AHMET KILINÇ TAYF. Yuva Serisi 10

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "AHMET KILINÇ TAYF. Yuva Serisi 10"

Transkript

1 AHMET KILINÇ TAYF Yuva Serisi 10

2 İLK SÖZ Işığın tayfı. Bardağın dibinden çıkan panayır. Tayfta çok şey var. Anlatılacak. Bursa, Haziran 2017

3 1 Hey sarı kanatlı balık. Dur kaçma. Sana bir şey söyleyeceğim. Olmaz. Sen kandırıkçısın. Beni öldürmek istersin. Hayır. Sana bir şey söyleyeceğim. Misinadan tutunabilirsin. Ne yapsam. İyi niyetli görünüyor. Ama insan bu. Kesin bir numara düşünmüştür. En iyisi misinaya bizim kırmızı yengeci çıkarmak. O ne yapılması gerektiğini bilir. Al sana. İşte yakaladım. Hah hah. Sarı kanatlı hem de. Herkes hayran olacak bu balığa. Pişirmeye de kıyamam. O da ney. Ahhhh. Ahh dersin tabi. Oh olsun sana. Ve o kocaman burnuna. Bir dünyayı kandırdınız da suyun altına mı el attınız. Rahat bırakın artık gerçekle yaşayanları. Yani hayvan dediğiniz mahlukatları.

4 2 1: Sonra ne olacak. 2: Sonra bitecek. 1: Eee. Biz ne olacaz. 2: Siz devam edeceksiniz. 1: Ama. 2: Her güzel şey biter babam. Biten şey daha bir güzel olur.

5 3 Ben garibanın yanındayım babam. Arı kuşlarının. Yasemen çiçeklerinin.

6 4 Ağzından sözcükler aktı. Bir su. Etrafa yayıldı. Sonra öteki bıraktı setin arkasındakini. Biri suda ötekini boğuyor, sonra sıra diğerine geliyordu. Bu boğuşma yarım saat kadar sürdü. Sonra birbirlerini hiç tanımıyormuş gibi ayrıldılar. Biraz ıslak ve biraz yorgun.

7 5 Duymak istediklerini söyledim, mutlu oldu. Duyurmak istediklerimi söyledim, kızdı.

8 6 Güneşin sarısı beyaz bir tişörte düştü. Rüzgar küçük bir tülü havalandırdı. Ve sonra tüm renkli çamaşırları. Bir arabadan çıkan duman bu görüntüyü astarladı. Ve o arada bir kumru yeşil renkli çamaşır ipine kondu. Aşağıdan geçmekte olan kara bir kedi kumruyu görünce duraksadı. Annesinin çekiştirdiği bir ufaklık bir yandan yürüdü ve bir yandan da omzunun arkasından kediye dikkat kesildi. Çocukla annesinin önünden kırmızı bir ekmek arabası geçti. Arabanın arkada bıraktığı çamur izine elleri belinde izleyen bir esnaf sinirlendi ve yuh sana der gibi bir hareket yaptı. Bu esnafı karşı kahvenin camından izleyen bir ihtiyar, esnafın neye kızdığını anlamak için dışarı çıktı. İhtiyarın dışarı çıkmasıyla çaycı çocukta mecburen dışarı çıktı. Çayın demliğini tutan kahveci çocuğa kızdı. Çocuk dişleriyle dudağını ısırdı ve içinden yandık dedi. Çocuğun öğleden sonraları okumak için kahvede çalıştığını bilen ve balkona dirseklerini dayayan yaşlı bir kadın bu duruma yazıklandı.

9 7 Bir karga ses etti. Üç kez. Üçüncüsü uzun. Piyano vardı. Bir de uzun bir tarla. Yeşil başaklanmış buğdaylar. Rüzgar başaklara kızmakla sevmek arasında bir şey yapıyordu. Karanlık. Evet karanlık. Bir ağacın ovuğu. Ve bir ıslık. İnceden kalına. Ne oldu kardaşlar. Hiçliğin beyazı ile yokluğun siyahında bir yerde. Büyüyen ve küçülen bir hortum. Sanki kalın bir defteri kapatmak gibi. Sanki tüm anıları bir çırpıda silmek gibi. Yaz koçum. Yazmaya devam. Bu çiziklerden dışarı bir şey taşmaz. Merak etme. Ne edersen. Kendine.

10 8 Ay bütün olanları yukarıdan izliyordu. Yarı karanlık yarı aydınlık bir sokakta bir duvarın kenarında dikiliyorlardı. Birinin yüzünde bitti demeye çalışan gözler ve bu gözleri durdurmaya çalışan kaşlar vardı. Ötekinde ise bu görüntüyü görmemek için çizgileşen ve yok olmaya çalışan bir surat vardı. Kadın gözlerine dökülen saçları araladı ve gözlerinden konuşmaya başladı. Hızlanan bir tren gibi ya da uçsuz bucaksız bir arazide koşmaya başlayan bir köpek gibi. Adam bir süre izledi. Hızla akan bu resmi. Duvarın arkası boştu. Sokak lambasının altında da kimse yoktu. Bir sokak ötesi de karanlıktı. Ve adamın gözlerini parlayan umut yerini donuk bir boşluğa bırakmaya başladı. Düşünmesiz ve düşüncesiz geçen bir zaman oluştu arada. Kadın akıllandı sonra ve sağ baş parmağının tırnağını oymağa başladı. Adamın son parmağını bıraktıktan sonra. Ne ay ne de bu ikili oradan ayrılmak istemiyordu. Bu üçünden birinin durdurması gerekiyordu. Freni patlayan treni ya da ciğerleri yırtılacak olan köpeği. Olmadı. Ay izlemeye devam etti. Adam arkadan bakmaya. Kadın ise adamın içinde bıraktıklarını toplayıp sürünerek ilerlemeye.

11 9 Bir karanlığın yalnızlığı ve bir fırtınanın aceleciliği. Yok olmadı. Bir çukurun sessizliği ve ay ışığının aydınlığı. Yok bu da olmadı. Bir silginin kelimeleri emme becerisi ile bir kalemtıraşın umut yaratma becerisi. Bu. Bu da olmadı. Bir köyü saran kül kokusu ile samanların beyin durduran dinginliği. Nasıl. Bu da olmadı. Öyleyse bir ölünün üzerine yağan yağmurun dinginliği ile bir kadının yaşlandıkça yüzünde beliren çizgilerin yorgunluğu. Oldu. Yok bu da olmadı. Bir çocuğun elindeki rüzgar gülünün çocuk koştukça yarattığı rengarenk mutluluk ile bir çocuğun ilk yediği tokat sonrasında içine düştüğü zaman boşluğu. Bu. Yaklaştı. Öyleyse bir mezardan gelen karga sesleri ile sabahın ilk ışıklarında evde doğan bir bebenin babanın suratında yarattığı kombinasyonlar. Bu. Fena değil. O zaman bir açın aynaya bakarken midesini izlemesi ile bir yetimin bir heykelin elinden tutarak pratik yapması. Şimdi oldu.

12 10 1: Bu maymun neden karşı duvara tükürüp duruyor. 2: Tükürüğünde kendini izliyor. Kafesin dışındaki kendisini.

13 11 Bastonu kenara bıraktı. En güzel köşesiydi oturduğu yer huzur evinin. Yemyeşil bir orman ve pencereden sızan deniz kokusu. Ve başladı. Tatlı uyku. Rüzgar birkaç teli havalandırdı. Oralı olmadı. Bir ihtiyar öksürdü. Duymadı. Geçiş tamamlanmıştı. Herkes oradaydı. Mesut. Selim. Fahriye. Nurcan. Halil. Kara önlüklü çocuklar. Okul yolundalar. Kocaman ağızlar. Gülümseyen insancıklar. Ve biri ses etti arkadan. Mustafa. Tam döndü elindeki fırıldağı sallayarak. Mustafa Mustafa beye dönüştü. Sonra yer gök döküldü. Önlükler mavi ve pembe oldu. Yani başladığı yere döndü. İstemeyerek.

14 12 1: Beyefendi bir saattir sizi izliyorum. Neden sıraya girmiyorsunuz. İlaç almayacak mısınız. 2: Sıra mı. 1: Evet. Mesela şu beyefendi sizden sonra geldi ve gördüğünüz gibi ilacını aldı ve gitti. 2: Fark etmedim. 1: Bir sorun mu var. 2: (Son kardeşini de geçen hafta kaybetti. On kardeşten sadece O kalmıştı. Ondan önceki dört kardeş ve sonraki beş kardeş ölmüşlerdi. Sorun artık sırada olmamasıydı. Öncesi ve sonrasının olmamasıydı.)

15 13 Hayatındaki problemler sevdiği işlerden çıkıyordu. Ya bu sevdiklerinden vazgeçecekti ya da problemlerle yaşamaya devam edecekti. Sonra doğayı düşündü. Bir av en sevdiği yiyeceklerin olduğu yerde avcıların ortaya çıktığını görmüyor mu. Ya o yiyeceklerden vazgeçeceksin ya da avcılarla beraber nasıl yaşayacağını öğreneceksin. En iyisi avcının varlığına göre yaşamayı kabul etmek dedi. Yani sevdiğim işler oldukça hep problem de olacak. Nitekim eğlenceli bile olabilir. Her seferinde geliştirdiğin bir stratejinin problemi çözmede ne kadar etkili olduğunu da görmüyor mu insan.

16 14 Karşıdakini izlerken kişinin konuştuğunun ne kadarını o şeyi sadece düşünerek konuştuğu, ne kadarını o şey ile ilgili sadece deneyimleri ile konuştuğu ve ne kadarını herkesin ağzından aldığı ile konuştuğunu tartmalı. İlki teraziyi zorlar, ikincisi kırar, üçüncüsü ise herhangi bir harekete neden olmaz.

17 15 1: Bu yazdıklarını parayla satsana. 2: Parayla aldığın her şey senin hayatında kalır. Kitap, ev, araba. Sen ölünce hepsi anlamsızlaşır. Ben seni aşmak isterim.

18 16 Birer bal damlası gibiydi gözleri. Ağladıkça yüzüne bulaşmayan ama hızla yere kavuşan.

19 17 Bütün dertlerimi anlatacağım sana. Eve varınca.

20 18 1: Sende gıcık olduğum bir şey var. 2: Neymiş. 1: Herşeyi bitirdiğin son cümlen. 2: Nesi varmış ki. 1: Çok rahatsız edici. Sanki bitmeyecek gibi. Tam seyre dalıyorsun. Bir anda elektriği kesiyorsun. 2: Sende fena değilsin.

21 19 İnsanın yürüme hızı ve şekli ile yüz mimikleri, konuşma şekli ve hızı arasında enteresan bir korelasyon vardır.

22 20 O güzel rüyayı gördü. Hemen abajure sarıldı. Ortalığın aydınlanması ve detayların kafasında kıvılcımlanması beraberdi. Ama bunu yazan için de zor, kırk yıllık sevdiğinin geçen hafta öldüğünü unutmuştu. Eliyle, umarsız, iki kez çekiştirdi yorganı. Ve işte o an. Büyük kurşunu bir kez daha yedi. Yattığı yerde yavaşça yere serildi.

23 21 Bu sefer bakmıyordu. Gözleri ölmek üzere olan bir hastanın kaç günü kaldığını hesaplıyor gibiydi.

24 22 Beş kardeşlermiş. İki kız üç oğlanmış. En büyüğü hepsine bakarmış. İki numara dükkana bakarmış. Üç numara dışarıdaki işlere bakarmış. Dört numara pencereden bakarmış. Beş numara ise televizyona bakarmış.

25 23 Kötü olacağının yanındaki ve kendi en yakınındakilere dikkat et. Her iki grupta seni o kişiyle kötü yapmak için çalışacaktır.

26 24 Tütünün ucu. Arabanın kedi gözü. Samanın közü. Tan yerindeki güneş. Gece lambası. Karpitlenmiş kabak tatlısı. Beyaz feriğin ayağı. Reçellik çilli kayısı. Nergis çiçeğinin ortası. Şişme can yeleği. Bileğe taşmış el kınası. Tereyağına bandırılmış ekmek. Gökten inme yıldırım. Ve sevdiğini ilk defa gören adamın suratı.

27 25 Yağlı bazlama. Üzüm hoşafı. Cam bardak. Metal kaşık. Tepsi. Siyah beyaz sofra bezi. Bir dairenin etrafında oturan kalabalık. Siyah beyaz televizyon. Sevinçli çocuklar. Yorgun ana. Mutlu baba

28 26 Zamanında o çok saygı duyduğu adamı gördü. Adam buna baktı. Baktı. Ve baktı. Roller ve yerler değişmişti. Adam o yukarıdan sanki bir çırpıda aşağıya inmişti. Ya da O mu yükselmişti. Herhalde ikisi de olmamıştı. O saygıdeğer adamın sadece gözü takılmıştı (Gerçekten roller değişmişti).

29 27 Biçerden kaçan bıldırcınları saman balyalarının altında kıstırmamışlar. Motorun römorkunda bin çeşit bozuk para büyüklüğündeki böceğin içinde yeni biçilmiş, sıcak, buğdayın içinde kıvrılmamışlar. O özün köşesindeki köprünün altında, kuytu yere doluşan balıkları kurcalamamışlar. Kurbağaları yutmayı çalışan yılanları cezalandırıp kurtardıkları kurbağayı burnundan öpmemişler. Gurkun altında yeni çıkan civcivleri günlük saymamışlar. Bir buzağının doğumunu ve anasının suratını yalamasını izlememişler. Bir üzüm bağında yiyeceğinin iki katını toplayıp şiştikten sonra, kalanları tavuklara yedirmemişler. Hiç köye gitmemişler.

30 28 1: Bir gün beni anlayacaksın. 2: Seni anlıyorum. Ama. 1: Dedim ya bir gün. 2: Ama. 1: Ve o gün çok uzakta. 2: A..

31 29 Bir aşçıya sordular: Matematik nedir. Fen nedir. Aşçı burnundaki unu işaret parmağının boğumuyla silip cevapladı: Matematik hamur açmaktır. Bir hamuru azar azar oklavayla açarsın. Önce bazlama sonra yufka diye gider. Sonsuza kadar açabilirsin. Ama hepsi ilk hamurdan türemedir. Bir de sonsuzluğa yaklaştıkça hamuru bozabilirsin. Fen ise pirinç ayıklamaktır. Pirincin içinde pirince benzeyen taşları ayıklaya ayıklaya sadece pirinçleri geriye bırakma işidir.

32 30 Köyün emekli öğretmenine sordular: Para artınca mı düşünce değişir, düşünce değişince mi para artar. Öğretmen ikinci kez okuduğu romanı yana bırakıp cevapladı: Her ikisi de doğru. Köyün yukarı mahallesinde n yol geçti. Oranın ahalisi zengin oldu. Aşağı mahalleyi beğenmemeye başladılar. Aşağı mahalle ise bunun üzerine çocuklarını şehre okumaya gönderdi. Dönen çocuklar aşağı mahalledeki tüm tarımı yenilediler ve zengin oldular. Bu sefer aşağı mahalle yukarı mahalleyi beğenmemeye başladı.

33 31 Emekli bir iktisatçıya sordular: Kooperatife mi girelim, arsa mı alalım yoksa para mı biriktirelim. İktisatçı elindeki çiçek makasını bıraktı ve bir dizinin üzerine oturarak cevapladı: Ayda kazandığının on katını o ay içinde kazanamazsan segment atlayamazsın. O segmentte birinin fazladan hobi bahçesi olur, öteki jipe biner, beriki kooperatife girer. Bir eksik iki fazla. Ondan mirim hayatın güzelliklerine odaklan. Bir çiçeğin içini karıştır (gülleri gösteriyor). Bilmediğin bir ülkede bilmediğin bir istasyonda in. Ya da küçüklükten kalma uhdelerinle ilgilen. Sen o segmente doğmuşsun bir kere. Çok zorlama anlayacağın.

34 32 1: Bir gün de içindekileri tam olarak saklamadan söyle. Kelimelerin arkasına saklanma. 2: En akıllı benim. En iyi benim. En yakışıklı benim. En yardımsever benim. En zeki benim. En iyi araba süren benim. En iyi yemek yapan benim. En iyi gol atan benim. En iyi müzikleri ben dinlerim. En iyi resmi ben çizerim. En akıllı benim (Bunu söylemiştim ama bunu sürekli söyleme eğilimliyim). En iyi kalpli olan benim. En ahlaklı benim. En çok erdemi olan benim. Enin eni benim. 1: Waow. Bir şey kaldı mı. 2: Bir de senden daha akıllıyım.

35 33 1: Gidiyorum. 2: Gitme. 1: Neden. 2: Yalnız gitme.

36 34 Işığın tayfı. Tayın beyaz akıtması. Aktarın kokulu sabunu. Sabahın dingin havası. Helvanın fıstıklı yeri. Yerelmasının haşlaması. Haşere ilacının keskin kokusu. Kok kömürünün sobada gürlemesi. Güllacın narla kavuşması. Kavağın içindeki süt beyazı. Benekli bir kelebeğin ötekiyle kapışması. Kap kap kaynatılmış yağlı inek sütü. Sümbül çiçeğinin eflatunu. Ve efelerin siyah üstüne sarı işlemeli yeleği.

37 35 Bir yağmur damlası olsun. Ama yere düşen ilk damla olsun. Bir buğday tanesi olsun. Ama kılıfında ilk olgunlaşan olsun. Bir martı yavrusu olsun. Ama uçmayı ilk öğrenen olsun. Bir elma yaprağı olsun. Ama sonbaharda ilk dökülen olsun. Bir deniz tuzu olsun. Ama sahilin en derin yerinde ilk kuruyan olsun. Bir rüzgar tınısı olsun. Ama soğuk bir bahar gecesi bir ağacın sert yapraklarından ilk çıkan ses olsun. Ve bir insan olsun. Ama bir evsize ağlayarak ilk defa sarılan olsun.

38 36 Buz tutmuş bir su kütlesindeki kabarcığın çaresizliği. Yarım parmak suda bekleyen olta balığının çaresizliği. Uyuzdan derisi dökülmüş bir köpeğin çaresizliği. Anası az önce avlanmış tavşan yavrusunun çaresizliği. Ve son yumurtayı dün sabah kıran ve yumurta seven çocuğuna bugün ne pişireceğini düşünen ananın çaresizliği.

39 37 Aslında herkesin ikinci bir adı daha vardır: Ben.

40 38 Hayatta zamandan etkilenmeyen tek şey sayılar. Öncesi ve sonrası yok. Oluşma ve bozulma yok. Değişim ve dönüşüm yok. İki, kırk dört ve beş. Böyle. Hep aynı.

41 39 Geçmişteki bir olayı şimdi hatırladığında insan o olay bir kez daha gerçekleşmiş olmuyor mu. Hayalî de olsa. İnsan hatıralarını, olayları zamanın çukurundan çıkarıp tekrar aynı çukura atmıyor mu. Ya da bir olayı gözlerinle görmekle on yıl sonra hatırlamak arasında gerçeklik açısından fark var mı. Ya da iki dünyada mı gerçekliği yaşıyor insan. İki zaman boyutu. Biri akıyor öteki seyrediyor. Biri kafasının dışında, öteki içinde.

42 40 Güneş yağmurunda hayali bir dairenin etrafında sevinçle koşuşturan çocuklar.

43 41 Soğuk, sıcak olmayan mıdır. Karanlık, aydınlık olmayan mıdır. Kötü, iyi olmayan mıdır.

44 42 1: Koş koş. 2: Ne var. 1: Panayır kurulmuş. 2: Vallaha mı.

45 43 Filozofa sordular: Birinin hakikati söyleyip söylemediğini nasıl anlıyorsun. Filozof, ihtiyar, uzun süren sessizliğini bozdu ve cevapladı: Hakikati kim bulmuşta söylemiş. Ama dersenki hakikate yaklaşıp yaklaşmadığını. O zaman bir şeyler söylerim. Ben o kişiyi dinlerken beynimi ikiye bölerim. Bir tarafım kişiyle dalga geçer ve söylediğinin külliyen yanlış olduğuna beni inandırmaya çalışır. Öte tarafım ise kişinin söylediğinde bir kudret, bir bilgelik ve bir saygı oluşturur. Bu iki taraf benim önümde her seferinde kavgaya tutuşur ve kim galip gelirse ona göre konuşanı değerlendiririm.

46 44 Dünyadaki her şeyin bir tarihi vardır.

47 45 Küçük bir dairede kirada oturuyordu. Küçük arabasıyla her gün villaların olduğu sokaklarda dolaşıyor, yeni inşaa edilenleri elleri belinde izliyor, biri buna baktığında işaret parmağıyla bir imar alanı yaratıyordu.

48 46 Karanlığın ortasında bir sokak lambasının altında kitap okuyordu. Yani ışığın gölgesinde.

49 47 İnsanın zenginliğinin nasıl sınırı yoksa fakirliğinin de sınırı yoktur.

50 48 Çok gerilerden ağıt yakan bir kadının sesiydi bu. Duvarları yıkan, rüzgarı dinlemek üzere durdurtan, zamanı yalpalatan ve mevtanın son bir kez arkasına bakmasını sağlayan.

51 49 Dilini çıkaran komik bir adam. Bir de boğuşan. Başka bir de veli toplantısında gururlanan. Daha. Bir deee. Sırtında kavun çuvalıyla köy minibüsünden inen. Sonra. Sonra bir de her yanağını sıktığında yanağını koli bantıyla kapatan. Yok artık. Daha. Bir de bir büyük cüsse sıcaktan soğuğa gülerek bakan. Ama öte diyardan.

52 50 Işığın tayfları tarıyordu karanlık odayı. Hepsi tek bir delikten giriyor ve bir anda sağa sola açılıyorlardı. Tüm saklanan mahlukatı ortaya çıkarıyor ve her şeyi enseliyorlardı. Bir işte özellikle çok başarılıydılar. Tüm yalanı dolanı söküp atıyorlardı bünyeden. Gölgeleri çıkararak insanın içinden.