TURKISH COOPERATIVE ASSOCIATION TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonom. Th rd Sector Soc al Econom c Rev ew C lt: 48 Sayı: 2

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TURKISH COOPERATIVE ASSOCIATION TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonom. Th rd Sector Soc al Econom c Rev ew. 2013 C lt: 48 Sayı: 2"

Transkript

1 KOOP-KUR KOOPERATİFÇİ LTÜRK İK KURUMU ISSN Th rd Sector Soc al Econom c Rev ew KOOP-KUR KOOPERATİFÇİ LTÜRK İK KURUMU ISSN Üçüncü Sektör Sosyal Ekonom 2013 Volume:48 Number: 2 F nanc ng SmallAnd Med um Enterpr ses (SMEs) By In t al Publ c Offer ng (IPO): Ise Grow ng Compan es Market (GCM) Nevzat AYPEK -Ayhan YATBAZ Soc al Market ngandallev at on Of Poverty Sevg TÜZÜN RAD - Adem KARATAŞ Quest of Effect veness n Publ c Expend tures and Development of PerformanceAud t ng H. Ömer KÖSE SuccessAnd ContentmentAnalys s OfAgr cultural Cooperat ves In Turkey Ahmet ŞAHİN - Bülent MİRAN - Murat CANKURT - C hat GÜNDEN AResearch To Determ ne Event Tour sm Mot vat ons From a Local Adm n strat on Perspect ve Ayşe ÇELİK - Zeynep GÖÇMEN Protectionism In International TradeAnd 2008 Crises Hasan PARILTI The Op n ons Of Un vers ty StudentsAbout Nutr t on Serv cesat Un vers ty Canteens Yasem nakdevelioğlu - Hüsey n GÜMÜŞ Işıl ŞİMŞEK 2013 C lt: 48 Sayı: 2 KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN (KOBİ) HALKA ARZ YOLUYLA FİNANSMANI İMKB GELİŞEN İŞLETMELER PİYASASI (GİP) Nevzat AYPEK - Ayhan YATBAZ YOKSULLUĞUN AZALTILMASINDA SOSYAL PAZARLAMA YAKLAŞIMI Sevg TÜZÜN RAD - Adem KARATAŞ KAMU HARCAMALARINDA ETKİNLİK ARAYIŞI VE PERFORMANS DENETİMİNİN GELİŞİMİ H. Ömer KÖSE TÜRKİYE DE TARIMSAL KOOPERATİFLERİN BAŞARISI VE MEMNUNİYET ANALİZİ Ahmet ŞAHİN - Bülent MİRAN - Murat CANKURT - C hat GÜNDEN YERELYÖNETİM BAKIŞ AÇISIYLA ETKİNLİK TURİZMİ MOTİVASYONLARININ BELİRLENMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Ayşe ÇELİK - Zeynep GÖÇMEN ULUSLARARASI TİCARETTE KORUMACILIK VE 2008 KRİZİ Hasan PARILTI ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN OKUL KANTİNLERİNDEKİ BESLENME HİZMETLERİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ Yasem n AKDEVELİOĞLU - Hüsey n GÜMÜŞ - Işıl ŞİMŞEK İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ VE AKADEMİK ARAŞTIRMALAR Mehmet Ak f ÖZER - Tolga ÇAL TURKISH COOPERATIVE ASSOCIATION TÜRK KOOPERATİFÇİLİK KURUMU

2 ISSN THIRD SECTOR SOCIAL ECONOMIC REVIEW 2013 VOLUME: 48 NUMBER: 2 Manag ng Ed tor Doç.Dr. Mehmet Ak f ÖZER BOARD OF EDITORS Mehmet Ak f ÖZER Ahmet BAYANER Ras h DEMİRCİ H kmet KAVRUK Muharrem ÇETİN Er man TOPBAŞ Hasan YAYLI Tevf k ERDEM BOARD OF ASSOCİATE EDITORS Eyüp AKTEPE - Gaz Un vers ty Osman ALTUĞ - Marmara Un vers ty Burhan AYKAÇ - Gaz Un vers ty KADİR ARICI - Gaz Un vers ty Nevzat AYPEK - Gaz Un vers ty Ras h DEMİRCİ - Gaz Un vers ty İsma l DUYMAZ - Yıldız Tekn k Un vers ty İhsan ERDOĞAN - Gaz Un vers ty Al Fuat ERSOY - Gaz Un vers ty Ahmet GÖKÇEN - İstanbul Un vers ty İzzet GÜMÜŞ - Gaz Un vers ty İ. Hakkı İNAN - Trakya Un vers ty Eyüp G. İSPİR - Gaz Un vers ty Öznur YÜKSEL - Çankaya Un vers ty Th rd Sector Cooperat on s a refreed journal Th rd Sector Soc al Econom c Rev ew s l sted by ULAKBİM soc al sc ence Database ÜÇÜNCÜ SEKTÖR SOSYAL EKONOMİ 2013 CİLT: 48 SAYI: 2 Sah b Türk Kooperat fç l k Kurumu Basın Yayın Araştırma Danışmanlık ve Eğ t m H zmetler İşletmes adına Prof. Dr. Nurett n PARILTI Yazı İşler Müdürü Doç.Dr. Mehmet Ak f ÖZER Yazışma Adres ve Yönet m Yer Ceyhun Atıf Kansu Cd Sk. Nu: 35/ Balgat/ANKARA Tel: (0312) Fax: (0312) adm l.com Türk Kooperat fç l k Kurumu Basın Yayın Araştırma Danışmanlık ve Eğ t m H zmetler İşletmes Yılda 2 Sayı yayınlanır. F yat: 6,50 TL Yıllık Abone: 25 TL Yurtdışı Yıllık Abone: 25 ABD Doları - 18 EURO Abonel k İç n Banka Hesap Numaramız: TC. Z raat Bankası Cev zl dere Şubes Hesap No: Tasarım & Ctp & Baskı Boyut Tanıtım Matbaacılık San. T c. Ltd. Şt. Uzay Çağı Cd Sk. No: 24 Ost m-ankara Tel: (0312) Fax: (0312) Basım Tar h : Ek m

3 ISSN ÜÇÜNCÜ SEKTÖR SOSYAL EKONOMİ 2013 CİLT: 48 SAYI : 2 Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Doç.Dr. Mehmet Akif ÖZER YAYIN KURULU Mehmet Akif ÖZER Ahmet BAYANER Rasih DEMİRCİ Hikmet KAVRUK Muharrem ÇETİN Eriman TOPBAŞ Hasan YAYLI Tevfik ERDEM HAKEM KURULU Eyüp AKTEPE Gazi Üniversitesi Osman ALTUĞ Marmara Üniversitesi Burhan AYKAÇ Gazi Üniversitesi Kadir ARICI Gazi Üniversitesi Nevzat AYPEK Gazi Üniversitesi Rasih DEMİRCİ Gazi Üniversitesi İsmail DUYMAZ Yıldız Teknik Üniversitesi İhsan ERDOĞAN Gazi Üniversitesi Ali Fuat ERSOY Gazi Üniversitesi Ahmet GÖKÇEN İstanbul Üniversitesi İzzet GÜMÜŞ Gazi Üniversitesi İ. Hakkı İNAN Trakya Üniversitesi Eyüp G. İSPİR Gazi Üniversitesi Öznur YÜKSEL Çankaya Üniversitesi Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi Hakemli Bir Dergidir. Dergimiz ULAKBİM Sosyal Bilimler Veri Tabanında Taranmaktadır. I

4 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (1) İçindekiler Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) Halka Arz Yoluyla Finansmanı İMKB Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP)... 1 Nevzat AYPEK - Ayhan YATBAZ Yoksulluğun Azaltılmasında Sosyal PazarlamaYaklaşımı Sevgi TÜZÜN RAD - Adem KARATAŞ Kamu Harcamalarında Etkinlik Arayışı ve Performans Denetiminin Gelişimi H. Ömer KÖSE Türkiye de Tarımsal Kooperatiflerin Başarısı ve Memnuniyet Analizi Ahmet ŞAHİN - Bülent MİRAN - Murat CANKURT - Cihat GÜNDEN Yerelyönetim Bakış Açısıyla Etkinlik Turizmi Motivasyonlarının Belirlenmesine Yönelik Bir Araştırma Ayşe ÇELİK - Zeynep GÖÇMEN Uluslararası Ticarette Korumacılık ve 2008 Krizi Hasan PARILTI Üniversite Öğrencilerinin Okul Kantinlerindeki Beslenme Hizmetlerine Yönelik Görüşleri Yasemin AKDEVELİOĞLU - Hüseyin GÜMÜŞ - Işıl ŞİMŞEK İşyerinde Psikolojik Taciz ve Akademik Araştırmalar Mehmet Akif ÖZER - Tolga ÇAL II

5 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN (KOBİ) HALKA ARZ YOLUYLA FİNANSMANI İMKB GELİŞEN İŞLETMELER PİYASASI (GİP) 1 Nevzat AYPEK 2 Ayhan YATBAZ 3 Özet: Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) gerek tüm işletmeler içindeki sayıca pay, gerekse de istihdam ve katma değer içindeki pay bakımından olsun Türkiye ve dünyada büyük öneme sahiptirler. Bununla birlikte KOBİ ler birtakım finansman sorunları yaşayabilmektedir. Bu sorunların en başında ise uzun vadeli finansman sorununun geldiği söylenebilir. Mevcut finansman yöntemlerinin bu sorunun çözümünde yetersiz kaldığı görülmektedir. Bununla birlikte KOBİ lere hitap eden bir menkul kıymet borsasının oluşturulması bu sorunun çözümüne katkı sağlayabilir. Nitekim Türkiye de 2011 yılında faaliyete başlayan İMKB Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP) bu amaca yönelik oluşturulmuş bir KOBİ borsası uygulamasıdır. Bu çalışma kapsamında Türkiye deki KOBİ borsası uygulaması, dünya örnekleriyle ele alınıp incelenmiş ve KOBİ ler açısından çeşitli yönleriyle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: KOBİ, Uzun vadeli finansman sorunu, KOBİ borsası, İMKB GİP Financing Small And Medium Enterprises (SMEs) By Initial Public Offering (IPO): Ise Growing Companies Market (GCM) Abstract: Small and medium enterprises (SMEs) are very important with regard to their share in both the number of all the enterprises and, employment and value added. However, they may face some finacial problems. It can be claimed that Long-term financial problem is at the begining of these problems. It is considered that available financial methods for SMEs are unsatisfactory. For all that, an securities exchange for SMEs can be contribute to solving long-term financial problem. Thus, ISE Growing Companies Market (GCM) established in 2011 is an securites exchange for SMEs in Turkey, which is formed for this porpose. In this study, the application for SMEs securities exchange in Turkey is examined together the ones in the World and evaluated in point of its various aspects. GCM Key Words: SMEs, long-term financial problem, SMEs stock exchange, ISE 1 Bu çalışma, Prof. Dr. Nevzat AYPEK danışmanlığında hazırlanan ve Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü tarafından Finansman Bilim Dalında Yüksek Lisans tezi olarak kabul edilen Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) Halka Arz Yoluyla Finansmanı: Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP) adlı çalışmanın özetidir. 2 Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi (Prof. Dr.) 3 Celal Bayar Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu (Arş. Gör.) 1

6 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 GİRİŞ Ülke ekonomileri açısından büyük önemi bulunan Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) dünyada üzerinde anlaşılmış ortak bir tanımı yoktur. Hemen hemen her ülkenin kendine ait bir KOBİ tanımı vardır. Hatta bazen aynı ülke içinde bile birden fazla KOBİ tanımına rastlanmak mümkündür. Örneğin, Türkiye de 2005 yılına kadar çeşitli kurum ve kuruluşlara ait çok sayıda tanım mevcutken; bu yıldan itibaren tüm Türkiye de geçerli ortak bir KOBİ tanımı yapılmıştır. Bu tanım, AB tarafından kabul edilen KOBİ tanımıyla çok benzerdir. KOBİ ler, Türkiye de tüm işletmelerin % 99,9 unu, toplam istihdamın % 78 ini, toplam katma değerin % 55,2 sini, toplam ihracatın ise % 60 ını oluşturması bakımından büyük öneme sahip olmakla birlikte bazı finansal sorunlar yaşayabilmektedir. Bu sorunların en başında sermaye piyasasında yaşanan sorunların geldiği söylenebilir. Bu sorunlar KOBİ lerin sermaye piyasasından yeterince yararlanmasını engellemekte ve uzun süreli fon sıkıntısı yaşamasına neden olmaktadır. Bu durumu göz önünde bulunduran IMKB, tamamen KOBİ lere hitap etmekte olan İMKB GİP uygulamasını başlatmıştır. İMKB GİP, borsa kotasyon şartlarını taşımayan gelişme ve büyüme potansiyeline sahip işletmelere ait menkul kıymetlerin işlem gördüğü ana borsaya bağlı bir KOBİ borsasıdır. Toplam üç bölümden oluşan bu çalışmada KOBİ lerin uzun vadeli finansman ihtiyacı doğrultusunda dünya KOBİ borsası uygulamalarını ve Türkiye deki İMKB GİP uygulaması ele alınıp incelenmiştir. KOBİ KAVRAMI Türkiye de KOBİ Tanımı Türkiye de sanayi sektörüyle ilgili ilk resmi tanımlar 1927 de yürürlüğe giren Teşvik-i Sanayi Kanunu ile yapılmıştır. Bu kanun 10 beygir gücü ile yıllık 750 işçi gündeliği ölçüsünü büyük ve küçük sanayi arasında sınır saymıştır. DİE nin 1950 yılı Sanayi ve İşyerleri Sayımı nda işyeri büyüklük ölçüsü olarak işletmede kullanılan motor gücü esas alınmıştır. Bu ölçüye göre çalışan insan sayısı ne olursa olsun 9 ve daha az beygir gücü çevirici güç kullanan işyerleri, küçük sanayi işletmesi sayılmıştır teki sanayi ve işyerleri sayımında ve daha sonraki yıllık anketlerde motor gücü dikkate alınmaksızın personel sayısı 10 dan az olan imalat işletmeleri, küçük sanayi sayılmıştır (Aypek, 2009: 408). Türkiye de 2005 yılına kadar kullanılan, çeşitli kurum ve kuruluşlara ait bazı KOBİ tanımları kısaca şöyledir (Erdoğan, 2009: 123): - KOSGEB; imalat sektöründeki işletmeleri sadece çalışan sayısı bakımından ele almıştır. Buna göre çalışan sayısı 1 50 olan işletmeler 2

7 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 küçük, olan işletmeler ise orta ölçekli işletmeler olarak tanımlanmıştır. - Halk Bankası; imalat sektöründeki işletmeleri çalışan sayısı ve sabit yatırım tutarı bakımından ele almıştır. Buna göre sabit yatırımı olan işletmeler çalışan sayısına bakmaksızın mikro, sabit yatırımı ve 1 50 çalışanı bulunan işletmeler küçük, sabit yatırımı ve çalışanı olan işletmeler ise orta ölçekli işletmeler olarak tanımlamıştır. - Dış Ticaret Müsteşarlığı; imalat sektöründeki işletmeleri çalışan sayısı ve sabit yatırım tutarı bakımından ele almıştır. Buna göre arasında çalışanı bulunan ve sabit yatırım tutarı olan işletmeler orta ölçekli işletmeler olarak tanımlamıştır. - Hazine Müsteşarlığı; imalat, turizm, tarım, madencilik, eğitim, sağlık ve yazılım geliştirme sektörlerindeki işletmeleri çalışan sayısı ve yatırım tutarı bakımından ele almıştır. Buna göre çalışan sayısı ve yatırım tutarı sırasıyla; 1 9 ve olan işletmeler mikro, ve olan işletmeler küçük, ve olan işletmeler ise orta ölçekli olarak tanımlanmıştır. Tüm Türkiye de geçerli tek bir KOBİ tanımı 2005 te yayımlanan KOBİ Tanımı Yönetmenliği ile yapılmıştır. Aşağıda bu tanımı özetleyen bir tabloya yer verilmiştir: Tablo 1: Türkiye KOBİ Tanımı Ölçek Çalışan Sayısı Yıllık Net Satış (000) Bilanço Büyüklüğü (000) Mikro 0 9 (< 10) TL ye kadar TL ye kadar Küçük (< 50) TL ye kadar TL ye kadar Orta (< 250) TL ye kadar TL ye kadar Büyük 250 den büyük TL den çok TL den çok Kaynak: KOBİ lerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hk. Yönetmelik m.5 KOBİ lerin Avantaj ve Dezavantajları KOBİ girişimcileri faaliyette bulundukları yerel pazarı daha iyi tanıyan, pazarın özelliklerini ve gereksinimlerini daha iyi görebilen, pazardaki alıcı ve satıcılarla daha yakın ilişkiler kurabilen kişilerdir. Pazarı yakından takip edebilen, müşterilerin ihtiyaçlarını daha iyi bilen ve personeliyle daha yakın ilişkiler kurabilen KOBİ ler; üretim, pazarlama ve hizmet konularında büyük işletmelerden daha esnektir. Bu esneklik, dış çevrede meydana gelen değişikliklere yerinde ve zamanında uyum sağlayabilme olanağı tanıdığından KOBİ ler birçok olumsuzluğu daha düşük bir kayıpla gerçekleştirebilmektedir (Erol, 2010: 174-5): 3

8 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 Bu dezavantajlarına ek olarak KOBİ'lerin finansal anlamda sahip olduğu dezavantajlar ise şöyledir (Müftüoğlu, 1998: 62): Yetersiz finansman bilgisi Modern finansman tekniklerini yeterince izleyememe Yeni ortak alımında her iki tarafta yaşanan tereddütler Otofinansman olanaklarının kısıtlı olması Çoğunlukla kredi almada teminat sorunu yaşanması İşletme sahibinin kişisel varlıklarıyla sorumlu tutulması Kredi hacminin düşük, kredi maliyetinin ise yüksek olması Uzman bir finansman ekibi veya departmandan yoksun olmaları Banka ve diğer finansal kurumlardan yeterli desteği görememe Sermaye yetersizliği ve sermaye piyasasından yeterince yararlanamama Bu dezavantajlara, finansal planlamanın yetersiz olması ya da hiç olmaması, uzman bir finansman ekibin ya da birimin bulunmaması, sermaye yetersizliği, mali danışman veya uzman istihdam edilmemesi, banka ve diğer finans kuruluşlarından gerekli ilginin görülmemesi ve yöneticilerin genellikle finansal konularda bilgi eksikliğinin bulunması da eklenebilir. KOBİ lerin Türkiye ve Dünya Ekonomisindeki Yeri ve Önemi KOBİ ler değişen piyasa koşullarına karşı hızlı uyum yetenekleri, esnek üretim yapıları, bölgesel kalkınmadaki rolleri, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanlarının açılmasındaki katkıları gibi bir dizi olumlu özellikleri nedeniyle ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasında önemli bir işlev görmektedirler. KOBİ ler sağladıkları bu katkılardan dolayı kamu politikalarının önemli uygulama alanlarından biri haline dönüşmüştür. Bu çerçevede, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm ülkeler, KOBİ lerin doğması, büyümesi, gelişmesi ve korunabilmesi için elverişli bir ekonomik ortam yaratacak politikaları geliştirmeye çalışmaktadır (Cansız, 2008: 4). TÜİK 2009 yılı iş istatistikleri verilerine göre Türkiye de arasında işçi çalıştıran toplam adet işletme bulunmaktadır. KOBİ olarak vasıflandırılan bu işletmelerden ü mikro, sı küçük, ü ise orta ölçektedir. Ayrıca 250 den daha çok işçi çalıştıran adet de büyük işletme bulunmaktadır. Bu sayılar oransal olarak ele alındığında bu işletmelerin % 95,62 sinin mikro, % 3,78 sinin küçük, % 0,5 inin de orta ölçekten oluştuğu, dolayısıyla Türkiye deki işletmelerinin % 99,9 nun KOBİ lerden oluştuğu görülecektir. Avrupa Birliği ne bakıldığında da durumun Türkiye dekinden farklı olmadığı görülecektir. Nitekim Eurostat ın 2008 yılı verilerine göre AB deki işletmelerin % 92 si mikro, % 6,7 si küçük, % 1,1 i de orta ölçekte işletmelerden oluşmakta olup dolayısıyla % 99,8 i KOBİ lerden oluşmaktadır. KOBİ ler Türkiye de sadece tüm işletmeler içindeki sayıları bakımından değil aynı zamanda toplam istihdamın % 78 sini, toplam yatırımların % 50 sini, toplam 4

9 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 satışların % 37,7 sini, toplam ihracatın % 60,1 ini ve toplam katma değerin % 55,2 sini karşılaması bakımından da büyük öneme sahiptir (TÜİK 2008, 2009 ve 2010). Aşağıda KOBİ lerin dünya ekonomisindeki önemini özetleyen bir tablo sunulmuştur. Tablo 2: KOBİ lerin Ülke Ekonomileri İçindeki Yeri Toplam Ülke İşletmeler İçindeki Payı (%) Toplam İstihdam İçindeki Payı (%) Toplam Katma Değer İçindeki Payı (%) ABD 98,9 57,9 50 Hindistan 97,3 66,9 - Japonya 98, ,3 Güney Kore 99,9 87,7 49,2 Brezilya 99, Malezya 99,9 65,2 31,2 AB27 99,8 67,4 57,7 İngiltere 99,6 54,1 51 Almanya 99,5 60,4 53,6 İtalya 99,9 81,1 71,3 Türkiye 99, Yunanistan 99, Portekiz 99, İspanya 99, İsveç 99, Fransa 99, Belçika 99, Hollanda 99, İrlanda 99, Finlandiya 99, Avusturya 99, Danimarka 99, Kaynak: KOSGEB, KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı, Ankara, Nisan 2011, s.30; Marianna Caccavaio et al, SMEs and the Challenge to Go Public: Evidence from a Recent Survey, Italy, Arcelli Centre for Monetary and Financial Studies, Working Paper No: 2, January 2012, p.4-5. KOBİ FİNANSMANI VE KOBİ BORSASI KOBİ lerin Finansman Yöntemleri İki kısma ayrılan bu bölümün birinci kısımda geleneksel finansman yöntemleri, ikinci kısımda ise yine KOBİ lere hitap etmekle birlikte kullanımı diğeri kadar yaygın olmayan alternatif finansman yöntemleri konu edilmiştir. 5

10 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 Geleneksel Finansman Yöntemleri KOBİ lerce en çok bilinen ve kullanımı en yaygın olan geleneksel finansman yöntemleri; özkaynak, otofinansman (iç kaynaklar), banka kredisi, satıcı kredisi (ticari kredi) ve tahakkuk etmiş kısa vadeli giderler şeklinde ifade edilebilir. Özkaynak finansmanı, kuruluş aşamasında ortakların işletmeye sermaye olarak koydukları iktisadi kıymetlerin dönen ve duran varlıkların finansmanında kullanılmasıdır. Ancak kuruluş aşamasında KOBİ lerde çoğu zaman dönen varlıklar (çalışma sermayesi) ihmal edilebilmektedir. Bunun bir sonucu olarak da faaliyet döneminde ek finansman ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Dönem kârının tamamının veya belli bir kısmının ortaklara dağıtılmayıp işletme faaliyetlerinin finansmanında kullanılması otofinansman olarak bilinmektedir. Ayrıca dönem kârı üzerinden ayrılan yedek akçeler de bu kapsamda değerlendirilir. Otofinansman büyük işletmelerde çokça yararlanılan ve etkili bir yöntem olmasına rağmen KOBİ lerde dönem kârının düşük olması ve ortakların geçimlerini işletme üzerinden sağlaması gibi nedenlerden dolayı aynı etkiyi göstermez. Banka kredileri ticari bankalar tarafından işletmelere kullandırılan genellikle kısa vadeli kredilerdir. Maliyetin yüksek olması, ağır teminat şartları içermesi ve özellikle KOBİ lerde ortakların kişisel servetlerinin riske edilmesi bakımından önemli dezavantajlar içermektedir. Satıcı kredileri ticari faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak kredili mal alımları neticesinde ortaya çıkmaktadır. KOBİ lerde en çok yararlanılan finansman yöntemi olarak gösterilebilir. Ancak kimi durumlarda vadeler çok kısa kalabilmekte ve ağır maliyetli hale gelebilmektedir. Tahakkuk etmiş kısa vadeli giderler dönem içinde tahakkuk eden ve ödenmesi gereken; vergi, resim, harç ve sigorta primleri, müşterilerden alınan avanslar, depozito ve teminatları, şubelerden veya ana kurumdan alınan kısa süreli krediler, özel finans kurumlarından alınan krediler, uzun süreli kredilerin vadesi gelen kısımları ile faizleri, repo ödemeleri gibi giderlerdir. Bu tür giderlerin tahakkuku ile ödenmesine kadar geçen sürede, firma bunları maliyetsiz olarak kullanabilir. Ödeme süresinin aşılması halinde ise vade farkı veya ceza tahakkuk etmektedir (Okka, 2006: 443). Böyle olması durumunda karşılıksız olarak yararlanılmakta olan fonlar maliyetli olmaya başlar. Alternatif Finansman Yöntemleri KOBİ lerin finansman sorununun çözümünde etkili olabilecek alternatif finansman yöntemleri ise; girişim (risk) sermayesi, faktöring, leasing, forfaiting, barter, franchising, kredi garanti fonu ve melek yatırımcı şeklindedir. 6

11 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 Girişim sermayesi, girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının gelişme ve büyüme potansiyeli yüksek şirketleri hisse senedi ve benzeri araçlar vasıtasıyla fonlaması şeklinde tarif edilebilir. Girişim sermayesi uzun süreli ve yatırım ortaklığının işletmede etkin bir şekilde rol aldığı bir finansman yöntemidir. Şirketin büyüyüp genellikle borsada işlem görmeye başlamasıyla birlikte yatırım ortaklığı elindeki hisseleri satarak süreci tamamlamış olur. Faktoring, genellikle yurt içi kısa vadeli ticari alacakların belli bir iskonto dahilinde bir faktöring şirketine devredilmesi işlemidir. Alacakların vadesinden önce nakde dönüşmesine imkân veren faktoring işlemi hizmet, finansman ve teminat olmak üzere üç fonksiyona sahip olup bunlardan birinin veya ikisinin bulunup bulunmamasına göre farklı şekillerde uygulanabilmektedir. Leasing, genellikle maddi duran varlık vasfına sahip iktisadi kıymetlerin uzun vadeli kiralama yoluyla tasarruf edilmesine imkan veren bir diğer finansman yöntemidir. Leasing işleminde duran varlığın mülkiyeti ve doğacak riskler kiralayanda kalmaya devam ederken kullanım hakkı ve rutin bakım-onarım yükümlülüğü kiracıya aittir. Leasing işlemi, varlığın vade sonunda düşük bir bedel karşılığında kiracıda kalması, kiralayanın yurt içinde veya yurt dışında bulunması gibi durumlara göre farklı şekillerde uygulanabilmektedir. Fortfaiting, faktöringe benzer olarak genellikle yurt dışı uzun vadeli ticari alacakların belli bir iskonto dahilinde bir faktöre devredilme işlemi olarak tanımlanabilir. Ancak faktöring işleminden farklı olarak forfaiting işleminde genellikle tek bir ticari işlem konu edilir. Barter en basit anlamda takas işlemidir. Barter ile takas işlemi birbiriyle karıştırılmamalıdır. Barter sisteminin çok daha basit ve ilkel bir şekli olan takas, aynı değere sahip iki farklı mal veya hizmetin, iki taraf arasında karşılıklı değiş tokuş edilmesine dayalı bir sistemdir. Barter sisteminde ise birden fazla firma, birbirleriyle eşdeğerde olmayan çok sayıda mal ve hizmetin bulunduğu bir ortamda, birebir karşılıklı ilişkilerden ziyade sistem içinde çok taraflı bir ilişkinin parçası olurlar (Kutlu ve Güner, 2006: 118). Bir dağıtım ve pazarlama sistemi olan franchising, iki taraf arasında süreklilik gösteren ticari bir anlaşmadır. Franchising veren tarafa franchisor, alan tarafa franchisee, marka ya da ismi kullanma hakkı ise franchise olarak adlandırılmaktadır (Aypek, 2009: 239). KOBİ ler kredi başvurularında maddi ve şahsi teminat gösterme konusunda birtakım sorunlar yaşayabilmektedir. Bu sorunun aşılması amacıyla kredi garanti fonu olarak bilinen şahsi bir teminat sistemi geliştirilmiştir. Bu amaçla Türkiye de Temmuz 1991 de Kredi Garanti Fonu A.Ş. kurulmuştur. Melek yatırımcı (Angel investor), kuruluş aşamasında olan startup lara ya da küçük ama geleceği parlak şirketlere; borsada yatırım yapmak yerine ortak olma 7

12 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 yoluyla yatırım yapan ve o şirket büyüdüğünde çok büyük kazançlar sağlayan bireysel yatırımcıdır (Aypek, 2002: 11). KOBİ Borsası Borsa, iktisadi değeri bulunan emtialar (buğday, pamuk vs.), değerli madenler (altın, gümüş vs.), türev finansal araçlar (future ve opsiyon sözleşmeleri) ve menkul kıymetlerin (hisse senedi, tahvil vs.) belli kurallar dahilinde alınıp satıldığı organize piyasalar olarak tanımlanabilir. Örneğin, Türkiye deki İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ve İzmir Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası (İZVOB) organize piyasalara birer örnektir. İMKB bünyesinde bulunan Pay Piyasası, Kotasyon Yönetmeliği nde belirtilen şartları taşıyan şirketlerin hisse senetlerinin alınıp satıldığı ana piyasadır. Söz konusu kotasyon şartları, KOBİ lerin sağlayamayacağı kadar ağır düzeydedir. Bu yüzden Pay Piyasası daha çok büyük şirketlere hitap eden bir piyasadır. Her ne kadar Pay Piyasası altında faaliyet gösteren pazarlarda (İkinci Ulusal Pazar) KOBİ vasfına sahip şirketler bulunsa da geneli kapsamaktan uzaktır. Bu yüzden daha hafif şartlar taşıyan, başka bir ifadeyle KOBİ lerin geneline hitap eden bir piyasanın ya da bağımsız bir borsasının bulunması şarttır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere KOBİ borsası, sadece KOBİ lere ait menkul kıymetlerin işlem gördüğü bir piyasadır. KOBİ borsası İMKB gibi ana borsa çatısı altında bir alt piyasa olarak yer alabileceği, ana borsadan bağımsız ayrı bir borsa olarak da teşkilatlanabilir. Aşağıda, çeşitli ülkelere ait KOBİ borsası uygulamalarına kısaca değinilecektir. Dünyada KOBİ Borsası Uygulamaları İngiltere Alternative Investment Market (AIM), Londra Borsası bünyesinde 1995 yılında kurulmuş, 2011 yılı itibarıyla şirketin işlem gördüğü ana borsaya bağlı bir KOBİ borsasıdır. Elektronik sürekli müzayede ve piyasa yapıcılığı işlem sisteminin kullanıldığı AIM de herhangi bir minimum piyasa değeri ya da ödenmiş sermaye kriteri aranmaksızın her büyüklükteki şirket işlem görebilmektedir. AIM de katı kotasyon koşulları yerine kamuyu aydınlatma yükümlülüğü daha ön plana çıkmaktadır. AIM de bir şirket işlem görebilmek için aşağıdaki koşulları yerine getirmelidir (Altaş, 2011: 6-8): - AIM de olduğu sürece görevlendirilmiş danışman olmalı - Halka arz için bir aracı kuruluşla anlaşılmalı - Hisselerin transferi serbest olmalı - Kurulduğu ülkenin kanunlarına uygun Anonim Şirket statüsünde olmalı - Başvuru belgelerini doldurup borsaya teslim etmeli ve 8

13 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Borsa ücretlerini ödemelidir. Yunanistan Temmuz 2012 itibarıyla 14 şirketin işlem gördüğü Alternative Market (EN.A), Atina Borsası (ATHEX) bünyesinde AIM baz alınarak 2007 de oluşturulmuş bir piyasadır. İşlem sistemi ATHEX te olduğu gibidir. Piyasa ya girebilmek için bazı koşulların sağlanması gereklidir. Bu koşullar aşağıda kısaca özetlenmiştir (Çikot, 2008: 32): - Şirketin, konsolide öz sermayesi en az 1 milyon olmalı - IFRS bazında son iki yılın mali tablosu bağımsız denetimden geçmeli - Tüm mali yıllar için vergi denetiminden geçmiş olmalı - Zarar varsa, toplam zarar öz sermayenin yarısını geçmemeli - Ortaklık payı % 5 ten daha fazla olanların, şirket işlem görmeye başladıktan sonra bir yıl boyunca hisselerini satmamalı - İşlem görecek hisseler % 10 dan az olmamalı, en az 50 kişiye satılmış olmalı ve her alıcı % 2 den fazla hisseye sahip olmamalı - Kotasyon işlemlerinin yürütülmesi ve kotta kalma koşullarının sağlanması için piyasaya giriş öncesi ve sonrasında danışman şirketle çalışılmalı - ATHEX ve diğer sermaye piyasası katılımcılarından oluşan ATHEX Değerlendirme Komitesinin onayı alınmış olmalı İspanya Aralık 1999 da 10 şirketle İspanya Borsası bünyesinde faaliyete başlayan Nuevo Mercado (NM), NASDAQ baz alınarak oluşturulmuş bir alt piyasadır. İşlem sistemi ana borsadan farklıdır. Almanya Almanya Borsası bünyesinde 1997 de faaliyete başlayan Neuer Markt, Alman ve yabancı ihraççıların hisse senetleri, bonoları ve warrantlarının işlem görebildiği bir piyasadır. Organize piyasa olarak anılan bu piyasa, resmi piyasanın koşullarını yerine getiremeyen KOBİ ler için resmi piyasaya geçmeden önceki adım olarak görülmektedir. Bu piyasada işlem görebilmek için gerekli koşullar aşağıdaki gibidir (Budak, 2006: 17): 9

14 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Şirketin en az 3 yıldır faaliyette bulunmalıdır. - İtibari değeri olmayan hisseler için ihraç miktarı en az olmalıdır. - Son 3 yılın mali tablolarını ve son yılın yönetim raporunu içeren prospektüsün yayınlanması gerekmektedir. ABD ABD de New York Borsası (NYSE) ve Amerikan Borsası ndan (AMEX) ayrı olarak faaliyet gösteren NASDAQ her sektörden ve her boyuttan şirketin kote olabildiği bir KOBİ borsasıdır. İşlem sistemi, elektronik uzaktan erişimli, rekabetçi piyasa yapıcılığı modelidir (Budak, 2006: 20). NASDAQ ta Global Select Market, Global Market ve Capital Market olmak üzere üç farklı katman olup her bir katmanda ise özkaynak, piyasa değeri ve net satışla ilgili olmak üzere üç farklı standart belirlenmiştir. NASDAQ ın resmi internet sayfasındaki verilere göre Temmuz 2012 itibarıyla NASDAQ ta 2 si mega ölçekte, 68 i büyük ölçekte, 223 ü orta ölçekte, 796 sı küçük ölçekte, 969 u mikro ölçekte, 690 ı da nano ölçekte olmak üzere toplam şirket işlem görmektedir. Çin 1991 yılında kurulan Şenzhen Menkul Kıymetler Borsası bünyesinde Ekim 2009 da KOBİ lere yönelik Büyüyen Şirket Pazarı (Growth Enterprise Board- ChiNext) adlı yeni bir piyasa oluşturulmuştur yılı itibarıyla 153 şirketin işlem gördüğü ChiNext te, yine Şenzhen Borsası nda 2004 yılında açılan KOBİ pazarından farklı olarak kotasyon koşulları kolaylaştırılmıştır. ChiNext te işlem görecek bir şirket; faaliyet süresi 3 yıl, halka açıklık oranı %25, ödenmiş sermayesi 3,1 milyon $, ortak sayısı 200, son iki yılda 1,6 milyon $ kâr veya son yılda 0,8 milyon $ kâr sağlamış olmalıdır (Altaş, 2011: 13). Japonya 2004 yılında bağımsız bir KOBİ borsası olarak kurulan JASDAQ 2010 yılında Osaka Borsası bünyesine girmiştir. Birleşme neticesinde mevcut KOBİ pazarı olarak faaliyet gösteren Hercules kapanarak buradaki şirketler JASDAQ a aktarılmıştır. JASDAQ ta şirketler Standart ve Gelişen olmak üzere kotasyon şartları farklı iki pazar bulunmaktadır (Altaş, 2011: 12). Standart kısımda; özsermaye, net kâr, kote edilecek hisse sayısı, ortak sayısı, piyasa değeri, halka açıklık oranı ve faaliyet süresi, Gelişen kısımda ise kote edilecek hisse sayısı, ortak sayısı ve faaliyet süresine ilişkin yeterlilikler aranmaktadır. Nisan 2011 yılı itibarıyla 986 şirketin işlem gördüğü JASDAQ ta da danışman şirketle anlaşma yapma zorunluluğu bulunmaktadır. 10

15 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 Güney Kore 1996 yılında NASDAQ model alınarak KOBİ lere finansman sağlamak amacıyla kurulan KOSDAQ 1999 da tamamen kâr amacı güden bir şirkete dönüşmüş, 2005 te ise uluslararası piyasada rekabet gücünü artırmak amacıyla Kore Borsası ve Kore Vadeli İşlemler Borsası çatısı altında birleşmiştir. KOSDAQ ta işlem görebilmek için şirketlerin, risk sermayesi şirketleri, büyüyen risk sermayesi şirketleri ile diğer şirketler (yatırım fonları ve yabancı firmalar dâhil) kategorilerinden en az birinin şartlarına uygun finansal kriterlere sahip olmaları gerekmektedir. KOSDAQ ta Nisan 2011 itibarıyla 1022 şirket işlem görmektedir (Altaş, 2011: 11). Kanada 1999 yılında Toronto Borsası (TSX) bünyesinde faaliyete başlayan TSX Girişim Borsası nda şirketler Birinci Katman ve İkinci Katman olmak üzere iki bölüm altında işlem görmektedir. Ayrıca her katmanda maden, enerji-gaz, teknolojisanayi-canlı bilimi ve gayrimenkul-yatırım olmak üzere sektör bazında kısımlar bulunmaktadır. Kotasyon koşullarına bakıldığında kote olacak hisse sayısı, ortak sayısı, halka açıklık oranı, özsermaye, maddi duran varlık, mülkiyet, iş programı ve yatırım planlarına ilişkin kriterler aranmaktadır. AlterNext Eylül 2000 de Amsterdam (Hollanda), Brüksel (Belçika) ve Paris (Fransa) Borsalarının birleşmesiyle kurulan EuroNext, 2002 yılında Londra (İngiltere) ve Lizbon (Portekiz) borsalarının da dâhil olmasıyla 5 ülkede faaliyet gösteren bir borsa haline gelmiştir yılında ise New York Stock Exchange (NYSE) ile birleşmiştir. EuroNext bünyesinde Mayıs 2005 te KOBİ lere yönelik AlterNext oluşturulmuştur. Alternext te Belçika, Hollanda, Fransa ve Portekiz olmak üzere dört bölüm ve aşağıda belirtilen üç farklı işlem bulunmaktadır (Altaş, 2011: 14): - Halka arz: Şirketler yeni veya mevcut hisselerin satışı yoluyla kote olabilir. - Tahsisli satış: Şirket kote olmadan önceki bir yıl içinde bir defada en az 2,5 milyon sermaye artırarak en az üç yatırımcıya satış yapmış olmalıdır. - Çapraz kotasyon: NYSE Euronext (ana pazarda) ya da başka borsalarda işlem gören şirketler AlterNext e de kote olabilir. 11

16 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 AlterNext te kotasyon koşulları olarak minimum halka arz tutarı, finansal tablolar, muhasebe standardı gibi konularda bazı kriterler aranmaktadır. Bu kriterler ana piyasa ile karşılaştırıldığında son derece hafiftir. AlterNext te Aralık 2012 itibarıyla 198 şirket işlem görmektedir. Türkiye de KOBİ Borsası Uygulamaları İMKB Gelişen İşletmeler Piyasası (GİP) Borsa kotasyon şartlarını taşımayan, bununla birlikte gelişme ve büyüme potansiyeli olan şirketlerin menkul kıymetlerinin işlem gördüğü İMKB Gelişen İşletmeler Piyasası nın (GİP) yasal zemini tarih ve sayılı Resmî Gazete de yayımlanan İMKB GİP Yönetmeliği ne dayanmaktadır. İlk faaliyetine ise tarihinde başlamıştır. Aynı tarihte Berkosan Yalıtım ve Tecrit Maddeleri Üretim ve Ticaret A.Ş. BRKSN koduyla GİP te işlem gören ilk şirket olmuştur. Borsada işlem görmenin etkisiyle kısa zaman içinde hızlı bir gelişme gösteren Berkosan A.Ş den itibaren İMKB Pay Piyasası pazarlarından biri olan İkinci Ulusal Pazar da işlem görmeye başlamıştır. GİP te sadece anonim şirket statüsünde olan ve İMKB Pay Piyasası kotasyon şartlarını taşımayan GİP Listesi ndeki şirketler işlem görebilmekte, ayrıca bir kârlılık, faaliyet süresi, sermaye veya piyasa değeri gibi konularda herhangi bir sayısal koşul aranmamaktadır. Bununla birlikte GİP e başvuran şirketler GİP Listesi ne alınmadan önceki hazırlık sürecinde kendilerine yardımcı olacak ve alındıktan sonraki süreçte de SPK ve borsa düzenlemelerine uyum sağlaması için danışmanlık hizmeti sağlayacak bir Piyasa Danışmanı (PD) ile Piyasa Danışmanlığı Anlaşması (PDA) yapmış olmalıdır. PD görevini sadece aracı kuruluşlar, portföy yönetim şirketleri ve girişim sermayesi yatırım ortaklıkları yürütebilmektedir itibarıyla 20 şirketin PDA sı yürürlükte olup bunlardan 11 adedi GİP Listesi nde yer almakta, yani GİP te işlem görmektedir. Aynı tarih itibarıyla PD görevini yerine getirmeye yetkili 27 adet şirket bulunmaktadır. İMKB GİP in KOBİ ler Açısından Değerlendirilmesi Şirketlerin GİP vasıtasıyla sermaye piyasasından fon teminini kolaylaştırmak ve halka açılmayı teşvik etmek üzere birçok alanda muafiyetler sağlanmış, ücret indirimleri yapılmış, yükümlülükler azaltılmış ve çeşitli teşvikler sunulmuştur (İMKB GİP Kılavuzu, s.12; Eryılmaz, 2012: 24-6): - SPK, İMKB ve MKK ücretleri diğer İMKB pazarlarındakinin %10 dur. - Sadece GİP Listesi ndeki pay tutarı üzerinden ücretlendirme yapılır. - GİP e başvuran şirketlerden sadece son yılsonu ve ihraç tarihi itibarıyla yılın dokuzuncu ayı geçmişse altı aylık ara dönem bağımsız denetim raporları istenmektedir. 12

17 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Payları GİP te işlem gören ortaklıklar, SPK kaydına alındıkları tarihi izleyen üç hesap dönemi boyunca birinci temettü dağıtmayabilir. - İhraç edilen sermaye piyasası aracı toplam satış bedelinin 3 milyon TL nin altında olması durumunda, SPK nin izahname düzenleme zorunluluğundan muaf tutulabilir. - Yönetim kurulu ile pay sahipleri arasındaki iletişimi sağlayan Pay Sahipleriyle İlişkiler Birimi nin kurulma zorunluluğu yoktur. - Sermaye piyasası mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesinde ve kurumsal yönetim uygulamalarında koordinasyonu sağlayan bir personelin görevlendirilmesi zorunluluğu yoktur. - Kurumsal Yönetim İlkeleri gereği atanması zorunlu olan Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi şartından muaf tutulabilir. - Halka arzla birlikte tahsisli satış da kabul edilmekte ve alıcı sayısı serbest bırakılmıştır. Ayrıca daha düşük maliyetli alternatif satış yöntemleri sunulmaktadır. - Sermaye artırımı ile ihraç edilen payların tahsisli satışı da mümkündür ve SPK mevzuatı gereği tahsisli satışlarda izahname ve sirkülerin düzenleme zorunluluğu yoktur. - İşlem görecek şirketlere KOSGEB TL ye kadar karşılıksız destek sağlamaktadır. - KOBİ lerin GİP te işlem görmesinin bir sonucu olarak kamuyu aydınlatma, bağımsız denetim ve ücret ödeme yükümlülükleri söz konusu olmaktadır. SONUÇ VE ÖNERİLER GİP te işlem gören ilk şirket olma özelliği taşıyan Berkosan A.Ş. nin ardından 19 şirket daha GİP Listesi ne başvurmuştur. GİP in yaklaşık bir yıldır faaliyette bulunduğu göz önüne alındığında bu sayının aslında hiç de azımsanmayacak düzeyde olduğu söylenebilir tarihi itibarıyla bu şirketlerden 11 i GİP te işlem görmekte, 8 i de işlem görmek üzere beklemektedir. Bu şirketlerin GİP te işlem görmek istemelerinde kuşkusuz SPK, KOSGEB, İMKB ve TSPAKB İşbirliği Protokolü çerçevesinde gerçekleştirilen KOSGEB teşvik programının payı büyüktür. Hatırlanacağı üzere KOSGEB, GİP te işlem görmek isteyen şirketlere TL ye kadar karşılıksız destek sunmaktadır. Ayrıca, işlem görme sürecinde SPK, İMKB ve MKK ücretleri 1/10 oranında alınmakta ve İMKB 2013 yılı sonuna kadar hiçbir ücret talep etmemektedir. Bu durum GİP i daha cazip hale getirmektedir. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, İMKB GİP uygulaması gerek maliyet gerekse de kotasyon şartları bakımından KOBİ ler için ideal bir piyasa konumundadır. Aşağıda bu çalışma kapsamında bazı önerilerde bulunulmuştur: - Yetersiz tanıtım faaliyetlerinin, GİP teki şirket sayının az olmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Tanıtım faaliyetlerinin artırılması sayesinde 13

18 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 KOBİ ler GİP i daha yakından tanıma fırsatı bulacak ve böylece zihinlerde oluşan çoğu olumsuz düşünce de ortadan kalkmış olacaktır. - KOBİ lerde, halka arz sonucunda yönetim kontrolünün kaybolacağı ya da işletmenin kötü amaçlı satın almalara konu olacağı hakkında endişeler giderilmelidir. - KOBİ lerdeki finansal bilgi eksikliğini giderici eğitimlerin düzenlenmesi sağlanmalıdır. Bu tür etkinliklerin KOBİ lerin sermaye piyasasına bakış açısını olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir. - Sermaye piyasasına henüz adım atmamış KOBİ ler ile piyasa danışmanlığı görevini yürüten şirketler arasında bir bağ oluşturulmalıdır. Bu bağ, tarafları aynı platformda buluşturacak seminerler, paneller, bilgilendirme toplantıları, konferanslar vb. etkinlikler düzenlenmek suretiyle oluşturulabilir. - KOBİ lere sağlanan teşvikler; sermaye piyasasına uyum sırasında ortaya çıkan çeşitli maliyetleri de kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Örneğin; anonim şirket olmayan KOBİ lerin bu statüye geçmesi ya da ayrı bir finans ekibi veya departmanı oluşturulması sırasında ortaya çıkacak masraflar karşılanmalıdır. - Bilindiği üzere GİP te işlem gören şirketler kayıt dışı ekonomiye konu olan uygulamalardan genellikle daha uzaktırlar. Dolayısıyla KOBİ lerin bu konudaki endişeleri de göz önünde bulundurulmalıdır. - GİP te işlem gören şirketlerin İMKB Pay Piyasası nda işlem gören şirketlere göre şeffaflık konusunda daha az yükümlülüklerinin bulunması KOBİ ler açısından her ne kadar olumlu gibi görünse de yatırımcıların güven sorunu yaşamalarına neden olabilir. Bu nedenle Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) çerçevesinde Pay Piyasası na yönelik uygulanan şartlar mümkün olduğunca GİP e yönelik de uygulanmalıdır. Çünkü, sermaye piyasasında şeffaflık, açıklık, hesap verilebilirlik, kamuyu aydınlatma gibi kavramlar son derece önemli konulardır. - Türkiye de Halka Arz Seferberliği yoluyla sermayenin tabana yayılması, tasarrufların yatırımlara dönüşmesi, kaynak sorununa çözüm bulunması ve sermaye piyasasının gelişimi sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda çeşitli illerde toplantılar, seminerler, personel eğitimleri, şirket ziyaretleri ve tanıtım platformları oluşturulması gibi etkinlikler organize edilmektedir. İMKB GİP tanınırlığını artırmak için bu tür faaliyetlerin artırılarak sürdürülmesi gerekmektedir. - GİP te başarı gösteren şirketlerin İMKB Pay Piyasası pazarlarından birine alınması yerine GİP bünyesinde oluşturulacak ayrı bir pazara alınması ya da en azından birkaç yıl daha GİP bünyesinde bırakılması daha uygun olabilir. Bu sayede GİP in yatırımcılar ve potansiyel şirketler nezdindeki 14

19 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 itibarı daha da artacaktır. Aksi takdirde zamanla GİP; gelişmemiş ya da başarılı olamamış işletmelerin piyasası olarak görülmeye başlayabilir. Bu bakımdan GİP te farklı özellikte pazarlar oluşturulmalıdır. Nitekim; - ABD NASDAQ ta; Global Select Market, Global Market ve Capital Market olmak üzere üç farklı katman olup her sektörden ve her boyuttan şirket işlem görebilmektedir. Bu katmanlardan her birinde üç farklı standart belirlenmiş olup sadece birine uyum sağlamak yeterli olmaktadır. - Benzer olarak Japonya JASDAQ ta standart ve gelişen olmak üzere iki katman bulunmaktadır. - G. Kore KOSDAQ ta ise risk sermayesi ve büyüyen risk sermayesi olmak üzere yine iki katman mevcuttur. - Kanada TSX Girişim Borsası nda iki farklı katman olup her bir katmanda 4 farklı sektöre ait farklı standartlar belirlenmiştir. KAYNAKÇA AYPEK, Nevzat; KOBİ Finansmanı: Venture Capital ve Angel Investor, İktisat, İşletme ve Finans Dergisi, 17. Yıl, Eylül AYPEK, Nevzat ve Diğerleri; Ekonomik Terimler Sözlüğü, Ankara, Gazi Kitabevi, ALTAŞ, Gökben, Yurtdışında KOBİ Piyasaları, Sermaye Piyasasında Gündem, İstanbul, TSPAKB Yayınları, Sayı 109, Eylül BUDAK, Alparslan (Ed.); Dünya Uygulamaları Çerçevesinde KOBİ Borsaları, İstanbul, TSPAKB Yayınları, No: 27, Ocak CACCAVAIO, Marianna et al, SMEs and the Challenge to Go Public: Evidence from a Recent Survey, Italy, Arcelli Centre for Monetary and Financial Studies, Working Paper No: 2, January 2012, p12. CANSIZ, Mehmet, Türkiye de KOBİ ler ve KOSGEB, DPT Uzmanlık Tezleri, Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü, Yayın No: 2782, Ankara, ÇİKOT, Özcan; Yunanistan Sermaye Piyasası, Sermaye Piyasasında Gündem, İstanbul, TSPAKB Yayınları, Sayı: 73, Eylül 2008, ss ERDOĞAN, B. Zafer (Ed.) Girişimcilik ve KOBİ ler: Teori ve Uygulama, Bursa, Ekin Basım Yayın Dağıtım, 2. Baskı, EROL, Mikail, Ekonomik Kriz ve KOBİ ler, Girişim ve Kalkınma Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 1, ss , Haziran

20 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : 1-16 ERYILMAZ, Fuat Korhan (GİP Müdürü); Tarihli İMKB GİP EİB Sunumu Eurostat Pocketbooks, Key Figures on European Business with a Special Feature on SMEs, Belgium, 2011 Edition. İMKB GİP Kılavuzu, %B0%C5%9Fletmeler%20Piyasas%C4%B1%20K%C4%B1lavuzu.pdf KOBİ lerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik; Tarih ve Sayılı Resmi Gazete KOSGEB, KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı, Ankara, Nisan KUTLU, Hüseyin A. ve GÜNER, Mehmet. Barter İşlemleri ve Muhasebeleştirilmesi, Mali Çözüm İSMMMO Yayın Organı, Nisan Mayıs, Yıl: 2006, Sayı: 75. MÜFTÜOĞLU, M. Tamer; Türkiye de Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler: Sorunlar Öneriler, Ankara, Turhan Kitabevi, 4. Baskı, OKKA, Osman; Finansal Yönetime Giriş, Ankara, Nobel Kitabevi, 2. Basım, TÜİK Yıllık İş İstatistikleri 2009 Yılı Verileri TÜİK, Sanayi ve Hizmet İstatistikleri 1 TÜİK, TÜİK Girişim Özelliklerine Göre 2010 Yılı Dış Ticaret İstatistikleri 3 BDDK, Ocak 2011 (toplam kredilerin % 24 ü) 16

21 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : YOKSULLUĞUN AZALTILMASINDA SOSYAL PAZARLAMA YAKLAŞIMI Sevgi TÜZÜN RAD 1 Adem KARATAŞ 2 Özet: Yoksulluk insanoğlunun yakasını hiç bırakmamış, etkileri tüm dünyayı kapsayan en utanç verici sorunların başında gelmektedir. Dünyada olduğu gibi Türkiye de de en yoksul kesimi kırsal alanda yaşayan ve tarım sektöründe çalışanlar oluşturmaktadır. Ülkemizde özellikle 1980 sonrası yoksulluğun azaltılması ve/veya ortadan kaldırılmasına ilişkin kırsal kalkınma politikaları uygulanmıştır. Ancak bu politikaların uygulanmasında, sosyal pazarlama yaklaşımı eksik kalmış; bazı yerlerde başarılı olan projeler, diğer yerlerde başarısız olmuştur. Bu bağlamda; çalışmada kırsal alanda yoksulların, yoksulluktan kurtulmalarına yardımcı olmak için sosyal pazarlama yaklaşımının ortaya konulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Türkiye de yoksulluk, yoksulluğun azaltılması, sosyal pazarlama. Social Marketing And Alleviation Of Poverty Abstract: Poverty is continuing to be an embarrassing and challenging issue for mankind all over the world. As in the other parts of the world the poorest segment of the Turkish population are people living in rural areas engaged in agriculture. Rural development policies aimed at poverty alleviation have been implementing in Turkey since However; these policies have lacked social marketing approach resulting in success in some areas and failure in others. Use of social marketing as a tool to combat poverty in rural areas is discussed in this article. Key words: Poverty alleviation; Rural Population; Social Marketing and Turkey 1 Yrd.Doç.Dr., Mersin Üniversitesi Erdemli Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokulu Öğretim Üyesi 2 Mersin Üniversitesi Erdemli Uygulamalı Teknoloji ve İşletmecilik Yüksekokulu İşletme Bilgi Yönetimi Bölümü 17

22 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : GİRİŞ İnsanlığın karşı karşıya olduğu tüm sorunların (hastalık, uyuşturucu, suç, yolsuzluk, silahlı çatışma, küresel ısınma, nükleer risk, çevresel sürdürülebilirlik) arasında yoksulluk, en inatçı ve en utanç verici olanların başında gelmektedir (Kotler ve Lee, 2010:21). Yoksulluk; açlıktır, eğitimsizliktir, barınacak bir evinin olmamasıdır, hasta olmak ve tedavi olamamaktır, hiçbir işinin olmaması ya da iyi bir işe sahip olamamaktır, kirli suyun sebep olduğu hastalık nedeniyle çocuğunu kaybetmektir, gelecek korkusuyla yaşamak ve çocuklarının geleceğinden endişe duymaktır, umutsuzluktur, eşitsizliktir, özgür olamamaktır, siyasal yaşama katılamamaktır (Gündoğan, 2008). Dünya Bankası tüketim ya da gelir düzeyi temel gereksinimlerini karşılaması için gereken asgari seviyenin altında kalan bir kişinin yoksul olarak kabul edildiğini açıklamaktadır ki (Dumanlı,1996:6; Erdoğan, 2002:24; Aktan ve Vural, 2002:43); bu seviye yoksulluk sınırı olarak adlandırılmaktadır. Temel gereksinimlerin zaman içerisinde ve toplumlar arasında farklılık göstermesi nedeniyle yoksulluk sınırı da zamana ve yere göre değişmektedir. Her bir ülke kendi kalkınmışlık düzeyi ile toplumsal kurallarına ve değerlerine uygun bir sınır kullanmaktadır. Dünya çapında yoksulluğun tahmin edilmesi için ülkeler arasında 2005 yılından bu yana kişi başına günlük 1.25 dolar ile 2 dolar olarak belirlenmiş referans sınırları kullanılmaktadır (URL 1). Yoksulluk; genel olarak yeterli eğitim almayan, sürekli bir işte çalışmayan, yaşlı olup emeklilik sistemlerine dahil olmayan veya sosyal yardımlardan mahrum olan, kadın olup dul kalan, kırsal alanda yaşayan ve tarım sektöründe ücretsiz aile işgücü olarak çalışanlar arasında görülmektedir. Özellikle 1980 li yıllardan itibaren dünyanın gündeminde olan yoksulluk konusuna çözüm arama çalışmaları kapsamında; Birleşmiş Milletler 2000 yılında, dünyadaki yoksulluğu azaltmak için çok taraflı planını açıklamıştır. Buna göre BM, 2015 yılına kadar yoksulluk düzeylerini azaltmak üzere tasarlanmış sekiz temel (yoksulluk, açlık, hastalıklar, okuma-yazma bilmeyenler, çevresel bozulma, toplumsal dışlanmışlık ve kadınlara ayrımcılık) ve bunlara eşlik eden 18 alt hedefi içeren Binyıl Kalkınma Hedeflerini formüle etmiştir (Kotler and Lee, 2010:22; Dixon et al., 2001). Yeni bin yılın başlangıcında Dünya Bankası yoksulluğa karşı savaşta başlıca strateji olarak güçlendirmeyi benimsemiştir. Şöyle ki; maddi varlıkların inşasına destek (finansal değerlerin genişletilmesi; arazi ve çiftlik hayvanları gibi fiziksel değerlerin geliştirilmesi), insanların yapabilirliklerinin inşasına yönelik destek (eğitim, sağlık, üretim ve yaşamı iyileştirecek diğer beceriler), sosyal yapabilirliğin geliştirilmesine destek (örgütlenme), diğer yardımcı destek hizmetleri (kalkınma projeleri için bütçe sağlamak; kamu, özel sektör 18

23 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : ve sivil toplum kuruluşları arasında iletişimi teşvik etmek, sübvansiyonlar sağlamak, bilgi teknolojilerine erişimi sağlamak) (Kotler ve Lee, 2010:75-76). Yoksulluk, gelir kaynaklarının ve meslek çeşitliliğinin sınırlı olduğu kırsal alanlarda öne çıkmakta ve dünyada yoksul olarak değerlendirilen nüfusun %75 i kırsal alanda yaşamaktadır. Bu veri, dünyada kırsal kalkınma kavramını önemli hale getirmiştir. Bu bağlamda; Dünya Bankası giderek artan yoksulluk, açlık ve eşitsizlik karşısında yeni kırsal kalkınma stratejisi belirlemiş ve bu stratejinin misyonu olarak yoksulluğun azaltılması nı hedeflemiştir. Kırsal kalkınma konusunda dünyadaki gelişmeler Türkiye yi de etkilemiş; yoksulluk, istihdam, kırsal ekonominin çeşitlendirilmesi, cinsiyet dengeli kalkınma, çevrenin korunması, tarım sektörünün rekabet gücünün artırılması vb. konular, kırsal kalkınmada öncelikli konular arasında yer almıştır. Türkiye de kırsal kalkınmaya yönelik yaklaşımlar/kalkınma modelleri Cumhuriyet in kuruluşundan hemen sonra başlamıştır. Yoksulluk sorunu, günümüz dünyasında, bütün ülkelerin gündeminde olan çözümü zor ve karmaşık, önemli bir sosyo-ekonomik problem olarak görülmektedir. Bu nedenle yoksulluğa ilişkin farklı çözümler ve kuramlar ortaya konulan çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Sosyal pazarlama da, yoksulluğun azaltılmasında kullanılan önemli bir politik araçtır (Kotler and Lee, 2009). Kotler ve Lee (2010:80) çalışmasında; aşırı yoksullara hizmet etmekte pazarlamanın önemini pekiştirmekte, pazarlamayı başarıya giden yolda en iyi yöntem olarak desteklemektedir. Sosyal pazarlama yoksulluğu azaltmaya yardımcı olabilecek sağlık, eğitim, aile planlaması, gıda temini, istihdam, finans, doğal afetler, barınma güvenlik vb. çeşitli konularda kullanılmaktadır (Çabuk ve Nakıboğlu, 2003, Andreasen et al., 2000). Bugüne kadar, Türkiye de kırsal kalkınmada yoksulluğun çözümüne ilişkin yaklaşımların kullanılmasında sosyal pazarlama eksik kalmıştır. Bu bağlamda; çalışmada sosyal pazarlama kavramının ve sosyal pazarlama yaklaşımı ile kırsal kalkınma politikalarının oluşturulma sürecinin ortaya konulması amaçlanmıştır. TÜRKİYE DE YOKSULLUK Türkiye de fertlerin yaklaşık % 0,48 i (339 bin kişi) sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, % 18,08 i (12 milyon 751 bin kişi) ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır (TÜİK, 2011). 19

24 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 1.Türkiye de yerleşim yerlerine göre yoksulluk oranları (%). YILLAR KENT KIR TÜRKİYE Açlık Yoksulluk Açlık Yoksulluk Açlık Yoksulluk ,92 21,95 2,01 34,48 1,35 26, ,74 22,30 2,15 37,13 1,29 28, ,62 16,57 2,36 39,97 1,29 25, ,64 12,83 1,24 32,95 0,87 20, ,04 9,31 1,91 31,98 0,74 17, ,07 10,36 1,41 34,80 0,48 17, ,25 9,38 1,18 34,62 0,54 17, ,06 8,86 1,42 38,69 0,54 17,08 Kaynak: TÜİK, Yoksulluk Çalışması Sonuçları, Erişim Tarihi: 01 Şubat Yoksulluk oranları kişilerin yaşadığı yere, cinsiyet ve eğitim düzeyine, işteki durum-çalıştığı sektöre ve hane büyüklüğüne göre değişmektedir. Yerleşim yerlerine göre bakıldığında; kırsal alandaki yoksulluk (%38,69) Türkiye ortalamasının (%18,08) 2 katı, kentteki yoksulluğun (% 8,86) yaklaşık 5 katıdır. Özellikle 2000 li yıllardan itibaren Türkiye de gündeme gelen yoksulluk; yılları arasında kırda artış gösterirken; aynı dönemde kentte giderek azalmıştır (Tablo 1). İstihdam edilen bireyler arasında yoksulluk en fazla yevmiyeli çalışanlarda görülmektedir; kentlerde bu oran %17,10, kırsal alanda ise %46,12 dır. Bunu ikinci sırada; kırsal alanda ücretsiz aile işçisi (%33,71) izlerken; üçüncü sırada ise kentlerde kendi hesabına çalışanlar (%8,9) izlemektedir (Tablo 2). Tablo 2. Hane halkı fertlerinin işteki durumu ve çalıştığı sektöre göre yoksulluk oranları (%). KENT KIR TÜRKİYE İstihdamdaki Fertler 5,71 31, İşteki Durum Ücretli, maaşlı 3,73 21, Yevmiyeli 17,10 46, İşveren 0,94 8, Kendi Hesabına 8,90 32, Ücretsiz Aile İşçisi 7,67 33, Sektör Tarım 13,32 35, Sanayi 6,43 27, Hizmet 4,72 19, Kaynak: TÜİK, Yoksulluk Çalışması Sonuçları, Sektörler itibariyle çalışanların yoksulluk oranları incelendiğinde; yoksulluk, kırsal alanda bütün sektörlerde, kentlerde çalışanlara göre daha 20

25 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : yüksektir. Kırsal alanda tarım sektöründe çalışanların %35,41 i, sanayide çalışanların %27,34 ü ve hizmet sektöründe çalışanların ise %19,95 nin yoksul olduğu görülmektedir. Kentlerde de; tarım sektöründe çalışanlar (%13,32) en yoksul kesimi oluşturmaktadır (Tablo 2). Gerek kırsal alanda gerekse kentlerde, ileri düzeyde eğitim almış olanlarla yoksulluk büyük ölçüde azalmaktadır. Yoksulluk en fazla kırsal alanda yaşayan, okuryazar olmayan veya bir okulu bitirmeyen kadınlar arasında görülmektedir (%51,01), bunu kırsal alanda yaşayan, okuryazar olmayan veya bir okul bitirmeyen erkekler (%47,57) izlemektedir (Tablo 3). Tablo 3. Türkiye de yerleşim yerlerine ve eğitim düzeylerine göre yoksulluk oranları (%). Okuryazar olmayan KENT KIR TÜRKİYE T K E T K E T K E 16,1 15,8 16,6 48,8 47,6 51,0 29,8 29,5 30,3 İlkokul 7,2 6,7 7,9 31,0 29,7 32,2 15,3 13,8 16,9 İlköğretim 8,5 8,5 8,4 38,0 39,6 36,5 17,8 18,4 17,2 Ortaokul 5,8 5,5 6,0 24,4 22,4 25,0 9,8 7,8 10,9 Lise 3,8 3,3 4,0 14,7 15,7 14,2 5,3 4,8 5,7 Üniversite 0,5 0,2 0,6 3,4 2,7 3,7 0,7 0,4 0,9 Kaynak: TÜİK, Yoksulluk Çalışması Sonuçları,http://www.tüik.gov.tr. Türkiye de kırsal alanda; 1980`lerde "yoksulluğun hafifletilmesi", 1990`larda "yoksulluğun azaltılması" ve 2000 li yıllarda ise "yoksulluğun ortadan kaldırılmasına" yönelik olarak kırsal kalkınma politikaları uygulanmıştır. Cumhuriyetten günümüze kırsal kalkınma politikalarında; kırsal toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi, kırsal alanların ülke ekonomisine katkısının arttırılması, kırsal nüfusun yerinde kalkındırılması, kırsal alanlarda çevre koşullarının iyileştirilmesi, kırsal altyapının geliştirilmesi, kırsal alanda yaşayanlara eğitim-danışmanlık gibi hizmetlerin verilmesi ve bu hedeflerin sürekliliğinin sağlanması amaçlanmıştır (Üzülmez ve Altınok, 2009). Kırsal kalkınma modellerinden bazı örnekler şunlardır: Örnek Köy Yaklaşımı: yılları arasında uygulanmış belirli bir özelliği olan köyün, çevresindeki kırsal yerleşmelere örnek olacak nitelikte kalkındırılması olarak tanımlanmıştır. Bu yaklaşımla, köye götürülen hizmetlerden çevre köylerin de yararlanmasını sağlamak ve başka köylere örnek olabilecek somut bir köy gelişme modeli ortaya koymak hedeflenmiştir. Araştırmalar yapılarak örnek olabilecek köyler seçilmiş ve uygulanmıştır. Ancak, hizmetlerin sadece belli bir köyde toplanması, modelin merkezi olarak kamu görevlilerince hazırlanmış olması, modelin köydeki sosyal ve ekonomik yapıda değişiklikler sağlamak yerine daha çok yerleşmenin fiziki görünümünü değiştirmeyi ön plana almış olması ve son olarak yerel halkın katılımını göz ardı etmesi modelin başarısızlığına neden olmuştur (Pustu, 2006). 21

26 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Toplum Kalkınması Yaklaşımı: Toplum Kalkınması Yaklaşımı, kırsal alanda yaşayanların örgütlenmesi, idare ile işbirliği kurması, hizmetlere fiziki ve mali gücü ile katılması veya hizmetleri benimsemesi ve koruması esasına dayanmıştır. Toplum kalınmasından sorumlu kurum sürekli değişmiştir. Toplum Kalkınması yönteminin başarısız olmasının nedeni; yönetim yapısında, toplum kalkınması yönteminin başarılı olabilmesi ve yerel halkın katılımının sağlanabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmamasıdır. Aşağıdan yukarı doğru işleyen ve köy, ilçe, il ve bölge basamaklarında, merkezde hazırlanan plan ve programla bütünleşen bir plan ve denetleme yaklaşımı geliştirilememiştir. Kırsal alandaki toplum kalkınması çalışmalarında halk katılımını engelleyen etmenlerden birisi toprak-insan ilişkilerinin dengesizliğidir. Topraksız yada az topraklı çiftçiler, tarım alanındaki yeniliklerden istedikleri biçimde yararlanamamış, bu nedenle köydeki çalışmalara katılmaları sınırlı olmuştur (Tosun, 2012). Merkez-Köy Yaklaşımı: bu yaklaşımın temelinde, tüm köylere ulaştırılamayan sosyal ve kültürel hizmetlerin düşük maliyetle merkez olarak belirlenen köyde toplanması ve çevre köylere sunulması amaçlanmıştır. Merkez Köyler aracılığı ile çevredeki yerleşmelere götürülecek hizmet ve programlar içinde sağlık evleri ve ocakları, ana-çocuk sağlık merkezleri, temel eğitim ve yatılı bölge okulları, sabit mesleki köy kursları, karakollar, pazar yerleri, aşı ve suni tohumlama istasyonları ve PTT şubeleri açılmıştır. Merkez-Köy Yaklaşımında, temel ilke olarak hizmet boyutuna ağırlık verilmiştir. Oysa kent ile köy arasındaki dengesizlik yalnızca hizmet alanlarındaki eksikliklerden kaynaklanmamaktadır. Yaklaşımda köylerin ekonomik olarak da kalkındırılması boyutu eksik kalmıştır (Keleş, 2002). Köy-Kent Yaklaşımı: Önemli bir toplumsal dönüşüm ve kalkınma projesi olmuş; model tabandan başlayıp yukarı doğru gelişmiş ve mekansal planlamayı yaşama geçirmiştir. Ancak siyasi istikrarsızlıklar nedeni ile köykentlerin üstlendikleri ekonomik, toplumsal ve yönetimsel işlevler yerine getirilememiştir (Tosun, 2012). Görüldüğü gibi; Türkiye, kırsal kalkınma konusunda birbirine benzer çok fazla model deneyen ve uygulayan ülkelerden biri olmuş (URL-2); ancak kırsal kalkınma modelleri çoğunun yerel halkın katılımını sağlayamaması, alanda uygulanabilirliği test edilmemiş olmaları ve merkezi karar organlarınca yukarıdan aşağıya doğru işleyen bir yapı ile üretilmiş olmaları ve kurumlar arası eşgüdüm sağlanamadığı için; bu çalışmalardan istenilen sonuçlar alınamamıştır. Bu bağlamda; kırsal alanda yoksulluğun çözümüne ilişkin yaklaşımların planlanması ve uygulanmasında, bugüne kadar eksik kalan sosyal pazarlama yaklaşımının kullanılması etkili ve kalıcı olabilir. 22

27 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : SOSYAL PAZARLAMA Sosyal pazarlama terimini ilk defa, Kotler ve Zamlan (1971) tarafından kullanılmıştır (Coşkun, 2012). Son yıllarda bilim adamları yoksulluğun azaltılması ve/veya sonlandırılmasında sosyal pazarlamanın rolünü tartışmaktadırlar. Sosyal pazarlama çok geniş bir konu olup; yoksullukla mücadelede eğitim, sağlık, aile planlaması, gıda temini, istihdam, doğal afetler, finansal yönetim, barınma, güvenlik vb. konularda kullanılmaktadır (Saini and Mukul, 2012). Doğal çevrenin korunması, kızların okula gitmesi ve eğitilmesi, kırsal kesimdeki ekonomik gelişimin sağlanması gibi birtakım toplumsal sorunların çözümlenmesine hizmet eden çalışmalar sosyal pazarlama kapsamında geliştirilen programlara örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla toplumun değer yargılarını değiştirmek ya da toplumu bilgilendirmek gibi amaçlar sosyal pazarlama kapsamında düşünülmektedir (Celsi and Olson, 1988). Weinreich (1994:3-4) sosyal pazarlamayı, "hedef kitlenin veya toplumun bir bütün olarak sağlığını ve iyiliğini geliştirme doğrultusunda olumlu davranış biçimleri geliştirmesini sağlamak amacıyla geleneksel pazarlama tekniklerinin kullanılması" dır şeklinde tanımlarken; başka bir tanıma göre ise; sosyal pazarlama; hedef gruplardaki sosyal düşünce ve uygulamaların kabul edebilirliğini artırmak amacıyla programların düzenlenmesi, uygulanması ve bu programların kontrolü faaliyetlerini içermektedir şeklinde tanımlanmaktadır (Çabuk ve Nakıboğlu, 2003: 42; Marangoz, 2007: 280; İlter ve Bayraktaroğlu, 2007b). Saran ve Bitirim (2011: 97) ise çalışmasında; sosyal pazarlamanın özü gereği, toplumun genelini ilgilendiren sorunlu bir konu ya da olgunun çözüme kavuşması ve böylelikle toplumsal iyinin elde edilmesi için maddi kârlılık gözetilmeden bir fikrin ya da davranış değişikliğinin benimsetilmesini içerdiği ifade etmiştir. İlter ve Bayraktaroğlu (2007a) sosyal pazarlamaya ilişkin yapılan tanımlarda; geleneksel pazarlama uygulamalarının sosyal pazarlamada kullanılması, davranışın gönüllü olarak değişimi ve toplum refahında iyileşme olmak üzere üç ortak özelliği vurgulamaktadır. Bu üç özelliğe göre de sosyal pazarlama; kişilerin ve içinde yaşadıkları toplumun refah ve mutluluğunu arttırmak amacıyla hedef kitlenin gönüllü davranışlarını etkilemeye yönelik programların tasarlanması yolunda gerçekleştirilen analiz, planlama, uygulama ve değerlendirme aşamalarına uygulanan, geleneksel pazarlama teknikleridir (Kotler and Andreasen, 1987:434, McMahon, 2001: 76). Maibach (2003) göre sosyal pazarlama; toplumlarda, davranışa ilişkin algılanan yararları artırarak, algılanan engelleri azaltarak veya önerilen davranışa uyum için fırsatlar geliştirerek, önerilen davranışın algılanan değerini artırmak yoluyla davranış değişikliği yaratmak için kullanılmaktadır. Sosyal pazarlama, yoksulluğun azaltılmasındaki gücünü pazarlamaya özgü üç yöntemle ortaya koymaktadır: değişim kuramı (davranış değişimi), 23

28 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : pazar bölümlemesi (segmentasyon) ve rekabet edebilirlik (tüketici yönelimi) (Kotler ve Lee, 2010: 19; Lagarde, 2004). 1. Davranış değişimi, yoksulların ne istediğini belirlemek için pazar araştırması yapmak suretiyle, hedef grubun davranışlarını etkilemek, sosyal pazarlamanın amacı (Lagarde, 2004) olup; isteklerin ürün ve hizmetlere dönüştürülmesini ve yoksullarında, yoksulluktan kurtulmak için bu ürün ve hizmetleri kullanmaya istekli olduklarını ifade etmektedir (Kotler ve Lee, 2010: 19). Kırsal alanda yaşayanların sorunları çok çeşitlidir. Bu sorunlar tarımsal (küçük arazi, düşük verimlilik, yetersiz sermeye, yetersiz tarım bilgisi vb.) ve tarım dışı (yetersiz temel eğitim, yetersiz altyapı, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetleri vb) içerikli olabileceği gibi, her iki alanı da (bilgi ve iletişim teknolojilerinin yetersizliği, örgütlenme faaliyetlerindeki yetersizlikler vb.) kapsayabilir. Kırsal alanda yoksulların davranışlarını istenen yönde değiştirmek için sosyal pazarlamacılar, davranışını değiştirmek, yeni bilgi ve beceri kazandırmak istediği hedef grubun, yaptıkları davranışların temellerini, gerekçelerini belirlemek durumundadır. Bu durumda ortaya konulan davranış, bireyin mevcut eğilimlerine, bilgisine, becerilerine ve elindeki araçlara bağlıdır. Beklenen davranış ise; beklenen eğilimlere, bilgilere, becerilere ve araçlara ihtiyaç göstermektedir (Özçatalbaş ve Gürgen, 1998: ). Ancak kırsal alandaki yoksulların, birçok olumlu davranışı; mevcut davranışların bazılarının alışkanlık yaratması, bazılarının düşünülmeden (bilinçsiz bir şekilde) tekrarlanması, bazılarının maliyetinin yüksek olması, bazı davranışları da destekleyecek ya da kolaylaştıracak insan ve mekanizma olmamasından dolayı, benimsenmesi güçleşmektedir. Sosyal pazarlamanın amacı; istenen davranış değişikliğini gerçekleştirmek için yeni davranışın, mevcut davranıştan daha fazla fayda sağladığı algısını güçlendirmek olup; sosyal pazarlamacılar, ticari pazarlama alanındaki meslektaşları gibi, satın almayı ya da bir davranışın benimsenmesini teşvik etmek için pazarlama karması elemanlarını yani, 4P yi (ürün, fiyat, yer-dağıtım ve tutundurma-tanıtım) kullanmaktadır. 4P, pazarlama karar değişkenleri olarak kabul edilmekte ve seçilen hedef pazarın incelikleri ile uyuşan bir karma olarak değerlendirilmektedir. Sosyal pazarlamacılar, davranışın çekiciliğini artırmak ve bazen de davranışı (ürünü) desteklemek için mal ve hizmet sunmaktadırlar. Bu mal ve hizmetler; yoksulluğun azaltılmasına yönelik fiziksel ürünleri, hizmetleri, uygulamaları, bilgileri ve fikirleri vb. içermektedir. Sosyal pazarlamacılar açısından fiyat, sosyal pazarlama ürününü elde etmek için ödenmesi gereken bir bedeldir. Bu maliyet parasal olabileceği gibi, parayla ölçülemeyen zaman, çaba, sıkıntıya girme, onaylanmama vb. soyut maliyetlere katlanılması anlamına da gelmektedir (Eser ve Özdoğan, 2006:63). Yer ise; hedef pazarın hedeflenen davranışı benimsemeye teşvik edileceği veya kampanya ile ilgili somut 24

29 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : nesnelere ve hizmetlere erişebileceği yer ve zamandır. Sosyal pazarlama açısından tutundurma ise; hedef kitleyi eyleme geçmeye heveslendirmek için ikna edici iletişim kurmak suretiyle, yeni davranışın kısa ve uzun vadeli yararlarını tanıtmaktır (Kotler ve Lee, 2010: 91, ). Saini and Mukul (2012) çalışmalarında; sosyal pazarlama için pazarlama karması elemanlarına ortaklık ve konumlandırma (partnership and positioning) olmak üzere 2P daha eklenmesi gerektiğini bildirmişlerdir. Ancak burada önemli olan bir sosyal pazarlama stratejisi belirlerken, pazarlama karması elemanlarının en uygun bileşenlerini kullanmaktır. Örneğin; grip salgınına yakalanmış bir köyde grip salgınının yayılmasını engellemek için, köye gelecek sağlık ekibine herkesin aşı olmasını sağlamak, pazarlama kampanyasına bağlı olacaktır. Pazarlama kampanyasının en zayıftan en güçlüye doğru verilen olası seviyeleri şöyle olabilir (Kotler ve Lee, 2010: 92): - Her bir aileyi ziyaret edip sadece aşılama gününü bildirecek bir görevlinin gönderilmesi, - Görevlinin, ailede herhangi bir kişinin (örneğin; engelli, yaşlı) toplu aşılama yapılacak olan yere gitmede yardıma gereksiniminin olup-olmadığını belirlemesi, - Görevlinin aileye aşı olmanın önemli faydalarını ve hastalığa yakalanmanın olası zararlarını açıklaması, - Görevlinin, aşı yapılacak yerde bir eğlencenin olacağını söylemesi, - Görevlinin, aşı yapılacak yerde ücretsiz yemek dağıtılacağını söylemesi, - Görevlinin, aşı olacak herkese bir hediye verileceğini vurgulaması. Eğer görevli sadece ilk adımı gerçekleştirirse, köy halkının çoğunluğu büyük olasılıkla aşı olmaya gitmeyecektir. Çünkü sadece bilgi vermek özendirici bir ağırlık taşımamaktadır. Nitekim İlkdoğan (2012) tarımsal desteklerin kırsal kalkınmaya katkı sağladığını ancak, üreticilerin tarımsal desteklerden sadece haberdar olmaları veya haberdar edilmelerinin üreticilerin belli bir ürünün (örneğin; aspir) tarımına yönelmelerinde etkili bir unsur olmadığını vurgulamıştır. İkinci adımda engellilerin, yaşlıların katılımı için yardım önermek geri dönüşü artırır. Üçüncü adımda; köylüleri aşı olmanın yararına inandırmak, aşı olmaya gitme niyetlerini artırır. Yine aşı alanında eğlence ve ücretsiz yemek verilmesi katılımı artırır. Eğer aşı yapılması için %100 katılım sağlanması kritik önem taşıyorsa, son adımda, herkese çekici bulacakları bir hediye vermek önemli olacaktır. Görevli herkesin ilgisini fayda, yardım, eğlence ve hediyelerle çekmeye çalışmaktadır. Ancak köylülerden bazıları için ise; bu teşviklerin hiçbiri ikna edici olmayabilir. Çünkü insanlar davranışlarını etkileyen farklı algılara, tutumlara ve inançlara sahiptirler (Özçatalbaş ve Gürgen, 1998: ). Bu bağlamda; sosyal pazarlama, hedef grubun gereksinimlerini, isteklerini, algılarını, 25

30 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : değerlerini, engellerini ve beklentilerini anlamaya ve bu anlayışı istenen davranış sonuçlarını elde etmek için etkili bir şekilde kullanmaya dayanmalıdır. 2. Pazar bölümlemesi; yoksulların hepsinin aynı olmadığını ve yoksul insanlardan bazılarının değişime daha elverişli olduğunu ifade etmektedir (Kotler ve Lee, 2010: 19). Bazıları aşırı ve kronik derecede yoksulken, bazıları orta düzey veya göreceli yoksuldur. Bu bakımdan başlıca yoksulluk segmenti belirlenmelidir. Nitekim, Özkaya (2012) yaptığı çalışmasında; Erzurum da yürütülen bir projede; evleri, çok az da olsa verimsiz toprakları ve hayvan bağlayabilecekleri bir ağılları olan yoksulların, on adet koyun desteği ile aşırı yoksulluk koşullarından kurtulabilecek durumda olduklarını belirtmiştir. Oysa aynı köyde ne arazisi, ne evi ne de ağılı olmayan başka bir yoksul gruba verilecek koyunların ise tamamen satılarak başlangıç noktasına geri dönüleceğini vurgulamıştır. Çünkü farklı yoksulluk segmentleri yoksulluğu hafifletmeye yönelik farklı türde destekler gerektirmektedir. Bu nedenle kırsal alanda daha büyük ve heterojen pazar segmentleri, daha küçük ve homojen pazar segmentlerine bölünmelidir. Kotler ve Lee (2010: ) yaptıkları çalışmalarında, hedef pazar segmentini belirmede dört bölümleme değişkeni kullanmışlardır: Demografik değişkenler; bir nüfusu yaş, aile genişliği, aile yaşam döngüsü (genç-evliçocuklu; genç-bekar; genç-evli-çocuksuz), cinsiyet, gelir, meslek, eğitim, din, ırk, nesil ve uyruk gibi etkenlere dayanarak gruplara ayırmaktır. Araştırılması, ulaşılması ve izlenmesi kolay olduğundan en çok kullanılan ve bilinen değişkenlerdir. Coğrafi değişkenler de; yaygındır ve bir bölümün yaşadığı, çalıştığı ya da seyahat ettiği yerleri tanımlamaktadır. Psikografik değişkenler; grupları kişilik özellikleri, kültürel normları, değerleri ve yaşam tarzları gibi daha az kesinlik taşıyan etkenlere dayanarak belirlemektir. Davranışa dayalı bölümleme, pazarı satılan ürünle ilgili bilgi, tavır ve davranışlara göre bölümlemektir. Kotler ve Lee (2010:154) çalışmalarında; sosyal pazarlama stratejilerinin oluşturulmasında, öncelikle temel olarak davranışla ilişkili değişkenlerin kullanılmasını, diğer üç değişkenin ise daha sonra kullanılmasını önermektedir. Örneğin; kırsal alanda istihdamın iyileştirilmesi stratejileri, mevcut istihdam durumu ve mesleki becerilere dayanan pazar segmentleri dikkate alınarak hazırlanabilir. Bu durumda, çalışan yoksullar ve işsizler için farklı stratejiler geliştirilmelidir. Bununla birlikte; işsizler sahip oldukları mesleki becerilere göre gruplandırılırken; çalışan yoksullar, yedi yaşından küçük iki çocuğu olan evli çiftler veya yaşlarında çocukları olan dul kadınlar olarak gruplandırılabilir. 3. Rekabet edebilirlik; her yeni ürün ya da hizmetin, yoksulların zihinlerindeki alternatif seçeneklerle rekabet ettiğine dayanan ticari pazarlama anlayışından ortaya çıktığını belirtmektedir (Kotler ve Lee, 2010: 19). Diğer bir ifade ile; sosyal pazarlamada rakipler, faaliyetin benimsenmesine karşı 26

31 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : olumsuzluk oluşturan her tür unsur olup; hedef grubun yeni davranışlar yerine, halihazırda sürdürdüğü ya da sürdürmeyi tercih ettiği davranışlar örnek olarak verilebilir. Yoksullardan oluşan hedef pazar segmenti, sosyal pazarlamacıların kendilerini dinlediğine, ihtiyaçlarını anladığına ve program tamamlanana kadar sürecek bir uygulama tasarlandığına-planlandığına inanırsa yoksulluğun azaltılmasında başarılı olunur. Bu nedenle, sosyal pazarlamanın başarı ile yapılabilmesi için; öncelikle hedef kitlenin konu ile ilgili düşünceleri öğrenilmelidir. Daha sonra, hedef kitle belli bir davranış sergilemesi konusunda yönlendirilmeli; bireyin isteğini eyleme dönüştürmesine izin verecek mekanizmalar oluşturulmalı; mekanizmaların görevini yerine getirmede etkinliği ve yeterliliği sağlanmalıdır. Son olarak ta; yoksulların bu davranışı yerine getirmek konusunda algıladığı maliyetler azaltılmalıdır (Wiebe, 1952). SOSYAL PAZARLAMA YAKLAŞIMI İLE KIRSAL KALKINMA PLANLAMA SÜRECİ Kırsal kalkınma modellerinde başarılı uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için aşağıdaki adımlar izlenmelidir (Kotler ve Lee, 2008): 1- Amaçlar ve temel konu tanımlanmalıdır. Çalışmanın ne amaçla yapıldığının ve yoksulluğun azaltılması/ortadan kaldırılması için kırsal alanda, üzerinde çalışılacak nüfus grubunun ve sosyal konunun belirlenmesini içermektedir. 2- Durum analizi (güçlü ve zayıf yönler, fırsat ve tehditler) yapılmalıdır. Durum analizi yapılırken; benzer konuda daha önce yapılan çalışmalar, yaklaşımlar da dikkate alınmalıdır. 3- Hedef grup seçilmeli ve tanımlanmalıdır. Çünkü yoksullar heterojen bir gruptur. 4- Pazarlama hedefleri ve amaçları (davranış, bilgi ve inançlar) belirlenmelidir. Yani hedeflenen davranış, tutum ve değişikliği belirlenmelidir. 5- Hedef gurubun beklenilen davranışı gerçekleştirmesinin önündeki engeller, beklenilen davranışın potansiyel yararları ve davranışın benimsenmesine karşı olumsuzluk oluşturan unsurlar belirlenmelidir. Kotler ve Lee (2009:243) göre engeller; davranışa ait kişisel bilgiler, inançlar, beceriler ve yeterliliklerden kaynaklanabileceği gibi; mevcut altyapı, teknoloji, ekonomi, doğal ve kültürel kısıtlılıklar gibi farklı etkenlerden de kaynaklanabilir. Örneğin; tarımsal verimliliği artırmak için gübre ve yüksek kaliteli tohumluk kullanmak, pahalıya mal olur (gerçek engel) ya da bence gübrelerin içerisindeki kimyasallar tehlikelidir (algılanan engel). Sosyal 27

32 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : pazarlamada öne sürülen faydalar ise; sağlık, güvenlik, istihdam, eğlence, tanınırlık, çevre koruma vb.dir (Kotler ve Lee, 2009:248). Sosyal pazarlama ile istenen davranışın benimsenmesi için, istenen davranışın faydalarını artırıp, maliyetini azaltırken; rakip davranışın faydalarını azaltıp, maliyetini yükseltmek gerekmektedir. Örneğin; istenen davranış yüksek verimli tohumlar kullanılması ise; rakip bu yıl ekilecek tohumların çoktan alınması, olabilir. Bu nedenle fayda-maliyet oranını, rakiplere kıyasla değiştirmek gerekmektedir. 6- Beklenen davranış değişikliğinin, alternatif ve tercih edilen davranışlarla kıyaslaması yapılmalı ve hedef grubun bunu görmesi sağlanmalıdır. 7-4P den oluşan bir pazarlama stratejisi geliştirilir. 8- İzleme ve değerlendirme planı oluşturulmalıdır. Bu adımda ölçülebilir göstergelerle girdi, çıktı, sonuç ve etkiler belirlenmelidir. 9- Bütçe hazırlanmalıdır. Söz konusu pazarlama faaliyetinin gerçekleştirilmesi için maliyetinin ne olacağı ve bu faaliyeti gerçekleştirecek paydaşların katkıları belirlenmelidir. 10- Uygulama planı ortaya konularak; paydaşların rolleri ve sorumlulukları belirlenmelidir. SONUÇ Dünya da olduğu gibi Türkiye de de yoksulluk, kırsal alanda ve tarımdan geçimini sağlayanlar arasında öne çıkmaktadır. Türkiye de, yoksulluğun azaltılması odaklı çok sayıda kırsal kalkınma modelleri denenmiştir. Ancak kırsal kalkınma modelleri çoğunun yerel halkın katılımını sağlayamaması, alanda uygulanabilirliği test edilmemiş olmaları ve merkezi karar organlarınca yukarıdan aşağıya doğru işleyen bir yapı ile üretilmiş olmaları, kurumlar arası eşgüdüm sağlanamadığı ve siyasi nedenlerle; bu çalışmalardan istenilen sonuçlar alınamamıştır. Bu bağlamda; değişik alanlarda uygulanan ( eğitim, sağlık, güvenlik, istihdam, ticari faaliyetler vb.) stratejik pazarlama uygulamalarının başarısı dikkate alınarak; kırsal alanlarda yoksulluğu önleme/ortadan kaldırma kırsal kalkınma politika ve projelerinin planlanmasında da bugüne kadar kullanılmayan sosyal pazarlama yaklaşımı dikkate alınarak modeller, projeler hazırlanmalıdır. KAYNAKÇA Aktan, C.C., Vural, İ.Y Yoksulluk: Terminoloji, Temel Kavramlar ve Ölçüm Yöntemleri, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını. 28

33 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Andreasen, A. R., Gould, R. and Guitierrez, K Social Marketing Has New Champion, Advertising Age, Vol. 71, Issue 6, Çabuk, S., Nakıboğlu, B.M.A Çevreci Pazarlama ve Tüketicilerin Çevreci Tutumlarının Satın Alma Davranışlarına Etkileri İle İlgili Bir Uygulama. Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,12 (12), Celsı, R.L., Olson, J.C The Role of Involvement in Attention and Comprehension Processes, Journal of Consumer Research, 15 (September): Coşkun, G Sosyal Pazarlama ve Sosyal Pazarlama Karması: Antalya Emniyet Müdürlüğü Komşu Kollama Projesi Örneği, CBÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:10, Sayı:2, Ekim, s Dixon J., Gulliver, A., Gibbon, D Farming Systems and Poverty Improving Farmers Livelihoods in a Changing World, Principal Editor: Malcolm Hall, FAO-The World Bank, Rome and Washington D.C. Dumanlı, R Yoksulluk ve Türkiye deki Boyutları, Uzmanlık Tezi, Ankara: Devlet Planlama Teşkilatı. [Erişim: ] Erdoğan, G Türkiye de ve Dünya da Yoksulluk Ölçümleri Üzerine Değerlendirmeler, Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak- İş Konfederasyonu Yayını. Eser, Z., Özdoğan, F.B Sosyal Pazarlama: Toplumun Refahı ve Kaliteli Yaşamı İçin, Ankara: Siyasal Kitapevi. Gündoğan, N Türkiye de Yoksulluk ve Yoksullukla Mücadele, asodosya, Ankara Sanayi Odası, Ocak-Şubat, s İlkdoğan, U Türkiye de Aspir Üretimi için Gerekli Koşullar ve Oluşturulacak Politikalar. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı. 193 sayfa. İlter, B., Bayraktaroğlu, G. 2007a. Kar Amacı Gütmeyen Sosyal İçerikli Pazarlama Uygulamaları: Sosyal Pazarlama, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 28 (1), İlter, B., Bayraktaroğlu, G. 2007b. Sosyal Pazarlama: Engeller ve Öneriler, Ege Akademik Bakış, 7(1), Keleş, R Kentleşme Politikası, İmge Kitapevi, Ankara. Kotler, P., Andreasen, A.R Strategic Marketing For Nonprofit Organization, New Jersey Prentice Hall Inc. 29

34 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kotler, P., Lee, N.R Social Marketing: Influencing Behaviors for Good, Quick Reference Guide, Social Marketing Services Inc., Kotler, P., Lee, N.R Ending Poverty: What s Social Marketing got to do With It, Social Marketing Quarterly, 15(4): Kotler,P., Lee, N.R Yoksulluğa Karşı Sosyal Pazarlama (Z.K.Chalar, Çev.). İstanbul: Kapital Medya Hizmetleri. (Orijinal çalışma basım tarihi:2009). Lagarde, F Worksheets to Introduce Some Basic Concepts of Social Marketing Practices, Social Marketing Quarterly, Vol. X, No:1, spring. Marangoz, M Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlarda Sosyal Pazarlama ve Çevre Gönüllü Kuruluşlara Yönelik Bir Araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9 (1), Maibach, E Recreating Communities to support Active Living: A New Role for Social Marketing, American Journal of Health Promotion, September/October 2003, Vol. 18, No. 1, ss McMahon, L The Impact of Social Marketing on Social Engineering in Economic Restructuring, The Haworth Press, USA. Özçatalbaş, O., Gürgen, Y Tarımsal Yayım ve Haberleşme, Baki Kitap ve Yayınevi, Yayın No: 8, Adana. Özkaya, T Kırsal Yoksullukla Savaşımda Stratejiler: Tarım Politikası (Yukarıdan) ve Yerel Katılımcı Çalışmalar (Aşağıdan), 10. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi, Tarım, Yoksulluk ve Kalkınma, 5-7 Eylül 2012, Konya, s Pustu, Y Küreselleşme Sürecinde Kent Antik Site den Dünya Kentine, Sayıştay Dergisi, Sayı: 60, Ss: Saini, G.K., Mukul, K What Do Social Marketing Programmes Reveal About Social Marketing? Evidence From South Asia, International Journal of Nonprofit and Voluntary Sector Marketing, 17: (2012). Saran, M., Bitirim, S Terörle Mücadelede Sosyal Pazarlama Ve İletişim Stratejileri, Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Dergisi, 1 (2), Torun, E Kırsal Kalkınmanın Sağlanabilmesi İçin Köy-Kent Arasındaki Farklılıkların Minimize Edilmesi, 10. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi, Tarım, Yoksulluk ve Kalkınma, 5-7 Eylül 2012, Konya, s

35 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Üzülmez, C., Altınok, U Kırsal Kalkınma Projeleri Başarılı mı?, Ekoloji Magazin Dergisi, Sayı : 24 (Ekim-Aralık 2009), [Erişim: 14 Aralık 2012]. Weinreich, N. K Hand-On Social Marketing: A Step by Step Guide, SAGE Publications, USA. Wıebe, G.D Merchandising Commodities and Citizenship on Television, Public Opinion Quarterly, Vol.15 (Winter): URL-1. The World Bank, World Bank Updates Poverty Estimates for The DevelopingWorld. SEARCH/0,print:Y-contentMDK: pagePK: pipk: thesitepk:469382,00.html., [Erişim: 13 Mayıs 2012]. URL-2.Gülçubuk, B., Yıldırak, N., Kızılaslan, N., Özer, D., Kan, M., Kepoğlu, A. Kırsal Kalkınma Yaklaşımları ve Politika Değişimleri, TMMOB, ZMO Tarım ve Hühendislik Dergisi, [Erişim tarihi: ]. 31

36 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : KAMU HARCAMALARINDA ETKİNLİK ARAYIŞI VE PERFORMANS DENETİMİNİN GELİŞİMİ H. Ömer KÖSE Özet: Tarihsel süreçte devletin işlevleri sürekli artarken, sahip olduğu kaynakların aynı ölçüde artmaması, kamu harcamalarında etkinlik arayışlarını zorunlu kılmış ve bu arayışlar, hemen her ülkede süreklilik kazanan reform girişimlerinin temel odağını oluşturmuştur. Giderek yaygınlaşan ekonomik ve mali bunalımlardan, tüm dünyayı sarsan küresel krizlerden çıkarılan derslerin de etkisiyle, yönetimde olduğu gibi denetimde de etkinlik temel unsur haline gelmiş ve performans denetimi hızla yaygınlaşmıştır. Sürekli gelişen performans denetimi, kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması, yönetimde saydamlık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, toplumsal refahın artırılması, vatandaşın güçlendirilmesi gibi çok önemli işlevleri ile günümüzde güçlü ve demokratik yönetimin tesisinde vazgeçilmez bir araç konumundadır. Anahtar Kelimeler: Kamu Mali Yönetimi, Kamu Harcamaları, Denetim, Performans Denetimi, Sayıştay (Yüksek Denetim Kurumları) Quest of Effectiveness in Public Expenditures and Development of Performance Auditing Abstract: In historic due course, while the functions of a state grow, its sources do not increase in a commensurate way, which has made it imperative to search for effectiveness in public expenditures and such quests constituted the main focus of continuous reform initiatives in many countries. In the specter of incrementally expanding economic and financial depressions and the lessons drawn out of economic crises inflicting the world, effectiveness has become a significant building-block in auditing as much as it has been in governance and performance auditing has rapidly developed. As a corollary, crucial functions such as performance auditing which develops in an on-going manner, efficiency and effectiveness in use of public funds, transparency in governance and reinforcement of accountability, enhancement of community welfare and strengthening of citizens act as sine qua non instruments in sustaining viable and democratic governance. Keywords: Public Financial Management, Public Expenditures, Auditing, Performance Auditing, Supreme Audit Institutions Dr., Sayıştay Uzman Denetçisi, 32

37 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : GİRİŞ Devletin tarih boyunca süregelen ve son dönemlerde hız kazanan yapısal ve işlevsel dönüşümü, kamu yönetim sistemini ve kamu maliyesi politikalarını dinamik bir değişimin öznesi haline getirmektedir. Endüstri Devrimi ve sonrasında yaşanan ekonomik ve sosyal gelişmelerle birlikte işlevleri artan, faaliyet alanı genişleyen ve giderek büyüyen devletin niteliği, amaçları, yaklaşımları, araç ve yöntemleri sürekli sorgulanmakta ve dönemsel olarak gerçekleşen köklü değişikliklere rağmen değişim ihtiyacı her geçen gün daha da artmaktadır. Değişim arayışlarını ve değişim sürecini yönlendiren temel etken ise, toplumun sürekli artan ihtiyaç ve beklentilerinin sınırlı kaynaklarla en etkin şekilde karşılanması baskısının her geçen gün artmasıdır. Gerek kamu maliyesinin gerekse piyasanın etkin yönetilememesi, gerçekleşme sıklıkları giderek artan bölgesel ve küresel krizleri kaçınılmaz kılmıştır. Yıkıcı etkilerinin yanında önemli fırsatlar da sunan bu krizler, değişim için gerekli koşulları oluşturarak, devletin dönüşümünde dönüm noktaları işlevi görmüştür. 19. yüzyılda hakim olan minimal iktisadi fonksiyonlarla sınırlandırılmış devlet anlayışının, 20. yüzyılda yerini müdahaleci devlet e ve sosyal refah devleti uygulamalarına terk etmesi; 1970 li yıllarda hantal devlet ten, yeniden minimal devlet e geçiş çabalarının öne çıkması; 1990 lı yıllarda güçlü ama hantal olmayan bir devlet için, minimal ve müdahaleci devleti aynı potada eriten yönetişim yaklaşımının geliştirilmesinde küresel krizler önemli rol oynamıştır. Bu dönüşümler, temelde etkinlik arayışı çerçevesinde şekillenmiştir. Yıkıcı etkileri halen tüm dünyada hissedilen 2008 küresel krizinin de büyük ölçüde etkin olmayan mali yapılar ve denetim eksikliğinden kaynaklanmış olması, etkinlik odaklı reform arayışlarını yoğunlaştırmış ve krizle mücadele politikaları arasında mali yönetimin güçlendirilmesi, kurumların yönetişim kapasitelerinin artırılması ve denetimin etkinleştirilmesi ilk sıralarda yer almıştır. Günümüzde tüm dünyada yaygın kabul gören ve yönetim reformlarının ana kaynağını oluşturan yönetişim yaklaşımının da özünde etkinlik yer almakta; ancak etkinlik tek boyutlu olarak düşünülmemekte, hesap verebilirlik, katılımcılık, halkın taleplerine duyarlılık, şeffaflık ve denetim, etkinliği sağlayan temel unsurlar olarak kabul edilmektedir. Yaşanan süreçte yönetimde olduğu gibi denetimde de girdi ve süreç odaklı yaklaşımlar yerini sonuç odaklı yaklaşımlara bırakırken, yüksek denetim kurumları denetimlerinde giderek artan ölçüde kurumsal amaçların en etkin şekilde gerçekleştirilmesine odaklanmaktadır. Bunun için kurumların hedefleri, stratejileri, plan ve programları da değerlendirilerek, mali ve mali olmayan tüm kaynakların en etkin şekilde kullanılması suretiyle nihai 33

38 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : amaçlara başarılı bir şekilde ulaşılıp ulaşılmadığı ortaya konulmaya çalışmaktadır. Kamu yönetiminin nihai amacı, toplumsal refah ve huzuru sağlamak ve sürdürülebilir kılmak olduğundan, yüksek denetim kurumları özellikle performans denetimleri aracılığıyla kamusal hizmetlerin bu amaç doğrultusunda sunulmasını güvence altına almaya çalışmaktadır. Özellikle 1970 lerden sonra tüm dünyada yaygınlaşmaya başlayan performans denetimi, kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması, yönetimde saydamlık ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi, toplumsal refahın artırılması, vatandaşın güçlendirilmesi gibi çok önemli işlevleri ile günümüzde güçlü ve demokratik yönetimin tesisinde vazgeçilmez bir araç konumundadır. Çok zengin yöntem ve tekniklerden yararlanan, geniş bir takdir yetkisi ile hareket eden, kapsamlı alanlarda en uygun stratejilerle belirlediği spesifik konulara odaklanan performans denetçisinden bir bilim adamı ve aynı zamanda bir sanatçı (Burke ve Haynes, 2008) olarak geleceğin tasarımına katkı sunması beklenmektedir. Bu çalışmada, devletin değişen yapısı ve işlevlerine paralel olarak kamu yönetimi ve kamu mali sistemindeki değişim süreci, özellikle kamuda etkinlik arayışları çerçevesinde ele alınmış ve bu bağlamda performans denetiminin önemi, işlevleri ve gelişimi incelenerek, bu denetimlerin tüm dünyada geliştirilerek yaygınlaştırılmasının önemi üzerinde durulmuştur. TARİHSEL SÜREÇTE DEVLETİN DÖNÜŞÜMÜ VE KAMU MALİYESİNİN GELİŞİMİ Tarihsel süreçte devletin yapısı, amaçları ve işlevleri sürekli gelişirken, kamu maliyesinin kapsamı ve niteliğinde de önemli değişiklikler meydana gelmiş; kamu harcamalarının miktar ve bileşimi kadar, amaçları ve sosyo-ekonomik yansımaları da bu gelişmelerden etkilenmiştir. Kamu mali yönetiminin denetimi de, devletin yapısal ve niteliksel dönüşümüne paralel olarak sürekli gelişmiştir. Mutlak İktidardan Demokrasiye Geçişte Kamu Maliyesi ve Denetimi Başlangıçta kamu harcamaları, merkezi otoritenin ihtiyaçlarına yönelik harcamaların yanı sıra, daha çok sınır güvenliği ve savaşların finansmanına yönelik harcamalardan oluşmuştur. Bu harcamaların sürekli artış göstermesi, vergi ödeyenlerin ağır yükler altında ezilmesine yol açmış, bu da mutlak iktidarlara karşı günümüzde demokrasi mücadelesi olarak bildiğimiz mücadelelerin başlamasına neden olmuştur. Mutlak iktidarın sınırlandırılmasına yönelik bu mücadelelerin amacı, devletçe toplanan vergilerin sınırlandırılmasını ve harcamaların kontrol altına alınmasını sağlamaktı. Nitekim bu mücadeleler sonucu tarihte ilk kez İngiltere de oluşturulan parlamentonun ilk ve en önemli işlevi, halktan 34

39 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : toplanan vergilerin kontrol altına alınmasını ve daha sonraki aşamada da kamu giderlerinin sınırlandırılmasını sağlamak olmuştur (Köse, 2007: 20). Bu şekilde bütçe hakkının halkın temsilcilerinden oluşan parlamentolara geçmesi, kamu maliyesinin işlevlerini değiştirmiş ve toplumun ortak ihtiyaçlarının karşılanması, bütçenin temel önceliği haline gelmiştir. Bu sürecin diğer önemli sonucu ise, kamu harcamalarının denetlenmesi ihtiyacının ortaya çıkması ve denetim işlevinin giderek önem kazanmaya başlamasıdır. Kamu harcamalarının amacına ve usulüne uygunluğunun denetlenmesi, başlangıçta parlamentonun en önemli faaliyetlerinden birini oluşturmuştur. Ancak zamanla mali işlemlerin nicelik ve nitelik itibariyle artması, denetim faaliyetini daha karmaşık ve profesyonel bir iş haline getirmiş ve bu görevin tarafsız, uzman bir kuruluş tarafından yerine getirilmesini zorunlu kılmıştır. Kökenleri 13. yüzyıla kadar uzanan ve zamanla yaygınlaşan yüksek denetim kurumları, bu ihtiyacı karşılamak amacıyla kurulmuştur. Ülkemizde Sayıştay olarak bildiğimiz bu kurumlar, gerçekte parlamentoya ait bir yetkinin parlamento adına kullanılmasının etkin bir aracı haline gelerek, demokratik yönetimin temel kurumları arasında önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Devletin İşlevlerindeki Artış ve Kamu Maliyesinin Genişlemesi Toplumsal dönüşüm ve demokrasinin gelişmesi ile birlikte devletin işlevlerinde önemli artışlar meydana gelmiştir. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte üretimin hızla artması, kentlere akın eden nüfusun yaşam koşullarının kötüleşmesi, artan refahla paralel bir şekilde sefaletin de derinleşmesi, buna karşın sağlık, eğitim, kültür vb. alanlardaki ihtiyaç ve taleplerin hızla artması, devletin işlevlerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Bu koşullarda devletin sosyo-ekonomik kalkınmada aktif rol alması ve sosyal politikalara ağırlık vermesi ise, kamusal faaliyet ve işlem hacminin büyümesine, dolayısıyla hem kamu yönetiminde, hem de kamu mali yönetim sisteminde köklü değişimlere yol açmıştır. Devletin fonksiyonlarındaki değişim ve bunun kamu maliyesi üzerindeki etkileri, tarihsel gelişim sürecinin değişik aşamaları dikkate alınarak şu şekilde özetlenebilir: 19. yüzyılda klasik iktisatçılarca savunulan ve uygulamaya da hakim olan görüş, minimal iktisadi fonksiyonlarla sınırlandırılmış bir devlet hedefi yönünde olmuş ve kamu harcamalarının GSMH içindeki oranı 1870 lerde % 10,8 civarında kalmıştır. Yüzyılın sonlarına doğru, devlete bireylerin ticari faaliyetlerini kolaylaştırma sorumluluğu veren bırakınız yapsınlar felsefesine yönelik eleştiriler yoğunlaşmış ve başta eğitim olmak üzere çeşitli sosyal hizmetler kamunun yasal fonksiyonları arasına girmiş; örneğin ilk 35

40 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : sosyal güvenlik sistemi 1880 lerde Almanya da hayata geçmiştir (Durmuş, 2006: ). 20. yüzyılın başlarında, Dünya Savaşına giden süreçte, kamu harcamaları önemli ölçüde artmıştır. Savaşın finansmanı için toplanan yüksek vergilerin savaş sonrasında da yüksek kamu harcama düzeyini sürdürebilmek amacıyla kullanılması, savaş sonrası dönemde kamu harcamalarının GSMH ya oranını % 18,7 ye yükseltmiştir (Durmuş, 2006: 253) yılında patlak veren büyük bunalım da piyasa ekonomisinin başarısızlıklarının önemli rol oynadığı yönündeki düşünceler, bunalımın aşılması amacıyla devletin sosyal politikalarında ve dolayısıyla kamu maliyesinde ciddi anlamda bir genişlemeye gidilmesine yol açmıştır. 2. Dünya Savaşına giden süreçte de yine askeri harcamalar, kamu harcamalarını büyük ölçüde artırmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, hemen her alanda olduğu gibi kamu maliyesi alanında da kapsamlı değişiklikler gerçekleşmiştir. Bu dönemde devletin sosyo-ekonomik kalkınmada aktif rol alması ve yaygın bir uygulama alanı bulan sosyal devlet anlayışı, kamu yönetiminin genişlemesine, kamu ekonomisinin genel ekonomi içindeki payının artmasına ve dolayısıyla kamu harcamalarında önemli artışların meydana gelmesine yol açmıştır. Demokrasinin gelişmesiyle birlikte halkın kamu kaynaklarının kullanımına olan ilgisinin ve yönetimden beklenti ve taleplerinin her geçen gün artması da bunda önemli bir etken olmuştur. Nitekim 1980 lere gelindiğinde kamu harcamalarının GSMH içindeki oranı % 40 ların üzerine çıkmış, bazı gelişmiş ülkelerde % 50 yi yakalamıştır. Bu, aynı zamanda denetlenmesi gereken kamusal eylem ve işlemlerin hacminin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar artmasına ve çeşitlenmesine neden olmuştur. Devletin Küçültülmesi ve Etkin Yönetim Arayışları Devletin işlevlerinde ve kamu maliyesindeki bu genişleme karşısında, 1970 lerin sonlarında yaşanan ekonomik krizin tüm dünyada yol açtığı derin sarsıntıların da etkisiyle devlet politikalarının başarısı ve etkinliği yeniden sorgulanmaya başlanmış, devletin fonksiyonları ve bu fonksiyonları icra yöntemleri yoğun tartışmalara konu olmuştur. Birçok iktisatçıya göre devletin müdahaleleri girişim isteklerini, özel mülkiyet haklarını, ekonomik özgürlükleri tehdit ediyor ve kamu açıkları ve borçlarının sürekli artmasına yol açarak gelecek kuşakların gelirleri ipotek altına alınıyordu. Bu nedenle özellikle kamu tercihi ve yeni kurumsal iktisat yaklaşımları mali politikaların oluşturulmasındaki kısıtlara yoğunlaşmış, devletin küçültülmesi politikaları (başta Thatcher ve Reagan liderliğindeki İngiltere ve ABD de) ön plana çıkarılmış, refah devleti politikaları ise yoğun eleştirilere maruz kalmıştır (Durmuş, 2006: 254). Ancak tüm bu gelişmelere rağmen hemen hiçbir ülkenin kamu sektöründe kayda değer bir küçülme 36

41 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : gerçekleşmemiş, hatta kamudaki genişleme trendi azalarak da olsa devam etmiştir sonrası dönemde ise, devletin küçültülmesini savunan ve piyasayı ön plana çıkaran neo-liberal politikaların sürdürülebilir kalkınmayı sağlayamadığı, mali krizlere uygun ortam hazırladığı gibi eleştiriler, minimal devlet arayışlarının sona ermesine ve yönetişim yaklaşımının yaygın kabul görmesine yol açmıştır. Yönetişim yaklaşımında devlet yeniden başat unsur olarak tanımlanmakta, ancak yetkilerini piyasa ve sivil toplumla paylaşarak, katılımla ve çoklu aktörler arasındaki etkileşimle etkinliğini artırması hedeflenmektedir. Bir başka deyişle devleti güçlü kılan şey, elindeki yetki ve kaynakların genişliği değil, bu yetki ve kaynakları kullandırdığı aktörleri etkin bir şekilde koordine etmesi ve denetlemesidir. Bu nedenle yeni dönemin kamu politikaları etkin devlet kavramıyla tanımlanmış ve hukuk devleti, insan hakları, katılım, sivil toplum, hesap verilebilirlik, denetlenebilirlik, şeffaflık, ademi merkeziyetçilik gibi anlayışlarla desteklenmiştir. Etkisini halen sürdüren 2008 küresel mali krizinin oluşmasında, özel sektörün kontrolsüz ve sorumsuz eylemlerinin küresel mali ve ekonomik piyasaları darboğaza sürüklemesinin önemli rol oynaması, devletin daha güçlü ve etkin kılınması savını desteklemiştir. Krizin aşılması için en liberal ülkelerde bile devletin müdahalelerine bel bağlanması ve kamu harcamalarında ciddi bir artışa gidilmesi (Köse, 2012), güçlü devlet arayışları ile örtüşmüş; sistemin sürdürülebilirliğini sağlayacak anahtar ise, yine etkinlik kavramı olmuştur. KAMU YÖNETİMİ VE KAMU MALİYESİNDE ETKİNLİK ARAYIŞININ DENETİME ETKİSİ Günümüzde devletin adalet, güvenlik, sağlık ve eğitim gibi zorunlu hizmetlerin yanında, ekonomik kalkınmadan çevrenin korunmasına kadar geniş bir yelpazede çok çeşitli işlevleri yerine getirmesi beklenmektedir. Devletten talep ve beklentiler sürekli artarken, bunları karşılamak için uygulamaya koyabileceği plan, program ve projelere ayırabileceği kaynaklar aynı ölçüde artmamaktadır. Ekonominin en önemli sorunu olan kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçları karşılama çabası, mali yönetimde sürekli bir arayışı beraberinde getirmiş (Sakal ve Şahin, 2008: 22); vatandaşların kamu hizmetlerine yönelik talepleri artarken, devletin bu hizmetleri finanse etmek için gelirlerini artırma kapasitesinin sınırlı olması, etkinlik arayışlarını daha da önemli kılmıştır (Lonti ve Woods, 2008: 15). Tüm dünyada sürekli artış gösteren ekonomik ve sosyal problemlere yönelik çözüm arayışları, sınırlı olan kaynakların etkin şekilde kullanılmasına odaklanmakta; bu çerçevede öncelikle etkin devlet i inşa etmeye yönelik çabalar önem kazanırken, kamu kaynaklarının etkin yönetilmesi amacıyla 37

42 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : kamu mali yönetiminin işleyişinde, özellikle de bütçenin yapısı ve niteliğinde değişim kaçınılmaz olmaktadır. Bilindiği üzere bütçenin yapısal ve teknik özellikleri, bütçe denetiminin de özelliklerini belirlemektedir (Coşkun, 1997: 253). Geleneksel bütçe sistemi amaçlarla maliyetler arasında bir ilişki kurmazken (Altuğ, 1995: 26), çağdaş bütçe sistemleri bütçenin yapısını daha rasyonel ilişkiler üzerinde kurarak, çağdaş denetim için de gerekli temeli oluşturmuştur. Kamusal faaliyetlerde verimlilik, etkinlik ve tutumluluğun sağlanmasını amaçlayan performans bütçe sistemi ve amaçlanan programları gerçekleştirecek alternatif faaliyetler arasında en uygun olanların tercihi esasına dayanan program bütçe sistemi (Batırel, 1982: 81) ile kamu kesiminin verimlilik ve etkinliği, denetimin de ilgi alanına girmiş ve performans denetiminin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Demokratik gelişim süreci, küreselleşme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ve daha birçok unsur, devletin yapısal ve işlevsel dönüşümünü hızlandırırken, kamu yönetimi ve kamu maliyesinin yeniden yapılandırılması, günümüzde hemen her ülkenin temel gündemini oluşturmaktadır. Kamu yönetimindeki yeniden yapılanmanın özünü oluşturan yönetişim modelinde, karar alma süreçlerinde güncel ve güvenilir bilginin önemi büyüktür. Yönetişimin en temel unsurlarından olan hesap verebilirlik; ölçme, raporlama ve paylaşmayı içerir. Denetim, ihtiyaç duyulan bilginin sağlanmasında, yapılan ölçüm, değerlendirme ve raporlamanın güvenilirliği ve şeffaflığının artırılmasında kilit rol oynar. Bu nedenle yönetişim modeli, güçlü ve etkin bir denetimi zorunlu kılar. Ülkelerin kamu mali yönetim sistemlerinde yaşanan yapısal sorunlar da, denetimin güçlendirilmesi ve yönetimde olduğu gibi denetimde de etkinliği esas alan yaklaşımların geliştirilmesi arayışlarını hızlandırmıştır. Zira günümüzde hemen her ülkede ekonomi ve maliye politikalarının temel açmazlarından birisi sürekli artış gösteren kamu harcamaları olup, buna yol açan faktörlerin başında, yüksek maliyetler karşısında kamu kesimindeki düşük verimlilik gelmektedir. Bu nedenle kıt kaynakların verimli kullanılması ve bunlardan en yüksek faydanın elde edilmesi, kalkınma ve refaha ulaşmanın temel koşulunu oluşturmaktadır. Bunun için de, yüksek bir verimlilik düzeyine ulaşma çabalarını etkisiz kılmaya çalışan, dar ve şekli resmi kural ve prosedürlerin uygulanmasını, bir başka deyişle kırtasiyeciliği teşvik eden (Caiden, 1988: 131) denetim yaklaşımları yerine, kamu yönetiminde verimliliği ve etkinliği artırmaya ve yönetimi geliştirmeye odaklanan çağdaş denetim yaklaşımlarının önemi her geçen gün artmaktadır. Öte yandan devletin niteliğinde, işlevlerinde, örgütsel yapısı ve işleyişinde köklü değişimlere yol açan küreselleşme sürecinde, uluslararası ve ulus-altı düzeylerde güçlenen yeni yönetişim modelleri, devletin yetkilerini çok sayıda aktörle paylaşmasını zorunlu kılmıştır. Bu süreçte piramit devletten, kurumlar arasında ağlar oluşturacak biçimde, eşgüdümü maksimize 38

43 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : eden, ölçeklerde ekonomi sağlayan ve sinerjiden yararlanan bir devlete" (Ergun, 1997: 8) geçiş söz konusu olmuş; kamuda işletme yönetimi ilkelerini egemen kılmayı hedefleyen yönetişim yaklaşımı kamusal hizmet sunumunda ekonomi, verimlilik ve etkinlik ilkelerini ön plana çıkarmıştır. Etkinlik ve verimlilik arayışı ise kamuda, özellikle mali alanda yeni kurumsal düzenlemeleri zorunlu kılmış, kamu harcamalarının yönetimini ve denetimini çok daha önemli hale getirmiştir. Tüm bu gelişmeler denetimin, özellikle de performans denetiminin önemini ve işlevselliğini artırmıştır. Bu süreçte, kurumlar arasındaki ağların sağlıklı bir şekilde oluşturulmasında, kurumlar arası eşgüdümün maksimize edilmesinde, ölçek ekonomisinin avantajlarından yararlanmada, kurumlarda sinerjinin harekete geçirilmesinde ve etkin, ussal, katılımcı, etik bir yönetim yaklaşımının egemen kılınmasında yüksek denetime yeni ve çok önemli roller yüklenmiştir. Esasen rekabet sisteminin özel sektöre kazandırdığı dinamizmin, rekabet baskısının yeterince ya da hiç hissedilmediği kamu sektöründe de oluşturulmasında, bu sektörde kalitenin, katılımın, müşteri memnuniyetinin, hesap verme ve sorumluluk duygularının yerleştirilmesinde yüksek denetim kurumları temel bir dengeleyici faktör işlevi görmeye başlamışlardır. Bu işlevi nedeniyle de, performans denetimleri her geçen gün daha fazla yaygınlaşmakta ve kapsamı, niteliği ve metodolojisi sürekli gelişmektedir. Demokratik gelişim süreci ile denetimin gelişmesi arasında da doğrudan bir ilişki söz konusudur. Bilindiği üzere halkın temsilcileri aracılığıyla yönetildiği temsili demokrasilerde, yönetenlerin yönetilenlere karşı sorumlu olmaları asıldır. Hesap verme sorumluluğu, demokratik yönetim biçiminin esasıdır ve bir ulusun fertlerine karşı parlamentosu, hükümeti ve her bakanlığının, kurum ve kuruluşunun yükümlü olduğu bir ödevdir (Dye, 1996: 3). Ancak geleneksel sorumluluk anlayışının kamu yönetiminden beklentileri, mali işlemlerin düzenliliği, yasal gerekirliklere ve yönetsel süreçlere uygunluğu gibi konularla sınırlı kalmıştır. Bunlara ilave olarak kamu yönetiminin dünyadaki gelişmeler ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli yenilenmesi, kamu kaynaklarının verimli ve tutumlu kullanılması, kurumsal amaçlara etkin şekilde ulaşılması, uygulanan plan, program ve politikaların sosyal, ekonomik, çevresel vb. etkilerinin dikkate alınması, halkın yönetime katılımının sağlanması, çağdaş sorumluluk anlayışının bir gereğidir. Nitekim klasik vatandaşlık haklarına ilave olarak kalite hakkı, verimlilik hakkı ve iyi yönetim hakkı, 21. yüzyılın vatandaşlık hakları arasına girmiştir (Pöysti, 2007: 3). Bu hakların güvence altına alınmasında denetimin, özellikle de performans denetiminin yaşamsal önem kazandığı açıktır. 39

44 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : PERFORMANS DENETİMİ VE GELİŞİMİ Performans Denetimi Yaklaşımı ve Ayırıcı Özellikleri Performans denetimi kısaca, kurumların tümüyle ya da belirli faaliyet, program ya da projelerinin verimlilik, etkinlik ve ekonomi ilkeleri açısından bağımsız, objektif ve sistematik bir incelemesi şeklinde tanımlanabilir. Paranın değeri denetimi (value for money audit) olarak da adlandırılan bu denetim türü, daha çok kamuda hesap verebilirliği ve kamu hizmetlerinin sunumunda kaliteyi, etkinliği ve saydamlığı hedefler. Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Örgütü (INTOSAI) Standartlarına (INTOSAI, 2012) göre performans denetimi, denetlenen kurumun sorumluluklarını yerine getirirken kaynaklarını tutumlu, verimli ve etkin kullanıp kullanmadığına ilişkin denetim olup; a) Kurumların faaliyetlerinin ekonomikliğinin iyi yönetim ilke, uygulama ve politikalarına göre denetlenmesi; b) Beşeri, mali ve diğer kaynakların kullanımındaki verimliliğin, bilişim sistemleri, performans ölçütleri ve izleme ve düzeltme sistemlerinin incelenmesi de dahil olmak üzere denetlenmesi; c) Denetlenen kuruluşların hedeflerine ulaşma yönündeki uygulamalarının etkinliğinin ve kurum faaliyetlerinin yarattığı gerçek etkinin amaçlanan etkiyle kıyaslanmak suretiyle denetlenmesini kapsamaktadır. Ülkemizde uyulması yasal zorunluluk haline getirilen uluslararası standartlarca belirlenen bu kapsam, klasik tanımlama ve algıların ötesinde bir çerçeve çizmekte; performans denetiminin basit bir girdi-çıktı kıyaslaması yoluyla kamu kaynaklarının ne kadarının israf edildiğinin, ne kadarının verimsiz veya amacı dışında kullanıldığının ya da mali yıl için belirlenmiş performans göstergelerine yıl sonunda ulaşılıp ulaşılmadığının tespitine yönelik bir değerlendirme olmadığını ortaya koymaktadır. Günümüzdeki uygulamaları çerçevesinde bakıldığında, performans denetimi ile daha çok kamusal mal ve hizmet üretimine ilişkin sistemlerin, stratejilerin, yapı ve süreçlerin geliştirilmesi, kamu sektörüne dinamizm kazandırılması, kurumsal amaçların en üst düzeyde gerçekleştirilmesi ve sonuçta sosyal barış, huzur ve refahın geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Gelinen aşamada performans denetiminin amacı ile devletin amacı özdeşleşmekte; denetimin kapsamı da mali işlem ve faaliyetlerden, dar kurumsal çerçevelerden, klasik sorumluluk ilişkilerinden çok daha ötelere geçmektedir (Akyel ve Köse, 2010: 21). Performans denetimi, temelde kamu yönetiminde performans odaklı yönetim yaklaşımının yaygınlık kazanmasının bir yansıması olarak yüksek denetim kurumlarında artan bir ilginin odağı haline gelmiştir. Performans 40

45 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : yönetimi gibi, performans denetimi de girdilere ya da girdiler ile çıktılar arasındaki ilişkilere ve süreçlere değil, daha çok sonuçlara odaklanmaktadır. Bu nedenledir ki sonuçların yönetilmesi, günümüz için performans denetiminin yükselen dalgası olarak nitelenmektedir (Sawadogo, 2008: 1). Performans denetiminin giderek ön plana çıkan işlevi ise, hesap verme sorumluluğunun güçlendirilmesine katkıdır. Gerçekte performans denetimi, hesap verme sorumluluğunu güçlendirme misyonunu ifa etmekle en iyi şekilde topluma değer katar (Funkhouser, 2005: 1). Performans denetimi, genel olarak kamu kaynaklarının ulusal hedefler ve toplum çıkarları doğrultusunda kullanılmasına, kaynak dağılımının hukuka uygun, adil ve etkin bir şekilde gerçekleşmesine, ekonomik kalkınmanın daha sağlıklı, yaygın ve sürdürülebilir kılınmasına katkı sağlar. Yaygın kanıların aksine performans denetiminin amacı, geçmişe dönük kaynak kullanımının değerlendirilmesi ve bu şekilde verimsizlik, savurganlık, amaç dışı kullanım vb. yollarla oluşan kamu zararının ortaya çıkarılması değildir. Performans denetiminin asli işlevi, kurumlara ve yöneticilerine geleceğe dönük olarak yol göstermek, rehberlik yapmaktır. Temel arayışı hata, eksiklik, usule aykırılıkları ortaya çıkarmaktan ziyade, kurumların performanslarını artırmalarına, bir başka deyişle işlevlerini daha etkin icra ederek başarıya odaklanmalarına, dolayısıyla halka daha yüksek standartlarda hizmet sunmalarına katkıda bulunmaktır. Performans denetimi yolda kaza yapan araçları raporlamayı (ya da daha yaygın ifadesiyle, devrilen araçlara yolu tarif etmeyi) amaçlamaz; yolun nasıl daha güvenli hale getirilebileceğini raporlayarak yol kalitesinin artırılmasına ve kazaların önlenmesine katkı yapmayı hedefler. Performans Denetiminin Gelişmesinde Etkili Olan Faktörler İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin koşulları ve değişen toplumsal ihtiyaçlar devletin yeniden yapılanmasını zorunlu kılarken, savaşın yol açtığı tahribatı giderme, bozulan gelir dengesi ve fiyat istikrarını yeniden sağlama ve sosyal problemlere çözüm üretme çabaları, devletin sahip olduğu kaynaklarla en yüksek çıktılara ulaşma arayışlarını yoğunlaştırmıştır. Bu arayışlar, klasik denetim yaklaşımlarında farklılaşmayı kaçınılmaz kılmış ve özellikle 1970 lerde yaygınlaşmaya başlayan performans denetiminin temellerini oluşturmuştur. Devletin artan işlevlerine paralel olarak birçok ülkede kamu sektörü önemli ölçüde büyürken ve kamu harcamalarında ciddi artışlar gerçekleşirken, kaynak kullanımında ve hizmet sunumunda verimlilik ve etkinliğin yeterince sağlanamaması, performans denetimine geçişte etkili bir faktör olmuştur. Artan kamu harcamaları ve büyüyen bütçe açıkları, baskı gruplarının hükümetin kamu kaynaklarının kullanımında hesap verebilir olması yönündeki taleplerini artırmıştır. ABD, İngiltere, Kanada gibi ülkelerde vergi 41

46 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : artışlarından yakınmalar, kamu kaynaklarının yönetiminde israf ve savurganlığı konu alan dosyaların medyada geniş yer bulmasına, bu da kamu kaynaklarının yönetimi konusunda bilincin artmasına, sonuçta halkın, vergi mükelleflerinin, baskı gruplarının ve diğer kesimlerin daha hesap verebilir bir yönetim taleplerinin artmasına neden olmuştur (Nath et all., 2005: 18-19). Demokratik gelişim süreci de performans denetiminin gelişmesinde etkili olan temel bir faktördür. Demokrasinin güçlenmesiyle halkın devlet yönetimi konusunda bilinçlenmesi ve devletten talep ve beklentilerinin artması, yönetime katılması ve yönetimi denetlemeye başlaması, aynı zamanda yöneticilerde de halka hesap verme sorumluluğunun güçlenmesi, performans denetimi için gerekli zemini hazırlamıştır. Zira kamu yönetiminde saydamlık, iyi yönetim ve hesap verme sorumluluğu, demokrasinin temelleridir ve demokrasi, iyi bilgilendirilmiş bir halkla sürdürülebilir (Dye, 1996: 14). Gerçek anlamda katılımcı ve hesap verebilir bir yönetimin tesisi, halkın yönetim hakkında yeterli ve objektif bilgiye sahip olması ile mümkündür. Parlamento ve kamuoyunun bilgilendirilmesinde, yönetimde saydamlığın ve sorumluluk duygusunun geliştirilmesinde önemli işlevler üstlenen yüksek denetim kurumları, bu amaçla performans denetimine özel bir önem vermeye başlamıştır. Performans denetiminin kısa sayılabilecek bir zaman içerisinde yaygın olarak benimsenmesi ve sürekli geliştirilerek hemen her ülkede uygulanmaya başlamasında, devletin yapısı, işlevleri ve yönetim anlayışındaki değişim kadar, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, uluslararası etkileşim ve denetimin doğal devinimi gibi faktörler etkili olmuştur. Kamu yönetiminde reform çabaları ve yeni yönetim yaklaşımları da denetimde değişimi kaçınılmaz kılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında geliştirilen kamu yönetimi yaklaşımları, farklı isimler altında da olsa, performans odaklı bir yönetim modellemesi içermektedir. Bu yaklaşımlar çerçevesinde şekillenen kamu yönetimi reformlarında etkinlikle birlikte saydamlık ve hesap verebilirlik ön plana çıkarılmış ve performans denetimi önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası kuruluşlar, hem yönetim hem de denetim alanında sonuç odaklı yaklaşımları yeni bir paradigma olarak ele almıştır. Yönetim reformları ile performans denetiminin gelişmesi arasındaki nedensellik ilişkisi teorik olarak iki yönlüdür: Reform, denetimde yeni yaklaşımları gerekli kılmakta ya da yeni denetim uygulamaları, yönetimde reforma yol açmaktadır (Daujotait ve Macerinskien, 2008: 177). Son dönemlerde anayasalarda kamu otoritesinin ve kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması ilkesi yaygın olarak yer almaya başlamış, aynı zamanda yasallığı ve düzenliliği esas alan klasik bütçe yaklaşımı yerine performans esaslı bütçe sistemleri önem kazanmıştır. Böylece bütçe 42

47 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : ödeneklerinin tahsisi ve kullanımında olduğu gibi, denetiminde de etkinlik temel ölçüt olmaya başlamıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler de, performans denetiminin sürekli gelişerek yaygınlaşmasında önemli bir etkiye sahip olmuştur. Geleneksel denetim yaklaşımlarının yetersizlikleri de, performans denetiminin gelişmesinde önemli bir etken olmuştur. Bitmiş işlemlerin sorgulanmasının yararlılığı yanında, yöneticileri ayrıntılarda boğduğu, kırtasiyeciliği artırdığı, çalışanların motivasyonunu azalttığı, savurganlığı ve kötü yönetimi ortaya koyamadığı, eylemsizliği ödüllendirdiği, dinamik ve esnek yönetimi caydırarak statik yapı ve süreçleri teşvik ettiği gibi eleştiriler, geleneksel denetim yaklaşımlarında değişimi hızlandırmıştır. Geleneksel denetimin yapısal sorunlar için çözüm üretme kapasitesinin sınırlılığı da, yeni denetim yaklaşımlarının hayata geçirilmesi ve özellikle performans denetimi metodolojisinin sürekli geliştirilerek yaygınlaştırılmasını zorunluluk haline getirmiştir. Kamu maliyesinde dönemsel olarak yaşanan ve devletin mali kaynak ihtiyacını artırırken, gelirlerinde büyük düşüşlere yol açan daralma ve krizler de performans denetiminin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu dönemlerde devletin yeni gelir kaynaklarına yönelmesi, tepkilere yol açmaktadır. Örneğin 1970 lerde bu tür bir bunalımın yaşandığı ABD de, zaten daralmanın olumsuz etkileri ile mücadele eden vergi mükelleflerinin vergi artışlarına direnç göstermeleri, kamu hizmetlerinin sunumunda etkinlik ve kamu kaynaklarının kullanımında verimlilik arayışlarını beraberinde getirmiştir (Nath et all., 2005: 17, 18). Bu faktörlerin yanı sıra, merkezi ve yerel yönetimlerin talepleri, parlamento komitelerinin etkisi, yasal düzenlemeler, muhasebe alanındaki gelişmeler ve daha da önemlisi yüksek denetim kurumlarının başkanlarının liderlikleri ve yetişmiş kadrolarının çabaları, performans denetiminin doğuşuna ve gelişmesine katkı yapan diğer faktörlerdir (Nath et all., 2005: 18-19). Küreselleşme sürecinin etkisiyle yüksek denetim kurumları arasında yoğunlaşan işbirliği ve bu kurumların oluşturdukları uluslararası örgütlerin (özellikle INTOSAI) metodoloji geliştirme, standart oluşturma, eğitim ve kapasite geliştirme gibi alanlardaki çalışmaları, performans denetiminin gelişmesi ve yaygınlaşmasına olanak sağlamıştır. Dünya Bankası, IMF, OECD gibi uluslararası kuruluşların destek ve teşvikleri de, bu metodolojinin benimsenmesi ve geliştirilerek uygulamaya geçirilmesini hızlandırmıştır. Performans Denetiminin Tarihsel Gelişim Perspektifi Esasen performans, çok eskilerden beri yüksek denetim kurumlarının çalışmalarını etkileyen bir faktör olmuştur. Örneğin Almanya ve Finlandiya Sayıştayları 19. yüzyılda raporlarında verimliliğe de yer vermiş; İngiltere ve 43

48 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : İrlanda Sayıştayları da benzer şekilde hesap denetimlerinde performansı ilave bir unsur olarak dikkate almışlardır (NAO, 2001: 22). Ancak performans denetiminin tarihi, 1960 larda ABD ve Kanada da gerçekleştirilen ilk uygulamalara dayandırılmaktadır lerde gelişen bu denetim yaklaşımı, 1980 lerde hızla yaygınlaşmıştır (Daujotait ve Macerinskien, 2008: 178) lı yıllarda ise, yönetişim yaklaşımı ile birlikte kamu yönetimi ve kamu maliyesinde etkili olmaya başlayan hesap verebilirlik, saydamlık, etkinlik gibi ilkelerin hayata geçirilmesinde yüksek denetim kurumlarının daha fazla rol üstlenmek zorunda kalması, performans denetimi metodolojisinin gelişmesini ve uygulamasının yaygınlaşmasını hızlandırmıştır. ABD Sayıştayı II. Dünya Savaşı sırasında aşırı artış gösteren bütçe harcamalarını mevcut yöntemlerle denetleyemeyeceğini gördüğünden (ki çalışanına rağmen, 1945 teki yıllık raporunda 35 milyon denetlenemeyen belgeden söz edilmiştir), sistemlerin denetimine yönelik çalışmalar başlatmış ve 1950 den itibaren Kongre nin de desteğini alarak, daha çok özel sektördeki denetim yaklaşımlarını esas alan bir denetim modeli geliştirmiş, 1960 larda gerçekleştirdiği denetimler alanındaki ilk örnekleri oluşturmuştur (örneğin döneminde yoksulluk programları hakkında yapılan denetim sonucunda kapsamlı bir rapor hazırlanmıştır) (Havens, 1990) de olan personel sayısı yeni dönemde hızla azalarak 1960 ta e düşmüştür. Kanada da ise 1950 lerin sonlarında verimli olmayan ödemeler konusunda raporlar hazırlanmaya başlanmıştır ve 70 li yıllarda sürdürülen bu raporlar aracılığıyla yasalara uygun, ancak kamu yararına olmayan ödemeler parlamentonun dikkatine sunulmuştur (Nath et all., 2005: 14; OAG, 2012). Sayıştaya, Parlamento ve hükümetin devlet hazinesi üzerindeki etkin kontrolünü kaybettiği iddiasını vurgulayan 1976 tarihli raporunu izleyen süreçte, 1977 yılında performans denetimi yetkisi tanınmıştır (Defoy, 2011: 3). Hollanda Sayıştayında kamu kurumlarının ve ilk bilgisayar sistemlerinin verimliliğini araştırmak amacıyla 1960 larda bir denetim birimi oluşturulmuştur da yönetim, organizasyon ve kamu hizmetlerinin performansını saptamaya yönelik performans denetimi yapma yetkisi genişletilmiştir de Sayıştaya politika incelemeleri için yasal yetki verilmiş ve 1990 lı yıllarda sınırlı da olsa bu tür incelemeler yapılmıştır den sonra politikaların verimliliği ve etkinliği incelemesine yönelik çalışmalar artmaya başlamıştır. Bu çalışmaların odak noktası, politikaların arzu edilen etkileri gösterip göstermediği, sosyal problemlere odaklanıp odaklanmadığının değerlendirilmesi ve politika ile uygulama arasında farklılıklar bulunup bulunmadığının belirlenmesi idi (Lonsdale, 2011: 6). Örneğin son (2008) küresel krizle mücadele konusunda Maliye Bakanlığınca 44

49 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : uygulanan politikalar hakkında bugüne dek birbirini izleyen 4 adet rapor hazırlanmıştır. Sanayileşmiş ülkelerde gelişen performans denetimi, uluslararası etkileşim ve işbirliğinin de etkisiyle diğer ülkelerde de yaygınlaşmaya başlamış; Doğu Avrupa, Asya ve Latin Amerika da son yıllarda önemli gelişmeler gözlenmiştir. Örneğin performans denetimine ağırlık vermeyi kararlaştıran Güney Kore Sayıştayı, 2002 yılında denetim işgücünün % 91 ini bu denetime ayırmıştır (Kim, 2007: 166). Afrika da ilk olarak 1986 da Güney Afrika Sayıştayında başlayan performans denetimi, 1990 ların başında Botswana da uygulanmaya başlanmıştır (Lonsdale, 2011: 6). Dünyanın en azgelişmiş ülkeleri arasında yer alan Uganda da 1995, Tanzanya da 2001, Malawi de ise 2003 yılında yüksek denetim kurumlarına performans denetimi yetkisi tanınmıştır (Wang ve Rakner, 2005: 14). Ancak Afrika da yönetim alanında etkili olan sorunlar, denetimin gelişmesinin önünde de engel oluşturmaktadır. Yolsuzluklar, yoksulluk, zayıf yönetim, zayıf altyapı, sürekli beyin göçü gibi faktörler, performans denetiminin gelişmesini önlediği gibi, sonuçlarından etkin yararlanılmasını da güçleştirmektedir (Waring ve Morgan, 2007: 352). Yüksek denetim kurumlarında yeterli uzmanlığın bulunmaması; bütçe olanaklarının ve bağımsızlık düzeyinin zayıf olması gibi faktörler de uygulamayı olumsuz etkilemiştir. Fakat uluslararası proje ve eğitim programlarının sürekli artması, uluslararası kuruluşların ve gelişmiş ülkelerin desteğindeki artış vb. faktörler, son yıllarda uygulamaya ivme kazandırmıştır. AFROSAI-E (İngilizce Konuşan Afrika Sayıştayları Örgütü), performans denetimini 6 temel zorunluluktan biri saymakta ve uluslararası standartlara uyum sağlamak için, halen 300 olan performans denetçisi sayısının 10 katına çıkarılması gerektiğini savunmaktadır (Ling, 2011). İsveç, Kanada, İngiltere gibi ülkelerin yüksek denetim kurumları son yıllarda kapsamlı eğitim programları ya da kapasite geliştirme projeleri kapsamında bu ülkelerde performans denetimi eğitimi vermektedir. Hatta en iyi performans denetimi ödülü gibi teşvik mekanizmaları da kullanılmaktadır. Örneğin İsveç Sayıştayınca her yıl verilen en iyi performans denetimi ödülü, 2011 yılı için Uganda Sayıştayına verilmiştir (bkz. Dünya Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası kuruluşlar da performans denetimi kapasitesini artırmaya yönelik projelere destek vermektedir. Performans denetiminde uluslararası işbirliği giderek önem kazanmakta ve başta çevre olmak üzere çeşitli alanlarda bölgesel ve hatta küresel denetim çalışmalarına ağırlık verilmektedir. Örneğin iklim değişikliği konusunda dünyanın değişik bölgelerinden 14 ülke Sayıştayı ve Dünya Bankası İç Denetim Birimi bir araya gelerek küresel eşgüdümlü bir denetim gerçekleştirmiştir. Bölgesel düzeyde ise ormanların korunması, denizlerin 45

50 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : kirletilmesinin önlenmesi, küresel ısınma ile mücadele gibi konularda çok sayıda ortak denetim çalışması yürütülmüştür (bkz. Bu tür denetimler hem performans denetiminin yaygınlaşmasına, hem de ülkeler arasında bilgi ve deneyim aktarımı yoluyla metodolojisinin gelişmesine katkı yapmaktadır. Vatandaşın daha kaliteli ve etkin hizmet beklentisi, küresel etkileşim, düşük performansın küresel düzeyde yol açtığı sorunlara acil çözüm ihtiyacı gibi etkenler, performans denetimlerini yönlendirmekte ve sürekli geliştirilerek yaygınlaştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Ülkemizde ise 1998 yılında yapılan yasal düzenleme ile Sayıştaya performans denetimi yapma yetkisi verilmiş; ancak bu yetki sağlıklı şekilde kullanılamamış, üretilen sınırlı sayıdaki raporların parlamentoda görüşme konusu yapılması dahi sağlanamamıştır yılında yürürlüğe giren yeni Sayıştay Kanunu ise, performans denetimini hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergeler ile ilgili olarak faaliyet sonuçlarının ölçülmesi olarak tanımlamış, uluslararası standartlara ve evrensel uygulama örneklerine uygun bir performans denetimi yerine, kurumlarca yapılması zorunlu olan performans ölçümünü gerçekleştirme görevini Sayıştaya vermiştir. Bu şekilde dünya ile ters yönlü bir gelişmenin yaşandığı ülkemizde, bu yetkinin Sayıştaya evrensel standartlarda yeniden tanınmasının büyük önem ve aciliyet taşıdığı düşünülmektedir. Performans Denetiminin Kapsam ve Metodolojisindeki Gelişmeler Başlangıçta harcamaya odaklanan ve ekonomi, verimlilik ve dar anlamda bir etkinlik arayışı çerçevesinde şekillenen performans denetimleri, zamanla çok daha kapsamlı amaç ve işlevlere yönelmiştir. Özellikle gelişmiş ülke uygulamalarında bu denetimlerin temel odağını, halka ait kaynaklarla yürütülen her türlü kamu hizmetinin halkın talep ve beklentileri doğrultusunda, çevreye ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarına duyarlı (sürdürülebilir), etik değerlerle uyumlu, adil ve dengeli bir şekilde ve en uygun kalitede sunulması hedefi oluşturmaktadır. Daha genel bir ifadeyle devletin tüm sistem ve aygıtlarının halkın refah ve mutluluğunu en çok artıracak ilke, yöntem ve amaçlar çerçevesinde yapılandırılması, yönetilmesi, sürekli ve sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi, performans denetimlerinin yöneldiği temel amaç haline gelmektedir. Bu nedenledir ki performans denetimi, son dönemlerde literatürde ve uluslararası kuruluşların gündeminde yoğun bir şekilde yer alan etkin devlet arayışlarının çok önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Bugün için eğitim, sağlık, çevre, tarım, sosyal güvenlik gibi temel alanlarda sergilenen performansa yönelik olarak tüm dünyada yaygın bir tatminsizlik olduğu; yeniden yapılanma ve reform çabalarının da özellikle bu 46

51 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : alanlarda süreklilik kazandığı bilinmektedir. Bu nedenle performans denetimlerinin de öncelikli olarak bu alanlara yoğunlaştığı ve etkinlik unsuruna odaklandığı görülmektedir. Devletin geleneksel ve çağdaş birçok işlevinde etkinliği artırmak için yüksek denetim kurumlarının ele aldıkları konular benzerlik taşımaktadır. Bunlar arasında çevrenin korunması, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, eğitim kalitesinin yükseltilmesi, sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, farklı nüfus gruplarının (çocuklar, engelliler, yaşlılar vb.) korunması ve sağlıklı gelişimlerinin sağlanması, suç oranlarının azaltılması, gıda güvenliğinin sağlanması, kültürel mirasın korunması, küresel ısınma ile mücadele, su kaynaklarının geliştirilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması, çeşitli alanlarda hizmet kalitesinin yükseltilmesi, ekonomik ve mali kaynakların geliştirilmesi gibi çok geniş bir yelpazedeki konular yer almaktadır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere, gelişmiş ülkelerde performans denetimleri giderek artan oranda devletin yapı ve işleyişinin ve çok çeşitli alanlardaki fonksiyonlarının etkin kılınması amacına yönelmektedir. Günümüzde performans denetimi uygulamaları geçmişe ait değerlendirmelerden ya da bugüne ait sorunlara çözümler üretmekten ziyade, giderek artan ölçüde geleceğe ait sorunlara bugünden çözüm üretme çabasına yönelmektedir. Örneğin küresel ısınma, devletin işlevlerinde ve dolayısıyla kamu harcamalarının yapısında bir değişimi kaçınılmaz kılmaktadır. Dolayısıyla bu alanda gecikmenin yol açacağı olağanüstü maliyet artışlarını ve diğer riskleri ortaya koymak ve bu tür sorunlarla etkin mücadele için önceden alınması gereken önlemleri yöneticilerin, parlamentonun ve kamuoyunun bilgisine sunmak, bu alanda yapılmış harcamaların değerlendirilmesinden daha büyük önem taşımaktadır. Bir başka deyişle bu alanda yapılmış ve yapılmakta olan harcamalarda tutumluluğun sağlanıp sağlanmadığı, bu harcamalar ile karşılığında üretilen mal/hizmet arasında rasyonel bir ilişkinin bulunup bulunmadığı ya da yürütülen her bir hizmet kalemi için belirlenmiş amaç veya göstergelere ulaşılıp ulaşılmadığından öte, gelecekte çok daha yüksek maliyetlerle yüzleşilmesini engelleyecek önlemlerin bugünden alınıp alınmadığının değerlendirilmesi, kuşkusuz daha anlamlı ve değer katan bir yaklaşımdır. Zira BM Binyıl Deklarasyonunda da ifade edildiği üzere, para her şey değildir; sonuçlara odaklanmak konusunda küresel bir konsensüs bulunmaktadır. Performans denetiminin kapsamı kadar, metodolojisi de sürekli gelişmektedir. Küreselleşme ile birlikte giderek küçülen dünyamızda her alanda olduğu gibi denetim alanında da dünyadaki bilgi ve deneyimlerin paylaşılması olanakları artmış; bu paylaşım, denetim metodolojisinin bilimsel gelişmeler ve mesleki birikim ve deneyimler ışığında sürekli geliştirilmesine, evrensel normlara kavuşturulmasına fırsat sağlamaktadır. 47

52 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kamu hizmetlerinin kalite ve etkinliğinin vatandaş odaklı bir yaklaşımla değerlendirilmesi gereği, denetimde sosyal bilimlerdeki araştırma yöntem ve tekniklerinin yaygın kullanımını zorunlu kılmış; özellikle odak gruplar ve anket gibi tekniklerin yaygın olarak kullanılmaya başlanması, vatandaşların talep ve beklentilerinin denetim aracılığıyla hizmetlere yansıtılmasında etkili olmuştur. Kıyaslama da, denetlenen kurumların iyi yönetim ilkeleri ve genel kabul görmüş standartlar çerçevesinde, özellikle de iyi uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması suretiyle geliştirilmesinde önemli katkılar sunmaktadır. Benzer kurumlar ve özel sektör yanında, diğer ülkelerdeki iyi uygulama örnekleri de uluslararası kıyaslama yöntemi aracılığıyla giderek artan oranda yüksek denetim kurumlarının denetim raporlarında referans olarak alınmakta ve önerilere kaynak teşkil etmektedir (Azuma, 2005: 69-82). Performans denetimi metodolojisinde önem kazanan diğer bir unsur, kalite güvencesidir. Temelde denetlenen kurum ve faaliyetlere ilişkin sistemleri, süreçleri ve uygulamaları geliştirmeyi, kalitesini yükseltmeyi amaçlayan performans denetimlerinin, kendi iç sürecinde de etkin kalite güvence sistemlerine sahip olması beklenmektedir. Özellikle küresel mali ve ekonomik kriz, profesyonel, hesap verebilir ve yüksek kalitede bir kamu denetiminin ne denli büyük avantajlar sağladığını ortaya çıkarmıştır (Midaoui, 2010: 2). Performans denetimlerinin kendi performansı da önem kazanmakta; geniş alanlarda yürütülen, uzun süreli ve kapsamlı denetimler yerine, spesifik alanlara yoğunlaşan, zaman ve maliyet etkin denetimlere yönelinmekte; sınırlı sayıda, ancak etkili, uygulanabilir ve izlenebilir öneriler içeren, etkin bir değişime yol açma potansiyeli taşıyan, özlü denetim raporları tercih edilmektedir. Performans denetiminin daha katılımcı yöntemlerle gerçekleştirilmesi, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşın sürece dahil edilmesi, medyanın gücünden daha etkin yararlanılması, parlamenterlerin ilgisinin daha fazla çekilmesi, akademik ve teknik bilgi birikiminden etkin yararlanılması, bu alandaki diğer evrensel arayışlar arasında yer almaktadır. Performans Denetiminin İşlevlerindeki Gelişmeler Kamu yönetiminde, özellikle de kamu mali yönetim sisteminde yaşanan başarısızlıklar, sadece ilgili ülkeleri değil, tüm dünyayı sarsan etkiler doğurmakta; kötü yönetim tüm insanlığa ciddi maliyetler yüklemektedir. Bu nedenle kötü yönetimle mücadele ve daha demokratik bir yönetimin inşasında performans denetiminden beklentiler artmakta ve performans denetiminin işlevleri sürekli gelişmektedir. 48

53 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Performans denetimi, iyi yönetim uygulamalarının belirlenmesi ve geliştirilerek yaygınlaşmasında önemli bir etkiye sahiptir. Kamudaki yönetim ve organizasyon süreçlerinin geliştirilmesi, hizmet kalitesinin artırılması, girdilerde ve süreçlerde tasarruf sağlanarak maliyetlerin azaltılması, topluma ve bireylere daha çok değer katacak alanlara ve stratejilere yönelinmesi gibi hususlarda yetkililere yol gösterir. Bu yolla kamu yöneticilerini sürekli gelişim ve reform konusunda cesaretlendirir ve destekler. Bu çerçevede performans denetiminin önem kazanan bir yönü, örgütsel öğrenme sürecindeki rolüdür. Performans denetimi raporlarında yer alan bulgular, analizler ve öneriler, kurumlar için önemli bir öğrenme aracı olarak işlev görebilir. Denetim aracılığıyla kurumlardaki süreçlerin iyileştirilmesine yapılan katkı, bu kurumlarda süreç iyileştirmenin sürekli bir gündem haline gelmesini sağlayabilir. İyileştirmenin ötesinde değişim için etkili bir araç haline gelebilir ve bu yolla değişim yönetiminin kurumsal kültürün bir parçası haline gelmesini sağlayabilir. Demokratik yönetimin güçlendirilmesinde de performans denetimleri önemli bir araç olup, yüksek denetim kurumları bu araçla, başta parlamento olmak üzere kamu otoritelerinin kontrol ve gözetim işlevlerini vatandaşların yararı doğrultusunda yürütmelerine (yani hesap verebilirliğe) imkan sağlayacak şekilde, kamu kaynaklarının kullanımı hakkında bağımsız bilgi ve güvence sağlamak (saydamlığı güçlendirmek) suretiyle yönetişim kapasitesinin güçlendirilmesinde ve kamuya güvenin tesis edilmesinde önemli işlevler üstlenebilir (Caldeira, 2011: 3). Performans denetimi halkı bilgi ile güçlendirerek, vatandaşın yönetimle iletişiminin temel bir aracı haline gelebilir. Denetim, halkın sahip olmadığı ya da erişemediği bilgiyi paylaşarak, belirli konularda (çevre, yolsuzluk, etik vb.) gündem oluşmasına, kamusal faaliyetlerin amaçları ile yöntemlerinin, maliyetlerinin ve finansman şekillerinin doğru bilgilerle yeniden analizine ve sorgulama yoluyla ihtiyaç duyulan alanlarda değişim baskısının oluşmasına katkı yapar. Vatandaşın bu şekilde yönetimi etkilemesi, kararlara daha etkili ve bilinçli şekilde katılması, kuşkusuz yönetimin demokratik niteliğini ve halkın huzur ve refahını artıracaktır. Kamu yönetiminde saydamlığı geliştirmek amacıyla performans denetiminin halkı güçlendirecek bir araç olarak nasıl kullanılabileceği konusu, başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların son yıllarda önemle eğildikleri bir konudur. Denetimin, vatandaşın hayatına değer katan ve vatandaşı güçlendiren, sosyal gelişmeyi destekleyen bir araç olarak nasıl daha etkin ve anlamlı hale getirilebileceği, BM ve INTOSAI tarafından 2011 yılında yapılan 21. ve 2013 yılında yapılacak olan 22. ortak sempozyumların gündemini oluşturmuştur. 49

54 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Performans denetimi, kamudaki plan, program, proje ve faaliyetlerin performansını artırarak kurumların güvenilirliğini ve itibarını artırdığı gibi, toplumun gelecekteki problemlerle başa çıkma kapasitesini artırmakta (Funkhouser, 2005: 1); bu şekilde sadece ilgili toplumun değil, tüm dünyanın benzer problemlerinin çözüme kavuşturulmasına katkı yapmaktadır. Zira günümüz dünyasında ekonomik ve mali alandaki sorunlar hızla küresel boyut kazanırken, aynı şekilde yerel, ulusal ya da bölgesel ölçekteki iyileşmeler küresel düzeyde de etkisini göstermektedir. Performans denetimi, uluslararası kuruluşların dünya ölçeğinde yürüttüğü faaliyetlerin amacına ulaşmasında da önemli bir etkiye sahiptir. Kalkınma yardımları, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele, idari kapasitenin güçlendirilmesi gibi amaçlarla özellikle azgelişmiş ülkelere yaptıkları yardım ve sundukları diğer imkanların amacına hizmet edecek şekilde kullanılmasında performans denetimleri önemli katkılar sağlayabilecek potansiyele sahiptir. Bu nedenledir ki performans denetimi alanındaki araştırma ve yayınların büyük bölümü bu kuruluşlara aittir ve eğitim, kapasite geliştirme vb. amaçlarla bu metodolojinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına ciddi katkılar sunmaktadır. Performans denetiminin önemli bir özelliği de, ele aldığı konuların birçoğunun evrensel nitellik taşıması ve her ülke için değer taşımasıdır. Bu nedenledir ki, yüksek denetim kurumları arasındaki işbirliği ve ortak çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Çevrenin korunması, kara para aklama ile mücadele, küresel iklim değişikliğine uyum, uyuşturucu ticareti ve insan kaçakçılığı ile mücadele, uluslararası işbirliği projelerinin etkinliği gibi konular yüksek denetim kurumlarının gündeminde giderek daha fazla yer almakta ve uluslararası denetimler aracılığıyla bölgesel ve küresel düzeyde çözümler üretilmesi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmalar, uluslararası sistemin tüm insanlığın çıkarları doğrultusunda etkin işlemesine, bir başka deyişle küresel refah ve barışa katkı sunan bir işleve de sahiptir. Öte yandan küreselleşme ile birlikte verimlilik ve etkinliğin standartları da küresel ölçekte belirlenir hale gelmekte, ulusal yönetimlerin vatandaşlarına kendi ölçütlerine göre değil, evrensel ölçütlere uygun hizmetler sunması beklenmektedir. Dolayısıyla kurumsal ya da ulusal düzeydeki etkinlik arayışları, aslında ilgili kurum ya da ülkenin uluslararası alandaki rekabet gücünü artırmakta; bu da aynı zamanda küresel refahın artmasına katkıda bulunmaktadır. Zira kıt ekonomik kaynakların dağılımında etkinliği artırmak, dünya üretimi ve refahının yükselmesine katkıda bulunabilecek bir gelişmedir (Seyidoğlu, 2003: 143). Bu durum, yüksek denetim kurumlarının çabalarını giderek uluslararası bir etkileşim içerisinde ve evrensel boyutta geliştirmelerini gerektirmekte ve küresel gelişmeye katkı yapma işlevini önemli kılmaktadır. 50

55 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : SONUÇ Tarih boyunca devletin yapısı, amaçları, işlevleri ve işleyişinde gerçekleşen kapsamlı dönüşümler, toplumun sürekli artan ihtiyaçlarını sınırlı kaynaklarla karşılama arayışları çerçevesinde şekillenmiştir. Küresel değişim dinamiklerinin de etkisiyle son dönemlerde yoğunlaşan bu arayışlar, yönetimde olduğu gibi denetimde de etkinlik unsurunu ön plana çıkarmış ve 1970 lerden itibaren performans denetimleri tüm dünyada yaygınlaşmaya başlamıştır. Kamu kaynaklarının verimli, etkin ve saydam bir şekilde kullanılması ve sonuçlarından dolayı hesap verilebilmesinde performans denetimleri kilit rol üstlenecek temel mekanizmadır. Performans denetiminin kamudaki sorunlu alanlara odaklanarak performansı ve çözümü gündeme taşıması, kamuoyu, parlamento ve diğer tarafları bilgilendirmesi, demokratik vatandaşlığa destek vermesi, yönetimin halka hesap vermesine aracılık yapması, saydamlığı güçlendirmesi ve bütüncül bir kalite ikliminin oluşmasına katkı yapması önemlidir ve demokratik bir yönetim için vazgeçilmezdir. Devlet, toplum ve piyasa ilişkilerinin küresel boyutta bir etkileşim içerisinde yeniden tasarlandığı günümüzde etkinlik, devletlerin sadece ulusal ölçekte vatandaşlarına daha fazla ve daha kaliteli hizmet sunmaları anlamına gelmemekte, ülkelerin uluslararası ölçekte rekabet güçlerinin artmasında da önemli bir etkiye sahip olmaktadır. Bu nedenle yüksek denetim kurumlarının gerek ulusal, gerekse biraraya gelerek uluslararası düzeyde yürüttükleri performans denetimleri, ortak sorunların çözümünde ve küresel refahın artmasında önemli katkılar sağlamaktadır. Bu yönüyle uluslararası kuruluşların dünya ölçeğinde yürüttüğü faaliyetlerin amacına ulaşmasına da katkı sunan performans denetimlerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasında bu kuruluşların harcadığı çabalar dikkate değerdir. Daha güvenli, istikrarlı ve müreffeh bir dünya için mali sistemlerin kötü yönetilmesinden kaynaklanan ve tüm dünyayı etkileyen krizleri doğuran sorunlarla daha etkin mücadele edilmesi, küresel toplumun temel bir önceliğini oluşturmaktadır. Aynı amaçla yolsuzluk ve yoksulluğun azaltılması, çevrenin korunması, ekonomik kalkınmanın gelecek kuşakları da dikkate alacak şekilde sürdürülmesi, küresel toplumun uzlaştığı ortak bir hedeftir. Kamu yönetiminin daha şeffaf, hesap verebilir, vatandaşın talep ve beklentilerine duyarlı bir şekilde geliştirilmesi de, her toplumun temel bir arayışı haline gelmiştir. Bu amaçlara evrensel düzeyde ulaşılabilmesi için, performans denetiminin sürekli geliştirilmesi ve tüm dünyada yaygın ve etkili şekilde uygulamaya geçirilmesi önem taşımaktadır. Ülkemizde son yıllarda yapılan yasal müdahalelerle uluslararası standartlardan ve evrensel uygulama çerçevesinden uzaklaştırılan performans 51

56 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : denetiminden, kamu yönetiminin geliştirilmesi ve mali yönetimin güçlendirilmesi amacıyla daha etkin yararlanılabilmesi için, hukuksal ve kurumsal altyapısının güçlendirilmesi ve uygulamasının hızla yaygınlaştırılması gerekmektedir. KAYNAKÇA Akyel, Recai Köse, H. Ömer (2010), Kamu Yönetiminde Etkinlik Arayışı: Etkin Kamu Yönetimi İçin Etkin Denetimin Gerekliliği, Türk İdare Dergisi, Sayı: 466 (Mart), s Altuğ, Figen (1995), Mali Denetim, Uludağ Üniversitesi Basımevi, Bursa. Azuma, Nobuo (2005), The Role of the Supreme Audit Institution in New Public Management (NPM): The Trend of Continental Countries, Government Auditing Review, Vol. 12. Barzelay, Michael (1996), "Performance Auditing and the New Public Management: Changing Roles and Strategies of Central Audit Institutions", Performance Auditing and the Modernization of Government, OECD-PUMA Publications, Paris, s Batırel, Ö. Faruk (1982), Kamu Bütçesi, İstanbul. Caiden, Garold E. (1988), Devlet Denetiminin Yeni Yönleri, Devlet Denetimi (Makaleler), Sayıştay, 125. Kuruluş Yıldönümü Yayınları, Ankara. Caldeira, Vitor (2011), The Importance of Enhancing Accountability and Transparency in the Struggle Against the Financial Crisis, and the Role of SAIs, A Contribution of the European Court of Auditors, 1st EUROSAI- ASOSAI Joint Conference, September 2011, İstanbul. Coşkun, Gülay (1997), Devlet Bütçesi, (5. Bası), Turhan Kitabevi, Ankara. Daujotait, Dalia Macerinskien, Irena (2008), Development of Performance Audit in Public Sector, 5th International Scientific Conference on Business and Management, May 2008, Vilnius, Lithuania, s , http//www.theiia.org/chapters/pubdocs/303. Defoy, Sebastien T. (2011), Performance Audit at the Office of the Auditor General of Canada: Beyond Bean Counting, Library of Parliament Background Paper, Ottawa, Canada. Dye, Kenneth M. (1996), Accountability, Auditing and Democracy, (Notes for an Address to The Commonwealth Conference of Auditors General), Lahore. Durmuş, Mustafa (2006), Kamu Harcamalarının Artışını Açıklayan Makro ve Mikro Modellere İlişkin Bir Değerlendirme, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 8 / 3, s

57 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Ergun, Turgay (1997), "Postmodernizm ve Kamu Yönetimi", Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, Sayı 4, s.3-15 Falay, Nihat (1987), Program Bütçe ve Sıfır Esaslı Bütçeleme Sistemleri, İ.Ü.İ.F. Maliye Araştırma Merkezi Yayını, No: 71, İstanbul. Funkhouser, Mark (2005), Performance Auditing for Added Value: Governance, Politics and Accountability, 2nd Biennial Forum of Central Region Government Auditors, Missouri, August 9. Havens, Harry S. (1990), The Evolution of the General Accounting Office: From Voucher Audits to Program Evaluations, United States General Accounting Office (GAO) History Program, Washington D.C. INTOSAI (2005), INTOSAI Implementation Guidelines for Performance Auditing, INTOSAI. INTOSAI (2012), Code of Ethics and Auditing Standards, ( ). Kim, Hyunku (2007), The Conflict Between Auditing and Evaluation in Korea, Auditing for Social Change: A Strategy for Citizen Engagement in Public Sector Accountability, United Nations, New York. Köse, H. Ömer (2012), Küresel Krizle Mücadelede Denetimin Önemi ve Yüksek Denetim Kurumlarının Rolü, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 3, s Köse, H. Ömer (2007), Dünyada ve Türkiye de Yüksek Denetim, Sayıştay 145. Kuruluş Yıldönümü Yayınları (2. Baskı), Ankara. Ling, Tom (2011). Performance Auditing: Contributing to Accountability in Democratic Government (Ed. Jeremy Lonsdale, Peter Wilkins and Tom Ling), Edward Elgar Publishing, 2011, Massachussets (USA). Lonsdale, Jeremy (2011), Introduction, Performance Auditing: Contributing to Accountability in Democratic Government, (Ed. J. Lonsdale, P. Wilkins and T. Ling), Edward Elgar Publishing, 2011, Massachussets (USA). Lonti, Z. Woods, M. (2008), Towards Government at a Glance: Identification of Core Data and Issues related to Public Sector Efficiency, OECD Working Papers on Public Governance, No. 7, OECD Publishing. Midaoui, A. E. (2010), Building Professional, Organizational and Institutional Capacities of SAIs, Conference on Strengthening External Public Auditing in INTOSAI Regions, Vienna, May NAO (2001), State Audit in the European Union, National Audit Office of UK. 53

58 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Nath, Nirmala Peursem, Karen Van Lowe, Alan (2005), Public Sector Performance Auditing: Emergence, Purpose and Meaning, The University of Waikato Working Paper Series, No: 81, Hamilton (New Zeland). OAG (2012), A Brief History, Office of Auditor General of Canada, ( ). Pöysti, Tuomas (2007), Future of Public Audit and Accountability, European Court of Auditors Seminar on The Future of Public Auditing and Accountability in the European Union, Luxembourg, 18th October Sakal, Mustafa Şahin, Elif Ayşe (2008), Kamu Kurumlarında Performans Ölçümü ve Sayıştay Denetimi İlişkisi: Türkiye deki Düzenlemeler Bakımından Bir Değerlendirme, Sayıştay Dergisi, Sayı 68 (Ocak-Mart), s Sawadogo, Jean-Baptiste (2008), Performance Audit: Managing for Results to Value for Resources, ICGFM Miami Conference & Training 2008, May 22. Seyidoğlu, Halil (2003), Uluslararası Mali Krizler, IMF Politikaları, Azgelişmiş Ülkeler, Türkiye ve Dönüşüm Ekonomileri, Doğuş Üniversitesi Dergisi, 4 (2), s Wang, Vibeke Rakner, Lise (2005), The Accountability Function of Supreme Audit Institutions in Malawi, Uganda and Tanzania, CMI Report, Bergen, Norway. Waring, Colleen G. Morgan, Stephen L. (2007), Public Sector Performance Auditing in Developing Countries, Performance Accountability and Combating Corruption, (Ed. Anwar Shah), The World Bank, Washington D.C. s Burke, Brendan and Wendy Haynes (2008), Performance Audits, Encyclopaedia of Public Administration and Public Policy (Ed. Rabin, Jack Wachhaus, Taaron), (Second edition). 54

59 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : TÜRKİYE DE TARIMSAL KOOPERATİFLERİN BAŞARISI VE 1 MEMNUNİYET ANALİZİ 0F 2 Ahmet ŞAHİN1F Murat CANKURT3F 4 3 Bülent MİRAN2F 5 Cihat GÜNDEN4F Özet: Bu çalışmanın amacı Türkiye de tarımsal kooperatiflerin başarısı ve ortakların memnuniyetini analiz etmektir. Araştırmanın ana materyalini 392 kooperatif ortağı ile yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmuştur. Çalışmanın Türkiye yi temsil etmesi bakımından anketler 7 coğrafi bölgede yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, kukla değişkenler probit ve kategorik değişkenler sıralı logit ile analiz kullanılmıştır. Probit ve sıralı logit analizi sonucuna göre kooperatife ortak olmada etkili faktör; adaletli yönetim anlayışı, kooperatif memnuniyetini ve başarıyı pozitif yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Kooperatif Başarısı, Kooperatif Memnuniyeti, Probit, Logit Success And Contentment Analysis Of Agricultural Cooperatives In Turkey Abstract: The aim of this study is to analyze the success and contentment of agricultural cooperative in Turkey. The main material of this study is original data that obtained from the face to face interviews with 392 members of agricultural cooperatives. Surveys have been made in 7 geographic regions in order to represent all of Turkey. Descriptive statistics, probit and ordered logit were used analysis of the data. According to probit and ordered logit analysis, the fair management and the contentment of members about Cooperatives are effective in the success of Cooperatives. Logit Keywords: Cooperative Success, Cooperative Contentment, Probit, 1 Bu Araştırma TÜBİTAK Tarafından Proje No: 109O609 İle Desteklenmiştir. 2 Doç,Dr, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Öğretim Üyesi 3 Prof. Dr. Ege Üniversitesi, Öğretim Üyesi 4 Yrd. Doç. Dr. Adnan Menderes Üniversitesi, Öğretim Üyesi 5 Doç. Dr. Ege Üniversitesi, Öğretim Üyesi 55

60 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : GİRİŞ Tarımsal faaliyetler çeşitli riskler altında gerçekleştirilmektedir. Tarımda riskleri azaltmanın ve sektörü güçlü hale getirmenin en önemli yollarından biri, üreticilerin kooperatifler şeklinde örgütlenmeye gitmesidir. Türkiye de tarımsal kooperatifçiliğin istenen düzeyde olmadığı da kabul edilmektedir. Dünyada pek çok ülke kooperatifleşmeyi başarıyla uygularken Türkiye nin kooperatifleşmede başarısız olması önemli bir araştırma konusudur. Tarımın sanayiden en önemli farklarından biri, hem piyasalar açısından, hem de üretim süreci boyunca maruz kaldığı çevresel etkiler açısından, daha riskli olmasıdır. Bunun getirdiği kayıplar, bir taraftan üreticiyi etkilerken, diğer taraftan da tüketiciyi etkilemektedir. Bu bağlamda çiftçilerin örgütlenmesi, üretimin başından sonuna kadar ve hatta üreticilerin sosyal hayatı dahil olmak üzere, her aşamada fayda sağlayabilecek olan bir faaliyettir. Ayrıca AB fonlarından yararlanmada kooperatiflerin etkinliği bilinmektedir. Bu nedenle; Türkiye de tarımsal kooperatifçiliğin yaygınlaşmasını ve sürdürülebilir başarıyı yakalamasını sağlayacak politikaların geliştirilmesinde, kooperatif ortakları olan çiftçilerin memnuniyetinin sağlanmasında, hangi değişkenlerden nasıl yararlanılması gerektiğini belirlemek çok önemlidir. Bu etkenlerin belirlenmesi ve kullanılmasıyla; üreticilerin gelir artışı ve refahına, tüketicilerin fayda artışına, yöneticilerin memnuniyetine, politikacıların başarılarına ve ülkenin tarımsal kooperatifçilik ve ardından tarımsal anlamında kalkınmasına ve daha bir çok kazanıma, olumlu etki edeceği düşünülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki; çıkan sonuçları politikalara ve stratejilere dönüştürerek uygulamaya geçirilmesi, kooperatif ve üst örgüt yöneticilerine ve tarım politikaları için karar alcılara düşmektedir. Elde edilecek bulguların tarım sektörünün yapısına, kooperatifçiliğin gelişmesine ve kooperatifçilik ile ilgili politikaların belirlenmesine önemli katkılarının olacağı düşünülmektedir. Tarımsal amaçlı kooperatifler, tarımsal faaliyeti gerçekleştirmek için köy, belde ve ilçe gibi yerleşim merkezlerinde kurulabilmektedir. Tarım kooperatifleri çiftçilerin ekonomik haklarını korumak ve daha fazla kar elde etmeleri için kurulurlar. Bu kar; kooperatifin fiyatları etkilemesi ya da gerekli girdilerin temini ile verim artışı şeklinde olur (Yercan, 2003). Araştırma kapsamına 1163 sayılı kooperatifler kanununda yer alan tarımsal kalkınma kooperatifleri alınmıştır. Tarımsal kalkınma kooperatifleri demokratik örgütlenmenin ve kırsal kalkınmanın en temel yapısını oluşturmaktadır. Türkiye de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde toplamda 25 kooperatif çeşidi bulunmaktadır. Türkiye de toplam kooperatif sayısı ve ortak sayısı dur. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı birim ve ortak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına Bağlı

61 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : birim, ortak, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı birim ve ortak bulunmaktadır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı olan Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Su Ürünleri Kooperatifi, Sulama Kooperatifi ve Pancar Ekicileri Kooperatifi 1163 nolu Genel Kooperatifler Kanununa tabii iken Tarımsal Kredi Kooperatifi 1581 nolu kanuna tabidir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı kooperatiflerin %62.92 lik kısmını Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri birimleri oluşturmaktadır. Bunu %19.22 ile Sulama Kooperatifleri takip etmektedir. En az birimi olan kooperatif ise %0.24 ile Pancar Ekicileri Kooperatifi dir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı kooperatiflerin ortak sayısı incelendiğinde ise en fazla ortağı olan kooperatif %42.12 l,k pay ile Pancar Ekicileri Kooperatifi daha sonra ortak ile %27.84'lük pay ile Tarım Kredi Kooperatifi takip etmektedir. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ise % lık paya sahiptir. En az ortağı olan kooperatif ise Su Ürünleri Kooperatifidir. Toplam birim sayısının %15.42 sini Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı kooperatifler oluştururken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı birim kooperatifler %68.68'i, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına bağlı kooperatif sayısı ise toplam birimlerin %15.89 nu oluşturmaktadır Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı ortak sayısı toplam ortak sayısının %47.98 sini oluşturmaktadır yılına ait olan güncel verilere göre kooperatif sayıları araştırmanın yapıldığı döneme göre artmış göstermiştir (Anonim, 2013) 57

62 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo1. Türkiye de kooperatifçilik yasasına göre faaliyette bulunan kooperatifler İlgili Bakanlık Kooperatif Çeşitleri Kooperatif Sayısı Ortak Sayısı Tarımsal Kalkınma Gıda, Tarım ve Hayvancılık Koop. Sulama Koop Bakanlığı Su Ürünleri Koop Pancar Ekicileri Koop Tarım Kredi Koop ARA TOPLAM Çevre ve Konut Yapı Koop Şehircilik Küçük San.Sit.Yapı Bakanlığı Koop. Toplu İşyeri Yapı Koop ARA TOPLAM Tarım Satış Koop Bağımsız TSK Tütün Tarım Satış Koop. Yaş Sebze Meyve Koop. Tüketim Koop Motorlu Taşıyıcılar Koop. Gümrük ve Esnaf Sanat.Kef.Koop Ticaret Küçük Sanat Koop Bakanlığı Temin Tevzi Koop Turizm Geliştirme Koop. Üretim Pazarlama Koop. Tedarik Kefalet Koop Yayıncılık Koop Hamallar Taşıyıcılar Koop. İşletme Koop Yardımlaşma Koop Eğitim Koop ARA TOPLAM GENEL TOPLAM Kaynak: Anonim,

63 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Bu çalışmanın amacı Türkiye de tarımsal kalkınma kooperatiflerinin başarısı ve ortaklarının memnuniyetinde etkili olan faktörleri belirlemektir. Tarımsal kooperatiflerin en önemli görevi çiftçilerin ekonomik haklarını korumasıdır. Çiftçiye sağlanan ekonomik yararlar yanında, yöresel ve bölgesel kalkınmada önemli rol oynamaktadır. Fas ta Dossa (2011) tarafından yapılan çalışmada kooperatifler kalkınma stratejisi unsuru olarak değerlendirilmiştir. Ülkemizde tarımsal kooperatifçiliğin daha çok sayısal olarak geliştiği, işletmecilik açısından yeterli değildir (Acar ve Yıldırım, 2000). Tarımsal kooperatifçilik konusunda literatür oldukça geniştir. Bir kısım çalışmalar kooperatif üyelerinin ekonomik analizini esas alırken (Yercan, 1996; Acar ve Yıldırım 2000; Dedeoğlu ve Yıldırım, 2006), bir bölümü ise kooperatifin sosyo ekonomik faaliyetlerini incelemektedir (Yıldırım ve Acar, 1999; Karlı ve Çelik, 2003; Özdemir, 2005; Ünal ve Yercan, 2006; Serinikli bve İnan, 2007; Ünal ve ark., 2009). Dakurah ve ark. (2005) tarafından Bir tür likert ölçeği kullanılarak kooperatif memnuniyeti analiz edilmiştir. Zarafshani ve ark. (2010) yaptıkları çalışmada İran da kooperatiflerin başarısını sorgulamışlardır. Hayvancılık kooperatiflerinin başarısını etkileyen faktörler Azadi ve ark. (2010) tarafından incelenmiştir. Ancak tarımsal kooperatiflerden derlenen veriler ile sayısal modellemeler yapılarak kooperatif başarısının ve ortakların memnuniyetinde etkili olan faktörlerin ortaya konulmamış olması bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. MATERYAL VE YÖNTEM Bu çalışmanın esas materyalini, tarımsal kalkınma kooperatifi ortakları ile karşılıklı görüşerek yapılan anketlerden elde edilen orijinal nitelikli veriler oluşturmuştur. Çalışmanın Türkiye yi temsil etmesi bakımından anketler 7 coğrafi bölgede yapılmıştır. Bölgeleri temsilen, en fazla tarımsal kalkınma kooperatifine sahip birer il seçilmiştir. Kooperatifi ortaklarından kendi işletmelerinin 2010 yılı üretim dönemine ilişkin verileri anket formu kullanılarak sağlanmıştır. Görüşülecek kooperatif üyesi çiftçilerin örnek hacminin belirlenmesinde oransal örnek hacmi formülü kullanılmıştır. (Newbold, 1995; Miran, 2002). 59

64 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Formülde; 2 pˆ σ x px = Oranın Varyansı n: Örnek hacmin: Anakitle p: oran (maksimum örnek hacmine ulaşmak amacıyla p= 0.5 alınmıştır.) Tarımsal kalkınma kooperatiflerine üye olan çiftçi sayısı dır (Anonim, 2007). Buna göre, %95 güven aralığı ve %5 hata payı için örnek hacmi, 392 kooperatif ortağı olarak hesaplanmıştır. Kooperatif ortakların kooperatifi başarılı bulmalarında ve ortakların kooperatiften memnuniyet düzeylerinde etkili olan faktörleri belirlenmiştir. Bu amaçla kukla değişkenler probit analiz ile kategorik değişkenler sıralı logit ile analiz edilmiştir. Probit analiz Probit model, parametreleri doğrusal olmayan (nonlinear) kesikli seçim modelidir. Bu modelin amacı; bağımlı değişken olan P i seçim olasılığını, bağımsız değişkenlerle, P i 0-1 arasında olacak şekilde ilişkilendirmektir. Probit modelde her gözlem için bir I i fayda indeksi geliştirilir I i = ß 1 + ß 2 x i ß k x ik I i ne kadar büyükse, i bireyinin y i = 1 seçiminden elde edeceği faydanın o kadar büyük olacağı anlamına gelmektedir. Probit modelin genel gösterilişi aşağıdaki denklemde sunulmuştur. P i =F(I i )=F(ß 1 + ß 2 x i ß k x ik )=F(x i ß) Burada F(I i ); I i olarak değerlendirilen standart normal (0,1) tesadüf değişkenine ait eklemeli olasılık fonksiyonudur. Probit modelde tahminciler ML (maximum likelihood) yöntemiyle elde edilmektedir (Miran, 2006). Logit model Doğrusal olasılıklı modele alternatif olarak logit model geliştirilmiştir. Logit model, doğrusal olasılıklı modelin olumsuz özellikleriyle karşılaşılmaz. Logit in fonksiyonel formu: ya da n = Np(1 p) N σ + p p 2 ( 1) (1 ) P ln = bo + b X + u P

65 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : P = ( b o + b1 X + u) 1+ e şeklinde tanımlanmaktadır (Miran, 2006). Logit modeller kategorik bağımlı değişkenler için uygulanmaktadır. Multinomial logit modeller ise ikiden fazla kategorili bağımlı değişkenler söz konusu olduğunda kullanılmaktadır. Logit modeller, genelleştirilmiş doğrusal modelin belirli koşullar altında oluşturulmuş özel durumlarıdır. Bu durumda yapılacak olan çalışmada, eğer bağımsız değişkenlerin bazısı sürekli veya uygun (ilgili) sınıflar içine ayrıştırılamazsa, o zaman log-linear analiz yerine logistik regresyon kullanılmalıdır. Aynı zamanda eğer değişkenlerin bazısı bağımlı olarak ele alınırsa, o zaman logit model uygundur. Böyle bir durumda 0 ile 1 arasında kalma koşulunu sağlayabilmek için logit modelin uygulanması önerilmektedir (Gujarati,2000). Logit model, bağımlı değişkenin tahmini değerlerini olasılık olarak hesaplayarak olasılık kurallarına uygun sınıflama yapma imkânı veren, tablolaştırılmış ya da ham veri setlerini analiz eden bir istatistiksel yöntemdir (Özdamar, 1999). Logit model, bağımsız değişken değeri sonsuza gittiği zaman, bağımlı değişkenin 1 e asimptot olduğu matematiksel bir fonksiyondur. P = E( Y = 1 X ) = α + βx i P i = E( Y i i = 1 X i i ) = 1+ e 1 ( α + βx i ) = 1 1+ e Z i α + βxi Burada: Z i = dir. Pi: açıklayıcı değişken (Xi) hakkında bilgi verirken i-nci bireyin belirli bir tercihi yapma olasılığını ifade etmektedir. Zi = α + βxi e = 2,71828 dir (Özdamar, 1999). Logit modelde X hangi değerleri alırsa alsın fonksiyondaki eksponansiyel terim daima pozitif olacağı için Pi nin alt sınırı da 0 olur. Olasılık için gerekli olan 0 Pi 1 koşulunu bu fonksiyon sağlamış olur. Logit dağılım 61

66 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : fonksiyonu diye adlandırılan Zi değişkeni - ile + arasında değer aldıkça Pi de 0 ile 1 arasında değerler alacak ve Pi ile Zi arasındaki ilişki doğrusal olmayacaktır. Böylece 0 Pi 1, ve Zi ile Pi arasındaki ilişkinin doğrusal olmama şartları yerine gelmiş olacaktır. Kooperatif ortaklarına kooperatif başarısını nasıl buldukları beşli likert ile sorulmuştur. Kooperatifi başarılı buluyorum, önermesini şu beşli likert ile ölçeklendirmişlerdir: Likert: 1: Kesinlikle Etkisiz 2:Biraz etkili 3:Orta derecede 4:Büyük ölçüde etkili 5:Kesinlikle etkili. BULGULAR Kooperatif Ortaklarının Genel Özellikleri Kooperatif ortaklarının yaşları ortalama olarak 47.3 yıl olarak bulunmuştur. İncelenen kooperatiflerin ortaklarının %62.2 gibi bir çoğunluğu çalışma çağındaki aktif nüfus içerisinde yer almaktadır. Ortakların %37.8 i 50 yaş ve üzerinden oluşmaktadır. İncelenen kooperatiflerde ortakların ortalama öğrenim süreleri 7.5 yıl ile yaklaşık ilk öğretim düzeyine yakındır. İncelenen kooperatif ortaklarının yarısı, %50.5 i ilk okul mezunudur. Lise mezunu oranı %20.7, orta öğrenim mezunu %19.6 ve üniversite mezunu ise %7.9 oranında bulunmaktadır. Öğrenim görmemiş ortakların oranı %1.3 dır. Ortakların kooperatife üye olma süreleri ortalama 13 yıl olarak bulunmuştur. Kooperatif ortağı olan aileler ortalama 4.6 kişiden oluşmakta olup çekirdek aile yapısı göstermektedir. Kooperatif ortağı ailelerde yaklaşık nüfusun yarısı, aile başına ortalama 2.2 kişi tarımla ilgilenmektedir. Tarım dışı sektörlerde çalışıp kooperatif ortağı olanların oranı %6.4 tür. Görüşülen kooperatif ortaklarına herhangi bir tarımsal kooperatifin yönetim faaliyetine aktif olarak katılıp katılmadıkları sorulmuştur. Ortakların çoğunluğu, %65.3 ü yönetim faaliyetlerine katıldığını, %34.7 si ise katılmadığını belirtmiştir. Ortakların %75.8 gibi bir çoğunluğunun diğer tarımsal kuruluşlara üyeliği bulunmakta ve %24.2 sinin üyeliği bulunmamaktadır. Üyelik oranı en yüksek tarımsal kuruluş %19.4 ile Ziraat Odası ve Pancar Ekiciler Kooperatifidir. Bu kuruluşları %19.1 ile Tarım Kredi Kooperatifleri izlemektedir. Üyelik oranı en düşük kuruluş %3.6 ile Tarım Satış Kooperatifleridir. Ortakların yarıdan fazlasının, %57.7 sinin tarım dışı gelir mevcut olup, %42.3 nün ise tarım dışı geliri bulunmamaktadır. İncelenen tarımsal kalkınma kooperatiflerine ortak tarım işletmelerinde ortalama arazi 62.1 dekar (da) olarak belirlenmiştir. İşlenen işletme arazilerinin %72.5 gibi büyük çoğunluğu mülk araziden oluşmaktadır. Toplam işletme arazilerinin %26.2 si kiralanan araziden, %1.3 ü ise ortak işlenen araziden oluşmaktadır. Kooperatif ortağı işletmelerde arazilerin %64.3 ü sulanmakta ve %35.7 si kurak araziden oluşmaktadır. İncelenen kooperatif ortaklarının 279 u hayvancılık yapmakta olup bu tüm işletmelerin %71.2 sini oluşturmaktadır (Tablo). 62

67 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo2. Kooperatif ortaklarının özellikleri Değişkenler Ortalama/ St. Min. Max. % Frekans Sapma Yaş Eğitim (Yıl)* Öğrenim görmemiş İlk Okul Orta öğrenim Lise Üniversite Kooperatif Ortaklığı (Yıl) Aile Genişliği (kişi) Tarımda Çalışan (kişi) Kooperatif Yönetimine Katılma Evet Hayır Tarımsal Kuruluşlara Üyelik Üye Olmayan Tarım Kredi Koop Tarım Satış Koop Pancar Ekicileri Koop Ziraat Odası Diğer Tarım Dışı Gelir Var Yok Arazi Varlığı (da) Mülk Arazi Kiralanan Arazi Ortak İşlenen Arazi Sulanan Arazi Sulanmayan Arazi Hayvancılık Yapma Durumu Hayvancılık Yapan ( İşletme Adet) Hayvancılık Yapmayan ( İşletme Adet) Süt Sığırcılığı Yapan ( İşletme Adet) Süt Sığırcılığı Yapmayan ( İşletme Adet)

68 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Ortakların kooperatifi başarılı bulmasında etkili olan faktörlerin probit analizi Kooperatif ortaklarından doğrudan kooperatifi başarılı bulup bulmadıkları sorulmuştur. Bu yanıt bağımlı değişken olarak alınmış ve başarıda etkili olan faktörler probit modelle bulunmuştur. Hayvancılık yapma kooperatif başarısında anlamlı bulunmamıştır. Kooperatifi başarılı bulanların pancar ekicileri kooperatifine üyelik arasında negatif ilişki bulunmuştur. Adaletli yönetim anlayışı arttıkça kooperatif başarısı artmaktadır. Adaletli yönetim değişkeni α = 0.01 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Kooperatifin son genel kuruluna katılanlar kooperatifi başarılı bulmaktadır. Bu durum bilgilenme ile birlikte olumlu bir bakış açısı kazanıldığını söyleyebiliriz. Traktör varlığı ile kooperatif başarısı pozitif çıkmamıştır. Belli imkanları olanların örgütlenmeyi gerekli görmemesinden kaynaklanabilir. Bu bağlamda kooperatiflerimizde pek olmayan ortak makine kullanımı yöntemleri geliştirilmelidir. Kooperatife ortak olduktan sonra gelirdeki olumlu değişiklikle kooperatif başarısı negatif ilişkili çıkmıştır. Beklenen sonuç kooperatifler ortaklığı sonucunda gelirin artması ve bu nedenle kooperatifin başarılı bulunması olmalıydı. Burada ortakların böyle bir inancının olmamasının altında yatan nedenler, kooperatiflerin girdi temininde ve ürün pazarlamasında piyasa fiyatı düzeyinde işlem yapmaları ve risturn dağıtmamaları etkili olmuştur. Kooperatif hesapları hakkında bilgi edinenler kooperatifi daha başarılı bulmaktadır. Tablo3. Ortakların kooperatifi başarısında etkili olan faktörlerin probit analizi Bağımlı Değişken (Başarılı = 1, Başarısız = 0) Bağımsız Değişken Coefficient Std. Error Sig. Pancar Ekiciler Kooperatifine üyelik (1: Evet, 0: Hayır) ** Kooperatifinizin son genel kuruluna katıldınız mı? (1: Evet, 0: * Hayır) Hayvancılık yapıyor musunuz? (1: Evet, 0: Hayır) Traktörünüz var mı? (1: Evet, 0: Hayır) *** Kooperatife ortak olduktan sonra sizce gelirinizde olumlu *** değişiklikler oldu mu? (1: Evet, 0: Hayır) Kooperatifinizin hesapları ile ilgili bilgi ediniyor musunuz? ** (1: Evet, 0:Hayır) Adaletli bir yönetim olduğundan *** (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) Intercept Pearson Goodness-of-Fit Test : Chi-Square , dfa :384 *** *α=0.10 için anlamlı **α=0.05 için anlamlı ***α=0.01 için anlamlı 64

69 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Ortakların Kooperatiften Memnuniyetinin Probit Analizi Kooperatif ortaklarından kooperatiften memnuniyet düzeyini belirlemede sorulan ekonomik, sosyal, kültürel, kooperatif özellikleri, kişisel faktörler ve başarı açısından alınan 57 değişkenin ortalaması alınarak 3.5 in üzerindekileri memnun kabul edilmiştir. Bu yanıt bağımlı değişken olarak alınmış ve memnuniyette etkili olan faktörler probit modelle bulunmuştur. Hayvancılık yapma kooperatif memnuniyetinde anlamlı bulunmamıştır. Kooperatiften memnun olanların gelirlerinde pozitif bir artış olmamıştır. Memnuniyet ile gelir artışı negatif ilişkili çıkmıştır. Kooperatifleşmenin bir amacı da ortakların gelir düzeyini yükseltmektir. Bu amaç sürdürülebilir bir örgütlenme için ulaşılması gereken bir hedeftir. Bu değişken α = 0.05 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Adaletli yönetim anlayışı arttıkça kooperatif memnuniyeti artmaktadır. Adaletli yönetim değişkeni α = 0.01 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Kooperatifleşmenin fonksiyonlarından birisi olan ürünü iyi fiyata değerlendirmek kooperatif memnuniyetini olumlu etkileyen bir faktör olarak belirlenmiştir. Kooperatifleşmenin bir diğer fonksiyonu olan girdiyi düşük fiyattan temin etme faktörü de memnuniyeti pozitif yönde etkilemektedir. Türkiye de sürdürülebilir bir örgütlenme için mutlaka bu faktörler kooperatiflerde öne çıkarılmalıdır (Tablo4). Tablo4. Ortakların kooperatiften memnuniyetin probit analizi Bağımlı Değişken (Memnun = 1, Memnun değil = 0) Std. Bağımsız Değişken Coefficient Error Hayvancılık yapıyor musunuz? (1: Evet, 0: Hayır) Sig. Kooperatife ortak olduktan sonra sizce gelirinizde olumlu değişiklikler oldu mu? (1:Evet, 0: Hayır) Adaletli bir yönetim olduğundan (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) Kooperatifinizin hesapları ile ilgili bilgi ediniyor musunuz? (1: Evet, 0: Hayır) Ürünü iyi fiyata sattığımdan (yüksek kâr) (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) Girdileri düşük fiyattan temin ettiğimden (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) ** *** * * ** Const **** Pearson Goodness-of-Fit Test : Chi-Square , df a :385 ** *α=0.10 için anlamlı **α=0.05 için anlamlı ***α=0.01 için anlamlı 65

70 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kooperatif Başarısında Etkili Olan Faktörlerin Kategorik Logit Modelle Analizi Kooperatif ortaklarının %44.1 i kooperatifin kesinlikle başarılı olduğunu düşünüyorlar. Ortakların %25.8 i büyük ölçüde başarılı bulmaktadır. Kesinlikle başarısız bulanların ve biraz başarılı bulanların oranı %6.9 dur (Tablo5). Tablo5. Kategorik olarak kooperatif başarısı Kooperatifi başarılı buluyorum. Likert: 1: Kesinlikle Etkisiz Tercih % 2:Biraz etkili 3:Orta derecede 4:Büyük ölçüde etkili 5:Kesinlikle etkili Toplam Uygulanan kategorik logit model istatistiksel olarak anlamı bulunmuştur. Öğrenim süresi arttıkça kooperatif başarısı negatif ilişkili bulunmuştur. Buğday üretim alanı ile kooperatif başarısı pozitif ilişkili bulunmuştur. Bu değişkeni tarımsal üretimde bulunanlar örgütlenmeye olumlu bakmaktadır, şeklinde yorumlamak mümkündür. Ortakların hayvancılık yapıyor olması kooperatif başarısını olumlu etkilemektedir. Kooperatifleşmede hayvancılık kooperatiflerinin öncü olduğu bilinmektedir. Adaletli yönetim düzeyi yükseldikçe kooperatif başarısı artmaktadır. Ürünün yüksek fiyata değerlendirme durumu da kooperatif başarısını pozitif yönde etkilemektedir. Sürdürebilir başarı için bu faktörlere yönelik çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. 66

71 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo6. Ortak başarısında etkili faktörler için kategorik logit model sonucu Bağımlı Değişken: Kooperatifi başarılı buluyorum (1: Kesinlikle Etkisiz 2:Biraz etkili 3:Orta derecede 4:Büyük ölçüde etkili 5:Kesinlikle etkili) Bağımsız Değişken Coeffici ent Std. Error Sig. Öğrenim süresi (yıl) *** Buğday üretim alanı (da) ** Hayvancılık yapıyor musunuz? (1: Evet, 0: Hayır) ** Kooperatif ana sözleşmesini okudunuz mu? (1: Evet, 0: Hayır) Adaletli bir yönetim olduğundan (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) *** Ürünü iyi fiyata sattığımdan (yüksek kâr) (1:Kesinlikle Etkisiz,,5:Kesinlikle Etkili) *** Model Chi-Square ( ) *** Goodness-of-Fit Chi-Square (1176,102) ** Pseudo R-Square Cox and Snell (0.468) Nagelkerke (0.500) McFadden (0.230) *α=0.10 için anlamlı **α=0.05 için anlamlı ***α=0.01 için anlamlı SONUÇ Kooperatifleşmenin fonksiyonlarından birisi olan ürünü iyi fiyata değerlendirmek kooperatif memnuniyetini olumlu etkileyen bir faktör olarak belirlenmiştir. Kooperatifleşmenin bir diğer fonksiyonu olan girdiyi düşük fiyattan temin etme faktörü de memnuniyeti pozitif yönde etkilemektedir. Türkiye de sürdürülebilir bir örgütlenme için mutlaka bu faktörler kooperatiflerde öne çıkarılmalıdır Kooperatif başarısının kategorik analizi, ortaklarının %44.1 i kooperatifi kesinlikle başarılı bulmaktadır. Uygulanan kategorik logit model istatistiksel olarak anlamı bulunmuştur. Ortakların hayvancılık yapıyor olması kooperatif başarısını olumlu etkilemektedir. Kooperatifleşmede hayvancılık kooperatiflerinin öncü olduğu bilinmektedir. Adaletli yönetim düzeyi yükseldikçe kooperatif başarısı artmaktadır. Ürünün yüksek fiyata değerlendirme durumu da kooperatif başarısını pozitif yönde etkilemektedir. Sürdürebilir başarı için bu faktörlere yönelik çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. 67

72 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Probit ve sıralı logit analizi sonucuna göre kooperatife ortak olmada etkili faktörler belirlenmiştir. Bu iki analizde de adaletli yönetim anlayışı kooperatif memnuniyeti ve başarıyı pozitif yönde etkilemektedir. Adaletli yönetim anlayışı arttıkça kooperatif başarısı artmaktadır. Kooperatiflerin genel kurullar dışında da ortaklarını bilgilendirmeleri sürdürülebilir örgütlenmeye katkı sağlayacaktır. Kooperatifler güncel teknolojiyi de kullanarak daha şeffaf bir yönetim anlayışı uygulamaları kooperatif başarısını artıracaktır. Bu durum sürdürülebilirliğe olumlu etki yapacaktır. KAYNAKÇA Acar, İ., Yıldırım, İ.,(2000). Mandıra İşleten Dönerdere Tarımsal Kalkınma Kooperatifine Ortak İşletmelerin Ekonomik Analizi, Yüzüncü Yıl Üniv., Ziraat Fak.,Tarım Bilimleri Derg. (J.Agric. Sci.), 10(1): Anonim, (2007) Türkiye Kooperatifçilik Kurumu Kayıtları, Anonim, (2013). tarihi: 05/05/2013). Azadi H., Hosseininia, G., Zarafshani, K., Heydari, A., Witlox,F., (2010). Factors influencing the success of animal husbandry cooperatives: A case study in Southwest Iran, Journal of Agriculture and Rural Development in the Tropics and Subtropics,. 111 ( 2): Dakurah, H.A., Goddard, E., Osuteye, N., (2005). Attitudes towards and Satisfaction with Cooperatives in Alberta. A Survey Analysis, Selected Paper prepared for presentation at the American Agricultural Economics Association Annual Meeting, Providence, Rhode Island, July Dedeoğlu, M., Yıldırım, İ., (2006). Emek Tarımsal Kalkınma Kooperatifine Ortak İşletmelerin Ekonomik Analizi, Yüzüncü Yıl Üniv., Ziraat Fak., Tarım Bilimleri Derg. (J. Agric. Sci.), 16(1): Dossa Z., (2011). Cooperatives: A Development Strategy? An Analysis of Argan Oil Cooperatives in Southwest Morocco, Euricse Working Paper, N Gujarati, M.D., (2000) Basic Econometrics, McGraw-Hill Higher Education, New York, 1002s. Karlı, B., Çelik, Y., (2003). Gap Alanındaki Tarım Kooperatifleri Ve Diğer Çiftçi Örgütlerinin Bölge Kalkınmasındaki Etkinliği, Teae Yayın No:97, Ankara, 109s. 68

73 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : S: s. Miran, B., (2002). Temel İstatistik, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir, Miran, B., (2006). Ekonometri, Ege Üniversitesi Basımevi, İzmir, Newbold, P., (1995). Statistics For Business And Economics, Prentice-Hall International, New Jersey, Pp:867. Özdamar, K., (1999). Paket Programlar İle İstatistiksel Veri Analizi 2( Çok Değişkenli Analizler). Kaan Kitabevi Yayın No:2, Eskişehir, S:502. Özdemir, G., (2005). Cooperative Shareholder Relations İn Agricultural Cooperatives İn Turkey, Journal Of Asian Economics 16: Serinikli, N., İnan, İ.H., (2007). Edirne Köy Kalkınma Kooperatifleri Birliğinin Ekonomik Analizi, Tekirdağ Ziraat Fak., Derg., 4 (3): Ünal, V., Güçlüsoy, H., Franquesa, R. (2009). A Comparative Study Of Success And Failure Of Fishery Cooperatives İn The Aegean,Turkey. J. Appl. Ichthyol. (2009), 1 7. Ünal, V., Yercan, M., (2006). Türkiye de Su Ürünleri Kooperatifleri Ve Balıkçılar İçin Önemi, E.Ü. Su Ürünleri Derg, 23 (1-2): Yercan, M., (1996). İzmir Yöresinde Seçilmiş Bazı Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerde Kaynak Kullanımı Ve Kooperatif İşletmelerde Etkinliğin Ölçülmesi Üzerine Bir Araştırma. Ege Üniv., Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı (Doktora Tezi), Bornova-İzmir. Yercan, M., (2003). Tarım Kooperatifi, Çiftçi Broşürü No:34, Ege Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi, İzmir. Yıldırım, İ., Acar, İ., (1999). Süt Ve Mamullerinin Değerlendirilmesi Ve Pazarlanmasında Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin Rolü:Van Dönerdere Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Örneği, Uluslararası Hayvancılık 99 Kongresi, Eylül, Ege Üniv., Ziraat Fak., İzmir, Zarafshani, K., Rostamitabar,F., Hosseininia,G.H., Akbari, M., Azadi, H., (2010). Are Agricultural Production Cooperatives Successful? A Case Study in Western Iran, American-Eurasian J. Agric. & Environ. Sci., 8 (4): ,

74 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : YEREL YÖNETİM BAKIŞ AÇISIYLA ETKİNLİK TURİZMİ MOTİVASYONLARININ BELİRLENMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Ayşe ÇELİK 1 Zeynep GÖÇMEN 2 Özet: Dünyada üzerindeki küresel değişiklikler, turist profilinde dolaysıyla turistik ürün seçiminde bir farklılaşmayı da beraberinde getirmektedir. Modern ve postmodern turistlerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için bazı alternatif turizm çeşitleri ortaya çıkmaktadır. Alternatif bir turizm çeşidi olarak incelenen etkinlik turizmi, destinasyona çekicilik kazandırırken, destinasyon üzerinde ekonomik, sosyal, kültürel, politik ve turistik etkiler oluşturmaktadır. Yapılan bu araştırmanın amacı, turistleri etkinliklere katılmaya motive eden faktörleri, etkinlikleri organize eden yerel yönetimlerin bakış açısıyla belirlemektir. Bu amaçla, yerel yönetimler tarafından çeşitli etkinliklerin düzenlendiği İzmir ilinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırma kapsamında anket tekniği kullanılarak 105 yerel yönetim etkinlik organizasyonu çalışanına ulaşılmıştır. Verilerin incelenmesinde faktör analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda sosyalleşme, aile birlikteliği ve yeni deneyimler, rutin hayattan kaçış ve eğlenmek faktörlerine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etkinlik turizmi, motivasyon, etkinlik motivasyonu, yerel yönetim A Research To Determine Event Tourism Motivations From a Local Administration Perspective Abstract: The global changes on worldwide bring with the differentiation of tourist profile and thereby their choice of touristic product. Some kind of alternative tourism have been becoming to fulfill the needs of modern and postmodern tourist. Event tourism as kind of an alternative tourism, gaining an attraction to destination, comprises an economic, social, cultural, political and touristic impacts on destination. The aim of this presented study is to determine a tourist s motives for event participation from a government local management perspective. For this purpose, a research was carried out in the province of İzmir where by local government workers relating to an organised event attended by tourists and the locals. In this research, a survey was used and 105 local government event organisor clerks answered the questionnaire. In a conclusion, the factor analysis was used to 1 Arş. Gör. Dr. Erciyes Üniversitesi, Turizm Fakültesi 2 Uzm. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ) 70

75 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : cluster the items. Socialization, family togetherness, and new experiences, escapism and event excitement were the main findings of the survey. Keywords: Event tourism, motivation, event motivation, local government. GİRİŞ İnsanın yoğun çalışma yükü, rutin hayat tarzı veya çevreden olumsuz etkilenen bedeni ve zihinsel sağlığını sürdürmek, bunun yanısıra zevk ve haz almak amacı ile kişisel tatmin sağlayacak zorunlu ihtiyaçlar için ayrılan zamanından artakalan boş zamanında gönüllü olarak yaptığı rekreasyonel faaliyetler etkinlik olarak isimlendirilmektedir (Karaküçük, 1997: 21). Bireylerin etkinlik amaçlı yaptığı turistik faaliyetler ise etkinlik turizmi kapsamındadır. Etkinlik turizmi, güçlü bir turizm talebi yaratıcısı haline gelerek, son zamanlarda turizm, seyahat, boş zaman ve konaklama endüstrilerine dikkat çekici bir katkı sağlamaktadır. Ayrıca etkinlik turizmi, toplumların ve destinasyonların ekonomik, politik, sosyal ve çevresel hedeflere ulaşmasında önemli bir araç olmaktadır (Karagöz, 2006). Etkinlikler; (1) Kültürel kutlamalar: festivaller, karnavallar, dinsel etkinlikler ve törenler, (2) Politik etkinlikler: zirveler, resmi törenler, VIP ziyaretleri, (3) Sanat ve eğlence etkinlikleri: konserler, ödül törenleri, (4) İş amaçlı ticari etkinlikler: kongre ve toplantılar, fuarlar, (5) Eğitimsel ve bilimsel etkinlikler: seminerler, konferanslar, (6) Spor etkinlikleri, (7) Rekreasyonel etkinlikler, (8) Özel etkinlikler: düğünler ve partilerden oluşmaktadır (Getz 2008: 404). Etkinliklerin bir destinasyonda gerçekleştirilmesi ise etkinlik turizmi olarak adlandırılabilir. Etkinlikler özel sektör ve kamu tarafından organize edilmektedir. Yerel yönetimler ise etkinliğin organize edildiği destinasyonlarda kamu kuruluşlarını temsil etmektedir. Yerel yönetim birimleri faaliyet gösterdikleri destinasyonlara yönelik etkinlik organize etmektedirler. Yerel yönetim birimleri destinasyonun özellikleri ve talep çerçevesinde etkinlik düzenlemektedirler. Özel sektör ve kamu kurumları tarafından organize edilen etkinlikler, destinasyonun pazarlanmasını sağlamaktadır (Hall, 2000; Allen, O toole, Haris ve McDonnell, 2002; Raj ve Morpeth, 2006; Getz, 2008; Woo Jun ve Lee, 2008; Çelik, 2009). Fakat, tüketici motivasyonunu anlamadan etkinlik turizmi bağlamında etkili bir pazarlama yapmak imkânsızdır. Motivasyon bütün davranışların altındaki itici ve çekici güç olarak kritik bir öneme sahiptir (Uysal, Gahan ve Martin, 1993). Ancak ilk olarak insanların etkinliklere katılım öncesi motivasyonlarını anlamak gerekmektedir. Tüketici motivasyonlarını belirlemeye yönelik çalışmalar turist bakış açısı ve etkinlik 71

76 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : organize edenlerin bakış açılarına göre belirlenmiştir (Uysal, Gahan ve Martin, 1993; Backman, Backman, Uysal ve Sunshine, 1995; Crompton ve McKay, 1997; Formica ve Murrmann, 1998; Getz ve Cheyne, 2002; Gibson, 2004; Lee, Lee, ve Wicks, 2004; Mohr, Backman, Gahan, ve Backman, 1993; Nogawa, Yamaguchi ve Hagi, 1996; Raybould, 1998; Kim, Uysal ve Chen, 2001; Robinson ve Gammon, 2004; Scott, 1996; Thrane, 2002; Li ve Petrick, 2006; Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009). Etkinlik motivasyonlarının belirlenmesinde daha önceki çalışmalarda yerel yönetim bakış açısının bulunmaması nedeniyle bu çalışmanın gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle, etkinlik organizatörü olarak faaliyet gösteren kamu kuruşlarının bakış açısı ile etkinlik motivasyonlarının belirlenmesine yönelik araştırma yapılmıştır. Araştırmanın amacı etkinlik turizmi motivasyonlarının yerel yönetim bakış açısı ile belirlenmesidir. Etkinlik motivasyonlarının yerel yönetim bakış açısı ile belirlenmesine yönelik çalışmada tüketici motivasyonlarının yerel yönetim bağlamında belirlenerek etkinliklerin tüketici motivasyonlarına göre organize edilmesi ve etkinlik motivasyonu literatürüne yerel yönetim bakış açısı ile katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Veri toplamak amacı ile örnekleme yöntemlerinden olasılığa dayalı olmayan tekniklerden kasti örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın varsayımları, evrenden alınan örneklem grubunun evreni temsil ettiği ve cevaplayıcıların anket sorularına doğru yanıt verdiğidir. Etkinlik Motivasyonu Destinasyonlar, mevcut kültürel varlıklarından yararlanarak kendilerini yeniden keşfetmeye ve konumlandırmaya çalışırlar. Festival ile etkinlikler, şehirlerde ve kentsel ortamlarda kültürel üretim ve tüketimin önemli bir parçasıdır. Bu tür olaylar genellikle destinasyonların kültürel yapısının bir parçası olarak kabul edilmektedir. Turistleri çeken festival ve etkinlikler, hem kültürel hem de ekonomik açıdan fayda sağlamaktadır. Sosyal yaşama katkıları ile uzun yıllar sonra bir geleneğe dönüşen festival ve etkinliklerin diğer bir önemli katkısı, insanların bir araya gelmeleri ve birlikte eğlenmeleri böylece yerel halkın yaşam kalitesinin artırmasına da uygun bir atmosfer oluşturmasıdır (Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009: 278). Bazı festivaller güçlü bir ekonomik unsur olarak bir ürün sunmayı amaçlarken, bazıları yalnızca kültür ve miras üzerine odaklanmayı amaçlayabilirler (Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009: 278). Bu festivaller genellikle illerde valilikler, sivil toplum örgütleri ve belediyeler tarafından düzenlenmektedir. Son yıllarda, festivaller ve etkinlikler turizm çekiciliklerinin en hızlı büyüyen türlerinden biri olmuştur (Thrane, 2002; 72

77 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Crompton ve McKay, 1997: ). Bu nedenle, festival ve özel etkinliklerin sayısı zamanla artmış, buna paralel olarak konuyla ilgili araştırmaların sayısı da artmıştır (Nicholson ve Pearce, 2001: ; Thrane, 2002: ). Etkinlik turizmi alanında yapılan araştırmalar genellikle, festival ve özel etkinliklerin ekonomik etkileri ya da katılımcıların motivasyonları ile katılım sebeplerinin belirlenmesi üzerine yoğunlaşmıştır (Gürsoy, Kyungmi ve Uysal, 2004: ). Festivaller ve destinasyonlar arasındaki rekabet artışından dolayı festivaller üzerindeki bilgi ihtiyacı, özellikle festival ve etkinlik katılımcılarının motivasyon analizi son derece önemli bir hale gelmiştir (Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009: 278). İnsan davranışları ile ilgili bir kavram olan motivasyon (güdülenme) sözcüğü Latincede hareket anlamına gelen, movere sözcüğünden türetilmiş olup, içten gelen itici kuvvetlerle belli bir hedefe doğru yönelen maksatlı davranışlar için kullanılmaktadır. İnsan davranışlarının gücü ve yönüyle ilişkili bir kavram olan motivasyon; psikolojide, organizmanın iç ve dış uyarıcıların etkisiyle harekete hazır hale gelerek bir davranışta bulunması olarak ifade edilmektedir (Şahin, 2004). Etkinlik turizminde ise motivasyon ise turistleri etkinliğe katılmaya hazır hale getiren itici kuvvet olarak ifade edilebilir. Crompton ve McKay motivasyonların önemini üç nedene bağlamaktadır (Crompton ve McKay, 1997: ): Bunlar: (a) Turist motivasyonlarını anlamak, daha iyi ürün ve hizmet sunmak için yol gösterici olmaktadır. (b) Turizm deneyimlerinden tatmin olmak aslında öncelikle turistlerin motivasyonu ile ilgili bir durumdur. İlk aşamada motivasyon ardından turistik ürün kullanımı sonucu tatmin ve deneyim oluşmaktadır. (c) Destinasyon pazarlamasında turistin karar alma sürecini anlamaya çalışmadan önce turisti motive eden faktörler belirlenmeli ve öncelik olarak ele alınmalıdır. Turizm motivasyonu psikolojik faktörlerin (ihtiyaçlar ve istekler) dinamik bir sürecidir (Crompton ve McKay, 1997: ). Ziyaretçilerin algıları etkili bir pazarlama stratejisi oluşturulmasında önemli olmasından dolayı yapılan araştırmaların önemli bir bölümü ziyaretçilerin psikolojik yapılarına odaklanmıştır (Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009: 278). Fuar, festival ve diğer özel etkinliklerde başarılı olabilmek, çekicilik yaratmak üzere etkili tanıtım ve pazarlama faaliyetleri uygulamak katılımcıların psikolojik yapılarını, onları festival ve diğer etkinliklere katılmaya motive eden faktörleri belirlemek, irdelemek ve uygulanacak stratejiyi belirlemek ile ilgilidir. Thrane (2002: ) özel etkinlikler ile ilgili yaptığı araştırmalarda uzmanların iki farklı nokta üzerinde yoğunlaştıklarını ifade etmiştir. Bunlardan ilki, özel etkinliklerin ekonomik etkileri ve ikincisi de, insanları bu tür olaylara çeken sebepler ve güdülerin neler olduğuna yönelik 73

78 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : araştırmalardır. Birinci noktayı ele aldığımızda, kırsal alanlarda turizm geliştirmenin temel hedefi, yabancıları bölgeye çekme ve onların bölgede harcama yaparak bölge ekonomisine katkıda bulunmalarını sağlama üzerine odaklanmaktadır. İkinci nokta ise, ziyaretçilerin aynı festivale değişik sebepler ve güdüler ile katılma eğiliminde olduklarıdır. Bir etkinliğe katılma kararı, bireyin herhangi bir ihtiyacının karşılanmasına yönelik olan arzular tarafından yönlendirilmiş hareket olarak açıklanabilir. İnsanları seyahate yönelten birçok güdü bulunmakla birlikte bunların çok sayıda olması, hem bireysel hem de sosyal boyutunu ortaya çıkarmaktadır. Bireysel düzeyde bir ziyaretçinin, bir festivale katılma yolu ile tatmin etmeyi arzuladığı güdüleri, aile ile beraber vakit geçirmek veya kültürünü geliştirmek gibi farklı ihtiyaçları bulunabilir. Farklı bireyler aynı etkinliğin içerisinde bir araya gelerek etkinliğin farklı özelliklerinden faydalanabilirler (Crompton ve McKay, 1997: ). Turizm çekiciliklerinin hızla gelişen bir türü olarak festivallerin ve etkinliklerin fark edilmesiyle bu festival ve etkinliklere katılan ziyaretçileri motive eden faktörler araştırılmıştır. Her bir etkinliğin içeriği ve hedef kitlesi bağlamında etkinliğe ilişkin farklı motivasyonlar bulunmaktadır. Örneğin, İtalya da caz festivali motivasyonlarının; heyecan, sosyalleşme, eğlence, yenilik ve aile birlikteliği (Formica ve Uysal, 1996: ) motivasyonlarına ulaşılırken, Spoleto festivalinde; sosyalleşme ve eğlence, etkinlik çekiciliği ve heyecanı, grup birlikteliği, kültürel ve tarihi motivasyon, aile birlikteliği ve yenilik (Formica ve Uysal, 1998: 16: 24) motivasyonları olarak belirlenmiştir. Buna ilaveten araştırmaların bazılarında genel motivasyonlar ve faydalar olarak farklı festival ve etkinliklerin eşsizliği boyutu ortaya çıkarılmıştır. Ziyaret edilen bir etkinlik için birçok motivasyon bulunmaktadır. Bunlar genel anlamda boş zaman ve tatil yapma isteği Maslow un üst düzey ihtiyaçları ile ilgilidir. Ayrıca Iso-Ahola nın iki motivasyon gücünden oluşan turizm motivasyon modeli, kaçış ve araştırma isteğidir. Kaçış isteği, günlük rutin çevreden uzaklaşmak anlamına gelirken, araştırma isteği, diğer ortamda (yeni veya eski) seyahat süresince içsel (psikolojik) faydalar elde etme isteğini ifade etmektedir (Iso-Ahola, 1982: 261 den aktaran Crompton ve McKay, 1997: 5). Başka bir boyut ise etkinlikle herhangi özel bir bağlantısı olmayan bir dış motivasyonu kapsar. Örneğin, insanlar iş seyahatlerinde tesadüfen karşılaştıkları etkinliklere katılırlar. Etkinlik turizmi çalışmalarının uygulama kısmı katılımcı odaklı, organizatör odaklı ve toplum odaklı yapılabilmektedir. Yapılan bu çalışma bağlamında yerel yönetim organizatörleri tarafından, katılımcıları etkinliklere katılmaya motive eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Turistleri etkinliklere motive eden faktörler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır (Uysal ve Li, 2008: den aktaran Çelik, 2009): 74

79 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Aile Birlikteliği: Etkinlik türlerinden yerel festivaller açısından aile birlikteliği önemli bir motivasyondur. Festivaller ailelerin bir arada gezip, hoşça vakit geçirdikleri bir ortam olarak görülmektedir. Sosyalleşme: Getz (2008) in gruplandırdığı bütün etkinlikler katılımcıların sosyalleşmesini sağlamaktadır. Etkinlikler turistleri bir araya getirerek birbirleri ile olan iletişimi güçlendirmektedir. Eğlence: Yapılan araştırmalarda eğlence faktörü önemli faktör yüküne sahip motivasyonlar arasında yer almıştır. Katılımcılar etkinliklere eğlenmek, yenilenmek için katılmaktadırlar. Kaçış: Değişen hayat şartları ile birlikte insanların rekreatif faaliyetlerde bulunma imkânı azalmıştır, etkinlik turizmi ile turistler çeşitli etkinliklere katılarak bulundukları durumdan kısa süreli de olsa ayrılarak yenilenebilme şansı elde etmektedirler. Kültürel araştırma: Birçok etkinlik kültürel temellere dayanmaktadır. Turistler çeşitli kültürleri tanımak amacıyla etkinliklere katılmaktadırlar. Yiyecek ve içecekler: Festivaller büyük bir bölümü çeşitli destinasyonların yiyecek ve içecek kültürünü tanıtmak amacıyla düzenlenmektedir. Müzik: Birçok etkinliğin ana temasını müzik oluşturmaktadır, çeşitli alanlarda yapılan müzik yarışmaları müzikseverleri etkinliklere katılmaya motive etmektedir. Bilgilenme: Fuarlar, sergiler, kongreler eğitim etkinlikleri katılımcıların bilgilenme ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Yarışma faaliyetleri: Katılımcılar yarışmalara katılmak ya da yarışanları izlemek amacıyla etkinliklere katılmaktadır. Arkadaş birlikteliği: Katılımcılar, sevdikleri gruplarla birlikte olmak ve eğlenmek amacıyla etkinlere katılmaktadır. Merak: Katılımcıları etkinlikleri motive eden faktörler arasında en önemlilerinden birisi meraktır. Öğrenme: Etkinliklerin öğretici ve eğitici yönü de dikkat çekmektedir. Katılımcıları etkinliklere motive eden faktörler genel başlıklar altında aşağıdaki gibi gruplandırılabilir (Uysal ve Li, 2008, den aktaran Çelik, 2009): Fiziksel motivasyon: Vücut hareketini sağlayan çeşitli spor aktiviteleri, spor yarışmaları, eğlence ve müzik festivalleri, 75

80 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kültürel motivasyon: Kültürel kutlamalar, etnik müzik ve festivalleri keşfetme isteği, Kişilerarası motivasyon: Sosyal etkileşim, etkinlik alanında bulunan kişilerle, aile ve arkadaşlarla bir arada bulunma isteği, Prestij/ Statü motivasyonu: Prestij kazandıran bir etkinliğin parçası olma isteği insanlarda etkinliklere katılma arzusu uyandırmaktadır. Yolal, Çetinel ve Uysal (2009) etkinlik motivasyonu belirlemeye yönelik Uluslararası Eskişehir Festivalinde yaptıkları çalışmada turistlerin demografik özelliklerine göre motivasyon ilişkisini incelemişlerdir. Bayan turistler kaçış ve heyecan, aile birlikteliği ve yenilik motivasyonu ile etkinliklere katılmaktadır. Genç turistler ise sosyalleşme ve geleneğe bağlılık motivasyonlarına önem verirken, orta yaş ve üzeri yaş grubuna dahil turistler için yenilik motivasyonu etkinliklere katılmakta itici bir güç oluşturmaktadır. Araştırmanın Amacı Araştırmanın amacı, turistleri etkinliklere katılmayı motive eden faktörlerin kamu kurumlarında etkinlik düzenleyen organizatörlerin bakış açısıyla belirlenmesidir. Evrenden alınan örneklem grubu olan İzmir ili yerel yönetim birimlerinin evreni temsil ettiği ve cevaplayıcıların anket sorularına doğru yanıt verdiği araştırmanın varsayımları olarak kabul edilmiştir. Tüketicilerin etkinliklere katılmasını sağlayan bir takım motivasyonların olduğu varsayılmıştır. Zaman ve kaynak sınırlılığından dolayı Türkiye de etkinlik düzenleyen bütün kamu kurumlarına ulaşmak yerine ulusal ve uluslararası etkinlik düzenleyen İzmir iline yönelik elde edilen sonuçların Türkiye nin genelini temsil edeceği düşülmektedir. Bu sebeple çalışmanın nihai amacı, turistleri etkinliklere katılmayı motive eden faktörlerin İzmir ilinde etkinlik düzenleyen kamu kuruluşlarının bakış açısıyla belirlenmesidir. Bu amaçla Uysal, Gahan ve Martin (1993: 5 10) tarafından geliştirilen etkinlik motivasyonlarını belirlemeye yönelik anket kullanılmıştır. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ Araştırmanın evrenini Türkiye de etkinlik düzenleyen kamu kuruluşları oluşturmaktadır. Araştırmada, olasılığa dayalı olmayan tekniklerden kasti (kararsal) örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Kasti örnekleme tekniğinde elemanlar araştırmacının araştırma problemine cevap bulacağına inandığı kişi ve kurumlardan oluşur (Altunışık, Coşkun, Bayraktaroğlu ve Yıldırım, 2007: 132). Turizmin planlı bir şekilde 76

81 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : geliştirilmesi boyutunda, yerel yönetim birimlerinin etkinliği artmıştır. Yerel yönetim bir destinasyonu en iyi tanıyan ve destinasyonun gelişmesi için çeşitli kaynakları kullanan kuruluşlardır. Bu nedenle etkinlik turizmine yönelik yapılan araştırmada yerel yönetim boyutu ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini ise ulusal ve uluslar arası etkinliklere ev sahipliği yapan (izmirkulturturizm.gov) İzmir ilinin etkinlik düzenlemeden sorumlu kamu kuruluşları oluşturmaktadır. İzmir de etkinlik düzenleyen kamu kuruluşları; Valilik İl Özel İdaresi, Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Turizm Danışma Müdürlüğü, Kaymakamlık, İzmir İl ve İlçe Belediyeleri, İzmir Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü, Müze ve Kütüphaneler Müdürlüğü olarak belirlenmiştir. Kasti örnekleme ile belirlenen kurumların etkinlikten sorumlu şube müdürleri ile görüşülmüş ve görüşülen müdürlerden anket uygulamasına dair izin alınmış ve birimlerinde anket formunu cevaplayabilecek etkinlik düzenlemede görev alan kişi adedi belirtmesi istenmiştir. Böylece örneklem İzmir ilinde kamu adına etkinlik organize etmede görevli sayısının 150 memur statüsünde çalışan kişiden oluştuğu tespit edilmiştir. Araştırmada Uysal, Gahan ve Martin (1993) tarafından geliştirilen geçerlilik ve güvenirliği test edilmiş, 19 maddeden oluşan etkinlik motivasyonu ölçeği kullanılmıştır. Ölçekte 5 li likert ölçeği kullanılmış ve kullanılan rakamlardan 5 kesinlikle katılıyorum, 4 katılıyorum, 3 kararsızım, 2 katılmıyorum, 1 kesinlikle katılmıyorum ifadelerini temsil etmektedir. Araştırmanın uygulama kısmını gerçekleştirmek adına veri toplama ve tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Şube müdürlerinin görüşleri doğrultusunda birimlere ulaştırılan toplam 150 anket formunun 120 adedi geri dönmüş ve geri dönen anketlerin 105 adedinin kullanılabilir olduğuna karar verilmiştir. Araştırmanın kamu kurumlarına yönelik olması ve etkinlik organizasyonu yapan 150 kişinin 105 ine ulaşmanın İzmir yerel yönetim çalışanlarının motivasyon algılarını ölçmek için yeterli olduğu düşünülmektedir. Araştırmada kullanılan veriler, yerel yönetim birimleri bünyesindeki, kadrolu memur statüsünde çalışan personellerden elde edilmiştir. Söz konusu kurum/kuruluşlarda personel devir hızının çok düşük olduğu bilinmekte olup, çalışanların çoğu kurum/kuruluşlarında uzun bir süredir görev yapmaktadır. Bu durum anket uygulanan personelin, insanları etkinliklere yönelten motivasyonlara yönelik algılarının, kısa vadede değişkenlik göstermeyeceğinin ifadesidir. Yerel yönetimler tarafından organize edilen ve belirli tarihlerde yapılan etkinliklerin amaçlarından birisi, o yöreye özgü bir takım sosyal ve kültürel değerlerin yaşatılması, tanıtılması ve yöreye turistik çekicilik yaratmasıdır. Söz konusu etkinlikler, yerel halk tarafından daha çok sosyal, kültürel, eğitsel ve toplumsal kutlama olayları olarak görülmektedir. 77

82 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Türkiye de ilk kez uluslararası düzeyde fuarcılığın başladığı şehir olan İzmir de 2012 yılında gerçekleşen ve her yıl düzenli olarak gerçekleştirilmekte olan etkinliklerin sayısı 142 dir. Diğer sivil toplum örgütlerinin düzenlediği etkinliklerle bu sayı yıl boyunca 180 e ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir İl Müdürlüğü nce, Turizm Haftası, Müzeler Haftası, Kütüphaneler Haftası gibi önemli gün ve haftalar kapsamında bir takım şenlikler, konserler, yarışmalar vb. gibi özel kutlama etkinlikleri düzenlemektedir (izmirkulturturizm.gov). İl kapsamında düzenlenen etkinliklere gerek ilgili bakanlıklar, gerekse özel kurum/kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve sponsor kuruluşlar tarafından gerekli finansal destek, organizasyon desteği, işgücü ve tanıtım desteği verilmektedir. Son yıllarda etkinliklere olan ilginin artması sonucu, yerel yönetimler halka hizmet sunma anlayışıyla etkinlik organizasyonlarına ağırlık verilmektedir. Bu amaçla kurum/kuruluş bünyesinde Sosyal ve Kültürel Hizmet Birimleri oluşturulmakta ve daha profesyonel bir yaklaşımla organizasyonlar yapılmaktadır. İzmir de yapılan etkinliklerin günümüzde hem sayıca artış gösterdiği, hem de daha geniş katılımlı olarak gerçekleştirildiği ifade edilebilir. ARAŞTIRMANIN BULGULARI Araştırmanın analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Verilerin yüzdelik dağılımları, ortalamaları, standart sapmaları hesaplanmış ayrıca benzer ifadeleri faktör altında toplayabilmek için açıklayıcı faktör analizinden yararlanılmıştır. Araştırmaya katılan 105 kamu çalışanının demografik özelliklerine ait yüzdelik değerler aşağıda bulunan Tablo 1 de bulunmaktadır. 78

83 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 1. Araştırmaya Katılanlara ve Etkinliklere Yönelik Bilgiler (n=105) Cinsiyet Bay Bayan Kayıp Veri (Cevaplanmayan) Toplam Eğitim Durumu İlköğretim Lise Ön Lisans Lisans Yüksek Lisans Doktora Toplam Bağlı Olunan Kurum Valilik Özel İdare Kültür ve Turizm Müdürlüğü İl Milli Eğitim Müdürlüğü Turizm Danışma Müdürlüğü Kaymakamlık Belediye İzmir Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü Müze ve Kütüphaneler Müdürlüğü Kayıp Veri (Cevaplanmayan) Toplam Etkinlik Organize Etme Durumu Evet Hayır Toplam Etkinliklere katılan kişi sayısı aralığı 1000 ve daha az kişi kişi kişi kişi daha fazla kişi Uygun olmayan veri Toplam Kişi Sayısı (f) Yüzde Değeri (%) ,3 44, ,0 1,0 17,1 17,1 54,3 9,5 1,0 100, ,5 14,3 10,5 40,0 3, ,7 100, ,0 14,3 20,0 17,1 17,1 10,5 21,

84 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Yukarıda bulunan tablo 1 de görüldüğü üzere araştırmaya katılanların % 54,3 ü bay, % 44,8 i bayandır. Lisans eğitim derecesine sahip olanlar (% 54,3) araştırmaya katılanların çoğunluğunu oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların % 2,9 unu Valilik İl Özel İdaresi, % 12,4 ünü İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, % 9,5 ini İl Milli Eğitim Müdürlüğü, % 14,3 ünü Turizm Danışma Müdürlüğü, % 10,5 ini Kaymakamlık, % 40,5 ini Belediyeler, % 3,8 ini İzmir Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü ve % 2,9 unu Müze ve Kütüphaneler Müdürlüğü oluşturmaktadır. Araştırmaya katılanların % 80 i etkinlik düzenlemekte, % 20 si ise etkinlik düzenlememektedir. Araştırmaya katılanların % 20 lik kısmı 1001 ve 5000 kişilik etkinlik düzenlenmektedir. Turistlerin etkinliklere katılmasını sağlayan algılanan motivasyonlara yönelik ortalama ve standart sapma değerleri Tablo 2 de görülmektedir. Tablo 2: Turistlerin Etkinliklere Katılmasını Sağlayan Algılanan Motivasyonlara Yönelik Ortalama ve Standart Sapma Değerleri Maddeler Ortalama Standart Sapma Özel etkinliklerden hoşlanmak 4,1250,80878 Eğlenmek 4,3558,57316 Arkadaşlar ile aynı ortamı paylaşmak 4,2596,68259 Eğlenen insanları görmek 3,8654,87086 Faaliyetlerinden mutlu insanlarla bir arada olmak 3,8558 1,01845 Aile memnuniyetini sağlamak 3,7019,93352 Aile ile birlikte bir şeyler yapmak 3,8365,92548 Yeni deneyim kazanmak 4,0485,95362 Ortak ilgilere sahip bireylerle bir arada bulunmak 4,1346,91437 Kalabalıktan hoşlanmak 3,3365 1,06680 İlham ve heyecan verici bulmak 3,8269,95980 Etkinliğe katılan diğer katılımcıları gözlemlemek Festivallerin eşsiz olduğuna inanmak 3,8558, ,9806 1,

85 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Farklı şeyleri görmek ve yapmak 4,2212,66765 Günlük rutin hayatı değiştirmek 4,0962,79463 Günlük yaşam hızını değiştirmek 3,8750,89970 Merak 4,4327,69344 Eğlenirken yeni damak tatları deneyimi Kısa süreli kaçış isteğinin gerçekleştirilmesi 3,2500 1, ,41 1,146 Yukarıda bulunan Tablo 2 de ortalama değerleri her bir maddeye verilen cevapların ortalama değerlerini göstermektedir. Ölçekte 5 li likert ölçeği kullanılmış ve kullanılan rakamlardan 5 kesinlikle katılıyorum, 4 katılıyorum, 3 kararsızım, 2 katılmıyorum, 1 kesinlikle katılmıyorum ifadelerini temsil etmektedir. Standart sapma değerleri ise maddeye verilen cevabın ortalamadan ne kadar uzaklaştığını göstermektedir (Çil, 2002). Tablo 2 de ortalama değerleri en yüksek olan maddeler; merak (4,4327), eğlenmek (4,3558), arkadaşlar ile aynı ortamı paylaşmak (4,2596) ve farklı şeyleri görmek ve yapmak (4,2212) tır. Standart sapma değeri en yüksek olan dolayısı ile ortalamanın dışında kalmış olan madde ise festivallerin eşsiz olduğuna inanmak (2,9806) maddesidir. Dolayısı ile festivallerin eşsiz olduğuna inanmak düşük bir algılanan motivasyon maddesidir. Bir grup değişken arasındaki ilişkilere dayanarak verilerin daha anlamlı ve özet biçimde sunulmasını sağlayan çok değişkenli bir analiz türüne faktör analizi ismi verilmektedir (Nakip, 2006: 423). Faktör analizi, aynı yapıyı ya da niteliği ölçen değişkenleri bir araya toplayarak ölçmeyi az sayıda faktör ile açımlamayı amaçlayan bir istatiksel analiz türüdür (Büyüköztürk, 2002: 117). Faktör analizi yapılarak elde edilen her bir temel değişken (faktör), konuya ilişkin farklı boyutları, belirli bir konunun aynı boyutunu ölçer (Ural ve Kılıç, 2006: 281). Katılımcıları etkinlik turizmine motive eden algılanan 19 maddeye ilişkin motivasyonu belirlemek için verilere açıklayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Katılımcıları etkinlik turizmine motive eden algılanan motivasyon maddelerine yönelik yapılan faktör analizinde ölçeğin faktör yapısı (varimax yöntemi) oluşturulmuş, özdeğeri 1 den büyük olan dört boyut (faktör) bulunmuştur. Yapılan faktör analizi sonucunda özdeğeri 1 den büyük olan faktörler toplam varyansının %57,126 sını açıklamaktadır. Açıklanan varyans seviyesinin %60 tan az olmaması arzu edilmekte olup ayrıca asgari olarak %50 açıklanan varyans değeri kabul edilmektedir (Altunışık, Coşkun, Bayraktaroğlu ve Yıldırım, 2007: 233). Bu nedenle %57,126 açıklanan 81

86 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : varyans değeri uygundur. KMO testi 0,753 olarak bulunmuştur. KMO oranının 0,5 in üzerinde olması gerekir. 0,5 in altındaki değerler faktör analizinin söz konusu veri seti için uygun olmadığını göstermektedir. Ancak 0,7 KMO değeri araştırmacılarca tatminkar görülmektedir (Altunışık ve diğerleri, 2007: 226). Barlett testi anlamlıdır (anlamlılık değeri % 0 dır), değişkenler arasında yüksek korelasyon vardır, dolayısı ile veri seti faktör analizi için uygundur. Verilerin kendi içinde iç tutarlığının olup olmadığını belirlemek amacıyla güvenirlik analizi yapılmış ve güvenirlik katsayısı (Cronbach s Alpha) 0,822 olarak bulunmuştur. Güvenirlik katsayısı 0,6 dan yüksek olmalıdır, cronbach s alpha sayısının 0,822 olması kullanılan ölçeğin güvenir olduğunu göstermektedir. Veriler normal dağılmakta ve parametrik analiz yöntemleri için uygundur. 82

87 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 3: Turistlerin Etkinliklere Katılmasını Sağlayan Motivasyon Faktörleri Faktörler Özdeğer Varyans Oranı Birikimli Varyans Oranı Sosyalleşme 6,084 32,020 32,020 Faktör Yükleri Eğlenen insanları görmek,776 Bir şeyler yapmaktan hoşlanan insanlarla aynı ortamda,739 bulunmak Kalabalıktan hoşlanmak,690 Ortak ilgiye sahip insanlarla bir arada bulunmak,670 Etkinliğe katılan diğer katılımcıları gözlemlemek,668 Aile Birlikteliği ve yeni deneyimler 1,937 10,193 42,214 Aile ile birlikte bir şeyler yapmak,826 Aile memnuniyetini sağlamak,789 Yeni deneyim kazanmak,671 Rutin hayattan kaçış 1,474 7,759 49,973 Günlük rutin hayatı değiştirmek,876 Günlük yaşamın hızını değiştirmek,708 Merak,527 Eğlenme 1,359 7,153 57,126 Farklı şeyleri görmek ve yapmak,840 İlham ve heyecan verici bulmak,637 Eğlenmek,608 Özel etkinliklerden hoşlanmak,577 Arkadaşlar ile aynı ortamı paylaşmak,531 Eğlenirken yeni damak tatlarından faydalanmak,404 Açıklanan Toplam Varyans Faktör analizi ile belirlenen dört faktörün içerdiği değişkenlerin kolay tanımlanabilmesi amacıyla faktör döndürme sonuçlarından faktörler isimleri belirlenmiştir. Turistlerin etkinliklere katılmasını sağlayan algılanan motivasyonlara yönelik faktörler ve faktör yükleri aşağıda bulunan Tablo 3 te belirtilmiştir. Tablo 3 te bulunan, içerdiği ifadelerden dolayı Sosyalleşme olarak adlandırılan birinci faktör diğer faktörler içerisinde en yüksek varyansa sahiptir. Bu faktör toplam varyansın % 32,020 sini açıklamaktadır. Birinci 83

88 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : faktör; eğlenen insanları görmek, bir şeyler yapmaktan hoşlanan insanlarla aynı ortamda bulunmak, kalabalıktan hoşlanmak, aynı ilgi alanına sahip insanlarla bir arada bulunmak, etkinliğe katılan diğer katılımcıları gözlemlemek olmak üzere 5 değişkenden oluşmaktadır. Faktör yükleri bakımından Eğlenen insanları görmek maddesi en yüksek değere sahiptir (0,776). Tablo 3 te bulunan ikinci faktör içerdiği ifadeler bakımından Aile Birlikteliği ve Yeni Deneyimler olarak adlandırılmıştır. Bu faktör toplam varyansın %10,193 ünü açıklamaktadır. Aile birlikteliği ve yeni deneyimler faktörünü oluşturan değişkenler; Aile ile birlikte bir şeyler yapmak, Aile memnuniyetini sağlamak, Yeni deneyim kazanmak olmak üzere 3 maddeden oluşmaktadır. Faktör yükleri bakımından Aile ile birlikte bir şeyler yapmak maddesi en yüksek değere sahiptir (0,826). Tablo 3 te bulunan üçüncü faktör içerdiği değişkenler bakımından Rutin Hayattan Kaçış olarak adlandırılmıştır. Bu faktör toplam varyansın % 7,759 ini açıklamaktadır. Rutin hayattan kaçış faktörünü oluşturan değişkenler; Günlük rutin hayatı değiştirmek, Günlük yaşamın hızını değiştirmek, Yeni deneyim kazanmak olmak üzere üç değişkenden oluşmaktadır. Değişkenlerin faktör yükleri bakımından en yüksek değere sahip değişken Günlük rutin hayatı değiştirmek değişkenidir (0,876). Tablo 3 te bulunan dördüncü faktör içerdiği değişkenler bakımından Eğlenme olarak adlandırılmıştır. Eğlenme faktörü toplam varyansın % 7,153 ünü açıklamaktadır. Bu faktörü oluşturan değişkenler; Farklı şeyleri görmek ve yapmak, İlham ve heyecan verici bulmak, Eğlenmek, Özel etkinliklerden hoşlanmak, Arkadaşlar ile aynı ortamı paylaşmak, Eğlenirken yeni damak tatlarından faydalanmak olmak üzere altı değişkenden oluşmaktadır. Değişkenlerin faktör yükleri bakımından Farklı şeyleri görmek ve yapmak değişkeni en yüksek değere sahiptir (0,840). SONUÇ Etkinlik turizmi her geçen gün önemini arttıran bir turizm türüdür. Bu nedenle etkinlik turizmi katılımcılarını motive eden faktörlerin bilinmesi, katılımcılara daha iyi bir etkinlik turizmi hizmeti verilmesi açısından önemlidir. Etkinlik motivasyonunu belirlemeye yönelik çalışmalarda uygulama alanları genellikle etkinliğe katılan turistler bazında incelenmiştir (Yolal, Çetinel ve Uysal, 2009; Formica ve Uysal, 1998). Diğer bir husus ise, etkinlik organize edenlerin katılımcılara yönelik sahip oldukları bilgileridir. Katılımcıları etkinliklere motive eden faktörlerinin etkinlik organizatörleri tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan araştırmanın verileri, İzmir de bulunan yerel yönetim etkinlik organize eden 84

89 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : çalışanlardan elde edilmiştir. Bu doğrultuda etkinlik organize eden kamu organizasyonlarına uygulama yapılmıştır. Bu açıdan etkinlik organizasyonu yapan çalışanların hedef kitlesi olan turistleri etkinliklere katılmaya motive eden faktörlerin belirlenmesi açısından önemlidir. Araştırmada 105 adet ankete ulaşılmış ve söz konusu sayı evreni temsil etmektedir. Araştırma sonucunda elde edilen faktörler; sosyalleşme, aile birlikteliği ve yeni deneyimler, rutin hayattan kaçış ve eğlenme olarak belirlenmiştir. Uysal, Gahan ve Martin (1993) in etkinlik motivasyonunu belirlemeye yönelik çalışmalarında motivasyonlarının; kaçış, eğlence, yenilenme, sosyalleşme ve aile birlikteliği olduğunu belirtilmiştir. Formica ve Uysal (1996) İtalya da caz festivali motivasyonlarının; heyecan, sosyalleşme, eğlence, yenilik ve aile birlikteliği motivasyonlarına ulaşırken Spoleto festivalinde; sosyalleşme ve eğlence, etkinlik çekiciliği ve heyecanı, grup birlikteliği, kültürel ve tarihi motivasyon, aile birlikteliği ve yenilik (Formica ve Uysal, 1998) motivasyonlarına ulaşmıştır. Etkinlik organizatörleri bakış açısı ile etkinlik motivasyonlarını belirleyen Kim, Uysal ve Chen (2001) etkinlik motivasyonlarının; sosyalleşme, yenilenme, kaçış, aile birlikteliği ve merak olduğu sonucuna ulaşmıştırlar. Yolal, Çetinel ve Uysal (2009) tarafından turistleri etkinliklere motive eden etkinlik motivasyonuna yönelik Uluslararası Eskişehir Festivalinde yaptıkları çalışmada ise; sosyalleşme, kaçış ve heyecan, aile birlikteliği ve yenilenme olduğu belirtilmiştir. İzmir ilinde etkinlik organize eden yerel yönetimin etkinlik organizasyonu departmanı çalışanlarına yapılan çalışma sonucunda turistleri etkinliğe yönlendiren motivasyonların ise; sosyalleşme, aile birlikteliği ve yeni deneyimler, rutin hayattan kaçış ve eğlenme faktörlerinden meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Yerel yönetim bakış açısı ile etkinlik motivasyonlarını belirmeye yönelik yapılan bu çalışma ile Uysal, Gahan ve Martin (1993) in etkinlik motivasyonları ve Yolal, Çetinel ve Uysal (2009) ın etkinlik motivasyonlarının benzer sonuçlar göstermektedir. Dolayısıyla İzmir de etkinlik düzenleyen kamu kuruluşlarının tüketici motivasyonlarını algılamaları ile etkinlik turizmine katılan turistlerin motivasyonları aynı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bu nedenle İzmir ilinin etkinlik organizasyonlarında tüketici odaklı oldukları sonucuna ulaşılabilir. Etkinlik turizminin alternatif turizm çeşitleri içerisinde yer alması; insanları turizme yönelten motivasyonlar ile etkinlik turizmine yönelten motivasyonların benzer olması ilgi çekicidir. Etkinlik turizmine katılan turistlerin yurt içi ve yurtdışı seyahatlere katılan turistler ile aynı motivasyonlara sahip olması ve bu motivasyonları etkinliğe katılması ile tatmin etmesi turistlerin kısa sürede turistik ihtiyaçlarını gidermelerini sağlayacaktır. Bu açıdan zaman ve kaynak kısıtlılığı olan turistler kısa süreli ve yaşanılan bölgeye uzak olmayan destinasyonlarda da turistik motivasyonlarını giderebilecektir. Bu durum şehir ve beldelerin etkinlik organizasyonları ile kısa sürede turizm motivasyonlarını da 85

90 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : karşılayabilecekleri etkinlik motivasyonları sunmalarına bilimsel temel oluşturmaktadır. Etkinlik planlaması, pazarlaması ve etkinlik yönetimi son zamanlarda önemini giderek artıran alanlardır. Bu konularda başarılı olmak için turistleri destinasyona yönelten itici ve çekici faktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda destinasyona yeni bir turistik ürün olarak festivaller, özel etkinlikler kazandırılabilir. İlk aşamada bilinmesi gereken unsur motivasyonların belirlenmesidir. Ayrıca belirli zamanlarda motivasyonlarda oluşabilecek farklılıkları görebilmek adına araştırmalar tekrarlanmalıdır. Söz konusu çalışmalar katılımcılar, organizatörler ve yerli halk odaklı yapılabilir ve sonuçlar karşılaştırılabilir. Araştırmada, katılımcıları etkinliklere motive eden algılanan motivasyonları belirlemek için nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Bunun yanında nitel araştırma yöntemlerinden de yaralanılması önerilmektedir. Ayrıca belirli bir etkinlik hedef alınarak da araştırmalar yapılabilir. Sonuçların sosyolojik açıdan değerlendirilmesi etkinlik turizmi turistlerini anlamak açısından yararlı olacağı düşünülmektedir. KAYNAKÇA Allen, J. O toole, W. Harris, R. ve McDonnell I. (2002), Festival and Special Event Management, Third Edition, Sydney. Altunışık, R. Coşkun R., Bayraktaroğlu S., ve Yıldırım, E., (2007), Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri SPSS Uygulamaları. Sakarya Yayıncılık, İstanbul (5. Baskı). Backman, K., Backman, S., Uysal, M., ve Sunshine, K. (1995), Event tourism: An examination of motivations and activities Festival Management and Event Tourism, 3(1), ss Büyüköztürk, Ş. (2002), Sosyal Bilimler için Veri Analizi El Kitabı Ankara: Pegem Yayıncılık. Crompton, J. L. (1979), Motivations for Pleasure Vacation Annals of Tourism Research, 6(4), ss Crompton, J. L., ve Mckay, S. L. (1997), Motives of Visitors Attending Festival Events Annals of Tourism Research, 24(2), ss

91 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Çelik, A. (2009), Destinasyon Pazarlama Unsuru Olarak Etkinlik Turizmi ve Etkileri İstanbul Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü. Ankara. Çil, B. (2002), İstatistik, Detay Yayıncılık. 3. Baskı. Ankara. Getz, D. (2008), Event tourism: Definition, Evolution, and Research, Tourism Management, 29(3), ss Getz, D., ve Cheyne, J. (2002), Special Event Motives and Behaviour. In C. Ryan (Ed.), The tourist experience (2nd ed. Ss ). London: Continuum. Gibson, H. (2004), Moving beyond the what is and who of sport tourism to understanding why. Journal of Sport Tourism, 9(3), ss Gürsoy, D., Kyungmi, K., Uysal, M. (2004), Perceived Impacts Of Festivals And Special Events By Organizers: An Extension And Validation, Tourism Management, 25, ss Formica, S., ve Murrmann, S. (1998), The effects of group membership and motivation on attendance: An international festival case, Tourism Analysis, 3(3/4), ss Formica, S., ve Uysal, M. (1996), A Market Segmentation Of Festival Visitors: Umbria Jazz Festival in Italy, Festival Management & Event Tourism, 3(4), ss Formica, S., ve Uysal, M. (1998), Market Segmentation of an International Cultural-Historical Event in Italy, Journal of Travel Research, 36(4), ss Hall, C. M. (2000), Tourism Planning: Policies, Processes, Relationships, UK: Prentice Hall. Iso-Ahola, E. (1982), Towards a social psychology theory of tourism motivation: A Rejoinder, Annals of Tourism Research, 9(2), ss İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü (2013), İzmirde Düzenlenen Etkinlikler ( ). Karagöz, D. (2006). Etkinlik Turizmi Ve Etkinlik Turizmi Bağlamında Yabancı Ziyaretçi Harcamalarının Ekonomiye Etkisi: Formula Türkiye Grand Prıx Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir. 87

92 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Karaküçük S., (1997), Rekreasyon Boş Zamanlı Değerlendirme Kavram Kapsam ve Bir Araştırma. Ankara: Seren Ofset. Kim, K.., Uysal, M. ve Chen, J. S. (2001), Festival Visitor Motivation from the Organizers Point of View, Event Management, 7, ss Li, R., ve Petrick, J. (2006). A review of festival and event motivation studies. Event Management, 9(4), ss Lee, C., Lee, Y., ve Wicks, B. (2004), Segmentation of festival motivation by nationality and satisfaction. Tourism Management, 25(1), ss Mohr, K., Backman, K., Gahan, L., ve Backman, S. (1993), An investigation of festival motivations and event satisfaction by visitor type, Festival Management and Event Tourism, 1(3), ss Raj, R. ve Morpeth, N. (2006), Local Community Structures in Events and Festivals : Opportunities for Destination Marketing or Communities Caring for Place?, Tourism Today-Fall, 6, ss Şahin, A. (2004).Yönetim Kuramları ve Motivasyon İlişkisi. Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (11), ss Ural A., ve Kılıç İ. (2006). Bilimsel Araştırma Süreci ve SPSS ile Veri Analizi. Ankara: Detay Yayıncılık. Uysal, M., Gahan, L. W., ve Martın, B. (1993). An Examination Of Event Motivations: A Case Study, Festival Management & Event Tourism, 1(1), Uysal, M. and Li, X., (2008). Festival and Event Motivation Research: Critical Issue and Directions for Future Research, presented at Cultural and Event Tourism: Issues&Debates, International Tourism Conference 2008, 10-24, November 2008, Alanya-Turkey. Nakip, M. (2006). Pazarlama Araştırmaları - Teknikler ve (SPSS Destekli) Uygulamalar.Ankara: Seçkin Yayınevi. Nicholson, R. E., ve Pearce, D. G. (2001). Why Do People Attend Events: A Comparative Analysis Of Visitor Motivations At Four South Island Events, Journal of Travel Research, 39, ss Nogawa, H., Yamaguchi, Y., ve Hagi, Y. (1996). An empirical research study on Japanese sport tourism in Sport-for-All events: Case studies of a single-night event and a multiple-night event, Journal of Travel Research, 35, ss

93 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Raybould, M. (1998). Participant motivation in a remote fishing event, Festival Management and Event Tourism, 5(4), ss Robinson, T., & Gammon, S. (2004), A question of primary and secondary motives: Revisiting and applying the sport tourism framework, Journal of Sport Tourism, 9(3), ss Scott, D. (1996), A comparison of visitors motivations to attend three urban festivals, Festival Management and Event Tourism, 3(3), ss Thrane, C. (2002), Jazz Festival Visitors And Their Expenditures: Linking Spending Patterns To Musical İnterest, Journal of Travel Research, 40, ss Woo Jun, J. ve Lee, H. (2008), Impacts of Events on the Brand Germany : Perspectives from Younger Korean Consumer Event Management, 11(3), ss Yolal M., Çetinel, F. ve Uysal M. (2009), An Examination of Festival Motivation and Perceived Benefits relationship: Eskişehir International Festival. Journal of Convention & Event Tourism, 10, ss

94 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : ULUSLARARASI TİCARETTE KORUMACILIK VE 2008 KRİZİ Hasan PARILTI 1 Özet: Dünya ekonomisi, 2007 sonbaharında ABD de mortgage krizi olarak başlayan, kısa sürede dünyayı saran ekonomik krizin etkilerini hala tam manasıyla üzerinden atamadı. Büyüme hala düşük düzeylerde. Dış ticaret büyümesi uzun vadeli trendinin altında bir performans gösteriyor. Bu araştırmanın amacı kriz döneminde dünya ülkelerinin korumacı eğilimlerinin tespiti ve bunun ekonomik büyüme ve dış ticarete etkisine ışık tutmaktır. Araştırmada yöntem olarak kriz öncesindeki beş yıllık dönele krizin etkili olduğu beş yıllık dönemde DTÖ üyesi ülkelerin uygulamak üzere girişimde bulunduğu korumacı politikaların sayısal bir karşılaştırması kullanılmıştır. Korumacılığı disiplin altına alan sıkı uluslararası anlaşmalara rağmen, kriz öncesi döneme göre kriz döneminde, ülkelerin kullandığı koruyucu politikalar, salt sayısal olarak ele alındığında bile, ithalat üzerinde koruyucu bir baskının olduğu görülüyor. Krizin başından beri G-20 ülkeleri tarafından devreye alınan koruyucu politikalarının yıllık dünya ticaret hacminin %3,5 ğunu ilgilendirildiği hesabı yapılıyor. Krizden sonra yürürlüğe konan koruyucu politikaları daha çok gelişme yolundaki ülkelerin birbirine karşı uyguladığı görülüyor. Dünya Ticaret Örgütü şemsiyesi altında imzalanan, ve korumacılığı düzen altına alan anlaşmalar olmasa idi dış ticarette korumacılık çok daha vahim boyutlarda olabilirdi. Anahtar Kelimeler: Uluslararası ticaret sistemi, korumacılık, şarta bağlı koruma önlemleri, tarife dışı önlemler Protectionism In International Trade And 2008 Crises Abstract: The World economy has not recovered completely yet from the economic crises, which begun as a mortgage crises in the USA in late 2007 and spread around the world within a short period of time. Global economic growth rate is still quite low. Growth performance of global merchandise trade is far below the long term average trend. The aim of this paper is to discover protectionist tendencies of the WTO s member countries and to shed light on the effects of the these policies on economic growth and trade performance. Comparison of frequencies of initiation of protectionist policies which the governments have applied during pre-crises and crises affected period has been taken as the main methodology. Despite the tight international rules which regulate protectionism, it is evident from 1 Uzun yıllar İhracatçı Birliklerinde yönetici olarak çalıştı Mayıs ayında İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreter Yardımcısı olarak emekli oldu. İktisat alanında doktora derecesi mevcut. 90

95 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : comparison of bare numbers of the restrictive policies applied by the governments during the pre-crises and the crises period that imports have been pressured by the protectionism. It has been calculated that the protectionist policies which G-20 countries have applied on imports, from the beginning of the cries, is related with 3,5 of world merchandise trade. It is seen that the protectionist policies have been applied mostly by developing countries against developing counties during the crises period. If the agreements, regulating the world trade, which have been ratified under the umbrella of World Trade Organization, had not been existed, the protectionism would have had much more damage on trade. Key words: International trading system, protectionism, contingency protection measures, non-tariff measures GİRİŞ Uuslararası ticaret farklı ülkelerde yerleşik kişi ve şirketlerin kar amacı ile yürüttükleri ticari ilişkileri ifade eden bir kavramdır. Uluslararsı ticaretin tarafları ticari ilişkiden kar sağlarken, bundan zarar gören kesimler çıkabilir. Örneğin ithalatçı ülkede yerleşik olup ithal ürünlerin aynısı veya benzerlerini iç piyasada üretip satanlar, bunların fabrikalarında çalışan işçi ve yöneticiler, yerli üreticilere ham madde ve girdi tedarik eden kesimler zarar gören kesimlerin başında gelmektedir. Bu yüzden hükümetlerin sanayileşme, ekonomik kalkınma, rekabet ve dış ticaret politikaları içinde koruyucu politikaların büyük bir önemi vardır. Yerli sanayi, yabancı satıcıların haksız rekabetine uğruyorsa, koruyucu politikalar daha da önem kazanmaktadır. Hükümetlerin dış ticarette korumacı politikalar gütme ihtiyacı sadece sosyoekonomik kaygılara dayanmaz. Salt sosyal amaçlı kaygılar da korumacı politikaların temel belirleyicilerindendir. Örneğin toplumun hayat kalitesinin yükseltilmesi, tüketicinin doğru bilgilendirilmesi ve tüketici haklarının korunması, toplum sağlığının korunması, bitki ve hayvan varlığının salgın hastalıklara karşı korunması, çevrenin korunması gibi politikalar, ithalatta uygulanan koruma politikalarının bir başka yönünü oluşturmaktadır. Ekonomik kriz dönemleri, yerli sanayicilerin ve baskı gruplarının korunma talebini arttırdığı dönemlerdir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi uluslararası ticarete yön veren kuruluşlar, ülkelerin çeşitli gerekçelerle korunma ihtiyacında olduğunun bilinci ve kabulü içindedir. Fakat tek tek ülkeler için faydalı görülen korumacılık, dünya refahı uluslararası ticaretin geleceği için son derece zararlı uygulamalara dönüşebilir. Haksız rekabete karşı önlemlerin yanlış kullanılması, tamamen sosyal politika amaçlı uygulamalar olan sağlık, emniyet, çevre, salgın hastalıkların önlenmesi, kalitenin arttırılması 91

96 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : standartlarının amaç dışı olarak, birer tarife dışı korunma aracı şeklinde kullanılması eğilimleri, dünya ticaret görüşmelerinin ana gündem maddeleri arasındadır. Hükümetlerin korunma ihtiyaçlarının kaçınılmazlığını ve tarihi bir deneyimle korumacılığın zararlarını bilen DTÖ, ülkelerin uygulayabileceği koruyucu politikalarla ilgili olarak çok sayıda düzenlemeyi hayata geçirmiştir. Çoğu 1995 yılında Uruguay Ticaret Görüşmeleri sonunda DTÖ nün kurulması ile hayata geçirilen düzenlemeler (çok taraflı anlaşmalar), hükümetlerin belirli koşullar altında uygulayabileceği tedbirler ile sosyal politika amaçlı tarife dışı tedbirler için kapsamlı kurallar getirmektedir. Söz konusu kurallar, 2013 yılı itibariye sayıları 159 a ulaşan DTÖ üyeleri tarafından kabul ve bunlara uymak zımni bir şekilde taahhüt edilmektedir. Bu araştırma, kriz dönemlerinin, hükümetlerin taahhütlerine ne ölçüde uyduğunun test edildiği dönemler olduğu düşüncesi ile, uluslararası ticaret sisteminin genel prensipleri bağlamında korumacılıkla ilgili beş anlaşmanın (Anti Damping Anlaşması, Sübvansiyonlar ve telafi Edici Önlemler Anlaşması, Korunma Önlemleri Anlaşması, Sağlık ve Bitki Sağlığı Anlaşması ve Ticarette Teknik Engeller Anlaşması) temel hükümlerini ele almakta ve 2008 krizi döneminde DTÖ üyesi ülkelerin ne yönde hareket ettiğini belirlemeye çalışmaktadır. Araştırma, hükümetlerin uygulamak niyeti ile harekete geçtiği koruyucu tedbirlerin kriz öncesi dönmedeki uygulama sıklıkları ile kriz dönemindeki uygulama sıklıklarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Koruyucu tedbirler olarak anti damping vergisi, telafi edici vergi, korunma önlemleri, tarife dışı önlemler olarak ise sağlık ve bitki sağlığı önlemleri ile zorunlu standart (teknik düzenleme) uygulamaları konusundaki gelişmeler değerlendirme konusu edilmektedir. Kriz öncesi dönem olarak dönemi, kriz dönemi olarak ise dönemi alınmıştır. Ülkelerin uygulama niyeti ile harekete geçtiği tedbirler paketi ve bunların uygulama sıklığı ile ilgili istatistiksel bilgiler DTÖ elektronik veri sisteminden sorgulama yolu ile alınmıştır. Araştırmada, kriz döneminde korumacılığın kıtalar ve böğler itibari ile gelişimi yanında, korumanın hangi ülkelere karşı yapıldığı ve hangi sektörlerin korunduğu konusunda bilgiler bulmak mümkündür. Korumacılığın Ekonomik Gerekçeleri Uluslararası ticaret, hükümet kurumları arasında yapılan istisnalar dışında, farklı ülkelerde yerleşik gerçek veya tüzel kişiler arasında yapılmaktadır. Karşılıklı kar ve zarar hesabına göre oluşan bir kontrata istinaden ticaret yapıldığından, genellikle alan (ithalatçı) taraf da satan 92

97 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : (ihracatçı) taraf da memnundur. Ticari taraflar arasında zaman zaman memnuniyetsizlikler çıksa bile, bu ticarete dayalı bazı edimlerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesinden kaynaklanabilir; bizatihi ticaretin yapılmasından doğan bir memnuniyetsizlik söz konusu olamaz. Ancak yapılan ticaretten bizatihi zarar gören kesimler bulunabilir. Örneğin ithal edilen malların aynısını, benzer malları veya ikame malları iç piyasada üretip satan sanayiciler veya söz konusu ürünlerin üretilmesi için gerekli ham madde ve diğer girdileri sağlayan kesimler, ithalattan ciddi manada zarar görebilir. İç piyasadaki üreticiler veya diğer çıkar çevrelerinin zararları, normal ticari ilişkiler çerçevesinde ortaya çıkan masum bir durum da olmayabilir. Örneğin yabancı ülkelerdeki satıcı veya satıcılar, ithalatçı ülkedeki üreticileri piyasadan çıkartmak ve pazara tamamen hâkim olmak için, planlı davranışlar içinde bulunabilirler; hatta daha da ileriye giderek, maddi sübvansiyon veya başka şekillerde kendi hükümetlerin desteğini de alıyor olabilirler. Zararlı ithalat hali hazırda kurulu bir sanayinin menfaatlerini kötü etkileyebileceği gibi, bir sanayinin kurulmasını ve gelişmesini geciktirebilir veya imkânsız hale getirebilir. Yerli sanayinin güç kaybetmesi ile vergi kaybına uğrayan veya açığa çıkan işsizlikle uğraşmak zorunda kalan hükümetlerin uğrayacağı zarar konunun başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Uluslararası ticaret yeryüzünde mevcut olduğu ilk zamanlardan beri, zararlı ithalata karşı yerli yerli sanayiyi korumak, her zaman hükümetlerin politikaları arasında yer almıştır. Hükümetlerin koruma politikalarının gerisindeki faktörler her zaman ekonomik değildir. Ülkede yaşayan insanların sağlığının korunması, bitki ve hayvan varlıklarının bulaşıcı mikro organizmalardan korunması, çevrenin korunması, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi, emniyet ve güvelik gibi ekonomik olmayan faktörler nedeniyle de hükümetler koruyucu politikalar uygulamak durumundadır. Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) her yıl periyodik olarak yayımladığı Dünya Ekonomisi Raporlarında (WTO, 2009, 2012c) ülkelerin uygulama eğiliminde olduğu koruyucu tedbirler, uluslararası ticaret sistem bağlamında kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Söz konusu raporlardan birinin (2009) ana teması Ticaret Politikası Taahhütleri ve Şarta Bağlı (Koruyucu) şeklinde olup ülkelerin uygulama eğilimde olduğu koruyucu tedbirlerin ve ekonomik olan ve olmayan gerekçeleri Tablo 1 deki şekilde özetlenmektedir. 93

98 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 1. Geçici korunma artışına yol açan durumlar ve korunma argümanlarının sınıflandırılması Koşullar Seçilmiş Örnekler Korunma ile ilgili argümanlar/gerekçeler Ekonomik Koşullar Ürüne Özel Talep Tüketici tercihlerinde değişim İthalata rakip (ithal ikameci) firmaların ürünlerine karşı tük. tercihlerinde değişim İthalata rakip olmayan firmaların ürünlerine karşı tük. tercihlerinde değişim Yapısal uyum Ticaret hadleri argümanları* Arz Dışarda yenilikler Rekabet edebilirliği restore etmek, yapısal uyum Genç endüstri Genç endüstrinin geliştirilmesi Düşen sektör Yapısal uyum Firma Yabancı firma tarafından Yıkıcı damping, öldürücü damping Davranışı damping yapılması Global/Firma Spesifik Toplam talep/arz Çöküş (recession) Dalgalanmada geçişleri yumuşatma Dünyada fiyat artışları Enflasyonun kontrol altına alınması Ödemeler dengesi krizi Dengenin yeniden kurulması Ekonomi Politikası İlişkili Koşullar Yabancı hükümetler Politik Ekonomi tarafından sübvansiyon verilmesi Önceden görülemeyen uyum problemleri Ekonomik Olmayan Durumlar Ulusal güvenlik, çevresel nedenler, sağlık, acil durumlar Yapısal uyum Ekonomik olmayan mevzuya dayalı Öngörülmeyen politik olaylar Politik ekonomi *Ekonomi teorisi bakış açısıyla ticaret hadleri argümanı büyük bir ülke için ithalatta bir artış olduğu zaman geçerlidir Kaynak: WTO. (2009). Trade policy commitments and contingency measures. World Trade Report. Geneva: WTO 94

99 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablodan örnek çıkarsamalar yamak gerekirse; ekonomik koşullar bir ülkeyi, ithalatta çeşitli koruyucu tedbirler almaya zorlayabilir. Koşullar talep yönlü veya arz yönlü olabilir. Talep yönünde tüketici tercihlerinde bir değişim, belirli sektörlerde yapısal uyumu sağlamak için geçici koruyucu tedbirlere başvurabilir. Yabancı firmaların damping yaparak hasız rekabete girişmesi, hükümetleri, kendi sanayilerini koruyucu tedbirlere yöneltebilir. Hükümetlerin gerek ekonomik gerekse ekonomik olmayan faktörler nedeniyle uygulayacağı koruma politikaları her zaman bir misilleme potansiyeli taşımaktadır. Bu yönü ile misilleme de hükümetlerin koruma politikalarının nedenleri arasında sayılabilir. Koruyucu politikalar ve bunlara bağlı misilleme hareketleri topyekûn dünya ticaretinin kötüye gitmesine, iktisadi durgunluğa veya başlamış bir krizin derinleşmesine neden olabilir Büyük Dünya Bunalımının yaygınlaşması ve etkilerinin yıllar boyu sürmesinin gerisindeki önemli faktörlerden birinin, ABD nin Smoot Hawley Yasası ile 1930 da gümrük vergilerini aşırı ölçüde arttırması ve diğer ülkelerin buna karşılık giriştiği misilleme faaliyetlerinin olduğu, akademik çevrelerce geniş kabul görmektedir (Eichengeren, 1987). Bu yüzden, ithalat yasakları ve kota şeklindeki korumacılığın yasaklanması, diğer ekonomik ve sosyal ve ekonomi politikası gerekçeli korumacılığın belirli bir disiplin altına alınması başta Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) olmak üzere uluslararası ticaret sisteminde söz sahibi olan kuruluşların başlıca gündem maddeleri arasındadır. Uluslararası Ticaret Sistemi ve Korumacılık 1929 Büyük Dünya Bunalımını ve İkinci Dünya savaşını yaşayan dünya, savaştan sonra, dünyanın yeniden imarı ve ticaretin yolunun tekrar açılması konusunda Birleşmiş Milletler öncülüğünde girişimlere başlamıştır. Bu bağlamda, uluslararası finansal istikrarı sağlamak ve proje finansmanı yolu ile dünyanın yeniden imarı konusunda IMF ve Dünya Bankası kurulmuştur. IMF ve Dünya Bankası yanında uluslar arası ticarette düzeni sağlamak üzer ITO (International Trade Organisation) adlı bir üst yapı kurmak için yola çıkıldıysa da, bunda başarılı olunamamış ancak, başlangıçta 23 ülkenin imzası ile Gümrük ve Tarifeler Genel Anlaşması (GATT-General Agreement on Tariffs and Trade) imzalanmıştır. Dünya ticaretinin önündeki engelleri kaldırmayı, öngörülebilirlik ve şeffaflığı arttırmayı, ülkeler arasında adil bir rekabet ortamını oluşturmayı amaçlayan bu anlaşma, 1948 den 1995 e kadarki dönemde dünya ticaretine yön vermiştir. Halen yürürlükte olan ve 1995 te Dünya Ticaret Örgütünün kurulması ile, DTÖ sisteminin bir parçası olan Anlaşmanın (GATT 94) dört ilkesi bulunmaktadır. GATT ilkeleri (günümüz de artık DTÖ ilkeleri) olarak anılan, DTÖ şemsiyesi altında yapılan bütün müzakerelerin, yapılan anlaşma ve protokollerin ruhunu oluşturan bu ilkeler (UNCTAD, WTO, CS, 1996) aşağıdaki şekilde özetlenebilmektedir. 95

100 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Korumacılığın sadece gümrük vergileri ile yapılması (tariffication), kota ve diğer miktar sınırlamaları ile ticaretin doğal akışı önündeki bütün engellerin kaldırılması, 2-Müzakereler yolu ile gümrük vergilerinin en aşağı seviyelere çekilerek DTÖ ye bildirilmesi (consolidation) ve bunları bir daha yükseltmemek üzere karar alınması (binding tariffs) 3-Tüm DTÖ üyelerinden yapılacak ithalata aynı gümrük vergisinin uygulanması, eşit davranma (Non-discrimination rule) ve DTÖ üyesi ülkelerden birine tanınan bir ayrıcalığın bütün DTÖ üyesi ülkelere de yaygınlaştırılması (the most favored nation rule) 4-Yerli mallarının ithal ürünlere tercih edilmesini sağlayıcı düzenlemelerden (vergisel olabilir, sübvansiyon şeklinde olabilir) kaçınma (national treatment rule). DTÖ ilkeleri, sadece akademik metinlerden geçen geçen neo klasik söylemlerin bir yansıması değil, gerçekten bugün sayıları 159 e ulaşan DTÖ üyesi ülkelerin altına imza attığı ve uymayı taahhüt ettiği anlaşma ve protokollerin ruhunu oluşturmaktadır. Dikkat edilirse, DTÖ ilkelerinden üçü (1,2 ve 4) doğrudan korumacılıkla ilgilidir. DTÖ şemsiyesi altında yapılan çok taraflı (multilateral) ve çoklu (plurilateral) anlaşma ve protokoller hep birlikte uluslar arası ticaret sistemini oluşturmaktadır. Uluslar arası ticaret sistemi, korumacılığın zararlarını göz önünde bulundurarak, bununla mücadele edilmesinin gereğine inanmaktadır. Adil ve öngörülebilir bir rekabet ortamının oluşturulması, uzun vadede bütün ülkelerin faydasınadır. Ancak çeşitli ekonomik ve sosyal nedenler dolayısı ile korumacılığın tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu yüzden dünya ticaret sistemini oluşturan anlaşma ve protokoller, korumacılığı tamamen kaldırmak yerine mümkün olan en az düzeye indirmeyi ve bir disiplin altına almayı amaçlamaktadır. Uluslar arası ticaret sistemi korunma ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu göz önünde bulundurduğundan, DTÖ şemsiyesi altında yapılan anlaşma ve protokollerde hep bir esneklik payı gözetilmektedir. Örneğin GATT 94 ün, miktar kısıtlamaları yolu ile korumacılığı yasaklayan ve korumacılığın sadece ve sadece gümrük vergileri ile yapılabileceğini şart koşan XI. Maddesi, ödemeler dengesi zorlukları ile karşılaşan ülkelerin miktar kısıtlamalarına başvurabileceği ile ilgili XII. Maddesi ile yumuşatılmaktadır. Koruma Önlemleri Konusunda DTÖ düzenlemeleri Dünya ticaret sistemi içerisinde ithalatta uygulanabilir koruyucu politikaları iki grup altında ele almak mümkündür. Bunlar,1- Belirli koşullar 96

101 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : altında tarifeler veya miktar kısıtlamasına gidilmesi yolu ile korumaya müsaade eden uygulamalar-contingeny measures- (WTO, 2009) ve 2- Asıl amacı ticari koruma olmayan ancak ticari koruma etkisi de olan tarife dışı tedbirler-non tariff measures- (WTO, 2012c) şeklinde formüle edilebilir te DTÖ nün kurulması ile birlikte yürürlüğe giren ve uluslararası ticarette korumacılığı düzenleyen anlaşmalardan, dampingli ithalattan firmaları veya sanayileri korumayı amaçlayan Anti Damping Anlaşması (Agreement on Antidumping), sübvansiyonlu ithalata karşı firmaları veya sanayileri korumayı amaçlayan Sübvansiyonlar ve Edici Önlemler Anlaşması (The Agreement on Subsidies and Countervailing Measures) ve herhangi bir haksız rekabet olmasa bile ani ithalat artışlarının iç piyasadaki üreticilere zarar vermesi durumunda, alınabilecek tedbirleri düzenleyen Korunma Önlemleri Anlaşması (Agreement on Safeguards) şarta bağlı koruyucu politikaların genel çerçevesini çizmektedir. Ticarette Teknik Engeller Anlaşması (Agreement on Technical Barriers to Trade) ve Sağlık ve Bitki Sağlığı Anlaşması (Agreement on the Application of Sanitary and Photosanitary Measures), esasen, hükümetlerin ithal ürünlerin kalitesi, tüketicinin doğru bilgilendirilmesi, emniyet ve güvenliğin sağlanması, insan, bitki, hayvan sağlığı ve çevrenin korunması konusunda alabileceği tedbirleri düzenlemekte olup, taife dışı tedbirlerin genel çerçevesini oluşturmaktadır Krizi sonrasında hükümetlerin yukarda sayılan beş alanda ne tür tedbirler aldığını analiz edebilmek açısından bu konudaki DTÖ düzenlemelerine daha yakından bakma gereği bulunuyor. Aşağıdaki başlıklar altında bu konudaki ihtiyaca yetecek kadar özet yapılmıştır. Anti Damping Anlaşması ve Haksız Rekabete Karşı Koruma Anti Damping Anlamasına göre, ihracatçı firmaların dampingli satışları ithalatçının ülkesindeki üreticilere zarar verirse, ithalatçı ülke makamları anti damping vergisi uygulamak suretiyle kendi sanayilerini koruyabilir. İhracatçıların ihraç fiyatı aynı mal için ihracat ülkesindeki iç piyasada satış fiyatından düşükse, bu bir damping olabilir. Düşük fiyatla (dampingli olarak) satılan mallar ithalatçı ülkede aynı malı veya benzer malları üreten sanayiciler için bir haksız rekabet teşkil edebilir. Her düşük fiyatlı satış damping demek değildir. Ayrıca her damping olayında anti damping vergisi konulması gerekmez veya buna izin verilmez. Damping vergisi ile iç sanayii korumaya alabilmek için, sanayicilerin usulüne uygun bir şekilde kendi ülkelerinin resmi makamlarına şikayette bulunması, resmi makamların usulüne uygun bir şekilde soruşturma yapıp (bazen remi makamlar kendiliğinden bir soruşturma başlatabilir) dampingin varlığını ve şikayette bulunan sanayicilerin zararlarının dampingli satışlardan kaynaklandığını ispatlaması gerekmektedir. Sadece şikayette bulunan tarafların değil, başta damping yaptığı öne sürülen ihracatçılar olmak üzere 97

102 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : bütün taraflara kendilerini ifade etme imkanı sağlanmalı, damping soruşturmasının açıldığından bütün taraflar ve DTÖ haberdar edilmeli, soruşturmanın bütün evreleri şeffaflık içinde yapılmalıdır (WTO, 1995c, 1996). Bütün prosedürler yerine getirildikten sonra, iç sanayinin zararını karşılayacak kadar, en fazla hesaplanan damping marjı 2 kadar bir vergi konulabilir. Söz konusu vergi 5 yıl süre ile uygulanabilir. Bu süre zarfında durum gözden geçirilebilir; eğer dampingli satışlara son verilmişse veya artık zarar tehdidi ortadan kalkmışsa anti damping vergisi kaldırılabilir. Soruşturmaya başlanması, soruşturmanın sonlandırılması, anti damping vergisinin yürürlüğe konulması, önlemin kaldırılması gibi bütün aşamalar DTÖ ye bildirilmelidir. Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması ve Haksız Rekabete Karşı Koruma Dünya Ticaret Örgütü, Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması ihracata verilebilecek sübvansiyonları sıkı bir şekilde düzenlemiştir (WTO, 1995g, 1996). Buna göre sübvansiyonlar, 1-Yasak (prohibited-red) sübvansiyonlar, 2-İthalatçı ülkelerde zararlı etkisi olursa karşı tedbire başvurulabilir sübvansiyonlar (permissible but actionable- amber), 3- İzin verilebilir (permissible- green)sübvansiyonlar olarak üç gruba ayrılmaktadır. İhracatla doğrudan bağlantılı olan, ihracatçıya bir ödül mahiyetinde verilen sübvansiyonlar yasaklanmıştır. Örneğin DTÖ üyeleri, ihracatçılarına, yapılan ihracatın belli bir oranı kadar veya ihraç edilen her ton başına, ya da ihraç edilen her adet başına bir destek vermeyi vaat edemez; ihracatta navlun desteği veya benzeri bir adla destek veremez; ihracat yaptı diye firmaları daha düşük vergilendirmeye gidemez veya, KDV iadesi hariç, vergi iadesinde bulunamaz. Firmaların pazarlama, innovasyon ve yönetim kabiliyetini geliştiren destekler ise izin verilebilir sübvansiyonlar kategorisindedir. Bu iki grup arsında kalan sübvansiyonlar karşı tedbire başvurulabilir sübvansiyonlar olarak değerlendirilmektedir DTÖ üyesi bir ülke, başka bir DTÖ üyesinin kendi firmalarına verdiği yasak veya karşı tedbire başvurulabilir bir sübvansiyon dolayısı ile kendi sanayisinin zarar gördüğü kanaatine varırsa, hem durumu DTÖ Uyuşmazlıkların Halli Organına (Dispute Settlement Body) götürme, hem de gerekli soruşturmaları yaparak telafi edici vergi koyma, yani karşı tedbire baş vurma hakkına sahiptir. Karşı tedbire yani telafi edici vergi uygulamasına gidebilmek için, tıpkı anti damping vergisinde olduğu gibi, sübvansiyon dolayısı ile doğan haksız rekabetten zarar gören firmaların kendi ülkelerindeki yetkili makama 2 Damping marjı, damping yapan ihracatçı firmanın ihraç fiyatı ile iç piyasadaki fiyatı arasındaki farkın ihraç fiyatına bölünmesi suretiyle bulunan bir orandır. İhraç fiyatı ve iç piyasa fiyatının dikkate alınma esasları Anti Damping Anlaşmasında belirlenmiştir. 98

103 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : usulüne uygun bir başvuru yapması, yetkili makamın usulüne uygun bir soruşturma yürütmesi, süreç boyunca taraflara kendilerini savunma hakkı verilmesi, bütün aşamalarda şeffaflık ilkesine azami riayet edilmesi, soruşturma sonuncunda, yerli sanayinin ciddi bir şekilde zarara uğradığı ve bu zararın ihracatçı ülkenin sağladığı sübvansiyondan kaynaklandığının ispat edilmesi gerekmektedir. Anti damping ve Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması kapsamında uygulanacak koruyucu tedbirlerin (anti damping vergisi veya telafi edici vergi) süresi beş yıldır. Bu süre zarfında, durum tarafların inisiyatifi ile gözden geçirilebilir. İthalatçı ülkedeki sanayinin zararı ortadan kalkmışa önlemlere son verilebilir. Gözden geçirme süreçleri sonucunda damping veya sübvansiyon nedeniyle ithalatçı ülkenin zarar görme halinin devam ettiği saptanırsa önlemler uzatılabilir. Ancak özünde bütün şarta bağlı tedbirler geçici nitelikte tedbirlerdir. Zarar ortadan kalkınca tedbir de ortadan kalkmalıdır. Anti damping vergisi veya telafi edici vergi, sadece haksız rekabet yapan ihracatçı firmalardan veya duruma göre bu firmaların yerleşik bulunduğu ülke/ülkelerden ithal edilen ürünlere uygulanır. Yani burada DTÖ nün eşit muamele kuralına uymak söz konusu değildir. Korunma Önlemleri Anlaşması ve Ani İthalat Artışlarına Karşı Koruma Korunma Önlemleri Anlaşması herhangi bir haksız rekabet olmasa bile, ani ithalat artışlarından zarar görülmesi durumunda DTÖ üyelerine kendi sanayilerini geçici bir süre koruma hakkı vermektedir (WTO, 1995h, 1996). Koruma, gümrük vergilerinin geçici olarak bağlı tarife (bound tariff) üzerine yükseltilmesine veya geçici bir süre miktar kısıtlamasına gidilmesi şeklinde uygulanabilmektedir. Bir korunma önlemine başvurabilmek için, yerli sanayiden usulüne uygun bir şikayetin bulunması (bazen hükümetin yetkili otoritesi kendiliğinden korunma soruşturması açabilmektedir), Konu hakkında DTÖ ve diğer taraflara bilgi verilmesi, yapılacak soruşturma sonucunda iç sanayinin veya iç ikame malları sanayinin ithalattan ciddi şekilde zarar gördüğünün belgelenmesi gerekmektedir. Koruma geçici olup maksimum dört yıldır. Gerekmesi durumunda bir dört yıl daha uzatılabilmektedir. Korunma Önlemleri Anlaşması, gümrük verilerinin aşağıya doğru çekilerek DTÖ ye konsolide edilmesi neticesinde korumasız kalan sanayileri bir süre daha koruyarak bunları uluslar arası rekabete bir miktar hazırlamak için bir zaman tanıma amacını gütmektedir. Korunma Önlemleri Anlaşması kapsamında, zarar verici ithalata miktar kısıtlaması getirilmesinin gerekmesi durumunda, bunun DTÖ nün bilgisi ve onayı ile yapılması gerekir. Uygulanacak tedbir, yerli firmaları korurken, ihracatçı firmaların zararına işleyecektir. Bu yüzden Korunma 99

104 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Önlemleri Anlaşması, ithalata tedbir koyan ülkelere, girişimcileri zarar gören ülkelerle bir uzlaşma zemini aramasını şart koşmaktadır. Uzlaşma genelde, önlem koyan ülkenin, ihracatı zarar gören ülkelerin önlem dışında kalan başka ürünlerine, daha düşük gümrük vergisi ile pazara girişine izin veren bir taviz şeklinde olmaktadır. Ayrıca sağlanan tavizi, ayırım yapmama ilkesi çerçevesinde, bütün DTÖ üyesi ülkelere yaygınlaştırma zorunluluğu vardır. Bu yüzden Korunma Önlemleri Anlaşması kapsamındaki tedbirlere çok sık başvurulmamaktadır. Sağlık ve Bitki Sağlığını Korunması Konusunda Anlaşma ve Korumacılık Dünya mal ihracatı içinde, tarımsal ürün ihracatı 2011 yılı itibariyle 1 trilyon 659 milyar dolara ulaşmıştır. Toplam dünya ihracatı ise 18 Trilyon 255 milyar dolar olmuştur. Topla dünya mal ticareti içinde tarımsal ürünlerin payı %9 civarında olup bunun %82 sini (yani kabaca 1 trilyon 360 milyar dolar veya toplam dünya ihracatının %7,5 i) gıda maddeleri oluşturmaktadır (WTO, 2012a). Gıda ürünleri ticareti dünyada en fazla düzenlemeye tabi alandır. Çünkü bu ürünler insan sağlığı, çevrenin korunması, bitki ve hayvan varlıklarının salgın hastalıklardan korunması bakımından hassas bir alanı oluşturmaktadır. Bu yüzden dünya gıda ve tarım ürünleri ticareti, Ticarette Teknik Engeller Anlaşması yanında ayrıca Bitki ve Bitki Sağlığının Korunması Anlaşması tarafından da düzenlenmektedir. Bitki ve Bitki Sağlığının Korunması Anlaşması, üye ülkelerin gıda ürünlerine ithalata tarife dışı bir engel çıkarmama açısından birçok husus içermektedir (WTO, 1995, 1996). Bu hususlardan bir kısmı aşağıdaki şekilde özetlenmektedir. Üye ülkeler sadece insan, bitki ve hayvan sağlığını ve çevreyi korumaya yönelik tedbirler alacaklardır. Düzenleme yapılacak alanlar, hastalık yayan mikrop ve organizmaların yayılması riski, gıda katkı maddeleri ve gıda ve içecek maddelerinde gelişen ve hastalığa neden olan toksinler ve bulaşıcılar riski veya hayvanlarla veya bitki veya bitki parçaları ile taşınan hastalık riski ile sınırlanmıştır. Koruyucu düzenlemeler yapılırken, uluslararası mevzuat, standartlar ve tavsiyeler göz önünde bulundurulmak zorundadır. Codex Alimentarius Commission, International Office Epizootics, International Plant protection Convention bu konuda önemli kuruluşlardır. Uluslararası düzenlemelere uymayan bir ulusal düzenleme yapılacağı zaman (bölge iklim farkları dolayısı ile farklı uygulamalar gerekebilir), DTÖ aracılığı ile, mutlaka diğer DTÖ üyesi ülkelerin görüşleri alınmalıdır. İhracatçı ülke makamlarının düzenlediği sertifika ve belgeler, insan, bitki, hayvan sağlığı ve çevre duyarlılıkları açısından ithalatçı ülkenin 100

105 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : beklentilerini karşılıyorsa, bunlar kabul edilmelidir, ithalat esnasında gereksiz numune alımı, laboratuvar testleri ve yeni baştan belgelendirme ile vakit kaybedilmemelidir. Sağlık ve Bitki sağlığı önlemleri, DTÖ ilkelerinden ayrım gözetmeme ilkesine uymak zorunda değildir. Önlemler hastalık ve salgın riski olan ülke ve bölgelerden gelen ithalat yönelik olarak ayırımcı bir şeklide uygulanabilir. Uluslararası standart ve parametreler bölgesel ihtiyaçları karşılamaya yetmezse, ithalatçı ülke uluslararası standartlardan daha yüksek kriterler ve parametreler belirleyebilir. Kontrol denetimler ticari akışı minimum düzeyde etkileyecek şekilde yapılmalıdır. Ticarette Teknik Engeller Anlaşması ve Korumacılık Ürün standartları, hammadde israfını önleme, tasarım ve planlama maliyetlerini azaltma, belirli bir kaliteyi tutturma, güvelik ve sağlık ve çevre koşullarına uyma ve ticarette ihtilafları (uyuşmazlıkları) çözümleme açısından önem taşımaktadır. Bu yüzden ülkeler iç pazarlarında üretilen ve piyasalara sürülen ürünlerin belirli standart ve ambalaj özelliklerine olmasını isterler. Standartlardan bir kısmına uyulması zorunlu olup, bir kısmı ihtiyaridir (isteğe bağlı). Zorunlu standartlara literatürde teknik düzenleme, zorunlu olmayanlara ise standart denmektedir. Ülkeler, zorunlu standartlara uygun üretim yapıldığını denetlerler, zorunlu olmayan standartları ise teşvik ederler. İç piyasada üretimi zorunlu standarda tabi ürünlerin ithalatı da zorunlu standarda tabidir. İthalat esnasında bunların standartlara uygunluğu denetlenir ve uygun olmayanların ithalatına izin verilmez. Dünyada 200 den fazla ülke ve otonom bölge bulunmaktadır. Bunların 159 u DTÖ ye üyedir. Her ülke birbirinden bağımsız zorunlu standart uygulamaya kalkarsa, bu uluslar arası ticareti imkânsız hale getirebilir. Örneğin A ülkesindeki bir üretici, aynı malı B ülkesi pazarı için farklı, C ülkesi pazarı için farklı, diğer pazarlar için farklı standartlarda üretmek zorunda kalacaktır. Bu büyük bir maliyet ve kaynak israfı anlamına gelmektedir. Zorunlu standartların uluslar arası ticarette bir teknik engel olarak kullanılması olasılığı her zaman vardır. Bu noktaları göz önünde bulunduran DTÖ, Ticarette Teknik Engeller Anlaşması ile zorunlu standartlar ve bunlarla ilgili uygunluk denetimleri konusunda kapsamlı düzenlemeler getirmiştir. Bunlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir (WTO, 1995b, 1996). Teknik düzenlemeler yapılırken veya bunlarla ilgili uygunluk denetimi usul ve yöntemleri belirlenirken mutlaka Uluslararası Standartlar 101

106 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Örgütünün (International Standardization Organization-ITO) standartları esas alınmalıdır. Bölge veya iklim farkları nedeni ITO standartlarından sapmalar varsa, bu konuda DTÖ kanalı ile diğer DTÖ üyesi ülkelerin görüşleri alınarak dikkate alınmalıdır. İthal ürünlere karşı zorunlu standart uygulanırken, DTÖ ilkelerine uyulmalıdır. Yani DTÖ üyeleri arasında standartlara uyum ve uygunluk denetimi açısından ayırım yapılmamalıdır (non discrimination). Benzer şekilde, yerli üretimi ithal ürünlere tercih ettirici bir uygulamaya gidilmemelidir (national treatment). Ticarete engel çıkartmak amacıyla asla kullanılmamalıdır. Ülkeler birbirinin uygunluk değerlendirme kriterlerini kabul etmeli, ihracatçı ülke makamları tarafından düzenlenen uygunluk belgeleri ithalatçı ülke makamları tarafından tekrar düzenlenmemelidir. Zorunlu standartlar mutlaka yazılı olarak DTÖ ye bildirilmeli ve bütün tarafların okuyup incelemesi konusunda şeffaflık sağlanmalıdır. İthalatçı ülkeler teknik düzenlemeler konusunda korumacı bir yaklaşım sergilediğinde, ihracatçı ülkeleri durumu DTÖ ye bildirmesi yolu açılmıştır. Korumacılığı Düzen Altına Almaya Dönük Diğer DTÖ Düzenlemeleri Mal Ticaretindeki korumacılığı önlemek üzere yapılan uluslararası düzenlemeler, yukarda belirtilen beş alanla (anti damping, sübvansiyonlar, ani ithalat artışına karşı tedbirler, sağlık ve bitki sağlığı ve teknik düzenlemeler) sınırlı değildir. Korumacılıkla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili başka anlaşma ve protokoller de bulunmaktadır. Malların gümrük kıymetinin koruyucu maksatlarla yüksek tutularak daha yüksek gümrük vergisi ve KDV tahsil etmeyi önlemek üzere, GATT 94 ün VII. Maddesinin Uygulanması Anlaşması-Malların Gümrük Değerinin Tespiti (Agreement on Implementation of Article VII -Customs Valuation) (WTO, 1995d) imzalanmıştır. Ülkelerin ithalatçılarına ithal lisansı verirken çeşitli zorluklar çıkartmaması için İthal Lisansları Prosedürleri konusunda uluslararası bir başka anlaşma (Agreement on Import Licensing Procedures) (WTO,1995f) yürürlüktedir. Ayrıca, Menşe Kuralları Anlaşması ( Agreement on Rules of Origin) (WTO, 1995e) Tarım Anlaşması (Agreement on Agriculture) (WTO, 1995a), Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (General Agreement on Trade in Services) (WTO, 1995i) içerisinde mal ticaretine getirilebilecek tarife dışı engelleri önlemeye yönelik hükümler mevcuttur. Örneğin taşımacılığa getirilecek kurallarla da ithalat pekâlâ sınırlandırılabilir. 102

107 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kriz Dolayısı İle Dünyada Korumacılık Arttı mı? 2007 yılı sonlarında Amerika da finansal bir kriz olarak ortaya çıkan, sonra bütün dünyaya yayılan ve 2012 itibariyle hala bazı ülkeleri terk etmemiş olan krizin korumacılığa yol açtığına dair çok sayıda söylem ve haber çeşitli basın yayın araçlarında yer almaktadır. Ekonomik krizle birlikte korumacılığın arttığını vurgulayan araştırma ve makalelerin sayısı artmıştır. Ertuna (2009, s.10) Oysa krizin ortaya çıkmasıyla pek çok ülke dış ticarette korumacılığa yönelmiş, ya yerli malların kullanımını cazip hale getirmiş ya da ihracatını teşvik yoluna gitmiştir. demektedir. Bu görüş, teşviklerle korumacılık arasında bir bağ kurması açısından ilgi çekicidir. Stanford Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada (Bown, 2013) Türkiye nin son yıllarda şarta bağlı ve tarife dışı koruyucu önlemleri en iyi manipüle eden ülkeler arasında yer aldığı tezi işleniyor. TÜSİAD-Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Formu işbirliği ile hazırlanan (Sumru, 2009, s.6) bir çalışma raporunda, Dünya Bankası Uluslararası Ticaret Bölümünün hazırladığı bir rapora atıf yapılarak, dünyada artan korumacılıktan örnekler verilmektedir. Dünya Ticaret Örgütü ve International Trade Center verilerine dayanarak hazırlanan bir raporda (Baldwin and Evenett, 2008), krizin yayılmaya ve ilk etkilerinin görülmeye başlandığı 2008 yılının ilk yarısında açılan anti damping davası sayısında %40 düzeyinde artış olduğu, birçok ülkenin gümrük vergilerini yükselttiği vurgulanarak, tedbir almak için dünya liderleri göreve çağırılıyor. Yazarlar (2008) yılın ilk yarısı sonuçlarının çok korkutucu olmamakla birlikte, kriz yayıldıkça ve derinleştikçe korumacılığın daha da derinleşeceği endişesini vurgulayarak, Dünya Ticaret Örgütüne duyulan saygı ve 60 yıllık tarife müzakereleri sonunda gelinen nokta itibariyle, 1929 Büyük Dünya Bunalımındaki gibi bir tarife savaşları başlamasını imkan dahilinde görmediklerini, ancak 1997 Asya krizinde olduğu gibi, DTÖ kuralları ile uyumlu yeni bir korumacı dalganın endişesini paylaşıyorlar. Krizle birlikte korumacılığın arttığına dair ortaya atılan görüşlerden çoğu, kapsamlı araştırmalardan ziyade, kısa bir zaman aralığında olup biten ve medyaya yan bilgilere dayanmaktadır. Çoğu araştırma veya makaledeki temel görüş, krizin korumacılığı artırdığı, hatta bunun dünya ticaretini tehdit ettiği yönündedir. Yazarlar veya görüş beyan eden kurumların birçoğu fiili bir korumacılıktan ziyade, 1929 krizindeki şekilde, misilleme yolu ile büyüyen bir korumacı dalganın dünyayı sarması endişesini ön plana çıkartmaktadır. Hâlbuki 1929 krizi yıllarında dünya ticaret sistemi günümüzdeki kadar düzen altına alınmış değildi. İsteyen ülke ithalata yasak koyar, isteyen ülke gümrük duvarlarını istediği kadar yükseltirdi. Diğer ülkeler ise buna misillemede bulunurdu. Nitekim, Eichengreen (1987) makalesinde bu konuya geniş yer veriyor. 103

108 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Dünya Ticaret örgütü, OECD ve UNCTAD la birlikte, krizin başlamasından hemen sonra dünya, DTÖ üyelerinin korumacı eğilimlerini ve bunların ticaret ve yatırım ortamı üzerine etkilerini gözetim altına almıştır. Bu girişim kapsamında, G-20 ülkelerinin ticaret politikaları daha yakından izlenmekte ve sonuçları yılda 2 defa yayınlanmaktadır (2012 öncesinde yılda dört defa yayımlanıyordu) (WTO, 2012a). Ayrıca DTÖ Faaliyet Raporuda (WTO, 2013) korumacılık konusunda 2012 yılındaki gelişmeler kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Söz konusu raporlarda, krizin ilk yıllarındaki korumacı tırmanışın zayıfladığı bir kısım korumacı tedbirlerin kaldırıldığı, ticareti geliştirici tedbirlerin alınmaya başladığı vurgulanan hususlar arasındadır. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeleri, gerek haksız rekabete karşı anti damping ve telafi edici vergi olsun, gerek, korunma önlemi şeklinde miktar kısıtlaması veya vergi artışı olsun, gerekse tarife dışı uygulamalar şeklinde olsun, aldığı bütün korumacı önlemlerde, DTÖ ye üç aşamada (başlama, uygulama ve sonlandırma) bilgi vermek zorundadır. Örneğin bir anti damping veya sübvansiyona karşı önlem süreci başlatıldığı zaman, soruşturmalar tamamlanıp önlem alınmasına/alınmamasına karar verildiği zaman ve alınmış bir önlem sonlandırıldığı zaman üye ülkeler bunu DTÖ ye bildirirler. Ayrıca üyeler arasındaki ticari ihtilaflar dolaysısı ile DTÖ ne ulaşan veriler ve DTÖ nün üye ülkeler için hazırladığı Ticaret Politikası Gözden Geçirme (Trade Policy Review) raporlarının hazırlanması esnasında korumacılık konusunda elde ettiği veriler diğer bilgi kaynaklarını oluşturmaktadır. Üye ülkelerin uygulamak için girişimde bulunduğu, fiilen uygulamaya başladığı veya yürürlükten kaldırdığı her türlü koruyucu önlem, doğruluğu kontrol edildikten sonra, DTÖ tarafından web ortamında serbest kullanıma sunulmaktadır (WTO, 2012d). DTÖ bilgi sisteminde (2012d) verilen bilgilerden hareketle kriz döneminde ülkelerin ne ölçüde koruyucu politikalara başvurduğu konusunda sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Sistemde verilen bütün şarta bağlı (anti damping, telafi edici vergi, korunma önlemi) ve tarife dışı (sağlık ve bitki sağlığı önlemi ve teknik engeller) önlemler kriz öncesi ve kriz sonrasındaki durumu değerlendirmeye dahil edilmiştir. Kriz öncesi olarak arasındaki beş yıllık dönem seçilmiştir. Söz konusu dönem dünyada büyüme ve dış ticaretin canlı ve istikrarlı olarak geliştiği bir dönem olduğundan krizsiz bir dönem örneği olarak amaçlara uygundur. Kriz dönemi olarak ise arasındaki beş yıllık dönem alınmıştır 3. Kriz, 2007 son baharında başlamış olmakla birlikte, bunun korumacı önlemlere yansıması hemen olmayacağından, 2007 nin tamamı krizsiz döneme dâhil edilmiştir. DTÖ bilgi 3 DTÖ veri tabanında anti damping ve telafi edici vergi ile ilgili veriler 2012 yılı Haziran ayı sonuna kadar mevcut olduğundan, bunlarla ilgili veriler 4,5 yılı kapsamaktadır. 104

109 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : sisteminde önlemler hem önlem girişimi (initiation) sayısı itibariyle, hem fiilen (in force) uygulamaya giren önlem sayısı itibariyle hem de yürürlükten kalkan (withdrawn) önlemler itibariyle yer almaktadır. Ayrıca önlemden etkilenen sektörler ve önlemden etkilenen ülkeler itibariyle de veri bulmak mümkündür. Bu araştırmada, kriz öncesi beş yıllık dönemle, krizin etkilediği beş yıllık dönemde girişimde bulunulan (initiation) önlem sayısı dikkate alınmıştır. Neden fiilen uygulamaya konulan (in force) önlemler yerine, önlem için girişimde bulunma (initiation) aşamasının ele alındığı konusuna da açıklık getirmek gerekir: Bir önlem söylenti haline geldiği aşamadan itibaren ticareti kısıtlayıcı ve yönünü değiştirici etkisi görülmeye başlar. Bu anlamda koruyucu önlemlerin, eski bir özdeyişle, şüyuu vukuundan beter olmaktadır. Bir ülkeden ithal edilecek mallara önlem konulacağı söylentisi piyasalara yayılır yayılmaz, ithalatçılar yeni kaynak arayışlarına yönelir, önlem dışında kalan ülkelerin girişimcileri ise doğacak pazar fırsatını değerlendirmek üzere hemen harekete geçerler. Örneğin, Endonezya, Türkiye den ithal edilen buğday ununa karşı 2008 yılında anti damping soruşturması başlattığı zaman böyle bir süreç yaşanmıştı. Kriz öncesi dönem ve kriz dönemde girişilen, şarta bağlı ve tarife dışı önlem sayısındaki gelişmeler, kıtalar bazında toplanmış olarak, Tablo 2 de verilmiştir. Buradan hemen görüldüğü gibi, uluslar arası ticaret sistemi ile getirilmeye çalışılan ve yukarda özetlenen ticari disipline rağmen, anti damping vergileri hariç diğer önlemlerde kayda değer artışlar yaşanmıştır. Anti damping vakalarının toplam sayısında kriz döneminde bir azalış gözleniyor. Ancak, bu önlem için elde mevcut veriler 4,5 yıllık olduğundan, gerçek resim göründüğünden biraz faklı olabilir. Ayrıca Tablo 2 den korumacı eğilimlerin başata Latin Amerika ve Asya olmak üzere gelişme yolundaki ülkelerde daha yaygın olduğu görülüyor. Koruma önlemi bazındaki gelişmeler aşağıdaki başlıklar altında ele alınmıştır. 105

110 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 2. Dünyada Kriz Öncesi ve Kriz Döneminde Korumacı Politika Uygulamaları / Dönem Karşılaştırması (girişim sayısı) Kıtalar Anti Damping * Telafi E. Vergi * Korunma Önlemi Sağlık ve Bitki Sağlığı Teknik Düzenleme Afrika Asya Avrupa BDT K Amerika 9 6 Okyanus ya G. ve Or. Amerika Toplam * Anti damping ve telafi edici vergi ile ilgili veriler 2012 yılının Haziran ayına kadar olan 4,5 yıllık verilerdir Anti Damping Vakalarındaki Gelişmeler: Kriz öncesindeki 5 yıllık dönemde girişimde bulunulan anti damping önlemlerinin sayısı tüm dünya toplamı olarak 1013 olarak kaydedilmiştir. Krizin hüküm sürdüğü veya kriz ortaya çıktıktan sonraki 4,5 yıllık dönemde ise, bu sayı 892 olarak gerçekleşmiştir. Burada 5 yıllık veri yerine 4,5 yıllık verinin alınması kıyaslanabilir veri mevcut olmadığındandır. Vaka sayısının dönemler arasında uzun dönemde eşit dağıldığı varsayımı ile bu sayı 5 yıllık dönem için 992 olarak tahmin edilebilir. Yani dünya ölçeğinde, kriz öncesi döneme göre kriz döneminde anti damping davalarında bir artış gözlenmemiştir. Ancak Dünya Ticaret Örgütü G-20 ülkeleri üzerinden periyodik olarak yaptığı araştırmada (2012a), 2012 yılının ikinci yarısında damping soruşturması vakalarının sayısının tekrar artışa geçtiği ifade edilmektedir. 106

111 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Orta ve Güney Amerika da, vaka sayısında iki dönem arasında 170 ten 229 a bir artış yaşanıyor. Kriz sonrası dönem rakamını 4,5 yıl yerine 5 yıllık olarak yuvarlarsak bu sayı 254 e çıkar. Tablo 3 de her kıtadan anti damping önlemine başvuran başlıca ülkeler yer almaktadır. Görüldüğü gibi, Arjantin ve Brezilya kriz yıllarında anti damping önlemlerine fazlaca ağırlık vermiştir. Kriz öncesi dönemdeki 5 yıllık dönemde 43 anti damping soruşturması başlatan Brezilya bu sayıyı kriz dönemini kapsayan 4,5 yıllık dönemde 111 e çıkarmıştır. Benzer şekilde Arjantin için kriz öncesinde 38 olan sayı, kriz döneminde 78 e çıkarmıştır. Brezilyanın 111 girişiminin 27 si Çin e, 8 i Kore ye, 6 sı Hindistan a, 9 u ABD ye, 7 si Taipei ye yönelmiştir. Tablo 3 de, görüldüğü gibi ABD, AB, Japonya gibi dünya ticaretinde önemli ağırlığı olan gelişmiş ülkelerin kriz döneminde başlattığı anti damping soruşturması sayısı azalmıştır. Ancak kriz sorası dönem rakamlarının 4,5 yılı kapsadığı, 2012 Temmuz - Aralık döneminde bu sayının artmış olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Tablo 3. Anti Damping Uygulamaları (Girişilen vaka sayısı) Kıta Ülke * Asya Mısır 24 6 Güney Afrika Asya Hindistan Çin Kore 42 1 Pakistan BDT Ukrayna Avrupa AB Türkiye K.Amerika Kanada Meksika ABD Okyanusya Avustralya

112 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Ort. Ve G. Amerika Yenizelanda 17 3 Arjantin Brezilya Peru 19 6 Tabloda yer alan ülk. Top Diğer Ülkeler Top Dünya Toplamı * dönemi için 5 yıllık veri mevcutken dönemi için Haziran 2012 ye kadar olan 4,5 yıl için veri mevcuttur Öteden beri anti dampingi önemli bir koruma aracı olarak kullanan Türkiye, döneminde 62 soruşturma başlatmıştı. Krizin hüküm sürdüğü nin 4,5 yıllık dönemimde bu sayı DTÖ veri sisteminde 39 olarak görünüyor yılının ikinci altı ayında başlatılan 10 soruşturma (Ekonomi Bakanlığı, 2013) henüz DTÖ nün veri sisteminde yer almıyor. 10 vaka DTÖ veri sistemindeki sayıya ilave edildiğinde bile, Türkiye nin açtığı anti damping soruşturmalarının sayısı (49) kriz önceki dönemi aşmıyor. Kriz sonrası dönemde en fazla anti damping önlemi girişiminde bulunan Hindistan ın, 4,5 yıllık toplam 152 önleminden 42 si Çin e, 11 i AB ye, 13 ü Tayland da, 8 i Kore ye, 8 Taipei (Çin) yönelik olmuştur. Benzer şekilde, ABD nin 60 önlem girişiminden 31 i Çin e, 5 Taipei ye (Çin), 3 ü Kore ye, 3 ü Hindistan a yönelmiştir. Pakistan ın 47 girişiminden 9 u Çin e, 5 i Endonezya ya, 5 i Kore ye, 4 ü Taipei ye yöneliktir. Türkiye nin önlem girişimlerinden ise 11 i Çin e 4 ü Endonezya ya yönelmiştir. Özetle, kriz döneminde anti damping soruşturmalarına en fazla Çinli firmalar muhatap olmuştur. Kriz döneminde en fazla anti damping önlemine muhatap sektörler ise, baz metaller, kimyasal ürünler, plastik ve karton eşyalar ve makine elektrikli aletler olarak DTÖ kayıtlarına geçmiştir. Telafi edici vergi uygulaması: Telafi edici vergi uygulaması, ihracatçı ülkeler tarafından zarar verici sübvansiyonlar verildiğine dair ciddi bulgular ortaya konduğu zaman gündeme gelmektedir. Tablo 4 de görüldüğü gibi, telafi edici vergi ile ilgili vaka sayısı kriz öncesi döneme göre kriz 108

113 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : başladıktan sonraki dönemde iki kat artmıştır(48 ten 97 ye yükselmiş). Kaldı ki kriz başladıktan sonraki rakamlar 4,5 yılı kapsamaktadır yılının son altı aylık rakamları da eklendiğinde vaka sayısının 110 civarına ulaşabileceği tahmin edilebilir. Kriz döneminde sübvansiyon soruşturmaları ve telafi edici vergi yolu ile korumacılıkta görülen artış, konunun bir başka boyutunu (sübvansiyonlarda artış eğilimi) gündeme taşımaktadır. Tablo 4. Telafi Edici Vergi Uygulamaları (Girişilen vaka sayısı) Kıta Ülke * Okyanusya Avustralya 4 6 Avrupa AB 7 8 K. Amerika ABD 9 12 Kanada Tabloda yer alan ül. toplamı Diğ. ülkelerğer 8 35 Dünya toplamı * dönemi için 5 yıllık veri mevcutken, dönemi için Haziran 2012 ye kadar olan 4,5 yıl için veri mevcuttur Tablo 4 de görüldüğü gibi, mevcut sübvansiyon soruşturmalarının, kriz önceki dönemde 83 ü, krizden sonraki dönemde ise %64 ü dört gelişmiş ülke (ABD, Kanada, AB ve Avustralya) tarafından başlatılmıştır. Vaka sayısı artarken oranlardaki kaymadan (dört ülkenin payı, %83 ten %64 e geriliyor), sübvansiyon soruşturmalarının diğer ülkelere de yayılma eğiliminde olduğu ortaya çıkmaktadır. Sübvansiyona karşı telafi edici vergi soruşturmalarının bir ucunda sübvansiyon veren ülkelerin resmi makamları vardır. Yabancı ülke resmi makamlarına karşı soruşturma başlatarak zarar verici sübvansiyon verilip vermediğini tespit etmek çok kolay değildir. Tablo 4 de görüldüğü gibi, sübvansiyon soruşturmalarını ağırlıklı olarak gelişmiş ülkeler başarabilmektedir. Gelişme yolundaki ülkelerin, özellikle gelişmiş ülkelere karşı bir sübvansiyon soruşturması başlatması ve bunda başarı sağlaması şansı çok düşüktür. Gerekli bürokratik yapıya sahip olmama ve siyasi güç faktörü bunda başlıca amil olsa gerektir. 109

114 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Sübvansiyon alan firmalar, sübvansiyondan aldıkları güçle, muhtemelen damping yapıyorlardır. Ülkeler sübvansiyon soruşturması yerine, yaklaşık aynı koruyucu etkiyi sağlayan anti damping soruşturmasına yönelebilirler. Bu yüzden bazı sübvansiyon soruşturmalarının anti damping soruşturması şeklinde cereyan etmiş olma ihtimali kuvvetlidir. Anti damping ve anti sübvansiyon tedbirleri (damping vergisi ve telafi edici vergi), damping yapan veya sübvansiyondan yararlanan firmalar ve bu firmaların yerleşik bulunduğu ülkelere karşı uygulanmaktadır. Yani vergilerin nihai etkisi bunlar üzerinde görülecektir. Ancak vergilerin ödeyicisi ithalatı yapan firmalar olacaktır. İlave vergiler yolu ile ithal ürünler daha pahalı hale getirilerek yerli firmaların korunması sağlanmış olacaktır. Anti damping soruşturmalarında oluğu gibi, sübvansiyon soruşturmalarında da, en fazla etkilenen sektörler baz metaller, kimyasal ürünler ve makine ve elektrikli aletler sektörleri olarak ortaya çıkmaktadır. Korunma Önlemleri: Ani ithalat artışlarında yerli sanayileri geçici bir süre korumak için başvurulan bir yöntemdir. İthalata miktar kısıtlaması getirme veya gümrük vergisi oranlarını bağlı tarife oranlarının üzerine çıkarma şeklinde bir koruma aracı olan bu önlemin kendine has süreçleri vardır. Tablo 5 de (2012d) görüldüğü gibi, kriz öncesi beş yıllık dönemde dünyada başlatılan korunma önlemi sayısı 47 olup kriz döneminde bu sayı 80 e çıkmıştır (yaklaşık 2 kat artış). Geçmiş yıllarda bu yolla koruma yapan ülkelerin başında Türkiye geliyordu. Ancak kriz döneminde Hindistan, Endonezya, Ukrayna Türkiye yi geri bırakmıştır. 110

115 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 5. Korunma Önlemleri (Girişilen Vaka Sayısı) Ülke Korunma önlemleri, uygulaması en zor olan tedbirlerdendir. Korunma Türkiye 11 2 Önlemleri Anlaşması gereği, Hindistan 2 14 koruma önleminden zarar görecek ülkelerle bir uzlaşma zemini Endonezya 3 20 aranması, bu ülkelere başka Ukrayna 2 8 ürünlerde gümrük vergisi anlamında tavizler verilmesi ve Toplam verilen tavizlerin ayırım gözetmeksizin tüm DTÖ ülkelerine Diğer Ülkeler yaygınlaştırılması gerekmektedir. Dünya Gümrük vergisinde artış şeklinde toplamı uygulanacak korunma önleminin de, ayrım gözetmeksizin tüm DTÖ ülkelerine yaygınlaştırılması, uzlaşma zeminini bir hayli zorlaştırmaktadır. Bu yüzden, korunma önleminin, geçmiş yıllarda sık başvurulan bir yöntem olmadığı, Tablo 4 deki uygulama sayısının azlığından görülmektedir. Müzakere süreci uzun ve karşılığında çeşitli tavizler isteyen bir politika aracının kriz döneminde sayısının iki katına çıkması korumacılığın boyutunu göstermesi bakımından önemlidir.salık ve Bitki Sağlığı Önlemleri: Ülkelerin tarım, sağlık ve çevre bakanlıkları tarafından belirlenen, tarım ve gıda ürünleri ile ilgili sağlık, bitki ve hayvan sağlığı ve çevre ile ilgili standartlara uyum zorunludur. Kural olarak hem iç piyasada üretilen ve piyasaya arz edilen hem de ithal edilen ürünlerin belirlenen sağlık, hijyen ve çevre mevzuatına ve belirlenen limit değerlere uyması gerekir. Ülkeler ithal ürünler kendi sınırlarından geçerken, gerekli standartlara uyup uymadığını denetleyerek, ithalata izin verir veya vermez. Bazı durumlarda, sadece ürünlerin belirlenen mevzuata uyumu yanında söz konusu ithalatı yapacak olan firmaların da izin verilen veya yetkilendirilmiş firmalar olması gerekmektedir. Hatta bazı ülkeler, sınır denetimleri yanında, malın ihraç ülkesinde, kayda alınmış, yetkilendirilmiş firma listesinde yer almasını şart koşmaktadır. Birçok Uzak Doğu ülkesi ve AB, su ürünleri ve hayvansal mamullerde ithalat yapacağı ülke ve firmaları kendisi belirlemektedir. Rusya Federasyonu nun kendi kayıt sistemi olup sadece bu kayıt sistemine dahil olan firmalardan ithalat yapmaktadır. Amacı ne olursa olsun, nasıl uygulanırsa uygulansın, sağlık ve bitki sağlığı önlemleri ticari anlamda bir koruyuculuk içermektedir. 111

116 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 5. Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri (Başlatılan Önlem Sayısı) Kıta Ülke Afrika Mısır Kenya 26 2 Madagaskar 0 11 Asya Çin Hindistan Japonya Kore Y.Zelanda Filipinler Taipei Tayland CIS Ermenistan Ukrayna 0 85 Avrupa AB Norveç 19 6 Romanya 22 0 Türkiye 1 22 İsviçre 39 2 K.Amerika Kanada ABD Meksika Okyanusya Avustralya Y.Zelanda G. Ve O. Amerika Brezilya Şili

117 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Kolombiya Peru Ekvador Kosta Rika Tabloda yer alan ülk. toplamı Diğer ülk. toplamı Dünya toplamı Global olarak bakıldığında, sağlık ve bitki sağlığı önlemleri kriz döneminde artış göstermiştir. Tablo 5 de görüldüğü gibi, (kriz öncesi) dönemde çeşitli ülkeler tarafından toplam 3901önlem başlatılırken, (kriz dönemi) döneminde bu sayı %15 düzeyinde artarak 4499 a çıkmıştır. Kriz döneminde, daha çok, gelişme yolundaki ülkelerin bu yönteme yöneldiği görülmektedir. Örneğin Çin, Brezilya, Peru, Ekvador, Taipei (Çin) Ukrayna, Kosta Rika kriz döneminde sağlık sertifikaları (sağlık ve bitki sağlığı konusunda genellikle ülkelerin tarım bakanlıkları tarafından verilen sertifikalar) yolu ile korumaya ağırlık veren ülkeler olarak öne çıkıyor. Kriz öncesi 5 yıllık dönemde sadece 88 önleme başvuran Çin, kriz sonrası dönemde 441 yeni önlem almıştır. Brezilyada bu sayı kriz öncesi dönemde 304 iken, kriz dönemindeki sayı 479 olmuştur. Ukrayna 2008 de DTÖ ye katıldığından, kriz öncesi dönemdeki tedbir sayısı 0, kriz dönemindeki tedbir sayısı 85 olarak görünüyor. Ele alınan dönmede, Rusya Federasyonu henüz DTÖ üyesi olmadığından rakamları bilinmiyor. Aslında Rusya da bu yolla korunan ülkeler arasında ön sıralarda geliyor. Tablo 5 de gelişmiş ülkelerin sağlık ve bitki sağlığı yöntemine, Kanada hariç, fazla başvurmadığı gibi bir sonuç çıkartılmamalıdır. Örneğin ABD ve AB de işlem sayısı kriz öncesi döneme göre azalmış olması yanlış yorumlanmamalıdır. Gelişmiş ülkelerin, geçmişten günümüze, bu yolla yaptığı korumacılık (University of Reading, 2000) en üst düzeydedir. Kriz döneminde eski korumaya ilave edecek fazla bir alanları kalmadığı için aldıkları tedbirler gelişmekte olan ülkeler kadar göze batmıyor. 113

118 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 6. En Çok Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemine Tabi Sektörler ( ) Önlem sayısı Sebze Ürünleri, 1083 Canlı hayvan ve ürünleri, 1060 Hazır gıdalar alkollü ve alkolsüz içecekler tütün mamulleri, 595 Kimyasal ve kimya ile alakalı endüstriler, 354 Hayvansal ve bitkisel yağlar, 103 Makineler ve Elektrikli aletler, 55 Reçineler plastik eşyalar kauçuk ve kauçuk kökenli eşyalar, 25 Ağaç ürünleri, 21 Tekstil ve tekstil ürünleri, 14 Tablo 6 da görüldüğü gibi, en çok sağlık ve bitki sağlığı önlemine tabi sektörler doğal olarak gıda ve bitkisel ürünler sektörüdür. Kimya tekstil, plastik ürünler, ağaç ürünlerinin de sağlık ve bitki sağlığı düzenlemelerine tabi olduğu görülüyor. Demek ki, bu sektörlerde bazı ürünlerin insan, bitki ve hayvan sağlığı veya çevre ile ilgili yönleri mevcut görülüyor. Tablo 7.Teknik Düzenlemeler (Başlatılan Önlem Sayısı) Kıta Ülke Afrika Kenya G. Af. Cumh Tanzanya 0 44 Asya Çin Japonya Kore Filipinler Taipei Tayland BDT Ermenistan Gürcistan 0 64 Ukrayna

119 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Avrupa AB Fransa Danimarka Cek Cumh Romanya İsveç İsviçre K.Amerika Kanada Meksika ABD Okyanusya Avustralya Yeni Zelenda G. ve O. Amrk. Arjantin Brezilya Kolombiya Kosta Rika El Salvador Nikaragua Trinidad Toplam Diğer ülk. toplamı Dünya toplamı Teknik Düzenlemeler: Tablo 7 de görüldüğü gibi, arasını kapsayan 5 yıllık dönemde, toplam 3878 zorunlu standart (teknik düzenleme) başlatılmıştır. Bu sayı döneminde 5087 olarak gerçekleşmiştir. Buradan, krizin hüküm sürdüğü yıllarda zorunlu standartların %31 oranında arttığı hesaplanabilir. Başta ABD, AB, Kore, Japonya gibi gelişmiş ülkeler zorunlu standartlara ağırlık vermişlerdir. Örneğin, kriz öncesindeki 5 yıllık dönemde ABD nde uygulamaya başlanan zorunlu standart sayısı 301 iken, kriz sonrası dönemde bu sayı 440 a çıkmıştır. AB nde ise 149 dan 341 e çıkmıştır. Kore (120, 253) Çin, Brezilya, Kenya 115

120 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : gibi gelişme yolundaki ülkelerde gelişmiş ülkelerden pek geri kalmamıştır. Ele alınan dönemde Rusya henüz DTÖ üyesi olmadığından, bu ülkeye ait veriler bu çalışmaya dahil edilememiştir. Kriz öncesi döneme ilişkin hiç zorunlu standart kaydı bulunmayan ülkelere örnek olarak Tanzanya, Gürcistan verilebilir. Ukrayana 2008 de DTÖ üyesi olduğundan sadece kriz sonrası dönemle ilgili rakamları (88) mevcuttur. Teknik düzenlemeler, geniş anlamda standartlar, yeni ürün geliştirme veya mevcut ürünlerde değişiklik yapılması ile yakından ilgilidir. Bir ürünü kim geliştirir ise onula ilgili standartları belirleme yetkisi de münhasıran o ülkededir. Bu açıdan bakıldığında gelişmiş ülkelerdeki teknik düzenlemeler normal karşılanır. Gelişme yolundaki ülkelerdeki uygulamalar da normaldir. Burada normal olmayan, kriz döneminde düzenleme sayısının hızla artmasıdır. Bunun gerisinde korumacı saiklerden başka bir şey olamaz. Tablo 8. En çok Teknik Düzenlemeye Tabi Ürünler (Ürün bazında) dönemi Önlem Sayısı Makineler ve Elektrikli aletler 608 Hazır yiyecekler, alkollü ve alkolsüz içecekler 292 Kimyasal veya kimyasal bağlantılı ürünler 225 Muhtelif imalat sanayi ürünleri 174 Baz metaller ve bunlardan mamul eşyalar, 166 Taşıt araçları, uçak ve gemiler 164 Ölçüm çihazları, saatler, kayıt cihazları 126 Sebze mamulleri 112 Reçineler, plastik eşyalar, kauçuk ve kauçuk kökenli eşyalar Canlı hayvan ve ürünleri 94 Tekstil ve tekstil ürünleri 62 alçı ve dol taşlar, seramik ürünleri, cam ve cam ürünler 60 Mmineral ürünler Ağaç ürünleri

121 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 8 de görüldüğü gibi, makineler ve elektrikli aletler, kimyasal veya kimyasal bağlantılı ürünler, baz metaller ve bunlardan mamul eşya sektörleri, anti damping ve sübvansiyon soruşturmalarında olduğu gibi en çok çok teknik düzenlemeye tabi alanlar arasındadır. Burada hazır yiyeceklerin ve gıda ürünlerinin de ön plana çıktığı görülmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, birçok gıda maddesi hem sağlık ve bitki sağlığı önlemlerine, hem de zorunlu standart denetimine tabidir. Korumacı Önlemlerin Dünya Ticareti Üzerinde Etkisi Ne? Tablo 9. Dünya ticaretinin kriz ve kriz öncesi yıllarda gelişimi (Bir yıl öncesine göre %) Yıllar İhracatın Değişimi (%) GSYH Değişimi (%) ort. 3,7 2, ,5 3, ,6 4, ,6 6, ,3 1, ,1-2, , , ,9 Dünya ticaret hacminin, krizin ilk etkilerinin dış ticaret istatistiklerine yansıdığı 2008 yılından beri bir daralma eğilimi içinde olduğu görülmektedir. Kriz öncesi dönemde yılda ortalama 6,3 oranında büyüyen dünya ihracatı, kriz sonrasında ancak ortalama %2 düzeyinde bir performans gösterebilmiştir. Dünya ticareti 1929 krizinden bu tarafa ilk defa, krizin rakamlara tamamen yansıdığı 2009 yılında, %12 negatif büyüme göstermiştir yılında %14 lük sert bir artış hareketi oldu ise de, ilerleyen yıllarda aynı performans devam etmemiştir. 117

122 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Yukarıda ele alınan koruyucu tedbirlerin, acaba dünya ticaretinin bu denli daralmasında etkisi olmuş mudur? Dünya Ticaret Örgütü, 2012 Sonbaharında yayımladığı bir raporda (2012a), krizin başından beri G20 ülkeleri tarafından yürürlüğe konulan korumacı önlemlerin dünya ithalatının %3,5 ğunu etkileme potansiyeli bulunduğu belirtiliyor (2012). Buradan hareketle, korumacı önlemlerin mevcut hali ile kriz dolayısı ile yaşanan ticaret dalgalanmaları üzerinde global bazda minimal düzeyde etkili olduğu savunulabilir. Ancak korumacı tedbirlerden zarar gören ülkeler ve ürün grupları için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. SONUÇ 2007 yılının sonbaharında ABD de başlayan tut-sat krizi kısa sürede dünyaya yayılarak bir dünya ekonomik krizi haline gelmiştir. Kriz boyunca ekonomiler hızla daralmış, gayri safi yurt içi hasıladaki büyüme performansı son derece yavaşlamış, uluslar arası ticaret daralmıştır. Krizin etkilerinin en üst seviyeye çıktığı 2009 yılında, dünya ticaret hacmi, ihracat açısından görünümü itibariyle, %12 oranında daralmıştır yılında bu düşüş %14 olarak telafi edildi ise de, uzun yılların ortalama büyüme oranı olan %5,5-6 düzeyine bir türlü ulaşılamamaktadır. Dünya Ticaret Örgütü ancak 2014 yılında %5 lik ihracat artışı tahmininde bulunmaktadır. Krizin başlaması ile birlikte, dünya ticaretimne yön veren birçok kuruluş ve ekonomistin gözünde 1929 Büyük Dünya Bunalımının acı hatıraları tekrar canlanmıştır. Çok sayıda bilim insanı ve kurum, Büyük Dünya bunalımındakine benzeyen, dış ticarette korumacı bir dalganın dünyaya yayılmasından duydukları endişeleri dile getirilmektedir. Nitekim kriz boyunca bu endişelerin emareleri de yok değildi: Bazı ülkeler koruyucu tedbirleri gerçekten endişe verici düzeylere tırmandırmışlardır. Büyük Dünya Bunalımı yıllarında, uluslararası ilişkiler ve uluslar arası ticarette karşılıklı bağımlılık günümüzdeki kadar ileri düzeyde değildi. Bilişim ve iletişim teknolojisi günümüzden çok geri idi. Ayrıca Büyük Bunalım yıllarında dünya ticaret sistemi günümüzdeki kadar regüle edilmiş değildi; isteyen ülke ithalata yasaklar koyar, isteyen ülke gümrük duvarlarını yükseltir, isteyen ülke de bunlara misillemede bulunurdu. Büyük Bunalım ve İkinci Dünya Savaşından çıkarılan dersler sayesinde, 1948 de Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşmasının (GATT) yürürlüğe girmesi ile, uluslararası ticarette ülkelerin tek taraflı karar ve yaptırımlarının önüne önemli engeller konuldu. Bu engellerin önemli bir kısmı korumacılıkla ilgili olmuştur. 118

123 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : te Uruguay Ticaret Görüşmeleri sonucunda, Dünya Ticaret Örgütünün kurulması ile GATT kurumsallaştı, korumacılık dahil birçok alanda anlaşmalar imzalandı, ülkeler uluslar arası ticaretin şeffaflaşması ve adil bir ticaret ortamının oluşması konusunda taahhütlerde bulundular. Ülkelerin uyguladığı şarta bağlı koruyucu önlemler ve tarife dışı ticaret önlemleri konusunda Anti Damping Anlaşması, Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması, Korunma Önlemleri Anlaşması, Sağlık ve Bitki Sağlığı Anlaşması ve Ticarette Teknik Engeller Anlaşması günümüzde yürürlüktedir. Uluslararası ticaret sisteminin kurallarını kabul eden ülke sayısı 2013 itibariyle 159 a ulaşmıştır. Dünya Ticaret Örgütü bunların taahhütlere uyup uymadığını çeşitli yollarla izlemektedir. Bütün eksiklerine rağmen, herkesin herkesten anında haberdar olduğu, şeffaf bir ortamın tesis edilmiş olması ve dünya ticaret sisteminin yaptırım gücü, artık ülkeleri istediği gibi hareket etmekten nispeten alıkoymaktadır. Uluslar arası ticaret sistemi, miktar kısıtlamaları ve ithalat yasakları hariç, korumayı yasaklamıyor. Sadece, DTÖ ilkeleri çerçevesinde kuralları belirleyerek adaleti, şeffaflığı ve öngörülebilirliği sağlıyor. Anlaşmalar ve protokoller çerçevesinde ülkeler yine koruyucu tedbirlere başvurabiliyor.1929 Büyük Bunalımından ve dünyanın yaşadığı diğer krizlerden pratik olarak bilinmektedir ki, kriz korumacı eğilimleri arttırır; ülkeler, kriz dönemlerinde dünya ticaret sisteminin getirdiği bütün esneklik ve istisnaları kullanma telaşına düşerler. Krizden canı yanan yerli sanayiciler, bir de yabancı rekabeti ile uğraşmamak için, koruyucu tedbirler alınması konusunda hükümetlerin kapısını aşındırırlar. Dünyanın bir türlü tam olarak içinden çıkamadığı 2008 krizinde de böyle olmuştur. Birçok ülke ithalatı kısıcı tedbirlere baş vurmuştur. Bu araştırmada, kriz başlaman önceki beş yıllık dönemde ve kriz başladıktan sonraki beş yıllık dönemde, yani / döneminde, dünya ülkelerinin ithalata karşı uyguladığı koruyucu tedbirler sayısal olarak ele alınmakta, karşılaştırılmakta ve buradan krizin yol açtığı koruyucu eğilimler konusunda bir sonuca gidilmiştir. Bu konuda ulaşılan genel sonuçlar aşağıda özetlenmiştir. Genel olarak koruyucu tedbirlerde kriz öncesindeki dönme göre bir artış eğilimi olduğu tespiti yapılmıştır. Ancak anti damping soruşturması sayısı kriz öncesi dönemdeki sayı ile aşağı yukarı aynı düzeydedir. Kriz öncesindeki 5 yıllık dönemde 1013 vaka başlatılırken, kriz sonrasındaki 4,5 yıllık dönemde 1000 civarında vaka 119

124 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : başlatılmıştır 4. Bazı ülkeler daha az anti damping soruşturmasına baş vururken, Brezilya, Arjantin, Avustralya gibi ülkeler, kriz öncesi döneme göre daha fazla anti damping soruşturması başlatmıştır. Sübvansiyon ve telafi edici vergi soruşturmalarının sayısı kriz öncesi döneme göre iki kat artarak 48 den 97 ye çıkmıştır. Sübvansiyon ve telafi edici vergi soruşturmaları daha çok ABD, Kanada, AB, ve Avustralya tarafından başta Cin olmak üzere gelişmekte olan ülkelere yönelik olarak açılmaktadır. Koruma Önlemleri Anlaşması kapsamındaki tedbir sayısı da kriz öncesi döneme göre iki katına yakın artarak 47 den 80 e çıkmıştır. Getirdiği taviz yükümlülüğü dolaysı ile çok fazla başvurulmayan yönteme rağbetin artması, koruyuculuk eğiliminin bir göstergesidir. Korunma önlemlerine daha çok Türkiye, Hindistan, Endonezya, Ukrayna gibi gelişme yolundaki ülkeler başvurmaktadır. Sağlık ve bitki sağlığı konusunda alınan önlem sayısı, kriz öncesindeki 5 yıllık dönemde 3901 iken kriz sonrası 5 yıllık dönemde 4499 a çıkmıştır. Sayıda %15 lik bir artış görülmektedir. Söz konusu önlemler dünyada yaygın olarak kullanılmakla birlikte, kriz döneminde başta Çin ve Brezilya olmak üzere gelişmekte olan ülkeler tarafından daha fazla tercih edilen bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknik düzenlemeler veya zorunlu standartlar kapsamında yapılan düzenlemeler kriz döneminde %31 oranında artmıştır döneminde 3878 olan sayı döneminde 5087 ye çıkmıştır. Bu tedbir de, dünyada yağın olarak kullanılmakla birlikte kriz dönemindeki artışa hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler katkıda bulunmuştur. Çin, Kore, ABD, AB, Kenya, Brezilya kriz dönemindeki koruyucu eğilimlerin baş aktörleridir. Genel olarak bakıldığında, koruyucu eğilimler gelişme yolundaki ülkelerde daha yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda Brezilya başı çekmektedir. En çok korunan sektörler ise, makine ve elektrikli aletler, kimya ve kimyasal mamuller, baz metaller, hazır yiyecekle ve içecekler, ağaç ve orman ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. 4 Anti damping vergileri ile ilgili olarak DTÖ veri tabanında 4,5 yıllık bilgi bulunmaktadır. Soruşturma sayısının aylara eşit dağıldığı varsayımı ile, 2012 yılının ikinci altı aylık dönemi için bir tahmin yapılırsa, soruşturma sayısı 5 yıllık dönem için 1000 olarak alınabilir. 120

125 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Ülkeler arasında ayrım yapılarak uygulanabilen şarta bağlı koruyucu önlemlerde en çok muhatap alınan ülkeler Çin, Güney Kore, Taipei, Tayland gibi gelişme yolundaki ülkelerdir. DTÖ tarafından G-20 ülkelerinin krizin başından beri uygulamaya koyduğu koruyucu politikalar üzerinden yapılan bir çalışmaya göre, bunlar dünya ticaret hacminin sadece %3,5 ini ilgilendirmektedir. KAYNAKÇA Baldwin, R. and Evenett, S. (2008). What World Leaders Must Do to Halt the Spread of Protectionism. London: VoxEU.org. Bown, Chad P. (2013).Trade Policy Flexibilities and Turkey: Tariffs, Antidumping, Safeguards, and WTO, Dispute Settlement. California: Stanford University, Working Paper No. 463 Çakmak, E., H. Akder. (2005). DTÖ ve AB teki Gelişmeler Işığında 21. Yüzyılda TürkiyeTarımı. rsc/shared/file/duyuruno699.pdf ( ) Deardof, A. V. (2008). Dünya ekonomisi ve dünya ticaret Sistemi nereye gidiyor.uluslararası Ekonomi ve Dış Ticaret Politikaları Dergisi.3(1-2). ss.7-24 Eichengreen, B. (1987). Did International Forces Cause the Great Depression. California:University of California, Berkeley Ekonomi Bakanlığı (2013). Ticaret politikası savunma araçları. ( ) Havelson, K. (2004). Chına's wto accession: economic, legal, and political implications. Boston College International & Comparative Law Review Vol 27. ss Karluk, R. (2009). Uluslararası Ekonomi. 9. b. İstanbul:Beta Basım Yayım Dağ. AŞ. Kibritçioğlu, Aykut. (1996). Friedrich list in bebek endüstriler Tezi. Uluslar arası Makro İktisat. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi (http://mpra.ub.unimuenchen.de/2549/1/mpra_paper_2549.pdf) ( ) Lester, S., B. Mercurio, A. Davies, K. Leitner. (2008) World Trade Law:Text Materials and Comentary. Oregon:Hart Publishing 121

126 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Mussa, M. (2009). World Recession and Recovery: A V or an L?. ( ) Öncü, B. (2000) (Edit.). Trade Secrets:KOBİ lerin İhracat El Kitabı. Ankara:IGEME/ITC Öz, Sumru (2009). Kriz ve korumacılık: Tarih tekerrür edecek mi?,tüsiad- Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu çalışma raporları serisi, No ( ) UNCTAD/WTO/CS. (1996). Business Guide to the Uruguay Round. Geneva:ITC/CS University Of Reading. (2000). Impact of sanitary and phytosanitary measures on developing countries. ( ) Verick, S., I. Islam (2010) : The great recession of :Causes, consequences and policy responses, Discussion paper series // Forschungsinstitut zur Zukunft der Arbeit, No (http://ftp.iza.org/dp4934.pdf) ( ) WTO. (2013). Trade to remain subdued in 2013 after sluggish growth in 2012 as European economies continue to struggle. ( ) WTO. (2009). Trade policy commitments and contingency measures. World Trade Report. Geneva:WTO WTO, (2011), The WTO and preferential trade agreements: From coexistence to coherence.world Trade Report. Geneva: WTO WTO, (2012a), Report on G-20 Trade Measures. Geneva: WTO (5,6.2013) WTO. (2012b). World Trade Statistics. Geneva:WTO WTO. (2012c). A Closer Look at Non-tariff Measures in the 21st century. World Trade Report: Geneva:WTO WTO. (2012d). Integrated Trade Intelligence Portal (I-TIP. ( ) WTO. (2013). Annual Report. Geneva:WTO WTO. (1947) The General Agreement On Tarıffs And Trade. http: //www.wto.org/english/docs_e/legal_e/legal_e.ht. ( ) WTO. (1995a) Agreement on Sanitary and Phytosanitary Measures ( ) 122

127 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : WTO. (1995b). Agreement on Agriculture ( ) WTO. (1995c).Agreement on Technical Barriers to Trade ( ) WTO.(1995d). Agreement on Implementation of Article VI (Anti-dumping) ( ) WTO. (1995e). Agreement on Implementation of Article VII (Customs Valuation) WTO. (1995f). Agreement on Rules of Origin. ( ) WTO. (1995).Agreement on Import Licensing Procedures.http://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/legal_e.htm ( ) WTO. (1995g). Agreement on Subsidies and Countervailing Measures. ( ) WTO. (1995h). Agreement on Safeguards. ( ) WTO, (1995i). General Agreement on Trade in Services (GATS. ( ) 123

128 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN OKUL KANTİNLERİNDEKİ BESLENME HİZMETLERİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ Yasemin AKDEVELİOĞLU 1 Hüseyin GÜMÜŞ 2 Işıl ŞİMŞEK 3 Özet: Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin okul kantinlerindeki beslenme hizmetlerine yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Veriler, Ankara da bulunan dört devlet üniversitesinde öğrenim gören 286 sı kız ve 205 i erkek olmak üzere toplam 491 öğrenciden toplanmıştır. Öğrencilere kantinde satılan yiyecek-içecekleri satın alma sıklıkları ve okul kantinlerindeki beslenme hizmetlerine yönelik görüşlerini sorgulayan bir anket formu uygulanmıştır. Analizler sonucunda, öğrencilerin öğle yemeği için ikinci sırada okul kantinlerini tercih ettikleri (%32.4), yiyeceklerden tost, simit/poğaça, patates kızartması, çikolata ve bisküviyi haftada 1-2 defa; içeceklerden ise sırasıyla en sık çay, ayran, meyve suyu ve neskafeyi satın aldıkları saptanmıştır. Öğrencilerin kantinlerin beslenme hizmetlerine yönelik görüşleri incelendiğinde, kantin uygulamalarından genellikle memnun olmadıkları (3.3±0.63) tespit edilmiştir. Ayrıca, kız öğrencilerin sadece %40.2 si kantin hizmetlerini yeterli bulurken, erkek öğrencilerin %53.7 si yeterli bulmuştur. Bu konuda kız ve erkek öğrencilerin görüşleri arasında istatistiksel yönden anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, üniversite kantinlerindeki beslenme hizmetlerinin daha kaliteli olması amacıyla, üniversitenin yetkili birimlerince denetim faaliyetlerinin belirli periyotlarda titizlikle yapılmasının, yiyecek ve içeceklerde kaliteyi ve güvenliği sağlamak için kalite kontrol ve güvence sistemlerinin uygulanmasının ve sağlık açısından uygun yiyeceklerin satılmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adolesan, kantin, beslenme, tüketici memnuniyeti The Opinions Of University Students About Nutrition Services At University Canteens Abstract : This research investigates the opinions of university students about nutrition services at university canteens. The data have been collected from 491 students: 286 female, 205 male. In the data collection stage a survey, which investigates the purchasing frequency of food and 1 Yrd. Doç. Dr. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Bölümü. 2 Yrd. Doç. Dr. Gazi Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatlar Bölümü 3 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Eczacılık Temel Bilimleri Bölümü 124

129 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : beverages and the students opinions about the nutrition services, has been conducted. As a result of statistical analysis, it is found out that the students prefer to go to the university canteen as a second choice (%32.4) and they prefer to eat toasted sandwich, bagel/pastry, potato chips, chocolate and biscuits once or twice a week; among the beverages they purchase most frequently tea, ayran, fruit juice and Nescafe respectively. When the students opinions about nutrition services at the canteens are examined it is ascertained that the students generally are not satisfied (3.3±0.63) with the canteen services. Besides, only 40.2% of the female students think that the canteen services are sufficient. On the other hand, the percentage of the male students who think that the canteen services are satisfactory is 53, 7%.The difference between the opinions of female and male students is statistically significant (p<0.05). In conclusion, in order to raise the quality of nutrition services at the university canteens, the canteens must be supervised precisely by the authorised units of the university at certain periods, quality control and assurance system must be enforced to provide quality and safety of the food and beverages and it is concluded that it is beneficial to sell food suitable for health. Key words: adolescent, canteen, nutrition, consumer satisfaction. GİRİŞ Ülkemizde, üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ile ilgili yapılan çalışmalarda öğrencilerin beslenme ile ilgili ciddi sorunlar yaşadıkları görülmektedir. Yapılan çalışmalarda, (Nia vd.,2002; Durmaz vd.,2002; Garibağaoğlu vd., 2006, Vançelik vd., 2007) öğrencilerin genellikle öğünlere dikkat etmemeleri, tek öğün beslenmeleri, sandviç ve simit gibi karbonhidrat ağırlıklı yiyecekleri daha çok tüketmeleri ayrıca ekonomik sıkıntılarının olması, yurtta yaşam koşullarının zorluğu gibi nedenler yetersiz ve dengesiz beslenmelerine yol açmaktadır. Üniversite öğrencilerinin adolesan dönemin sonlarını yaşayan bir grup olmaları özelliğinden dolayı halen büyüme ve gelişmeleri devam etmektedir. Bu nedenle; enerji, protein, vitamin (özellikle; folik asit, B 12, D, A, C ve E) ve mineral (özellikle; kalsiyum, demir, çinko ve iyot) gereksinimleri yüksektir. Üniversite öğrencileri bu artan besin öğesi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için genelde üniversite veya yurt çevresinde bulunan yemekhane, kantin, lokanta ve restaurant gibi yiyecek-içecek hizmeti sunan mekânlardan yararlanmaktadırlar. Okul kantinlerinin öğrencilere sunduğu başlıca besinlerin hamburger, döner, pizza, soğuk sandviç, pide, kızarmış patates, simit, poğaça vb. olması 125

130 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : fast-food tarzı beslenmeye olan eğilimi artırmaktadır. Kantinlerde tüketime sunulan yüksek enerjili ve tek yönlü beslenmeye yol açan bu tür besinler öğrencilerin besin öğesi gereksinimlerini yeterli miktarda karşılayamamaktadır. Çünkü; demir, kalsiyum, riboflavin, A vitamini ve folik asit içerikleri yetersiz, doymuş yağ ve sodyum içerikleri yüksek, posa içerikleri düşük olan bu yiyeceklerin, C vitamini içeriği ise yanında tüketilen yiyeceğe bağlı olarak değişmektedir. Toplu beslenme hizmetlerinden yararlanan tüketicilerin beklentileri arasında yiyeceklerin doyurucu, kaliteli, güvenilir, ekonomik ve temiz olmasının yanı sıra, rahat/konforlu bir ortamda iyi bir servis hizmetinin sunulması da yer almaktadır. Ayrıca, tüketicilerin bu beklentilerinin karşılanabilmesi için verilen hizmetin her aşamasında gerek personelin gerekse besinlerin hijyenine dikkat edilmesi çok önemli bir husustur. Kantin gibi toplu beslenme sistemlerinde satılan besinler uygun koşullarda hazırlanmadığında fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan sağlık için riskli ürünler haline gelebilmektedirler. Kantinlerde ev koşullarının aksine fazla miktarda yiyecek üretilmekte ve bu yiyeceklerin hazırlanması, pişirilmesi, soğutulması, yeniden ısıtılması ve servisi daha uzun bir sürede gerçekleşmektedir. Bu nedenle besinle uğraşan kişilerin yiyeceklerin hazırlanmasından tüketilmesine kadar bütün aşamalarda tehlikelerin bulunduğunu bilmeleri güvenli gıda üretimi ve servisi açısından son derece önemlidir. Ali ve Spencer (1996) İngiltere ve Bahreyn deki 16 okul kantininde yaptıkları çalışmada, çalışanların çapraz kontaminasyon konusunda dikkatsiz olduklarını ayrıca uygun pişirme ve koruma konularında eksikliklerinin bulunduğunu, çalışan personelin gıda güvenliğine yönelik eğitim programlarına katılması ve iş başında yapılacak eğitimlerle bilgilendirilmeleri gerektiğini ifade etmişlerdir. Buna ilave olarak, okul kantinlerinde yukarıda belirtilen hususlarda yetkili kurumlar tarafından belirli aralıklarla yapılacak denetimler de önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, yapılan bir araştırmada, Diyarbakır da ilköğretim okullarında ve üniversitelerde bulunan kantin ve kafeteryaların işletilmesinde hizmet içi eğitim ve iç denetim faaliyetlerinin yetersiz olduğu belirtilmiştir (Çelik vd., 2012). Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin beslenmelerinde okullarında faaliyet gösteren kantinlerin önemini, öğrencilerin kantinden satın aldıkları yiyecek- içecekler ile kantindeki beslenme hizmetlerine yönelik görüşlerini ortaya koymak amacıyla planlanmıştır. Öğrencilerin görüşleri kapsamında, kantinlerin öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılama düzeyi, hijyen kurallarına uygunluğu, satılan malların fiyatlarının piyasa fiyatlarıyla uyuşması, fiziksel yeterlilikleri ile gıda güvenliğine yönelik uygulamaları araştırılmıştır. Bu çalışmanın yanlış kantin uygulamalarının iyileştirilmesinde katkı sağlayabileceği ve konuya ilişkin yapılacak diğer çalışmalar için de yol gösterici bir kaynak olabileceği düşünülmektedir. 126

131 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : YÖNTEM Bu çalışma, Ankara da öğrenim gören üniversite öğrencilerinin okul kantinindeki beslenme hizmetlerine yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma evrenini Ankara ilinde bulunan dört devlet üniversitesinde (Ankara, Gazi, Hacettepe ve Orta Doğu Teknik Üniversiteleri) öğrenim gören ve kantin hizmetlerinden yararlanan öğrenciler oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi ise, tesadüfi örneklem yöntemi ile belirlenmiş olup veri toplama aracının uygulandığı Eylül- Kasım 2011 tarihleri arasında kantin hizmetlerinden yararlanan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 491 öğrenciden oluşmuştur. Bu öğrencilerden 124 ü Ankara Üniversitesi nden, 127 si Gazi Üniversitesi nden, 121 i Hacettepe Üniversitesi nden ve 119 u da Orta Doğu Teknik Üniversitesi nden araştırmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında, öğrencilerin sosyo-demografik özelliklerini, kantinde satılan yiyecek-içecekleri satın alma sıklıklarını ve okul kantinlerindeki beslenme hizmetleri ile ilgili uygulamalara yönelik görüşlerini içeren anket formu yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Öğrencilerin görüşlerini değerlendirmek için sorulan sorularda her bir davranışa yönelik görüşlere katılma düzeyini gösteren seçenekler hiç katılmıyorum (1), katılmıyorum (2), kısmen katılıyorum (3), katılıyorum (4) ve tamamen katılıyorum (5) biçiminde derecelendirilmiştir. Ölçekteki aralıkların eşit olduğu (4/5) varsayımından yola çıkılarak seçeneklere ilişkin sınırlar şu şekilde belirlenmiştir; = hiç katılmıyorum, = katılmıyorum, kısmen katılıyorum, = katılıyorum, = tamamen katılıyorum. Öğrencilerin okul kantinlerinin beslenme hizmetlerine ilişkin görüş puanlarının ortalamaları değerlendirildiğinde ve kesim noktası 3.4 olarak kabul edildiğinde, ortalama 3.4 ün altındaki değerler memnuniyetsizliği, 3.4 ve üzerindeki değerler ise memnuniyeti temsil etmektedir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS (Statistical Package for the Social Sciences V.12,0) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde kişisel bilgilerin sunulmasında yüzde ve frekans, her bir davranışa yönelik görüşleri belirlemede ortalama ve standart sapma, gruplar arası karşılaştırmalarda Student s t-testi uygulanmıştır. BULGULAR VE TARTIŞMA Araştırmaya katılan öğrencilerin bazı sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde, %41.8 (n=205) ini erkek, % 58.2 (n=286) sini kız öğrenciler 127

132 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : oluşturmaktadır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21.4±1.96 (17-30 yaş aralığı) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin tamamına yakını (%97.6) lisans düzeyinde öğrenim görmekte, kız öğrencilerin %71.3 ü yurtta, %28.7 si evde, erkek öğrencilerin ise %40 ı yurtta, %60 ı ise evde kalmaktadır. Tablo 1. Öğrencilerin cinsiyete göre genelde kahvaltı ve öğle yemeklerini yedikleri mekânların dağılımı Kız Erkek Toplam S % S % S % Kahvaltı Yurt Ev Kantin Yapmayanlar Öğle yemeği Yemekhane Kantin Diğer (kafe, restoran, ev) Yemeyenler Üniversite öğrencilerinin gün içinde yemek yedikleri mekanlar incelendiğinde, kahvaltının en fazla yurtta (%43.2), ikinci sırada evde (%27.3) üçüncü sırada ise okul kantininde (%15.7) yapıldığı görülmüştür. Kız öğrencilerin yarıdan fazlası (%54.2) kahvaltılarını yurtta yapmayı tercih ederken, erkek öğrencilerin %39.0 u kahvaltılarını evde yapmayı tercih etmektedirler. Bu durum yurtta kalan kız öğrencilerin sayısının erkek öğrencilere kıyasla daha fazla olmasından kaynaklanabilir. Öğle yemeği vaktinde öğrenciler genellikle okulda bulunduklarından, öğle yemeği için en çok tercih edilen mekânların her iki cinsiyette de ilk sırada yemekhanenin (%46.3) ikinci sırada kantinin (%32.4) yer aldığı görülmüştür. Erkek öğrencilerin (%55.6) kız öğrencilere (%39.5) kıyasla öğle yemeği için yemekhaneyi daha çok tercih ettikleri saptanmıştır (Tablo 1). Ankara da yurtta kalan üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının incelendiği bir çalışmada, öğrencilerin sabah (%78.5) ve akşam (%89.0) öğünlerini en fazla tükettikleri yerin yurt, öğle öğününü en fazla tükettikleri yerin ise okul kantini (%38.0) olduğu belirlenmiştir (Özdoğan vd. 2012). 128

133 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Öğrencilerin fast food tipi beslenme alışkanlıklarının araştırıldığı bir diğer çalışmada, %41 inin sabah kahvaltısını evde, %53 ünün öğle yemeğini okul kantininde, %44 ünün akşam yemeğini evde tükettikleri belirtilmiştir (Anıl vd., 2011) Konu ile ilgili yapılan diğer çalışmalarda da çalışmamızın bulgularını destekler nitelikte öğrencilerin genellikle öğle yemeği ve ara öğünler için okul kantininden yararlandıkları ortaya konmuştur (Aytekin, 1999; Erten, 2006). 129

134 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) :

135 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Tablo 2 de öğrencilerin kantinde satılan bazı yiyecekleri satın alma sıklıkları incelendiğinde, tost (K:%20.6, E: %26.3), simit/poğaça (K: %25.2, E: %22.4), patates kızartması (K: %22.7, E: %24.4), çikolata (K: %25.9, E: %25.4) ve bisküvi (K: %23.4, E: %20.5) yi haftada 1-2 defa, kız öğrencilerin köfte-ekmek (%25.9) ve hamburgeri (%28.0) ayda bir, erkek öğrencilerin ise köfte-ekmek (%18.5) ve hamburgeri (%19.0) haftada 1-2 defa satın aldıkları belirlenmiştir. Kantinde öğrencilerin yarısının (K: %50.0, E: %55.6) her gün satın aldığı içecek çaydır. Ayran (K: %23.8, E: %28.8), meyve suyu (K: %24.1, E: %25.4) neskafe (K: %22.0, E: %21.5) haftada 1-2 defa, sıcak çikolatayı ayda bir (K: %25.5, E: %24.9) satın almaktadırlar. Süt, erkek öğrencilerin %18.5 i tarafından ayda bir satın alınırken, gazlı içecekler erkeklerin %23.9 u tarafından haftada 1-2 defa satın alınmaktadır. Kız öğrencilerin %16.4 ü haftada 1-2 defa süt alırken, %21.0 i ayda bir defa gazlı içecekleri satın almaktadırlar. Çay, kahve, kakao ve kolalı içeceklerde doğal olarak kafein bulunmaktadır. Kafeinin doza ve kullanım sıklığına bağlı olarak bireylerde alışkanlık yaptığı bilinmektedir. Canlandırıcı etkisi olan kafeinin fazla tüketilmesinin diüretik etki yaparak vücut sıvı dengesini etkileyebileceği, koordinasyonun dağılması, sinirlilik, uykusuzluk ve çarpıntı yapabileceği bilinen yan etkileridir. Ayrıca, fazla miktarda tüketildiklerinde, bu tür içeceklerin bileşimlerinde bulunan tanenlerin besinlerdeki demiri bağlayarak vücutta demir emiliminin azalmasına ve buna bağlı olarak demir yetersizliği anemisine sebep olduğu bilinmektedir. Araştırmaya katılan öğrencilerin çay, kahve ve kolalı içecekleri sıklıkla tüketiyor olmaları düşündürücüdür. 131

136 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) :

137 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Öğrencilerin okul kantinlerinin beslenme hizmetlerine ilişkin görüş puanlarının ortalamaları incelendiğinde, kantinlerdeki güvenlik önlemlerinin ve kantinde satış yapılan alanların yetersiz olduğu, satılan gıdaların fiyatlarının ekonomik yönden pahalı ve sağlıksız oldukları, çalışanların kişisel hijyene dikkat etmedikleri, kantinde atık maddelerin uygun şekilde toplanmadığı, çalışanların ellerini yıkamak için lavabo bulunmadığı, kantin çalışanlarının sayıca yetersiz olduğunun düşünüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, kız öğrenciler erkek öğrencilere kıyasla kantinlerin havalandırma (p<0.05) ve güvenlik önlemlerini (p<0.01) daha yetersiz bulmuş, satılan yiyeceklerin daha sağlıksız (p<0.05) olduğunu ve kantindeki atık maddelerin uygun şekilde toplanmadığını (p<0.05) ifade etmişlerdir. Kız ve erkek öğrencilerin görüşlerinin ortalama puanları incelendiğinde, okul kantini uygulamalarından genellikle memnuniyet duymadıkları (3.3±0.63), kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla memnuniyetsiz oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca, kız öğrencilerin sadece %40.2 si kantin hizmetlerini yeterli bulurken, erkek öğrencilerin %53.7 si yeterli bulmuştur. Benzer şekilde, yapılan bir diğer çalışmada, Gazi Üniversitesi öğrencilerinin %27.8 i kantin/kafeterya hizmetlerini yeterli bulunmuştur (Erdoğan vd. 2005). Gazi Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılan bir diğer çalışmada ise, öğrencilerin kantin gibi birimleri temizlik, havalandırma, aydınlatma, ısıtma ve düzen yönünden oldukça olumsuz buldukları bildirilmiştir (Yeşilyaprak vd. 2001). Benzer şekilde bir diğer çalışmada da üniversite öğrencilerinin kantinlerdeki yiyecek-içecek hizmetlerinden beklentilerinin fast-food veya alakart restoranlara kıyasla daha düşük olduğu bildirilmiştir (Biçici ve Hançer, 2008). Çalışmaların bulguları zamanla kantin hizmetlerinde iyileşme olduğunu ortaya koymaktadır. SONUÇ VE ÖNERİLER Araştırma bulguları doğrultusunda, üniversite öğrencileri kahvaltı için üçüncü, öğle yemeği için ise ikinci sırada okul kantinlerinde satılan yiyecek- içecekleri tercih etmektedirler. Öğrencilerin kantinden sıklıkla tost, simit/poğaça, patates kızartması, çikolata, bisküvi, köfte-ekmek, hamburger, çay, neskafe ve gazlı içecekler gibi son derece sağlıksız olan fast-food yiyecek-içecekler yanında ayran, meyve suyu ve süt gibi sağlıklı içecekleri de satın aldıkları belirlenmiştir. Okul kantinlerinde, patates kızartması, hamburger, köfte-ekmek gibi yağdan zengin besinler ile kolalı içecekler yerine, taze meyve, salata, kepekli dilim ekmek, peynir, yoğurt çeşitleri, ayran ve süt satılması daha uygundur. Ayrıca okul kantinlerinin yiyecek ve içecekleri en uygun fiziksel koşullarda (alan, havalandırma, aydınlatma, güvenlik, araç-gereç, hijyen), yeterli ve iletişimi iyi personelle, ekonomik fiyatlarla satışa sunması öğrenci beklentilerinin karşılanması bakımından önemlidir. Bu doğrultuda öğrencilerin okul kantinlerindeki beslenme 133

138 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : hizmetlerine yönelik görüşleri incelendiğinde, memnuniyetsizlik saptanmıştır. Öğrencilerin en fazla kantinlerdeki güvenlik önlemlerinin ve öğrencilere satış yapılan alanın yetersizliğinden ayrıca satılan gıdaların fiyatlarının ekonomik yönden uygun olmamasından şikayetçi oldukları belirlenmiştir. Sonuç olarak, üniversite kantinlerindeki beslenme hizmetlerinin daha kaliteli olması amacıyla, denetim faaliyetlerinin belirli periyotlarda titizlikle yapılması, ayrıca kantinlerde yiyecek-içeceklerde kaliteyi ve güvenliği sağlamak için HACCP ve ISO 9000 standartları gibi kalite kontrol ve güvence sistemlerinin uygulanması konusunda üniversitelerin yetkili birimlerince gerekli önlemlerin alınmasının ve sağlık açısından uygun olacak besinlerin satılmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır. KAYNAKÇA Ali AA, Spencer NJ Hazard analysis and critical control point evaluation of school food program in Bahrain. Journal of Food Protection. 53(3): Anıl M., Kılıç O., Başkaya D., Dinçer M., Aydın G Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğrencilerinin fast food tipi beslenme alışkanlığı, Samsun Sempozyumu. Aytekin F Üniversite öğrencilerine verilecek beslenme eğitiminin beslenme davranışlarına olan etkisinin incelenmesi. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Programı, Doktora Tezi, Ankara. Biçici H., Hançer M Kuşadası ve Didim deki Üniversite öğrencilerinin yiyecek içecek işletmelerinde sunulan hizmetlerle ilgili beklentileri ve bu hizmetlerin kalite ölçümü. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 10:3. Çelik F., Palancı Y., Ceylan A., Karadeniz Y., Toksöz P Diyarbakır Kent Merkezindeki Okul Kantin ve Kafeteryalarında, Özel Sektörün Yaptığı Hizmet İçi Eğitim ve İç Denetimlerin Değerlendirilmesi. 15. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, 2-6 Ekim 2012 Durmaz H., Sağun E., Tarakçı Z Yüksekokul Öğrencilerinin İçme Sütü Tüketim Alışkanlıkları. YYÜ Vet. Fak. Derg.,13(1-2):

139 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Erdoğan S. Şanlı HS. Bekir ŞH Gazi Üniversitesi öğrencilerinin üniversite yaşamına uyumları. Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Dergisi, 13 (2): Erten M Adıyaman ilinde eğitim gören üniversite öğrencilerinin beslenme bilgilerinin ve alışkanlıklarının araştırılması. Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara. Garibağaoğlu, M., Budak, N., Öner, N., Sağlam, Ö. ve Nişli, K Üç Farklı Üniversitede Eğitim Gören Kız Öğrencilerin Beslenme Durumları ve Vücut Ağırlıklarının Değerlendirmesi. Sağlık Bilimleri Dergisi (Journal of Health Sciences), 15(3): Nia Haşemi, T., Çalışkan, D. ve Işık, A Ankara da Yüksek Öğretim Öğrenci Yurtlarında Kalan Öğrencilerin Beslenme Sorunları. İbni Sina Tıp Dergisi, 7: Özdoğan Y, Yardımcı H., Özçelik, AÖ Yurtta kalan üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları, Karadeniz, yıl:4, sayı 15. Vançelik S., Önal SG., Güraksın A., Beyhun E Related Factors with Nutritional Habits and Nutrition Knowledge of University Students. TAF Prev Med Bull. 6(4): Turkish. Yeşilyaprak B, Öztürk B ve Kısaç İ GÜMEF öğrencilerinin fakülteye ilişkin algı ve değerlendirmeleri. Mesleki Eğitim Dergisi, 3(6):

140 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ VE AKADEMİK ARAŞTIRMALAR Mehmet Akif ÖZER 1 Tolga ÇAL 2 Özet: İşyerinde Psikolojik Taciz (İPT), çalışma hayatında moda kavram olan verimliliğin artırılması çalışmaları neticesinde iyice kızışan rekabet ortamı ile birlikte varlığını her geçen gün daha fazla hissettirmeye devam etmektedir. Teknolojinin insan hayatına getirdiği kolaylıklar büyük oranda olumlanırken bir yandan da teknolojik ilerlemeler insanların kişisel özgürlük alanlarını daraltmakta, yaşanan ve çalışılan yerleri biri bizi gözetliyor evine dönüştürmektedir. Bu çalışma ile İPT konusunda yapılan lisansüstü alan araştırmaları içerik analizine tabi tutularak, İPT olgusunun Türk akademi çevresinde ele alınış şekli irdelenmiş ve İPT ile demografik değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve düzeyi sorgulanmıştır. Bu çalışmanın evreni, yılları arasındaki 7 yıllık süreçte İPT konusunda Türkiye de yapılmış olan ve YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde yer alan toplam 139 doktora ve yüksek lisans tezidir. Konuyla ilgili YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde yer alan 139 tez içerisinden internet ortamında bilgisayara indirilmesine izin verilen tez sayısı ise 93 dür. İzin verilen 93 tez içerisinden ise bu çalışmanın amacına yönelik olarak 30 tez seçilmiştir. Anahtar Kelimeler : Taciz, Psikolojik Taciz, Mobbing, Zorbalık, Bezdirme Psychological Harassment in the Workplace and Academic Researches Abstract: Psychological Harassment at Work (PHaW) continues to work through increasingly with fiercely competitive climate by reason of the efforts to increase the efficiency as a fashion concept in professional life. Even though it is substantially affirmed that technology gives the facilities to human life, progress of the technology also restricts the civil liberty zones of the people and transforms the living and work spaces to Big Brother House. By this study, master s field surveys regarding the PHaW were put through the content analysis and the fact of PHaW was explicated how to handle in the 1 Doç. Dr., Gazi Üniversitesi İİBF Kamu Yön. Bölümü Öğretim Üyesi 2 Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi A.B.D. Doktora Öğrencisi 136

141 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : field of Turkish academy and presence and level of relationship between PHaW and demographic characteristics was interrogated. Population of this study are 139 dissertations and master's thesises recorded in Turkish Supreme Education Council s electronic national thesis archivist regarding PHaW prepared in Turkey during 7 years between 2004 and There were 93 thesises which were permitted by Turkish Supreme Education Council s electronic national thesis archivist to download computer on point within 139 thesises. Then, 30 thesises were selected according to aim of this study within 93 downloaded thesises. Keywords: Harassment, Psychological Harassment, Mobbing, Despotism, Sicken GİRİŞ İşyerinde Psikolojik Taciz (İPT) olgusu örgütlerde yaşanan olumsuz tutum ve davranışlar sürecidir. Şiddet kavramı neredeyse insanlık tarihi ile eştir ve kişilerin hedeflere ulaşmak için başvurduğu en başlıca araçlardan birisi olmuştur. Tarihsel süreçte şiddet, ağırlıklı olarak karşı tarafa fiziksel tahribat vermek şeklinde iken zamanla psikolojik taciz formunu da almıştır. Günümüzde küreselleşen dünyada birçok kavram da yeni şekiller almaya devam etmektedir. Teknolojinin insan hayatına getirdiği kolaylıklar büyük oranda olumlanırken bir yandan da teknolojik ilerlemeler insanların kişisel özgürlük alanlarını daraltmakta, yaşanan ve çalışılan yerleri biri bizi gözetliyor evine dönüştürmektedir. Üretim yelpazesinin alabildiğine genişlediği günümüz toplumunda ise buna paralel tüketimin de teşvik edilmesi ve neticesinde fast food bir yaşam kültürünün insanlara enjekte edilmesi, insanları baş edilmesi güç stres unsurlarıyla baş başa bırakmaktadır. Psikolojik taciz, çalışma hayatında moda kavram ve anlayış olarak verimliliğin artırılması çalışmaları neticesinde iyice kızışan rekabet ortamı ile birlikte varlığını her geçen gün daha fazla hissettirmeye devam etmektedir. İPT, toplumsal ve çalışma hayatında her zaman mevcut olan, fakat diğer şiddet türlerinin yaygınlığı nedeniyle ön plana çıkmamış ve fark edilmemiş bir olgudur. Bilim dünyası da yaşanan bu olumsuz sürecin suç teşkil eden etik dışı davranışlar olduğunu ancak 1980 li yıllardan sonra keşfetmiştir. O tarihten itibaren de konuya ilişkin başta İskandinav ülkeleri olmak üzere batı dünyasında birçok bilimsel çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise İPT ile ilgili akademik çalışmaların 2000 li yıllardan itibaren ağırlıklı olarak başladığı ve ancak son yıllarda artan oranda konu üzerinde alan araştırmalarının yapıldığı görülmektedir. Türk bilim çevresinde farkındalığın sağlanmış olmasına karşın, Türk halkı ve çalışma hayatında henüz İPT kavramının bilinmediği de aşikardır. Bu ise, geçmişte olduğu gibi günümüzde 137

142 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : de İPT de bulunmanın ve maruz kalmanın çalışma hayatının sıradan bir olgusu olarak kanıksanmaya devam edildiğini göstermektedir. Ancak, İPT ile mücadele konusunda Mart 2011 ayı içerisinde yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile de bu farkındalığın önümüzdeki dönemde Türk çalışma hayatında sağlanacağı ve konu üzerindeki tartışmaların da başlayacağı bir gerçekliktir. Yapılan çalışmalar, İPT nin çalışanlar üzerinde ciddi psikolojik ve fiziksel zararlara neden olduğunu ortaya koymaktadır. İPT şekilleri, tacizcinin ve mağdurun kişilik özelliklerine, örgütlerin kültür yapılarına ve zamana göre farklılıklar göstermektedir. Ancak, tacize maruz kalan kişiler hemen hemen benzer sıkıntıları paylaşmaktadır. İPT, kişilerin özgüvenlerini kaybetmelerine, işten ayrılmalarına ve hatta ciddi depresif durumlarda kalarak intihar etmelerine kadar götürecek birçok olumsuzlukların yaşanmasına neden olmaktadır. Maruz kalan kişileri bu kadar derinden ve olumsuz bir şekilde etkileyen İPT ile mücadele konusunda ülkemizde henüz açık yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum tacizcileri cesaretlendirmekte, mağdurları ise daha fazla karamsarlığa itmektedir. Çalışma hayatını bozarak gerek bireylerin psikolojilerine ve gerekse de bunun neticesinde ülke ekonomisine verdiği ağır tahribatlar nedeniyle İPT ile mücadele konusunda toplumun bilinçlendirilmesi ve nihayetinde ağır yaptırımları olan özel yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma ile İPT konusunda yapılan lisansüstü alan araştırmaları içerik analizine tabi tutularak, İPT olgusunun Türk akademi çevresinde ele alınış şekli irdelenmiş ve İPT ile demografik değişkenler arasındaki ilişkinin varlığı ve düzeyi sorgulanmıştır. Çalışmada ayrıca, lisansüstü alan araştırmalarında tespit edilmiş İPT şekilleri ve kritik bulgular da yer almaktadır. KURAMSAL ÇERÇEVE Psikolojik Taciz Kavramı ve Tanımı Literatürde Psikolojik Taciz kavramı, taciz, zorbalık, duygusal saldırı, yıldırma, iş yerinde istenmeyen davranışlar veya sosyal hor görme gibi farklı ve fakat birbirlerinin yerlerine kullanılan isimler altında ele alınmaktadır (Gökçe, 2006: 25). Mobbing kelimesi Almanca konuşulan ülkelerde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Mobbing anlamında kullanılan diğer sözcükler: taciz ya da işyeri tacizi, cinsel olmayan taciz, psikolojik taciz, kurban edilme, psikolojik terör, günah keçisi ya da şamar oğlanı olma, küçük zorbalık, küfürlü davranış veya duygusal taciz, cinsel içerikli olmayan işyeri tacizi, işyeri travması, işyeri 138

143 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : saldırganlığı kavramları olarak genelleştirilmiştir (Kaymakçı, 2008: 13-14). Ülkemizde ise Türk Dil Kurumu mobbing e karşılık olarak bezdiri sözcüğünü önermektedir. Ancak, bu sözcük içeriğe dönük anlam vurgusunun düşüklüğü bakımından tartışmalıdır. Mob sözcüğü, İngilizcede kanun dışı şiddet uygulayan düzensiz kalabalık veya çete anlamında, aşırı şiddetle ilgili ve yasaya uygun olmayan kalabalık anlamında ve Latincede kararsız kalabalık anlamındaki Mobile vulgus sözcüğünden türemiştir (Okan, 2008: 10). Bu terim günümüzde psikolojik şiddet karşılığı kullanan mobbing kelimesinin başlangıcını oluşturmuştur. Psikolojik Tacizin Kavramsal Gelişimi İşyerinde psikolojik taciz kavramı literatürde son 15 yıldır oldukça yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmalar genelde psikolojik şiddetin iki yönü üzerinde odaklanmıştır. Bunlardan birincisi şiddeti uygulayanın davranış şekilleri diğeri ise şiddete uğrayan kurbanın bulunduğu durumdur (Faulx-Delvaux-Brun, 2009:286:9). Son yıllarda örgütlerde, çalışan personelin önemli olduğunu fark eden yönetici sayısında bir artış bulunmaktadır. Bu doğrultuda da, bu tip yöneticiler, çalışanlarını memnun etme yollarını aramaktadırlar. Burada, çalışanların, potansiyellerini ortaya çıkarmak ve onları daha verimli kılmak amacı vardır. Buna karşın, örgüt içindeki çalışanlar arasındaki ilişkiler her zaman arzu edilen seviyede olmayabilir. Örgütlerin sosyal yapılar olması nedeniyle, çalışanlar arasındaki ilişkiler sadece formal değil aynı zamanda informal dır ve bu nedenle informal ilişkilerde toplumsal kanunlar geçerlidir. Ayrıca, formal ilişkilerden dolayı da, çalışma ortamındaki personelin örgüt kurallarına göre de hareket etmesi gerekir. Örgüt içerisindeki çalışanlar arasında olan kişisel anlaşmazlıklar ve çatışmalar ise iş yaşamında çeşitli gerilimlere neden olur (Gökçe, 2006: 27). İnsanların etkileşim halinde olduğu her yer ve ortamda çatışmanın olması kaçınılmazdır. Bireyler, gruplar ve örgütler amaçlarını gerçekleştirmek için çalışırlarken, sürekli olarak etkileşimde bulunurlar. Bu etkileşim sürecinde ise bu taraflar arasında çatışma olur. Çatışma fizyolojik veya sosyopsikolojik ihtiyaçların tatminine engel olan anlaşmazlıklardan doğan gerginlik halidir (Çay, 2008: 24-25). İş yaşamında ilk kez mobbing kavramını, İsveç te yaşayan Alman asıllı endüstri psikologu Heinz Leymann 1980 yılında kullanmıştır. Leymann mobbing konusunu İsveç te araştırmış, Almanya da ise kamuoyuna duyurmuştur. Örgüt içerisinde zor kişiler olarak bilinen kişileri araştırmış ve 139

144 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : bunların başlangıçta zor kişiler olmadığını ve ancak örgüt yapısı ve kültürünün bu kişileri zor sıfatı ile damgaladıklarını ve bu tipteki kişileri işten kovmak için de bu şekilde nedenler yarattıklarını belirlemiştir. Leymann, yaptığı çalışmalarda uzun süreli düşmanca ve saldırgan davranışların olduğunu tespit etmiş ve neticesinde bu kavramı kullanmıştır (Köse, 2010: 37). İş yerinde psikolojik terör olarak nitelenen mobbing, eski bir geçmişe sahip olmakla birlikte, 1984 gibi yakın bir geçmişte iş gören tatminini azaltan bir faktör olarak Leymann tarafından ele alınmıştır. İş yerindeki stres nedenlerinden birisi olan mobbing fazla dikkat çekmemekte, böyle davranışların iş ortamının ayrılmaz bir öğesi olduğu düşünülmektedir (Çoban ve Nakip, 2007: 308). Örgüt içinde yaşanan bu çatışmaların çözülmemesi halinde ise çalışanlar arasında düşmanlıklar olur ve bunun sonucunda çalışanların örgüte olan uyumu zorlaşır. Uyum zorluğu çeken personel ise örgütte mutsuz olur ve örgütten ayrılmak durumunda kalabilir. Bu olgu, insanın sosyal hayatında da vardır. Sosyal çevreye uyum sağlayamayan kişi zamanla çevresinden soyutlanır ve toplum dışına itilir. Bu durumdaki kişiler, hayatlarından vazgeçme noktasına kadar gelebilir. Bu nedenlerle, personelin örgüt hayatına uyum sağlaması arzu edilir (Gökçe, 2006: 28). Çalışanların örgüt içinde üyesi olduğu gruba uyumu, çalışanın örgütsel başarısını artırır. Ancak bu kolay olan bir şey değildir (Okan, 2008: 13). Mobbing kavramı ilk olarak, Lorenz tarafından ortaya atılmıştır. Küçük hayvanlardan oluşan grupların büyük bir hayvanın tehdidini geri püskürtmek ve onu geri kaçırmak için gösterdikleri davranışları tanımlamak için bu kavramı kullanmıştır. Mobbing, genel olarak yırtıcı bir hayvana veya aynı cinse karşı grupça yapılan saldırı olarak ele alınır. Heinemann, yaptığı bir araştırmasında, çocukları intihara kadar götürebilecek kadar önemli sonuçları olan bu davranışları topluma duyurabilmek için Lorenz in hayvanlar için kullandığı mobbing ifadesini kullanmıştır (Gökçe, 2006: 29). Mobbing konusundaki ilk çalışmalar Leymann tarafından İsveç te bir örgütte topladığı ampirik verileri ve bulguları duyurduğu zaman ortaya çıkmıştır. Brodsky gibi birkaç yazar da bu konuda yazılar yazmıştır (Kaymakçı, 2008: 10). İPT kavramını ilk kez, Brodsky kitabında ağır iş koşullarını araştırdığı kitabında kullanmıştır. Ancak, bu kitabında İPT konusuna küçük bir yer ayırmıştır. İPT konusunu detaylı bir şekilde ise ilk kez Leymann tanımlamıştır. Leymann, İPT yi, birinin veya nadir olarak birkaç kişinin, bir veya daha fazla kişi (nadir olarak dört kişiden fazla) tarafından, her gün ve 140

145 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : birkaç ay süre ile sistematik olarak duygusal yönden zarar verici davranışlara maruz bırakılması şeklinde tanımlar (Gökçe, 2006: 35). Literatürde işyerinde psikolojik şiddeti anlatan çok sayıda terim bulunmasına rağmen bunlardan sadece iki tanesi önemli yer tutmakta ve kabul görmektedir: Mobbing ve bullying (Baguena-Belena vd., 2011:102). Leymann, psikolojik yıldırma kavramı için bunlardan mobbing kelimesini kullanmıştır. Bullying kelimesinin ise fiziksel öfke ve tehdidi ifade ettiğini düşünmektedir. Aslında, Bullying, okullarda fiziksel saldırgan davranışları ifade etmektedir. Örgütlerde fiziksel şiddet pek fazla görülmez. Aksine, psikolojik yıldırma kişiyi sosyal çevreden dışlamak gibi daha kapsamlı davranışları içermektedir (Karavardar, 2009: 4). Kavramlar arasındaki bu küçük farklılıklar literatürde işyerinde psikolojik şiddetle ilgili kavramlar arasında sorunlar oluşabileceğine dair endişelere yol açmaktadır (Ayr. içn. bkz. Crawshaw, 2009:264). Bu endişelerin temel nedenlerinden birisi de günümüzde literatürde mobbing kelimesinin, bullying kelimesi ile sıklıkla karıştırılmasıdır. Leymann, mobbing, Adams ise bullying kelimesini birlikte çalışanların belirli bir kişiye karşı tekrarlanan agresif ve zararlı davranışlar olarak kullanmışlardır. Leymann bu karışıklığı gidermek için; okul örgütleri için bullying, işyerleri için ise mobbing kelimesini önermiştir (Erdoğan, 2009: 319). Araştırmacılar zorbalık konusundaki çalışmalarında değişik tanım ve kavramlar kullanmalarına karşın, işyerlerinde gözlenen olumsuz davranışların hangi şartlarda zorbalık olarak tanımlanabileceği konusunda görüş birliği olduğunu söylemek mümkündür. Zorbalıktan söz edebilmek için ilgili davranışların olumsuz ve düşmanca olması, sistematik bir biçimde tekrarlanması ve belirli bir sıklıkla belirli bir süre devam etmesi gerekmektedir. Tek seferlik ya da zaman zaman sergilenen olumsuz davranışlar zorbalık olarak nitelendirilmez (Aydın ve Öcel, 2009: 95). Mobbing in yeni bir kavram olmasından dolayı, uluslararası alanda kullanılabilecek ortak bir terim henüz yoktur. Norveç, Japonya ve Anglo- Sakson ülkelerinde bullying terimi kullanılırken, Fransa da moral harassment ifadesi kullanılmaktadır (Kaymakcı, 2008: 18). Ancak başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede mobbing kelimesinin söz konusu terimleri de kapsayacak şekilde işyerlerinde, çalışma yaşamında görülen psikolojik şiddeti karşılayacak ve kapsayacak şekilde hızla kullanılmaya başlandığı da rahatlıkla söylenebilir. 141

146 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : PROBLEM DURUMU VE YÖNTEM Çalışmanın Konusu ve Problemi Bu araştırma kapsamında, ülkemizdeki üniversitelerde işyerinde psikolojik taciz (İPT) alanında yapılmış olan ve YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde (http://tez2.yok.gov.tr/) yer alan yüksek lisans ve doktora tezleri incelenmiştir. Araştırmanın kapsadığı yılları arasındaki 7 yıllık süreçte, bu alanda toplam 139 yüksek lisans ve doktora tezi yapıldığı tespit edilmiştir. Tez araştırmaları, içerik analizine tabi tutulmuş ve elde edilen bulgular bir durum saptaması olarak sunulmuştur. Dünya da 1980 lerden sonra fark edilmeye başlanılan İPT konusu, ülkemizde ancak 2000 li yıllarda bilimsel alanda ele alınmaya başlanmıştır. Ancak çoğu insan ülkemizde bu konuyu henüz tam olarak bilmemektedir. 19 Mart 2011 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan Başbakanlık Genelgesi ile de İPT konusu, resmi olarak belki de ilk kez Türk çalışma hayatında önlenmesi gereken bir olgu olarak yerini almıştır. Topluma yön veren kavramların öncelikli olarak bilim dünyasında var olduğu varsayımından hareketle, Türk bilim literatüründe yeteri düzeyde ele alınmayan İPT konusunun, halk arasında da fazla bilinmemesi normaldir. Bu proje ile Türkiye de 2010 yılı sonuna kadar yapılmış olan İPT konulu yüksek lisans ve doktora tezleri incelenerek, konunun bilim dünyasında nasıl ele alındığı sorusuna yanıt aranmaya çalışılmıştır. Çalışma Amacı ve Önemi Bu çalışma ile İPT konusunda Türkiye deki lisansüstü düzeyde yapılan araştırmalara makro düzlemde yaklaşılmıştır. Çalışmada, bütüncül olarak bu alanda yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin mevcut durumu, tarihsel gelişim süreci, ele alınış biçimleri ve yönü sınıflandırılarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmanın diğer bir yanı ise, döneminde ülkemizde İPT alanındaki lisansüstü tezler üzerinden konunun 7 yıllık bu süreçte nasıl bir akademik gelişme gösterdiğini ve bu gelişmeye hangi üniversitelerin ne tür katkı yaptığını görmektir. İçerik analizine tabi tutulan İPT ile ilgili lisansüstü araştırmalar kapsamında aşağıdaki sorulara cevaplar oluşturulması amaçlanmıştır: a) Araştırmaların künye bilgilerine göre dağılımları nedir? Ağırlıklı olarak bu konu hangi üniversitelerde ve hangi anabilim dallarında ele alınmakta ve bu üniversitelerin/ anabilim dallarının özellikleri ile İPT olgusu arasında bir ilişki kurmak mümkün müdür? Araştırmalar hangi yıllarda daha ağırlıklı olarak hazırlanmıştır? b) Araştırmalarda kullanılan yöntemler nelerdir? Ne tip ölçekler, veri toplama ve analiz yöntemleri kullanılmıştır? 142

147 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : c) Gelir, cinsiyet, yaş- hizmet yılı, medeni durum, mevki, eğitim düzeyi gibi demografik özellikler boyutları açısından ortak ve farklılaşan bulgular nelerdir? d) Araştırmalara yansıyan İPT şekilleri nelerdir? e) İPT nin mağdurlar tarafından algılanma durumları nedir? f) Mağdur olanların İPT ye tepki şekilleri nelerdir? g) İPT konusundaki kritik bulgular nelerdir? Çalışmanın Varsayımları Çalışmanın ilk varsayımı olarak, ülkemizde yılları arasında İPT konusunda yapılan tezlerin tamamının, YÖK Ulusal Tez Merkezi Elektronik Tez Arşivinde tam ve doğru olarak kayıtlı olduğu kabul edilmektedir. Ancak 2010 ve 2011 yılına ait tezlerin tam olarak veritabanında kayıtlı olmayacağı varsayılmıştır. Buna rağmen, 2010 yılında kayıtlı bulunan tezler araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın 2004 yılından itibaren başlamasının nedeni, YÖK Elektronik Tez Arşivinde İPT konusuyla ilgili ilk tezin bu tarihten itibaren kaydedilmiş olmasıdır. Bu çalışmanın diğer bir varsayımı ise, bu tezlerin tümünün bilimsel yöntem kullanılarak yapılmış olduğudur. Tezlerin bilimsel yöntem kullanılarak yapılmış olması, veri toplama, düzenleme, analiz, tezlerin konuları, konu başlıkları ve anahtar sözcükleri esas alınarak yapıldığı için önem taşımaktadır. Çalışmanın Sınırlıkları a) Tezler, internet üzerinden YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinden alınmıştır. b) YÖK ün internet sitesinden konuya ilişkin yapılan taramada; psikolojik taciz, mobbing, zorbalık ve yıldırma anahtar kelimeleri kullanılmıştır. c) Konuyla ilgili mevcut 139 tez içerisinden, YÖK ün internet sitesinden indirilmesine izin verdiği 93 tez in özet kısımlarından hareketle evren kümesini temsil edecek şekilde örneklem kümesi seçilmiştir d) Çalışma kapsamında konuya ilişkin 2010 yılı sonuna kadar yapılan tezler ele alınmıştır. 143

148 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Çalışma Yöntemi Çalışma sürecinde araştırmacı tarafından aşağıdaki yöntem izlenmiştir. Evren ve Örneklem: Bu çalışmanın evreni, yılları arasındaki 7 yıllık süreçte İPT konusunda Türkiye de yapılmış olan ve YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde yer alan toplam 139 doktora ve yüksek lisans tezidir. Konuyla ilgili YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde yer alan 139 tez içerisinden internet ortamında bilgisayara indirilmesine izin verilen tez sayısı ise 93 dür. İzin verilen 93 tez içerisinden bu çalışmada olması istenilen ve bu çalışmanın örneklem kümesini oluşturan 30 tez ise aşağıdaki kriterlere göre belirlenmiştir. a) Araştırma düzey ve niteliği gözetilerek bu konuda hazırlanmış 10 doktora tezinin hepsi çalışmaya dahil edilmiştir. Bu şekilde içerisinden 20 tez seçilen geriye toplam 83 yüksek lisans tezi kalmıştır. b) Kapsam dışında kalan tezlerden 4 ü kuramsaldır. Geriye kalan 79 alan araştırmasına dayanan yüksek lisans tezleri, ele alındıkları sektörlere göre gruplandırılmıştır. Buna göre; eğitim sektöründe 34, sağlık sektöründe 16, kamu sektöründe 5, turizm sektöründe 4, bankacılık sektöründe 4, spor sektöründe 1, tekstil sektöründe 1 ve diğer sektörler kategorisinde ise 14 yüksek lisans tezi vardır. 4 kuramsal tezin dışında kalan 89 tezin sektörlere göre dağılımı çizelge 1 de verilmiştir. Çizelge 1. Lisansüstü Tezlerin Sektörel Dağılımı Tezler/ Sektörler Eğitim Sektörü Sağlık Sektörü Kamu Sektörü Turizm Sektörü Bankacılık Sektörü Spor Sektörü Tekstil Sektörü Diğer Sektörler Doktora Y. Lisans Toplam n= 89 Çizelge 1 incelendiğinde araştırmaların ağırlıklı olarak eğitim ve sağlık sektöründe yapıldığı görülmektedir. Buradaki etkenin, bu sektörlerde dikey hiyerarşik yapıdan ve çalışanlar arası rekabetten dolayı İPT olaylarının daha fazla yaşanması olduğu değerlendirilmektedir. Yapılan araştırmaların yaklaşık %10 nun doktora eğitimi düzeyinde olması ise henüz konunun Türkiye de yeteri düzeyde ele alınmadığını göstermektedir. c) Yapılan çalışmada, her sektörü gerek nicelik gerekse de nitelik olarak temsil edecek şekilde 20 yüksek lisans tezi seçilmiştir. Nitelik kriteri olarak, örneklem kümesi farklı bölgelerden oluşan ve sayıca fazla katılımcıya 144

149 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : ulaşılan tezler göz önüne alınmıştır. Seçilen 30 alan araştırmasına dayanan tezin 3 dağılımı çizelge 2 de verilmiştir. Çizelge 2. Çalışmada Kullanılan Örneklemin Evreni Temsil Durumu Sektör Evren Değeri Yüksek Lisans Doktora Örneklem Sayısı Eğitim (4 D. + 5 YL.) Sağlık (2 D. + 3 YL.) Bankacılık YL. Turizm YL. Eğitim, Sağlık ve Bankacılık D. Güvenlik, Posta ve Eğitim YL. Spor (1 D. + 1 YL.) Diğer Kamu Kuruluşları YL. Sektörler Evren Değeri Y.Lisans Doktora Örneklem Sayısı Diğer Kamu-Özel S.Kuruluş YL. Diğer (2 D. + 1 YL.) Kuramsal Çalışma YÖK - İzin Verilmeyen Toplam Çalışmanın Modeli: Proje kapsamında yapılan çalışmanın ikinci bölümünde, literatür taramasıyla İPT kavramının kuramsal çerçevesi çizilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, YÖK Elektronik Ulusal Tez Arşivinde yer alan ve örneklem kümesini oluşturan 30 araştırmaya içerik analizi uygulanmıştır. Bu bölümde araştırmalar, künyelerine, yöntemlerine, demogratif özellikler açısından bulgularına, psikolojik taciz şekillerine, mağdur olanların hissettikleri ve psikolojik tacize karşı tepki türlerine göre incelenmiştir. Demogratif özellikler açısından bulgular, psikolojik taciz şekilleri, mağdur olanların hissettikleri ve psikolojik tacize karşı tepki türleri üç kümede sınıflandırılmıştır. Araştırmaların, %85 den fazlasının ulaştığı bulgular ortak bulgular, %50- %85 i ağırlıklı bulgular, %50 den azının ulaştığı bulgular ise farklılaşan bulgular kümesinde sınıflandırılarak yorumlanmıştır. Ayrıca, kritik bulgular başlığı altında, araştırmacı tarafından önem atfedilen bulgular da metne dahil edilmiştir. Bu doğrultuda, proje aşağıdaki çalışma modeli çerçevesinde hazırlanmıştır. 3 Çalışmanın sonraki kısımlarında alan araştırmalı tez/tezler ifadesi yerine araştırma/araştırmalar ifadesi kullanılmıştır. 145

150 Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 2013, 48, (2) : Şekil 1. Çalışma Modeli BULGULAR VE YORUMLAR Çalışma kapsamında 30 araştırmaya uygulanan içerik analizi sonucunda elde edilen bulgular, aşağıdaki kategoriler altında toplanmış ve yorumlanmıştır. Araştırmaların Künyelerine Göre Değerlendirilmesi Çalışmanın bu bölümünde, bulgu ve değerlendirmeler araştırmaların künyelerine göre sınıflandırılarak yapılmıştır. Araştırmaların Hazırlandıkları Üniversitelerin Dağılımı: İPT konulu araştırmaların yapıldıkları üniversitelere göre dağılımları çizelge 3 te düzenlenmiştir. Araştırmaların yapıldıkları üniversitelere bakıldığında, ilk üç sırada İstanbul ve Ankara daki üniversitelerin (İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi) yer aldığı görülmektedir. Kuşkusuz ki, bu üniversitelerin diğer üniversitelere kıyasla daha köklü tarihlere sahip olmalarının yanında, büyükşehir olgusunun getirdiği İPT ye uğrama olasılığının da bu şehirlerde daha yaygın olması, bu tarz çalışmaların büyükşehir üniversitelerinde daha fazla sayıda ele alınmasına neden olduğu değerlendirilmektedir. Çizelge 3. Araştırmaların Yapıldıkları Üniversitelere Göre Dağılımı Üniversiteler Araştırmaların Türü Yüksek Lisans Doktora Toplam Oran (%) Marmara Üni ,0 Niğde Üniversitesi 1-1 3,3 Hacettepe Üni ,0 Çanakkale 18 Mart Ü ,3 Gazi Üniversitesi ,4 Mersin Üniversitesi 1-1 3,3 İstanbul Üniversitesi ,7 Balıkesir Üni ,3 Ankara Üniversitesi ,3 146

KOBİ lerin ve Esnaf Sanatkârın Güçlendirilmesi

KOBİ lerin ve Esnaf Sanatkârın Güçlendirilmesi KOBİ lerin ve Esnaf Sanatkârın Güçlendirilmesi ÖNSÖZ Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 2 Temmuz 2013 tarihinde kabul edilmiştir. Plan, küresel düzeyde geleceğe

Detaylı

GüNDeM SAYI 96 AĞUSTOS 2010 ISSN 1304-8155

GüNDeM SAYI 96 AĞUSTOS 2010 ISSN 1304-8155 sermaye piyasasında GüNDeM SAYI 96 AĞUSTOS 2010 ISSN 1304-8155 Özel Emeklilik Sistemleri (sayfa 6) TSPAKB TSPAKB Adına İmtiyaz Sahibi E. Nevzat Öztangut Başkan Genel Yayın Yönetmeni İlkay Arıkan Genel

Detaylı

KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ İŞLETMELERİ (KOBİ LER)

KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ İŞLETMELERİ (KOBİ LER) tmmob makina mühendisleri odası ODA RAPORU KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ İŞLETMELERİ (KOBİ LER) Genişletilmiş Dördüncü Baskı Hazırlayanlar Yavuz BAYÜLKEN Cahit KÜTÜKOĞLU Nisan 2012 Yayın No: MMO/583 tmmob

Detaylı

GüNDeM SAYI 116 NİSAN 2012 ISSN 1304-8155

GüNDeM SAYI 116 NİSAN 2012 ISSN 1304-8155 sermaye piyasasında GüNDeM SAYI 116 NİSAN 2012 ISSN 1304-8155 Türkiye de Tasarruflar (sayfa 8) Türkiye de ve Dünyada Özel Sektör Borçlanma Araçları (sayfa 13) Avrasya Borsaları (sayfa 23) TSPAKB TSPAKB

Detaylı

İMKB ve Sermaye Piyasaları 5

İMKB ve Sermaye Piyasaları 5 İMKB ve Sermaye Piyasaları 5 Borsaların Piyasa Değeri 8 Borsalarda Şirket Sayıları 9 İMKB ve Endeks Performansları 10 İMKB ve Halka Arzlar 12 Halka Arz Nedir? 16 Halka Arzın Tanımı 17 Halka Arzın Avantajları

Detaylı

Avrupa Birliği ne Yönelik Düzenlemeler Çerçevesinde Türk Tarım Politikaları ve Sektörün Geleceği Üzerine Etkisi

Avrupa Birliği ne Yönelik Düzenlemeler Çerçevesinde Türk Tarım Politikaları ve Sektörün Geleceği Üzerine Etkisi YÖNETİM VE EKONOMİ Yıl:2006 Cilt:13 Sayı:2 Celal Bayar Üniversitesi İ.İ.B.F. MANİSA Avrupa Birliği ne Yönelik Düzenlemeler Çerçevesinde Türk Tarım Politikaları ve Sektörün Geleceği Üzerine Etkisi Neslihan

Detaylı

GüNDeM SAYI 117 MAYIS 2012 ISSN 1304-8155

GüNDeM SAYI 117 MAYIS 2012 ISSN 1304-8155 sermaye piyasasında GüNDeM SAYI 117 MAYIS 2012 ISSN 1304-8155 Yatırımcı Seferberliği Arama Konferansı Sonuç Raporu (sayfa 7) Altyapı Yatırımlarının Finansmanı (sayfa 15) TSPAKB TSPAKB Adına İmtiyaz Sahibi

Detaylı

KOBİ LERİN TEMEL SORUNLARI VE SAĞLANAN DESTEKLER

KOBİ LERİN TEMEL SORUNLARI VE SAĞLANAN DESTEKLER T.C. SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI K O S G E B KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI KOBİ LERİN TEMEL SORUNLARI VE SAĞLANAN DESTEKLER Yrd. Doç. Dr. Tahir AKGEMCİ Haziran

Detaylı

Discussion Paper, Turkish Economic Association, No. 2012/88

Discussion Paper, Turkish Economic Association, No. 2012/88 econstor www.econstor.eu Der Open-Access-Publikationsserver der ZBW Leibniz-Informationszentrum Wirtschaft The Open Access Publication Server of the ZBW Leibniz Information Centre for Economics Soydemir,

Detaylı

İş ve Yatırım Ortamının İyileştirilmesine Yönelik TÜSİAD Önerileri*

İş ve Yatırım Ortamının İyileştirilmesine Yönelik TÜSİAD Önerileri* T Ü R K S A N A Y İ C İ L E R İ V E İ Ş A D A M L A R I D E R N E Ğ İ 08 İş ve Yatırım Ortamının İyileştirilmesine Yönelik TÜSİAD Önerileri* *8 Nisan 2010 tarihinde gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon

Detaylı

TÜRKİYE DE KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM

TÜRKİYE DE KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM TÜRKİYE DE KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM Yıldız Ecevit Uluslararası Çalışma Ofisi - ANKARA Copyright Uluslararası Çalışma Örgütü 2007 Birinci baskı 2007 Uluslararası Çalışma Ofisi yayınları,

Detaylı

Analiz. seta TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR VE ÖNERİLER ERDAL GÜMÜŞ

Analiz. seta TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR VE ÖNERİLER ERDAL GÜMÜŞ seta Analiz. S E T A S i y a s e t, E k o n o m i v e T o p l u m A r a ş t ı r m a l a r ı V a k f ı w w w. s e t a v. o r g A ğ u s t o s 2 0 1 0 TÜRKİYE DE SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ: MEVCUT DURUM, SORUNLAR

Detaylı

Türkiye nin Teknoloji Politikalarında Teknoparkların Önemi ve Teknoparklara Yönelik Vergi Avantajları

Türkiye nin Teknoloji Politikalarında Teknoparkların Önemi ve Teknoparklara Yönelik Vergi Avantajları Türkiye nin Teknoloji Politikalarında Teknoparkların Önemi ve Teknoparklara Yönelik Vergi Avantajları Gül KAYALIDERE Celal Bayar Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Maliye Bölümü, Manisa

Detaylı

Türkiye de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu

Türkiye de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu Türkiye de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu Değerli Okur, Türkiye de Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) kavramının durumunu incelemeyi ve KSS konusunda Türkiye için bir dayanak noktası tanımlamayı

Detaylı

BECERI 10. UzmanlaşmışMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi. UzmanlasmisMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi. Her beceri bir altın bilezik...

BECERI 10. UzmanlaşmışMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi. UzmanlasmisMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi. Her beceri bir altın bilezik... BECERI 10 Beceri Beceri kazandirma kazandırma ve ve meslek ve iş edindirme seferberligi... seferberliği... UzmanlaşmışMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi UzmanlasmisMeslekEdindirmeMerkezleriProjesi Her beceri

Detaylı

Türkiye ile Var, Türkiye İçin Var.

Türkiye ile Var, Türkiye İçin Var. İçindekiler Türkiye ile Var, Türkiye İçin Var. 2010 Faaliyet Raporu Sunuş 2 Vizyonumuz 2 Misyonumuz 3 Kurumsal Profil 4 Başlıca Finansal Göstergeler 6 T.C. Ziraat Bankası Tarihinden Satırbaşları 8 Yönetim

Detaylı

Türkiye deki Dinamik Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Geliştirilmesine ve Finansmanına Yönelik Çerçeve

Türkiye deki Dinamik Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Geliştirilmesine ve Finansmanına Yönelik Çerçeve Türkiye deki Dinamik Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin Geliştirilmesine ve Finansmanına Yönelik Çerçeve ÖZEL SEKTÖRÜ GELİŞTİRME MERKEZİ İSTANBUL İSTANBUL MENKUL KIYMETLER BORSASI Originally published

Detaylı

TÜRKİYE NİN DIŞ BORÇ SORUNU VE KRİZ ETKİLERİ

TÜRKİYE NİN DIŞ BORÇ SORUNU VE KRİZ ETKİLERİ T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Ana Bilim Dalı TÜRKİYE NİN DIŞ BORÇ SORUNU VE KRİZ ETKİLERİ Ayten OLCAR Yüksek Lisans Tezi Çorum 2013 TÜRKİYE NİN DIŞ BORÇ SORUNU VE KRİZ ETKİLERİ

Detaylı

GüNDeM SAYI 101 OCAK 2011 ISSN 1304-8155

GüNDeM SAYI 101 OCAK 2011 ISSN 1304-8155 sermaye piyasasında GüNDeM SAYI 101 OCAK 2011 ISSN 1304-8155 Açığa Satış (sayfa 8) Merkezi Karşı Taraf (sayfa 23) TSPAKB TSPAKB Adına İmtiyaz Sahibi E. Nevzat Öztangut Başkan Genel Yayın Yönetmeni İlkay

Detaylı

(4) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE (KOBİ) FİNANSAL SORUNLAR: KARS İLİNDE BİR UYGULAMA Öğr. Gör. Yunus ZENGİN Öğr. Gör.

(4) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE (KOBİ) FİNANSAL SORUNLAR: KARS İLİNDE BİR UYGULAMA Öğr. Gör. Yunus ZENGİN Öğr. Gör. (4) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE (KOBİ) FİNANSAL SORUNLAR: KARS İLİNDE BİR UYGULAMA Öğr. Gör. Yunus ZENGİN Öğr. Gör. Murat AYKIRI ÖZET Bütün dünya ekonomilerinde olduğu gibi, ülkemiz ekonomisi içerisinde

Detaylı

TÜRKİYE DE TURİZM SEKTÖRÜNE SAĞLANAN TEŞVİK ve DESTEKLER

TÜRKİYE DE TURİZM SEKTÖRÜNE SAĞLANAN TEŞVİK ve DESTEKLER T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YATIRIM VE İŞLETMELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE DE TURİZM SEKTÖRÜNE SAĞLANAN TEŞVİK ve DESTEKLER Temmuz 2012, ANKARA İÇİNDEKİLER GİRİŞ...1 ÖZET...2 KOSGEB KAPSAMINDA SAĞLANAN

Detaylı

TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş. KÜRESEL EKONOMİDE KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTE İŞLETMELER VE REKABET SORUNLARI A. HAKAN ATİK Kd. Uzman GA-03-3-4 ARAŞTIRMA MÜDÜRLÜĞÜ Mart 2003 ANKARA İ Ç İ N D E K İ L E R Sayfa

Detaylı

YAYIN NO DPT: 2741 TÜRKİYE DE YAŞLILARIN DURUMU VE YAŞLANMA ULUSAL EYLEM PLANI

YAYIN NO DPT: 2741 TÜRKİYE DE YAŞLILARIN DURUMU VE YAŞLANMA ULUSAL EYLEM PLANI YAYIN NO DPT: 2741 TÜRKİYE DE YAŞLILARIN DURUMU VE YAŞLANMA ULUSAL EYLEM PLANI SOSYAL SEKTÖRLER VE KOORDİNASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 2007 ISBN 978 975 19-4115 - 5 (basılı nüsha) Bu Çalışma Devlet Planlama Teşkilatının

Detaylı

Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu

Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu Türkiye nin 2012 BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansına (Rio+20) Hazırlıklarının Desteklenmesi Rio dan Rio ya: Türkiye de Sürdürülebilir Kalkınmanın Mevcut Durumu -2012- Rio dan Rio ya: Türkiye de Sürdürülebilir

Detaylı

HALKA ARZ VE BORSA İSTANBUL DA İŞLEM GÖRME

HALKA ARZ VE BORSA İSTANBUL DA İŞLEM GÖRME HALKA ARZ VE BORSA İSTANBUL DA İŞLEM GÖRME Borsa İstanbul Pazarlama ve Satış Bölümü T: 0212 298 25 50 F: 0212 298 25 00 www.borsaistanbul.com www.bilincliyatirimci.org HALKA ARZ VE BORSA İSTANBUL DA İŞLEM

Detaylı

T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI Devlet Denetleme Kurulu ARAŞTIRMA VE İNCELEME RAPORU RAPORUN KONUSU

T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI Devlet Denetleme Kurulu ARAŞTIRMA VE İNCELEME RAPORU RAPORUN KONUSU T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI Devlet Denetleme Kurulu ARAŞTIRMA VE İNCELEME RAPORU RAPORUN KONUSU Türkiye de Sosyal Yardımlar ve Sosyal Hizmetler Alanındaki Yasal ve Kurumsal Yapının İncelenmesi, Aile, Çocuk,

Detaylı

T.C. SOSYAL GÜVENLİK UZMANLIĞI TEZİ

T.C. SOSYAL GÜVENLİK UZMANLIĞI TEZİ T.C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI SOSYAL GÜVENLİK UZMANLIĞI TEZİ AVRUPA BİRLİĞİ NDE ESNEK GÜVENCE VE TÜRKİYE UYGULAMALARI Varol DUR TEZ DANIŞMANI: Sosyal Güvenlik Uzmanı Umut GÖÇMEZ Ocak 2009 I T.C.

Detaylı

KALKINMA AJANSI UYGULAMASININ GELİŞMİŞ VE AZ GELİŞMİŞ ÜLKE ÖRNEKLERİ AÇISINDAN SONUÇLARI

KALKINMA AJANSI UYGULAMASININ GELİŞMİŞ VE AZ GELİŞMİŞ ÜLKE ÖRNEKLERİ AÇISINDAN SONUÇLARI T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı KALKINMA AJANSI UYGULAMASININ GELİŞMİŞ VE AZ GELİŞMİŞ ÜLKE ÖRNEKLERİ AÇISINDAN SONUÇLARI Ayşenur SEZGİN Yüksek Lisans Tezi Çorum

Detaylı

2014 Yılı Ara Faaliyet Raporu. Interim Report Summary page 155. Ajansa ilişkin Bilgiler Kurumsal Kabiliyet ve Kapasite Mali Tablolar

2014 Yılı Ara Faaliyet Raporu. Interim Report Summary page 155. Ajansa ilişkin Bilgiler Kurumsal Kabiliyet ve Kapasite Mali Tablolar Ajansa ilişkin Bilgiler Kurumsal Kabiliyet ve Kapasite Mali Tablolar Performans Göstergeleri İstatistikler 2014 Yılı Ara Faaliyet Raporu Interim Report Summary page 155 2014 Yılı Ara Faaliyet Raporu Doküman

Detaylı