VAN-KARAGÜNDÜZ POPULASYONUNUN DİŞLERİNİN VE ÇENELERİNİN PALEOPATOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "VAN-KARAGÜNDÜZ POPULASYONUNUN DİŞLERİNİN VE ÇENELERİNİN PALEOPATOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ"

Transkript

1 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ) ANABİLİM DALI VAN-KARAGÜNDÜZ POPULASYONUNUN DİŞLERİNİN VE ÇENELERİNİN PALEOPATOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ Doktora Tezi Pınar Gözlük Ankara 2004

2 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ) ANABİLİM DALI VAN-KARAGÜNDÜZ POPULASYONUNUN DİŞLERİNİN VE ÇENELERİNİN PALEOPATOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ Doktora Tezi Pınar Gözlük Tez Danışmanı Prof. Dr. Ayla Sevim Ankara 2004

3 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ) ANABİLİM DALI VAN-KARAGÜNDÜZ POPULASYONUNUN DİŞLERİNİN VE ÇENELERİNİN PALEOPATOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ Doktora Tezi Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ayla Sevim Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı İmzası Prof. Dr. Erksin Güleç. Prof. Dr. Mehmet Avcı. Prof. Dr. Ayla Sevim (Danışman). Prof. Dr. Engin Ünay Doç. Dr. Ayhan Ersoy.. Tez Sınav Tarihi

4

5 i İÇİNDEKİLER Sayfa HARİTALAR DİZİNİ...v ÇİZİMLER DİZİNİ....v TABLOLAR DİZİNİ...vi GRAFİKLER DİZİNİ xiii RESİMLER DİZİNİ xx ÖNSÖZ.....xxii GİRİŞ BÖLÜM: KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE Dişlerde ve Çenelerde Görülen Patolojik Oluşumlar Diş Aşınması Diş Çürüğü Hypoplasia Diştaşı (Tartar) Apse Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı) Ölüm Öncesi (Premortem ) Diş Kaybı BÖLÜM: KONU-AMAÇ, ÖNEM, MATERYAL, METOT Konu-Amaç Önem Materyal Metot Cinsiyet Belirleme Metotları Yaş Belirleme Metotları Paleodemografik Yapının Belirlenmesi...49

6 ii Diş ve Çene Patolojilerinin Belirlenmesi İstatistiksel Analiz Radyolojik Analiz Karşılaşılan Sorunlar BÖLÜM: BULGULAR VE DEĞERLENDiRME Karagündüz Populasyonunun Paleodemografik Yapısı Cinsiyet Dağılımı ve Ölüm Yaşı Ortalamaları Yaşam Tabloları Karagündüz Populasyonunda Dişlerde ve Çenelerde Görülen Paleopatolojik Oluşumlar Diş Aşınması Bebek ve çocuklarda görülen diş aşınması Kadınlarda görülen diş aşınması Erkeklerde görülen diş aşınması Kadın ve erkeklerde görülen diş aşınmasının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diş aşınması Diş Çürüğü Bebek ve çocuklarda görülen diş çürüğü Kadınlarda görülen diş çürüğü Erkeklerde görülen diş çürüğü Kadın ve erkeklerde görülen diş çürüğünün birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diş çürüğü Hypoplasia Bebek ve çocuklarda görülen hypoplasia Kadınlarda görülen hypoplasia Erkeklerde görülen hypoplasia...124

7 iii Kadın ve erkeklerde görülen hypoplasianın birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen hypoplasia Diştaşı (Tartar) Bebek ve çocuklarda görülen diştaşı Kadınlarda görülen diştaşı Erkeklerde görülen diştaşı Kadın ve erkeklerde görülen diştaşının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diştaşı Apse Kadınlarda görülen apse Erkeklerde görülen apse Kadın ve erkeklerde görülen apsenin birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı) Kadınlarda görülen alveol kaybı Erkeklerde görülen alveol kaybı Kadın ve erkeklerde görülen alveol kaybının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Ölüm Öncesi (Premortem ) Diş Kaybı Kadınlarda görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybı Erkeklerde görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybı Kadın ve erkeklerde görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması Tartışma Diş Aşınması Erişkinlerde diş aşınması Süt dişlerinde diş aşınması

8 iv Diş Çürüğü Erişkinlerde diş çürüğü Süt dişlerinde diş çürüğü Hypoplasia Erişkinlerde hypoplasia oluşumu Süt dişlerinde hypoplasia oluşumu Diştaşı (Tartar) Erişkinlerde diştaşı oluşumu Süt dişlerinde diştaşı oluşumu Apse Erişkinlerde apse oluşumu Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı) Erişkinlerde periyodontal hastalıklar (alveol kaybı) Ölüm Öncesi (Premortem ) Diş Kaybı Erişkinlerde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı SONUÇ..238 ÖZET..244 SUMMARY 246 KAYNAKÇA..248 EKLER Ek 1: Diş patoloji formu Ek 2: Haritalar Ek 3: Çizimler 269 Ek 4: Resimler..271

9 v HARİTALAR DİZİNİ Sayfa Harita 1: Erçek Gölü ve Karagündüz ün Van havzasındaki konumu 268 Harita 2: Van Bölgesi höyükleri ÇİZİMLER DİZİNİ Sayfa Çizim 1: Diş hastalıkları arasındaki ilişkiler Çizim 2: Karagündüz Höyüğü plankareleri Çizim 3: Karagündüz Höyüğü Ortaçağ mezar planı...270

10 vi TABLOLAR DİZİNİ Sayfa Tablo 1: Bebek ve çocuklarda toplam süt dişi sayısı...45 Tablo 2: Karagündüz populasyonunda toplam daimi diş sayısı..46 Tablo 3: Kadın ve erkeklerde toplam alveol sayısı 47 Tablo 4: Daimi dişlerde taç oluşumu 53 Tablo 5: Karagündüz populasyonunda toplam birey sayısı...57 Tablo 6: Karagündüz bebek ve çocuklarının yaşam tablosu...60 Tablo 7: Karagündüz toplumunda genel yaşam tablosu..63 Tablo 8: Karagündüz erişkinlerinin yaşam tablosu 64 Tablo 9: Karagündüz kadın ve erkeklerinin beşerli yaş grubuna göre dağılımı...67 Tablo 10: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı 69 Tablo 11: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)...70 Tablo 12: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı Tablo 13: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)...73 Tablo 14: Kadınlarda diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı...75 Tablo 15: Kadınlarda diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)...76 Tablo 16: Erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı...77 Tablo 17: Erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) 78 Tablo 18: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek).80 Tablo 19: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..81 Tablo 20: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının dağılımı.83

11 vii Tablo 21: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede aşınma ortalamaları...85 Tablo 22: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı.86 Tablo 23: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)..87 Tablo 24: 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene).89 Tablo 25: 25-34,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)...90 Tablo 26: 35-44,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)...92 Tablo 27: 45 üzeri yaş grubundaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene).93 Tablo 28: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı...95 Tablo 29: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) 96 Tablo 30: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüğü görülme yüzeyleri..97 Tablo 31: Bebek ve çocuklarda gözlenen çürük sayıları..98 Tablo 32: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde yaş gruplarına göre diş çürüğü sayısının dağılımı 98 Tablo 33: Kadınlarda diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı..99 Tablo 34: Kadınlarda diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene).101 Tablo 35: Erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı 102 Tablo 36: Erkeklerde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene).103 Tablo 37: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek). 104 Tablo 38: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin üst çeneye ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek).105

12 viii Tablo 39: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..107 Tablo 40: Erişkin bireylerde diş çürüğü görülme yüzeyleri (kadın+erkek)..108 Tablo 41: Kadın ve erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı 110 Tablo 42: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede diş çürüğü ortalamaları.111 Tablo 43: Kadın ve erkek bireylerde diş çürüğü ortalamaları (alt çene+üst çene).111 Tablo 44: Erişkin bireylerde gözlenen çürük sayıları (kadın+erkek) Tablo 45: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen diş çürüklerinin yaş gruplarına göre dağılımı 113 Tablo 46: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diş çürüğünün dağılımı 113 Tablo 47: Daimi dişlerde görülen diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene).114 Tablo 48: Daimi dişlerde diş çürüğü görülme yüzeyleri.115 Tablo 49: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı.116 Tablo 50: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) 117 Tablo 51: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı..119 Tablo 52: Çocuklarda daimi dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene).120 Tablo 53: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) 121 Tablo 54: Kadınlarda hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı.122 Tablo 55: Kadınlarda hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene)..123 Tablo 56: Kadınlarda daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene).124

13 ix Tablo 57: Erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı.125 Tablo 58: Erkeklerde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene)..126 Tablo 59: Erkeklerde daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) 127 Tablo 60: Erişkin bireylerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek)..128 Tablo 61: Erişkin bireylerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek)..129 Tablo 62: Erişkin bireylerde hypoplasianın dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene).130 Tablo 63: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..132 Tablo 64: Kadın ve erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Tablo 65: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede hypoplasia ortalamaları.134 Tablo 66: Kadın ve erkek bireylerde hypoplasia ortalamaları (alt çene+üst çene).134 Tablo 67: Daimi dişlerde görülen hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) 135 Tablo 68: Daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) 136 Tablo 69: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde hypoplasianın derecelerine göre dağılımı 137 Tablo 70: Kadın ve erkeklerde gözlenen hypoplasianın yaş gruplarına göre dağılımı 137 Tablo 71: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı 139 Tablo 72: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Tablo 73: Çocuklarda daimi dişlerinde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene)..142

14 x Tablo 74: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene)..143 Tablo 75: Kadınlarda diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı..144 Tablo 76: Kadınlarda diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Tablo 77: Kadınlarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri 146 Tablo 78: Kadınlarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene)..147 Tablo 79: Erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı..148 Tablo 80: Erkeklerde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Tablo 81: Erkeklerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri 150 Tablo 82: Erkeklerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene)..151 Tablo 83: Erişkin bireylerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Tablo 84: Erişkin bireylerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Tablo 85: Erişkin bireylerde diştaşının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..154 Tablo 86: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) 155 Tablo 87: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) 156 Tablo 88: Kadın ve erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Tablo 89: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede diştaşı ortalamaları.158 Tablo 90: Kadın ve erkek bireylerde diştaşı ortalamaları (alt çene+üst çene) 159 Tablo 91: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diştaşının dağılımı 159 Tablo 92: Daimi dişlerde görülen diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) 160

15 xi Tablo 93: Daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) 161 Tablo 94: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri..162 Tablo 95: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri (alt çene+üst çene) 163 Tablo 96: Kadın ve erkeklerde gözlenen diştaşının yaş gruplarına göre dağılımı.164 Tablo 97: Kadınlarda diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı.165 Tablo 98: Kadınlarda diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene)..167 Tablo 99: Erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı.168 Tablo 100: Erkeklerde diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene) 169 Tablo 101: Erişkin bireylerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) 170 Tablo 102: Erişkin bireylerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Tablo 103: Erişkin bireylerde diş apselerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Tablo 104: Kadın ve erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı..174 Tablo 105: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede apse ortalamaları Tablo 106: Kadın ve erkek bireylerde apse ortalamaları (alt çene+üst çene) Tablo 107: Erişkin bireylerde gözlenen apse sayıları (kadın+erkek) Tablo 108: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen apselerin yaş gruplarına göre dağılımı.177 Tablo 109: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çenedeki alveol sayılarına oranları 178 Tablo 110: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çene sayılarına oranları Tablo 111: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı Tablo 112: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı (alt çene+üst çene)..181

16 xii Tablo 113: Alveol kaybının üst çene ve alt çenedeki dağılımı (kadın+erkek) 182 Tablo 114: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede alveol kaybı ortalamaları 183 Tablo 115: Kadın ve erkek bireylerde alveol kaybı ortalamaları (alt çene+üst çene) Tablo 116: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen alveol kaybının yaş gruplarına göre dağılımı..184 Tablo 117: Kadınlarda premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı..186 Tablo 118: Kadınlarda premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Tablo 119: Erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı..189 Tablo 120: Erkeklerde premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Tablo 121: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Tablo 122: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) 192 Tablo 123: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..194 Tablo 124: Kadın ve erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı.195 Tablo 125: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede premortem diş kaybı ortalamaları 197 Tablo 126: Kadın ve erkek bireylerde premortem diş kaybı ortalamaları (alt çene+üst çene).197 Tablo 127: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kaybı sayıları (kadın+erkek)..198 Tablo 128: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kayıplarının yaş gruplarına göre dağılımı (kadın+erkek).198

17 xiii GRAFİKLER DİZİNİ Sayfa Grafik 1: Karagündüz populasyonunda toplam birey sayısı 58 Grafik 2: Karagündüz bebek ve çocuklarının ölüm yüzdeleri (dx)...60 Grafik 3: Karagündüz bebek ve çocuklarının ölüm olasılığı (qx).60 Grafik 4: Karagündüz bebek ve çocuklarının yaşam beklentileri (ex) Grafik 5: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin ölüm yüzdeleri (dx) 63 Grafik 6: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin ölüm olasılığı (qx)..63 Grafik 7: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin yaşam beklentileri (ex)...64 Grafik 8: Karagündüz erişkinlerinin ölüm yüzdeleri (dx)...65 Grafik 9: Karagündüz erişkinlerinin ölüm olasılığı (qx)..65 Grafik 10: Karagündüz erişkinlerinin yaşam beklentisi (ex)..65 Grafik 11: Karagündüz erişkinlerinin beşerli yaş grubuna göre dağılımı...67 Grafik 12: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı 69 Grafik 13: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)...70 Grafik 14: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) 71 Grafik 15: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı..72 Grafik 16: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 74 Grafik 17: Kadınlarda diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı 75 Grafik 18: Kadınlarda diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)..76 Grafik 19: Erkeklerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı..78 Grafik 20: Erkeklerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)...79

18 xiv Grafik 21: Erişkin bireylerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek).80 Grafik 22: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 82 Grafik 23: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)...82 Grafik 24: Kadın ve erkeklerde üst çenede ve alt çenede diş aşınmasının dağılımı...84 Grafik 25: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene)..84 Grafik 26: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı.86 Grafik 27: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)...88 Grafik 28: Kadın ve erkeklerde aşınmanın yaş gruplarına göre dağılımı..88 Grafik 29: 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)..89 Grafik 30: 25-34,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 91 Grafik 31: 35-44,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)..92 Grafik 32: 45 üzeri yaş grubundaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 93 Grafik 33: Kadın ve erkeklerde diş gruplarında aşınmanın yaş aralıklarına göre dağılımı..94 Grafik 34: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı...95 Grafik 35: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı...96 Grafik 36: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) 96

19 xv Grafik 37: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüğü görülme yüzeyleri...97 Grafik 38: Kadınlarda diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 39: Kadınlarda diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Grafik 40: Kadınlarda diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) 101 Grafik 41: Erkeklerde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 42: Erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Grafik 43: Erkeklerde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 44: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek).106 Grafik 45: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek).106 Grafik 46: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene).107 Grafik 47: Erişkin bireylerde diş çürüğü görülme yüzeyleri (kadın+erkek)..109 Grafik 48: Kadın ve erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı 110 Grafik 49: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen diş çürüklerinin yaş gruplarına göre dağılımı Grafik 50: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diş çürüğünün dağılımı..114 Grafik 51: Daimi dişlerde görülen diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 52: Daimi dişlerde diş çürüğü görülme yüzeyleri Grafik 53: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 54: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı

20 xvi Grafik 55: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 56: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı..119 Grafik 57: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı 120 Grafik 58: Çocuklarda daimi dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) 121 Grafik 59: Kadınlarda hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 60: Kadınlarda hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı 123 Grafik 61: Kadınlarda hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene).124 Grafik 62: Erkeklerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı 125 Grafik 63: Erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı.126 Grafik 64: Erkeklerde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene)..127 Grafik 65: Erişkin bireylerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek).129 Grafik 66: Erişkin bireylerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek).130 Grafik 67: Erişkin bireylerde hypoplasianın dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) 131 Grafik 68: Kadın ve erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Grafik 69: Daimi dişlerde görülen hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) 135 Grafik 70: Daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) 136 Grafik 71: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde hypoplasianın dağılımı.137 Grafik 72: Kadın ve erkeklerde gözlenen hypoplasianın yaş gruplarına göre dağılımı 138

21 xvii Grafik 73: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 74: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı.141 Grafik 75: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Grafik 76: Çocuklarda daimi dişlerinde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 77: Kadınlarda diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 78: Kadınlarda diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı.145 Grafik 79: Kadınlarda diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene)..146 Grafik 80: Erkeklerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı 148 Grafik 81: Erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı..149 Grafik 82: Erkeklerde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 83: Erişkin bireylerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Grafik 84: Erişkin bireylerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Grafik 85: Erişkin bireylerde diştaşının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)..154 Grafik 86: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) 156 Grafik 87: Kadın ve erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Grafik 88: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diştaşının dağılımı Grafik 89: Daimi dişlerde görülen diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 90: Daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Grafik 91: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri (alt çene+üst çene)...163

22 xviii Grafik 92: Kadın ve erkeklerde gözlenen diştaşının yaş gruplarına göre dağılımı 164 Grafik 93: Kadınlarda diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Grafik 94: Kadınlarda diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı 166 Grafik 95: Kadınlarda diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene).167 Grafik 96: Erkeklerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı.168 Grafik 97: Erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı.169 Grafik 98: Erkeklerde diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene)..170 Grafik 99: Erişkin bireylerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Grafik 100: Erişkin bireylerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Grafik 101: Erişkin bireylerde diş apselerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Grafik 102: Kadın ve erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı..174 Grafik 103: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen apselerin yaş gruplarına göre dağılımı..177 Grafik 104: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çenedeki alveol sayılarına oranları..178 Grafik 105: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çene sayılarına oranları 179 Grafik 106: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı (alt çene+üst çene) 181 Grafik 107: Kadın ve erkeklerde alveol kaybı derecelerinin dağılımı 182 Grafik 108: Alveol kaybının üst çene ve alt çenedeki dağılımı (kadın+erkek).182 Grafik 109: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen alveol kaybının yaş gruplarına göre dağılımı 184

23 xix Grafik 110: Kadınlarda premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı..186 Grafik 111: Kadınlarda premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre Dağılımı..187 Grafik 112: Kadınlarda premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) 188 Grafik 113: Erkeklerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı..189 Grafik 114: Erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı..190 Grafik 115: Erkeklerde premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Grafik 116: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek).193 Grafik 117: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) 193 Grafik 118: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Grafik 119: Kadın ve erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı.196 Grafik 120: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kayıplarının yaş gruplarına göre dağılımı (kadın+erkek).199 Grafik 121: Eski Anadolu toplumlarında görülen aşınma derecelerinin karşılaştırılması 203 Grafik 122: Eski Anadolu toplumlarında diş çürüklerinin karşılaştırılması Grafik 123: Eski Anadolu toplumlarında hypoplasia oranlarının karşılaştırılması 222 Grafik 124: Eski Anadolu toplumlarında alveol kaybı oranlarının karşılaştırılması 232 Grafik 125: Eski Anadolu toplumlarında görülen ölüm öncesi diş kaybı oranlarının karşılaştırılması.236

24 xx RESİMLER DİZİNİ Sayfa Resim 1: KGH No lu bireyin alt çenesine ait süt dişlerinde aşınma..271 Resim 2: KGH No lu bireyin alt çenesine ait süt dişinde diş çürüğü Resim 3: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde aşınma ve çürük 272 Resim 4: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde aşınma.272 Resim 5: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde aşınma.273 Resim 6: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde distal yüzey çürükleri Resim 7: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde oklüzyal yüzey çürükleri Resim 8: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde kök çürükleri..274 Resim 9: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde hypoplasia..275 Resim 10: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde hypoplasia 275 Resim 11: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde hypoplasia.276 Resim 12: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde lingual yüzeyde diştaşı oluşumu Resim 13: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde labial yüzeyde diştaşı oluşumu Resim 14: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde buccal yüzeyde diştaşı oluşumu...277

25 xxi Resim 15: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesinde apse oluşumu.278 Resim 16: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesinde apse oluşumu 278 Resim 17: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesinde alveol kaybı Resim 18: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde diştaşı ve alt çenede alveol kaybı Resim 19: KGH 94 45a No lu erişkin bireyin üst çenesinde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı 280 Resim 20: KGH 94 45a No lu erişkin bireyin alt çenesinde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı 280

26 xxii ÖNSÖZ Paleoantropolojik çalışmalarda dişler ve çeneler oldukça önemli veri kaynaklarıdır. Dişler insanların büyümeleri sırasında karşılaştıkları sağlık sorunlarının, yaşadıkları fiziksel streslerin güzel birer yansıtıcısıdır. Beslenme sırasında ve sonrasında ağız içerisinde yer alan hastalık yapıcı faktörlerin neden olduğu birçok patolojik lezyona maruz kalan dişler, bu patolojik oluşumlar ile insanların yaşam biçimi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Diş ve çene hastalıklarının incelenmesiyle, eskiden yaşamış toplumların ağız ve diş sağlıkları, besin türleri ve bu besinlerin hazırlanma şekilleri belirlenebildiği gibi, dişleri ve çeneleri etkileyen enfeksiyonel hastalıklar da saptanmaktadır. Dişlerde ve çenelerde görülen patolojik lezyonların sıklığı ve şiddeti biyolojik ve kültürel faktörlere, topluluklara, bölgelere ve dönemlere göre değişiklik göstermektedir. Tez materyalini oluşturan iskeletler, Van-Karagündüz Höyüğü nün Ortaçağ a tarihlendirilen birinci yapı katında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Öncelikle bu iskeletleri çalışmamız için izin veren değerli bilim adamları Prof. Dr. Veli Sevin ve Doç. Dr. Aynur Özfırat a teşekkür ederiz. Üniversiteye girdiğim ilk yıllardan itibaren bugüne kadar yetişmemde çok büyük emekleri ve katkıları olan, çalışmalarım sırasında da içtenliğini, güler yüzünü ve yardımlarını esirgemeyen, beni yönlendiren eleştirileriyle hep yanımda olan değerli hocam Prof. Dr. Erksin Güleç e, yine yetişmemde çok büyük katkıları olan, bütün çalışmam boyunca yardımlarıyla hep yanımda olan, benimle bıkmadan, usanmadan, büyük bir sabırla, emekle ve candan ilgilenen, güler yüzü ve içtenliğiyle tüm nazımı çeken, eleştirileriyle beni yönlendiren değerli danışman hocam Prof. Dr. Ayla Sevim e, bu tezin hazırlanması sırasında her türlü kolaylığı gösteren, yoğun çalışma temposu arasında bana sürekli vakit ayıran, tezimi baştan sona en ince ayrıntılarıyla okuyup eleştirileriyle beni yönlendiren, bilimsel anlamda olaylara bakış açımda önemli katkıları olan değerli hocam Prof. Dr. Engin Ünay a ve yine tezin hazırlanması sırasında her türlü kolaylığı gösteren,

27 xxiii çalışmam sırasında yardımlarını esirgemeyen değerli hocam Prof. Dr. Mehmet Avcı ya, bu çalışmanın ilk aşamasından bitimine kadar beni hiç yalnız bırakmayan, yardımlarıyla hep yanımda olan arkadaşlarım Antropoloji Bölümü Öğr. Gör. Ayhan Yiğit, Araş. Gör. Cesur Pehlevan, C.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Araş. Gör. Banu Kılıç ile Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Araş. Gör. Erdem Kılıç a, çalışma sonucunda elde edilen verilerin istatistiğinin yapılmasında C.Ü. Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ziynet Çınar a, Devlet İstatistik Enstitüsü İstatistik Uzmanları İbrahim Çetinarslan ve Tülay Delikaya ya, malzememizin fotoğraf çekimlerini gerçekleştiren yüksek lisans öğrencisi Ferhat Kaya ya, laboratuvar çalışmaları sırasında yardımcı olan Araş. Gör. Zehra Satar ve diğer bütün arkadaşlarıma, hem maddi hem manevi açıdan yardımlarıyla hep yanımdan olan aileme ve eşime teşekkürü bir borç bilirim.

28 xxiv

29 xxv

30 1 GİRİŞ İnsanın büyümesi, gelişmesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesinde yaş ve cinsiyetin yanı sıra, coğrafik ve sosyo-ekonomik düzey gibi çeşitli faktörlerin de önemli rol oynadığı bilinmektedir. Dolayısıyla ağız ve diş sağlığı da genel sağlık durumundan, onu etkileyen kişisel ve çevresel faktörlerden soyutlanamaz. Besin ve beslenme şeklinin diş ve ağız sağlığı üzerinde iki mekanizma ile etkili olduğu bilinmektedir. Bunlar; sindirilip emilebilen besin unsurlarının diş gelişmesindeki sistematik etkileri ve besinlerin ağızda bulunan dişler üzerindeki çevresel etkileri. Daimi dişlerin kalsifikasyonlarını tamamladığı hayatın ilk 8 yılında beslenme, diş gelişmesi ve mineralizasyonunu genellikle sistematik yönde etkiler (Sungur ve diğ.,1977; Hillson, 1990). Dişler morfolojik olarak diş kronu (corona dentis), diş boynu ya da diş kolesi (collum dentis) ve diş kökü (radiks dentis) olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Dişlerin yapılarında sert ve yumuşak dokular bulunmaktadır. Sert dokular; mine, dentin ve sement tir. Yumuşak doku ise; kron ve kök dentininin şekillendirdiği pulpa dokusudur. Diş kronunun dış kısmı mine ile örtülüdür. Kök kısmının üzeri ise hücresiz ve hücreli sement tabakaları ile kapanmıştır. Kron ve kökün birleşme kısmına diş boynu adı verilir. Diş kronu veya kökünü örten mine ve sement tabakalarının altında kemiğe benzer yapıdaki dentin tabakası bulunur. Dentin retiküler bir bağ dokusu olan pulpayı, kron ve kökte çevrelemiş durumdadır. Diş destek dokularının tümüne birden periodontium adı verilir. Sindirim sisteminin başlangıcında, besinlerin kesilmesi, ufalanması, koparılması ve kendini destekleyen dokuların korunmasına ve gelişmesine yardımcı bir organ olan dişler, alt ve üst çene kemikleri içindeki alveolus dentales adı verilen boşluklara yerleşmiş ve dişi destekleyen fonksiyonel bir doku ünitesi olan periodontium ile desteklenmiş durumdadır. Dişler şekilleri ve işlevleri açısından dört grupta isimlendirilmektedir. Bunlar; kesici dişler (dentes incisivus), köpek dişleri

31 2 (dentes caninus), küçük azı dişleri (dentes premolares) ve büyük azı dişleri (dentes molares). Dişler paleoantropolojik araştırmalarda oldukça önemli materyallerdir. İskelet sisteminin en sert organı olan dişler, canlı öldükten sonra toprak altında uzun süre bozulmadan kalabilmekte ve kazılarda çoğunlukla sağlam olarak ve çok miktarda ele geçirilmektedir. Eski insan topluluklarına ait bu dişlerin incelenmesiyle, toplumların beslenme biçimleri, besin türleri, besin hazırlama şekilleri, enfeksiyonel hastalıkları, ağız ve diş sağlıkları, kültürel alışkanlıkları, bireylerin genel sağlık durumları hakkında oldukça önemli bilgiler elde edilmektedir (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Ayrıca bireylerde ölüm yaşının saptanmasında da dişlerden yararlanılmaktadır. Özellikle iskelet materyallerinde bebek ve çocuklarda diş çıkış zamanları yani diş sürme aşamaları yaşlandırma için tercih edilen güvenilir bir metotken, erişkin bireylerde dişlerde gözlenen aşınma dereceleri bireyin ölüm yaşı hakkında bilgi vermektedir. Çünkü bireylerin yaşlarının ilerlemesiyle birlikte, dişlerin daha fazla kullanımına bağlı olarak, diş aşınma derecelerinde farklılık görülecektir (Ubelaker, 1978; Ortner ve Putschar, 1985; Langsjoen, 1998). Dişlerdeki varyasyonların incelenmesiyle çeşitli insan toplulukları arasında biyolojik ilişki kurulabilmektedir. Çünkü bu oluşumlar genetik kökenli olup, bireyler arasında olduğu gibi, topluluklar arasında da farklılıklar gösterebilmektedir (Buikstra ve Ubelaker, 1994; Langsjoen, 1998). Kemiği ve dişi etkileyen hastalıklar arasında pek çok paralellikler vardır. Travma, enfeksiyon, metabolik anormallikler, doğuştan sakatlıklar ve tümör hem kemiği hem de dişi etkileyen hastalıklı durumlar arasındadır. Diş minesi damar ve sinir sağlayan hücrelerden yoksundur. Bu nedenle mine hastalıklı durumlardan sadece dış yüzeyi oluşumu süresinde ve dışarıdan gelen litik süreçlerden (ilk olarak diş çürükleri) dişin çıkmasından sonra etkilenir. Odontoblast hücreler dişin iç yüzeyini çizerler ve bu sayede hücresel uzantılar dişin içine geçerler. Pulpa çürüğünün başlıca

32 3 tamamlayıcısı olan kan ve sinir kaynakları dişle çok yakındır. Odontoblastlar sınırlı ikincil diş oluşturma potansiyeline sahiptir ve bu genellikle aşınmış dişte görülür. Diş, gelişim süresince, bulunan hastalıklı durumlardan ve sürme sonrasında litik süreçten etkilenmiş olabilir (Ortner ve Putschar, 1985). Genel olarak bakıldığında, dişlerin diğer organlara kıyasla hastalıklara açık olma durumu oldukça fazladır. Çünkü dişler çevreyle hem fiziksel hem de kimyasal olarak reaksiyon halindedir. Diş ve çene hastalıkları insan kalıntılarında en çok görülen durumlar arasındadır. Bunlardan hayat boyunca süren ve çocukluk döneminde diş oluşumundaki rahatsızlıklardan kaynaklanan diş kusurları yani hypoplasia, diş minesinde, dişlerin gelişimi sırasında meydana gelirler ve bir daha silinmezler. Büyümenin durması unsuru göz önüne alındığında bu oluşum, dişlerin gelişimi sırasında kötü beslenme, çocuklukta geçirilen hastalıklar gibi fizyolojik streslerin kanıtlarını kaydederken, oluşum süreçleri hakkında da önemli bilgiler verir (Buikstra ve Ubelaker, 1994; Langsjoen, 1998; Hillson, 2000). Diş minesi, dentin ve dişi çevreleyen alveolar kemikteki patolojik lezyonlar genel ağız sağlığıyla ilişkilidir, aynı zamanda ilerlemiş aşınma, diş çürüğü, apse, diştaşı, periyodontitis gibi hastalıkların da etiyolojik olarak birbirleriyle ilişkileri bulunmaktadır. Örneğin ağızda diş plağı birikintilerinde uzun süre mikroorganizma bulunması, diş dokusunda hasara ve çenede alveol kaybına neden olan pek çok duruma neden olur. Plakla ilişkili hastalık, diş aşınması gelişimiyle ve mekanik güçlerin değişimine tepki olarak çene kemiğinin bağımsız olarak yeniden yapılanmasıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle tüm bu süreçler bir bütün olarak görülürler ve bu oluşumların bir toplumdaki ilerleme şekilleri, o toplumun beslenme biçiminin iyi birer göstergesidir. Ancak bağlantılar karmaşıktır. Fakat farklı dental durumların genellikle zıt yollarla etkileşim gösteren çeşitli lezyon ve kusurları içerdiğini göz önünde bulundurmak önemlidir. Bununla birlikte, birkaç diş aşınması türü olduğu gibi, pek çok farklı diş çürükleri ve alveol kaybı kategorileri de vardır. Araştırmacıların çalışmaları sırasında bu farklılıkları yansıtmaları gerekmektedir (Çizim 1).

33 4 İnsanların yaşam tarzı ve diş patolojileri arasında çok yakın bir ilişki bulunmaktadır. Dişlerde görülen patolojik oluşumlar bireyin yer aldığı ekolojik ortamla doğrudan bağlantılıdır. Tarım toplumlarında diş çürüğünün görülme sıklığı avcı-toplayıcılara göre çok daha fazlayken, aşınmaya avcıtoplayıcılarda tarım toplumlarının aksine daha fazla rastlanmaktadır (Brothwell, 1981; Ortner ve Putschar, 1985; Özbek, 1997, 2000b; Langsjoen, 1998; Hillson, 2000). Çene ve dişlerde karşılaşılan patolojik oluşumlar, insan-çevre-kültür etkileşimi çerçevesinde, biyokültürel yapıda meydana gelen değişimin yönünü yansıtmaktadır. Diş patolojisini, dişin genetik yapısından, metabolizma bozukluğundan, besinlerin niteliği ve sertliğinden, besinlerin hazırlanış biçiminden ve genellikle ağız sağlığından ayrı düşünemeyiz (Özbek, 1988). Dişlerin paleopatolojik incelenmesi sonucunda, geçmişte yaşamış insan topluluklarının ağız ve diş sağlığı günümüz toplumları ile karşılaştırılabilmekte, aralarındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konarak, hastalığın geçmişten günümüze mevcut seyri hakkında bilgi edinilebilmektedir. Bütün bu verilerden hareket edilerek toplumların yaşam şekli, sosyo-ekonomik durumu, kültürel yapısı, bulundukları ekolojik ortam ve genel sağlık durumları ortaya konulabilmektedir. Ayrıca dişler insanın biyolojik evrimiyle ilgili olguların açığa çıkarılmasında da oldukça önemli bilgiler vermektedir (Özbek, 1980; Brothwell, 1981; Alt ve diğ., 1998). Evrimsel aşamada atalarımızın beslenme rejimlerinin belirlenmesinde, çene ve dişlerde görülen paleopatolojik oluşumlar da bakılmaktadır. Bu tez kapsamında, Van-Karagündüz Höyüğü Ortaçağ populasyonuna ait dişler ve çeneler paleopatolojik açıdan incelenerek, bu toplumun genel ağız ve diş sağlığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

34 5 1. BÖLÜM KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE 1.1. Dişlerde ve Çenelerde Görülen Patolojik Oluşumlar Ağız, koku ve tat alma duyularının merkezi olmasının yanı sıra, insan hayatının temel ihtiyaçları olan yiyecek, su ve oksijenin vücuda girdiği özel bir alandır. Çiğneme, yiyeceği öğütebilecek şekle dönüştüren, sağlıklı olmada ve hayatta kalmada büyük önemi olan bir fiziksel sistemdir. Bu sistemdeki başlıca unsurlar alt çeneye ait eklemler ve dental eklemlerdir (Langsjoen, 1998: 393). Ağız boşluğu anatomik yapısı ve fonksiyonları nedeni ile çeşitli çevresel streslere, vücuttaki diğer dokulardan daha fazla maruz kalmaktadır. Bu bölgenin geniş bir mikroorganizma spektrumunun gelişme ve çoğalmasına elverişli bir ortam olması, dişlerin ve diş etlerinin, farklı besinlerin fiziksel ve kimyasal travmalarına devamlı şekilde maruz bulunması ve bu besinlerin metabolitlerine, bazı besin unsurlarının yetersizliklerine hassasiyetleri nedeni ile, periyodontal hastalıklar, diş çürümeleri, maloklüzyonlar ve ölüm öncesi diş kaybına neden olan çeşitli patolojik lezyonlar meydana gelebilmektedir (Sungur ve diğ., 1977: 138). Dişler ağız içerisinde besin maddeleriyle doğrudan temas halindedir yani sindirim sisteminin ilk durağıdır. Diş hastalıklarının çoğu ağızda yer alan mikroorganizmalar ve besin maddelerinin birbirleriyle etkileşimi sonucu oluşmaktadır. Dolayısıyla diş hastalıklarının biyolojisi çoğunlukla dental mikrobial floranın biyolojisiyle ilişkilidir. (Borçbakan, 1971; Başal, 1976; Baran, 1982; Hillson, 1990; Türker ve Yücetaş, 1997). Dişlerdeki patolojik oluşumlar ile genetik örüntü, metabolizma bozuklukları, besin türleri, besinlerin hazırlanma şekilleri, enfeksiyonel

35 6 hastalıklar ve ağız hijyeni arasında bir ilişki bulunmaktadır (Özbek, 1997). Eskiden yaşamış insan populasyonları diş ve çene hastalıkları yönünden incelenirse elde edilen bulgular bize, hem populasyonun beslenme alışkanlığı, yaşam biçimi, genel sağlık durumu, hem de yaşadıkları çevre ve kültürel alışkanlıkları konusunda önemli ipuçları sağlayacaktır. Dişlerde ve çenelerde pek çok patolojik olguya rastlanmaktadır. Bunlar arasında en sık görülen oluşumlar diş aşınması, diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, apse, periyodontal hastalıklar (alveol kaybı) ve ölüm öncesi (premortem) diş kaybıdır. Bu tür hastalıkların sıklığı ve şiddeti beslenme biçimi, besin hazırlama teknikleri, besin türleri, ağız ve diş temizleme alışkanlıkları gibi biyolojik ve kültürel faktörlere, topluluklara, bölgelere ve dönemlere göre değişmektedir. İnsan-çevre ve kültür üçleminde ortaya çıkan diş ve çene hastalıklarının şiddeti ve sıklığı, eski insan topluluklarının biyokültürel yapısı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Diş ve çene hastalıkları yaşam biçiminde ortaya çıkan farklılıklara bağlı olarak yalnızca topluluklar arasında değil, aynı zamanda toplulukları oluşturan alt gruplarda da farklılaşabilmektedir. Cinsiyet, yaş gibi faktörler de, topluluklarda hastalığın sıklığı ve gelişim derecesinde etkili olmaktadır. Daha uzun süre hastalık yapıcılarla karşı karşıya kalan yaşlı bireylerde, ağız ve diş hastalıkları şiddet ve sıklık açısından genç olanlardan daha fazladır. Ağız sağlığının yaşlılarda gençlerden daha kötü olmasının temel nedenlerinden birisi budur (Emiroğlu ve Aydın, 2003) Diş Aşınması Diş aşınması, çiğneme esnasında dişlerin birbirlerine sürtünmeleri ve bu arada çiğnenen gıda içerisindeki sert cisimlerin yol açtığı tahribat sonucu diş minesinin giderek eksilmesidir (Özbek, 2000b). Aşınma fizyolojik bir fonksiyon olan çiğneme sonucunda alt ve üst çenedeki dişlerin birbirleriyle karşılaşan yüzeylerinin sürtünmesiyle ortaya çıkmaktadır. Dental aşınmaya neden olan etkenler çeşitlidir. Örneğin Pindborg (1970) doğal çiğnemeden

36 7 kaynaklanan aşınma (fizyolojik aşınma) ile genellikle lokalleşmiş, dişlerin anormal kullanımı veya pozisyonun neden olduğu aşınma (patolojik aşınma) arasındaki farkı belirlemiştir. Bunlar arasında karşılıklı dişlerin oklüzyonu, dişlerin niteliği, besinlerdeki aşındırıcılar, püpo benzeri dişleri aşındıran aletler ya da nesneleri tutmak için dişlerin alet gibi kullanılması sayılabilir (Ortner ve Putschar, 1985). Genel olarak bakıldığında diş aşınmasının ortaya çıkmasında, yenilen besin maddelerinin niteliği, sertlik derecesi ve besinlerin hazırlanış biçimi, diş sisteminin genetik yapısı, çiğneme şiddeti, oklüzyon biçimi, dişin niteliği, bruxism (diş gıcırdatma hastalığı yani dişlerin fonksiyonel olmayan amaçlarla gıcırdatılması ve aşınması), diş sıkma, yaş, cinsiyet ve kültürel alışkanlıklar gibi pek çok etken rol oynamaktadır (Smith, 1972; Alkumru, 1985; Özbek, 1985; 1988; 1989, 1990, 1993b, 1997; 2000b; Bass, 1987; Uzel ve diğ., 1988; Hillson, 1990; 2000; Buikstra ve Ubelaker, 1994; Langsjoen, 1998). Aşınmanın hızı da birçok faktöre bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bunlar arasında, tacın genel morfolojisi, yarık ve tüberküllerin yüksekliği ve derinliği, oklüzyal yüzey alanı, iç yapı, minenin mikro yapısı ve kalınlığı sayılabilir. Dental aşınma özellikle dişlerin çiğneme (oklüzyal), kesme ve interproksimal (dişlerin birbirine komşu olan yüzeyleri) yüzeylerinde görülmektedir (Ortner ve Putschar, 1985; Hillson, 1990; Langsjoen, 1998). Dişlerde aşınma sırasında önce çiğneme yüzeyindeki tüberküller, daha sonra oluklar ve fovealar silinir. Oklüzyal yüzey aşınması altta yer alan dentini açıkta bırakarak mineyi harap edebilir. Bu noktanın ötesinde devam eden aşınma pulpayı tehdit eder. Aşınmaya karşılık olarak odontoblastlar pulpa oyuğunun tehdit altındaki kısımlarında ikincil dentin oluşturmaya başlarlar. Eğer aşınma ikincil dentin oluşumundan daha hızlı gerçekleşirse pulpa boşluğu, pulpa ve destek olan alveolar kemik için enfeksiyon potansiyeli yaratarak açıkta kalacaktır (Ortner ve Putschar, 1985). Aşınma ile ilgili alveolar kemiğin yıkımı iki yoldan olur. Bunlar içeriden pulpa kanalı yolu veya dışarıdan periyodontal yoldur. Pulpanın açıkta kalması sonucunda enfeksiyona bağlı iltihap ve arkasından da periapikal alveolar kemiğin yıkımı

37 8 meydana gelir. Diş özünün ortaya çıkması ve kök enfeksiyonu sonucunda periyodontal rahatsızlıklar kendini göstermektedir. Örneğin periapikal apse böyle bir sürecin sonunda meydana gelir (Langsjoen, 1998). İnterproksimal aşınmalar ise, dişler arasındaki temasa ve çiğnemeye eşlik eden dişlerin hafif hareketine bağlıdır. Bu tür aşınmalarda nadiren dentin açığa çıkar (Ortner ve Putschar, 1985). Oklüzyal aşınmaya ilişkin approksimal (yakınsal) aşınma oranı, tarımla geçinen eski insan topluluklarına göre avcı-toplayıcı toplumlarda daha yüksektir. Bu tür aşınmayı belirlemek oldukça zordur, fakat approksimal aşınma yüzeyi kenarı genellikle diş çürüklerinin başladığı yerdir. Yöntemlerden biri, oklüzyal kemik yüzeyi kenarında açığa çıkan kemik yüzeyinin buccal-lingual uzunluğunu, bir çift iğne uçlu çap pergeliyle ölçmektir. Aşınma biçimi çalışmalarında bu yöntem, yararlı olduğunu kanıtlamıştır. Fakat diş patolojisi açısından aşınmalarda, kemik yüzeyinde dişin açığa çıkışını, dişin boyun çizgisine doğru aşınmanın genişlemesini ve dişler arasında aşırı oklüzyal ve approksimal aşınmanın beraber sonuçlarına bağlı olarak approksimal temas kaybını belirlemek daha uygundur. Sonuç olarak detaylı bir inceleme için hem kemik yüzeyinin uzunluğunu, hem de onun görüntüsü için basit bir sayıyı belirlemek önem taşır (Hillson, 2000). Çiğneme esnasında çenelerin oklüzyon tipinde ve büyüklük ilişkilerinde kendini gösteren farklılıklar, diş taçlarında farklı aşınma biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açar. Ackermann, alt çene ve üst çene daimi büyük azılarda meydana gelen bu aşınma biçimini helis tipi aşınma ya da helikoidal aşınma olarak tanımlar (Uzel ve diğ., 1988: 37). Buna göre, örneğin, alt çeneyi ele aldığımızda, dış taraftan linguale bakan tarafa doğru olan eğim, büyük azı serisinde önden arkaya doğru giderek belirgin duruma gelir. Genellikle ikinci daimi azı dişinin çiğneme yüzeyinde iki aşınma faseti oluşmuştur; öndeki faset dış kenara doğru eğim gösterirken, arkadaki de linguale doğru meyil almıştır. Üst daimi birinci büyük azılar arasındaki mesafenin, alt birinci azılar arasındaki mesafeden daha büyük olmasına bağlı

38 9 olarak, alt dişlerin vestibül tüberkülleri, üst dişlerin ise lingual tüberkülleri daha çok aşınır. Alt ve üst çenelerde ikinci büyük azılar arasındaki mesafe eşit olduğu taktirde, oklüzyal aşınma yatay planda olur (Özbek, 1985; Uzel ve diğ., 1988). Dişlerde aşınma farklı şekillerde görülmektedir. Bunlar atrisyon, abrazyon ve erozyondur. Atrisyon dişlerin fizyolojik aşınmasıdır. Bu türlü aşınma dişin dişe sürtünmesi sonucunda oluşan normal bir aşınmadır (Hillson, 2000). Çiğnemede dişlerin karşılaştığı yerde, genellikle ince paralel çiziklerden oluşan, iyi tanımlanmış yüzeylerin oluşumudur. Çiziklerin yönü çiğneme sırasında çenenin hareketleriyle ilgilidir ve şekil diyetle ilişkili olabilir. Abrazyon, besinlerin niteliğinden ziyade, besinler içine karışan yabancı maddelerin yol açtığı mine tahribatı olarak tanımlanabilir. Smith (1972) bu türlü aşınmanın, özellikle tarım toplumlarında tahılların içine karışan sert tanecikler nedeniyle oluşabileceğine değinmiştir. Bu şiddetli ve hızlı aşınma, dişlerden ziyade sert tanecikler gibi nesnelerle temastan kaynaklandığı gibi, kültürel amaçlı da yapılmış olabilir (Hillson, 2000). Bu türlü aşındırma artan yaşla birlikte tüm dişlerde buccal, labial ve lingual yüzeylerde görülebilmektedir (Hillson, 1998). Bu aşınma çeşidinde dişlerdeki çizikler gelişigüzel yönlenmiştir. Bunların yanı sıra, derin abrazyonlarda ikincil dentin şekillenmesi pulpayı patolojik olaylardan korur. Erozyon, bakteri hareketi içermeyen bir kimyasal sürecin neden olduğu diş dokusu kaybıdır (Langsjoen, 1998). Sementle minenin birleştiği yere yakın mine üzerinde, geniş, düz, oldukça parlak bir çukur halinde görülür. Aşınma dentine kadar ilerleyince ikincil dentinin oluşmasına neden olur. Erozyonu meydana getiren faktörler arasında, tükürüğün sitrat ihtiva etmesi, travma, dekalsifikasyon yapan nedenler ve çeşitli asitler sayılabilir. Normal bir diş aşınması patolojik değildir. Aşınma tanım olarak fizyolojik bir süreçtir ve dişlerin sert dokusunun çiğneme ve yutma sırasında

39 10 birbirine teması sonucunda meydana gelir. Aşındırıcılar ise fizyolojik aşınmayı patolojik duruma ilerleten yabancı maddelerdir. Tarih öncesi insanların yiyeceklerinde bulunan ya da yiyeceklerine sonradan karışan aşındırıcı maddelerin fazlalığı düşünüldüğünde, diş aşınmasının patolojik etkileri şaşırtıcı değildir. Fizyolojik aşınmanın tam olarak hangi noktada patolojik hale geldiğini belirlemek zordur. Fakat bu olay patolojik sonuçlar yoluyla tarif edilebilir. Örneğin diş aşınması bağlantılı alveolar kemiği kötü bir şekilde etkileyecek kadar hızlı ve ciddi durumda olduğunda aşınma patolojik hale gelir (Langsjoen, 1998). Burada dikkat çeken nokta, diş aşınması ile diğer patolojik lezyonların ilişkisidir. Öyle ki, prehistorik toplumlarda sıklıkla karşılaşılan ölüm öncesi diş kaybı ileri derecede aşınmadan kaynaklanabilmekte ve yine ileri derecedeki aşınma periapikal apseye neden olabilmektedir. Dişlerdeki aşınma genellikle yaşlanma süreciyle ilgili olan, sert dental dokulardaki birkaç gerileyici değişiklikten biridir. Dental aşınma eski insan topluluklarına ait iskeletlerde iyi bilinen bir olgudur ve biyolojik yaşlanmayla olan bağlantısı nedeniyle aşınma derecesi iskeletlerin yaş tahmininde bir metot olarak kullanılmaktadır (Şenyürek, 1949; Smith, 1972; Brothwell, 1981; Ortner ve Putschar, 1985; Bass, 1987; Buikstra ve Ubelaker, 1994; Langsjoen, 1998; Hillson, 1990; 2000). Brothwell (1963) aşınmaya dayanan ve bir toplum için geliştirilen yaşlandırma metotlarının, aşınma durumlarının farklı olduğu başka bir topluma uygulanamayacağını belirtmektedir (Ortner ve Putschar, 1985). Hillson a (2000: 254) göre aşınmanın diş patolojisi çerçevesinde kaydedilecek önemli özellikleri şunlardır; 1) Devam eden diş çıkışına bağlı olarak artan taç yüksekliği kaybı 2) Diş dizinini etkileyen güçlere karşılık verdiği için, alveolar sürecin yeniden şekillenmesiyle beraber aşınma yüzeylerinin dağılımı ve oranı.

40 11 Oklüzyal yüzey aşınmasının kaydedilmesi için mevcut birçok sistem vardır. Oklüzyal aşınma genellikle aşınma arttıkça açığa çıkan diş kalıbının numaralandırılmasıyla kaydedilir. Bunlardan biri özellikle incisive (kesici dişler), canine (köpek dişleri) ve premolarlar (küçük azı dişleri) için Smith (1972) tarafından modifiye edilen Murphey sistemidir. Burada aşınma derecelendirilmiş ve 8 aşama saptanmıştır. Molnar ın (1971) benzer metodu ise diş patolojisi çalışmalarında oldukça avantaj sağlamaktadır. Çünkü bu sistemde ikincil dişin açığa çıkması, aşınma yüzeylerinin şekli ve dağılımı da kaydedilir. Scott (1979) ise molarlar (büyük azı dişleri) için bir standart geliştirmiştir. Scott ın (1979) sisteminde her bir moların oklüzyal yüzeyi 4 e bölünür ve görünür minenin miktarı ölçekte 1 ve 10 arasında değerlendirilir (Buikstra ve Ubelaker, 1994; Hillson, 2000). Mayhall ve Kageyama da (1997) yine molar dişlerdeki aşınmanın tanımlanabilmesi için üç yönlü bir metot ortaya koymuşlardır. Brothwell (1981) geliştirmiş olduğu ölçekte sadece molarların aşınma durumunu ele almıştır. Bu da pek çok araştırmacı için bu ölçeği kullanışlı olmaktan çıkarmaktadır. Daha sonra Bouville, Constanse-Westermann ve Newal (1983) bu ölçeği geliştirerek, incisive, canine ve premolarların da aşınmalarını kapsayan bir ölçek oluşturmuşlardır ki, bu antropolojik çalışmalarda en sık kullanılan diş aşınma ölçeğidir. Normal çıkışlarını yapmış olan dişlerde meydana gelen aşınmanın derecesi, o toplumun beslenme biçimini de yansıtmaktadır (Özbek, 1985). Yani diş aşınmasının tipi ve derecesi, bir topluluğun beslenme alışkanlığı hakkında çok isabetli ipuçları vermektedir. Dolayısıyla insan yaşam biçimiyle diş aşınması arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Tarih öncesi atalarımızın yaşam biçimlerini yorumlarken işte bu nedenle diş aşınma biçimi, hızı ve şiddetine ayrı bir önem verilir. Farklı beslenme stratejilerine sahip toplumlar arasında aşınma tipi ve derecesinde farklılık gözlenmektedir.

41 12 Diş aşınmaları, toplumların kültürel alışkanlıkları hakkında da bize bilgiler verebilmektedir. Geleneksel alışkanlıkların bazıları dişlerde aşınmaya neden olabilir. Örneğin Eskimoların avladıkları hayvanların derilerini giyime elverişli hale getirmek amacıyla, ön dişleriyle gün boyunca çiğneyip yumuşatmaları sonucunda, zamanla bu dişlerde ileri derecede aşınma meydana geldiği görülmektedir. Bazı araştırmacılar Homo neanderthalensis lerin de ön dişlerini benzer işlerde kullandıklarını ileri sürmektedirler. Öte yandan, Aleut Eskimolarında görülen tütün çiğneme alışkanlığının da belirgin diş aşınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir (Özbek, 1985; 2000b). Yine bazı toplumlarda sepet örme, ağ örme gibi kültürel fonksiyonlarda da dişler kullanılmıştır. Bu toplumlarda dişlerde bazen küvet şeklinde bir oluşuma rastlanmaktadır. Bunun nedeni, bireylerin ip, lif ya da etlerin sinir kısımlarını dişleriyle sıyırmalarıdır. Onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda Avrupa da ve pipo kullanan diğer toplumlardaki örneklere bakıldığında, bu toplumların köpek dişlerinde ve azı dişlerinde genellikle pipo kullanımına bağlı olarak meydana gelen, yarım daire şeklindeki çentiklere rastlanmaktadır. Kuzeybatıdan ele geçirilen bazı yerli Amerikalı iskeletlerinde, dişin labial (dudağa bakan) ve buccal (yanağa bakan) yüzeylerinde aşırı derecede aşınmaya rastlanmıştır. Bunlar labret (dudağa takılan bir çeşit takı) giymeye bağlı olarak yanakların ve dudakların içine yerleşen taş tıpalarla, kemikle ve fildişiyle alakalıdır. Labret yüzeyleri genellikle alt çene kemiğinde kesici, köpek ve azı dişlerin labial/buccal yüzeylerinde düz kısımlar olarak görülürler. Fakat bir tek dişin genel olarak cilalanması ve oyulması şeklinde de görülebilir. Bu tür aşınmalarda zararı onarmak için, pulpa odasında ikincil dentin oluşumu gerçekleşinceye kadar aşınma süreci yavaş ilerler. Dolayısıyla bu tür aşınmalar sonunda pulpanın açığa çıkması ve periapikal enfeksiyon durumları kaydedilmez. Aynı durum özellikle Orta ve Güney Amerika daki insan kalıntılarında da geçerlidir (Hillson, 2000). Avlanan toplulukların özellikle kesici dişlerinin labial yüzeylerinde aşırı gıcırdatma sonucu aşınma kaydedilmektedir. Genellikle bu oluşum dişler arasında tutulan nesneleri kesmek amacıyla yapılan hareket sonucu

42 13 meydana gelebilmektedir. Ancak izlerin çeşitli nedenleri ima eden farklılıkları ve dağılımları vardır. Avcı-toplayıcı topluluklarda diş aşınması oldukça yüksek bir değer gösterir. Bu toplulukların diyetlerinde yer alan besinler (doğal yemişler, bitki kökleri, yumrular, öğütülmemiş tohumlu bitkiler gibi), bu besinlerin hazırlanış biçimi ve bu besinlerin arasına giren sert tanecikler dişlerde aşınmaya neden olmaktadır. Avcı-toplayıcılarda ön dişler kesme, koparma işlevleri ve bazı kültürel alışkanlıklardan ötürü daha fazla aşınırken, yanak dişleri daha az aşınmaktadır. Tarım toplumlarında ise bunun tam tersi bir durum söz konusudur. Bu toplumlarda aşınmaya özellikle yanak dişlerinde daha fazla oranda rastlanmaktadır. Görüldüğü üzere avcı gruplar ve ilk tarım toplumları açıkça birbirine zıt bir aşınmaya sahiptirler (Hillson, 2000). Günümüz çağdaş uygar toplumlarında görülen diş aşınması, sert besinlerle beslenen prehistorik ve günümüz avcı toplayıcı ilkel toplumlara oranla daha az belirgindir (Smith, 1972; Brothwell, 1981; Özbek, 1985; Langsjoen, 1998). Tarih öncesi toplumlarında aşınma, sadece yaygın bir patoloji olarak dişin sert dokusuna zarar veren bir oluşum değil, aynı zamanda periapikal ve periyodontal apse oluşumunda, ölüm öncesi diş kaybında, temporamandibular bağ hastalıklarında oldukça önemli rol oynayan bir lezyondur. Ayrıca, yaşlanmaya eşlik eden diş aşınması ve bozucu temporamandibular bağ düzensizlikleri arasında olumlu bir korelasyon bulunmaktadır. Bir toplumun beslenme rejiminin ortaya konmasında, Scanning Elektron Mikroskopu (SEM) kullanılarak minenin mikro aşınmasına da bakılmaktadır. SEM çalışmaları, asitler, bitki lifleri, kabuklu fındık, ceviz gibi diğer materyallerin varlığı kadar, aşındırıcı maddeler, beslenme rejimindeki partiküllerin miktarı ve boyutu üzerine veri sağlar. Bu çalışmalar şu an için çok yeni olmasına karşın, besin hazırlama teknikleri ve beslenme biçimi hakkında gelecekteki araştırmalar için mükemmel bir potansiyel oluşturmaktadır (Buikstra ve Ubelaker, 1994).

43 Diş Çürüğü Pindborg (1970) diş çürüklerini, ilerleyen diş yapısı bozulmasının, mikrobiyal aktivite tarafından diş yüzeyinde başlatıldığı, bulaşıcı bir hastalık olarak tanımlamaktadır. Kemiğin yıkıcı etkisinin aksine, dişin sert dokusunun harabiyeti, lytic bakteri hareketinin doğrudan bir sonucudur (Ortner ve Putschar, 1985). Öz (1973) diş çürüğünü lokal olarak başlayan, dişin katı kısımlarını yumuşatan ve sonunda eritip ortadan kaldıran, yavaş gelişen ilerleyici bir biyokimyasal olay olarak ifade eder. Freeth (2000) şeker ve nişasta gibi karbonhidratların sindirilmesinden sonra mikroorganizmalar tarafından salgılanan asitin çürüğe neden olduğunu söylemektedir. Güven e (1995) göre de diş çürükleri, yiyeceklerdeki şekerden özellikle sükrozdan, dental plaktaki bakterilerin oluşturdukları asitle minenin demineralizasyonu ile başlamaktadır. İlerleyen lezyonlarla bakteriler bu değişime uğramış mineye girerler. Bakterilerin dentin tübüllerine nüfuz etmesi lezyonun son evresini oluşturmaktadır. Langsjoen e (1998) göre diş çürüğü, çok faktörlü, çok bakterili kireçlenmiş diş dokusu hastalığıdır. İnorganik kısmın demineralize olması ve organik bileşimin yıkılmasıyla nitelenir. Bulaşıcı ve ilerleyen bir hastalıktır. Çürüklerde lezyon oluşturan aynı çevre koşullarının devamı kaçınılmaz olarak yıkımı tamamlar. Diş çürüğü diş patolojisi çerçevesinde en sık araştırılan, insanoğlunun en eski hastalıklarından birisidir. Eski insan topluluklarına ait örneklerde dental patolojilerin incelenmesinde en fazla bilgi veren ve en yaygın olarak kullanılan bir lezyondur (Turner II, 1979; Özbek, 1979; 1985; 1988; 1997; Brothwell, 1981; Smith ve diğ., 1984; Ortner ve Putschar, 1985; Lukacs, 1989; Hillson, 1990; 1998; 2000; Buikstra ve Ubelaker, 1994). Kompleks birçok faktörün etkisiyle meydana gelen çürük, şimdiye kadar patologlar, mikrobiyologlar, epidemiyologlar, immunologlar, biyokimyacılar ve biyofizikçiler tarafından birçok kez ele alınmıştır (Akyüz, 1990). Diş çürüğünün beslenme tarzı ve besin türleriyle yakın ilişkisi bulunmaktadır. Artan çürük frekansları ve çürüğe neden olan şeker, karbonhidratça zengin

44 15 gıda maddelerinin tüketimi arasındaki ilişki, beslenme rejiminin ortaya konmasında oldukça yararlıdır (Hillson, 1990; Aytepe ve diğ., 1991; Buikstra ve Ubelaker, 1994; Stoner, 1995). Özellikle rafine edilmiş tahıllar ve şeker çürüme sürecinde büyük ölçüde sorumlu tutulur. Diş çürüğü, karbonhidratlı besinlerin bakteriyel fermantasyonu sonucu oluşan organik asitlerin diş minesinde yol açtığı demineralleşmenin ardından meydana gelen tahribattır. Ancak böyle beslenme şekilleri olmamasına rağmen, çürüğe benzer lezyonlar deniz memelilerinde de görülmüştür. Aynı şekilde çürük lezyonlarının olmaması fermante olabilen karbonhidrat açısından fakir bir beslenme anlamına gelmez (Hillson, 1990). Diş çürüğünün etiyolojisi oldukça karmaşıktır. Key in şematize ettiği gibi diş çürümesi, gen, hormon, tükürük miktarı gibi kişisel, beslenme ve ağız mikro florası gibi çevresel etkenlerin rol oynadığı eksojen bir mekanizma ile oluşmaktadır (Sungur ve diğ., 1977). Diş çürüğünün oluşması için, hızla asit ortaya çıkarabilen karyojenik bakterilerin ve asidin yapılabilmesi için gerekli karbonhidratların ortamda bulunması gerekir (Akyüz, 1990). Bakteriyel enzimler, oral flora, genetik, ırk, iklim, prenatal ve postnatal biyolojik etkiler, içilen su, beslenme tarzı, dişlerin şekli ve sıralanması, hormonal ve metabolik hastalıklar, vitaminler, ağız salgılarının ph ı ve maloklüzyonlar dişlerin çürümesinde önemli rol oynayan etkenlerdir (Saygılı, 1983a, 1983b). Protein, Ca, F gibi mineraller ve A, D ve C vitaminleri gibi besin unsurlarının yeterli ve dengeli alınması, diş sağlığı ve dişlerin zamanında mineralizasyonu için gereklidir. Anne sütü ile beslenmede, diğer sütlerden daha yüksek orandaki laktozun bağırsaklarda kalsiyum emilimini artırıcı etkisine karşın, mamaya ilave edilen sakkaroz un ağız florasında etkilenmesi ve artan asitin, dişlerin demineralizasyonunda etkin olabileceği düşünülmektedir (Sungur ve diğ., 1977). Çürüme süreçleri de bakteriler ve ağız sıvılarında eriyen maddeler tarafından belirlenir (Langsjoen, 1998). Dişteki oyuğa benzeyen kusurların tamamının çürükler sonucu olmadığını vurgulamak önemlidir. Çukurlar ve ince çatlaklar normal bir dişte normal olarak ortaya çıkan özelliklerdir. Bu alanlar elbette çürükler için bir yer

45 16 haline gelebilirler. Doğal bir çukur ile diş çürükleri tarafından oluşturulan bir oyuk arasındaki fark dışarıdan görülemeyebilir. Ancak diş çürükleri mineden geçip dentine ulaştığında harap edici süreç dentinde, mine ile dentin arasındaki sınıra bitişik olarak huni şekilli lytic lezyon oluşturarak hızla yayılır. Böyle bir lezyonun kanıtı çürüklerin göstergesi olur ve bir X-ray filminde görülebilir ya da bir diş explorerı (diş hekimliğinde çürükleri belirlemede kullanılan bir tür alet) ya da eğik iğneyle gösterilebilir. Görüldüğü gibi çürük gelişiminde bakteriyel aktivite gerekli bir durum olarak görülürken, diş yapısına özgü etkenlerde çürüklerin gelişimini ve yerini etkileyebilmektedir (Ortner ve Putschar, 1985). Besinlerin çürük üzerindeki etkilerini iki bölümde incelemek gerekir (Öz, 1973: 259); 1) Endogen etki: Diş gelişmesi sırasında diş yapımı için gerekli maddeler sağlanmalıdır. Örneğin proteinler, yağlar, kalsiyum, fosfat, vitaminler gibi. Bu maddelerin eksikliğinde diş yapımında kusurlar olabilir, bu da ileride çürük için uygun koşullar yaratabilir. Fluorürün eksikliği de diş çürüğünü arttırabildiği gibi, fazlalığı da dişlerde renk ve biçim bozukluğuna yol açabilir. Fluorür arttıkça minede çöküntüler, beyaz lekeler oluşur. Sonra bunlar kahverengi ya da griye döner. Böyle dişlerde çürük önemli ölçüde önlenir. 2) Eksogen etki: Sürmüş dişlerde besin maddelerinin ağızdaki etkisi iki şekilde olur; a) Mekanik etki: Pişirilmemiş ve içinde katı kısımlar bulunan maddeler mekanik temizlenmeye yardım eder. Pişirilmiş ve öğütülerek yumuşatılmış maddeler, hem bu temizliği gerektiği gibi yapmaz, hem de bazı maddeler mineye yapışarak çürüğü kolaylaştırır. b) Kimyasal etki: Besinlerdeki bazı karbonhidratların parçalanması sonucunda ortaya çıkan asitler çürük bakımından önemlidir. Günümüze kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalarda, sulardaki ve besinlerdeki florürlerin dişler üzerine etkileri ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmış ve araştırmacıların hemen hepsi de aynı noktada birleşmişlerdir. Yeterli ve dengeli seviyede flor alınması diş sağlığını pozitif yönde etkilemektedir. Flor alım seviyesi ile besinlerdeki ve sudaki flor oranının,

46 17 beslenme alışkanlıkları, iklim gibi çeşitli çevresel faktörlerle ilişki içinde bulunduğu bilinmektedir (Marthaler ve Muhlemann, 1971; Saygılı, 1977). Fluorin, mineralizasyon/remineralizasyon dengesinde etkili bir faktördür. Suda fluorin bulunan bölgelerdeki insanlarda, çürük oranı düşük değerlerde görülmektedir. Bu kısmen dişin oluşumunda fluorin iyonlarının mineyle, sementle ve dentinle birleşmesine bağlıdır. Ayrıca mine ya da dentin bir çürük saldırısından sonra remineralize olduğunda, yeni mineraller düşük çözünürlüklü fluorin içeren minerallerdir. Topraktaki fluorin hareketliliği nedeniyle, eski insan topluluklarına ait materyallerdeki orijinal fluorin miktarını belirlemek mümkün değildir (Hillson, 1990). Tükürüğün salgılanma hızı ve miktarına bağlı mekanik temizleyici etkisi ile antibakteriyel etkisi, ph değeri ve ağızda oluşan asidi nötralize etmesi nedeniyle, tükürük ve diş çürüğü arasında bir ilişkinin olduğu çeşitli araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Tükürüğün salgılanma hızı arttıkça, karbondioksit ve bikarbonat yoğunluğunun artmasına bağlı olarak tükürüğün ph değeri de artar. Bunların yanı sıra çürük ile immunoglobulinler arasındaki ilişki konusunda da yapılan çalışmalar çok farklı sonuçlar, hatta zıt sonuçlar ortaya koymaktadır. Bazı araştırmacılar tükürük IgA sı (salgı, serum) ile diş çürüğü arasında pozitif bir ilişki bulurken, diğer bir grup araştırıcı ise negatif bir ilişki saptamıştır. Salgısal IgA nın bakteri ve virüslere karşı önemli bir müdaafa sistemi olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda salgısal IgA eksikliği gösteren bireylerde, mevcut olanlara oranla daha fazla çürük görülmektedir. Birçok araştırmacı immun eksikliği olan kişilerde, diş çürüğünün daha fazla olduğunu belirtmektedir. İmmun eksikliği diş çürüğünün yanı sıra, periyodontal hastalıklara da yol açmaktadır (Akyüz, 1990). Diş hücrelerinde mineraller ph 4 ve 5,5 arasında çözülürler. Plaktaki ph düzeyi minenin, sementin ve dentinin demineralize olmasına yetecek kadar düşüktür. Böyle durumlarda diş çürüğü meydana gelmektedir (Hillson, 1990). Sungur ve diğerlerine (1977) göre dişlerin dış yüzeylerinde mineral

47 18 eritici bir ortamın oluşumu sonucu, kalsiyumun diş minesinden ayrılması suretiyle gelişen çürüme, dişin sert dokusunda bazı lokalize sahalarda cereyan eden bakteriyel bir hastalık olarak da tanımlanmaktadır. Bu lokalize sahalar genellikle tükürüğün temizleyici fonksiyonundan yoksun olan tükürük proteinleri ve oral debrilerin yığıntı sahalarıdır. Tükürük glikoproteinlerinden oluşan bir film üzerinde yerleşip gelişen mikroorganizmaların meydana getirdikleri dental plaklar, ağız ph sının düştüğü ve diş minesinde demineralizasyonun hızlandığı odaklardır. Bu odaklardaki besin kalıntılarının, plaktaki mikroorganizmalar tarafından fermantasyonları sonucu oluşan asiditenin artışı, diş çürümelerinde önde gelen etken olarak kabul edilmektedir. Dental plaklar üzerinde 27 mikroorganizma türü bilinmektedir. Dental plak, bakterilerin ve ağız içinde maddelerin kolayca toplanıp barındığı bir yerdir. Dental plaktaki maddelerin ürettikleri asit ile minenin erimesi, diş çürüğü olarak bilinmektedir. Bu mikroorganizmalar içinde sadece ikisinin karyojen (çürüğün oluşumunu sağlayan etki) etkisi üzerinde durulmaktadır. Birincisi çürüksüz ağızda düşük oranda veya hiç bulunmadığı bildirilen Lactobacilus acidophilus ve diğeri de ph 5 de gelişebilen bu basillerin yerleşmesi için gerekli asit oranı hazırladığı kabul edilen Streptococ lardır. Özellikle Streptococ lar diş çürüğü oluşumunda etkili bir mikroorganizmadır. Çünkü bunların asit üretme yetenekleri fazladır ve karbonhidrat benzeri maddelere sıkıca tutunabilirler. Kök yüzeyi plağı lezyonlarında esas baskın olan organizma Actinomyces viscosus iken, lezyon dentini istila ettiğinde Lactobasili önem kazanır (Hillson, 1990). Dişlerde başlayan dekalsifikasyonun organik matriksi müdafaasız bıraktığı kavitelerde, ağız florası içindeki proteolitik bakteriler faaliyete geçmekte, diş pulpasında iltihap ve nekrozlara, periyodontal hastalıklar, apseler, granülom ve diş kistlerinin gelişmesine ve dişleri fokal enfeksiyon kaynağı haline getirerek, genel sağlığın etkilenmesine neden olmaktadırlar (Sungur ve diğ., 1977).

48 19 Genellikle çürük diş oluşumu ile yaş arasında bir korelesyon bulunduğu da ifade edilmektedir (Çevik, 1983; Ortner ve Putschar, 1985; Buikstra ve Ubelaker, 1994; Langsjoen, 1998). Ağızdaki çürük sayısının yaşla birlikte artış gösterdiği bilinen bir gerçektir (Özbek, 1979). Diş çürüğüne hemen hemen her yaşta rastlanmaktadır. Özellikle 5-7 yaşlar arasında ve puberte döneminde diş çürüğü daha fazla oranda görülmektedir (Öz, 1973). Süt dişlerinin kalsifiye olduğu ilk yaştan, 3. büyük azı dişi dışında daimi dişlerin kalsifikasyonlarının tamamlandığı 8. yaşa kadar olan dönemde, diş sağlığı ve beslenme ilişkileri büyük önem taşır (Sungur ve diğ., 1977). Gençlerde çürük daha fazla ilerlemektedir. Çünkü mine yapısı erişkinlere göre tam olgun değildir, dentin kanalları erişkinlere göre daha geniştir, karbonhidratlı beslenme ve besinleri sık yeme alışkanlığı daha fazladır. Hayatın üç evresinde çürük fazla görülür; a) Karışık dişlenme evresi: Bu evrede ağızda hem süt hem de daimi dişler vardır. Ayrıca ağızda sıkışıklık söz konusudur. Ağız hijyeni tam sağlanamaz, karbonhidrat tüketimi fazladır. Tüberküller henüz yeterli miktarda aşınmamış olduğundan keskin ve sivridir. Böylece plak tutuculuğu olur. b) Puberte evresi: Hormonal faktörlerin artması bu dönemde çürük riskini arttırır. c) Yaşlılık evresi: Aşınmalara bağlı olarak fissürler ortadan kalkar. Mine dayanıklıdır fakat dişeti çekilmeleri vardır. Ağız hijyeni iyi değilse dışa çıkan sementte çürük meydana gelir. Ayrıca tükürük miktarının azalması da çürük riskini arttıran faktörlerdendir. Ancak bu dönemde çürük yavaş ilerler (Çevik, 1983). Cinsiyet açısından baktığımızda ise, kadınlar diş çürüğünden erkeklere nazaran daha fazla etkilenmektedir (Hillson, 1990; Emiroğlu ve Aydın, 2003). Diş çürükleri insan vücudunu etkileyen en yaygın hastalıklardan biridir. Günümüz toplumlarında dünyanın bütün coğrafik ırklarında bulunmaktadır. Kadın ve erkeği, bütün yaş gruplarını ve bütün sosyo-ekonomik tabakalardaki insanları etkilemektedir (Langsjoen, 1998). Diş çürükleri oldukça farklı yollardan kendilerini gösterirler. Lezyonlar mine üzerinde mat noktalar ya da geniş oyuklar olabilirler. Uzun süre aynı şekilde kalabilirler, yeniden mineralize olabilirler ya da hızla gelişip pulpa odasının içine geçebilirler ki, bu

49 20 durumda diş düşer. Bazı bireyler hastalığa karşı duyarlı, bazıları dayanıklıdır. Ayrıca bir bireyde sağ ve sol diş dizilimi, bu lezyondan genellikle eşit olarak etkilenir (Hillson, 1990; 1998). Diş çürükleri mandibulaya göre maksillda daha sık olarak görülmektedir. Tabi ki bu olay tükürük içindeki çürüğü önleyici maddelerin ve yıkama etkisinin mandibulada daha kolay uygulanabilmesine bağlanabilir. Çürük bakımından molarlar ve anterior dişler karşılaştırıldığında, çukur, tüberkül ve oluklara sahip azı dişlerin dişlerin kesici ve köpek dişlere oranla çürükten daha fazla etkilendiği görülür (Öz, 1973; Özbek, 1979; Ortner ve Putschar, 1985; Hillson, 1990, 1998; Buikstra ve Ubelaker, 1994). Bunlar arasında da 1. büyük azı dişi başta gelir. Bazı araştırıcılar bu dişi patolojik önder olarak tanımlarlar. Bu olgu bugünkü toplumlar için olduğu kadar, tarih öncesi toplumları için de geçerlidir (Özbek, 1979). Sert besinler doğal temizlemeyi kolaylaştırır, bu nedenle bu tür beslenme rejimine sahip olan topluluklarda çürük görülme yüzdesi daha düşüktür. Bu nedenle çürükler diş aşınması hakkındaki bilgilerle birlikte ele alınmalıdır (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Diş çürükleri dişin belli başlı üç bölgesinde meydana gelmektedir (Brothwell, 1981); a) Oklüzyal (çiğneme) yüzeyinde bulunan yarıklarda b) Dişin labial (dudağa bakan) ve lingual (dile bakan) tarafında yer alan boyun bölgesinde c) Dişin boyun bölgesinde ve dişlerin birbirine bakan ara yüzeylerinde. Buikstra ve Ubelaker (1994) ve Hillson da (1990) çürük görülme yüzeylerini oklüzyal (molarların çiğneme yüzeylerinde yer alan tüberkülleri, çukurları ve olukları kapsayan çiğneme yüzeyi çürükleri), interproksimal (dişlerin birbirlerine bakan mesial ve distal yüzeylerini kapsayan arayüz çürükleri), düz yüzeylerde görülen yani oluklardan başka buccal (yanağa bakan), labial ve lingual yüzeylerde görülen çürükler, boyun (interproksimal bölgeler hariç sadece taçla kökün birleştiği yüzeylerde görülen çürükler), kök (boyun bölgesinin altında kökte oluşan çürükler) olarak

50 21 belirlemişlerdir. Ortner ve Putschar da (1985) çürük görülme yüzeylerini oklüzyal, interproksimal ve kök olarak belirtmişlerdir. Bu yüzeylerin her biri değişen çürük potansiyellerine sahiptir (Ortner ve Putschar,1985). Çürük çeşitleri, oluştukları yerin çeşitliliğine göre birbirinden ayrılıp belirlenebilmektedirler. Yetişkin çağın altındakiler ve genç yetişkinlerde çürükler en çok diş minesinde oluşur. Çünkü bu yaş grubunda diş tacı ağızdaki sıvılara maruz kalır. Yıllar sonra kronik periodontitis süreçleri, kökleri karyojenik aktiviteye maruz bırakarak periodontium dokusuna zarar verebilir (Langsjoen, 1998). Bir dişin tacında görülen çürüme, o dişte giderek yanlara ve derinlemesine ilerleme göstermekle kalmaz, çoğu kez bitişik dişleri de etkiler. Bu nedenle diş çürüklerinin yer aldığı yüzeyler iyi belirlenmelidir. Taç yüzeyindeki bir çürük lezyonunun ilk görüntüsü düz, şeffaf mine üzerinde küçük şeffaf olamayan bir noktadır. Bu beyaz veya kahverengi olabilir. Demineralizasyon devam ettikçe çıplak gözle görünür hale gelene kadar mat nokta genişler. Gelişimin bu ikinci aşamasında mine yüzeyi pürüzlü hale gelir. Sonuç olarak, küçük bir oyuk oluşur. Daha sonra bu oyuk genişler ve tacın bazı kısımlarında dar, derin bir çukur halini alır. Diğer kısımlarda oyuk geniş ve sığdır. Bu oyuk bir yarık içerisinde ilerlerken kısa sürede çürük oluşabilir. Demineralizasyon hızla yayılarak minenin dibi oyulur ve o kadar incelir ki oyuğu genişleterek çöker. Çürük pulpa odasına ulaşırsa yumuşak dokular enfeksiyona maruz kalır. Bu da dişte kök ucu iltihabına, kemik zedelenmesine ve sonunda da dişin düşmesine neden olabilir (Ortner ve Putschar, 1985; Hillson, 1990, 1998; Langsjoen, 1998). Tedavi edilmeyen çürükler tüm taç veya belirgin oranda kök harabiyetiyle sonuçlanabilir. Pulpa odasının bu lezyona maruz kalması, neredeyse kaçınılmaz apse oluşumu yaratır. Diş apsesi, sık sık kemik emilimini kapsayan alveolar onarımı ve alveolus parçalı refillinin takip ettiği diş düşmesine neden olur. Enfeksiyonun hematojen yayılımı da görülebilir ve menenjik ve hematojen osteomyelitisi de içeren ciddi komplikasyonlarla sonuçlanabilir (Ortner ve Putschar, 1985). Günümüzde birçok araştırmacı odontolojik kaynaklı çene osteomyelitisleri üzerinde çeşitli çalışmalar yapmışlardır (Akça ve diğ., 1977; Akça ve diğ.,

51 ). Ayrıca gelişimci çukurlar ve ince çatlakların doğuştan bozuk yapılı dişlerde olduğu kadar, kötü yerleşmiş ve bozuk işlev gören dişlerde de kron çürüklerini başlatmaya ön hazırlık yapan temel faktörler oldukları unutulmamalıdır. Bununla birlikte bu diş kaybı bitişik dişi etkileyerek, diş hastalıklarına yeni ortamlar hazırlayabilmektedir (Langsjoen, 1998). İlk safhada minedeki çürüklerin teşhisi zordur. Beyaz mat noktalar gelişimsel kusur gibi görünebilirler. Bu noktalar bir çalışmaya dahil edildiğinde, farklı gözlemciler farklı sonuçlar çıkartabilirler. Erken lezyonlar ultraviyole aydınlatmayla, düşük güçlü bir stereomikroskop altında daha net görülebilirler. Günümüzde yaşayan insanlar üzerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalarda ve eskiden yaşamış insanlara ait iskelet serilerinin incelenmesi sırasında, genellikle sadece bir oyuk görüldüğünde çürükler kaydedilir. Ancak bu hastalıkta daha geç bir evreyi temsil eder. Polarize bir mikroskopla minenin ince ve cilalı kesitlerinde çürüğün ilk kesitlerini takip etmek mümkündür. Artan mineral çözülmesine bağlı olarak giderek artan gözeneklilik, kesik minenin sıvı emmesi nedeniyle orta düzeyli bir mikroskop lamıyla görülebilir. Bu çürükten etkilenen mineye karakteristik bir görünüm verir. Kanada balsamı da bu tip belirlemelerde kullanılabilmekte ve benzer sonuçlar elde edilmektedir (Hillson, 1990, 1998). Çürükler mine dışında dentinde, periyodontal hastalıklara maruz kalan kök sementlerinde de başlayabilir. Kökler normalde hem yumuşak hem de sert dokularla kaplıdır. Periapikal apse kök yüzeyini fistulize eder ve köke bakteri geçişini sağlar. Ancak bu istisnai bir durumdur. Vakaların büyük kısmında bu kökü oral çevreye maruz bırakan, dişetinin geri çekilmesi ya da yıkımıdır. Dişetinin dişle bileşimi boyun bölümünde olur. Dişeti çekilmesinin ardından kökün başlangıç bölümü oral çevreye maruz kalır ve mantıksal olarak kök çürüğü burada başlar (Hillson, 1990, 1998). Uzun yıllar toprak altında kalmış dişlerde, çeşitli tahripler sonucunda (toprakta yaşayan bazı larvaların salgıları gibi) aldatıcı bir diş çürüğü meydana gelebilir. Araştırmacıların gerçek diş çürüğü ile aldatıcı diş

52 23 çürüğünü birbirinden ayırt etmesi gerekmektedir. Eski insan topluluklarına ait materyallerde çürük teşhis edilirken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Bunu bir örnekle açıklayalım; Avelines, Hole, Somerset, Poole ve Tratman (1978) Paleolitik ve Mezolitik Dönemlere tarihlendirilen birtakım dişlerdeki lezyonları, neredeyse tüm histolojik özellikleriyle birlikte bulmuşlardır. İncelemelerde çürüğün bütün diş yüzeyini birden sardığını görmüşlerdir. Dıştan tek fark, derin lezyonların dentin reaksiyonunun hiçbir histolojik belirtisini göstermediğidir. Poole ve Tratman (1978) bunların ölümden sonra diş yüzeyindeki asit oluşturan bakteriler tarafından yapılmış olduğu sonucuna varmışlardır. Anlaşılacağı üzere çürüklerin teşhisinde, materyallerden örnek kesit alarak kontroller yapılması akıllıca bir yoldur (Hillson, 1990) Hypoplasia Hypoplasia amelogenesis sürecinde kendini gösteren bir aksama sonucu mine tabakasının kalınlığında ortaya çıkan kusur olarak tanımlanmaktadır (Goodman ve diğ., 1980; Brothwell, 1981; Lukacs, 1989; Castro ve Perez, 1995; Ensor ve Irish, 1995; Wood, 1996; Hanson ve Miller, 1997; Pietrusewsky ve Douglas, 1997; Hillson, 1990, 2000; Özbek, 1997, 2000b; Langsjoen, 1998; Lovell ve Whyte, 1999; Guatelli-Steinberg, 2000). Bu oluşuma mine yüzeyinde çizgi, bant ve küçük çukurlar şeklinde rastlanmaktadır (Lukacs, 1989; Hillson, 1990; Blakey ve diğ., 1994; Wood, 1996) ve bu lezyon sarı, krem/beyaz, turuncu ve kahverengi gibi değişik renklerde görülmektedir (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Ensor ve Irish (1995) çizgisel ve çukur gibi hypoplasia şekillerini akut ve kronik olarak değerlendirir. Bu ayırım yaşanılan stresin süresiyle ilişkilidir. Buikstra ve Ubelaker (1994) bu oluşuma minede beş değişik şekilde rastlanabileceğine dikkati çeker. Bunlar; doğrusal horizontal oluklar, doğrusal dikey oluklar, doğrusal horizontal çukurlar, çukurların doğrusal olmayan dizilişleri ve yalnızca çukur şeklinde olanlardır. Langsjoen e (1989) göre bunlar dışındaki çeşitleri, geniş, kötü belirlenmiş tebeşirimsi beyaz hipomineralleşme bölgeleri veya bardak şekilli mine boşlukları ve petekli yataklarıdır.

53 24 Hypoplasianın belirli bir türü de doğuştan frengiyle alakalıdır. Yüzyılı aşkın bir süredir başlıca üç tür kusur tanımlanmıştır (Hillson,2000). Bunlar; Hutchinson un kesici dişleri, Moon un azı dişleri ve dut biçimli azı dişleridir. Dut biçimli azı dişi kalıcı ilk azı dişlerinin uçlarının etrafını saran, uçların kendisini normal boyutlu oklüzyal kısımda küçük nodüller olarak bırakan düzlem türü kusurlardır (doğuştan birkaç hafta sonra başlar). Bu nodüller genellikle kopar, oklüzyal yüzey hızla aşınır veya bir çürük lezyonu gelişir, bu nedenle sadece çocuklarda açıkça görülürler. Moon azı dişleri (aynı zamanda sadece daimi ilk azı dişleri) hiç belirgin hypoplazik kusur göstermezler ve tacın yan tarafının esas çıkıntısıyla karşılaştırıldığında tüberkül uçlarının anormal olarak birbirine yakın olmaları hariç görünüşleri normaldir. Bu morfolojik anormalliği oluşturan mekanizma henüz araştırılmamıştır. Hutchinson un kesici dişlerinde üç genel mamelondan merkezde olanı az gelişmiştir. Bu çentik dişe ve kesici köşenin içe çekilmesine neden olur ki, kesici tacının labial hatları normalden daha ovaldir. Çentik diş hızla aşınır, böylece ilk yetişkinlik döneminde kanıt tekrar kaybedilir. Kesilme muhtemelen doğumdan birkaç hafta sonrasıyla sınırlıdır. Hypoplasia bütün dişlerde görünmesine karşın, özellikle kesici ve köpek dişleri bu oluşumdan diğer dişlere oranla daha fazla etkilenmektedir (Buikstra ve Ubelaker, 1994; Roberts ve Manchester, 1995; Pietrusewsky ve Douglas, 1997; Hanson ve Miller, 1997; Guatelli-Steinberg, 2000). Mine hypoplasiasının çoğu çizgileri doğumdan sonraki ilk yıl süresince, özellikle üst çene kesici dişleri ve alt çene köpek dişleri için aktif amelogenesis döneminde oluşurlar. Bu lezyon başka dişlerde de bulunabilir, fakat % 2 den azı 3-7 yaşları arasında oluşur (Langsjoen, 1998). Ayrıca bu oluşum özelikle labial-buccal yüzeyde daha belirgindir (Goodman ve diğ., 1984; Buikstra ve Ubelaker, 1994; Hillson, 1990, 2000). Lukacs a (1989) göre makroskobik hypoplazik kusurlar, diş minesinin şekillenmeye başladığı çocukluk dönemi sırasında meydana gelen gelişim bozukluklarının silinmez kaydıdır. Öyle ki, mine tabakası yapısal özelliği

54 25 gereği bir kez oluşumunu tamamlamışsa, biçimi bir daha değişmez. Dolayısıyla, hypoplasia, diş minesinin oluşmaya başladığı çocukluk döneminde yaşanılan streslerin, yakalandıkları hastalıkların en güvenilir göstergesidir. Ayrıca bebek ve çocukların hangi yaşlarda bu tür streslere maruz kaldıkları ve bu olumsuzluğun ne kadar sürdüğü de belirlenebilmektedir (Brothwell, 1981; Lukacs, 1984; Özbek, 1988; Langsjoen, 1989; Ensor ve Irish, 1995; Wood, 1996; Reid ve Dean, 2000). Yetersiz beslenme, çocukluk dönemi ateşli hastalıkları ve doğuştan frengi gibi başlıca enfeksiyonları kapsayan tüm etkenler dizisi bu dönem boyunca taç gelişimini kesebilir. Bu dönemde oluşmakta olan tüm taçlarda her bir kesilme mine kusurları olarak açıklanır. Bu nedenle yetişkinlikte muhafaza edilen bu kusur şekli, detaylı büyüme kesilmesi kaydı sağlar (Hillson, 1998, 2000). Bu patolojinin ilk görünme yaşı önemlidir. Eğer oluşum bant biçimindeyse üstte görülen bant ilktir. Her bant diğer dişlerdeki kendisiyle aynı zamanda oluşan benzer bantlarla eşleştirilebilir. Bu tür hypoplasia her bireyin gelişim sürecindeki belirli bölümler ve zaman dilimleriyle ilişkilidir (Hillson, 1990). Bu hastalığın izlerine diş kökünde de rastlanabilmektedir (Brothwell, 1981). Hypoplasianın etiyolojisi oldukça karmaşıktır; beslenme yetersizliği, bazı metabolizma bozuklukları, alınan besinlerdeki ciddi mineral eksikliği, olumsuz çevre koşulları, A, C ve D vitaminlerinden uzun süre yoksun kalınması, kalsiyum ve magnezyum eksikliği, yüksek ateşle seyreden bazı çocuk hastalıkları (kızıl, kızamık, tifo, boğmaca, boğaz enfeksiyonu gibi) ya da gastro-entestinal rahatsızlıklar, özellikle çocuklarda sıkça görülen bağırsak enfeksiyonları, bebeklerin anne sütünü emme süresi, annenin bebek bakımındaki yetersizliği, yeni doğan hastalıkları (premature doğum, hipokalsemi, hemolitik anemi, alerji gibi), sütten kesilme sonucu bebeğin yaşadığı fizyolojik stres, Down sendromu, konjenital kusurlar (kalp hastalığı gibi), iç salgı bozukluğundan kaynaklanan hastalıklar (şekerli diabet ve hipoparatiroid gibi), böbrek hastalıkları (nefrit sendromu ve idrar sistemi enfeksiyonu gibi), tüberküloz, frengi, raşitizm, sosyo-ekonomik yapı ve yaşam

55 26 biçimi hypoplasianın nedenleri arasında yer almaktadır (El-Najjar ve diğ., 1978; Brothwell, 1981; Goodman ve diğ., 1984; Ortner ve Putschar, 1985; Özbek, 1985, 1988, 1997; Lukacs, 1989; Hillson, 1990, 2000; Akal ve diğ., 1992; Blakey ve diğ., 1994; Roberts ve Manchester, 1995; Langsjoen, 1998; Guatelli-Steinberg, 2000). Wells (1964) hypoplasia oluşumunda, özellikle yetersiz beslenen bireylerde akut enfeksiyonların etkili olduğunu iddia ederken, Berry (1985) hypoplasia lezyonlarının akut, bölümsel bir rahatsızlıkla bağlantılı göründüğü için, devam eden yetersiz beslenmenin bu tür çizgiler oluşturamayacağını belirtir (Langsjoen, 1998). Buikstra ve Ubelaker a (1994) göre hypoplasia üç fenomen tarafından meydana getirilir. Bunlar, sistemik metabolik stres, kalıtsal anomaliler ve lokal travmalardır. Ogilvie ve diğ. (1989) hypoplasia oluşumunun temel nedeninin metabolik stres ve beslenme stresi olduğunu vurgulamaktadırlar. Castro ve Perez (1995) ile El-Najjar ve diğ. (1978) bu oluşumda genetik ve çevre ilişkisine değinmektedirler. Lovell ve Whyte a (1999) göre, hypoplasianın oluşumunda çevresel stresler genetik yapıdan çok daha yaygın bir rol oynamaktadır. Araştırıcılara göre bu oluşuma özellikle travma, beslenme yetersizliği ve enfeksiyon neden olmaktadır. Ayrıca ateşli ishalin bu rahatsızlıklar arasında önemli bir yeri vardır. Araştırıcılar birden fazla süt dişinde hypoplasia gösteren bebeklerin, erken yaşta öldüklerini kanıtlamışlardır. Buradaki ilk problem var olan hypoplasianın tanısını ortaya koymaktır. Başlangıcı oluşturan en yararlı kayıt, kusurun türünü, ortaya çıktığı yeri, hangi dişte olduğunu gösteren ve yakın yaşta oluşan farklı dişlerin taçlarının bölümlerini karşılaştırarak varlıklarını kanıtlayan kayıttır. Uluslararası Diş Federasyonu (FDI) mine oluşum kusurlarını kaydetmek için standart bir sistem geliştirmiştir. Bu sistem eski insan topluluklarına ait materyallerde de kullanılabilmektedir (Hillson, 1990, 2000; Buikstra ve Ubelaker, 1994).

56 27 Hypoplazik kusurlar makroskobik ya da iyi bir aydınlatmayla binoküler mikroskop kullanılarak belirlenebilir (Roberts ve Manchester, 1995). Bu oluşumlardan makroskobik olarak görülebilenler güvenilir bir biçimde, 10 kat büyütebilen el büyüteciyle de gözlenebilmektedirler (Lukacs, 1989). Son zamanlarda çıkan dişlerin yerleri tüberküllerin uçlarından ya da kesici dişlerin kenarından uzaklığıyla belirtilmesine karşın, aşırı aşınma gösterdiğinde bu ölçümler mümkün olmaz. Bu yüzden hypoplasianın oklüzyal yüzeye en yakın oluşumu ile labial/buccal mine-seman sınırının orta noktasına arasındaki uzaklık tavsiye edilen ölçüdür. Standart tabloların kullanılması sayesinde bu ölçüm oluşumun yaşına dönüştürülebilir. Yani bu sayede, çocukta fizyolojik rahatsızlığın ne zaman ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğü saptanabilir (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Bu arada bazı araştırmacılar da, oluşumların deriliğinin ve genişliğinin, kötü beslenmenin şiddeti ve süresi hakkında da bilgi verebileceğini söylemektedirler. Wood (1996) hypoplasia oluşumunun sosyo-ekonomik yapı, yaşam biçimi ya da kısa süreli kıtlık gibi pek çok faktörden etkilendiğini de belirtmektedir. Bu oluşuma özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlarda daha sık, avcı ve toplayıcılarda ise daha az rastlanır (Brothwell, 1981; Lukacs, 1989). Hypoplasianın görülme sıklığı tarihöncesi dönemden bu yana giderek artmıştır (Smith ve diğ., 1984) ve yine bu oluşumun görülme sıklığı toplumlara göre farklılık göstermektedir Diştaşı (Tartar) Diştaşı, dental plağın mineralleşmesi sonucunda oluşan, genellikle diş etinin diş tacıyla sınır teşkil ettiği yerde meydana gelen inorganik birikimdir (Brothwell, 1981; Ortner ve Putschar, 1985; Lukacs, 1989). Dental plak birikimi tüm dişlerin yüzeylerinde de oluşur. Büyük miktarda mikroorganizmalar ve birleşik aşırı hücreli materyaller içerir (Güven, 1995; Roberts ve Manchester, 1995; Hillson, 2000). Mukopolisakkaritlerden oluşan, yapışkan sıvı bir madde olan bakteri plağı tükürükten ve bazı yiyeceklerden

57 28 kaynaklanır. Korunan bir çöküntüde kronik yiyecek birikimi bakteri üremesine olanak sağlar. Sümüksü, yapışkan bir maddeyle birleşen bakteri tabakası, kökün boyun bölgesine yerleşir. Yiyecek ve mikroorganizmalar şişmiş oluk üzerinde biriktiğinde, periyodontal bağın septumun bir tarafından öbür tarafına uzayan lifleri görülecek ilk bağ doku unsurlarıdır. Bakteri periyodontal bağ boşluğuna doğru genişleyerek istila eder ve bakteri plağı kireçlenmeye başlar ve diştaşı oluşur (Langsjoen, 1998). Diştaşı varlığı uzun süreli plak birikimini gösterir, fakat daha fazla sonuç çıkarmak zordur, çünkü mineralleşmeyi başlatan etkenler çok az anlaşılmıştır (Hillson, 2000). İki tip diştaşı oluşumu bilinmektedir; bunlar dişeti üstü diştaşı oluşumu ve dişeti altı diştaşı oluşumudur. Dişeti üstü diştaşı tükürükteki iyonlar tarafından mineralleştirilir, dişeti altı diştaşı için gereken mineral olasılıkla servikal sıvıdan gelir. Yani, bu oluşum dişeti oluğunda toplanan sıvıdaki iyonlardan mineralleşir. Dişeti üstü diştaşı sert ve kile benzeyen yapıdadır. Mine yüzeyinde ve bazen de köklerde sık sık görülen bu tarz birikintilerin tamamı diş eti üstü diştaşıdır. Bu birikim bazen o kadar fazla olabilir ki, dişetinin üzerini kaplar, fakat yalnızca üzerinde canlı plağın birikebileceği gelişmiş bir yüzey sağlamak haricinde, periyodontal dokuları doğrudan rahatsız etmez. Dişeti altı diştaşı ise daha incedir, daha az belirgindir, daha serttir, daha çok mineralleşmiştir ve koyu kahverengi, yeşil ve siyah gibi renklenme gösterir. Dişeti üstü diştaşına göre dişe daha fazla yapışmıştır. Dişeti altı diştaşı periyodontal hastalık süreciyle bağlantılıdır. Diştaşları dişeti dokusunu tahriş ederek enflamosyon ve periyodontal hastalıkla sonuçlanmasına neden olabilir (Lukacs, 1989; Roberts ve Manchester, 1995; Hillson, 1998, 2000; Langsjoen, 1998; Freeth, 2000). Dişeti yarığı periyodontal cebe kadar derinleşir ve kök yüzeyinde diştaşı birikimi için daha geniş alanlar oluşur. Ancak bütün diştaşları dişeti bağlantısı çizgisine kadar genişlemez. Öte yandan ana tükürük kanallarının ağzı yakınında oluşur. Her iki oluşumda da biriken madde kalsiyum fosfattır (Langsjoen, 1998).

58 29 Diştaşı ağız hijyeninin en güzel göstergelerinden biridir. Oluşumunda pek çok faktör rol oynayabilir. Bunlar arasında, bireyin yaşarken aldığı besinler, ağızda bulunabilen bakteriler, çenedeki oklüzyal bozukluklar, dişlerin diğer bazı patolojik lezyonlara maruz kalması sonucunda (diş çürüğü, apse gibi) uzun süreli kullanılmaması, ağız hijyeni, yaş sayılabilir. Diştaşının oluşmasında tükürük bezinin de önemli bir rolü vardır. Çünkü bu oluşumun ana maddesi olan kalsiyum tuzları tükürük içerisinde bulunur (Lukacs, 1989; Hillson, 1990, 2000; Güleç ve diğ., 1998; Özbek, 2000b). Hemen hemen her dişte rastlayabileceğimiz diştaşı miktarı, ağız içerisinde dişlerde farklılık göstermektedir. Genellikle diş minesinin boyun kısmında meydana gelen bu birikim, çoğunlukla üst çenede azı dişlerin buccal (yanağa bakan) yüzeylerinde, alt çenede ise ön dişlerin lingual (dile bakan) yüzeylerinde görülür (Hillson, 1990; Roberts ve Manchester, 1995). Fakat bu çökelme çeneler üzerinde her diş hizasında aynı yoğunlukta değildir. Sadece buccal ya da lingual yüzeyde sınırlı kalmayan diştaşı oluşumu, bazı durumlarda ileri derecede kendini gösterir ve dişin oklüzyal (çiğneme) yüzeyini de kaplar. Oysa ki çiğneme işlevi diştaşı birikimine engel teşkil etmektedir. Çiğneme yüzeyinde gördüğümüz diştaşı oluşumları bize bu bölgede çiğneme işleminin gerçekleşmediğini gösterir (Brothwell, 1981; Lukacs, 1989). Yaşam boyunca, dişler üzerinde biriken diştaşı ölümden sonra olduğu gibi kalır. Ancak bazı durumlarda, toprak altında çeşitli faktörlerin etkisiyle zamanla diş minesinden ayrılabilir. Bu nedenle gerek kazı sırasında iskeletler çıkarılırken, gerekse laboratuvar aşamasında dişler temizlenirken çok dikkatli olunması gerekmektedir. Besin artıklarının sıklıkla diştaşı oluşumuna neden olduğu düşünülürse, bu oluşumun incelenmesi, eskiden yaşamış bireylerin beslenme alışkanlıklarını gözler önüne sermesi bakımından önem taşımaktadır (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Bu tür çalışmalarda diştaşlarının phytolith analizleri önemli bir yer tutmaktadır (Fox ve diğ., 1996).

59 30 Diştaşı birikimine karşı hassasiyet bireyden bireye göre değiştiği gibi, görülme sıklığı da günümüzde toplumlara göre farklılık göstermektedir. Tarıma geçişle birlikte, tıpkı diş çürüğü ve hypoplasia gibi, görülme sıklığında belirgin bir artış gösteren diştaşının, diş çürümesi ile de az da olsa ilgisi bulunmaktadır (Brothwell, 1981). Bu bir toplum düzeyinde düşünüldüğünde ise, her iki lezyonun yaygınlığı arasında biraz ters bir orantı vardır, çünkü diştaşı bir mineralleşme olgusuyken, çürük daha çok bir demineralleşme olgusudur. Ancak bir bireyin çene kemiğinde hem çürük hem de dişeti üstü diştaşı birikintileri bir arada yaygın olarak görülebilir. Bazen aynı diş üzerinde bulunabilirler. Her ikisi de uzun süreli durumlardır ve lezyonlar plak biyokimyasının farklı evrelerini temsil edebilirler, fakat çürüklerin gelişimi bir diştaşı birikintisi altında bile devam edebilecek lokal biyokimyasal değişikliklerle bağlantılıdır (Hillson, 2000). Diştaşı diğer bazı lezyonların oluşmasına olanak sağlar. Öyle ki, dişetine bitişik uzun süren mikroorganizma ve onların çok hücreli ürünlerinin birikimi, bir bağışıklık sistemini harekete geçirir. Bu hayat boyunca iyi kurulmuş bir durum izler ve iltihap dönemleri, etkilenen diş için birikmiş destek kaybına ve çene kemiğinin yeniden biçimlenmesine neden olan alveolar yüksekliğinde ilerleyen bir azalmayla ve sonunda diş kaybıyla sonuçlanan iyileşme dönemleriyle yer değiştirir. Organik asitler plak fizyolojisinin ürünleri olarak oluşurlar ve bu da diş çürüklerinin karakteristik lezyonları üretmek için diş yüzeyinin bölgesel demineralleşmesiyle sonuçlanır. Bir çürük gelişebilir ve sonuçta bu pulpaya kadar işleyebilir ve kök ucunun çevresindeki dokuların iltihaplanmasıyla sonuçlanabilen bir enfeksiyona maruz bırakabilir. Görüldüğü gibi diştaşı, diş çürüğü, alveol kaybı, periyodontal hastalıklar ve premortem diş kaybı gibi patolojik lezyonların oluşmasında etkili olabilmektedir (Hillson, 2000). Bunun yanı sıra belirgin aşınma ile diştaşı oluşumu arasında ters bir korelasyon söz konusudur (Özbek, 1988) Apse

60 31 Apse ileri derecedeki diş çürükleri ya da aşırı diş aşınmasının ardından pulpa boşluğunun iltihaplanmasını ifade eden patolojik bir lezyondur (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Bu oluşumda iltihap yığını, vücudun bir boşluğunda yoğun dokularla çevrelenir (Brothwell, 1981). Odontojenik enfeksiyonların iki ana orjini vardır. Birisi pulpa nekrozunu takiben oluşan periapikal enfeksiyon, diğeri de derin bir periyodontal cep sonucu oluşan periyodontal enfeksiyonlardır. İkisi arasında periapikal orijin büyük ağırlığı oluşturduğu gibi, periyodontal enfeksiyon ilerleyerek periapikal enfeksiyon haline de gelebilir. Apseler çenelerde diş köklerinin uç kısmında (periapikal apse) ya da alveollerde görülebilmektedir. Periyodontal apse nispeten lokalleşmiş periyodontal hastalıkla sonuçlanabilir. Destek doku üzerindeki etki periapikal apse tarafından üretilene benzeyebilir. Ancak periyodontal apsede enfeksiyon odağı pulpa boşluğu dışındadır ve genellikle çok köklü dişin kökleri arasındadır. Pulpa boşluğuna çürük bulaşması belirtisi olmadan alveolar kemik apsesi, periyodontal apse belirtisi olabilir (Ortner ve Putschar, 1985). Periapikal apsede diş kökü çevresinde meydana gelen boşluk yuvarlak ve düzgün oluşumludur (Lukacs, 1989). Apseye neden olan unsurlar arasında ilerlemiş çürük, belirgin aşınma ve travmatik faktörler sayılabilir. Dental travmalar sonrası minede meydana gelebilen bir kırık ya da çatlak sonucu pulpa enfeksiyonu gerçekleşebilmekte ve bu da periapikal apseya neden olabilmektedir (Ortner ve Putschar, 1985; Buikstra ve Ubelaker, 1994). Yine ilerlemiş çürük ve belirgin aşınma sonucu da açığa çıkan pulpa, kök enfeksiyonuna yol açabilmektedir. Asidojen, minerallerden arındırıcı bakteri, çürük lezyonlarının erken ve daha yüzeysel evrelerinde etkili olur. Çukurların ve ince çatlak çürüklerinin demineralizasyon sürecini, en uç kısımları diş minesinin yüzeyinde ve kökü diş minelerinin birleşme noktasında bulunan, koni şeklinde bozulma alanları yaratan mine çürükleri izler. Bu hızla yayılır ve her biri pulpaya direkt ulaşan sistemlerden oluşan sayısız diş boru sistemini etkiler. Çürüme diş borularına geçtiği zaman proteolitik bakteri hakim olur ve kolojen diş matriksini bozar. İzole olan diş çürüme sürecinin proteolizine yenik düşer, oral oyuktan mine yüzeyindeki

61 32 daha küçük bozukluklara ulaşmayı sağlayan büyük oyuklar oluşturur. Böylece çürüğü çevreleyen diş minesi alttaki çürük diş tarafından desteklenmez ve sonraki çiğnemelerin baskı gücü kısa zamanda desteklenmeyen mine kristallerini kırar ve artık gözle görülen yarım küresel yüzey bozukluğunu meydana getirir. Diş borularınca ilerleyen sonraki çürüme olayı hemen pulpa kanalına ulaşır. Bakteri istilası, damar sisteminde ve yumuşak dokularda hızla kangren oluşturur. Bu kangren sürecini kök uçlarına ve bölmecikli kemiklere kadar ulaştırır ve periapikal apse meydana getirir (Langsjoen, 1998). Bazı bakteriler gaz üretirler, kangrenden ortaya çıkan yıkıntı birikimi kanalı tıkar, periapikal apsenin basıncı diş ağrısı sırasındaki zonklamaya neden olur. Daha da önemlisi bu basınç bakteriyi apsenin olduğu kan damarı duvarına iter, bu da onların kanda dolaşmasına olanak verir. Bu yolla bakteri uzak bölgelere; omuza, kalp kapakçıklarına ve hatta beyne kadar ulaşabilir, apsenin bu yeni yerlerde oluşmasını sağlar. Bu tür komplikasyonlar ölümcül olabilir. Alternatif olarak apseler alveolar dış kemiğe fistulize edebilir. Periapikal apseler sık sık yüz alveolar korteksin ince tabakasından geçer, oral oyuğun içine süzülür. Buna ek olarak üst çene periapikal apseler, üst çene sinüslerini deler. Drenaj alanı tıkanmadığı sürece birey küçük lokal acılar hisseder ve hayati olmayan çiğneme fonksiyonlarını gerçekleştirmeye devam eder. Çünkü periyodontal bağ sağlam kalır. Yalnızca istisnai durumlarda apse periapikal alandan kök dışına fistulize eder ve dişlerin boyun alanına bağlı olan dişetinde oluşur (Langsjoen, 1998). Apseler periyodontal rahatsızlıklar arasında çeneyi en çok etkileyendir ve birey yaşamını sürdürürken oluşan bu lezyon sonucunda genellikle apsenin bulunduğu diş düşmekte, ilerlemiş olanlarda ise damak tahrip olabilmektedir (Güleç ve diğ., 1998). Bu patolojik oluşum iskelet üzerinde tahribata yol açmaktadır. Kazı materyallerinde kök uçlarındaki apse boşluklarının saptanması oldukça önemlidir. Bu apseleri teşhis etmek için mümkünse dişlerin yuvalarından çıkartılıp kontrol edilmesi ve bu kontrolü

62 33 yaparken de postmortem erezyonlarla karıştırılmaması gerekmektedir (Brothwell, 1981). Tarım toplumlarında karbonhidrat ve şeker ağırlıklı beslenmeye bağlı olarak gelişen çürük oluşumu apseye neden olurken, sert gıdalarla beslenen prehistorik topluluklarda apsenin oluşumuna ileri derecede aşınma neden olabilmektedir (Özbek, 1988, 1997) Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı) Periyodontal hastalık literatürde değişik isimler altında tanınır. Örneğin; periyodontitis, pyorrhea alveolaris, paradontz, raradontoliz, alveoliz, periyodontoklazya gibi (Özbek, 1997). Alveol kaybı periyodontal hastalıklar içinde değerlendirilmektedir. Freeth (2000) alveolar kemiğin yıkımı nedeniyle diş köklerinin açığa çıkmasını periyodontal hastalıkların bir parçası olarak vurgulamıştır. Periyodontal hastalıklar mikroorganizmaların etkisiyle, dişetinin iltihaplanması sonucunda, dişeti ve alveol kemik çekilmesini ifade etmektedir. Görüldüğü gibi periyodontal rahatsızlık geniş anlamda sadece alveolar kemikle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda dişetini, dişleri ve periyodontiumu da etkilemektedir (Brothwell, 1981; Clarke ve diğ., 1986; Roberts ve Manchester, 1995; Özbek, 1997; Ellis ve diğ., 1998). İnsanda birkaç çeşit periyodontal iltihap görülmektedir. Plak mikroorganizmaları bu hastalığa neden olabildiği gibi, bu rahatsızlık periyodontal cebin oluşumunu ve diş kaybına neden olan alveolar emilimi de kapsayabilmektedir. Periyodontal iltihabın bir parçası olan alveolar kemik kaybı iki yol izlemektedir. Bunlardan çizgisel kemik kaybı alveolar süreç kabartısının alçaltılmasını da kapsamaktadır. Bazı durumlarda süreç kabartısı kenarlardan daha çabuk emilir. Bu özellikle çenedeki dişler etrafında altkemikimsi ceplerin oluşumuna neden olur. Periyodontal iltihabın aralıklı ilerlemesinde onarım evresi boyunca bu ceplerin yan tarafları kemik birikimiyle kalınlaşabilir. Düzensiz kemik kaybı pürüzlü bir emilim şeklidir.

63 34 Cepler veya duvarlar çenenin sünger gibi olan kemiğine kadar derinleşir. Duvar ve kompakt kabuğa ait kemiğin kavisleri kalabilir. Hangi model olursa olsun alveolar kemik kaybı, bireyin yaşam süresi boyunca aralıklı olarak artarak devam eder. Aktif kayıp bölgeleri bazen kemiğin kompakt yüzeyinde daha gözenekli olarak görülür. Bağ ve destek dokular kaybolduğu için, diş giderek daha fazla gevşer ve sonunda düşer. Plağı da kendileriyle birlikte götürürler. Böylece rahatsızlık kaynağı ortadan kalkar ve onarım süreci başlar. Yumuşak dokular iyileşir ve kemik genellikle yüzeyinde oyuklar olamayan, düz kompakt yüzey haline yeniden kavuşur (Hillson, 1990; Langsjoen, 1998). Periyodontal hastalıkların bir enfeksiyon sonucu ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Alveolar bölgeyi etkileyen bu enfeksiyon ya bizzat dişten başlar ve dışa doğru yayılır, önce alveolar kemiği ve periyodontium u, daha sonra da dişetini etkisi altına alır, ya da tam tersine bu süreç dişetinde başlayarak yumuşak dokudan kemiğe doğru yayılır. Dişin belirgin aşınması sırasında, minedeki taç yüksekilğinde ortaya çıkan kaybı telafi etmek amacıyla diş yukarıya doğru sürülebilir. Bu fizyolojik sürmeyi patolojik kökenli gerçek periyodontitisten ayırmak gerekir. Böyle bir durumda en güvenilir gösterge alveolar kemikteki porotik oluşumdur (Özbek, 1988, 1997). Pek çok sayıda etken periyodontal hastalıklara neden olabilmektedir. Bunlar arasında yetersiz beslenme, vitamin eksikliği, diyabet, psikolojik stres, dişlerin sıkışık olması ya da çiğneme esnasında kapanmaması gibi oklüzyal bozukluklar, yaş, ilerlemiş aşınma, çürük, apse, diştaşı ve ağız hijyeninin bozukluğu gibi faktörler sayılabilir (Brothwell, 1981; Ortner ve Putschar, 1985; Clarke ve diğ., 1986; Hillson, 1990; Roberts ve Manchester, 1995; Stoner, 1995; Özbek, 1997; Ellis ve diğ., 1998; Strohm ve Alt, 1998). Bazı araştırmacılara göre ağızdan nefes alma, periyodontal hastalıkların bir sebebidir. Çünkü ağızdan nefes alıp verme koruyucu etkisi olan ağızdaki tükürüğü kurutarak bu koruyucu etkiyi yok edebilmektedir, fakat periyodontal iltihapla doğrudan bir bağlantısı olduğuna dair kanıt azdır (Hillson, 1990).

64 35 Metabolik problemler periyodontal dokuyu etkileyen iltihapsal durumlarla sonuçlanabilir. Örneğin C vitamini eksikliğinden kaynaklanan ve diş etlerinde iltihaplanmaya yol açan iskorbütte, dişle bağlantılı bağ doku zayıflamıştır. Kanama, çiğnemeden kanamaya maruz kalarak zayıflamış kan damarı duvarından kaynaklanır. İskorbütteki iltihapsal tepki dişin özellikle tek köklü olanların düşmesine neden olabilir. Benzer şekilde protein yetersizliği destek dokunun kalitesinin azalmasına ve periyodontal hastalığa neden olabilir (Ortner ve Putschar, 1985). Alveol kaybı oluşumunda, temiz olmayan ağız, yetersiz ve dengesiz beslenme, diştaşının yol açtığı tahriş önemli rol oynamaktadır (Öz, 1973; Brothwell, 1981). Bu oluşumda, bir hastalık sonucu kemiğin alveol kenarı boyunca gözle görülebilen bir çekilme ve kemik üzerinde süngerimsi bir yapı görülmektedir. Dişi tutan alveol kemik aşağı doğru indiğinde, diş kökü büyük ölçüde açığa çıkar, alveol desteğinden yoksun olduğu için sallanır ve sonuçta düşer (Brothwell, 1981; Lukacs, 1989; Langsjoen; 1998). Periyodontal iltihap evrensel bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütü periyodontal iltihabın yetişkinlerin % 75 ini bir dereceye kadar etkilediğini tahmin etmekte ve günümüz toplumlarında her 10 yılda bir görülme sıklığının arttığını belirtmektedir. Bu oluşumun cinsiyetle bağlantısı yoktur (Langsjoen, 1998). Genellikle otuz yaşından sonra görülmeye başlar. Periyodontal hastalıkların şiddetini değerlendirmede dental radyografiler yaygın olarak kullanılmaktadır. Radyografilerde kemik kaybı miktarının doğru olarak değerlendirilmesine ilişkin pek çok yöntem önerilmiştir (Ulusoy ve Öktem, 1984). Çağdaş insanı oldukça etkileyen bu lezyon prehistorik dönem toplumlarında da karşımıza çıkmaktadır. Özellikle tarımla birlikte bu hastalığın görülme yüzdesinde artış kaydedilmiştir Ölüm Öncesi (Premortem) Diş Kaybı

65 36 Premortem diş kaybı, bireyin ölümünden önce meydana gelen diş kaybıdır. Bu oluşumda alveolar kemiğin ilerleyici bir yıkımı söz konusudur (Lukacs, 1989). Birey yaşamı sırasında çeşitli nedenlerle dişlerini kaybedebilir. Premortem diş kaybının etiyolojisi oldukça karmaşıktır. Aşınma ya da çürüğün ilerlemiş aşamasında pulpanın açığa çıkması, böylece pulpada meydana gelen necrosis, alveolar apse, kökün büyük ölçüde alveol desteğini kaybetmesiyle kendini yansıtan belirgin periyodontitis, hayatta iken diş kaybını hazırlayan ön koşullardır. Ayrıca orta derecede ve ileri derecede görülen yoğun diştaşı oluşumu da dişeti tahrişine, periyodontal hastalığa, alveolar yıkıma neden olarak, bireyin hayatta iken dişlerini kaybetmesine yol açan önemli bir lezyondur (Brothwell, 1981; Özbek, 1988; 1995; 1997; Lukacs, 1989; Hillson, 1990; 2000; Stoner, 1995). Ölüm öncesi diş kaybını her dişte görebiliriz. Fakat azı dişleri kompleks yapıları gereği pek çok patolojik lezyondan ön dişlere göre daha fazla etkilenebilmekte ve böylece premortem diş kaybına daha fazla maruz kalabilmektedir. Yaşın ilerlemesiyle bu oluşum arasında güçlü bir ilişki vardır. Bunların yanı sıra Lukacs (1989) bu lezyonun saptanmasıyla iskelet populasyonlarındaki çiğneme stresi hakkında çok önemli bilgilere ulaşılabilineceğine değinmektedir. İskelet materyalinde ölüm öncesi diş kaybı saptanırken öncelikle çeneler üzerinde alveollerdeki kapanmaya, alveolar çekilmeye ve iki diş arasındaki normal olmayan aralığa bakılır. Premortem diş kaybı bir toplumun ağız sağlığını belirlerken başvurulan önemli bir kriterdir. Toplumların yaşam biçimi, beslenme alışkanlıkları ve besin hazırlama teknikleriyle direkt ilişkili olan bu oluşum da, tarıma geçişle birlikte önemli bir artış kaydetmiştir (Brothwell, 1963, 1981; Smith ve diğ.,1984). Bilinmektedir ki, ölüm öncesi diş kaybına yol açan pek çok patolojik lezyonun görülme sıklığı, tarıma geçişle birlikte yükselmiştir. 2. BÖLÜM

66 37 KONU-AMAÇ,ÖNEM, MATERYAL, METOT 2.1. Konu-Amaç Arkeolojik kazılar sonucunda ele geçirilen eski insan topluluklarına ait iskeletlerin incelenmesiyle, bu toplulukların paleodemografik, paleopatolojik, morfolojik ve metrik özellikleri ortaya konulabilmekte, bu sayede incelenen populasyonun nüfus yapısı, yaşam uzunluğu (ortalama ölüm yaşları), sağlık durumları, ölüm nedenleri gibi birçok bilgiye ulaşılabilmektedir. Dişler sert mine, dentin ve sement dokuları nedeniyle toprak altında uzun süre bozulmadan kalabilmektedir. Dolayısıyla iskelet sisteminin en sert organı olan dişler, kazılardan çıkarılan iskelete ait en sağlam ve en fazla sayıda ele geçirilen materyal olması nedeniyle, paleoantropolojik çalışmalarda oldukça önemli veri kaynağı haline gelmektedir. Dişlerin incelenmesiyle bir toplumun beslenme biçimi, yaşadıkları ekolojik çevre, besin hazırlama teknikleri, genetik yapı, kültürel alışkanlıkları, geçirmiş oldukları enfeksiyonel hastalıklar, ağız ve diş sağlığı hakkında önemli bilgiler elde edilmekte, toplumların yaşam biçimi ve çevreye gösterdikleri uyum süreci gözler önüne serilmektedir. Gerek iklimsel gerekse besin ve su kaynakları yönünden oldukça verimli olan topraklarıyla Anadolu, konumu itibariyle yıllarca bir kara köprüsü görevi görmüş, doğal bir köprü olarak her dönemde canlıların göçlerine ve yerleşmelerine sahne olmuştur. Burada yıllardır süren kazı çalışmaları sonucunda, birçok iskelet serisi ele geçirilmiş ve ele geçen bu materyaller üzerinde paleoantropolojik incelemeler yapılabilmiştir lardan itibaren Anadolu da yaşamış toplumlara ait iskelet kalıntıları gün ışığına çıkarılmış olup, ilk yayınların çok azında diş ve çene patolojisine yer verilmiştir, daha sonraları bu konuda yapılan çalışmalar gittikçe yoğunlaşmıştır. Eski Anadolu toplumlarında çene ve diş patolojilerine değinen araştırmacılar arasında; Krogman (Alişar Höyük,1937), Şenyürek (Maşat Höyük, 1946; Büyük

67 38 Güllücek, 1950; Polatlı Höyük, 1951; Alaca Höyük, 1952a; Anadolu da Kalkolitik ve Bakır Çağlarında yaşamış insanların diş yapıları; 1952b; Öküzini, 1958), Özbek (Hayaz Höyük, 1984a; Çayönü, 1988, 1989, 1990, 1997; İznik,1984b; Aşıklı Höyük, 1992, 1993a; Öküzini, 2000a), Güleç (Klazomenai- Yıldıztepe, 1986; Dilkaya, 1987; Topaklı, 1988; Panaztepe, 1989), Güleç ve Duyar (Panaztepe, 1998), Güleç ve diğ. (Klazomenai-Akpınar, 1998), Alpagut (Kurban Höyük, 1986), Uzel ve diğ. (Arslantepe, 1988), Erdal (İznik, 1996; Antandros, 2000; Büyük Saray-Eski Cezaevi, 2003), Korkmaz (Norşuntepe, 1993), Schultz (Hattuşa, 1987; İkiztepe, 1989), Angel (Karataş, 1970; Çatal Höyük, 1971), Eroğlu (Sardis, 1998), sayılabilmektedir. Çalışmanın konusunu, Van-Karagündüz Höyüğü nde yılları arasında gerçekleştirilen kazılar sonucunda ortaya çıkarılan ve Ortaçağ a tarihlendirilen iskelet kalıntılarının, diş ve çene hastalıkları yönünden incelenmesi oluşturmaktadır. Bu incelemede diş aşınması, diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, apse, periyodontal hastalıklar (alveol kaybı), ölüm öncesi (premortem) diş kaybı gibi dişlerde ve çenelerde sıklıkla görülen patolojik olgular araştırılmış ve değerlendirmeye gidilmiştir. Çalışmanın amacı, Ortaçağ a tarihlendirilen Karagündüz toplumunun dişlerinde ve çenelerinde iz bırakan hastalıkları incelemek, bu toplumun geçirmiş oldukları rahatsızlıkları belirlemek, bu rahatsızlıkların nedenlerini araştırmak, ağız sağlığı ile besin hazırlama teknikleri, besin maddeleri, toplumun yaşam biçimi, kültürel alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi saptamak, verileri eski Anadolu toplumlarından elde edilen verilerle karşılaştırarak, aralarındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktır Önem

68 39 Karagündüz Ortaçağ toplumunun çene ve dişlerinin paleopatolojik açıdan incelenmesiyle elde edilen bulgular, Anadolu da çeşitli dönemlere tarihlendirilen toplumlar üzerinde yapılan çene ve diş hastalıkları çalışmalarıyla karşılaştırılmış, eski Anadolu toplumlarında benzer yaşam ve beslenme şeklinin, dişlerde ve çenelerde benzer patolojik oluşumları beraberinde getirdiği düşünüldüğünde, Karagündüz toplumuyla bu toplumlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konulabilmiştir. Özellikle Karagündüz toplumunda birey sayısının çok olması önemli bir karşılaştırma materyali olarak kullanılmasına ve incelenen konuda sağlıklı bilgiye ulaşılmasına olanak vermektedir. Diş patolojisiyle, metabolizma bozuklukları, besinlerin niteliği ve sertliği tüketilen besin maddeleri, besinlerin hazırlanma şekilleri, enfeksiyonel hastalıklar, ağız hijyeni arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Dolayısıyla insan yaşam biçimiyle diş ve diş eti hastalıkları birlikte düşünülmelidir. Çene ve dişlerde gözlenen patolojik oluşumların bireyin yer aldığı ekolojik sistemlerle de ilişkisi göz önüne alındığında, Karagündüz toplumu için elde edilen bulgular bize insan-çevre-kültür etkileşimi çerçevesinde biyokültürel yapıda meydana gelen değişimi gözler önüne sermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bu çalışmada dişlerde ve çenelerde görülen pek çok patolojik oluşum birlikte incelenmiş, bu lezyonların oluşum nedenleri, görülme sıklıkları, özellikle hangi patolojik oluşumların hangi dişlerde sıklıkla görüldüğü, çeneleri etkileyen patolojik lezyonların özellikle çenelerin hangi bölgelerini tuttuğu, çoğunlukla bu lezyonların alt çenede mi yoksa üst çenede mi mevcut olduğu, bu oluşumların cinsiyet ve yaş ile ilişkileri, cinsiyetler arasında göstermiş olduğu farklılıkları, dişlerde ve çenelerde görülen hastalıkların etiyolojik olarak birbirleriyle ilişkileri belirlenebilmiştir. Karagündüz Höyüğü ile farklı dönemlere tarihlendirilse de aynı bölgede yaşamış olan eski Anadolu toplumlarının ağız sağlığı ve yaşam

69 40 şekilleri açısından karşılaştırılması, aralarındaki farklılıkların ve benzerliklerin saptanması, bu konularda Doğu Anadolu Bölgesi için genel bir fikir vermesi açısından önemlidir Materyal Van yöresi XIX. yüzyılın ikinci yarısından beri arkeolojik araştırmalara sahne olmuş Yakın Doğu nun zengin kültür bölgelerinden biridir. Gerek Tilkitepe Höyüğü nde saptanan ve İ.Ö. V. binlere uzanan Kalkolitik Çağ uygarlık izleri, gerek hemen her höyükte zengin bir biçimde temsil edilen ve İ.Ö. III. bin yılın başlarına kadar geri giden Erken Transkafkasya kültür kalıntıları ve gerekse İ.Ö. I. bin yılın Urartu Krallığı na ilişkin görkemli kalıntılar bu ilginin temel nedenini oluşturmaktadır (Sevin ve Özfırat, 2000). Bu bölgedeki ilk çalışmaları İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi nden Prof. Dr. Afif Erzen 1959 yılında başlatmış ve bu çalışmalar git gide hızlanarak günümüze değin sürmüştür. Ancak bütün bu çalışmalara karşın bölgedeki kültür gelişiminin ana hatları bile tam anlamıyla ortaya konulabilmiş değildir. Sözgelimi Tilkitepe den tanınan Halaf Kültürü nün buraya nasıl ve hangi yolla ulaştığı, Erken Transkafkasya Kültürü nün kökeni ve gelişimi, bölgenin son derece karanlık olan İ.Ö. 2. bin yıldaki durumu, Urartu Devleti ne yol açan dinamikler ve son olarak bu devletin yıkılışından sonra ortaya çıkan durum hala doyurucu kanıtlarla aydınlatılabilmiş değildir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi ile Van Müze Müdürlüğü nün ortaklaşa planlamış oldukları Karagündüz Höyüğü Kazıları, bu sorunlara kimi çözümler bulmaya yönelik olarak 1992 yılında başlatılmıştır (Sevin ve Özfırat, 2000). Karagündüz Van il merkezinin 35 km. kuzeydoğusunda, Van Merkez İlçe, Erçek bucağına bağlı bir köydür (Harita 1) m. rakımlı ve suları Van Gölü gibi sodalı Erçek Gölü nün kuzeydoğu kıyılarındaki aynı adlı höyüğün üzerinde kurulmuş olan köy, son birkaç yıldır hızla yükselen göl suları nedeniyle daha yüksekteki yeni yerine taşınmaktadır (Sevin ve Kavaklı,

70 a, 1996; Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998; Sevin, 1999; Sevin ve Özfırat, 2000). Yöredeki inanışa göre Erçek Gölü Van Gölü nün anasıdır m. yükseklikteki ve 92 km 2 büyüklükteki Erçek Gölü ile m. rakımlı Van Gölü nün su seviyeleri son yıllarda hızla yükselmektedir. Bu yükselme özellikle kuzeydoğu kıyıdaki Erçek Düzlüğü nü olumsuz biçimde etkilemektedir. Burada Van havzasının en büyük yerleşmesi olan Karagündüz Höyüğü tehdit altına girmiş ve sular içinde bir ada halini almıştır. Bunun için höyüğün etekleri üzerinde bulunan Karagündüz köyü, daha yüksekteki yeni yerine taşınmıştır. Yükselmenin bu hızla devam etmesi Karagündüz Höyüğü nün çok kısa bir zamanda yok olmasına neden olacaktır. Oysa ki bu höyüğün tamamının incelenmesi, burada yaşayan insanların kültür tarihinin ortaya çıkarılması açısından önem taşımaktadır (Sevin ve Kavaklı, 1996; Uçankuş, 2000). Karagündüz alüvyonlu düzlükleri son derece sınırlı olan Van bölgesinde insanoğlunun yerleşmesine en uygun köşelerden birini oluşturan olanaklara sahiptir. Nitekim bu üçgen biçimli küçük ova, başta Karagündüz ve doğu uçtaki görkemli Aşağı Mollahasan Höyükleri olmak üzere, güneybatıya doğru Keçanis ve son olarak da güneydoğu uçtaki Hino yerleşme yerleriyle, tüm havzanın prehistorik dönemlerden beri en yoğun olarak iskan edilmiş köşelerinden birini oluşturmuştur (Harita 2) (Sevin ve Kavaklı, 1995a: 331). Karagündüz mevkiinde iki alanda kazı çalışması yapılmıştır. Bunlar Eski Karagündüz köyünde yer alan Karagündüz Höyüğü ve bu höyüğün 1,5 km. doğusundaki İ.Ö yıllarına tarihlendirilen Erken Demir Çağı Nekropol alanıdır. İlk olarak Karagündüz kazısı 1992 yılında bu nekropol alanında bir kurtarma kazısı olarak başlatılmış, daha sonra Erçek Gölü nün giderek yükselmesi üzerine çalışmaların ağırlığı 1994 yılından itibaren höyüğe kaydırılmıştır (Sevin ve Kavaklı, 1995a, 1995b; Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998; Sevin ve Özfırat, 2000). Bu çalışmada incelenen materyal,

71 42 Karagündüz Höyüğünün 1. yapı katında yer alan ve Ortaçağ Döneme tarihlendirilen iskeletlerdir. Karagündüz (Şarakonis) adı arkeoloji dünyasınca 20. yüzyılın başından beri bilinmektedir. Köy bu ününü, höyüğün batı ucunda inşa edilmiş eski bir kilisede, sonradan devşirme olarak kullanılmış olan Urartu Kralı İşpuini ve oğlu Minua ya ait bir Urartu yazıtına borçludur yılında C.A. Burney tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmalarından sonra, buranın Eski Tunç Çağı ndan bu yana iskan edilen, 75x50x5 m. ölçülerinde bir höyük olduğu belirlenmiştir (Uçankuş, 2000: 541). Burney in (1958) Doğu Anadolu da Kalkolitik ve Erken Bronz Çağ larına ait yerleşim birimlerini araştıran çalışmaları mevcuttur. Modern köy Van-Özalp Karayolu nun 28 km. Erçek sapağından batıya dönülerek, İran a giden demiryolu aşıldıktan sonra varılan Erçek bucağının 6 km. kuzeyinde yer almaktadır. Höyük Erçek in kuzeyinde, günümüzde hızla ıssızlaşan eski Karagündüz köyünün bulunduğu alanda yükselir. Kaynaklarını Özalp yöresinden alarak doğu-batı doğrultusunda akıp, sularını Erçek Gölü ne boşaltan Memedik Çayı vadisinin kuzeybatı uç kesiminde ve günümüzde büyük bir bölümü gölün suları altında kalmış bulunan bereketli Erçek Düzü nün batı ucunda yer alır. Bu yöre Van havzasını doğuya bağlayan yollar üzerindeki konumuyla stratejik bir önem de taşımaktadır. Gerçekten de doğudan Tebriz, Hoy ve Kotur dan gelip, Saray ve Özalp üzerinden Van a ulaşan son derece önemli bir tarihi karayolu Erçek Düzü nü boylu boyunca geçmek zorundadır (Sevin ve Kavaklı, 1995a: 331, 1996: 338) yılları arasında Karagündüz Höyüğü nde yapılan kazı çalışmaları, toplam 750 m 2 lik bir alanı kapsamaktadır. Burada kazılar höyüğün kuzey yamaçları boyunca uzanan 7 plankarede sürdürülmüştür (Çizim 2) (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 2000; Sevin ve Özfırat, 2000).

72 43 Karagündüz Höyüğü nün stratigrafisini belirlemeye yönelik çalışmalar höyüğün kuzey kısmında yoğunlaştırılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda höyüğün şimdiye kadar saptanabilen stratigrafisi şöyledir (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998, 2000; Uçankuş, 2000): 1. yapı katı: Ortaçağ Mezarlığı 2. yapı katı: Ortaçağ Yerleşmesi 3. yapı katı: Geç Demir Çağı 4. yapı katı: Orta Demir Çağı (Urartu) 5. yapı katı: Erken Demir Çağı 6. yapı katı: Orta-Son Tunç Çağı 7. yapı katı: Erken Tunç (Transkafkasya) Çağı Ortaçağ ın son evresinde höyüğün üst kesiminde ve kuzeybatı uçta bir Ermeni kilisesi bulunmaktaydı. Yakın zamanlara değin ayakta kalan bu yapı, 50 yıl kadar önce köylülerce yıkılarak, taşlarıyla Karagündüz Köyü Camii inşa edildi. Günümüzde temelleri bile görülmeyen bu kilisenin doğu ve güneydoğusu tümüyle bir mezarlık alanı durumundaydı. Nitekim höyüğün kuzey yamaçları boyunca açılan açmalarda, yüzey toprağının hemen altında, yüzeyden ortalama 0,40 m. derinlikten itibaren yoğun olarak mezarlık alanı ortaya çıkmaya başlamıştır (Çizim 3) (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 2000; Uçankuş, 2000). Basit toprak gömü türündeki mezarlara cesetler, genel olarak Hıristiyan anlayışına göre, başları batıya gelecek şekilde doğu-batı doğrultusunda ve sırt üstü yatırılmışlardır. Mezar çukurları üstten alta doğru genişleyen oval planlıdır. Yani mezarlar toprağa oval çukurluklar olarak açılmışlardır. Bazılarında iri, kaba taşlardan mezar taşları kullanıldığı anlaşılmaktadır. Eller kadınlarda genellikle göğüs üzerinde, erkeklerde ise karın üzerinde birbiri üzerine gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Kimi mezarlarda ölüler takılarıyla birlikte gömülmüşlerdir. Bunlar; siyah, mavi, lacivert, beyaz, sarı, yeşil, kahve, mor renklerdeki küçük camlar ve kornalın, kemik, frit, az olarak akik ve tunç boncuklardan kolyeler; taş amuletler, tunçtan yapılmış düğme, sarkaç, yüzük, küpe ve bilezikler; cam bilezik ve siyah taş amulettir

73 44 (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998, 2000; Uçankuş, 2000). Bazı mezarlarda ise cesetlerin boyun bölgelerinde, boyuna bir iple muska olarak takıldığı anlaşılan aşık kemiği ve biley taşına rastlanmıştır. Karagündüz Mezarlığı bu özelliğiyle bölgede daha önce belirlenmiş olan Çavuştepe, Dilkaya, Van Kalesi Höyüğü 4. seviye mezarlarından biraz ayrılmaktadır. Belki de onlardan biraz daha sonraki bir döneme aittir (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998). Höyükteki 2. Ortaçağ yapı katı basit toprak mezarların hemen altındaki, çok sayıda tahıl çukuru ve tandırın bulunduğu tek evreli bir tabakayla temsil olunur. Mezarlar tarafından tahrip edilmiş olan 2. yapı katı tandırlarla dolu bir işlik alanı görünümündedir. Yuvarlak planlı ve irili ufaklı tandırlardan bazıları oldukça büyüktür. Bu türde olanların adeta bir tablo oluşturacak kadar düz ve geniş ağız kenarları, hamur yaşken parmak baskılarıyla bezenmiştir. Karagündüz köyünde bu türde tandırlar günümüzde hala kullanılmaktadır (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998). Bazıları taş, bazıları da külle doldurulmuş olan bu çukurlar ile tandırlar ve yakın çevresinde bol miktarda sırlı ve sırsız çanak çömlek parçaları bulunmuştur. Diğer buluntular ise pişmiş toprak ağırşaklar, cam bilezikler ve cam parçaları, sikke, tunç bilezikler, kemik ağırşak ve bazalt ezgi taşıdır. Ayrıca İ.S. XI. yüzyılın sonlarına ait anonim bir Bizans follis i ele geçirilmiştir (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998, 2000). Çalışma materyalimizi yılları arasında Van-Karagündüz Höyüğü nde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılan, daha sonra incelenmek üzere Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Paleoantropoloji laboratuarına gönderilen ve gerekli temizlik, onarım işlemlerinden sonra yaşları ve cinsiyetleri belirlenen toplam 890 birey oluşturmaktadır. Tablo 5 ve Grafik 1 de görüldüğü gibi bu bireylerden 41 i fetus (% 4,61), 205 i bebek (% 23,03), 272 si çocuk (% 30,56), 139 u kadın (% 15,62) ve 176 sı erkektir (% 19,78). 57 bireyin (% 6,4) iskelet kalıntılarında yeterli

74 45 kriter bulunamadığı için cinsiyetleri belirlenememiştir. Burada dikkati çeken nokta, fetus, bebek ve çocukların populasyon genelinde oldukça yüksek bir orana (% 58,20) sahip olmalarıdır, erişkinlerde ise bu oran % 41,80 dir. Tez kapsamında diş ve çene patolojileri araştırılacağından, mevcut bireylerden diş ve çenelere sahip olanlar incelemeye alınmıştır. Uzun süre toprak altında kalmış olan bu iskeletlerin gün ışığına çıkarılması sırasında meydana gelen istek dışı tahripler, iskeletlerin karışmış ya da dağılmış halde bulunması, kötü korunma koşulları gibi pek çok faktör sonucunda tüm bireylerde çene ve dişlerin tamamı korunamamış, çok fazla olmasa da, mezarlık alanında ve çevresinde hangi bireye ait olduğu saptanamayan ve izole olarak değerlendirilen dişlere rastlanmıştır. Buna göre Karagündüz Ortaçağ populasyonunda 90 bebek (% 20,69), 157 çocuk (% 36,09), 81 kadın (% 18,62), 107 erkek (% 24,60) olmak üzere toplam 435 birey çene ve diş patolojileri yönünden incelenmiştir. Karagündüz toplumunda 2148 süt ve 3405 daimi olmak üzere toplam 5553 adet diş saptanmış, daimi dişlerden 14 tanesinin kırık olması nedeniyle toplam 5539 dişte inceleme yapılabilmiştir. Toplam süt dişi sayısı bebeklerde 685, çocuklarda 1444 iken, 19 tane de izole süt dişine rastlanmıştır. Buna göre bu toplumda bebek ve çocuklarda 1007 tane üst (% 46,88), 1141 tane alt (% 53,12) olmak üzere toplam 2148 adet süt dişi incelenmiştir (Tablo 1). Tablo 1: Bebek ve çocuklarda toplam süt dişi sayısı Üst çene n Alt çene n ı ı I ı C 211 c 204 m m m m Toplam 1007 Toplam 1141 Genel (Üst+Alt) 2148 Erişkinlerde ise toplam daimi diş sayısı 2734 tür (1257 üst, 1477 alt). Kadınlarda daimi diş sayısı 1185 (551 üst, 634 alt) (% 43,34) iken, erkeklerde bu sayı 1549 dur (706 üst, 843 alt) (% 56,66). Çalışma sırasında 55 tane

75 46 izole daimi dişe rastlanmıştır. Fakat bunlardan 14 ü kırık olduğundan sağ, sol ya da üst, alt ayırımları yapılamamış, bu nedenle de incelemeye alınmamıştır. İncelenen 41 izole daimi dişin 24 ü üst, 17 si alt çene dişleridir. Çocuklardaki daimi diş sayısı ise 616 dır (290 üst, 326 alt). Buna göre populasyondaki toplam daimi diş sayısı 1571 i üst (% 46,33), 1820 si alt (% 53,67) dişler olmak üzere toplam 3391 dir (Tablo 2). Görüldüğü gibi erkeklerde saptanan diş sayısı kadınlardan daha fazladır. Populasyon genelinde ise alt daimi dişler üst daimi dişlere, alt süt dişleri üst süt dişlerine oranla daha fazla sayıdadır. Ayrıca gerek süt dişleri, gerekse daimi diş sayısı açısından en yüksek değeri 1. büyük azı dişler vermiş ve çoğunlukla bu dişe çene üzerinde rastlanmıştır. Tablo 2: Karagündüz populasyonunda toplam daimi diş sayısı Dişler Üst çene Ç K E Daimi (K+E+Ç+İ) Alt çene Ç K E Daimi (K+E+Ç+İ) I I I I C C P P P P M M M M M M Toplam Toplam Genel (Üst+Alt) Ç: Çocuk, K: Kadın, E: Erkek, İ: İzole Erişkin bireylerdeki toplam çene sayısına bakıldığında, 138 üst çene (% 48,76), 145 alt çene (% 51,24) olmak üzere toplam 283 adet çene saptanmıştır. Kadınlarda 59 üst çene (% 48,36), 63 alt çene (% 51,64) olmak üzere toplam çene sayısı 122 iken, erkeklerde 79 üst çene (% 49,07), 82 alt çene (% 50,93) olmak üzere bu sayı toplam 161 dir. Bununla birlikte erişkin bireylerde çenelerde toplam 3390 alveol (diş soketi) tespit edilmiştir (Tablo 3). Kadınlarda alveol sayısı 1577 (715 üst, 862 alt) (% 46,52), erkeklerde 1813 (876 üst, 937 alt) (% 53,48) olarak bulunmuştur. Bu çalışmada alveol

76 47 sayıları, ölüm öncesi diş kaybı nedeniyle kapanan soketleri de kapsamaktadır. Tablo 3: Kadın ve erkeklerde toplam alveol sayısı Alveol Sayısı Üst çene Kadın Erkek Toplam Alt çene Kadın Erkek Toplam I I I I C C P P P P M M M M M M Toplam Toplam Genel (Üst+Alt) Karagündüz bebek ve çocuklarında çeneler, 76 üst ve 182 alt olmak üzere toplam 258 dir. Bu çeneler tam ya da parçalıdır. Mevcut alveol sayısına baktığımızda ise, süt dişlerine ait alveol sayısı üst çenede 407 (213 sol ve 194 sağ), alt çenede ise 952 (479 sol ve 473 sağ) olmak üzere 1359 dur. Bilindiği gibi çocuklarda karışık dişlenmenin görülmesi, daimi dişlere ait alveol sayısını da gündeme getirmektedir. Buna göre çocuklarda üst çenede 93 (51 sol ve 42 sağ), alt çenede ise 126 (59 sol ve 67 sağ) olmak üzere toplam 219 tane daimi dişlere ait alveol bulunmaktadır. Bunların yanı sıra süt ve daimi alveoller bir arada sayılacak olursa, üst çenede 500, alt çenede de 1078 olmak üzere toplam alveol sayısı bebek ve çocuklarda 1578 dir Metot Cinsiyet Belirleme Metotları Karagündüz Ortaçağ Dönemi bireylerinde cinsiyet tayini yapılırken Workshop of Europen Anthropologist in (WEA, 1980) belirlediği kriterler göz önüne alınmıştır. Bilindiği üzere paleoantropolojik çalışmalarda cinsiyetin güvenilir bir biçimde belirlenmesi çok önemlidir. Bebek ve çocuklarda ergenlik

77 48 çağına kadar cinsiyetin güvenilir bir şekilde tayin edilememesinden dolayı, çalışmamızda sadece erişkin bireylerde cinsiyet belirlenmiştir. Erişkin bir birey iskeletinin bütün olduğu durumlarda % 100 e yakın güvenilirlikte cinsiyet tayini yapılabilmektedir. Cinsiyet tayini yapılırken kullanılan yöntemler antroposkobik ve antropometrik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu çalışmada cinsiyet tayin edilirken mümkün oldukça bütün kemiklerdeki morfolojik yapı göz önünde bulundurularak ve elimizdeki materyalin her biri için uygun cinsiyet kriteri dikkate alınarak değerlendirme yapılmıştır. İskeletler üzerinde cinsiyet kriterlerini en iyi yansıtan kemikler pelvis (kalça kemiği) ve kafatasıdır. Öyle ki, cinsiyet sadece pelvisten % 95, sadece kafatasından % 92, pelvis ve kafatasından % 98, sadece uzun kemiklerden % 80, uzun kemikler ve pelvisten % 98 oranında doğru olarak tayin edilebilmektedir (Krogman ve İşcan, 1986). Pelvis ve kafatası başta olmak üzere iskeleti oluşturan bütün kemiklerin gösterdikleri genel morfolojik özellikler dikkate alınarak yapılan cinsiyet belirlemesinde, özellikle kafatasında; kaş kemerlerinin gelişimi, mastoid çıkıntılar, oksipital kemiğin yapısı ve kas tutunma yerlerinin belirginliği, tuber frontalenin ve tuber parietalenin gelişim derecesi, göz çukurlarının yapısı, glabellanın çıkıklık derecesi, alt çenenin, dişlerin ve yüzün özellikleri, pelviste; pubis açısı, symphysis pubisin, foramen obturatumun, pelvis boşluğunun, incisura ischiadica major ün, crista iliaca nın, auricular yüzeyin, sulcus preauricularis in, acetabulum un ve sacrum un genel formları ve yapıları dikkate alınırken, uzun kemiklerinde sağlamlık ve irilik derecesi ve femurda linea asperanın gelişim durumu ele alınan kriterlerdir Yaş Belirleme Metotları İskelet materyali üzerinde yaş tahmini yapılırken kemik ve dişlerin son derece dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Karagündüz iskeletlerinde yaş belirlenirken, elimizdeki materyalin her biri için uygun yaş kriterleri dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmiştir. Bebek ve çocuklarda

78 49 yaşlandırma, dişlerin sürme zamanına göre geliştirilen dental yaşlandırma metoduna göre yapılırken (Ubelaker, 1978; Brothwell, 1981; Krogman ve İşcan, 1986), genç erişkinlerde epifizlerin kaynaşma yaşları, daimi dişlerin köklerinin kapanması (Ubelaker, 1978; WEA, 1980; Brothwell, 1981) dikkate alınan kriterler arasındadır. Erişkin bireylerde ise yaşın belirlenmesinde sutural yaşlandırma (Olivier, 1969; WEA, 1980), symphysial yaşlandırma (Tood un) (White, 1991), dental aşınma (Brothwell, 1981; Hillson, 1990) gibi metotlar kullanılırken, claviculanın kesitine (Kaur ve Jit, 1990), femur ve humerusun proksimal kesitindeki spongiosa dokusunun yapısına (Szilvassy ve Kritscher, 1990) bakılarak da yaş belirlenebilmiştir. Bunların yanı sıra, birkaç kriterin ele alınmasıyla yapılan ve oldukça güvenilir sonuçlar veren kompleks yaşlandırma metodu (Acsadi ve Nemeskeri, 1970; WEA, 1980), gerekli iskelet materyallerinin bir arada bulunduğu durumda kullanılan bir başka yaşlandırma metodudur Paleodemografik Yapının Belirlenmesi Günümüze gelinceye kadar nüfus değişikliklerinin açıklanabilmesi, çeşitli dönemlerde yaşamış olan canlıların iskelet kalıntılarının incelenmesiyle gerçekleşir. Öyle ki, eski insan kalıntılarından yola çıkarak bir toplumun nüfus yapısı ve dinamiğini ortaya koymak, paleodemografik yöntemler sayesinde olur. Öncelikle bir toplumun paleodemografik yapısının ortaya konabilmesi için, bireylerin yaşlarının ve cinsiyetlerinin güvenilir bir biçimde tayin edilmesi gerekmektedir. Buna göre Karagündüz populasyonunda yaşı ve cinsiyeti saptanan bebek ve çocuklarda birerli, erişkinlerde beşerli, populasyon genelinde yine beşerli yaş grupları belirlenerek yaşam tabloları oluşturulmuş, bu sayede populasyonda her bir yaş aralığında yer alan bireylerin sayısı (Dx), ölümlerin yüzdesi (dx), hayatta kalanların sayısı (lx), ölüm olasılığı (qx), yaşanan birey yıllar sayısı (Lx), yaşanan birey yıllar sayısının toplamı (Tx) ve yaşam beklentisi (ex) belirlenerek, grafikleri hazırlanmıştır. Yaşam tablolarının oluşturulmasında Ubelaker ın (1978) formülleri kullanılmıştır.

79 50 Ayrıca iskeletler üzerinde belirlenen yaşlardan ağırlıklı yaş ortalamaları alınmıştır Diş ve Çene Patolojilerinin Belirlenmesi Karagündüz Ortaçağ toplumunun yaşam biçimi, beslenme alışkanlığı, besin hazırlama teknikleri, ağız ve diş sağlıkları, kültürel alışkanlıkları gibi konular hakkında bilgi edinebilmek amacıyla, çeneler ve dişler paleopatolojik açıdan incelenmiştir. Bu kapsamda diş aşınması, diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, apse, periyodontal hastalıklar (alveol kaybı), ölüm öncesi (premortem) diş kaybı gibi dişlerde ve çenelerde meydana gelen patolojik lezyonlar incelenen kriterleri oluşturmuştur. Bu çalışmada öncelikle süt ve daimi dişleri içeren diş patoloji formu kullanılmış (Ek 1), her bir forma bireyin yaşı, cinsiyeti ve envanter numarası girilerek patolojik bilgiler kaydedilmiştir. Bu lezyonlar süt ve daimi dişlerde ayrı ayrı ele alınmıştır. Alt ve üst çenede sol ve sağ yarımlar ayrı ayrı incelenmiş, sol ve sağ yarımlar arasındaki farklılıklar ile cinsiyetler arası farklılıklar belirlenmiş, ayrıca erişkinlerde onarlı yaş gruplarına göre değerlendirilmeye de gidilerek, her bir yaş grubu arasında incelenen lezyonların görülme yüzdeleri verilmiştir. Diş aşınması incelenirken Bouville ve diğerlerinin (1983) geliştirmiş olduğu diş aşınma ölçeği kullanılarak diş gruplarında aşınma dereceleri belirlenmiştir. Ayrıca incelemeler sırasında dişlerdeki aşınma yüzeylerine, yerlerine, dişlerin beslenme alışkanlığı dışında kullanılıp kullanılmadığına da dikkat edilmiştir. İncelenen populasyonda aşınma dereceleri az, orta ve ileri olarak gruplandırılmış, buna göre 1-2+ arası az, 3- ile 4+ arası orta ve 5-7 arası ileri olarak değerlendirilmiştir. Diş çürükleri için Brothwell (1981) ve Hillson ın (1990) kriterlerinden yararlanılmış, çürüklerin görülme yüzeyleri (arayüz, mesial, distal, lingual,

80 51 labial, buccal, oklüzyal ve kök), süt dişlerinde ve daimi dişlerde gözlenen çürük sayıları belirlenmiştir. Eski dönemlerde yaşamış bireylerin iskeletleri üzerinde diş çürükleri değerlendirilmesinde başlıca iki problem vardır. Bunlardan ilki, dişlerin genellikle ölümden sonra zarar görmesi ve kaybolmasıdır. Ölüm sonrası diş kaybı genellikle çürüklerden daha az etkilenen ön dişlerde daha yaygın olarak görülmektedir. Diğer problem ise ölüm öncesi diş kaybıdır. Bazı araştırmacılara göre diş çürüğü sıklığı belirlenirken, ölüm öncesi aşamada düşmüş olan dişlerin de hesaplamaya katılması gerekmektedir. Günümüzde diş çürüğü sıklığının hesaplanmasında ve gözlenen çürük sıklığının düzeltilmesinde farklı yöntemler kullanılmaktadır. Çürük sıklığının hesaplanmasında bir uzlaşmanın bulunmaması ve kullanılan yöntemlerin güvenilirliklerinin bilinmemesi, elde edilen sonuçların karşılaştırılmasını güçleştirmektedir (Duyar ve Erdal, 2003). Çeşitli araştırmacılar çürük sıklığının düzeltilmesinde farklı kriterleri göz önünde bulundurmaktadırlar. Örneğin Hardwick eski İngiltere toplumlarına ait iskeletlerde, aşağıda belirtilen yoldan giderek bir düzeltme önermiştir. Hardwick Düzeltmesinde diş çürüğü sıklığı belirlenirken, premortem aşamada düşmüş olan dişler hesaba katılmaktadır. Burada yaşayan herhangi bir toplumda belirlenen diş kaybının temelde diş çürümesinden ileri geldiği kabul edilmektedir. Buna göre eğer diş çürüğü oranı % 5 i geçmezse, hastalık nedeniyle çıkarılmış ya da başka nedenlerle düşmüş olan dişlerin % 25 i diş çürüğünden ileri gelebilir. Belirlenen çürük oranı % 5 ile % 20 arasında ise, kaybolan dişlerin % 33 ü çürük olarak kabul edilir. Çürük dişlerin oranı % 29 un üzerinde ise, önceden düşmüş olan dişlerin % 50 sinden çürüme sorumlu tutulur (Uzel ve diğ., 1988). Lukacs (1992) ise diş özü odacığının açığa çıkmasını esas alarak başka bir düzeltme faktörü oluşturmuştur. İlerlemiş çürük ya da aşınma ölüm öncesi diş kaybına neden olabileceği gibi, bu oluşuma da sebebiyet verebilmektedir. Lukacs (1992) çalışmasında bu nedenlerin oransal dağılımı

81 52 ile ölüm öncesi diş kaybı sayılarını çarparak, bunlardan ne kadarının çürükten kaynaklandığını hesaplamıştır. Bu konuda çalışan diğer araştırmacılar (Erdal ve Duyar, 1999) ise oransal çürük düzeltme faktörü isimli yeni bir metot ortaya koymuşlar, bunu hem ön hem de arka dişler için ayrı ayrı uygulamışlardır. Daha sonra Duyar ve Erdal (2003) Lukacs ın (1992) formülünü geliştirerek, yine ön ve arka dişler için oluşturdukları ayrı ayrı hesaplama yöntemleriyle bir başka çürük düzeltme formülünü yayınlamışlardır. Araştırmacılara göre hesaplamaların çürüğe duyarlılıkları farklı olan ön ve arka diş gruplarına ayrı ayrı uygulanması, Lukacs ın (1992) düzeltme faktöründe meydana gelen sapmaları gidermektedir. Tüm bunlar göz önünde tutulduğunda, çeşitli dönemlerde Anadolu da yaşamış toplumlar üzerinde yapılan diş çürüğü çalışmalarının incelenmesi sonucunda, bu materyallerin çoğuna daha eski bir düzeltme formülü olan Hardwick Düzeltmesi uygulandığı saptanmış, bu nedenle de çalışmamızın bir karşılaştırma materyali oluşturması amacıyla, Karagündüz Ortaçağ Höyüğü nden çıkarılan kadın ve erkeklerin diş çürüğü yüzdesine bu düzeltme formülü uygulanmıştır. Bu çalışmada aynı zamanda dişözü odacığının açığa çıkması ayrı bir konu olarak değerlendirilmediği için, bu kritere ihtiyaç duyan düzeltme faktörleri materyalimize uygulanamamıştır. Hypoplasia için Brothwell in (1981) derecelendirme sisteminden yararlanılarak, bu gelişim kusurları az, orta, ileri olarak değerlendirilmiş, çalışma sırasında oluşumların biçimleri (bant ve çukur) ve renklenmeleri dikkate alınmıştır. Daimi dişlerde hypoplasia oluşumunda üst çene ve alt çenede dişlerin taç kısımlarının kalsifikasyon süreçleri, Berkovitz ve diğerlerine (1978) göre değerlendirilmiştir (Tablo 4). Tablo 4 te görülen tamamlanma süreçleri birçok çalışmada benzer bir biçimde ele alınmaktadır. Tablo 4: Daimi dişlerde taç oluşumu Diş Kalsifikasyon Başlangıcı Taç Oluşumu Diş Kalsifikasyon Başlangıcı Taç Oluşumu

82 53 Üst Çene Alt Çene I ay 4-5 yaş I ay 4-5 yaş ay 4-5 yaş I ay 4-5 yaş I 2 C 4-5 ay 6-7 yaş C 4-5 ay 6-7 yaş P 1 1,5-1,75 yaş 5-6 yaş P 1 1,75-2 yaş 5-6 yaş P 2 2-2,5 yaş 6-7 yaş P 2 2,25-2,5 yaş 6-7 yaş M 1 Doğumda 2,5-3 yaş M 1 Doğumda 2,5-3 yaş M 2 2,5-3 yaş 7-8 yaş M 2 2,5-3 yaş 7-8 yaş M yaş yaş M yaş yaş Diştaşı için Brothwell (1981) ve Hillson ın (1990) az, orta, ileri şeklindeki derecelendirme sistemi kullanılmış, diştaşlarının görülme yüzeyleri lingual (dile bakan), labial (dudağa bakan), buccal (yanağa bakan) ve oklüzyal (çiğneme yüzeyi) olarak değerlendirilmiştir. Apse oluşumunun belirlenmesinde de yine Brothwell den (1981) yararlanılmış, bireylerde görülen apse sayıları ve apselerin oluşum yerleri saptanmıştır. Bu lezyonun görülme yüzdeleri alveol sayıları ile alt ve üst çene sayılarına göre belirlenmiştir. Periyodontal hastalıklar (alveol kaybı) incelenirken alt çene ve üst çene ayrı ayrı değerlendirilmiş ve yine Brothwell in (1981) kriterlerinden yararlanılarak, az orta ve ileri şeklinde kaydedilmiştir. Ölüm öncesi (premortem) diş kaybı incelenirken her bir alveol için var, yok şeklinde kayıt yapılmış, erişkin bireylerde kişi başına düşen premortem diş kaybı sayıları da çalışmaya dahil edilmiştir İstatistiksel Analiz Karagündüz Ortaçağ toplumunun erişkinlerinde çene ve dişler üzerinde saptanan patolojik oluşumlarla ilgili bütün veriler SPSS programına yüklenerek aritmetik ortalamaları ve standart hataları belirlenmiştir. Ayrıca kadın ve erkek bireyler arasında, alt ve üst çenede bu oluşumların görülme farklılıklarının anlamlı olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla, verilerimize t testi ve ki kare (X 2 ) testi uygulanmıştır.

83 Radyolojik Analiz Dişlerde ve çenelerde makroskobik olarak tanımlayamadığımız patolojik oluşumları saptamak amacıyla materyallerimizin rontgenleri çekilmiş ve bu yoldan değerlendirilmeye gidilmiştir Karşılaşılan Sorunlar Toprağın yapısı, insanlar ve hayvanların yol açtığı mezar tahripleri, birçok arkeolojik kazıda paleoantropolog bulundurulmaması, iskeletlerin dikkatsiz, özensiz bir şekilde çıkartılması ve taşınması materyalin zarar görmesine neden olan etmenlerdir. Bu olumsuz koşullar birçok paleoantropolojik veriye sağlıklı bir şekilde ulaşmayı güçleştirmektedir. Aynı zamanda özellikle hypoplasia gibi önemli bir patolojik lezyona diğer dişlerden daha fazla maruz kalan kesici ve köpek dişleri, soketlerinden kolayca düşebildiği için, kazılarda bulunan çeneler üzerinde çoğunlukla var olmamakta, ya kaybolmakta ya da sonradan izole biçimde ele geçirilmektedir. Titiz kazı çalışmaları sayesinde eski dönemlerde yaşamış olan topluluklarda özellikle mine hypoplasiasının varlığını ve miktarını belirleyen değerlendirmeye zarar verecek bu tür kayıplar engellenmektedir. Karagündüz Ortaçağ Höyüğü nde yürütülen mezarlık kazılarında kazı ekibinde bir paleoantropoloğun bulunması, iskeletlerin alandan çıkartılması sırasında daha az zarar görmesine neden olmuştur. Fakat bazı iskelet parçaları çeşitli nedenlerle dağınık ve parçalı bir şekilde bulunmuş, bu da ele geçen bu tür materyallerin hangi bireye ait olduğunun tespitini güçleştirmiştir. Kemiklerin çok aşınmış, kırık, parçalı olduğu durumlarda da cinsiyet ve yaş belirlenememiştir. Bazı dişler mezarlık alanında ve çevresinde ayrı bir şekilde ele geçirilmiş, bu dişlerin hangi çenelere ait olduğu saptanamadığından çalışmada izole olarak değerlendirilmiştir. Bu dişlerden kırık olanlarda sağ sol

84 55 ya da üst alt ayırımı güvenilir biçimde yapılamadığından patolojik incelemeye dahil edilmemiştir. Tez çalışması sırasında karşılaşılan en büyük sorunlardan bir tanesi de, paleoantropologlar arasında ortak standartların geliştirilmemiş olmasıdır. Birçok araştırmacı aynı konuyu farklı yöntem ve metotlarla çalıştığından, çalışma sonuçlarının karşılaştırılması güçleşmiştir. Belki de şu an için yapılması gereken en önemli şey, paleoantropologlar arasında özellikle Anadolu ya özgü ortak standartların geliştirilmesidir. 3. BÖLÜM

85 56 BULGULAR VE DEĞERLENDiRME 3.1. Karagündüz Populasyonunun Paleodemografik Yapısı Paleodemografi çeşitli dönemlerde yaşamış olan eski toplumların nüfus yapılarını ve nüfusun evrimsel gelişimini konu alan bir bilim dalıdır. Paleodemografi nekropol, mağara ve açık yerleşim alanlarından gelen iskeletlere, kendi yöntemlerini uygulayarak, eski insan toplumlarının nüfus yoğunluğu, yaş ortalamaları, ölüm oranları ve cinsiyet oranları gibi demografik bilgilerini irdelemektedir. Ayrıca, elde edilen paleodemografik verilerden insanlığın sayısal artışı, nüfus gelişimi ve nüfustaki hareketlilikleri hakkında bilgi edinilirken, bu bilgiler günümüzde yaşayan toplumlarla karşılaştırılarak, geçmişle günümüz insan toplulukları arasında bir köprü de kurabilmektedir (Sevim, 1993). Paleodemografi (eski nüfus bilimi) bilimi çoğunlukla kayıtlı herhangi bir belgesi bulunmayan toplumları incelemekle beraber, bazen de yakın zamanlarda yaşamış toplulukları araştırmaktadır. Paleodemografik çalışmalarda yazılı herhangi bir kayıt olmadığı için iskelet kalıntılarından ve mezar buluntularından yararlanılarak nüfusa ilişkin bilgi elde edilebilmektedir (Sevim ve diğ., 2003). Ubelaker a (1978) göre paleodemografi, insan iskelet kalıntılarından yola çıkılarak kültürel buluntularıyla birlikte toplumun yeniden oluşturulmasıdır. Öyle ki, populasyonların nüfus yapıları çevresel, biyolojik ve kültürel ilişkilerle biçimlenmektedir. Paleodemografik bir çalışma yapabilmenin ilk şartı, ele alınacak örneklemin populasyonu temsil edebilecek çoğunlukta olması ve iskeletlerde yaş ve cinsiyetin doğru olarak saptanmasıdır Cinsiyet Dağılımı ve Ölüm Yaşı Ortalamaları

86 57 Bebek ve çocuklarda cinsiyetin belirlenmesine yönelik çalışmalar mevcut olmasına karşın, elde edilen sonuçların güvenilirliğinin düşük olması, pek çok paleoantropolojik çalışmada bu bireylerde cinsiyetin göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Bu çalışmada 0-2,4 yaş grubu arası bireyler bebek, 2,5-14,9 yaş grubu arası bireyler çocuk, 15 yaş ve üzeri bireyler ise erişkin olarak alınmıştır. 13 yaşında çocuklarda süt dişleri tamamen dökülmekte, ancak cinsel olgunluğa erişme 15 yaş civarında gerçekleşmektedir. Dolayısıyla incelenen topluma ait iskelet materyallerinde cinsiyetin güvenilir olarak belirlenebilmesi amacıyla bu çalışmada, 15 yaş ve üstü bireyler erişkin olarak ele alınmış ve cinsiyetleri saptanabilmiştir. Çalışma materyalini oluşturan 890 bireyin paleodemografik dağılımına bakıldığında, bu bireylerden 41 inin fetus (% 4,61), 205 inin bebek (% 23,03), 272 sinin çocuk (% 30,56), 139 unun kadın (% 15,62) ve 176 sının erkek (% 19,78) olduğu görülür. Cinsiyeti saptanamayan 57 birey ise topluluğun % 6,40 ını oluşturmaktadır (Tablo 5 ve Grafik 1). Tablo 5: Karagündüz populasyonunda toplam birey sayısı n % Fetus 41 4,61 Bebek ,03 Çocuk ,56 Kadın ,62 Erkek ,78 Cins. Bilinm. 57 6,40 Toplam n: Birey sayısı

87 58 35 % Fetus Bebek Çocuk Kadın Erkek Cins. Bilinm. Grafik 1: Karagündüz populasyonunda toplam birey sayısı Karagündüz populasyonunda 890 bireyin % 74,83 ünde (n=666) yaş belirlenebilmiştir. Bebek ve çocuklarda bu oran % 89,77 iken, erişkinlerde % 54,03 tür. Karagündüz toplumunda genel ölüm yaşı ortalaması 14 yıl olarak hesaplanmıştır. Değerin bu kadar düşük çıkması hesaplamalara bebek ve çocukların yaş ortalamalarının katılmasından ileri gelmektedir. Çünkü bebek ve çocuklarda hesaplanan ölüm yaşı ortalaması 4,03 tür. Sadece erişkin bireylerden hesapladığımız yaş ortalaması ise 37,08 dir. Topluluk genelinde cinsiyetler arası yaş ortalamalarına bakıldığında kadınlarda ortalama yaş 36,16 iken, erkeklerde bu değer 38,59 olarak bulunmuştur. Görüldüğü gibi Karagündüz toplumunda erkeklerin yaş ortalaması kadınlardan daha yüksektir. İncelenen toplumdaki genel erişkin yaş ortalaması (37,08), Sevim (1993) tarafından Anadolu daki Ortaçağ populasyonları için derlenen yaş ortalamasıyla (39,7) benzerlik göstermektedir. Örneğin Karagündüz toplumuyla aynı dönemde yaşamış olan Değirmentepe de bu ortalama 34,40 iken (Özbek, 1986), Tepecik te 41,43 tür (Sevim, 1993) Yaşam Tabloları Günümüzde yaşayanlarda olduğu gibi geçmişte yaşayan toplumların da demografisinin araştırılmasında yaşam tablosu önemli bir işleve sahiptir. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışmada Karagündüz populasyonunun nüfus dinamiğinin saptanabilmesi için yaşam tabloları oluşturulmuştur.

88 59 Yaşam tablosu oluşturulurken bebek ve çocuklarda birerli yaş aralıkları kullanılmış, erişkinlerde bireylerin yaşlarının belirlenmesindeki hata paylarını ortadan kaldırmak için beşerli yaş aralıkları tercih edilmiş, populasyon genelinin yaşam tablosu da yine beşerli yaş aralıklarına göre yapılmıştır. Bebek ve çocuk ölüm oranları bir toplumun sağlık durumunun en iyi göstergesidir. Demografik açıdan serinin tümüne bakıldığında, incelenen toplumun % 58,20 sinin bebek ve çocuklardan, % 41,80 inin ise erişkin bireylerden oluştuğunu görürüz. Karagündüz bebek ve çocuklarının, doğum öncesi dönemi de içine alacak şekilde 15 yaşa kadar birerli yaş aralıklarına göre hazırlanan yaşam tablosunda, birey sayıları, ölüm oranları, ölüm olasılıkları, yaşam beklentileri ve diğer demografik bilgiler gösterilmiştir (Tablo 6). Bu tablodan da anlaşılacağı gibi, doğum öncesi dönemden 1 yaşına kadar mevcut yaş aralığında ölenlerin sayısı diğer yaş gruplarına oranla daha fazladır. Görüldüğü gibi 15 yaşa kadar toplam 465 bireyin % 23,23 ü daha 1 yaşına gelmeden hayatlarını kaybetmişlerdir (Grafik 2). Doğum öncesi dönemi dahil etmeyip, 0-1 yaş aralığında ölen bebeklerin yüzdesine bakacak olursak, % 15,80 ile yine bu yaş grubu diğer yaş gruplarından daha yüksek bir değer vermektedir. Bebek ve çocuklarda 4 yaşına kadar ölüm oranlarında bir azalma mevcutken, 3-6 yaş arasında ölümlerde bir duraklama gözlenmiştir. 6-7 yaş arasında düşen ve tekrar 7-8 yaş arasında yükselen ölüm oranları, daha sonra 15 yaşa kadar düşerek devam etmiştir. Bireylerde ölüm olasılığı ilerleyen yaşla birlikte artış göstermektedir (Grafik 3). Bununla birlikte bebek ve çocuklarda en fazla yaşam beklentisi, 1-2 yaş grubu arasındadır (Grafik 4).

89 60 Tablo 6: Karagündüz bebek ve çocuklarının yaşam tablosu x Dx dx lx qx Lx Tx ex F+D-0, , ,23 88,39 428,92 4,29 1-1, ,9 76,77 0,17 70,32 340,54 4,44 2-2, ,83 63,87 0,19 57,96 270,22 4,23 3-3,9 35 7,53 52,04 0,14 48,28 212,26 4,08 4-4,9 34 7,31 44,52 0,16 40,86 163,98 3,68 5-5,9 35 7,53 37,2 0,2 33,44 123,12 3,31 6-6,9 20 4,30 29,68 0,14 27,53 89,68 3,02 7-7,9 36 7,74 25,38 0,31 21,50 62,15 2,45 8-8,9 22 4,73 17,63 0,27 15,27 40,64 2,30 9-9,9 20 4,30 12,9 0,33 10,75 25,38 1, ,9 16 3,44 8,60 0,4 6,88 14,62 1, ,9 8 1,72 5,16 0,33 4,30 7,74 1, ,9 10 2,15 3,44 0,63 2,37 3, ,9 4 0,86 1,29 0,67 0,86 1,08 0, ,9 2 0,43 0,43 1 0,22 0,22 0,5 % F+D-0,9 1-1,9 2-2,9 3-3,9 4-4,9 5-5,9 6-6,9 Birerli Yaş Grupları 7-7,9 8-8,9 9-9, , , , , ,9 Grafik 2: Karagündüz bebek ve çocuklarının ölüm yüzdeleri (dx) 1,2 1 0,8 0,6 0,4 0,2 0 F+D-0,9 1-1,9 2-2,9 3-3,9 4-4,9 5-5,9 6-6,9 Birerli Yaş Grupları 7-7,9 8-8,9 9-9, , , , , ,9 Grafik 3: Karagündüz bebek ve çocuklarının ölüm olasılığı (qx)

90 61 4,5 5 3,5 4 2,5 3 1,5 2 0,5 1 0 F+D-0,9 1-1,9 2-2,9 3-3,9 4-4,9 5-5,9 6-6,9 Birerli Yaş Grupları 7-7,9 8-8,9 9-9, , , , , ,9 Grafik 4: Karagündüz bebek ve çocuklarının yaşam beklentileri (ex) Karagündüz populasyonundaki tüm bireyler beşerli yaş grubuna göre hazırlanan yaşam tablosunda değerlendirildiğinde, doğumdan önceki dönemi de dahil edersek, populasyonun % 69,82 sinin 15 yaşına gelmeden öldüğü görülür (Tablo 7). Doğum öncesi dönem dahil edilmediğinde de yine oranda çok büyük bir değişiklik görülmemektedir (% 67,84). Yüksek bebek ve çocuk ölümleri Anadolu da, genel olarak tüm prehistorik topluluklara ait yapılan çalışmalarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. İncelenen populasyonda da yine aynı şekilde özellikle 0-15 yaş grubu arasında yüksek bir ölüm oranıyla karşılaşılmaktadır (% 67,84). Bu sonuç özellikle Çayönü Neolitik (Özbek, 1989) dönemle (% 67,30) oldukça benzerlik göstermektedir. Bu değer Anadolu da Karagündüz toplumuyla aynı dönemde yaşamış olan Tepecik te (Sevim, 1993) % 26,18 iken, Topaklı (Güleç, 1988) Erken Bizans Dönemi toplumunda % 6,36 dır. Birçok araştırmacı yüksek bebek ve çocuk ölümlerini yetersiz anne bakımına, kızıl, kızamık, suçiçeği, grip, boğmaca, ishal gibi salgın hastalıklara, elverişsiz sağlık koşullarına, düzensiz ve kötü beslemeye bağlamaktadır. Bu tür salgın hastalıklar genelde bağışıklık sistemi henüz gelişmemiş olan yeni doğmuş bebekleri daha çok etkilemektedir. Üstelik elverişsiz sağlık koşulları ve yetersiz anne bakımı hastalığın seyrini daha da hızlandırmaktadır (Angel, 1969; Özbek, 1986; Güleç, 1987, 1988; Arman, 1998; Sevim, 1993; Uğur, 1995). Günümüzde bebek ve çocuk ölümleri özellikle fakir yörelerde yine dikkate değer derecede yüksektir. UNİCEF in 1981 yılı için geçerli olan verilerine göre, özellikle geri kalmış bölgelerde

91 62 doğan 125 milyon çocuktan 15 milyonu daha 5 yaşına ulaşmadan ölmüştür (Özbek, 1986). Karagündüz de gün ışığına çıkarılmış bebek ve çocuk iskeletleri incelendiğinde bazı enfeksiyon izlerine rastlanırken, dişlerde de çok yüksek oranda olmamakla birlikte hypoplasia oluşumu saptanmıştır. Bu da bize, populasyondaki bebek ve çocuk ölümlerinden yetersiz ve kötü beslenmenin, yetersiz anne bakımının, bazı enfeksiyonel hastalıkların sorumlu olabileceğini düşündürmektedir. Gerçekten de bebeklerin anne sütünden kesildikten sonra ek gıdaları almaya başlamasıyla, kötü ve düzensiz beslenme bazı hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Ek besinlerin mikrop içerme olasılığı son derece yüksektir ve ölüm riskini arttırmaktadır. Ayrıca daha çok 0-5 yaş arasında etkili olduğu bilinen ve kansızlıktan ileri gelen demir eksikliğinin yol açtığı cribra orbitalia, porotic hyperostosis ve enfeksiyonel hastalıklar Karagündüz bebeklerinde ve çocuklarında da görülmektedir yaşları arasındaki ölümler tüm populasyon dikkate alınarak değerlendirildiğinde, % 30,18 gibi bir değerle kendini yansıtmaktadır. Görüldüğü gibi populasyonun yarısından fazlası 15 yaşından önce ölmüştür. Tablo 7 de görüldüğü gibi 15 yaşından sonraki en fazla ölümlere ise % 5,11 ile 30-34,9 yaşları arasında rastlanmaktadır (Grafik 5). Populasyon genelindeki en fazla ölüm olasılığı yaş grubunda saptanmıştır (Grafik 6). Genel yaşam tablosu incelendiğinde yaşam beklentisi 15 yaşına kadar artarak devam etmiş, 15 yaşından sonra 75 yaşına kadar yaşam beklentisi giderek azalmıştır (Grafik 7) yaş grubundaki bireylerde yaşam beklentisi ise 2,5 yıl olarak tespit edilmiştir. Yani bu bireyler 2,5 yıl kadar daha yaşama şansına sahiptir. Tablo 7: Karagündüz toplumunda genel yaşam tablosu

92 63 x Dx dx Lx qx Lx Tx ex F+D-4, , ,44 390,4 1479,7 14,8 5-9, ,97 56,16 0,36 230,9 1089,3 19, ,9 40 6,01 36,19 0,17 165,9 858,48 23, ,9 24 3,60 30,18 0,12 141,9 692,57 22, ,9 28 4,20 26,58 0,16 122,4 550,68 20, ,9 11 1,65 22,37 0,07 107,7 428,3 19, ,9 34 5,11 20,72 0,25 90,84 320,57 15, ,9 21 3,15 15,62 0,2 70,2 229,73 14, ,9 12 1,80 12,46 0,14 57,81 159,53 12, ,9 31 4,65 10,66 0,44 41,67 101,73 9, ,9 11 1,65 6,01 0,28 25,9 60, ,9 12 1,80 4,35 0,41 17,27 34,16 7, ,9 8 1,20 2,55 0,47 9,76 16,89 6, ,9 4 0,60 1,35 0,44 5,26 7,13 5, ,9 5 0,75 0,75 1 1,88 1,88 2, F+D-4,9 5-9, , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları 50-54, , , , ,9 Grafik 5: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin ölüm yüzdeleri (dx) 1,2 1 0,8 0,6 0,4 0,2 0 F+D-4,9 5-9, , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları 50-54, , , , ,9 Grafik 6: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin ölüm olasılığı (qx)

93 F+D-4,9 5-9, , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları 50-54, , , , ,9 Grafik 7: Karagündüz toplumunu oluşturan bireylerin yaşam beklentileri (ex) Karagündüz populasyonundaki erişkinlerin beşerli yaş aralıklarına göre hazırlanan yaşam tablosunda rastlanan en yoğun ölümler, (% 16,92) ve (% 15,42) yaşları arasındadır (Tablo 8 ve Grafik 8). Bu populasyonda en uzun yaşam süresi 75 yıldır ve en fazla ölüm olasılığı gösteren yaş grubu tir (Grafk 9). Bu toplumdaki bireylerin, yaşına geldiğinde, sadece 2,49 luk bölümü yaşamaktadır, % 80 i ise 50 yaşından önce hayatlarını kaybetmiştir. Populasyondaki en fazla yaşam beklentisi yaşları arasındayken, bu değer ilerleyen yaşlarda gittikçe azalarak devam etmiş, yaş grubundaki yaşam beklentisi 2,5 yıl olarak hesaplanmıştır (Grafik 10). Tablo 8: Karagündüz erişkinlerinin yaşam tablosu X Dx dx lx qx Lx Tx ex 15-19, , ,12 470,1 2294,8 22, , ,93 88,06 0,16 405,5 1824,6 20, ,9 11 5,47 74,13 0, ,2 19, , ,92 68,66 0, ,2 15, , ,45 51,74 0,2 232,6 761,19 14, ,9 12 5,97 41,29 0,14 191,5 528,61 12, , ,42 35,32 0,44 138,1 337,06 9, ,9 11 5,47 19,9 0,28 85, ,9 12 5,97 14,43 0,41 57,21 113,18 7, ,9 8 3,98 8,46 0,47 32,34 55,97 6, ,9 4 1,99 4,48 0,44 17,41 23,63 5, ,9 5 2,49 2,49 1 6,22 6,22 2,5

94 , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları 55-59, , , ,9 Grafik 8: Karagündüz erişkinlerinin ölüm yüzdeleri (dx) 1,2 1 0,8 0,6 0,4 0, , , , , , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları Grafik 9: Karagündüz erişkinlerinin ölüm olasılığı (qx) , , , , , , , , , , , ,9 Beşerli Yaş Grupları Grafik 10: Karagündüz erişkinlerinin yaşam beklentisi (ex)

95 66 Çalışmada daha sonra Karagündüz populasyonundaki kadınlar ve erkekler beşerli yaş gruplarına göre hazırlanan tabloda ölüm yüzdeleri açısından karşılaştırılmıştır (Tablo 9 ve Grafik 11). Kadınlarda en fazla ölümler yaş grubunda gözlenirken, bunu ve yaş grupları izlemektedir yılında Türkiye nin nüfus yapısı ve sorunları üzerine yapılan bir çalışmada doğurganlığın başladığı ilk yaşlar 15-20, en çok yapıldığı yaş aralığı 20-29, son dönemi ise olarak belirtilmektedir (Toros, 1978). Karagündüz kadınlarında ölümlerin bu yaşlarda yüksek olması doğumda yaşanılan risklerden kaynaklanabilir. Erkeklerde ise en fazla ölümler yaş aralığında gerçekleşmiştir. Erişkin bireylerde bu yaşlarda ve sonrasında artan ölüm olasılıklarının nedeni yaşlılığa bağlanabilir. Bunların yanı sıra incelenen populasyonda erişkin bireylerin iskeletlerinde enfeksiyon izlerine de rastlanmıştır. Bu da bize bazı bireylerin ölümlerinde enfeksiyonel hastalıkların da etkili olabileceğini düşündürmektedir. Karagündüz toplumu üzerine yapılan iki yüksek lisans tez çalışması bu toplumda aneminin (Sayar, 2001) ve doğuştan anomalilerin (Sarı, 2003) varlığını ortaya koymuştur. Özer ve diğ. (1999) 1996 yılında Karagündüz Höyüğü nden çıkarılan iskeletlerin paleoantropolojik analizini yapmışlar, populasyondaki patolojik olgulara değinmişlerdir. Ayrıca Sevim ve diğ. (2002) Karagündüz Erken Demir Çağı iskeletlerini paleoantropolojik açıdan incelemişlerdir.

96 67 Tablo 9: Karagündüz kadın ve erkeklerinin beşerli yaş grubuna göre dağılımı KADIN ERKEK Yaş Grubu Birey sayısı % Yaş Grubu Birey sayısı % 15-19, , , , , , , , ,9 7 7, ,9 4 3, , , , , ,9 8 8, , , ,9 9 9, ,9 3 2, ,9 9 9, , , ,9 4 4, ,9 7 6, ,9 7 7, ,9 5 4, ,9 4 4, ,9 4 3, ,9 1 1, ,9 3 2, ,9 2 2, ,9 3 2,86 Toplam Toplam % , , , , , ,9 Yaş Grupları 45-49, , , , , ,9 Grafik 11: Karagündüz erişkinlerinin beşerli yaş grubuna göre dağılımı Kadın Erkek 3.2. Karagündüz Populasyonunda Dişlerde ve Çenelerde Görülen Paleopatolojik Oluşumlar Diş Aşınması Karagündüz populasyonunda dişler aşınma yönünden incelenirken, Bouville ve diğerlerinin (1983) bütün dişler için geliştirdikleri aşınma ölçeğinden yararlanılmıştır. Bu çalışmada aşınma yüzdeleri bulunurken aşınmaya sahip diş grubu ait olduğu çenedeki tüm diş sayısına oranlanmıştır.

97 68 Yani alt çenedeki 2. büyük azı dişlerin aşınma yüzdesini bulmak için 2. büyük azı dişlere ait değer, aşınma göstersin göstermesin tüm alt çeneye ait diş sayısıyla ilişkilendirilmektedir. Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde ise, aşınma yüzdesini bulmak istediğimiz diş grubu tüm diş sayısına oranlanmaktadır. İncelenen diğer patolojik lezyonlar ait oldukları diş, alveol ya da çene gruplarındaki mevcut sayıya oranlanmıştır. Bu lezyonda ise bu tür bir hesaplama oldukça yüksek değerler vermektedir. Çünkü incelediğimiz diş gruplarında dişlerin büyük bir kısmı aşınma göstermektedir Bebek ve çocuklarda görülen diş aşınması: Karagündüz Höyüğü Ortaçağ populasyonunda, bebek ve çocuklara ait 2148 süt dişi aşınma yönünden incelenmiş ve 1247 dişte bu oluşum % 58,05 oranında saptanmıştır (Resim 1). İncelenen toplumda süt dişlerinde üst çenede görülen 62,66 değerindeki aşınma yüzdesi, alt çenede saptanan 53,99 değerindeki aşınma yüzdesinden daha yüksektir. Üst çenedeki ve alt çenedeki dişlerde aşınma en fazla 1. büyük azı dişlerde gözlenirken, bunları 2. büyük azı dişler izlemektedir (Tablo 10 ve Grafik 12). Tablo 10 dan da görülebileceği gibi, süt dişlerinde üst çenede (% 32,17) ve alt çenede (% 25,32) en yoğun olarak görülen aşınma derecesi 3 tür. Üst çenedeki dişlerde en fazla 5 düzeyinde (% 1,43) bir aşınma mevcutken, alt çenedeki dişlerde bu değer sadece bir bireyde olmak kaydıyla 5+ (% 0,16) olarak saptanmıştır.

98 69 Tablo 10: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı Dişler Üst çene n Toplam % ı ,51 I ,14 C ,13 m ,48 m ,40 Toplam ,66 Alt çene ı ,89 ı ,01 C ,62 m ,86 m ,60 Toplam ,99 Genel , % 10 5 Üst çene Alt çene 0 ı1 ı2 c m1 m2 Diş Grupları Grafik 12: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde süt dişlerinde en fazla aşınma gösteren diş grubunun 1. büyük azı dişler (% 16,62) olduğu görülmektedir. Bunu sırasıyla 2. büyük azı dişler (% 15,04), 1. kesici dişler (% 10,06), köpek dişler (% 8,80) ve 2. kesici dişler (% 7,54) izlemektedir. Süt dişlerinde en az aşınma gösteren diş grubu 2. kesici dişler olarak tespit

99 70 edilmiştir (Tablo 11 ve Grafik 13). Görüldüğü gibi süt dişlerinde arka dişler ön dişlere göre daha fazla aşınma göstermiştir. Tablo 11: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % ı ,06 ı ,54 C ,80 m ,62 m ,04 Toplam , % ı1 ı2 c m1 m2 Diş Grupları Grafik 13: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde, en yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi 3 tür (% 28,79). Bunu sırasıyla 2 (% 20,93), 2+ (% 18,04), 4 (% 12,91), 3- (% 12,83), 3+ (% 2,65), 4+(% 1,52), 5 (% 1,20), 1 (% 1,04) ve 5+ (% 0,08) aşınma dereceleri izlemektedir (Grafik 14).

100 71 Aşınan Diş Sayısı Aşınma Dereceleri Grafik 14: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Çocuklarda 616 daimi diş aşınma yönünden incelenmiş ve toplam 236 dişte % 38,31 oranında diş aşınması saptanmıştır. Çocuklarda daimi dişlerde aşınma üst çenede (% 42,07) alt çeneye (% 34,97) oranla daha fazla görülmektedir. Üst çene ve alt çene dişlerinde aşınma en fazla 1. büyük azı dişlerde gözlenirken, bunları üst çenede 2. kesici dişler (% 7,93), alt çenede ise 1. kesici dişler (% 6,44) izlemektedir (Tablo 12 ve Grafik 15 ). Tablo 12 den de görülebileceği gibi üst çene (% 42,62) ve alt çene (% 28,07) dişlerinde en yoğun olarak görülen aşınma derecesi 2 dir. Aynı zamanda üst (% 1,64) ve alt (% 1,75) dişlerde en fazla 5 düzeyinde bir aşınma saptanmıştır. Üst dişlerde alt dişlerden farklı olarak 3+ düzeyindeki aşınmaya rastlanmazken, alt dişlerde 4 ve 4+ düzeyinde aşınma dereceleri mevcut değildir.

101 72 Tablo 12: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı Dişler Üst çene n Toplam % I ,24 I ,93 C ,14 P ,07 P ,72 M ,90 M ,03 M Toplam ,07 Alt çene I ,44 I ,07 C ,53 P ,92 P ,53 M ,60 M ,84 M Toplam ,97 Genel , % Üst çene Alt çene 5 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 15: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, çocuklarda daimi dişlerde en fazla aşınma gösteren diş grubunun 1. büyük azı dişler (% 18,83)

102 73 olduğu görülmektedir. Bunu 1. kesici dişler (% 6,82), 2. kesici dişler (% 5,36), köpek dişler (% 2,76), 2. küçük azı dişler (% 1,62) ve aynı değerlerle 1. küçük azı dişler ve 2. büyük azı dişler (% 1,46) izlemektedir (Tablo 13 ve Grafik 16). Bunların yanı sıra çocuklarda daimi diş sayıları diş grupları arasında oldukça farklılık göstermektedir. Örneğin materyalimizde çocuklara ait toplam 234 tane daimi 1. büyük azı dişi varken, sadece 33 tane 2. büyük azı dişi mevcuttur. Dolayısıyla, bunların da sonuçlarda etkili olduğu düşünülmektedir. Genel anlamda hem ön hem de arka dişlerde aşınma görülmektedir. Özellikle 1. büyük azı dişi ve kesici dişler bu oluşumdan diğer diş gruplarına göre daha fazla etkilenmişlerdir. Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, bu dişlerde en yoğun olarak 2 düzeyinde (% 35,59) aşınma derecesiyle karşılaşılmaktadır. Bunu sırasıyla 2+ (% 27,97), 3 (% 19,91), 3- (% 10,17), 1 (% 2,97), 5 (% 1,69), 3+(% 0,85) ve aynı değerlerle 4 ve 4+ (% 0,42) aşınma dereceleri izlemektedir. Sonuçlar değerlendirildiğinde çocuklarda daimi dişlerde aşınmanın 2 ve 2+ gibi hafif düzeylerde yoğunlaştığı görülmektedir. Tablo 13: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % I ,82 I ,36 C ,76 P ,46 P ,62 M ,83 M ,46 M Toplam ,31

103 74 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 16: Çocuklarda daimi dişlerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Kadınlarda görülen diş aşınması: Karagündüz toplumunda kadın bireylere ait incelenen toplam 1185 dişten 1130 unda % 95,36 oranında aşınma saptanmıştır. Kadınlarda özellikle alt çene ve üst çene dişlerinde aşınma yüzdeleri açısından hemen hemen fark yok gibidir. Yalnızca üst dişler (% 95,46) alt dişlere (% 95,27) göre 0,19 luk bir yüzde farkıyla biraz daha yüksek bir değer göstermektedir. Üst çenede (% 14,88) ve alt çenede (% 14,35) en fazla aşınan diş grubu 1. küçük azı dişler iken, bunu her iki çene grubunda da köpek dişler izlemektedir (Tablo 14 ve Grafik 17). Karagündüz toplumunda kadınlarda üst çene dişlerinde en fazla 2+ düzeyinde (% 26,43) bir aşınmaya rastlanırken, alt çene dişlerinde bu derece 4 tür (% 23,51). Üst çenede 2 dişte 7 düzeyinde (% 0,38) bir aşınma saptanırken, alt çenede bu derece bir aşınma mevcut değildir. En fazla 2 dişte 6 düzeyinde (% 0,33) bir aşınma görülür. Tablo 14: Kadınlarda diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı

104 75 Dişler Üst çene n Toplam % I ,71 I ,34 C ,16 P ,88 P ,97 M ,61 M ,61 M ,17 Toplam ,46 Alt çene I ,78 I ,09 C ,04 P ,35 P ,93 M ,88 M ,72 M ,47 Toplam ,27 Genel ,36 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 17: Kadınlarda diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Kadınlarda üst çene ve alt çene birlikte değerlendirildiğinde en fazla aşınma 1. küçük azı dişlerde (% 14,60) gözlenirken, bunu köpek dişler (% 14,09), 2. büyük azı dişler (% 13,67), 2. küçük azı dişler (% 13,42), 1. büyük azı dişler (% 12,15), 2. kesici dişler (% 11,81), 1. kesici dişler (% 10,21) ve 3.

105 76 büyük azı dişler (% 5,40) izlemektedir (Tablo 15 ve Grafik 18). Bu grupta en fazla aşınma derecesi 2+ düzeyinde (% 24,16) olup, bunu 3 (% 18,94), 4 (% 17,61), 5 (% 11,77), 2 (% 10), 3- (% 4,51), 3+ ve 4+ (% 4,34), 5+ (% 1,77), 5++ (% 1,15), 1 (% 0,71), 6 (% 0,53) ve 7 (% 0,18) dereceleri takip etmektedir. Genellikle aşınmalar az ve orta derecede yoğunlaşırken, ileri derecelerdeki aşınmalara çok düşük oranlarda rastlanmıştır. Tablo 15: Kadınlarda diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % I ,21 I ,81 C ,09 P ,60 P ,42 M ,15 M ,67 M ,40 Toplam ,36 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 18: Kadınlarda diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Erkeklerde görülen diş aşınması: Karagündüz populasyonunda erkeklerde 1549 diş incelenmiş ve toplam 1482 dişte % 95,67 oranında aşınma saptanmıştır. Üst dişler (% 95,89) ve alt dişler (% 95,49) arasında aşınma yönünden çok büyük bir fark görülmemekle birlikte,

106 77 üst dişler alt dişlere göre 0,4 gibi oldukça düşük bir yüzde farkıyla bu lezyondan biraz daha fazla etkilenmiştir. Üst çenede en fazla aşınma gösteren diş grubu 1. küçük azı dişler iken (% 15,58), bunu % 14,31 ile köpek dişler izlemektedir. Alt çenede ise üst çenenin tersi bir durumla karşılaşılmaktadır. Bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu alt çenede köpek dişler olup (% 14,35), bunu % 13,64 ile 1. küçük azı dişler izlemektedir (Tablo 16 ve Grafik 19). Tablo 16 dan da görülebileceği gibi erkeklerde üst çenede (% 26,14) ve alt çenede (% 34,91) en fazla görülen diş aşınma derecesi 4 tür. Bu grupta üst çenede en fazla 7 düzeyine kadar aşınma meydana gelmiş, alt çenede ise aşınma düzeyi 6 yı geçmemiştir. Tablo 16: Erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı Dişler Üst çene n Toplam % I ,62 I ,76 C ,31 P ,58 P ,16 M ,89 M ,49 M ,08 Toplam ,89 Alt çene I ,32 I ,17 C ,35 P ,64 P ,74 M ,51 M ,17 M ,59 Toplam ,49 Genel ,67

107 78 20 % Üst çene Alt çene 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 19: Erkeklerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubunun 1. küçük azılar (% 14,53) olduğu görülür. Bunu sırasıyla köpek dişler (% 14,33), 2. küçük azı dişler (% 12,85), 2. kesici dişler (% 12,52), 1. büyük azı dişler (% 12,14), 2. büyük azı dişler (% 11,49), 1. kesici dişler (% 10,46) ve 3. büyük azı dişler (% 7,36) izlemektedir (Tablo 17 ve Grafik 20). Bu grupta en fazla aşınma derecesi 4 düzeyinde (% 30,90) olup, bunu 3 (% 17,61), 5 (% 14,37), 2+ (% 11,4), 4+ (% 5,26), 3- (% 4,99), 2 (% 4,72), 5++ (% 3,17), aynı değerlerle 3+ ve 5+ (% 3,10), 6 (0,88), 7 (% 0,34) ve 1 (% 0,14) dereceleri takip etmektedir. Görüldüğü gibi erkeklerde 6 ve 7 gibi ileri derecelerdeki aşınmalar oldukça düşük düzeydedir. Aşınmalar az ve orta derecelerde yoğunlaşmaktadır. Tablo 17: Erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % I ,46 I ,52 C ,33 P ,53 P ,85 M ,14 M ,49 M ,36 Toplam ,67

108 79 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 20: Erkeklerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Kadın ve erkeklerde görülen diş aşınmasının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: İncelenen populasyonda kadın ve erkek bireylerin bir arada değerlendirilmesi sonucunda toplam 2734 dişten 2612 sinde % 95,54 oranında aşınma saptanmıştır (Resim 3,4,5). Bu değer oldukça yüksektir. İncelenen dişlerin büyük bir çoğunluğu aşınmaya maruz kalırken, sadece 122 diş hiçbir aşınma belirtisi göstermemiştir. Genel olarak bu oluşum üst dişlerde (% 95,70) ve alt dişlerde (% 95,40) hemen hemen aynı oranda görülürken, üst dişler 0,30 luk bir yüzde farkıyla bu lezyondan alt dişlere göre biraz daha fazla etkilenmiştir. Üst çenede aşınmadan en fazla etkilenen diş grubu 1. küçük azı dişler iken (% 15,27), bunu çok yakın değerlerle köpek dişler (% 14,24) ve 2. küçük azı dişler (% 14,08) izlemektedir. Alt çenede ise bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu köpek dişlerdir (% 14,22), bunu ise yine çok yakın değerlerle 1. küçük azı dişler (% 13,95) ve 2. büyük azı dişler (% 13,41) takip etmektedir. Her iki grupta da bu oluşumdan en az 3. büyük azılar etkilenmiştir. Populasyonda üst dişlerde (% 19,45) ve alt dişlerde (% 30,02) en yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi 4 olarak saptanmıştır (Tablo 18 ve Grafik 21).

109 80 Tablo 18: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek) Dişler Üst çene n Toplam % I ,66 I ,14 C ,24 P ,27 P ,08 M ,21 M ,3 M ,81 Toplam ,70 Alt çene I ,09 I ,13 C ,22 P ,95 P ,25 M ,24 M ,41 M ,11 Toplam ,40 Genel , % 10 5 Üst çene Alt çene 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 21: Erişkin bireylerde diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene ve alt çene birlikte değerlendirildiğinde bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubunun 1. küçük azı dişler (% 14,56) olduğu görülmektedir.

110 81 Bunu sırasıyla köpek dişler (% 14,23), 2. küçük azı dişler (% 13,09), 2. büyük azı dişler (% 12,44), 2. kesici dişler (% 12,22), 1. büyük azı dişler (% 12,14), 1. kesici dişler (% 10,35) ve 3. büyük azı dişler (% 6,51) izlemektedir (Tablo 19 ve Grafik 22). Genel anlamıyla aşınmadan ön ve arka diş grupları, birbirlerine hemen hemen yakın değerlerde etkilenmişlerdir. Populasyonda erişkin bireylerde bu oluşumdan en az etkilenen diş grubu 3. büyük azı dişlerdir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, incelenebilen 3. büyük azı diş sayısının diğer diş gruplarından daha düşük sayıda olduğudur. Bunun yanı sıra aşınma yönünden en yüksek değerleri veren 1. küçük azı dişler, köpek dişler ve 2. küçük azı dişler ise, incelenebilen diş sayısı yönünden diğer diş gruplarından daha fazla sayıdadır. Değerlendirme yapılırken bütün bu faktörlerin göz önünde tutulması gerekmektedir. Kesici, küçük azı ve büyük azı dişler kendi aralarında değerlendirildiğinde, ikincilerin birincilere göre aşınmadan daha fazla etkilendiği görülmektedir. Üst çenenin ve alt çenenin birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise, sağ (% 49,73) ve sol (% 50,27) tarafların aşınmadan benzer oranlarda etkilendiği saptanmıştır. Yalnızca 0,54 lük bir yüzde farkıyla sol tarafın sağ tarafa göre bu lezyondan biraz daha fazla etkilendiği görülmektedir. Tablo 19: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % I ,35 I ,22 C ,23 P ,56 P ,09 M ,14 M ,44 M ,51 Toplam ,54

111 82 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 22: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Aşınma gösteren dişler kadın ve erkek bireylerin bir arada değerlendirildiği bu grupta aşınma dereceleri yönünden ele alındığında, Karagündüz toplumunda erişkin bireylerde dişlerde en fazla 4 düzeyinde (% 25,20) aşınma meydana geldiği görülmektedir. Bunu sırasıyla 3 (% 18,20), 2+ (% 16,90), 5 (% 13,20), 2 (% 7,01), 4+ (% 4,86), 3- (% 4,79), 3+ (% 3,64), 5+ (% 2,53), 5++ (% 2,30), 6 (% 0,73), 1 (0,38) ve 7 (% 0,27) dereceleri izlemektedir (Grafik 23) % Aşınma Dereceleri Grafik 23: Erişkin bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Karagündüz toplumunda kadınlarda ve erkeklerde gerek üst dişlerde gerekse alt dişlerde saptanan aşınma oranları birbirine oldukça yakın

112 83 değerler vermektedir. Yani toplumdaki kadın ve erkek bireyler bu lezyondan hemen hemen aynı düzeyde etkilenmişlerdir. Sadece erkelerde aşınma yüzdesi kadınlara göre 0,31 lik bir farkla biraz daha yüksektir. Bu durum gerek üst çeneler gerekse alt çeneler karşılaştırıldığında da aynıdır. Üst çenede bu fark 0,43 iken, alt çenede 0,22 dir (Tablo 20 ve Grafik 24). Kadınlarda üst çene ve alt çenede, erkeklerde ise üst çenede bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu 1. küçük azı dişler iken, bunu köpek dişler izlemektedir. Erkeklerde alt çenede ise bunu tersi bir durum söz konusudur yani en fazla aşınma gösteren diş grubu köpek dişleri olup, bunu 1. küçük azı dişler izlemektedir. Her iki cinsiyette de en az aşınma gösteren diş grubu 3. büyük azı dişleridir. Kadın ve erkek bireyler aşınma dereceleri açısından karşılaştırıldığında, kadınlarda en fazla 2+ (% 24,16) düzeyinde bir aşınmaya rastlanırken, erkeklerde bu değer 4 tür (% 30,90) (Grafik 25). Kadınlarda aşınma dereceleri erkeklere göre az derecelerde yoğunlaşırken, erkeklerde özellikle 4 dereceden sonra kadınlara oranla bir yükselme görülmektedir. Tablo 20: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının dağılımı Dişler KADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , ,62 I , ,76 C , ,31 P , ,58 P , ,16 M , ,89 M , ,49 M , ,08 TOPLAM , ,89 Alt çene I , ,32 I , ,17 C , ,35 P , ,64 P , ,74 M , ,51 M , ,17 M , ,59 TOPLAM , ,49 GENEL , ,67

113 84 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Kadın Erkek Grafik 24: Kadın ve erkeklerde üst çenede ve alt çenede diş aşınmasının dağılımı % Kadın Erkek Aşınma Dereceleri Grafik 25: Kadın ve erkeklerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Karagündüz toplumunda kadınlarda üst dişlerde aşınma görülme ortalaması 0,58 standart hata ile 7,00 iken, erkeklerde 0,50 standart hata ile 6,92 dir. Alt dişlerde ise bu ortalama kadınlarda 0,59 standart hata ile 8,05 iken, erkeklerde 0,57 standart hata ile 8,17 dir (Tablo 21). Görüldüğü gibi bu ortalama değeri kadınlarda erkeklere göre üst dişlerde, erkeklerde ise kadınlara göre alt dişlerde daha yüksek bir değer vermektedir. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst dişleri

114 85 arasında ve alt dişleri arasında aşınma görülme açısından mevcut fark önemsizdir yani üst dişlerde ve alt dişlerde aşınma görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Cinsiyetler arasında alt dişler ve üst dişler bir arada değerlendirildiğinde ise fark önemsiz olarak görülmektedir. Tablo 21: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede aşınma ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:75 Kadın 7,00 ± 0,58 5,03 8,05 ± 0,59 5,18 n:98 Erkek 6,92 ± 0,50 4,97 8,17 ± 0,57 5,73 t: 0,093 p: 0,926 p > 0,05 t: - 0,142 p: 0,887 p > 0, Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diş aşınması: Karagündüz toplumunda kadın, erkek ve çocuklara ait daimi dişlerle, izole daimi dişler bir arada değerlendirildiğinde, toplam 3391 dişten 2875 i % 84,78 oranında aşınma göstermiştir. 41 izole daimi dişten 27 tanesinde aşınma saptanmıştır. Buna göre populasyonumuzdaki tüm daimi dişlerin incelenmesi sonucunda elde ettiğimiz verilere göre, üst dişlerde (% 85,23) aşınma alt dişlere göre (% 84,40) biraz daha fazla olmakla birlikte, fark hemen hemen yok gibidir. Üst çenede (% 14) ve alt çenede (% 12,69) bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu, diğer büyük azı dişlerinden daha erken, yaklaşık 6 yaşında çıkan ve çiğneme işlevinde aktif bir şekilde oldukça önemli bir görev alan 1. büyük azı dişlerdir. Bunu üst çenede 1. küçük azı dişler (% 12,60), alt çenede ise köpek dişler (% 11,87) izlemektedir. Bu grupta üst çenede (% 17,62) ve alt çenede (% 27,93) rastlanan en yoğun diş aşınma derecesi 4 tür (Tablo 22 ve Grafik 26). Tablo 22: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı

115 86 Dişler Üst çene n Toplam % I ,18 I ,38 C ,41 P ,6 P ,78 M M ,23 M ,65 Toplam ,23 Alt çene I ,61 I ,26 C ,87 P ,59 P ,27 M ,69 M ,32 M ,77 Toplam ,4 Genel ,78 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 26: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

116 87 Alt çene ve üst çeneye ait dişler birlikte değerlendirildiğinde, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubunun 1. büyük azı dişler (% 13,30) olduğu görülür. Bunu sırasıyla köpek dişler (% 12,12), 1. küçük azı dişler (% 12,06), 2. küçük azı dişler (% 10,97), 2. kesici dişler (% 10,85), 2. büyük azı dişler (% 10,35), 1. kesici dişler (% 9,88) ve 3. büyük azı dişler (% 5,25) izlemektedir (Tablo 23 ve Grafik 27). Ön ve arka dişler bu oluşumdan hemen hemen aynı oranlarda etkilenirken, en az etkilenen diş grubu 3. büyük azı dişler olmuştur. Diş aşınma dereceleri açısından ise populasyondaki tüm daimi dişlerin özellikle 4 derecede (% 23,10) yoğunlaştığı görülür. Bunu ise, 3 (% 18,40), 2+ (% 17,70), 5 (% 12,20), 2 (% 9,46), 3- (% 5,18), 4+ (% 4,49), 3+ (% 3,44), 5+ (% 2,37), 5++ (% 2,09), 6 (% 0,66), 1 (% 0,59) ve 7 (% 0,24) dereceleri takip etmektedir. Görülüyor ki, incelenen toplumdaki aşınma şiddeti az ve orta derecelerdedir. İleri derece aşınmalar çok düşük düzeydedir. Tablo 23: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene n Toplam % I ,88 I ,85 C ,12 P ,06 P ,97 M ,3 M ,35 M ,25 Toplam ,78

117 88 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 27: Daimi dişlerde görülen diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Karagündüz toplumunda 75 kadın ve 98 erkek olmak üzere toplam 173 bireyde aşınma saptanmıştır. Kadın ve ereklere ait aşınma gösteren toplam 2612 dişten 499 u (% 19,10) 15-24,9, 749 u (% 28,68) 25-34,9, 564 ü (% 21,59) 35-44,9 yaş grubu arasındaki bireylere, 800 tanesi de (% 30,63) 45 yaşın üzerindeki bireylere aittir (Grafik 28). İncelenen populasyonda genel olarak aşınma en yüksek değeri 45 yaşın üzerindeki bireylerde verirken, en az aşınma değerini 15-24,9 yaş grubu arasındaki genç bireylerde vermektedir. % , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Grafik 28: Kadın ve erkeklerde aşınmanın yaş gruplarına göre dağılımı 15-24,9 arası yaş grubunu oluşturan bireylerde üst çeneye ve alt çeneye ait dişler birlikte değerlendirildiğinde, sağ ve sol taraflarda aşınmanın birbirlerine çok yakın değerler verdiği, yalnızca sağ tarafın %1 lik bir farkla sol

118 89 tarafa göre bu lezyondan biraz daha fazla etkilendiği görülmektedir. Ayrıca bu grupta aşınmadan ön dişler ve arka dişler hemen hemen aynı düzeyde etkilenmişlerdir (Grafik 29). Bu genç bireylerde aşınmaya en fazla maruz kalan diş 1. büyük azı dişler (% 16,23) olup, en yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi de 2+ (% 34,27) ve 3 tür (% 26,25) (Tablo 24). Bu yaşlar arasındaki bireyler aşınmadan genellikle az ve orta derecelerde etkilenmişlerdir. Bu yaş grubunda sadece bir dişte 5+ düzeyinde bir aşınma saptanmış, daha ileri düzeyde aşınma görülmemiştir. Tablo 24: 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ Üst+Alt çene M3 M2 M1 P2 P1 C I2 I1 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Toplam % , , , , , , , , , ,20 TOPLAM Aşınan Diş Sayısı SOL SAĞ 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 29: 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene)

119 ,9 arası yaş grubunu oluşturan bireylerde, üst çeneye ve alt çeneye ait dişler birlikte değerlendirildiğinde, bir önceki yaş grubunda olduğu gibi sağ ve sol taraflarda aşınmanın birbirlerine çok yakın değerler verdiği, yine sağ tarafın % 1,46 lık bir farkla sol tarafa göre bu lezyondan biraz daha fazla etkilendiği görülmektedir (Grafik 30). Bu bireylerde en fazla aşınma 2. büyük azı dişlerde (% 15,22) olup, en yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi de 2+ (% 23,6) ve 4 tür (% 22,4) (Tablo 25). Bu yaşlar arasındaki bireyler, aşınmadan çoğunlukla az ve orta derecelerde etkilenmişlerdir. Bu yaş grubunda sadece 1 dişte 5++ düzeyinde bir aşınma saptanmış, daha ileri bir düzeyde aşınma görülmemiştir. En az aşınma 3. büyük azı dişlerde (% 8,01) ve ön dişlerde yani 1. kesici dişler (% 9,88) ve 2. kesici dişlerde (% 11,62) gözlenirken, aşınmadan etkilenen diğer dişler birbirlerine hemen hemen aynı değerler vermiştir. Tablo 25: 25-34,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ Üst+Alt çene M3 M2 M1 P2 P1 C I2 I1 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Toplam % , , , , , , , , , , ,13 TOPLAM

120 91 Aşınan Diş Sayısı I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları SOL SAĞ Grafik 30: 25-34,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 35-44,9 arası yaş grubunu oluşturan bireylerde, üst çeneye ve alt çeneye ait dişler birlikte değerlendirildiğinde, sol tarafta aşınmanın (% 51,60) sağ tarafa göre (48,40) daha fazla olduğu görülmektedir (Grafik 31). Aradaki fark % 3,2 dir. Bu erişkin bireylerde aşınmadan en fazla etkilenen diş grubu köpek dişler (% 16,13) olup, bunu 1. küçük azı dişler (% 15,78) ve 2. küçük azı dişler (% 14,18) izlemektedir. En yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi ise 4 tür (% 37,06) (Tablo 26). Bu yaşlar arasındaki bireyler de bir önceki grupta olduğu gibi, aşınmadan çoğunlukla az ve orta derecelerde etkilenmişlerdir. Bu yaş grubunda iki dişte 7 düzeyinde (% 0,35) ileri bir aşınma derecesi saptanmıştır. En az aşınma 3. büyük azı dişlerde (% 7,98) ve 1. kesici dişlerde (% 9,22) kaydedilmiştir.

121 92 Tablo 26: 35-44,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ Üst+Alt çene M3 M2 M1 P2 P1 C I2 I1 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Toplam % , , , , , , , , , , , ,35 TOPLAM Aşınan Diş Sayısı SOL SAĞ 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 31: 35-44,9 yaş grubu arasındaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) 45 yaş üzerindeki bireylerde üst çeneye ve alt çeneye ait dişler birlikte değerlendirildiğinde, sağ ve sol taraflarda aşınmanın birbirlerine çok yakın değerler verdiği, yalnızca sol tarafın %1,50 lik bir farkla sağ tarafa göre bu lezyondan biraz daha fazla etkilendiği görülmektedir (Grafik 32). Bu yaş grubunda aşınmadan en fazla etkilenen diş grubu 1. küçük azı dişler (% 16,38) olup, bunu köpek dişler (% 15,87) ve 2. kesici dişler (% 14) izlemektedir. En yoğun olarak karşılaşılan aşınma derecesi ise 4 (% 30,88)

122 93 ve 5 tir (% 25,38) (Tablo 27). 45 yaş üzerindeki bireyler de aşınmadan çoğunlukla az ve orta derecelerde etkilenmişlerdir. Bu yaş grubunda toplam beş dişte 7 düzeyinde (% 0,63) ileri bir aşınma derecesi saptanmıştır. En az aşınma 3. büyük azı dişlerde (% 7,25) kaydedilmiştir. Tablo 27: 45 üzeri yaş grubundaki bireylerde diş aşınmasının aşınma derecelerine göre dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ Üst+Alt çene M3 M2 M1 P2 P1 C I2 I1 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Toplam % , , , , , , , , , , , ,63 TOPLAM Aşınan Diş Sayısı I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 SOL SAĞ Diş Grupları Grafik 32: 45 üzeri yaş grubundaki bireylerde diş aşınmasının dağılımı (alt çene+üst çene) Genel olarak bakıldığında Karagündüz erişkinlerinde, her yaş grubunda aşınmadan etkilenen diş grubu farklıdır ,9 yaş grubu arasında bu oluşumdan en fazla 1. büyük azı dişler etkilenirken, 25-34,9 yaş

123 94 aralığında 2. büyük azı dişler, 35-44,9 yaş grubunda köpek dişler ve 45 yaşın üzerindeki bireylerde ise 1. küçük azı dişler bu lezyona diğer diş gruplarından daha fazla maruz kalmışlardır (Grafik 33) Aşınan Diş Sayısı , , ,9 45 üzeri 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 33: Kadın ve erkeklerde diş gruplarında aşınmanın yaş aralıklarına göre dağılımı Diş Çürüğü Bebek ve çocuklarda görülen diş çürüğü: Karagündüz populasyonunda, bebek ve çocuklara ait 2148 süt ve 616 daimi diş çürük açısından incelenmiştir. Buna göre populasyon genelinde süt dişlerinde % 4,89 oranında çürük saptanmıştır. Süt dişlerinde bu lezyon çene yarımlarına göre değerlendirildiğinde, üst dişlerdeki çürük yüzdesinin (6,95), alt dişlere oranla (3,07) daha fazla bir değer gösterdiği görülür (Tablo 28 ve Grafik 34). Bununla birlikte hem üst dişlerde (% 13,25) hem de alt dişlerde (% 7,17) en yüksek çürük yüzdesi 1. büyük azı dişinde kaydedilmiştir. Bunu üst çenede (% 12,21) ve alt çenede (% 4,71) 2. büyük azı dişi izlerken, ön dişlerde çürük düşük oranlarda görülmektedir.

124 95 Tablo 28: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % ı , , ,05 I , , ,48 c m , ,25 m , , ,21 TOPLAM , , ,95 Alt çene B G % B G % B G % ı , ,52 ı c , ,49 m , ,17 m , , ,71 TOPLAM , , ,07 GENEL , , ,89 % I1!2 c m1 m2 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 34: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Diş çürüğü açısından sağ ve sol çene yarımları arasında alt ve üst çenede çok büyük bir fark olmamakla birlikte, çürük yüzdesi sağ tarafta biraz daha fazladır (5,35) (Grafik 35). Çene yarımları arasında çürük görülme yüzdeleri açısından fark 0,91 dir.

125 96 % SOL SAĞ 0 ı1 ı2 c m1 m2 ı1 ı2 c m1 m2 Üst çene Alt çene Grafik 35: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Çene grupları birlikte değerlendirildiğinde süt dişlerinde en fazla çürüğe maruz kalan diş grubu 1. büyük azı dişlerdir (% 9,96). Bunu sırasıyla 2. büyük azı dişler (% 8,12), 1. kesici dişler (% 2,19), 2. kesici dişler (% 1,12) ve köpek dişler (% 0,24) izlemektedir (Tablo 29 ve Grafik 36). Tablo 29: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,19 I , , ,12 C , ,24 m , , ,96 m , , ,12 TOPLAM , , ,89 % I1 I2 C m1 m2 Diş Grupları Grafik 36: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene)

126 97 Süt dişlerinde çürük özellikle arayüz çürüğü olarak karşımıza çıkmaktadır (% 55,24). Tablo 30 ve Grafik 37 de görülebileceği gibi, bunu sırasıyla distal yüzey çürükleri (% 12,38) (Resim 2), oklüzyal yüzey çürükleri (% 11,43), mesial yüzey çürükleri (% 7,62), lingual yüzey çürükleri (% 6,67), labial yüzey çürükleri (% 3,81) ve kök çürükleri (% 2,86) izlemektedir. Tablo 30: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüğü görülme yüzeyleri Çürük Yüzeyleri Üst çene Alt çene Toplam % ARAYÜZ ,24 MESİAL ,62 DİSTAL ,38 LİNGUAL ,67 LABİAL ,81 BUCCAL OKLÜZYAL ,43 KÖK ,86 GENEL , % ARAYÜZ MESİAL DİSTAL LİNGUAL LABİAL BUCCAL OKLÜZYAL KÖK Çürük Yüzeyleri Grafik 37: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diş çürüğü görülme yüzeyleri Bebek ve çocuklarda kişi başına düşen çürük sayısı da araştırılmıştır (Tablo 31). Buna göre incelenen 247 bebek ve çocuğun 44 ünde (% 17,81) çürük lezyonu saptanmıştır. 44 birey içinde 15 bireyde bu oluşum sadece tek bir dişte görülürken (% 34,09), 14 bireyde 2 dişte (% 31,82), 4 bireyde 3 dişte (% 9,09) 5 bireyde 4 dişte (% 11,36), 4 bireyde 5 dişte (% 9,09), 1 bireyde 6 dişte (% 2,27) ve 1 bireyde 7 dişte (% 2,27) bu oluşuma rastlanmaktadır.

127 98 Görüldüğü gibi toplulukta yalnızca bir bireyde en çok 7 çürük vardır. Genellikle populasyonda dişlerinde çürük saptanan bebek ve çocukların % 65,91 i ağızlarında bir ya da iki çürüğe sahiplerdir. Tablo 31: Bebek ve çocuklarda gözlenen çürük sayıları Çürük sayısı n % , , , , , , ,27 Toplam n:birey sayısı Yaş ve süt dişlerindeki çürük sayısı arasındaki ilişkiye bakıldığında, yaşı belirlenebilmiş 11 birey 0-2,5 yaşları arasında % 0,52 oranında diş çürüğüne sahipken, bu değer 15 yaşa kadar % 4,41 değerine ulaşmıştır (Tablo 32). Tablo 32: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde yaş gruplarına göre diş çürüğü sayısının dağılımı Yaş Grupları n % 0-2,5 11 0,52 2,6-14,9 94 4,41 Toplam 105 4,93 n:diş çürüğü sayısı 2,5-13 yaş arası çocuklarda görülen karışık dişlenme nedeniyle, toplam 157 çocukta 616 daimi diş çürük açısından incelenmiş ve sadece bir tane M 1 (% 0,43) ve iki tane M 2 (% 6,06) olmak üzere, alt çeneye ait toplam üç dişte % 0,49 oranında çürüğe rastlanmıştır. Çene yarımları açısından bakıldığında ise, çürük oluşumlarının ikisi sağ alt çene yarımında, bir tanesi de sol alt çene yarımında meydana gelmiştir. Görüldüğü gibi, Karagündüz toplumunda çocukların daimi dişlerinde diş çürüğü yüzdesi oldukça düşük bir değerle karşımıza çıkmaktadır.

128 Kadınlarda görülen diş çürüğü: Karagündüz populasyonunda kadınlarda incelenen 1185 dişten 86 sında % 7,26 oranında çürük saptanmıştır. Kadınlarda üst dişlerde görülen çürük görülme yüzdesi (8,35), alt dişlerde görülen çürük yüzdesinden (6,31) daha fazladır (Tablo 33 ve Grafik 38). Bununla birlikte hem üst çenede (% 21,79) hem de alt çenede (% 14,29) en fazla çürüğe 2. büyük azı dişlerde rastlanmaktadır. Bunu üst çenede ve alt çenede 3. büyük azı dişler izlemektedir. Yalnız alt çenede 3. büyük azı dişler (% 11,54) ile 2. küçük azı dişler (% 11,49) birbirlerine çok yakın değerler vermektedir. Kadınlarda üst çenede ve alt çenede 2. kesici dişlerde çürüğe rastlanmamıştır. Tablo 33: Kadınlarda diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,69 I C , , P , , ,1 P , , ,69 M , ,79 M , , ,79 M , , TOPLAM , , ,35 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,69 I C , ,09 P , , ,16 P , , ,49 M , , ,71 M , , ,29 M , , ,54 TOPLAM , , ,31 GENEL , , ,26

129 % Üst çene Alt çene 5 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 38: Kadınlarda diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Bu lezyon üst çenede sol yarımı (% 8,93), alt çenede ise sağ yarımı (% 7,62) daha fazla etkilemiştir (Grafik 39). Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, özellikle sağ yarımın (% 7,68) bu oluşumdan daha fazla etkilendiği görülür. 25 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 39: Kadınlarda diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde bu lezyona kadınlarda en fazla 2. büyük azı dişlerde (% 17,75) rastlanırken, bunu sırasıyla 3. büyük azı dişler (% 14,94), 2. küçük azı dişler (% 9,7), 1. büyük azı dişler (% 6,80), 1. küçük azı dişler (% 4,52), 1. kesici dişler (% 3,25) ve köpek dişler (% 2,91)

130 101 izlemektedir. İncelenen 145 adet 2. kesici dişlerde ise çürüğe rastlanmamıştır (Tablo 34 ve Grafik 40). Tablo 34: Kadınlarda diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,25 I C , , ,91 P , , ,52 P , , ,7 M , , ,80 M , , ,75 M , , ,94 TOPLAM , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 40: Kadınlarda diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Erkeklerde görülen diş çürüğü: Erkeklerde incelenen toplam 1549 dişten 88 inde (% 5,68) çürük görülmüştür. Üst ve alt çene dişleri çürük açısından karşılaştırıldığında, bu lezyondan üst dişlerin (% 6,8) alt dişlere (% 4,74) oranla daha fazla etkilendiği görülür (Tablo 35 ve Grafik 41). Üst çenede çürük en fazla 1. büyük azı dişlerde gözlenirken (% 19,78), alt çenede 3. büyük azılar en yüksek çürük yüzdesini vermektedir (% 10). Bunları üst çenede ve alt çenede 2. büyük

131 102 azı dişler izlemektedir. Erkeklerde alt çenede 1. ve 2. kesici dişlerde çürük lezyonu saptanamamıştır. Tablo 35: Erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,33 I , ,16 C , ,89 P , , ,45 P , , ,90 M , , ,78 M , , ,18 M , , ,26 TOPLAM , , ,8 Alt çene B G % B G % B G % I I C , ,6 P , , ,46 P , , ,77 M , , M , ,32 M , , TOPLAM , , ,74 GENEL , , , % Üst çene Alt çene 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 41: Erkeklerde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

132 103 Üst çene ve alt çene ayrı ayrı değerlendirildiğinde, üst (% 7,44) ve alt çenenin (% 5,04) sol yarımlarındaki dişlerin bu oluşuma daha fazla maruz kaldığı görülmüştür (Grafik 42). Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde ise, kadınların aksine erkeklerde sol yarım bu lezyondan daha fazla etkilenmiştir. Aslında gerek kadınlarda gerekse erkeklerde sol ve sağ yarımda görülen çürük yüzdesi farkı çok azdır. 25 % SOL SAĞ 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Grafik 42: Erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Erkeklerde çürükten en fazla etkilenen diş grubu 1. büyük azı dişler (% 14,14) olup, bunu sırasıyla 2. büyük azı dişler (% 13,09), 3. büyük azı dişler (% 7,87), 2. küçük azı dişler (% 6,34), 1. küçük azı dişler (% 2,94), köpek dişler (% 1,73), 1. kesici dişler (% 0,61) ve 2. kesici dişler (% 0,49) izlemektedir (Tablo 36 ve Grafik 43). Tablo 36: Erkeklerde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , ,61 I , ,49 C , , ,73 P , , ,94 P , , ,34 M , , ,14 M , , ,09 M , , ,87 TOPLAM , , ,68

133 % 5 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 43: Erkeklerde diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Kadın ve erkeklerde görülen diş çürüğünün birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz populasyonunda kadın ve erkeklerde gözlediğimiz çürük değerleri bir arada değerlendirildiğinde, bu lezyona incelenen toplam 2734 dişten 174 ünde % 6,36 oranında rastlanmıştır (Tablo 37). Bununla birlikte çürük değerimize Hardwick Düzeltmesi uygulandığında değerimiz % 14,04 e yükselmektedir. Tablo 37: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,49 I , ,68 C , , ,23 P , ,54 P , , ,11 M , , ,29 M , ,53 M , , ,87 TOPLAM , , ,48 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,97 I C , ,38 P , , ,76 P , , ,47 M , , ,65 M , , ,48 M , , ,66 TOPLAM , , ,42 GENEL , , ,36

134 105 Üst ve alt diş grupları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, kadın ve erkeklerde çürük görülme yüzdesi üst dişlerde (7,48) alt dişlere (5,42) oranla daha fazla yoğunlaşmaktadır (Tablo 38 ve Grafik 44). Aslında bu sonuç beklentiler dahilindedir. Mekanik temizlemenin olmadığı veya zorlaştığı diş yüzeylerinde çürük daha sık olarak görülmektedir. Çünkü çeşitli maddelerin ve mikroorganizmaların buralara birikmesi ve uzun süre kalabilmesi mümkündür. Diş çürükleri mandibular dişlere göre maksillar dişlerde daha sık olarak görülmektedir. Tabi ki bu olay tükürük içindeki çürüğü önleyici maddelerin ve yıkama etkisinin mandibulada daha kolay uygulanabilmesine bağlanabilir. Özellikle dil ve tükürük alt çenedeki dişleri temizlemede üst çeneye göre daha işlevseldir. Kadın ve erkek bireylerin birlikte değerlendirilmeleri sonucunda, hem üst çenede (% 20,53) hem de alt çenede (% 11,48) en fazla çürük yüzdesini 2. büyük azı dişler vermektedir ve her iki çene grubu arasındaki yüzde farkı 9,05 dir. Bunu üst çenede 1. büyük azı dişler (% 14,29), alt çenede 3. büyük azı dişler (% 10,66) izlerken, alt çenede 2. kesici dişlerde çürüğe rastlanmamıştır. Tablo 38: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene Alt çene Dişler B G % B G % I , ,97 I , C , ,38 P , ,76 P , ,47 M , ,65 M , ,48 M , ,66 TOPLAM , ,42

135 106 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 44: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Diş çürüğü çene yarımları açısından incelendiğinde ise, sol çene yarımındaki dişler (% 6,45), sağ çene yarımına göre (% 6,27) bu oluşumdan biraz daha fazla etkilenmiştir (Grafik 45). Aradaki fark 0,18 gibi oldukça düşük bir değer vermektedir. 25 % SOL SAĞ 5 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Grafik 45: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Alt çene ve üst çene bir arada değerlendirildiğinde, diş çürüğü yüzdesini en fazla veren diş grubu 2. büyük azı dişler (% 15,28) olup, bunu

136 107 sırasıyla 1. büyük azı dişler (% 10,95), 3. büyük azı dişler (% 10,75), 2. küçük azı dişler (% 7,84), 1. küçük azı dişler (% 3,61), köpek dişler (% 2,23), 1. kesici dişler (% 1,75) ve 2. kesici dişler (% 0,29) izlemektedir (Tablo 39 ve Grafik 46). Burada dikkati çeken en önemli nokta, kompleks (karmaşık) yapılarından ötürü büyük azı dişlerde ön dişlere nazaran çürüğe daha fazla oranda rastlanmasıdır. Büyük azı dişleri oklüzyal yüzeylerinde tüberküllü, oluk ve çukurlara sahip geniş yüzeyli bir yapı gösterirler. Bu yapılarından dolayı bu dişlerde besin maddeleri birikerek mikroorganizmaların aktivitelerine uygun koşullar oluştururlar. Bu nedenle de azı dişlerinde ön dişlere göre daha fazla oranda diş çürüğüne rastlanır. Tablo 39: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,75 I , ,29 C , , ,23 P , , ,61 P , , ,84 M , , ,95 M , , ,28 M , ,75 TOPLAM , , ,36 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 46: Erişkin bireylerde diş çürüklerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)

137 108 Tablo 40 ve Grafik 47 den de görülebileceği gibi, kadın ve erkeklerde dişlerde diş çürüğü görülme yüzeyleri incelendiğinde, özellikle arayüz (interproksimal) çürüklerinin oldukça yüksek bir değer gösterdiği dikkat çekicidir (% 37,93). Bunu sırasıyla distal (% 20,11) (Resim 6), mesial (% 16,09), oklüzyal (% 11,49) (Resim 7), kök (% 6,9) (Resim 8), buccal (% 5,75), lingual (% 1,15) ve labial (0,57) yüzey çürükleri izlemektedir. Oluşum yüzeyleri arasındaki farklılıklar, dişlerin kompleks ve basit yapılara sahip olmaları dışında, ağız içerisinde dişlerin temizlenmesiyle de ilişkilidir ki, dil, tükürük, ya da diş fırçası gibi dişleri temizlemek amacıyla kullanılan nesneler, dişlerdeki besin artıklarının birikimini önleyebilir. Yan yana olan dişlerin arasını temizlemedeki güçlük, arayüz çürüklerinin ortaya çıkışında etkilidir. Diş yüzeyleri çürüğe karşı hassas noktalarda çeşitlilik göstermektedir. Kompleks çiğneme yüzeyleri muhtemelen çürüğün en çok görüldüğü bölgelerken, tacın düz kenarları çürükten daha az etkilenen yüzeylerdir. Sert besinler doğal temizlemeyi kolaylaştırır, bu nedenle bu tür beslenme rejimine sahip olan topluluklarda çürük görülme yüzdesi daha düşüktür. Yaşla ve periyodontal hastalıklarla birlikte arayüz (interproksimal), boyun ve kök çürükleri daha fazla oranda görülür. Bu nedenle çürükler belirli yaş frekansları olarak analiz edilmek zorundadır ve diş aşınması hakkındaki bilgilerle birlikte ele alınmalıdır (Buikstra ve Ubelaker, 1994). Tablo 40: Erişkin bireylerde diş çürüğü görülme yüzeyleri (kadın+erkek) Çürük Yüzeyleri Üst çene Alt çene Toplam % ARAYÜZ ,93 MESİAL ,09 DİSTAL ,11 LİNGUAL ,15 LABİAL ,57 BUCCAL ,75 OKLÜZYAL ,49 KÖK ,9 GENEL ,36

138 109 % ARAYÜZ MESİAL DİSTAL LİNGUAL LABİAL BUCCAL OKLÜZYAL KÖK Çürük Yüzeyleri Grafik 47: Erişkin bireylerde diş çürüğü görülme yüzeyleri (kadın+erkek) Karagündüz Ortaçağ kadınlarında diş çürüğü, erkeklere göre biraz daha yüksek oranda çıkmıştır (Tablo 41). Cinsiyetler arası çürük görülme yüzde farkı 1,58 dir. Bu durum eski dönem toplulukları üzerine yapılan diş çürüğü çalışma sonuçlarının bir çoğuyla örtüşmektedir. Erkekler ve kadınlar arasındaki yaşam tarzı farklılıkları bu sonucu doğurabilmektedir. Bunların yanı sıra Grafik 48 den de görüleceği gibi, hem kadınlarda hem de erkeklerde diş çürüğüne üst dişlerde daha fazla rastlanmakta ve özellikle çürükler büyük azı dişlerde yoğunlaşmaktadır. Genel olarak bakıldığında Karagündüz toplumunu oluşturan erişkin bireylerde diş çürüğü yüzdesi, çok da yüksek olmayan bir değerle karşımıza çıkmaktadır. Bu durum incelenen populasyondaki beslenme sisteminin anlaşılmasında oldukça önemli bir veri kaynağıdır.

139 110 Tablo 41: Kadın ve erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı Dişler KADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , ,33 I ,16 C ,89 P , ,45 P , ,9 M , ,8 M , ,2 M ,26 TOPLAM , ,8 Alt çene B G % B G % I , I C , ,6 P , ,46 P , ,77 M , M , ,32 M , TOPLAM , ,74 GENEL , , % KADIN ERKEK 0 I1 I2 C P1 P2M1M2M3 I1 I2 C P1 P2M1M2M3 Üst çene Alt çene Grafik 48: Kadın ve erkeklerde diş çürüklerinin çene yarımlarına göre dağılımı

140 111 Karagündüz populasyonunda kadınlarda üst dişlerde çürük görülme ortalaması 0,22 standart hata ile 1,48 iken, erkeklerde 0,18 standart hata ile 1,11 dir. Alt dişlerde ise bu ortalama kadınlarda 0,25 standart hata ile 1,29 iken, erkeklerde 0,17 standart hata ile 0,93 dür (Tablo 42). Görüldüğü gibi, kadınlar hem üst dişlerde hem de alt dişlerde erkeklere göre daha yüksek bir çürük ortalaması vermektedir. Alt ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde ise, yine kadınlar (ortalama 2,77) erkeklere göre (ortalama 2,04) daha yüksek bir ortalamaya sahiplerdir (Tablo 43). Bununla birlikte yaptığımız istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst dişleri arasında ve yine bu bireylerin alt dişleri arasında çürük görülme açısından mevcut fark önemsizdir. Cinsiyetler arasında alt ve üst dişler bir arada değerlendirildiğinde yine fark önemsiz olarak değerlendirilmektedir. Tablo 42: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede diş çürüğü ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 1,48 ± 0,22 1,26 1,29 ± 0,25 1,39 n:43 Erkek 1,11 ± 0,18 1,21 0,93 ± 0,17 1,16 t: 1,261 p: 0,211 p > 0,05 t: 1,208 p: 0,231 p > 0,05 Tablo 43: Kadın ve erkek bireylerde diş çürüğü ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 2,77 ± 0,33 1,87 n:43 Erkek 2,04 ± 0,18 1,19 t: 1,901 p: 0,063 p > 0,05

141 112 Karagündüz toplumunda cinsiyetler arasında alt ve üst çenede diş çürüğü görülme yönünden farkın önemsiz olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır (X 2 : 0,02, p:0,05). Kadın ve erkeklerde kişi başına düşen çürük sayısı araştırılmış ve incelenen 188 bireyin 74 ünde (43 Erkek, 31 Kadın) % 39,36 oranında çürük lezyonu saptanmıştır. 74 birey içinde 31 bireyde bu oluşum sadece tek bir dişte görülürken (%41,89), 14 bireyde 2 dişte (%18,92), 15 bireyde 3 dişte (% 20,27), 7 bireyde 4 dişte (% 9,46), 4 bireyde 5 dişte (% 5,41) ve 3 bireyde 7 diştedir (% 4,05) (Tablo 44). Görüldüğü üzere toplulukta yalnızca üç bireyde en çok 7 çürük vardır. Genel olarak populasyondaki bireylerin % 81,08 i, 1, 2 ve 3 arasında değişen sayılardaki çürüklere sahiptir. Tablo 44: Erişkin bireylerde gözlenen çürük sayıları (kadın+erkek) Çürük sayısı n % , , , , , ,05 Toplam n: Birey sayısı Kadın ve erkek bireylerde gözlenen diş çürüğü yüzdeleri yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde, en fazla çürük 35-44,9 yaşları arasında yoğunlaşmaktadır. Bunu sırasıyla % 8,18 lik bir değerle 25-34,9, % 6,67 lik bir değerle 45 üzeri yaş grupları izlemektedir (Tablo 45 ve Grafik 49). 45 yaşın üzerindeki bireylerin çoğunda premortem diş kaybının mevcut olması elde edilen sonuçta etkilidir. Populasyondaki en düşük çürük yüzdesi ise 15-24,9 yaş grubu bireylerinde (% 0,72) görülmektedir. Burada incelenen diş sayısının diğer gruplardan biraz daha düşük olduğu da göz önünde tutulmalıdır.

142 113 Tablo 45: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen diş çürüklerinin yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grupları n % 15-24,9 4 0, ,9 65 8, ,9 51 8,92 45 üzeri 54 6,67 Toplam 174 6,36 n: Diş çürüğü sayısı % , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Çürük diş sayısı Grafik 49: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen diş çürüklerinin yaş gruplarına göre dağılımı Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diş çürüğü: Populasyondaki kadın, erkek, çocuk bireylerdeki daimi dişler ile izole daimi dişler bir arada değerlendirildiğinde ise, Karagündüz toplumundaki tüm bireylere ait toplam daimi dişlerdeki diş çürüğü yüzdesi 5,22 olarak bulunmuştur (Tablo 46 ve Grafik 50). Tablo 46: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diş çürüğünün dağılımı B G % KADIN ,26 ERKEK ,68 ÇOCUK ,49 İZOLE GENEL ,22

143 114 % KADIN ERKEK ÇOCUK İZOLE Grafik 50: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diş çürüğünün dağılımı Mandibular ve maksillar dişler bir arada değerlendirildiğinde en fazla çürük 2. büyük azı dişlerde (% 14,32), en az çürük ise 2. kesici dişlerde (% 0,22) gözlenmektedir. Küçük ve büyük azı dişler, kesici ve köpek dişlere oranla daha yüksek bir çürük yüzdesi vermektedir (Tablo 47 ve Grafik 51). Tablo 47: Daimi dişlerde görülen diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Üst+Alt çene B G % I ,13 I ,22 C ,03 P ,21 P ,23 M ,59 M ,32 M ,75 TOPLAM , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 51: Daimi dişlerde görülen diş çürüklerinin dağılımı (alt çene+üst çene)

144 115 Tablo 48 ve Grafik 52 den de görülebileceği gibi, populasyondaki tüm bireylere ait daimi dişlerde, arayüz (% 37,57) çürüklerine diğer diş çürüğü görülme yüzeylerine oranla daha fazla rastlanmaktadır. Tablo 48: Daimi dişlerde diş çürüğü görülme yüzeyleri Çürük Yüzeyleri Üst çene Alt çene Toplam % ARAYÜZ ,57 MESİAL ,02 DİSTAL ,44 LİNGUAL ,10 LABİAL ,55 BUCCAL ,52 OKLÜZYAL ,15 KÖK ,63 GENEL ,32 % ARAYÜZ MESİAL DİSTAL LİNGUAL LABİAL BUCCAL OKLÜZYAL KÖK Çürük Yüzeyleri Grafik 52: Daimi dişlerde diş çürüğü görülme yüzeyleri Hypoplasia Bebek ve çocuklarda görülen hypoplasia: Karagündüz Ortaçağ populasyonunda, bebek ve çocuklara ait 2148 süt dişi hypoplasia açısından incelenmiş ve 63 dişte (% 2,93) bu oluşum saptanmıştır. Populasyonda üst dişlerde görülen hypoplasia oranı (% 3,28) alt dişlerde görülen hypoplasia oranından (% 2,63) daha yüksek bir değer vermektedir (Tablo 49 ve Grafik 53). Gerek üst çenede (% 6,36) gerekse alt çenede (% 6,22) 1. kesici dişler en yüksek hypoplasia yüzdesini göstermektedir. Bunu

145 116 üst çenede 2. kesici dişler (% 4,97), alt çenede ise köpek dişler (% 4,90) izlemektedir. Tablo 49: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % ı , , ,36 I , , ,97 c , , ,79 m , , ,80 m , , ,88 TOPLAM , , ,28 Alt çene B G % B G % B G % ı , , ,22 ı , , ,06 c , , ,90 m , , ,68 m TOPLAM , , ,63 GENEL , , ,93 % I1!2 C m1 m2 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 53: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Her iki çene grubunda da sağ ve sol yarımlardaki dişler arasında çok büyük bir fark olmamakla birlikte, sağ çene yarımlarında bulunan dişlerin hypoplasia yüzdesi biraz daha yüksek çıkmıştır (Grafik 54). Alt ve üst çene

146 117 yarımlarındaki dişler bir arada değerlendirildiğinde, sağ ve sol çene yarımlarında bulunan dişler arasında hypoplasia görülme yüzdeleri açısından fark 0,13 tür. % ı1 I2 c m1 m2 ı1 ı2 c m1 m2 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 54: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Populasyon geneline baktığımızda en yoğun hypoplasia oluşumuna 1. kesici dişlerde (% 6,28) rastlanmıştır. Bunu sırasıyla köpek dişler (% 4,34), 2. kesici dişler (% 3,92), 2. büyük azı dişler (% 0,85) ve 1. büyük azı dişler (% 0,74) izlemektedir (Tablo 50 ve Grafik 55). Üst çene ve alt çenede hypoplasia ön dişlerde arka dişlere oranla daha fazla görülmektedir. Tablo 50: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % ı , , ,28 ı , , ,92 C , , ,34 m , , ,74 m , , ,85 TOPLAM , , ,93

147 ı1 ı2 c m1 m2 Diş grupları Grafik 55: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Hypoplasia oluşumu süt dişlerinde bant şeklinde olup, hepsi dişlerin taç kısımlarında az derecede gelişim göstermektedir. Çocuklarda incelenen 616 daimi dişten 89 u (%14,45) hypoplasia oluşumuna maruz kalmıştır. Çocuklarda üst çenedeki daimi dişler, alt çeneye oranla % 0,06 lık bir farkla bu lezyondan biraz daha fazla etkilenmiştir (Tablo 51 ve Grafik 56). Üst çenede hypoplasia açısından en yüksek yüzdeyi köpek dişleri (% 75,00) vermektedir. Burada değerin bu derece yüksek çıkması, incelenen örneklem sayısının az olmasına bağlanabilir. Yani bakılabilen 12 dişin 9 unda bu oluşuma rastlanmıştır. Bunu ise 1. kesici dişler (% 24,62) izlemektedir. Alt çenede ise üst çenenin tersine en fazla hypoplasia 1. kesici dişlerde (% 29,49) görülürken, bunu köpek dişleri (% 29,17) izlemektedir. Gerek alt çenede (% 23,08) gerekse üst çenede (% 22,22) bunları 2. kesici dişler takip etmektedir.

148 119 Tablo 51: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,62 I , , ,22 C , , ,00 P , , ,54 P M , , ,54 M M TOPLAM , , ,48 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,49 I , ,08 C , , ,17 P , , ,29 P M , , ,65 M M TOPLAM , , ,42 GENEL , , ,45 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 56: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

149 120 Üst çenede sağ yarımda (% 15,17) alt çenede ise sol yarımdaki dişlerde (% 15,29) daha yoğun olarak karşılaştığımız hypoplasia, alt ve üst dişler birlikte değerlendirildiğinde % 0,31 lik bir farkla sol yarımda sağ yarıma oranla biraz daha fazladır (Grafik 57). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 57: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde ise, bu lezyonun köpek dişlerde (% 44,44) yoğunlaştığı görülmektedir. Bunu sırasıyla 1. kesici dişler (% 27,27), 2. kesici dişler (% 22,68), 1. küçük azı dişler (% 12,77) ve 1. büyük azı dişler (% 2,56) izlerken, 2. küçük azı dişler ve 2. büyük azı dişlerde bu oluşuma rastlanmamıştır (Tablo 52 ve Grafik 58). Tablo 52: Çocuklarda daimi dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,27 I , , ,68 C , ,44 P , , ,77 P M , , ,56 M M TOPLAM , , ,45

150 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 58: Çocuklarda daimi dişlerinde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Çocuklarda daimi dişlerde bant şeklinde karşılaşılan hypoplasia, % 86,52 oranında az ve % 13,48 oranında orta derecelerde gelişim göstermiştir (Tablo 53). İleri derecede hypoplasia oluşumuna rastlanmamıştır. Tablo 53: Çocuklarda daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , ,27 I ,68 C 11 68, , ,44 P ,77 P M ,56 M M TOPLAM 77 86, , , Kadınlarda görülen hypoplasia: Karagündüz populasyonunda kadınlarda incelenen 1185 dişin 386 sında (% 32,57) hypoplasia gözlenmiştir. Üst dişlerde bu lezyon (% 40,29) alt dişlere göre (% 25,87) çok daha yoğun bir şekilde görülmektedir (Tablo 54 ve Grafik 59). Kadınlarda bu lezyondan üst çenede en fazla etkilenen diş grubu 1. kesici dişlerdir (% 72,88). Alt çenede ise köpek dişler (% 44,57) bu oluşumdan daha fazla etkilenmiştir. Üst çenede ön dişlerden arka dişlere doğru hypoplasianın yüzdesinde artış

151 122 kaydedilirken, alt çenede köpek dişlerinden sonra 1. küçük azı dişlerin (% 30,53) bu oluşuma daha fazla maruz kaldığı görülmüştür. Tablo 54: Kadınlarda hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,88 I , , ,84 C , , P , , ,68 P , , ,62 M , , ,38 M , , ,79 M , , ,86 TOPLAM , , ,29 Alt çene B G % B G % B G % I , , I , , ,3 C , , ,57 P , , ,53 P , , ,69 M , , ,57 M , , ,78 M , , ,38 TOPLAM , , ,87 GENEL , , ,57 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 59: Kadınlarda hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

152 123 Hypoplasia oluşumuna çene yarımları açısından baktığımızda ise, bu lezyon gerek üst çenede gerekse alt çenede sol çene yarımı dişlerini sağa göre daha fazla etkilemiştir (Grafik 60). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 60: Kadınlarda hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Alt ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde, % 1,31 lik bir farkla sol yarımda bulunan dişlerde bu oluşum sağa göre daha fazladır. Ayrıca hypoplasia oluşumu 1. kesici dişlerde yoğunlaşmakta (% 47,97), bunu sırasıyla köpek dişler (% 47,09), 2. kesici dişler (% 37,93), 1. küçük azı dişler (% 36,16), 2. küçük azı dişler (% 27,27), 1. büyük azı dişler (% 21,09), 2. büyük azı dişler (% 20,71) ve 3. büyük azı dişler (% 18,39) izlemektedir (Tablo 55 ve Grafik 61). Tablo 55: Kadınlarda hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , ,97 I , ,93 C , , ,09 P , , ,16 P , , ,27 M , , ,09 M , , ,71 M , , ,39 TOPLAM , , ,57

153 124 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 61: Kadınlarda hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Kadınlarda bu lezyon % 88,34 oranında az, % 11,14 oranında orta ve % 0,52 oranında ileri derecelerde karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü üzere oluşum çoğunlukla az derecelidir (Tablo 56). Tablo 56: Kadınlarda daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I ,22 4 6, ,97 I ,91 5 9, ,93 C 58 71, , ,09 P ,5 8 12, ,16 P ,33 3 6, ,27 M , , ,09 M , , ,71 M ,39 TOPLAM , ,14 2 0, , Erkeklerde görülen hypoplasia: Erkeklerde incelenen 1549 dişten 295 inde (% 19,04) hypoplasia saptanmıştır. Bu oluşuma üst dişlerde (% 20,11) alt dişlere oranla (% 18,15) daha fazla rastlanmaktadır (Tablo 57 ve Grafik 62). Arada % 1,96 değerinde çok da fazla olmayan bir fark vardır. Erkeklerde bu lezyondan üst çenede (% 30,19) ve alt çenede (% 36,80) en fazla etkilenen diş grubu köpek dişleridir. Bunu her iki çene grubunda da 1.

154 125 kesici dişler, bunları da üst çenede 2. kesici dişler (% 29,07), alt çenede ise 1. küçük azı dişler (% 21,31) izlemektedir. Tablo 57: Erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,33 I , , ,07 C , ,19 P , , ,52 P , , ,71 M , , ,78 M , , ,96 M , , ,02 TOPLAM , , ,11 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,86 I , , ,66 C , , ,8 P , , ,31 P , , ,53 M , , M , , ,47 M , , ,29 TOPLAM , , ,15 GENEL , , ,04 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 62 : Erkeklerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

155 126 Bu oluşuma çene yarımları açısından baktığımızda, gerek üst çenede gerekse alt çenede sol çene yarımı dişleri sağa göre daha fazla etkilenmiştir (Grafik 63). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 63: Erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde % 2,18 lik bir farkla sol yarımdaki dişlerde bu oluşuma daha fazla rastlanmaktadır. Ayrıca hypoplasia oluşumu köpek dişlerde yoğunlaşmakta (% 33,77), bunu sırasıyla 1. kesici dişler (% 26,38), 2. kesici dişler (%23,65), 1. küçük azı dişler (% 18,49), 2. küçük azı dişler (% 15,12), 1. büyük azı dişler (% 13,61), 2. büyük azı dişler (% 9,42) ve 3. büyük azı dişler (% 5,51) izlemektedir (Tablo 58 ve Grafik 64). Görüldüğü üzere, kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de hypoplasia oluşumu, ön dişlerden arka dişlere doğru giderek artan bir yüzde kaydetmektedir. Tablo 58: Erkeklerde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,38 I , , ,65 C , , ,77 P , , ,49 P , , ,12 M , , ,61 M , , ,42 M , , ,51 TOPLAM , , ,04

156 127 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 64: Erkeklerde hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Erkeklerde bu lezyon % 73,56 oranında az, % 25,08 oranında orta ve % 1,36 oranında ileri derecelerde karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü gibi oluşum çoğunlukla az derecelidir (Tablo 59). Tablo 59: Erkeklerde daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , ,38 I ,64 C 44 56, ,46 4 5, ,77 P , , ,49 P , , ,12 M ,15 1 3, ,61 M ,44 1 5, ,42 M3 6 85, , ,51 TOPLAM , ,08 4 1, , Kadın ve erkeklerde görülen hypoplasianın birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz populasyonunda kadın ve erkeklerde gözlenen hypoplasia değerleri bir arada değerlendirildiğinde, incelenen toplam 2734 dişten 681 inde % 24,91 oranında bu lezyona rastlanmıştır (Tablo 60) (Resim 9,10, 11).

157 128 Tablo 60: Erişkin bireylerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,51 I , , ,86 C , , ,71 P , ,77 P , , ,33 M , , ,43 M , ,56 M , , ,04 TOPLAM , , ,96 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,34 I , , C , , ,09 P , , ,35 P , , ,89 M , , ,35 M , , ,4 M , , ,016 TOPLAM , , ,46 GENEL , , ,91 Üst çene ve alt çene grupları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, kadın ve erkeklerde hypoplasia görülme yüzdesi üst dişlerde (% 28,96) alt dişlere (% 21,46) oranla daha fazla yoğunlaşmaktadır (Tablo 61 ve Grafik 65). Kadın ve erkek bireylerin birlikte değerlendirilmeleri sonucunda, üst çenede en fazla hypoplasia 1. kesici dişlerde (% 48,51) görülürken, bunu önden arkaya doğru dişler giderek artan bir yüzde ile izlemektedir. Alt çenede ise özellikle köpek dişlerin verdiği yüksek değer dikkat çekicidir (% 40,09). Bunu 1. küçük azı dişler (% 25,35) ve 1. kesici dişler (% 24,34) birbirlerine çok yakın değerlerle izlemektedir. Yine arka dişlere doğru bu oluşumun görülme yüzdesi azalmaktadır.

158 129 Tablo 61: Erişkin bireylerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene Alt çene Dişler B G % B G % I , ,34 I , C , ,09 P , ,35 P , ,89 M , ,35 M , ,4 M , ,02 TOPLAM , , % Üst çene Alt çene 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 65: Erişkin bireylerde hypoplasianın üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Hypoplasia çene yarımları açısından incelendiğinde ise, bu oluşumdan üst ve alt çenede sol çene yarımı dişlerinin, sağ çene yarımı dişlerine göre daha fazla etkilendiği görülmektedir. Üst çenede sağ ve sol yarımlarda bulunan dişler arasında bu lezyonun görülme farkı 3,12 iken, alt çenede bu fark 0,55 gibi oldukça düşük bir değer vermektedir (Grafik 66).

159 % SOL SAĞ 10 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Grafik 66: Erişkin bireylerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Genel olarak alt çene ve üst çene dişleri bir arada değerlendirildiğinde, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu köpek dişleridir (% 39,45). Bunu sırasıyla 1. kesici dişler (% 35,66), 2. kesici dişler (% 29,60), 1. küçük azı dişler (% 26,02), 2. küçük azı dişler (% 20,54), 1. büyük azı dişler (% 16,86), 2. büyük azı dişler (% 14,72) ve 3. büyük azı dişler (% 10,75) izlemektedir (Tablo 62 ve Grafik 67). Ayrıca sol çene yarımındaki dişler (% 25,82) sağ çene yarımındakilere göre (% 23,99) bu oluşumdan daha fazla etkilenmiştir. Tablo 62: Erişkin bireylerde hypoplasianın dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,66 I , , ,60 C , , ,45 P , , ,02 P , ,54 M , , ,86 M , , ,72 M , , ,75 TOPLAM , , ,91

160 131 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 67: Erişkin bireylerde hypoplasianın dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) İncelenen toplumda bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu köpek dişleri (% 39,45) olup, en az etkilenen diş grubu 3. büyük azı dişleridir (% 10,75). Genel anlamıyla Karagündüz toplumu erişkinlerinde ön dişlerin arka dişlere göre hypoplasia oluşumuna daha fazla maruz kaldığı görülmektedir. Karagündüz populasyonunda hypoplasia dişlerde bir ya da daha fazla, özellikle de bant şeklindeki oluşumuyla karşımıza çıkmaktadır. Çukur biçimli oluşumlara dişlerde çok fazla rastlanmamıştır. Krem, açık kahve ya da diş ile hemen hemen aynı rengi gösteren bu çizgiler dişlerin boyun bölgesinin biraz üzerinde başlamaktadır. Bu lezyon dişlerin labial ve buccal yüzeylerinde daha belirginken, lingual yüzeyler de bu oluşumu sergilemektedir. Ayrıca üst dişlerde daha fazla görülen bu lezyon, sol ve sağ çene yarımlarındaki dişler arasında da çok fazla bir fark göstermemektedir. Burada dikkat çeken bir nokta, bir dişte mevcut olan hypoplasia oluşumunun sadece tek bir çene yarımındaki dişlerde bölgesel olarak değil de, her iki çene yarımında bulunan dişlerde simetrik olarak görülmesidir. Çoğunlukla bu lezyon dişlerde devamlı bir şekilde karşımıza çıkmakta, ön dişlerden başlayarak arka dişlere doğru birbirine paralel olarak uzanan çizgisel bir hatta devam etmektedir. Eğer oluşum birden fazla çizgiyi kapsıyorsa, aynı durum diğer çizgisel oluşumlar içinde geçerlidir.

161 132 Kadın ve erkeklerde hypoplasia oluşumu az, orta ve ileri olarak sınıflandırılmıştır. Buna göre hypoplasia gösteren dişlerin % 81,94 ü az, % 17,18 i orta ve % 0,88 i de ileri derecelerde bu oluşuma sahiptir. Görüldüğü gibi, populasyonda kadın ve erkeklerde hypoplasia genel olarak az derecede gelişim göstermiştir (Tablo 63) Tablo 63:Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , ,66 I , , ,6 C , ,33 4 2, ,45 P , , ,02 P , , ,54 M ,49 1 1, , ,86 M ,23 1 1,89 1 1, ,72 M ,65 1 4, ,75 TOPLAM , ,18 6 0, ,91 Karagündüz toplumunda kadınlarda görülen hypoplasia oranı (% 32,57) erkeklerinkinden (% 19,04) belirgin ölçüde daha fazladır (Tablo 64 ve Grafik 68). Bu durum gerek üst dişler gerekse alt dişler karşılaştırıldığında da aynıdır. Özellikle üst çenede ön dişlerde daha fazla olmak üzere bu oluşumun görülme yüzdeleri kadınlarda erkeklerden çok daha yüksekken, alt çenede bu farklılık büyük azı dişlerde daha çok belirgindir. Kadınlarda üst çenede en fazla hypoplasia gösteren diş grubu 1. kesici dişler iken (% 72,88), erkeklerde köpek dişlerdir (% 30,19), alt çenede ise kadınlarda (% 44,57) ve erkeklerde (% 36,80) hypoplasia en fazla köpek dişlerde görülmektedir. Tablo 64: Kadın ve erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı

162 133 Dişler KADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , ,33 I , ,07 C ,19 P , ,52 P , ,71 M , ,78 M , ,96 M , ,02 TOPLAM , ,11 Alt çene B G % B G % I ,86 I , ,66 C , ,80 P , ,31 P , ,53 M , M , ,47 M , ,29 TOPLAM , ,15 GENEL , ,04 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Kadın Erkek Grafik 68: Kadın ve erkeklerde hypoplasianın çene yarımlarına göre dağılımı Karagündüz populasyonundaki kadınlarda üst dişlerde hypoplasia görülme ortalaması 0,67 standart hata ile 5,55 iken, erkeklerde 0,63 standart hata ile 3,64 tür. Alt dişlerde ise bu ortalama kadınlarda 0,69 standart hata ile 4,10 iken, erkeklerde 0,57 standart hata ile 3,92 dir (Tablo 65). Görüldüğü

163 134 gibi, kadınlar hem üst dişlerde hem de alt dişlerde erkeklere göre daha yüksek bir hypoplasia ortalaması vermektedir. Alt ve üst dişler birlikte değerlendirildiğinde ise, yine kadınlar (ortalama 9,65) erkeklere göre (ortalama 7,56) daha yüksek bir ortalamaya sahiptir (Tablo 66). Bununla birlikte yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst dişleri arasında hypoplasia görülme yönünden fark önemlidir yani üst dişlerde hypoplasia görülme açısından cinsiyetler arası fark vardır. Alt dişler arasında ise hypoplasia görülme açısından mevcut fark önemsizdir yani alt dişlerde hypoplasia görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Cinsiyetler arasında alt ve üst dişler bir arada değerlendirildiğinde ise fark önemsiz olarak ortaya çıkmaktadır. Tablo 65: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede hypoplasia ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:40 Kadın 5,55 ± 0,67 4,27 4,10 ± 0,69 4,41 n:39 Erkek 3,64 ± 0,63 3,97 3,92 ± 0,57 3,57 t: 2,05 p: 0,043 p < 0,05 t: 0,19 p: 0,846 p > 0,05 Tablo 66: Kadın ve erkek bireylerde hypoplasia ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:40 Kadın 9,65 ± 1,09 6,94 n:39 Erkek 7,56 ± 1,02 6,39 t: 1,38 p: 0,169 p > 0,05 İncelenen toplumda cinsiyetler arasında alt ve üst çene dişleri ayrı ayrı değerlendirildiğinde, hypoplasia görülme yönünden farkın mevcut olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır (X 2 : 5,91, p:0,05).

164 Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen hypoplasia: Karagündüz toplumunda kadın, erkek ve çocuklara ait daimi dişlerle izole daimi dişler bir arada değerlendirildiğinde, alt ve üst çeneye ait 3391 dişin 774 ünde % 22,83 oranında bu oluşuma rastlanmıştır (Tablo 67 ve Grafik 69). Bu lezyona en fazla maruz kalan diş grubu köpek dişleri (% 39,41) olup, hypoplasia oluşumu, sol çene yarımı dişlerini (% 23,60) sağ çene yarımındakilere (% 22,03) göre biraz daha fazla etkilemiştir. Aralarındaki yüzde farkı 1,57 oranındadır. Tablo 67: Daimi dişlerde görülen hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,35 I , , ,96 C , , ,41 P , , ,79 P , , ,95 M , , ,92 M , , ,32 M , , ,75 TOPLAM , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 69: Daimi dişlerde görülen hypoplasianın dağılımı (alt çene+üst çene)

165 136 Karagündüz populasyonundaki tüm daimi dişlerde hypoplasia oluşumu, az derecede (% 82,30) yoğunlaşırken, bunu % 16,93 ile orta derece ve % 0,78 ile ileri dereceler izlemektedir (Tablo 68 ve Grafik 70). Tablo 68: Daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , ,35 I , , ,96 C , ,14 4 2, ,41 P , , ,79 P , , ,95 M ,83 1 1,59 1 1, ,92 M ,23 1 1,89 1 1, ,32 M ,65 1 4, ,75 TOPLAM , ,93 6 0, , % Az Orta İleri 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 70: Daimi dişlerde görülen hypoplasia dereceleri (alt çene+üst çene) İncelenen toplumda 39 erkeğe, 40 kadına ve 36 çocuğa ait daimi dişlerde bu lezyon görülmüştür. Buna göre en fazla hypoplasia kadınlarda (% 32,57) gözlenirken bunu sırasıyla erkekler (% 19,04) ve çocuklar (% 14,45) izlemektedir. İncelenen 41 izole dişten sadece 4 tanesinde (% 9,76) bu oluşum saptanmıştır (Tablo 69 ve Grafik 71).

166 137 Tablo 69: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde hypoplasianın derecelerine göre dağılımı Cinsiyet AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % KADIN , ,14 2 0, ,57 ERKEK , ,08 4 1, ,04 ÇOCUK 77 86, , ,45 İZOLE ,76 TOPLAM , ,93 6 0, ,83 % KADIN ERKEK ÇOCUK İZOLE Grafik 71: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde hypoplasianın dağılımı Kadın ve erkeklerde hypoplasia oluşumunun yaş gruplarına göre dağılımına bakıldığında, bu lezyonun özellikle % 37,81 ile 15-24,9 yaş grupları arasında yoğunlaştığı görülür. Bunu 25-34,9 yaş aralığındaki bireyler izlerken (% 28,93), 35 yaşın üzerindeki bireyler daha önceki yaş gruplarına göre daha düşük bir yüzdeyle, birbirleriyle hemen hemen aynı değerde seyretmektedir (Tablo 70 ve Grafik 72). Görülüyor ki, incelenen populasyonda hypoplasia görülme yüzdesinde ilerleyen yaşla birlikte bir düşme kaydedilmektedir. Tablo 70: Kadın ve erkeklerde gözlenen hypoplasianın yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grupları n % 15-24, , , , , ,83 45 üzeri ,06 Toplam ,91 n: Hypoplasia gösteren diş sayısı

167 138 % , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Grafik 72: Kadın ve erkeklerde gözlenen hypoplasianın yaş gruplarına göre dağılımı Diştaşı (Tartar) Bebek ve çocuklarda görülen diştaşı: Karagündüz populasyonunda bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diştaşı oluşumuna, 2148 dişten, üçü sol çene yarımında, ikisi de sağ çene yarımında olmak üzere toplam beş tanesinde % 0,23 oranında rastlanmıştır. Bu oldukça düşük bir değerdir. Üst çenede ikisi sol çene yarımında, biri ise sağ çene yarımında olmak üzere üç tane 2. büyük azı dişi (% 1,41) bu oluşumu gösterirken, alt çenede birisi sol çene yarımında diğeri de sağ çene yarımında olmak üzere iki tane 1. büyük azı dişinde (% 0,68) bu lezyon saptanmıştır (Tablo 71 ve Grafik 73). Elde edilen verilere göre, incelenen toplumda süt dişlerinde diştaşı oluşumu yok denecek kadar azdır. Bu lezyon mevcut süt dişlerini az derecede etkilemiştir. Tablo 71: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı

168 139 Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I I c m m , , ,41 TOPLAM , , ,30 Alt çene B G % B G % B G % ı ı c m , , ,68 m TOPLAM , , ,18 GENEL , , ,23 1,5 % 1 0,5 Üst çene Alt çene 0 I1!2 C m1 m2 Diş Grupları Grafik 73: Bebek ve çocuklarda süt dişlerinde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Çocuklarda incelediğimiz 616 daimi dişten 24 ünde (% 3,90) diştaşı oluşumu tespit edilmiştir. Çocuklarda üst çenedeki (% 3,79) ve alt çenedeki (% 3,99) daimi dişler diştaşından benzer derecede etkilenirken, sadece alt dişler % 0,20 lik bir farkla bu lezyona üst dişlere göre biraz daha fazla maruz kalmıştır (Tablo 72 ve Grafik 74). Üst çenede diştaşı açısından en yüksek yüzdeyi köpek dişler (% 16,70) vermektedir. Fakat bu sonuç muhtemelen sağlıklı değildir. Çünkü incelenen diş sayısının azlığı değerin yüksek çıkmasına neden olmuş olabilir. Bunu ise 1. kesici dişler (% 6,15) izlemektedir. Yine alt çenede de incelenen diş sayısının azlığından kaynaklı olabileceğini düşündüğümüz böyle bir durum söz konusudur. Burada en fazla

169 140 diştaşı oluşumu 2. küçük azı dişlerde (% 14,30) gözlenmiştir. Yani incelenen 14 dişin 2 sinde bu oluşuma rastlanmıştır. Bunu ise 2. büyük azı dişler (% 12,50) izlemektedir. Üst çenede 2. küçük azılar, alt çenede ise 1. küçük azılar diştaşı oluşumu göstermemektedir Tablo 72: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,15 I , ,22 C , , ,70 P , ,85 P M , , ,77 M , ,88 M TOPLAM , , ,79 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,85 I , , ,85 C , ,17 P P , , ,3 M , , ,48 M , , ,50 M TOPLAM , , ,99 GENEL , , ,90

170 141 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 74: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Üst çenede sağ tarafta (% 4,14) alt çenede ise sol taraftaki dişlerde (% 4,12) daha fazla karşılaştığımız diştaşı oluşumu, alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, sol ve sağ çene yarımlarında bulunan dişler açısından birbirlerine çok yakın değerler vermektedir. Sadece bu lezyon % 0,18 lik bir farkla sağ yarımdaki dişlerde sol yarımdakilere oranla biraz daha fazladır (Grafik 75). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 75: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı

171 142 Çocuklarda alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde ise, bu lezyonun 2. büyük azı dişlerde (% 9,09) yoğunlaştığı görülmektedir. Bunu sırasıyla köpek dişler (% 8,33), 2. küçük azı dişler (% 7,69), 1. kesici dişler (% 4,90), 2. kesici dişler (% 3,09), 1. büyük azı dişler (% 2,14) ve 1. küçük azı dişler (% 2,13) izlemektedir (Tablo 73 ve Grafik 76). Tablo 73: Çocuklarda daimi dişlerinde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,90 I , , ,09 C , ,33 P , ,13 P , , ,69 M , , ,14 M , , ,09 M TOPLAM , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 76: Çocuklarda daimi dişlerinde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Diştaşı oluşumu çocuklarda daimi dişlerde % 79,20 oranında az ve % 20,83 oranında orta derecede gelişim göstermiştir. İleri derecede diştaşı oluşumu bu bireylerde mevcut değildir (Tablo 74).

172 143 Tablo 74: Çocuklarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I1 6 85, , ,89 I ,09 C 2 66, , ,33 P ,13 P ,69 M ,14 M ,09 M TOPLAM 19 79, , , Kadınlarda görülen diştaşı: Karagündüz populasyonunda kadınlarda incelenen 1185 dişin 245 inde % 20,68 oranında diştaşı oluşumu gözlenmiştir. Alt dişlerde bu lezyon (% 25,39) üst dişlere (% 15,25) göre daha fazla oranda görülmektedir (Tablo 75 ve Grafik 77). Kadınlarda bu oluşumdan üst çenede en fazla etkilenen diş grubu 2. kesici dişlerdir (% 19,35). Bunu ise yakın bir değerle 1. büyük azı dişler (% 18,18) izlemektedir. Alt çenede ise en fazla diştaşı birikimi 1. kesici dişlerde (% 59,38) yoğunlaşmaktadır. Bunu ise yine yüksek bir yüzde ile 2. kesici dişler (% 50,60) izlemektedir. Alt ve üst dişler diştaşı birikimi açısından karşılaştırıldığında, üst çenede ön ve arka dişler birbirlerinden çok büyük bir fark göstermemektedir. Yalnızca 1. büyük azı dişler haricinde ön dişler arka dişlere göre biraz daha fazla oluşumdan etkilenmiştir. Alt çenede ise belirgin bir şekilde diştaşı birikimi ön dişlerde yoğunlaşmakta, arka dişlere doğru giderek azalan bir yüzde ile kendini göstermektedir. Kadınlarda diştaşı birikimi üst çenede sol çene yarımındaki dişlerde (% 16,43) sağ çene yarımındakilere (% 14,02) göre biraz daha fazla görülürken, alt çenede bunun tersi bir durum olarak, sağ çene yarımındaki dişlerde (% 26,67) sol çene yarımındakilere (24,14) göre daha fazladır (Grafik 78). Tablo 75: Kadınlarda diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı

173 144 Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,95 I , ,35 C , , ,25 P , , ,85 P , , ,82 M , ,18 M , , ,82 M , , ,71 TOPLAM , , ,25 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,38 I , , ,6 C , ,35 P , , ,11 P , , ,64 M , , ,29 M , , ,79 M , , ,69 TOPLAM , , ,39 GENEL , , ,68 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 77: Kadınlarda diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

174 145 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 78: Kadınlarda diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde en fazla diştaşı birikimine sahip diş grubunun 1. kesici dişler (% 39,02) olduğu görülür. Bunu sırasıyla 2. kesici dişler (% 37,24), köpek dişler (% 23,26), 1. küçük azı dişler (% 19,21), 1. büyük azı dişler (% 16,33), 2. küçük azı dişler (% 12,73), 2. büyük azı dişler (% 10,65) ve 3. büyük azı dişler (% 6,90) izlemektedir. Görüldüğü gibi, kadınlarda bu lezyona ön dişlerde daha fazla oranda rastlanırken, arka dişlere doğru bu oran giderek azalmaktadır (Tablo 76 ve Grafik 79). Tablo 76: Kadınlarda diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,02 I , , ,24 C , , ,26 P , , ,21 P , , ,73 M , , ,33 M , , ,65 M , , ,90 TOPLAM , , ,68

175 146 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 79: Kadınlarda diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Diştaşının gelişim derecelerine bakıldığında, üst dişlerde % 75 oranında az ve % 19 oranında orta olan birikim, alt dişlerde gözlenen % 72,67 oranında az ve % 20,5 oranında orta olan birikim derecelerine benzerdir. Alt ve üst dişlerdeki asıl farklılık ileri derecedeki diştaşı birikimden kaynaklanmaktadır. Üst dişlerde % 5,95 oranında elde edilen bu değer, alt dişlerde % 28,90 gibi oldukça yüksek bir orandadır (Tablo 77). Tablo 77: Kadınlarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri Dişler Üst çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I ,95 I , , ,35 C 11 84,62 1 7,69 1 7, ,25 P , ,4 1 7, ,85 P ,82 M ,7 2 14, ,18 M ,82 M ,71 TOPLAM , ,25 Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , ,3 3 7, ,38 I , ,8 4 10, ,6 C 20 74, ,8 3 7, ,35 P , ,6 1 2, ,11 P , , ,64 M ,29 M ,791 M ,692 TOPLAM , , , ,39 GENEL , , ,68

176 147 Diştaşı birikim dereceleri açısından alt ve üst dişler birlikte ele alındığında, bu oluşum % 73,47 oranında az, % 20 oranında orta ve % 6,53 oranında ileri derecelerde karşımıza çıkmaktadır (Tablo 78). Görüldüğü gibi, kadınlarda çoğunlukla az derecede diştaşı birikimi mevcuttur. Tablo 78: Kadınlarda daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , ,92 3 6, ,02 I , ,22 4 7, ,24 C 31 77,5 5 12, ,26 P , ,53 2 5, ,21 P , , ,73 M , ,83 2 8, ,33 M , ,11 1 5, ,65 M3 5 83, , ,9 TOPLAM , , , Erkeklerde görülen diştaşı: Erkeklerde ise incelenen 1549 dişten 463 ünde % 29,89 oranında diştaşı birikimi saptanmıştır. Bu oluşuma alt dişlerde (% 33,45) üst dişlere göre (% 25,64) daha fazla oranda rastlanmaktadır (Tablo 79 ve Grafik 80). Erkeklerde bu lezyondan üst çenede en fazla etkilenen diş grubu 2. kesici dişlerdir (% 38,37). Bunu birbirlerine yakın değerlerle köpek dişler (% 35,85) ve 1. kesici dişler (% 34,67) izlemektedir. Alt çenede ise diştaşından en fazla etkilenen diş grubu 1. kesici dişlerdir (% 65,91). Bu diş grubunu da 2. kesici dişler (% 54,70) ve köpek dişler (% 42,40) izlemektedir. Görüldüğü gibi, gerek üst çenede gerekse alt çenede bu oluşumdan ön dişler arka dişlere göre daha fazla oranda etkilenmiştir. Büyük azı dişleri içerisinde, hem üst hem de alt 1. büyük azılarda diştaşı birikimi diğerlerine nazaran daha fazladır. Erkeklerde diştaşı birikimi üst dişlerde ve alt dişlerde sağ tarafta yoğunlaşmaktadır. Üst dişlerde her iki çene yarımı arasındaki yüzde farkı 5,14 iken, bu değer alt çenede 3,09 dur (Grafik 81).

177 148 Tablo 79: Erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,67 I , , ,37 C , ,85 P , , ,72 P , , ,67 M , , ,88 M , , ,81 M , , ,02 TOPLAM , , ,64 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,91 I , , ,70 C , , ,40 P , , ,77 P , , ,39 M , , M , ,64 M , , ,14 TOPLAM , , ,45 GENEL , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 80: Erkeklerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

178 149 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 81: Erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde erkeklerde en fazla diştaşı birikimine 1. kesici dişlerde (% 51,53) rastlanmaktadır. Bunu sırasıyla 2. kesici dişler (% 47,78), köpek dişler (% 39,39), 1. küçük azı dişler (% 25,21), 1. büyük azı dişler (% 21,99), 2. küçük azı dişler (% 18,54), 2. büyük azı dişler (% 18,32) ve 3. büyük azı dişler (% 12,60) izlemektedir (Tablo 80 ve Grafik 82). Bu değerlerden de anlaşılacağı gibi, ön dişler arka dişlere göre bu oluşumdan daha fazla etkilenmekte, yüzde değerleri arka dişlere doğru azalış kaydetmektedir. Tablo 80: Erkeklerde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,53 I , , ,78 C , , ,39 P , , ,21 P , , ,54 M , , ,99 M , , ,32 M , , ,60 TOPLAM , , ,89

179 150 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 82: Erkeklerde diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Diştaşı birikim derecelerine bakıldığında ise, üst dişlerde % 71,82 oranında az, % 25,41 oranında orta ve % 2,76 oranında ileri derecelerdeki birikim, alt dişlerde % 62,77 oranında az, % 28,72 oranında orta ve % 8,51 oranında ileridir (Tablo 81). Burada dikkat çeken nokta, üst dişlerde yalnızca az derecede olan birikimin alt dişlere göre yüksek olduğu, diğer birikim derecelerinin alt dişlerde daha fazla olarak görüldüğüdür. Tablo 81: Erkeklerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri Dişler Üst çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , ,77 1 3, ,67 I , , ,37 C 26 68, ,95 1 2, ,85 P , ,81 1 3, ,72 P , ,65 1 5, ,67 M , ,05 1 5, ,88 M , , ,81 M ,018 TOPLAM , ,41 5 2, ,64 Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , , ,91 I , , ,7 C 38 71, ,42 1 1, ,4 P , ,69 1 3, ,77 P , ,57 1 4, ,39 M , ,74 1 4, M , ,27 1 4, ,64 M ,14 TOPLAM , , , ,45 GENEL , , , ,89

180 151 Diştaşı birikim dereceleri açısından alt ve üst dişler birlikte ele alındığında, dişlerde bu oluşum % 66,31 oranında az, % 27,43 oranında orta ve % 6,26 oranında ileri derecelerde karşımıza çıkmaktadır (Tablo 82). Görüldüğü gibi, erkeklerde çoğunlukla az derecede diştaşı birikimi vardır. Tablo 82: Erkeklerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , , ,53 I , , , ,78 C 64 70, ,47 2 2, ,39 P , ,33 2 3, ,21 P , ,68 2 5, ,54 M , ,43 2 4, ,99 M , ,43 1 2, ,32 M , , ,6 TOPLAM , , , , Kadın ve erkeklerde görülen diştaşının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz populasyonunda kadın ve erkeklerde gözlenen diştaşı değerleri bir arada değerlendirildiğinde, incelenen toplam 2734 dişten 708 inde % 25,90 oranında bu lezyona rastlanmıştır (Tablo 83). Üst ve alt çene grupları ayrı ayrı değerlendirildiğinde, kadın ve erkeklerde diştaşı görülme yüzdesi alt dişlerde (% 29,99) üst dişlere (% 21,08) oranla daha yoğunlaşmaktadır (Tablo 84 ve Grafik 83). Kadın ve erkek bireylerin birlikte değerlendirilmeleri sonucunda, üst çenede en fazla diştaşı 2. kesici dişlerde (% 30,41) görülürken, bunu birbirlerine yakın değerlerle köpek dişler (% 27,42) ve 1. kesici dişler (% 26,87) izlemektedir. Alt çenede ise diştaşı açısından en yüksek değeri 1. kesici dişler (% 63,16) verirken, bu değeri görülme yüzdeleri önden arkaya doğru azalan diş grupları takip etmektedir. Alt çenede küçük ve büyük azı dişler arasında en yüksek ortalama 1. büyük azı dişlerde (% 19,41) kaydedilirken, üst çenede 1. küçük azı dişler (% 22,22) en yüksek değeri vermektedir.

181 152 Tablo 83: Erişkin bireylerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,87 I , , ,41 C , , ,42 P , ,22 P , , M , , ,64 M , ,23 M , , ,522 TOPLAM , , ,08 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,16 I , , C , , ,87 P , , ,04 P , , ,84 M , , ,41 M , , ,35 M , , ,11 TOPLAM , , ,99 GENEL , , ,90 Tablo 84: Erişkin bireylerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene Alt çene Dişler B G % B G % I , ,16 I , C , ,87 P , ,04 P ,84 M , ,41 M , ,35 M , ,11 TOPLAM , ,99

182 153 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş grupları Üst çene Alt çene Grafik 83: Erişkin bireylerde diştaşının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Kadın ve erkeklerin bir arada değerlendirildikleri bu grupta diştaşı, üst ve alt çenede, sağ çene yarımı dişlerini sol çene yarımı dişlerine göre daha fazla etkilemiştir. Üst çenede sağ ve sol yarımlardaki dişler arasındaki fark 1,77 iken, alt çene dişlerinde bu fark 2,91 dir (Grafik 84). Görüldüğü gibi, sağ ve sol çene yarımı dişlerinin bu oluşumdan etkilenmeleri arasında çok büyük bir farklılık yoktur. % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 84: Erişkin bireylerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Alt çene ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubunun 1. kesici dişler (% 46,15) olduğu görülür. Bunu sırasıyla 2. kesici dişler (% 43,39), köpek dişler (% 32,51), 1. küçük azı

183 154 dişler (% 22,65), 1. büyük azı dişler (% 19,53), 2. küçük azı dişler (% 15,95), 2. büyük azı dişler (% 14,72) ve 3. büyük azı dişler (% 10,28) izlemektedir (Tablo 85 ve Grafik 85). Görüldüğü gibi, ön dişler arka dişlere göre bu oluşumdan daha fazla etkilenmekte, ön dişlerden arka dişlere doğru yüzde değerlerinde azalış kaydedilmektedir. Küçük ve büyük azı dişler içerisinde bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu 1. küçük azılardır, bunu 1. büyük azı dişler izlemektedir. Ayrıca alt ve üst dişler birlikte değerlendirildiğinde, diştaşı birikiminin, sağ taraftaki dişlerde (% 27,16) sol tarafaki dişlere göre (% 24,66) daha yüksek bir değer verdiği görülmektedir. Tablo 85: Erişkin bireylerde diştaşının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,15 I , , ,39 C , , ,51 P , , ,65 P , , ,95 M , , ,53 M , , ,72 M , , ,28 TOPLAM , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 85: Erişkin Bireylerde Diştaşının Dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)

184 155 Bu grupta diştaşı birikim dereceleri üst dişlerde % 72,83 oranında az, % 23,40 oranında orta ve % 3,77 oranında ileri iken, alt dişlerde bu değerler % 66,37 oranında az, % 25,73 oranında orta ve % 7,90 oranında ileridir (Tablo 86). Alt ve üst dişlerde karşılaşılan farklı durum, üst dişlerde az derecede görülen birikim derecesinin alt dişlere göre daha fazla olmasına karşın, diğer diştaşı birikim derecelerinin alt dişlerde daha yüksek oranda seyrettiğidir. Karagündüz populasyonunda dişlerde az derecede görülen birikim, dişin genellikle boyun bölgesine yakın alanlarını hafif düzeyde etkilerken, orta derecedeki birikim neredeyse tacın yarısına kadar olan alanı kapsamaktadır. ileri derecedeki birikimin ise, dişlerin taç kısımlarını hemen hemen tümüyle kapladığı, bazı örneklerde oklüzyal yüzeyi de etkilediği görülmektedir. Tablo 86: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) Dişler Üst çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , ,87 I ,41 C 37 72, ,53 2 3, ,42 P , ,73 2 4, ,22 P , ,52 1 3, M , ,27 3 9, ,64 M , ,43 1 4, ,23 M , , ,52 TOPLAM , ,4 10 3, ,08 Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , , ,16 I , , , C 58 72, , ,87 P ,04 P , ,13 1 3, ,84 M , ,15 1 3, ,41 M , , ,35 M , , ,11 TOPLAM , , , ,99 GENEL , , , ,90 Kadın ve erkek bireylerin bir arada incelendiği bu grupta, az, orta ve ileri olarak sınıflandırılan diştaşı birikim dereceleri, alt dişler ve üst dişler

185 156 birlikte değerlendirildiğinde % 68,79 oranında az, % 24,86 oranında orta ve % 6,36 oranında ileri derecelerdedir. Görüldüğü gibi populasyonda kadın ve erkeklerde diştaşı birikimleri, genel olarak az derecede gelişim göstermiştir (Tablo 87 ve Grafik 86). Cinsiyetler arası diştaşı oluşumuna bakıldığında ise, erkeklerin kadınlara göre daha yüksek bir diştaşı yüzdesine sahip olduğu dikkati çeker. Tablo 87: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Dişler SAĞ SOL Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , , ,15 I , , , ,39 C 95 72, ,9 6 4, ,51 P , ,4 4 4, ,65 P , ,73 2 3, ,95 M , ,21 4 6, ,53 M , ,53 2 3, ,72 M , , ,28 TOPLAM , , , ,90 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Az Orta İleri Grafik 86: Erişkin bireylerde daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) İncelenen toplumda erkeklerde görülen diştaşı oranı (%29,89) kadınlarda görülen diştaşı oranından (% 20,68 ) daha fazladır (Tablo 88 ve

186 157 Grafik 87). Bu durum gerek üst dişler gerekse alt dişler karşılaştırıldığında da aynıdır. Özellikle üst çenede ön dişlerde daha fazla olmak üzere, bu oluşumun görülme yüzdeleri erkeklerde kadınlardan çok daha yüksek iken, alt çenede bu farklılık özellikle köpek dişlerde daha çok belirgindir. Kadınlarda (% 19,35) ve erkeklerde (% 38,37) üst çenede en fazla diştaşı birikimi gösteren diş grubu 2. kesici dişler iken, alt çenede kadınlarda (% 59,38) ve erkeklerde (% 65,91) en fazla diştaşı birikimi 1. kesici dişlerde görülmektedir. Tablo 88: Kadın ve erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Dişler KADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , ,67 I , ,37 C , ,85 P , ,72 P , ,67 M , ,88 M , ,81 M , ,02 TOPLAM , ,64 Alt çene B G % B G % I , ,91 I , ,7 C , ,4 P , ,77 P , ,39 M , M , ,64 M , ,14 TOPLAM , ,45 GENEL , ,89

187 158 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Kadın Erkek Grafik 87: Kadın ve erkeklerde diştaşının çene yarımlarına göre dağılımı Karagündüz populasyonundaki kadınlarda üst dişlerde diştaşı görülme ortalaması 0,63 standart hata ile 2,70 iken, erkeklerde 0,65 standart hata ile 4,11 dir. Alt dişlerde ise bu ortalama kadınlarda 0,68 standart hata ile 5,19 iken, erkeklerde 0,65 standart hata ile 6,40 dır (Tablo 89). Görüldüğü gibi, erkekler hem üst dişlerde hem de alt dişlerde kadınlara göre daha yüksek bir diştaşı ortalaması vermektedir. Alt ve üst dişler birlikte değerlendirildiğinde ise, yine erkekler (ortalama 10,52) kadınlara göre (ortalama 7,90) daha yüksek bir ortalamaya sahiptir (Tablo 90). Bununla birlikte yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst dişleri arasında diştaşı görülme yönünden fark önemsizdir yani üst dişlerde diştaşı görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Yine alt dişler arasında da diştaşı görülme açısından mevcut fark önemsizdir yani alt dişlerde de diştaşı görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Cinsiyetler arasında alt ve üst dişler bir arada değerlendirildiğinde ise çıkan fark önemsizdir. Tablo 89: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede diştaşı ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 2,70 ± 0,63 3,54 5,19 ± 0,68 3,78 n:44 Erkek 4,11 ± 0,65 4,35 6,40 ± 0,65 4,34 t: - 1,536 p: 0,129 p > 0,05 t: - 1,256 p: 0,213 p > 0,05

188 159 Tablo 90: Kadın ve erkek bireylerde diştaşı ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 7,90 ± 1,08 6,02 n:44 Erkek 10,52 ± 1,05 6,96 t: - 1,694 p: 0,095 p > 0,05 İncelenen toplumda cinsiyetler arasında alt ve üst dişlerde diştaşı görülme yönünden farkın önemsiz olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır ( X 2 : 1,58, p:0,05) Toplumun genelinde daimi dişlerde görülen diştaşı: Populasyonda kadın, erkek ve çocuklara ait daimi dişlerle izole daimi dişler bir arada değerlendirildiğinde, alt ve üst çeneye ait 3391 dişin 734 ünde % 21,65 oranında bu oluşuma rastlanmıştır (Tablo 91 ve Grafik 88). Tablo 91: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diştaşının dağılımı B G % KADIN ,68 ERKEK ,89 ÇOCUK ,90 İZOLE ,88 TOPLAM , % KADIN ERKEK ÇOCUK İZOLE Grafik 88: Karagündüz populasyonunda daimi dişlerde diştaşının dağılımı

189 160 Alt ve üst çene dişleri birlikte değerlendirildiğinde, en fazla diştaşı birikimine sahip diş grubu 2. kesici dişlerdir (% 34,45). Bunu sırasıyla 1. kesici dişler (% 31,45) ve köpek dişler (% 30,18) birbirlerine yakın değerlerle izlemektedir. Yine burada da ön dişlerde diştaşının arka dişlere göre daha yoğun olarak biriktiği görülmektedir. Küçük ve büyük azı dişler arasında en fazla diştaşı oluşumuna sahip diş grubu 1. küçük azılar (% 20,51) iken, en az diştaşı oluşumunu 3. büyük azılar (% 10,28) göstermektedir. Alt ve üst dişlerin birlikte değerlendirildiği bu kategoride, sağ çene yarımı dişlerinin (% 22,81) sol çene yarımınkilere (% 20,51) göre diştaşı oluşumuna biraz daha fazla maruz kaldığı görülmektedir (Tablo 92 ve Grafik 89). Tablo 92: Daimi dişlerde görülen diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene) Dişler SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,45 I , , ,45 C , , ,18 P , , ,51 P , , ,46 M , , ,31 M , , ,07 M , , ,28 TOPLAM , , ,65 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 89: Daimi dişlerde görülen diştaşının dağılımı (alt çene+üst çene)

190 161 Populasyondaki tüm daimi dişlerin ele alındığı bu grupta diştaşı birikim dereceleri, % 69,21 oranında az, % 24,66 oranında orta ve % 6,13 oranında ileridir (Tablo 93 ve Grafik 90). Yine burada da az derecede diştaşı oluşumu yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Tablo 93: Daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % I , , , ,45 I , , , ,45 C 97 72, ,13 6 4, ,18 P , ,96 4 4, ,51 P , ,19 2 3, ,46 M , ,13 4 5, ,31 M , ,21 2 3, ,07 M , , ,28 TOPLAM , , , , % Az Orta İleri 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 90: Daimi dişlerde görülen diştaşı dereceleri (alt çene+üst çene) Diştaşlarının dişlerin hangi yüzeylerinde biriktiği önemli olan bir diğer noktadır. Dişlerde diştaşlarının birikebileceği 4 yüzey dikkate alınmıştır. Bunlar lingual (dile bakan), labial (dudağa bakan), buccal (yanağa bakan) ve oklüzyal (çiğneme yüzeyi) yüzeylerdir. Burada lingual ve oklüzyal yüzeyler hem ön hem de arka diş gruplarını kapsarken, labial yüzey sadece kesici ve köpek dişlerini, buccal yüzey küçük ve büyük azı dişlerini kapsamaktadır.

191 162 İncelenen populasyondaki tüm daimi dişler dikkate alındığında, üst çenede diştaşları yönünden incelenen dişlerde birikim % 42,09 oranında lingual yüzeyde, % 28,06 oranında labial yüzeyde, % 28,78 oranında buccal yüzeyde (Resim 14) ve % 1,08 oranında oklüzyal yüzeyde karşımıza çıkarken, alt çenede bu birikimler % 45,83 oranında lingual yüzeyde (Resim 12), % 33,99 oranında labial yüzeyde (Resim 13), % 19,52 oranında buccal yüzeyde ve % 0,66 oranında oklüzyal yüzeydedir (Tablo 94). Diştaşlarının birikim yüzeyleri alt ve üst çenede benzer şekilde, dişlerin dile bakan lingual yüzeylerinde yoğunlaşmaktadır. Her iki grupta da en az birikim oklüzyal yüzeyde gerçekleşmektedir. Aralarındaki fark, üst dişlerde labial ve buccal yüzeylerde hemen hemen aynı oranda kaydedilen diştaşı birikiminin, alt dişlerde buccal yüzeye göre labial yüzeyde çok daha fazla olduğudur. Tablo 94: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri Üst Dişler Lingual % Labial % Buccal % Oklüzyal % I I , , C 24 45, , P , , P , , M ,29 2 5,71 M2 8 33, ,5 1 4,17 M3 2 33, , TOPLAM , , ,78 3 1,08 Alt Dişler Lingual % Labial % Buccal % Occlusial % I , , I , , C 33 40, , P P , ,94 M , ,78 M , ,25 1 3,12 M TOPLAM , , ,52 3 0,66 GENEL , , ,02 6 0,82 Alt ve üst dişler birlikte değerlendirildiğinde, diştaşlarının % 44,41 oranında lingual yüzeyde, % 31,74 oranında labial yüzeyde, % 23,02 oranında buccal yüzeyde ve % 0,82 oranında oklüzyal yüzeyde biriktiği

192 163 görülmektedir (Tablo 95 ve Grafik 91). Diştaşı ağız hijyeninin en güzel göstergelerinden biridir. Bu oluşumun meydana gelmesinde birçok etken rol oynamaktadır. Besin maddelerinin dişlerde birikimi ile, dilin, tükürüğün ve dişleri temizlemek amacıyla kullanılan maddelerin de ilişkili olduğu bilinmektedir. Tablo 95: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri (alt çene+üst çene) Dişler Üst+Alt çene Lingual % Labial % Buccal % Occlusial % I , , I , , C 57 42, , P , , P , ,23 1 1,61 M , ,11 3 4,23 M , ,93 2 3,57 M , , TOPLAM , , ,02 6 0,82 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Lingual Labial Buccal Occlusial Grafik 91: Daimi dişlerde diştaşlarının görülme yüzeyleri (alt çene+üst çene) Karagündüz populasyonunda kadın ve erkekler, diştaşı oluşumu açısından yaş gruplarına göre değerlendirilirse, en fazla diştaşı birikiminin 45 yaşın üzerindeki bireylerde (% 34,98) olduğu görülür. Bunu sırasıyla hemen hemen aynı değerle 35-44,9 yaş aralığındaki bireyler (% 34,79) izlemektedir. Bu toplumda en düşük diştaşı birikimine sahip yaş grubu, % 5,91 lik bir değerle 15-24,9 yaş aralığındaki bireylerdir (Tablo 96 ve Grafik 92). Bu sonuç

193 164 beklentilere uygundur. Diştaşı oluşumunun yaşla doğrudan bir bağlantısı bulunmaktadır. İlerleyen yaşlarda diştaşı birikimi daha fazla olmaktadır. Tablo 96: Kadın ve erkeklerde gözlenen diştaşının yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grupları n % 15-24,9 33 5, , , , ,79 45 üzeri ,98 Toplam ,90 n: Diştaşı gösteren diş sayısı % , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Grafik 92: Kadın ve erkeklerde gözlenen diştaşının yaş gruplarına göre dağılımı Apse Karagündüz populasyonunda bebek ve çocukların çenelerinde apse oluşumuna rastlanmamıştır. Erişkin bireylerde saptadığımız bu lezyonun, öncelikle cinsiyetlere göre dağılımına bakılmış, yapılan değerlendirmede ilk olarak alveol sayıları dikkate alınmış, daha sonra çene sayılarına göre de bu oluşumun yüzdeleri belirlenmiştir Kadınlarda görülen apse: Karagündüz toplumunda kadınlarda incelenen 1577 alveolün 27 sinde % 1,71 oranında apse saptanmıştır. Bu oldukça düşük bir değerdir. Kadınlarda apse oluşumu üst çenede (% 2,10) alt çeneye göre (% 1,39) daha fazla oranda görülmektedir (Tablo 97 ve Grafik 93). Bununla birlikte hem üst çenede (% 6,10) hem de alt çenede (% 2,70) en

194 165 fazla apse 1. büyük azı dişlerde kaydedilmiştir. Üst çenede bunu 1. küçük azı dişler (% 2,78) ve 2. kesici dişler (% 2,73), alt çenede ise 2. küçük azı dişler (% 1,79) ve 1. küçük azı dişler (% 1,69) izlemektedir. Üst çenede 2. ve 3. büyük azı dişlerde hiç apse oluşumuna rastlanmazken, alt çenede de 3. büyük azı dişlerde bu oluşum yoktur. Tablo 97: Kadınlarda diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,93 I , , ,73 C , ,91 P , , ,78 P ,04 M , , ,10 M M TOPLAM , , ,10 Alt çene B G % B G % B G % I , ,82 I , ,63 C , ,82 P , ,69 P , , ,79 M , , ,70 M ,03 M TOPLAM , , ,39 GENEL , , ,71 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 93: Kadınlarda diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

195 166 Apse oluşumu üst çenenin ve alt çenenin sağ yarımlarını sol yarımlarına göre daha fazla etkilemiştir (Grafik 94). Bu durum üst çenede daha belirgindir. Üst çenede sağ ve sol yarımlar arasındaki yüzde farkı 2,41 iken, bu fark alt çenede 0,90 dır % SOL SAĞ 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Grafik 94: Kadınlarda diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı Kadınlarda alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, bu lezyona en fazla 1. büyük azı dişlerinde rastlanmaktadır (% 4,15). Bunu sırasıyla 1. küçük azı dişler (% 2,21), 2. kesici dişler (% 2,15), 2. küçük azı dişler (% 1,90), 1. kesici dişler (% 0,87), köpek dişler (% 0,86) ve 2. büyük azı dişler (% 0,61) izlemektedir. 3. büyük azı dişlerde bu oluşuma rastlanmamıştır. Üst çene ve alt çene birlikte değerlendirildiğinde, apsenin sağ çene yarımında (% 2,49) sol çene yarımına göre (% 0,90) çok daha fazla geliştiği görülmektedir (Tablo 98 ve Grafik 95).

196 167 Tablo 98: Kadınlarda diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , ,87 I , , ,15 C , , ,86 P , , ,21 P , , ,90 M , , ,15 M , ,61 M TOPLAM , , ,71 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 95: Kadınlarda diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Erkeklerde görülen apse: Karagündüz populasyonunda erkeklerde incelenen 1813 alveolün 36 sında % 1,99 oranında apse saptanmıştır. Erkeklerde apse oluşumu üst çenede (% 2,51) alt çeneye göre (% 1,49), kadınlarda olduğu gibi daha fazla orandadır (Tablo 99 ve Grafik 96). Yine bu grupta da hem üst çenede (% 5,10) hem de alt çenede (% 3,39) en fazla apse oluşumu 1. büyük azı dişlerde görülmektedir. Üst çenede bunu köpek dişler (% 4,62) ve 1. küçük azı dişler (% 3,25), alt çenede ise 2. küçük azı dişler (% 2,54) ve aynı değerlerle 1. kesici ve köpek dişler (% 1,52) izlemektedir. Üst çenede 1. kesici dişlerde ve 3. büyük azı dişlerde apse oluşumuna rastlanmazken, alt çenede 3. büyük azı dişlerde bu oluşum yoktur.

197 168 Tablo 99: Erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I I , , ,33 C , , ,62 P , ,25 P , , ,65 M , , ,10 M , ,11 M TOPLAM , , ,51 Alt çene B G % B G % B G % I , ,52 I , ,75 C , ,52 P , ,79 P , ,54 M , , ,39 M ,02 M TOPLAM , , ,49 GENEL , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 96: Erkeklerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı Erkeklerde bu lezyon, üst çenenin ve alt çenenin sol yarımlarını sağ yarımlarına göre daha fazla etkilemiştir (Grafik 97). Bu durum alt çenede

198 169 daha belirgindir. Üst çenede sağ ve sol yarımlar arasındaki yüzde farkı 0,98 iken, bu fark alt çenede 1,79 dur. % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 97: Erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde en fazla apse oluşumu 1. büyük azılarda (% 4,17) kaydedilmektedir. Bunu sırasıyla köpek dişler (% 3,05), 2. küçük azılar (% 2,60), 1. küçük azılar (% 2,01), 2. kesiciler (% 1,52), 2. büyük azılar (% 1,06) ve 1. kesiciler (% 0,77) izlemektedir (Tablo 100 ve Grafik 98). Erkek bireylerde 3. büyük azılarda bu lezyon yoktur. Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde apse oluşumunun, sol çene yarımını (% 2,70) sağ çene yarımına göre (% 1,30) daha fazla etkilediği görülmektedir. Tablo 100: Erkeklerde diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , ,77 I , , ,52 C , , ,05 P , , ,01 P , , ,6 M , , ,17 M , , ,06 M TOPLAM , , ,99

199 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 98: Erkeklerde diş apselerinin dağılımı (alt çene+üst çene) Kadın ve erkeklerde görülen apsenin birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz toplumunda kadın ve erkeklerde gözlenen apse değerleri bir arada değerlendirildiğinde, incelenen toplam 3390 alveolden 63 ünde % 1,86 oranında bu oluşuma rastlanmıştır (Tablo 101) (Resim 15, 16). Tablo 101: Erişkin bireylerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , ,42 I , , ,51 C , , ,92 P , , ,03 P , , ,37 M , , ,56 M , ,64 M TOPLAM , , ,33 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,18 I , , ,17 C , ,18 P , ,23 P , , ,17 M , , ,06 M ,03 M TOPLAM , , ,45 GENEL , , ,86

200 171 Kadın ve erkek bireylerin birlikte ele alındığı bu grupta üst ve alt çene ayrı ayrı değerlendirildiğinde, apse görülme yüzdesi üst çenede (% 2,33) alt çeneye (% 1,45) oranla daha fazladır (Tablo 102 ve Grafik 99). Bu bireylerde üst çenede (% 5,56) ve alt çenede (% 3,06) en yüksek apse yüzdesini 1. büyük azı dişler verirken, bunları üst çenede 1. küçük azı (% 3,03) ve köpek dişler (% 2,92), alt çenede 2. küçük azı (% 2,17) ve 1. küçük azı dişler (% 1,23) izlemektedir. Tablo 102: Erişkin bireylerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene Alt çene Alveol Sayısı B G % B G % I , ,18 I , ,17 C , ,18 P , ,23 P , ,17 M , ,06 M , ,03 M TOPLAM , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 99: Erişkin bireylerde diş apselerinin üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek)

201 172 Bu bireylerde üst çenede sağ yarım (% 2,59) sol yarıma göre (% 2,05), alt çenede ise sol yarım (% 1,70) sağ yarıma göre apse oluşumundan (% 1,20) biraz daha fazla etkilenmiştir. Görüldüğü gibi, gerek üst çenede gerekse alt çenede sağ ve sol yarımlar arasındaki fark oldukça düşük bir değerdedir (Grafik 100). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 100: Erişkin bireylerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Kadın ve erkeklerde alt çene ve üst çene bir arada değerlendirildiğinde, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu 1. büyük azılardır (% 4,16). Bunu sırasıyla 2. küçük azılar (% 2,27), 1. küçük azılar (% 2,10), köpek dişler (% 2,02), 2. kesiciler (% 1,81), 2. büyük azılar (% 0,85) ve 1. kesiciler (% 0,82) izlemektedir. 3. büyük azı dişlerde ise bu oluşuma rastlanmamıştır (Tablo 103 ve Grafik 101). Burada dikkatimizi çeken nokta, 1. büyük azılardan itibaren apse görülme yüzdesinin ön dişlere doğru azalmasıdır. Yalnızca, örneklem sayısı olarak bu gruplardan daha düşük bir değere sahip olan 2. büyük azılarda bu lezyon üç örnekle temsil edilirken, diğer büyük azı dişi olan 3. büyük azılar bu oluşumu hiç göstermemektedir. Apse oluşumu bireylerde özellikle arka dişlerde yanağa, ön dişlerde ise dudağa bakan tarafta gelişme göstermiştir. Dile bakan yüzeyde apse oluşumu çok az sayıdaki örnekle temsil edilmektedir. Alt ve üst çene birlikte

202 173 değerlendirildiğinde, sol (% 1,86) ve sağ (% 1,85) çene yarımlarının bu lezyondan hemen hemen aynı derecelerde etkilendiği görülmektedir. Tablo 103: Erişkin bireylerde diş apselerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,82 I , , ,81 C , , ,02 P , , ,10 P , , ,27 M , ,16 M , , ,85 M TOPLAM , , , % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 101: Erişkin bireylerde diş apselerinin dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Karagündüz toplumunda erkeklerde görülen apse oranı (% 1,99) kadınlarınkinden (% 1,71) biraz daha fazladır (Tablo 104 ve Grafik 102). Bu durum hem üst hem de alt çenedeki alveoller için söz konusudur. Fakat aralarındaki farklar oldukça düşük düzeydedir. Örneğin, kadın ve erkeklerin apse görülme yüzdeleri açısından üst çeneleri arasındaki fark 0,41 iken, bu değer alt çenede 0,10 dur. Her iki cinsiyet grubunda da, gerek üst çenede gerekse alt çenede, bu lezyondan en fazla en fazla etkilenen diş grubu 1. büyük azı dişlerdir.

203 174 Tablo 104: Kadın ve erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı KADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , I , ,33 C , ,62 P , ,25 P , ,65 M , ,10 M ,11 M TOPLAM , ,51 Alt çene B G % B G % I , ,52 I , ,75 C , ,52 P , ,79 P , ,54 M , ,39 M , ,02 M TOPLAM , ,49 GENEL , , % Kadın Erkek 0 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Grafik 102: Kadın ve erkeklerde diş apselerinin çene yarımlarına göre dağılımı

204 175 Karagündüz populasyonundaki kadınlarda üst çenede apse görülme ortalaması 0,19 standart hata ile 0,78 iken, erkeklerde 0,16 standart hata ile 0,95 tir. Alt çenede ise bu ortalama kadınlarda 0,13 standart hata ile 0,63 iken, erkeklerde 0,15 standart hata ile 0,60 tır (Tablo 105). Görüldüğü gibi, erkekler üst çenede kadınlara göre daha yüksek bir apse ortalaması verirken, kadınlarda bu ortalama değeri alt çenede daha fazladır. Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde ise, erkekler (ortalama 1,56) kadınlara göre (ortalama 1,42) daha yüksek bir ortalamaya sahiplerdir (Tablo 106). Bununla birlikte yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst çeneleri arasında apse görülme yönünden fark önemsizdir yani üst çenede apse görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Bu durum alt çene için de geçerlidir. Cinsiyetler arasında alt çene ve üst çene bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan fark önemsizdir. Tablo 105: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede apse ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:19 Kadın 0,78 ± 0,19 0,85 0,63 ± 0,13 0,59 n:24 Erkek 0,95 ± 0,16 0,76 0,60 ± 0,15 0,72 t: - 0,667 p: 0,509 p > 0,05 t: 0,11 p: 0,913 p > 0,05 Tablo 106: Kadın ve erkek bireylerde apse ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:19 Kadın 1,42 ± 0,13 0,60 n:24 Erkek 1,56 ± 0,16 0,78 t: - 0,653 p: 0,517 p > 0,05

205 176 İncelenen toplumda cinsiyetler arasında alt ve üst çenede apse görülme yönünden farkın önemsiz olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır (X 2 : 0,2, p:0,05). Kadın ve erkeklerde kişi başına düşen apse sayısı araştırılmış ve incelenen 188 bireyin 43 ünde (24 Erkek, 19 Kadın) % 22,87 oranında bu lezyon saptanmıştır. 43 birey içinde 27 bireyde tek bir apse görülürken (% 62,79), 12 bireyde 2 apse (% 27,91), 4 bireyde 3 apse (% 9,30) oluşumu vardır (Tablo 107). Görüldüğü gibi, populasyondaki bireylerin büyük bir çoğunluğu tek bir apse oluşumuna sahiptir. Bireylerde en fazla üç apseye rastlanmıştır. Tablo 107: Erişkin bireylerde gözlenen apse sayıları (kadın+erkek) Apse Sayısı n % , , ,30 Toplam n:birey sayısı Kadın ve erkeklerde apse oluşumunun yaş gruplarına göre dağılımına bakıldığında, bu lezyonun özellikle 35-44,9 yaşları arasındaki bireylerde (% 41,27) yoğunlaştığı görülür. Bunu 45 yaşın üzerindeki bireyler izlemektedir (% 38,10). En az apse oluşumuna sahip yaş grubu ise, 15-24,9 yaş aralığındaki bireylerdir (Tablo 108 ve Grafik 103). Genel olarak değerlendirildiğinde, yaş arttıkça apse görülme yüzdesi artmaktadır. Bu beklenen bir sonuçtur. Apse diğer birçok patolojik lezyon sonucunda meydana gelebilen bir oluşumdur. Patolojik lezyonların bir kısmı genellikle yaş ile doğrusal bir ilişki içinde bulunabilmektedir. Apse oluşumunda da elde edilen veriler, yaşla bu lezyon arasındaki pozitif ilişkiyi düşündürmektedir.

206 177 Tablo 108: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen apselerin yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grupları n % 15-24,9 1 1, , , , ,27 45 üzeri 24 38,10 Toplam n:apse sayısı % , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Abse sayısı Grafik 103: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen apselerin yaş gruplarına göre dağılımı Kadın ve erkek bireylerde apseler, çoğunlukla dişlerin köklerinin uç kısımlarında, kenarları düzgün, yuvarlak biçimli oluşumlar olarak karşımıza çıkmaktadır (periapikal apse). Karagündüz bireylerinde hem aşınmadan hem de çürükten kaynaklı apselere rastlanmıştır. Yalnızca aşınmadan kaynaklı örnekler biraz daha fazladır. Alveollerin çeşitli bölgelerinde meydana gelen apseler çok sınırlı örneklerle temsil edilmektedir. Değerlendirme yapılırken alveol sayıları temel alınmıştır (Tablo 109 ve Grafik 104). Bununla birlikte değerlerimizi çene sayılarına oranladığımızda, kadınlarda apse görülme yüzdesi üst çenede % 25,42, alt çenede % 19,05, erkeklerde ise üst çenede % 27,85, alt çenede ise % 17,07 olarak saptanmıştır. Buna göre genel olarak kadınlarda 22,13 çıkan apse yüzdesi, erkeklerde 22,36 dır. Populasyonda çene sayısına göre apse görülme yüzdesi 22,26 dır (Tablo 110 ve Grafik 105). Bu sonuçlar alveollerden elde edilen değerlerden oldukça yüksektir

207 178 fakat sonuçlar örtüşmektedir. Gerek alveollerden gerekse çenelerden yapılan hesaplamalara göre, kadın ve erkekler arasında apse görülme açısından fark yok gibidir. Tablo 109: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çenedeki alveol sayılarına oranları Cinsiyet Üst çene Alveol n % Alt çene Alveol n % Toplam Alveol Sayısı Toplam Apse Sayısı % KADIN , , ,71 ERKEK , , ,99 TOPLAM , , ,86 % 3 2,5 2 1,5 1 0,5 0 Üstçene Altçene Kadın Erkek Grafik 104: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çenedeki alveol sayılarına oranları Tablo 110: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çene sayılarına oranları Cinsiyet Üst çene Apse % Alt çene Apse % Toplam çene Toplam Apse % KADIN , , ,13 ERKEK , , ,36 TOPLAM , , ,26

208 179 % Kadın Erkek 0 Üstçene Altçene Grafik 105: Karagündüz populasyonunda cinsiyetlere göre apselerin üst çene ve alt çene sayılarına oranları Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı) Karagündüz populasyonunda bireylerde alveol kaybı belirlenirken, alt çene ve üst çene dikkate alınmış ve Brothwell in (1981) az, orta, ileri şeklinde belirttiği alveol kaybı dereceleri kullanılmıştır. Bu çalışmada 138 üst çene ve 145 alt çene olmak üzere toplam 283 çene alveol kaybı açısından incelemeye alınmıştır Kadınlarda görülen alveol kaybı: Karagündüz populasyonunda kadınlarda 122 çene alveol kaybı açısından incelenmiş ve sadece 44 tanesinde % 36,07 oranında alveol kaybı saptanmıştır. Bu değer alt çenede (% 41,27) üst çeneye (% 30,51) göre daha yüksektir. Yani kadınlarda alveol kaybı özellikle alt çenede daha fazla yoğunlaşmaktadır. Bu lezyon kadın bireylerde üst çenede % 33,33 oranında az, % 61,11 oranında orta ve % 5,56 oranında ileri derecede görülürken, alt çenede bu değerler % 34,62 oranında az, % 46,15 oranında orta ve % 19,23 oranında ileri derecelerde kaydedilmiştir (Tablo 111). Burada dikkatimizi çeken nokta, her üç alveol kaybı derecesinin de farklı bir durum sergilemesidir. Öncelikle az derecedeki oluşumlar, alt çene ve üst çenede hemen hemen aynı değerlerde seyrederken, orta dereceli alveol kaybı üst çenede yoğunlaşmakta, ileri dereceli alveol kaybı ise alt çenede üst çeneye göre daha fazla görülmektedir.

209 Erkeklerde görülen alveol kaybı: Karagündüz toplumunda erkeklerde 161 çene alveol kaybı açısından incelenmiş ve bunlardan 71 tanesinde % 44,10 oranında alveol kaybına rastlanmıştır. Kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de bu lezyon, üst çeneye göre (% 37,97) alt çenede (% 50) daha fazla yoğunlaşmaktadır. Alveol kaybı erkek bireylerde üst çenede % 60 oranında az, % 33,33 oranında orta ve % 6,67 oranında ileri derecede mevcutken, alt çenede bu değerler % 41,46 oranında az, % 48,78 oranında orta ve % 9,76 oranında ileri derecelerde görülmüştür (Tablo 111). Burada özellikle üst çenede, erkeklerde kadınlara göre alveol kaybı az düzeyde daha fazla meydana gelmiştir. Erkeklerde bu 3 alveol kaybı derecesinin alt çene ve üst çenede sergilediği duruma bakılacak olursa, az derecedeki oluşumun üst çenede, alt çeneye göre belirgin bir biçimde yüksek olduğu, orta ve ileri derecelerin alt çenede üst çeneye göre daha fazla görüldüğü dikkat çekicidir. Bu açıdan erkekler kadınlardan daha farklı bir durum sergilemektedirler. Tablo 111: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı Üst çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % Kadın 6 33, ,11 1 5, ,51 Erkek ,33 2 6, ,97 Toplam ,75 3 6, ,78 Alt çene Kadın 9 34, , , ,27 Erkek 17 41, ,78 4 9, Toplam 26 38, , , ,21 Genel toplam 50 43, , , , Kadın ve erkeklerde görülen alveol kaybının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz toplumunda kadın ve erkeklerde alt çene ve üst çene birlikte ele alındığında, incelenen toplam 283 çeneden 168 i (% 59,36) alveol kaybı göstermezken, 115 inde (48 üst çene, 67 alt çene) % 40,64 oranında bu lezyona rastlanmıştır (Resim 17, 18). Genel anlamda erkeklerin (% 44,10) kadınlara (% 36,07) göre daha yüksek bir alveol kaybı yüzdesi verdiği görülmektedir. Alveol kaybı dereceleri açısından cinsiyetler arası bir karşılaştırma yapıldığında ise, erkeklerde kadınlara göre en fazla görülen alveol kaybı derecesinin az, kadınlarda ise erkeklere göre en fazla görülen alveol kaybı

210 181 derecesinin orta ve ileri dereceler olduğu saptanmıştır (Tablo 112 ve Grafik 106). Kadın ve erkek bireylerde alt çene ve üst çeneler birlikte değerlendirildiğinde, populasyonda en fazla orta düzeyde (% 46,09) bir alveol kaybına rastlanmaktadır. Bunu % 43,48 ile az ve % 10,43 ile ileri dereceler izlemektedir. Görüldüğü gibi, populasyonda ileri derecede alveol kaybı çok düşük seviyededir (Grafik 107). Bütün lezyonlar bir arada değerlendirildiğinde, populasyon genelinde ileri düzeyde periyodontal hastalıklar meydana getirecek durumlara rastlanmamıştır. Bilindiği gibi, ileri derecede alveol kaybı ölüm öncesi diş kaybıyla sonuçlanabilmektedir. Fakat incelenen toplumda bu durum sınırlı düzeydedir. Tablo 112: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı (alt çene+üst çene) Üst+Alt çene AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % Kadın 15 34, , , ,07 Erkek 35 49, ,25 6 8, ,10 Toplam 50 43, , , , % Az Orta İleri 0 Kadın Erkek Grafik 106: Kadın ve erkeklerde alveol kaybının çenelere göre dağılımı (alt çene+üst çene)

211 182 % Az Orta İleri Grafik 107: Kadın ve erkeklerde alveol kaybı derecelerinin dağılımı Bu lezyondan alt çenenin ( % 46,21) üst çeneye (% 34,78) göre daha fazla etkilendiği görülmektedir. Özellikle üst çenede az (% 50), alt çenede ise orta (% 47,76) derecelerde alveol kaybı diğer alveol kaybı derecelerine göre daha fazla oranda saptanmıştır (Tablo 113 ve Grafik 108). Tablo 113: Alveol kaybının üst çene ve alt çenedeki dağılımı (kadın+erkek) Alveol Kaybı AZ % ORTA % İLERİ % TOPLAM % Üst çene ,75 3 6, ,78 Alt çene 26 38, , , ,21 TOPLAM 50 43, , , , % Az Orta İleri Üst çene Alt çene Grafik 108: Alveol kaybının üst çene ve alt çenedeki dağılımı (kadın+erkek)

212 183 Karagündüz populasyonundaki kadınlarda üst çenede alveol kaybı görülme ortalaması 0,17 standart hata ile 1,00 iken, erkeklerde 0,12 standart hata ile 0,93 tür. Alt çenede ise bu ortalama kadınlarda 0,17 standart hata ile 1,54 iken, erkeklerde 0,12 standart hata ile 1,46 dır (Tablo 114). Görüldüğü gibi kadınlar hem üst çenede hem de alt çenede, erkeklere göre biraz daha yüksek bir ortalama vermektedir. Bununla birlikte cinsiyetler arasındaki ortalama sonuçları birbirine çok yakındır. Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde ise, kadınlar (ortalama 2,54) erkeklere göre (ortalama 2,40) yine biraz daha yüksek bir ortalamaya sahiplerdir (Tablo 115). Bununla birlikte yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst çeneleri arasında alveol kaybı görülme yönünden fark önemsizdir. Bu durum alt çene için de geçerlidir. Cinsiyetler arasında alt çene ve üst çene bir arada değerlendirildiğinde ise fark yine önemsizdir. Tablo 114: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede alveol kaybı ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 1,00 ± 0,17 0,96 1,54 ± 0,17 0,96 n:47 Erkek 0,93 ± 0,12 0,86 1,46 ± 0,12 0,83 t: 0, 303 p: 0,762 p > 0,05 t: 0,393 p: 0,696 p > 0,05 Tablo 115: Kadın ve erkek bireylerde alveol kaybı ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:31 Kadın 2,54 ± 0,24 1,33 n:47 Erkek 2,40 ± 0,18 1,24 t: 0,486 p: 0,629 p > 0,05

213 184 İncelenen toplumda cinsiyetler arasında alt ve üst çenede alveol kaybı görülme yönünden farkın önemsiz olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır (X 2 : 0,019, p:0,05). Yaş ile bu lezyon arasında pozitif bir ilişki vardır. İncelenen populasyonda 15-24,9 yaş grubu içerisindeki bireylerde bu oluşum % 3,48 oranında görülürken, bunu % 23,48 ile 25-34,9 yaş grubu, % 29,57 ile 35-44,9 yaş grubu ve % 43,48 ile 45 yaş üzerindeki bireyler izlemektedir (Tablo 116 ve Grafik 109). Görüldüğü gibi alveol kaybı en az 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde mevcutken, yaşın ilerlemesiyle bu lezyonun görülme yüzdesinde de düzgün bir artış kaydedilmiştir. Populasyondaki en fazla alveol kaybına 45 yaş üzerindeki bireylerde rastlanmıştır. Tablo 116: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen alveol kaybının yaş gruplarına göre dağılımı Yaş Grupları Üst çene Alt çene Toplam % 15-24, , , , , ,57 45 üzeri ,48 Toplam % , , ,9 45 üzeri Grafik 109: Kadın ve erkek bireylerde gözlenen alveol kaybının yaş gruplarına göre dağılımı

214 Ölüm Öncesi (Premortem) Diş Kaybı Karagündüz populasyonunda bebek ve çocukların çenelerindeki alveoller premortem diş kaybı açısından incelenmiş ve sadece 9 yaşında bir çocukta sağ M 1 de bu oluşuma rastlanmıştır. Erişkin bireylerde saptadığımız bu lezyonun, öncelikle cinsiyetlere göre dağılımına bakılmış, yapılan değerlendirmede alveol sayıları dikkate alınmıştır Kadınlarda görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybı: Karagündüz populasyonunda kadınlarda incelenen 1577 alveolün 272 sinde % 17,25 oranında premortem diş kaybı saptanmıştır. Kadınlarda bu oluşum alt çenede (% 17,98 ) üst çeneye göre (% 16,36) biraz daha fazla oranda görülmektedir (Tablo 117 ve Grafik 110). Aradaki yüzde farkı sadece 1,62 dir. Bununla birlikte üst çenede en fazla premortem diş kaybı gösteren diş grubu 3. büyük azılar iken (% 29,41), alt çenede bu lezyon en fazla 1. büyük azılarda (% 42,34) kaydedilmiştir. Üst çenede 3. büyük azı dişlerde inceleyebildiğimiz alveol sayısının az sayıda olması, muhtemelen değerin diğerlerine göre daha yüksek çıkmasına neden olmuş olabilir. Üst çenede bu değerleri 2. büyük azı dişler (% 27,27) ve 1. büyük azı dişler (% 26,83), alt çenede ise 3. büyük azı dişler (% 29,82) ve 2. büyük azı dişler (% 24,74) izlemektedir. Görüldüğü gibi, bu lezyon kadınlarda en fazla büyük azı dişlerini etkilemiştir. Bu oluşumu en az gösteren diş grubu ise, üst çenede ve alt çenede köpek dişler olarak saptanmıştır. Premortem diş kaybı, üst çenede sol yarımı (% 16,95), alt çenede ise sağ yarımı (% 18,85) daha fazla etkilemiştir (Grafik 111). Bu yarımlar arasındaki oransal farklılık oldukça düşük düzeydedir. Öyle ki üst çenede sağ ve sol yarımlar arasındaki yüzde farkı 1,15 iken, bu fark alt çenede 1,75 tir.

215 186 Tablo 117: Kadınlarda premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,89 I , , ,82 C , , P , , ,11 P , ,29 M , , ,83 M , , ,27 M , , ,41 TOPLAM , , ,36 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,39 I , , ,76 C , , ,38 P , , ,63 P , , ,18 M , , ,34 M , ,74 M , ,82 TOPLAM , , ,98 GENEL , , ,25 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 110: Kadınlarda premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

216 187 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 111: Kadınlarda premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, bu oluşuma en fazla maruz kalan diş grubunun 1. büyük azı dişler olduğu görülür (% 35,75). Bunu sırasıyla 3. büyük azı dişler (% 29,67), 2. büyük azı dişler (% 25,77), 1. kesici dişler (% 16,16), 2. küçük azı dişler (% 14,76), 2. kesici dişler (% 10,73), 1. küçük azı dişler (% 9,29) ve köpek dişler (% 8,62) izlemektedir (Tablo 118 ve Grafik 112). Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, sol çene yarımı (% 17,03) ve sağ çene yarımı (% 17,46) oluşumdan hemen hemen aynı düzeyde etkilenmişlerdir. Aradaki yüzde farkı sadece 0,43 tür. Tablo 118: Kadınlarda premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Alveol sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,16 I , , ,73 C , , ,62 P , ,29 P , , ,76 M , , ,75 M , , ,77 M , , ,67 TOPLAM , , ,25

217 188 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 112: Kadınlarda premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Erkeklerde görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybı: Karagündüz populasyonunda erkeklerde incelenen 1813 alveolün 363 ünde % 20,02 oranında premortem diş kaybı saptanmıştır. Erkeklerde bu oluşuma üst çenede (% 20,55) alt çeneye göre (% 19,53) biraz daha fazla oranda rastlanmaktadır (Tablo 119 ve Grafik 113). Aradaki yüzde farkı sadece 1,02 dir. Kadınlarda olduğu gibi üst çenede en fazla premortem diş kaybı gösteren diş grubu 3. büyük azılar iken (% 39,06), alt çenede bu oluşum en fazla 1. büyük azı dişlerde (% 37,29) kaydedilmektedir. Yine üst çenede 3. büyük azılarda inceleyebildiğimiz alveollerin az sayıda olması, sonucu etkilemiş olabilir. Üst çenede bu değerleri 2. büyük azı dişler (% 34,44) ve 1. büyük azı dişler (% 31,63), alt çenede ise 3. büyük azı dişler (% 30,38) ve 1. kesici dişler (% 23,48) izlemektedir. Alt çenede 2. büyük azılar (% 22,45) 1. kesici dişlere (% 23,48) yakın bir değer vermektedir. Bu oluşumu en az gösteren diş grubu ise, üst çenede ve alt çenede köpek dişler olarak saptanmıştır. Karagündüz populasyonunda üst çenenin sol yarımı (% 21,06) sağ yarımına göre (% 20,05), 1,01 lik bir yüzde farkıyla bu oluşumdan biraz daha fazla etkilenirken, alt çenede sol (% 19,52) ve sağ (% 19,54) yarımlar arasında bu açıdan fark yok gibidir (Grafik 114).

218 189 Tablo 119: Erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,83 I , , ,5 C , , ,31 P , , ,01 P , , ,93 M , , ,63 M , , ,44 M , ,06 TOPLAM , , ,55 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,48 I , , ,69 C , , ,82 P , , ,11 P , , ,64 M , , ,29 M , ,45 M , , ,38 TOPLAM , , ,53 GENEL , , ,02 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 113: Erkeklerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı

219 190 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene SOL SAĞ Grafik 114: Erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubunun 1. büyük azı dişler (% 34,72) olduğu görülür. Bunu sırasıyla 3. büyük azı dişler (% 34,27), 2. büyük azı dişler (% 28,19), 1. kesici dişler (% 20,69), 2. küçük azı dişler (% 17,32), 2. kesici dişler (% 14,07), 1. küçük azı dişler (% 12,05) ve köpek dişler (% 9,54) izlemektedir (Tablo 120 ve Grafik 115). Erkeklerde bu lezyondan etkilenen diş grupları, kadınlarla aynı sırayı takip etmektedir. Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, sol çene yarımının (% 20,27) sağ çene yarımına (% 19,78) göre biraz daha fazla etkilendiği görülmektedir. Tablo 120: Erkeklerde premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Alveol sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , , ,69 I , , ,07 C , , ,54 P , , ,05 P , , ,32 M , , ,72 M , , ,19 M , , ,27 TOPLAM , , ,02

220 191 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 115: Erkeklerde premortem diş kayıplarının dağılımı (alt çene+üst çene) Kadın ve erkeklerde görülen ölüm öncesi (premortem) diş kaybının birlikte ele alınması ve karşılaştırılması: Karagündüz toplumunda kadın ve erkeklerde gözlenen premortem diş kaybı değerleri bir arada değerlendirildiğinde, incelenen toplam 3390 alveolden 635 inde % 18,73 oranında bu oluşuma rastlanmıştır (Tablo 121) (Resim 19, 20). Tablo 121: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Alveol Sayısı SOL SAĞ GENEL Üst çene B G % B G % B G % I , , ,95 I , , ,81 C , , ,25 P , , ,12 P , , ,17 M , , ,44 M , , ,41 M , , ,71 TOPLAM , , ,67 Alt çene B G % B G % B G % I , , ,08 I , , ,28 C , , ,09 P , , ,43 P , , ,96 M , , ,74 M ,59 M , , ,15 TOPLAM , , ,79 GENEL , , ,73

221 192 Kadın ve erkek bireylerin birlikte ele alındığı bu grupta üst ve alt çene ayrı ayrı değerlendirildiğinde, premortem diş kaybı görülme yüzdesi üst çenede % 18,67 iken, alt çenede bu değer % 18,79 oranındadır (Tablo 122 ve Grafik 116). Görüldüğü gibi, alt çene ve üst çene dişleri bu oluşumdan benzer düzeyde etkilenmiştir. Sadece alt çene üst çeneye göre 0,12 lik bir yüzde farkıyla bu lezyona biraz daha fazla maruz kalmıştır. Bu bireylerde üst çenede en yüksek premortem diş kaybı yüzdesini 3. büyük azı dişler verirken (% 35,71), alt çenede bu oluşum en fazla 1. büyük azılarda (% 39,74) kaydedilmiştir. Kadın ve erkek bireyleri ayrı gruplar halinde ele aldığımızda da karşılaştığımız gibi, üst çenede 3. büyük azı dişlerde inceleyebildiğimiz alveol sayısının az sayıda olması, değerin bu kadar yüksek çıkmasına neden olmuş olabilir. Üst çenede bu değerleri 2. büyük azı dişler (% 31,41) ve 1. büyük azı dişler (% 29,44), alt çenede ise 3. büyük azı dişler (% 30,15) ve 2. büyük azı dişler (% 23,59) izlemektedir. Bu oluşumu en az gösteren diş grubu ise, üst çenede ve alt çenede köpek dişler olarak saptanmıştır. Tablo 122: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) Üst çene Alt çene Dişler B G % B G % I , ,08 I , ,28 C , ,09 P , ,43 P , ,96 M , ,74 M , ,59 M , ,15 TOPLAM , ,79

222 193 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Üst çene Alt çene Grafik 116: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının üst çene ve alt çeneye göre dağılımı (kadın+erkek) İncelenen populasyondaki erişkin bireylerde üst çenenin sol yarımı (% 19,23) sağ yarımına göre (% 18,13), alt çenenin ise sağ yarımı (% 19,21) sol yarımına göre (% 18,35) biraz daha fazla etkilenmiştir. Görüldüğü gibi, gerek üst çenede gerekse alt çenede sağ ve sol yarımlar arasındaki fark, oldukça düşük bir değerdedir (Grafik 117). % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üstçene Altçene SOL SAĞ Grafik 117: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı (kadın+erkek) Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, bu lezyona en fazla maruz kalan diş grubunun 1. büyük azı dişler (% 35,21) olduğu görülür. Bunu

223 194 sırasıyla 3. büyük azı dişler (% 32,48), 2. büyük azı dişler (% 27,07), 1. kesici dişler (% 18,57), 2. küçük azı dişler (% 16,10), 2. kesici dişler (% 12,50), 1. küçük azı dişler (% 10,74) ve köpek dişler (% 9,11) izlemektedir (Tablo 123 ve Grafik 118). Alt çene ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde, sol (% 18,76) ve sağ (% 18,70) çene yarımlarının premortem diş kaybından hemen hemen aynı oranda etkilendiği görülür. Yalnızca sol çene yarımı sağ çene yarımına göre 0,06 lık bir yüzde farkı göstermektedir. Görüldüğü gibi, bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu birden fazla köke sahip olan büyük azı dişleri iken, en az köpek dişler etkilenmiştir. Tablo 123: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene) Alveol sayısı SOL SAĞ GENEL Üst+Alt çene B G % B G % B G % I , ,57 I , , ,5 C , , ,11 P , , ,74 P , , ,10 M , , ,21 M , , ,07 M , , ,48 TOPLAM , , ,73 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Diş Grupları Grafik 118: Erişkin bireylerde premortem diş kayıplarının dağılımı (kadın+erkek) (alt çene+üst çene)

224 195 Karagündüz toplumunda erkeklerde görülen ölüm öncesi diş kaybı oranı (% 20,02) kadınlarınkinden (% 17,25) daha fazladır (Tablo 124 ve Grafik 119). Bu durum gerek üst çeneler gerekse alt çeneler karşılaştırıldığında da aynıdır. Kadın ve erkeklerin ölüm öncesi diş kaybı görülme yüzdeleri açısından, üst çeneleri arasındaki fark 4,19 iken, bu değer alt çenede 1,55 tir. Kadın ve erkeklerde bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu üst çenede 3. büyük azı dişleri iken, alt çenede 1. büyük azılardır. Tablo 124: Kadın ve erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Alveol Sayısı K ADIN ERKEK Üst çene B G % B G % I , ,83 I , ,5 C ,31 P , ,01 P , ,93 M , ,63 M , ,44 M , ,06 TOPLAM , ,55 Alt çene B G % B G % I , ,48 I , ,69 C , ,818 P , ,11 P , ,64 M , ,29 M , ,45 M , ,38 TOPLAM , ,53 GENEL , ,02

225 196 % I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 I1 I2 C P1 P2 M1 M2 M3 Üst çene Alt çene Kadın Erkek Grafik 119: Kadın ve erkeklerde premortem diş kayıplarının çene yarımlarına göre dağılımı Karagündüz populasyonundaki kadınlarda üst çenede premortem diş kaybı görülme ortalaması 0,67 standart hata ile 3,44 iken, erkeklerde bu değer 0,62 standart hata ile 3,15 dir. Alt çenede ise bu ortalama kadınlarda 0,77 standart hata ile 4,55 iken, erkeklerde 0,53 standart hata ile 3,21 dir (Tablo 125). Görüldüğü gibi, kadınlar hem üst çenede hem de alt çenede erkeklere göre daha yüksek bir ortalama vermektedir. Alt ve üst çene birlikte değerlendirildiğinde ise, kadınlar (ortalama 8,00) erkeklere göre (ortalama 6,36) daha yüksek bir ortalamaya sahiplerdir (Tablo 126). Bununla birlikte yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda, kadın ve erkeklerin üst çeneleri arasında premortem diş kaybı görülme yönünden fark önemsizdir yani üst çenede premortem diş kaybı görülme açısından cinsiyetler arası fark yoktur. Bu durum alt çene için de geçerlidir. Cinsiyetler arasında alt çene ve üst çene bir arada değerlendirildiğinde ise fark yine önemsiz olarak çıkmaktadır.

226 197 Tablo 125: Kadın ve erkek bireylerde üst çene ve alt çenede premortem diş kaybı ortalamaları Üst çene Alt çene Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma x + Standart hata Standart Sapma n:34 Kadın 3,44 ± 0,67 3,94 4,55 ± 0,77 4,52 n:57 Erkek 3,15 ± 0,62 4,70 3,21 ± 0,53 4,03 t: 0, 295 p: 0,769 p > 0,05 t: 1,472 p: 0,145 p > 0,05 Tablo 126: Kadın ve erkek bireylerde premortem diş kaybı ortalamaları (alt çene+üst çene) Cinsiyet x + Standart hata Standart Sapma n:34 Kadın 8,00 ± 1,15 6,75 n:57 Erkek 6,36 ± 0,98 7,40 t: 1,050 p: 0,296 p > 0,05 İncelenen populasyonda cinsiyetler arasında alt ve üst çenede ölüm öncesi diş kaybı görülme yönünden farkın önemsiz olduğu, uygulanan diğer bir istatistik yöntem olan X 2 testinde de saptanmıştır (X 2 : 2,69, p:0,05). Kadın ve erkeklerde birey başına düşen ölüm öncesi diş kaybına bakıldığında ise, bu lezyona sahip bireylerin çenelerinde en az 1, en fazla 31 diş kaybı olduğu görülür. Genel anlamda ölüm öncesi diş kayıpları bir ve iki arasındadır. 16 birey yaşarken dişlerinin 14 ve daha fazlasını kaybetmiştir (Tablo 127). Tablo 127: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kaybı sayıları (kadın+erkek)

227 198 Premortem Sayısı n % , , , , , , , , , , , ,40 Toplam n: Birey sayısı Yaş ile ölüm öncesi diş kaybı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Karagündüz toplumunda 15-24,9 yaş grubu içerisindeki bireylerde bu oluşum sadece 3 örnekle temsil edilirken, bunu 42 premortem diş kaybıyla 25-34,9, 135 örnekle 35-44,9 ve 455 örnekle 45 yaş üzerindeki yaş grupları izlemektedir (Tablo 128 ve Grafik 120). Görüldüğü gibi, ölüm öncesi diş kaybı en az 15-24,9 yaş grubu arasındaki bireylerde mevcutken, yaşın ilerlemesiyle bu lezyonun görülme sıklığı da artmış ve en yüksek değere 45 yaşın üzerindeki bireylerde rastlanmıştır. Yani incelenen populasyonda bireylerde yaşın ilerlemesine bağlı olarak, bu lezyonun artış kaydettiği saptanmıştır. Tablo 128: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kayıplarının yaş gruplarına göre dağılımı (kadın+erkek) Yaş Grupları n 15-24, , , üzeri 455 Toplam 635 n:premortem sayısı

228 Premortem sayısı , , ,9 45 üzeri Yaş Grupları Grafik 120: Erişkin bireylerde gözlenen premortem diş kayıplarının yaş gruplarına göre dağılımı (kadın+erkek) 3.3. Tartışma Dişlerde ve çenelerde görülen patolojik lezyonların sıklığı, toplumların yaşam biçimi ile doğrudan ilişkilidir. Lukacs (1989) avcı-toplayıcı, karışık ve yoğun tarımın yapıldığı toplumlar ile diş ve çene hastalıkları arasında bir ilişki kurmuştur; avcı-toplayıcı toplumlarda diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, alveol kaybı düşük, diş aşınma şiddeti daha yüksek iken, karışık beslenme sisteminde bu lezyonlar orta derecededir. Yoğun tarımın yapıldığı toplumlarda ise avcı toplayıcı toplumların tersine diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, alveol kaybı yüksek, diş aşınma şiddeti de daha düşük değerlerdedir. Bu durum eski dönemlerde farklı ekolojik ortamlarda yaşamış, farklı yaşam biçimlerine sahip toplumları araştıran araştırmacıların sıkça karşılaştıkları bir durumdur. Dolayısıyla, bu araştırma kapsamında ele alınan patolojik oluşumlar (diş aşınması, diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, apse, periyodontal hastalıklar (alveol kaybı) ve ölüm öncesi (premortem) diş kaybı) ilgili toplumun beslenme biçimini, besin hazırlama tekniklerini, besin türlerini, kültürel alışkanlıklarını, ağız ve diş hastalıklarını, çocukluk çağlarında geçirdikleri fizyolojik stresleri ve enfeksiyonel hastalıkları, aynı zamanda da ağız hijyenlerini ortaya koyan oldukça önemli veri kaynaklarıdır.

229 Diş Aşınması Diş aşınmasına insan toplulukları dışında diğer primatlarda da rastlanmaktadır. Örneğin Mass (1993) Büyük Galagolarda molar dişlerin aşınmaları üzerine yaptığı bir çalışmada, dişlerin aşınmasını arttıran aşındırıcı maddelerin varlığına değinmiştir. Lovell (1991) ise aşındırıcı volkanik külle kaplı yaprakların, maymunlarda mine aşınmasını arttırdığını belirtmiştir. Molholland ve diğ. (1989) bir bitkinin yaprak, gövde ve kökünün tüm parçalarından, farklı aşındırıcı özellikli, mikroskobik phytolithler belirlemişlerdir. Leigh (1937) Peru da yaşayan maymunlar üzerine yaptığı bir araştırmada, aşınmayı besin türlerine bağlamıştır (Langsjoen, 1998) Erişkinlerde diş aşınması: Karagündüz toplumunda erişkin bireylerde aşınmanın % 95,54 gibi oldukça yüksek bir değer göstermesi dikkat çekicidir. Tarım ve hayvancılığa dayalı bir yaşam biçimine sahip olan bu toplulukta dişler, % 24,31 az derecede, % 56,62 orta derecede ve % 19,07 ileri derecede aşınma göstermiştir. Orta derecede aşınma en yüksek olanıdır. Bu, dişlerin birbirlerine sürtünmeleri ve besinlerin niteliğinden kaynaklı normal bir aşınma sürecidir. Toplumların beslenme biçimleri ile aşınma oluşumu arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Örneğin bir populasyonda aşınma dereceleri oldukça yüksek değerlerde görüyorsa, bu durum nispeten sert yiyeceklerin tüketilmesiyle ilişkilendirilebilir. Bilinmektedir ki aşınma, sert, lifli, iri taneli ve fermante edilmemiş tahılların tüketildiği avcı-toplayıcı toplumlarda, tarım toplumlarına oranla daha fazla rastlanan bir olgudur. Birçok araştırmacı dünyanın çeşitli bölgelerinde, farklı dönemlerde, farklı yaşam biçimine sahip toplumlarda bu oluşumu araştırmışlardır. Bunlardan Grene, Ewing ve Armelagos (1967) bir Mezolitik toplumu olan Wadi Halfa yı incelemişler ve abrazyona rastlamışlardır. Smith (1972) üç farklı alandan gelen ve tarım

230 201 toplumları olan Natufiyen Mezolitik Dönem örneklerini incelemiş, özellikle El Wad ve Eynan da abrazyon saptamıştır. Smith (1972) bu türlü aşınmanın, özellikle tarım toplumlarında tahılların içine karışan sert tanecikler nedeniyle oluşabileceğine değinmiştir. Diğer alan olan Kebara da ise böyle bir durum yoktur. Diş abrazyonuna İran ve Irak Neolitik topluluklarında da yaygın ölçüde rastlanmıştır. Aynı şekilde İtalya da İ.Ö. 4. binde yaşamış olan Ligurialılarda belirgin diş aşınmasının varlığı bilinmektedir (Özbek, 1997). Byblos Kalkolitik Dönem Yakın-Doğu toplumunda diş aşınması hafif düzeyde olup, aşınmada 2 ve 3+ dereceleri ağırlıklıdır (Özbek, 1985). Araştırmacıya göre bu toplumda ilk anda alınan besinler iyi hazırlanmış olup, önemli bir aşınmaya yol açabilecek kum ve benzeri sert tanecikler besinlere karışmamıştır. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda bireylerin % 17,1 inde aşınmadan kaynaklı dişözü odacığının açığa çıktığını saptamıştır. Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) daimi dişlerin % 30,3 ünde aşınma saptamışlardır. Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alandan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) ve yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) diş aşınma yüzdesini 52 olarak belirlerken, Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) ele geçen örneklerde incelenen dişlerin % 70 inin az (1-2) ya da orta düzeyde (3-4) bir aşınma gösterdiklerini bulmuşlardır. Parier Ortaçağ sonu Cenevre alt çenelerine bakıldığında, % 69 oranında 3 ve 4 aşınma dereceleri ile karşılaşılmaktadır (Uzel ve diğ., 1988). Bunların yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri nde yer alan Güney Dakota, New Meksika, Puye gibi arkeolojik yerleşim alanlarından çıkarılan iskeletlerin dişlerinde aşınma çeşitlerini görmek mümkündür (Ortner ve Putschar, 1985). Arkansas tan (ABD) ele geçirilen eski dönemlere ait iskeletler üzerinde aşınma konusunu çalışan Mehta ve Evans ise, dişlerin çoğunda açıkta kalan dentine işaret etmişlerdir. Bu bulgu, Avustralya Aborjinleri gibi günümüz ilkel grupları arasındaki aşınmaya benzemektedir (Langsjoen, 1998).

231 202 Leek (1984) Eski Mısır da çölde yaşayanlar üzerinde diş problemleri hakkında hazırladığı raporda, tüm dişlerde çocukluktan itibaren en yaygın anormalliklerden birinin diş aşınması olduğunu gözlemiştir. Bunun nedenini ise eski tarıma bağlamaktadır. Tahılların topraktan ve havadan kirlenmesi, hasat aletlerinin çakmaktaşı parçacıkları, ekinlerin savrulması sırasında rüzgardan gelen kum, değirmen taşlarından kaynaklanan mineral parçaları ve bunların yanı sıra ürünlere öğütme sürecini hızlandırmak için bilerek eklenen inorganik maddeler, araştırmacının potansiyel enfekte edici yani aşındırıcı maddeler listesini oluşturmaktadır (Langsjoen, 1998). Anadolu da avcı-toplayıcı Aşıklı Höyük (Özbek, 1992) Akeramik Neolitik Dönem toplumu ile avcı-toplayıcılıktan çiftçiliğe geçişin bir örneğini teşkil eden Çayönü (Özbek, 1988) Neolitik toplumunda, aşınmanın ileri derecelerde olduğu bilinmektedir. Aşıklı Höyük toplumunda ortalama diş aşınma derecesi 4,3 tür. Bu toplumların diyetlerinde abraziv besinler önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle araştırmacı Çayönü bireylerinde görülen ileri derecedeki aşınmadan, fibrilli bitkisel besinleri ve kısmen de tahılların öğütülmeleri sırasında öğütme taşından kopan ve tahıl içine karışabilen partikülleri sorumlu tutmaktadır. Karagündüz Ortaçağ toplumunda da azınlıkla görülen ve ileri derecelerde aşınmaya neden olan abrazyon saptanmıştır. Fakat örneklerimiz arasında herhangi bir kültürel kullanıma bağlı oluşumlara ya da özel aşınma şekillerine rastlanmamıştır. Anadolu da çeşitli dönemlerde yaşamış toplumlarda mevcut beslenme biçimi, besinlerin niteliği, besinlerin hazırlanış teknikleri ve çeşitli kültürel alışkanlıklara bağlı olarak, aşınmaların farklı derecelerde yoğunlaştığı görülmektedir. Örneğin Çayönü Neolitik toplumunda en yoğun olarak görülen aşınma derecesi 5 iken (Özbek, 1997), bu değer Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda 4 (Açıkkol, 2000), Hayaz Höyük Bronz Çağ toplumunda 1 ve 2 (Özbek, 1984a), Hakkari Erken Demir toplumunda 4 (Gözlük ve diğ., 2003), Klazomenai-Yıldıztepe (M.Ö yy.) toplumunda 3 ve 4 (Güleç, 1986), Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) toplumunda 4 (Güleç ve diğ., 1998),

232 203 Antandros (M.Ö yy.) toplumunda 4 (Erdal, 2000), Malatya Arslantepe Geç Roma toplumunda 1 ve 2 (Uzel ve diğ., 1988), İznik Geç Bizans toplumunda 2 ve 3 (Erdal, 1996), Van Kalesi Ortaçağ toplumunda 4 (Gözlük ve diğ., 2004) ve Panaztepe İslam toplumunda da 3+ dır (Güleç, 1989). Karagündüz toplumunda en yoğun olarak karşımıza çıkan 4. derecedeki aşınma, farklı dönemlerde Anadolu da yaşamış birçok toplum ile benzer bir durum sergilemektedir (Grafik 121). Bununla birlikte Karagündüz toplumuyla aynı bölgede yer alan Hakkari Erken Demir Çağ toplumu ve Karagündüz populasyonunun çağdaşı olan Van Kalesi Ortaçağ toplumu da aynı aşınma derecesine sahiptir. Bütün bu veriler doğrultusunda Karagündüz toplumunun beslenme sisteminde, genelde iyi öğütülmüş, fakat biraz lifli ve sert besinlerin mevcut olduğu, bununla birlikte besinlerin hazırlanışı esnasında, içlerine aşındırıcı sert maddelerin çok yoğun olmamak kaydıyla karışmış olabileceği düşünülmektedir. 6 Aşınma Dereceleri Çayönü Küçük Höyük Hayaz Höyük Hakkari Klaz-Yıldıztepe Klaz-Akpınar Antandros Aslantepe İznik Karagündüz Van Kalesi Panaztepe (İslam) Grafik 121: Eski Anadolu toplumlarında görülen aşınma derecelerinin karşılaştırılması; 1 ve 2: 1, 2 ve 3: 2, 3 ve 4, 3+: 3, 4: 4 ve 5: 5 olarak değerlendirilmiştir Süt dişlerinde diş aşınması: Karagündüz toplumunda süt dişlerinde % 58,05 oranında bir aşınma değeriyle karşılaşılmaktadır. İncelenen populasyonda, özellikle 1,5-2 yaşlarından itibaren süt dişlerinde

233 204 belirginleşen aşınma lezyonu bize, bu yaşlarda bebeklerin anne sütü dışında, dışarıdan ek gıdalar almaya başladığını göstermektedir. Çayönü Neolitik tarım toplumunda süt dişlerinde aşınma özellikle 2-2,5 yaşları arasında belirginleşir (Özbek, 1997). Araştırmacıya göre çiğnemeyi gerektirecek tanecikli besinler bu yaşlara doğru Çayönü bebeklerine verilmeye başlanmıştır. Aynı zamanda Çayönü toplumunda 1,5-2 yaş arasında ölen 5 bebekte de, az da olsa aşınmaya rastlanmıştır. Yakın-Doğu Kalkolitik toplumlarından Byblos ta süt dişlerinde aşınma en çok 4 yaşından itibaren yavaş yavaş görülmeye başlar (Özbek, 1985). Hafif bir aşınma derecesine sahip bu çocukların temel gıda maddesini 3 ya da 4 yaşına kadar anne sütü oluşturmaktadır. Wood (1996) 18. yüzyıl Kuzey Amerika kolonilerinde yapmış olduğu çalışmada, aşınmanın bebeklerde 1,5 yaşından itibaren meydana geldiğine değinmiştir. Araştırmacı bunun nedenini bebeklerin 17. ayda anne sütünden kesilmelerinin ardından, dışarıdan alınan besin maddelerine bağlamaktadır. Populasyonumuzla aynı bölgede yer alan Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda süt dişlerinde aşınma yüzdesi 48,87 iken, en fazla görülen aşınma derecesi 3+ dır (Gözlük ve diğ., 2003). Sardis Geç Roma-Erken Bizans tarım toplumunda süt dişlerinde aşınma ortalaması 2,95 olup, en fazla görülen aşınma derecesi 4 tür (Eroğlu, 1998). Topaklı Erken Bizans toplumunda da süt dişlerinde aşınmaya rastlanmıştır (Güleç, 1988). Aynı bölgede yer alan ve Karagündüz toplumuyla aynı döneme tarihlendirilen Van Kalesi Ortaçağ toplumunda da süt dişlerinde % 20,76 oranında bir aşınma meydana gelirken, rastlanan en yoğun aşınma derecesi de 2+ dır (Gözlük ve diğ., 2004). Karagündüz bebek ve çocuklarında süt dişlerde en yoğun olarak görülen aşınma derecesi 3 (% 28,79) olarak saptanmıştır. Süt dişlerinde aşınma genelde hafif düzeyde görülürken, ileri derecelerde aşınmalara rastlanmamıştır. Bu da bebek ve çocukların beslenme sistemlerinde, çok da sert taneli besin maddelerinin mevcut olmadığını göstermektedir. Görüldüğü üzere, Karagündüz Ortaçağ toplumuyla aynı bölgede yer alan toplumlarda saptanan süt dişi aşınma dereceleri, benzer bir durum sergilemektedir. Bütün

234 205 bu veriler doğrultusunda bu bölgede bebek ve çocukların diyetlerinde, benzer bir durumun olabileceği düşünülmektedir Diş Çürüğü Diş çürükleri jeolojik zamanlara kadar geri götürülebilir ve bugün dünyanın her yerinde görülebilir. Rothpletz (1923) ve Moodie (1948) Silurian canlılarının kalkerli kutikuler dişinde bulunan parazit deliklerini ve otçul dinazorlarda görülen diş çürüklerini araştırmışlardır. Bu lezyona ait örneklere Pleistosen Dönemde de rastlanmıştır. Bunlar içinde fildişi borularının bakteri ile dolduğu ve lekelerin dişin dış köşelerinde bulunduğu mastodon fildişi çürükleri bulunmaktadır. Çürükler 75 bin yıl olarak tarihlendirilen örneklerde de saptanmıştır (Langsjoen, 1998). Diş çürüğü sadece insana özgü bir hastalık değildir. Diğer primatlarda da bu lezyona rastlanmaktadır. Özellikle şempanzelerde çürük görülme yüzdesi goril ve orangutanlardan daha yüksektir. Çünkü bunların diyetlerinin büyük bir kısmını meyveler dolayısıyla da şeker oluşturmaktadır. Goriller şempanzelere göre çok daha az meyve yerler ve daha az çürük oranına sahiplerdir. Oysa ki orangutanlar çürük oranı açısından şempanzeler ve goriller arasında bir yerdedir (Hillson, 1998). Diş çürüğü her ne kadar bir uygarlık hastalığı olarak dikkate alınsa da, çok eski çağlardan beri bu hastalığın insanda var olduğu bilinmektedir. Hominidlere bakıldığında, diş çürüğüne ilişkin en eski örneklere Güney Afrika buluntularından Australopithecus larda rastlanmıştır. Homo genusundan ise Homo erectus ta mevcut olan diş çürüğü, Homo neanderthalensis lerden Yakın-Doğu da bulunan Skhull fosillerinde ve Avrupa Üst Paleolitik gruplarında % 1 oranında gözlenebilmiştir (Brothwell, 1963, 1981; Caselitz, 1998). Rodezya da bulunmuş Homo neanderthalensis lerin çağdaşı olan bir fosil kafatasında, üst çenede (alt çene bulunamamıştır) dişlerin yarısından fazlası ileri derecede çürüktür. Bu adamın ölümünden belki de bu kadar çürüğün yol açmış olduğu bir enfeksiyon sorumlu tutulabilir (Brothwell, 1963). Ayrıca Broken Hill

235 206 (Zambiya) Orta Pleistosen kafasında da çürük vardır (Hillson, 1998). Cro- Magnon fosillerinde ve fosil Homo sapiens lerde (Fransa da Solutrean depozitlerinden ele geçirilen iki kafatasında ve Aurignacian kafatasında) % 2 yi geçmeyen diş çürüğü sıklığına rastlanmıştır (Brothwell, 1981; Caselitz, 1998). Mezolitik te diş çürüğünde bir artış gözlenmektedir. Artık bu dönemde tahıllar -tarımı yapılmasa bile- yabani olarak toplanıyor, taş dibeklerde öğütülüyor ve o dönem insanlarının diyetinde önemli bir yer alıyordu (Özbek, 1985; 1997). Bu döneme tarihlendirilen Avrupa ve Kuzey Afrika topluluklarında diş çürüğüne % 7,7 oranında rastlanmıştır. Birçok araştırmacı diyetlerinde et ve düşük karbonhidratlı besinleri ihtiva eden avcıtoplayıcılardaki düşük çürük oranına değinirken, tarım toplumlarında artış gösteren diş çürüğünü, diyetlerinin büyük bir kısmını oluşturan karbonhidrat ve glikoza bağlamaktadırlar (Hillson, 1998). Bilinmektedir ki, avcıtoplayıcılıktan yerleşik hayata geçişle birlikte besinlerin türü, besin hazırlama teknikleri ve beslenme yapısında meydana gelen değişim ile diş çürüklerinin sıklığındaki artış arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Çürük sıklığı avcıtoplayıcılar arasında düşükken (yaklaşık olarak ağız başına 2 ya da 3 lezyon), tarım toplumları arasında bunun iki katından daha fazladır. Tarım toplumlarındaki yüksek çürük oranı, beslenmede yüksek karbonhidrat oranına bağlanmaktadır (Brothwell, 1963; Ortner ve Putschar, 1985; Langsjoen, 1998). Gerçekten de tarımın başlamasıyla beraber insanın beslenme alışkanlığında önemli bir değişime tanık olunur. Birçok Neolitik tarım toplumunda % 10 lara kadar çıkan diş çürüğü sıklığı, bu kültürel değişmeyi çok iyi yansıtmaktadır (Özbek, 2000b). Neolitik (M.Ö ) toplumlarından Fransa da % 3,2, Almanya da %1,8, İsveçte % 1,4, Danimarka da % 1,6, İngiltere % 3,1, Sülaleler öncesi Mısır da % 2,3, Yunanistan da (M.Ö ) % 12,1, Çin de % 4,3 oranında diş çürüğüne rastlanmıştır (Brothwell, 1963). Madenler Çağında dikkate değer bir hızlanma göstermeyen diş çürüğü, özellikle Klasik Çağlarda yaygınlaşmış, günümüzde ise dişlerin % ını, bireylerin ise % 90 ını etkileyecek

236 207 duruma ulaşmıştır (Özbek, 1979, 1988; Brothwell, 1981). Ortaçağ da % 51 e varan sıklık, bazı Batı Avrupa ülkelerinde % e varacak ölçülerde yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla, diş çürümesi bir uygarlık hastalığı olarak tanımlanabilir (Öz, 1973; Özbek, 1985; Uzel ve diğ., 1988). Kısacası Avrupa daki materyaller incelendiğinde Paleolitik Dönemdeki oldukça düşük çürük oranı, Mezolitik, Neolitik, Bronz ve Demir Çağlarında derece derece artış göstermiş, Ortaçağ ve Modern Çağlar boyunca çürük oranı hızla yükselmiştir. Buna paralel olarak her bir ağızda çürük dişlerin sayısı da artmıştır. Benzer genel eğilim Mısır ve Nubia için de gösterilmiştir (Hillson, 1998) Erişkinlerde diş çürüğü: Karagündüz toplumunda erişkin bireylerin dişlerinde % 6,36 oranında çürüğe rastlanmıştır. Bu değere Hardwick Düzeltme Formülü uygulandığında çürük oranı % 14,04 e yükselmiştir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde, farklı dönemlerde yaşayan topluluklarda bu lezyon yaşam tarzına bağlı olarak farklılık göstermektedir. Bu çalışmada Karagündüz populasyonundan elde edilen çürük yüzdesinin anlamını açıklamak için, avcı-toplayıcı, karışık ya da tarıma dayalı bir yaşam biçimine sahip toplumlardan elde edilen değerlere bakılmıştır. Smith ve diğ. (1984) Natufiyen Mezolitik Dönem örneklerini incelemişler ve buna göre El Wad da % 2,8, Kebara da % 0,3, Hayonim de % 0,5 ve Eynan da % 3,7 oranında çürük saptamışlardır. Lukacs (1992) Güney Asya da Mezolitik toplumlardan Mahadaha da % 1,2 ve Lekhaia da % 0,9, Neolitik toplumlarından Megrgarh-MR3 de % 1,4 ve Kalkolitik toplumlarından Megrgarh-MR2 de % 3,4 oranında çürük oluşumunu kaydetmiştir. Tarım öncesi bir köy yaşamına sahip Mureybet Neolitik toplumunda çürük yüzdesi 1,2 iken, Kalkolitik Dönem topluluklarından Byblos ta bu değer 3,9 dur (Özbek, 1985). Larsen (1984) tarıma geçiş sürecinin yaşandığı prehistorik Georgia da 19 tarım öncesi ve 14 tarım toplumunu incelemiş, sadece avcıtoplayıcılıkla ve balıkçılıkla geçinen tarım öncesi toplumlarda, çürük yüzdesini 9 olarak bulmuştur. Avcı-toplayıcılık ve balıkçılıkla birlikte, yaşam biçimlerinde tarıma da yer veren toplumlarda ise çürük yüzdesi 58,9 oranında

237 208 bir artış kaydetmiştir. Larsen in (1984) çalışmasına benzer biçimde Perzigian ve diğ. (1984) Ohio River Valley de çürük oranlarını, tarım öncesi dönemi kapsayan, avcı-toplayıcılıkla ve balıkçılıkla geçinen Geç Arkaik (M.Ö. 1000) toplumlarında % 2,5, avcı-toplayıcılık ve balıkçılığın yanısıra tarımın yavaş yavaş beslenme sistemine girdiği Orta Woodland (M.Ö. 100-M.S. 400) toplumlarında % 13 ve tarımla geçinen Ft. Ancient Dönem (M.S ) toplumlarında 24,8 olarak bulmuşlardır. Görüldüğü gibi, tarımın bir yaşam biçimi olmadığı ya da tarıma geçiş sürecinin yeni yaşandığı, yoğun biçimde tarımın yapılmadığı toplumlarda çürük yüzdesi oldukça düşük değerlerdedir. Tarımın yoğun biçimde yapıldığı toplumlarda ise çürük yüzdesi artmaktadır. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda bireylerin % 43,6 sının (üst çene: 62,7 ve alt çene: 37,3) çürükten etkilendiğini bulmuştur. Populasyon genelinde dişlerdeki çürük oranı % 6,8 dir ki, bu değer Karagündüz toplumundan saptanan değere oldukça yakındır. Bu toplumda da aynı Karagündüz toplumunda olduğu gibi, erkeklerin kadınlara göre daha düşük oranda çürük yüzdesi gösterdiği görülmektedir. Harrapa Bronz Çağı toplumunda sosyal bir davranış olarak erkekler avlanırken, kadınlar daha çok tarımsal faaliyetlerle uğraşmışlardır. Lukacs (1989) Demir Çağı toplumlarından Güney Asya da yer alan Sarai Khola da % 4,4, Timargarha da % 7,2 oranında çürük saptamıştır ve farklı sosyo-ekonomik düzeylere sahip prehistorik Güney Asya topluluklarındaki çürük oranlarını da, Demir Çağ toplumlarından Mahurjhari de % 7,7, Pomparippu da % 5,1, erken tarihsel topluluklardan Kumhar Tekri (1) de % 2,1 olarak vermiştir. Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) çürük oranını daimi dişlerde % 9,9 olarak bulmuşlardır. Ürdün deki Bab edh Dhra Bronz Çağı bölgesinden, Arizona daki bir arkeolojik bölgeden, Virjinya (A.B.D.) Shannon Bölgesinden ve Puye, New Meksika nın (A.B.D.) Kolombiya öncesi arkeolojik bölgesinden ele geçirilen örneklerde farklı yüzeylerde gelişim göstermiş çürük oluşumlarıyla karşılaşılmaktadır (Ortner ve Putschar, 1985). Walker ve Erlandson (1993) ise Kaliforniya daki Santa

238 209 Rosa Adasına ait materyalde bulduğu düşük çürük oranını, denizel kaynaklardan yararlanma ve yabani bitkileri yiyecek amacıyla toplama sistemine bağlamaktadır (Hillson, 1998; Freeth, 2000). Daha geç dönemlerde Avrupa da yaşamış eski insan toplulukları, daha önceki Avrupalı topluluklardan daha yüksek oranda diş çürüğüne sahiptir. Bunun başlıca nedeni tahıl tarımıdır. Çürük oranlarındaki benzer artış, Güney Amerika, Güney Asya, Mısır, Nubia ve dünyadaki diğer tarım toplumlarında da görülmektedir (Hillson, 1998). Larsen (1983) Kuzey Amerika da yaşayan topluluklardaki yüksek çürük oranını mısır tarımına bağlamaktadır (Freeth, 2000). Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alanda bu lezyonu saptamışlardır. Bunlardan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 35,9, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 52 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 70,8 oranında çürük mevcuttur. Bu üç alanda araştırmacılar yüzdeleri, incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. NIS (M.S yy.) şehirde yaşamış, orta sınıf, karmaşık özellikle de ticaret ağırlıklı bir ekonomik sisteme sahip insanların oluşturduğu bir toplulukken, LFR (M.S yy.) ve SLV (M.S. 7. yy.) kırsal hayata uyum sağlamışlardır. LFR deki sosyal duruma bakılacak olursa, bu toplumda köleliğin mevcut olduğu görülür. Yine ekonomik sistemleri karmaşıktır. SLV ise heterojen bir toplumdur. Bu üç topluluk arasında SLV en yüksek çürük yüzdesine sahiptir. Littleton ve Frohlich (1993) Arap Körfezindeki eski insan topluluklarına ait materyaller üzerinde çalışmışlar ve gruplarda düşük çürük oranına rastlamışlardır. Hillson a (1998) göre bu durum bu grupların diyetlerindeki denizel kaynaklara ya da tarım, balıkçılık ve avcı-toplayıcılığın kombinasyonuna bağlanabilir. Roberts ve Manchester (1995) çalışmalarında, Britanya Krallığı ndaki farklı dönemlere ait eski dönem populasyonlarında çürük yüzdelerini vermişlerdir. Mevcut yerleri ise Roman, Anglo Sakson ve Ortaçağ olarak sınıflandırmışlardır. Bu çalışmadan birkaç örnek verecek olursak, Roman grubunda yer alan Cirencester (Glos) % 5,1, Kingsholm (Gloucester) % 5,4, Baldock (Herts) % 8; Anglo-Saxon grubunda yer alan Iona (Scotland) % 0,4,

239 210 North Elmham Park (Norfolk) % 6,5, School Street (Ipswich) % 10; Ortaçağ grubunda yer alan Jarrow (Co. Durham) % 4,4, Glasgow Cathedral % 6,4, Ensay (İskoçya, M.S ) % 10,2, Spitalfields (Londra) % 17,9 oranında çürük değerleri göstermektedirler. Anadolu da çeşitli dönemlerde yaşamış toplumlar üzerinde yapılan diş çürüğü çalışmalarına bakıldığında, Aşıklı Höyük Neolitik toplumunda diş çürüğü yüzdesi 2,9 oranında görülürken (Özbek, 1998), tarıma geçiş sürecini yaşayan Çayönü Neolitik toplumunda bu değer 4,3 tür (Özbek, 1997). Çayönü toplumu diyetlerinde karbonhidrat ve öğütülmüş tahıla yer vermiş ve dönemine göre yüksek bir çürük yüzdesine sahip olmuştur. Özbek (2000a) Kalkolitik Dönemle tarihlendirilen Öküzini Mağarası ndan çıkarılan 4 birey üzerinde yaptığı dental çalışmada, çürük yüzdesini 7,3 olarak bulmuştur. Bu değer Kalkolitik Dönem toplumlarına göre yüksek bir değerdir. Bu insanların besin listesini şekerli ve öğütülmüş karbonhidratlı besinler ile yabani koyun, yabani domuz, keçi, alageyik gibi avladıkları hayvanlar oluşturmaktadır. Özellikle beslenme sistemlerinde şekerli ve öğütülmüş karbonhidratlı besinler ağırlıklı olarak tüketilmektedir. Diş çürüğü sıklığı Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda % 2,92 (Açıkkol, 2000), Hayaz Höyük Bronz Çağı toplumunda % 3,93 (Özbek,1984a), İkiztepe Bronz Çağı toplumunda % 2,2 (Schultz, 1989), Panaztepe İkinci bin toplumunda % 3,01 (Güleç ve Duyar,1998), Hakkari Erken Demir toplumunda % 5,56 (Hardwick Düzeltmesine göre % 16,1) (Gözlük ve diğ., 2003), Norşuntepe Demir Çağı toplumunda % 11,27 (Korkmaz, 1993), Van / Dilkaya (M.Ö yy.) toplumunda % 10 (Güleç, 1987), Antandros ta (M.Ö yy.) % 9,8 (Lukacs ın (1992) düzeltme formülüne göre % 24,8) (Erdal, 2000) olarak saptanmıştır. Klazomenai- Akpınar (M.Ö yy.) toplumunda ise çürük oranı % 5,4 olarak bulunmuştur (Güleç ve diğ., 1998). Bu rakam diğer Anadolu toplumlarıyla karşılaştırıldığında oldukça düşük bir değer göstermektedir ve Güleç in (1986) Klazomenai-Yıldıztepe (M.Ö yy.) iskeletlerinde saptamış olduğu % 5,2 değerine oldukça yakındır. Araştırmacı Klazomenai de çürük dişlerin az oluşunu sağlıklı bir beslenme rejimine, bu insanların diyetlerinde

240 211 karbonhidratlı ve şekerli besinlere fazla yer verilmediklerine bağlamakta ve beslenme sistemlerinin daha çok deniz ürünlerine ve sert gıda maddelerine dayalı olduğunu düşünmektedir. Panaztepe İkinci bin ve Roma Dönemi iskeletlerinde dişlerde rastlanan çürükler açısından bir karşılaştırma yapılırsa, İkinci bin topluluğunun daha az oranda diş çürüğüne sahip olduğu görülür. İkinci bin de % 3,01 oranındaki diş çürüğü, Roma Dönemi nde % 11,11 e yükselmiştir. İki grup arasında görülen farklılık istatistiksel açıdan da önemlidir (Güleç ve Duyar,1998). Sevim (1996) Datça Roma toplumunu incelerken diş çürüğüne rastladığını belirtmiştir. Arslantepe Geç Roma topluluğunda gözlenen diş çürüğü oranı % 9,52 (Hardwick Düzeltmesine göre % 14,2) olarak belirlenmiştir (Uzel ve diğ.,1988). Bu toplum diş çürüğü açısından dönemine göre oldukça yüksek bir değer göstermektedir. Araştırmacı Arslantepe toplumunu yumuşak gıdalarla ve iyi beslenen bir topluluk olarak tanımlamaktadır. Geç Roma- Erken Bizans Dönemine tarihlendirilen bir tarım toplumu olan Sardis te diş çürüğü % 8,7 (Hardwick Düzeltmesine göre % 12,49) oranında saptanmıştır (Eroğlu,1998). Erkeklere ait dişler, kadınlara ait dişlerden daha fazla oranda çürümüştür. İznik Geç Bizans topluluğunda ise dişlerin % 10,88 inde (Lukacs ın (1992) düzeltme formülüne göre % 16,31), incelenen 367 bireyin ise % 48,77 sinde bir ya da daha fazla çürüğün varlığı belirlenmiştir (Erdal, 1996). Bu toplumda kadınların dişleri (% 12,55) erkeklerinkinden (%10,80) % 1,75 oranında daha fazla çürümüştür. Erdal (2003) Büyük Saray-Eski Cezaevi Geç Bizans toplumunda da % 9,6 oranında (oransal düzeltme yöntemine göre % 18,7) bir çürük yüzdesi saptamıştır. Araştırmacı her iki toplumda da tarımın yoğun bir şekilde yapıldığını, tahılın ana besin kaynağı olduğunu ve yoğun biçimde karbonhidrata dayalı beslenme biçiminin, dişlerde yüksek oranda diş çürüğü meydana getirdiğine değinmiştir. Bu toplumlarda besinler iyi işlenmiş, içlerindeki aşındırıcılardan arındırılmış niteliktedir. Van Kalesi Ortaçağ toplumunda % 11,75 (Hardwick Düzeltmesine göre % 18,15) (Gözlük ve diğ., 2004) ve Panaztepe İslam toplumunda da % 7,3 (Güleç, 1989) oranında diş çürüğüne rastlanmıştır. Karagündüz Ortaçağ

241 212 toplumunun diş çürüğü açısından diğer Anadolu toplumlarıyla karşılaştırması yapılırken (Grafik 122), her bir toplumdaki diş çürüğü yüzdelerine Hardwick Düzeltmesi uygulanmaması nedeniyle, % 6,36 olarak saptanan düzeltilmemiş diş çürüğü yüzdesi dikkate alınmıştır. Buna göre incelenen toplum, Hakkari Erken Demir (Gözlük ve diğ., 2003), Klazomenai-Yıldıztepe (M.Ö yy.) (Güleç, 1986), Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) (Güleç ve diğ., 1998) ve Panaztepe İslam (Güleç, 1989) toplumlarına benzerlik göstermektedir. Diş çürüğü değerlerine Hardwick Düzeltmesi uygulanmış toplumlar dikkate alındığında ise, toplumumuza en yakın değeri aynı bölgede yer alan Malatya Arslantepe Geç Roma toplumu vermektedir. Bunların yanı sıra Karagündüz toplumunda en fazla çürüğe büyük azı dişlerinde rastlanmıştır. Bu durum Anadolu daki diğer toplumlarda da çoğunlukla aynı durumu sergilemektedir. Bütün bu bilgiler dahilinde tahıl tarımının yapıldığı Karagündüz populasyonun beslenme sisteminde karbonhidratlı ve şekerli besinlerin mevcut olduğu, fakat bunların çok yoğun bir şekilde tüketilmediği söylenebilir. % Aşıklı Höyük Çayönü Küçük Höyük Hayaz Höyük Panaztepe (2. bin) Hakkari Dilkaya Klaz-Yıldıztepe Klaz-Akpınar Antandros Panaztepe (Roma) Arslantepe Sardis İznik Eski Cezaevi Karagündüz Van Kalesi Panaztepe (İslam) Grafik 122: Eski Anadolu toplumlarında diş çürüklerinin karşılaştırılması Süt dişlerinde diş çürüğü: Karagündüz populasyonunda bebek ve çocukların süt dişlerinde % 4,89 oranında diş çürüğü saptanmıştır. Bu lezyon Avrupa da Mezolitik Dönem süt dişlerinde % 3,4 tür (Özbek, 1988). Çayönü Neolitik toplumu ise 0,5 gibi oldukça düşük bir çürük yüzdesi vermektedir (Özbek, 1997). Neolitik Döneme tarihlendirilen Irak-Jarmo da bu değer % 3,3 tür (Özbek, 1988). Bununla birlikte Özbek (1985) Yakın-Doğu

242 213 toplumlarından Byblos (Kalkolitik Dönem) ve tarım öncesi bir köy yaşamına sahip Mureybet (Neolitik Dönem) bebek ve çocuklarının süt dişlerinde bu oluşuma rastlamamıştır. Sardis Geç Roma-Erken Bizans toplumunda % 0,77 olarak saptanan (Eroğlu, 1998) bu değer, Karagündüz populasyonuyla aynı bölgede yer alan ve aynı döneme tarihlendirilen Van Kalesi Ortaçağ toplumunda % 2,08 dir (Gözlük ve diğ., 2004). Panaztepe İslam serisini oluşturan dişler üzerinde yapılan gözlemler sonucunda ise, süt dişlerinde 5,8 oranında diş çürüğü yüzdesi tespit edilmiştir (Güleç, 1989). Görüldüğü gibi Karagündüz bebek ve çocukları süt dişlerinde bu oluşumu, karşılaştırılan eski Anadolu toplumlarına göre, Panaztepe İslam toplumu hariç biraz daha yüksek bir değerde göstermektedir. İncelenen toplumda süt dişlerinde çürüğe rastlanması, bebek ve çocukların diyetlerinde karbonhidratlı besinlerin varlığını ortaya koymaktadır Hypoplasia Mine hypoplasiasına insanda olduğu gibi diğer primatlarda ve memeli gruplarında da rastlanmaktadır. Örneğin gibbon, makak, hylobat, orangutan, şempanze ve goril bu oluşumu dişlerinde göstermektedir (Guatelli-Steinberg, 2000). Özellikle bu lezyon yabani primatlardan çok, tutsak olanlarda daha fazla görülmektedir (Hillson, 1990). Hypoplasianın görülme sıklığı tarih öncesi dönemden bu yana giderek artmıştır ve özellikle tarıma geçişle birlikte bu lezyonun görülme yüzdesinde belirgin bir yükselme kaydedilmiştir (Smith ve diğ., 1984; Wood, 1996; Özbek, 2000b). Prehistorik avcı-toplayıcı topluluklarda hypoplasia oranı % 1 in altında bir değere sahiptir. Bu topluluklarda, tükettikleri yüksek kalorili besinler, göçler ya da yarı göçer yaşam biçimleri, ateşli ve salgın hastalıklara daha az sahip olmaları nedeniyle, hypoplasia oranı düşüktür. Yerleşik yaşam biçiminin ortaya koyduğu olumsuz çevre koşulları sonucunda, düşük kalorili besinlerin tüketimi ve enfeksiyonel hastalıklardaki artış nedeniyle hypoplasia oranında yükselme dikkati çekmektedir (Erdal, 1996). Hypoplasia tarih öncesi

243 214 atalarımızda da görülmüştür. Australopithecus larda % 28 oranında hypoplasia gözlenirken (Brothwell, 1981), Homo erectus (Brothwell, 1963; Özbek, 1997), Homo neanderthalensis (Ogilvie ve diğ., 1989; Langsjoen, 1998) ve Cro-Magnon larda da (Brothwell, 1981) bu oluşuma rastlanmıştır. Macarlarla Cro-Magnon grubu arasında yapılan bir karşılaştırmada, Cro- Magnon grupta daha fazla mine kusuru gözlenmiş, bunun nedeni olarak yetersiz beslenme ve dolaylı olarak da enfeksiyonel hastalıklar gösterilmiştir (Langsjoen, 1998). Castro ve Perez (1995) Atapuerka dan (İspanya) ele geçirilen Orta Pleistosen hominidlerinde daimi dişlerde % 12,8 (23/179) oranında hypoplasiaya rastlamışlardır. İncelenen örnekte bu oluşumu çoğunlukla köpek dişler göstermektedir. Araştırmacılar avcı-toplayıcı, tarım ve endüstriyel toplumların, İspanya hominidlerinden daha yüksek oranda hypoplasia gösterdiklerini ortaya koymuşlardır. Castro ve Perez (1995) ile Ogilvie ve diğ. (1989), beslenme yetersizliği, enfeksiyon ve travmayla doğrudan ilişkili olmayan streslerin, Pleistosen insan topluluklarında, örneğin Avrupa Orta Pleistosen hominidleri veya Homo neanderthalensis lerde, kaydedilen çoğu hypoplasianın temel nedenini oluşturduğunu düşünmektedirler Erişkinlerde hypoplasia oluşumu: Karagündüz toplumunda erişkin bireylerde hypoplasia görülme yüzdesi 24,91 dir. Bu bireylerde hypoplasia oluşumu, Brothwell in (1981) sınıflamasına göre dişleri % 81,94 oranında az, % 17,18 oranında orta ve % 0,88 oranında ileri derecelerde etkilemiştir. Görüldüğü gibi toplumdaki erişkin bireyler bu oluşuma, çoğunlukla hafif derecede maruz kalmışlardır. Ayrıca bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu da köpek dişlerdir (% 39,45). Burada hypoplasia için önemli bir nokta dişlerin kalsifikasyon sürecidir. Bu çalışmanın metot kısmında Berkovitz ve diğerlerine (1982) göre verilen dişlerin kalsifikasyon süreçlerine göre, Karagündüz populasyonunda en fazla hypoplasia yüzdesini veren köpek dişlerin, 4-5. ayda kalsifikasyonunun başladığı, 6-7 yılda ise taç

244 215 oluşumunun tamamlandığı görülür. Bu uzun bir tamamlanma sürecidir. Özellikle ön dişlerin taçlarının kalsifikasyonu esnasında, bebeklerin ve çocukların hypoplasia oluşumuna neden olan pek çok strese maruz kaldıkları bilinmektedir. Bu dönem içerisinde anne sütünden kesilen bebekler, dışarıdan ek gıdalar almaya başlarlar. Bağışıklık sistemi yeni gelişmekte olan bebekler için bu dönem oldukça önemlidir. Çünkü bu süreçte beslenme yetersizliği ve düzensizliği, olumsuz çevre koşulları, annenin bebek bakımındaki yetersizliği, yüksek ateşle seyreden bazı çocuk hastalıkları, gastro-entestinal rahatsızlıklar, özellikle çocuklarda sıkça görülen bağırsak enfeksiyonları ya da sütten kesilme sonucu bebeğin yaşadığı fizyolojik stres gibi pek çok etmen bebeğin gelişimini etkilemekte, dolayısıyla da dişlerde kalıcı kusurlar meydana getirebilmektedir (Brothwell, 1981; Goodman ve diğ., 1984; Hillson, 1990, 2000; Blakey ve diğ., 1994; Langsjoen, 1998). Hypoplasia, porotic hyperostosis ve cribra orbitalia gibi oluşumlarla birlikte görülebilmektedir. Genellikle bilateral olan varlığı aynı zamanlı bir olayla da tutarlıdır (Langsjoen, 1998). İncelenen toplumda bu oluşum bireylerin dişlerini çoğunlukla genel olarak etkilemiştir, travmadan kaynaklı herhangi bir oluşuma rastlanmamıştır. Bilinmektedir ki hypoplasia eğer birden fazla çizgiyi kapsıyorsa, aynı durum diğer çizgisel oluşumlar için de geçerlidir. Karagündüz bireylerinin dişlerinde var olan bu durum populasyonumuzda hypoplasianın, dişlerin oluşumu sırasındaki yetersiz ve düzensiz beslenmeyle, annenin bebek bakımındaki yetersizliğiyle, geçirilen çeşitli enfeksiyonel hastalıklarla, olumsuz çevre koşullarıyla ilişkisini ortaya koymaktadır. Bebeklerin, çocukların ve erişkinlerin dişlerinin yanı sıra kafatası ve vücut kemiklerine de bakıldığında, bu bireylerin bazılarında anemi belirtilerinin yanı sıra, enfeksiyona bağlı lezyonlara da rastlanmıştır. Bütün bu oluşumlar Karagündüz toplumunda hypoplasianın oluşum nedenleri için birer delil teşkil etmektedir. Hypoplasianın bebek ve çocuklarda özellikle 0-6 yaş arasında meydana geldiği ve incelenen populasyonlar arasında farklı yaş dilimlerinde

245 216 en yüksek frekansı gösterdiği birçok araştırmacı tarafından kabul edilmektedir. Öyle ki oluşumların başlama yaşını belirlemek, etiyolojilerini belirlemenin ilk aşamasıdır. Birçok araştırmacı hypoplasia konusundaki araştırmalarını yaparken, özellikle bu oluşumların bebek ve çocuklarda hangi yaşlar arasında en yüksek değeri verdiğini saptamışlardır. Örneğin, Smith ve diğ. (1984) eski dönemlerde yaşamış bireylerin iskeletlerden yola çıkarak, Geç Pleistosen ve Erken Holosen Dönemi boyunca beslenme değişimini araştırdıkları makalelerinde, hypoplasianın yaygın bir biçimde köpek dişlerde bulunduğunu, bu dişin de şekillenmeye başlamasının 3 ve 4 yaşları arasında gerçekleştiğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla araştırıcılara göre, incelenen birçok toplulukta hypoplasia özellikle bu yaşlar arasında yüksek bir değer vermektedir. Lovell ve Whyte (1999) üç farklı dönemi içeren Mendes teki eski Mısır alanlarındaki çocuklarda bu yaş aralığını 3-5 yaş, Hanson ve Miller (1997) Ortaçağ İskandinavya sında 4,5-5,5 yaş, Blakey ve diğ. (1994) Maryland ve Virjinya daki arkeolojik alanlardan çıkarılan, köle olarak kullanılmış Afrikalı Amerikalıların çocuklarında 6 ay-3,75 yaş (örneğin; Catoctin Furnace, Maryland:1,5-4 yaş, Maryland Kolonisi: 1,5-4 yaş ve Clifts Plantation, Virjinya: 2-4 yaş ve Özgür Afrikalı Amerikalılar (FABC Mezarlığı), Filedelfiya: 1,5-4,5 yaş) olarak verirken, Wood (1996) 18. yüzyılın ilk zamanlarında yaşamış olan Kuzey Amerika koloni iskelet örneklerinde net bir pik noktası vermemiş, bu oluşumun çocukları en fazla 2,5-3 yaştan 4-4,5 yaşa doğru etkilediğini göstermiştir. Hanson ve Miller (1997) genel olarak bu yaş aralığını, tarih öncesi toplumlarda 2-6, tarihsel toplumlarda 2,5-4 ve modern toplumlarda 0-3 yaş olarak belirtmiştir. Görülüyor ki, bu oluşumun yaş grupları arasındaki en fazla görülme frekansı, topluluklar arasında farklılık göstermektedir. Karagündüz Ortaçağ toplumunda hypoplasia çizgileri dişlerin çoğunlukla boyun bölgesinin biraz üstünden başlayarak, diş tacının ½ lik kısmının biraz üstünü etkilemiştir. Özellikle ön dişlerin kalsifikasyon süreçleri dikkate alındığında, Karagündüz toplumunda çocukların bu oluşumdan diğer birçok toplum gibi yaklaşık 2-3 yaşlarından itibaren etkilendikleri söylenebilir. Birçok araştırmacı bu farklılığı bebeğin anne sütünden kesildikten sonra yaşadığı psikolojik ve biyolojik strese

246 217 bağlamaktadır. İşte bu dönemde çevresel streslerin önemi büyüktür. Doğal olarak, burada topluluklar arası biyokültürel farklılıklarında göz önünde tutulması gerekir. Sütten kesilme yaşı topluluklar arasında farklılık göstermektedir. Araştırmacıların büyük bir kısmı bu oluşumun nedeni olarak, bebeğin zengin besin değerine sahip anne sütünden kesilmesinin ardından, yeterli besin maddelerini alamamasını ve bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu birçok enfeksiyonel hastalıklara yakalanmasını sorumlu tutmaktadır. Örneğin Buckley (2000) çalışmasında bütün bu anlatılanlar dahilinde, gastroentestinal sistem içinde bakterilerin yer almasıyla meydana gelen ishalin, çocuk ölümleriyle direkt olarak ilişkisine ayrıntılı olarak değinmektedir. Özbek (1985) Yakın-Doğu tarih öncesi toplumlarından Mureybet (Neolitik) ve Byblos (Kalkolitik) daimi dişlerinde hypoplasia oluşumuna rastlamıştır. Özellikle bu oluşum Byblos toplumunda kesici ve köpek dişlerinde belirgindir. Al-Abbasi ve Sarrıé (1997) Jordan daki Wadi Shu eib Neolitik yerleşim yerinde % 38,40 (mandibulada % 40,84, maksillada % 35,18) oranında hyopoplasia saptamışlardır. Özellikle bu oluşumdan üst merkezi kesiciler ve alt köpek dişler etkilenmiştir. Araştırmacılar bu lezyonun oluşumundan beslenme yetersizliği ve çevresel stresi sorumlu tutmaktadır. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda bireylerin % 72,2 sinin hypoplasia gösterdiğini saptamıştır. Kadınlar bu oluşumdan erkeklere göre daha fazla etkilenmiştir. Araştırmacıya göre, hamile kadınların diyetlerinin eksik olması, çocukta doğum sonrası strese neden olmaktadır. Güney Asya da bulunan ve Demir Çağına tarihlendirilen Sarai Khola da (Lukacs, 1989) birey sayısına göre yapılan hesaplamada hypoplasia % 25 oranında görülürken, Timargarha da % 12,7, Mahurjhari ise % 20 oranında bu oluşuma rastlanmıştır. Lovell ve Whyte (1999) üç farklı dönemi yansıtan (Old Kingdom, First İntermediate, Greco-Roman) Mendes teki eski Mısır alanlarında (ki bunlar tarım toplumlarıdır) hypoplasia oranını daimi dişlerde % 17 (60/359) olarak bulmuşlardır. Bu oluşumdan bireylerin % 49 u etkilenmiştir. Araştırmacılara göre bu lezyonun bu toplumlardaki oluşum nedeni, kötü çevresel koşullar, beslenme yetersizliği ve kötü sağlık

247 218 koşullarıdır. Ayrıca bebek ve çocukların sütten kesildikten sonra yaşadıkları stres de araştırmacılar tarafından vurgulanmaktadır. Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alanda bu lezyonu saptamıştır. Bunlardan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 81, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 82 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 75 oranında hypoplasia mevcuttur. Araştırmacılar bu üç alanda yüzdeleri, incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. Hanson ve Miller (1997) Ortaçağ İskandinavya sında (Norveç: Trondheim, Bergen ve Oslo, Danimarka: Viborg ve Grönland: Herjolfsnes, Gardar ve Sandnes) özellikle alt köpek dişlerin (% 29,13) ve üst merkezi kesicilerin (% 27,51) hypoplasiadan etkilendiğini bulmuşlardır. Bütün örneklerdeki bireylerde, en az bir maksillar hypoplasia % 24,9 ve en az bir mandibular hypoplasia % 30,8 oranında görülmektedir. Araştırmacılar hypoplasia frekansında mevcut kaynaklar, iklim ve bu kaynaklardan yararlanabilme gibi çevresel faktörlerin yanı sıra, genetik faktörlere de değinmektedir (doğum öncesi ve sonrası yetersiz koşullar, beslenme eksikliği gibi çevresel koşullar). Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota, Tinian ve Saipan) hypoplasia oranını daimi dişlerde % 32,5 olarak bulmuşlardır. Genel olarak bu oluşumdan psikolojik stres, besin yetersizliği ve enfeksiyonel hastalıklar sorumlu tutulmuştur. İncelenen bireylerde treponemal hastalıklara, cribra orbitalia ve porotic hyperostosise, osteoarthiritise rastlanmıştır. Özellikle Rota ve Saipan da parazit hastalıkları, diyetlerinde demir eksikliği ve kronik stres dikkat çekicidir. Genel olarak bu adalarda yaşayan bireylerde bebek ve çocuk ölümleri 2-5 yaş arasında yoğunlaşmaktadır. Populasyondaki yaşam beklentisi 26,4 den 33,7 ye kadardır. Blakey ve diğ. (1994) Maryland ve Virjinya daki arkeolojik alanlardan çıkarılan, köle olarak kullanılmış Afrika asıllı Amerikalılarda incelenen bütün erkeklerde (n:17) ve 10 kadının 7 sinde hypoplasiaya rastlamışlardır. Bebek ve çocuklarda özellikle 6 ay - 3,75 yaş arasında bu

248 219 oluşumun en üst düzeye ulaşması dikkat çekicidir. Erken sütten kesme sonrası yaşanılan stres bu populasyonda da vardır. Genel olarak stresin toplumda çok fazla olması köleliğe bağlanmaktadır. Bilinmektedir ki, köle edilen çocuklar çok fazla fiziksel stres yaşamaktadır. Ayrıca yetersiz beslenme, hijyenden yoksun koşullar beraberinde birçok hastalığı getirir. Araştırmacılar özellikle bu toplumda hypoplasianın oluşumundan beslenme yetersizliklerini ve hastalıkları sorumlu tutmaktadırlar. Bu bireyler FABC (First African Bapist Church) Mezarlığından çıkarılan, Özgür Afrika asıllı Amerikalılarla ( ) karşılaştırılmışlardır. Özgür Afrika asıllı Amerikalı bireyler sosyo-ekonomik açıdan düşük bir yapı sergilemektedir. Bu toplulukta çocuklar özellikle 1,5-4,5 yaşları arasında hypoplasiadan yüksek oranda etkilenmişlerdir. Bireylerde solunumsal, enfeksiyonel hastalıklara özellikle ishale yaygın olarak rastlanırken, yetersiz beslenme koşulları da vardır. Yalnız bu bireyler özgür yaşadıkları için, köleliğin verdiği yüksek strese maruz değildirler. Wood (1996) incelediği 18. yüzyılın erken dönemlerine ait Kuzey Amerika kolonileri iskelet örneklerini incelemiş, bu toplulukta bireylerin % 79,5 inin bu lezyondan etkilendiğini saptamıştır. Hypoplasia, en çok etkilenen dişler olan I 2 de % 31 den, C 1 de % 66 ya varan bir dağılım göstermiştir. Araştırmacı bu sonuçları Amerikalı yaşayan beyazları içeren iki iskelet örneğiyle karşılaştırmıştır ki, bunlar Hammon-Tood Koleksiyonu (Cleveland, ) ve Monroe Country Poorhouse Koleksiyonudur (Rochester, New York, ). Bu iki iskelet serisini oluşturan bireyler, alt sosyoekonomik tabakada yer alan bireylerdir. Sonuçlar bu üç seride de hypoplasia oranlarındaki farklılığı gözler önüne sermesi bakımından önemlidir. Kuzey Amerika kolonisine ait örneklerde hypoplasia oranı oldukça düşük çıkmıştır. Bu dönemde sosyal tabakalaşmanın olmaması, topraklarında bolluğun olması, mevcut kaynaklarının var oluşu bu oranı doğrulamaktadır. Monroe Country Poorhouse bireylerinde hypoplasianın biraz daha yükseldiği dikkat çekicidir. Burada en önemli etki tarımdan endüstriyelleşmeye geçişin başlamasıdır. Bu dönemde sosyal sınıflar oluşmaya başlamış, kentsel

249 220 çevrede yaşam artmış ve Avrupa dan buraya işçi akımı başlamıştır. Hammon-Tood koleksiyonuna ait bireylerde ise hypoplasia en yüksek değeri vermiştir. Bu dönemde tamamen endüstriyelleşme hakimdir. Büyük kentsel populasyonlar oluşmuş ve bireyler kötü yaşam koşullarında yaşamaya başlamışlardır. Görülüyor ki, her üç populasyon da çevresel streslerden etkilenmektedir. Ayrıca Kuzey Amerika kolonisine ait bebek ve çocuklar 17 ayda sütten kesilmektedir. Bu dönemden sonra, özellikle de 2,5 yaşından sonra çocuklar çevresel streslere çok fazla maruz kalmaktadır. Bağışıklık sistemleri gelişmemiş olan bu çocuklarda, bulaşıcı ve yüksek ateşle seyreden sıtma, çiçek gibi hastalıklar yaygın olarak görülmüş ve bu toplumdaki çocuk ölümlerinin çoğunun nedenini oluşturmuştur. Sweeney ve diğ. (1971) üçüncü derece yetersiz beslenmeden iyileşen Guatemalalı çocukların % 73 ünde çizgisel mine hypoplasiası saptamışlardır (Hillson 1990). May ve diğ. (1993), yine Guatemalalı çocuklarda yetersiz beslenme ve hypoplasia arasındaki ilişkiyi göstermişlerdir. Anadolu da farklı dönemlerde ve farklı coğrafik ortamlarda yaşamış toplumlardaki hypoplasia görülme yüzdeleri çeşitlilik göstermektedir. Aşıklı Höyük Neolitik toplumunda hypoplasia % 3,7 oranında görülürken (Özbek, 1998), bu değer Çayönü Neolitik toplumunda % 2,8 dir (Özbek, 1997). Araştırmacı Çayönü bireylerinde hypoplasianın oluşum nedenleri arasında, sütten kesme sırasında bebeğin maruz kaldığı fizyolojik streslere değinmektedir. Özbek (2000a) Kalkolitik Dönemle tarihlendirilen Öküzini Mağarası ndan çıkarılan 4 birey üzerinde yaptığı dental çalışmada, bireylerden sadece birinde, üst sağ ve sol köpek dişlerinde, oluşumu bireyin 4-4,5 yaşlarına denk düşen hypoplasia saptamıştır. Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda hypoplasia oranı % 13,79 iken (Açıkkol, 2000), bu değer İkiztepe Bronz Çağı toplumunda % 28,7 dir (Schultz, 1989). Panaztepe İkinci bin ve Roma Dönemi iskeletlerine bakıldığında, hypoplasianın İkinci bin dişlerinde (% 31,51) Roma Dönemi dişlerine (% 22,73) göre daha yüksek bir hypoplasia yüzdesi gösterdiği görülmüştür (Güleç ve Duyar, 1998). Araştırmacılara göre,

250 221 hypoplasia oluşumunun Roma Dönemi iskeletlerinde daha az görülmesi, bu grubun görece daha iyi beslendiğini ve genel sağlık durumunun İkinci bin grubundan daha iyi olduğunu ortaya koymaktadır. Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda hypoplasia oranı % 20,15 dir (Gözlük ve diğ., 2003). Norşuntepe Demir Çağı topluluğunda 24 bireyden 17 si az, 1 i orta ve 3 ü ileri olmak üzere 21 birey (% 87,5) bu oluşumdan etkilenmiştir (Korkmaz,1993). Diğer eski Anadolu toplumlarında hypoplasianın görülme oranları, Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) toplumunda % 35 (Güleç ve diğ., 1998), Antandros ta (M.Ö yy.) % 60,3 (Erdal, 2000) ve Sardis Geç Roma-Erken Bizans toplumunda % 64,54 (Eroğlu,1998) olarak saptanmıştır. İznik Geç Bizans toplumunda belirlenen hypoplasia değeri % 36,80 dir (Erdal, 1996). Erdal (1996) hypoplasia oranının toplumda yüksek oluşundan, 13. yüzyılın başlarında İznik ve çevresinde gelişen savaşlar sonucunda besin kaynaklarında beliren azalma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan enfeksiyonel hastalıklar ve fizyolojik streslerin sorumu olduğunu düşünmektedir. Toplumda görülen diğer diş patolojileriyle birlikte değerlendirildiğinde, İznik topluluğu düşük sosyo-ekonomik yapıya sahip bir tarım toplumudur. Yoğun tarımın yapıldığı bir başka toplum olan Büyük Saray-Eski Cezaevi Geç Bizans toplumunda bu lezyon % 75,4 (Erdal, 2003) oranında görülürken, Van Kalesi Ortaçağ toplumunda bu değer % 30,42 dir (Gözlük ve diğ., 2004). Panaztepe İslam Dönemi serisinde hypoplasianın tüm toplumdaki rastlanma sıklığı ise % 5,7 olarak belirlenmiştir (Güleç,1989). Karagündüz Ortaçağ populasyonundan elde edilen hypoplasia değeri (% 24,91), yukarıda sayılan toplumlardan elde edilen değerlerin birçoğuna yakındır (Grafik 123). Genel anlamda populasyonumuzda çok da yüksek olmayan bir hypoplasia yüzdesi mevcuttur. Karagündüz toplumu hypoplasia açısından Panaztepe Roma Dönemi toplumuna ve kendisiyle aynı bölgede yer alan Hakkari Erken Demir Çağı toplumuna en yakın değerleri vermektedir. Tüm bunların yanı sıra Karagündüz toplumunda olduğu gibi, eski Anadolu toplumlarının çoğunda da bu oluşuma, ön dişlerde arka dişlere göre daha fazla rastlanmaktadır.

251 222 % Aşıklı Höyük Çayönü Küçük Höyük Panaztepe (2. bin) Hakkari Klaz-Akpınar Antandros Panaztepe (Roma) Sardis İznik Eski Cezaevi Karagündüz Van Kalesi Panaztepe (İslam) Grafik 123: Eski Anadolu toplumlarında hypoplasia oranlarının karşılaştırılması Süt dişlerinde hypoplasia oluşumu: Karagündüz Höyüğü Ortaçağ populasyonunda bebek ve çocuklarda süt dişlerinde % 2,93 oranında hypoplasia saptanmıştır. İncelenen toplumda süt dişlerinde en yüksek hypoplasia yüzdesini 1. kesici dişler vermektedir. Lovell ve Whyte (1999) üç farklı dönemi yansıtan (Old Kingdom, First İntermediate, Greco- Roman) Mendes teki eski Mısır alanlarında (ki bunlar tarım toplumlarıdır) hypoplasia oranını süt dişlerinde % 8 (9/114) olarak bulmuşlardır. Bu lezyon eski Anadolu topluluklarından Çayönü Neolitik Dönem süt dişlerinde % 4,2 oranında iken (Özbek, 1997), Sardis Geç Roma-Erken Bizans toplumunda % 27 dir (Eroğlu, 1998). İntrauterin hayatın 4 ile 6. aylarında kalsifikasyonu tamamlanan süt dişleri, doğumdan sonra 6. ayda çıkmaya başlarlar (Yavuzyılmaz, 1982; Harrison ve diğ., 1999). İki senelik süre sonunda alt ve üst çene kavislerinde yerlerini alırlar. Daha sonra 6 yaşından itibaren yerlerini daimi dişlere bırakırlar. Süt dişlerinde hypoplasianın oluşum nedenleri üzerinde fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bu dişlerin doğum öncesi kalsifikasyon süreci dikkate alındığında, bu lezyonun meydana gelmesinde, annenin hamilelik esnasında yetersiz ve kötü beslenmesi ve geçirdiği enfeksiyonel hastalıkların etkin rol oynamış olabildiği düşünülmektedir Diştaşı (Tartar)

252 223 Diştaşı oluşumu insanlarda olduğu gibi, goril, maymun, köpek, kedi, sansar, ayı, kemirgenler gibi birçok canlı türünde de görülmektedir (Hillson, 1990). Bu oluşuma ilk insanlarda yaygın olarak rastlanmaktadır (Brothwell, 1981). Örneğin Çin de ele geçirilen Homo erectus buluntularında var olan diştaşı analiz edilmiş ve yabani kirazın artıklarına rastlanmıştır (Özbek, 2000b). Krapina fosil insanlarının birinin alt çenesinde ileri derecede diştaşı saptanmıştır. Tarıma geçişle birlikte artış gösteren diştaşı sıklığı, Cilalı Taş Çağında % 10 a, Demir Çağında ise % 50 ye kadar yükselmiştir (Özbek, 2000b) Erişkinlerde diştaşı oluşumu: Karagündüz toplumunda erişkin bireylerde gözlenen diştaşı değeri % 25,90 dır. Bu bireylerde diştaşı birikim dereceleri Brothwell in (1981) sınflamasına göre % 68,79 oranında az, % 24,86 oranında orta ve % 6,36 oranında ileri derecededir. Görüldüğü gibi bu toplumda diştaşı birikimi, erişkin bireylerde genellikle az ve orta derecelerde yoğunlaşmış olup, ileri derecelerde bu oluşuma düşük bir yüzde ile rastlanmıştır. Çenelerde ve dişlerde karşılaşılan pek çok patolojik lezyon birbirleriyle ilişkilendirilebilmektedir. Örneğin alveol kaybının ve periyodontal hastalıkların nedenlerinden biri diştaşlarının birikim dereceleridir. Bu olay daha sonra ölüm öncesi diş kaybına da neden olabilir. İncelenen populasyonda özellikle ileri derecede diştaşı birikiminin oldukça düşük bir değer göstermesi, bu oluşumun diğer patolojik lezyonların oluşum nedenleri üzerinde etkisi olabilmesine karşın, bu etkinin çok da fazla olmadığını düşündürmektedir. Smith (1972) Natufiyen Mezolitik Dönem erişkinleri üzerinde yaptığı çalışmada, bir tarım toplumu olan Kebara da diştaşına rastlamıştır. Özbek (1985) Byblos Kalkolitik toplumunda diştaşını genellikle dişlerin dile bakan yüzeylerinde, hafif oluşum derecesinde saptamıştır. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda bireylerin % 42,5 inin diştaşı oluşumu gösterdiğini belirlemiştir. Güney Asya da bulunan ve Demir Çağına tarihlendirilen Sarai Khola da birey sayısına göre yapılan hesaplamada

253 224 diştaşı % 58,3 oranında görülürken, bu değer Timargarha da % 5,1, Mahurjhari ise % 6,7 dir (Lukacs, 1989). Abusir bölgesinde yaşamış olan Eski Mısırlılarda % 59,3 oranında diştaşı oluşumuna rastlanırken, Kuzey Pakistan Demir Çağı insanlarında bu lezyonun görülme sıklığı % 58 olarak belirlenmiştir (Özbek, 1997). Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) daimi dişlerin % 15,3 ünde diştaşı saptamışlardır. Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alanda bu lezyonu tespit etmişlerdir. Bunlardan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 58,6, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 66,7 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 63,6 oranında diştaşı vardır. Bu üç alanda araştırmacılar yüzdeleri, incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. Baretto, Mehta, Sangna ve Shourie Hindistan yerlileri üzerinde yapmış oldukları araştırmalarında, diştaşının yaşla artış gösterdiğini ve bunun da periyodontal hastalıkların meydana gelme olasılığını arttırdığını gözlemişlerdir (Langsjoen, 1998). Ortaçağ Döneminde yaşamış İsveçli bir topluluk üzerinde çalışan Swardstedt (1966) her bir diş türüne göre diştaşı görülme sıklığını, etkilenen diş miktarı olarak açıklamış, Hillson (1979) ise dönemleri, yaş grupları, cinsiyetleri farklı 941 Mısırlı ve Nubian dan oluşan örnek bir topluluk üzerinde diştaşını incelemiş ve dişeti üstü tortularını bireylerin büyük çoğunluğunda gözlemiştir (Hillson, 1990). Günümüzde diştaşı görülme sıklığı yaşam biçimine bağlı olarak, bir toplumdan diğer bir topluma değişiklik göstermektedir. Örneğin Barros ve Witkop, Güney Amerika And Dağları nde yaşayan Kızılderililerin dişlerinde, çok az miktarda diştaşına rastlamışlardır (Özbek, 1985, 2000b). Klepinger ve diğ. (1977) M.S. 840 ve sonrasıyla tarihlendirilen Ekvator toplumlarına ait dişler üzerinde diştaşını analiz etmişler ve bu bireylerdeki yoğun diştaşı birikiminin kireç içeren hindistancevizi ağacını çiğneme alışkanlığı ile ilgisini bulmuşlardır (Roberts ve Manchester, 1995).

254 225 Ağız sağlığı ve beslenme biçiminin bir göstergesi olan diştaşına, Anadolu da Aşıklı Höyük Neolitik Çağ toplumunda % 9,5 oranında rastlanırken (Özbek, 1998), bu değer Çayönü Neolitik toplumunda % 64 tür (Özbek,1997). Araştırmacıya göre Çayönü toplumunda tahıllar, diş minesinin yanağa ya da dile bakan yüzeylerinde, diştaşının oluşumuna imkan verebilecek kadar ince öğütülmüş değildir. Anadolu da yapılan çalışmaların çoğunda diştaşı birikim dereceleri, Brothwell e (1981) göre yapılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmalardan bahsederken az ya da hafif, orta ve ileri düzeyler olarak belirtilen kavramlar, bir değişiklik yoksa Brothwell e (1981) göredir. Açıkkol (2000) Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda bu oluşumu % 1,58 oranında ve hafif derecede saptamıştır. Diştaşı Panaztepe İkinci bin toplumunda % 20,89, Panaztepe Roma toplumunda % 14,76 oranında görülmektedir (Güleç ve Duyar, 1998). Panaztepe de İkinci bin ile Roma Dönemi toplulukları arasındaki fark % 6,13 tür. Her iki döneme ait dişlerde gözlenen diştaşı birikim dereceleri, İkinci bin grubunda tümüyle hafif derecede olmasına karşın, Roma Döneminde incelenen 61 dişin 4 ünde (% 6,56) hafif, 4 ünde (% 6,56) orta ve 1 inde (% 1,64) ileri düzeydedir. Bu bulgular diştaşının görülme yüzdesinin Panaztepe Roma Dönemi iskeletlerinde az, ancak birikim derecelerinin daha yoğun olduğu sonucunu doğurmaktadır. Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda diştaşına % 20,15 oranında rastlanırken (Gözlük ve diğ., 2003), Norşuntepe Demir Çağı toplumu % 66,6 (Korkmaz, 1993), Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) toplumu % 12,5 (Güleç ve diğ., 1998) oranında, çoğunlukla da hafif derecelerde bu lezyonu göstermektedir. Uzel ve diğ. (1988) Malatya Arslantepe Geç Roma Dönemi eski yerleşim merkezine ait 40 bireyin 32 sinde (% 80) farklı derecelerde çökelmiş diştaşına rastlamışlardır. Genellikle diştaşı birikimi hafif düzeydedir. Sardis Geç Roma-Erken Bizans toplumunda % 50,52 oranında saptanan diştaşı birikimi (Eroğlu,1998), Karagündüz toplumunun aksine kadınlarda erkeklerden daha yüksek bir değerdedir. İznik Geç Bizans tarım toplumunda

255 226 % 59,28 oranında, çoğunlukla hafif düzeyde olmak üzere diştaşının varlığı saptanmıştır (Erdal, 1996). İznik toplumunda diştaşları cinsiyet açısından ele alındığında, Karagündüz toplumunda olduğu gibi, erkeklerin kadınlardan belirgin biçimde daha fazla birikime sahip oldukları görülmüştür. Büyük Saray-Eski Cezaevi Geç Bizans Dönemi toplumunda diştaşı oluşumuna % 57,2 oranında rastlanırken (Erdal, 2003), Van Kalesi Ortaçağ toplumunda bu değer % 47 dir (Gözlük ve diğ., 2004). Görüldüğü gibi, diştaşı birikimi toplumlar arasında yaşam biçimine bağlı olarak farklı değerlerle karşımıza çıkmaktadır. İncelenen toplumda elde edilen % 25,9 oranındaki diştaşı birikimi, farklı dönemlerde Anadolu da yaşamış toplumlarla karşılaştırıldığında yüksek olmayan bir değerdir. Özellikle Karagündüz toplumuna en yakın değeri, Panaztepe İkinci bin toplumu ve populasyonumuzla aynı bölgede yer alan Hakkari Erken Demir Çağı toplumu vermektedir Süt dişlerinde diştaşı oluşumu: Karagündüz populasyonunda bebek ve çocuklarda süt dişlerde bu oluşuma % 0,23 oranında rastlanmıştır. Oluşuma maruz kalan diş grupları ise 1. ve 2. azı dişlerdir. Sardis Geç Roma- Erken Bizans tarım toplumunda süt dişlerinde bu oluşum % 17,10 oranında gözlenirken (Eroğlu, 1998), Van Kalesi Ortaçağ toplumu bu oluşumu % 3,11 oranında göstermektedir (Gözlük ve diğ., 2004). Görüldüğü gibi Karagündüz Ortaçağ bebek ve çocuklarında bu lezyon, karşılaştırdığımız her iki topluma göre de oldukça düşük bir değerdedir Apse Apse oluşumuna eski dönemlerden itibaren rastlanmaktadır. Homo neanderthalensis öncesi fosil insanlarda apse görülmezken, Batı Avrupa Neanderthal lerinde % 34,4, Orta-Doğu Neanderthal çağdaşlarında % 5,2, Batı Avrupa Cro-Magnon insanlarında % 41,1 oranında bu oluşum gözlenmiştir (Brothwell, 1963; Özbek, 1988). Bu çağlarda belirgin ve o ölçüde de hızlı diş aşınmasının yaygın olduğu göz önünde bulundurulursa, bu

256 227 bireylerdeki apse oluşumundan birinci derecede belirgin aşınma sorumlu tutulabilir. Rodezya adamının üst çenesinde altı tane apse saptanmıştır (Brothwell, 1981) Erişkinlerde apse oluşumu: Karagündüz populasyonunda erişkin bireylerde % 1,86 oranında bu oluşuma rastlanmıştır. Oluşum birey sayısı açısından değerlendirildiğinde ise bu değer % 22,87 dir. Populasyonda erkek ve kadın bireylerde apse görülme yüzdesi, hemen hemen birbirine yakındır. Karagündüz toplumunda en fazla apse oluşumu 1. büyük azı dişlerde saptanmıştır. Aynı diş grubu bu toplumda ölüm öncesi diş kaybı ve çürük gibi lezyonların sıklıkla görüldüğü diş grubudur. İncelenen apselerin büyük bir bölümü diş köklerinin uç kısımlarında meydana gelmiştir. Bu toplumda hem aşınmadan hem de çürükten kaynaklı apselere rastlanmıştır. Yalnızca aşınmadan kaynaklı örneklerimiz biraz daha fazladır. Grene, Ewing ve Armelagos (1967) Wadi Halfa (Sudan) Mezolitik Dönem insanlarında (% 28,7), Özbek (1985) ise Byblos Kalkolitik Dönemi insanlarında ileri derecede aşınmadan kaynaklı apse oluşumları saptamışlardır. Rathbun (1984) İran ve Irak Neolitik Dönem toplumlarında apse değerini % 20, Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda % 18,4 olarak vermişlerdir. Lukacs (1989) Güney Asya da yer alan ve Demir Çağına tarihlendirilen Sarai Khola da apse değerini birey sayısına göre yaptığı hesaplamayla % 14,3 olarak bulurken, bu değer Timargarha da % 12 dir. Mahurjhari de incelenen 13 bireyde ise apseye rastlanmamıştır. Roberts ve Manchester (1995) Britanya Krallığı ndaki farklı dönemlere sınıflandırdıkları eski insan toplumlarında apse yüzdelerini vermişlerdir. Bunlardan birkaç örnek verecek olursak; Romano-British: Baldock % 1,2, Cirencester % 1,2; Anglo-Sakson: Norton % 0,7, Jarrow, % 1,1; Geç Ortaçağ: Jarrow % 1,1, St Helen % 1,2, Glasgow % 2,0, St Giles % 2,4 oranında apseye sahiplerdir. Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) % 5,1 oranında apseye rastlamışlardır. Manzi ve diğ. (1999)

257 228 İtalya da yer alan üç arkeolojik alanda bu lezyonu saptamışlardır. Bunlardan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 4,7, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 12 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 18,8 oranında apse vardır. Bu üç alanda araştırmacılar yüzdeleri, incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. Anadolu da bu konuda yapılan çalışmalara bakıldığında, Aşıklı Höyük Neolitik Çağ toplumunda apse oluşumu % 26,3 olarak belirlenirken (Özbek, 1998), bu değer Çayönü Neolitik tarım toplumunda % 20,2 dir (Özbek, 1997). Çayönü bireylerinde oluşan apseler periapikal olup, genelde şiddetli aşınmadan kaynaklıdır. Bunun yanı sıra ilerleyici çürüğün neden olduğu apse oluşumları da vardır. Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda apse % 3,56 oranında görülürken (Gözlük ve diğ., 2003), bu değer Norşuntepe Demir Çağı toplumunda % 26,66 dır (30 bireyden 8 inde apse var) (Korkmaz, 1993). Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) toplumunda kadınlarda apseye rastlanmazken, erkeklerde 21 bireyin maksilla ve mandibulasında 17 apse belirlenmiştir (Güleç ve diğ., 1998). Antandros ta (M.Ö yy.) % 5,4 oranında saptanan bu lezyon (Erdal, 2000), Sardis erişkinlerinde % 7,26 dır. Sardis toplumunda erkeklerdeki apse oranı kadınlarınkinden daha yüksek oranda bulunmuştur (Eroğlu,1998). İznik Geç Bizans topluluğunda 7828 diş soketi apse açısından incelenmiş ve bunların % 3,93 ünde apsenin varlığı belirlenmiştir (Erdal, 1996). Erdal (2003) ayrıca Büyük Saray-Eski Cezaevi Geç Bizans Dönemi toplumunda apse görülme yüzdesini 5,1 olarak verirken, bu değer Van Kalesi Ortaçağ toplumunda 1,72 dir (Gözlük ve diğ., 2004). Genel olarak bakıldığında Karagündüz toplumunda saptanan apse oluşumu (% 1,86) diğer Anadolu toplumlarıyla karşılaştırıldığında, değerin Anadolu da çeşitli dönemlerde yaşamış populasyonlar arasında düşük bir yüzde ile yer aldığı görülür. Bu topluma en yakın değeri ise, aynı bölgede yer alan ve aynı döneme tarihlendirilen Van Kalesi Ortaçağ toplumu (% 1,72) vermektedir Periyodontal Hastalıklar (Alveol Kaybı)

258 229 Alveol kaybı hominid olmayan gruplarda da görülen bir oluşumdur. Örneğin Stoner (1995) horizontal alveol kaybına orangutanlarda rastlarken, Conroy ve diğ. (1993) Etyopya ve Kenya daki baboonlarda periyodontal hastalıkları kaydetmişlerdir. Periyodontal hastalıklara hominidlerde eski dönemlerden itibaren rastlanmaktadır. Bazı antropologlar bu lezyonun Paleolitik Dönemden itibaren yükseldiğini ortaya koymuşlardır (Strohm ve Alt, 1998). Kronik periyodontal hastalık kanıtları yaklaşık 2,5-3 milyon yılla yaşlandırılan Australophitecus africanus ta görülmektedir (Roberts ve Manchester, 1995; Langsjoen, 1998). Bununla birlikte Pleistosen döneme kadar uzanan bu rahatsızlığa Homo neandethalensis lerde de rastlanmıştır (Brothwell, 1981) Erişkinlerde periyodontal hastalıklar (alveol kaybı): Karagündüz populasyonunda erişkin bireylerde, incelenen toplam 283 çeneden 115 inde % 40,64 oranında alveol kaybı saptanmıştır. Brothwell in (1981) derecelendirme sistemine göre bu toplumda alveol kaybı özellikle orta (% 46,09) ve az (% 43,48) düzeyde yoğunlaşmakta, ileri derecede (% 10,43) daha düşük bir yüzde ile kendini göstermektedir. Alveol kaybının meydana gelmesinde özellikle diştaşı oluşumunun ya da ağız hijyeninin bozukluğunun önemli rol oynadığı bilinmektedir. Karagündüz populasyonunda daha önce de belirtildiği gibi, diştaşı birikiminin genelde hafif düzeyde olması, ileri derecede diştaşı birikiminin oldukça düşük bir değer göstermesi, bu oluşumun alveol kaybında etkisinin olduğunu, fakat bu etkinin az olduğunu düşündürmektedir. İncelenen materyalde alveol kaybına yol açacak çok belirgin patolojik lezyonlara rastlanmamıştır. Alveol kaybı periyodontal hastalıklar içinde değerlendirilmektedir. Periyodontal hastalıklar ileri derecede aşınma, çürük, diştaşı, apse gibi lezyonlar ve hijyenik olmayan ağız ile doğrudan ilişkilidir. Çünkü burada mikroorganizmalar devreye girer ve dişeti dokusunun iltihaplanmasına, dolayısıyla da dişeti ve alveol kemik dokularının aşağıya doğru çekilmesine neden olur. Eski dönemlere ait iskeletlerde periyodontal hastalığın başlıca

259 230 göstergesi lokal veya genel alveol kaybıdır (Ortner ve Putschar, 1985). Smith (1972) Natufiyen Mezolitik Dönem erişkinleri üzerinde yaptığı çalışmada, periyodontal hastalıklara sadece Kebara da rastlamıştır. Brothwell (1981) Neolitik dönem Sakson iskeletlerinde 130 kafatasının % 74 ünde alveolar çekilme olduğunu belirtmiştir. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı insanlarında alveol kaybını % 52,6 oranında gözlemiştir. Güney Asya da bulunan ve Demir Çağına tarihlendirilen Sarai Khola da birey sayısına göre yapılan hesaplamada alveol kaybı % 47,2 oranında görülürken, Mahurjhari ise % 15,4 oranında bu oluşuma rastlanmaktadır (Lukacs, 1989). Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) % 37,7 oranında alveol kaybı saptamışlardır. Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alandan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 41,8, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 63,6 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 55,3 oranında alveol kemik kaybı tespit etmişlerdir. Bu üç alanda araştırmacılar yüzdeleri, incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. Clarke ve diğ. (1986) yapmış oldukları çalışmada, dünyadaki çeşitli müzelerde yer alan eski insan topluluklarında, periyodontal hastalıkların derecelerini vermişlerdir. Bunların yanı sıra eski çağ medeniyetlerinden Sümerler, Mısırlılar, Hintliler, Çinliler, Etrüsk lere ait kayıtlar incelendiğinde, bu toplumlarda da yetersiz ağız temizliğine bağlı periyodontal hastalıkların varlığı görülmüştür. (Doğangün, 1985). Anadolu da yer alan Aşıklı Höyük Neolitik Çağ toplumunda periyodontal hastalıklara % 29,4 oranında rastlanırken (Özbek, 1998), bu değer Çayönü Neolitik tarım toplumunda % 36,6 dır (Özbek, 1997). Çayönü populasyonunda görülen ileri derecedeki diş aşınması dişözünün açığa çıkmasına ve kök enfeksiyonu sonucunda periyodontal hastalıklara neden olmuştur. Alpagut (1986) Kurban Höyük ten ele geçen ve M.Ö ile tarihlendirilen bir kadın bireyde periyodontitis tespit etmiştir. Özbek (2000a) Öküzini Kalkolitik Döneme ait incelediği 4 bireyin 2 sinde periyodontitis

260 231 saptamıştır. Schultz (1987, 1989) Bronz Çağına tarihlendirilen İkiztepe de % 18,2 oranında periyodontitis gözlerken, Hitit İmparatorluğu nun başkenti olan Hattuşa da % 16 oranında bu oluşuma rastlamıştır. Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda alveol kaybı % 57,9 oranında belirlenirken (Açıkkol, 2000), bu değer Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda % 60,98 dir (Gözlük ve diğ., 2003). Norşuntepe Demir Çağı toplumunda 20 bireyin 10 unda az, 6 sında orta ve 2 sinde ileri olmak üzere 18 birey (% 90) alveol kaybından etkilenmiştir (Korkmaz, 1993). Sardis Geç Roma-Erken Bizans tarım toplumunda bu lezyonun görülme yüzdesi 82,31 dir (Eroğlu, 1998). Yoğun biçimde karbonhidrata dayalı beslenme rejimlerine sahip İznik Geç Bizans topluluğunda % 70,83 oranında periyodontal hastalıklara rastlanırken (Erdal, 1996), Büyük Saray-Eski Cezaevi Geç Bizans toplumunda görülen periyodontitis yüzdesi 33,1 dir (Erdal, 2003). Van Kalesi Ortaçağ toplumunda ise % 39,74 (Gözlük ve diğ., 2004) oranında alveol kaybı saptanmıştır. Karagündüz toplumunda saptanan % 40,64 lük alveol kaybı oranı incelenen eski Anadolu toplumlarıyla karşılaştırıldığında, en yakın değeri kendisiyle aynı bölgede yer alan ve aynı döneme tarihlendirilen Van Kalesi Ortaçağ toplumuna (% 39,74) vermektedir (Grafik 124). % Küçük Höyük Hakkari Sardis İznik Eski Cezaevi Karagündüz Van Kalesi Grafik 124: Eski Anadolu toplumlarında alveol kaybı oranlarının karşılaştırılması

261 Ölüm Öncesi (Premortem) Diş Kaybı Ölüm öncesi diş kaybına hominid olmayan gruplarda da rastlanmaktadır. Örneğin Stoner (1995) horizontal alveol kaybını kaydettiği orangutanlarda, ölüm öncesi diş kaybını da saptamıştır. Brothwell (1963) prehistorik populasyonlarda görülen premortem diş kaybını araştırmış ve değerleri Avrupa Neanderthal lerinde % 4,7, Üst paleolitikte % 4,9, Mezolitikte % 9,1, Sülaleler Öncesi Mısır da % 8,6, Fransa Neolitik toplumlarında % 2,9, Danimarka Neolitik toplumlarında % 2, İngiltere Neolitik toplumlarında % 10,7, Orta Minoan da (M.Ö ) % 13,7, Eski Yunan toplumlarında (M.Ö ) % 8,1 olarak vermiştir Erişkinlerde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı: Karagündüz populasyonunda premortem diş kaybı % 18,73 oranında görülmektedir. Bu toplumda oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu 1. büyük azı dişleridir. Smith ve diğ. (1984) Natufiyen Mezolitik Dönem erişkinleri üzerinde yaptıkları çalışmada bu lezyona, El Wad da % 15, Kebara da % 0,9, Hayonim de % 2,8, Eynan da % 2,7 ve Nahal Oren de % 2,6 oranında rastlamışlardır. Lukacs (1992) Harrapa Bronz Çağı tarım toplumunda bireylerin % 31,7 sinin ölüm öncesi diş kaybı gösterdiğini saptamıştır. Güney Asya da bulunan ve Demir Çağına tarihlendirilen Sarai Khola da, birey sayısına göre yapılan hesaplamada ölüm öncesi diş kaybı % 40 oranında görülürken, bu değer Timargarha da % 32, Mahurjhari de % 7,7 dir (Lukacs, 1989). Ubelaker (1984) Prehistorik Ekvator toplumlarından Ayalan içinde Urns da % 15 ve Urns olmayanlarda % 13, Guangala da % 40, Cotocollao da % 7 ve Sta Elena da % 6 oranında bu oluşumu kaydetmiştir. Smith ve diğ. (1984) ve Ubelaker (1984) tarım toplumları üzerinde yaptıkları bu çalışmalarında premortem diş kaybı yüzdelerini diş sayısına göre vermişlerdir.

262 233 Pietrusewsky ve Douglas (1997) M.S ve M.S dönemlerine tarihlendirilen Mariana adalarında (Guam, Rota ve Saipan) % 5,8 oranında ölüm öncesi diş kaybı saptamışlardır. Roberts ve Manchester (1995) Britanya Krallığı ndaki farklı dönemlere sınıflandırdıkları eski insan toplumlarında, ölüm öncesi diş kaybı yüzdelerini vermişlerdir. Bunlardan birkaç örnek verecek olursak; Roman: Baldock % 20,1, Cirencester % 8,5, Kingsholm % 15,1; Anglo-Saxon: Jarrow, % 4; Addingham % 6,4, North Elmham Park %11,1; Geç Ortaçağ: Jarrow % 9,1, St Helen-on-the-Walls % 17,5, Glasgow % 15, St Giles % 13,5. Manzi ve diğ. (1999) İtalya da yer alan üç arkeolojik alanda bu lezyonu saptamışlardır. Bunlardan Roma Dönemine ait olan Isola Sacra Nekropolü nden gelen Portus Roma da (NIS) % 43,8, yine aynı döneme ait Lucus Feroniae de (LFR) % 48 ve Ortaçağ Döneme ait La Selvicciola da (SLV) % 60,4 oranında ölüm öncesi diş kaybı görülmektedir. Bu üç alanda araştırmacılar yüzdeleri incelenen birey sayısına göre vermişlerdir. Kültürel uygulamalar bu patolojik lezyonun yaygınlığında etkilidir. Örneğin Hintlilerin Hindistancevizi ağacının yaprağını çiğneme alışkanlıkları, yüksek oranda ölüm öncesi diş kaybına neden olan periyodontal rahatsızlıkta kuvvetli bir etkendir. Ayrıca fındık yaprağı çiğneme alışkanlığından da benzer şekilde şüphelenilmektedir. Eski çağlarda görülen periyodontal hastalıklar orta yaş ve üstünde ölüm öncesi diş kaybının en önemli nedenleri arasında yer almakta ve özellikle de arka çiğneme dişlerini etkilemektedir (Langsjoen, 1998). Anadolu da Aşıklı Höyük Neolitik Çağ toplumunda % 7,6 oranında premortem diş kaybı görülmüştür (Özbek, 1998). Çayönü Neolitik tarım toplumunda ise bireylerin % 27,8 inde bu lezyon belirlenmiş, oluşuma en fazla maruz kalan diş grubunun da Karagündüz toplumunda olduğu gibi 1. büyük azı dişler olduğu saptanmıştır (Özbek, 1997). Küçük Höyük Eski Tunç toplumunda ölüm öncesi diş kaybı, sadece 1 erkek bireyde 3 adet 2. büyük azı dişinde görülmüştür (Açıkkol, 2000). Bu oluşuma Panaztepe İkinci bin

263 234 toplumunda % 15,65 (Güleç ve Duyar, 1998), Hakkari Erken Demir Çağı toplumunda % 19,79 (Gözlük ve diğ., 2003), Norşuntepe Demir Çağı toplumunda % 13,8 (Korkmaz,1993) oranında rastlanmıştır. Klazomenai-Yıldıztepe toplumunda ölüm öncesi diş kaybı (M.Ö yy.) % 3,7 (Güleç ve diğ., 1998) iken, bu değer, Klazomenai-Akpınar (M.Ö yy.) toplumunda % 3,4 (Güleç ve diğ., 1998), Antandros (M.Ö yy.) toplumunda % 17,5 (Erdal, 2000) olarak saptanmıştır. Görüldüğü gibi, Klazomenai Yıldıztepe ve Akpınar toplumları düşük oranda ölüm öncesi diş kaybına sahiplerdir. Bu da, Klazomenai populasyonunda genelde sağlıklı bir beslenme rejiminin olduğunu göstermektedir. Bireyler diyetlerinde çok fazla karbonhidratlı besinlere yer vermezken, deniz ürünleri ve sert gıda maddeleri besin sistemlerinin ağırlıklı bir kısmını oluşturmuş olduğu düşünülmektedir. Panaztepe Roma Dönemi toplumunda % 11,11 oranında gözlenen bu değer (Güleç ve Duyar, 1998), Arslantepe Geç Roma Dönemi toplumunda % 14,2 dir (Uzel ve diğ., 1988). Panaztepe Roma Dönemi toplumunda çürükte gözlenen yüksek değer, Arslantepe Geç Roma Dönemi toplumunda hem çürükte hem de diştaşında görülmektedir. Geç Roma-Erken Bizans Dönemine tarihlendirilen bir tarım toplumu olan Sardis te % 16,04 oranında ölüm öncesi diş kaybı saptanmıştır (Eroğlu,1998). Topluluk genelinde en fazla kaybedilen diş 3. büyük azı dişidir. Bu toplumda diştaşı görülme yüzdesi yüksek, fakat birikim derecesi hafiftir. Bunun yanı sıra alveol kaybı da yüksek bir değer göstermektedir. Karagündüz toplumunda olduğu gibi, bu toplumda da erkekler kadınlardan daha yüksek oranda ölüm öncesi diş kaybına maruz kalmıştır. İznik Geç Bizans topluluğunda 8406 diş ve diş soketi ölüm öncesi diş kayıpları açısından incelenmiş ve bunların % 7 sinin (588 diş bölgesinde) kaybedildikleri belirlenmiştir (Erdal, 1996). İznik topluluğunun % 44,41 i bir ya da daha fazla dişini hayatta iken kaybetmiştir. Bu toplulukta ise Karagündüz toplumunun aksine, kadınlarda ölüm öncesi diş kaybı erkeklere göre daha fazla orandadır. Aynı zamanda populasyonda var olan çürük, diştaşı, alveol kaybı oranları yüksek, fakat gelişim dereceleri hafiftir. Büyük Saray-Eski

264 235 Cezaevi Geç Bizans Dönemi toplumunda görülen ölüm öncesi diş kaybı yüzdesi 12 dir (Erdal, 2003). Beslenme sistemi yoğun biçimde karbonhidrata dayanan bu toplumda çürük ve diştaşı oranları yüksektir. Van Kalesi Ortaçağ toplumunda ise bu lezyon % 18,28 oranında görülmektedir (Gözlük ve diğ., 2004). Genel olarak bakıldığında, Karagündüz toplumu ölüm öncesi diş kaybı açısından çeşitli dönemlerde Anadolu da yaşamış birçok topuma göre az da olsa yüksek bir değer vermektedir (Grafik 125). Karagündüz toplumu bu lezyon açısından en fazla, kendisiyle aynı bölgede yer alan çağdaşı Van Kalesi Ortaçağ toplumuna ve Hakkari Erken Demir Çağı toplumuna yaklaşmaktadır. Daha önce de söz edildiği gibi, Karagündüz toplumunda en fazla ölüm öncesi diş kaybı gösteren diş grubu 1. büyük azı dişlerdir. Bilinmektedir ki, azı dişler karmaşık yapıları gereği ön dişlere göre daha fazla patolojik lezyona maruz kalır ve birey hayatta iken ön dişlere göre daha yüksek oranda kaybedilir. Bu açıdan da Karagündüz toplumu karşılaştırabildiğimiz diğer eski Anadolu toplumları ile benzer bir durum göstermektedir (Grafik 125). Karagündüz toplumunda saptanan % 18,73 oranındaki premortem diş kaybı, toplumun yaş ortalamasına (37,08) göre yüksek bir değerdir. İncelenen toplumda olduğu gibi diğer eski Anadolu toplumlarında da bu oluşumun yüzdesi, çoğunlukla yaşın ilerlemesine bağlı olarak artış göstermektedir % Panaztepe (2. bin) Hakkari Klaz-Yıldıztepe Klaz-Akpınar Antandros Panaztepe (Roma) Arslantepe Sardis İznik Eski Cezaevi Karagündüz Van Kalesi Grafik 125: Eski Anadolu toplumlarında görülen ölüm öncesi diş kaybı oranlarının karşılaştırılması

265 236 İlerlemiş derecede çürük, aşınma, apse, yoğun diştaşı birikimi periyodontal hastalıklara ve alveolar yıkıma neden olabilmekte ve bu nedenlerden dolayı da birey hayatta iken dişlerini kaybedebilmektedir. Karagündüz toplumunda çürük ve apse yüzdesi diğer Anadolu toplumlarına göre düşük değerlerle karşımıza çıkmaktadır. Diştaşı birikimi ise yoğunlukla az derecededir. Dolayısıyla bu oluşumun alveol kaybında etkili olduğu fakat bu etkinin az olduğu düşünülmektedir. Alveol kaybı çoğunlukla az ve orta derecelerde yoğunlaşmakta, diğer Anadolu toplumlarına göre yüksek bir değer göstermemektedir. Bununla birlikte populasyonda bu oluşumu meydana getiren çok belirgin patolojik lezyonlar sınırlı sayıdadır. Karagündüz toplumunda aşınmaların özellikle orta derecede görülmesi, birkaç diş örneğinde de ileri derecede aşınma meydana getiren abrazyona rastlanması dikkat çekicidir. Bireylerin çoğunun dişi aşınmıştır. Özellikle ileri derecelerde aşınmalar, ilerlemiş çürüklere nazaran apse oluşumunda biraz daha fazla etkili olmuştur. Toplumda görülen yüksek premortem diş kaybı değeri, ilerlemiş çürük ya da ileri derecelerdeki aşınmalar dışında yaşla ilişkilendirilmektedir. İncelenen toplumda rastlanan bir diğer lezyon olan hypoplasia da, eski Anadolu toplumlarının bir kısmına yakın bir değer vermektedir. Özellikle az derecede gelişim gösteren bu oluşum, dişlerde genelde devamlı şekildedir. Travmadan kaynaklı herhangi bir durum söz konusu değildir. Karagündüz Ortaçağ toplumu farklı dönemlerde ve farklı yerleşim yerlerinde yaşamış olan diğer eski Anadolu toplumlarıyla karşılaştırıldığında, dişlerde ve çenelerde görülen bütün lezyonlar açısından en fazla, kendisiyle aynı coğrafik bölgede yer alan Hakkari Erken Demir ve çağdaşı Van Kalesi Ortaçağ toplumlarına yaklaşmaktadır. Karagündüz Ortaçağ populasyonundan elde edilen diş ve çene hastalıkları verileri, dünyanın çeşitli bölgelerinde aynı dönemde yaşamış olan toplumların bazılarıyla benzer sonuçlar gösterirken, birçoğuyla farklı sonuçlar vermektedir. Bu durum araştırılan toplumların farklı coğrafik ortamlarda

266 237 yaşamış olmaları, farklı beslenme rejimleri göstermeleri ve farklı genetik özelliklere sahip olmaları gibi nedenlerle açıklanabilir. SONUÇ Tez kapsamında incelediğimiz materyali, yılları arasında Van-Karagündüz Höyüğü nde yapılan kazı çalışmaları sırasında, höyüğün birinci yapı katında yer alan ve Ortaçağ Döneme tarihlendirilen mezarlık alanından çıkarılan iskelet kalıntıları oluşturmaktadır. Bu çalışmada belirlenen toplam 890 bireyin 41 i fetus (% 4,61), 205 i bebek (% 23,03), 272 si çocuk (% 30,56), 139 u kadın (% 15,62) ve 176 sı erkektir (% 19,78). 57 bireyin (% 6,40) ise iskelet kalıntılarında yeterli kriter bulunamadığı için cinsiyetleri saptanamamıştır.

267 238 Karagündüz toplumunda yaşı belirlenebilmiş bebek ve çocuklarda birerli yaş aralıklarına göre hazırlanan yaşam tablosunda, özellikle 0-1 yaş aralığında (% 15,80) ölen bebeklerin yüzdesinin, diğer yaş gruplarına göre daha fazla olduğu görülür. Bu yaş grubuna doğum öncesi dönemde ölen fetusların sayısı da eklendiğinde değer % 23,23 e yükselmektedir. İncelenen toplumdaki tüm bireylerin beşerli yaş aralıklarına göre hazırlanan yaşam tabloları ise, toplumun % 69,82 sinin daha 15 yaşına gelmeden öldüğünü ortaya koymaktadır. Yüksek bebek ve çocuk ölümleri, Anadolu da genel olarak tüm prehistorik topluluklarla ilgili çalışmalarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Karagündüz populasyonda yüksek bebek ve çocuk ölümleri, olumsuz çevre ve sağlık koşullarına, yetersiz ve kötü beslenmeye, bazı enfeksiyonel hastalıklara, annenin bebek bakımındaki yetersizliğine bağlanabilir. Karagündüz toplumunda erişkinlerin beşerli yaş aralıklarına göre hazırlanan yaşam tablolarında en yoğun ölümlere, (% 16,92) ve (% 15,42) yaşları arasında rastlanmaktadır. Kadınlarda ölümler en fazla yaş grubunda (% 18,48) gözlenirken, erkeklerde bu yaş aralığı dir (% 20,95). Görüldüğü gibi toplumda kadınlar, erkeklere göre daha önce hayatlarını kaybetmişlerdir. Kadınlarda ölümlerin bir kısmı doğumda yaşanılan risklere bağlanabilir ancak, erişkin bireylerin iskeletlerinde gözlediğimiz enfeksiyonel hastalık izleri, bireylerin bu tür hastalıklara maruz kaldıklarını ve bu hastalıkların da bu toplumdaki yaşam sürelerini etkilediğini düşündürmektedir. Erişkin bireylerde bu yaşlarda ve sonrasında artan ölüm olasılıklarının nedeni yaşlılığa bağlanabilir. Karagündüz populasyonunda süt dişlerinde aşınmaya % 58,05 oranında rastlanmıştır. Bu oluşum en fazla 1. büyük azı dişlerinde gözlenmiş ve tüm süt dişleri dikkate alındığında çoğunlukla 3 düzeyinde bir aşınma derecesiyle karşılaşılmıştır. Özellikle süt dişlerinde aşınmanın 1,5-2 yaşlarından itibaren görülmesi, bebeklerin anne sütü dışında, dişlerde aşınmaya neden olan dışarıdan ek gıdalar almaya başladıklarını göstermektedir. Aşınmaların genelde hafif düzeyde görülmesi, bebek ve

268 239 çocukların beslenme sistemlerinde, çok da sert taneli besin maddelerinin var olmadığını ortaya koymaktadır. Diş çürüğü ise bebek ve çocukların süt dişlerinde % 4,89 oranında saptanmıştır. Bu lezyona en fazla sahip olan diş grubu ise 1. büyük azı dişleridir (% 9,96). Süt dişlerinde çürüğe rastlanması, bebek ve çocukların diyetlerinde karbonhidratlı besinlerin varlığını ortaya koymaktadır. Dişlerde görülen diğer bir lezyon olan diştaşı süt dişlerinde % 0,23 gibi oldukça düşük bir değerde olup, sadece 1. ve 2. azı dişlerinde az derecede gelişim göstermiştir. Hypoplasia ise süt dişlerinde % 2,93 oranında az derecede görülmektedir. Bu oluşumdan özellikle 1. kesici dişler (% 6,28) ve köpek dişler (% 4,34) etkilenmiştir. Bu lezyonun nedeni ise annenin hamilelik esnasında yetersiz ve kötü beslenmesi, geçirdiği enfeksiyonel hastalıklar olabilir. Karagündüz toplumu erişkin bireylerinin daimi dişlerinde % 95,54 oranında aşınma saptanmıştır. Populasyonumuzda en fazla aşınma gösteren diş grupları 1. küçük azılar (% 10,74) ve köpek dişlerdir (% 9,11). Bu sonuç diğer patolojik bulgularımızla uyum göstermektedir. Öyle ki ölüm öncesi diş kaybına özellikle büyük azı dişlerinde yoğun biçimde rastlanması, 1. küçük azı ve köpek dişlerinin ölüm öncesi diş kaybını diğer diş gruplarına göre en az düzeyde göstermeleri, bireyler yaşarken 1. küçük azı ve köpek dişlerini uzun süre kullanmaları nedeniyle, daha fazla aşınmaya maruz kaldıklarını açıklamaktadır. İncelediğimiz dişlerin % 24,31 i az derecede, % 56,62 si orta derecede ve % 19,07 si de ileri derecede aşınma göstermişlerdir. Görüldüğü gibi aşınmalar özellikle orta düzeyde yoğunlaşırken, en fazla rastlanan aşınma derecesi de 4 tür. Aynı zamanda dişlerde ön ve arka gruplar arasında aşınma farkı hemen hemen yok gibidir. Aşınma yüzdesi ise erkek ve kadın bireylerde birbirine çok yakın değerlerde bulunmuştur. Aradaki fark aşınma derecelerinde karşımıza çıkmaktadır. Kadınlarda en fazla 2+ düzeyinde bir aşınma derecesiyle karşılaşılırken, erkeklerde bu değer 4 tür. Bu da bize populasyonda erkeklerin kadınlara göre biraz daha sert besinlerle beslendiklerini düşündürmektedir.

269 240 Karagündüz toplumunda diş çürüğü erişkin bireylerde % 6,36 (Hardwick Düzeltmesine göre % 14,04) oranında görülürken, bu lezyondan en fazla etkilenen diş grubu da 2. büyük azı dişler olarak bulunmuştur. Çürükler dişlerde genellikle arayüz çürüğü olarak karşımıza çıkmaktadır. İncelenen toplumda kadınlarda çürük oluşumuna (% 7,26) erkeklere göre (% 5,68) daha fazla oranda rastlanmıştır. Bu sonuçlardan kadınların diyetlerinde erkeklere göre daha fazla karbonhidratlı ve şekerli besinlerin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Dişlerde görülen diğer bir patolojik lezyon da hypoplasia olup, erişkin bireylerde görülme yüzdesi 24,91 dir. Bu oluşumdan en fazla etkilenen diş grubu köpek dişlerdir. Bu lezyon genelde dişlerde çizgisel biçimde gelişim göstermiş ve dişleri az düzeyde etkilemiştir. Karagündüz bireyleri gelişimsel kusurlara çok yüksek oranda maruz kalmamış, bunun yanı sıra travmadan kaynaklı herhangi bir oluşuma da rastlanmamıştır. Bu toplumdaki hypoplasia oluşumundan; olumsuz çevre koşulları, dişlerin gelişimi esnasındaki yetersiz ve düzensiz beslenme, annenin bebek bakımındaki yetersizliği ve geçirilen çeşitli enfeksiyonel hastalıklar sorumlu tutulabilir. Karagündüz toplumunda hypoplasia kadınlarda (% 32,57) erkeklere (% 19,04) oranla daha fazla saptanmıştır. Bu da kadınların bebeklik ve çocukluk dönemlerinde diş gelişimleri sırasında kötü koşullardan, erkeklere göre daha çok etkilendiklerini ortaya koymaktadır. İncelenen populasyonda diştaşı oluşumu erişkinlerde % 25,90 oranında görülmektedir. Bu oluşumdan etkilenen diş grubu özellikle 1. kesici dişler olup, lezyon çoğunlukla az birikim derecesinde yoğunlaşmakta ve lingual yüzeyde görülmektedir. Karagündüz bireylerinin dişlerinde ileri derecede diştaşı birikimi oldukça düşük bir değer ile karşımıza çıkmaktadır. Bu da bize diştaşı birikiminin alveol kaybı ve ölüm öncesi diş kaybı gibi patolojik lezyonların oluşumunda etkili olmakla birlikte, bu etkinin çok da fazla olmadığını düşündürmektedir. Bu toplumda, erkeklerde (% 29,89) kadınlara (% 20,68) nazaran daha fazla oranda diştaşı saptanmıştır.

270 241 Karagündüz toplumunda apse oluşumu % 1,86 gibi oldukça düşük bir değer gösterir ve en fazla 1. büyük azı dişler etkilenmiştir. Populasyonda hem ileri derecede çürük hem de ileri derecede aşınmadan kaynaklı apse oluşumlarına rastlanırken, aşınma kaynaklı apseler biraz daha fazla görülmektedir. Bu toplumda apse oluşumundan erkekler (% 1,99) kadınlara (% 1,71) göre biraz daha fazla etkilenmiştir. Fakat değerler birbirine oldukça yakındır. Karagündüz bireyleri alveol kaybı bakımından % 40,64 oranında bir değer vermektedir. Bu oluşumdan alt çene (% 46,21) üst çeneye (% 34,78) göre daha fazla etkilenmiştir. Burada bir başka fark da alveol kaybı derecelerinde görülmektedir. Üst çene az, alt çene orta derecede etkilenmiştir. Alveol kaybına erkek bireyler (% 44,10) kadınlara (% 36,07) göre daha fazla maruz kalmışlardır. Erkeklerde bu oluşum az düzeyde yoğunlaşırken, kadınlarda orta düzeydedir. Ancak incelenen materyalde alveol kaybına yol açacak patolojik lezyonlara çok belirgin olarak rastlanmamıştır. Ölüm öncesi (premortem) diş kaybı incelenen erişkin bireylerde % 18,73 oranında belirlenmiştir. Bu oluşum en fazla 1. büyük azı dişlerini etkilemiştir. Karagündüz toplumunda diştaşı ve alveol kaybında olduğu gibi, ölüm öncesi diş kaybında da erkek bireyler (% 20,02) kadın bireylere (% 17,25) göre daha fazla etkilenmiştir. Apse oluşumu ve aşınma oranları ise her iki cinsiyet grubunda birbirine yakın değerler verirken, hypoplasia ve çürük yüzdeleri kadınlarda erkeklere göre daha yüksek çıkmıştır. Karagündüz alüvyonlu düzlükleri, hem coğrafik hem de beslenme koşulları açısından yıllar boyunca Van ili çevresinde insanoğlunun yerleşmesine en uygun köşelerden birini oluşturan olanaklara sahiptir. Çevre koşullarına baktığımızda, o dönemle günümüz arasında önemli bir fark görülmemektedir. Büyük bir olasılıkla Doğu Anadolu Bölgesinde o dönemdeki mevcut bitki örtüsü günümüz bitki örtüsü ile benzerdir (Şerefli ve diğ., 1998).

271 242 Ancak, yapılan kazılar, daha çok höyüğün tepesindeki kilise etrafına yayılmış olan mezarlıkta gerçekleştirildiği, Ortaçağ köyü fazla incelenemediği için, o dönem insanlarının günlük yaşamları konusunda çok da sağlıklı verilere ulaşılamamıştır. Ancak Karagündüz Höyüğü nün 2. Ortaçağ katında çok miktarda tahıl çukurlarına ve tandırlara rastlanmış olması, Ortaçağ insanlarının bol miktarda buğday ektiklerini ve hayvanları için yonca, korunga yetiştirdiklerini göstermektedir. Ayrıca bu insanların kerpiç evlerde otudukları, ekmeklerini köy meydanındaki büyük tandır ve fırınlarda pişirdikleri, oldukça soğuk bir iklime sahip bu yörede yakıt olarak tezeğin kullanıldığı arkeolojik buluntulardan anlaşılmaktadır (Sevin sözlü görüşme). Bütün bu bilgiler dahilinde Van-Karagündüz populasyonunda görülen beslenme rejiminin, genellikle Doğu Anadolu da yaşayan diğer topluluklarda karşımıza çıkan beslenme sistemiyle uyum gösterdiği söylenebilir. Geçmişten günümüze Doğu Anadolu da yaşayan toplumların büyük bir kısmı tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlar ve teknolojik gelişmelere de paralel olarak, besin hazırlama tekniklerinde farklılaşma göstermişlerdir. Özellikle Anadolu da eskiden yaşamış birçok toplumda görüldüğü gibi, tahılların bazalttaş blok üzerinde öğütülmeleri sırasında kopan ve tahıla karışan taş parçacıkları, diş minesinde abrazyona yol açmaktadır. Bu Anadolu da çok sık karşılaşılan bir durumdur. Karagündüz toplumunda da az da olsa abrazyona rastlanması besinlerin hazırlanışı esnasında çok da özenli davranılmadığını, besin maddelerinin içine aşındırıcıların karıştığını göstermektedir. Karagündüz Ortaçağ toplumunun dişlerinde ve çenelerinde görülen patolojilere göre genel beslenme rejimini, genelde iyi öğütülmüş, fakat biraz lifli ve sert besinlerin oluşturduğu, bununla birlikte besinlerin hazırlanışı sırasında, içlerine az da olsa aşındırıcı sert maddelerin karıştığı, tahıl tarımına bağlı olarak beslenme sistemlerinde karbonhidratlı ve şekerli besinlerin mevcut olduğu, fakat bunların çok yoğun bir şekilde tüketilmediği ve aynı zamanda beslenme sistemlerinde hayvansal proteinlere de yer verdikleri söylenebilir.

272 243 Van-Karagündüz Höyüğü Ortaçağ populasyonuna diş ve çene hastalıkları yönünden, Doğu Anadolu Bölgesinde eskiden yaşamış diğer toplumların bir çoğu benzerlik göstermektedir. Bu da aynı bölgede farklı dönemlerde yaşamış toplumların hemen hemen benzer bir beslenme rejimine sahip olduğunu düşündürmektedir. ÖZET Van-Karagündüz Höyüğü birinci yapı katında yer alan ve Ortaçağ Döneme tarihlendirilen mezarlık alanından çıkarılan 890 bireyden çene ve dişlere sahip olan 90 ı bebek (% 20,69), 157 si çocuk ( % 36,09), 81 i kadın (% 18,62), 107 si erkek (% 24,60) olan 435 bireye ait iskelet kalıntıları; dişlerde ve çenelerde iz bırakan patolojik lezyonları incelemek, nedenlerini araştırmak, ağız sağlığı ile besin hazırlama teknikleri, besin maddeleri, toplumun yaşam biçimi, kültürel alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi irdelemek ve elde edilen verileri diger eski Anadolu toplumlarından elde edilenlerle

273 244 karşılaştırarak, aralarındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymak amacıyla araştırılmıştır. Karagündüz populasyonunda erişkin yaş ortalaması 37,08 dir. Bu değer kadınlarda 36,16, erkeklerde 38,59 dur. Bu toplumda 0-1 yaş aralığında (% 15,80) ölen bebeklerin yüzdesi diğer yaş gruplarından daha fazladır. Tüm populasyonda yaşı belirlenebilmiş bireyler dikkate alındığında, 15 yaşına gelmeden ölen bebek ve çocukların yüzdesi oldukça yüksektir (% 69,82). Araştırılan çene ve dişlerde, diş aşınması, diş çürüğü, hypoplasia, diştaşı, apse, periyodontal hastalıklar (alveol kaybı), ölüm öncesi (premortem) diş kaybı gibi dişlerde ve çenelerde sıklıkla görülen patolojik olgular saptanmış ve değerlendirilmiştir. Bebek ve çocuklarda 2148 süt dişi, 616 daimi diş, 76 üst çene, 182 alt çene ve 1578 alveol, kadınlarda 1185 diş, 59 üst çene, 63 alt çene, 1577 alveol, erkeklerde 1549 diş, 79 üst çene, 82 alt çene, 1813 alveol saptanmıştır. Ayrıca mezarlık alanında ve çevresinde hangi bireye ait olduğu saptanamayan 55 tane daimi diş ele geçirilmiş (14 tanesi kırık olduğu için incelemeye alınamamıştır) ve bu dişler izole olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla, çalışma 5539 süt dişi, 2734 daimi diş, 541 çene (214 üst çene alt çene) ve 4968 alveol üzerinde gerçekleştirilmiştir. İncelenen populasyonda süt dişlerinde aşınma % 58,05, diş çürüğü % 4,89, hypoplasia % 2,93 ve diştaşı % 0,23 oranındadır. Özellikle süt dişlerinde aşınmanın 1,5-2 yaşlarından itibaren görülmesi, bebeklerin bu yaşlarda anne sütü dışında, dışarıdan dişlerde aşınmaya neden olan ek gıdalar almaya başladıklarını göstermektedir. Aşınmaların genelde hafif düzeyde görülmesi, bebek ve çocukların beslenme sistemlerinde, çok da sert taneli besin maddelerinin mevcut olmadığını, süt dişlerinde çürüğe de rastlanması, bu bireylerin diyetlerinde karbonhidratlı besinlerin varlığını

274 245 ortaya koymaktadır. Hypoplasia oluşumu ise annenin hamilelik esnasında yetersiz ve kötü beslenmesi, geçirdiği enfeksiyonel hastalıklara bağlanabilir. Karagündüz toplumunda kadın ve erkeklerin daimi dişlerinde diş aşınması % 95,54, diş çürüğü % 6,36 (Hardwick Düzeltmesine göre % 14,04), hypoplasia % 24,91, diştaşı % 25,90, apse % 1,86, periyodontal hastalıklar içinde değerlendirilen alveol kaybı % 40,64 ve ölüm öncesi (premortem) diş kaybı % 18,73 oranındadır. Karagündüz toplumundan elde edilen bulgulara, aynı bölgede yaşamış ancak farklı dönemlere tarihlendirilen diğer toplumlardan elde edilen bulgular benzemektedir. Bu da aynı bölgede, farklı dönemlerde yaşayan insanlarda besin hazırlama teknikleri zamanla farklılaşsa da, benzer bir beslenme sisteminin olabileceğini düşündürmektedir. Genel olarak tarım ve hayvancılığa dayalı bir yaşam biçimine sahip olduğu düşünülen Karagündüz Ortaçağ toplumunun beslenme rejimini, genellikle iyi öğütülmüş, fakat biraz lifli ve sert besinler oluşturmaktadır. Dişlerin bir kısmında abrazyona rastlanması besinlerin hazırlanışı sırasında, içlerine aşındırıcı sert taneciklerin çok yoğun olmamak kaydıyla karıştığını göstermektedir. Tahıl tarımına bağlı olarak beslenme sistemlerinde karbonhidratlı ve şekerli besinlerin var olduğu, fakat bunların çok yoğun bir şekilde tüketilmediği ve aynı zamanda beslenme sistemlerinde hayvansal proteinlere de yer verildiği söylenebilir. SUMMARY The skeletal remains belonging to 435 people with jaws and dentition from the medieval cemetery region of the first structured level of the Van- Karagündüz Höyük have been investigated in order to study the pathological lesions that leaves trace on the dentitions and the jaws and to understand their reasons, to establish the relations between the mouth health, food prepearing methods, foods, life style and the cultural habits of the society;

275 246 and to compare the these data with those from the other ancient Anatolian societies to reveal the similarities and the differences between them. Of the skeletal remains in the Karagündüz population, 90 are babies (20,69 %), 157 are children (36,09 %), 81 are females (18,62 %) and 107 are males (24,60 %). The avarage age of the adults is 37,08. This value is 36,16 for the females and 38,59 for the males. The percentage of the baby deaths between 0-1 years old (15,80 %) is more than those of the other age groups. When the individuals, whose ages are determined, are taken into account in the whole population, the percentage (69,82 %) of the baby and the children deaths younger than the age of 15 is found quite high. As pathological lesions, dental wear, dental caries, hypoplasia, dental calculus, dental abscess, periodontal disease (alveolar resorption), premortem tooth loss are identified in the Karagündüz population deciduous teeth, 616 permanent teeth, 76 upper jaws, 182 lower jaws and 1578 alveolae in the babies/children, 1185 teeth, 59 upper jaws, 63 lower jaws, 1577 alveolae in the females, 1549 teeth, 79 upper jaws, 82 lower jaws, 1813 alveolae in the males are determined. 41 other specimens found in the cemetery region and in its surroundings are added to this findings. As a result, the total amount of the study material has reached up to 5539 deciduous teeth, 2734 permanent teeth, 541 jaws (214 upper jaws +327 lower jaws) and 4968 alveolae. 58,05 % dental wear, 4,89 % dental caries, 2,93 % hypoplasia and 0,23 % dental calculus are determined in the deciduous teeth In the Karagündüz population. The appearance of the dental wear on the deciduous teeth especially between the age of 1,5-2 shows that the babies received additional food apart from the mother milk in these ages, causing wear on their teeth. The slight wears on the teeth indicate that there was not much hard granular food in their nourishment systems. The caries seen on the deciduous teeth suggests that there were charbonhidrats in these individuals

276 247 diets. The hypoplasia may depend on mother s insufficient and bad nutrition and also their infectious diseases during the pregnancy. It is identified that there are 95,54 % dental wear, 6,36 % dental caries (according to Hardwick correction 14,04 %), 24,91 % hypoplasia, 25,90 % dental calculus, 1,86 % dental abscess, 40,64 % alveolar resorption studied within periodontal diseases and 18,73 % premortem tooth loss in the permanent teeth of the women and the men in the Karagunduz population. The pathological data obtained from the Karagündüz population are in general similar to those of the societies lived in the same region but in the different time periods suggesting that these populations had a similar nutrition systems though the methods of food preparation change through time among populations. The Karagündüz Middle aged society is thought to have an agriculture and a stock-breeding based life style and generally well grained but a little fibrous and hard food constitutes in their diet. The abrassion on some of the teeth shows that some abrassive hard materiels were mixed into the food during the preparation. Finally, it can be suggested that some carbonhydrated and sugary food, related with their grain agriculture and also animal proteins existed in their nutrition system, the former being not much consumed. KAYNAKÇA Acsadi, G.Y. ve J. Nemeskeri, (1970), History of Human Life Span and Mortality, Budapeşte: Akademia Kiado. Açıkkol, A., (2000), Küçük Höyük Eski Tunç Çağı İnsanlarının Paleoantropolojik Açıdan İncelenmesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

277 248 Akal, N., A. Alaçam, H. Ayhan ve M. Sipahier, (1992), Yaş Grubu Türk Çocuklarında Mine Hipopilazilerinin Dağılım ve Etiyolojik Nedenlerinin Araştırılması, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 19: Akça, Ş., S. Or ve O. Güven, (1977), Odontolojik Kaynaklı Çene Osteomyelitisleri Üzerine Klinik Araştırma, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 4 (2): 1-8. Akça, Ş., S. Demiralp, Y. Günaydın ve E. Erdem, (1984), Osteomyelitis (Bir Vaka Nedeniyle), A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 11 (2-3): Akyüz, S., (1990), Çürük İmmunolojisi ve İmmunoglobulinler, Oral, 6 (67-69): Al-Abbasi, S. ve I. Sarıé, (1997), Prevalence of Dental Enamel Hypoplasia in the Neolithic Site of Wadi Shu eib in Jorden, Dental Anthropology, 11 (3): 1-4. Alkumru, N., (1985), Bruxism: Etiyoloji, Teşhis ve Tedavi, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 12 (3): Alpagut, B., (1986), The Human Skeletal Remains from Kurban Höyük (Urfa), Anatolica, 13: Alt K.W., F.W. Rösing ve M.Tescher-Nicola (ed.), (1998), Dental Anthropology: Fundamentals, Limits and Prospects, New York: SpringerWien. Angel, J.L., (1969), "The Basis of Paleodemography", American Journal of Physical Anthropology, 30:

278 249 Angel, J.L., (1970), "Appendix: Human Skeletal Remains at Karataş", American Journal of Archaeology, 74: Angel, J.L., (1971), "Early Neolithic Skeletons from Çatal Höyük: Demography and Pathology", Anatolian Studies, 21: Arman, O., (1998), Aşvankale İskeletlerinin Paleodemografik Analizi, Antropoloji, 13 : Aytepe, Z., T. Akıncı, O. Aktören ve R. Dişçi, (1991), Karbonhidrat Alımı ile Çürük Arasındaki İlişkinin 208 Çocukta İncelenmesi, İ.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 25: Baran, S., (1982), Oral Patoloji, Ankara: G.Ü. Diş Hek. Fak. Yayınları, No:11. Bass, W.M., (1987), Human Osteology: A Laboratory and Field Manual, Colombia: Special Publication No:2 Missouri Archaeological Society. Başal, H., (1976), Oral Patoloji, Ankara: Atlas Kitapçılık Tic. Ltd. Şti. Belli, O. (ed.), (2000), Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul Üniversitesi ( ), Ankara: Başak Matbaacılık. Berkovitz, B.K.B., G.R. Holland ve B.J. Moxham, (1978), A Color Atlas & Textbook of Oral Anatomy, London: Volfe Medical Publications Ltd. Blakey, M.L., T.E. Leslie ve J.P. Reidy, (1994), Frequency and Chronological Distribution of Dental Enamel Hypoplasia in Enslaved African Americans: A Test of the Weaning Hypothesis, American Journal of Physical Anthropology, 95 (4):

279 250 Borçbakan, C., (1971), Ağız, Çene ve Diş Hastalıkları, Ankara: A.Ü. Tıp Fak. Yayınları (Sayı: 246). Bouville, C., T.S. Constanse-Westerman ve R.R. Newell, (1983), Les Restes Humains Mesolithiques de L Abri Cornille, Istres (Bouches-du Rhane), Bull. et. Mem. de la Soc. d Anthrop. de Paris, 13: Brothwell, D.R., (1963), The Macroscopic Dental Pathology of Some Earlier Human Populations, Dental Anthropology, (ed: D.R. Brothwell), 5: , New York: Pergamon Press. Brothwell, D.R., (1981), Digging up Bones: Excavations, Treatment and Study of Human Skeletal Remains, (3. Basım), Oxford: Oxford University Press. Buckley, H.R., (2000), Subadult Health and Disease in Prehistoric Tonga, Polynesia, American Journal of Physical Anthropology, 113 (4): Buikstra, J.E. ve D.H. Ubelaker, (1994), Standards: For Data Collection From Human Skeletal Remains, Arkansas Archeological Survey Research Series, No:44. Burney, C.A., (1958), Eastern Anatolia in the Chalcolithic and Early Bronze Age, Anatolian Studies, 8: Caselitz, P., (1998), Caries-Ancient Plague of Humankind, Alt K.W., F.W. Rösing ve M.Tescher-Nicola (ed) içinde, s Castro, J.M.B. ve P.J. Perez, (1995), Enamel Hypoplasia in the Middle Pleistocene Hominids from Atapuerca (Spain), American Journal of Physical Anthropology, 96 (3):

280 251 Clarke, N.G., S.E. Carey, W. Srikandi, R.S. Hırsch ve P.I. Leppard, (1986), Periodontal Disease in Ancient Populations, American Journal of Physical Anthropology, 71: Cohen M.N. ve G.J. Armelagos (ed.), (1984), Paleopathology at the Origins of Agriculture, Orlando: Academic Press. Conroy-Phillips, J.E., C.F. Hildebolt, J. Altmann, C.J. Jolly ve P. Muruthi, (1993), Periyodontal Health in Free-Ranging Baboons of Ethiopia and Kenya, American Journal of Physical Anthropology, 90 (3): Cox, M. ve S. Mays (ed.), 2000, Human Osteology in Archaeology and Forensic Science, Londan: Greenwich Medical Media Ltd. Çevik, S., (1983), Ağız, Çene ve Diş Hastalıkları, Ankara: Hacettepe Taş Kitapçılık. Doğangün, R., (1985), Periodontolojinin Tarihçesi, A.Ü. Diş Hek. Fak. Derg., 41 (1): Duyar, İ. ve Y.S. Erdal, (2003), A New Approach for Calibrating Dental Caries Frequency of Skeletal Remains, Homo, 54(1): El-Najjar, Y.M., V. Desanti ve L. Özebek, (1978), Prevalence and Possible Ethiology of Dental Enamel Hypoplasia, American Journal of Physical Anthropology, 48: Ellis, S.D., M.A. Tucci, F.G. Serio ve R.B. Johnson, (1998), Factors for Progression of Periodontal Diseases, Journal of Oral Pathology & Medicine, 27 (3):

281 252 Emiroğlu, K. ve S. Aydın, (2003), Antropoloji Sözlüğü, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları. Ensor, B.E. ve J.D. Irish, (1995), Hypoplastic Area Method for Analyzing Dental Enamel Hypoplasia, American Journal of Physical Anthropology, 98 (4): Erdal, Y.S., (1996), İznik Geç Bizans Dönemi İnsanlarının Çene ve Dişlerinin Antropolojik Açıdan İncelenmesi, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Erdal, Y.S. ve İ. Duyar, (1999), Brief Communication: A New Correction Procedure for Calibrating Dental Caries Frequency, American Journal of Physical Anthropology, 108: Erdal, Y.S., (2000), Antandros İnsanlarında Ağız Sağlığı, Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, 1: Erdal, Y.S., (2003), Büyük Saray-Eski Cezaevi-Eski Cezaevi Çevresi Kazılarında Gün Işığına Çıkarılan İnsan Kalıntılarının Antropolojik Analizi, 18. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Eroğlu, S., (1998), Sardis Roma-Bizans Toplumlarında Diş Hastalıkları ve Ağız Sağlığı, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Fox, C.L., J. Juan ve R.M. Albert, (1996), Phytolith Analysis on Dental Calculus, Enamel Surface and Burial Soil: İnformation About Diet and Paleoenvironment, American Journal of Physical Anthropology, 101 (1):

282 253 Freeth, C., (2000), Dental Health in British Antiquity, Cox, M. ve S. Mays (ed.) içinde, s Goodman, A.H., G.J. Armelagos ve J.C. Rose, (1980), Enamel Hypoplasias as Indicators of Stress in Three Prehistoric Populations from Illionis, Human Biology, 52: Goodman, A.H., D.L. Martin, G.J. Armelagos ve G. Clark, (1984), Indications of Stress from Bone and Teeth, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Gözlük, P., H. Yılmaz, A. Yiğit, A. Açıkkol ve A. Sevim, (2003), Hakkari Erken Demir Çağı İskeletlerinin Paleoantropolojik Açıdan İncelenmesi, 18. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Gözlük, P., A. Yiğit ve A. C. Erkman, (2004), Van Kalesi/Eski Van Şehri İnsanlarındaki Sağlık Sorunları, XIX. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Ayrı Basım, Grene, D.L., G.H. Ewing ve G.S. Armelagos, (1967), Dentition of a Mesolithic Population from Wadi Halfa (Sudan), American Journal of Physical Anthropology, 27: Guatelli-Steinberg, D., (2000), Linear Enamel Hypoplasia in Gibbons (Hylobates lar carpenteri), American Journal of Physical Anthropology, 112 (3): Güleç, E., (1986), Klazomenai İskeletlerinin Antropolojik ve Demografik İncelenmesi, I. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Güleç, E., (1987), "Van Dilkaya İskeletlerinin Paleoantropolojik İncelenmesi, IV. Araştırma Sonuçları Toplantısı,

283 254 Güleç, E., (1988), "Topaklı Populasyonunun Demografik ve Paleoantropolojik Analizi", V. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Güleç, E., (1989), Panaztepe İskeletlerinin Paleoantropolojik ve Paleopatolojik İncelemesi, Türk Arkeoloji Dergisi, 28: Güleç, E. ve İ. Duyar, (1998), Panaztepe M.Ö. 2. bin ve Roma Dönemi İskeletlerinin Antropolojik Analizi, Antropoloji, 13: Güleç, E., A. Sevim, İ. Özer ve M. Sağır, (1998), Klazomenai de Yaşamış İnsanların Sağlık Sorunları, XIII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Ayrı Basım, Güven, O., (1995), Ağız Hastalıkları ve Çene Cerrahisinde İmmünoloji, A.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Yayınları, No: 14. Hanson, C.L. ve H.S. Miller, (1997), LEHs in Medieval Scandinavia: Preliminary Analysis, Dental Anthropology, 11 (3): Harrison G.A., J.M. Taner, D.R. Pılbeam ve P.T Baker, (1999), Human Biology: An Introduction to Human Evolution, Variation, Growth and Adaptability, 3. Basım, Oxford Science Publications. Hillson, S., (1990), Teeth, New York: Cambridge University Press. Hillson, S., (1998), Dental Anthropology, New York: Cambridge University Press. Hillson, S., (2000), Dental Pathology, Katzenberg, M.A. ve S.R. Saunders (ed.) içinde, s

284 255 İşcan, M.Y. ve K.A.R. Kennedy (ed.), (1989), Reconstruction of Life from the Skeleton, New York: Alan R. Lıss, Inc. Katzenberg, M.A. ve S.R. Saunders (ed.), (2000), Biological Anthropology of the Human Skeleton, New York: A John Wiley & Sons, Inc., Publication. Kaur H. ve I. Jit, (1990), Age Estimation from Cortical Index of the Human Clavicle in Northwest Indians, American Journal of Physical Anthropology, 83: Korkmaz, D., (1993), Elazığ/Norşuntepe Demirçağı İskeletlerinde Diş Yapısı ve Hastalıkları, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Krogman, W.M., (1937), Cranial Types from Alişar Höyük and Their Relations to Other Racial Types, Ancient and Modern of Europe and Western Asia, In H.H. von der Osten s: Alishar Höyük, Seasons of , OIP, Part III, Vol. XXX, Researches in Anatolia, Vol. IX, Chicago: The University of Chicago Press, Krogman, W.M. ve M.Y. İşcan, (1986), The Human Skeleton in Forensic Medicine, 2. Basım, Illinois: Charles C. Thomas Publisher. Langsjoen, O., (1998), Diseases of the Dentition, The Cambridge Encyclopedia of Human Paleopathology, Cambridge University Press, Larsen, C.S., (1984), Health and Disease in Prehistoric Georgia: The Transition to Agriculture, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s

285 256 Littleton, J. ve B. Frohlich, (1993), Fish-eaters and Farmers: Dental Pathology in the Arabian Gulf, American Journal of Physical Anthropology, 92: Lovell, N.C. ve I. Whyte, (1999), Patterns of Dental Enamel Defects at Ancient Mendes, Egypt, American Journal of Physical Anthropology, 110 (1): Lukacs, J.R., (1989), Dental Paleopathology: Methods for Reconstructing Dietary Patterns, M.Y. İşcan ve K.A.R. Kennedy (ed.) içinde, s Lukacs, J.R., (1992), Dental Paleopathology and Agricultural Intensification in South Asia: New Evidence from Bronze Age Harappa, American Journal of Physical Anthropology, 87 (2): Manzi, G., L. Salvadel, A. Vienna ve P. Passarello, (1999), Discontinuity of Life Conditions at the Transition From the Roman İmperial Age to the Early Middle Ages: Example From Central Italy Evaluated by Pathological Dento- Alveolar Lesions, American Journal of Human Biology, 11: Marthaler, T. ve H.R. Muhlemann, (1971), Diş Çürüğüne Karşı Tesirli Mücadele, (Der. A.Ö. Köylüoğlu), Dentoral, 3 (8): 97. Martin, D.L., G.J. Armelagos, A.H. Goodman ve D.P. Van Gevren, (1984), The Effects of Socioeconomic Change in Prehistoric Africa: Sudanese Nubia as a Case Study, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Mass, M.C., (1993), Enamel Microstructure and Molar Wear in the Greater Galago, Otolemur crassicaudatus (Mammalia, Primates), American Journal of Physical Anthropology, 92 (2):

286 257 May, R.R., A.H. Goodmann ve R.S. Meindl, (1993), Response of Bone and Enamel Formation to Nutritional Supplementation and Morbidity among Malnoutrished Guatemalan Children, American Journal of Physical Anthropology, 92: Mayhall, J.T. ve I. Kageyama, (1997), A New, Three-Dimensional Method for Determining Tooth Wear, American Journal of Physical Anthropology, 103 (4): Molnar, S., (1971), Human Tooth Wear, Tooth Function and Cultural Variability, American Journal of Physical Anthropology, 34: Ogilvie, M.D., B.K. Curan ve E. Trinkaus, (1989), Incidence and Patterning of Dental Enamel Hypoplasia Among the Neandertals, American Journal of Physical Anthropology, 79: Olivier, G., (1969), Practical Anthropology, Springfield, Illionis: Charles C. Thomas Publisher. Ortner, D.J. ve W.G.J. Putschar, (1985), Identification of Pathological Conditions in Human Skeletal Remains, Washington: Smithsonian Institution Press. Öz, F., (1973), Sürrenial Hastalıkları, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Patoloji Ders Notları. Özbek, M., (1979), İnsanla Yaşıt Bir Hastalık: Diş Çürüğü, Bilim ve Teknik, 134: Özbek, M., (1980), Orta-Doğu Tarih Öncesi Toplumlarında Dişlerin Antropolojik Yönden İncelenmesi, (Basılmamış Doçentlik Tezi), Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

287 258 Özbek, M., (1984a), Etude Anthropologique des Restes Humaines de Hayaz Höyük, Anatolica, 11: Özbek, M., (1984b), "Roma Açıkhava Tiyatrosundan (İznik) Çıkarılan Bizans İskeletleri, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2 (1): Özbek, M., (1985), Yakın-Doğu Tarih Öncesi Toplumlarında Bazı Diş Patolojileri ve Anomalileri, Antropoloji, 12: Özbek, M., (1986), Değirmentepe Eski İnsan Toplumlarının Demografik ve Antropolojik Analizi, I. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1988), Çayönü İnsanlarında Diş ve Dişeti Hastalıkları, V. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1989), Çayönü İnsanları ve Sağlık Sorunları, IV. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1990), Son Buluntular Işığında Çayönü Neolitik İnsanları, V. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1992), Aşıklı Höyük Neolitik İnsanları, VII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1993a), Aşıklı Höyük Neolitik Çağ İnsanları, VIII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (1993b), Anadolu Eski İnsan Toplumlarında Sağlık Sorunları, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, 10 (2): 1-19.

288 259 Özbek, M., (1997), Çayönü Tarım Toplumunda Diş Sağlığı, Türk Arkeoloji Dergisi, 31: Özbek, M., (1998), Human Skelatel Remains from Aşıklı, A Neolitik Village near Aksaray, Turkey, Light on Top of the Black Hill Studies Presented to Halet Çambel -(ed: Güven Arsebük, Machteld J. Mellink, Wulf Schirmer), İstanbul: Ege Yayınları. Özbek, M., (2000a), Öküzini İnsanlarının Antropolojik Analizi, XV. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Özbek, M., (2000b), Dünden Bugüne İnsan, Ankara: İmge Kitabevi. Özer, İ., A. Sevim, C. Pehlevan, O. Arman, P. Gözlük ve E. Güleç, (1999), Karagündüz Kazısından Çıkarılan İskeletlerin Paleoantropolojik Analizi, XIV. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Ayrı Basım, Perzigian, A.J., P.A. Tench ve D.J. Braun, (1984), Prehistoric Health in the Ohio River Valley, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Pietrusewsky, M. ve M. T. Douglas, (1997), An Assessment of Health and Disease in the Prehistoric Inhabitants of the Mariana Islands, American Journal of Physical Anthropology, 104 (3): Rathbun, T.A., (1984), Skeletal Pathology from the Paleolithic through the Metal Ages in Iran and Iraq, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Reid, D.J. ve M.C. Dean, (2000), Brief Communication: The Timing of Linear Hypoplasias on Human Anterior Teeth, American Journal of Physical Anthropology, 113 (1):

289 260 Roberts, C. ve K. Manchester, (1995), The Archaeology of Disease, 2. Basım, New York: Cornell University Press,. Sarı, C., (2003), Dilkaya ve Karagündüz (Ortaçağ) İskelet Populasyonlarında Doğuştan Anomalilerin İncelenmesi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Sayar, K., (2001), Van-Karagündüz İskeletlerinde Paleopatolojik Bir Araştırma: Anemi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Saygılı, İ., (1977), Flor un Topikal ve İyontoforez Yolla Tatbikinin Diş Çürüklerini Önlemedeki Rolü, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 4 (2): Saygılı, İ., (1983a), Yaş Grubu Okul Çocuklarında Beslenme Yolu ile Alınan Florür Miktarları ve Beslenme Durumlarının Diş Çürükleri Prevelensı ile İlişkilerinin Araştırılması, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 10 (1): Saygılı, İ., (1983b), Sosyo-Ekonomik Seviyeleri Farklı Yaş Grubu Okul Çocuklarının Ağız Hijyeni Seviyelerinin Diş Çürükleri Prevelensı ile İlişkilerinin Araştırılması, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 10 (1): Schultz, M., (1987), Der Gesundheitszustand der frühmittelalterlicen Bevölkerung von Boğazkale / Hattuşa, IV. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Schultz, M., (1989), Der Gesundheitszustand der frühmittelalterlicen Bevölkerung von İkiztepe: I. Kinderskelette, IV. Arkeometri Sonuçları Toplantısı,

290 261 Sevim, A., (1993), Elazığ / Tepecik Ortaçağ İskeletlerinin Paleodemografik Açıdan Değerlendirilmesi, (Basılmamış Doktora Tezi), Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Sevim, A., (1996), Datça/Burgaz İskeletlerinin Paleoantropolojik Değerlendirilmesi, XI. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Ayrı Basım, 1-17 Sevim, A., C. Pehlevan, A. Açıkkol, H. Yılmaz ve E. Güleç, (2002), Karagündüz Erken Demir Çağı İskeletleri, XVII. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, Sevim, A., İ. Özer ve M. Sağır, (2003), Paleodemografi: Tarihsel Gelişimi ve Sorunları, Üçüncü Ulusal Nüfus Bilimleri Konferansı (2-5 Aralık 1997), Ankara: H.Ü. Nüfus Etütleri Enstitüsü. Sevin, V. ve E. Kavaklı, (1995a), Van Karagündüz Erken Demir Çağı Nekropolü Kurtarma Kazıları , XVI. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1: Sevin, V. ve E. Kavaklı, (1995b), Bir Erken Demir Çağ Nekropolü: Karagündüz, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Sevin, V. ve E. Kavaklı, (1996), Karagündüz Höyüğü ve Nekropolü 1994 Yılı Kurtarma Kazıları, XVII. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1: Sevin, V., E. Kavaklı ve A. Özfırat, (1998), Karagündüz Höyüğü ve Nekropolü Yılı Kurtarma Kazıları, XIX. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1: Sevin, V., (1999), The Origins of the Urartians in the Light of the Van / Karagündüz Excavations, Anatolian Studies, 49:

291 262 Sevin, V., E. Kavaklı ve A. Özfırat, (2000), Karagündüz Höyüğü 1998 Yılı Kazıları, XXI. Kazı Sonuçları Toplantısı, 1: Sevin, V. ve A. Özfırat, (2000), Van - Karagündüz Kazıları, O. Belli (ed.) içinde, s Smith, P., (1972), Diet and Attrition in the Natufians, American Journal of Physical Anthropology, 37 (2): Smith,P., O. Bar-Josef ve A. Sillen, (1984), Archaeological and Skeletal Evidence for Dietary Change During the Late Pleistocene/Early Holocene in Levant, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Stoner, K.E., (1995), Dental Pathology in Pongo satyrus borneensis, American Journal of Physical Anthropology, 98 (3): Strohm, T.F. ve K.W. Alt, (1998), Periodontal Disease-Etiology, Classification and Diagnosis, Alt K.W., F.W. Rösing ve M.Tescher-Nicola (ed) içinde, s Sungur,T., İ. Saygılı, O. Ceyhan, C. Arabacıer, K. Baloş, A. Mısırlıgil ve N. Ayhan, (1977), Ankara da Yaş Grubu Okul Çocuklarında Ağız ve Diş Sağlığı Konusunda Bir Araştırma, A.Ü. Diş Hek. Fak. Dergisi, 4 (1): Szilvassy, J. ve H. Kritscher, (1990), Estimation of Chronological Age in Man Based on the Spongy Structure of Long Bones, Anthrop. Anz., 48 (3):

292 263 Şenyürek, M.S., (1946), "Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Maşat Höyük Kazısından Çıkarılan Kafataslarının Tetkiki", Belleten, 10 (38): Şenyürek, M.S., (1949), "Anadolu nun Eski Sakinlerinde Büyük Azı Dişlerinin Aşınması", Belleten, 13: Şenyürek, M.S., (1950), "Büyük Güllücek'te Bulunan Kalkolitik Çağa Ait Bir Muharibin İskeletinin Tetkiki", A.Ü.DTCF Dergisi, 8 (3): Şenyürek, M.S., (1951), A Study of the Human Skulls from Polatlı Höyük", Anatolian Studies, I: Şenyürek, M.S., (1952a), A Study of the Dentition of the Ancient Inhabitants of Alaca Höyük, Belleten, 16 (62): Şenyürek, M.S., (1952b), The Dentition of the Chalcolithic and Copper Age Inhabitants of Anatolia, A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, 10 (1-2): Şenyürek, M.S., (1958), Antalya Vilayetinde Öküzini nde Bulunan Bir İnsan İskeletinin Tetkiki, Belleten, 22 (88): Şerefli, K., İ. Göktepe, I. Türkyılmaz ve S. Barutçu, (1998), Portre (Veli SEVİN), Antropoloji Topluluğu Bülteni, 5: 5-9. Toros, A., (1978), 1973 Araştırmasında Doğurganlık, Türkiye de Nüfus Yapısı ve Nüfus Sorunları 1973 Araştırması, Ankara: H.Ü. Yayınları D-25. Turner II, C.G., (1979), Denthal Anthropological Indications of Agriculture Among the Jomon People of Central Japan, American Journal of Physical Anthropology, 51 (4):

293 264 Türker, M. ve Ş. Yücetaş, (1997), Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları ve Cerrahisi, Ankara: Atlas Kitapçılık Tic. Ltd. Şti. Ubelaker, D.H., (1978), Human Skeletal Remains: Excavation, Analysis, Interpretation, Chicago: Smithsonian Institution, Aldire Publishering Company. Ubelaker, D.H., (1984), Prehistoric Human Biology of Ecuador: Possible Temporal Trends and Cultural Correlations, M.N. Cohen ve G.J. Armelagos (ed.) içinde, s Uçankuş, H.T., (2000), Bir İnsan ve Uygarlık Bilimi: Arkeoloji: Tarih Öncesinden Perslere Kadar Anadolu, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları. Ulusoy, M. ve A. Öktem, (1984), Müteharrik Bölümlü Protezlerin Alveolar Kemik Rezorbsiyonu ve Dişeti Çekilmesi Üzerine Etkileri, A.Ü.DTCF Dergisi, 11 (1): 205 Uysal Uğur, G., (1995), Oylum Höyük Çocuklarının Paleopatolojik Açıdan Analizi, H.Ü. Edebiyat Fakültesi Dergisi, 12 (1-2): Uzel, İ., B. Alpagut ve S. Kofoğlu, (1988), Arslantepe (Malatya) Geç Roma Dönemi İskeletlerinde Diş Çürüğü, Aşınmalar ve Periodontal Hastalıklar, III. Arkeometri Sonuçları Toplantısı, White, D.T., (1991), Human Osteology, U.S.A: Academic Press. Wood, L., (1996), Frequency and Chronological Distribution of Linear Enamel Hypoplasia in a North American Colonial Skeletal Sample, American Journal of Physical Anthropology, 100:

294 265 Workshop of European Antropologists (WEA), (1980), "Recommendations for Age and Sex Diagnoses of Skeletons", Journal of Human Evolution, 9 (7): Yavuzyılmaz, H., (1982), Diş Morfolojisi ve Fizyolojisi, Ankara: A.Ü. Diş Hek. Fak. Yayınları, Sayı:8.

295 266 EKLER Ek 1: Diş Patoloji Formu BULUNTU NO: CİNSİYET: YAŞ: DÖNEM: IRK: TOPLAM DAİMİ DİŞ SAYISI: TOPLAM SÜT DİŞİ SAYISI: SOL SAĞ M 3 M 2 M 1 P 2 P 1 C I 2 I 1 I 1 I 2 C P 1 P 2 M 1 M 2 M 3 Max. m 2 m 1 c ı 2 ı 1 ı 1 ı 2 c m 1 m 2 Man. m 2 m 1 c ı 2 ı 1 ı 1 ı 2 c m 1 m 2

296 267 M 3 M 2 M 1 P 2 P 1 C I 2 I 1 I 1 I 2 C P 1 P 2 M 1 M 2 M 3 SOL SAĞ Diş Aşınması Diş Çürüğü Hypoplasia Diştaşı Apse Alveol Kaybı Premortem D.K. M 3 M 2 M 1 P 2 P 1 C I 2 I 1 I 1 I 2 C P 1 P 2 M 1 M 2 M 3 Maxillar m 2 m 1 c ı 2 ı 1 ı 1 ı 2 c m 1 m 2 Mandibular m 2 m 1 c ı 2 ı 1 ı 1 ı 2 c m 1 m 2 Diş Aşınması Diş Çürüğü Hypoplasia Diştaşı Apse Alveol Kaybı Premortem D.K. M 3 M 2 M 1 P 2 P 1 C I 2 I 1 I 1 I 2 C P 1 P 2 M 1 M 2 M 3 AÇIKLAMALAR: Ek 2: Haritalar

297 268 Harita 1: Erçek Gölü ve Karagündüz ün Van havzasındaki konumu (Sevin ve Kavaklı, 1995: 343). Harita 2: Van Bölgesi höyükleri (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 2000: 414). EK 3: Çizimler

298 269 Diştaşı Dental plak Aşınma Diş çürüğü Periyodontal hastalık Diş kırılması ve çatlaması Periapikal iltihap Alveolar sürecin yeniden modellenmesi Çizim 1: Diş hastalıkları arasındaki ilişkiler (Hillson, 2000: 250). Çizim 2: Karagündüz Höyüğü plankareleri (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 2000: 415).

299 270 Çizim 3: Karagündüz Höyüğü Ortaçağ mezar planı (Sevin, Kavaklı ve Özfırat, 1998: 583). Ek 4: Resimler

300 271 Resim 1: KGH No lu bireyin alt çenesine ait süt dişlerinde aşınma. Resim 2: KGH No lu bireyin alt çenesine ait süt dişinde diş çürüğü.

301 272 Resim 3: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde aşınma ve çürük. Resim 4: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde aşınma.

302 273 Resim 5: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde aşınma. Resim 6: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde distal yüzey çürükleri.

303 274 Resim 7: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde oklüzyal yüzey çürükleri Resim 8: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde kök çürükleri

304 275 Resim 9: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde hypoplasia. Resim 10: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde hypoplasia.

305 276 Resim 11: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde hypoplasia. Resim 12: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde lingual yüzeyde diştaşı oluşumu.

306 277 Resim 13: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesine ait dişlerde labial yüzeyde diştaşı oluşumu Resim 14: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesine ait dişlerde buccal yüzeyde diştaşı oluşumu.

307 278 Resim 15: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesinde apse oluşumu. Resim 16: KGH No lu erişkin bireyin üst çenesinde apse oluşumu.

308 279 Resim 17: KGH No lu erişkin bireyin alt çenesinde alveol kaybı. Resim 18: KGH No lu erişkin bireyin altçenesine ait dişlerde diştaşı ve alt çenede alveol kaybı.

309 280 Resim 19: KGH 94 45a No lu erişkin bireyin üst çenesinde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı. Resim 20: KGH 94 45a No lu erişkin bireyin alt çenesinde ölüm öncesi (premortem) diş kaybı.

Prof. Dr. Gökhan AKSOY

Prof. Dr. Gökhan AKSOY Prof. Dr. Gökhan AKSOY * Çiğneme, Beslenme * Yutkunma, * Estetik, * Konuşma, * Psikolojik Kriterler * Sosyolojik Kriterler Mandibüler: alt çene kemiğine ait, alt çene kemiğiyle ilgili Örnek: * mandibüler

Detaylı

Periodontoloji nedir?

Periodontoloji nedir? Periodontoloji 1 2 Periodontoloji Periodontoloji nedir? Periodontoloji, dişleri ve implantları çevreleyen yumuşak ve sert dokuların iltihabi hastalıkları ve bunların tedavisi ile ilgilenen bir dişhekimliği

Detaylı

11. SINIF KONU ANLATIMI 42 SİNDİRİM SİSTEMİ 1 SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI

11. SINIF KONU ANLATIMI 42 SİNDİRİM SİSTEMİ 1 SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI 11. SINIF KONU ANLATIMI 42 SİNDİRİM SİSTEMİ 1 SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI Canlılar hayatsal faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için ATP ye ihtiyaç duyarlar. ATP yi ise besinlerden sağlarlar. Bu nedenle

Detaylı

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011 Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını

Detaylı

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞIMIZ ELİMİZDE

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞIMIZ ELİMİZDE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞIMIZ ELİMİZDE Ağız ve diş sağlığı anne karnında başlar Doğum öncesi yeterli beslenen ve sağlam doğan bebeklerin 6 aylıktan itibaren ilk SÜT DİŞLERİ çıkar 2,5 3 yaşın sonuna kadar çocuğun

Detaylı

Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir.

Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir. Ağız ve Diş Sağlığı Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada yaygın ve önemli bir sorundur. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir. Ağız sağlığı: Dişler ve onları

Detaylı

Zeytinli Ada İskelet Topluluğunun Diş ve Çene Patolojisi Açısından İncelenmesi

Zeytinli Ada İskelet Topluluğunun Diş ve Çene Patolojisi Açısından İncelenmesi Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi Fen Bilimleri Dergisi (CFD), Cilt:36, No: 5 (2015) ISSN: 13001949 Cumhuriyet University Faculty of Science Science Journal (CSJ), Vol. 36, No: 5 (2015) ISSN: 13001949

Detaylı

TOKAT (NİKSAR) İSKELETLERİNDE DİŞ VE ÇENE PATOLOJİLERİ

TOKAT (NİKSAR) İSKELETLERİNDE DİŞ VE ÇENE PATOLOJİLERİ TOKAT (NİKSAR) İSKELETLERİNDE DİŞ VE ÇENE PATOLOJİLERİ Nevzat TORUN*, Pınar GÖZLÜK KIRMIZIOĞLU** Özet: Niksar iskeletleri, 2008 yılında Tokat ili Niksar ilçesi, İsmet Paşa Mahallesinde yer alan ve Yakınçağ

Detaylı

Dişlerin Ark İçerisindeki ve Karşılıklı İlişkileri. Prof. Dr. Mutahhar Ulusoy

Dişlerin Ark İçerisindeki ve Karşılıklı İlişkileri. Prof. Dr. Mutahhar Ulusoy Dişlerin Ark İçerisindeki ve Karşılıklı İlişkileri Prof. Dr. Mutahhar Ulusoy Dişler belirli bir düzene uyarak, ağızda karşılıklı iki grup meydana getirmişlerdir: Maksiller kemiğe ve böylelikle sabit olan

Detaylı

YAŞLANMA /YAŞLANMA ÇEŞİTLERİ VE TEORİLERİ BEYZA KESKINKARDEŞLER 0341110024

YAŞLANMA /YAŞLANMA ÇEŞİTLERİ VE TEORİLERİ BEYZA KESKINKARDEŞLER 0341110024 YAŞLANMA /YAŞLANMA ÇEŞİTLERİ VE TEORİLERİ BEYZA KESKINKARDEŞLER 0341110024 YAŞLANMA Hücre yapısını ve organelleri oluşturan moleküler yapılarından başlayıp hücre organelleri,hücre,doku,organ ve organ sistemlerine

Detaylı

TABAN ÜLSERİ --- ULCUS SOLEA VEYSEL TAHİROĞLU

TABAN ÜLSERİ --- ULCUS SOLEA VEYSEL TAHİROĞLU TABAN ÜLSERİ --- ULCUS SOLEA VEYSEL TAHİROĞLU Tanım: Süt ineklerinde çoğunlukla arka bacakların lateral, seyrek olarak ön bacakların medial tırnaklarında lokalize olan, boynuz tabakasının erozyonu ile

Detaylı

Periodontoloji nedir?

Periodontoloji nedir? Periodontoloji Periodontoloji nedir? Periodontoloji, dişleri ve implantları çevreleyen yumuşak ve sert dokuların iltihabi hastalıkları ve bunların tedavisi ile ilgilenen bir dişhekimliği dalıdır. Periodontoloji,

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Sibel Koçak

Yrd. Doç. Dr. Sibel Koçak Yrd. Doç. Dr. Sibel Koçak Pulpanın Embriyolojisi Embriyolojik hayatın 12-13. haftalarında çan organının iç bölümünü dolduran bağ dokusuna dental papilla denir. Pulpa dental papilanın ektomezenşimal hücrelerinden

Detaylı

TRAVMA. Doç Dr. Onur POLAT Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı

TRAVMA. Doç Dr. Onur POLAT Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı TRAVMA Doç Dr. Onur POLAT Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı HEDEFLER Travmanın tarihçesi Travmanın tanımı Travma çeşitleri (Künt, Penetran, Blast,

Detaylı

İMPLANT. Prof. Dr. Ahmet Saraçoğlu

İMPLANT. Prof. Dr. Ahmet Saraçoğlu İMPLANT Prof. Dr. Ahmet Saraçoğlu İMPLANT NEDİR? İmplant, herhangi bir nedenden dolayı kaybedilen dişlerin, fonksiyon ve görünüşünü tekrar kazandırmak amacıyla, kişinin çene kemiğine yerleştirilen, kişinin

Detaylı

T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI

T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI T.C. ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ FELSEFE-DĠN BĠLĠMLERĠ (DĠN EĞĠTĠMĠ) ANABĠLĠM DALI ORTAÖĞRETĠM DĠN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BĠLGĠSĠ ÖĞRETĠM PROGRAMLARINDA ÖĞRENCĠ KAZANIMLARININ GERÇEKLEġME DÜZEYLERĠ

Detaylı

Doç. Dr. Fatih ÇALIŞKAN Sakarya Üniversitesi, Teknoloji Fak. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği EABD

Doç. Dr. Fatih ÇALIŞKAN Sakarya Üniversitesi, Teknoloji Fak. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği EABD BİYOUYUMLULUK (BIO-COMPATIBILITY) 10993-1 Bir materyalin biyo-uyumluluğunun test edilmesi için gerekli testlerin tümünü içerir. (Toksisite, Hemoliz, sitotoksisite, sistemik toksisite,...vs.) Hammaddelerin

Detaylı

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 2. SINIF RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ TEORİK DERS PROGRAMI

2014-2015 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 2. SINIF RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ TEORİK DERS PROGRAMI 2. SINIF RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ TEORİK DERS PROGRAMI 1. hafta Konservatif Diş Tedavisine giriş, Diş yüzeyi terminolojisi 2. hafta Kavite sınıflandırması ve kavite terminolojisi (Sınıf I ve II kaviteler)

Detaylı

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?

1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? VÜCUT BAKIMI 1. İnsan vücudunun ölçülerini konu edinen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir? A) Anatomi B) Fizyoloji C) Antropometri D) Antropoloji 2. Kemik, diş, kas, organlar, sıvılar ve adipoz dokunun

Detaylı

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ TEHLİKE ve RİSKLERİ. Öğr. Gör. Nurhan BİNGÖL

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ TEHLİKE ve RİSKLERİ. Öğr. Gör. Nurhan BİNGÖL SAĞLIK ÇALIŞANLARININ MESLEKİ TEHLİKE ve RİSKLERİ Öğr. Gör. Nurhan BİNGÖL Sağlık hizmeti sunumu sırasında sağlık çalışanları, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıklarını tehdit eden pek çok riske maruz

Detaylı

Zeytinyağı ve Çocukluk İnsanın çocukluk döneminde incelenmesi gereken en önemli yönü, gösterdiği bedensel gelişmedir. Doğumdan sonraki altı ay ya da

Zeytinyağı ve Çocukluk İnsanın çocukluk döneminde incelenmesi gereken en önemli yönü, gösterdiği bedensel gelişmedir. Doğumdan sonraki altı ay ya da Zeytinyağı ve Çocukluk İnsanın çocukluk döneminde incelenmesi gereken en önemli yönü, gösterdiği bedensel gelişmedir. Doğumdan sonraki altı ay ya da bir yıllık sürede, bebeğin en önemli gıdasını anne sütü

Detaylı

BMM307-H02. Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK

BMM307-H02. Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK BMM307-H02 Yrd.Doç.Dr. Ziynet PAMUK ziynetpamuk@gmail.com 1 BİYOELEKTRİK NEDİR? Biyoelektrik, canlıların üretmiş olduğu elektriktir. Ancak bu derste anlatılacak olan insan vücudundan elektrotlar vasıtasıyla

Detaylı

ASSOS ANTİK DÖNEM TOPLULUĞUNDA DİŞ ÇÜRÜKLERİ *

ASSOS ANTİK DÖNEM TOPLULUĞUNDA DİŞ ÇÜRÜKLERİ * ASSOS ANTİK DÖNEM TOPLULUĞUNDA DİŞ ÇÜRÜKLERİ * Yrd. Doç. Dr. Ercan NALBANTOĞLU Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı enalbantoglu@cu.edu.tr ÖZET Bu çalışma

Detaylı

BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2

BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2 İÇİNDEKİLER Sayfa BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2 CANLILARIN OLUŞUMU... 5 CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ... 9 CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI... 11 SİSTEMATİK... 13 BİTKİ VE HAYVANLARIN

Detaylı

ORTODONTİ. Dersin Kodu Dersin Adı Z/S T U K DOR 603 Ortodontik tanı yöntemleri, Fonksiyonel analiz,

ORTODONTİ. Dersin Kodu Dersin Adı Z/S T U K DOR 603 Ortodontik tanı yöntemleri, Fonksiyonel analiz, ORTODONTİ Ders Koordinatörü: Prof. Dr. Mutahhar Ulusoy Ders Sorumluları: Prof. Dr. Zahir Altuğ altug@dentistry.ankara.edu.tr Prof. Dr. Hakan Gögen Doç.Dr. Çağrı Ulusoy DOR 601 Büyüme ve gelişim Z 3 0 3

Detaylı

İÇİNDEKİLER ÜNİTE 1 İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN TEMEL KAVRAMLARI...1

İÇİNDEKİLER ÜNİTE 1 İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN TEMEL KAVRAMLARI...1 ÜNİTE 1 İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN TEMEL KAVRAMLARI...1 I. Yönetim...1 II. Yönetici...2 III. Güç, Yetki ve Otorite...3 A. Güç...3 B. Yetki...4 C. Otorite...5 IV. İş Gücü...5 V. Strateji ve Stratejik

Detaylı

Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri

Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri Arpada Hastalıklara Bağlı Olmayan Yaprak Lekeleri Hastalığa bağlı olmayan bu yaprak lekeleri, genelde yaprağın sadece bir tarafında fark edilebilmektedir. Nadiren klorozlarla çevrili olurlar ve renk değişimleri

Detaylı

Ağız Ve Diş Sağlığı AMASYA DİŞ SAĞLIĞI

Ağız Ve Diş Sağlığı AMASYA DİŞ SAĞLIĞI Ağız Ve Diş Sağlığı AMASYA DİŞ SAĞLIĞI AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI Ağız, sindirim sisteminin başlangıcıdır. Bütün besinler dişler yardımıyla sindirime hazırlanır. Bu nedenle dış o oldukça önemlidir. Ağız ve dişlerin

Detaylı

ATMOSFERİK FAKTÖRLERİN MERMER VE GRANİT CEPHE KAPLAMA MALZEMELERİ ÜZERİNDEKİ PARLAKLIK KAYBINA OLAN ETKİLERİ

ATMOSFERİK FAKTÖRLERİN MERMER VE GRANİT CEPHE KAPLAMA MALZEMELERİ ÜZERİNDEKİ PARLAKLIK KAYBINA OLAN ETKİLERİ ATMOSFERİK FAKTÖRLERİN MERMER VE GRANİT CEPHE KAPLAMA MALZEMELERİ ÜZERİNDEKİ PARLAKLIK KAYBINA OLAN ETKİLERİ Yrd. Doç. Dr. Emrah GÖKALTUN Anadolu Üniversitesi Müh-Mim. Fakültesi Mimarlık Bölümü İkieylül

Detaylı

O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme

O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme BİREY GELİŞİMİ O Gelişim, organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. O Gelişim; organizmanın

Detaylı

KİTAP İNCELEMESİ: ADLİ OSTEOLOJİ BOOK REVIEW: ADLİ OSTEOLOJİ (FORENSIC OSTEOLOGY)

KİTAP İNCELEMESİ: ADLİ OSTEOLOJİ BOOK REVIEW: ADLİ OSTEOLOJİ (FORENSIC OSTEOLOGY) AÜDTCF, Antropoloji Dergisi, Sayı:31 (Haziran 2016), s.179, KİTAP İNCELEMESİ / BOOK REVIEW KİTAP İNCELEMESİ: ADLİ OSTEOLOJİ BOOK REVIEW: ADLİ OSTEOLOJİ (FORENSIC OSTEOLOGY) Özgür BULUT*, 1 İsmail HIZLIOL**

Detaylı

VÜCUDUMUZDA SISTEMLER. Destek ve Hareket

VÜCUDUMUZDA SISTEMLER. Destek ve Hareket VÜCUDUMUZDA SISTEMLER Destek ve Hareket DESTEK VE HAREKET SİSTEMİ Vücudun hareket etmesini sağlamak Vücutta bulunan organlara destek sağlamak Destek ve Hareket Sistemi İskelet Sistemi Kaslar Kemikler Eklemler

Detaylı

Sıklık oranlarına göre çenelerde gömülü kalma sıralaması

Sıklık oranlarına göre çenelerde gömülü kalma sıralaması Dr. Levent Vahdettin Gömülü Dişler Sürme yaşı tamamlandığı halde normal oklüzyonda yerini alamamış kemik ve yumuşak doku içerisinde bütünüyle veya kısmen kalmış olan dişler gömülü diş olarak tanımlanmaktadır.

Detaylı

A BÖLÜMÜ NÜ DEĞERLENDİRELİM

A BÖLÜMÜ NÜ DEĞERLENDİRELİM A BÖLÜMÜ NÜ EĞERLENİRELİM A. Aşağıdaki resimde numaralar ile gösterilen bölümlerin neler olduğunu ve bu bölümlerin görevlerini noktalı yerlere kısaca yazınız. 1... 1 2 3............... 2 3...... B. Aşağıda

Detaylı

BÖLÜM I Dr.Tufan Aytaç OKUL VİZYONU NEDİR NASIL GELİŞTİRİLİR / 1

BÖLÜM I Dr.Tufan Aytaç OKUL VİZYONU NEDİR NASIL GELİŞTİRİLİR / 1 İÇİNDEKİLER BÖLÜM I Dr.Tufan Aytaç OKUL VİZYONU NEDİR NASIL GELİŞTİRİLİR / 1 Vizyon Nedir? / 2 Okul Vizyonu Nedir? / 5 Okul Vizyonu Nasıl Geliştirilir? / 5 Okulun Vizyon İfadesinin Özellikleri Nelerdir?

Detaylı

Dersin Kodu Dersin Adı Z/S T U K DPE 603 Fiziksel, psikolojik, sosyal gelişim ve davranış

Dersin Kodu Dersin Adı Z/S T U K DPE 603 Fiziksel, psikolojik, sosyal gelişim ve davranış PEDODONTİ Ders Koordinatörü: Prof. Dr. Serap Çetiner, scetiner@neu.edu.tr DersSorumluları: Prof. Dr. Serap Çetiner, scetiner@neu.edu.tr Prof.Dr. Şaziye Aras, saziye_aras@yahoo.com Prof.Dr. Leyla Durutürk,

Detaylı

GİRİŞ BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE: İŞLETME KULUÇKASI KAVRAMI 1.1. İŞLETME KULUÇKALARININ TANIMI... 24

GİRİŞ BİRİNCİ BÖLÜM KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE: İŞLETME KULUÇKASI KAVRAMI 1.1. İŞLETME KULUÇKALARININ TANIMI... 24 iv İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR... İ ÖZET... İİ ABSTRACT... İİİ İÇİNDEKİLER... İV KISALTMALAR DİZİNİ... X ŞEKİLLER DİZİNİ... Xİ ÇİZELGELER DİZİNİ... Xİİİ GİRİŞ GİRİŞ... 1 ÇALIŞMANIN AMACI... 12 ÇALIŞMANIN

Detaylı

3.5. TARIM MAKİNALARI BÖLÜMÜ

3.5. TARIM MAKİNALARI BÖLÜMÜ 3.5. TARIM MAKİNALARI BÖLÜMÜ 3.5.1. TARIM MAKİNALARI ANABİLİM DALI Yürütücü Kuruluş (lar) : Çeşitli Tarımsal Ürünlerin Vakumla Kurutulmasında Kurutma Parametrelerinin Belirlenmesi İşbirliği Yapan Kuruluş

Detaylı

Ders Kodu Ders Adı Ders Türü AKTS Hafta Teorik

Ders Kodu Ders Adı Ders Türü AKTS Hafta Teorik Önlisans - Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu - Tıbbi Laboratuvar Teknikleri Y : Yıl D : Dönem Ders Kodu Ders Adı Ders Türü Y D AKTS TLT137 Genel Biyoloji Zorunlu 1 1 4 Dersin Amacı Prokaryotik ve ökaryotik

Detaylı

İLK YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI...1

İLK YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI...1 İÇİNDEKİLER Bölüm I: İLK YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI...1 A. İLK YARDIM İLE İLGİLİ KAVRAMLAR...1 1. İlk Yardım ve Acil Bakımın Özellikleri...2 B. KORUMA...12 1. Olay Yerinin Değerlendirilmesi...12 2. Olay

Detaylı

Beyin Omurilik ve Sinir Tümörlerinin Cerrahisi. (Nöro-Onkolojik Cerrahi)

Beyin Omurilik ve Sinir Tümörlerinin Cerrahisi. (Nöro-Onkolojik Cerrahi) Beyin Omurilik ve Sinir Tümörlerinin Cerrahisi (Nöro-Onkolojik Cerrahi) BR.HLİ.018 Sinir sisteminin (Beyin, omurilik ve sinirlerin) tümörleri, sinir dokusunda bulunan çeşitli hücrelerden kaynaklanan ya

Detaylı

Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür. 1 Giriş 1

Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür. 1 Giriş 1 XI İçindekiler Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür Sayfa vii viii x 1 Giriş 1 Tanımlar: Kültürlerarası psikoloji nedir? 3 Tartışmalı konular 5 Konu 1: İçsel olarak ya da dışsal olarak

Detaylı

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Tıp Fakültesi Dekanlığı FAKÜLTE KURULU KARARI Toplantı Sayısı Karar Sayısı Karar Tarihi /9 16/05/2016

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Tıp Fakültesi Dekanlığı FAKÜLTE KURULU KARARI Toplantı Sayısı Karar Sayısı Karar Tarihi /9 16/05/2016 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı Tıp Fakültesi Akademik Takvimi aşağıdaki şekilde uygun görüldü DÖNEM I Fakülte Açılış (Tören) 03 Ekim 2016 Pazartesi HÜCRE BİLİMLERİ I DERS KURULU Ders Kurulunun Başlaması

Detaylı

BESLENME İLKELERİ BESLEME, BESİN ÖĞESİ VE SAĞLIK

BESLENME İLKELERİ BESLEME, BESİN ÖĞESİ VE SAĞLIK BESLENME İLKELERİ BESLEME, BESİN ÖĞESİ VE SAĞLIK Beslenme İle İlgili Temel Kavramlar Beslenme: İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması, Yaşam kalitesini artırması için

Detaylı

11. SINIF KONU ANLATIMI 32 DUYU ORGANLARI 1 DOKUNMA DUYUSU

11. SINIF KONU ANLATIMI 32 DUYU ORGANLARI 1 DOKUNMA DUYUSU 11. SINIF KONU ANLATIMI 32 DUYU ORGANLARI 1 DOKUNMA DUYUSU DUYU ORGANLARI Canlının kendi iç bünyesinde meydana gelen değişiklikleri ve yaşadığı ortamda mevcut fiziksel, kimyasal ve mekanik uyarıları alan

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Dönem T+U Saat Kredi AKTS. Hareket Sistemi TIP 107 1 107 7 10. Kurul Dersleri Teorik Pratik Toplam.

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Dönem T+U Saat Kredi AKTS. Hareket Sistemi TIP 107 1 107 7 10. Kurul Dersleri Teorik Pratik Toplam. DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Dönem T+U Saat Kredi AKTS Hareket Sistemi TIP 107 1 107 7 10 Kurul Dersleri Teorik Pratik Toplam Anatomi 22 18 40 Tıbbi Biyokimya 21 4 25 Tıbbi Biyoloji 16 2 18 Histoloji ve Embriyoloji

Detaylı

Sınıf II Div 1 Anomaliler ve Tedavi Prensipleri

Sınıf II Div 1 Anomaliler ve Tedavi Prensipleri Dr. Levent Vahdettin Sınıf II Div 1 Anomaliler ve Tedavi Prensipleri Ortodontik tedavilerin başlıca hedeflerinden biri de yüz estetiği ve güzelliğini sağlayıp, geliştirmektir. Yüz profilindeki değişiklikler,

Detaylı

DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ

DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ Kan, kalp, dolaşım ve solunum sistemine ait normal yapı ve fonksiyonların öğrenilmesi 1. Kanın bileşenlerini, fiziksel ve fonksiyonel özelliklerini sayar, plazmanın

Detaylı

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ 01330 ADANA

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ 01330 ADANA Sayı:B30.2.ÇKO.0.47.00.05/ 488 Tarih:19.06.2009 EMRE TAŞ ve MADENCİLİK A.Ş. TARAFINDAN GETİRİLEN 3114780 ERİŞİM NOLU VE 20068722 RUHSAT NOLU SAHADAN ALINAN BAZALT LEVHALARININ VE KÜP ÖRNEKLERİNİN MİNEROLOJİK,

Detaylı

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ?

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ? Kalsiyum bir çok kişinin bildiği gibi kemik ve dişlerin yapı, oluşum ve sürdürülmesinde temel bir gereksinimdir. Kemik erimesini azaltmada yardımcı

Detaylı

ÖĞRENİM HEDEFLERİ Öğrenciler 1.sınıfın sonunda;

ÖĞRENİM HEDEFLERİ Öğrenciler 1.sınıfın sonunda; 1. SINIF VE Tıp fakültesi 1. sınıf öğrencilerine; insan organizmasının normal yapı ve işlevlerini doku ve hücre düzeyinde öğrenmelerinin yanı sıra, tıp eğitimine temel oluşturacak şekilde temel fen bilimleri

Detaylı

Ortodonti. İlk Muayene zamanı:

Ortodonti. İlk Muayene zamanı: Ortodonti Ortodonti, diş, çeneler ve yüz bölgesinde oluşmuş bozukluk veya uyum sorunlarını tedavi eden branştır. Söz konusu bozuklukların önlenmesi ve ilerlemesinin önüne geçilmesi için de tedaviler yöntemleri

Detaylı

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1

VÜCUT KOMPOSİZYONU 1 1 VÜCUT KOMPOSİZYONU VÜCUT KOMPOSİZYONU Vücuttaki tüm doku, hücre, molekül ve atom bileşenlerinin miktarını ifade eder Tıp, beslenme, egzersiz bilimleri, büyüme ve gelişme, yaşlanma, fiziksel iş kapasitesi,

Detaylı

Alper ERKEN Metalurji Mühendisi, MBA

Alper ERKEN Metalurji Mühendisi, MBA Hastanın Anatomik Yapısı ile tam uyumlu, Temporomandibular eklem (TMJ-Alt çene eklemi) Protezi Geliştirme, Tasarım ve Üretimi 40 Biyo/Agroteknoloji 14 Tıp Teknolojisi Alper ERKEN Metalurji Mühendisi, MBA

Detaylı

Hasar Kontrol Cerrahisi yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır.

Hasar Kontrol Cerrahisi yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır. Doç. Dr. Onur POLAT Hasar Kontrol Cerrahisi 1992 yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır. Hasar Kontrol Cerrahisi İlk aşama; Kanama ve kirlenmenin

Detaylı

Astım hastalarında görülen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi yakınmaların sebebi, solunum

Astım hastalarında görülen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi yakınmaların sebebi, solunum Bölüm 28 Çocuğum Astımlı mı Kalacak? Dr. S. Tolga YAVUZ Astım hastalarında görülen öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi yakınmaların sebebi, solunum yollarında ortaya çıkan ve şiddeti zaman içinde değişmekle

Detaylı

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet

Chapter 10. Summary (Turkish)-Özet Chapter 10 Summary (Turkish)-Özet Özet Vücuda alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda ortaya çıkan obezite, günümüzde tüm dünyada araştırılan sağlık sorunlarından birisidir. Obezitenin görülme

Detaylı

SAĞLIKLI YAŞAM VE EGZERSĐZ. Prof. Dr. Erdal ZORBA

SAĞLIKLI YAŞAM VE EGZERSĐZ. Prof. Dr. Erdal ZORBA SAĞLIKLI YAŞAM VE EGZERSĐZ Prof. Dr. Erdal ZORBA GEÇMĐŞTEN GÜNÜMÜZE SAĞLIK Geçmişte sağlığın tanımı; hastalıklardan uzak olma diye ifade edilirdi. 1900 lerin başında ölümlerin büyük bir kısmı bakteri ve

Detaylı

KAVRAMSAL ÇERÇEVE/TANIMLAR HÜTF HALK SAĞLIĞI AD. HAZIRLIĞIDIR (EYLÜL 2016)

KAVRAMSAL ÇERÇEVE/TANIMLAR HÜTF HALK SAĞLIĞI AD. HAZIRLIĞIDIR (EYLÜL 2016) KAVRAMSAL ÇERÇEVE/TANIMLAR HÜTF HALK SAĞLIĞI AD. HAZIRLIĞIDIR (EYLÜL 2016) BEKLENTİLER! AMAÇ Bu dersin sonunda tüm katılımcılar sağlık ilgili kavramları açıklayabileceklerdir. ÖĞRENİM HEDEFLERİ Dersin

Detaylı

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yaşlı Bakım-Ebelik 2. Ders YB 205 Beslenme İkeleri 2015 Uzm. Dyt. Emine Ömerağa emine.omeraga@neu.edu.tr BESLENME Dünya Sağlık Örgütü (WHO-DSÖ)

Detaylı

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065

MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 MERVE SAYIŞ 04150019305 TUĞBA ÇINAR 04140033048 SEVİM KORKUT 04140033017 MERVE ALTUN 04140019065 TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ HAYAT PROGRAMI (2014 2017) TÜRKİYE SAĞLIKLI BESLENME VE HAREKETLİ

Detaylı

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM

ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM 9.11.2015 ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİM Konular Doğum öncesi gelişim aşamaları Zigot Doğum öncesi çevresel etkiler Teratojenler Doğum Öncesi G elişim Anneyle ilgili diğer faktörler Öğr. Gör. C an ÜNVERDİ Zigot

Detaylı

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR?

YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? YETERLİ VE DENGELİ BESLENME NEDİR? Vücudun, büyümesi yenilenmesi çalışması için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin yeterli miktarda alınmasıdır. Ş. İKİBUDAK BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ SAĞLIKLI BİR Y AŞAMIN

Detaylı

Çocuğun konuşma becerilerinin akranlarına göre belirgin derecede geri kalmasıdır. Gelişimsel aşamalardan birisidir.

Çocuğun konuşma becerilerinin akranlarına göre belirgin derecede geri kalmasıdır. Gelişimsel aşamalardan birisidir. Konuşma gecikmesi Çocuğun konuşma becerilerinin akranlarına göre belirgin derecede geri kalmasıdır. Gelişimsel aşamalardan birisidir. Aylara göre konuşmanın normal gelişimi: 2. ay mırıldanma, yabancılara

Detaylı

Yara denince genel olarak fiziksel veya kimyasal bir etkenin vücutta oluşturduğu her türlü hasar anlaşılır

Yara denince genel olarak fiziksel veya kimyasal bir etkenin vücutta oluşturduğu her türlü hasar anlaşılır YARALAR Yara denince genel olarak fiziksel veya kimyasal bir etkenin vücutta oluşturduğu her türlü hasar anlaşılır Böyle bir hasarın meydana gelmesine ise Yaralanma adı verilir. DOKULARDA OLUŞACAK OLAN

Detaylı

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ

SANKO ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2015-2016 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 102: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ 05-06 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI DERS KURULU 0: HÜCRE VE DOKU SİSTEMLERİ Ders Kurulu Başkanı: / Başkan Yardımcıları: / Histoloji Embriyoloji Yrd. Doç. Dr. Bahadır Murat Demirel / Üyeler: / Tıbbi / Dersin AKTS

Detaylı

MANDİBULA HAREKETLERİNİN OKLÜZAL MORFOLOJİYE ETKİLERİ

MANDİBULA HAREKETLERİNİN OKLÜZAL MORFOLOJİYE ETKİLERİ MANDİBULA HAREKETLERİNİN OKLÜZAL MORFOLOJİYE ETKİLERİ DR. HÜSNÜ YAVUZYILMAZ I- SAGİTTAL DÜZLEMDEKİ HAREKETLER 2- HORİZONTAL DÜZLEMDEKİ HAREKETLER 3- FRONTAL DÜZLEMDEKİ HAREKETLER I- SAGITTAL DÜZLEMDEKİ

Detaylı

BÜYÜME. Vücudun ya da vücut bölümlerinin boyut olarak artması Yaşamın ilk 20 yılında görülen en önemli biyolojik süreçtir.

BÜYÜME. Vücudun ya da vücut bölümlerinin boyut olarak artması Yaşamın ilk 20 yılında görülen en önemli biyolojik süreçtir. BÜYÜME Vücudun ya da vücut bölümlerinin boyut olarak artması Yaşamın ilk 20 yılında görülen en önemli biyolojik süreçtir. 2 BÜYÜME Örneğin doku büyümesi gerçekleşerek vücut ağırlığı ve boy uzunluğunda

Detaylı

BÖLÜM 6. ASFALT BETONU KAPLAMALARDA MEYDANA GELEN BOZULMALAR, NEDENLERİ VE İYİLEŞTİRİLMELERİ 6.1. Giriş Her çeşit kaplamada; -trafik etkisi -iklim

BÖLÜM 6. ASFALT BETONU KAPLAMALARDA MEYDANA GELEN BOZULMALAR, NEDENLERİ VE İYİLEŞTİRİLMELERİ 6.1. Giriş Her çeşit kaplamada; -trafik etkisi -iklim BÖLÜM 6. ASFALT BETONU KAPLAMALARDA MEYDANA GELEN BOZULMALAR, NEDENLERİ VE İYİLEŞTİRİLMELERİ 6.1. Giriş Her çeşit kaplamada; -trafik etkisi -iklim şartları - don etkisi - yol inşaatının uygun olmayan mevsimde

Detaylı

PROF. DR. ERDAL ZORBA

PROF. DR. ERDAL ZORBA PROF. DR. ERDAL ZORBA Vücut Kompozisyonu Çocukluk ve gençlik dönemi boyunca beden kompozisyonu sürekli değişkenlik göstermektedir. Bu değişimler, kemik mineral yoğunluğundaki artış, beden suyundaki değişimler,

Detaylı

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri

Kansız kişilerde görülebilecek belirtileri Kansızlık (anemi) kandaki hemoglobin miktarının yaş ve cinsiyete göre kabul edilen değerlerin altında olmasıdır. Bu değerler erişkin erkeklerde 13.5 g/dl, kadınlarda 12 g/dl nin altı kabul edilir. Kansızlığın

Detaylı

ÇOCUKLARDA FİZİKSEL GELİŞİM

ÇOCUKLARDA FİZİKSEL GELİŞİM ÇOCUKLARDA FİZİKSEL GELİŞİM 1 2 Büyüme ve Gelişme Çocukluk ve ergenlik döneminde değişkenlik gösteren büyüme ve gelişme özellikleri, çocuk sporcuların fizyolojik standartlarının oluşturulmasında, performans

Detaylı

VÜCUT KOMPOSİZYONU VE EGZERSİZ PROGRAMLAMA

VÜCUT KOMPOSİZYONU VE EGZERSİZ PROGRAMLAMA 1 VÜCUT KOMPOSİZYONU VE EGZERSİZ PROGRAMLAMA 2 VÜCUT KOMPOSİZYONU Vücuttaki tüm doku, hücre, molekül ve atom bileşenlerinin miktarını ifade eder Tıp, beslenme, egzersiz bilimleri, büyüme ve gelişme, yaşlanma,

Detaylı

Süt dişleri neden önemlidir? İlk dönemde süt dişlerinin bakımı nasıl yapılmalıdır?

Süt dişleri neden önemlidir? İlk dönemde süt dişlerinin bakımı nasıl yapılmalıdır? 1 2 Süt Dişleri Süt dişleri neden önemlidir? Sanılanın aksine, diş sağlığı açısından süt dişleri önemli dişlerdir. Bu dişler, daimi dişlerin oluşumu ve çenelerin gelişimi esnasında konuşma ve çiğneme açısından

Detaylı

VYGOTSKY SİSTEMİ: KÜLTÜREL-TARİHSEL GELİŞİM KURAMI

VYGOTSKY SİSTEMİ: KÜLTÜREL-TARİHSEL GELİŞİM KURAMI İÇİNDEKİLER KISIM I VYGOTSKY SİSTEMİ: KÜLTÜREL-TARİHSEL GELİŞİM KURAMI BÖLÜM 1 Vygotsky nin Yaklaşımına Giriş Zihnin Araçları... 4 Zihnin Araçları Niçin Önemlidir... 5 Vygostky Yaklaşımının Tarihçesi...

Detaylı

YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #23

YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #23 YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #23 1) Embriyo Amniyon Sıvısı 2) Bakterilerin ve paramesyumun konjugasyonu sırasında; I. Sitoplazmadaki serbest deoksiribonükleotitlerin azalması II. Kalıtsal çeşitlilik artışı

Detaylı

1. Giriş 2. Yayınma Mekanizmaları 3. Kararlı Karasız Yayınma 4. Yayınmayı etkileyen faktörler 5. Yarı iletkenlerde yayınma 6. Diğer yayınma yolları

1. Giriş 2. Yayınma Mekanizmaları 3. Kararlı Karasız Yayınma 4. Yayınmayı etkileyen faktörler 5. Yarı iletkenlerde yayınma 6. Diğer yayınma yolları 1. Giriş 2. Yayınma Mekanizmaları 3. Kararlı Karasız Yayınma 4. Yayınmayı etkileyen faktörler 5. Yarı iletkenlerde yayınma 6. Diğer yayınma yolları Sol üstte yüzey seftleştirme işlemi uygulanmış bir çelik

Detaylı

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ MADEN İŞLETME LABORATUVARI. (2014-2015 Bahar Dönemi) BÖHME AŞINMA DENEYİ

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ MADEN İŞLETME LABORATUVARI. (2014-2015 Bahar Dönemi) BÖHME AŞINMA DENEYİ KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ MADEN İŞLETME LABORATUVARI (2014-2015 Bahar Dönemi) BÖHME AŞINMA DENEYİ Amaç ve Genel Bilgiler: Kayaç ve beton yüzeylerinin aşındırıcı maddelerle

Detaylı

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri

Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu. Yaşlı Bakım-Ebelik. YB 205 Beslenme İkeleri Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu Yaşlı Bakım-Ebelik YB 205 Beslenme İkeleri Uzm. Dyt. Emine Ömerağa emine.omeraga@neu.edu.tr YAŞLANMA Amerika da yaşlı bireyler eskiye göre

Detaylı

HİSTOLOJİ. DrYasemin Sezgin

HİSTOLOJİ. DrYasemin Sezgin HİSTOLOJİ DrYasemin Sezgin HİSTOLOJİ - Canlı vücudunu meydana getiren hücre, doku ve organların çıplak gözle görülemeyen (mikroskopik) yapılarını inceleyen bir bilim koludur. - Histolojinin sözlük anlamı

Detaylı

4. BASIMA ÖNSÖZ. Temmuz-2013-ÇANAKKALE Prof. Dr. Selma GÜVEN Yrd. Doç. Dr. N. Nükhet DEMİREL ZORBA. iii

4. BASIMA ÖNSÖZ. Temmuz-2013-ÇANAKKALE Prof. Dr. Selma GÜVEN Yrd. Doç. Dr. N. Nükhet DEMİREL ZORBA. iii 4. BASIMA ÖNSÖZ Genel Mikrobiyoloji ve Laboratuvar Kılavuzu başlığıyla yayımlanan ve gerek üniversitelerimiz gerekse meslek yüksek okullarımızın ilgili bölümlerinde beğeniyle okutulan kitabımızın dördüncü

Detaylı

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger

YARA İYİLEŞMESİ. Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA İYİLEŞMESİ Yrd.Doç.Dr. Burak Veli Ülger YARA Doku bütünlüğünün bozulmasıdır. Cerrahi ya da travmatik olabilir. Akut Yara: Onarım süreci düzenli ve zamanında gelişir. Anatomik ve fonksiyonel bütünlük

Detaylı

Çiğneme Kasları ve Çiğneme Fizyolojisi. Prof.Dr.Nurselen TOYGAR

Çiğneme Kasları ve Çiğneme Fizyolojisi. Prof.Dr.Nurselen TOYGAR Çiğneme Kasları ve Çiğneme Fizyolojisi Prof.Dr.Nurselen TOYGAR Çiğneme Kasları Masseter İç pterigoid Dış pterigoid Temporal Suprahyoid kaslar digastrik, geniohyoid ve stylohyoid Çeneyi Kapatan Kaslar Masseter

Detaylı

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler MEME KANSERİ Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler KANSER NEDİR? Hücrelerin kontrolsüz olarak sürekli çoğalmaları sonucu yakındaki ve uzaktaki başka organlara yayılarak kötü klinik

Detaylı

Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU

Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU Doç. Dr. Ahmet M. GÜNEŞ Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ÇEVRE HUKUKU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER... IX KISALTMALAR...XXI Birinci Bölüm Çevre Hukukunun Temelleri I. Genel Olarak...1

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ İNTİHAR RAPORU 24. 09.2014 GİRİŞ: En basit anlamda insanın kendi

Detaylı

Çene Eklemi (TME) ve Yüz Ağrıları Merkezi

Çene Eklemi (TME) ve Yüz Ağrıları Merkezi Çene Eklemi (TME) ve Yüz Ağrıları Merkezi Beyin Tümörleri Çene Eklemi (TME) ve Yüz Ağrıları Merkezi Sizde mi Diş Sıkıyorsunuz? Diş sıkma ve gıcırdatma, gece ve/veya gündüz oluşabilen istemsiz bir aktivitedir.

Detaylı

Can boğazdan gelir.. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur..

Can boğazdan gelir.. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.. Can boğazdan gelir.. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.. 1 BESLENME BİLİMİ 2 Yaşamımız süresince yaklaşık 60 ton besin tüketiyoruz. Besinler sağlığımız ve canlılığımızın devamını sağlar. Sağlıklı bir

Detaylı

MESLEKi TOKSİKOLOJİ AÇISINDAN KİMYASAL MARUZİYET

MESLEKi TOKSİKOLOJİ AÇISINDAN KİMYASAL MARUZİYET MESLEKi TOKSİKOLOJİ AÇISINDAN KİMYASAL MARUZİYET DOÇ. DR. M. SERTAÇ YILMAZ ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ TIBBİ FARMAKOLOJİ ANABİLİM DALI PARASELSUS (1493-1541) TÜM MADDELER ZEHİRDİR. İLACI, ZEHİRDEN

Detaylı

İçindekiler I. BÖLÜM ÖRGÜTLERDE İNSAN İLİŞKİLERİ

İçindekiler I. BÖLÜM ÖRGÜTLERDE İNSAN İLİŞKİLERİ İçindekiler I. BÖLÜM ÖRGÜTLERDE İNSAN İLİŞKİLERİ A. İNSAN İLİŞKİLERİNDE GELİŞMELER... 1 B. ÖRGÜTLERDE İNSAN İLİŞKİLERİ... 4 1. İnsan İlişkilerinin Amacı... 9 2. İnsan İlişkilerinde Temel İlkeler... 9 3.

Detaylı

BUYUME VE GELISME. Yrd. Doc. Dr. Selcuk AKPINAR

BUYUME VE GELISME. Yrd. Doc. Dr. Selcuk AKPINAR BUYUME VE GELISME Yrd. Doc. Dr. Selcuk AKPINAR BUYUME VE GELISME Cocukluk cagi dollenme ile baslar ve ergenligin tamamlanmasina kadar devam eder. Diger butun canlilara kiyasla insanda cocukluk cagi cok

Detaylı

Epilepsi nedenlerine gelince üç ana başlıkta incelemek mümkün;

Epilepsi nedenlerine gelince üç ana başlıkta incelemek mümkün; Epilepsi bir kişinin tekrar tekrar epileptik nöbetler geçirmesi ile niteli bir klinik durum yada sendromdur. Epileptik nöbet beyinde zaman zaman ortaya çıkan anormal elektriksel boşalımların sonucu olarak

Detaylı

DÖNEM I 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Takvimi (15 Eylül 2014-07 Temmuz 2015)

DÖNEM I 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Takvimi (15 Eylül 2014-07 Temmuz 2015) DÖNEM I (15 Eylül 2014-07 Temmuz 2015) Hücre Bilimleri Ders Kurulu I (5 hafta) Başlangıç Tarihi : 15 Eylül 2014 Bitiş Tarihi : 20 Ekim 2014 Hücre Bilimleri Ders Kurulu II (6 hafta) Başlangıç Tarihi : 21

Detaylı

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ

AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Dersin Adı Öğretim Dili Diş Morfolojisi Türkçe Dersin Verildiği Düzey Ön Lisans (x ) Lisans ( ) Yüksek Lisans( ) Doktora( ) Eğitim Öğretim Sistemi Örgün Öğretim ( X) Uzaktan Öğretim( ) Diğer ( ) Dersin

Detaylı

10. Sınıf Biyoloji Konuları Hücre Bölünmeleri Kalıtımın Genel İlkeleri Ekosistem Ekolojisi ve Güncel Çevre Sorunları

10. Sınıf Biyoloji Konuları Hücre Bölünmeleri Kalıtımın Genel İlkeleri Ekosistem Ekolojisi ve Güncel Çevre Sorunları 10. Sınıf Biyoloji Konuları Hücre Bölünmeleri Mitoz ve Eşeysiz Üreme Canlılarda hücre bölünmesinin gerekliliği Mayoz ve Eşeyli Üreme Kalıtımın Genel İlkeleri Kalıtım ve Biyolojik Çeşitlilik Kalıtımın genel

Detaylı

BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ...

BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ... BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ... 1 Bilinmesi Gereken Kavramlar... 1 Giriş... 2 Hücrelerin Fonksiyonel Özellikleri... 2 Hücrenin Kimyasal Yapısı... 2 Hücrenin Fiziksel Yapısı... 4 Hücrenin Bileşenleri... 4

Detaylı

İÇİNDEKİLER SUNUŞ VE TEŞEKKÜR KİTABIN YAPISI VE KAPSAMI YAZAR HAKKINDA 1. BÖLÜM ÜSTÜN YETENEKLİLİKLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR VE KURAMSAL ÇERÇEVE

İÇİNDEKİLER SUNUŞ VE TEŞEKKÜR KİTABIN YAPISI VE KAPSAMI YAZAR HAKKINDA 1. BÖLÜM ÜSTÜN YETENEKLİLİKLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR VE KURAMSAL ÇERÇEVE İÇİNDEKİLER SUNUŞ VE TEŞEKKÜR... v KİTABIN YAPISI VE KAPSAMI... vii YAZAR HAKKINDA... ix 1. BÖLÜM ÜSTÜN YETENEKLİLİKLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR VE KURAMSAL ÇERÇEVE 1.1. ÜSTÜN YETENEKLİLİĞE TARİHSEL BAKIŞ...

Detaylı

Fosillerin Sınıflandırılması

Fosillerin Sınıflandırılması Fosillerin Sınıflandırılması Canlıların sınıflandırılması ve biyolojik çeşitlilik Amaç Bu etkinliğin amacı, öğrencilerin biyolojik sınıflandırma kavramını anlamalarını sağlamaktır. Materyal Farklı boyutlarda

Detaylı