını göstermektedir. Bu ifadeye verilen cevapların aritmetik ortalaması ise 3,92 (4= katılıyorum) olarak hesaplanmıştır. Cevaplayıcıların %10,2 si (n=31) etik niyetleri belirlemeye yönelik servis sorumlusunun yerinde olsaydım, ben de aynı şeyi yapardım şeklindeki ifadeye kesinlikle katılıyorum cevabını vermiştir. Diğer taraftan aynı ifadeye, cevaplayıcıların %13,9 u (n=42) katılıyorum ; %22,8 i (n=69) katılmıyorum ve %53,1 i (n=161) kesinlikle katılmıyorum cevabını vermiştir. Bu ifadeye verilerin cevapların aritmetik ortalaması ise 1,05 olarak hesaplanmıştır. Bu hesaplamaların ardından, algılanan etik problem ve etik niyetler arasındaki doğrusal ilişkileri belirlemek amacıyla etik niyetler değişkeni ters (reverse) olarak yeniden kodlanmıştır Araştırma Modelinin Sınanması Şekil 1 de gösterilen araştırmanın modelinin test edilmesi amacıyla yapısal eşitlik modeli analizi kullanılmıştır. Analiz sonuçları Şekil 2 de görülmektedir. Şekil 2: Araştırma Modelinin Test Sonuçları Şekil 2 de görüldüğü gibi, bazı ilişkiler oldukça düşük ß değerlerine sahiptir. Özellikle rölativizm değişkeni (REL), dindarlık düzeyi ve algılanan etik problem (PEP) değişkenleri arasındaki ilişkide beklendiği gibi negatif ß değerleri ortaya 180 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

203 çıkmasına rağmen, bu değerler son derece düşük ve istatistiksel olarak anlamsızdır. Diğer taraftan, dindarlık düzeyi (RELIG) ile etik niyetler (EI) arasındaki ß değeri de oldukça düşük çıkmıştır. Buna rağmen ß değeri söz konusu değişkenler arasında p<0,10 düzeyinde bir etkileşim olduğunu göstermektedir. İdealizm (IDE) değişkeni, hem dindarlık düzeyi hem de algılanan etik problem değişkenleri ile anlamlı bir korelasyona sahiptir. Analizin en beklenen sonucu ise algılanan etik problem ile etik niyetler arasındaki güçlü ilişkidir. Tablo 4 te araştırma hipotezlerine ilişkin bazı bulgular ve test sonuçları görülmektedir. Tablo 4: Standardize β Katsayıları, Anlamlılık Düzeyleri (p) ve Test Sonuçları Bağımlı Bağımsız Değişken Değişken β p Sonuçlar EI ß PEP 0,349 0,001 H 1 : Kabul PEP ß IDE 0,199 0,001 H 2 : Kabul PEP ß REL -0,035 0,532 H 3 : Ret PEP ß RELIG 0,106 0,071 * H 4 : Kabul EI ß RELIG 0,025 0,643 H 5 : Ret IDE ß RELIG 0,332 0,001 H 6 : Kabul REL ß RELIG -0,035 0,538 H 7 : Ret EI: Etik Niyetler; PEP: Algılanan Etik Problem; IDE: İdealizm; REL: Rölativizm; RELIG: Dindarlık Düzeyi; * : p<0,10 Şekil 2 ve Tablo 4 te ortaya konan sonuçlar araştırma modelinde yer alan bazı ilişkilerin doğrulanamadığını göstermektedir. Bu sonuçtan hareketle, araştırmada kullanılan değişkenlerle ve elde edilen bulgularla ortaya konulabilecek en uygun model elde edilmek istendiğinde, AMOS programı Şekil 3 te gösterilen modeli önermektedir. Ayrıca, Yapısal eşitlik modeli sonuçları ve çeşitli uyum iyiliği kriterleri (goodness of fit) incelendiğinde en uygun modelin Şekil 3 te yer alan sonuç model olduğu görülmektedir (Tablo 5). İşletme Anabilim Dalı Şekil 3: Yapısal Eşitlik Modeli Analizi Sonucunda Ortaya Çıkan Model Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

204 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Şekil 3 te, araştırmanın yedi hipotezinden dördünü doğrulayan sonuç model görülmektedir. Teorik model üzerinde yapılan analizler sonucunda rölativizm değişkeni modelden çıkarılmıştır. Bu modele göre, dindarlık düzeyi hem idealizm hem de algılanan etik problem düzeyini etkilerken, algılanan etik problem etik niyetleri etkilemektedir. Dindarlık düzeyi arttıkça, bireylerin idealizm düzeyi de artmakta, dindar ve idealist bireyler ise daha fazla etik problem algılamaktadır. Teorik Model Tablo 5: İki Modelin Bazı Uyum Kriterleri ile Karşılaştırılması CMIN DF P CMIN/DF GFI CFI NFI RMSEA SRMR 6, ,102 2,068 0,992 0,965 0,940 0,059 0,034 Sonuç 0, ,806 0,216 0,999 1,000 0,995 0,001 0,012 Model Tablo 5 te, Şekil 2 de yer alan temel model ile Şekil 3 te yer alan sonuç model e ilişkin yapısal eşitlik modeli sonuçları görülmektedir. Buna göre, sonuç modelin daha iyi sonuçlar verdiği söylenebilir. 5. SONUÇLAR Küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyi, kişisel ahlak felsefeleri (idealizm ve rölativizm), etik algıları ve niyetleri arasındaki etkileri belirlemek amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma sonucunda algılanan etik problem ve etik niyetler değişkenleri arasında (önceki çalışmalarla paralel olarak) anlamlı düzeyde bir neden sonuç ilişkisi bulunmuştur. Bu sonuç, küçük işletme yöneticilerinin herhangi bir konuda etik problem algılamaları halinde etik niyetlerini yani davranışlarını olumlu yönde değiştirebilecekleri konusunda bir fikir vermektedir. Ancak bunun araştırmada kullanılan senaryoya bağlı bir tutum olduğu unutulmamalıdır. Davranışların da bu paralelde gerçekleşmesi halinde etik konulara gerçekten önem veren bir işletme sahibinden söz edilebilir. Araştırma sonuçları, yüksek idealizm düzeyine sahip küçük işletme sahiplerinin etik problem algılama düzeylerinin de yükseldiğini ortaya koymaktadır. Buradan, küçük işletme sahiplerinin yüksek idealizm düzeyine sahip olmalarının etik problemleri algılamada etkili olduğu söylenebilir. İdealist bireylerin ahlaki konulara daha fazla önem verdiği düşünüldüğünde, bu sonuç gayet doğal karşılanmalıdır. Ayrıca bu çalışmada, dindarlık düzeyi arttıkça idealizm düzeyinin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç ise, yüksek ahlaki değerlere sahip bireylerin (idealist) daha dindar oldukları hipotezini bir kez daha doğrulamaktadır. 182 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

205 İşletme Anabilim Dalı Literatürdeki bazı araştırmalarda, rölativizm düzeyinin algılanan etik problemi negatif bir biçimde etkilediği sonucuna ulaşılırken, bu araştırmada böyle bir kanıt elde edilememiştir. Her ne kadar iki değişken arasında negatif β değeri ortaya çıksa da, bu değer istatistiksel olarak anlamlı değildir. Benzer şekilde, dindarlık düzeyi yükseldikçe rölativizm düzeyinin azalacağı düşüncesiyle tasarlanmış hipotez de reddedilmiştir. Bu iki sonuç, Türkiye de yaşayan bireylerin yüksek rölativizm düzeyine sahip olmalarıyla kısmen açıklanabilir. Zira etik problem algılama ve dindarlık düzeyleri yüksek bir kitlenin rölativizm düzeyinin düşük çıkması halinde teoride sözü edilen negatif ilişkilere rastlanabilir. Oysa gerek Türkiye üzerinde yapılan başka araştırmalarda (Forsyth vd., 2008), gerekse bu çalışmada cevaplayıcıların rölativizm düzeyleri ortalamanın oldukça üzerinde çıkmıştır. Ayrıca, cevaplayıcıların rölativizm düzeyleri yüksek olduğu halde beklenmeyen biçimde etik algılarının da yüksek çıkması, Türkiye de bireylerin bazen toplumun ortak fikri yönünde hareket etmek istemelerinden ve gerçek fikirlerini söyleyememelerinden kaynaklandığı da düşünülebilir. Bu araştırmada ayrıca, küçük işletme sahiplerinin dindarlık düzeyinin algılanan etik problem düzeyini etkilediği sonucuna ulaşılırken, dindarlık düzeyinin etik niyetleri etkilediğine dair bir bulguya ulaşılamamıştır. Bu noktadan hareketle, daha dindar bireylerin daha yüksek etik problem algıladıkları söylenebilir. Dindarlık düzeyi ile etik niyetler arasında doğrudan bir etki saptanamasa da algılanan etik problem vasıtasıyla dolaylı bir etkiden söz etmek mümkündür. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, dindarlık, idealizm, algılanan etik problem ve etik niyetlerin doğrusal bir ilişkiye sahip olduğu söylenebilir. Araştırmanın sonuç modelinden de anlaşılacağı gibi (Şekil 3), bu neden sonuç ilişkileri bazı değişkenler arasında doğrudan, bazıları arasında ise dolaylı bir biçimde gerçekleşmektedir. Bu nedenle, büyük işletmeler karşısında varlıklarını sürdürmek isteyen küçük işletmelerin ahlaki yargılara önem vermesi ve kendilerini tüketicilerin yerine koyarak kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmama anlayışını benimsemesi gerekmektedir. Böyle bir işletmenin kısa vadede amaçlarına ulaşması beklenmese de, orta ve uzun vadede avantaj sağlayacağı pek çok araştırma tarafından ortaya konmuştur. Sadakat kelimesinin zıddının aldatmak olduğu düşünüldüğünde, sadık müşteriler hayal eden bir işletmenin öncelikle onları aldatmaması gerekmektedir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

206 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 6. KISITLAMALAR VE GELECEK ÇALIŞMALAR İÇİN ÖNERİLER Bu araştırmada bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Bunlardan ilki coğrafi sınırlandırmadır. Araştırmanın Balıkesir ili Edremit körfezinde yer alan beş ilçe ile sınırlanmayıp ülke içinde ya da dışında başka bölgelerle karşılaştırılması ile daha anlamlı sonuçlar elde edilmesi mümkün olabilecektir. İkinci kısıtlama, örneklemin sadece küçük işletme sahiplerinden oluşmasıdır. Sonuçların büyük işletmelerle karşılaştırılması yararlı olacaktır. Bu araştırmanın senaryo temeline dayalı olmasının pek çok avantajının yanında bazı dezavantajları da bulunmaktadır. Araştırmadaki tüm sonuçlar, tek bir senaryoya verilen cevaplarla ilintilidir. Oysa gerçek hayatta her gün bu gibi onlarca farklı senaryo karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan bazıları bu senaryodan daha az etik problem içerirken bazıları daha fazla sorun barındırmaktadır. Bu nedenle, daha verimli sonuçlar elde edilebilmesi için, bir başka çalışmada günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan çok sayıda olayı içeren bir yapı düşünülebilir. Ayrıca, senaryoya verilen cevapların tutumları ölçtüğü, davranışlar konusunda sadece bir fikir verdiği unutulmamalıdır. Bireylerin olay başlarına geldiği andaki davranışlarını ölçebilecek yeni teknikler geliştirilmesi bu tip çalışmaların yararını artıracaktır. 184 KAYNAKÇA Alexander, E.C. (2002), Consumer Reactions to Unethical Service Recovery, Journal of Business Ethics, Vol. 36 No. 3, pp Allmon, D., Page, D. and Roberts, R. (2000), Determinants of Perceptions of Cheating: Ethical Orientation, Personality and Demographics, Journal of Business Ethics, Vol. 23 No. 4, pp Attia, A., Shankarmahesh, M.N. and Singhapakdi, A., (1999), Marketing Ethics: A Comparison of American and Middle-Eastern Marketers, International Business Review, Vol. 8, pp Barnett, T., Brown, G, and Bass, K. (1996), Religiosity, Ethical Ideology, and Intentions to Report a Peer s Wrongdoing, Journal of Business Ethics, Vol. 15 No. 11, pp Barnett, T. and Valentine, S. (2004), Issue Contingencies and Marketers Recognition of Ethical Issues, Ethical Judgments and Behavioral Intentions, Journal of Business Research, Vol. 57, pp Conroy, S. and Emerson, T. (2004), Business Ethics and Religion: Religiosity as a Predictor of Ethical Awareness among Students, Journal of Business Ethics, Vol. 50 No. 4, pp Coştu, Y. (2009), Toplumsallaşma Sürecinde Dindarlığı Etkileyen Faktörler (Samsun Örneği), Unpublished Doctoral Dissertation, Ondokuz Mayıs University Institute of Social Sciences Department of Philosophy and Religious Studies. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

207 İşletme Anabilim Dalı Creyer, E.H. and Ross, W.T. (1997), The Influence of Firm Behavior on Purchase Intentions: Do Consumers Really Care About Business Ethics?, Journal of Consumer Marketing, Vol. 14 No. 6, pp De George, R.T. (1986), Theological Ethics and Business Ethics, Journal of Business Ethics, Vol. 5, pp Dornoff, Ronald J. and Tankersley, Clint B. (1975), Perceptual Differences in Market Transactions A Source of Consumer Frustration, The Journal of Consumer Affairs, Vol. 9 No. 1, pp Folkes V.S. and Kamins, M.A. (1999), Effects of Information About Firms Ethical and Unethical Actions on Consumers Attitudes, Journal of Consumer Psychology, Vol. 8 No. 3, pp Forsyth, D.R. (1980), A Taxonomy of Ethical Ideologies, Journal of Personal and Social Psychology, Vol. 39, pp Forsyth, D.R. (1992), Judging the Morality of Business Practices: The Influence of Personal Moral Philosophies, Journal of Business Ethics, Vol. 11, pp Forsyth, D.R., O Boyle E.H. and McDaniel, M.A. (2008), East Meets West: A Meta-Analytic Investigation of Cultural Variations in Idealism and Relativism, Journal of Business Ethics, Vol. 83, pp Gorsuch, R.L. and McPherson, S.E. (1989), Intrinsic/Extrinsic Measurement: I/E Revised and Single- Item Scales, Journal for the Scientific Study of Religion, Vol. 28 No. 3, pp Hunt, S.D. and Vitell S.J. (1986), A General Theory of Marketing Ethics, Journal of Macromarketing, Vol. 6 No. 1, pp Hunt, S.D., Wood, V.R. and Chonko, L.B. (1989), Corporate Ethical Values and Organizational Commitment in Marketing, Journal of Marketing, Vol. 53 No. 3, pp Hunt, S. D. and Vitell, S. J. (1993), The General Theory of Marketing Ethics: A Retrospective and Revision, in N.C. Smith and J.A Quelch (eds.), Ethics in Marketing (Richard D. Irwin, Homewood, IL), pp Hunt, S.D. and Vasquez- Parraga A.Z. (1993), Organizational Consequences, Marketing Ethics, and Salesforce Supervision, Journal of Marketing Research, Vol. 30 No. 1, pp Kurpis, L.V., Beqiri, M.S. and Helgesen, J.G. (2008), The Effects of Commitment to Moral Self-Improvement and Religiosity on Ethics of Business Students, Journal of Business Ethics, Vol. 80, pp Kurtuldu, H. S. (2009), Bankacılıkta Pazarlama Etiği and Etik Değerlerin Kuruma Yönelik Olumlu Tutum Oluşumuna Etkileri, International Economic and Administrative Studies, Vol. 1 No. 2, pp Magill, G. (1992), Theology in Business Ethics: Appealing to the Religious Imagination, Journal of Business Ethics, Vol. 11No. 2, pp Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

208 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Marta, J. K. M. (1999), An Empirical Investigation into Significant Factors of Moral Reasoning and Their Influences on Ethical Judgment and Intentions, Doctoral Dissertation, Department of Marketing, Old Dominion University. Marta J., Attia, A., Singhapakdi, A. and Atteya, N.A. (2003), Comparison of Ethical Perceptions and Moral Philosophies of American and Egyptian Business Students, Teaching Business Ethics, Vol. 7 No. 1, pp Marta J., Singhapakdi, A., Attia, A. and Vitell, S.J. (2004), Some Important Factors Underlying Ethical Decisions Middle- Eastern Marketers, International Marketing Review, Vol. 21 No. 1, pp Marta, J., Heiss, C.M. and De Lurgio, S.A. (2008), An Exploratory Comparison of Ethical Perceptions of Mexican and U.S. Marketers, Journal of Business Ethics, Vol. 82, pp McDaniel, S.W. and Burnett J.J. (1990), Consumer Religiosity and Retail Store Evaluative Criteria, Journal of the Academy of Marketing Science, Vol. 18 No. 2, pp McNichols, C.W. and Zimmerer, T.W. (1985), Situational Ethics : An Empirical Study of Differantiators of Student Attitudes, Journal of Business Ethics, Vol. 4, pp Oumlil, A.B. and Balloun, Joseph, L. (2009), Ethical Decision Making Differences Between American and Moroccan Managers, Journal of Business Ethics, Vol. 84, pp Parameshwaran, M.G. and Srivastava, R.K. (2010), Should Marketers Consider Religiosity in Understanding Consumer Purchase Behavior?, Journal of Management, Vol. 7 No. 1, pp Plante, T. G., Vallaeys, C.L., Sherman, A.C. and Wallston, K.A. (2002), The Development of a Brief Version of the Santa Clara Strength of Religious Faith Questionnaire, Pastoral Psychology, Vol. 50 No. 5, pp Schlenker, B.R. and Forsyth D.R. (1977), On the Ethics of Psychological Research, Journal of Experimental Social Psychology, Vol. 13, pp Singhapakdi, A. and Vitell, S.J. (1990), Marketing Ethics: Factors Influencing Perceptions of Ethical Problems and Alternatives, Journal of Macromarketing, Vol. 12, Spring, pp Singhapakdi, A. and Vitell, S.J. (1992), Marketing Ethics: Sales Professionals Versus Other Marketing Professionals, The Journal of Personal Selling & Sales Management, Vol. 12 No. 2, pp Singhapakdi, A., Vitell, S.J. and Leelakulthanit, O. (1994), A Cross-Cultural Study of Moral Philosophies, Ethical Perceptions and Judgements: A Comparison of American and Thai Marketers, International Marketing Review, Vol. 11 No. 6, pp Singhapakdi, A., Kraft, K.L., Vitell, S.J. and Rallapalli, K.C. (1995), The Perceived Importance of Ethics and Social Responsibility on Organizational 186 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

209 İşletme Anabilim Dalı Effectiveness: A Survey of Marketers, Journal of the Academy of Marketing Science, Vol. 23 No. 1, pp Singhapakdi, A., Marta, J.K., Rallapalli, K.C. and Rao, C.P. (2000a) Toward an Understanding of Religiousness and Marketing Ethics : An Empirical Study, Journal of Business Ethics, Vol. 27 No. 4, pp Singhapakdi, A., Salyachivin, S., Virakul, B. and Veerayangkur, V. (2000b), Some Important Factors Underlying Ethical Decision Making of Managers in Thailand, Journal of Business Ethics, Vol. 27 No. 3, pp Singhapakdi, A. (2004), Important Factors Underlying Ethical Intentions of Students: Implications for Marketing Education, Journal of Marketing Education, Vol. 26 No. 3, pp Smith, N.C. and Cooper-Martin, E. (1997), Ethics and Target Marketing: The Role of Product Harm and Consumer Vulnerability, Journal of Marketing, Vol. 61, pp Vitell, S.J. and Singhapakdi, A. (1993), Ethical Ideology and Its Influence on the Norms and Judgments of Marketing Practitioners, Journal of Marketing Management, Vol. 3, pp Vitell, S.J., Rallapalli, K.C. and Singhapakdi A. (1993), Marketing Norms: The Influence of Personal Moral Philosophies and Organizational Ethical Culture, Academy of Marketing Science, Vol. 21 No. 4, pp Wimalasiri, J.S. (2001), Moral Reasoning Capacity of Management Students and Practitioners: An Empirical Study in Australia, Journal of Managerial Psychology, Vol. 16 No. 8, pp Ek-1: Araştırmada Kullanılan Senaryo Bir kişi, ünlü bir markanın kendi şehrindeki bayisinden yeni bir otomobil satın almıştır. Satın alma tarihinden sekiz ay sonra aracın vites sisteminde bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Müşteri, aracı satın aldığı bayinin servisine götürmüş ve orada bazı küçük ayarlamalar yapılmıştır. Ancak sonraki birkaç ay boyunca araçta benzer sorunlar ortaya çıkmaya devam etmiştir. Müşteri aracını yetkili servise her götürdüğünde araçta ufak tefek düzeltmeler yapılarak geri yollanmıştır. Satın alma tarihinin üzerinden 13 ay geçtiğinde müşteri arabayı aynı sorunlar nedeniyle bir kez daha aynı servise götürmüştür. Ancak bu defa servis aracın vites sistemini komple yenisiyle değiştirmiştir. Aracın garanti süresi sadece 1 yıl (12 ay) olduğu için servise bu son gidişteki masrafların tamamı servis sorumlusu tarafından garanti kapsamı dışında kabul edilmiş ve müşteriden tahsil edilmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

210 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Ek-2: Araştırmada Kullanılan Kişisel Ahlak Felsefeleri Ölçeği Ek-3: Araştırmada Kullanılan Dindarlık Ölçeği 188 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

211 HİZMET SEKTÖRÜNDE TÜKETİCİ GÜVENİ VE MÜŞTERİ BAĞLILIĞI: BANKACILIK SEKTÖRÜNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Fatih KOÇ 1 ÖZ Nihat KAYA 2 Problem Durumu: İşletmeler, kendilerine bağlı müşteriler oluşturarak karlarını arttırmaya çalışırlar. Müşteri bağlılığının oluşması için işletmelerin tüketicilerin güvenini kazanması gerekmektedir. Güven ve müşteri bağlılığı arasındaki bu ilişki işletmelere rekabet avantajı sağlamada önemli bir katkı sağlayacaktır. Araştırmanın amacı: Bu araştırmanın amacı, bankacılık sektöründe tüketici güveni ve müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ayrıca, algılanan fiyat değişkeninin tüketici güveni üzerindeki etkisini belirlemek ve tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkinin hizmet çevresi tarafından etkilenip etkilenmediğini göstermek bu çalışmanın diğer amaçlarıdır. Yöntem: Araştırma Balıkesir, Çanakkale ve Kocaeli illerindeki bazı devlet kurumlarında (Balıkesir Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İzmit Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi, Derince Belediyesi) çalışan personel üzerinde uygulanmıştır. Çalışmanın uygulamasına katılan cevaplayıcılar kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Analizlerde kullanılacak toplam anket sayısı yapılan elemelerden sonra 255 adet olarak belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan ölçekler için geçerlilik ve güvenirlilik analizleri yapılmıştır. Araştırmanın amaçlarına ulaşmak için bir model geliştirilmiş ve modeldeki ilişkilerin tespiti içinde regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Araştırmanın amacına yönelik geliştirilen hipotezlerin test edilmesi ile bir takım bulgulara ulaşılmıştır. Tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin fiyatlarına yönelik algıları, firmaya ilişkin güven duygularının oluşmasında anlamlı bir etkiye sahiptir. Tüketici güveninin müşteri bağlılığı üzerindeki etkisi pozitif yönlü ve anlamlıdır. Müşteri bağlılığının %57,1 i güven değişkeni tarafından açıklanmaktadır. Hizmet çevresi değişkeninin tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde moderatör (ılımlaştırıcı) etkiye sahip olup olmadığı hizmet çevresinin iki alt boyutu (fiziksel hizmet çevresi ve sosyal hizmet çevresi) ile ölçülmüş ve moderatör etkinin varlığı tespit edilmiştir. 1 Balıkesir Üniversitesi Havran Meslek Yüksekokulu, Öğr. Gör. 2 Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü İşletme Fakültesi, Doç. Dr Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

212 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Anahtar Kelimeler: Hizmet sektörü, Tüketici Güveni, Müşteri Bağlılığı, Algılanan Fiyat, Hizmet Çevresi CONSUMER TRUST AND CUSTOMER LOYALTY IN SERVICE INDUSTRY: A STUDY OF BANKING SECTOR ABSTRACT Problem Status: Firms try to increase their profits by creating customers who depend on them. Firms must gain the trust of consumers for the creation of customer loyalty. This relationship between trust and the customer will provide a significant contribution in providing a competitive advantage for businesses. Survey Purpose: The purpose of this study is to reveal the relationship between customer loyalty and consumer trust in banking sector. Also, determining the effect of perceived price on consumer trust and showing if the relationship between consumer trust and customer loyalty is affected by service environment are the other goals of this study. Methodology: Survey used in this study was carried out on staff working in some state institutions in Balıkesir, Çanakkale and Kocaeli (Balıkesir University, Çanakkale Onsekiz Mart University, İzmit Maternity and Children s Hospital, Derince Municipality). Respondents who participated in the implementation at the survey were selected by convenience sampling method. After the eliminations, total number of questionnaires used in the analyzes were determined as 255 participants. Reliability and validity analyses were done for scales used in the survey. A model was developed to achieve the study purposes and regression analysis was used to determine the relationships within the model. Findings and Results: Some findings were achieved by testing hypotheses developed for the purpose of the survey. Consumer perceptions of prices for the products they purchase has a significant effect on the creation of feelings of trust for the company. 57,1% of customer loyalty are explained by trust variable. It was measured by two sub-dimensions (social service environment and physical service environmet) of service environment whether or not variable service environment has a moderator effect on the relationship between consumer trust and customer loyalty and moderator effect was determined. 190 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

213 İşletme Anabilim Dalı Key Words: Service Industry, Consumer Trust, Consumer Loyalty, Perceived Price, Service Environment. 1. GİRİŞ 1970 lerle birlikte, dünyada sanayi toplumundan hizmet toplumuna doğru bir dönüşüm yaşanmıştır (Çatı ve Baydaş, 2008). Bu dönüşüm, ülke ekonomilerinin üretim yapısının değişimi ile paralel gerçekleşmiştir. Hizmet sektörü istihdam, gayri safi milli hasıla (GSMH) ve dış ticaret gibi ekonomik göstergeler göz önünde bulundurulduğunda, ekonomik yapı içerisinde ilk sıralara yerleşmeye başlamış ve dünya ticaret hacminde önemli bir yere sahip olmuştur. Ayrıca, hizmet sektörü ve onun gelişimi, ekonomik büyümeyi körükleyen önemli bir etken konumuna gelmiştir (Bateson, 1995). Avrupa Birliği nde (AB) hizmetler ekonomik faaliyetin ve istihdamın yüzde 70 ini; hizmetlerdeki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) tüm işletmelerin yüzde 99,9 unu, istihdamın yüzde 68,5 ini ve katma değerin yüzde 63 ünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerin gayri safi milli hasılasının (GSMH) % i hizmet sektörü tarafından sağlanmaktadır (Kozak, 2006). Türkiye de ise hizmetlerin büyüme içindeki payı yüzde 64, istihdamdaki payı yüzde 51 dir (Sümer, 2008). Amerika Birleşik Devletleri nde (ABD) toplam istihdamın içerisinde hizmet sektörünün payı % 80 ler civarındadır (Kozak, 2006). Toplam dünya ticareti içerisinde hizmet ticaretinin payı gelişmiş ülkelerde %72 ve gelişmekte olan ülkelerde %25 dir (Çakmak vd., 2011). Bu açıdan bakıldığında, hizmet sektörünün bir ekonomideki payı, ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren önemli bir kriterdir. Bu nedenlerle, hizmet sektörünün ve bunun içindeki birçok alt sektörün incelenmesi, üzerinde farklı disiplinlerce araştırma yapılması hayati derecede önemlidir. Hizmetler dokunulamaz, hissedilemez, koklanamaz ve tadılamazlar (Koç, 2011). Ayrıca, tüketiciler hizmeti satın almadan hizmet/hizmetler hakkında tam ve doğru bilgilere ulaşamazlar (Castaldo, 2007). Bu nedenlerle, tüketiciler satın aldıkları ürünleri rahatlıkla değerlendiremezler ve rakip işletmelerin hizmetleri ile ilgili verimli bir karşılaştırma yapamazlar. Bu noktada, tüketicinin hizmet satın alacağı firmaya yönelik güven duyması, hizmet sektöründe ilişkinin kurulması ve sağlıklı bir şekilde devam ettirilebilmesi açısından oldukça önemlidir. Tüketicilerin güvenini kazanan her işletme, müşteri bağlılığını kazanma yolunda önemli bir aşamayı geçmiş olur. Güven, bağlılıkla ilgili anahtar faktördür. (Sirdeshmukh, Singh ve Sabol, 2002). Bununla beraber, Reichheld ve Schefter (2000) müşteri bağlılığını kazanmak isteyen bir işletmenin ilk önce tüketici güvenini Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

214 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kazanması gerektiğini dile getirmiştir. Bu sayede, hizmet işletmeleri müşterilerin düşüncelerinde, değer yargılarında ve bilgi düzeyinde pozitif değişimler meydana getirebilir (Oral ve Yüksel, 2006). Bu çalışmada, bankacılık sektöründe tüketici güveninin müşteri bağlılığı üzerindeki etkisi incelenecektir. Ayrıca, tüketici güveni ve müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde hizmet çevresinin etkisinin olup olmadığı da araştırılacaktır. Bunların yanı sıra bu araştırmada, tüketicinin fiyat algısının tüketici güveni üzerindeki etkisi de ayrıca irdelenecektir. 2. LİTERATÜR TARAMASI 2.1 Tüketici Güveni Güven kavramı, sadece ticari alanda değil tüm ilişki kurmayı gerektiren alanlarda göz önünde bulundurulması gereken önemli bir faktördür. Bu nedenle, bu kavram, çeşitli alanlarda büyük bir yoğunlukla ele alınmış, incelenmiştir. Oldukça fazla üzerinde durulmasına rağmen, güven kavramının tanımı, özellikleri, öncülleri ve sonuçları hakkında bir fikir birliğine varılamamıştır. Güven konusunda sosyoloji, psikoloji, örgütsel davranış, ekonomi, pazarlama vb. alanlarda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalarda güven kavramı, incelenen disipline göre, farklı şekillerde tanımlanmıştır. Pazarlama açısından bu kavram ele alındığında Bir değişim ortamında itimat duyabilecek diğer taraftaki kişiye yönelik inanma istekliliği şeklinde Moorman, Deshpande ve Zaltmann (1993) tarafından tanımlanmıştır. Başka bir tanımda ise güven kavramı Bir değişim ortağının güvenilirliği ve dürüstlüğüne olan inanç olarak açıklanmaya çalışılmıştır (Morgan ve Hunt, 1994). Benzer bir tanımda, Gefen (2000) bir kişinin, diğer kişi/kişilerin birçok durumda yapacaklarına yönelik sahip olduğu olumlu beklentilerdir şeklinde güveni tanımlamıştır. Bu tanımlara paralel olarak, Doney ve Cannon (1997) güven duyulacak unsurun algılanan yardımseverliği ve inanırlılığı şeklinde güveni tanımlamaya çalışmıştır. Bu tanımlarda bahsedilen değişim ifadesi ticaretin temelini oluşturan alışverişi, değişim ortağı veya diğer taraf olarak ta müşteri ya da işletme ifade edilmektedir. Tüketici güveni kavramı incelendiğinde, bir tüketicinin işletmeye veya bir işletmenin ticari ilişkiler içinde olduğu diğer bir işletmeye olan güven duygusu göz önünde bulundurulmaktadır. Bu çalışmada, nihai tüketicinin hizmet satın aldığı/alacağı işletmeye yönelik hissettiği güven ele alınacaktır. 192 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

215 İşletme Anabilim Dalı Bir tüketicinin hizmet satın aldığı/alacağı firmaya güven duymasını sağlayan (güveni oluşturan) unsurlar/boyutlar güven literatüründe üzerinde durulan önemli bir konudur. Ancak araştırmacıların bakış açılarına göre, çeşitli çalışmalarda farklı boyutlar ele alınmıştır. McKnight ve Chervany (2002), literatürdeki diğer çalışmalardan da yararlanarak, güveni 16 farklı boyutla açıklamaya çalışmışlar. Bu 16 boyutun ortak yanlarını göz önünde bulundurarak tekrar ikinci düzey bir sınıflandırma yapmışlar ve güveni oluşturan boyutları 5 başlık altında toplamışlardır. Ancak, güven literatürü göz önünde bulundurulduğunda, yeterlilik, yardımseverlik, doğruluk (dürüstlük) boyutlarının ön plana çıktığı görülmektedir. Yeterlilik, işletmenin etkili ve başarılı bir şekilde sorumluluklarını yerine getirebileceğine yönelik tüketici inancıdır (Sirdeshmukh, Singh ve Sabol, 2002; Kantsperger ve Kunz, 2010). Yeterlilik teknik, bilişsel ve iletişimsel açıdan işletmenin sahip olduğu yetenekleri içerir (Şengün, 2010). Doğruluk (Dürüstlük), tüketicinin sahip olduğu, işletmenin her zaman açık ve doğru beyanlarda bulunacağına yönelik inancıdır (Kantsperger ve Kunz, 2010). Yardımseverlik ise, tüketici için işletmenin iyi niyetli davranacağı ve faydalı eylemlerde bulunacağına yönelik tüketici inancıdır (Ganesan, 1994). Bu üç faktör, tüketicinin işletmeye yönelik güven duygusunun oluşmasında olmazsa olmaz değişkenlerdir. Güven, tüketici ve işletme arasındaki ilişkide anahtar rol üstlenmektedir (Graf ve Perrien 2005; Davis, Sajtos ve Chaudhri, 2011). Güvenin bu derece önemli olması, değişim ortakları ile güvenilir ilişkisel yatırımlar sağlaması, mevcut ortaklarla uzun süreli ve kalıcı ilişkiler için temel oluşturması, ortakların fırsatçı davranmayacakları imajını oluşturması ve böylece yüksek riskli eylemlerin daha düşük riskli algılanmasını sağlamasından kaynaklanmaktadır (Morgan ve Hunt, 1994). Güven ayrıca, yapılan işlem sonucunda olumsuz girdi olasılığına karşın olumlu girdi elde etme beklentisini içerir (Çabuk ve Orel, 2008) Tüketici ve işletme ilişkilerinde, özellikle de hizmet işletmelerinde, belki de en önemli ve tek güç güvendir (Sirdeshmukh, Singh ve Sabol, 2002). Hizmet sektöründe, işletmelerin tüketiciyle sürekliliğe dayalı bir ticari ilişki kurmaları hizmetin yapısından (özellikle soyutluluk ve heterojenlik) dolayı oldukça zordur (Gounaris ve Venetis, 2002; Dos Santos ve Fernandes, 2008). Bunun yanı sıra, hizmetler üretildiği anda tüketilir (Mucuk, 2010). Bu özellikler incelendiğinde, tüketicilerin hizmeti satın almadan önce hizmete/işletmeye yönelik bir değerlendirme yapmaları mümkün değildir. Bu noktada, tüketicinin hizmeti satın almadan önce bir belirsizlikle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Belirsizlik arttıkça güvene duyulan Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

216 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi gereksinim de artmaktadır (Özbek, 2008). Tüketici ürünü satın almak istiyorsa, ürünü satın alacağı işletmeye güvenmek zorundadır. Bu da tüketicinin belirli bir riski üstlenmesi demektir. Bir tüketici bir işletmeye güvendiğinde iki tür risk ile karşı karşıyadır. Birincisi, alınan risk sonunda başarısız olma, yani satın aldığı mal veya hizmetten memnun olmama durumudur. Diğer risk ise, sarf edilen çabanın, zamanın ve paranın boşa harcanmasıdır (Kim, Ferrin ve Rao, 2007; Özbek, 2008). Tüketici ve işletme arasındaki ilişkilerde riskin azaltılmasında ve bağlılığın oluşmasında güven hayati derecede öneme sahiptir (Dos Santos ve Fernandes, 2008). Hizmet işletmelerine yönelik tüketici güveni dikkate alındığında, iki farklı yapı ortaya çıkmaktadır. Bunlar işletmeye olan güven ve hizmeti sunan çalışana yönelik güvendir. (Sirdeshmukh, Singh ve Sabol, 2002). Tüketici hizmeti almaya başladığı andan itibaren, bu iki yapı çerçevesinde, işletmeyi ve hizmeti değerlendirmeye başlar. Tüketici, işletmeyi hizmeti sunarken uyguladığı yönetim politikaları nezdinde, çalışanları da hizmeti sunma esnasındaki davranışlarına göre değerlendirir (Dos Santos ve Fernandes, 2008). Çalışanların davranışı kendilerinden çok hizmeti hatta işletmeyi temsil eder (Kantsperger ve Kunz, 2010). Çalışanların yanlış bir eyleminde işletmeye olan tüketici güveni sarsılacaktır. Hizmet sektöründe tüketici güvenine yönelik araştırmalarda, tüketici tarafından algılanan güven seviyesini arttıran hizmet sağlayıcılarının devam eden satın alma olasılığını arttıracağı ve müşterinin satın alma sırasında algıladığı riski azaltacağı görüşlerini destekleyen bulgular söz konusudur (Özdoğan ve Tüzün, 2007). 2.2 Müşteri Bağlılığı Her müşteri, mal/hizmet satın aldığı işletme için elde ettiği faydaya göre bir değerlendirme yapar. Bu değerlendirme, müşteri malı/hizmeti alırken harcamış olduğu her türlü kaynak ile elde ettiği her türlü faydayı karşılaştırmaya dayalıdır. Eğer müşteri bu karşılaştırmada pozitif bir değer elde ediyorsa, mal/hizmet satın aldığı işletmeyle tekrar alışveriş yapmak ister (Chu, 2009). En genel anlamda bu yeniden satın alma isteği, bağlılık olarak tanımlanır (Ramzi ve Mohammed, 2010). Bağlılık, pazarlama literatüründe oldukça fazla üzerinde durulmuş ve önemi üzerinde fikir birliğine varılmış bir değişkendir. Bu noktada, bağlılığı farklı araştırmacıların bakış açılarını dikkate alarak daha detaylı açıklamakta fayda vardır. Müşteri bağlılığı, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamada, belli ürünleri düzenli, tutarlı, sürekli olarak aynı işletmeden satın alma eğilimi, arzusu ve davranışı göstermesi ve işletmeye karşı olumlu bir tutum içinde bulunması olarak açıklanabilir (Barutçu, 194 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

217 İşletme Anabilim Dalı 2007). Bireyin, geçmiş dönemlerdeki deneyimlerini göz önünde bulundurarak, hiç bir gücün etkisinde olmaksızın karşısındakine yönelik sahip olduğu sadakattir (Fatkhurrohman,2011). Sirdeshmukh, Singh ve Sabol (2002) ise, bağlılığı, müşterinin hizmet sağlayıcısı ile uzun süreli ilişkiyi devam ettirmek için bir takım şeyleri yapmaya yönelik müşteri niyeti olarak tanımlamışlardır. Başka bir tanımda bağlılık, müşterilerin tercihlerinde bir değişikliğe neden olabilecek durumlara ve pazarlama çabalarına rağmen, müşterinin sürekli tercih ettiği malları/hizmetleri sahiplenmeye veya yeniden satın almaya yönelik içten bir müşteri taahhüdü olarak tanımlanır (Oliver, 1999). Müşteri bağlılığı ile ilgili yapılan tanımlarda belli bir mal ve hizmeti tekrar tekrar satın alma ve belirli davranışları, gönüllü ve istekli bir şekilde tekrarlama eğilimi vurgulanmaktadır (Barutçu, 2007). Zins e (2001) göre müşteri bağlılığı 3 boyuttan oluşur. Bunlar davranışsal, tutumsal ve bileşimsel bağlılıktır. Davranışsal bağlılık, müşterinin malı/hizmeti satın alma davranışı ile ilgilidir. Ürünü satın alma sıklığı, satın alma olasılığı ve satın alma miktarı (oranı) müşterinin davranışsal bağlılığını oluşturur. Tutumsal bağlılık ise, müşterinin işletmeye yönelik hissettiği duyguları, bilişsel yaklaşımını ve bilgi düzeyini içerir. Bu perspektif müşterinin işletmeye yönelik niyetlerini içerir. Bileşik perspektif, tutumsal ve davranışsal bağlılığın bileşiminden oluşur. Tüketicilerin işletmeye yönelik güçlü veya zayıf tutumları ve yüksek veya düşük satın almalarını kapsar. Dick ve Basu (1994) her müşterinin firmaya olan bağlılık derecesinin aynı olmadığını ifade etmişler ve müşterilerin bağlılık seviyelerini gösteren bir model kurmuşlardır. Modelde, bir müşterinin sahip olacağı 4 farklı bağlılık yapısından söz edilmiştir. Bunların ilki, bağlı olmayan müşteri işaret etmektedir. Bağlı olmayan müşteriler, işletmenin ürününü tekrar satın alma eğiliminde olmayan müşterilerdir. İkincisi davranışlarına yön verecek kadar işletmeye yönelik etkili bir tutuma sahip olmayan ve yüksek satın alma sıklığına sahip olan müşterilerdir. Bu müşteriler işletme hakkında duygusal olarak pozitif bir tutuma sahip değildirler. Üçüncü bağlılık tipi, işletmeden ürün satın alma sıklığı düşük, ancak işletmeye yönelik tutumu pozitif olan bağlılığı gelişmemiş müşterileri açıklamaktadır. Bu tip müşterileri işletmeler yakından incelemeli ve satın alma sıklığını arttırarak bağlı müşteriler haline getirmelidir (Çatı ve Koçoğlu, 2008). Dördüncü bağlılık tipi olan bağlı müşteriler ise, işletmeye yönelik tutumları ve satın alma sıklıkları yüksek seviyededir. İşletmeler ilişki içinde olduğu tüm müşteri tiplerini bağlı müşteri yapmaya çalışarak uzun dönemde kazançlarını arttırmak istemektedirler. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

218 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yapılan araştırmalar neticesinde, (Zeithaml, 2000; Reinartz ve Kumar, 2002; Valenzuela ve Vasquez-Parraga, 2006; Yenidoğan, 2009; Liao ve Wu, 2009; Ramzi ve Mohammed, 2010) sadık müşterilerin, işletmeyle uzun süre kaldıkları, yüksek kar bıraktıkları, daha fazla ürün (eğer sunuluyorsa farklı çeşitleri) satın aldıkları, ağızdan ağıza pozitif reklam yaptıkları, işletmenin rekabetten etkilenmemesini sağladıkları, fiyat hassasiyetlerinin düşük olduğu saptanmıştır. Ayrıca, sadık müşterilerin olumsuz durumlarda bile işletmeyi terk etmedikleri görülmüştür (Çatı ve Koçoğlu, 2008). Yeni müşteri kazanma, mevcut müşteriyi elde tutmaktan çok daha maliyetli olduğu bir gerçektir (Hacıefendioğlu ve Koç, 2009). Bu nedenle, mevcut müşterilerin elde tutulmasının veya müşteri kaybı oranının düşürülmesinin işletmelerin karlılığında oldukça önemli olduğu Reichheld ve Sasser (1990) tarafından yapılan bir kaç araştırmayla ortaya konulmuştur. Bu araştırmalar sonucunda, müşterilerin işletmede ne kadar uzun süre kalırsa işletmenin karlılığının da o derece artacağı ve müşterileri elde tutma oranının %5 arttırılmasının veya müşteri kaybının %5 azaltılmasının işletme karlılığını ortalama olarak şube bankacılığında %85, otomobil tamir hizmetlerinde %30 ve endüstriyel dağıtımda %45 arttırabileceğini ortaya çıkmıştır. (Reichheld ve Sasser, 1990 dan aktaran Barutçu, 2007) 2.3 Algılanan Fiyat Bir malın veya hizmetin fiyatı tüketici karar verme sürecinde oldukça önemlidir (Grewal ve Marmorstein, 1994; Broeckelmann ve Groeppel-Klein, 2008). Bir ürünün fiyatı, tüketicinin o ürünü satın alıp almayacağını (Darian, Wiman ve Tucci, 2005) hangi miktarda alacağını, satın almayı tekrarlayıp tekrarlamayacağını belirleyen önemli faktörlerden biridir. Fiyat bir ürünü elde etmek için, vazgeçilen, feda edilen şeydir (Zeithaml, 1988). Fiyat mal veya hizmetlerin değişim değerini ifade eder (İslamoğlu, 2006). Benzer bir tanımda fiyat, alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, paha olarak tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu). Tüketici gözünde fiyat, tüketicinin yaptığı değerlendirme sonucunda elde ettiği faydayı göz önünde bulundurarak kabullendiği, parasal veya parasal olmayan, değişimin gerçekleşmesini sağlayan araçtır (Ravald and Grönroos, 1996; Zeithaml, 1988; Ferreira, Avila ve Faria, 2010). Bu noktada, bir ürünü elde etmek için tüketicilerin katlandığı parasal fiyat dışındaki bazı faktörlerin de, fiyat tanımının içine girdiğini görmekteyiz. Algılanan fiyat kavramı tüketicinin, bir ürünü satın almadan önce ödemeyi düşündüğü fiyat olarak tanımlanmaktadır (Darian, Wiman ve Tucci, 2005). Bu açıdan bakıldığında, bir malın/hizmetin işletme tarafından belirlenen gerçek fiyatı 196 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

219 İşletme Anabilim Dalı ile tüketicinin ödemeyi düşündüğü fiyatı ayırt etmek gerekir. Zeithaml ın 1988 de yaptığı araştırmada iki farklı fiyat tanımından bahsedilmektedir. Bunlar objektif fiyat ve algılanan fiyat kavramlarıdır. Objektif fiyat, bir ürünün hali hazırdaki fiyatı, algılanan fiyat ise, tüketicinin kodladığı fiyattır. Bu tanımda bahsedilen kodlanan fiyat, tüketicinin ürünün fiyatı üzerinden yaptığı değerlendirmedir. Tüketiciler ürünün fiyatına bakarak ürünü pahalı veya ucuz olarak kodlayabilirler. İşte tüketicilerin yaptıkları bu kodlamaya algılanan fiyat denilmektedir. Bu noktada, satın alma kararının verildiği süreçte, ürünün objektif fiyatı değil algılanan fiyatı tüketiciyi yönlendirme noktasında daha önemlidir. (Zeithaml, 1988) Tüketiciler ürünler arasında karşılaştırma yaparken ürünün fiyatını değerlendirme kriteri olarak kullanırlar. Bazı durumlarda, tüketiciler düşük fiyatlı ürün yerine yüksek fiyatlı ürünleri tercih edebilirler. Bunu nedeni düşük fiyatlı ürünü seçip beklentilerinin karşılanmamasından dolayı hayal kırıklığına uğramamaktır (Bettman, 1973). Yapılan birçok çalışmada fiyat ile ürün kalitesi arasında doğru yönlü bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (Peterson, 1970; Zeithaml, 1988; Ralston, 2001). Fiyatı yüksek olan ürün tüketicinin gözünde kaliteli olarak görülür. Böyle bir durumda tüketicinin beklentilerinin karşılanmama olasılığı düşüktür. 2.4 Hizmet Çevresi Hizmetlerin üretildiği ve tüketildiği ortam, temel olarak fiziki ve sosyal yapılardan meydana gelir (Zeithaml, Bitner ve Gremler, 2009 dan aktaran Rosenbaum ve Massiah, 2011; Bitner, 1995; Bateson, 1995). Hizmetler, mutlaka bir bina, araç-gereç, makine gibi fiziki araçlar kullanılarak sunulur. Bunun yanı sıra, hizmetlerin sunulduğu bir sosyal ortam da mevcuttur. Çalışanların müşterilerle ve müşterilerin kendi aralarındaki ilişkileri bu sosyal ortamı oluşturmaktadır (Rosenbaum ve Massiah, 2011). Doğal olarak, hizmetlerin sunulduğu bu ortamlar müşterinin hizmeti değerlendirmesinde oldukça önemlidir. Hizmetlerin soyut olması nedeniyle, tüketiciler, hizmete yönelik değerlendirmelerini bu ortamları dikkate alarak yapacaktır (Lin, 2004; Wakefield ve Blodgett, 1994). Hizmet çevresi kavramı, iki alt boyuttan oluşmaktadır. Bu boyutlar fiziksel hizmet çevresi ve sosyal hizmet çevresidir (Bai vd., 2008). Hizmetin sunulduğu ortam (bina, web sayfası, telefon hizmetleri vb), sahip olunan araç-gereç, hizmetin sunulduğu ortamın dizaynı/görsel yapısı vb. değişkenler fiziksel hizmet çevresini oluşturur (Leong, Ang ve Low, 1997; Belgin, 2010). Sosyal hizmet çevresi ise, hizmetlerin sunulduğu yerdeki sosyal ilişkiler, diğer müşterilerin yaklaşımı, çalışanların müşterilere yönelik davranışı gibi faktörlerden oluşur. Argan ın Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

220 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2009 da yapmış olduğu araştırmada, hizmetin dağıtımında rol oynayan personel ile ziyaretçilerin etkileşiminin, sanat galerisi ziyaretçilerinin aldıkları hizmeti değerlendirmelerinde önemli etkenler oldukları tespit edilmiştir. Hizmet sektöründe hizmet çevresi, tüketicinin hizmeti değerlendirmesinde (özellikle kalite ve memnuniyet değerlendirmeleri) ön plana çıkan bir kavramdır (Brady ve Cronin, 2001). Sonuç olarak, günümüz tüketicisinin satın alma davranışında değerlendirmesi gereken fiziksel hizmet çevresi ve sosyal hizmet çevresi kavramları, tüketicinin güven ve bağlılık algılamalarında önemli bir rol oynamaktadır. 3. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ Anket çalışması Balıkesir, Çanakkale ve Kocaeli illerinde, devlet kurumları bünyesinde çalışan personel üzerinde uygulanmak üzere tasarlanmıştır. Bu illerdeki bazı devlet kurumlarına, yapılacak anket hakkında ve anketin uygulanması için izin verilmesi hususunda bir yazı yazılmış veya yetkililerle yüz yüze görüşülmüştür. Geri dönüş yapan ve anketin uygulanmasını kabul eden kurumlara anketler gönderilmiş ve kendi bünyelerinde anketlerin personele dağıtımı kolayda örnekleme yöntemiyle sağlanmıştır. Ankete katılacak olan personelin seçiminde temel kriter, bireyin bir bankada hesabı olması ve kredi kartı kullanıyor olmasıdır. Bu illerde anketin uygulanması için, Balıkesir Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İzmit Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi, Derince Belediyesi kurumları seçilmiştir. Anket çalışması için, seçilen kurumlara resmi yazışma kanalıyla toplam 700 anket gönderilmiştir. Geri dönen anket sayısı 327 olmasına rağmen, yapılan incelemelerden sonra kullanılabilir anket sayısı 255 olarak tespit edilmiştir. Ankete katılacak olan personelin birden fazla bankayla çalışması durumunda en yoğun çalıştığı bankayı seçmesi ve bu bankayı değerlendirmeleri istenmiştir. Tablo 1 de cevaplayıcıların hizmet satın aldıkları bankalara göre dağılımı, frekans tablosu olarak sunulmuştur. Tablo 1: Cevaplayıcıların Hizmet Satın Aldıkları Bankalara Göre Dağılımı Banka İsmi Frekans Akbank 43 Bank Asya 11 City Bank 1 Denizbank 5 Finansbank 11 Fortis 1 Garanti Bankası Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

221 İşletme Anabilim Dalı Halk Bankası 2 HSBC 5 Ing Bank 4 İş Bankası 30 Koçbank 1 Şekerbank 1 TEB 3 Türkiye Finans 1 Vakıfbank 22 Yapı Kredi Bankası 10 Ziraat Bankası 34 Cevapsız 4 Toplam Araştırmanın Modeli Ve Hipotezleri Fiyatın, ilk kez satın alma ve yeniden satın alma eylemlerinde tüketiciyi etkileyen önemli bir faktör olduğu yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Keaveney in (1995) araştırmasına göre hizmet satın aldığı firmayı değiştiren tüketicilerin % 30 u, yüksek fiyat veya adil olmayan fiyat uygulamaları yüzünden değiştirme işlemini yaptıklarını bildirmişlerdir. Hava yolu şirketleri üzerinde yapılan başka bir araştırmada (Anuwichanont, 2011), algılanan fiyatın marka güveni üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada algılanan fiyat, parasal ve davranışsal olarak iki farklı şekilde ele alınmıştır. Parasal fiyat ürünü almak için ödenen parayı, davranışsal fiyat ise, harcanan zamanı, çabayı içerir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre, parasal fiyatın marka güveni üzerindeki etkisi anlamsız bulunmuş, ancak davranışsal fiyatın güven üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. Başka bir çalışmada (Grewal, Hardesty ve Iyer, 2004), fiyatın satın alma sonrası güven üzerindeki etkisi incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, fiyatın satın alma sonrası duyulan güven üzerinde bir etkisinin olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Literatürdeki araştırmalardan farklı olarak bu çalışmada, tüketicinin fiyat algısının tüketici güveninin boyutları üzerindeki olası etkisi test edilmeye çalışılmıştır. Buradan hareketle geliştirilen hipotezler şöyledir: H1: Algılanan fiyatın tüketici güveninin doğruluk (dürüstlük) boyutu üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. H2: Algılanan fiyatın tüketici güveninin yeterlilik boyutu üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. H3: Algılanan fiyatın tüketici güveninin yardımseverlik boyutu üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

222 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Araştırmanın modeli dikkate alındığında, tüketici güveninin müşteri bağlığı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğu varsayılmıştır. Bu varsayım literatürde birçok araştırma tarafından desteklenmektedir (Guenzi, Johnson, Castaldo, 2009; Morgan ve Hunt, 1994; Sichtmann, 2007; Selnes, 1998; Yeniçeri ve Erten, 2008; Kantsperger ve Kunz, 2010). Yeniçeri ve Erten in (2008) yaptıkları çalışmada, perakende sektöründe güven ve mağazaya sadakati arasındaki ilişki ölçülmeye çalışılmıştır. Yapılan analizler sonucunda iki değişken arasında bir ilişki bulunamamıştır. Başka bir çalışmada (Kantsperger ve Kunz, 2010), güven, iki boyutlu olarak ölçülmüş ve bu boyutlar ile bağlılık arasındaki etki düzeyleri ayrı ayrı analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan güvenin alt boyutları, yardımseverlik ve doğruluk bileşenleridir. Yapılan analizler sonucunda yardımseverlik ile bağlılık arasında anlamlı ve pozitif bir etki bulunurken, doğruluk bileşeni ile bağlılık arasında anlamlı bir etki bulunamamıştır. Guenzi, Johnson ve Castaldo çalışmasında (2009), satış görevlisine güven, perakende mağazaya güven ve perakende mağazanın kendi ürünlerine yönelik güven ile bağlılık arasındaki olası ilişkileri incelemişlerdir. Araştırma sonucunda, satış görevlisine güven dışındaki diğer bileşenlerin bağlılık üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bu araştırma kapsamında, tüketici güveninin müşteri bağlılığı üzerindeki etkisini ölçmek için aşağıdaki hipotezler geliştirilmiştir. H4: Tüketici güveninin doğruluk (dürüstlük) boyutunun müşteri bağlılığı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. H5: Tüketici güveninin yeterlilik boyutunun müşteri bağlılığı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. H6: Tüketici güveninin yardımseverlik boyutunun müşteri bağlılığı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi vardır. Bu araştırmada, hizmet çevresinin güven ve bağlılık değişkenleri arasındaki ilişki üzerinde ılımlaştırıcı (moderatör) etkiye sahip olduğu varsayılmıştır. Literatür incelendiğinde, hizmetin sunulduğu çevrenin tüketici güvenini ve müşteri bağlılığı etkileyebilecek yapıda, önemli bir değişken olduğu görülmektedir. Bitner (1992), hizmet çevresinin, müşterinin bağlanma, araştırma yapma, firma ile ilişkiye devam etme, sadakat, harcama yapma, firmaya geri dönme davranışlarını doğuracağını öne sürmüştür. Auh 2005 teki çalışmasında, hizmeti sunanlar ile tüketicinin etkileşimi ve mağazanın atmosferinin algılanan performans üzerinden tüketici güvenini etkilediğini savunmuştur. Yazar, güvenden sonra ise, bağlılığın oluştuğunu öne sürmüştür. Yapılan analizler sonucunda yazarın öngördüğü ilişkiler doğrulanmıştır. 200 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

223 İşletme Anabilim Dalı Başka bir çalışmada, Guenzi, Johnson ve Castaldo (2009), mağaza çevresinin satış personeli, mağaza ve perakendeci markalı ürünlere yönelik güven üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, mazağa çevresinin mağazaya yönelik güven üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin var olduğu tespit edilmiştir. Literatürdeki çalışmalara bakıldığında, hizmet çevresinin güven ve bağlılık üzerindeki etkisinin ayrı ayrı ölçüldüğü saptanmıştır. Bu çalışmada ise, hizmet çevresinin iki alt boyutunun güven ve bağlılık arasındaki ilişki üzerinde ılımlaştırıcı (moderatör) etkisinin varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu etkiyi ölçmek için aşağıdaki hipotezler geliştirilmiştir. H7: Tüketici güveninin doğruluk (dürüstlük) boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde fiziksel hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. H8: Tüketici güveninin yeterlilik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde fiziksel hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. H9: Tüketici güveninin yardımseverlik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde fiziksel hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. H10: Tüketici güveninin doğruluk (dürüstlük) boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. H11: Tüketici güveninin yeterlilik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. H12: Tüketici güveninin yardımseverlik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin ılımlaştırıcı etkisi vardır. Devlet kurumlarında çalışan personel üzerinde ve bankacılık sektörüne ilişkin güven (alt boyutları dikkate alınarak) ve müşteri bağlılığına yönelik inceleme ilk defa bu araştırmada ele alınmıştır. Bu kişilerin seçilmesinin nedenlerinden birisi, ülkemizde neredeyse tüm bankaların devlet çalışanlarına yönelik çeşitli bankacılık ürünleri sunmalarıdır. Aynı zamanda, devlet personeli maaşlarını bankalar aracılığıyla almaktadır. Buradan hareketle, önemli oranda bankalarla ilişki içinde olan devlet personeli üzerinde araştırma yapma gerekliliği, bu çalışmanın çıkış noktalarından bir tanesidir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

224 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yukarıda verilen bilgiler ışığında, bu çalışma için geliştirilen model şöyledir: Şekil 1: Araştırmanın modeli 3.2 Verilerin Analizi Veri analizi 3 aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, cevaplayıcılara ilişkin demografik faktörlerin bazı tanımlayıcı istatistikleri hesaplanmıştır. İkinci aşamada, araştırmada kullanılan ölçekleri tanımlayan bazı bilgiler ile geçerlilik ve güvenilirlik analizi sonuçları sunulmuştur. Ölçeklerin literatüre uygunluğunu tespit etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. DFA, AMOS 16.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Güvenilirlik analizi Cronbach s Alpha tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Son olarak, araştırmanın modeli temelinde oluşturulan hipotezlerin test edilmesi için regresyon analizi yapılmıştır. Moderatör değişkenlerin hipotezlerinin test edilmesi için Ilımlaştırıcı değişkenli çoklu regresyon (Moderated Multiple Regression) analizi kullanılmıştır. Regresyon analizleri SPSS 14.0 paket programı kullanılarak uygulanmıştır Tanımlayıcı İstatistikler Tablo 2 de araştırmaya katılan cevaplayıcıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim durumu ve ailelerinin gelir seviyeleri ile ilgili bilgiler sunulmuştur. Cevaplayıcıların % 30,83 ü kadın, yüzde 69,17 si erkektir. Cevaplayıcılara aylık ortalama gelirlerinin ne olduğu açık uçlu soru şeklinde sorulmuştur. Daha sonra ise, gelir değişkeni kategorik hale dönüştürülmüştür. Araştırmaya katılanların % 23,83 ünün aylık ortalama geliri 1000 TL veya bu rakamın altındadır TL ile 2000 TL arasında aylık ortalama gelire sahip olanların oranı % 46,38 dir TL arası gelire sahip olanların oranı % 13,2 olarak belirlenmiştir TL üzeri 202 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

225 aylık ortalama gelire sahip olan bireylerin oranı % 16,59 olarak tespit edilmiştir. Gelir değişkeninin ortalaması 1989,58 TL olarak belirlenmiştir. Tablo 2: Cevaplayıcıların Demografik Yapısı Cinsiyet Aylık Ortalama Gelir Frekans Yüzde Frekans Yüzde Kadın 78 30, ,83 Erkek , ,38 Toplam , ,49 Eğitim Durumu ,25 Frekans Yüzde 5001 ve üzeri 2 0,85 İlköğretim 19 7,5 Toplam Lise 70 27,55 Üniversite ,20 Master/Doktora 7 2,75 Yaş Toplam Frekans Yüzde ,81 Medeni Durum ,93 Frekans Yüzde ,73 Bekar 97 38, ,86 Evli ,52 50 ve üzeri 11 4,66 Dul/Boşanmış 5 1,98 Toplam Toplam Cevaplayıcıların % 62,20 si Üniversite, % 27,55 i Lise, % 7,5 i İlköğretim ve % 2,75 i Yüksek lisans/doktora mezunudur. Yaş değişkeni açık uçlu soru şeklinde sorulmuş ve daha sonra kategorik hale getirilmiştir. Cevaplayıcıların % 59,74 ü yaş arasında, % 35,59 u yaş arasında, % 4,66 sı ise 50 ve üzeri yaşta olduğu tespit edilmiştir. Cevaplayıcıların yaş ortalaması 32,08 dir. Katılımcıların %59 52 si evli, % 40,48 i bekârdır Araştırmada Kullanılan Ölçekler Araştırmada kullanılan Müşteri Bağlılığı ölçeği (BAGLI), De Ruyter, Wetzels ve Bloemer, (1998) tarafından geliştirilmiş ve Dimitriades (2006) da ölçeği 7 soru haline getirerek son şeklini vermiştir. Tüketici Güveni ölçeği, doğruluk/ dürüstlük (DOGRU), yeterlilik (YETER) ve yardımseverlik (YARDIM) üç alt boyutuyla Casalo, Flavian ve Guinalıu (2007) tarafından 13 soru olarak geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Fiziksel Hizmet Çevresi (FIZCE) ve Sosyal Hizmet Çevresi (SOSCE) alt boyutlarından ve 6 sorudan oluşan Hizmet Çevresi ölçeği ilk defa, Bai vd. tarafından 2008 yılında kullanılmıştır. Bu araştırmada kullanılan Algılanan Fiyat (FIALG) değişkeni, Grewal, Monroe ve Krishnan ın 1998 deki çalışmalarında geliştirdikleri 4, Turan ve Çolakoğlu nun 2009 yılındaki çalışmalarından alınan 1 soru ile toplam 5 soru kullanılarak ölçülmeye çalışılmıştır Ölçeklerin Geçerlilik Ve Güvenilirliği İşletme Anabilim Dalı Araştırmada 4 farklı ana değişken kullanılmıştır. Bu değişkenleri ölçmede kullanılan ölçeklerin daha önceki çalışmalarda geçerliliği ve güvenilirliği tespit Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

226 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi edilmiştir. Ancak, ölçeklerin hepsinin bir arada kullanılması, ilk defa böyle bir örneklem üzerinde çalışılması, soruların birçoğunun Türkçeye çevrilmesi ve bazı ölçeklere bir takım soruların eklenmesi nedeniyle tekrar güvenilirlik ve geçerlilik analizlerinin yapılması gerekmektedir. Bu nedenlerden ötürü, faktör yapılarının ölçeklerin diğer çalışmalarda öngörüldüğü şekliyle dağılıp dağılmayacağını tespit etmek amacıyla AMOS programı kullanılarak doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Şekil 2 de DFA ya ilişkin model ve elde edilen sonuçlar yer almaktadır. Şekil 2: Araştırmada Kullanılan Ölçeklere İlişkin Doğrulayıcı Faktör Analizi Sonuçları 204 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

227 c 2 =881,545 SD=407 c 2 /SD=2,166 RMR=0,52 SRMR=0,40 GFI=0,821 CFI=0,93 IFI=0,93 NFI=0,88 RMSEA= 0,068 Model uyum değerlerine bakıldığında, oluşturulan modelin doğrulandığı görülmektedir. X 2 /SD, RMR ve SRMR değerleri mükemmel uyumu göstermektedir. RMSEA ve IFI değerleri kabul edilebilir düzeyde uyum göstermektedir. GFI, CFI ve NFI uyum değerlerinin kabul edilebilir düzeye oldukça yakın oldukları gözlemlenmektedir (Meydan ve Şeşen, 2011; Bayram, 2010) Ayrıca, soruların faktör yükleri 0,885 ile 0,677 değerleri arasında değişmektedir. Maddelerin faktör yükleri her bir faktör özelinde ayrı ayrı incelendiğinde, ortaya çıkan bu yüksek faktör yükleri tüm faktörlerin yakınsama (convergent) geçerliliğine sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, her bir sorunun değişkenleri açıklama gücünün oldukça yüksek olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır (Şencan, 2005). Modeldeki sonuçlara göre (modifikasyon indisleri), bazı düzenlemelerin yapılması sonucu uyum değerlerinde bir takım iyileşmelerin ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Doğruluk 4 ile Doğruluk 5; Algılanan Fiyat 1 ile Algılanan Fiyat 4; Müşteri Bağlılığı 1 ile Müşteri Bağlılığı 2; Müşteri Bağlılığı 1 ile Müşteri Bağlılığı 7; Müşteri Bağlılığı 3 ile Müşteri Bağlılığı 6; Müşteri Bağlılığı 6 ile Müşteri Bağlılığı 7 soruları arasında bir bağlantı kurulması modeldeki uyumu daha da iyileştirecektir. Bu soruların cevaplayıcılar nazarında benzer algılanması sonucu aralarında bağ kurulması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, başka bir çalışmada, başka bir örneklem üzerinde sözü geçen bağların kurulması ile daha farklı ve daha iyi uyum değerlerine sahip bir model ortaya çıkabilir. Bu çalışmada elde edilen uyum değerlerine göre, ölçeğin faktör dağılımları daha önceki çalışmalarla uyum göstermektedir. Bu sonuçlar, ölçeğin geçerliliği hakkında bir kanıt oluşturmaktadır (Şencan, 2005). Ölçeğin güvenilirliğini test etmek için Cronbach Alpha katsayıları hesaplanmıştır. Tablo 3 de güvenilirlik analizi sonuçları verilmiştir. İşletme Anabilim Dalı Tablo 3: Ölçeklerin Güvenilirlik Katsayıları TÜKETİCİ GÜVENİ (DOĞRULUK) MÜŞTERİ BAĞLILIĞI DOGRU 1 BAGLI 1 DOGRU 2 BAGLI 2 DOGRU 3 0,897 BAGLI 3 DOGRU 4 BAGLI 4 0,932 DOGRU 5 BAGLI 5 TÜKETİCİ GÜVENİ (YETERLİLİK) BAGLI 6 YETER 1 FİZİKSEL HİZMET ÇEVRESİ YETER 2 0,899 FIZCE 1 YETER 3 FIZCE 2 0,819 YETER 4 FIZCE 3 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

228 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi TÜKETİCİ GÜVENİ (YARDIMSEVERLİK) SOSYAL HİZMET ÇEVRESİ YARDIM 1 SOSCE 1 YARDIM 2 0,868 SOSCE 2 0,816 YARDIM 3 SOSCE 3 YARDIM 4 ALGILANAN FİYAT TÜM ÖLÇEKLERE İLİŞKİN FIALG 1 CRONBACH ALPHA FIALG 2 FIALG 3 0,926 FIALG 4 0,966 FIALG 5 Ölçek güvenilirliği ile ilgili analiz sonuçlarına bakıldığında, her bir ölçeğin Cronbach Alpha değeri 0,932 ile 0,816 arasında değişmektedir. Ayrıca, tüm ölçeklerin toplam Cronbach Alpha değeri 0,966 ile kabul edilebilir seviyenin (0,70) oldukça üstündedir. (Büyüköztürk, 2006) 3.3. Araştırma Modelindeki İlişkilere Yönelik Hipotezlerin Test Edilmesi Hipotezlerin test edilmesi için regresyon analizinden yararlanılmıştır. Öncelikle algılanan fiyat değişkeni ile tüketici güveninin her bir boyutu arasında sırasıyla regresyon modelleri kurulmuş ve bu modeller ayrı ayrı test edilmiştir. Daha sonra ise, tüketici güvenin alt boyutları ile müşteri bağlılığı arasında tek bir regresyon modeli kurulmuş ve analizler gerçekleştirilmiştir. Son olarak, tüketici güveninin her bir boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiler üzerinde hizmet çevresinin alt boyutlarının ılımlaştırıcı (moderatör) etkisi incelenmiştir. Ilımlaştırıcı etkinin analiz edilmesi için, Moderated Multiple Regression analizi yapılmıştır Algılanan Fiyat İle Tüketici Güveninin Alt Boyutları Arasındaki İlişkilerin Test Edilmesi Algılanan fiyat değişkeni tüketici güvenin doğruluk, yeterlilik ve yardımseverlik boyutları ile sırasıyla ilişkilendirilmiş ve bu ilişkiler kurulan regresyon modelleri ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçları tablo 4 te sunulmuştur. Tablo 4: Algılanan Fiyat İle Tüketici Güveninin Boyutları Arasındaki İlişkilere Yönelik Regresyon Analizi Sonuçları 206 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

229 Algılanan fiyat değişkeni doğruluk alt boyutunun %44,7 sini açıklamaktadır. F değerlerinin ve t değerlerinin anlamlı çıkması sonucu aralarında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu söylenebilir. Bu sonuçlara göre araştırma modelindeki H1 hipotezi kabul edilmiştir. Algılanan fiyat değişkeninin yeterlilik alt boyutunu açıklama oranı (R 2 ) %37,5 tir. Bunun yanı sıra, F ve t değerlerine bakıldığında, iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu görülmektedir ve H2 hipotezi kabul edilmiştir. Son olarak, tablodaki değerler (R 2, F, t) incelendiğinde, algılanan fiyat ile yardımseverlik boyutu arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin var olduğu söylenebilir. Algılanan fiyat değişkeni yardımseverlik boyutunun %26,8 ini açıklamaktadır. Bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, H3 hipotezinin kabul edildiği görülmektedir. Tablo 4 de kurulan her bir regresyon modeli için Durbin Watson değerleri incelendiğinde, bulunan sonuçların du d<4-du aralığında olduğundan otokorelasyonun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. İşletme Anabilim Dalı Tüketici Güveninin Alt Boyutları ile Müşteri Bağlılığı Arasındaki İlişkilerin Test Edilmesi Tüketici güveninin tüm boyutları ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiye yönelik tek bir regresyon modeli geliştirilmiştir. Üç alt boyutun hep birlikte müşteri bağlılığı değişkeninin ne kadarını açıkladığı ve varsa ilişkilerin anlamlı olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Tablo 5 de tüketici güveninin alt boyutları ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkilere yönelik regresyon analizi sonuçları yer almaktadır. Tablo 5: Tüketici Güveninin Boyutları İle Müşteri Bağlılığı Arasındaki İlişkilere Yönelik Regresyon Analizi Sonuçları Standardize Model Standardize edilmemiş katsayılar edilmiş katsayılar T değerleri Anlamlılık Durbin Watson B Std. Hata Beta DOGRU,347,076,311 4,581,001 YETER,353,066,333 5,341,001 1,804 YARDIM,244,064,211 3,800,001 Bağımlı Değişken: BAGLI R 2 =,571 F= 111,354 Anlamlılık= 0,001 Tablo 5 incelendiğinde, F değerinin anlamlı çıkması tüm modelin uygunluğu hakkında ipucu verirken, modeldeki T değerlerinin anlamlı çıkması her bir alt boyutun müşteri bağlılığı üzerindeki etkisini anlamlı kılmaktadır. Bu bağlamda, tüketici güveninin alt boyutlarının müşteri bağlılığı üzerinde anlamlı ve pozitif etkilerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada, H4, H5, H6 hipotezleri kabul edilmektedir. Regresyon modeline göre üç alt boyutun müşteri bağlılığını açıklama gücü toplamda Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

230 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi %57,1 olarak gerçekleşmiştir. Bunun yanı sıra, yeterlilik boyutu - müşteri bağlılığına etki anlamında- diğer boyutlardan daha fazla bir öneme sahiptir. En az öneme sahip olan alt boyut ise yardımseverlik boyutudur. Doğruluk boyutunda 1 birimlik artış müşteri bağlılığını 0,347 miktarında, yeterlilik boyutundaki 1 birimlik artış müşteri bağlılığını 0,353 miktarında, yardımseverlik boyutundaki 1 birimlik artış müşteri bağlılığını 0,244 miktarında artırmaktadır. Güvenin üç boyutu ve bağlılık arasındaki etkiyi belirlemeye yönelik kurulan regresyon modeli incelendiğinde, 1,804 olarak hesaplanan Durbin Watson değerine göre otokorelasyonun olmadığı söylenebilir Hizmet Çevresinin Tüketici Güveni Ve Müşteri Bağlılığı Arasındaki İlişki Üzerinde Moderatör Etkisinin Analiz Edilmesi Moderatör değişken, bağımlı ve bağımsız değişken arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü etkileyen nicel veya nitel değişkenlerdir (Baron ve Kenny, 1986). Şekil 1 de Baron ve Kenny, moderatör değişkenin bağımlı ve bağımsız değişken arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediğini açıklamıştır. Tahmin edici (bağımsız) değişken ile çıktı (bağımlı) değişken arasındaki ilişkiyi gösteren yolu a ile ifade etmişlerdir. Moderatör değişken ile çıktı (bağımlı) değişken arasındaki ilişkiyi gösteren yolu b ile göstermeye çalışmışlardır. Son olarak, moderatör değişkenin etkisini göstermek için, moderatör değişken ile bağımsız değişkenin çarpımı (karşılıklı etkileşim) ile yeni bir değişken oluşturmuşlardır. Bu yeni değişken ile bağımlı değişken arasında çizilen yolu c ile ifade etmişlerdir. Kaynak: Baron ve Kenny, 1986 Şekil 3: Moderatör Değişkenlerin Test Edilmesine Yönelik Model 208 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

231 İşletme Anabilim Dalı Moderatör değişkene ilişkin hipotez, eğer yeni oluşturulan karşılıklı etkileşim değişkeninin etkisi anlamlıysa desteklenir. Bağımsız değişken ve moderatör değişkenin anlamlı çıkması, moderatör hipotezi test etme ile direkt olarak ilgili değildir (Baron ve Kenny, 1986). İlişki yeni oluşturulan değişkenin etkisinin anlamlılığı üzerine kuruludur (Baron ve Kenny, 1986; Demir ve Okan, 2009). Bundan sonraki aşamada hizmet çevresinin iki alt boyutunun, tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerindeki moderatör (ılımlaştırıcı) etkisi incelenecektir. Ancak her bir moderatör etkinin modeli teker teker çizilmeyecek, Şekil 3 teki model her birisi için referans kabul edilecektir Fiziksel Hizmet Çevresinin Tüketici Güveninin Boyutları İle Müşteri Bağlılığı Arasındaki İlişki Üzerindeki Moderatör Etkisinin Analizi Tüketici güveni değişkeninin üç alt boyutu için, ayrı ayrı fiziksel hizmet çevresinin moderatör etkisi analiz edilmiştir. İlk olarak tüketici güveninin doğruluk boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerindeki moderatör etkiye bakılmıştır. Analiz sonuçları tablo 6 da sunulmuştur. Tablo 6: Doğruluk Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Fiziksel Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Analiz üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, doğruluk boyutu ile müşteri bağlılığı arasında bir regresyon modeli kurulmuştur. Bu model anlamlı (F=236,7786; Anlamlılık=0,001) çıkmıştır. Bu modele göre, doğruluk boyutu müşteri bağlılığının %48,3 ünü açıklamaktadır. İkinci aşamada, modele fiziksel hizmet çevresi boyutu eklenmiştir. Bu eklenti sonunda model yine anlamlı çıkmış ve modelin müşteri bağlılığını açıklama gücü (R 2 =0,528) artmıştır. Böylece, fiziksel hizmet çevresinin müşteri bağlılığı üzerinde bir etkisinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Son aşamada ise, doğruluk ve fiziksel hizmet çevresinin etkileşimi olan yeni değişken modele eklenmiştir. Ortaya çıkan yeni model bir bütün olarak anlamlı (F=97,628; Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

232 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Anlamlılık=0,001) çıkmıştır. Baron ve Kenny e göre, bağımsız değişken (doğruluk) ile moderatör değişkenin (fiziksel hizmet çevresi) etkileşimi olan yeni değişkenin (DOGRU*FIZCE) eklendiği model anlamlı çıkıyorsa ve DOGRU*FIZCE değişkeninin t değerleri anlamlı çıkıyorsa moderatör hipotez kabul edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında H7 hipotezi kabul edilmektedir. Fiziksel hizmet çevresinin doğruluk boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiyi modere ettiği (ılımlaştırdığı) söylenebilir. Tüketici güvenin yeterlilik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde fiziksel hizmet çevresinin moderatör etkisi tablo 7 de incelenmiştir. Tablo 7: Yeterlilik Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Fiziksel Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Model 1 de yeterlilik boyutunun müşteri bağlılığı üzerindeki etkisi incelenmiş pozitif ve anlamlı bir etkinin var olduğu ortaya çıkmıştır (F=221,237; Anlamlılık=0,001). Model 2 de fiziksel hizmet çevresi değişkeninin müşteri bağlılığı üzerindeki etki düzeyi incelenmeye çalışılmıştır. Buna ilişkin regresyon modeli anlamlı (F=137,584; Anlamlılık=0,001) çıkmıştır. Yeterlilik ve fiziksel hizmet çevresi değişkenlerinin müşteri bağlılığını açıklama gücü (R 2 = 0,522) artış göstermiştir. Model 3 te ise moderatör hipotez analiz edilmeye çalışılmıştır. Yeterlilik ve fiziksel hizmet çevresinin etkileşimi olan yeni değişkenin (YETER*FIZCE) müşteri bağlılığı üzerindeki etkisi anlamlı (anlamlılık= 0,006) çıkmıştır. Bu sonuç, fiziksel hizmet çevresinin yeterlilik ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiyi modere ettiğini (ılımlaştırdığını) göstermektedir. Böylece H8 hipotezinin kabul edildiği sonucuna varılmaktadır. Müşteri bağlılığı ile tüketici güveninin yardımseverlik boyutu arasındaki ilişkinin fiziksel hizmet çevresi tarafından modere edilip edilmediği tablo 8 de gösterilmektedir. 210 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

233 İşletme Anabilim Dalı Tablo 8: Yardımseverlik Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Fiziksel Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Üç aşamalı yapılan regresyon analizi sonucunda her üç modelinde ayrı ayrı kabul edildiği F değerleri (model 1= 145,845; model 2= 84,339 ve model 3= 60,018) ve anlamlılık (tüm modellerde 0,001 düzeyinde) düzeyleri incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Fiziksel hizmet çevresinin yardımseverlik ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiyi etkileyip etkilemediği YARDIM*FIZCE değişkeninin modelde anlamlı olup olmadığına bağlıdır. Bu değişken incelendiğinde anlamlılık düzeyi 0,008 çıkmaktadır. Doğal olarak, bu sonuçlara göre, fiziksel hizmet çevresinin moderatör (ılımlaştırıcı) etki yaptığı ve H9 hipotezinin kabul edildiği anlaşılmaktadır Sosyal Hizmet Çevresinin Tüketici Güveninin Boyutları İle Müşteri Bağlılığı Arasındaki İlişki Üzerindeki Moderatör Etkisinin Analizi Sosyal hizmet çevresi boyutunun tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerindeki moderatör etkisi tüketici güveninin 3 alt boyutu dikkate alınarak ayrı ayrı incelenmiştir. Her bir alt boyutun müşteri bağlılığına yönelik ilişkisi üzerindeki sosyal hizmet çevresinin moderatör etkisi ayrı ayrı regresyon modelleri kurularak ölçülmeye çalışılmıştır. Doğruluk boyutuna yönelik modelin regresyon sonuçları tablo 9 da gözükmektedir. Tablo 9: Doğruluk Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Sosyal Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

234 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Üç modelde ayrı ayrı incelendiğinde, her birinin anlamlı olduğu F değerleri ve anlamlılık düzeyinden (0,001) anlaşılmaktadır. Moderatör etkinin olup olmadığının anlaşılması için, bağımsız değişken ile moderatör değişkenin ilişkilendirildiği yeni oluşturulan değişkenin (DOGRU*SOSCE) anlamlı olup olmadığına bakmak yeterlidir. DOGRU*SOSCE değişkeninin anlamlılık seviyesi 0,044 tür. Bu nedenle, doğruluk alt boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin moderatör etkisinin varlığından söz edilebilir. Bu noktada H10 hipotezi kabul edilir. Sosyal hizmet çevresinin yeterlilik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki moderatör etkisi H11 hipotezi ile ölçülmeye çalışılmıştır. Bunun için bir regresyon modeli geliştirilmiştir. Regresyon modelinin sonuçları Tablo 10 da sunulmuştur. Tablo 10: Yeterlilik Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Sosyal Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Üç modelde incelendiğinde, her bir modelin bağımlılık üzerindeki etkisinin anlamlı olduğu (anlamlılık=0,001) ve bağımlılığı açıklama gücünün (R 2 ;,467;,518;,531) giderek arttığı gözükmektedir. YETER*SOSCE değişkeninin anlamlı olması moderatör etkinin var olduğunu göstermektedir. Üçüncü model incelendiğinde YETER*SOSCE değişkeninin anlamlılık düzeyi 0,008 olarak gerçekleşmiştir. Bu noktada, H11 hipotezinin kabul edildiği söylenebilir. Ayrıca modele YETER*SOSCE değişkeninin katılması ile birlikte modelin açıklama gücünde anlamlı bir artış olmuştur. Bu nedenle, sosyal hizmet çevresinin yeterlilik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde ılımlaştırıcı bir etkisinin var olduğu söylenebilir. Tüketici güveninin yardımseverlik boyutu ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin moderatör (ılımlaştırıcı) etkisinin olup olmadığı H12 hipotezi ile ölçülmeye çalışılmıştır. Bu amaçla YARDIM*SOSCE 212 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

235 isimli yeni bir değişken oluşturularak bir regresyon modeli geliştirilmiş ve bu model yordanarak Tablo 11 de elde edilen sonuçlar sunulmuştur. İşletme Anabilim Dalı Tablo 11: Yardımseverlik Ve Müşteri Bağlılığı İlişkisi Üzerinde Sosyal Hizmet Çevresinin Moderatör Etkisi Moderatör hipotezlerin kabul edilmesi için yeni oluşturulan değişkenin (YARDIM*SOSCE ) anlamlı olması yeterlidir. Bu değişkenin anlamlılık düzeyi incelendiğinde, 0,037 seviyesinde anlamlılığa sahip olduğu ve bu nedenle moderatör hipotezin kabul edildiği söylenebilir. Bu sonuçlara göre, yardımseverlik ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişki üzerinde sosyal hizmet çevresinin anlamlı bir ılımlaştırıcı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. 4. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada, temel olarak, bankacılık sektöründe tüketici güveninin müşteri bağlılığı üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Bunun dışında, tüketicilerin satın aldıkları hizmetler için ödedikleri fiyatlara yönelik değerlendirmelerinin tüketici güvenini nasıl etkilediğini analiz etmek bu çalışmanın irdelediği başka bir konudur. Ayrıca, hizmetlerin sunulduğu çevrenin tüketici güveni ile müşteri bağlılığı arasındaki ilişkiyi nasıl etkilediği bu araştırmada göz önünde bulundurulan başka bir amaçtır. Her devlet kurumu maaş ödemelerini çeşitli bankalar aracılığıyla yapmaktadır. Ayrıca personelin maaşını aldığı bankalar veya diğer bankalar devlet çalışanları için çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik kampanyalar düzenlemekte ve özel ürünler geliştirmektedir. Bu nedenler neticesinde, devlet çalışanları üzerine araştırma yapma gerekliliği, bu çalışmanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu amaçla, bu çalışma üç farklı ilde yaşayan ve belirli devlet kurumlarında çalışan personel üzerinde uygulanmak üzere tasarlanmış ve hayata geçirilmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

236 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Literatürde geçerliliği ve güvenilirliği ispat edilen ölçekler bu araştırmada kullanılmış ve ölçekler ilk defa bu şekliyle bir araya getirilmiştir. Yapılan güvenilirlik analizi ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) ile ölçeklerin çalışmada seçilen örnekleme uygun olduğu ve literatürle paralel sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, DFA sonucu ortaya çıkan başka bir durumda, modifikasyon indislerine göre araştırmada kullanılan ölçeklerin bazı düzeltmeler yapıldıktan sonra daha iyi bir sonuç vereceğidir. Buradan hareketle, bu çalışmada kullanılan ölçeklerin yeni bir örneklemde, başka bir sektörde uygulanması ve modifiye edilmiş faktör yapısının yeniden analiz edilmesi ölçeklerin Türkiye de uygulanabilirliğine katkı sağlayacaktır. Tüketicilerin satın aldıkları hizmetlere yönelik parasal maliyetleri bu araştırmada algılanan fiyat değişkeni ile ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırmanın modeli göz önünde bulundurulduğunda, algılanan fiyatın tüketici güveni üzerindeki etkisi, tüketici güveninin alt boyutları düzeyinde ölçülmüştür. Tüketiciler - sadece hizmet sektöründe değil, tüm alanlarda- satın aldıkları ürünlerin fiyatını pahalı, ucuz ve normal veya ödediğim paraya değer, değmez ve ne karşılıyor ne karşılamıyor olarak değerlendirmektedirler. Ancak bu değerlendirmeleri kendi gelirlerinin yanı sıra, satın aldıkları hizmetlerin ihtiyaçlarını karşılama düzeyine (beklentilerine) göre yapmaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında işletmelerin, hizmetlerin fiyatlarını belirlerken, tüketicilerin bu değerlendirmelerini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Tüketici güveninin alt boyutları ile algılanan fiyat ilişkisi incelendiğinde, satın alınan bankacılık hizmetlerine yönelik fiyat algısının (EFT, havale vb. işlemlerde kesilen işlem ücreti, kredi kullanıldığında alınan faiz ve diğer ücretler, kullanılan kartlardan kesilen yıllık aidat ve diğer ücretler gibi tüketiciye yansıtılan ücretlere yönelik algı) her bir alt boyut üzerinde etkisinin olduğu yapılan analizler sonucunda ortaya çıkmıştır. Özellikle güvenin doğruluk boyutu ile fiyat arasındaki etki diğerlerine göre daha fazladır. Sonuç olarak, bankaların sundukları hizmetleri fiyatlandırırken tüketicilerin değerlendirmelerini dikkate almaları gerekmektedir. Tamamen güven üzerine kurulu bankacılık sektöründe, tüketicilerin ödedikleri ücretler bankaya olan güvenlerini belirleyen önemli faktörlerdendir. Bu sektördeki yöneticilerin tutundurma faaliyetlerinde ve uygulamalarında tüketicinin fiyat algısını dikkate almaları, bu çalışmanın uygulayıcılar için önerebileceği tavsiyelerden bir tanesidir. Çalışmada üzerinde durulan bir diğer nokta, tüketici güveninin müşteri bağlılığı üzerindeki etkisidir. Yapılan analizler neticesinde, müşteri bağlılığı oluşması için tüketici güveninin kazanılmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu 214 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

237 İşletme Anabilim Dalı sonuç yapılan diğer araştırmalarla (Guenzi, Johnson, Castaldo, 2009; Morgan ve Hunt, 1994; Sichtmann, 2007; Selnes, 1998; Yeniçeri ve Erten, 2008; Kantsperger ve Kunz, 2010) paralellik göstermektedir. Boyutların müşteri bağlılığına etkileri incelendiğinde, yeterlilik boyutunun diğer iki boyuttan daha fazla öneme sahip olduğu sonucuna varılmaktadır. Bağlı müşteriler elde etmede, doğruluğun yardımseverlikten daha etkili bir faktör olduğu tespit edilmiştir. Bankacılık sektöründe güvenin hayati derecede öneme sahip olduğu herkesçe bilenen bir durumdur. Güvenin kazanılması için işletmelerin, önem sırasına göre, sorumluluklarını yerine getirebilecek teknik, bilgi ve iletişimsel alt yapıya sahip olmaları (yeterlilik), doğru ve açık beyanda bulunmaları (doğruluk), tüketicilere iyi niyetli davranmaları, yardımsever tutum içinde olmaları (yardımseverlik) gerekmektedir. İşletmeler kendilerine bağlı müşteriler olmasını istiyorlarsa tüm eylemelerini tüketici güvenini kazanmaya yönelik düzenlemeli ve uygulamalıdırlar. Araştırmanın modelinde irdelenen bir diğer nokta, hizmet çevresinin ılımlaştırıcı (moderatör) etkisidir. Hizmet çevresinin moderatör etkisi, tüketici güveni ve müşteri bağlılığı ilişkisi üzerinde analiz edilmiştir. Hizmet çevresi iki boyuttan oluşmaktadır. Bunlar fiziksel ve sosyal hizmet çevresidir. Analiz yapılırken tüketici güveninin üç alt boyutu için fiziksel ve sosyal hizmet çevresinin moderatör etkileri ayrı ayrı ele alınmıştır. Yapılan analizler neticesinde, her bir alt boyutun müşteri bağlılığı ile olan ilişkisini fiziksel ve sosyal hizmet çevresinin ılımlaştırdığı görülmüştür. Tüketici güveninin doğruluk, yeterlilik ve yardımseverlik boyutlarının müşteri bağlılığı ile ilişkili olduğu ancak bu ilişkinin ortaya çıkmasında hizmetin sunulduğu fiziksel (hizmetin sunulduğu ortam, sahip olunan araç-gereç, hizmetin sunulduğu ortamın dizaynı/görsel yapısı vb.) ve sosyal (hizmetlerin sunulduğu yerdeki sosyal ilişkiler, diğer müşterilerin yaklaşımı, çalışanların müşterilere yönelik davranışı vb.) çevrenin düzenleyici etkiye (belirleyici) sahip olduğu bu çalışmada ulaşılan başka bir sonuçtur. Bankaların hizmet sundukları binalar ve diğer ortamlar (internet, telefon) tüketicilerin banka hizmetlerini değerlendirmede önemli araçlardır. Bu ortamların görselliği ve hizmete ulaşmadaki avantajları güvenin oluşmasında tüketicileri etkileyen etkenlerdir. Ayrıca çalışanların tutumu ve hizmetin sunulduğu ortamın sosyal anlamda sıcaklığı tüketicileri cezbeden ve güveni belirleyen başka bir faktördür. Sonuç olarak, bankalar hizmetin sunulduğu ortamları fiziksel, görsel ve sosyal olarak tüketici güvenini sağlayacak şekilde düzenlemeliler. Bu araştırma üç farklı ilde, belirli devlet kurumlarında kolayda örnekleme yolu ile seçilen bireyler üzerinde sadece bankacılık hizmetleri yönelik tasarlanmış Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

238 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ve uygulanmıştır. Tüm hizmet sektörüne bu sonuçları kullanarak bir genelleştirme yapmak mümkün değildir. Rastgele seçilmiş daha büyük bir örneklem üzerinde, gerek bankacılık gerek farklı bir sektörde yapılacak uygulamalar genelleştirilebilir sonuçlar verebilir. KAYNAKÇA Argan, M. T., (2009) Sanat Galerilerinin Sergi Salonunda Algılanan Hizmet Kalitesi Boyutları, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt/Vol: 9, Sayı/ No: 1, s Anuwichanont, J., (2011) The Impact of Price Perception on Customer Loyalty in The Airline Context, Journal of Business & Economics Research, Sep 201, 9/9, s Auh, S., (2005) The Effects of Soft and Hard Service Attributes on Loyalty: The Mediating Role of Trust, The Journal of Services Marketing, 19/2, s Bai, C., Lai F., Chen Y. ve Hutchinson J., (2008) Conceptualising The Perceived Service Quality of Public Utility Services: A Multi-Level, Multi- Dimensional Model, Total Quality Management & Business Excellence, 19(10), s Baron, R. M. ve Kenny D. A., (1986) The Moderator-Mediator Variable Distinctionin Social Psychological Research: Conceptual, Strategic, and Statistical Considerations, Journal of Personality and Social Psychology, 51 (6), s Barutçu, S. (2007) GSM Sektöründe Müşteri Bağlılığı: Pamukkale Üniversitesi Öğrencilerinin GSM Operatörlerine Bağlılıkları ve Bağlılıklarını Etkileyen Faktörler, Afyon Kocatepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, C. IX, S.1, s Bateson, E. G. J., (1995) Managing Service Marketing, The Dryden Press, Third Edition, London Bayram, N., (2010) Yapısal Eşitlik Modellemesine Giriş AMOS Uygulamaları, Ezgi Kitabevi, Bursa Bettman, J. R., (1973) Perceived Price and Product Perceptual Variables, Journal of Marketing Research, Vol. X (February), s Bitner, M. J., (1992) Servicescapes: The Impact of Physical Surroundings on Customers and Employees, Journal of Marketing, Vol. 56, April, s Bitner, M. J., (1995) Sevicescapes: The Impact of Physical Surroundings on Customers and Employees, Edi: Bateson EG. J, (1995) Managing Service Marketing, The Dryden Press, Third Edition, London Brady, M. K. ve Cronin J. J. Jr., (2001) Some New Thoughts on Conceptualizing Perceived Service Quality: A Hierarchical Approach, Journal of Marketing, 65 (July), s Broeckelmann, P. ve Groeppel-Klein A., ( 2008) Usage of Mobile Price Comparison Sites at The Point of Sale And Its Influence on Consumers Shopping Behaviour, The International Review of Retail, Distribution and Consumer Research, Vol. 18, No. 2, (May), s Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

239 İşletme Anabilim Dalı Büyüköztürk, Ş., (2006) Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi El Kitabı, Pegem Yayıncılık, 6. Baskı, Ankara Casalo, V. L., Flavian C. ve Guinaliu M., (2007) The Role of Security, Privacy, Usability and Reputation in The Development of Online Banking, Online Information Review, Vol. 31, No. 5, s Castaldo, S., (2007) Trust in Market Relationships, Edward Elger Publishing, Northampton USA Chu, M. K., (2009) The Construction Model of Customer Trust, Perceived Value and Customer Loyalty, The Journal of American Academy of Business, Vol. 14, Num. 2, March, s Çabuk, S. ve Orel D. F., (2008) Marka Karakteristikleri İle Marka Ve Üretici Firmaya Duyulan Güven Arasındaki İlişkilerin Belirlenmesi: Çukurova Üniversitesi Ölçeğinde Bir Araştırma, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, s Çakmak, E., Bozkurt E., Aksu H. ve Emsen Ö. S., (2011) Türkiye de Hizmet Ticareti ve Ekonomik Büyüme İlişkisi, Sosyo Ekonomi, Temmuz-Aralık, s Çatı, K. ve Baydaş A., (2008) Hizmet Pazarlaması Ve Hizmet Kalitesi, Asil Yayın Dağıtım, Ankara Çatı, K. ve Koçoğlu M. C., (2008) Müşteri Sadakati İle Müşteri Tatmini Arasındaki İlişkiyi Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 19, s Darian, C. J., Wiman R. A. ve Tucci A. L., (2005) Retail Patronage Intentions: The Relative Importance of Perceived Prices and Salesperson Service Attributes, Journal of Retailing and Consumer Services, 12, s Davis, R., Sajtos L. ve Chaudhri A. A., (2011) Do Consumers Trust Mobile Service Advertising?, Contemporary Management Research, Vol. 7, No. 4, December, s De Ruyter, K., Wetzels M. ve Bloemer J., (1998) On The Relationship Between Perceived Service Quality, Service Loyalty and Switching Costs, International Journal of Service Industry Management, Vol. 9, No. 5, s Demir, H. ve Okan T., (2009) Teknoloji, Örgüt Yapısı Ve Performans Arasındaki İlişkiler Üzerine Bir Araştırma, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 10 (1), s Dick, A.S. ve Basu K., (1994) Customer Loyalty: Toward an Integrated Conceptual Framework, Journal of the Academy of Marketing Science, Vol. 22, No. 2, s Dimitriades, S. Z., (2006) Customer Satisfaction, Loyalty And Commitment in Service Organizations, Management Research News, Vol. 29, No. 12, s Doney, P. M. ve Cannon J. P., (1997) An Examination Of The Nature Of Trust In Buyer-Seller Relationships, Journal of Marketing, 61(April), s Dos Santos, C. P. ve Fernandes D. H., (2008) Antecedents and Consequences of Consumer Trust in the Context of Service Recovery, Brazil Administration Review, Curitiba, July/Sept, V. 5, N. 3, Art. 4, s Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

240 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Fatkhurrohman, M. D., (2011) The Effect of Innovation Factors to Customer Loyalty by Structural Equation Model, Engineering and Technology, 76, s Ferreira, D. A., Avila M. G. ve Faria M. D., (2010) Corporate Social Responsibility and Consumers Perception of Price, Social Responsibility Journal, Vol: 6, No: 2, s Ganesan, S., (1994) Determinants of Long-Term Orientation in Buyer- Seller Relationships, Journal of Marketing, Vol. 58, April, s.1-19 Gefen, D., (2000) E-Commerce: The Role of Familiarity and Trust, Omega: The International Journal of Management Science, 286, s Gounaris, S. ve Venetis K., (2002) Trust in Industrial Service Relationships: Behavioral Consequences, Antecedents and The Moderating Effect of The Duration of The Relationship, The Journal of Services Marketing, 16, 7, s Graf, R. ve Perrien J., (2005) The Role of Trust and Satisfaction in A Relationship : The Case of High Tech Firms and Banks, Conference of The European Marketing Academy, Munich, May Grewal, D. ve Marmorstein H., (1994) Market Price Variation, Perceived Price Variation, and Consumers Price Search Decisions for Durable Goods, Journal Of Consumer Research, Vol. 21, (December ), s Grewal, D., Monroe K. B. ve Krishnan R., (1998) The Effects of Price- Comparison Advertising on Buyers Perceptions of Acquisition Value, Transaction Value and Behavioural Intentions, Journal of Marketing, Vol:62, (April), s Grewal, D., Hardesty D. M. ve Iyer G. R., (2004) The Effects of Buyer Identification and Purchase Timing on Consumers Perceptions of Trust, Price Fairness, and Repurchase Intentions, Journal of Interactive Marketing, Volume: 18, No: 4, Autumn/2004, s Guenzi, P., Johnson D. M. ve Castaldo S., (2009) A Comprehensive Model of Customer Trust in Two Retail Stores, Journal of Service Management, Vol. 20, No. 3, s Hacıefendioğlu, Ş. ve Koç Ü., (2009) Hizmet Kalitesi Algılamalarının Müşteri Bağlılığına Etkisi ve Fast-Food Sektöründe Bir Araştırma, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (18) 2009 / 2, s İslamoğlu, A. H., (2006) Pazarlama Yönetimi, Beta Yayınları, Genişletilmiş 3. Baskı, İstanbul Kantsperger, R. ve Kunz, (2010) Consumer Trust in Service Companies: A Multiple Mediating Analysis, Managing Service Quality, Vol. 20, No. 1, s Keaveney, S. M., (1995) Customer Switching Behavior in Service Industries, Journal of Marketing, April, s Kim, D. J., Ferrin L. D., Rao H. R., (2007) A Trust-Based Consumer Decision-Making Model in Electroniccommerce: The Role of Trust, Perceived Risk, and Their Antecedents, Decision Support Systems, 44, s Koç, E., (2011) Tüketici Davranışı ve Pazarlama Stratejileri Global ve Yerel Yaklaşım, Seçkin Kitapevi, Ankara Kozak, N., (2006) Turizm Pazarlaması, Detay Yayıncılık, Ankara 218 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

241 İşletme Anabilim Dalı Leong, M. S, Ang H. S. ve Low H. L. L., (1997) Effects of Physical Environment and Locus of Control on Service Evaluation, Journal of Retailing and Consumer Services, Vol. 4, No. 4, s Liao, N. N. H. ve Wu T. C., (2009), The Pivotal Role of Trust in Customer Loyalty: Empirical Research on The System Integration Market in Taiwan, The Business Review, Vol. 12, No. 2, s Lin, I. Y., (2004) Evaluating A Servicescape: The Effect of Cognition and Emotion, Hospitality Management, 23 (2004), s McKnight, D. H. ve Chervany L. N., (2002) What Trust Means in E-Commerce Customer Relationships: An Interdisciplinary Conceptual Typology, International Journal of Electronic Commerce, Winter , Vol. 6, No. 2, s Meydan, C. H. ve Şeşen H., (2011) Yapısal Eşitlik Modellemesi AMOS Uygulamaları, Detay Yayıncılık, Ankara Moorman, C., Deshpande R., ve Zaltman G., (1993) Factors Affecting Trust in Market Research Relationships, Journal of Marketing, 57, No. 1 (January,), s Morgan, R. M. ve Hunt, S. D., (1994) The Commitment-Trust Theory of Relationship Marketing, Journal of Marketing, 58 (July), s Oliver, R. L., (1999) Whence Consumer Loyalty?, Journal of Marketing, Vol. 63, s Oral, S. ve Yüksel H., (2006) Hizmet İşlemleri Yönetimi, Kanyılmaz Matbaası, İzmir Özbek, M. F., (2008) Güven, Belirsizlik Ve Risk Alma Davranışı İlişkisi: Teorik Yaklaşım, Akademik Bakış, Sayı. 15, Ekim Özdoğan, B. F. ve Tüzün K. İ., (2007) Öğrencilerin Üniversitelerine Duydukları Güven Üzerine Bir Araştırma, Kastamonu Eğitim Dergisi, Ekim 2007, Cilt:15, No:2, s Peterson, A. R., (1970) The Price-Perceived Quality Relationship; Experimental Evidence, Journal of Marketing Research, Vol. VII, November, s Ralston, W. R., (2001) The Effects of Customer Service, Branding, and Price on The Perceived Value of Local Telephone Service, Journal of Business Research, 56, s Ramzi, M. A. ve Mohammed B., (2010) Customer Loyalty and The Impacts of Service Quality: The Case of Five Star Hotels in Jordan, International Journal of Human and Social Sciences, 5:13, s Ravald A. ve Grönroos C., (1996), The Value Concept and Relationship Marketing, European Journal of Marketing, Vol. 30, No. 2, s Reichheld, F. ve Schefter P., (2000) E-Loyalty: Your Secret Weapon on The WEB, Harvard Business Review, July-August, s Reinartz, W. ve Kumar V., (2002) The Mismanagement of Customer Loyalty, Harvard Business Review, July, R0207F Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

242 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Rosenbaum, M. S. ve Massiah C., (2011) An Expanded Servicescape Perspective, Journal of Service Management, Vol. 22, No. 4, s Selnes, F., (1998) Antecedents and Consequences of Trust and Satisfaction in Buyer-Seller Relationships, European Journal of Marketing, Vol. 32, No. 3/4, s Sichtmann, C., (2007) An Analysis of Antecedents and Consequences of Trust in A Corporate Brand, European Journal of Marketing, Vol. 41, No. 9/10, s Sirdeshmukh, D., Singh J. ve Sabol B., (2002) Consumer Trust, Value and Loyalty in Relations Exchange, Journal of Marketing, January, s Sümer, B., (2008) Hizmetler Ticaretinde Fırsatlar ve Tehditler: AB ve Türkiye, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 10, Sayı:3, s Şengün, E. A., (2010) Which Type of Trust Inter-Firm Learning, Industry&Innovation, 17:2, s Şencan, H., (2005) Sosyal ve Davranışsal Ölçümlerde Güvenilirlik ve Geçerlilik, Seçkin Yayıncılık, Ankara Turan, A. H. ve Çolakoğlu B. E., (2009) Yaşlı Tüketicilerde Algılanan Marka Değeri Ve Satın Alma Niyeti, Afyon Kocatepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, (C.X I,S I, 2009), s Valenzuela, F. ve Vasquez-Parraga A., (2006) Trust and Commitment as Mediating Variables in the Relationship Between Satisfaction and Hotel Guest Loyalty, Panorama Socioeconimico, 24, N: 32, s Wakefield, K. L. Ve Blodgett J. G., (1994), The Importance of Servicescapes in Leisure Service Settings, Journal of Services Marketing, Vol. 8, Iss: 3, s Yeniçeri, T. ve Erten E., (2008) Mağaza Sadakat Programlarının Algılanması, Güven, İlişkiyi Sürdürme İsteği Ve Mağaza Sadakati Arasındaki İlişkilerin Yapısal Eşitlik Modeli İle İncelenmesi, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 9 (2), s Yenidoğan, B.T., (2009) Müsteri Sadâkat Programları: Pazarlama Yazınında Bakış Açıları Ve Genel Bağlam, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 12, Sayı 21, Haziran, s Zeithaml, A. V., (1988) Consumer Perceptions of Price, Quality, and Value: A Means-End Model and Synthesis of Evidence, Journal of Marketing, Vol. 52, (July), s.2-22 Zeithaml, A. V., (2000) Service Quality, Profitability,and the Economic Worth of Customers: What We Know and What We Need to Learn Journal of the Academy of Marketing Science, Volume 28, No. 1, s Zins, H. A., (2001) Relative Attitudes and Commitment in Customer Loyalty Models. Some Experiences in The Commercial Airline İndustry, International Journal Of Service Industry Management, Vol. 32, No. 3, s Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

243 İşletme Anabilim Dalı Web sayfaları: Belgin, Ö., (2010, Aralık) Hizmet Sektöründe Verimlilik, bilisimdergisi.org/s127/pdf/ pdf, Erişim tarihi: Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

244

245

246

247 ÖĞRENCİLERDE DİKKAT VE MOTİVASYON ZAFİYETİNE NEDEN OLAN BAZI FAKTÖRLER Bedri KATİPOĞLU 1 ÖZ Eğitim ve öğretimde en çok karşılaştığımız sorunlardan biri de motivasyon eksikliğidir. Öğrencilerdeki başarı grafiğini düşüren önemli bir sorundur motivasyon zafiyeti. İlköğretim, orta öğretim ve üniversite çağlarında sık sık görülen bu olumsuz tablo şüphesiz tek yönlü sebebe bağlı değildir. Biyo-psiko-sosyal birçok neden motivasyonu tahrip edebilir veya zafiyete düşürebilir. Biz özellikle İzmir metropol alanı içinde eğitim gören orta dereceli bazı öğrencilerle motivasyon konusunda anket yaptık. Motivasyonu yok eden veya zafiyetine en çok neden olan ana faktörleri tespit etmeye çalıştık. Şüphesiz çıkan sonuçlarla ilgili bir genelleme yapamayız ama bu gibi konularda en azından lokal bir fayda göreceğimizi tahmin ediyorum. Anahtar kelimeler: Eğitim, okul,öğrenci,motivasyon SOME FACTORS WHİCH CAUSE THE LACK OF MOTİVATİON AND CONCENTRATİON IN STUDENTS ABSTRACT One of the problems we meet most in education and tuition is the lack of motivation. The lack of motivation is the most important problem,which brings the graphics of success of students down. No doubt this negative situation which is often seen during the ages of primary and secondary education and university education does not depend on the reason having one aspect. A lot of biopsychosocial reasons can destroy the motivation and cause the lack of it. We have made a survey on motivation whith some secondary school students having education within the limits of the metropolis of İzmir. We tried to determine the main factors which cause the disappearance or the lack of motivation. We cannot make a generalization with the results obtained but I think we will take at least a local benefit about the matters like this. Key words: Education,school,student,motivation 1 Yrd.Doç.Dr., Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

248 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi AMAÇ: Öğrencilerdeki dikkat ve konsantrasyon yeteneğini ve dolayısıyla motivasyon kabiliyetini yok eden veya zafiyete uğratan önemli faktörleri genel hatlarıyla ve objektif olarak tespit edebilmektir. Öğrenci derken orta dereceli okul öğrencilerini ve hassaten son sınıf yani 12.sınıf öğrencilerini kastediyoruz. Üniversite öğrencileri ile orta dereceli okul öğrencilerindeki motivasyon elbette farklı olabilir. Ama öğrencilik psikolojisi her iki kesimde de ortak payda olduğuna göre negatif unsurlar aynen öyle olmasa dahi aşağı yukarı birbirine benzemektedir. Bu nedenle biz tıpkı fizyopatolojik veya psikopatolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi önce semptomdan teşhise gitmeyi daha sonra ise teşhisten çözüme yani psikolojik tedaviye giden spesifik bir yöntemi kullanarak en azından lokal bir faydaya ulaşacağımızı umut ederek orta dereceli okul öğrencilerini araştırmayı uygun gördük. Üniversite öğrencilerindeki motivasyon zafiyetine sebep olan unsurları daha detaylı bir şekilde incelemek için ilgili akademisyenlere gerçekten ihtiyaç vardır. Bu önemli konu sadece bilim adamları tarafından değil aynı zamanda aile ve sosyal çevre tarafından da çeşitli zaman ve zeminlerde ele alınmalıdır.aksi halde motivasyonu bozulan nice öğrencilerdeki bu karamsar duygu tedavi edilmezse bireysel bunalımdan çıkıp kolektif ve toplumsal nevroza da dönüşebilir. Dolayısıyla eğitim ve öğretim ile ilgili olan tüm çalışanların ister öğretmen olsun ister üniversite akademisyenleri olsun iyi derecede pedagojik formasyon bilgisine sahip olmaları gerekir. Zira öğrencilere sadece bilgi sunumu yapmak kafi gelmemektedir. Aynı zamanda ruhsal ve moral açıdan onlara yön verebilecek psikososyal ve entelektüel bir donanıma da sahip olmak gerekir. 1. GİRİŞ Sahip olduğu üstün donanım ve yetenekleriyle adeta v.i.p olarak yaratılan insanın elbette dünyaya geliş formatı da ilahi hikmete mebnidir. İman gerçeğinden sonra insanın Allah katındaki derecesini yükselten en güzel rütbe şüphesiz ilim rütbesidir ve İslam Dininin ilme ve ilim adamlarına verdiği önem başka din veya rejimlerle kıyaslanmayacak kadar muhteşemdir. (Armağan, 2005, Sezgin, 2007, Katipoğlu, 1991, Bayraktar, 1985, Danişmend, 1983, İzmirli, 1973, Tabbara, 1977). Zira insanın yaratılış gayesini idrak edip analitik düşünmesini ve bu şuurla yaşamasını temin eden en önemli unsur ilimdir. İlim aynı zamanda dünyada yaşam süren ve insanın refahı için geliştirilen tüm teknolojik araçların da kaynağı sayılmaktadır. 226 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

249 Sosyoloji Anabilim Dalı Bu yüzden ilk emri oku olan Kur an-ı Kerim ilme ve ilim adamlarına büyük önem Vermiş (Mücadele Suresi 11, Fatır Suresi 28, Enbiya Suresi 7), Hz. Muhammed(s.a.v) de alimlerin, peygamber varisi olduğunu vurgulamıştır (Keşf ül Hafa 2/1745). Bilimsel tahsil için eğitim ve öğretimle meşgul olan öğrencilerin zihin haritalarında tasarladıkları başarıya ulaşabilmeleri için hassaten dikkat ve konsantrasyon yeteneğine sahip olmaları gerekir. Zira uzun bir maraton sayılan eğitim ve öğretim yarışı yeterli azim, irade, dikkat ve motivasyon olmazsa yemyeşil bir tepe gibi görünmesine rağmen ilim yaylasına çıkmak zorlaşır hatta kimileri için imkansız bir hale gelir. Eğitim ve öğretim hayatında başarılı olmak için elbette çok çeşitli yöntemler vardır. Ancak dikkat ve motivasyon bu yöntemlerin ilk sıralarında yer alır. Motivasyon zafiyeti ise eğitimdeki başarı grafiğini düşürür veya ifsat eder. Hal böyle olunca öncelikle birey daha sonra ise bireylerin oluşturduğu toplum katmanlarında genel başarı performansı düşer. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü nde motivasyon kavramı güdülenme kelimesiyle açıklanmaktadır. Bireyin eyleminin yönünü, gücünü ve öncelik sırasını belirleyen iç ya da dış dürtücünün etkisiyle eyleme geçmesi olarak ifade edilmektedir. Genel olarak motivasyon: Güdülerin etkisiyle eyleme geçme ve gerçekleşme sürecidir. Bu süreçler daha ziyade dört aşamada gerçekleşir. a- gereksinim b- uyarılma c- davranış d- doyum Motivasyon terimi, ilk olarak 1880 li yıllarda İngiltere ve ABD deki psikologların yazılarında belirmeye başlamıştır. Ancak akademik psikolojinin kurucusu kabul edilen W. Wundt un geleneksel ekolüne bağlı psikologlar tarafından kullanılmadığı görülmektedir. Öte yandan bu dünya hayatındaki maddi ve manevi kazanımları en yüksek bir seviyeye çıkarabilmek için insanlar tarafından ortaya konan azim, gayret, şevk ve buna ait davranışların tümüne de motivasyon denilmektedir (Harry ve Lamb, 1983, The Lexicon Webster Dictionary, 1978, Enç, 1980, Kutub, 1977, Tuğlacı, 1981, İz ve Hony, 1953) Bununla birlikte halk arasında veya akademik platformlarda motivasyon denilince genellikle iradi dikkat ve konsantrasyon kabiliyetinin ilgili konularda psikolojik bir roket misali yoğunlaşması şeklinde de algılanmaktadır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

250 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bir insanın kamil manada motivasyona ulaşması için önce kendini arzu ettiği meşru hedeflere yoğunlaştırması gerekir. Buna otomotivasyon denilmektedir. Zira kendini motive edemeyen kişiler toplumu hiç motive edemezler. Kişide hem bireysel ve toplumsal motivasyon yeteneği bulunursa arzu edilen pozitif sonuçlar daha kolay açığa çıkar. Özellikle karizmatik liderlik psikolojisinde motivasyonun çok büyük etkisi vardır. Motivasyon analizlerinde gözden kaçırılmaması gereken bazı hususlar şunlardır. Herhangi bir işte başarı, istenilen şeyi elde etmektir. Mutluluk ise elde ettiği şey sevmektir. Bu nedenle ideal motivasyon anlayışında sadece başarı olmamalıdır. Başarılan şeylerin ilgili kişilerce seviliyor olması da son derece önemlidir. Hayatın her kesiminde görülmekle birlikte özellikle üniversite öğrencilerinde zaman zaman bu konularda oldukça zıt davranışlar görülmektedir. Mesela sevmediği bir lisans eğitimini bitiren kişi bu alanda verimli olamaz. Ancak seviyorsa daha dinamik olur. Ve hem başarılı hem de mutlu olabilmek için motivasyon dinamiklerini de çok iyi belirlemek gerekir. İdealindeki iş, meslek veya okula istekli olmak, uzak ve yakın hedeflerin istişare edilerek tasarlanması, işe başlamak, bıkkınlığa mahal bırakmamak, yerine göre istediğine evet istemediğine hayır diyebilmek gibi parametreler motivasyon kabiliyeti için ana dinamiklerdir. Psikanalitik açıdan genel bir değerlendirme yapıldığında öğrencilerdeki motivasyon eksikliğinin genelde iki sebebi bulunmaktadır. Hazırlayıcı ve kamçılayıcı sebepler. Hazırlayıcı sebeplerin başında yaş, cins, genetik etkenler ve aile yapısı önemli rol oynarken kamçılayıcı sebeplerde ise daha ziyade kişinin yaşam tarzı, ekonomik göstergeler ve beslenme alışkanlığı ile ilgili olumsuzluklar göze çarpar. Mutedil bir aile ortamında yaşayan bir kişinin patolojik sorunları da yoksa motivasyon kabiliyetinin normal olması umulur. Ancak biyopsikososyal yaşam farkları motivasyon yeteneğini olumlu yada olumsuz bir şekilde etkiler. Maslow un (Maslow, 2001, ) güdü ve motivlerle ilgili yaptığı hiyerarşik tanım genellikle ihtiyaçlarla orantılıdır. Bu ihtiyaçlar fizyolojik olduğu gibi psikolojik kökenli olup duygu ve tutkularla da ilgili olabilir. Ancak motivler insanların tüm ihtiyaçları ile ilgili olmasına ve her insanda hemen hemen aynı olmasına rağmen motivasyon zafiyetine neden olan olumsuz unsurlar kişiden kişiye farklıcalıklar gösterebilir. Örneğin ekonomik yetersizlik ve yoksulluklar kimi öğrencileri çok olumsuz etkilemesine rağmen bazılarını hiç etkilememekte ama aile içi geçimsizlikler nice öğrencileri çok etkilemektedir ile tarihleri arasında İzmir metropol alanında 515 öğrenci ile yaptığımız anket sonuçları cinsiyete göre şöyledir. 228 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

251 Sosyoloji Anabilim Dalı 1-Üniversite sonrası iş bulamama kaygısı toplam: 213 kişi. erkek 63, kız Çevre ve gürültü kirliliği toplam: 130 kişi, erkek 47,, kız 83 3-Sağlık sorunları toplam: 41 kişi, erkek 10, kız 31 kişi 4-Kötü arkadaşlar toplam: 41kişi, erkek 13, kız 28 5-Aile içi geçimsizlik toplam: 20 kişi, erkek 8, kız 12 6-Ekonomik yetersizlikler toplam: 10kişi, erkek 5, kız 5 7-Ulaşım problemleri toplam:5 kişi, erkek 3, kız 2 8-Terör ve şiddet toplam: 2 kişi, erkek 2, kız yok 9-Konut ve mesken sıkıntısı toplam: 2 kişi. erkek 1, kız 1 kişi. 10-Yukarıdaki olumsuzluklardan hiçbir şekilde etkilenmeyen öğrenciler ise toplam sayısı: 51 kişi, erkek 30, kız 21 kişi. 1- İş bulamama kaygısı: Orta dereceli okul öğrencilerini de istikbal endişesi ve kaygısı oldukça etkilemektedir. Her ilde bir üniversite bulunması ve lisans eğitimine girilebileceği varsayımı çoğu öğrenciyi umutlandırmaktadır. Ancak genelde tüm öğrencilerde üniversiteye girememe fobisi klasik ve rutin olmasına rağmen hayat mücadelesine atılacağı zaman iş bulamama korkusu ise daha yoğun hissedilmektedir. Yaptığımız anketlerde iş bulamama kaygısının kızlarda neredeyse erkeklerin 3 katı gibi bir oran göstermesi oldukça ilginçtir. Oysa fıtrat kurallarına göre erkeğin çalışıp ailesine katkıda bulunması daha öncelikli iken bayanlarda böyle Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

252 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi bir yoğun talep bulunması kapitalist tüketim toplumunun kadınları da işe zorladığını göstermektedir.. Öte yandan iş taleplerinde erkekler daha spesifik ve hukuki şartlar öne sürerken bayanlarda bu ikinci planda kalabilir. Yani bayanların daha ucuz bir ücretle çalıştıkları ve fazla teferruata girmedikleri görülmektedir. Gerek kamu sektöründe gerek özel sektörde bayanların çokluğu genç nesilleri de etkilemekte ve olmazsa olmaz şartı gibi algılanmaktadır.iş bulamama kaygısı erkeklerde daha fazla çıkması muhtemel iken bayanlarda böyle bir sonucun çıkması özellikle zihniyetle ilgili bir göstergedir.. Kadın nüfusun çalışmaya meyilli olması zaman zaman aile sorunlarına da sebebiyet vermektedir. Öyle ki,erkeğe bağımlı değilim artık ben de çalışıyorum felsefesi az da olsa sosyolojik veya psikolojik uyuşmazlığa da neden olmaktadır. Hal böyle olunca son yıllarda boşanmalar artmış ve ürkütücü boyutlara ulaşmıştır (Türkiye İstatistik Kurumu [TÜİK], Demografik İstatistikler, 2011) 2- Çevre ve gürültü kirliliği: Eğitim ve öğretimde motivasyonu zafiyete uğratan önemli parametrelerden biri de çevre ve gürültü kirliliğidir. Kırsal kesimde yoğun olmayabilir ama büyük şehirlerde yaşayanların önemli sorunlarından birisidir çevre ve gürültü kirliliği. Çevre ve gürültü kirliliği ekosistemlerde doğal dengeyi bozan ve insanlardan kaynaklanan ekolojik zararlardır. Çevre kirliliğinin nedenleri çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava,su ve toprakta yüksek oranlarda birikmesi ile çevre kirliliği oluşmaktadır.çevre kirliliğinde en göze çarpan unsurlar şunlardır. Hava kirliliği,su kirliliği,toprak,gürültü ve radyoaktif kirlilik..bu etkenlerin hepsi insan motivasyonunu zafiyete uğratır veya bozar ancak ders çalışanlar için özellikle gürültü kirliliği ön plandadır.metropol ve megapol kentlerde gürültü kirliliğine neden olan başlıca kaynaklar ulaşım araçları,sanayi kuruluşları,eğlence araçları ve sosyal donatım alanlarıdır. Çevresel gürültünün değerlendirilmesi ve yönetimi yönetmeliği,4 Haziran 2010 tarihli Resmi gazetede sayılı yazı ile yayınlanmıştır. Bu yönetmeliğin amacı, çevresel gürültüye maruz kalınması sonucu kişilerin huzur ve sükununun, beden ve ruh sağlığının bozulmaması için gerekli olan tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Ve gürültü haritaları ve akustik raporları oluşturmak. Bu yönetmelik özellikle nüfusun yoğun olduğu alanlarda alınacak tedbirleri kapsamaktadır. Görüldüğü gibi çevre ve gürültü kirliliği insanların hassaten öğrencilerin motivasyonu bozmakta veya en azından zafiyete uğratmaktadır. Çevre ve gürültü kirliliğinden kurtulmak için öncelikli olarak yasal mevzuatı bilmek gerekir (5393 sayılı Belediyeler kanununun 230 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

253 Sosyoloji Anabilim Dalı Huzur ve Sükun ile ilgili yasası,5326 sayılı Kabahatler Yasası ve 2872 sayılı Çevre Yasası). Yaptığımız araştırmalarda kız öğrencilerin çevresel kirlilikten daha fazla etkileniyor olmaları bir bakıma onların daha duygusal bir fıtrata sahip olmalarından da kaynaklanabilir. Zira psikosomatik yapı itibariyle bayanların erkeklere göre daha hassas oldukları bilinen bir gerçektir. 3- Sağlık sorunları:gerek organik ve gerekse psikolojik rahatsızlıklar tabii ki eğitim ve öğretimi aksatır.özellikle öğrencilerde dikkat ve konsantrasyon ve motivasyon zafiyetine sebep olan sebepler arasında sağlıkla ilgili konular bulunmaktadır..derslerde başarısız olan nice öğrencilerin görünürde belirli bir patolojileri olmamasına rağmen söylemek istemedikleri veya açıklanmasından hicap duyabilecekleri gizli sorunları da olabilir.bu daha ziyade ruhsal problemler olabilir. Örneğin ekonomik veya çevresel veya organik hiçbir sıkıntısı olmayan bir öğrenci babasının çok uzaklarda çalışıyor olmasından dolayı psikolojik hüzün duyabilir ve bu hüzünlü psikoloji söz konusu öğrencinin motivasyonunu oldukça bozabilir.bu gibi konularda yine kız öğrencilerin daha duyarlı oldukları görülmektedir. 4- Kötü arkadaşlar:eğitim ve öğretim hayatında en çok göze çarpan sorunlardan biri de arkadaş seçimi konusundaki sıkıntılardır. Üzüm üzüme baka baka kararır veya bana arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim gibi edebi terimler bu gibi konular için bir referans hükmündedir.hakikaten öğrenci başarısını olumsuz yönde etkileyen önemli sebeplerdendir kötü arkadaş etkisinde kalmak. Bireysel olarak birçok öğrenciden duyulan veya veli öğretmen görüşmelerinde nice velilerin yakarışları hep bu gibi konularla ilgilidir. Kız öğrencilerin bu konularda erkek öğrencilere göre daha hassas oldukları ve daha görülmektedir. Gelişigüzel yapılan arkadaşlıklar hem motivasyon kabiliyetini olumsuz etkilemekte hem de toplum ahlakı açısından da negatif görüntülere zemin oluşturmaktadır. Hatta bu olumsuz gidişat bazı öğrencileri madde bağımlılığına da sürükleyerek potansiyel bir tehdit haline de getirebilir. Ahlak ve motivasyon konusunda öğrencilerin daha başarılı olmaları için sadece öğrencinin bireysel gayreti yetmez. Başta aile olmak üzere okul idarelerinin de konuya titiz davranmaları oldukça lüzumludur. 5- Aile içi geçimsizlik: Şüphesiz aile toplumu oluşturan bir hücre hükmündedir. Hücrenin sağlam olması dokuyu, dokunun sağlam olması da organları Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

254 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi dolayısıyla vücudu sağlıklı yapar. Tıpkı bunun gibi aile hayatında meydana gelebilecek bedeni ve ruhi sarsıntılar aile fertlerini ve hassaten de onun eğitim ile ilgili olan bireylerini daha çok etkileyecektir. Anne veya babanın çocuklarına karşı yeterli ilgi ve merhamet göstermediği durumlarda çocukların kişilik yapılarında travmalar oluşabilir. Hatta bazı ailelerde şiddete yönelik tavırlar sergilendiğinde bu kaotik aile profili ister istemez öğrenci çocukların motivasyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Üstelik ailelelerde meydana gelebilecek her türlü ruhsal ve bedensel sıkıntılar toplumsal dokuyu da zedeleyebilir ve kolektif bir ahlak erozyonuna da sebep olabilir. Bu nedenle sağlıklı ailelerin oluşması için olağanüstü gayret gösterilmesi gerekir. 6- Ekonomik yetersizlikler: Eğitim ve öğretim hayatında ekonomik göstergelerin şüphesiz büyük etkisi vardır. Hatta bazı toplum kesimlerinde öğrenci motivasyonunu olumsuz etkileyen faktörlerin başında ekonomik yetersizlikler ön planda gelmesine rağmen bu bölgede pek ciddiye alınmamasının sebeb i psikolojik eziklikten de kaynaklanıyor olabilir. Ancak genel kanaat odur ki illerde ve özellikle metropol kentlerde ekonomik iş trafiği yoğun olduğu için parasal yetersizlikler pek öne çıkmamaktadır. İzmir in büyük bir sanayi kenti olması nedeniyle öğrenci velilerinde veya ailelerinde maddi problemler yok denecek kadar azdır. 7- Ulaşım problemleri: Büyük şehirlerde her ne kadar trafik keşmekeşliği olsa dahi ulaşım araçlarının bol olması öğrenci motivasyonunu pek fazla etkilememektedir. Yaptığımız araştırmalarda söz konusu öğrencilerin büyük bir kısmı kendi bölge ve mahallelerindeki okullarda eğitim gördüklerinden ulaşım sorunları yaşamamaktadır. Farklı beldelerden okula gelenler de ya servis araçlarıyla ya da Belediye vasıtalarını kullanarak okullara ulaşmaktadır. Dolayısıyla ulaşım konusunda kayda değer sorunlar pek yoktur. Pedagojik açıdan genel bir değerlendirme yapıldığında gerek öğrenciler ve gerekse öğretmenler için okulun yakın olması tabi ki faydalıdır. Hatta psikososyal başarı grafiğini yükseltir. Tam tersine Okulların konut ve meskenlerden çok uzak olması, trafik stresinin yaşanması ve hassaten meteorolojik kötü hava koşulları eğitim ve öğretimi olumsuz yönde etkiler ve motivasyonu her gün yaşanılan gerilim yüzünden adinamik hale getirir. 8- Terör ve şiddet: Silahlı ya da silahsız terör faaliyetleri elbette tüm toplumu olduğu gibi hassaten öğrencileri de tedirgin eder. Topluma korku salarak genel bir 232 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

255 Sosyoloji Anabilim Dalı kaos oluşturma psikolojisi tabii ki ulusal düzeyde bir gerginliğe sebep olur. Evden okula veya okuldan eve giderken terör olabileceği ve cripto terörle karşılaşılabileceği fobisi bireysel motivasyon yeteneğini elbette bozar veya zafiyete uğratır. Ancak büyük metropol kentlerinde terör doğu bölgelerindeki gibi yoğun yaşanmadığı için bu konudaki endişe ve kaygı oldukça düşük görülmektedir. 9- Konut ve mesken sıkıntısı: Kaliteli bir eğitim için bireysel motivasyon ve gayret çok önemli olduğu gibi huzur ve güvenle oturulacak bir konutun olması da oldukça önemlidir. Zira insanın en rahat edebileceği mekanlar ikamet ettikleri evlerdir (Nahl Suresi 80). Araştırma yaptığımız bölge içinde konut sıkıntısına ait parametreler oldukça azdır. Zira yukarıda da belirtildiği gibi ekonomik yönden istikrarlı olan ailelerin konut problemleri de pek olmamaktadır. Alanımızla ilgili en dikkat çeken bir sosyolojik gerçek ise şudur. Toplum kesimini oluşturan o bölge insanlarının çoğu göçmen oldukları için hassaten konut konusunda çok duyarlıdır ve kiracı olarak yaşamayı pek uygun görmediklerinden dolayı ev sahibi olmayı tercih etmektedirler. Geçmiş yıllarda özellikle Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan dan göç edenlerin yerleştikleri bölgelerde ilk yaptıkları şey konut sahibi olmaktır. Bu konuda da oldukça başarılı oldukları görülmektedir. 10- Motivasyon açısından hiçbir olumsuzluktan etkilenmeyenler: Psikolojik ve sosyolojik açıdan çok daha rahat kişilerin hiçbir olumsuzluktan etkilenmemeleri de doğaldır. Zira insanlar tıpkı madenler gibidir. Ve yeryüzünde yaşayan insan sayısı kadar insan karakteri ve mizacı vardır. Dolayısıyla kimi öğrencilerin mevcut olumsuzluklar karşısında hiç olumsuz reflex göstermemeleri kalıtım ve mizacları gereği olabilir. Farklı kişilik ve karakter yapıları da bu konuda etkili olmaktadır. Psikanalitik açıdan bakıldığında genel kanaat odur ki hassas ruha sahip olan kişilerin biyopsikososyal kökenli stresten daha fazla etkilendikleri, diğer yandan bazı öğrencilerin her türlü stres unsuruna rağmen.aşırı iyimser yani optimist oldukları dolayısıyla hiç etkilenmedikleri görülmektedir (Adasal, 1976, Bolay, 1987, Köknel, 1982, Horney, 1980,.Özcan, 1975,.Kutub, 1977, Uzman, 1926). 2. SONUÇ Öğrencilerdeki iradi dikkat ve motivasyonu bozan ya da zafiyete uğratan bir çok sebep bulunmaktadır.bunlar ruhsal,sosyolojik veya organik kökenli de olabilir. Biz bu sebeplerin içinde önem sırasına göre dizilen faktörleri yerel ve lokal bir Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

256 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi şekilde incelemeye çalıştık.şüphesiz bizim ulaştığımız sonuçlar genel ve ulusal düzeyde değildir. Her zaman söylediğimiz gibi her bölge insanının kendi yerel yapı ve kültürel dokusuna göre sıkıntı hiyerarşisi de farklı olabilir. Ancak ulaştığımız bu sonuçlar umumiyet arz etmemesine rağmen akademisyenlere sınırlı da olsa yarar sağlayacağını zannediyorum.çünkü öğrenci psikolojisi dünyanın yerinde ve her kesiminde aynıdır.psikolojisi aynı olduğuna göre o psikolojiyi olumsuz etkileyen parametreler de aşağı yukarı aynıdır. KAYNAKÇA ACLUNİ,Keşf ül Hafa,2.baskı, Beyrut, h ADASAL,R:Normal ve Anormal Açıdan Psikososyal Yönleriyle Kişilik ve Karakter Portreleri, Minnetoğlu Yay. İstanbul,1979 ADASAL,R.Ruh Hastalıkları, 3.baskı,(1976)Ankara Üniversitesi Tıp Fak:Yay. ADASAL,R:Medikal Psikoloji,3.baskı, Minnetoğlu Yay. İstanbul,1977 ARMAĞAN,S.İslamda İlim ve İlim Adamı, Işık Yay.İstanbul,2005 BAYRAKTAR,M.İslamda Bilim ve Teknoloji Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara,1985 BOLAY,.S.H. Felsefi Terimler Sözlüğü,4.baskı, Akçağ Yay,Ankara,1987 DANİŞMEND,İ.H.Garp Menbalarına Göre İslam Medeniyeti,Yağmur Yayınevi,İstanbul 1983 DİNÇMEN;K:Deskriptiv ve Dinamik Psikiyatri,Sağol matb.istanbul,1969 ENÇ, M:Ruhbilimi Terimleri Sözlüğü, 2.baskı,Türk Dil Kurumu Yay. Ankara,1980 FOULQUIE,P.Pedagoji Sözlüğü,çev.C.Karakaya,Sosyal Yayınlar,İstanbul,1994 HARRY,R.and LAMB,R:The Enyclopedic Dictionary of Psychology,The MIT Press, Combridge,1983 HORNEY,K: Çağımızın Tedirgin İnsanı,çev.A:Yörükan,Tur Yay:İstanbul,1980 İZ,F. And Hony,H,C. An English Turkish Dictionary,Oxferd Univesity Press, 1953 İZMİRLİ, İ.H.İslam Mütefekkirleri ile Garp Mütefekkirleri Arasında Mukayese, sadeleştiren S.H.Bolay, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay.Ankara,1973 KATİPOĞLU, B:.Din Psikolojisi Açısından Freud Psikanalizi ve Din,1. baskı,özden Ofset,İzmir, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

257 Sosyoloji Anabilim Dalı KÖKNEL,Ö:Kişilik, 3.baskı,Altın Kitaplar Yayınevi, 1982 KUR AN-I KERİM KUTUB,S: İslama Göre İnsan Psikolojisi,çev.A.Nuri,2.baskı,Çığır Yay. İstanbul,1977 MASLOW, A: İnsan Olmanın Psikolojisi, çev.o. Gündüz,Kuraldışı Yayıncılık,İstanbul, 2001 ÖZCAN,M.T: İslam Ruhiyatı ve Ruhi Bunalımlar,Bedir Yay.İstanbul,1975 PSİKOLOJİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, İngilizce Türkçe,Türk Psikologlar Derneği Yayınları No:22,Ankara,2000 SEZGİN,F: İslamda Bilim ve Teknik, çev.a.aliy.tüba Yay.Ankara 2007 TABBARA,A.A. İlmin Işığında İslamiyet, çev.m.öz,, Kalem Yayınevi,İstanbul,1977 THE LEXİCON WEBSTER DİCTİONARY,The English Language İnstitue of America İnc.1978 TUĞLACI,P: İngilizce Türkçe Sözlük, 3.baskı, İnkilap ve Aka Kitabevleri Koll.Şti, İstanbul,1981 TÜRKÇE SÖZLÜK,10.baskı,Türk Dil Kurumu yayınları Ankara, 2005 UZMAN,M.O: Tababeti Ruhiye, c.1,2.baskı,kader matb.istanbul,1926 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

258

259

260

261 PERS HAKİMİYETİ ALTINDA BATI ANADOLU DA SİKKE BASIMI Serap Özkan KILIÇ 1 ÖZET Bu çalışmada İ. Ö. 547/46 yıllarında Pers hâkimiyeti altına giren Batı Anadolu kentlerinin kendi sikkelerinin yanı sıra bastıkları Pers sikkeleri incelenmiştir. Ayrıca Batı Anadolu da ele geçen Pers definelerinden yola çıkarak Pers sikkelerinin yayılım alanı kronolojik olarak değerlendirilmiş ve Perslerin sikke basımına yaklaşımı sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Pers, sikke basımı, dareikos, siglos. COİNAGE OF THE WESTERN ANATOLİA UNDER THE PERSİAN RULE ABSTRACT This study examines Persian coins and coins of the western Anatolian cities that fell under the Persian rule in 574/46 B.C. Also, through Persian coin hoards/ treasures obtained from the ruins in Western Anatolia, it analyzes in a chronological order how, when and to where Persian rule extended and how Persian authorities approached toward minting coins. Key Words: Western Anatolia, Persian, coinage, daric, siglos. 1. GİRİŞ Doğu-batı arasında doğal bir köprü konumunda olan Anadolu, Antik Çağ dan günümüze değin birçok uygarlığın yerleşimine sahne olmuştur. İ. Ö. XII. Yüzyıldan itibaren Yunan anakarasından küçük gruplar halinde gelen kolonistler, Ionia, Aiolis ve Karia kıyıları başta olmak üzere, stratejik noktalardaki korunaklı yerlere yerleşmişlerdi. İ. Ö. IX. ve VIII. yüzyıllarda Fenikeliler aracılığıyla keşfettikleri deniz ticareti sayesinde kısa sürede önemli bir zenginliğe ulaşan ve polis (Davies, 1997:13-21) olarak tanımlanan bu Yunan kentleri bağımsız siyasal, ekonomik ve sosyal yaşamları ile özgün bir nitelik kazanmışlardı. Ekonomik yöndeki gelişmelerinin paralelinde nüfus yoğunluğu da yaşamaya başlayan kentler, kendilerini yeni bir kolonizasyon hareketinin içinde bulmuşlar 1 Araş.Gör.Dr.,Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

262 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ve kısa bir sürede önemli denizlere hâkim olmuşlardır. Sanat ve bilim açısından da önemli merkezler haline gelen Batı Anadolu kent devletleri, İ. Ö. VII. yüzyılın başlarına değin olabildiğince refah içinde yaşamışlardır (Thuc. I. 2). Lydia kralları, ilk Lydia kralı Gyges den itibaren Ionia kentleri başta olmak üzere diğer Batı Anadolu kentlerini de ele geçirmek için sürekli seferler düzenlemişler ve VII. yüzyılın başlarında Kroisos un liderliğinde bölgede önemli bir güç haline gelmişlerdir. İ. Ö. 547/46 yılında Pers Kralı Kyros un Lydia Krallığı nın başkenti Sardeis i ele geçirmesiyle başlayan Batı Anadolu daki Pers hâkimiyeti, İ. Ö. 334 yılında yapılan Granikos Savaşı nda Büyük İskender in kazandığı zaferle son bulmuştur. Yaklaşık iki yüz yılı bulan bu süreçte Batı Anadolu kentleri, Pers Kralı Kyros un kurduğu ve sonrasında I. Dareios un yeniden organize ettiği satraplık 2 sistemiyle yönetilmiştir. 2. PERS SİKKE TİPLERİ İ. Ö. 547/546 yılında Lydia Krallığı nın başkenti Sardeis i ele geçiren Persler sikke basımıyla bu sayede tanışmışlardır. Lydia Kralı Kroisos kendisi için altın ve gümüş sikkeler bastırıyordu. Bu sikkelerin üretimi I. Dareios un okçu kral tasvirlerinin bulunduğu ve altın olanlarının dareikos, gümüş olanlarının ise siglos olarak isimlendirildiği yeni tip kralî sikkelerin basımına kadar devam etmiştir (Head, 1877: 22-30; Kraay, 1976: 33; Carradice, 1987: 73, 75). Bu kralı sikkelerin ortaya çıkmasında Dareios un gerçekleştirdiği vergi reformunda ödemelerin altın veya gümüşle yapılmasının belirlenmesinin etkisi hâlâ tartışılmaktadır. Çeşitli emisyonları olan bu dareikos ve sigloslar, Büyük İskender bölgeyi ele geçirinceye kadar Batı Anadolu daki bir veya iki darphanede basılmışlardır (Carradice, 1987: 75-90). Sardeis ten daha doğuda darp edilmeyen bu sikkelerle Anadolu dışındaki bölgelerde nadiren karşılaşılmaktadır. Dareikoslar imparatorluk satraplıkları içinde daha geniş bir dolaşıma sahipken siglosların en fazla dolaşımda olduğu bölge Anadolu dur (Balcer, 1991: 59). Ancak İ. Ö. IV. yüzyılda Babil ve İran da bulunan definelerde sigloslarla karşılaşılması bu tarihlerde daha geniş bir alana yayıldıkları sonucuna ulaştırmaktadır (Carradice, 1987: 89-90). Perslerin sikke tipleri ile ilgili tercihleri olasılıkla Pers İmparatorluğunun batısındaki sikke kullanan alanlara doğru genişlemesiyle başlamış olmalıdır. 2 Pers İmparatorluğu nun toprakları satraplık olarak adlandırılan eyaletlere (dahyava) bölünerek yönetilmekteydi. Bu eyaletleri yöneten valilere ise satrap (Eski Persçe de khshahthrapavan = krallığın koruyucusu) adı verilmektedir. Her satraplık geniş bir alana yayılırdı ve mutlaka bir Pers (ya da en azından soylu bir İranlı) tarafından yönetilirdi. 240 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

263 Tarih Anabilim Dalı Kyros un Lydia Krallığı na son vermesiyle Kroisos un bastırmış olduğu altın ve gümüş sikkelerinin basımına Pers İmparatorluğu himayesinde de devam edilmiştir (Kraay, 1976: 30-32). Kroisos zamanında ön yüzde yer alan aslan ve boğa figürlerinin yerini zamanla başında taç olan Pers giysili, sakallı ve taçlı erkek figürleri almıştır. Pers dareikos ve siglosları ön yüzde görülen kral betimlerine göre dört gruba ayrılmaktadır: 1) Kral sol eli ile yay, sağ eli ile iki ok tutar, yarım figürdür, 2) Kral ok atar pozisyondadır, 3) Kral sol eli ile yay, sağ eli ile mızrak tutar, 4) Kral sol eli ile yay, sağ eli ile kama (hançer) tutar. Çizimler: Carradice I., The Regal Coinage of the Persian Empire, in Coinage and Administration in the Athenian and Persian empires. BAR Intern. Series 343 (1987), 78. Tip I Tip II Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

264 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tip III Tip IV İlk tip hariç diğer üç tipte kral, diz kapağı koşusu olarak adlandırılan ve Arkaik Dönem vazo bezemelerinde de sıklıkla karşılaşılan knielauf pozisyonda görülmektedir. I. grup sigloslar İ.Ö yıllarına, II. grup sigloslar İ. Ö. 500 ve sonrasına, III. grup sigloslar İ. Ö. 480 yıllarına ve IV. grup sigloslar ise İ. Ö. yaklaşık yıllarına tarihlenmektedir (Pasmans, 2002: 4). 3. BATI ANADOLU DA ELE GEÇEN PERS DEFİNELERİ Pers sikkelerinin en erken örneklerine Persepolis teki I. Dareios dönemine ait tabakalarda rastlanmıştır. Sekiz altın Kroisos sikkesi bulunan bu definede dareikos ya da siglos bulunmamaktadır (Schmidt, 1957: ; Olmstead, 1948: ). Buradan yola çıkılarak dareikos ve siglosların bu tabakadan daha geç bir dönemde ortaya çıktığı düşünülmekte ve bu sikkeler için başlangıç tarihi olarak da İ. Ö. 516 veya İ.Ö. 511 yılları önerilmektedir. Pers dareikos ve sigloslarında Yunanların tanımladığı okçu kral toksotes-(tai) tasvirleri sikkelerin ön yüzlerinde birkaç değişik şekilde görülmektedir (Carradice, 1987: 76 vd.; Kraay, 1976:32-33; Stronach, 1989: 258 vd.). Smyrna da (Bayraklı) ele geçen ikinci bir define İ. Ö. V. yüzyılın ilk yıllarına tarihlenmiştir (Cook, 1952:106). Bu definede bulunan iki gümüş Kroisos sikkesinin yanı sıra ele geçen dört siglostan birinin üzerinde yarım figür, üçünde ise diz kapağı koşusu pozisyonunda yay çeken bir figür yer almaktadır. Üçüncü define Çal definesi olarak bilinen ve Smyrna nın 40 km doğusunda, Sardeis kenti yakınlarında bulunan bir definedir (Noe, 1956: =IGCH 1178). İçerisinde 475 adet gümüş Kroisos sikkesi ve 945 siglos bulunan bu definede 98 tanesinde yarım figür, 537 tanesinde diz çökmüş ve atış pozisyonunda olan figür, geriye kalan 310 tanesinde ise koşar pozisyonda bir elinde yay diğer elinde mızrak tutan figür bulunmaktadır. Son olarak yay ve hançer tutan figürlerin bulunduğu dördüncü grup için Kraay İ. Ö. V. yüzyılın ortaları gibi erken bir tarih önerilmiş ve üç tipin de aynı anda İ. Ö. IV. yüzyıla kadar basılmaya devam ettiği ileri sürülmüştür (Kraay, 1976:33). Uzun giysisi başında tacı 242 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

265 Tarih Anabilim Dalı ve elinde tuttuğu yay gibi belirgin nitelikleri ile sikkeler üzerindeki bu figürler kralî kahraman, okçu kral ya da Pers okçusu olarak adlandırılmaktadırlar. Stilistik açıdan bakıldığında sikkeler tekdüzelik içinde değildirler ve farklı sanatsal etkileri yansıttıkları söylenebilir. Mızrak ve ok taşıyan erken tiplerde bukleli saçları ile uzun vurgulu sakalları olan figür resmî Pers giysileri içindedir. Figürün elinde tuttuğu yayın ördekbaşı şeklindeki bitimi dikkat çekicidir. Persepolis ve Susa daki heykeltıraşlık eserlerinde de bu türden benzer örneklerle karşılaşılmaktadır (Schmidt, 1953: Lev. 50). Bunların dışında Manisa/Davalı Köyü Körez mevkiinde İ. Ö yıllarına tarihlenen 633 siglos bulunmuştur (CH VIII, 58). İ. Ö yıllarına tarihlenen başka bir define ise Bayraklı da (Smyrna) bulunmuştur. Bu definede Carradice ın tiplerine göre 2 adet III. tip ve 8 adet IV. tip olmak üzere toplam 10 adet siglos bulunmaktadır (CH VIII, 79) yılında Bithynia Bölgesi nde Mudanya da (Apameia-Myrlea) İ. Ö. V.-IV. yüzyıllara tarihlenen ve 2000 dareikostan oluşan büyük bir define kayıtlara geçmiştir (IGCH 1241). İ. Ö. 480 yıllarına tarihlenen ve buluntu yerinin Batı Anadolu olduğu düşünülen diğer bir definede ise 39 siglos bulunmaktadır (IGCH 1175). Yine Smyrna da yıllarında İ. Ö. 400 lere tarihlenen 271 adet siglos ele geçmiştir (IGCH 1197) yılında Mysia Bölgesi nde Bigadiç yakınları Durasalar mevkiinde 100 adet siglos bulunan bir define bulunmuştur (IGCH 1201) öncesinde Karia Bölgesinde İ. Ö. V.-IV. yüzyıllara tarihlenen ve yaklaşık1000 dareikos bulunan büyük bir define de kayıtlara geçmiştir (IGCH 1222). Ionia Bölgesinde, 1915 civarında İ. Ö. IV. yüzyıla tarihlenen 55 siglos kaydedilmiştir (IGCH 1224) öncesinde Ionia Bölgesinde, İzmir de İ. Ö. IV. yüzyıla tarihlenen 149 adet siglos bulunmuştur (IGCH 1225). Benzer şekilde, 1919 yılı öncesinde Mysia Bölgesi nde Miletopolis te İ. Ö. IV. yüzyıla tarihlenen bir definede 12 adet siglos ele geçmiştir (IGCH 1230) yılında Lykia Bölgesi nde Elmalı nın güneyindeki Bucak mevkiinde İ. Ö yıllarına tarihlenen 242 adet siglos bulunmuştur (IGCH 1262) yılında Ionia Bölgesi nde Bayraklı da (Smyrna) ele geçen ve İ. Ö yıllarına tarihlenen bir definede 6 adet siglos kaydedilmiştir (IGCH 1166) yılında buluntu yerinin Batı Anadolu olduğu düşünülen ve İ. Ö. 480 yıllarına tarihlenen bir definede de 39 siglos ele geçmiştir (IGCH 1175) yıllarında Ionia Bölgesi nde Urla da (Klazomenai) İ. Ö yıllarına tarihli başka bir definede birkaç dareikos ele geçmiştir (IGCH 1194) yılından önce İzmir de bulunmuş olan ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Nümizmatik Kabinesi nde kayıtlı bulunan toplam 146 adet Pers siglos definesi, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

266 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi içindeki 4 adet siglosun dışında kalanların tamamıyla presli (ön ve arka yüzün darb yoluyla düzleştirilmiş) olması açısından önemlidir (Demirkök 2011), Dareikos definelerine baktığımızda dağılımın Pers İmparatorluğu nun batı bölgelerinde (Yunanistan, Balkanlar, Anadolu) ve Akdeniz Bölgesi nde yoğunlaştığını görmekteyiz. Siglos defineleri ise daha yaygındır ve özellikle Anadolu da yoğunlaşmaktadır. Bu sikkeler Anadolu nun yanı sıra Yunanistan, Suriye, Irak, Mısır, Pakistan, Afganistan, Oksus (Amu Derya) ve Karadeniz de de ele geçmişlerdir. Kronolojik açıdan bakıldığında ağırlıklı olarak siglosların İ. Ö. V. yüzyıla, dareikosların ise İ. Ö. V. yüzyıl sonları ile İ. Ö. IV. yüzyıllara tarihlendiğini görmekteyiz. Bu kralî Pers sikkelerine ek olarak İ. Ö. IV. yüzyılın başlarında, üzerlerinde satrap ya da bölgesel yöneticilerin isimlerinin yer almasından dolayı satrap sikkeleri olarak anılan sikkeler basılmaya başlanmıştır (Hill 1919, 125). Bu satrap sikkelerine paralel olarak Batı Anadolu kentlerinde Attika standartlarında kent sikkeleri de basılmaya devam etmiştir. 4. SONUÇ Perslerin satraplıkların kendi içindeki ödeme dengesini sağlamak için sikke bastırdıkları düşünülebilir. İmparatorluğun batısında yer alan satraplıkların ödemeleri Perslerin bastırdığı bu sikkeler yoluyla karşılanmış olmalıdır. Aslında satrap sikkelerinin, adlarının aksine satraplar tarafından değil, diğer üst düzey Pers yöneticileri tarafından bastırılmış olması muhtemeldir. Bu sikkelerin üretimi söz konusu dönemde bölgedeki askeri hareketlilikle doğrudan bağlantılıdır. İ. Ö. IV. yüzyılda Batı Anadolu nun içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar gereğince yeni bir meslek grubu olarak paralı askerliğin ortaya çıkmasıyla, bu askerlere yapılan ödemelerin satrap sikkeleriyle yapılmış olduğu aşikârdır. Pers kralı açısından bakıldığında ise sikke basımı aslında satraplar tarafından uygulanan bir yönetim aracı olmaktan öteye gitmemiştir. Nümizmatik veriler Pers İmparatorluğu nun hâkimiyeti altındaki bölgelerde sikke basımı ve dolaşımındaki serbestliğe işaret etmektedir. Kralî sikkeler çoğu bölgede satrap, hanedan ya da kent sikkelerine oranla daha az yaygındır. İ.Ö. IV. yüzyılda siglosların sayısında görülen azalma bazı bölgelerdeki yerel sikke üretimindeki artışla açıklanmaktadır (Carradice, 1987:93). Perslerin vergilerin ödenmesinde kolaylık sağlanmak amacıyla sikke basımını teşvik ettikleri düşünülmektedir. 244 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

267 Tarih Anabilim Dalı Kısaltmalar CH I M. Jessop Price, R. Reece, N. M. Lowick, M. M. Archibald and P.Woodhead (ed.), Coin Hoards I, London, CH II M. Jessop Price ve diğerleri, Coin Hoards II, London, CH III M. Jessop Price ve diğerleri, Coin Hoards III, London, CH V M. Jessop Price ve diğerleri, Coin Hoards V, London, CH VI M. Jessop Price ve diğerleri, Coin Hoards VI, London, CH VIII U. Wartenberg, M. Jessop Price and K. A. McGregor (ed.), CoinHoards VIII, London IGCH An Inventory of Greek Coin Hoards ed. Thompson M. M rkholm O. and Kraay C. M., New York, Thuc. Thukydides, Historiai, Book I- VIII (Çev. C. F. Smith), London, , Loeb. KAYNAKÇA BALCER J. M. (1991). The East Greeks under Persian Rule: A Reassesment, Achaemenid History VI, CARRADİCE I. (1987). The Regal Coinage of the Persian Empire, Coinage and Administration in the Athenian and Persian Empire:The Ninth Oxford Symposium on Coinage and Monetary History, (ed. Carradice I.), Oxford, BAR International Series, 343, COOK J. M. (1952). Archaeology in Greece Journal of Hellenic Studies 72, DAVİES J.K.(1997). The Origins of the Greek Polis. TheDevelopment of the Polis in Archaic Greece, (ed. Mitchell L.G. - Rhodes P. J.), Routledge, DEMİRKÖK F. (2011). İzmir Definesi Türk Nümizmatik Derneği, Bülten 32. (http://www.turknumismatik.org.tr/turkish/yayinlar/bultenler/bulten3200/ B3200_M01html. çevrimiçi ). HEAD B. V. (1877). The Coinage of Lydia and Persia; from the earliest times to the fall of the Dynasty of the Achaemenidae, London. HİLL G. F. (1919). Notes on the Imperial Persian Coinage. Journal of Hellenic Studies 39, KRAAY C. M.(1976). Archaic and Classical Greek Coins,London. NOE S. P. (1956). Two Hoards of Persian Sigloi. NNM 136, American Numismatic Society, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

268 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi OLMSTEAD A. T. (1948). History of the Persian Empire, Chicago. PASMANS B. P. (2002). De Perzische siglos, de zilveren pasmunt van de Achaemeniden. De Muntklapper 35, 1-6. SCHMİDT E. F. (1953). Persepolis I, Chicago. SCHMİDT E. F. (1957). Persepolis II Contents of the Treasury and Other Discoveries, Chicago. 246 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

269 XIX. YÜZYILDA OSMANLI-BELÇİKA TİCARİ İLİŞKİLERİ Mehmet Temel 1 ÖZ Osmanlı Devleti, bağımsızlığını 1837 yılında tanıdığı Belçika ile 1838, 1840 ve 1862 yıllarında dostluk, ticaret ve seyr-i sefain antlaşmaları imzalamıştır. Belçika, bu antlaşmaların ardından Osmanlı Devleti nin birçok şehrine bu ülkedeki tüccar ve tebaasının çıkarlarını korumak ve gözetlemek amacıyla konsolos ve konsolos vekili, Osmanlı Devleti de Belçika ya şehbender ve elçi atamıştır. Antlaşmalara uygun olarak Belçika, Osmanlı Devleti nden ham madde, tarım ve hayvan ürünleri, Osmanlı Devleti de Belçika dan genellikle endüstri ürünleri ithal etmiştir. Anahtar Kelimeler: Belçika, Dostluk, ticaret ve seyr-i sefain antlaşması, Konsolos, Şehbender, Gümrük, Vergi. COMMERCIAL RELATIONS BETWEEN OTTOMAN STATE AND BELGIUM IN 19 TH CENTURY ABSTRACT Ottoman state acknowledging the sovereignty of Belgium in 1937 signed friendship, commercial and shipping agreements with it in 1838, 1840 and After these agreements were signed, Belgium sent consular or vice-consular to many Ottoman cities to protect and oversee its tradesmen and citizens interests and Ottoman State sent a consular and an ambassador to Belgium. In line with the agreements, Belgium imported raw materials, agriculture and animal products from Ottoman State and Ottoman State mostly imported industrial products from Belgium. Key Words: Belgium, Friendship, commercial and shipping agreements, Ambassador, Consular, Customs, Tax. 1. GİRİŞ Osmanlı Devleti, dış politikada izlemiş olduğu kendi kendine yeterlilik ve Hıristiyan devletlerle eşitlik koşulları içinde siyaset antlaşmaları yapmama stratejisini XVIII. yüzyılın sonlarında terk etmiş ve III. Selim döneminden itibaren mütekabiliyet (karşılıklılık) esaslarına dayanan antlaşmalar imzalamaya, denge politikası izlemeye ve Avrupa da sürekli elçilikler açmaya başlamıştır (Karal, 1983: 1 Prof.Dr., Muğla Üniversitesi,Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

270 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 73). Geleneksel dış politika anlayışında görülmeye başlanan bu strateji değişikliği ile birlikte XIX. yüzyılın başlarından itibaren dünyanın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan milliyetçilik ve liberalizm içerikli ihtilaller sonucu bağımsızlıklarını kazanan bazı ülkelerle de diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirilmiştir. Avrupa daki 1830 ihtilallerinin hemen ardından aynı yıl içinde Hollanda dan bağımsızlığını kazanan Belçika da Osmanlı Devleti nin XIX. yüzyılın ilk yarısında tam mütekabiliyet esasları çerçevesinde siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler kurduğu ülkelerden biridir. Osmanlı Devleti, bu ülkenin bağımsızlığını 1837 yılında tanımış, Belçika da aynı yıl Baron Sullivan de Gras ı İstanbul a orta elçi olarak atamıştır (BOA: HAT, no. 830/37509-B) AĞUSTOS 1838 TARİHLİ İLK TİCARET ANTLAŞMASI VE BELÇİKA NIN KONSOLOS ATAMALARI İstanbul a orta elçi olarak atanan Sullivan ın ilk amacı, kralının da arzusuna uygun olarak Osmanlı Devleti ile bir ticaret antlaşması imzalamaktı. Özellikle Belçika nın istemiş olduğu bu antlaşmanın imzalanabilmesi için başlatılan görüşmeler 1838 yılı Ağustos ayının ilk günlerinde tamamlanmış ve 3 Ağustos 1838 tarihinde 16 maddelik bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzalanmıştır. Sullivan ile Osmanlı temsilcileri Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa ve Hariciye Müsteşarı Mehmet Nuri tarafından imzalanıp Osmanlı padişahı ve Belçika kralı tarafından onaylanan antlaşmanın metni tam mütekabiliyet ilkesi üzerine hazırlanmıştır. Antlaşmanın maddeleri şu hükümleri içermekte idi: (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.8-11). 1. Bundan böyle Osmanlı Devleti ile Belçika kralı ve her iki ülkenin vatandaşları arasında ebedi dostluk olacaktır. 2. Osmanlı ve Belçika vatandaşları güvenli ve rahat bir şekilde birbirilerinin memleketlerinde gezip dolaşabilecekler, hane ve işyeri kiralayabilecekler ve kendilerine her yönden saygı gösterilecektir. Antlaşma imzalayan taraf devletlerden biri başka bir devletle savaş halinde olsa bile her iki ülkenin halkı arasındaki dostluğa zarar gelmeyecektir. Belçika, tarafsız ülke konumunda olursa Osmanlı bayrağına ve Osmanlı uyruklulara önceden olduğu gibi saygı gösterilecek ve incitilmeyecek, ticari işlerini sürdürmelerine dikkat edilecektir. Osmanlı Devleti tarafından da Belçika bayrağına, uyruklarına ve mallarına her zaman ve her durumda saygı gösterilerek aynı şekilde muamele olunacaktır. 3. Müslim ve gayr-i Müslim Osmanlı tüccar ve tebaası Belçika ülkesinde en fazla müsaadeye sahip olan dost ülkelerin uyruklarına tanınan tüm imtiyaz ve 248 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

271 Tarih Anabilim Dalı ayrıcalıklara aynen sahip olacaklardır. Osmanlı Devleti nin topraklarına, limanlarına, denizlerine ve sularına gelen Belçika tüccar ve tebaası da en ziyade müsaadeye sahip olan dost ülkelerin tebaası gibi gümrük resmi ve diğer vergileri ödeyeceklerdir. Bunlara adaletsiz davranılmayacak, zulmedilmeyecek, her iki ülke tarafından gerekli yol kâğıtları verilecektir. 4. Ziraat veya seyahat amacıyla Kudüs-ü Şerif e veya Osmanlı Devleti nin diğer bölgelerine gitmek isteyen Belçika vatandaşlarına gerekli kolaylıklar gösterilecek, güvenli bir şekilde ziyaretlerini yapabilmeleri için korunmaları sağlanacaktır. 5. Osmanlı ülkesindeki Belçikalı tüccarların ticari işlerine müdahale edilmeyecek, diğer dost devletlerin tüccarlarına uygulanan muameleler bunlar hakkında da uygulanacaktır. Ticari işlerinde çalıştıracakları simsarlar hangi millet ve mezhepten olursa olsun müdahale edilmeyecektir. 6. Osmanlı Devleti tarafından Belçika nın tüm şehir ve iskelelerinde şehbender ikame edilebilecek, bunlar her tarafta korunacak ve sıfatlarına layık imtiyaza sahip olacaklardır. Belçika Devleti de ticari işlerinin idaresi için Osmanlı Devleti nde gerekli gördüğü yerlerde kendi vatandaşlarından veya müste men taifesinden berat ve emr-i âli ile konsolos ve konsolos vekili görevlendirebilecek, bunlara gerekli imtiyazlar ve koruma sağlanacaktır. 7. Hiçbir Belçika vatandaşı Osmanlı Devleti nde, hiçbir Müslim ve gayr-i Müslim Osmanlı vatandaşı da Belçika da esir alınmayacaktır. Belçika uyruklu olup Osmanlı Devleti nde, Osmanlı uyruklu olup da Belçika da vefat edenlerin geride bıraktıkları mallar elçi, maslahatgüzar, konsolos ve konsolos vekillerine teslim edilerek akraba veya varislerine gönderilecektir. 8. Osmanlı vatandaşları ile Belçika vatandaşları arasında anlaşmazlık çıktığında veya dava söz konusu olduğunda tercüman hazır bulunmadıkça dava görülmeyecek, 500 kuruştan fazla olan davalar Bâb-ı Âli ye havale edilecek ve hak ve adalet üzere görülecektir. Kendi hallerinde namuslu bir şekilde iş, güç ve ticaretle meşgul oldukları sürece hâkimler ve savcılar tarafından düşmanca davranılmayacak ve hapsolunmayacaklar, suç ve kabahat işlediği ortaya çıkanlar hakkında diğer müste menlere uygulanan hükümler uygulanacak, cezalandırılmaları elçi, maslahatgüzar, konsolos ve konsolos vekilleri tarafından yapılacaktır. 9. Osmanlı Devleti nin bayrağı, tüm Belçika ülkesinde saygı görecek, Belçika nın savaş gemileri de Osmanlı Devleti nin tüccar gemileri gibi denizcilik kuralları üzere dostça muameleye tabi tutulacaktır. Osmanlı Devleti nin savaş Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

272 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi gemilerine Belçika nın tüccar tekneleri hakkında olduğu gibi dostça muamele olunacak, tüm Osmanlı ülkesinde Belçika nın bayrağına saygı gösterilecektir. Belçika gemileri kendi bayraklarıyla emin ve salim bir şekilde dolaşabilecekler, diğer devletlerin gemilerine ve reaya teknelerine Belçika bayrağı verilmeyecektir. Belçika nın elçi, maslahatgüzar, konsolos ve konsolos vekilleri, Osmanlı reayasına patent veremeyecek, gizli veya açık olarak onları himaye edemeyecek ve yurt dışına çıkaramayacaklardır. 10. Belçika ticaret gemileri, Osmanlı veya diğer ülkelerin yasak kapsamında olmayan ürün ve mallarıyla Boğazdan Karadeniz e geçebilecek, yüklü veya boş olarak Osmanlı Devleti nin Haliç, Karadeniz ve diğer tüm denizlerinde dolaşmalarına engel olunmayacaktır. Garp ocaklarının her türlü müdahale ve taarruzlarından korunmaları için emirler gönderilecektir. 11. Osmanlı limanlarına girip çıkan Belçika gemileri, liman ve gümrük memurları tarafından en fazla müsaadeye mazhar olan devletlerin gemilerinden daha fazla yoklanmayacak, yüklerinden de yine onlardan alınmakta olan gümrük ve liman resminden fazla vergi istenmeyecektir. Yine dost ülkelerin gemileri tarafından taşınan ithalat ve ihracatı yasak olmayan mal ve ürünlerle ilgili hükümler Belçika gemileri için de geçerli olacaktır. Tuz ticareti ve balık avcılığı istisna olmak üzere aynı haklar, Belçika ya gidip gelen Osmanlı gemilerine de tanınacaktır. 12. Taraflardan birinin tebaası kendi gemileriyle diğer tarafın sahiline girdiği halde limanda demirlemez ise veya limana girip de yükünün bir kısmını veya tamamını indirmek istediğinde engel olunmayacak, diğer dost devletlerden alınmakta olan vergilerden fazlası istenmeyecektir. 13. Her iki ülkenin ticaret gemileri, birbirilerinin limanlarına ve iskelelerine uğrayıp yüklerinin bir kısmını boşaltmak, kalanını da başka bir yere götürmek istediklerinde yetki ve öncelik tamamen gemi kaptanlarıyla mal sahiplerinde olacaktır. Gemilerdeki yükler tek tek beyan edilecek, karaya çıkarılan malların gümrük ve diğer vergileri ödendikten sonra kalan mallar için herhangi bir vergi istenmeyecektir. Bir veya birden çok limana uğrayacak olan gemilerin, ithali yasak mal taşımadıkları sürece vergilerini de ödedikten sonra yüklerini boşaltmalarına, başka yerlere götürmelerine engel olunmayacaktır. Mallar için herhangi bir limanda vergi ödendiğinde başka limanlarda aynı vergiler ikinci kez talep edilmeyecektir. 14. Her iki ülkenin tüccar gemilerinin kaptanları ve sahipleri gemileriyle asker, cephane ve savaş mühimmatı taşımaya zorlanmayacaklardır. Bunlar, kendilerine teklif edilen bu tür işlerle ilgili sözleşmeleri kabul edip etmemekte serbesttirler. 250 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

273 Tarih Anabilim Dalı 15. Tarafların gemilerinden biri fırtına tehlikesi, korsan ve ızbandut saldırısı nedeniyle bir diğerinin limanına veya idaresi altındaki herhangi bir mahalle korunmak amacıyla sığındığında iyi muamele görüp korunacak, kazazede olup kurtulan tayfasına da gereken yardım yapılacaktır. Kurtarılabilen mal ve eşyalar da sahiplerine teslim olunmak üzere en yakın bölgedeki Belçika konsolosuna teslim edilecektir. 16. Bu dostluk ve ticaret antlaşması, adı geçen delegeler tarafından imzalanıp ilgili devletlere takdim edilecek ve her iki tarafça hükümlerine aykırı hareket edilmeyecektir. İmzası gününden itibaren 91 gün veya daha az zamanda iki devletin hükümdarı tarafından kabul ve tasdik edilecektir. İki ülke arasında imzalanan bu antlaşmanın hükümlerinden, dünya ticaret hacminin hızlı büyüme sürecine girdiği bir dönemde Osmanlı Devleti nin ticaretin geliştirilmesine ne denli önem verdiği anlaşılmaktadır. Antlaşma ile iki ülkenin tüccarına her türlü yardım ve kolaylığın gösterilmesi hükme bağlanmış, çifte vergilendirme ve kötü muamele yasaklanmış, tüccar veya vekillerinin işlerini görmek ve yardımcı olmakla görevli diplomatlara dokunulmazlık sağlanmıştır. Patent, bayrak verme ve tekel ürünleri dışında önemli yasak getirmeyen bu antlaşmanın, serbest ticaretin ve dostluk ilişkilerinin geliştirilmesini teşvik eden ve güvence altına alan hükümler içerdiğini ifade etmek mümkündür. Bu antlaşmanın imzalanmasından 13 gün sonra Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında 16 Ağustos 1838 tarihinde Osmanlı dış ticaretinde uygulanan tekel (yed-i vâhid) usulünü kaldıran, Osmanlı ham maddelerinin dış ticarete açılmasını kolaylaştıran, sağladığı gümrük indirimleri ve imtiyazlarla yabancı tüccarlara önemli ayrıcalıklar kazandıran Balta Limanı Serbest Ticaret Antlaşması imzalanmıştı (Pamuk 1994: 17-18), (Kütükoğlu 1976). Bu antlaşma ile yabancı tüccarların ülke içinde %8 iç gümrük ödeme ve yerel hükümetten mal sevki tezkeresi alma zorunluluğu kaldırılmış, ihracat vergisi %12 ye çıkarılmış, ithalat vergisi de %5 olarak belirlenmişti. Yerli tüccarın iç gümrük ödeme yükümlülüğünü devam ettirirken yabancı tüccarlara önemli ayrıcalıklar sağlayan bu antlaşma diğer ülkelere de emsal oluşturmuş, birçok Avrupa ülkesi Osmanlı Devleti yle aynı hakların kendi tüccarlarına da tanınmasını sağlayan ticaret antlaşmaları imzalamıştır. Kapitülasyonların yabancılara tanıdığı hakları daha da genişleten bu antlaşmadan Belçika nın yararlanmaması düşünülemezdi. 3 Ağustos ta imzalanan antlaşmanın hükümlerinde Balta Limanı Antlaşması nın yabancı tüccara sağladığı imtiyazlar yer almadığından Belçika da aynı ayrıcalıklardan yararlanmak istiyordu. Bu nedenle 30 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

274 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Nisan 1840 tarihinde iki ülke arasında ek bir ticaret antlaşması daha imzalanarak Belçika tüccarının da Balta Limanı Antlaşması nın İngiliz tüccarlara sağladığı ayrıcalık ve imtiyazlardan yararlanması sağlanmıştır (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.13). Balta Limanı Antlaşması ndan önce uygulanmakta olan tekel sistemiyle devlet bir malın herhangi bir yöredeki dış ticaretini veya ihracatını özel bir kişinin tekeline bırakabiliyordu. Ayrıca belirli ham maddelerin ya da gıda maddelerinin sıkıntısının çekildiği yıllarda bu ürünlerin ihracatını yasaklayabiliyordu. Savaş dönemlerinde maliyeye ilave gelir sağlamak amacıyla dış ticarete olağanüstü vergiler uygulayabiliyordu. Balta Limanı Antlaşması ile dış ticaretteki tekeller sistemi kaldırılmış, devlet olağanüstü vergiler ve sınırlamalar uygulama hakkından vazgeçmiştir (Pamuk 1994: 17). 3 Ağustos 1838 tarihli Dostluk ve Ticaret Antlaşması nın 6. maddesi Osmanlı Devleti ne Belçika nın tüm şehir ve iskelelerine şehbender, Belçika ya da Osmanlı şehir ve iskelelerine konsolos ve konsolos vekili atama hakkı tanıyordu. Belçika, bu maddenin tanımış olduğu haklar dâhilinde Osmanlı ülkesinde ticaretle uğraşan tüccar veya vekillerinin işlerini görmek ve onlara yardımcı olmak amacıyla Osmanlı Devleti nin bazı şehir ve iskelelerine orta elçi, ikamet elçisi, konsolos, konsolos vekili atamıştır. Bu şehir ve iskeleler şunlardır: (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.30-44), (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 003/1, s.8, 10, 11, 13, 21, 55, 91, 94, 95, 96, 100, 102, 103, 104, 202, 204). Mısır Tunus İzmir Selanik Kalas Bükreş Trabzon İskenderiye Kudüs Trablusgarp Halep Sakız Adası Edirne Varna Belgrat İstanbul Kahire İbrail Kıbrıs Beyrut Rusçuk Samsun Portsaid Dimyat Yaş Kraçova (Manastır) Bulgaristan Em. Adana Konya Filibe Rodos Adası Sevvakin Sofya Cidde Bağdat Ahyolu Bergosu Yafa Şam Galata Kale-i Sultaniye İsmailiye Mersin Bursa Midilli Trablusşam Tortosurin-Krabova İskenderun Sisam Hayfa Sayda Tekfurdağı Tunus Hudeyde Atanan konsolosların göreve başlayabilmeleri için ellerine berat ve emr-i şerif zaptı veriliyordu. Konsolosların atandığı şehirlerin yöneticilerine gönderilen hüküm ve emirnamelerde de atanan konsoloslardan ve ticaret için gelip giden gerçek Belçika vatandaşlarından cizye, bac vb. vergilerin alınmaması, konsolosun şahsına ait olup iskeleye gelen yiyecek, içecek, giyim ve döşeme eşyasından gümrük, bac, yasak ve reft adı altında vergi istenmemesi, bulunduğu bölgelerden başka yerlere 252 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

275 seyahat etmek isteyen konsolosların ve maiyetlerindeki müste men tüccarların gidişgelişte, karada, denizde, menzil ve konaklarda her türlü güvenliklerinin sağlanması gerektiği belirtilmekte idi. Ancak konsoloslar Osmanlı ülkesinde hane-i avarıza bağlı emlak ve arazi satın alamayacaklardı (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.32). Konsolosların bulunduğu liman ve iskelelere mal getiren Belçikalı tüccarlar nakil ve ihraç ettikleri mallardan konsoloslara konsülato resmi ödemekle yükümlü idiler ( BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.30). Atanan diplomatların çoğu atandıkları şehirlerde ikamet etmişlerdir. Birkaç iskelede ise diğer ülkelerin konsolos ve konsolos vekilleri Belçika temsilciliğini de yürütmüşlerdir. Osmanlı Devleti ise Liege Şehbenderliği ve Abdülhak Hamit Tarhan ın elçiliği dışında Belçika da doğrudan temsilcilik açma yerine genellikle Avrupa nın bazı başkentlerindeki elçilerini Belçika elçiliğini de yürütmekle görevlendirmiştir. Mesela Osmanlı Devleti nin Londra elçisi Kostaki Musurus Paşa 21 Temmuz 1859 tarihinde Belçika elçisi olarak da görevlendirilmiştir (Nazır 2010: 441) yılında Brüksel elçiliğine atanan Abdülhak Hamit Tarhan orada ikamet etmiştir. Ticaret antlaşmasının imzalanması ve konsolosların görevlerine başlamalarının ardından iki ülke arasındaki ticari ve diplomatik ilişkiler gelişmeye başlamıştır yılından itibaren Belçika fabrikalarına şeşhaneli tüfek, süvari filintası, piştov ve kapsül memesi siparişi verilmiş, bedeli Zaptiye Tertibi nden karşılanmak üzere zaptiye neferatı için elbise imal ettirilmiş, bu ülkeye eğitimöğretim amacıyla Mühendishane-i Amire den ve İstihkâm Alayı ndan öğrenci ve zabit gönderilmiştir (BOA: A.{MKT.NZD. Dos.60, no.92). 4 Mayıs 1839 tarihinde Belçika dan beheri 105 kuruştan adet tüfek satın alınmış ve Mansûre Hazinesi tarafından kuruş ödenmiştir. Belçika dan ithal edilen tüfek sayısı ye ulaştıktan sonra bu ülkeden yapılan silah ve askeri malzeme alımı azalarak 1867 yılına kadar devam etmiştir yılında Anvers ve Liege gümrüklerinden çift tabanca, 1867 yılında frank karşılığında nişangâh satın alınmıştır. Ancak Prusya nın üretmiş olduğu iğneli tüfeklerin 1864 yılında Danimarka, 1866 da da Avusturya ile yapmış olduğu savaşlarda çok etkili ve başarılı olması üzerine birçok ülke gibi Osmanlı Devleti de tüfek alımında Prusya ya yönelmiştir (Temel 2008: 44.) 2. Tarih Anabilim Dalı 2 Belçika, XIX. yüzyılın sonlarında kullanışlı ve kolay taşınabilir özellikte otomatik revolver tabanca üretimini geliştirince Osmanlı Devleti Belçika dan 1922 yılı Nisan ayına kadar browning marka tabanca, tabanca kılıfı, mermi ve yedek parça ithal etmiştir. XIX. ve XX. yüzyılda Osmanlı Devleti nin Belçika dan ithal ettiği tüfek, mühimmat ve askeri malzemeler için bkz. (Temel 2008: 43-61). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

276 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Belçika Kralının oğullarından Dük de Cambridge 1854 yılında (Özcan 1998: ) diğer oğlu Veliaht Dük de Brabant da 1855 yılında Osmanlı Devleti ni ziyaret etmişlerdir. Brabant ın Kudüs, Yafa, Hayfa, Beyrut, Nablus, Şam, Kandiye, Hanya, Kıbrıs, Rodos, Sisam, Sakız ve İstanbul ziyaretinden memnun olan Belçika Kralı Leopold, bazı Osmanlı devlet adamlarına Grand Kordon, Grand Officier, Commandeur, Officier ve Şövalye rütbeleri takdim etmiştir (Özcan 1998: 294). Ticaret antlaşmalarının ardından Avrupa mallarının Osmanlı piyasalarında sürümünün artmaya başlaması Osmanlı hükümetini devlet fabrikalarını geliştirmeye veya Avrupa daki benzerlerinin seviyesine çıkarılması için modernize etmeye sevk etmiştir. Belçika da, hükümetin bu politikasından payını almış, 1844 yılında İstanbul daki fes fabrikasının yönetimi Belçikalı uzmanlara verilmiş, uzmanların önerileri üzerine Belçika dan getirtilen makinelerle feshane modernize edilmiştir (Karal 1983: 242). ÜRÜNLER 3. OSMANLI DEVLETİ NİN İHRAÇ VE İTHAL ETTİĞİ MAL VE Serbest ticaret antlaşmalarıyla yabancı tüccarlara tanınmış olan hak ve imtiyazlar kısa sürede etkisini göstermiş, Osmanlı piyasalarında yüzlerce çeşit yabancı menşeli mal ve ürün yer almaya başlamıştır. Osmanlı Devleti nin ihraç ve ithal etmiş olduğu zirai ve sınaî ürünlerin cins ve fiyatlarını, o mallar için birim ölçek başına ödenmesi gereken reftiye ve amediye vergilerini ticaret antlaşmalarının akabinde Belçika temsilcileriyle birlikte hazırlanan tarife defterlerinde görmek mümkündür ve 1846 yıllarında hazırlanan iki tarife defterinden Osmanlı Devleti nin 230 çeşit mal ihraç ederken 613 çeşit yabancı menşeli ürün ithal ettiği anlaşılmaktadır. Sekiz yılda bir güncellenen defterlerden Osmanlı ihraç ürünlerinin tamamına yakınının zirai ve hayvani ürünler, ithal ettiği mal ve eşyaların ise büyük ölçüde endüstri ürünleri olduğu görülmektedir. Tarife defterlerine göre Osmanlı Devleti nin ithal ettiği ürünlerden bazıları şunlardır: (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 003/1, s.45-60). Harbeli tüfenk Çivi Toplu iğne İpek Kâğıt Cam Yağlı boya Çuka Kuyumcu eğesi Saat camı Demir sac Beyaz teneke Yenibahar Şeker Neft Gözlük Demir lenger Ham bakır Fes Ustura Şapka Ecza malze. Sarı teneke Zincir Demir kürek Demir top Demir yatak Sandalye Portakal Limon Göztaşı Şampanya Atlas Kundura Şemsiye Bileyi taşı Maun Çatal Bıçak Makas Siyah barut Ham kurşun Mum Kezzap suyu 254 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

277 Kundura fırçası Balık tutkalı Kahve değirmeni Fildişi tarak Maden kömürü Elmas Duvar kâğıdı Tırpan Av tüfeği Kundura çivisi Demir tel Levantin Güherçile Çikolata Katran Zift Saat İpekli kumaş Amber kabuğu Çay Ham demir Makara teli Kükürt Kösele Kuyumcu fırçası Mantar tapa Canfes Post Tarife defterlerinde yer alan Osmanlı ihraç ürünlerinden bazıları da şunlardır: (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 003/1, s.42-45, 52). Pamuk Keten Kumaş Sahtiyan Güherçile Kilim Palamut Yapağı Astar Keçi postu Kirpas Trablus kuşağı Keçe Nişadır Meşin Peştamal (futa) Sünger İplik Zeytinyağı Çivit Kök boya Üzüm Salep Mahlep Manda boynuzu Günlük Sinameki Hububat Yemen kahvesi Fındık Yorgan yüzü Sabun Kenevir Gül yağı Mazı Uşak kaliçesi Pastırma Sucuk Balık yumurtası Balık ağı Mastaki (sakız) Safran Afyon Manda gönü Çam fıstığı Harnup Kitre Sülük İthal ürünlerden alınan gümrük, amediye, reftiye vb. gibi vergiler mecidiye altını, gümüşü veya kuruş (100 lük mecidiye altını 100 kuruşa tekabül etmektedir) olarak alınmıştır. MASI MART 1862 TARİHLİ TİCARET VE SEYR-İ SEFAİN ANTLAŞ- 3 Ağustos 1838 ve 30 Nisan 1840 tarihli ticaret antlaşmalarının sağladığı kolaylıklar ve imtiyazların daha da genişletilmesi ve geliştirilmesi amacıyla Belçika ile yeni bir ticaret ve seyr-i sefain antlaşması imzalanmasına gerek duyulmuştur. Bunda, o dönemdeki dünya ticaret hacmindeki hızlı artışın da etkili olduğunu ifade etmek mümkündür. Bu antlaşma da, Osmanlı delegeleri Ticaret Nazırı Mehmet Esat Saffet Efendi ve Divan-ı Hümayun Beylikçisi Hariciye Nazırı Vekili Mehmet Cemil Bey ile Belçika nın Osmanlı Devleti ndeki ikamet elçisi Gaston Arambol Rodövnel arasında 10 Ekim 1861 tarihinde imzalanıp 13 Mart 1862 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Önceki ticaret antlaşmalarının sağladığı iç ve dış ticaret serbestliği ilkesini aynen kabul eden ve ihraç ürünlerinden alınacak iskele ve gümrük vergilerini yeniden düzenleyen bu antlaşma da 23 maddeden oluşmakta idi. Antlaşmanın hükümleri şunlardır: (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 004/2, s.12-15). 1. Eski antlaşmalarla Belçika tebaasına ve gemilerine verilmiş olan tüm hakların, imtiyazların ve muafiyetlerin bu sözleşme ile değiştirilecek olan koşulları istisnasız tasdik olunmuştur. Osmanlı Devleti tarafından diğer devletlerin uyruk ve gemileriyle ticaret ve seyr-i sefainine verilmiş ve ileride verilebilecek veya yararlanılmasına imkân tanınabilecek olan tüm hukuk, imtiyaz ve muafiyetlere Belçika tebaası, gemileri, ticaret ve seyr-i sefaini de sahip olacaktır. Tarih Anabilim Dalı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

278 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2. Belçika kralının uyruk veya vekilleri Osmanlı Devleti ne ait toprak mahsullerini ve sınaî ürünleri ülkenin her bir tarafında alıp satmaya veya dışarıya ihraç etmeye izinlidir. Başta zirai ürünler olmak üzere çeşitli mallara uygulanmakta olan tekel ve mal sevki için yerel hükümetten alınması zorunlu olan tezkere usulü 30 Nisan 1840 tarihli antlaşmanın 2. bendi hükmünce kaldırılmış olduğundan Belçika tüccarının tezkere almaya zorlanması antlaşmaya aykırı bir hareket olarak kabul edilecek, tezkere almaya zorlayan Osmanlı memurları şiddetle cezalandırılacaktır. 3. Belçika tüccarı veya vekilleri, Osmanlı Devleti sınırları içinde sarf edilmek ve tüketilmek üzere Osmanlı memleketlerinde alıp sattıkları zirai ve sınaî ürünler ve her türlü ticari işlemler için, iç ticaretle uğraşan Osmanlı tüccarlarının veya en ziyade mazhar-ı müsaadeye sahip olan yabancı tüccarların ödediği vergiler kadar vergi ödeyeceklerdir. 4. Taraflardan birinin ülkesinden diğerinin ülkesine ihraç edilen her türlü eşyadan, bu mallardan diğer ülkelere ihraç edilirken alınan veya alınacak olan vergilerden başka veya fazla vergi alınmayacaktır. Üçüncü ülkelere nakil ve ihracı yasak olmayan malların Osmanlı ülkesine ve Belçika ya girişine yasak konulamayacaktır. Osmanlı Devleti nin zirai ve sınaî ürünlerini satın alacak olan Belçika uyruklular veya vekilleri, ürünleri satın aldıkları mahalde veya satın aldıkları mahalden dışarıya çıkardıklarında hiçbir vergi veya aidat ödemeyecekler ancak mallar ihraç olunacak mahalle ulaştığında iskele değeri üzerinden %8 i geçmeyecek şekilde reftiye vergisi ödeyeceklerdir. Reftiye vergisi ödenen mallar için başka birinin eline geçmiş olsa dahi Osmanlı sınırları içinde ikinci kez aynı vergi ödenmeyecektir. Gümrük İdaresi ve Nezareti nin genel masrafları için eşyanın değeri üzerinden hesaplanarak alınacak olan %1 lik vergi %8 olan gümrük vergisinden her yıl düşülecektir. 5. Osmanlı Devleti nden Belçika ya ithal edilecek Osmanlı zirai ve sınaî ürünleriyle, Belçika dan Osmanlı Devleti ne ithal edilecek Belçika zirai ve sınaî ürünlerinden, her iki ülkede üçüncü ülkelerin aynı türden zirai ve sınaî ürünlerinin ithalinde alınan vergiler kadar vergi alınacak, fazla veya başka vergi istenmeyecektir. Taraflardan birinin ülkesine ait zirai ve sınaî her çeşit mal ve eşyanın, diğerinin ülkesine nakil ve ithaline diğer ülkelerin aynı türden zirai ve sınaî ürünlerine yasak uygulanmadığı sürece engel olunmayacaktır. Belçika dan Osmanlı ülkesine nakil ve ithal olunacak zirai ve sınaî ürünlerden eşyanın değeri üzerinden %8 veya tarafların ittifakıyla belirlenecek olan miktardan fazla vergi alınmayacaktır. Deniz yoluyla gelen malların vergisi gemiden karaya çıkarılması sırasında, karayolu ile gelenlerin ise ilk gümrükte ödenecektir. %8 amediye resmi alındıktan sonra mallardan, 256 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

279 Tarih Anabilim Dalı gideceği yere ulaştığında, ülke içindeki alım satımında, bayiden, müşteriden hiçbir vergi ve aidat istenmeyecektir. Söz konusu mallar, Osmanlı ülkesinde sarf edilmeden veya satılmadan 6 ay içinde Osmanlı sınırları dışına çıkarılacak olursa transit eşya hükmünde tutulacak ve hakkında 12. madde hükmü uygulanacaktır. Bu durumda %8 amediye vergisini ödediğini ispatlayan tüccara, amediye resmi ile transit resmi arasındaki fark geri iade edilecektir. 6. İki ülke, Osmanlı ülkesinden Eflak, Boğdan ve Sırbistan Emareti ne götürülecek olan yabancı eşya ve mallarının gümrük resminin Emaretlere ulaştığında, Osmanlı ülkesine getirilmek üzere söz konusu Emirliklerden geçtiğinde ise doğrudan Osmanlı Devleti nin idaresinde bulunan ilk gümrükte ödenmesini kararlaştırmışlardır. Bu kural, diğer yabancı ülkelere götürülecek olan Osmanlı Devleti ne ve Emaretlere ait zirai ve sınaî ürünler için de geçerli olacaktır. Emaretlere ait ürünlerin gümrük resmi Emaretlerin gümrük idarelerine, Osmanlı Devleti nin diğer bölgelerine ait olan mahsullerin vergileri de Osmanlı memurlarına ödenecek, böylece reftiye ve amediye vergileri bir kez alınacaktır. 7. Tarafların uyruklarının tümüne birbirilerinin ülkesinde mağaza açılması, ticari faaliyetlerde bulunulması, tarım, sanat, ambariye, ikramiye ve diğer kolaylıklar hususunda yerli tebaa gibi muamele olunacaktır. 8. Belçika ülkesine Belçika gemileriyle kurallara uygun olarak ithal edilen tüm mal ve eşya Osmanlı gemileriyle de ithal edilebilecek, Osmanlı gemileriyle ithal olunan mallardan, Belçika gemileriyle ithal olunan mallardan alınan vergiler kadar vergi alınacak, başka ve fazla vergi istenmeyecektir. Aynı şekilde Osmanlı ülkesine Osmanlı gemileriyle kurallara uygun bir şekilde ithal edilen mal ve eşya Belçika gemileriyle de ithal edilebilecek, Belçika gemileriyle ithal edilen mallardan, Osmanlı gemileriyle ithal edilen mal ve eşyadan alınan vergiler kadar vergi alınacak, fazla ve başka vergi istenmeyecektir. Söz konusu mallar ister doğrudan üretildiği mahalden, ister yabancı ülkelerden gelsin haklarında yukarıda değinilen karşılıklı eşitlik muamelesi uygulanacaktır. İhracat hakkında da tamamen misliyle karşılık usulü geçerli olacaktır. Her iki ülkeden ihracına izin verilmiş veya verilebilecek olan her türlü eşya, ister her iki ülkenin gemilerine yüklenmiş olarak ihraç edilsin, ister taraflardan birinin veya yabancı bir devletin limanına gönderilmiş olsun söz konusu malların ihracında her iki devlette alınacak olan ihracat resmi, ikramiye akçesi ve rüsumat iadesi eşitlik ilkesiyle tahsil edilecektir. 9. Her iki ülkede hükümet, memurlar, halk, esnaf ve müesseseler yararına olarak tahsil edilen tonilato, liman, kılavuz, fener, karantina ve her ne şekil ve isim Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

280 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi altında olursa olsun tüm vergiler eşit koşullarda tahsil edilecektir. Bu vergiler yerli gemilerden her iki tarafın limanlarında eşit koşullarda alınmamakta ise tarafların gemilerinden de istenmeyecektir. 10. Belçika kanunu gereğince Belçika gemisi, Osmanlı kanunu hükmünce Osmanlı gemisi kabul edilen tüm gemiler bu antlaşmaya ilişkin maddelerde her iki tarafça Osmanlı ve Belçika gemisi gibi muamele görecektir. 11. Gerek Belçika nın zirai ve sınaî ürünü olup Belçika veya başka bir devletin gemisiyle gelen, gerek diğer bir ülkenin zirai ve sınaî ürünü olup Belçika gemisine yüklenmiş olarak gelen mal ve eşya, yüklü olduğu gemiyle veya başka bir gemiye aktarılmış olarak veya satılmış olduğu halde başka bir gemiye yüklenmiş ve yola çıkarılıncaya kadar sınırlı bir süre karaya çıkarılmış olsun Bahr-ı Sefid ve Karadeniz Boğazlarından geçtiğinde hiçbir resim ve aidat istenmeyecektir. Söz konusu mal ve eşya karaya çıkarıldığında Dersaadet te transit ambarına, transit ambarı bulunmayan diğer mahallerde Gümrükler Nezareti altına konulacaktır. 12. Osmanlı Devleti müsaadat-ı tedriciye ve kara transit hakkında tüm kolaylıkları gösterme arzusunda bulunduğundan diğer ülkelere gönderilmek üzere Osmanlı Devleti ne ithal edilmiş olan eşyadan alınmakta olan %3 lük gümrük resmini %2 ye indirecek ve bu vergi, emtia ve eşya Osmanlı ülkesine girdiği anda ödenecektir. Transit resmi de bu antlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren 8 yıllık sürenin sonunda %1 e indirilecektir. Bu vergi, Osmanlı mahsullerinden alınacak reftiye resmi gibi kaydiye masraflarını düzenlemek amacıyla tahsil edilecektir. Osmanlı Devleti, özel bir nizamname ile bu konuda ortaya çıkabilecek hileli durumları yasaklayacak önlemleri alma hakkını saklı tuttuğunu ilan eder. 13. Belçika vatandaşları veya vekilleri Osmanlı ülkesinde yabancı ülkelerin zirai ve sınaî ürünlerinden olan eşyayı alıp sattıklarında, mensup oldukları ülkelerin mal ve eşyasının ticaretini yapan diğer yabancı uyrukluların ödemekle yükümlü oldukları vergileri ödeyecekler ve onların sahip oldukları hukuk, imtiyaz ve muafiyetlerden yararlanacaklardır. 14. Beşinci maddenin şart ve hükümlerinden istisna olarak tuz ve her ne şekil ve surette olursa olsun tütün, Belçika uyrukluların Osmanlı Devleti ne ithaline izinli oldukları emtia ve eşyadan sayılmayacaktır. Belçika vatandaşları veya vekilleri, Osmanlı ülkesinde tüketilmek amacıyla bu iki maddeyi satmak ve satın almak istediklerinde, bunları alıp satan Osmanlı vatandaşlarından en ziyade mazhar-ı müsaadeye sahip olanların mükellef oldukları vergilere ve nizamlara tabi olacaklardır. Bu yasağa karşılık, Belçika uyrukluların Osmanlı Devleti nden ihraç edeceği tütün ve tuzdan hiçbir vergi alınmayacaktır. Ancak Osmanlı Devleti nden 258 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

281 Tarih Anabilim Dalı ihraç edecekleri tütün ve tuzun miktarını Gümrük İdaresi ne bildirmek zorunda olacaklardır. Gümrük İdaresi tütün ve tuz ihracatına nezaret etme hak ve hukukunu önceden olduğu gibi muhafaza etmekle birlikte her ne bahane ile olursa olsun bu iki maddeden hiçbir vergi talep edemeyecektir. 15. Osmanlı Devleti ve Belçika, Osmanlı Devleti nin barut, top, silah ve savaş mühimmatının Osmanlı ülkesine ithalinin genel olarak yasaklanması hak ve yetkisini muhafaza ettiğini kabul etmiştir. Bu yasak, resmen tebliğ edilmedikçe yürürlüğe girmeyecek ve resmi beyannamede açıkça belirtilen alet ve savaş eşyasını içine alacaktır. Yasak olmayan her türlü levazımat savaş eşyasının Osmanlı Devleti ne ithali mahalli nizamlara tabi olacaktır. Ancak Belçika elçiliği tarafından bir istisnai ruhsat isteğinde bulunulur ise sıkı gerekçeler engel olmadıkça elçiliğin talebine izin verilecektir. Özellikle barutun ithali yasak değil ise de aşağıdaki koşullara tabi olacaktır. a. Belçika tebaası asla mahalli nizamların belirlediği miktardan fazla barut satmayacaktır. b. Bir gemi yükü veya herhangi bir miktar kile barut yüküyle Osmanlı Devleti nin bir limanına ulaşan Belçika gemisi mahalli memurların belirleyeceği özel bir mahalle demirleyecek, yüklü olduğu barutu da aynı memurlar tarafından gösterilecek ambarlara yine onların nezaretinde boşaltacaktır. Barutun sahipleri nizamlara uygun bir şekilde bu ambarlara gidebileceklerdir. Av tüfeği, piştov, ziynet silahları veya özel kullanım amaçlı az miktardaki av barutu bu bentte belirtilen şartlara tabi değildir. 16. Belçika ticaret gemilerinin Bahr-ı Sefid ve Bahr-ı Siyah boğazlarından geçişleri için gerekli gemi izni fermanları mümkün mertebe gemileri bekletmeyecek şekilde verilecektir. 17. Yükleri Osmanlı Devleti nde teslim edilecek olan Belçika gemilerinin kaptanları, yüklerini boşaltacakları limana yanaştıklarında hemen yüklerinin manifestolarının bir suretini gümrüğe vereceklerdir. 18. Gümrükten kaçırılarak ithal edilen eşyaya devlet tarafından el konulabilecektir. Ancak kaçırılan eşya memurlar tarafından tutulacak, takrir veya mazbatası düzenlendikten sonra eşya sahibinin mensup olduğu konsoloshaneye tebliğ edilecektir. Kaçırma olduğu mevzuat dâhilinde kesinlikle sabit olmayan bir eşyaya el konulmayacaktır. 19. Osmanlı Devleti ne ait zirai ve sınaî ürünler Belçika ya ithal edildiğinde, en ziyade mazhar-ı müsaade ve imtiyaz olan ülkelerin aynı çeşit zirai ve sınaî ürünlerine yapılan muamele uygulanacaktır. Yabancı ülkelerin tebaa, gemi, ticaret ve Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

282 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi seyr-i sefainine Belçika ülkesinde verilen veya gelecekte verilecek veya istifadesine sunulacak olan hukuk, imtiyaz ve muafiyetler Osmanlı tebaasına, gemilerine, ticaret ve seyr-i sefainine hakkıyla tanınacak ve izin verilecektir. 20. Bu ahitname tasdik olunduktan sonra iki taraf arasında 30 Nisan 1840 tarihinde yapılan sözleşmenin yerini alacak ve 13 Mart 1862 tarihinden itibaren 28 yıl süreyle yürürlükte kalacaktır. Ancak taraflardan her biri işleyiş ve uygulamalardan elde ettikleri tecrübeler sonucu değişiklik yapma gereği duyduklarında 14. ve 21. senenin sonunda teklif etme veya sözleşmenin süresini sona erdireceğini ilan etme yetkisine sahip olacaktır. Bu durumda ilan tarihinden itibaren 1 yıl sonra bu sözleşmenin hükümleri taraflarca feshedilmiş olacaktır. Bu sözleşme Osmanlı Devleti nin tüm eyaletlerinde yani Avrupa, Asya, Mısır, Afrika nın Osmanlı Devleti ne ait kısımlarında, Sırbistan, Eflak ve Boğdan Emaretlerinde yürürlükte olacaktır. 21. Her iki taraf, Belçika kralının bu ahitnamenin her bir bendinde kullanılmış olan lafızların ve tabirlerin tabii ve açık anlamından fazla ve hariç hiçbir hüküm ve mana çıkarmayacağını, iç yönetim hukukunun icrasında Osmanlı Devleti ne hiçbir şekilde müdahalede bulunmayacağını kararlaştırmışlardır. Osmanlı Devleti nin söz konusu iç yönetim hukuku ve Belçika ile mevcut olan eski ahitnameleri, bu ahitname ile Belçika tebaası ve emvali hakkında verilmiş olan imtiyazları ortadan kaldırmayacaktır. 22. Gerek Belçika zirai ve sınaî ürünlerinden olup Osmanlı ülkesine ithal olunan, gerek Osmanlı zirai ve sınaî ürünlerinden olup Belçika tüccarları veya vekilleri tarafından Belçika ya veya diğer ülkelere nakil ve ithal edilmek üzere Osmanlı Devleti nden alım-satımı serbest olan her türlü eşya ve emtiadan, bu ahitnamenin şartları gereğince alınacak gümrük vergisi tarifesini düzenlemek için her iki taraf beraberce komiserler nasb ve tayin etmeyi kararlaştırmıştır. Bu şekilde düzenlenecek olan yeni tarife 13 Mart 1862 tarihinden geçerli olmak üzere 7 yıl yürürlükte kalacak, gerektiğinde iki tarafın ittifakıyla küçük değişiklikler yapılabilecektir. Bu sürenin sona ermesinden 1 yıl önce taraflardan her biri bu tarifenin gözden geçirilmesini veya değiştirilmesini isteyebilecek ve iddia edebilecektir. Yedinci sene içinde taraflardan hiçbiri değişiklik talebinde bulunmaz ise o takdirde tarife önceki yedi senenin sona erdiği günden itibaren bir yedi sene daha yürürlükte kalacaktır. Her yedi sene tamamlandığında aynı şekilde muamele olunacaktır. 23. Bu ahitname tasdik olunacak ve tasdiknameleri Dersaadet te iki ay zarfında ve mümkünse daha önce teati olunarak 13 Mart 1862 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir. 260 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

283 Bu antlaşma ile 1838 ve 1840 antlaşmalarının iç ve dış ticaret serbestliği ilkesi aynen kabul edildiği gibi yabancı tüccarların imtiyazları daha da genişletilmiştir anlaşmasında Osmanlı Devleti nden ihraç edilecek bir mal üzerinden %9 iskele ve %3 çıkış resmi olmak üzere %12 oranında vergi alınmakta iken 1862 antlaşmasıyla önce %8 e sekiz yılın sonunda da %1 e indiriliyordu (BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 003/1, s. 76). Böylece yabancı tüccarlar tüm Osmanlı ülkesine yayılıp Osmanlı tüccarları gibi iç ticaretle uğraşabilecekler, ham maddeleri kolaylıkla Avrupa ya ihraç edip Avrupa dan mamul madde getirip satabileceklerdi (Karal 1977: ). Ancak Osmanlı Devleti nin, 1860 lı yıllardan itibaren gümrük vergilerini 8. yılın sonunda %1 e indiren ticaret antlaşmalarının metinlerine, vergilerde misliyle karşılık ve eşitlik ilkesi esaslarını içeren hükümler koydurtmaya başladığı görülmektedir. Mesela: Belçika ile imzalanan Ticaret Antlaşması nın 8. ve 9. maddelerinde yer alan ihracat resmi, ikramiye akçesi, rüsumat iadesi, tonilato, liman, kılavuz, fener vs. tüm vergilerde misliyle karşılık ve eşitlik ilkesinin uygulanması hükmüne, 1862 yılında Danimarka ile imzalanan Ticaret Antlaşması nın 8. ve 9.(BOA: A.{DVN.DVE.d, no. 12/2, s.25,26), 1872 yılında Arjantin le imzalanan Ticaret Antlaşması nın 5. ve 6. maddelerinde de yer verilmiştir (BOA: İ.HR,no , Lef.2) yılından önce söz konusu ülkelerle ve diğer birçok ülke ile imzalanan ticaret antlaşmalarının maddelerinde misliyle karşılık ve eşitlik ilkesi hükmünün yer almayıp 1862 yılından sonraki ticaret antlaşmalarında özellikle ayrıntılı olarak belirtilmesi, Osmanlı tüccarının mağduriyetinin ve gümrük vergisi kaybının bir nebze de olsa giderilmesine yönelik önlem olarak düşünülebilir. Fakat bu önlemler, korumasız, örgütsüz ve bilgisiz yerli Osmanlı tüccar ve esnafının ezilip piyasadan çekilmesini, Osmanlı Devleti nin borç yükü altına girmesini önleyememiştir. XIX yüzyılın ikinci yarısından itibaren imzalanan ticaret antlaşmalarıyla Osmanlı dış ticaretinde gözlenen hızlı büyümenin 3, Osmanlı Devleti nin Belçika ya olan borçlarına da yansıdığı anlaşılmaktadır. Belçika ya olan borç miktarı 1881 yılında 6.6 milyon İngiliz sterlini iken 1890 da 10.3 milyon, 1898 de 14.4 milyon sterline yükselmiştir. Böylece Osmanlı Devleti nin Belçika borçları %5, %8.7, %11.4 lük artışla Fransa, İngiltere ve Almanya dan sonra 4. sırada yer almıştır (Pamuk 1994: 84). 5. SONUÇ Tarih Anabilim Dalı Avrupa daki bilimsel ve teknik gelişmeleri takip edemeyen ve tarım ekonomisinden endüstri ekonomisine geçişi sağlayamayan Osmanlı Devleti, tarımsal 3 Osmanlı dış ticaretinin dönemindeki yıllık büyüme hızları için bkz. (Pamuk 1984: 29). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

284 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ve endüstriyel teknolojide büyük gelişme ve değişmelerin görüldüğü, uluslararası işbölümüne dayalı bir ekonomik sistemin geliştiği, dünya ticaret hacminin yılda %6 oranında büyüdüğü XIX. yüzyılda, endüstri kapitalizminin ve hızlı bir şekilde yayılan dünya pazarının nüfuz ve kuşatmasına karşı koyamamıştır. Belçika nın da içinde bulunduğu endüstrileşmiş Avrupa ülkeleri, ürettikleri sanayi ürünlerini pazarlayabilmek ve ihtiyaç duydukları ham maddeleri sağlayabilmek için endüstrileşmemiş ve ekonomisi tarıma dayalı yoğun nüfuslu ülkeleri serbest ticaret antlaşmaları imzalamaya zorlamışlardır. Bu yöntemle mamul ürünlerini bu ülkelere pahalı fiyata satıp ham maddelerini ucuz fiyattan satın almışlardır. Başka bir ifade ile endüstrileşmemiş ülkelerden ucuza satın aldıkları ham maddeleri mamul hale getirerek aynı ülkelere pahalı fiyatlarla satmışlardır. Osmanlı Devleti ne de uygulanan bu sistem, ilkönce klasik ve manüel yöntemle üretim yapan tezgâhların azalmasına, zaten yetersiz olan üretimin minimum düzeye inmesine ve Osmanlı borçlarının her geçen yıl artmasına neden olmuştur. Zirai ve hayvansal ürünlerle bazı hammaddelerin Avrupa piyasalarındaki parasal değeri düşük iken endüstriyel ürünlerin fiyatının pahalı olması, Osmanlı Devleti ni Belçika dan ithal ettiği endüstri ürünleri için daha fazla bedel ödemek zorunda bırakmıştır. Mesela döneminde kantarı (1 kantar: 56,44958 kg veya 44 okka) 135 kuruş olan demir ve tel için yaklaşık 4,5 kantar siyah üzüm, (kantarı 34 krş), kantarı 155 krş olan İngiliz çivisi için yaklaşık 4,18 kantar Beylerce üzümü, (kantarı 37 krş), veya yaklaşık 3 kantar fındık, (kantarı 55 krş), beher 2 sandığı 450 krş olan Belçika mamulü beyaz teneke için 3,84 kantar Urla çekirdeksiz üzümü, (kantarı 117 krş), kantarı 80 krş olan demir sac için 2,35 kantar siyah üzüm, tanesi 342 krş olan harbeli tüfek için 1.71 kıyye (1 kıyye: kg) Bursa, Saruhan, Balıkesir, Amasya ipeği (kıyyesi 200 krş, en pahalı ipek türü) veya 2.85 kıyye Şam, Halep, Kıbrıs ipeği (kıyyesi 120 krş), kantarı 576 krş olan Belçika malı büyük çivi için 3.84 kıyye Aydın, Menteşe ve Suğla ipeği (kıyyesi 150 krş) satmak gerekmiştir (BOA, A.{DVN.DVE.d, no. 003/1, s.48, 49, 50, 52, 55, 57). Kâğıdın topu ise özelliğine göre 22, 25, 60, 85, 170 ve 360 kuruştan ithal edilmiştir. İhraç ürünlerinin parasal değerinin ithal malı endüstri ürünlerine göre oldukça düşük olması, Osmanlı ekonomisinin cari açığını ve borç stokunu olumsuz etkilemiştir. Dış ticaretin XIX. yüzyıl boyunca sürekli açık vermesi, koruma politikasının uygulanamaması, Osmanlı ülkesindeki yabancı mali, ticari ve sınaî kuruluşların sömürgeci yaklaşımları Osmanlı Devleti nin batılı büyük güçlerin mali, ekonomik, siyasi nüfuz ve denetimine girmesine neden olmuştur. Sanayileşemeyen 262 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

285 ve bilgi toplumu olamayan Osmanlı Devleti bilim ve teknolojideki açığını para ile kapatmak zorunda kalmıştır. Tarih Anabilim Dalı KAYNAKÇA a. Başbakanlık Osmanlı Arşivi A.{DVN.DVE.d, (Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Düvel-i Ecnebiye Kalemi Defteri), no. 004/2 A.{DVN.DVE.d, no. 003/1 A.{DVN.DVE.d, no. 12/2. A.{MKT.NZD (Sadaret Mektubî Kalemi Nezaret ve Devair Evrakı), Dos.60, no.92. HAT, (Hatt-ı Hümayun), no. 830/37509-B. İ.HR (İrade Hariciye), no.15264, Lef.2. b. Kitaplar ve Makaleler KARAL, Enver Ziya (1983), Osmanlı Tarihi, Cilt, V, VI, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları. KARAL, Enver Ziya (1977), Osmanlı Tarihi, Cilt, VII, Ankara Türk Tarih Kurumu Yayınları. KÜTÜKOĞLU, Mübahat (1976), Osmanlı-İngiliz İktisadi Münasebetleri, Cilt II, ( ), İstanbul. NAZIR, Bayram (Spring 2010), Londra Sefiri Mehmet Emin Paşa nın Felemenk (Hollanda) İzlenimleri, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Volume, 3/11, s ÖZCAN, Besim (1998), Kırım Harbi Sırasında Bazı Avrupalı Devlet Adamlarının Osmanlı Ülkesini Ziyaretleri, AÜDTCF Dergisi, (OTAM), Sayı, 9, s PAMUK, Şevket (1994), Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme ( ), İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yayınları. TEMEL, Mehmet (Güz 2008), Osmanlı Devleti nin Belçika dan Hafif Silah İthalatı, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Sayı, 8, s Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

286

287

288

289 TÜRKİYE DE MEDİKAL TURİZM UYGULAMALARI; İSTANBUL VE ANKARA ÖRNEĞİ R. Pars ŞAHBAZ 1 Uğur AKDU 2 Serap AKDU 3 ÖZET Bu araştırmanın amacı, sağlık turizmi kapsamında ele alınan medikal turizm ve medikal turizmin Türkiye deki uygulamalarını inceleyerek, özel hastanelerin medikal turizme katkısını ve uygulama biçimlerini analiz etmek ve Türkiye deki mevcut durum hakkında bilgi toplamaktır. Araştırmanın evreni Ankara ve İstanbul da faaliyet gösteren özel hastaneler olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, araştırma kapsamına alınan hastanelerin büyük çoğunluğunun uluslar arası nitelikte bir akreditasyon belgesine sahip olduğu buna karşın çok azının medikal turizm faaliyetlerini gerçekleştirdiği görülmektedir. Medikal turist olarak en çok Almanya, Hollanda ve Türkî Cumhuriyetlerden hastaların sırasıyla kalp, göz ve diş hastalıklarının tedavisi için geldikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Medikal Turizm, Sağlık Turizmi, Alternatif Turizm, Medikal Turist MEDICAL TOURISM APPLICATIONS IN TURKEY; İSTANBUL AND ANKARA EXAMPLE ABSTRACT In this investigation, medical tourism within health tourism and examine the applications of medical tourism in Turkey and by analyzing the help and the styles of application of private hospitals for medical tourism to expose the extant situation in Turkey is purposed. The investigation universe is appointed as the private hospitals in Ankara and Istanbul. As a result, the hospitals included in the research has international accreditation certificate. Only a small number of hospitals are performed medical tourism activities. The patients mostly comes from Germany, Netherlands and Turkic Republic for treatment of heart, eye and dental diseases. Key Words: Medical Tourism, Health Tourism, Alternative Tourism, Medical Tourist. 1 Yrd. Doç. Dr. Gazi Üniversitesi, Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi 2 Öğretim Görevlisi, Gümüşhane Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Y.O. 3 Turizm Uzmanı (Gazi Ünv. Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Turizm İşl. Eğitimi ABD. Mezun) Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

290 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1. GİRİŞ Turizm sektörü doğal, kültürel ve sosyo-ekonomik altyapı ile hızla gelişmektedir. Global dünya görüşü turizm sektörünü de en etkin bir şekilde yeni arayışlara yönlendirmektedir. Deniz, kum, güneş temelli yoğun kitle turizminin yerini alternatif turizm çeşitleri almaya başlamıştır. Alternatif turizm sosyal ilişki üstünde duran, kitle turizmine tepki olarak geliştirilen ve özel tercihe dayalı bir turizm türü olarak ifade edilmektedir (Çontu, 2006; 6). Kültür turizmi, macera turizmi, golf turizmi ve medikal turizm alternatif turizm çeşitlerinden bir kaçını oluşturmaktadır (Önder ve Polat, 2004; 80-86) Bu kapsamda medikal turizm alternatif turizm çeşitlerinden birini teşkil etmektedir. Medikal turizm kavramı ile ilgili birçok tanım yapılmakla birlikte özetle, tedavi amacı ile yapılan seyahatler olarak ifade edilebilmektedir. Türkiye de sağlık turizmi kavramı, genellikle termal turizm ile karıştırılmaktadır ve literatürde bu konuda kavram karmaşası yaşanmaktadır. Sağlık turizmi çeşitleri olarak genellikle, termalizm, üvalizm ve klimatizm ele alınmaktadır. Araştırmanın konusunu oluşturan medikal turizm kavramı ile ilgili olarak da bir anlam kargaşası yaşanmaktadır. Medikal turizm sağlık turizminin diğer türlerinden farklıdır. Dünyada özellikle son on yıl içerisinde önem kazanan medikal turizm kavramı Türkiye de ise daha yenidir ve son 3-4 yıldır üzerinde önemle çalışılmaktadır. Ülkemizde bu konu ile ilgili çalışmaların sınırlı olması nedeniyle, öneminin ve getirilerinin tam olarak anlaşılamadığı düşünülmektedir. Medikal turizm, turizm endüstrisi içerinde hızla büyümekte olup insanların uzun mesafedeki ülkelere medikal tedavi olabilmek için seyahat etmesini ve aynı zamanda birer tatilci olmalarını ifade eden bir kavramdır (Connell, 2006: 1094; Garcia Altes, 2005: 262). Medikal turizmde, turist öncelikle cerrahi müdahale yani tıbbi tedavi olma amacını taşımakta bununla birlikte turistik yerlerde dinlenme ve boş zaman değerlendirme gibi geleneksel turizm faaliyetlerini de gerçekleştirmektedir (Mugomba and C.Danell, 2007: 1). Medikal Turizmde dünya çapında 2006 yılında 20 milyar Dolar gelir elde edilmiştir ve bunun yaklaşık 2,5 milyar Dolar lık kısmını Asya ülkelerinden Hindistan, Singapur, Tayland ve Malezya elde etmiştir. Gelişmiş ülkelerdeki sağlık hizmeti fiyatlarının yüksekliği ve yine bu ülkelerdeki sağlık hizmeti sisteminin ihtiyaçları karşılamada zorlanması, medikal turizminin dünya çapında güçlü ve sağlam adımlarla gelişmesine neden olmuştur. Dünya çapında medikal turizmin, boyutunu ikiye katlayacağı ve 2010 yılında 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağı tahmin 268 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

291 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı edilmektedir de Asya pazarının, 4,4 milyar dolardan fazla gelir oluşturması beklenmektedir. Sağlık seyahati ve sağlık hizmetleri, dünya konomisinde en hızlı gelişen sektörlerden birisi konumundadır (Maini, Anil K. 2009; 22, Moody, Michael J. 2008; 17). Türkiye medikal turizm faaliyetleri için gerekli olan tüm imkânlara sahiptir. Bunların en başında tıbbi hizmet veren hastanelerin teknoloji ve insan gücü altyapısının iyi olması ve bunların yanı sıra gerek coğrafi konumu, gerek doğal, kültürel ve tarihi güzellikleriyle sahip olduğu turistik zenginlikler gelmektedir. Özellikle özel hastanelerin sayısındaki artışla birlikte sağlık sektöründe sunulan hizmetin kalitesinin, uzman doktor ve sağlık personelinin, teknolojik imkânların da artmasının Türkiye nin medikal turizmde ön plana çıkmasını sağlayacağı ve rakip ülkelerin önüne geçireceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye de medikal turizm faaliyetleri tüm imkânlara rağmen maalesef yeterli seviyede yapılamamaktadır (Kiremit, 2008; 39-57, Genç, 2007, Aydın, 2009, Akbaş, 2008). Medikal hastaların Türkiye yi tercih etme nedenleri çok çeşitlidir. En önemli nedenlerden biri yaşadıkları ülkelere göre daha uygun fiyatlar ile yüksek kalitede hizmet alınabilmesidir. Türkiye de modern, kaliteli hizmet veren, kalifiye personele ve ileri teknolojik donanıma sahip olan hastanelerin olması da tercih edilmede etkili olmaktadır. Operasyon için gereken uzun bekleme süreleri, bazı tedavilerde olan kısıtlamalar, sigorta ile ilgili yaşanan bir takım sorunlar da yine Türkiye nin tercih edilme nedenleri arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra, Türkiye sahip olduğu önemli turistik çekicilikler, tedavi olma amacıyla gelen hastalara tatil yapma imkânı da sağlamaktadır (Kiremit, 2008; 39-57, Genç, 2007, Aydın, 2009, Akbaş, 2008). 2. ALTERNATİF TURİZM Alternatif turizm kavramı, yeşil turizm, soft turizm, eko-turizm gibi kavramlarla zaman zaman aynı anlamlarda kullanılsa da alternatif turizm kavramı genel bir kavramdır. Eko-turizm, yeşil turizm, koruyucu turizm, sürdürülebilir turizm ve kırsal turizm alt başlıklarında toplanabilir (Oruç, 2004: 18; Akşit, 2007: ; Uçkun ve Türkay; 2-3). Alternatif turizme ilişkin birçok tanım söz konusu olmakla birlikte, bunlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir. Genel olarak bakılırsa, alternatif turizm, yöre insanları tarafından geliştirilmiş, bölge doğası ve kültürüne dayanan küçük ölçekteki turizmdir (Oruç, 2004: 18). Başka bir tanıma göre ise; varış alanlarında ve buradaki nüfus üzerinde, ekonomik kazançları azaltmaksızın olumsuz etkilerin şiddetinin en aza indirilmesidir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

292 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Var olan turizm türlerinin dışında, onlara ve olumsuz etkilerine alternatif olarak ortaya çıkarılmış turizm türüdür (Özgüç,1998: ). Kültür ve Turizm Bakanlığı Alternatif turizm kavramını Sosyal ve ekolojik uyuma, yerel ve yabancı girişimcilerin işbirliğine ve gelişmede yerli malzeme kullanılmasına öncelik verme amacını güden turizm çeşididir. şeklinde açıklamaktadır (Sarı, 2007; 85). Alternatif turizm, esas olarak arzu edilmeyen turizm olan kitle turizminin karşıtı olarak değerlendirilirken, olumlu ekonomik etkiler sağlayan ve çok az olumsuz etkilere neden olan ideal bir turizm formu olarak da görülür. Bazı alanlarda alternatif turizm, kitle turizmine alternatif bir seçenek olabilir (Erdoğan, 2003; 2-4). Ülkeler mevcut potansiyelleri ve bütüncül çözüm arayışları çerçevesinde dünya turizminden daha fazla pay alabilmek için, rekabet edebilir ve satılabilir ürünler geliştirme ve stratejiler oluşturma yoluna gitmişlerdir. Bunun bir sonucu olarak da alternatif turizm kavramı ortaya çıkmıştır (Kiper, 2006: 1). Türkiye de alternatif turizm kavramının kitle turizminin verdiği zararların önemsenmesiyle birlikte ortaya çıkmaya başladığı söylenebilir li yıllarda büyük sermaye yatırımları ile turizm pazarına giriş yapan Türkiye, deniz-kum-güneş üçlemesi yani kıyı turizmi ile hızlı ve plansız bir turizm gelişimi ve kıyı turizminin bir etkisi olarak da, büyük bir kıyı tahribatı yaşamıştır. Bununla birlikte Türkiye, yeni turizm akımlarına uymak için, öncelikle ürün çeşitlendirmesine başlamış, alternatif turizm çeşitlerinin oluşturulması için harekete geçmiştir (Maç, 2006: 2). Türkiye de Beş Yıllık Kalkınma Planlarında dikkat çekilen ve geliştirilmesi istenen kitle turizmi olmuştur. Ancak Beşinci Beş Yılık Kalkınma Planı nda turizmde ürün çeşitliliğinin sağlanması gereğine işaret edilmiş, Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı nda ise Alternatif Turizmin geliştirilmesi konusu üzerinde durulmuştur. Daha sonra ise Yedinci ve Sekizinci Kalkınma Planları nda turizmin çevreye duyarlı formlarına özellikle atıfta bulunulmuştur (Uçkun ve Türkay, 2004;3, DPT; 1985, 1990, 1996, 2000). Dokuzuncu kalkınma planında ise, turizmin çeşitlendirilmesi, turizm eğitiminde mesleki belgelendirme, turizmde çevreye duyarlı sürdürülebilir gelişim üzerinde durulmuştur (<http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/plan9.pdf>). Alternatif turizm türleri ülkelerin sahip olduğu özelliklere göre değişim gösterebilmektedir. Bu amaçla, her ülke kendi koşullarına uygun olarak farklı alternatif turizm türlerini belirleyebilmektir. Örneğin; Türkiye de Turizm Bakanlığı bu amaçla,1994 yılında 42 tür turizm çeşidi tespiti yapmıştır. Alternatif turizm türleri olarak; kongre turizmi, golf turizmi, spor turizmi, macera turizmi, kültür turizmi, 270 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

293 eko turizm, termal turizm ve gençlik turizmi örnek verilebilir (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002: 2). Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 3. SAĞLIK TURİZMİ İnsanları turistik amaçlı seyahate yönelten sebeplerden biriside şüphesiz sağlıktır. Bu faktör bazen kaybolan sağlığı tekrar kazanmak amacıyla ortaya çıktığı gibi, bazen de sağlığı uzun süreler koruyabilmek için ortaya çıkmıştır (Öztürk ve Yazıcıoğlu, 2002: 9). Sanayileşme ve kentleşme sonucu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çevre sorunları, insan sağlığını bozan, beslenme bozukluklarına sebep olan, sinirsel yorgunlukları artıran ve işgücü verimini azaltan bir yaşama ortamına neden olmaktadır. Halk sağlığını ve işgücü verimini korumak için kaplıca, deniz ve iklim kürleri gibi uygulamalar iç ve dış turizm ile bütünleşerek sağlık turizmine temel teşkil etmiştir. Sağlık turizmi, insanların, kür ve tedavi amacıyla gittikleri yerlerde konaklama, beslenme, dinlenme ve eğlenme ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Kür ve tedavi bütün bir yıl yapılabildiği ve kür veya tedavilerin en az üç hafta sürmesi gerektiği için turizm sektöründe ayrı bir çekiciliği vardır (Tunç ve Saç,1998:21-22). Turizm Bakanlığı sağlık turizmini kısaca; tedavi amacı ile yapılan seyahatlerdir şeklinde tanımlamaktadır. Başka bir ifadeyle, sağlık turizmi, fizik tedavi ve rehabilitasyon gereksinimi olanlarla birlikte uluslararası hasta potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine olanak sağlayan turizm türüdür (<http://www.kultur.gov.tr/tr/belgegoster.aspx?f6e10f cff0307 7CA1048A F3B0746F34B3>). Sağlık turizmi, ev dışında ikamet etmek koşulu ile boş zamanlarda sağlık amaçlı yapılan gezilerdir. Bir başka tanıma göre sağlık turizmi; hastaların, sağlık problemlerine çözüm bulmak ya da en azından sağlık durumlarını bir düzene sokmak amacıyla, 24 saatten az olmamak ve en fazla 1 sene sürmek koşulu ile çalışmak ya da yaşamak gibi bir amaç güdülmeksizin başka bir ülkeye gitmesidir. Yine bir başka tanıma göre ise; sağlık turizmi, tedavi olmak için geçici süre ile ister doktor tavsiyesi ile, ister de kişinin kendi isteği ile başka bir ülkeye gitmesi olarak tanımlanmaktadır (Yalçın, 2006: 34). Temel motivasyon kişisel sağlık açısından faydalı olacak hizmetlerin satın alınması olduğunda, sağlık turizmi farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Tıbbi bakım amacıyla, özel bir servisi ya da ziyaretçinin kendi evinde bulamayacağı düzeyde kaliteli hizmeti satın almak için seyahate katılmak örnek olarak verilebilir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

294 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Değişik ülkelerde yer alan ve dünyaca ünlü kliniklerde, hastanelerde ünlü doktorlara muayene olmak için birçok insan kendi ülkesinin, bölgesinin veya şehrinin dışına seyahat etmektedir. Diğer bir örnek ise, form tutmak ve formunu korumak amacıyla değişik kaplıcaların ve spor merkezlerinin olduğu bölgelere seyahat etmektir. Günümüzde birçok büyük otel bünyesinde, spor merkezleri, fitness salonları, kaplıca (spa) bölümleri yer almaktadır. Birçok insan da formda kalmak, diyet yapmak, kilo vermek, rahatlama vb. nedenlerle bu faaliyetlere katılım göstermektedir (Kahraman, Türkay, 2006: 43-44). Bu doğrultuda bazı sağlık turizmi biçimleri ortaya çıkmaktadır. Bunlara örnek olarak, klimatizm, termalizm ve üvalizm verilebilir. Klimatizm; sağlıklı iklim ortamında bulunmaktır. Sağlıklı iklim kuşağı deniz seviyesinden sekiz yüz metre yükseklikten başlayıp iki bin metreye kadar, ormanlık ve aynı zamanda da rekreasyon alanları olan, orta yükseklikteki dağlık yerlerdir (Tunç ve Saç,1998:22-23). Termalizm; kaplıca, ılıca, içmeler gibi şifalı doğal su kaynaklarının sağlık kurallarına uygun bir biçimde tedavi aracı olarak kullanılmasıdır. Mineralize termal sular ile çamurların, çevre ve iklim faktörleri bileşimi ile birlikte insan sağlığını olumlu etkilemek için doktor denetiminde, fizik tedavi, rehabilitasyon, egzersiz, diyet gibi destek tedavilerle koordineli kür uygulamalarına termalizm, bu turizm hareketine de termal turizm hareketi denir (Tunç ve Saç,1998:22). Üvalizm, bazı yörelere has olan meyve ve sebzeler ile yapılan kür (tedavi) yöntemidir veya bundan hoşlananlara sunulmasıdır (Akat, 2008; 19). Yukarıda kısaca açıklanan sağlık turizmi biçimleri yanında yine sağlık turizmi ile ilgili çeşitli kavramlarda ortaya çıkmıştır. Aşağıda bu kavramlardan bazıları kısaca açıklanmıştır (Tengilimoğlu, Sevin ve Ak, 2001: 7) Balneotherapi: Mineral termal sularla yapılan kür uygulaması. Talassoterapi: Deniz suyu ve güneşten yararlanılarak yapılan kür uygulamaları. Hidroterapi: Tatlı suyla yapılan kür uygulaması. Speleojerapi: Mağara ortamından yararlanılarak yapılan tedavi türüdür. Peloidoterapi: Çamur tedavisidir. Tüm bunlardan hareketle sağlık turizminin hedef kitlesi, sağlığı bozulmuş olan insanlar ile sağlığını korumaya duyarlı olan insanlar şeklinde tanımlanabilir. Bu kapsamda sağlık turizmi katılımcıları genellikle hastalar ve hastanın ailesi ve yakınlarıyla, sağlığına önem veren ve sağlığını korumak için bu turizm faaliyetlerine katılan kişilerdir (Yalçın, 2006: 29). 272 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

295 Tablo 1 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Yabancı Turistlerin Türkiye ye Geliş Nedeni, Kaynak: (TÜİK;http://www.tuik.gov.tr; Tablo 2 Yurtdışında İkamet eden Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının Türkiye ye Geliş Nedeni, Kaynak: (TÜİK;http://www.tuik.gov.tr; Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

296 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 3 Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının Yurtdışına Gidiş Nedeni, Kaynak: (TÜİK;http://www.tuik.gov.tr; * 2009 yılı geliş nedeni gruplaması TUİK tarafından değiştiği için sadece ilgili veriler belirtilmiştir Sağlık Turizminin Faydaları Sağlık turizminin faydaları hastalara, hastanelere, sigorta şirketlerine ve tüm sağlık sistemine faydaları olmak üzere dört ana başlıkta toplanmak mümkündür. Aşağıda sağlık turizminin ilgili paydaşlara faydaları maddeler halinde açıklanmıştır (Yalçın, 2006: 39). Sağlık turizmi hastaların doğru ve kaliteli bakım hizmetini bulmak için uzun mesafeler gitmesi yerine Avrupa Birliği içindeki hastanelerden istedikleri hizmeti alabilmelerini sağlamaktadır. Sağlık turizmi ile hastaneler daha yüksek kalitede sağlık bakım hizmeti sağlamak için deneyimlerin, iyi uygulamaların ve donanımların paylaşılmasından fayda sağlamaktadır. Sigorta şirketleri ise müşteri memnuniyetini artırmak ve bekleme listelerini azaltmak için sağlık turizmi ile ek bir hizmet sağlamış olmaktadırlar. 274 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

297 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Bir bütün olarak tüm sağlık sistemi düşünüldüğünde sağlık turizmi hem hizmet alımlarında dublikasyonları önlemekte, hem de maliyetlerin, kaynakların ve hizmetlerin paylaşılması yolu ile ekonomiye katkı sağlamaktadır. Yabancı turistlerden kaynaklanan gelirler ülkelerin ekonomik refahına katkı sağlamaktadır. Sağlık turizmi, gelişmekte olan ülkelere, fiyat tarifelerinde gelişmiş ülkelere karşı maliyet avantajı sağlamaktadır. Yabancı hastalara sunulan fırsatlar, kendi ülkelerindeki hastalara da daha iyi hizmet sunulmasını sağlamaktadır. Global pazarlama ve tıbbi ticareti sağlamaktadır. Ülkelerin global sağlık bakım sunucusu olarak uluslararası kabulünü sağlamaktadır. Ülkelere dünya düzeyinde sağlık bakım hizmeti sunduğu imajını kazandırmaktadır. Rekabet avantajı sağlamaktadır. Hastane destek hizmetler arasında daha iyi koordinasyon sağlamaktadır. Kamu ve özel sektör ortaklığı sağlamaktadır. Hasta memnuniyetini artırmaktadır. 4. MEDİKAL TURİZM Özellikle son on yıldır, insanların tatilleri süresince dinlenme, egzersiz yapma, kaplıcalara gitme sayesinde daha sağlıklı olma girişimleri beraberinde turizm endüstrisi içerisinde medikal turizm şeklinde yeni ve farklı bir alanın ortaya çıkmasını sağlamıştır (Connel, 2006; 1093). Medikal turizmde, turist öncelikle tıbbi tedavi olma amacını taşımakta bununla birlikte turistik yerlerde dinlenme, boş zaman değerlendirme gibi geleneksel turizm faaliyetlerine de katılmaktadır (Mugomba and C.Danell, 2007: 1). Medikal turizm, turizm endüstrisi içerinde hızla büyümekte olup insanların uzun mesafedeki ülkelere medikal tedavi olabilmek için seyahat etmesini ve aynı zamanda birer tatilci olmalarını ifade eden bir kavramdır. Medikal turizm veya medikal seyahat, sağlık amaçlı başka ülkelere yapılan seyahat anlamına gelmektedir (Connell, 2006: 1094; Garcia Altes, 2005: 262; en.wikipedia. org; Uluslararası medikal seyahat kavramı sadece kaliteli sağlık hizmetiyle sınırlı kalmayıp bunun yanı sıra tekrar ülkeye dönmeden kontrollü gözetimlerle iyileşmeyi de bünyesinde barındırmaktadır (<http://www.medretreat. com/templates/userfiles/files/medretreat%20medical%20tourism%20 Presentation%20-%20Consumer.pdf>). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

298 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Amerika veya Büyük Britanya gibi gelişmiş ülkelerde medikal ve sağlık hizmetleri pahalı olmaktadır. İkamet ettikleri ülkedeki tedavi fiyatlarının yüksek oluşu ve sigorta onayı için uzun bekleme sürelerinin verilmesi ile birlikte bazı hastalar Tayland, Hindistan veya diğer güneydoğu Asya ülkelerinin doktorlarına tedavi olmak için rezervasyon yaptırmaktadırlar. Asya da yabancılara ait sigorta hizmetlerinin geçerliliği söz konusu olmamasına rağmen, Amerika gibi gelişmiş bir ülke ve gelişmekte olan Tayland gibi bir ülkenin medikal hizmetleri arasındaki önemli fiyat farklılıkları yüzünden birçok yabancı tıbbi yardımı dünyanın bu bölümünde aramaktadır (G. Garcia, M. Besinga, 2006: 42). Bu kapsamda, medikal turizm, uzmanlaşmış cerrahi ve diğer tedavi şekillerine ihtiyaç duyan hastalar için turizm sanayisiyle işbirliği içinde düzenlenen özel tıbbi tedaviler olarak genişçe tanımlanabilir. Hastalar tedavi olmanın yanı sıra bulundukları ülkelerin zenginliklerinden yararlanabilirler ve turlara katılabilirler (<http://www.medindia.net/patients/medical_tourism/medicaltourism_about. htm>). Medikal turizm ev sahibi ülkede hastalar için özel olarak düzenlenen seyahat turları ile bütünleştirilmiştir (G. Garcia, M. Besinga, 2006: 42). Sağlık ve turizm hizmetlerinin tümünün hastanın ilk anından son anına kadar eş zamanlı olarak yürütülmesi gerekmektedir. Pasaport, vize, uçak bileti ve nakil işlemleri düzenlenmelidir. Doktora ulaşılması, ameliyat tarihinin, hastanede geçirilecek günlerinin ve taburcu edilme hizmetlerinin onaylanması ve yürütülmesi için hastane ve tur operatörlerinin koordineli çalışmaları gerekmektedir. (Chacko, 2006: 123) Türkiye de Medikal Turizm ve Türkiye nin Tercih Edilme Nedenleri Türk turizminde son zamanlarda en çok konuşulan konulardan birisi medikal turizmdir. Dünya kalitesinde hizmet veren hastanelere ve hekimlere sahip olan Türkiye sağlık turizminden hak ettiği payı alamamaktadır. Türkiye, her yıl ortalama hastaya hizmet sunmaktadır (Kurşun, 2007). Türkiye medikal turizmde başarılı olabilmesi için gerekli şartların birçoğunu taşımaktadır. Türkiye nin dünya coğrafyasındaki yeri, var olan turizm potansiyelinin sağlık hizmetlerine yansıması, hastanelerin dünya standartlarındaki teknolojik donanımı ve doktor ve insan kaynağı kalitesi, fiyatların gelişmiş ülkelere nazaran rekabet gücü vermesi, Türkiye nin dünya genelinde en büyük 7. jeotermal kaynaklara sahip olması ve Avrupa da yaşayan ve sağlık hizmetini Türkiye de almayı tercih eden Türk vatandaşlarının varlığı Türkiye nin avantajları olarak sayılabilir. (Genç, 2007; 96). 276 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

299 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Türkiye de medikal turizm son yıllarda özel hastanelerin bu konuya daha fazla ilgi duyması ile hareketlenmiştir. A sınıfı özel hastaneler başta olmak üzere birçok hastane dünya çapındaki medikal turizm fuarlarına katılmaya başlamış ve hastalara daha iyi hizmet vermek adına kendi bünyelerinde Yabancı Hasta Departmanları kurmuştur. Medikal turizm özel ilgi gerektiren ve güven esasına dayanan bir kavram olduğu için bu departmanların kurulması hastaların işini oldukça kolaylaştırmıştır. Yabancı Hasta Departmanlarının faaliyete geçmesi yabancı hastaların ülkemize gelirken sahip olduğu çekinceleri kısmen azaltmış ve ilk adımı daha kolay atmalarını kolaylaştırmıştır (Genç, 2007; 97). Mevcut durumda Türkiye az da olsa dünya medikal turizm pastasından bir pay almaktadır. Bu anlamda Türkiye ye hasta gönderen ülkeler dört ana sınıfta incelenebilir (Genç, 2007; 97); Çeşitli nedenlerden dolayı bünyesinde büyük bir Türk nüfusu barındıran ülkeler (Almanya, Hollanda, Belçika vb.) Altyapı ve hekim yetersizliği nedeniyle hizmet sıkıntısı çeken gelişmekte olan ülkeler (Balkan ülkeleri, Orta Asya daki Türki Cumhuriyetler) Sağlık hizmetlerinin pahalı olduğu ve sigortaların kapsamadığı hizmetleri talep eden hastaların bulunduğu ülkeler (Amerika, Almanya) Arz-talep dengesindeki yetersizlik nedeniyle uzun bekleme sırası olan ülkeler (İngiltere, Hollanda ve Kanada) Türkiye de sunulan medikal hizmetler genel olarak aşağıdakileri içermektedir. Bunlar (<www.twarp.com>); Göz ameliyatları Diş ameliyatları Tüp bebek uygulamaları Estetik ve plastik operasyonlar Kalp ve damar hastalıkları Türkiye bugün kalp hastalıkları, estetik ve diş operasyonları kapsamında yurt dışına seyahat eden hastalar için önemli ülkeler arasındadır. Örneğin; Amerikalıların Türkiye yi tercih etmelerinin en önemli nedeni, tedavi masraflarının çoğunlukla kendi ülkelerindeki fiyatlardan daha düşük olmasıdır. Amerika da by-pass ameliyatının fiyatı $ arasındayken Türkiye de $ civarında, yüz kaldırma operasyonu $ $ arasındayken Türkiye de 8000 $ dır.(< saglikturizmi.org.tr/sunum/msa%20redstar%20saglik.pdf>). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

300 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi İngiltere ve Kanada da özellikle göz ve estetik ameliyatların fiyatları çok yüksek olup ameliyat olmak içinde uzun bir bekleme süresi gerekmektedir. Örneğin, İngiltere de katarakt ameliyatının fiyatı 2350 iken Türkiye de 562 tur ve bir İngiliz hasta Türkiye yi tercih ederek yaklaşık % 76 tasarruf sağlamaktadır (<www. ipamatis.com/tr/docs/ipa_saglikturizmi_2006_prezentasyon.pps>). Türkiye, hastalara güneşli sıcacık bir iklimde iyileşme ve her bütçeye uygun fiyatlarla tedavi, konaklama ve tatil yapma fırsatı sunmaktadır. Medikal turlar düzenleyen seyahat acenteleri Amerika yı da içine alan dünyanın her yerinden turlar düzenleyebilmektedirler (<http://www.twarp.com/healthtourism.htm,<http://www. icep.org.tr/english/medical.asp>). Başta İngiltere ve Almanya olmak üzere, Belçika, Hollanda, Rusya ve İsrail den diş problemleri için gelen turistler, hem tedavi olmakta hem tatil yapmaktadırlar. Avrupa da implant (diş ekme) tedavisinin fiyatının Euro iken, Türkiye de yaklaşık 1000 Euro olması, Türkiye yi cazibe merkezi haline getirmiştir. (Löle ve Özcan, 2006). Bu kapsamda implant (iş ekme) ve porselen protez uygulamaları için de Türkiye deki laboratuarlar tercih edilmektedir. Özellikle diş tedavileri için Türkiye ye gelen yabancılar, kaliteli sağlık hizmetini çok daha ucuza almaktadırlar. Birçok ülke, dişle ilgili tedavi malzemelerini de Türkiye den karşılamaktadır (<http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=175241&k=5>). Avrupa nın diş sağlığı pastasının büyüklüğü 20 milyar Euro dur ve sadece Macaristan bu pazardan 5 milyar Euro almaktadır. Türkiye, teknoloji ve hekimlerinin bilgi birikimi ile Macaristan a çok rahat rakip olabilecek konumdadır (Löle ve Özcan, 2006). Türkiye nin tercih edilmesindeki tek sebep Avrupa ülkelerinden daha ucuz olması değildir. Örneğin tüp bebek tedavisi için Türkiye yi seçenlerin gelme nedenlerinden biri, Türkiye de ilk denemede başarılı olma oranının Avrupa ülkelerinden daha yüksek olmasıdır. Ortadoğu ülkeleri ve Doğu Avrupa dan gelen yabancı hastalar ise tüp bebek tedavisinin yanı sıra kanser tedavisi için de Türkiye yi tercih etmektedir (Kurşun, 2007). Avrupa da sadece beş ülkede kullanılan cihazlardan biri, kanser araştırmaları ve tedavisi konusunda önemli ilerleme kaydeden Türkiye de bulunmaktadır. Böylece yurtdışından gelen yabancı hastalar, kendilerine sunulan dünya standartlarındaki hizmetler ile hiç sıra beklemeden hem tedavi olma hem de tatil yapma imkânı bulmaktadır (Kurşun, 2007). Medikal turizmde en çok gündeme gelen branşların başında estetik, göz ve diş cerrahisi gelmektedir. Ciddi sağlık problemleri olan Türk vatandaşlarının 278 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

301 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı hemen Amerika nın yolunu tutması hepimizin alışık olduğu bir durumdur. Ama artık ciddi sağlık problemleri olan Türklerle birlikte birçok yabancı hasta da tedavi için Türkiye yi tercih etmektedir. Bunların başında ise bağımsızlıklarını yeni kazanmış olan Doğu Avrupa ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkeleri gelmektedir (Kurşun, 2007). Örneğin kanser gibi insan sağlığı açısından çok tehlikeli olan bir hastalığın tedavisinde Türkiye nin tercih edilmesindeki sebeplerin başında söz konusu ülkelerin kanser tedavisi konusunda yeterli teknolojiye sahip olmaması gösterilmektedir. Türkiye de uygulanan kanser tedavileri, klasik tedavi yöntemleri olan kemoterapi ve radyoterapiden ibaret değildir. Amerika da çok yaygın olan cyber knife (uzay neşteri) teknolojisi Türkiye de de uygulanmaktadır. Avrupa da aralarında Türkiye nin de bulunduğu beş merkezde uygulanan cyber knife teknolojisi, tedavinin 10 gün içinde tamamlanmasına olanak sağlamaktadır (Kurşun, 2007). Medikal turizminin önem kazanmasıyla birlikte estetik operasyonlar için de Türkiye tercih edilen ülkeler arasına girmiştir. Türkiye özellikle kadınlar tarafından göğüs, karın ve burun ameliyatları için oldukça yoğun talep almaktadır. Estetik ameliyatlarda Türkiye de fiyatların Avrupa nın neredeyse yarısı düzeyinde olması medikal turizminin canlanmasında etkili olmaktadır (Löle ve Özcan, 2006). Avrupalılar kadar Araplar da ülkemizi estetik operasyonlar için tercih etmeye başlamıştır. Milli gelir bakımından zengin olan Körfez ülkeleri vatandaşları Türkiye de çok rahat tedavi görmektedirler. Örneğin, Avrupa da bir burun ameliyatı 15 bin Euro ya yapılırken, bu rakam Türkiye de 2 bin 500 Euro ya kadar düşmektedir. Son dönemde özellikle Arap ülkelerinde şişmanlık büyük problem haline gelmiş olup, yapılan operasyonlarla ideal kilosuna kavuşanların Türkiye de birkaç hafta geçirdikten sonra ülkelerine dönmeyi tercih ettikleri görülmektedir. Türkiye de birçok hastane, bünyesinde bu konuyla ilgili bölümler oluşturmuştur. Ayrıca özel hastaneler dışında, çeşitli şirketler veya girişimciler de sağlık turizminde faaliyette bulunmaya başlamıştır. Erkekler de, estetik operasyon sebebiyle medikal turizm faaliyetlerine katılım göstermektedir. Erkeklerin estetik merkezlerine gelme nedeni özellikle saç ekilmesidir (Yıldıral, 2006: 8). Tüm bunlarla birlikte Türkiye nin diğer tercih edilme nedenlerini aşağıdaki gibi sıralanabilir (<http://www.icep.org.tr/ english/medical.asp>): Yüksek kalitede hizmet verilen tesisleriyle modern, sıhhî hastanelerin olması ve ISO 9001 belgesine sahip olunması, Nitelikli, yabancı dil bilen doktorların bulunması, En son teknoloji tıbbi malzeme ve tekniklerin kullanılması, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

302 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Amerikan modelinin temel alınmasıyla oluşturulmuş tıbbi sistemlerin olması, Kaliteli hizmete ve personele sahip olunması, Seyahatlerin çok pahalı olmaması ve mesafenin uzun olmaması, Döviz kurlarının uygun olması, satın alınabilir uygun fiyatlar ile yüksek kalitede hizmet alınabilmesini sağlaması, Türkiye nin medikal turizmindeki bir diğer avantajı ise çok sayıda termal kaynağa sahip olmasıdır. Beş yıldızlı otellerin çoğunda bulunan SPA merkezleri ve termal tesisler de yabancıların Türkiye yi tercih etmesini sağlayan önemli sebepler arasında yer almaktadır (Kurşun, 2007) Medikal Turizmde Türkiye nin Rakipleri Hastaların kendi ceplerinden ödeyerek yaptırdıkları ameliyatlar; göz, estetik, bazı diş operasyonları, saç ekimi vb şeyler, Türkiye için ilk planda en önemli pazarlardır. Bu konuda Türkiye nin çok fazla sayıda rakibi olduğu unutulmamalıdır. Bunlardan Fransa, Belçika, Norveç, Bulgaristan, Letonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovakya, Malta ve Güney Kıbrıs en önemlileridir. Özellikle Belçika İngiltere ye yakınlığı, bir hastane ve doktor merkezi olması sebebiyle birçok hastayı çekmektedir. Sonuçta Belçika nın pazarlanabilirliği ile Türkiye nin pazarlanabilirliği imaj açısından karşılaştırıldığında Türkiye nin daha geri planda kaldığı söylenebilir (Özsoy, 2007). Yukarıdaki ülkelerin yanı sıra doğu ve uzak doğu ülkelerinden de Türkiye ye rakip olan ülkeler bulunmaktadır. Hindistan, Malezya, Singapur ve Tayland bu ülkelerin başında gelmektedir. Hindistan, Malezya ve Singapur gibi ülkeler 1990 lardan beri bu endüstri içerisindeki kârlı programlarını sürdürmektedirler. Yılda 350,000 den fazla yabancı hasta kabul eden Bangkok Bumrungrand hastanesi, Tayland daki ilk hastanelerden biridir. Hindistan daki Apollo Hastaneler Grubu, Hindistan daki en büyük hastaneler grubu olup dünyada 3. sırada yer almaktadır ve ülkenin sağlık turizmi programlarına da önderlik etmektedir. Filipin sağlık departmanına göre bu ülkeler 2005 de 600 milyon $ kazanmıştır (G. Garcia, M. Besinga, 2006: 42). Medikal turizm alanında ilerleyen ve 2012 yılı için 1. 2 milyar pound gelir hedefleyen Hindistan gibi ülkeler dışında Türkiye nin önemli rakipleri arasında Bulgaristan gösterilmektedir. Tedavi masrafları Türkiye deki kadar ucuz olan Bulgaristan ın avantajı ise artık Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasıdır (Kurşun, 2007; Özsoy, 2007). 280 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

303 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 5. MEDİKAL TURİZM FAALİYETLERİNE YÖNELİK BİR ARAŞ- TIRMA; İSTANBUL VE ANKARA ÖZEL HASTANELER ÖRNEĞİ 5.1. Araştırmanın Amacı Bu araştırmanın genel amacı, son yıllarda oldukça önem kazanan medikal turizmin Türkiye deki uygulamalarını incelemek ve bu alanda hizmet veren özel hastanelerin medikal turizme katkısını ve uygulama biçimlerini analiz ederek Türkiye deki mevcut durumu ortaya çıkarmak ve bu doğrultuda yapıcı önerilerde bulunmaktır. Araştırmanın genel amacına yönelik alt amaçları şunlardır; 1) Medikal turizmin önemini ortaya koyarak kamu ve özel sektörün dikkatini çekmek. 2) Bu alandaki literatüre katkıda bulunmak ve araştırmacılara kaynak teşkil etmek Araştırmanın Önemi Daha öncede ifade edilmeye çalışıldığı gibi, medikal turizm Türk turizminin son dönemlerdeki en popüler konularından birisidir. Dünya kalitesinde hizmet veren hastanelere ve doktorlara sahip olan Türkiye nin medikal turizminden aldığı pay yok denecek kadar azdır. Türkiye, hastalara güneşli sıcak bir iklimde iyileşme ve her bütçeye uygun fiyatlarla tedavi, konaklama ve tatil yapma fırsatı sunmaktadır. Türkiye, her yıl ortalama hastaya hizmet sunmaktadır (Kurşun, 2007). Dünyanın pek çok ülkesinde yapılan araştırmalar medikal turizmin önemini ortaya koymuş ve bunu dikkate alan ülkeler medikal turizm faaliyetlerinde oldukça gelişerek paylarını arttırmıştır. Türkiye de konu hakkında yapılan bilimsel çalışmalar oldukça azdır. Bu doğrultuda konunun önemine yeterince dikkat çekilmediği düşünülmektedir. Bu çalışma Türkiye de özellikle son birkaç yıldır gelişmeye devam eden medikal turizm hakkında kamu ve özel sektör kuruluşlarının dikkatinin çekilmesi ve bu alandaki yatırımların artmasının nedenlerini ve gerekliliğini ortaya koyarak Türkiye turizm sektörüne katkı sağlaması açısından oldukça önem arz etmektedir Evren ve Örneklem Araştırmanın evreni Ankara ve İstanbul da faaliyet gösteren özel hastane yönetimleri olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınacak özel hastane sayısı ve hastanelere ait iletişim bilgileri TC. Sağlık Bakanlığı ve bakanlığa bağlı İl Sağlık Müdürlüklerinden temin edilmiştir. Bu kapsamda 2008 yılı verilerine göre Ankara da Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

304 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 23 ve İstanbul da 144 olmak üzere toplam 167 özel hastane bulunmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda öncelikle mail ve telefon yardımıyla anket uygulaması başlatılmış ancak hiçbir şekilde geri dönüşüm alınamamış ve yüz yüze görüşülerek anket uygulaması yapılmaya karar verilmiştir. İstanbul da ki özel hastanelerin yoğun olduğu merkezlerden başlayarak tüm özel hastanelere ulaşılmaya çalışılmış ve neticede 102 özel hastane yöneticisiyle görüşülmüştür. Ankara da ise 18 yöneticiyle görüşülmüştür. Anket uygulaması toplamda 120 katılımcıyla tamamlanmıştır. İncelenen anketlerden 3 tanesi yanlış doldurma, eksik bilgi verme gibi nedenlerden dolayı iptal edilmiş ve araştırma 117 anketle tamamlanmıştır. Krejcie ve Morgan (1970), değerlendirmelerin oranlara göre yapılacağı araştırmalarda evren hacminin büyüklüğüne karşılık örneklem büyüklüğünün ne kadar alınması gerektiğine ilişkin genel bir tablo önermişlerdir. Söz konusu tabloda, 0,05 anlamlılık düzeyi ve ±0,05hata oranında, evren hacminin 160 olması halinde örneklem büyüklüğü 113 olarak, 170 olması halinde ise 118 olarak hesaplanmıştır (Ural ve Kılıç, 2006; 48-49). Aynı şekilde internet üzerinden Creative Research System in araştırmacıların hizmetine sunduğu (http://www.surveysystem.com/sscalc.htm) örneklem büyüklüğü hesaplamasına da başvurulmuş %95 güven düzeyi (0,05 anlamlılık düzeyine gelen güven düzeyidir. Güven düzeyi 1-α şeklinde ifade edilebilir. 1-0,05=0,95=%95) için 167 olarak girilen evren hacmine karşılık örneklem büyüklüğü 117 olarak hesaplanmıştır Veri Toplama Tekniği Araştırmanın literatür bölümü, önceden hazırlanmış tez, kitap, bilimsel makale, haber, röportaj, söyleşi gibi kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak anket, telefonla mülakat ve yüz yüze görüşme teknikleri tercih edilmiştir. Söz konusu anket, konuyla ilgili literatür taraması, ilgililerin ve konu ile ilgili uzmanların görüşleri alınarak araştırma amacına uygun olarak belirlenen toplam 17 sorudan oluşturulmuştur. Anket sorularının hazırlanmasında Pınar Yalçın ın 2006 yılında hazırladığı yüksek lisans tezine ait anket temel alınmış, gerek duyulmayan sorular çıkarılmış ve mevcut duruma, güncel bilgilere ve bu araştırmanın amacına uygun sorular eklenerek anket geliştirilmiştir. Anket formunda öncelikle medikal turizm hakkında kısa bir bilgi verilmiştir. Anketin ilk 5 sorusu hastane hakkında kısa bilgiler içermektedir sorular ise hastane hakkında detaylı bilgiler ile medikal turizm faaliyetlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde bilgi verici sorulardan oluşmaktadır. Anketin son sorusu ise konuyla ilgili düşünceleri almaya yönelik açık uçlu bir sorudur. 282 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

305 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 5.5. Verilerin Analizi Anketin birinci bölümü araştırmaya katılan hastaneler hakkında bilgi sahibi olmaya yönelik açık uçlu sorulardan oluşturulmuştur. İkinci bölümde katılımcıların medikal turizm faaliyetlerini ne derecede gerçekleştirdikleri, medikal turizm için yeterli alt ve üstyapı olanaklarına sahipliklerini ölçmeye yönelik sorulara yer verilmiştir. Katılımcılardan ikinci bölümde yer alan soruları Evet ve Hayır seçenekleri ile cevaplamaları istenmiştir. Veriler SPSS (Statical Packages for the Social Sciences ) programıyla analiz edilerek yorumlar yüzde (%) ve frekans (Sayı, n) alınarak tablolaştırılmıştır. Araştırmada amaç mevcut durumu irdelemek ve mevcut durumu ortaya çıkararak çözüm önerileri geliştirmektir. Buradan hareketle verilerin analizinde sadece aritmetik ortalama kullanılarak en çok tercih edilen seçenekten hiç tercih edilmeyen veya en az tercih edilen seçeneğe doğru sıralama yapılmıştır. Verilerin analizi aritmetik ortalamayla birlikte, maksimum ve minimum değerler ile birlikte standart sapma değerleri de verilerek tablolaştırılmış ve yorumlanmıştır. Elde edilen sonuçlar araştırmanın Bulgular ve Yorumlar bölümünde sunulmuştur Bulgular ve yorumlar Araştırma kapsamında İstanbul ve Ankara daki özel hastanelerde yapılan anketlerin değerlendirilmesi genel anlamda hastanelerin medikal turizm faaliyetlerindeki mevcut durumlarını, medikal turizm kapsamında gelen hastaların en çok hangi ülkeden, hangi dönemlerde, hangi hastalığın tedavisi için ve ne şekilde geldiklerini ortaya çıkarmaya yöneliktir. Bu kapsamda elde edilen verilerin analizi sonucunda ortaya çıkan bulgular, aşağıda tablolar halinde sunulmuştur. Araştırmaya katılan hastaneler hakkında bilgi sahibi olmak adına sorulan sorulara yönelik analizler Yüzde ve Frekans alınarak gerçekleştirilmiştir. Tablo 4: Araştırma kapsamındaki hastanelerin bulundukları illere yönelik bulgular Değerler Frekans Yüzde İstanbul 99 84,6 Ankara 18 15,4 Toplam ,00 Tablo 4 araştırma kapsamına alınan illere yönelik bulguları göstermektedir. Araştırma kapsamına alınan iller İstanbul ve Ankara olup toplam katılımcı sayısı 117 dir. Bu kapsamda katılımcıların % 84,62 sı (99 hastane) İstanbul da ve %15,4 ü (18 hastane) Ankara da faaliyet göstermektedir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

306 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 5: Hastanelerin Beşeri, Teknik ve fiziksel Özelliklerine Yönelik Bulgular Bulgular Değer F (117) % (100) Medikal turizm kapsamında tedavi olmak amacıyla hasta gelip Evet 18 15,4 gelmediğine yönelik bulgular Hayır 99 84,6 Hastanelerin, hastaların sorunlarıyla ilgilenmek amacıyla Evet ,9 oluşturulmuş bir birim veya görevli bir personel bulundurup bulundurmadıklarına yönelik bulgular Hayır 13 11,1 Hastanelerin medikal turizm faaliyetleri için yeterli sayıda ve eğitimli personele sahip olup olmadıklarına yönelik bulgular Hastanelerin medikal turizm faaliyetleri için yabancı dil bilen personele sahip olup olmadıklarına yönelik bulgular Hastanelerin medikal turizm faaliyetleri için dünya standartlarında (JCI, ISO) yeterli teknolojik donanıma sahipliğine yönelik bulgular Hastanelerin farklı dilleri konuşan hastalarla iletişim kurmak için anlaşmalı olduğu çevirmenlerin olup olmadığına yönelik bulgular Hastanelerin, hastalar için özel ulaşım imkânları (havaalanı/ terminalden hastaneye, hastaneden konakladıkları yere vs.) sahipliğine yönelik bulgular Hastanelerin sundukları medikal hizmetleri turistik faaliyetlerle birleştirip birleştirmediğine yönelik bulgular Hastanelerin Sunduğunuz medikal hizmetleri turistik bir paket tur dâhilinde mi gerçekleştiriyorsunuz? Sorusuna verdiği cevaplara yönelik bulgular Hastanelerin uluslararası standartlara uygun hizmet sunduğunu gösteren belge sahipliğine yönelik bulgular Hastanelerin medikal turizm kapsamında özel girişimlerde (toplantı, konferans, ilgili derneklere üyelik vs.) bulunup bulunmadığına yönelik bulgular Evet 25 21,4 Hayır 92 78,6 Evet 25 21,4 Hayır 92 78,6 Evet ,4 Hayır 3 2,6 Evet 16 13,7 Hayır ,3 Evet 12 10,3 Hayır ,7 Evet 8 6,8 Hayır ,2 Evet 8 6,8 Hayır ,2 Evet ,3 Hayır 9 7,7 Evet 18 15,4 Hayır 99 84,6 Tablo 5 te hastanelerin beşeri, teknik ve fiziksel özelliklerine yönelik bulgular yer almaktadır. Hastanelere medikal turizm faaliyetleri için hasta gelip gelmediğine yönelik bulgulara göre araştırma kapsamındaki hastanelerin % 15,4 üne medikal turizm kapsamında hasta gelmektedir. Hastanelerin %84,6 gibi önemli bir bölümüne bu kapsamda hasta gelmemektedir. Hastanelerin hastalarla ilgilenmek amacıyla oluşturulmuş bir birim veya görevli bir personel bulundurup bulundurmadıklarına yönelik bulgulara bakıldığında araştırma kapsamındaki hastanelerin % 88,9 unda hastalarla ilgilenmek amacıyla oluşturulmuş bir birim veya görevli personel bulunduğu % 11,1 inde ise böyle bir birim veya personel bulunmadığı görülmektedir. Araştırma kapsamındaki hastanelerin medikal turizm faaliyetleri için yeterli ve eğitimli personel sahipliklerine yönelik bulgularda hastanelerin %21,4 ü yeterli ve 284 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

307 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı eğitimli personele sahip olduklarını % 78,6 sı ise sahip olmadıklarını beyan etmiştir. Araştırma kapsamındaki hastanelerin yabancı dil bilen nitelikli işgücü sahipliğine bakıldığında % 21,4 ünde yabancı dil bilen nitelikli personel bulunduğu, %78,6 sında ise yabancı dil bilen nitelikli personelin bulunmadığı görülmektedir. Araştırmaya katılan hastanelerin medikal turizm faaliyetleri için dünya standartlarında yeterli teknolojik donanıma sahipliğine yönelik bulgularda hastanelerin % 97,4 ünün medikal turizm faaliyetleri için dünya standartlarında yeterli teknik donanıma sahip olduklarını, % 2,6 sının ise bu kapsamda yeterli olmadıklarını belirttiği görülmektedir. Araştırmaya katılan hastanelerin farklı dilleri konuşan hastalarla iletişim kurmak için anlaşmalı olduğu çevirmenlerin olup olmadığı sorulmuştur. Bu bağlamda anlaşmalı çevirmen bulunduran hastanelerin oranı %13,7 dir. Herhangi bir çevirmenle anlaşması olmayan hastane oranı ise % 86,3 tür. Bir diğer soruda hastanelerin medikal turizme yönelik hastalar için özel ulaşım imkânlarına sahipliği sorgulanmış olup %10,3 oranıyla Evet ve % 89,7 oranıyla hayır cevabı alınmıştır. Araştırmaya katılan hastanelerin sundukları medikal hizmetleri turistik faaliyetlerle birleştirip birleştirmediği sorulmuştur. Bu bağlamda araştırmaya katılan hastanelerin % 6,8 bu soruya Evet cevabını verirken %93,2 lik büyük bir oranı Hayır cevabını vermiştir. Hastanelerin sundukları medikal hizmetleri turistik bir paket tur dâhilinde mi gerçekleştirdiklerini gösteren bulgulara bakıldığında araştırmaya katılan hastanelerin %6,8 i sundukları medikal hizmetleri turistik bir paket tur dâhilinde gerçekleştirdiği, %93,2 gibi büyük bir kısmı medikal hizmetleri turistik bir paket tur dâhilinde gerçekleştirmediği görülmektedir. Bir diğer soruda araştırmaya katılan hastanelerin uluslar arası standartlara uygun hizmet sunduğunu gösteren JCI, ISO vb belgeye sahip olup olmadığı sorulmuştur. Buna göre hastanelerin % 92,3 lük büyük bir bölümünün akreditasyon belgesine sahip olduğu, % 7,7 lik bir bölümünün ise akreditasyon belgesine sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Son olarak araştırmaya katılan hastanelerin % 15,4 ünün medikal turizm kapsamında toplantı, konferans gibi özel girişimlerde bulunduğu, %84,6 sının ise bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

308 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 6. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Araştırma sonuçlarının çoğunlukla literatür (Yalçın, Genç, Kurşun, Akbaş, Kiremit, 2008) ile paralel olduğu görülmektedir. Sonuçlar incelendiğinde; medikal turizm kapsamında gelen yabancı hastaların Türkiye yi tercih etmesinin en önemli nedenlerinin başında fiyatların uygun olması ve sağlık hizmetlerinin kalitesi gelmektedir. Bunlara ek olarak bazı hizmetlerin kendi ülkelerinde sigorta kapsamında olmaması ve kendi ülkelerindeki uzun bekleme listeleri medikal hastaların Türkiye yi tercih etmelerinde önemli etkenler olduğu görülmektedir. Türkiye de sunulan sağlık hizmetlerinin kaliteli olması, maliyetlerin diğer ülkelere kıyasla düşük olması, iklim koşullarının uygunluğu, tatil fırsatlarının çokluğu, kısa bekleme süreleri, uzman hastane ve yeterli teknolojik donanım sahipliği gibi etkenler göz önünde bulundurularak plan ve stratejilerin belirlenmesi gerekmektedir. Uygulanabilir planların ve stratejilerin Türkiye nin mevcut medikal turizm faaliyetlerini arttıracağı ve medikal turizmde rakip ülkelerin önüne geçmesine yardımcı olacağı düşünülmektedir. Türkiye nin medikal turizm kapsamında gelen hastalara sunulan hizmetlerde karşılaştıkları sorunların başında tanıtım eksikliği ve Türkiye nin sahip olduğu olumsuz imaj ve finansman sorununun geldiği görülmektedir. Sağlık insanın sahip olduğu en değerli varlığıdır ve dolayısıyla tedavi olmak için seçilen ülke ve hastanenin güvenilir olması oldukça önemlidir. Bu bağlamda Türkiye nin sahip olduğu olumsuz imajın düzeltilmesine yönelik çalışmalar Türkiye nin medikal turizm kapsamında daha çok tercih edilmesini sağlayacaktır. Bununla birlikte kurumsal olarak yapılan tanıtım faaliyetlerinin etkisinin sınırlı olduğu ve daha az kitleye ulaşılabildiği düşüncesiyle Türkiye nin turistik reklam ve tanıtım faaliyetlerinde medikal turizme yönelik tanıtımların arttırılmasının mevcut medikal turizm hareketlerinin ve medikal turizmden elde edilen gelirin de artmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Türkiye de medikal turizmin yeri, önemi ve gelişimi yurt içi ve yurtdışında tüm ilgililerin dikkatini çekecek şekilde anlatılmalıdır. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Özel sektör işbirliği içerisinde yazılı ve görsel basında reklam ve tutundurma faaliyetlerini gerçekleştirebilir, medikal turizm ile ilgili kongre, fuar ve konferanslara katılım arttırılabilir ve Türkiye nin sahip olduğu olanakları ön plana çıkarmaya yönelik fuarlar düzenlenebilir. Medikal turizm hareketlerinin mevcut turizm hareketlerinde olduğu gibi turizm temsilcileri, turizm yatırımcıları ve turistik hizmet sağlayıcılarla birlikte 286 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

309 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı değil bunların dışında gelişen bir hareket olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle medikal turizm kapsamında yapılacak tüm faaliyetlerin turizm temsilci ve yatırımcılarıyla birlikte asıl medikal hizmet sağlayıcısı olan hastaneler ve sağlık bakanlığı ile eşgüdümlü olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Medikal turizmde pazar payının arttırılması için öncelikle hedef pazar seçiminin yapılması ve hedef pazara yönelik pazarlama karmasının belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikle komşu ülkeler ve Türkiye açısından kolay pazarların tercih edilmesi yapılan çalışmaların verimliliğini arttırabilir. Bu kapsamda öncelikle Türki Cumhuriyetler, Suriye, Irak, İran gibi komşu ülkeler başta olmak üzere özellikle Türk vatandaşların yoğun olarak yaşadığı Almanya, Hollanda, Belçika gibi Avrupa ülkeleri tercih edilebilir. Hedef pazar seçimiyle birlikte medikal hizmetlerin hangisinde ön planda olunacağının da tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu bağlamda Türkiye, kalp hastalıkları, göz hastalıkları, diş hastalıkları, estetik operasyon ve tüp bebek tedavisi gibi hangi sağlık hizmetinde daha ön planda olabilir, hangisinde daha başarılıdır ve hangisinde yeterli alt ve üst yapı olanakları mevcuttur gibi soruların iyi analiz edilmesi ve planlı bir şekilde hedef pazara yönelmek gerekmektedir. Medikal turizm kapsamında gelen hastalara yönelik paket turların hazırlanması Türkiye nin medikal turizm konusunda cazibesini arttıracak önemli bir faaliyet olacaktır. Bu paket turlarda öncelikle tedavi başta olmak üzere ulaşım, konaklama, turistik gezi, dil probleminin aşılması için konusunda uzman personel desteği gibi unsurların uzmanlarla birlikte dikkatlice planlanması ve ilgili pazarda tanıtımının eksiksiz yapılması gerekmektedir. Diğer turizm türlerinde olduğu gibi hazırlanan bu paket turlara yönelik ücretsiz tanıtım turlarının, indirimli turların düzenlenmesinin tanıtım açısından oldukça faydalı olacağı düşünülmektedir. Medikal turizm hizmetleri sunacak hastanelere yönelik standartların belirlenmesi gerekmektedir. Dünyada bu standartları JCI (Joint Commission International) ve ISO (Uluslar arası Standardizasyon Birliği) belirlemektedir. Türkiye de JCI ile akredite edilmiş hastane sayımız 30 a yaklaşmaktadır ve teknoloji, donanım ve tecrübeli insan kaynağı ile göz kamaştıran bir konumdadır (Aydın, 2009; 3) Bu kapsamda konuyla ilgili uzman birimler kurularak düzenli ve dikkatli denetimlerle standartlara uygun olmayan hastanelerin medikal turizm faaliyetlerini gerçekleştirmesi engellenmelidir. Çünkü sağlık riske atılmayacak bir değerdir ve riskli bir durumun gündeme gelmesi medikal turizm hareketlerine önemli boyutlarda zarar verebilir. Bu konuda uluslar arası standardizasyon sağlayan Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

310 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi akreditasyon belgelerine sahip olunmasının hastanelerin güvenilirliğini arttıracağı düşünülmektedir. Sağlık hizmetlerinde sonuçlar uzun vadede alınmaktır. Tedavi sürecinin, iyileşme ve kontrol süreci ile birlikte kalıcı ve devamlı olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla sadece günübirlik müşteri memnuniyetinin sağlanmasının yeterli olmadığı, bu kapsamda önemli bir kalite kontrol mekanizmasıyla faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin sağlanacağı düşünülmektedir. Sağlık hizmetlerinde ve medikal turizmde kalitenin arttırılmasında ve devamlılığın sağlanmasında uzman personel istihdamının önemli bir etken olduğu düşünülmektedir. Bu kapsamda yabancı dil bilgisi yeterli uzman doktor ve sağlık personeli istihdamı yapılmalı ve mevcut personele konuyla ilgili eğitim olanakları sunulmalıdır. Ayrıca hastanelerde yabancı uyruklu hastalara yönelik yabancı hasta bölümü ve halkla ilişkiler bölümlerinin kurulmasının ve buralarda, alanında tecrübeli ve yabancı dil bilgisi yeterli olan personel istihdamının sağlanmasının müşteri memnuniyetini arttıracağı düşünülmektedir. Medikal turizm kapsamında gelen hastalar tedavi olmalarının yanı sıra Türkiye nin oldukça zengin tatil imkânlarından da yararlanmak istemektedir. Buradan hareketle medikal turizm kapsamında hizmet verecek yatırımların teşvik edilerek hizmetlerin kolay birleştirilebilmesi için özellikle hastalara gezi, eğlence, dinlenme vb. imkânları sunan ve tatil yörelerine ulaşımın kolay olduğu yerlerde gerçekleştirilmelerinin, sigorta şirketlerinin, otellerin, tur operatörlerinin, acenta ve hastanelerin entegrasyonunun sağlanarak tarafların haklarının korunmasına yönelik yaptırımların belirlenmesinin medikal turizm faaliyetlerinin gelişimini olumlu etkileyeceği düşünülmektedir. Yurt dışında faaliyet gösteren büyük ölçekli şirketlerle anlaşmalar yapılarak işverenlerin çalışanlarına Türkiye de tedavi alternatifleri sunması sağlanabilir. Bu durumun işverenlerin tasarruf etmesini sağlamakla birlikte Türkiye nin medikal turizm hareketlerine ivme kazandıracağı düşünülmektedir. Sonuç olarak Türkiye de medikal turizm hareketlerini hızlandırarak, elde edilen gelirlerin arttırılmasına yönelik yeterli altyapı ve üst yapı faaliyetleri ile sosyal ve kültürel imkanların bulunduğu, buna karşın Türkiye nin dünya medikal turizm pastasından yeteri kadar pay alamadığı söylenebilir. Bu durumun öncelikle eksik ve plansız reklam ve tanıtım faaliyetlerinden kaynaklandığı, bununla birlikte nitelikli personel sayısının az olması, ilgili birimlerdeki koordinasyon sorunu gibi sebeplerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, özel sağlık sektörü ve özel turizm sektörü ile diğer ilgililerin 288 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

311 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı birlikte hareket ederek eşgüdümün sağlanması, nitelikli personel istihdamının gerçekleştirilmesi ve bununla birlikte reklam ve tutundurma faaliyetlerinin planlı bir şekilde yapılması gerekmektedir. Kısaca medikal turizm bir ülke politikası olarak görülmeli ve çalışmaların bu doğrultuda gerçekleştirilmektedir. KAYNAKÇA ALTINAY, Mehmet (1996). Alternatif Turizm. Türsab Dergisi, Sayı 151, Ağustos 1996, ss AKAT, Ömer (2008). Pazarlama Ağırlıklı Turizm İşletmeciliği. Ankara. Ekin Yayıncılık. AKBAŞ, Hayati (2008). Sağlık Turizminde Türkiye nin Yeri ve Önemi. Sağlık Turizmi Bülteni, Ocak - şubat 2008, yıl:1, sayı:1 AKŞİT, Selahattin (2007) Doğal Ortam Duyarlılığı Açısından Sürdürülebilir Turizm (2008, Şubat 5). AMA (The American Medical Association) (2007).Report B: Medical Travel Outside the U.S., OMSS Governing Council Report. June (2008, Şubat). ARIKAN, Rauf (2004).Araştırma Teknikleri ve Rapor Hazırlama, 4. Baskı. Ankara. Asil Yayın Dağıtım. AYCI, Ali. (2004).Türk Turizm Pazarının Geliştirilmesinde İkinci Konut ve Ev Pansiyonculuğundan Yararlanılması Yollarının Araştırılması. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı. Ankara, AYDIN, Dursun. (2009).Türkiye de Medikal Turizmin Geleceği. Sağlık Turizmi Bülteni, Ocak-Şubat 2009, Yıl: 2, Sayı 7, Ss: 3. BURKETT, Levi (2007).Medical Tourism, Concerns, Benefıts, And The Amerıcan Legal Perspectıve. Journal of Legal Medicine, Volume, 28:2, , Taylor&Francis Group. CHACKO, Pheba (2007). Medical Tourism in India: Issues and Challenges. MBA Review, ICFAI University Pres, Vol 4, Issue No 12 pp: ; Icfai Busıness School (IBS),Ahmedabad (http:// :8080/dspace/ bitstream/ /113/1/medical+tourism-pheba+chacko.pdf) (Aralık, 2007). CONNEL, John, (2006).Medical tourism: Sea, Sun, Sand and Surgery. Tourism Management 27 (2006) Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

312 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi ÇAVUŞ, Şenol (1994).Termal Turizmi ve Sandıklı Termal Turizm Potansiyel. Türkiye, Kalkınma Bankası, Turizm Yıllığı, Haziran Ankara. Desen ofset. Çil, Burhan (2002).İstatistik. Gözden Geçirilmiş 3. Baskı. Ankara. Detay Yayıncılık. ÇONTU, Mehmet (2006). Alternatif Turizm Çeşitleri Ve Kızılcahamam Termal Turizmi Örneği. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm ve Otel İşletmeciliği Anabilim Dalı. Bolu. DEMİRGİL, Hakan (2008). SPSS Uygulamalı Çok Değişkenli İstatistik Teknikleri, Editör: Şeref Kalaycı, 3.Baskı. Ankara. Asil Yayın Dağıtım. DİNÇER, S. (1995). Doğu Karadeniz Yaylalar Bölgesinde Kültürel-Fiziki Çevre Etkileşimi ve Turizm İlişkileri Üzerinde Bir İnceleme. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi. DOĞAN, Cemal (2000). Ankara da Termal Turizm Potansiyeli. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Eğitimi Anabilim Dalı. Ankara. DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) (1985). V. Beş Yıllık Kalkınma Planı: DPT Yayın no:1974, Ankara (http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/plan5.pdf) DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) (1990). VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı: DPT Yayın no:2174, Ankara (http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/plan6.pdf) DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) (1996). VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı: DPT Müsteşarlığı, Ankara (http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/plan7.pdf) DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) (2000). Uzun Vadeli Strateji ve VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı: DPT Müsteşarlığı, Ankara (http://ekutup.dpt. gov.tr/plan/plan8.pdf) DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) (2007). Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı: ; Turizm Özel İhtisas Komisyanu Raporu. DPT, Ankara (http:// ekutup.dpt.gov.tr/turizm/oik679.pdf) ERDOĞAN, Nazmiye (2003). Kitle Turizmi, Alternatif Turizm Ve Ekoturizmde Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Değerlendirme. Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Meslek Yüksek okulu. TURKONF/web/Erdogan.doc (Aralık, 2007) Farrugia, Joseph (2006). Tourism Opportunities (I), Medical Tourism What Prospects? The Tımes, Wednesday, May 31, Portals/22/Series%20of%20Articles%20-%20Health%20Tourism%20I.pdf (2007, Kasım). 290 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

313 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı FENNEL, David A. (1999). Ecotourism; an Introduction. published by Routledge, London FORGIONE Dana A. and C. SMITH, Pamela, (2006). Medical Tourism and Its Impact on the US Health Care System. J Health Care Finance 2006;34(1):27 35, Aspen Publishers, Inc. G. GARCIA Ma. Aurora and M. BESINGA, Camille Alessandra (2006). Challenges and Opportunities in the Philippine Medical Tourism Industry. The SGV Review, Volume 4, Number 1 June 2006, download.nsf/philippines/sgv_review_june_2006/$file/sgvreview_june2006.pdf (2007, Kasım) GARCIA-ALTES, Anna (2005). The Development of Health Tourism Services. Annals of Tourism Research, Vol. 32, No. 1, pp , GENÇ, Uğur (2007). Türkiye de Sağlık Turizmi. Çerçeve dergisi; Sağlıkta Sağlıklı Bir Dönüşüm Yıl: 15, Sayı: 43, Ss: Haziran 2007 (http://www. musiad.org.tr/yayinlarraporlar/detay.asp?yayinrapor=43&k=1) (2007, Aralık 20). GÖKSU, Yusuf Ziya, (2002). Mevsimselliğin Azaltılması ve Turizmin Çeşitlendirilmesi Termal Turizm (Sağlık Turizmi). TC Turizm Bakanlığı II. Turizm Şurası Bildirileri I.cilt, Nisan 2002, Ankara GÜNDÜZ, Sultan (2004). Ankara İli Kalecik İlçesinde Tarımsal Turizme Uygun Alanların Saptanması Ve Tarımsal Turizm Modelinin Oluşturulması Üzerine Bir Araştırma. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Peyzaj Mimarlığı Anabilim dalı. Ankara. KAHRAMAN, Nüzhet ve TÜRKAY, Oğuz (2006). Turizm ve Çevre, 2. Baskı. Ankara. Detay Yayıncılık. KİPER, Tuğba (2006). Safranbolu Yörük Köyü Peyzaj Potansiyelinin Kırsal Turizm Açısından Değerlendirilmesi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Peyzaj Mimarlığı Anabilim dalı. Ankara. KİREMİT, Aysun Şebnem (2008). Turizmin Gelişiminde Bir Alternatif Olarak Medikal Turizm: Bir Sağlık Kuruluşunda Araştırma. Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi. Gazi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Eğitimi Ana Bilim Dalı. Ankara. KOZAK, Nazmi. KOZAK, Meryem Akoğlan. KOZAK, Metin. (2001). Genel Turizm, 5. Basım. Ankara. Detay Yayıncılık. KOZAK, Nazmi. KOZAK, Meryem Akoğlan. KOZAK, Metin (2006). Genel Turizm; İlkeler Kavramlar, 6. Basım. Ankara. Detay Yayıncılık. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

314 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi KOZAK, Nazmi (1992). Türkiye de Termal Turizmi Sempozyumu. Anatolia Turizm, Çevre ve Kültür Dergisi, Yıl:3, Sayı: 33-34, Eylül-Ekim KURŞUN, Bahar (2007). Türkiye, Yabancı Hastaların Şifa Merkezi Oldu LÖLE, Aylin Ve ÖZCAN, Ayla (2006). Şimdi de Tıp Turizmi. Vatan Gazetesi, ,http://www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=haberdetay&tarih= &Newsid=72630&Categoryid=2 MAÇ, Nazlı (2006). Alternatif Turizm Potansiyeli ve Konya. Konya Ticaret Odası Etüd-Araştırma Servisi, , sayı: Konya MAINI, Anil K. (2009). Sağlık Turizminin Geleceği. Sağlık Turizmi Bülteni, Ocak-Şubat 2009, Yıl: 2, Sayı 7, Ss: 22. MUGOMBA, Chipo and CABALLERO-DANELL, Sara (2007). Medical Tourism, and its Entrepreneurial Opportunities - A Conceptual Framework for Entry into the Industry. Tourism and Hospitality Management Master Thesis No. 2006:9, January 2007, School of Business, Economics and Law, Göteborg University (https://gupea.ub.gu.se/dspace/bitstream/2077/4671/1/2006_91.pdf) (2008, Ocak ). ORUÇ, Onur (2004). Bir Alternatif Turizm Türü Olan Doğa-Atlı Spor Turizminin Kastamonu Örneği Üzerinde İrdelenmesi. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Anabilim Dalı, İstanbul. ÖNDER, Serpil ve POLAT, Ahmet Ertuğrul (2004). Konya İli Karapınar İlçesi nin Ekoturizm Yönünden Görsel Kalite Değerlendirmesi ve Swot Analizi. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 18 (33): (2004) ÖZGÜÇ, Nazmiye (1998). Turizm Coğrafyası Özellikler Bölgeler. Çantay Kitabevi. İstanbul ÖZSOY, Eda (2007). Türk Girişimci İngiliz Pazarından Nasıl Pay Alır? Turizmde Bu Sabah, aspx?newsid=5522 ÖZTÜRK, Yüksel ve YAZICIOĞLU, İrfan (2002). Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Alternatif Turizm Faaliyetleri Üzerine Teorik Bir Çalışma. Ticaret Ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi / Yıl: 2002, Sayı: 2, Ss: REINER, J. (1998). Tourism Development in Peripheral Regions of Post- Soviet States: A Case Study of Strategic Planning on Hiiumaa, Estonia. International Planning Studies, ABD. SARI, Cemali (2007). Antalya nın Alternatif Turizm Kaynakları ve 292 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

315 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Planlaması. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya (Beşeri ve İktisadi Coğrafya) Ana Bilim Dalı. Ankara. SAYILI, Murat. AKÇA, Hasan. DUMAN, Teoman. ESENGÜN Kemal. Psoriasis Treatment Via Doctor Fishes as Part of Health Tourism: A Case Study of Kangal Spring, Turkey. Tourism Management 28 (2007) TEH, Ivy and CHU, Calvin (2005). Special Report: Medical Tourism Supplementing Growth with Medical Tourism by of Synovate Business Consulting. APBN, Vol: 9, No: 8, pp: (http://www.synovate.com/bc/pdf/ Supplementing%20Growth%20with%20Medical%20Tourism.pdf) (2007, Kasım 28) TENGİLİMOĞLU, Dilaver. SEVİN, H. Dilek. Ve AK, Bilal (2001). Türkiye de Sağlık Turizmi ve Termal Turizmin Geliştirilmesi, IV. Ulusal Sağlık ve Hastane Yönetimi Sempozyumu, Eylül, İstanbul. TUNÇ, Azize ve SAÇ, Firuzan (1998). Genel Turizm. Ankara. Detay Yayıncılık. Turizm Bakanlığı (1993). Sağlık Turizmi ve Turizm Sağlığı. T.B. Yatırımlar Genel Müdürlüğü, Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı, Yayın No:1993-8, 1993, Ankara UÇKUN, Gazi ve TÜRKAY, Oğuz. Alternatif Turizm Türlerinin Sürdürülebilirliği. TURKAY.doc ULUCAK, Emir M. (2000). Turizmin Turistik Yörelerdeki Sosyo-Kültürel Yaşama Etkileri ve Fethiye Yöresinde Bir Uygulama. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği Eğitimi Anabilim Dalı. Ankara. URAL, Ayhan ve KILIÇ, İbrahim (2006). Bilimsel Araştırma süreci ve SPSS ile Analizi; SPSS for Windows. Ankara. Detay Yayıncılık. UYGUR, Selma M. Ve BAYKAN, Eda (2007). Kültür Turizmi ve Turizmin Kültürel Varlıklar Üzerindeki Etkileri. Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi Yıl: 2007 Sayı: 2 YALÇIN, Pınar (2006). Türkiye de Sağlık Turizminde Altyapı Oluşturulma Gereği ve Sağlık Kurumlarına Yönelik Bir Araştırma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İşletme Anabilim Dalı, Hastane İşletmeciliği Bilim Dalı. Ankara YILDIRAL, Zeliş (2006). Hem Tedavi Ol Hem Tatil Yap. Zaman Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

316 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Gazetesi, Cumartesi eki, sayı: 31, ss:8, 1 Temmuz 2006, cumaertesi.zaman.com.tr/ images/2006/07/01/cumaertesi.pdf YILDIZ, Sevcan (2006). Termal Turizm. Standart Ekonomik ve Teknik Dergi, Turizm Sektörü, Y/45, N/533, Mayıs 2006, ss:58-62 İnternet Kaynakları (Tüm kaynaklar tarihinde ve saatleri arasında güncellenmiştir.) CCB08F9873A8E009DA42 CA1048A C3824B6070A CA1048A1834D877060DCDB2BBCA 39FD5B60AFA136DF7714D CD9A18CEAEB245F029F97056F0 CA1048A F3B0746F34B tourism.com/200309/lookin01.shtml htm 294 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

317 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Medical%20Tourism%20Presentation%20-%20Consumer.pdf asp?id=335&sayi=33&kategori=13 Accreditation/What_Does_Accreditation_Mean?/ Accreditation/Accrediting_Bodies/ Accreditation/Receiving_Accreditation/ Accreditation/International_Organization_for_Standardization/ &id=28&itemid=71 Vacation/ Vacation/Research_Facilities/ Vacation/Research_the_Country/ Vacation/Contact_Medical_Facilities/ Vacation/Research_Insurance/ Vacation/Travel_Requirements/ Vacation/Book_Your_Ticket/ Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

318 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Vacation/Book_Your_Hotel/ Vacation/Plan_Your_Itinerary pps 296 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

319 OTEL ATMOSFERININ TURISTLERIN BEKLENTI VE ALGILAMALARI ÜZERINDEKI ETKISİ: BOZCAADA DA BİR UYGULAMA Murat AKSU 1 Düriye BOZOK 2 ÖZ Problem Durumu: Hizmet kalitesinin bir unsuru olarak atmosferin, turistlerin beklenti ve algılamaları üzerinde önemli rol oynadığı kabul edilmektedir. Turistlerin ilk algılamaları üzerinde etkili olan otel atmosferi, algılanan hizmet kalitesini, müşteri memnuniyetini ve müşteri sadakatini önemli şekilde etkileyebilmektedir. Bundan dolayı otellerdeki atmosferi etkileyen unsurların bilinmesi işletme sahipleri açısndan oldukça önemli olmaktadır. Araştırmanın Amacı: Bu araştırmanın amacı, otel atmosferinin turistlerin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkisini tespit etmeye yöneliktir. Yöntem: Çalışmada tanımlayıcı araştırma türü kullanılmıştır. Araştırma türüne uygun olarak ikincil verilerin bir taraması ve değerlendirmesi yapılmış ve bu sonuca göre bir anket oluşturulmuştur. Anket uygulaması Bozcaada da otellerde konaklayan turistlere uygulanmış olup, 350 kullanılabilir anket toplanmıştır. Verilerin analizinde demografik özelliklerin frekans analizleri, güvenirlik analizi (Cronbach Alpha) ve eşleştirilmiş çift örneklem t testi (Paired T-Test) uygulanmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Analiz sonucunda, genel atmosfer unsurlarının yerli turistlerin kaldıkları otellerdeki beklentilerini karşıladığı bulunmuştur. Atmosferin alt boyutlarında ise Genel Otel Dışı Değişkenler (GODD), Genel Otel İçi Değişkenler (GOİD) ve Otel Kayıt Yeri Değişkenlerinin (OKYD) beklentileri karşıladığı, diğer iki alt boyut olan Otel Çalışanları ile İlgili Değişkenler (OÇİİD) ve Otel İçi Yerleşim Değişkenlerinin (OİYD) beklentileri karşılamadığı saptanmıştır. Ayrıca, Eşleştirilmiş T- Testi sonuçlarına göre GODD ve OÇİİD boyutlarında bir fark bulunmuştur. Bu fark, GODD boyutunda beklentilerin üstünde OÇİİD boyutunda ise beklentilerin altında olmuştur. Öneriler: Rekabetin hızla arttığı otel işletmelerinde atmosfer, turistlerin beklenti ve algılamalarında çok önemli olmaktadır. Bu nedenle, atmosfer unsurlarının otel işletmesi sahipleri ve çalışanları tarafından dikkat edilmesi gereken önemli bir unsurdur. Çünkü beklentisi karşılanan turist, verilen hizmeti daha olumlu algılayacaktır. Dolayısıyla, bu olumlu algılama da müşteri memnuniyetine olumlu etki edecektir. Anahtar kelimeler: Otel, Atmosfer, Turist, Beklenti, Algı, Bozcaada 1 Öğr. Gör. Dr., Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Gökçeada Meslek Y.O., Bozcaada Yerleşkesi 2 Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Y.O. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

320 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi THE EFFECTS OF HOTEL ATMOSPHERE ON TOURİSTS EXPECTATİONS AND PERCEPTİONS: AN APPLİCATİON AT BOZCAADA ABSTRACT Problem Statement: The atmosphere, as an essential element of service quality, is considered to play an important role on the tourists expectations and perceptions. As the first effect on perceptions of tourists, the hotel atmosphere, significantly affects perceived service quality, customer satisfaction and customer loyalty. Therefore, it is of great importance to get knowledge of issues affecting atmosphere in hotels for business owners. Research Aims: In this study, it is intended to determine the the impacts of hotel atmosphere on the perceptions and expectations of tourists. Research Method: A descriptive method is followed. A screening and assessment of the secondary data, in accordance with the method used, are conducted and a survey is created based on that result. The surveys have been applied to tourists staying in hotels in Bozcaada and 350 adequate questionnaires were collected. A frequency analysis of the demographic characteristics, the reliability analysis (Cronbach s Alpha) and paired double-sample t test (Paired T-Test) were applied to research to reach data analysis. Findings and Results: As a result of the analysis, elements of the general atmosphere have met the expectations of domestic tourists staying in hotels. In the lower dimensions of atmosphere, General Variables Concerning Hotel Outside (GVCHO), General Variables Concerning Hotel Inside (GVCHI) and Variables Concerning Hotel Registration (VCHR) dimensions to meet the expectations, but the other two sub-dimensions Variables Concerning Hotel Inside Allocation (VCHIA) and Variables Concerning Hotel Employees (VCHE) were not met the expectations. In addition, the paired t-test according to the results found a difference in the subdimensions of GVCHO and VCHE. This difference was beyond the expected in subdimension GVCHO, below expected in sub-dimension of VCHE. Proposals: Atmosphere of the hotels in where the competition is increasing rapidly, plays an important role on the tourists expectations and perceptions. Therefore, the atmospheric elements of the hotel businesses are important factors that should be considered by the owners and employees. Tourists with the expectations that are met, will perceive the service more positive. So, it will be a positive impact on customer satisfaction in a positive manner. Key words: Hotel, Atmosphere, Tourist, Expectation, Perception, Bozcaada 298 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

321 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 1. GIRIŞ Turizm sektörü içinde yer alan konaklama işletmeleri önemli bir yer edinmektedir. Konaklama işletmeleri içinde özellikle otel işletmeleri oldukça önemlidir. Oteller, genellikle konaklama işletmelerin daha çok uzmanlaşmış bir türü olarak görülmektedir. Müşteri, oteli ilk gördüğü zaman, zihninde otomatik olarak otelin hizmeti kalitesi, ürün ve fiyatları hakkında çeşitli görüşler oluşmaktadır. Bu nedenle, otel atmosferi, imaj oluşturma çalışmalarında ürün ve hizmet boyutundan daha öncelikli olarak üzerinde durulması gereken bir konudur (Akaydın, 2007:18). Dolayısıyla otel işletmelerindeki atmosfer unsurları müşteriler üzerinde olumlu etki bırakılmasında oldukça önemli olmaktadır. Hizmet kalitesinin bir unsuru olarak atmosferin, turistlerin beklenti ve algılamaları üzerinde önemli rol oynadığı kabul edilmektedir. Otellerdeki atmosfer unsurların bilinmesi turistlerin beklenti ve algılamalarını anlamak açısından oldukça önemli olmaktadır. Buna göre atmosfer; Bir müşterinin belirli bir mekâna girdiği zamanki algılarını şekillendiren etkenler bütünü şeklinde tanımlanmaktadır (Kotler, 2000:527). Bu tanım dikkate alınarak otel işletmeleri için atmosfer; Otelin iç ve dış görünümü, düzenlenmesi ve çalışanları gibi müşterilerin otel hakkında izlenimlerini etkileyen unsurlar olarak tanımlanabilir. Atmosfer değişik isimler altında şu şekilde verilmiştir: Kotler (1973) atmosferik (Atmospherics), Baker (1987) fiziksel çevre (Physical environment), Bitner (1992) hizmet uzantıları (Servicescape), Arnold vd. (1996) ekonomik çevre, Turley ve Milliman (2000) pazarlama çevresi (Marketing Environment), Weinrach (2000) çevre psikoloji (environmental psychology), Mathwick vd. (2001) karşılıklı tiyatro (interactive theatre), Roy ve Tai (2003) mağaza çevresi (store environment), Cronin (2003) hizmet çevresi (service environment), Tom ve McColl-Kennedy (2003) sosyal hizmet uzantıları (Social servicescape) olarak kavramlaştırmışlardır (Harris ve Ezeh, 2008:391). İlgili alanyazın incelendiğinde, atmosfer konusunda yapılmış çok sayıda çalışmaya rastlanılmaktadır. Bu çalışmalar ağırlıklı olarak alışveriş merkezleri ve perakende mağazalar olmakla birlikte; barlara, restoranlara ve otellere yönelik çalışmalarda bulunmaktadır. Atmosfer ile ilgili çalışmalar incelendiğinde ağırlıklı olarak atmosferin müşteriler üzerinde etkili olduğu vurgulanmıştır (Joseph- Mathews, vd. 2009; Jang ve Nawkung 2009; Grayson ve McNeill, 2009; Bhardwaj, vd. 2008; Cockrill, vd. 2007; Countryman ve Jang, 2006; Bonnin, 2006; Michon, vd. 2005; Reimer ve Kuehn, 2005; Lin, 2004; Santos, 2002). Bunun yanında Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

322 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi atmosferin müşteri memnuniyeti (Lin, 2010; Heide ve Gronhaug, 2006; Sulek ve Hensley, 2004; Hoffman ve Turley, 2002; D Astous, 2000; Wakefield ve Blodgett, 1994) ve müşteri sadakati (Slatten, vd. 2009; Harris ve Ezeh, 2008; Kurt, 2008; Bilgiç, 2007; Yalçın, 2002; Schmidt ve Sapsford, 1995) yaratmada etkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, atmosferin çalışanları ve müşterileri etkilediği (Akkuş Kargın, 2009; O Mahong, vd. 2006; Oakes, 2000; Yalch ve Spangenberg, 2000; Sharma ve Stafford, 2000; Bitner, 1992) gibi müşterilerin satın alma davranışlarını etkilediği (Kachaganova, 2008; Akaydın, 2007; Ransley ve Ingram, 2001; Babin ve Attaway, 2000; Turley ve Milliman, 2000; Aubert-Gamet ve Cova 1999) belirtilmiştir. Bunun haricinde atmosfer oluşturmada çalışanların etkili olduğu (Heide ve Gronhaug, 2009); atmosfer unsurlarından kokunun müşteri memnuniyetini etkilediği (Morrin ve Ratneshwar, 2000) vurgulanmıştır. Atmosferin önemi otel yöneticilerinin dikkatini çekmiş ve bu konuda birçok çalışmalar yapılmasına neden olmuştur. Bundan dolayı, bu çalışmada otellerdeki atmosferin turistlerin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkisini vurgulamak için hazırlanmıştır. Ayrıca, alan araştırması sonuçlarına göre işletme sahiplerine, kamu yöneticilerine ve akademisyenlere gerekli önerilerde bulunulmuştur. 2. OTEL İŞLETMELERİNDEKİ ATMOSFER UNSURLARI Turizm işletmeleri, hizmetin tüketimi ve sonraki değerlendirmeleri dikkate alarak müşterinin ilgisini çekecek fiziksel ortamlar oluşturmaktadır. Hizmetlerin değerlendirmeleri fiziksel ortama ve somut bazı ipuçlarına göre yapılmaktadır. Örneğin, otel ve tatil köyü gibi konaklama işletmelerinin seçiminde fiziksel koşullar önemlidir. Otel işletmeleri bu özelliği göz önünde bulundurarak, fiziksel koşulları etkileyici hale getirerek kaliteli hizmetin adımını atmış olurlar. Otel işletmelerinde fiziksel koşullar denince ilk akla gelen dış görünüştür. Turist, otel binanın dışından başlayarak tesisin otoparkı, çevre düzeni, konumu, yerleşim planı, oturma ve bekleme salonları, kullanılan ekipmanın kalitesi, ısınması, havalandırması, ışık düzeni gibi unsurları hakkında değerlendirmeye başlar (Kaya, 2006:308). Çizelge 1 de Turley ve Milliman (2000:196), atmosfer değişkenleri 5 kategoriye ayrılmıştır. Bunlar; 300 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

323 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Çizelge 1. Atmosfer Değişkenleri Kaynak: Turley, L. W., ve Milliman, Ronald E. (2000). Atmospheric Effects on Shopping Behavior: A Review of the Experimental Evidence. Journal of Business Research, 49(2), çevresi vb. temizlik vb. Genel dış değişkenler; bina büyüklüğü, şekli, pencereleri, otoparkı ve İçerisiyle ilgili olanlar; ışıklandırma, müzik, renkler, resimler, sıcaklık ve Mekan düzeni ve tasarımla ilgili olanlar; malların gruplandırılması, trafik akışı, koridorların, boşlukların dağılımı, bekleme alanları, hareketsiz alanlar, departmanların ve kasaların yerleşimi vb. Satın alma noktası ile ilgili olanlar; işaretler, duvar dekorasyonları, kullanım kılavuzları, fiyat etiketleri, kartlar vb. İnsan faktörü ile ilgili değişkenler; kalabalık, çalışanların temizliği, kibarlığı ve yaklaşımı vb. değişkenler. Eğer hedef kitleye uygun ve etkili bir otel atmosferi yaratılmak isteniyorsa 5 boyutta toplanan bu unsurlar, ayrı ayrı ele alınmalı ve incelenmelidir. Aksi takdirde müşterilerin istediği bütünlük sağlanamayabilir. Çok iyi bir şekilde tasarlanmış bir otelde çalışanlar, eğer ortama uygun olmayan bir şekilde kaba davranıyorlar sergiliyor veya temizliğe dikkat etmiyorlarsa yaratılan atmosferin hiçbir anlamı kalmamaktadır(akaydın, 2007:24). Alanyazında atmosfer ile ilgili önemli çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalardan turizm ile ilgili olduğu düşünülenler ise şunlardır: Grayson ve McNeill (2009), barlardaki atmosfer ortamının olumlu davranışlar ve duygular yaratmadaki etkisini araştırmışlardır. Sonuç olarak, atmosferin barlara Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

324 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi gelen müşteriler üzerinde olumlu davranışlar ve duygular yaratmada etkili olduğu saptanmıştır. Jang ve Nawkung (2009), çalışmalarında atmosferik algılamalarının restoranlardaki etkisini araştırmıştır. Sonuç olarak, atmosferik algılamaların müşterilerin hizmet kalitesi algılamalarını ve davranış eğilimlerini olumlu yönde etkilediği vurgulanmıştır. Akkuş Kargın (2009), çalışmasında atmosferi fiziksel ve sosyal çevre olarak incelemiştir. Fiziksel çevreyi aydınlatma, renk, müzik, gürültü, koku ve tesis planı olarak ele alırken; sosyal çevreyi müşteriler ve çalışanlar olarak ele almıştır. Çalışma bulgularına göre atmosferik unsurlardan fiziksel ve sosyal çevrenin hem çalışanlar hem de müşteriler üzerinde olumlu etkiler yarattığı vurgulanmıştır. Harris ve Ezeh (2008), restoranlarda yaptıkları çalışmada sadakat niyetleri ile atmosfer arasında direk bir ilişki bulmuşlardır. Bunlar koku, temizlik, yerleşim düzeni, mobilyalar, personelin fiziksel özelliği müşterilerin sadakat niyetlerinde etkili olmuştur. Fakat müzik, güvenirlik ve yetenek etkileri diğerleri kadar etkili olmamıştır. Heide ve Gronhaug (2006), otel işletmelerinde ve restoranlarda yöneticilik yapan kişilere atmosferin önemini vurgulamak amacıyla bir araştırma yapmışlardır. Çalışma sonucunda atmosferin önemli olduğunu ve müşteri memnuniyeti üzerinde anahtar bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Countryman ve Jang (2006), otel lobilerindeki fiziksel çevre unsurlarından mobilyaların, ışığın, rengin, stilin atmosfer oluşturmadaki etkisini araştırmıştır. Bunlardan renk, ışık ve stilin atmosfer oluşturmada etkisi ortaya çıkmıştır. Bunlar içinde renk unsuru en önemli atmosfer etkeni olduğun vurgulanmıştır. Lin (2004), atmosfer unsurlarının restoranlarda ve hastanelerde müşteriler üzerindeki ilk etkiyi oluşturmada önemli bir rol oynadığını belirtmiştir. Çünkü müşterilerin çalışanlardan önce atmosfer unsurlarıyla karşılaştığı belirtilmiştir. Oakes (2000), çalışmasında özellikle müziğin tempo, tarz, ses, klasik, popüler veya caz olması müşterilerin yaş, cinsiyet ve sosyal sınıfına göre farklı davranışlar şeklinde ortaya çıktığını belirtmiştir. Ve bunun hizmet çevresindeki çalışanların ve müşterilerin davranışları üzerinde etkili olduğu vurgulanmıştır. Bitner (1992), çalışmasında atmosferin müşteriler ve çalışanlar üzerindeki etkisini araştırmıştır. Çalışma sonucuna göre atmosferin hem müşteriler hem de çalışanlar üzerinde etkili olduğu vurgulanmıştır. Atmosferin önemini vurgulayan çalışmalar olmakla birlikte atmosfer kavramının sınırlılıkları da bulunmaktadır (Harris ve Ezeh, 2008:391): 302 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

325 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı - Atmosferin davranışlar üzerindeki etkisi genel bir fikir birliği ile kabul edilmesine rağmen, kavram geliştirecek yeterli çalışma yapılmamıştır. - Az düzeyde çalışma olmasına rağmen hizmet sektöründe atmosferin rolü üzerinde ampirik çalışma, kavramı geliştirmeye yönelik çalışmadan daha azdır. - Çoğu çalışmada atmosferin sadece bir unsuruna odaklanarak satın alma davranışları üzerinde çalışılmıştır. Örneğin müzik, koku ve aydınlatma gibi. - Sonuç olarak atmosferin sadece bir unsur değil, birden fazla unsuru etkili olmaktadır. 3. ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ Araştırmanın amacı, otel atmosferinin turistlerin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkisinin tespit edilmesidir. Çalışma sonucunda ise bu etkiyi yaratan faktörlerle ilgili uygulanabilir önlem ve önerilerin tavsiye şeklinde ortaya konulmasıdır. Otelcilik endüstrisinde pazar doygunluğu ve giderek artan rekabet özellikle otel işletmeleri için atmosferin önemini daha da artırmıştır. Otel işletmelerinin kendilerini rakip işletmelerden farklılaştırma konusundaki çabaları, bu işletmelerin atmosfer oluşturmaya giderek daha fazla önem vermesinde etkili bir faktör olmuştur. Bu yüzden özellikle, hizmet sektöründe faaliyet gösteren ve müşteri ilişkilerinin oldukça önem taşıdığı otel işletmelerinde atmosfer konusu gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadır. 4. ARAŞTIRMANIN EVRENİ VE ÖRNEKLEMİ Çanakkale İline bağlı olan Bozcaada İlçesi Ege Denizi nin Kuzey-Doğusunda Çanakkale Boğazı nın 12 deniz mili güneyinde yer alan bir adadır. İlçenin ekonomisi genel olarak bağcılık, şarapçılık, balıkçılık ve turizme dayanmaktadır. İlçede ekonomik hayatın tarihi gelişimi incelendiğinde bağcılık, şarapçılık ve balıkçılık başlangıçtan beri sürekliliğini korumuştur. Son yıllarda turizm ise ilçe ekonomisinde sürükleyici bir rol oynamaya başlamıştır (Bozcaada Kaymakamlığı 15/08/2011). Bozcaada doğal güzellikleri ve coğrafi konumu itibariyle önemli bir turizm potansiyeline sahip Türkiye nin üçüncü büyük adasıdır. Bozcaada nın nüfusu 2010 sayımına göre 2354 olup, Türkiye nin köyü olmayan tek ilçesidir. Çizelge 2 de Bozcaada daki konaklama türleri incelendiğinde ağırlıklı olarak otel ve pansiyon işletmeleri dikkat geçici oranda yüksektir. Otel işletmelerindeki atmosfer diğer konaklama türlerine göre önemli farklılık göstermektedir. Dolayısıyla, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

326 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bozcaada daki otel işletmelerindeki atmosferin olumlu algılanması büyük önem arz etmektedir. Bundan dolayı, alan araştırmasında evren olarak Bozcaada daki otel işletmeleri seçilmiştir. Atmosferin, turistlerin beklenti ve algılamaları üzerindeki etkilerini belirleyebilmek amacıyla da bu otel işletmelerinde konaklayan yerli turistler araştırmanın örneklemi oluşturmaktadır. Çizelge 2. Bozcaada daki Konaklama İşletmelerinin Türlerine Göre Dağılımı BOZCAADA* Konaklama İşletmeleri Sayısı % Yatak Sayıları % Otel Pansiyon 85 66, Kamping Toplam *Kaynak: Bozcaada Belediye Başkanlığı, 15//10/ VERİ TOPLAMA ARAÇLARI VE TEKNİKLERİ Çalışmada tanımlayıcı araştırma türü kullanılmıştır. Araştırma türüne uygun olarak ikincil verilerin bir taraması ve değerlendirmesi yapılmış ve bu sonuca göre bir anket oluşturulmuştur. Çalışmada veri toplama amacıyla kullanılan anket, Cronin ve Taylor (1992) tarafında geliştirilmiş olan SERVPERF ölçeği, Turley ve Milliman (2000) makalesi, Yalçın (2002) doktora tezi ve Kurt (2008) in yüksek lisans tezi dikkate alınarak geliştirilmiştir. Anketin geliştirilme sürecinde 2010 Ağustos ayında bir ön test yapılmıştır. Ön testten sonra bazı değerlendirmelere gidilmiş ve bu değerlendirmelere göre anket, 2011 yaz sezonunda kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak tamamlanmıştır. Yaz sezonunun tercih edilmesi nedeni ise, Bozcaada ya gelen yerli turistlerin bu dönemde en üst seviyede olmasıdır. Toplam 500 anket Bozcaada daki seçilmiş otellere dağıtılmıştır. Geri dönen anket sayısı 380 olup, 30 anket değişik nedenlerden dolayı veri setinde çıkarılmıştır. Sonuç olarak toplam 350 ankete ulaşılmış ve bununda çalışma için yeterli olduğu kabul edilerek analiz işlemlerine geçilmiştir. Verilerin analizinde, çalışmaya katılan yerli turistlerin vermiş oldukları cevaplar doğrultusunda elde edilen veriler, sosyal bilimler için geliştirilmiş olan SPSS 13 istatistik paket programı ve Minitab 12 istatistiksel yazılım ile analiz edilmiştir. Araştırmada, demografik özelliklerin frekans analizleri, güvenirlik analizi (Cronbach Alpha), eşleştirilmiş çift örneklem t testi (Paired T-Test) kullanılmıştır. 304 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

327 6. BULGULAR VE YORUMLAR 6.1. Sosyo- Demografik Özellikler Çizelge 3 e göre ankete katılanların %52 si kadın, %48 si baylardan oluşmaktadır. Ankete katılanların yaş dağılımları incelendiğinde %37,1 inin yaş grubunda olduğu anlaşılmaktadır. Bunu %19,4 ile yaş grubu, %19,1 ile yaş grubu izlemektedir. Ankete katılanlar, mesleğine göre incelendiğinde ise, %36,6 ile serbest meslek sahiplerinin ilk sırada olduğu anlaşılmaktadır. Bunu sırasıyla %18,6 ile işçi, %16,3 ile memur, %10,3 ile emekli, %7,1 ile ev hanımı, %5,7 ile öğrenci, % 3,1 ile medya çalışanı ve son olarakta % 2,3 ile çevirmenler izlemektedir. Ankete katılanların eğitim düzeylerine bakıldığında %60,9 ile üniversite mezunu oldukları görülmektedir. Bunu %24,3 ile lise mezunları, %14 ile yüksek lisans ve doktora mezunları, %0,9 ilköğretim mezunları ortaya çıkmaktadır. Bu da Bozcaada ya gelenlerin üniversite ve üstü olarak incelendiğinde %74,9 ile her dört kişiden üçüne tekabül etmektedir. Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Çizelge 3: Katılımcıların Sosyo-Demografik Özellikleri Değişkenler n % Cinsiyet(350) Bay Bayan Toplam ,0 Yaş (350) 19 ve altı , , , ,0 60 ve üstü 29 8,3 Toplam ,0 Meslek (350) Serbest Meslek ,6 Ev hanımı 25 7,1 Memur 57 16,3 Öğrenci 20 5,7 Emekli 36 10,3 Medya çalışanı 11 3,1 İşçi 65 18,6 Çevirmen 8 2,3 Toplam ,0 Eğitim Durumu (350) İlköğretim 3 0,9 Lise 85 24,3 Üniversite ,9 Y. Lisans ve üstü 49 14,0 Toplam ,0 Bozcaada ya daha önce geldiniz mi? (350) Hayır ,4 Evet ,6 Toplam ,0 Evet ise kaçıncı gelişiniz? (177) İkinci geliş Üçüncü geliş 50 28,2 Dördüncü geliş 27 15,2 Beşinci geliş 6 3,3 Altı ve üstü geliş 48 27,3 Toplam ,0 Bozcaada ya gelme nedeniniz? (350) Dinlenme ve eğlenme ,1 İş seyahati 3 0,9 Tarihi ve kültürel 14 4,0 Sağlık amaçlı 1 0,3 Ada olması 27 7,7 Toplam ,0 Bozcaada ya gelmede ada olması etkili ise bu etki nedir? (27) Doğal iklim 16 59,3 Ada hissi 9 33,3 Ada rüzğarı 2 7,4 Toplam ,0 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

328 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çizelge 3 e göre ankete katılanların %50,6 sı daha önce Bozcaada ya geldiğini ifade etmişlerdir. Bu da daha önce Bozcaada ya gelen her iki kişiden birinin daha sonra tekrar geldiğini göstermektedir. Bozcaada ya daha önce geldiğini ifade eden 177 kişinin kaçıncı gelişleri olduğu incelediğinde ise ikinci gelişleri olduğunu ifade edenlerin oranı %26, üçüncü geliş diyenlerin oranı %28,4 ve dördüncü geliş diyenlerin %15,2 olduğu anlaşılmaktadır. Ankete katılanların Bozcaada ya gelme nedeni %87,1 ile dinlenme ve eğlenme amaçlıdır. Bunu %7,7 ile Ada olması, %4 ile tarihi ve kültürü, %0,9 ile iş amaçlı ve son olarak %0,3 ile sağlık amaçlı gelişler izlemektedir. Bozcaada ya gelmesinde Ada etkisi olduğunu ifade eden %7,7 lik kesiminin %59,3 ü doğal ikliminin önemli olduğunu belirtmişlerdir. Bunu %33,3 ile Ada hissi ve %7,4 ile Ada rüzgârı takip etmiştir Yerli Turistlerin Otel Atmosferine Yönelik Beklenti ve Algılama Düzeylerine Yönelik Bulgular Bozcaada daki otel işletmelerinde konaklayan yerli turistlerin, kaldıkları otellere göre atmosfer beklentisi ve algılamalarını belirlemeye yönelik yapılan araştırmada, turistlere iki ana bölümden oluşan bir anket sunulmuştur. İlk bölüm Likert ölçeği tarzında hazırlanmış olup beşli skala kullanılmıştır. Skalada 5 en olumlu durumu; 1 ise en olumsuz durumu yansıtmaktadır. Dolayısıyla, ölçeklere verilen yanıtların toplam puanının yüksek olması ilgili ölçek bölümüne olan olumlu algılamayı yansıtacaktır. Son bölümünde turistlerin özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan mevcuttur. Otel atmosferini belirlemeye yönelik ölçekte, turistlerin adaya gelmeden önceki beklentilerini belirlemeye yönelik ve aynı zamanda Ada otellerinde kaldıktan sonra ki beklentilerinin karşılanma düzeyini belirleyen karşılıklı iki ölçek yer almaktadır. Her iki ölçeğin güvenilirlikleri alt boyutlarda ve genel olarak bire bir karşılıklı araştırılmış ve ölçekler güvenilir bulunmuştur. Turistlerin beklentilerine yönelik ölçek bir bütün olarak ele alınmış ve güvenilirliği yüksek derecede güvenilir bulunmuştur. Böylelikle ölçeğin iç tutarlılığı sağlanmış olup güvenilirlik için hesaplanan Cronbach s Alpha istatistiği 0,932 olarak hesaplanmıştır. Turistlerin beklentilerini karşılama düzeyini belirlemeye yönelik ölçek bir bütün olarak güvenilirliği incelenmiş ve ölçek güvenilir bulunmuştur. İç tutarlılığın bir istatistiği olarak Cronbach s Alpha istatistiği bu boyutta 0,942 olarak hesaplanmıştır. Atmosfere yönelik beklentiler ve algılamalar alt ölçek boyutlarında da araştırılmış ve ölçekler güvenilir bulunmuştur. Sonuçlar çizelge 4 çizelge 8 de verilmiştir. 306 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

329 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Adaya gelen yerli turistlerin beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı Eşleştirilmiş çift örneklem t testi (Paired T-Test) ile araştırılmıştır. Eşleştirilmiş çift örneklem yapılmasının nedeni aynı turistlerin farklı zamanlarına yönelik iki ayrı ölçüm alınmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçlar çizelge 4 çizelge 8 de verilmiştir. Atmosfere yönelik ölçeğin hem bütün olarak hemde alt boyutlarda toplanabilirliği de araştırılmış ve ölçekler toplanabilir bulunmuştur. Yerli turistlerin otel atmosferini belirlemeye yönelik olarak ölçekte 5 boyut belirlenmiştir. Bu atmosfer boyutları, Genel Otel Dışı Değişkenler (GODD), Genel Otel İçi Değişkenler (GOİD), Otel İçi Yerleşim Değişkenleri (OİYD), Otel Kayıt Yeri Değişkenleri (OKYD) ve Otelde Çalışanlar İle İlgili Değişkenler (OÇİİD) olmak üzere 5 boyutta toplam 51 maddede toplanmıştır. Bunlardan birincisi olan Genel Otel Dışı Değişkenler çizelge 4 te gösterilmiştir. Buna göre ankete katılanların Genel Otel Dışı Değişkenler in beklenti düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,849 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Aynı şekilde ankete katılanların Genel Otel Dışı Değişkenler in algılama düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,743 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Beklentilerin genel ortalaması 3,6267 olup, beklentilerin karşılanma düzeyi 3,7771 olmuştur. GODD boyutunda beklentilerin karşılanması gerçekleşmiştir. Çizelge 4 te Genel Otel Dışı Değişkenler (GODD), Eşleştirilmiş T-Testi ile analizi yapılmıştır. Buna göre araştırmaya katılan yerli turistlerin beklentilerinin karşılanması yönünden Otelin dış tabela ve levhaları dikkat çekici olmalı, Otel binası yeterince yüksek olmalı, Otel diğer otellere yakın olmalı, Otelin dış cephesinde kullanılan renkler çekici olmalı ve Otelin dış duvarları özgün olmalı değişkenlerinin beklenti ve algılaması arasında bir fark bulunmuştur. Farklılık olan sorularda yerli turistlerin beklentilerinin üzerinde bir etkilenme olmuştur. GODD in diğer sorularında bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan yerli turistlerin GODD boyutunda bütün olarak beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. Buna göre Eşleştirilmiş çift örneklem t testi ile araştırılmış ve t=-4,92 ve P=0,000 olarak ortaya çıkmıştır. Yani, genel olarak GODD boyutunda beklentiler ile algılamalar arasında bir fark bulunmuştur. Bu fark, yerli turistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşmiştir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

330 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çizelge 4. Genel Otel Dışı Değişkenlerin Eşleştirilmiş T- Testi İle Analizi Çizelge 5 te ankete katılanların Genel Otel İçi Değişkenler in beklenti düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,847 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Aynı şekilde ankete katılanların Genel Otel İçi Değişkenler in algılanma düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,871 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Beklentilerin genel ortalaması 3,8122 olup, beklentilerin karşılanma düzeyi 3,8525 olmuştur. GOİD boyutunda beklentilerin karşılanması gerçekleşmiştir. Çizelge 5 te Genel Otel İçi Değişkenler (GOİD), Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi yapılmıştır. Buna göre araştırmaya katılan yerli turistlerin beklentilerinin karşılanması yönünden Otel, temiz olmalı, Otelin içinde etrafa hoş bir koku hakim olmalı ve Otelde mevsimine göre sıcaklık/soğukluk ayarlaması iyi bir şekilde yapılıyor olmalı değişkenlerinin beklenti ve algılaması arasındaki fark beklentilerin altında gerçekleşmiştir. Otelde müzik çalıyor olmalı, Otel içi dekorasyonda kullanılan renkler çekici olmalı, Otel içinde kullanılan yer döşemeleri ve halılar özgün olmalı, Otel içi duvarların kompozisyonu özgün olmalı ve Otel içi tavanların kompozisyonu özgün olmalı değişkenlerinin beklenti ve algılaması arasındaki fark ise beklentilerin üstünde olmuştur. GOİD in diğer sorularında istatistiki olarak bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan yerli turistlerin GOİD boyutunda bütün olarak beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. Buna göre Eşleştirilmiş çift örneklem t testi ile araştırılmış ve beklentiler ile algılamalar arasında fark bulunmamıştır (t= -1,30 ve P=0,192). 308 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

331 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Çizelge 5. Genel Otel İçi Değişkenlerin Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi Çizelge 6 da ankete katılanların Otel İçi Yerleşim Değişkenler inin beklenti düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,835 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Aynı şekilde ankete katılanların Otel İçi Yerleşim Değişkenler inin algılanma düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,875 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Beklentilerin genel ortalaması 4,0378 olup, beklentilerin karşılanma düzeyi 4,0276 olmuştur. OİYD boyutunda beklentilerin karşılanması gerçekleşmemiştir. Çizelge 6 da Otel İçi Yerleşim Değişkenleri (OİYD), Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi yapılmıştır. OİYD boyutunun tüm sorularında yerli turistlerin beklentilerin karşılanması yönünden istatistiki olarak beklenti ve algı düzeyi yönünden bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan yerli turistlerin OİYD boyutunda bütün olarak beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı eşleştirilmiş çift örneklem t testi ile araştırılmış ve beklentiler ile beklentilerin karşılanma düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (t=0,91; P=0,387). Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

332 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çizelge 6. Otel İçi Yerleşim Değişkenlerin Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi Çizelge 7 de ankete katılanların Otel Kayıt Yeri Değişkenler inin beklenti düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,896 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Aynı şekilde ankete katılanların Otel Kayıt Yeri Değişkenler in algılama düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,893 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Beklentilerin genel ortalaması 3,6082 olup, beklentilerin karşılanma düzeyi 3,6468 olmuştur. OKYD boyutunda beklentilerin karşılanması gerçekleşmiştir. Çizelge 7 de Otel Kayıt Yeri Değişkenler (OKYD), Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi yapılmıştır. Buna göre araştırmaya katılan yerli turistlerin beklentilerinin karşılanması yönünden Kayıt yerinde satışa sunulan ürünlerin kullanım kılavuzları açıklayıcı olmalı değişkenin beklenti ve algılaması arasında bir fark bulunmuştur. Farklılık olan soruda yerli turistlerin beklentilerinin üzerinde gerçekleşmiştir. OKYD in diğer sorularında istatistiki olarak bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan yerli turistlerin OKYD boyutunun beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı eşleştirilmiş çift örneklem t testi ile araştırılmıştır. Buna göre Eşleştirilmiş çift örneklem t testi sonucunda beklentiler ile algılamalar arasında bir fark bulunmamıştır (t=-1,079; P=,281). 310 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

333 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Çizelge 7. Otel Kayıt Yeri Değişkenlerinin Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi Çizelge 8 de ankete katılanların Otel Çalışanları ile İlgili Değişkenler inin beklenti düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,901 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Aynı şekilde ankete katılanların Otel Çalışanları ile İlgili Değişkenler in algılama düzeyini belirlemeye yönelik ölçeğin güvenirlik oranı 0,913 çıkmış ve ölçek güvenilir bulunmuştur. Beklentilerin genel ortalaması 4,3839 olup, beklentilerin karşılanma düzeyi 4,3309 olmuştur. OÇİİD boyutunda beklentilerin karşılanması gerçekleşmemiştir. Çizelge 8. Otelde Çalışanlar ile İlgili Değişkenlerin Eşleştirlmiş T-Testi ile Analizi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

334 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çizelge 8 de Otel Çalışanları ile İlgili Değişkenler (OÇİİD), Eşleştirilmiş T-Testi ile Analizi yapılmıştır. Buna göre araştırmaya katılan yerli turistlerin beklentilerinin karşılanması yönünden Otelde müşterilere hizmet için yeterli personel bulunuyor olmalı, Otelde danışılan personel müşteriye detaylı bilgi veriyor olmalı, Otelde çalışanlar müşterilerin ihtiyaçlarını dinliyor olmalı, Otele kayıt sırasında çalışanlar çevreyi rahatsız etmemeli ve Otel kalabalık olmamalı değişkenlerinin beklenti ve algılaması arasında bir fark bulunmuştur. Farklılık olan sorularda yerli turistlerde beklentilerinin altında bir gerçekleşme olmuştur. OÇİİD in diğer sorularında istatistiki olarak bir fark bulunmamıştır. Ayrıca, araştırmaya katılan yerli turistlerin OÇİİD boyutunda, beklentileri ile beklentilerinin karşılanmasına yönelik algılamalar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. Buna göre Eşleştirilmiş çift örneklem t testi sonucu t= 2,027 ve P=,043 olarak ortaya çıkmıştır. Yani, beklentiler ile algılamalar arasında fark beklentilerin altında gerçekleşmiştir. 7. SONUÇ VE ÖNERILER Sonuç olarak, araştırmaya katılan yerli turistlerin yarısından biraz fazlası kadınlardan, %70 ini yaş gurubundan, %60 ının çalışan kitleden ve %74 ü üniversite ve üstü bir eğitim kitlesinden oluşmaktadır. Yerli turistlerin yarısı daha önce Bozcaada ya gelenlerden oluşmaktadır. Bozcaada ya gelenlerin ikinci, üçüncü ve dördüncü geliş oranları ise %70 civarındadır. Yerli turistlerin Bozcaada ya gelme nedenleri içinde en yüksek oran dinlenme ve eğlenme amaçlı olmaktadır. Büyük bir çoğunluğu %84 ile kaldıkları otellere karşı kendilerini sadık görenlerden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan yerli turistlerin kaldıkları otele tekrar gelmelerinde en önemli unsur ise misafirperverlik olmuştur. Araştırmaya katılan yerli turistlerin beklenti ve algılamalarını belirlemeye yönelik olarak yapılan istatistiksel analiz sonuçlara göre ise atmosfer boyutları beklenti ve algılama yönüyle bütün olarak incelendiğinde ortaya çıkan sonuç, yerli turistlerin beklentilerinin karşılığını kaldıkları otellere göre bulduğu anlaşılmaktadır. Atmosferin alt boyutlarından Genel Otel Dışı Değişkenlerin, Genel Otel İçi Değişkenlerin ve Otel Kayıt Yeri Değişkenlerinin yerli turistlerin kaldıkları otellere göre beklentilerinin karşılandığı sonucu ortaya çıkmıştır. Otel İçi Yerleşim Değişkenleri ve Otel Çalışanları İle İlgili Değişkenlerde ise beklentilerin karşılanmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırmaya katılan yerli turistlerin Eşleştirilmiş T-testi analizine göre ise atmosferin Genel Otel Dış Değişkenleri ve Otel Çalışanları İle İlgili Değişkenlerinde istatistiki olarak bir fark bulunmuştur. Bu 312 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

335 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı fark, Genel Otel Dışı Değişkenlerde beklentilerin üzerinde iken, Otel Çalışanları İle İlgili Değişkenlerde ise beklentilerin altında bir gerçekleşmiştir. Tüm bunlara göre akademisyenlere, kamu ve yerel yönetime ve işletme sahiplerine şu önerilerde bulunulabilir: Turizm alanyazınında destinasyon atmosferi konusunda bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bundan sonraki araştırmacıların bu konuda çalışması oldukça yararlı olacaktır. Ayrıca ileriki çalışmalarda otel atmosferi yerine rekreasyon atmosferi, restoran atmosferi, seyahat atmosferi bazında çalışılması turizm işletmelerinde atmosfer oluşturulması açısından daha verimli olacaktır. Bozcaada Kaymakamlığı ve Bozcaada Belediyesi ise aşırı otel ve pansiyon yapılmasını kontrol altında tutarak doğal yapının bozulmasını engellemeleri önemlidir. Hizmet kalitesi konusunda işletmeleri denetlemeleri ve standartlara uymayan işletmeler hakkında yasal işlem yapmaları gerekmektedir. Bozcaada Kaymakamlığı ve Bozcaada Belediyesi nin şikayetlere cevap verebilmeleri oldukça önemlidir. Adada en fazla şikayet konusu ise otoparkların yetersizliğinden olmaktadır. Bu konuda alacakları tedbirler müşteri memnuniyetini artıracaktır. Bozcaada Kaymakamlığı ve Bozcaada Belediyesi nin dikkat etmesi gereken diğer bir konuda Bozcaada daki yasal olmayan otel ve pansiyonlardır. Bu işletmeler hizmet kalitesini oldukça etkilemekte ve şikayet konusu olduğunda yasal bir muhatabın bulunmasını engellemektedir. Bozcaada da mevcut yatak kapasitesinin yarısı kadar da yasal olmayan işletmelerin yatak kapasitesi bulunmaktadır. Bu hem ülkenin vergi kaybına hem de işletmeler arasında haksız rekabet oluşmasına neden olmakta ve hizmet kalitesini düşürmektedir. Bu konuda yerel yönetime büyük görevler düşmektedir. Yerli turistlerin atmosfer unsurlarından Genel Otel Dışı Değişkenler (GODD) boyutunda beklentileri karşılandığı anlaşılmaktadır. Yerli turistlerin yön levhaları ve tabelalar, bina yüksekliği, konumu, diğer otellere yakınlığı, mimari yapısı, dış cephesinde kullanılan renkler, giriş ve çıkış rahatlığı ve binanın genişliği değişkenlerinin atmosfer oluşturmada önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Otel sahiplerinin bu konulara hassasiyet göstermeleri ilk algılama oluşturmada faydalı olacaktır. Özellikle mimar seçiminde dikkatli davranmaları olumlu atmosfer oluşturmada etkili olacaktır. Yerli turistlerin Genel Otel İçi Değişkenler (GOİD) boyutunda beklentileri karşılandığı anlaşılmaktadır. Otel sahiplerinin temizlik, müzik, koku, ortam sıcaklığı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

336 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi veya soğukluğu, mekan aydınlatması, dekorasyon renkleri gibi otel içi değişkenlerin atmosfer oluşturmada etkisi olduğundan bu konulara dikkat edilmesi gerekmektedir. Yerli turistlerin Otel İçi Yerleşim Değişkenler (OİYD) boyutunda beklentilerinin karşılığını bulamamıştır. Bu nedenle otel yöneticilerinin lobinin konumu, odaların uygunluğu, lobideki mobilyaların yerleşimi, lobideki kalabalık, lobinin büyüklüğü, odaların genişliği gibi konulara dikkat etmeleri gerekmektedir. Bu sorunlar daha çok otel sahiplerinin daha fazla oda yapmak istemelerinden kaynaklanabilmektedir. Otel sahipleri minimalist yaklaşımla çok oda yerine yeterli büyüklükte oda anlayışını seçmeleri ileri dönemlerde müşteri ilişkileri açısında daha faydalı olacaktır. Yerli turistlerin atmosfer boyutlarından Otel Kayıt Yeri Değişkenlerinde (OKYD) beklentilerinin karşılığını bulmuştur. Otel kayıt yerinin konumu, kayıt yerindeki bilgilendirici yön levhaları, kayıt yerindeki ürünlerin klavuzları ve fiyatları, promosyonlar, ödeme kolaylıkları ve sertifikaların işletme sahipleri tarafından dikkati şekilde incelenmesi gerekmektedir. Bu unsurların daha iyi hale getirilmesi atmosferin daha olumlu algılanmasına neden olabilecektir. Yerli turistlerin atmosfer boyutlarından Otel Çalışanları İle İlgili Değişkenlerde (OÇİİD) olarak beklentilerinin karşılığını bulamadıkları anlaşılmıştır. Çalışanların üniformaları, el/vücut temizliği, bilgisi, müşteriyi dinleme, müşteri mahremiyeti ve çalışanların çevreyi rahatsız etmemeleri önemli unsurlardır. Çoğu aile işletmesi olmasından dolayı çalışanların çoğu aile üyelerinden oluşmaktadır. Bu konuda otel sahiplerinin dikkat etmeleri önemlidir. Ayrıca otel sahipleri ucuz iş gücü diye dışarıdan turizm konusunda eğitim almamış personel yerine turizm konusunda eğitim almış insanları seçmeleri olumlu bir atmosfer oluşturacaktır. Özetle ortaya çıkan sonuç, atmoferin otel işletmeleri açısında önemi çalışma ile ortaya konmuştur. Otel işletmelerinde atmosfer oluşturma sadece olumlu algı yaratma ile işini bitirmemektedir. Çünkü atmosfer, algılanan hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyetini etkilemektedir. Dolayısıyla bu etkileme müşteri sadakatine giden yolu açan kapılardan birini oluşturmaktadır. Bundan dolayı işletme sahiplerinin otel atmosferinin olumlu algılanmasına yönelik konulara çok dikkat etmesi gerekmektedir. Çalışmanın bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Bunlardan başta geleni çalışmanın yazın belirli aylarında ve Bozcaada daki otel işletmelerinde kalan yerli turistlerle sınırlandırılmasıdır. Ayrıca, çalışma Bozcaada daki küçük ölçekli işletmelerde yapılmıştır. Tüm bunlar çalışmanın genelleştirilmesini engellemektedir. 314 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

337 Bu nedenle, çalışmanın büyük ve orta ölçekli otel işletmelerde de yapılması genelleştirmeyi kolaylaştıracaktır. Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı KAYNAKÇA Akaydın, Hüsnücan. (2007). Perakende Mağaza Atmosferinin Müşterilerin Satın Alma Kararı Üzerindeki Rolü: Eskişehir İlindeki Alışveriş Merkezi Müşterileri ile Bir Araştırma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı pazarlama Bilim Dalı, Eskişehir. Akkuş Karkın, Gülşah. (2009). Otel İşletmelerinde Hizmet Atmosferi Oluşturması: Kavramsal Bir Çalışma. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XI (2), Aubert-Gamet, Veronique., ve Cova, Bernard. (1999). Servicescapes: From Modern Non-Places to Postmodern Common Places. Journal of Business Research, 44, Babin, Barry J. ve Attaway, Jill S. (2000). Atmospheric Affect as a Tool for Creating Value and Gaining Share of Customer. Journal of Business Research, 49, Bhardwaj, Sunil., Palaparthy, Indrani. and Agrawal, Anand. (2008). Exploration of Environmental Dimensions of Servicescapes: A Literature Review. The Icfai Journal of Marketing Management, VII(1), Bilgiç, Hasibe Ece. (2007). The Effect of Store Atmosphere on Store Loyalty Intentions of Department Store Customers in Istanbul. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Üretim Yönetimi ve Pazarlama (ING) Bilim Dalı, İstanbul. Bitner, Mary Jo. (1992). Servicescapes: The Impact of Physical Surroundings on Customers and Employees. Journal of Marketing, 56, Bonnin, Gaël. (2006). Physical Environment and Service Experience: An Appropriation- Based Model. Journal of Services Research, 6 (Special Issue), Countryman, Cary C. ve Jang, SooCheong. (2006). The Effects of Atmospheric Elements on Customer Impression: The Case of Hotel Lobbies. International Journal of Contemporary Hospitality Management,18(7), Cockrill, Antje., Goode, Mark. ve Emberson, Daniel. (2007). Servicescape Matters or does it? The Special Case of Betting Shops. Marketing Intelligence & Planning, 26(2), D Astous, Alain. (2000). Irritating Aspects of the Shopping Environment Journal of Business Research, 49, Ercan, Fatih. (2006). Otel İşletmelerinde Müşteri Sadakati Oluşturma: İstanbul daki Beş Yıldızlı Otel İşletmelerinde Bir Uygulama. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Akçakoca. Grayson, Rollo A.S. ve McNeill, Lisa S. (2009). Using Atmospheric Elements in Service Retailing: Understanding The Bar Environment. Journal of Services Marketing, 23/7, Harris, Lloyd C. ve Ezeh, Chris. (2008). Servicescape and Loyalty Intentions: an Empirical Investigation. European Journal of Marketing, 42(3/4), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

338 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Heide, Morten., ve Grønhaug, Kjell. (2009). Key Factors in Guests Perception of Hotel Atmosphere. Cornell Hospitality Quarterly, 50(1), Heide, Morten. ve GrØnhaug, Kjell. (2006). Atmosphere: Conceptual Issues and Implications for Hospitality Management. Scandinavian Journal of Hospitality and Tourism, 6(4), Hoffman, K. Douglas. ve Turley, L.W. (2002). Atmospheries, Service Encounters and Consumer Decision Making: An Integrative Perspective. Journal of Marketing Theory and Practice, Jang, SooCheong (Shawn)., ve Namkung, Young. (2009). Perceived Quality, Emotions, and Behavioral Intentions: Application of an Extended Mehrabian Russell Model to Restaurants. Journal of Business Research, 62, Joseph-Mathews, Sacha., Bonn, Mark A. ve Snepenger, David. (2009). Atmospherics and Consumers Symbolic Interpretations of Hedonic Services. International Journal of Culture, Tourism and Hospitality Research, 3(3), Kachaganova, Elmira. (2008). Mağaza Atmosferinin Satın Almaya Etkisi ve Departmanlı Mağazalarda Bir Uygulama. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Üretim Yönetimi ve Pazarlama Bilim Dalı, İstanbul. Kaya, Ümran. (2006). Turizm İşletmelerinde Hizmet Kalitesi Yönetimi ve Hizmet Kalitesinin Ölçümü. II. Balıkesir Ulusal Turizm Kongresi Bildiri Kitabı, Kotler, Philip. (2000). Kolter ve Pazarlama, Pazar Yaratmak, Pazar Kazanmak ve Pazara Egemen Olmak. (Çeviren): Ayşe Özyağcılar, 1. Baskı, İstanbul: Sistem Yayıncılık. Kurt, Gizem. (2008). Mağaza Atmosferinin Müşteri Sadakati Oluşturmadaki Rolü: Büyük Ölçekli Gıda Perakendeciliğinde Bir Araştırma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, D.E.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Pazarlama Programı, İzmir. Lin, Ingrid Y. (2004). Evaluating a Servicescape: The Effect of Cognition and Emotion. International Journal of Hospitality Management, 23, Lin, Ingrid Y. (2010). The Combined Effect of Color and Music on Customer Satisfaction in Hotel Bars. Journal of Hospitality Marketing & Management, 19(1), Michon, Richard., Chebat, Jean-Charles., ve Turley, L.W. (2005). Mall Atmospherics: The Interaction Effects of The Mall Environment on Shopping Behavior. Journal of Business Research, 58, Morrin, Maureen. ve Ratneshwar, S. (2000). The Impact of Ambient Scent on Evaluation, Attention, and Memory for Familiar and Unfamiliar Brands. Journal of Business Research, 49, Oakes, Steve. (2000). The Influence of The Musicscape Within Service Environments. Journal of Services Marketing, 14 (7), O Mahony, G. Barry. Hall, John. ve Binney, Wayne. (2006). A Situational Model Development in Hospitality Retailing: The Case of Irish Pubs. Journal of Services Research, 5(2), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

339 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Parasuraman, A., Zeithaml, Valarie A., ve Berry, Leonard L. (1985). A Conceptual Model of Service Quality and Its Implications for Future Research. Journal of Marketing, 49 (Fall 1985), Ransley, Josef., ve Ingram, Hadyn. (2001). What is Good Hotel Design?. Facilities, 19(1/2) Reimer, Anja. ve Kuehn, Richard. (2005). The Impact of Servicescape on Quality Perception. European Journal of Marketing, 39 (7/8), Santos, Jessica. (2002). From Intangibility to Tangibility on Service Quality Perceptions: A Comparison Study Between Consumers and Service Providers in Four Services Industries. Managing Service Quality, 12(5), Schmidt, Ruth A., ve Sapsfor, Roger. (1995). Issues of Gender and Servicescape: Marketing UK Public Houses to Women. International Journal of Retail & Distribution Management, 23(3), Sharma, Arun. ve Stafford, Thomas F. (2000). The Effect of Retail Atmospherics on Customers Perceptions of Salespeople and Customer Persuasion: An Empirical Investigation. Journal of Business Research, 49, Slatten, Terje., Mehmetoglu, Mehmet., Goran Svensson, Groran ve Svaeri Sander. (2009). Atmospheric Experiences that Emotionally Touch Customers: A Case Study From a Winter Park. Managing Service Quality, 19(6), Sulek, Joanne M. ve Hensley, Rhonda L. (2004). The Relative Importance of Food, Atmosphere, and Fairness of Wait: The Case of a Full-service Restaurant. Cornell Hotel and Restaurant Administration Quarterly,45(3), Turley, L. W., ve Milliman, Ronald E. (2000). Atmospheric Effects on Shopping Behavior: A Review of the Experimental Evidence. Journal of Business Research, 49(2), Wakefield, Kirk L. ve Blodgett Jeffrey G. (1994). The Importance of Servicescapes in Leisure Service Settings. Journal of Services Marketing, 8(3), Yalch, Richard F. ve Spangenberg, Eric R. (2000). The Effects of Music in a Retail Setting on Real and Perceived Shopping Times. Journal of Business Research, 49, Yalçın, A. Müge. (2002). The Effect of Store Atmosphere and Service Quality Perception on Store Loyalty Intentions of Big Food Retail Customers in Istanbul. Yayınlanmış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Üniversitesi İngilizce Anabilim Dalı, İstanbul. Bozcaada Kaymakamlığı, Bozcaada Belediye Başkanlığı, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

340

341 ÖRGÜTSEL BAĞLILIK İLE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ: BİR UYGULAMA ÇALIŞMASI İsmet KAYA 1 ÖZET Problem Durumu: Çalışanların örgütsel bağlılık seviyesinin düşük olması işten ayrılma, iş tatminsizliği ve motivasyon eksikliği gibi istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir. Bu durum işletmelerin verimliliklerinin yanı sıra hizmetin kalitesini ve müşterileri de olumsuz etkilemektedir. Çalışanların demografik özellikleri örgütsel bağlılığı etkileyen önemli faktörler arasındadır. Araştırmanın Amacı: Bu çalışmada Edremit Körfezindeki konaklama işletmelerinde çalışan personelin örgütsel bağlılıklarının demografik özellikler tarafından etkilenip etkilenmediği tespit edilmeye çalışılmıştır Yöntem: Çalışmada Edremit Körfezi nde yer alan 24 konaklama işletmesinde daimi çalışan 120 personele anket yapılmış ve bunların değerlendirilmesinde istatiksel analiz aracı olarak tek yönlü varyans analizi ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Yapılan araştırmada duygusal bağlılık en yüksek bağlılık çıkarken, en düşük bağlılık devam bağlılığı olarak tespit edilmiştir. Çalışanların örgütsel bağlılıklarının cinsiyetlerine, medeni durumlarına, otellerin yıldızlarına, işletmedeki ve meslekteki çalışma sürelerine bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Öneriler: Örgütsel bağlılığı güçlendirmek için alınabilecek birçok önlem bulunmaktadır. Bunlardan bazıları: Çalışanların takdir edilmesi ve ödüllendirilmesi, çalışanlara eğitim yoluyla işletme amaç ve değerlerinin benimsetilmesi, örgüt içi iletişimin ve bilginin şeffaf olması, çalışma koşullarının ve ücretlerinin iyileştirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Konaklama İşletmeleri, Örgütsel Bağlılık, Duygusal Bağlılık, Devam Bağlılığı, Normatif Bağlılık, Demografik Özellikler. ANALYZING THE RELATIONSHIP BETWEEN ORGANIZATIONAL COMMITMENT AND DEMOGRAPHIC CHARACTERISTICS: AN EMPIRICAL STUDY ABSTRACT Problem Statement: Low organizational commitment of staff may cause undesirable results such as employee withdrawal, job dissatisfaction and lack of motivation. This situation can negatively affect service quality and customers as well 1 Yrd.Doç.Dr., Balıkesir Üniversitesi Burhaniye Meslek Yüksekokulu Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

342 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi as establishments productivities. Demographic characteristics of staff are included in the important factors which affect organizational commitment. Research Aims: In the study, it was aimed to determine whether demographic characteristics affect the organizational commitment of staff working at accommodation establishments in Edremit Bay. Method: Questionnaires were applied to 120 permanent employees in 24 establishments existing in Edremit Bay and a statistical mean one-way analysis of variance and independent t-test were used to analyze them. Findings and Results: Affective commitment was found to be the highest result while continuance commitment was the lowest in the study. It was found that organizational commitment varied depending on employees gender, marital status, hotels star rating, working time in establishment and working time as a professional. Proposals: There are many actions to be taken for enhancing organizational commitment. Some of these are: rewarding and appreciating of employees, making employees adopt establishments goals and values via education, making information and communication transparent inside organization and improving work conditions and wages of employees. Keywords: Accommodation Establishments, Organizational Commitment, Affective Commitment, Continuance Commitment, Normative Commitment, Demographic Characteristics. 1. INTRODUCTION It is expected that the tendency to leave the organization is higher for the employees whose commitment to their organizations is low. In case the employees leave the firm, it is a time consuming and costly period for the businesses to find and train employees. Indeed, personnel leaving the job will both cause an investment loss and an additional cost to make new investments for new personnel. On the other hand, the increasing competition conditions among businesses lead to a rise in demand for an educated and specialized workforce making it difficult to find qualified personnel (Durna and Eren, 2005). It is seen that people with a high level of commitment are easy-going and satisfied, have higher productivity and more developed feelings of loyalty and responsibility and bring cost advantages to the organization (Ayyıldız, Yüksel and Hançer, 2007; Yalçın and İplik, 2005). Therefore, it is essential that studies that aim at strengthening the organizational commitment of the personnel should be made in businesses. 320 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

343 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı There are several studies with regards to organizational commitment. A part of these studies are directly related with organizational commitment and factors affecting it while another part is made for the purpose of examining the relationship between organizational commitment and terms such as quitting work, job satisfaction, career etc., which are affected by the former. One of the most important of the factors affecting organizational commitment is the demographic factors. As a result of the studies performed, it is found that in the tourism sector the demographic factors as gender, marital status, age, education period and time spent in the organization affect organizational commitment and that there are relationships between these factors and organizational commitment (Chen, 2007; Gümüş and Hamarat, 2006; Yalçın and İplik, 2005; Yalçın and İplik, 2007). Indeed, in a study by Feinstein and Vondrasek (2001) conducted with people working in food service, it was found that demographic factors such as education, age, marital status and working period determined job satisfaction and job satisfaction could provide an idea about organizational commitment. However, different conclusions can be reached in studies examining the relationships between demographic characteristics and organizational commitment. While in some studies it was found that one or some of the demographic characteristics affect organizational commitment, in others there is no relationship found between the same demographic characteristics and organizational commitment. For instance, in studies conducted by Cohen (2009) and Iun and Huang (2007) it was concluded that employees age made a significant difference in terms of organizational commitment while Brown (2003) put forth that organizational commitment did not change depending on age but level of education. In the study, no significant relationship was found between age and education and organizational commitment. This requires further research on the relationship between organizational commitment and demographic characteristics. The purpose of the study is to put forth whether the organizational commitment of the employees working in accommodation organizations changes depending on the quality of the organization, gender, level of education, age, marital status and title of the employees, the department in which they work and how long they have worked there, how long they have been with the organization and in the same position as well as their current workplace. The basic hypothesis developed in order to determine whether the organizational commitment of the employees working in hotel businesses and its sub Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

344 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi dimensions (affective, continuance and normative commitment) change depending on their demographical characteristics are as follow: H1: Employees organizational commitment changes depending on their demographical characteristics. H2: Employees affective commitment changes depending on their demographical characteristics. H3: Employees continuance commitment changes depending on their demographical characteristics. H4: Employees normative commitment changes depending on their demographical characteristics. For this purpose, firstly, definitions and studies regarding organizational commitment were mentioned and next, the importance of the issue in terms of accommodation facilities was examined. Last of all, information with regards to the study made was given and research findings were assessed. 2. DEFINITIONS AND STUDIES REGARDING ORGANIZATIONAL COMMITMENT Theories regarding organizational commitment commenced with Becker s (1960) and Porter s (1974) handling the issue as single dimensional and proceeded up until today with the multi-dimensional approaches of O reilly and Chatman (1986) and Meyer and Allen (1984) in the 1980s (WeiBo, Kaur and Jun, 2010). While Mowday et al. (1979) defines organizational commitment as attitudinal commitment concept; Price and Mueller (1986) define it as behavioral commitment. (Gunlu, Aksarayli and Perçin, 2010). With regards to the content of the concept of organizational commitment, researchers present different opinions. Boylu, Pelit and Güçer (2007) state that definitions regarding the concept have quite different contents; however, they add that definitions are based on an attitudinal or behavioral basis and Kara (2006) stresses that definitions on organizational commitment are in compliance with the issue of organizational commitment. Bayram (2005) points out that this concept could not be clearly defined by the academicians and practitioners and that there is a conceptual conflict in various aspects. On the other hand, it is indicated that there is a general idea that the concept can have different shapes and the concept can be led towards different selections in and out of the organization (Meyer and Parfyonova, 2010). 322 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

345 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı The most accepted definition of organizational commitment is stated as the strong and confident acceptance of the organization s purposes, the desire to work for the organization and the determination to continue membership with the organization (Uygur, 2007). Similar to this definition, it was asserted that organizational commitment was characterized by at least three factors, which are a) strongly adapting the values and purposes of the organization; b) being eager to make an effort that is in favor of the organization and c) being determined to stay in the organization (Mowday, Steers and Porter, 1979). There are also writers defining the organizational commitment as attitudinal commitment. Organizational commitment plays an important role in determining several behaviors, such as absence, quitting work, job satisfaction and work motivation (Pool and Pool, 2007). All these definitions stress positive emotions and form positive energy for obtaining and conducting the purposes of the business (Chen, 2007). Meyer and Allen (1991) conceptualize organizational commitment three dimensionally as affective, continuance and normative commitment and stress that these three forms of commitment reflect a psychological status that a) characterizes the relationships of the employees with the business and b) ensures that employees decide upon the continuance of organizational membership. According to the writers, affective commitment implies that the employee integrates with the organization and feels emotionally attached to the organization; continuance commitment demonstrates that the employee is attached to the organization by realizing the cost that may emerge in case the employee leaves the organization. Normative commitment is a kind of commitment which is related to the feeling of being obliged to stay in the organization (loyalty). The factors affecting and determining organizational commitment and its scopes (affective, continuance and normative commitment) are various. While personal characteristics affect organizational commitment and all that this encompasses, experiences related to the work play a determining role in affective commitment, and investments in work play a determining role in continuance commitment. Social experiences and organizational investments are effective in affective commitment (Meyer, Stanley, Herscovitch and Topolnytsky, 2002). Balay (1999) stated role conflict, job insecurity, organizational communication, personality, job satisfaction, policy and using authority, personal policies and practices, promotion opportunities, commitment to the occupation, occupational stages, status, justice distribution, meeting inner and outer needs and Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

346 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi other variables coming to the front as the determinants of organizational commitment. These variables result in important conclusions both for the employees and for the business by causing different effects on the staff in the organization. According to the researchers, a person working can experience all three forms of organizational commitment at different degrees (Meyer and Allen, 1991; Wasti, 2005). These three forms are not kinds of organizational commitment but elements that can be separated from each other and there is a relationship among them (Allen and Meyer, 1990). However, the undesired type of commitment in terms of organizations is generally the continuance commitment. Indeed, employees stay at the organization as per the conditions since the perceived work alternatives are so few and they present a minimum level of performance (Uyguç and Çımrın, 2004). There is a considerable number of studies in both domestic and foreign literature in various sectors regarding organizational commitment. For instance, Durna and Eren (2005), Uyguç and Çımrın (2004) dealt with the health sector while Baysal and Paksoy (1999) and Boylu et al. (2007) examined the education sector and Uygur (2007) made research in the banking sector. There is also a large amount of studies in the tourism sector with regards to this issue (For instance, Ayyıldız et al., 2007; Chen, 2007; Kazlauskaite, Buciuniene, and Turauskas, 2006; Gunlu et al., 2010; Gümüş and Hamarat, 2006; Üngüren and Doğan, 2010; Yalçın and İplik, 2007; Yalçın and İplik, 2005). In some studies only the organizational commitment of the administrators were discussed (i.e. Chow, 1994; Özkaya et al., 2006; Pool and Pool, 2007), wherease in others employees organizational commitment was examined (i.e. Gunlu et al., 2010; Uyguç and Çımrın, 2004). Yet some studies were conducted on both employees and administrators (for instance, Gümüş and Hamarat, 2006; Üngören and Doğan, 2010). 3. THE IMPORTANCE OF ORGANIZATIONAL COMMITMENT IN THE TOURISM SECTOR The tourism sector is the fourth biggest sector of the world following the petrol, chemical and automobile sectors (UNWTO, 2010). A total of 210 million people worldwide are working in this sector and this number makes up 7.6 % of the total employment. Regarding Turkey, there are 1.7 million people working in the tourism sector and 7.2% of the total employment of the country is provided by this sector (ISPAT, 2010). 324 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

347 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Hotel businesses are the units with the highest labor intensive employment among all businesses. Furthermore, the quality perception of the service provided by the hotel businesses is determined by the quality of the staff more than the physical material. Thus, attitudes and behaviors of the employees serving the customers affect both customer satisfaction and service quality (Gallardo, Sanchez-Canizares, Lopez- Guzman and Jesus, 2010). It is a commonly accepted fact by most customers that good humored, sympathetic, helpful and kind personnel affect and contribute to customers tolerating several problems occurring at the hotels. This shows that the level of quality and quantity of human resources at the hotels has a direct effect on the service quality besides the physical factors at the hotel. Thus, the administration of the business demands that employees have a high level of commitment to the organization. Indeed, it is expected that employees with a high level of commitment stay at their organization and become more successful (Chow, 1994). It is generally stated that employees working in the accommodation sector, which is a locomotive sub-sector of the tourism sector, have lower job morale and that the sector has a higher labor turnover ratio (Ayyıldız et al., 2007; Yalçın and İplik, 2005). The labour turnover ratio was found to be 60 % on average in a study by Wasmuth and Davis conducted in five departments of 20 hotels in North America and Europe in 1983, which took three years (Hinkin and Tracey, 2000). Foley (1996) states that this ratio is expected to change between 60 and 300% in hotels (Milman, 2003). It is also stated that the tourism sector forms a peculiar labor turnover culture and that there is a normative belief among the employees that a high level of labor turnover ratio is ordinary. Thus, people working in this sector generally begin with an expectation of a short term job (Iverson and Deery, 1997). The cost of high labor turnover is high in accommodation facilities. Based on a study conducted at four different hotels in the USA the cost of labor turnover of a front desk personnel ranges approximately from 6000 dollars to dollars (Hinkin and Tracey, 2000). In a study made in six Hotels in Turkey, it was found that labor turnover cost changes from 411 TL to 7650 TL and as the rank increases the cost increases as well (Aksu, Tarcan and Atılgan, 2000). One of the reasons why labor turnover ratios are high in accommodation facilities is that the organizational commitment of the employees is weak. There are several factors causing the dissatisfaction of the employees working in the accommodation sector and thus causing them to leave the business. Pizam and Ellis (1999) indicate these factors as the seasonal characteristics of the sector, the dominance of small businesses in Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

348 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi the sector, bad working conditions, inappropriate working hours, lack of career opportunities and low salaries (DiPietro, 2008). Chalkiti and Sigala (2010) add low job satisfaction, emotional workforce and unsatisfactory work relations to these factors and categorize them in three main groups as business, individual and sector. In a study, it was revealed that 37% of the people working in four and fivestar hotels works more than 16 hours a day and 29% works between hours a day. In the same study, more than half of the employees were found to be working for the minimum wage (Yenipınar, 2005). In another study, it was revealed that 30% of the employees had a moderate level of job satisfaction and 40 % was found to have low job satisfaction (Akıncı, 2002). Naturally, it is not expected that employees with moderate or low job satisfaction as well as heavy work load and low salaries have high organizational commitment. In brief, it is closely related to high quality human resources as well as employees level of commitment to the firm whether hotel businesses reach their economic and social purposes. 4. RESEARCH 4.1. Selecting the Data Gathering Instrument A survey form was used in the study as the data gathering instrument. In order to determine to what extent the respondents agree with the statements, a fivepoint Likert type scale including the options as strongly disagree, disagree, not decided, agree and strongly agree was used. The survey form is composed of two parts. In the first part, there is information about demographic characteristics of the people answering the survey and in the second part there is the organizational commitment survey. The questions used in the study are taken from the PhD dissertation by Ertan completed in Sample Selection in the Study Accommodation facilities located in the districts Ayvalık, Burhaniye and Edremit, which are on the northern Aegean coast of Balıkesir, were selected for the study. The reason why Edremit Bay was chosen for the study is that there has not been any study made regarding this issue in this region before. Studies conducted in the tourism sector are generally focused on the Mediterranean, Southern Aegean and Marmara regions. 326 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

349 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Based on the data of Balıkesir City Culture and Tourism Directorate, in Ayvalık there are 18, in Burhaniye there are three and in Edremit there are 13 tourism certificated hotel businesses in 2011, which makes 34 tourism certificated hotels in the bay area. In Ayvalık there are two five-star hotels, one four-star hotel, five threestar hotels and two one-star hotels. In Burhaniye, there are two four-star and one two-star hotels. In Edremit, there are three four-star, five three-star, two two-star and three one-star hotels. In the study, the surveys were handed out to 34 tourism certificated accommodation facilities in total, which are located in the Edremit Bay Area and 24 of these replied the surveys. Four of these businesses have one star, six of them have two, nine of them have three and five of them have four stars. Two five-star hotels did not reply. Therefore, the surveys were collected from one, two, three and fourstar hotels. A total of 157 of the 204 permanent personnel working in the facilities returning the surveys were reached. More than 15% of the questions in the 37 of the surveys returned were missing so were left out of the assessment and 120 surveys in total were included in the assessment. This number constitutes 59% of the target population. Since in the spring months when the survey was administered, most of the businesses are getting ready for the season, they did not hire temporary staff. Thus, the numbers indicated as temporary staff are estimated numbers. Sinclair, Martin and Michael (1999) found that organizational commitment of part-time and full-time personnel changes depending on their demographical characteristics. The results of another study revealed that seasonal or temporary workers working at the hotels do not care about their jobs (Lee-Ross, 1999) Factor and Reliability Analysis Since the questions are a mixture of the scales developed by Meyer (1991) and Wasti (2000) (Ertan, 2008), factor analysis is needed coefficient was determined as the factor load of the questions. In order to test the convenience of data structure for factor analysis in terms of the sample size, the result of KMO and Bartlett s test was found to be This value is considered as good (Çokluk, Şekercioğlu and Büyüköztürk, 2010). The questions asked and the results of the factor analysis are shown in Table 1. As a result of the factor analysis, five of the 22 questions in total were taken out of the analysis. The questions taken out are separately shown in table. 7, and the rest of the 17 questions were found to be related to affective attachment, five of them with continuance attachment and five with Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

350 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi normative attachment. Next the scale was subject to the normality test and the result of the Kolmogorov-Smirnov test was found to be Since the result of this test, which is used in cases where the number of observations are 29 and higher, is greater than 5%, it is accepted that data is normally distributed (Kalaycı, 2008). Lastly, the reliability analysis was done with the data and the Cronbach Alpha coefficient was found to be high (0.894). Table 1. Survey questions and factor analysis 4.4 The Change in Organizational Commitment of the Employees Depending on Demographic Characteristics SPSS 16 statistical packet program was used in order to determine whether employees organizational commitment and the sub dimensions of the organizational commitment which are affective, continuance and normative commitment change depending on the demographic characteristics. The number of stars hotels have, 328 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

351 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı gender, age, education, marital status department, title of the employees, working time at the business and working time in profession were selected as the control variables. Independent t-test was used for the gender variable and for the others single-way variance analysis (Anova) was used. Moreover, LSD test, which is one of the multiple comparison (post-hoc) tests, were applied in order to put forth the differences among the tests. Based on the descriptive statistics, employees level of organizational commitment was found to be 3.71, level of continuance commitment was 3.42 and level of normative commitment was It can be said that level of commitment was found to be above the average and continuance commitment was relatively low. The affective commitment of the employees is higher than the other aspects Testing the Hypothesis Findings of the independent t-test and single way variance analysis are shown in Table 2. Accordingly, it is seen that the organizational commitment of employees working in accommodation facilities located in Edremit Bay Area does not change depending on gender (p=0.195), age (p=0.198), level of education (p=0.936), department (p=0.496), title (p=0.449), the quality of the hotel they work at (p=0.210), working time in profession (p=0.307) and number of workplaces they have worked at (p=0.830); on the other hand; it changes depending on the employees marital status (p=0.057) and working time in the organization (p=0.052). Therefore, H1 hypothesis organizational commitment of employees changes depending on demographic characteristics was partially accepted. Since it is seen that affective commitment of the employees does not change depending on any control variable (p > 0.10), the H2 hypothesis employees affective commitment changes depending on demographic characteristics was rejected. The continuance commitment of employees was seen to change depending on gender (p=0.026), marital status (p=0.029) and the quality of the hotel they work at (p=0.077), the H3 hypothesis continuance commitment of the employees changes depending on the demographic characteristics was partially accepted. Since the normative commitment of the employees was seen to change depending on the quality of the hotel they work at (p=0.088) and the working time in the profession (p=0.050), the H4 hypothesis the normative commitment of employees changes depending on demographic characteristics was partially accepted. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

352 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Table 2. Descriptive statistics, independent t-test and results of ANOVA Scale values:1=strongly disagree, 5=Strongly agree. Level of significance: *p<.10, **<.05 Table 2 contd: 330 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

353 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Scale values:1=strongly disagree, 5=Strongly agree. Level of significance: *p<.10, **< RESULTS AND EVALUATION The findings demonstrate that employees affective commitment is high while their continuance commitment is relatively lower. In another study conducted in luxurious hotels in Lithuania, the employees affective commitment was found to be higher than their continuance commitment (Kazlauskaite et al., 2006). It was found that there is a relationship between the total organizational commitment, continuance commitment and normative commitment in the suggested hypothesis and demographic characteristics while no relationship was found between affective commitment and demographic characteristics. According to the results of the independent t-test in terms of gender variable, it is seen that female employees have higher organizational commitment in all aspects than the male employees. The independent variables marital status of the employees and the quality of the hotels, which are the demographic characteristics found to have a significant difference based on Anova results, were also subjected to the LSD test, which is one of the multiple comparison (post-hoc) technique and differences among groups were revealed. Based on the findings obtained, significant differences were found among single and married and widow(er) employees in terms of continuance and organizational commitment aspects. Accordingly, it is seen that married and widow(er) employees have higher organizational, affective and normative commitment than single employees. This can be explained with the fact that married and widow(er) employees have a greater responsibility than single employees. However, in a study by Üngüren and Doğan (2010) made at five-star accommodation facilities, the level of job satisfaction of single and young employees as well as the ones in managerial positions is higher than that of other groups. A higher level of job satisfaction affects organizational commitment positively. This may be a result of the fact that the hotel Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

354 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi is a five-star hotel and shows that there can be different results in organizational studies and related studies, creating the necessity that more research should be done in this field. When the quality of the hotels was considered, there are differences between one-star hotels and three and four-star hotels and also differences between twostar hotels and three-star hotels. The level of continuance commitment working at one-star and two-star hotels was found to be lower than three and four-star hotels. Particularly, the continuance commitment of the employees working at one-star hotels is the lowest value in all the study. On the other hand, interestingly, people working at one-star hotels have higher normative commitment than the people working at three and four-star hotels. This can be interpreted as the fact that permanent staff is less because single-star hotels are small and there are tight relations between the business/owner of the business and the employees. Hence, the moral responsibility the permanent staff working in small touristic regions, where finding job opportunities are relatively difficult, feel towards the business and to the owner of the business may be well developed. When the working time at the business is considered, there is a significant difference between the people with experience of one year or less and people with experience of 6-10 years, years and more. As the working time in business increases, level of organizational commitment is seen to apparently increase. Varona (1996) stated that employees organizational commitment changes depending on their working time. Staff who have worked less than a year in the organization could not develop the feeling of organizational commitment sufficiently. The reason for this can be stated as the short period of time and the compliance problems experienced intensely in the first year between the business and the personnel member. In terms of the working period in the profession, an interesting result emerged among groups in the normative commitment aspect. The level of normative commitment of people with 6-10 years of experience was found to be lower than that of the people with 1-5 year of experience and with experience more than 16 years. When results are interpreted based on descriptive statistics, it is seen that young personnel members level of commitment is lower in terms of age groups whereas commitment increases with age. It is found that the highest level of affective commitment based on the education level of the employees belongs to graduates of an associate degree while the lowest level of commitment belongs to the graduates of primary school in the continuance commitment dimension. Another striking finding 332 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

355 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı is that employees who have changed four or more workplaces have lower level of commitment compared to the ones who have not worked in anywhere else before. The following can be suggested as some precautions in order to form and develop organizational commitment in accommodation facilities: Directing and enlightening the employees in line with the goals of the organization, training the employees, providing transparency in information and communication, ensuring the participation of employees in decision making, improving working conditions, providing financial support, rewarding successful people, giving importance to cooperation and team work, approaching diversity among employees with tolerance and avoiding attitudes and behaviors that may affect employees motivation negatively. Although in the study 70 % of the businesses located in the Edremit Bay Area and 59 % of the staff working at these businesses were reached, it made it impossible to assess the five-star hotels as no five-star hotel had given feedback to the study. However, while only two five-star hotels were present during the period the study was conducted, new five-star hotels that may be opened soon are in question. Assessing these within the scope of similar studies to be done in the future will provide a broader assessment and discussion setting. On the other hand, since there can be different results of such studies, it will be beneficial that such studies are repeated at certain intervals in both the Edremit Bay area and other regions of Turkey in terms of comparing the results. REFERENCES Akıncı, Z. (2002). Turizm Sektöründe İşgören İş Tatminini Etkileyen Faktörler: Beş Yıldızlı Konaklama İşletmelerinde Bir Uygulama, Akdeniz İ.İ.B.F Dergisi, (4), Aksu, A.A., Tarcan, E. and Atılgan, E. (2001). İşgören Devrinin Otel İşletmelerine Olan Maliyetinin Hesaplanması: Antalya Yöresinde Bir Araştırma, Erciyeş Üniversitesi Nevşehir Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu ve Kapadokya Turistik Otelciler ve İşletmeciler Derneği, Turizm İşletmelerinde İnsan Kaynakları Yönetimi Hafta Sonu Semineri VII, Kasım 2000, Allen, N.J.and Meyer, J.P. (1990). The Measurement and Antecedents of Affective, Continuance and Normative Commitment to the Organization, Journal of Occupational Psychology, 63, Ayyıldız, T., Yüksel, A. and Hançer, M. (2007). Kurumsal Yönetişim: Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

356 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Çalışanların Örgütsel Bağlılığı Üzerine Etkisi, Seyahat ve Turizm Araştırmaları Dergisi, Bahar, Balay, R. (1999). İşgörenlerin Örgütsel Bağlılık Etkenleri ve Sonuçları, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 32(1), Bayram, L. (2005). Yönetimde Yeni Bir Paradigma: Örgütsel Bağlılık, Sayıştay Dergisi, 59, Baysal, A.C. and Paksoy, M. (1999). Mesleğe ve Örgüte Bağlılığın Çok Yönlü İncelenmesinde Meyer- Allen Modeli, İ.Ü. İşletme Fakültesi Dergisi, 28(1), Boylu, Y., Pelit, E. and Güçer, E. (2007). Akademisyenlerin Örgütsel Bağlılık Düzeyleri Üzerine Bir Araştırma, Finans Politik & Ekonomik Yorumlar Dergisi, 44(511), Brown, B.B. (2003). Employees Organizational Commitment and Their Perception of Supervisors Relations-Oriented and Task-Oriented Leadership Behaviors. Unpublished Doctoral Dissertation, the Faculty of the Virginia Polytechnic Institute and State University. Chalkiti, K. and Sigala, M. (2010). Staff Turnover in the Greek Tourism Industry, International Journal of Contemporary Hospitality Management (22), 3, Chen, YJ. (2007). Relationships Among Service Orientation, Job Satisfaction, and Organizational Commitment in the International Tourist Hotel Industry, Journal of American Academy of Business, (11), 2, Chow, I. HS. (1994). Organizational Commitment and Career Development of Chinese Managers in Hong Kong and Taiwan, International Journal of Career Management, 6 (4), 3-9. Cohen, A. (2009). A Value Based Perspective on Commitment in the Workplace: An Examination of Schwartz s Basic Human Values Theory Among Bank Employees in Israel. International Journal Of Intercultural Relations, 33, Çokluk, Ö., Şekercioğlu, G. and Büyüköztürk, Ş. (2010). Sosyal bilimler için çok değişkenli istatistik (SPSS ve LISREL uygulamaları), 1. Baskı, Pegem Akademi Yayınları, Ankara. DiPietro, R.B. (2008). Retaining Hourly Employees: Nebraska s Quick Service Restaurant Industry Dilemma, University of Nebraska-Lincoln Extensions, Institiution of Agriculture and Natural Resources, 1-3, epublic/live/g1829/build/g1829.pdf, Access Date: Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

357 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Durna, U. and Eren, V. (2005). Üç Bağlılık Unsuru Ekseninde Örgütsel Bağlılık, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 6 (2), Ertan, H. (2008). Örgütsel bağlılık, İş Motivasyonu ve İş Performansı Arasındaki İlişki: Antalya da Beş Yıldızlı Otel İşletmelerinde Bir İnceleme, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon. Feinstein, A.H. and Vondrasek, D. (2001). A Study Of Relationships Between Job Satisfaction And Organizational Commitment Among Restaurant Employees, Journal of Hospitality, Tourism, and Leisure Science, research/htl/pdf/articles/jobsatisfaction.pdf, Erişim tarihi: Gallardo, E., Sanchez-Canizares, S.M., Lopez-Guzman, T. and Jesus, M.M. (2010). Employee Satisfaction in the Iberian hotel industry: The case of Andalusia (Spain) and the Algarve (Portugal), International Journal of Contemporary Hospitality Management, 22(3), Gunlu, E., Aksarayli, M. and Perçin, N.Ş. (2010). Job satisfaction and Organizational Commitment of Hotel Managers İn Turkey, International Journal of Contemporary Hospitality Management, 22(5), Gümüş, M. and Hamarat, B. (2006). Business Excellence and Organizational Commitment in Seasonal Hotels, Anadolu Üniversitesi. Sosyal Bilimler Dergisi, 2, Hinkin, T.R. and Tracey, J.B. (2000). The Cost of Turnover-Putting a Price on the Learning Curve, Cornell Hotel and Restaurant Administration Quarterly, 41(3), Iun, J. and Huang, X. (2007). How To Motivate Your Older Employees To Excel? The Impact Of Commitment On Older Employees Performance In The Hospitality Industry. Hospitality Management, 26, Iverson, R.D. and Deery, M. (1997). Turnover Culture In The Hospitality Industry, Human Resource Management Journal, 7 (4), Kalaycı, Ş. (2008). SPSS Uygulamalı çok değişkenli istatistik teknikleri, 3.Baskı, Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti, Ankara. Kazlauskaite, R., Buciuniene, I. and Turauskas, L. (2006), Building Employee Commitment in the Hospitality, Baltic Journal of Management, 1 (3), Lee-Ross, D. (1999). Seasonal Hotel Jobs: an Occupation and a Way of Life, The International Journal of Tourism Research, 1(4), Meyer, J.P. and Allen, N.J. (1991). A Three-Component Conceptualization of Organizational Commitment, Human Resource Manegement Review, 1(1), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

358 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Meyer, J.P., Stanley, D.J., Herscovitch, L. and Topolnytsky, L. (2002). Affective, Continuance, and Normative Commitment to the Organization: A Meta-Anaylsis of Antecedents, Correlates, and Consequences, Journal of Vocational Behavior, 61, Meyer, J.P. and Parfyonova, N.P. (2010). Normative Commitment in the Workplace: A Theoretical Analysis and Re-conceptualization, Human Resources Management Review, 20, Milman, A. (2003). Hourly Employee Retention in Small and Medium Attractions: the central Florida Example, Hospitality Management, 22, Mowday, R.T., Steers, R.M. and Porter, L.W. (1979). The Measurement of Organizational Commitment, Journal of Vocational Behavior, 14, Özkaya, O.M., Kocakoç, D.İ. and Karaa, E. (2006). Yöneticilerin Örgütsel Bağlılıkları ve Demografik Özellikleri Arasındaki İlişkileri İncelemeye Yönelik Bir Alan Çalışması, Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F Yönetim ve Ekonomi Dergisi, 13 (2), Pool, S. and Pool, B. (2007). A Management Development Model: Measuring Organizational Commitment and Its Impact on Job Satisfaction Among Executives in a Learning Organization, Journal of Management Development, 26(4), Republic of Turkey Prime Ministry - Investment Support and Promotion Agency of Turkey (ISPAT), 2010, Turkish Tourism Industry Report,1-18, INDUSTRY.pdf, Access Date: Sinclair, R. R., Martin, J. E. and Michael, R. P. (1999). Full-Time and Part- Time Subgroup Differences in Job Attitudes and Demographic Characteristics, Journal of Vocational Behavior, 55, UNWTO, (2010), Tourism Highlights, 2010 Edition, unwto.org/facts/eng/pdf/highlights/unwto_highlights10_en_hr.pdf, Access Date: Uyguç, N. and Çımrın, D. (2004). DEÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesin Merkez Laboratuvarı Çalışanlarının Örgüte Bağlılıklarını ve İşten Ayrılma Niyetlerini Etkileyen Faktörler, Dokuz Eylül Üniversitesi İ.İ.B.F Dergisi, 19(1), Uygur, A. (2007). Örgütsel Bağlılık İle İşgören Performansı İlişkisini İncelemeye Yönelik Bir Alan Çalışması, Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Dergisi, 1, Üngüren, E. and Doğan, H. (2010). Beş Yıldızlı Konaklama İşletmelerinde 336 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

359 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı çalışanların İş Tatmin Düzeylerinin Chaid Analiz Yöntemiyle Değerlendirilmesi, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 11(2), Varona, F. (1996). Relationship Between Communication Satisfaction And Organizational Commitment in Three Guatemalan Organizations, The Journal of Business Communication, 33 (2): Wasti, S.A. (2005). Commitment Profiles: Combinations of Organizational Commitment Forms and Job Outcomes, Journal of Vocational Behavior, 67, WeiBo, Z., Kaur, S. and Jun, W. (2010). New Development of Organizational Commitment: A Critical Review ( ), African Journal of Business Management, 4 (1), Yalçın, A. and İplik, F.N. (2005). Beş Yıldızlı Otellerde Çalışanların Demografik Özellikleri İle Örgütsel Bağlılıkları Arasındaki İlişkiyi Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma: Adana İli Örneği. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 14 (1), Yalçın, A. and İplik, F.N. (2007). A Grubu Seyahat Acentalarında Çalışanların Örgütsel Bağlılıklarını Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesine Yönelik Bir Araştırma: Adana İli Örneği, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18, Yenipınar, U. (2005). Otel İşletmelerinde Ücretlendirme: İzmir İli 4-5 Yıldızlı Otel İşletmelerinde Bir Analiz, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(3), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

360

361 BUTİK OTEL ÇALIŞANLARININ BUTİK OTEL KAVRAM, ÖZELLİK VE HİZMETLERİNİ ALGILAMALARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: NEVŞEHİR ÖRNEĞİ Yrd. Doç. Dr. Lütfi BUYRUK 1 ÖZET Yrd. Doç. Dr. Duygu EREN 2 Butik oteller, son yıllarda küçük fakat samimi atmosferi, özgün tasarımı, farklı mimarisi, yüksek kalitede kişiye özel hizmetleriyle; özellikle üst düzey gelir grubundan turistlerin daha özgün mekanlarda konaklama isteklerine cevap veren konaklama işletmeleri olarak dikkatleri çekmektedirler. Bu çalışmanın amacı, Nevşehir Bölgesi nde butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmet algılamalarını değerlendirmek ve çalışanların demografik özelliklerine göre bu algılamalarda fark olup olmadığını belirlemektir. Bu amaçla üç bölümden oluşan bir anket geliştirilmiş ve anket butik otel tarazı işletmelerde çalışanlara uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, çalışanların butik otel özellik ve hizmetleri ile ilgili algılamalarının yüksek olduğu, butik otel kavramı ile ilgili algılamalarının ise nispeten düşük olduğu bulunmuştur. Algılamaların cinsiyet, yaş, eğitim durumu, sektörde çalışma yılı ve turizm eğitimi alma gibi özelliklere göre farklılaşmadığı; ancak, yönetici ve işgörenlerin butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamaların farklılaştığı tespit edilmiştir Nevşehir. Anahtar Kavramlar: Butik otel kavramı, butik otel özellikler ve hizmetleri, A RESEARCH ON THE BOUTIQUE HOTEL EMPLOYEES PERCEPTIONS OF BOUTIQUE HOTEL CONCEPT, CHARACTERISTICS, AND SERVICES : A CASE STUDY OF NEVŞEHİR ABSTRACT With their warm atmospheres, authentic designs, unusual artitecture, and high-quality private services, boutique hotels are popular as accommodation facilities meeting the demands of tourists-especially in the upper income class-who would like to stay in authentic hotels. The aim of this study is to assess the butique hotel concept, qualification and service perception of employees in the butique-style hotels in Nevşehir, and to determine whether there is difference in these perceptions 1 Nevşehir Üniversitesi Turizm Fakültesi 2 Nevşehir Üniversitesi Turizm Fakültesi Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

362 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi according to their demographic characteristics. A questionnaire composed of three parts is developed and conducted on the employees in butique-style accommodations businesses. In this study, it is found out that although the perceptions of the employees about the services and qualification of butique hotels are quite high, their perceptions about the concept of butique hotel are rather low. Perceptions do not differ in gender, age, level of education, service period and tourism education; however, they differ in the perceptions of executives and workers butique hotel concept, qualification and services. Key words: butique hotel concept, qualification and services of butique hotels, Nevşehir. 1. GİRİŞ Son yıllarda ekonomik, sosyo-kültürel ve demografik çevrede meydana gelen değişimler daha bilinçli, beklentileri yüksek, zevk ve tercihleri birbirinden farklı, yeni deneyimlere açık turistik tüketicileri, başka bir deyişle turistleri ortaya çıkarmıştır. Poon (1993), ortaya çıkan bu yeni turistleri, daha eğitimli, daha esnek, daha bağımsız, daha fazla varış yeri odaklı, daha deneyimli, yaşam tarzı, değerleri ve beklentileri daha farklı olarak tanımlamaktadır (Hyde ve Lawson, 2003). Günümüzde artık pek çok turist, Maslow un İhtiyaçlar Hiyerarşisi nin beşinci basamağındaki kendini gerçekleştirme ihtiyacı nı karşılamak amacıyla seyahat etmektedir (PricewaterhouseCoopers, 2005). Seyahat etmek, kendini gerçekleştirme, kendini açıklama ve arama için bir araç olarak görülmektedir (Freund de Klumbis, 2005). Turistler, daha farklı ve daha bireyselleştirilmiş deneyimler yaşamak, fark edilmek, kendini özel ve değerli hissetmek istemektedirler (PricewaterhouseCoopers, 2005). Bu nedenle turistler, varış yerinin onlara sunacağı deneyimlerle ilgilemekte (Freund de Klumbis, 2005); yeni ve farklı deneyimler yaşayabileceği varış yerlerini tercih etmektedirler. Dolayısıyla turistler, yaygın ve standart olandan daha kişisel ve eşsiz deneyimlere doğru bir eğilim göstermektedirler. Turistlerin varış yeri seçiminde göstermiş olduğu bu eğilim, konaklama işletmesi tercihine de yansımaktadır. Son yıllarda, çok sayıda kişinin konakladığı, büyük ve kişilikten yoksun konaklama işletmelerinden yorulan turistler, hem görünüş hem de hissettirdikleri bakımından farklı olan işletmeler aramaya başlamıştır (Albazzaz vd., 2003). Bu arayış, tasarım, temalı veya yaşam tarzı oteller olarak da adlandırılan (Forsgren ve Franchetti, 2004) butik otel işletmelerini 340 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

363 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı ortaya çıkarmıştır. Butik oteller, genellikle mimari ve tasarım açısından kendine özgü bir tarzı olan, kişiye özel hizmet sunan, konforlu, samimi ve sıcak bir ortam sağlayan küçük konaklama işletmeleri olarak ifade edilmektedir. Butik otelleri diğer büyük konaklama işletmelerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, kişiye özgü hizmet ve konaklama sağlamasıdır. Ayrıca, hizmetlerindeki konfor, samimiyet, kendine özgü ortam ve misafirperverlik gibi özellikler de, butik otelleri standart hizmet sunan geniş ölçekli konaklama işletmelerinden faklı kılmaktadır. Bu nedenle, butik oteller fark edilmek, kendini özel ve değerli hissetmek ve farklı bir deneyim yaşamak isteyen turistler tarafından gittikçe daha fazla tercih edilmektedir (Aggett, 2007; Paton, 2005; PricewaterhouseCooper, 2005). Butik otel işletmeciliği, dünyada 1980 li yılların başında ortaya çıkmış (Albazzaz vd,. 2003; Brigths, 2007; Callan ve Fearon, 1997; McDonnell Covelli, 2005; Paton, 2005; PricewaterhouseCooper, 2005), ülkemizde de ilk örnekleri aşağı yukarı aynı yıllarda görülmeye başlamıştır. Ancak 2000 li yıllarda özellikle İstanbul, Çeşme, Nevşehir, Safranbolu gibi genellikle kültür turizminin etkin olduğu bölgelerde hızla yaygınlaşmaya başlamıştır (Buyruk, 2011). McIntosh ve Siggs (2005), butik otellerin başarısının turistlerin beklentilerindeki değişme ile birlikte, güzel sanatlar, tarih ve kültüre olan ilginin artmasına bağlamaktadır. Son yıllarda, doğal, kültürel ve tarihi doku açısından oldukça farklı özelliklere sahip olmasından dolayı Nevşehir Bölgesi nde de otelcilik anlayışında değişmeler gözlenmekte, eski evler ve konaklar restore edilerek butik otel tarzı işletmelere dönüştürülmektedir. Bu çalışma Kapadokya Bölgesi nde butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmet algılamalarını değerlendirmek, çalışanların demografik özelliklerine göre bu algılamalarda fark olup olmadığını belirlemek amacıyla tasarlamıştır. Çalışmada öncelikle butik otel kavramı, özellikleri ve hizmetleri açıklanmış ve konu ile ilgili literatür özetlenmiştir. Daha sonra ise araştırmanın yöntemi, bulgular ve tartışma ve sonuç bölümleri ile devam edilmiştir. 2. BUTİK OTEL KAVRAMI Butik kelimesi Fransızca kökenli bir kelime olup, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlükte giyim ve süs eşyası satılan dükkân olarak tanımlanmaktadır. Bu sözcük otelcilikte seçkin müşterileri için kendilerini evlerinde hissedebilecekleri konforu sağlayan, oda sayısı az, şık bir tür otel olarak kullanılmaktadır (www.tdk. gov.tr). Butik otellerin ortaya çıkışı yeni değildir (Lim ve Endean, 2009). Victorino Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

364 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi vd. (2005), butik otellerin ortaya çıkışının, sunulan ürünler bakımından standart hale gelmiş bir endüstride, yenilikçi özellikler sunan mükemmel bir ürün örneği olduğunu söylemektedir. Literatürde butik otellerin başlangıcı ile ilgili iki farklı görüş bulunmaktadır: Bazı çalışmalar (Brigths, 2007; Callan ve Fearon, 1997; McDonnell Covelli, 2005; Paton, 2005) butik otelciliğin 1980 lerin başında Londra da Anuska Hempel tasarımı The Blakes ile başladığını savunmaktadır. Diğer çalışmalar ise (Albazzaz vd., 2003; PricewaterhouseCoope,r 2005) butik otellerin 1984 te Ian Schraberger tarafından New York ta açılan The Morgans Hotel ile ortaya çıktığını belirtmektedir. Bu durumda butik otelciliğin 1980 lerin başında ortaya çıktığı ve söz konusu iki otelin butik otelciliğin başlamasında önemli rolü olduğu söylenebilir. Literatürde butik otellerle ilgili karmaşa sadece butik otellerin ortaya çıkışı ile ilgili değildir. Aynı zamanda butik otellerin tanımlanmasıyla ilgili de bir karışıklık söz konusudur. Butik otellerin standart ve tek bir resmi tanımının olmadığı bazı yazarlar (Aggett, 2007; Albazzaz vd., 2003) tarafından belirtilmektedir. Konu ile ilgili literatür incelendiğinde gerek akademisyenler gerekse uygulayıcılar tarafından yapılan çalışmaların genellikle butik otel kavramının tanımlamasında farklı özelliklere odaklandığı görülmektedir. Callan ve Fearon (1997), butik otelleri sahipleri tarafından yönetilen, büyük ölçekli otel işletmelerindeki yiyecek içecek satış alanları ile boş zaman değerlendirme faaliyetlerinin minimize edildiği, kişiye özel hizmet standartlarının yüksek olduğu, kendine özgü mimari ve dekorasyona sahip küçük otel işletmeleri (60 odadan az) olarak tanımlamaktadır. Albazzaz vd. ne (2003) göre butik oteller, temalı, mimari tasarım açısından önemli ölçüde sıcaklık ve samimiyet sunan, nispeten az odası olan ve yaş arası üst sosyo-ekonomik pazar bölümüne hitap eden işletmelerdir. Rowe (2003) ise, çalışmasında butik otellerin özelliklerini tema veya konsept (konaklamanın müşteriye kendini özel ve eşsiz hissettirdiği bir dekorasyon, hizmetin sunulduğu ortam vb.), kişiye özel hizmet, konum, bölge tarihi, sıcaklık ve samimiyet şeklinde sıralamıştır. Rowe (2003), butik otellerin küçük olmasının önemli olduğunu, bunun samimiyet ve kişiye özel hizmet sunumu için gerekli olduğunu söylemektedir. Nobles ve Thompson (2001), butik otellerde büyüklüğün (en fazla 100 oda), hizmetin sunulduğu ortamın, dekorasyonun, kişiye özel hizmetin, personelin ve yönetimin tutum ve davranışının gerçek samimiyet hissi yaratmak için bir araya getirilmesi gereken önemli özellikler olduğunu belirtmektedir. Yazarlara göre butik otellerin en önemli özelliklerinden biri de mükemmel hizmet sunulmasıdır. Butik otellerde müşterinin ihtiyaç ve isteklerini karşılamak sadece bunların giderilmesi 342 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

365 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı olarak görülmemelidir. Müşterinin neyi, ne zaman ve ne şekilde istediğini bilmek iyi hizmet ile mükemmel hizmet arasındaki farktır. Ayrıca, eşsiz bir tasarım veya tema, butik otelleri butik yapan özelliklerdir (Nobles ve Thompson, 2001). Paton (2005), butik otelleri tanımlamada büyüklük, tasarım ve fiziksel konumu ön plana çıkarmaktadır. Buna göre butik otel, 50 den daha az odası olan ve tasarım olarak dikkati çeken işletmeler olarak tanımlanmaktadır. Paton (2005), butik otellerin konum olarak genellikle şehir merkezinde kurulduğunu ancak kırsal kesimlerde de giderek yaygınlaşmaya başladığını belirtmektedir. Victorino vd. ne (2005) göre butik oteller, çağdaşlık, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran dekorasyona ağırlık veren işletmelerdir. Ayrıca, müşterilerine yaşamı kolaylaştıran pek çok ilave konfor sunmaktadırlar (Victorino vd., 2005). Lim ve Endean (2009) çalışmalarında butik otellerle ilgili hizmet kalitesi özellikleri, kendine özgü tasarım, konum ve sunulan imkanların birleşimine vurgu yapmaktadır. McDonnell Covelli (2005) ise, butik otellerin temel özelliklerini tarz, müşteri mahremiyeti, mimari ve tasarım çerçevesinde samimiyet ve sıcaklık olarak tanımlamıştır. Ayrıca butik otellerde büyüklüğün önemli olduğunu ve 150 odayı aşmaması gerektiğini belirtmektedir (McDonnell Covelli, 2005). Butik oteller, PricewaterhouseCoopers (2005) tarafından lüks pazar bölümünde bir boşluğu dolduran küçük ve kendine özgü oteller olarak tanımlanmaktadır. Kendine özgü bir tasarım, çağdaşlık, az sayıda oda, yüksek düzeyde kişiye özel hizmet, sahip işletmeci ve sahibinin kişiliğini yansıtması, modaya uygunluk, farklı mimari ve dekorasyon ile ileri teknoloji ürünü kaliteli oda imkanları gibi özellikler butik otelleri yansıtmaktadır. Aynı çalışmada, turistlerin butik otelleri seçme nedenlerinin çoğunlukla iyi sunulan hizmet ve modaya uygun işletmelerde konaklama fırsatı olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, müşteri mahremiyetinin korunması, daha küçük ve kendine özgü olması da turistlerin butik otelleri tercih etme nedenleri arasındadır. Bununla birlikte, ödedikleri paranın karşılığını alabilmek, fark edilmek ve değer verilmek de tercih nedenleri arasında yer almaktadır (PricewaterhouseCoopers 2005). Benzer şekilde, McIntosh ve Siggs (2005) tarafından Yeni Zelanda da butik otellerde konaklayan müşterilerin büyük ölçekli işletmelerden ziyade butik otelleri tercih etme nedenlerini incelenmiştir. Çalışmada müşterilerin butik otelleri tercih nedeni olarak, (aynı zamanda butik otelleri büyük ölçekli otellerden ayıran) beş boyut bulunmuştur. Bunlar boyutlar, eşsiz bir özellik (kendine özgü fiziksel ortam vb.), kişiye özel dokunuş (küçük, samimi, kişisel vb.) evde konaklama hissi vermesi (rahat, huzurlu, dinlendirici, sessiz, güvenli vb.), verilen kaliteli hizmet (ayrıntıya Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

366 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi önem verme, ekstra hizmetler vb.) ve varış yerinin fiziksel özellikleri ile kültürünün yansıtıldığı ilave değer olarak ifade edilmiştir (McIntosh ve Siggs 2005). Forsgren ve Franchetti (2004), butik otellerin amacının niş bir pazarda imaj, yaşam tarzı, tasarım ve tarz yoluyla kendilerini rakiplerinden farklılaştırmak olduğunu belirtmektedir. Müşteriler butik otelleri yaşam tarzlarına göre seçmekte veya yaşam tarzları müşterilerle ilişkilendirilmektedir. Forsgren ve Franchetti (2004) butik otelleri, eşsiz kimlikleri ve oldukça modern özellikleri ile ortalama 86 odaya sahip oteller olarak tanımlamaktadır. Yazarlara göre butik oteller ileri teknolojiyi modern bir tasarımla birleştirmiştir ve en dikkat çekici özellikleri mükemmel hizmet ve gerçekten samimi müşteri ilişkileridir. Forsgren ve Franchetti (2004) İsveç te butik otel yöneticileri ile yaptıkları görüşmede, eşsiz kimliğin, modernliğin, hizmetin sunulduğu ortamın, konseptin, konumun ve eşsiz tasarımın butik otellerde önemli olduğunu bulmuşlardır. (Forsgren ve Franchetti 2004). Benzer şekilde, Rogerson (2010), Güney Afrika da butik otel yöneticileri ile derinlemesine görüşme yapmış ve bunun sonucunda butik otellerin özelliklerini incelemiştir. Çalışma sonucunda, butik otellerin oldukça küçük, samimi, mükemmel hizmet, yüksek düzeyde bireysel ilgi, kendine özgü dekor, tasarım ve ortamla ilgili özelliklere sahip işletmeler olduğu belirtilmiştir (Rogerson 2010). Van Hartesvelt (2006: 32), sanat gibi butik otellerin de tanımlanmasının zor, fakat görüldüğünde tanınacak bir şey olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, butik otelleri arasında odaya sahip, en az dört yıldızlı otel standardında, başarılı bir restoranı olan, lüks, başka bir amaçla kullanımdan otele dönüştürülen farklı mimari sunan oteller olarak tanımlamaktadır (Van Hartesvelt, 2006). McNeil e (2009) göre butik oteller, kendine özgü tasarıma sahip küçük ölçekli işletmelerdir. Aliukeviciute ve Ligeikiene (2011) çalışmalarında butik otelleri, oda sayısı olarak küçük, moda yerlerde kurulmuş, özel dekore edilmiş, samimi ve/veya sıcak bir ortam sunacak şekilde tasarlanmış oteller olarak tanımlanmaktadır. Standart hizmet sunan otellerin tersine butik oteller, müşterilerine eşsiz bir deneyim yaşatmaktadır. Bununla birlikte, butik oteller müşterilerini çok iyi tanımakta ve onların ihtiyaç ve tercihlerine göre kişiye özel hizmet sunmaktadır (Aliukeviciute ve Ligeikiene, 2011). Aggett (2007) butik otelleri, çağdaş, dekorasyonu ile ön plana çıkan, 100 ve daha fazla sayıda odaya sahip, yüksek kalitede kişiye özel hizmet sunan ve ileri teknoloji ile donatılmış imkanlar sağlayan işletmeler olarak tanımlamıştır. Aggett (2007) yaptığı çalışmasında İngiltere de butik otel sektöründeki büyümeyi etkileyen faktörleri incelenmiş ve butik otel müşterilerinden kendilerini butik otellere 344 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

367 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı çeken faktörleri tanımlaması istenmiştir. Çalışmanın sonucunda, kendine özgü ve farklılaştırılmış konaklama kalitesi, yüksek kalitede hizmet, bireysel ilgi ve otelin konumu müşterilerin en fazla belirttiği faktörler olarak bulunmuştur. Bunun yanı sıra müşterileri, büyük ölçekli otelleri yaygın ve nereye giderseniz aynı (standart) şeklinde ifade etmişlerdir. Butik oteller ise samimi, kendine özgü ve konforlu olarak tanımlanmıştır. Ayrıca bazı müşteriler, her konaklamada yeni, farklı, eşsiz ve etkileyici deneyimler yaşadıklarını belirtmişlerdir (Aggett 2007). Brights (2007), butik otelleri tanımlamada, mimari ve tasarım, sunulan hizmet, hedef pazar ve konum özelliklerini vurgulamıştır. Butik otellerin mimari ve tasarım açısından samimiyet ve sıcaklık içermesini; sunulan hizmet açısından ise kişiye özel hizmet sunulmasını, bunun için de oda sayısının az olması gerektiğini belirtmektedir. Brights a (2007) göre butik otellerin hedef pazarı yaş arası orta ve üst gelir grubu olmalıdır. Konum olarak ise şehir merkezleri ve kırsal kesimlerde kurulabilir. Şehir merkezinde bulunuyorsa modern tasarım kullanılması ve ileri teknoloji ürünleri ile donatılmasının önemli olduğunu; kırsal kesimde bulunuyorsa lüksü feda etmeden yerel hissetmeyi sağlaması, yerel toplumun kişiliğini kaybetmeden, geleneksel mimariyi modernliğin konfor ve lüksü ile birleştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Brights, 2007). Kültür ve Turizm Bakanlığı ise butik otelleri yapısal özelliği, mimarî tasarımı, tefriş, dekorasyon ve kullanılan malzemesi yönünden özgünlük arz eden, işletme ve servis yönünden üstün standart ve yüksek kalitede, deneyimli veya konusunda eğitimli personel ile kişiye özel hizmet verilen ve en az on, en fazla altmış odalı otellerdir şeklinde tanımlamaktadır. Ayrıca butik oteller beş yıldızlı otel odaları için belirlenen nitelikleri taşıyan konforlu odalara, alakart hizmet verilen asgarî ikinci sınıf lokanta ve boş zaman değerlendirme ünitelerine sahip olmalıdır (www.kulturturizm.gov.tr). Yapılan çalışmalara göre butik otellerin özellikleri Tablo 1 de özetlenmiştir. (Tablo 1 i buraya yerleştiriniz) Yabancı literatürde butik oteller ile ilgili yapılan çok sayıda nitel çalışma olmasına karşın, hem yabancı, hem de Türkçe literatürde butik otel çalışanlarının butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamalarını ölçen amprik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle, butik otel çalışanlarının butik oteller ile ilgili algılamalarının öğrenilmesi, butik otellerin özelliklerine uygun hizmetlerin sunulması, hizmet kalitesinin artırılması, müşteri memnuniyeti ve sadakati açısından önem arz etmektedir. Ayrıca, konu hem yabancı hem de Türkçe literatürdeki boşluğu doldurması açısından önemli görülmektedir. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

368 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 3. ARAŞTIRMANIN AMACI Araştırmanın temel amacı, butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavramını, özelliklerini ve butik otellerde sunulan hizmetleri nasıl algıladıklarını belirlemektir. Ayrıca çalışanlarının demografik özelliklerine göre butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamaları arasında fark olup olmadığının saptanması, araştırmanın diğer amaçları arasındadır. Bu algıların ölçülmesi, butik otellerin özelliklerine uygun hizmetlerin sunulması, sunulan hizmetlerin kalitesinin arttırılması, dolayısıyla, hizmetlerden faydalanan turistlerin memnuniyetinin sağlanması ve sadık müşteriler elde edilmesi açısından önem arz etmektedir. 4. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ 4.1. Evren ve Örneklem Araştırmanın evrenini Nevşehir ili sınırları içinde (Ürgüp, Göreme, Avanos, Uçhisar ilçelerinde) yer alan ve web sayfalarında butik otel olarak pazarlanan küçük otellerde çalışan personel oluşturmaktadır. Örnekleme çerçevesi Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü nden alınan bir liste yardımıyla oluşturulmuş ve bölgede 40 civarında butik otel ve/veya butik otel tarzı işletme bulunduğu saptanmıştır. İhtimalsiz (tesadüfi olmayan) örnekleme yöntemlerinden amaca göre (purposive) örnekleme yöntemi olarak da bilinen yargısal (judgemental) örnekleme yöntemi tercih edilerek bu işletmelerden oda sayısı en az 10 ve bir günlük oda konaklama ücreti 150 TL ve üzerinde olan işletmelerde çalışan personel araştırmaya dahil edilmiştir Veri Toplama Yöntemi ve Verilerin Analizi Veriler, butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavramını, özelliklerini ve hizmetlerini algılamaları ile ilgili ölçek maddelerini ve çalışanların özellikleri ile ilgili soruları içeren anket yolu ile toplanmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, araştırmacılar tarafından geliştirilen ve çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmetleri konusundaki algılarını tespite yönelik bir ölçek yer almaktadır. Ölçek geliştirilirken, Turizm İşletmelerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik ile literatürde butik oteller ile ilgili yapılan çalışmalarda yer alan butik otellerin özellikleri ve sundukları hizmetler dikkate alınmıştır. Ölçek maddelerinin belirlenmesinde ayrıca, butik otel yöneticileri ve çalışanları ile yapılan görüşmelerden yararlanılmıştır. İkinci bölümde ise butik otel tarzı işletmelerde çalışan yönetici konumundaki ve diğer personelin özelliklerini belirlemeye yönelik sorular bulunmaktadır. 346 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

369 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Anket, araştırma kapsamındaki otel çalışanlarına uygulanmıştır. Anket uygulanmasını kabul eden 19 otel işletmesine toplam 100 adet anket bırakılmıştır. Bunlardan 72 adedi geri dönmüş, inceleme sonucu eksik bırakılan ve aynı şıkların işaretlenmesi gibi nedenlerle geçerliliği olmayan anket formları ayıklandıktan sonra, 60 adedi analize değer bulunmuştur. Toplanan veriler bilgisayar ortamında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma gibi merkezi eğilim ölçüleri ile t testi ve ANOVA, faktör analizi, güvenilirlik analizi gibi istatistiksel analiz yöntemlerinden faydalanılmıştır. 5. ARAŞTIRMANIN BULGULARI 5.1. Geçerlilik ve Güvenilirlik Araştırmada kullanılan ölçeğin faktör yapısını belirlemek amacıyla açıklayıcı faktör analizi yapımlaştır. Özdeğeri 1,00 ın üzerinde olan ve faktör yükü 0,50 den büyük olan faktörler dikkate alınmıştır. Faktör analizi sonucunda Keiser Meyer Olkin değeri 0.71 bulunmuş ve Bartlett s Test of Sphericity sonucu anlamlı (p>0.001) çıkmıştır. Bu iki sonuç faktör analizi için örneklemin yeterli olduğunu ve verilerin faktör analizine uygun olduğunu göstermektedir. Faktör analizine ilişkin sonuçlar Tablo 2 de verilmiştir. Butik otel çalışanlarının butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamaları üç faktörlü bir yapıyı göstermektedir. Söz konusu üç faktörün toplam varyansı açıklama oranı %44 dür. Birinci faktör Hizmetler olarak adlandırılmıştır ve varyansı %16 dır. İkinci faktör Fiziksel Özellikler olarak adlandırılmıştır ve %15 varyansa sahiptir. Üçüncü ve son faktör ise Butik Otel Kavramı olarak adlandırılmıştır ve varyansı %13 tür. Bu göstergelerin sonucunda, söz konusu üç faktörün butik otel çalışanlarının butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamalarına önemli ölçüde katkıda bulunduğunu söylemek mümkündür. Araştırmada kullanılan ölçeğin genel güvenilirliğini ve alt ölçeklerin tek başlarına güvenilirliklerini belirlemek amacıyla güvenilirlik analizinden faydalanılmıştır. Araştırmalarda kullanılan ölçeklerin kabul edilebilir güvenilirlik katsayısının 0.70 ve üzerinde olması gerektiği belirtilmektedir (Peterson 1994). Araştırmada kullanılan ölçeğin genel güvenilirlik katsayısı (Cronbach Alpha) 0.73 çıkmıştır. Bununla birlikte, hizmetler boyutunun güvenilirlik katsayısı 0.74, fiziksel özelikler boyutunun güvenilirlik katsayısı 0.78 ve kavram boyutunun güvenilirlik Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

370 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi katsayısı ise 0.72 bulunmuştur (Tablo2). Bu çerçevede, araştırmada kullanılan ölçeğin ve alt boyutlarının güvenilirlik katsayılarının tatmin edici düzeyde olduğu söylenebilir. (Tablo 2 yi buraya yerleştiriniz) Araştırmada kullanılan ölçeğin uzaksak (divergent validity) geçerliliği için öncelikle ölçeklerin madde korelasyonuna bakılmıştır. Ölçekte yer alan her bir ifadenin kendi boyutu (maddenin kendisi boyut toplamından çıkarılarak) ve ölçekte yer alan diğer boyutlar ile korelasyonuna bakılmıştır. Ölçekteki her bir ifadenin hem kendi boyutuyla hem de diğer boyutlarla korelasyon sergilemesi gerekmektedir (Green vd. 1997). Analiz sonucunda, ölçekteki ifadelerin kendi boyutu ile diğer boyutlardan daha yüksek korelasyon sergilediği bulunmuştur. Araştırmada kullanılan ölçeğin yakınsak geçerliliği (convergent validity) için ise alt boyutların birbiriyle olan korelasyonuna bakılmıştır. Alt boyutların birbiriyle olan korelasyonunun düşük, fakat aynı zamanda olumlu olması gerekmektedir (Judd, Smith ve Kidder 1991). Ölçeğinin yakınsak geçerlilik analiz sonuçları, alt boyutların birbiriyle olan korelasyonunun düşük, fakat p<0.01 ve p<0.05 düzeyinde olumlu ve anlamlı olduğunu göstermektedir. Güvenilirlik ve geçerlilik analizi sonucunda, araştırmada kullanılan ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir Çalışanlarının Demografik Özelliklerinin Değerlendirilmesi Tablo 3 de araştırmaya katılan otel çalışanlarının özelliklerine ilişkin bilgiler yer almaktadır. (Tablo 3 ü buraya yerleştiriniz) Tabloda görüldüğü üzere, anket uygulanan çalışanların çoğunluğu lise mezunudur (%68,3). Önlisans ve lisans olmak üzere üniversite mezunu çalışanların oranı ise %25 tir. Çalışanların %15 i yönetici pozisyonunda, %85 i ise ast pozisyonlarda görev yapmaktadır. Çalışanların %40 ı bayan, %60 ı erkektir. Araştırma kapsamındaki butik otellerde çalışanların %66,7 si turizm eğitimi almıştır. Tabloda ayrıca, çalışanların büyük çoğunluğunun (%51) yaş aralığında olduğu ve yine büyük çoğunluğunun (%53,3) sektörde 1-3 yıl arasında çalışmış olduğu görülmektedir. 348 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

371 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 5.3. Butik Otel Çalışanların Butik Otel Kavram, Özellik ve Hizmetlerine İlişkin Algılamalarının Değerlendirilmesi Tablo 4 te butik otel çalışanlarının butik otel kavram, özellik ve hizmetlerine ilişkin algılamalarına ilişkin ortalama ve standart sapmaları görülmektedir. (Tablo 4 ü buraya yerleştiriniz) Tablo incelendiğinde fiziksel özellikler boyutunun 4,15 ile en yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmektedir. Butik otellerde sunulan hizmetler boyutunun 3,71 ortalama ile ikinci, butik otel kavramı boyutu ise 3,68 ile en düşük ortalamaya sahiptir. Bu durumda, butik otel çalışanlarının butik otellerin fiziksel özellikleri konusunda daha yüksek algılamalara sahip olduğu ve butik otellerin fiziksel özelliklerine ilişkin bilgilerinin yüksek olduğu söylenebilir. Ortalaması çok düşük olamamakla birlikte, en düşük ortalamaya sahip butik otel kavramı konusunda ise çalışanların butik otelin ne olduğunu tam olarak kavrayamadıkları söylenebilir. Ortalamalar ölçek ifadeleri açısından değerlendirildiğinde, en yüksek ortalamaya sahip ifadelerin butik otellerin konum, mimari, konfor, tefriş ve dekorasyon konusunda olduğu görülmektedir. Bu durum, çalışanların butik otelleri söz konusu özellikler açısından diğer otel işletmelerinden farklı algıladıkları şeklinde değerlendirilebilir. Butik otellerin sundukları hizmetler açısından ise çalışanların özellikle çamaşırhane ve kuru temizleme hizmetleri, kişiye özel hizmet sunulması, daha yüksek gelire sahip konuklara hitap etmesi ve ev ortamındaki gibi konaklama hizmeti verilmesi ile ilgili algılamaları daha yüksektir. Odalara konuk tarafından seçilen en az 1 adet günlük gazete servisi yaparlar ifadesi en düşük ortalamaya sahip ifadedir (3,23). Aslında, konuk tarafından seçilen odaya gazete hizmeti butik oteller tarafından kişiye özel sunulan hizmetlerden biridir ve bu hizmetle ilgili algılamaların düşük olması dikkat çekicidir. Bu durumun söz konusu hizmetin çalışanlar tarafından çok fazla bilinmemesi veya gereksiz görülmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Çalışanların butik otel kavram, nitelik ve hizmetlerini algılamalarının yaş, eğitim durumu ve sektörde çalışma süresine göre farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek için Varyans Analizi (ANOVA) yapılmıştır. Analizler sonucunda, algılamaların söz konusu özelliklere göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Yine, çalışanların butik otel kavram, nitelik ve hizmetlerini algılamaları ile cinsiyet, turizm eğitim alma ve görev durumları arasında fark olup olmadığını test etmek için t- testi yapılmıştır. Analizler sonucunda çalışanların algılamalarının cinsiyet ve turizm eğitimi alma durumuna göre farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Ancak, Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

372 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi çalışanların butik otel kavram, nitelik ve hizmetlerini algılamaları görev durumlarına göre (çalışan- yönetici) farklılaşmaktadır (t= -4,031 ve p= 0,000). Bu durumun yöneticilerin butik otel kavramını, niteliklerini ve hizmetlerini çalışanlara göre daha iyi bilmeleri ve bu konuda daha bilinçli olmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Kapadokya bölgesindeki butik otel tarzı işletmelerin büyük bölümünün yöneticileri aynı zamanda otellerin sahip ve işletmecisidir. Bu nedenle, butik otellerin ne tür işletmeler olduğu, butik otellerin açılması ve işletilmesi için sahip olması gereken nitelikler ve sunması gereken hizmetler konusunda daha bilinçli ve bilgi sahibidirler. Dolayısıyla, çalışanların ve yöneticileri bu konudaki algılamalarının farklı olması beklenen bir durum olduğu söylenebilir. 6. SONUÇ VE ÖNERİLER Butik oteller, yapısal özelliği, mimari tasarımı, tefriş ve dekorasyonu bakımından özgünlük arz eden, yüksek kalitede kişiye özel hizmet veren, küçük ölçekli konaklama işletmeleri olarak tanımlanabilir. Butik otellerle ilgili yapılan çalışmalarda sıklıkla butik otellerin küçük ve kendine özgü olması, kişiye özel ve kaliteli hizmet vermesi, varış yerinin fiziksel özellikleri ile kültürünün yansıtıldığı farklı mimari ve dekorasyona sahip olması, sıcak, samimi ve konforlu bir ortam sunması gibi özelliklere sahip olması vurgulanmıştır. Bu özellikler ayrıca, turistlerin butik otelleri diğer otellere tercih etme nedenleri olarak da belirtilmiştir. Bu çalışmada, Kapadokya Bölgesi nde butik otel tarzı işletmelerde çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmet algılamalarını değerlendirilmiş ve çalışanların özelliklerine göre bu algılamalarda fark olup olmadığını belirlenmiştir. Bunun için üç bölümden oluşan bir anket formu geliştirilmiştir. Anket Kapadokya Bölgesi nde faaliyet gösteren butik otel tarzı işletmelerde çalışanlara uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, çalışanların özellikle butik otellerin fiziksel özellikleri ve hizmetleri ile algılamalarının yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışanlar özellikle butik otellerin konum ve mimari tasarım olarak farklı olması, küçük fakat samimi olması gerektiğini vurgulamışlardır. Ayrıca, butik otellerin tefriş ve dekorasyon olarak özgün, beş yıldızlı otel konforunda odalara sahip olması gerektiği belirtilmiştir. Butik otellerde sunulan hizmetlerle ilgili olarak çamaşır ve kuru temizleme hizmetlerinin verilmesi, kişiye özel hizmet sunulması ve konuklara kendilerini ev ortamındaymış gibi hissettirilmesi çalışanlar tarafından yüksek algılanan butik otel hizmetleridir. Çalışanların butik otel kavramı ile algılamaları ise butik otel özellik ve hizmetlerine göre nispeten düşüktür. Bu durumda, butik otellerin ne tür işletmeler olduğunun çalışanlar tarafından tam olarak anlaşılmadığını söylemek mümkündür. 350 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

373 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Çalışmada, çalışanların butik otel kavram, özellik ve hizmetlerini algılamalarının cinsiyet, eğitim durumu, yaş, sektörde çalışma yılı, turizm eğitimi alma gibi özelliklere göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte yönetici ve işgören pozisyonlarında çalışanların algıları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Kapadokya bölgesindeki butik otel tarzı işletmelerin yöneticilerinin aynı zamanda otellerin sahip ve işletmecisi olması nedeniyle, butik oteller konusunda diğer çalışanlara göre daha bilinçli ve bilgi sahibi olmalarının algılamalarda farklılaşmaya neden olduğu söylenebilir. Bu duruma butik otel çalışanlarının butik otel kavramı, özellikleri ve hizmetleri konusunda eğitim almaları algılamalar arasındaki farkın azaltılmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca, çalışanların butik oteller konusunda daha fazla bilgi sahibi olmaları, butik otel hizmetlerinin kalitesini ve bunun sonucunda misafir memnuniyetini olumlu şekilde etkileyecektir. Bu çalışma, Kapadokya bölgesindeki butik otel tarzı işletmelerin çalışanlarıyla sınırlandırılmış yerel ve özgün bir araştırma niteliğindedir. Benzer araştırmalar, farklı bölgelerdeki butik otel çalışanları üzerinde yapılabilir. Ya da çalışmanın kapsamı genişletilerek ülke genelindeki butik otel çalışanlarına uygulanabilir. KAYNAKÇA Aggett, M. (2007). What has Influenced Growth in the UK s Boutique Hotel Sector?, International Journal of Contemporary Hospitality Management, 19 (2), Albazzaz, A.; Birnbaum, B.; Brachfeld, D.; Danilov, M.; de Vries, O.K ve Moed, J. (2003). Lifestyles of the Rich and Almost Famous: The Boutique Hotel Phenomenon in the United States. High Tech Entrepreneurship and Strategy Group Project (R. Adner), Boutique%20Hotels.pdf, Aliukeviciute, M. ve Ligeikiene, R. A. (2011). Boutique Hotels Evolution https://ojs.kauko.lt/index.php/stmd/article/viewfile/233/229, ). Brights, D. (2007). The Definition Of Boutique Hotels, articlealley.com/the-definition-of-boutique-hotels html, Buyruk, L. (2011). Kapadokya da Butik Otel İşletmeciliğinin Gelişimi ve Sorunları, I. Uluslararası Nevşehir Tarih ve Kültür Sempozyumu, Nevşehir Üniversitesi, Kasım Callan, R. J. ve Fearon, R. (1997). Town House Hotels An Emerging Sector, International Journal of Contemporary Hospitality Management, 9 (4), Freund de Klumbis, D. (2003). Seeking the Ultimate Hotel Experience Forsgren, S. ve Franchetti, C. (2004). The Marketing Role of Unique Concepts for Hotels in Sweden, Published Master Thesis, Göteborg University, Graduate Business School, School of Economics and Commercial Law: Elanders Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

374 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Novum. Hyde, K. F. ve Lawson, R. (2003). The Nature Of Independent Travel, Journal Of Travel Research, 42, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik eski2yeni.html, Lim, W. M. ve Endean, M. (2009). Elucidating the Aesthetic and Operational Characteristics of UK Boutique Hotels, International Journal of Contemporary Hospitality Management, 21 (1), McDonnell Covelli, J. (2005). Boutique Hotels are Getting New Interest, Business First of Buffalo, focus4.html?page=all, McIntosh, A. J. ve Siggs, A. (2005). An Exploration Of The Experiential Nature of Boutique Accommodation, Journal Of Travel Research, 44, Mcneill, D. (2009). The Airport Hotel as Business Space, GeografiskaAnnaler: Series B, Human Geography, 91 (3), Nobles, H. ve Thompson, C. (2001). What is a Boutique Hotel?, Hotel Online Special Report, BoutiqueAttributes.html, Paton, N. (2005). Market Snapshot: Boutique hotels caterersearch.com/articles/03/06/2005/300719/market-snapshot-boutique-hotels. htm, Peterson, R. A. (September 1994). A Meta-Analysis of Cronbach s Coefficient Alpha, Journal of Consumer Research, 21, Poon, A. (1993). Tourism, Technology and Competitive Strategies. Wallingford UK: CAB International. PricewaterhouseCoopers (2005). The secret of lifestyle hotels popularity is simple: they are in tune with the needs of the new, complex consumer, Hospitality Direction Europe Edition, 12, publ_techno/pwc_hospitality_directions_europe_0509_e.pdf, Rogerson, J.M. (2010). The Boutique Hotel Industry in South Africa: Definition, Scope, and Organization, Urban Forum, 21, Rowe, M. (2003). Defining Boutique Chic, Lodging Hospitality 59 (13): Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük, Van Hartestvelt, M. (2006). Building a Better Boutique Hotel, Lodging Hospitality, 15: Victorino, L.; Verma, R.; Plaschka, G. ve Dev, C. (2005). Service Innovation and Customer Choices in Hospitality Industry, Managing Service Quality, 15 (6), Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

375 Tablo 1. Butik Otellerin Özellikleri Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Tablo 2. Faktör Analizi ve Güvenilirlik Sonuçları Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

376 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Tablo 3. Çalışanlarının Özellikleri 354 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

377 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Tablo 4. Butik Otel Çalışanlarının Butik Otel Kavram, Özellik ve Hizmetlerine İlişkin Algılamaları Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

378

379 TÜKETİCİLERİN TEZ YEMEK TÜKETME NEDENLERİ: MERSİN ŞEHİR MERKEZİNDE FAALİYET GÖSTEREN YEREL, ULUSAL, ULUSLARARASI ZİNCİR TEZ YEMEK İŞLETME MÜŞTERİLERİ ÖRNEĞİ 1 Kamil UNUR 2 Derya Kaya GÖK ÖZ Problem Durumu: Tez yemekler enerji ve bazı besin öğeleri yönünden dengeli değildir. Bu durum uzun dönemde başta şişmanlık olmak üzere çok çeşitli sağlık sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Tez yemeklerin yol açtığı gerek şişmanlık ve çeşitli hastalıklar hem işgücü kaybına hemde sağlık harcamalarının artmasına yol açarak topluma zarar vermektedir. Bu zararın azaltılması yada ortadan kaldırılması için bireylerin neden fast food tükettiklerinin bilinmesi gerekmektedir. Araştırmanın Amacı: Araştırmanın amacı, tez yemeklerin tüketicilere çeşitli olumsuz etkileri olmasına karşın neden yoğun bir şekilde tüketildiğinin tespit edilmesidir. Yöntem: Araştırmada, verilerin toplanmasında anket tekniği ve olasılığa dayalı olmayan (tesadüfî olmayan) orantılı kota örneklemesi kullanılmıştır. Anket, Mersin şehir merkezinde faaliyet gösteren yerel, ulusal ve uluslar arası toplam 12 adet zincir tez yemek işletmesinde; 4 Mayıs-7 Haziran tarihleri arasında; araştırmacının kendisi ve anketörler tarafından yüz yüze 1103 müşteriye uygulanmıştır. Bulgular ve Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre müşteriler tez yemeği, dışarıdayken acıktıkları, tadını sevdikleri, kolaylıkla erişebildikleri ve alışveriş yaparken acıktıkları için tüketmektedir. Tez yemek tüketme nedenlerine ilişkin 12 maddeden oluşan 4 faktör bulunmuştur. Bu faktörlere sırasıyla şu adlar verilmiştir: Kişisel farklılık etkisi, Yemek yapabilme becerisinin etkisi, Zorunluluğun etkisi, Eşlik edenin etkisi. Tez yemek tüketme nedenlerine ilişkin belirlenen bu faktörlerin cinsiyet, medeni durum, yaş, gelir ve çalışma statüsü bakımından farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Öneriler:Tez yemeğin topluma verdiği zararların azaltılması için öncelikle ilöğretim çağındaki çocuklardan başlayarak tüm toplumunun sağlıklı beslenme konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca tez yemek reklamlarının önüne geçilmesi ve tez yemek restoranlarının kurulmasının güçleştirilmesi gerekmektedir. 1 Yrd.Doç.Dr., Mersin Üniversitesi, Turizm Fakültesi 2 Öğretim Görevlisi, Sakarya Üniversitesi,Kırkpınar Turizm Meslek Yüksekokulu Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

380 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi nedeni Anahtar kelimeler: tez yemek, tez yemek işletmesi, tez yemek tüketme Reasons of Consuming Fast Food in Local, National and International Chain of Fast Food Businesess in The Mersin City ABSTRACT Problem Statement: Fast food is not a healthy food in terms of energy and other nutritional components. This unhealthy food causes obesity and many other helth problems. All kinds of health problems effect the society by decreasing the labor productivity and increasing helth expenditures. It shouldbe identified why fast food is consumed to decrease the negative effects of fast food to society. Research Aims: The aim of this study is to identify why fast food is heavily consumed despite the various negative effects of it to consumers. Research Method: In this study, questionnaire method and non-probabilistic (non-random) proportional quota sampling was used for the collection of data. Data was gathered face to face from 1103 customer total of 12 local, national and international chain of fast food business in the city center of Mersin; between May 4 to June 7 by the researcher herself and interviewers. Findins and Results: According to the research results, customers ate fast food because: they are hungry when they are outside, they like the taste, they able to access easily and they are hungry when they are shopping. 4 factors are found from 12 items related to fast food consumption causes. Respectively, are given the following names to these factors: Impact of personal differences, the ability to make food effect, the effect of necessity, the accompanying effect. Identified factors related to reasons of the fast food consumption showed differences gender, marital status, age, income and work status in terms of demographic characteristic. Proposals: Starting with the primary school students, It should be increased the knowledge and consciousness level of society abaout healthy and unhealthy nutrutions to decrease the negative effects of fast food. Broadcasting the Fast food comnmercials espicially on tv and establishing fast food restourants should made difficult. Key Words: Fast food, fast food restaurant, Reasons of fast food consuming 358 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

381 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı GİRİŞ Beslenme zorunlu ihtiyaçlardan biridir. Günümüzde beslenme faaliyeti aynı zamanda insanların bir araya gelmek için kullandıkları bir araç haline gelmiştir. İnsanlar alışveriş, seyahat vb. nedenlerle evleri dışında olduklarında zaman yemek yeme ihtiyacı hissetmektedirler. Bu ihtiyaç tez yemek (fast food) işletmelerinin de içinde bulunduğu yiyecek içecek işletmelerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fastfood (tez yemek), kısa sürede hazırlanıp hızlı şekilde servis edilen yiyeceklere verilen isimdir. Hazırlama süresi kısa olan herhangi bir yiyecek tez yemek olarak düşünülebilir. Türk Dil Kurumu (TDK) (2010) tarafından hazır yemek şeklinde tanımlanan tez yemek Yaman (2007:1) tarafından, Tüketicinin yemek siparişinin alınması ile yemeğin hazır olması arasında geçen zaman diliminin üç ile on dakika arasında değiştiği restoranlarda satılan her türlü yiyecektir. şeklinde tanımlanmaktadır. Hamburger, patates kızartması, pizza, sosis ekmek, tantuni, lahmacun, pide, sandviç, simit vb. yiyecekler tez yemek örnekleri olarak düşünülebilir. Tez yemek işletmeleri ise tez yemek sunan işletmeler olarak tanımlanabilir. Hızlı servis, tez yemek işletmelerinin temel özelliği kabul edilir (Park, 2004:93). Çünkü bu işletmelerin amacı özellikle zaman problemi olan müşterilere en kısa sürede hizmet verebilmektir (Özleyen, 2005 :26). Bu nedenle tez yemek işletmeleri neredeyse uygun buldukları her adım başına kurulmuştur (Ekeyılmaz, 2006: 12).. Sağlık yönünden değerlendirildiğinde tez yemeklerle beslenme şekli, neredeyse dünya nüfusunu tehdit eden bir hastalık olarak görülebilmektedir. Bu durum obezite, kalp, şeker hastalığı gibi çok çeşitli sağlık sorunlarına ve de harcamalarına yol açabilmektedir. Buna rağmen insanlar tez yemek türü yiyecekleri giderek artan bir oranda tüketmeye devam edebilmektedir. İnsanların neden artan oranda tez yemek tükettiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Eğer insanların tez yemek tüketim nedenleri tespit edilebilirse bu nedenlerin bir kısmının ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılması mümkün olabilir. Böylelikle tez yemek tüketimi ve dolayısıyla tez yemeğin zararlarının azaltılması sağlanabilir. Bu çalışma toplum yararına kullanılabilmesi adına insanların tez yemek tüketme nedenlerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. 1. TEZ YEMEK VE TEZ YEMEK İŞLETMELERİ Amerika da 1870 lerde at arabası şeklinde olan yemek vagonlarında işçilere sandviç, tart ve içecek servisi sunulmasıyla ortaya çıkan tez yemek işletmeleri (Yaman, 2007:4-5); 1948 de McDonald s kardeşlerin kâğıt bardak ve peçeteler ile Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

382 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi servis yapmaya başlaması ve menüyü hamburger, cheeseburger, patates kızartması, içecek ve tatlı ile sınırlandırması, self servis ve paket servis uylulamalarının başlaması (McDonald s, 2010), 1950 li yıllarda ev kadınlarının çalışma yaşamı içine girmeye başlaması (Yaman, 2007:6; Kılıç ve Şanlıer, 2007:31) ve Türkiye ye özgü olarak kentleşme olgusunun hızlanması (Orkun, 2009:93) ve 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarından sonra ortya çıkan ve hızla yayılan batılı gibi yaşamak/ tüketmek anlayışı (Özcan, 2007:92) gibi nedenlerle günümüzde çok çesiti yerlerde (yol kenarları, okul yanları, benzin istasyonları, hastane yanları gibi) (Tayfun ve Tokmak, 2007:170; Yaman, 2007:6-7) ve çok çeşitli şekillerde (hamburgerci, pizzacı, dürümcü vb. gibi) bulunmaktadırlar (Özleyen, 2005:26). Tezyemek işletmeleri ayrıca zaman problemi olan müşterilere en kısa sürede hizmet verme amacıyla neredeyse her yerde bulunmaktadır (Ekeyılmaz, 2006:12). Tez yemek işletmeleri özellikle çocukları hedef kitle olarak almakta ve pazarlama stratejilerini ona göre belirlemektedirler (Lindstrom ve Seybold, 2003:64-66; Yaman, 2007:9). Örneğin McDonald s 1979 yılında hamburger menüsünü Happy meal denilen rengarenk bir kutuda sunarak ve 2001 yılında da oyuncaklı menüler çıkartarak çocukları ve gençleri kendisine çekmiştir (Lindstrom ve Seybold, 2003:106). Ayrıca, özel menü indirimleri, kupon indirimleri, çekilişler, bedava kontur verme, bir menü alana bedava bir ürün verme gibi kampanyalarla başta gençler olmak üzere tüm tüketiciler için tez yemekler daha cazip hale getirilmektedir. Yaratılan imaj sayesinde McDonald s, BurgerKing gibi tez yemek işletmeleri ABD kültürü ve sembolü olarak görülmekte ve statü göstergesi olarak tercih edilebilmektedir (Yaman, 2007:21). Nitekim Çukurova üniversitesinde eğitim gören lisans ve lisansüstü öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmada öğrencilerin aylık harcama miktarları arttıkça tez yemek tüketimlerininde arttığı tespit edilmiştir (Özdinç, 2004), Fiyatların düşük olması, hızlı servis edilmesi, çatal bıçak kullanmadan tüketilebilmesi, paketlenebilir olması, tek kullanımlık ambalajının olması, yüksek kalorili olması (doyurucu olması) ve lezzetli olması tez yemeklerin temel özellikleri olarak sayılabilir (Özleyen, 2005:9; Tayfun ve Uygur, 2008:122; Yaman,2007:10; Park, 2004:93; Morse ve Driskell, 2009:173). Günümüzde yetersiz ve dengesiz beslenen birey sayısı artmaktadır. Dengesiz beslenmenin nedenlerinden biri de tez yemeklerdir. Tez yemek ürünlerinde vitamin, mineral gibi besin değerleri az, karbonhidrat, yağ gibi değerler fazla olduğundan obezite başta olmak üzere şeker, kalp tansiyon ve osteoporoz gibi çeşitli hastalıklara 360 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

383 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı neden olmaktadır. (Sağlık Bakanlığı, 2010). Ayrıca, sağlık sorunu yaşayan bireylerin üretime katılamaması, sağlık harcamaları gibi nedenlerle tez yemek ülke çapında ekonomik sorunlara da yol açmaktadır. (Sağlık Bakanlığı, 2010). Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, Türkiye de obez sayısının 20 milyona yaklaştığını ve bir kişinin obezite tedavi masrafının en az 800 dolar olduğunu ve Türkiye de obezite ile ilgili toplam yıllık tedavi masrafının 5 milyar dolara yaklaştığını belirtmiştir (Patronlar dünyası web sitesi, 2010). Obez bireylerin yaşadığı en büyük sosyal sorunlardan biri, önyargı ve ayrımcılıktır. Toplum tarafından da bu bireylere aynı önyargı ile yaklaşılmakta duygusal ve kişiler arası ilişkilerde sorunlu kişiler olarak görülmektedir. Bu insanların tembel, uyuşuk, aptal ve kirli oldukları düşünülmektedir. (Değirmenci, 2006:15,17). Ayrıca, yetişkinlerde obezite ile benlik saygısı arasındaki ilişkileri araştıran çalışmaların bazılarında benlik saygısı ile obezite ve BKİ (beden kitle indeksi) arasında ters orantı olduğu belirlenmiştir. Yani obezite arttıkça benlik saygısı azalmaktadır. Değişen benlik saygısı ek sağlık sorunları yaşanmasına (depresyon, intihar girişimleri, anoraksıya ve bulimia nevroza gibi) ve maddi kayıplara (iş gücü kayıpları v.s.) neden olmaktadır. (Değirmenci, 2006:15,17; İçen, 2006:2). Yukarıdaki gibi nedenlerle işverenler, işletmenin karlılığını etkileyeceğinden obez işçileri istihdam etmekten kaçınmaktadırlar (Çetin, 2007:1). Sonuç olarak toplumların giderek fazla kilolu bireyler haline dönüşmesi toplumsal kalkınmayı etkileyebilir. Çağımızda obezite, yetişkinler kadar çocuklarda da yüksek oranlara ulaşmıştır (WHO, 2011). Bu ise ileriki yıllarda karşılaşılacak daha fazla sağlık harcaması, iş gücü kaybı ve toplumsal kalkınmanın yavaşlaması ya da düşmesi demek olabilir. 2. TEZ YEMEK TÜKETME NEDENLERİ Tez yemek işletmelerinde yemek yemenin nedenlerinden bazıları; kısıtlı zaman, tadını sevme, ailesi/arkadaşları ile yemek ve ucuz-ekonomik olması (Morse ve Driskell (2009), menülerin doyuruculuğu (Tayfun ve Tokmak, 2007), lezzetli olması, fiyatın uygun olması hazır ve hızlı olması (Özçelik, Akan ve Sürücüoğlu, 2007), fiyatların uygunluğu, tüketiciye yakın yerlerde bulunması, ulaşım kolaylığı, geleneksel damak zevkine hitap etmesi, marka imajı ve bağımlılığı yaratma, diğer markalarla rekabet edebilmek için yapılan promosyonlar (Gül, Akbay, Dölekoğlu, Özel ve Akbay, 2003), öğle tatillerinin kısa olması nedeniyle hızlı bir şekilde Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

384 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yemek yeme zoırunluluğu (Özleyen,2005:32; Tayfun ve Tokmak, 2007:170) şeklinde sayılabilir. Bir başka çalışmada (Öncü, Çatı ve Özbay, 2007) tez yemek işletmelerinin tercihinde etkili olan faktörler; hız, ürün özellikleri, personel davranışı, fiziki unsurlar, pazarlama faaliyetleri ve fiyat politikası olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada faktörler ile tüketicilerin demografik özellikleri (yaşları hariç) arasında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur. Ayrıca bu konuda yapılan çalışmalarda gelirin ve annenin çalışıp çalışmamasının dışarıda yemek yemede etkili faktörler olduğu tespit edilmiştir (Ekeyılmaz, 2006). Özleyen (2005:91-93) çalışmasında çocuklara yönelik aktiviteler ve işletmenin park alanına sahip olması, evli katılımcılar için çok daha önemliyken; ambiyans ve işletme imajının bekâr katılımcılar için daha önemli olduğunu tespit etmiştir. Menüdeki ürün çeşitliliği bekâr katılımcıların %57 si için çok önemli olarak değerlendirilirken evli katılımcılarda bu oranın %44 olduğunu belirlemiştir. Kadınların ürünle ilgili tazelik (%91,6), görünüm (%93,2), sıcaklık (%92,8) gibi maddelere erkeklere kıyasla daha fazla önem vermekte olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, temizlik ve hijyen (Özleyen, 2005:91-93), lezzet ve tazelik katılımcıların tez yemek işletmelerini tercih etmelerinde etkili en önemli maddeler olarak belirlenmiştir (Özleyen, 2005:91-93) Yaman (2007: ) çalışmasında, tez yemek tüketicilerinin işletme tercihinde marka etkisinin %51,2, işletmeye rahat ulaşımın %46,3, istek ve şikâyetlerinin giderilmesinin %42,5, reklam etkisinin %51,8, hediye ürünler sunmasının %23,5 oranında önemli bulduğunu tespit etmiştir. Korkmaz (2005:32) tez yemek satın alma kararını etkileyen üç önemli maddenin temizlik, sağlıklı ürün ve kalite olduğunu tespit etmiştir. Tez yemek tüketicisinin bireysel özellikleri dışında tercihlerini etkileyen işletmenin fiziksel fiziksel özellikleri (ambians, otopark ve çocuk oyun alanı gibi), kuruluş yeri, ulaşım kolaylığı, servis ve personel kalitesi, imajı, kampanyaları ile ürünlerin fiyatları lezzeti, doyuruculuğu, sıcaklığı ve servis hızıgibi faktörlerdir (Unur ve Kaya, 2010: 14-15; Tayfun ve Uygur, 2008:9; Özleyen, 2005:87-88): Bazı araştırmalarda; tez yemek tüketme nedenlerinden bazılarının cinsiyetlere göre farklılaştığı bulunmuştur. Örneğin, Morse ve Driskell (2009) erkeklerin çoğunun kadınlara kıyasla tez yemek işletmelerinin daha ucuz ve ekonomik olduğunu düşündükleri için bu işletmelerde yediğini tespit etmiştir. Korkmaz a (2005) göre, kuruluş yeri ve kolay ulaşım gibi etkenleri kız öğrenciler, erkek öğrencilere göre daha önemli bulurken, erkek öğrenciler de bu tür yiyeceklerin doyurucu olmasını 362 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

385 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı kız öğrencilere göre daha önemli bulmaktadır. Akbay, Tiryaki ve Gül (2007) Adana kentsel alanda ikamet eden tüketiciler üzerinde yaptıkları araştırmada, yaş, gelir, eğitim, hane halkı genişliği, çocukların varlığı ve diğer faktörlerin (hızlı yiyeceğin fiyatına yönelik tüketici tutumu, sağlık sorunları ve çocuğun tercihi) önemli ölçüde tez yemek tüketim sıklığını etkilediğini bulmuşlardır. Driskell, Meckna ve Scales (2006), üniversite öğrencileri arasında haftada en az bir kez öğle yemeğinde tez yemek yiyen erkek oranının (%84) kadın oranının ise (%58) olduğunu tespit etmişlerdir. Ortalama bir Amerikalı haftada dört kez tez yemek tüketirken üniversite öğrencileri haftada 6-8 kez tüketmektedirler (Driskell, Meckna ve Scales, 2006:525). Türkiye de yapılan araştırmalarda da (Gül ve diğ.2003; Ekeyılmaz, 2006; Özleyen, 2005; Yaman, 2007; Özçelik, Akan ve Sürücüoğlu, 2007; Tayfun ve Uygur, 2008) benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Amerikalı tüketicilerin %30 u, tez yemek restoranlarında yemenin yaşamlarının bir parçası hatta yaşam tarzları olduğu konusunda hemfikirdir. (Morse ve Driskell, 2009:173). Yapılan çeşitli çalışmalarda (Driskell, Meckna ve Scales, 2006:527; Morse ve Driskell, 2009:176; Gerend, 2009:84), erkeklerin yiyecekle ilgili kararlarda gıda etiketlerini, düşük kalorili ve sağlıklı olduklarını düşündükleri yiyecekleri seçme ilgisinin kadınlara göre daha az olduğu bulgulanmıştır. ABD de hızlı yiyeceğin gelir olarak sosyal sınıf tüketicisi, daha çok alt ve orta gelirdeki tüketicilerdir. Ülkemiz ve diğer gelişmekte olan ülkelerde ise, tez yemek işletmeleri daha çok orta ve üst gelirli kesim tarafından tercih edilmektedir. Fakat tez yemek işletmesinin bulunduğu yere göre de tüketici gurubu değişebilmekte ve çeşitlenebilmektedir (Yaman, 2007:75). Özdinç (2004:78), Çukurova Üniversitesinde eğitim gören lisans ve lisansüstü öğrenciler üzerinde tez yemek tüketim alışkanlıkları ve tüketim noktası tercihlerine etki eden faktörler bakımından bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmaya göre aylık harcaması 250 TL üzerinde olanlar, aylık harcaması 250 TL altında olanlara göre daha fazla tez yemek tüketmektedir. Uçar (2000), tez yemekte sınıfsal tercihleri araştırmış ve gelir düzeyi yüksek olan tüketicilerin %71 inin McDonald s ve BurgerKing gibi uluslar arası işletmeleri tercih ettiğini bulmuştur (Özdinç, 2004:72). Tez yemek tüketicilerinin ne kadar sıklıkla tez yemek tükettikleri, kimlerle beraber tez yemek işletmelerine gittikleri ve neden tez yemek tükettiklerine dair çeşitli araştırma bulguları mevcuttur. Bu bulgular aşağıdaki özetlenmektedir. Gül ve diğerlerinin (2003:29-32), Adana ilindeki hane halkı üzerinde Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

386 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi yaptıkları araştırmaya göre; katılımcıların % 37,8 inin haftada birkaç kez %35,4 ünün ayda birkaç kez ve %55,1 inin hafta içi, %33,3 ünün hafta sonu tez yemek tüketmektedirler. Katılımcıların %18 inin uluslar arası tez yemek işletmelerinde, %11 inin yerli tez yemek işletmelerinde yemek yediğini ve gelir düzeyi arttıkça tez yemek tüketim yerinin uluslararası işletmelere kaydığını belirlemiştir. Ekeyılmaz (2006:54-56) Antalya ili hane halkı üzerinde yaptığı çalışmasında, ailelerin %18,5 inin yılda birkaç kez, %42,5 inin ayda birkaç kez, %32 sinin haftada birkaç kez, %7 sinin her gün tez yemek tükettiğini bulmuştur; %68 inin hafta sonu, %32 sinin hafta içi gittiğini belirlemiştir. Katılımcıların tez yemek işletmelerine %57,2 sinin akşam, %42,3 ünün öğlen gittiğini tespit etmiştir. Tayfun ve Uygur (2008: ) çalışmasında, üniversite öğrencilerinin tercih ettikleri işletmeleri değerlendirdiklerinde %77,6 sının yabancı tez yemek işletmelerinde, %22,4 ünün yerli tez yemek işletmelerinde yediğini tespit etmiştir. Öğrencilerin %44,6 sının ayda 4 kez veya daha az, %25,2 sinin 5-8 kez, %30,1 inin 9 kez veya daha fazla tez yemek tükettiğini belirlemiştir. Özleyen (2005:80-85) çalışmasında, katılımcıların %8,7 sinin her gün, %45 inin haftada1-3 kez, %17,4 ünün 15 günde bir kez, %18,5 inin nadiren,%10,3 ünün 2-3 ayda bir tez yemek tükettiğini belirlemiştir. Katılımcıların %45,4 ünün daha çok arkadaş grubuyla gittiğini tespit etmiştir. Katılımcıların yaşı ilerledikçe aileleriyle birlikte tez yemek işletmelerine gittiklerini, arkadaş gruplarını tercih etme oranlarında azalma görüldüğünü gözlemlemiştir. Yaman (2007: ) çalışmasında, katılımcılara ne zaman, hangi sıklıkta ve kimlerle geldiklerini sormuştur. Katılımcıların %22,6 sının McDonald s a hafta içinde, %51,6 sının McDonald s a hafta sonunda gelmeyi tercih ettiklerini belirlemiştir. %2,4 ünün McDonald s a her gün; %34,3 ünün McDonald s a haftada bir kere, %18,5 inin McDonald s a haftada birkaç kere gelmekte olduğunu tespit etmiştir. Kimlerle geldikleri sorusuyla ise %70,1 inin arkadaşlarıyla geldiği cevabını almıştır. Özçelik, Akan ve Sürücüoğlu (2007: 46-49) çalışmasında, katılımcıların %12 sinin hafta içi, % 39,7 sinin hafta sonu, % 48 inin hafta içi ve hafta sonu tez yemek işletmesine gittiğini belirlemiştir. Katılımcıların %63,5 inin arkadaşlarıyla, %15,3 ünün aileleriyle, %4,7 sinin yalnız gittiğini belirlemiştir. Tez yemek tercih sıralamasında ilk sırada hamburgerin geldiğini, sonra bunu patates kızartması ve tavuk burgerin izlediğini tespit etmiştir. Yabancı yiyecek olarak daha çok hamburgerin, yerli yiyecek olarak da daha çok et dönerin tercih ettiğini belirlemiştir. Özçelik, 364 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

387 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Akan ve Sürücüoğlu na (2007) göre, erkekler geleneksel (kebap ve köfte), bayanlar batı tarzı (hamburger) tez yemek işletmelerini tercih etmektedir. Korkmaz a (2005) göre, üiversite öğrencileri arasında kebap ve lahmacunun en fazla tercih edilen tez yemek türüdür. Gül vd. (2003), Adana ilindeki ev halkı üzerinde yaptıkları çalışmada, en çok tercih edilen tezyemeklerin sırasıyla: kebap, tavuk döner, hamburger ve lahmacun olduğunu tespit etmiştir. Ekeyılmaz ın (2006:54-56) Antalya da yaptığı çalışmada, en çok tüketilen tez yemekler sırasıyla kebap, lahmacun, et döner, pizza ve hamburgerdir. Sürücüoğlu ve Çakıroğlu (2000), Ankara üniversitesi öğrencilerinin hızlı hazır yiyecek tercihleri üzerinde bir araştırma adlı çalışmasında öğrencilerin daha çok geleneksel restoranları tercih ettiğini ve ilk sırada tercih edilen ürünün etli pide olduğunu tespit etmiştir. Özleyen (2005), hızlı yiyeceğin önemli bir kesim tarafından hamburger olarak algılandığını, tez yemek işletmelerinin 12:00-16:00 saatleri arasında daha yoğun olduğunu ve tüketicilerin yaş gruplarına, cinsiyete, medeni durum ile mesleklerine göre işletme genel değerlendirme kıstaslarına verdikleri önem derecelerinde farklılıklar tespit etmiştir. Akbay, Tiryaki ve Gül (2007: ) Adana da tüketiciler üzerinde yaptıkları çalışmalarında tüketicilerin yaklaşık %33 ünün haftada en az bir kez tez yemek tükettiğini ve sosyo-ekonomik ile demografik özelliklerin önemli ölçüde tez yemek tüketme olasılığını etkilediğini bulmuşlardır. Yapılan bu araştırmaya göre: Tüketicilerin tez yemek tüketimi olasılığını ev halkı geliri, eğitimi ve tüketicilerin yaşı, evdeki kişi sayısı (aile genişliği) ve çocukların varlığı büyük ölçüde etkilemektedir. Özellikle küçük aileler geniş ailelere göre tez yemek ürünlerini daha sık tüketmektedir. Çocuklu ailelerin, çocuksuz ailelere göre tez yemek ürünlerini tüketme olasılıkları daha fazladır. İyi eğitimli tüketicilerin tez yemek tüketme sıklığı, az eğitimli tüketicilere göre daha fazladır. Genel olarak çocuklu ailelerde yüksek eğitim ve gelir seviyesi tüketim olasılığı üzerinde yüksek pozitif etki yaratırken, geniş ailelerde tez yemek tüketim sıklığı yüksek negatif etki yaratmaktadır. Tüketicilerin tutumları, fiyat, sağlık kaygısı ve çocuk tercihlerinin, tüketicilerin tez yemek tüketim sıklığı üzerinde önemli etkisi vardır. Çocukların tercihleri, tüketicilerin tez yemek tüketim sıklığı üzerinde önemli bir pozitif etkiye sahiptir. Türkiye deki yaşlı kuşak ile genç kuşak tercihleri farklıdır. Yaşlı Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

388 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kuşak ulusal (Türk tipi) tez yemekleri seçerken genç kuşak özellikle de zengin ailelerden gelen üniversite öğrencileri batı tipi tez yemekleri tercih ediyor. Birçok ülke de olduğu gibi Türkiye de de tüketiciler, tez yemek işletmelerini sadece ekonomik değil sosyal etkileşim ve eğlence için de uygun bir yer olarak görmektedirler. 3. ARAŞTIRMANIN AMACI Tez yemekler enerji ve bazı besin öğeleri yönünden dengeli değildir. Bu durum uzun dönemde başta şişmanlık olmak üzere bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir. Tez yemeklerin içerdiğ nnerjinin çoğu, yağ ve şeker kaynaklıdır. Bu da kilo alımına ve birçok insanın obez olmasına neden olmaktadır. İçen (2006), 305 Obez bireyi değerlendirmesinde obezlerin sağlıklı beslenme kıstaslarına uymadığını, tatlı, fast food, lahmacun, kebap ve benzeri tüketimlerinin artmasıyla birlikte şişmanlık oranlarının arttığını belirlemiştir. Şişmanlığın kendisinin yarattığı sorunlara ek olarak tez yemeklerde kullanılan çok miktardaki hayvansal yağ ve şeker başta koroner kalp hastalıkları ve kanser olmak üzere, birçok kronik hastalık için risk faktörüdür (Toprak vd., 2002) Obezite insan ömrünün çok uzun olmadığı dönemlerde; güç, refah ve sağlık göstergesi olarak kabul ediliyordu. Ancak günümüzde tedavi edilmesi gereken bir halk sağlığı problemi olarak görülmektedir. Tez yemeklerin yaygınlaşması ile birlikte ülkemizde ve diğer ülkelerde ciddi oranda fazla kilolu ya da obez insan sayısı artmıştır. Dünya sağlık Örgütünün (DSÖ) araştırmalarına göre fazla kiloluluk ve obezite dünyadaki ölümlere yol açmada 5. sırada yer almaktadır. Ayrıca diyabet yükünün %44, kemik, kalp rahatsızlığı yükünün %23 ve bazı kanser yükünün %7 ile %41 i fazla kilolu ve obez olmaya bağlanabilmektedir. (WHO, 2011). Yukarıda açıklanan nedenle sorunların asıl kaynağına ulaşmak için bu araştırmada insanların hızlı yiyeceği neden tükettiklerinin tespiti amaçlanmıştır. Böylece aileler, yetkili kişiler ve benzerleri şeklinde kamuoyu harekete geçebilecektir. Kamuoyunun bilinçlendirilmesi ise tez yemek tüketiminin azalmasına yol açabilecektir. Bu azalma ise hızlı yiyeceğin öncelikle insan sağlığına verdiği zararların azalmasına, daha sonra da maddi açıdan bakıldığında tez yemek kaynaklı kişisel ve toplumsal sağlık harcamalarının azalmasına neden olacaktır. Bu çerçevede, araştırmada yanıtları aranan temel araştırma soruları aşağıda belirtilmiştir: 1) Tüketicilerin tez yemek tüketme nedenleri, hangi faktörler altında incelenebilmektedir? 366 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

389 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 2) Tüketicilerin tez yemek tüketme nedenlerine ilişkin faktörler demografik özellikler açısından farklılık göstermekte midir? 3) Tüketicilerinin tez yemek işletmelerini tercih etmede etkili hususlar hangi faktörler altında toplanmaktadır? 4) Tüketicilerin tez yemek işletmelerini tercih etmede etkili unsurlara ilişkin faktörler demografik özellikler açısından farklılık göstermekte midir? 4. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ Araştırma, tanımlayıcı türde tasarlanmıştır. Tanımlayıcı araştırma, mevcut durumu anlamaya, tanımaya veya tahmin etmeye dönük bir araştırma türüdür (Nakip, 2003: 30).Konu ile ilgili ulusal ve uluslararası yazın taranarak kuramsal çerçeve oluşturulmuş, ardından konuyla ilgili daha önce yapılmış araştırmalar incelenerek bir anket taslağı geliştirilmiştir. Taslak üzerinde fikir yürütebilecek akademisyenlerin görüşüne başvurulmuştur. Ayrıca, 100 kişi üzerinde bir ön test yapılmıştır. Bu işlemler sonrasında ankete son şekli verilmiştir. Böylece içerik geçerliliği sağlanmaya çalışılmıştır (Karasar, 1999: 151). Anket soruları hazırlanırken nominal, ordinal, aralıklı ve oran ölçeklerinden yararlanılmıştır. Ankette demografik ve tez yemek tüketimine ilişkin bazı soruların yanı sıra, iki adet ölçek bulunmaktadır. Tüketicilerin tez yemek tüketim nedenleri 17 maddeden oluşan bir ölçek ile belirlenmeye çalışılmıştır. Bu ölçeğin yanıt kategorileri, 5 li Likert derecelemesine (1: kesinlikle katılmıyorum, 5: kesinlikle katılıyorum) göre yapılmıştır. Bir başka ölçek ise, tüketicilerin tez yemek işletmelerini tercih etmede etkili olan unsurları belirlemeye yöneliktir. 19 maddeden oluşan bu ölçekte de yanıt kategorileri için 5 li Likert derecelemesinden (1: hiç önemli değil, 5: çok önemli) yararlanılmıştır. Araştırma evreni olarak Mersin şehir merkezinde faaliyet gösteren yerel, ulusal ve uluslararası zincir tez yemek işletmelerinde 2011 yılı Nisan-Mayıs ayları arasında tez yemek satın alan müşterileri belirlenmiştir. Mersin merkezde bulunan yerel, ulusal, uluslar arası zincir tez yemek işletmelerinin listesine ulaşmak için Mersin Ticaret ve Sanayi Odası ve Mersin Lokantacı, Kafeteryacılar Derneğinden bilgiler alınmıştır. Elde edilen listenin tümü telefonla aranmış, telefonu olmayanların adreslerine gidilmiştir. Bu işlem sonunda, 22 adet zincir tez yemek işletmesi tespit edilmiştir. Ancak bunlardan sadece 12 si araştırmaya izin vermiştir. Örneklem büyüklüğü n= t 2 pq/d 2 formülüne göre hesaplanmıştır. Maksimum varyans durumunda (p:0,5), %95 güven düzeyinde ve %3 örneklem hatası için Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

390 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi örneklem büyüklüğü 1067 olarak belirlenmiştir (Yazıcıoğlu ve Erdoğan, 2004:48-50). Ana kitlenin tam bir listesine sahip olnumadığı için, örnekleme yöntemi olarak olasılığa dayalı olmayan (tesadüfî olmayan) kota örneklemesi kullanılmıştır. Kotalar; cinsiyet, yaş grubu ve işletmenin yerel, ulusal veya uluslar arası olma durumuna göre ayrı ayrı belirlenmiştir. Söz konusu işletmelere giden kadın ve erkek oranı eşit kabul edilmiştir. Yaş kotasında oranlar yaş %25, yaş %35, yaş %25, yaş %10, 54 ve üstü yaş %5 dikkate alınarak olarak alınmıştır. Yerel ve uluslar arası zincir tez yemek işletmelere gidilme oranı %35 er olarak, ulusal zincir tez yemek işletmelere giden müşteri oranı %30 olarak alınmıştır. Bu oranlama yapılan gözlemler doğrultusunda ve işletme yöneticilerinin görüşleri alınarak yapılmıştır. Tablo 1 Buraya Oluşturulan anket, izin alınan işletmelerde,4 Mayıs-7 Haziran 2011 tarihleri ve saatleri arasında, haftanın tüm günlerinde, araştırmacının kendisi ve anket uygulama konusunda eğitim verilen üniversite öğrencisi anketörler tarafından yüz yüze uygulanmıştır. Uygulama dönemi sonunda kota 36 adet aşılmış olup; 1103 kişi olarak gerçekleşmiştir yaş arası tüketicilerden 107 kişi hedeflenmesine rağmen, sadece 11 kişi ile görüşülebilmiştir. Bilgi kaybına yol açmamak için analiz ve değerlendirmeler 1103 kişi üzerinden yapılmıştır. Aynı tür işletmeleri temsil edecek 1 ya da 2 işletmeye gidilmiştir. Örneğin 6 adet tantuni işletmesinin 2 tanesine gidilip anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında analiz edilmiştir. Analizlerde t-testi, ANOVA ve faktör analizi kullanılmıştır. Faktör analizlerinde döndürme metodu olarak varimax tekniği kullanılmıştır. Herhangi bir maddenin o faktörde yüklenebilmesi için asgari korelasyon düzeyi 0,5 olarak alınmıştır. Faktör sayısının belirlenmesinde öz değeri 1 den büyük olan faktörler dikkate alınmıştır. Faktör analizi, düşük ortak varyansa (communality) sahip olan değişkenler (0,50 nin altında) analizden çıkartılarak yapılmıştır. KMO ve Barlett testi ile veri setinin faktör analizine uygun olduğu saptanmıştır (Kalaycı, 2009: ) GÜVENİLİRLİK ANALİZİ Ankette yer alan iki ölçeğe ilişkin güvenilirlik analizi uygulanmıştır. Tez yemek tüketme nedenlerinden oluşan 16 maddeli ölçeğin güvenilirliği 0,808 dir. Tez 368 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

391 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı yemek işletmelerinin tercih edilmesinde etkili olan hususlardan oluşan 19 maddelik ölçeğin ise güvenilirliği 0,903 dür. Böylece ölçeklerin yüksek derecede güvenilir oldukları ortaya çıkmakmakatdır (Kalaycı, 2009:405). 5. BULGULAR VE DEĞERLENDİRME Tablo 2, araştırmaya katılan tüketicilerin, bazı demografik özelliklerinin dağılımını göstermektedir. Örneklem seçiminde cinsiyet ve yaş temel alınarak orantılı kota kullanılmıştır. Bu yüzden erkek sayısı 551, kadın sayısı 552 alınmıştır. Tablo 2 Buraya Tablo 3, araştırmaya katılan zincir tez yemek tüketicilerinin tez yemek yeme tercihlerine göre dağılımını göstermektedir. Tablo 3 Buraya Tablo 4, araştırmaya katılan tez yemek tüketicilerinin sahip olduğu hastalıkları ve tez yemeğin sağlığa nasıl bir etkisi olduğu hakkındaki düşüncelerini göstermektedir. Tablo 4 Buraya Hesaplama, beden kitle indeksi formülü (Ağırlık (kg) / Boy (m) 2 ) kullanılarak yapılmıştır. Formül vücudun genel durumu hakkında fikir vermektedir (http://saglik. tr.net/arac_bki.shtml). Araştırmada beden kitle indeksi (BKİ) Zayıf, Normal Kilolu, Fazla kilolu, Şişman (obez) olarak 4 düzeye indirgenmiştir. Örnek: 1,70 m boyunda ve 75 kg ağırlığında olan bir insanın BKİ değeri şöyle hesaplanır: BKİ= 75 / (1,70) 2 = 75 / 2,89 = 26,26 değeri 25-29,9 kg/m 2 arasında bir değer olduğundan bu insan fazla kilolu sayılacaktır. Yapılan hesaplamaların sonucu, araştırmaya katılan tüketicilerin %6,1 i, zayıf, %63,4 ü normal kiloda, %24,3 ü fazla kilolu ve %4,6 sı da şişman (obez)dır. Tablo 5, beden kitle indeksi (BKİ) ile tez yemek yeme sıklığı arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Analize herkesi kattığımızda p>0,05 olduğu için BKİ ile yeme sıklığı arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ancak sadece 36 ve aşağısı yaş grubunu Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

392 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi kattığımızda anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. 36 üstü yaş gurubunu katmamamızın nedeni insanların bu yaş ve üstünde hastalıkları vb. nedenler ile beslenmesine dikkat etmesinden dolayı hızlı yiyeceği az tüketmeleridir. Tablo 5 Buraya Tablo 5 de, normal kiloluların %30 u haftada 3-4 defa yerken fazla kiloluların %34 ü, şişmanların (obez) %36 sı yemektedir. Normal kiloluların %14 ü haftada 5-6 defa yerken fazla kiloluların %17 si, şişmanların (obez) %19 u tez yemek yemektedir. Normal kilolulardan şişmanlara doğru haftada 3-4 defa ve haftada 5-6 defa oranları giderek artarken haftada 1-2 defa için oran giderek düşmektedir. Araştırmaya katılan tüketiciler en çok dışarıdayken acıktıkları için (3,7461) tez yemek tüketmektedir. İkinci olarak tadını sevdikleri için (3,4701), üçüncü olarak kolaylıkla erişebildikleri için (3,2896), dördüncü olarak da alışveriş yaparken acıktıkları için (3,1417) tez yemek tüketmektedir Ankette yer alan birinci ölçekte tez yemek tüketme nedenlerine ilişkin 16 maddeye yer verilmiştir. Ölçeğin faktör analizine uygun olup olmadığını değerlendirmek için KMO testine bakılmıştır. Birinci ölçek için KMO testi %77 dir. Bu değerler 0,50 den büyük olduğundan veri setinin faktör analizi için uygun olduğu söylenebilir. Bakılması gereken ikinci test olan Barlett testi de anlamlıdır. Bu demektir ki, değişkenler arasında yüksek korelasyon mevcuttur (Kalaycı, 2009:327). Başka bir deyişle veri setimiz faktör analizi için uygundur. Birinci ölçek, tez yemek tüketme nedenlerinden oluşan 16 maddeyi kapsamaktadır. Faktör analizi sırasında 7. (Değişik ortamlarda yemek istediğim için fastfood tüketiyorum), 13. (Tadını sevdiğim (lezzetli) için fastfood tüketiyorum.), 14.(Ucuz olduğu için fastfood tüketiyorum.) ve 16.(Doyurucu olduğu için fastfood tüketiyorum.) maddelerin ortak varyansı (eşkökenliliği) 0,50 nin altında olduğu için çıkarılmıştır. Böylece 12 maddeden oluşan 4 faktör bulunmuştur. Ölçeğin tamamı için güvenilirlik katsayısı 0,763 dür. 0,60 α 0,80 ise ölçek oldukça güvenilir olduğundan ölçek oldukça güvenilir bir ölçektir (Kalaycı, 2009:405). Ortak varyans değerleri 0,531 ile 0,718 arasında değişmektedir. Açıklanan toplam varyans %62,42 dir. Sonuç olarak öz değer istatistiği 1 den büyük olan dört faktör oluşmuştur. Dört faktörün ikisinde Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı.600 ün üzerindedir. İkisinde ise, arasında olup; birer faktör olarak kabul edilmiştir. Tablo 6 de görüldüğü gibi birinci faktör 4 maddeden oluşmaktadır. 370 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

393 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı Birinci faktöre Kişisel farklılık etkisi adı verilmiştir. Bu dört madde toplam varyansın%28,6 sını, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%62,42) %46 sını açıklamaktadır. Faktördeki ilk madde Kendimi ödüllendirmek için fastfood tüketiyorum majör etken durumundadır. Tablo 6 Buraya İkinci faktör (Tablo 6) iki maddeden oluşmakta ve toplam varyansın %13,69 unu, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%62,42) %22 ünü açıklamaktadır. Her üç madde de önemli değişken durumundadır. Bu nedenle faktöre Yemek yapabilme becerisinin etkisi adı verilmiştir. Üçüncü faktör (Tablo 6) üç maddeden oluşmakta ve tez yemek yemenin mecbur kalındığı hallerle ilgili ifadeleri içermektedir. İlk iki madde majör etkendir. Zorunluluğun etkisi olarak adlandırılan bu faktör, toplam varyansın %11,45 ini, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%62,42) %18 ini açıklamaktadır. Dördüncü faktör (Tablo 6) iki maddeden oluşmakta kişinin tez yemek yemesine neden olan kendi dışındaki kişilerin etkisi ile ilgili ifadeleri içermektedir. Her iki madde de majör etkendir. Eşlik edenin etkisi olarak adlandırılan bu faktör, toplam varyansın %8,6 sını, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%62,42) %14 ini açıklamaktadır. Ankette yer alan ikinci ölçekte tez yemek işletmelerini tercih etmede etkili olan unsurlara ilişkin 19 maddeye yer verilmiştir. Ölçeğin faktör analizine uygun olup olmadığını değerlendirmek için KMO testine bakılmıştır. İkinci ölçek için KMO testi %86,4 dür. Bu değerler 0,50 den büyük olduğundan veri setinin faktör analizi için uygun olduğu söylenebilir. Bakılması gereken ikinci test olan Barlett testi de anlamlıdır. Bu demektir ki, değişkenler arasında yüksek korelasyon mevcuttur (Kalaycı, 2009:327). Başka bir deyişle veri setimiz faktör analizi için uygundur. İkinci ölçekte, tez yemek işletmelerinin tercih edilmesinde etkili olan hususlardan oluşan 19 madde yer almaktadır. Faktör analizi sırasında 6. (Fastfood işletmelerinde müzik çalması), 7. (Fastfood işletmelerinin bulunduğu konumun popüler olması), 12. (Fastfood işletmelerinde bana benzer insanların bulunması), 13. (Fastfood işletmelerinin telefonla sipariş alması) ve 16. (Fastfood işletmelerinde garsonun masaya servis yapması) maddelerin ortak varyansı (eşkökenliliği) 0,50 nin altında olduğu için çıkarılmıştır. 5. (Fastfood işletmelerinin temiz olması) madde ise iki boyuta birden yüklendiği için çıkarılmıştır. Böylece 13 maddeden oluşan 4 Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

394 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi faktör bulunmuştur. Ölçeğin KMO örneklem yeterliliği %86,4 dür. Ölçeğin tamamı için güvenilirlik 0,873 dür. 0,80 α 1,00 ise ölçek yüksek derecede güvenilir bir ölçek olduğundan ölçeğimiz oldukça güvenilir bir ölçektir (Kalaycı, 2009:405). Ortak varyans değerleri 0,579 ile 0,848 arasında değişmektedir. Açıklanan toplam varyans %72,594 dür. Sonuç olarak öz değer istatistiği 1 den büyük olan dört faktör oluşmuştur. Faktör analizi sonuçları, Tablo 6 da raporlaştırılmıştır. Birinci faktör (Tablo 7) 4 maddeden oluşmaktadır. Birinci faktöre Ambiyans özellikleri adı verilmiştir. Bu dört madde toplam varyansın %42,050 ini, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%72,594) %58 ini açıklamaktadır. Faktördeki tüm maddeler majör değişken durumundadır. Tablo 7 Buraya Tablo 6 e göre, ikinci faktör de dört maddeden oluşmakta ve toplam varyansın %11,908 ini, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%72,594) %16 sını açıklamaktadır. İkinci faktöre Hizmet değerlendirme özellikleri adı verilmiştir. Faktördeki ilk iki madde Fastfood işletmelerinde hizmetin zamanında sunulması ve Fastfood işletmelerindeki gıdaların güvenilir olması majör değişkenler durumundadır. Üçüncü faktör (Tablo 7) üç maddeden oluşmakta ve toplam varyansın %10,053 ünü, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%72,594) %14 ünü açıklamaktadır. Üçüncü faktöre Satış faaliyetleri özellikleri adı verilmiştir. Faktördeki tüm maddeler majör etkendir. Dördüncü faktör (Tablo 7) iki maddeden oluşmaktadır ve her iki madde de majör etkendir. Konum-ulaşım özellikleri olarak adlandırılan bu faktör, toplam varyansın %8,582 sini, başka bir ifadeyle açıklanan varyansın (%72,594) %12 sini açıklamaktadır. Tez yemek tüketme nedenlerine ilişkin faktörler demografik değişkenlere göre karşılaştırıldığında; Cinsiyet yönünden yalnızca dört faktörden birinde anlamlı bir farklılık vardır. Erkekler tez yemek tüketme nedeni olarak, yemek yapabilme becerisinin etkisini kadınlara kıyasla daha fazla benimsemektedir. Medeni duruma göre, dört faktörden yalnızca birinde anlamlı bir farklılık vardır. Evliler, bekârlara kıyasla tez yemek tüketme nedeni olarak yanlarında eşlik eden aile/çocuk/arkadaşların etkisinin daha fazla olduğunu benimsemektedir. Beş gruba ayrılan yaşa göre bir farklılık tespit edilmektedir Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

395 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı 19 yaş aralığı, yaş aralığına kıyasla tez yemek tüketme nedeni olarak yemek yapabilme becerisi etkisinin daha fazla olduğunu benimsemektedir. 55 ve üstü (yaşlı) yaş grubu da diğer tüm yaş gruplarına göre eşlik edenin etkisini daha fazla benimsemiştir. Gelir açısndan karşılaştırıldığında, faktörlerden hiçbiri arasında bir farklılık tespit edilmemiştirektedir. Karşılaştırma çalışma sürelerine göre yapıldığında ise, dört faktörden yalnızca birinde çalışma statüsü bakımından bir farklılık görülmektedir. Yarı zamanlı çalışanlar, tam zamanlı çalışanlara kıyasla tez yemek yeme nedeni olarak kişisel farklılık etkisini daha fazla benimsemektedir. Tez yemek işletmelerini tercih etme nedenlerine ilişkin faktörler demografik değişkenlere göre karşılaştırıldığında aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir. Cinsiyet yönünden dört faktörün dördünde de cinsiyete göre farklılıklar tespit edilmektedir. Kadınlar işletmeleri tercih etmede etkili olan faktörlere yani ambiyans özellikleri, hizmet değerlendirme özellikleri, satış faaliyetleri özellikleri ve konum-ulaşım özelliklerine daha fazla önem vermektedir. Medeni durum yönünden evliler, tez yemek işletmelerini tercih ederken ambiyans özelliklerine daha fazla önem vermektedir. Yaş açısından tez yemek işletmelerini tercih etmede etkili olan hususlara ilişkin faktörler farklılık göstermemektedir. Dört faktörden üçü gelir yönünden farklılık göstermektedir TL ve altı gelir grubu, tez yemek işletmelerini tercih ederken TL gelir grubuna kıyasla ambiyans özelliklerine daha fazla önem vermektedir. Yine 500.-TL ve altı gelir grubu tez yemek işletmelerini tercih ederken, diğer iki gelir grubuna yani TL ile TL ve üstü gelir grubuna kıyasla hizmet değerlendirme ve satış faaliyetleri özelliklerine daha fazla önem göstermektedir. Faktörlerden hiçbiri çalışma statüsü bakımından farklılık göstermemektedir. SONUÇ, TARTIŞMA VE ÖNERİLER Araştırmaya katılan tüketicilerin demografik özellikleri incelendiğinde yarıdan fazlasının (%76,2) bekâr olduğu ve yine yarıdan fazlasının (%74) ailesiyle oturduğu belirlenmiştir. Çoğunluğunun (% 43,1) lise mezunu olduğu ve %37,9 unun tam zamanlı çalıştığı belirlenmiştir. Yarıya yakını (%47,7) öğrenci, %38,3 ünün geliri 500.-TL ve altıdır. Cilt 15 - Sayı 27, Haziran

396 Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi En çok yenilen ilk 3 tez yemek arasında tantuni birinci sıradayken, burger çeşitleri ve kebap dürüm sırasıyla ikinci ve üçüncü sırada yer almaktadır. Tantuninin ilk sırada çıkma sebebi doğal karşılanabilir. Çünkü tantuni Mersin ile önemli ölçüde özdeşleşmiş bir yiyecektir (Unur ve Kaya, 2010: 120). Araştırmaya katılan zincir tez yemek tüketicilerinden dörtte üçüne yakını (%70,6) öğle öğününde tez yemek yemeyi tercih etmektedir. Bu bulgu literatürde yer alan Unur ve Kaya (2010), Driskell, Meckna ve Scales (2006), Korkmaz (2005), Özdinç (2004), Gül ve diğerleri (2003) nin sonuçlarıyla örtüşmektedir. Buradan hareketle insanların tez yemek yeme nedenlerinden en önemlilerinden birinin çalışanların çalışma ve öğrencilerin eğitim günü içerisinde yer alan öğle paydoslarının kısalığı olduğu söylenebilir. Ancak Ekeyılmaz (2006) çalışmasında katılımcıların çoğunun akşam öğününde tez yemek yediğini tespit etmiştir. Akşam öğününde yenme oranının yüksek çıkması, insanların akşam yemek yapacak zamanının olmaması ya da acil yemek ihtiyacının karşılanması gerektiği durumlardan doğabilir. Ayrıca bunun nedeni yukarıda sayılan çalışmaların (Unur ve Kaya (2010) hariç) öğrenciler üzerinde yapılmışken Ekeyılmaz ın araştırmasını aileler üzerinde yapmış olmasından da ileri gelebilir. Katılımcıların yarısından fazlası (%56,3) arkadaşlarıyla, %19,2 si kız/ erkek arkadaşıyla, %15,7 si ailesiyle, %7,2 si yalnız ve %0,5 i ise akrabalarıyla tez yemek yemeyi tercih etmektedir. Özçelik, Akan ve Sürücüoğlu (2007), Yaman (2007), Özleyen (2005) ve Özdinç (2004) in çalışmaları da bu bulguyu destekler şekildedir. Katılımcıların çoğunun arkadaşları ile tez yemek işletmelerine gitmesinin nedeni tez yemek işletmelerinin sosyal etkileşim için uygun mekânlar olmasından kaynaklanabilir. Ailesi ile gidenler ise çocukların isteği üzerine ya da bütçeyi fazla sarsmadan ev dışında bir yerde yiyerek değişiklik yapmak için buraları tercih etmiş olabilir. Çalışmamız bu yönde eksik olduğundan daha sonra yapılacak çalışmalarda eşlik edenin tez yemek tüketimine etkisi üzerine daha kapsamlı bir araştırma yapılabilir. Katılımcıların %37,2 lik bir oranı haftada 1-2 defa, %29,3 lük bir oran haftada 3-4 defa, %14,5 i haftada 5-6 defa ve %15 lik bir oranda haftada 7 defa ve üstü tez yemek yemeyi tercih etmektedir. Çoğunluk haftada 1-2 defa tüketenler gibi gözükse de haftada 3 defa ve üstü tüketenleri toplam olarak düşündüğümüzde yarıdan fazlası (%57,8) eder. BKİ ile tez yemek yeme sıklığı arasındaki ilişkiye baktığımızda normal kilolulardan şişmanlara (obezlere) doğru haftada 3-4 defa ve haftada 5-6 defa yeme oranları için giderek artma söz konusu iken haftada Cilt 15 - Sayı 27, Haziran 2012

397 Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı defa için oran giderek düşmektedir. Buda BKİ arttıkça genel olarak yeme sıklığının arttığını göstermektedi