Editörden. Tesettürle ilgili hadisler:

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Editörden. Tesettürle ilgili hadisler:"

Transkript

1 Editörden Allahu Teala mealen buyuruyor: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken üstlerine cilbablarını alsınlar. Bu, onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini sağlar. Allah, Gafûrdur, Rahîmdir. (Ahzab, 33/59). Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zinet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zinet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız. (Nûr, 24/31). Ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar zinet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında onlar için bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır. (Nûr, 24/60). Tesettürle ilgili hadisler: Ibn-i Abbas (r.anhuma) dan dediki: Resulüllah (s.a.v) kadınlardan erkeklere benzeyenlere, erkeklereden de kadınlara benzeyenlere lanet etti. (Buhari nr:5751, ebu Davut nr:4098, Ahmet b.hambel nr:3149, Nesei nr:9161) Ümmetimin son dönemlerinde bir takım adamlar olacaktır. Erkekler gibi eğerlerin (bineklerin) üzerine binip cami kapılarına ineceklerdir. Hanımları ise giyinik uryandır, (giyinik çıplaktır), başları üzerinde arık deve hörgücü gibisi vardır. Onlara lanet edin. Zira onlar lanet olunmuşlardır. (Ahmet b.hambel - müsned nr.6786, Ibn-i Hibban sahih nr: ) Hz. Âişe den rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir in kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resulunun huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çagına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir. Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti. (Ebu Davûd, Libâs, 31). Allah Teâlâ ergin kadının namazını başörtüsüz kabul etmez (İbn Mâce, Tahâre, 132; Tirmizî, Salât, 160; Ahmed b. Hanbel, IV, 151, 218, 259). Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapağı arasıdır. (Ahmed b. Hanbel, II/187). Diz kapağı avret yerindendir. (Zeylai, Nasbu r-raye, I, 297). İmam Serahsî bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, Giyindiği halde açık olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helâl olmaz. (el-mebsût, 10:155) Usame b.zeyd (r.a) nakletti. Dedi ki: Resulüllah (s.a.v) Dihye tül- Kelbi nin kendisine hediye ettiği mısır kumaşlarından sık dokunmuş bir elbiseyi bana giydirdi, ben de onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) daha sonra bana sordu: ne oldu Mısırdan gelen elbiseyi giymiyorsun? Dedim ki, ey Allah ın Resulü ben onu hanımıma giydirdim. Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki, altına pijama türünden bir şey giymesini ona emreyle. Çünkü ben o elbisenin kemiklerinin hacmini belli etmesinden korkuyorum. (Ahmet b. Hambel)

2 İçindekiler AYLIK İLİM KÜLTÜR DERGİSİ Yıl: 12 Sayı: 143 Ağustos 2017 SAHİBİ Burhan Basın Yayın Eğ t m ve Tur. Ltd. Şt. Tesettür Allah ın Emridir 4 Tesettür Kadın Erkek Herkese Farzdır 10 Yrd. Doç. Dr. Mustafa KARABACAK Prof. Dr. Ali AKPINAR SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Talha AKA YAYIN DANIŞMANLARI Prof. Dr. İbrah m BAYRAKTAR Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN Yard. Doç. H. Murat KUMBASAR Tesettür Anlayışımızdaki Değişenler 12 Tesettürün En Hayırlısı Kişiyi Allah ın Yrd. Doç. Dr. Mehmet KAYA YAYIN KURULU Yusuf ELİBOL Ramazan ÇAKIR Aydın BAŞAR Sal h AYDIN Musa KARACA GRAFİK TASARIM Burhan Ajans DAĞITIM ORGANİZASYONU Burhan Dağıtım Gsm: Tel:+ 9 (0216) F yatı Tek Sayı: 8 TL 1 Yıllık (12 Sayı) Abone: 96 TL Yurtdışı 1 Yıllık Abone: 75 Euro Abonel k İç n Hesap Numaraları Posta Çek No: Burhan Basın Yay.Eğt.Tur.Ltd.Şt. Kuvettürk Sultanbeyl Şubes Hesap No: İBAN: TR Türk ye F nans Sultanbeyl Şubes Müşter No: IBAN:TR Z raat Bankası Sultanbeyl Şubes Hesap No: IBAN:TR YAYIN VE İLETİŞİM ADRESİ Mehmet Ak f Mah. Kuran Kursu Cad.No: 87 Sultanbeyl / İST. Tel: +9 (0216) Faks: +9 (0216) İNTERNET ADRESİ burhanderg l.com s.com BASKI M lsan A.Ş YAYIN TÜRÜ Aylık Sürel Yayın Gönder len yazılarda ed tör ve yayın kurulu değ ş kl k yapab l r. Gönder len yazılar ade ed lmez. Yazılardan kaynak göster lerek alıntı yapılab l r. Yayınlanan reklamlardak ürün ve h zmetler n sorumluluğu reklam verene a tt r. Gazabından Koruyanıdır 18 Tefekkürü gibi Tesettürü de İslam Olan Kızlar 26 Başörtüsü Modelleri 30 Tesettür Bir Kimliktir 34 Asil Bir Davranış; Harama Bakmamak Ve Tesettür 42 Her Açıdan Tesettür 46 Başka Bir Açıdan Tesettür 50 Hz. Ebû Eyyub el-ensârî (r.anh) 54 Devir Sizindir Beyler 58 İslam ve Demokrasi 61 Yanlış Ezberlemişsin İslamoğlu! 64 Burhan Çocuk 70 Virdlerdeki Fazilet ve Müjdeler 72 Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sami YILDIZ Dr. İhsan ŞENOCAK Nureddin YILDIZ Abdullatif ACAR Ersan BİLGİN Fatih Sultan SEMİZ Hatice FURHAN Salih AYDIN Memduh ERGİN Av. Bahaddin ELÇİ Ruçhan ŞAHİN Musa KARACA

3 26 Tefekkürü gibi Tesettürü de İslam Olan Kızlar Dr. İhsan ŞENOCAK 30 Başörtüsü Modelleri Nureddin YILDIZ 34 Tesettür Bir Kimliktir Abdullatif ACAR 46 Her Açıdan Tesettür Fatih Sultan SEMİZ

4 Yrd. Doç. Dr. Mustafa KARABACAK Tesettür Allah ın Emridir 4 Kur an, kadın ve erkeğe belirli kimselere karşı belirli ölçülerde, tesettür yükümlülüğü getirmiştir. İslam ın kıyafet sahasında getirdiği nizamın içinde kadının örtünmesi özel bir yer işgal eder. Örtünme emri kadın ve erkek ilişkisinin cinsiyet üzerinden değil, şahsiyet üzerinden gerçekleşmesi içindir. Ağustos / 2017 Sözlükte örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek anlamlarındaki tesettür, terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır ve Allah ın emridir. Yani birilerinin bir zamanlar iddia ettiği gibi teferruat değildir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa (Bakara, 2/183), tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Hz. Âdem ile Havva Cennette yasak ağaçtan yediklerinde avret yerleri açılmış ve ağaç yapraklarıyla avret yerlerini örtmüşlerdi (A raf, 7/22). Hz. Âdem in ilk peygamber olması örtünmenin bütün ilâhi dinlerde olduğunu gösterir.

5 Dolayısıyla inanan insan için örtünmek bir zorunluluktur. Bu anlamda insan kendisine göre örtünmenin sınırlarını belirleyemez. Belirleme yetkisi Allah Teâlâ dadır ve dinin temel kaynağında bu durum açıkça belirtilmiştir. O zaman inanan insanın yapacağı Kitab a uymaktır yoksa kitabı kendisine uydurmak değildir. Kur an-ı Kerim de kadının örtünmesi ve dışarıdaki kıyafetiyle ilgili iki ayrı düzenleme vardır. Kadınların örtünmesi ile ilgili âyet şudur: Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. (Nûr, 24/31). Bu âyet örtünmenin nasıl olması gerektiğini ve kişinin mahremlerini belirlemektedir. Âyette geçen Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. ifadesine iki farklı yorum getirilmiştir. Kur an da başörtüsünün yakayı/göğsü kapatacak biçimde bağlanması emrinin anlamına yönelik iki açıklama vardır. Bunlardan birine göre o dönemde Arap kadınları başlarını örtüyorlar, fakat başörtüsünün uçlarını sırtlarına doğru attıkları ve gömleklerinin yakaları da açık olduğundan boyun ve gerdanları görünebiliyordu. Başörtüsünün göğsü de kapatacak şekilde bağlanmasının önerilmesi, giyilen gömleğin yakasının göğsü tam örtmemesinin sakıncasını ortadan kaldırmaya yöneliktir. Diğer bir açıklamaya göre bunun sebebi, kadınların saçlarının yanında küpelerinin ve boyunlarının örtülmesinin de amaçlanmış olmasıdır. Sonuç bakımından bu iki açıklama arasında önemli bir fark yoktur. Âyette geçen hıfz-ı fürûc ifadesi, bazılarınca iffeti korumak veya zinadan kaçınmak şeklinde yorumlansa da yaygın kanaate göre Kur an da geçtiği diğer yerlerden farklı olarak burada mahrem yerlerinin örtülmesi anlamındadır. Aslında bunlardan ilki tesettürün uzak, ikincisi yakın amacı kapsamında değerlendirilebilir. (Apaydın, H. Yunus, Tesettür, DİA, XL, ). Kadınların dışarıdaki giysilerinin nasıl olması gerektiğini ise şu âyet belirlemektedir: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların Hz. Âdem ile Havva Cennette yasak ağaçtan yediklerinde avret yerleri açılmış ve ağaç yapraklarıyla avret yerlerini örtmüşlerdi (A raf, 7/22). Hz. Âdem in ilk peygamber olması örtünmenin bütün ilâhi dinlerde olduğunu gösterir. Ağustos /

6 tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzâb, 33/59). Âyete göre, ergenlik yaşına ulaşmış her kadın bu emirlerin muhatabıdır ve bu şekilde davranmak Mü min kadınlara farzdır. Bu âyetlerdeki emirler bağlayıcıdır ki şu âyette çok yaşlı kadınlara dışarı çıkarlarken biraz esnek davranılmıştır: Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, zinetleri (yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin (bazı) elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir. (Nûr, 24/60). Şöyle bir soru akla gelebilir: Tesettür tamamen bayanlara mı âittir? Elbette öyle değildir. Yukarda tamamını verdiğimiz âyetten Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler (Nûr, 24/31) bir önceki âyette Rabbimiz Mü min erkeklere şöyle emretmektedir: (Rasûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nûr, 24/30). Yani hitap her iki cinse ve aynı ifadelerle kullanılmıştır: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar ve ırzları korusunlar. Kadınlar kadar erkekler de haramdan sakınmak ve iffetli olmak zorundadırlar. Namazın farzlarından birisi de setr-i avrettir yani namaz kılacak kişinin namazının kabul olma şartlarından birisi namazda örtünme ile ilgili kurala uymaktır. Bu kadınlarda el ve yüz hariç bütün vücudun örtülmesi; erkekler de ise göbekle diz kapağı arasıdır. Hz. Âişe den nakledilen rivayette Allah Rasûlü şöyle buyurdu: Allah Teâlâ ergenlik çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez. (Ebû Dâvud, Salât, 84/641; İbn Mâce, Tahâret, 132/655). Örtünmede de Kuralı Rabbimiz Belirler Müslüman bir hanımın yabancılara hangi uzuvlarını gösterebileceğini bizzat Allah Rasûlü tarif etmektedir: Hz. Aişe den rivayet edildiğine göre Esma, binti Ebî Bekir (bir gün) üzerinde ince (bir elbise) ile Rasûlüllah ın (s.a.v.) yanına gelmişti. (Hz. Peygamber) ondan yüzünü çevirdi Ey Esma! (şurası) muhakkak ki, kadın ergenlik çağına erişince on(un vücudun)dan şundan ve şundan başkasının görünmesi uygun olmaz dedi ve (kendi) yüzü ile elini işaret etti. (Ebû Dâvûd, Libâs, 31/4104). Örtünmede Bazı Ayrıntılar Örtünme kuralı böyle olmakla birlikte Allah Rasûlü toplumda bazı yanlış anlamaları da önlemek için ayrıca bazı ölçüler de getirmiştir. Ebû Hüreyre den rivayet edildiğine göre: Rasûlüllah (s.a.v.) şöy- { } Kadınların dışarıdaki giysilerinin nasıl olması gerektiğini ise şu âyet belirlemektedir: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzâb, 33/59). 6 Ağustos / 2017

7 le buyurdu: Cehennemliklerden görmediğim iki sınıf vardır. (Biri) Yanlarında sığırkuyrukları gibi kamçılar bulunup, onlarla insanları döven bir kavim! (Diğeri) Giyinmiş çıplak sallanarak yürümeyi öğreten kırıtkan, başları Horasan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi bir takım kadınlar! Bunlar cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Halbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır. (Müslim, Libâs, 125/2128). Kadınların saçlarını gösterecek şekilde ince başörtüsü takınmaları uygun değildir. Alkame b. Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder: Abdurrahman ın kızı Hafsa nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (İmam Mâlik, Muvatta, Libas, 4/3383; ayrıca İbn Mâce, Tahâret, 132/654). Tesettürle ilgili İslam genel kurallar belirlemiş fakat bunun mahiyetini kültüre bırakmıştır. İslam âlimlerinin genel kanaatine göre dinin örtünme ile ilgili emrettiği bir kıyafet şekli yoktur. Söz konusu kıyafet zamana ve mekana bağlı olarak örf ve âdete göre değişiklikler gösterir ve çok defa farklı isimlerle anılır. Asıl olan mahrem yerlerini örtecek ve vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde geniş olmasıdır. Bu anlamda kıyafetin şekli ve rengi de önemli değildir. Rabbimiz Mü min erkeklere şöyle emretmektedir: (Rasûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nûr, 24/30). Örtünmede Hikmetler Şüphesiz Rabbimizin emrettiğinde birçok hikmetler vardır. Hakikatte Müslüman olarak hikmeti ne olursa olsun o emri alır ve sorgulamaksızın kabul eder ve hayatımıza uygularız. Çünkü Rabbimiz iyi olanı emreder kötü olanı yasaklar. (A raf, 7/157). Bununla birlikte örtünmenin birçok hikmetleri olabilir. Bunlardan birkaçı şöyledir: a.örtünme Fıtrîdir Örtünme, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Böylece (şeytan) onları (Adem ile Havva yı) hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar (A raf, 7/22). Bu âyete göre Hz. Âdem ile Havva ilk insan olmaları nedeniyle örtünmenin fıtrî olduğu kadar insanî bir eylem olduğu da anlaşılmaktadır. Örtünmede insanın cinsiyetinin değil; kişiliğinin ön plana çıkarılmadır. Dolayısıyla kişiliğinizi öncelemek yerine; bilgi ve beceriyi öncelemek daha önemlidir. b.takvalı Olmak Örtünmede belki de en önemli hikmet edep yerlerini koruyarak kişinin kötülüğe düşmesine engel olmaktır. Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi). Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz Ağustos /

8 Alkame b. Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder: Abdurrahman ın kızı Hafsa nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Âişe nin huzuruna girdi. Hz. Âişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı. (İmam Mâlik, Muvatta, Libas, 4/3383; ayrıca İbn Mâce, Tahâret, 132/654). yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık. (A raf, 7/26-27). Elbise nasıl vücudun ayıp yerlerini, kusurlarını örter ve insanları soğuktan ve sıcaktan korursa; takva da kalbin kusurlarını örter. Elbise nasıl insanı güzel gösterirse ona bir estetik verirse, takva da insanı güzel gösterir ve ona bir ahlak güzelliği verir. Rabbimiz özellikle peygamberin hanımları şahsında bütün Mü min kadınlarından açılıp saçılarak dışarıya çıkmalarının uygun olmadığını, kendilerine yakışanı yapmalarını istemektedir: Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin. Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah a ve Rasûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (Ahzâb, 33/32-33). Mü min kadın ve erkekler sosyal şartlar gereği bazen konuşmak zorunda kalırlarsa aralarındaki mesafeyi korumaları gerektiğini Rabbimiz şöyle ifade etmektedir: Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah ın Rasûlü nü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu Allah katında büyük bir günahtır. (Ahzâb, 33/53). Evleneceklerin eş seçiminde birinci önceliği takva olmalıdır. Evlilikte güzel olmak önemli olmakla birlikte fakat birinci öncelik veya birinci tercih sebebi olmamalıdır. Birinci öncelik ahlak güzelliği ve dini duyarlılığı olması tavsiye edilmektedir. Çünkü güzellik geçicidir fakat ahlak güzelliği yaşam boyunca vardır. Kadın dört şey için nikâh edilir: Malı, asaleti, güzelliği ve dini. Sen dindar olanlarına talip ol ki huzurlu bir hayat yaşayasın! (Buhârî, Nikah, 15/5090; Müslim, Radâ, 53/1466, 54/1467). c.sıcaktan ve Soğuktan Korunmak Örtünmenin bir hikmeti de insanları soğuktan ve sıcaktan korumaktır. Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev 8 Ağustos / 2017

9 eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi. Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. larda bazıları tesettüre girmek için birçok ma- Kılık kıyafet konusunda sıkıntı olduğu yıl- Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi zeretler ileri sürerlerdi. Artık kimsenin yanında bir sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi mazereti kalmadı. İnandım ve dinimi yaşamak koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece Allah, istiyorum diyen her hanımefendi tesettüre girmek zorundadır. İslami duyarlılığı olanlar ço- Müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor. (Nahl, 16/80-81). Diğer canlılarda kendilerini sıcaktan ve soğuktan korumak için başka et- çocuklarımızın ibadetinden, ahlakından sorumlu isek cuklarını bu konuda teşvik etmelidirler. Nasıl kenler varken insan bundan mahrumdur ve elbiseye aynı şekilde onların tesettürlü olup olmamasından muhtaçtır. Elbise sayesinde soğuktan, sıcaktan ve birçok hastalıklardan korunur ve yine elbise sayesinde ilerde (evlenince vb.) tesettüre bürünür deme- da sorumluyuz. Şimdilik serbest bırakalım da temiz bir insan olmuş oluruz. mek gerekir. Çünkü atalarımız Ağaç yaşken eğilir demişler. Ayrıca onlar, ebeveynleri olarak bizlerin sorumluluğundadır ve Allah bizi onlardan dolayı d.güzel Görünmek Elbise, insanoğlunu birçok etkenlerden koruduğu gibi aynı zamanda ona güzel bir görünüm ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten hesaba çekecektir. Ey inananlar! Kendinizi ve estetik verir. Ey Ademoğulları! Size ayıp yerle- koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Alrinizi örtecek giysi, süslenecek elbise tık (A raf, 7/26). yen ve emredildikle- yarat- lah ın kendilerine buyurduğuna karşı gelme- Kılık kıyafet konusunda sıkıntı rini yapan melekler Rabbimiz, Müslüman- vardır. (Tahrim, 66/6). lardan her mescide gidişerini olduğu yıllarda bazıları tesettüre girmek Hepiniz çobansınız lerinde güzel elbiselerini için birçok mazeretler ileri sürerlerdi. Artık ve hepiniz sürüsün- giymelerini ve her konuda den sorumludur. İnsanlara hükmeden olduğu gibi bu konuda da kimsenin yanında bir mazereti kalmadı. israfa kaçılmamasını mektedir. Ey Ademo- sürüsünden sorumlu- iste- İnandım ve dinimi yaşamak istiyorum emîr bir çobandır; o ğulları! Her mescide diyen her hanımefendi tesettüre girmek dur. Kişi ailesi fertlerine çobandır. O da gidişinizde güzel elbiyin, zorundadır. selerinizi giyin; yiyin, onlardan sorumludur. için, fakat israf etme- Kadın kocasının eviyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez. De ki: ne ve çocuklarına çobandır; o da onlardan Allah ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz. (A raf, 7/31-32). Kimsenin Mazereti Kalmamıştır Yıllarca kamu kurumlarında, okullarda, üniversitelerde başörtüsüyle ilgili sıkıntılar yaşandı. O sıkıntılı günler bir daha gelmesin diye hem dua etmek hem de çalışmak gerekmektedir. Rabbimiz bize daha önce hayal dahi edemeyeceğimiz şekilde bu anlamda büyük lütuflarda bulundu. Dolayısıyla bunun kıymetini bilmek gerekir. sorumludur. Köle, sahibinin malına çobandır; o da ondan sorumludur. Dikkat! Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. (Buhârî, Cuma, 11/893, Nikah, 81/5188, 90/5200, Ahkâm, 1/7138; Müslim, İmâre, 20/1829). Sonuç olarak; Kur an, kadın ve erkeğe belirli kimselere karşı belirli ölçülerde, tesettür yükümlülüğü getirmiştir. İslam ın kıyafet sahasında getirdiği nizamın içinde kadının örtünmesi özel bir yer işgal eder. Örtünme emri kadın ve erkek ilişkisinin cinsiyet üzerinden değil, şahsiyet üzerinden gerçekleşmesi içindir. Selam ve dua ile Ağustos /

10 Prof. Dr. Ali AKPINAR Tesettür Kadın Erkek Herkese Farzdır Ey Âdemoğulları, şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de şaşırtıp bir belâya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.[5] 10 Ağustos / 2017 Genelde tesettür deyince kadınlar ön plana çıkar ve yalnızca kadınların örtünmesi gereği üzerine durulur. Oysa örtünme kadın erkek herkese farzdır. Belki tesettürün sınırları konusunda kadın erkek arasında bazı farklar vardır. Ama erkekler de örtünmek zorundadır, onlar için de çıplaklık haramdır. Kur ân-ı Kerim de giyinmenin insanî bir meziyet ve giyinme ihtiyacını karşılayan şeylerin nimet oluşunu hatırlatan ayet de ey kadınlar diye değil, ey Âdemoğulları diye başlar: Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Korunma giysisi, en iyisidir. İşte bunlar, Allah ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.[1] Yine kitabımızda yer alan Ey âdemoğulları, her mescide çıktığınızda zinetlerinizi alınız[2] ayeti, Âdemo-

11 ğullarından güzel güzel giyinmelerini ister. Zira bu ayet, kadın erkek Ka be yi çıplak tavaf eden ve bunu bir meziyet olarak gören Mekke müşriklerine bir reddiye olarak gelmiştir. [3] Yasağı çiğnedikten sonra cennetten çıkarılırken hem Âdem in ve hem Havva nın üzerindeki cennet elbiseleri çıkarılmış ve her ikisi de utanarak ağaç yapraklarıyla örtünmeye çalışmışlardır. [4] Ey Âdemoğulları, şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de şaşırtıp bir belâya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık. [5] Demek ki insanı çıplaklaştırma şeytanın emelidir ve şeytan pek çok arzusuna insanı soyarak ulaşmaktadır. Bu hatırlatmalardan sonra geçenlerde bir vaizimizin kadının örtünmesinde gözetmesi gereken şu maddeler üzerinde kısaca duralım: Muteber bir tesettür için kadın şunlara dikkat etmelidir: Adı ve şekli ne olursa olsun kadının giydiği elbise bütün vücudunu örtmelidir. Elbise vücut hatlarını belli etmemelidir. Altını gösterecek şekilde çok ince olmamalıdır. Karşı cinsi cezp edici özellikte olmamalıdır. Erkek giysisine benzememelidir. Aslında sayılan bu maddeler, erkekler için de geçerlidir. Şöyle ki erkeğin giydiği elbise de, örtünmesi gereken yerleri örtmelidir, vücut hatlarını belli etmemelidir, altını gösterecek şekilde çok ince olmamalıdır, karşı cinsi tahrik edici özellikte olmamalıdır, kadınların giysilerine benzememelidir. Durum böyle iken ne hikmetse hep kadınların örtünmesi üzerinde durulur da erkeklerin örtünmesi pek gündeme getirilmez. Tesettürün yalnızca kadınlara yönelik bir emir olduğu izlenimi verilir. Hâlbuki örtünme insanî bir tutku, ihtiyaç ve kadın erkek herkese farzdır. Nitekim cinsler arasındaki ilişkileri düzenleyen ayetlerde önce erkeklere, daha sonra kadınlara hitap edilerek şöyle buyurulur: İnanan erkeklere söyle: Bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah, onların her yaptıklarını haber almaktadır. İnanan kadınlara da söyle: Bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç Ey müminler, topluca Allah a tevbe edin ki felâha eresiniz. [6] Nitekim Peygamberimiz de öncelikle erkeklere hitap ederek şöyle buyurmuştur: Yollarda oturmaktan mümkün mertebe kaçının. İşi icabı yollarda oturmak durumunda olanlar da yolun hakkını versin. Yolun hakkı gözü harama bakmaktan korumak, eziyet veren şeyleri ortadan kaldırmak, selamlaşmak, bir de iyiliği emredip kötülüklere engel olmaktır. Bana şu altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Yalan söylemeyin, emanete hıyanet etmeyin, sözünüzden caymayın, gözlerinizi harama bakmaktan koruyun, ellerinizi kötülüklerden alıkoyun ve namuslarınızı muhafaza edin. Hz. Ali ye hitap ederek şöyle buyurmuştur: Ey Ali, yabancı bir kadına peşpeşe bakıp durma. Zira zaruri olan ilk bakış sana helaldir, ancak sonraki değil! [7] Ayetin son cümlesi Ey müminler, topluca Allah a tevbe edin ki felâha eresiniz de oldukça dikkat çekicidir. Kadın erkek ey müminler, hepiniz Allah a tevbe ediniz. Yapmanız gerekip de yapmadıklarınız konusunda, eksik yahut yanlış yaptıklarız konusunda O ndan af dileniz ki dünya ve ahirette kurtuluşa eresiniz. Demek ki kurtuluş, kadın erkek herkesin Allah a dönmesi ile mümkün olacaktır. Kurtuluş için, toplumu oluşturan cinslerden birinin kurallara uyması yetmemektedir. Her iki cins de bu konuda da birbirlerine destek olmalı, birbirlerini tamamlamalıdır. Tekrar etmemiz gerekirse, insanî bir gereksinim olan örtünme kadınlara da farzdır, erkeklere de! Dipnotlar [1] 7 A râf 26. [2] 7 A râf 31. [3] Bkz. İbn Kesîr, Tefsîr, II, 210. [4] 7 A râf 22, 20 Tahâ [5] 7 A râf 27. [6] 24 Nûr [7] Bkz. İbn Kesîr,Tefsîr, III, Ağustos /

12 Yrd. Doç. Dr. Mehmet KAYA Tesettür Anlayışımızdaki Değişenler 12 Tesettür hem bayanı koruyan kalkan hem de İslam ın nişanesidir. Hz. Peygamberin de belirttiği gibi yedi yaşında namazla (Hâkim, Müstedrek, 1/311) birlikte kız çocuklarımız örtünmeye teşvik edilmeli, çocukluk döneminde ise evlatlarımız her ne kadar tesettürle sorumlu olmasalar da dinimizin çizdiği sınırlar çerçevesinde giydirilmelidir. Ağustos / 2017 Tesettür sözlükte örtünmek anlamında olup kadın ve erkeğin dinen görülmesi caiz olmayan yerlerini örtmesi anlamında kullanılan bir terimdir. Örtünme tüm ilahi dinlerde olduğu gibi İslam dininde de farzdır. Tevrat ve İncil de erkek ve kadının örtünmesine dair emirler bulunduğu gibi (Samuel, 15/30; Yaratılış, 24/64-65; İncil, Yuhanna, Pavlus un Korintliler e Birinci Mektubu, 11/5, 13) Kur an da da tesettüre yani örtünmeye yönelik emirler bulunmaktadır (Nûr 24/31; 60 Ahzâb 33/59) Hz. Âdem ve eşi Havva nın Allah ın emrine muhalefet ettiklerinde cinsel organlarının açıldığı ve kendilerinin açılan yerleri örtmeye çalıştıklarına dair ayetlerden (Araf 7/22, Taha 20/121) ilk insandan itibaren örtünmenin yani tesettürün var olduğu ve fıtrî bir olgu olduğu anlaşılmaktadır. İslam dünyasında ekonomik düzeyin artması ve Batı nın etkisi din anlayışımızda ve bu anlayışın eyleme yansıması

13 noktasında önemli değişiklere neden olmaktadır. Bazı dini kavramlarımız bile Batı düşüncesinin etkisinde tanımlanmaktadır. Tesettür de bu hegemonyaya kurban giden İslami değerlerimizden biri olup her geçen gün zihin ve gönül dünyamızda erozyona uğramaktadır. Bu yazıda İslam âlemindeki tesettüre dair bazı yanlış anlayış ve uygulamalara yer verilecektir. Değişen dünyamızda tesettür algımız da bu değişimden nasibini almıştır. Bir zaman uğrunda mücadelelerin verildiği, bedellerin ödendiği bu kavram, şimdilerde toplum nezdindeki önemini kaybetmeye başlamış ve hatta tesettüre ilişkin düşüncelerimizde değişmeler ve bu değişime bağlı yanlış uygulamalar olmaya başlamıştır. Bunlardan ilki İslam da tesettürün olmadığı fikrine ilişkindir ki özellikle 28 Şubat döneminde çokça dile getirilmiştir. Ülkemizde az da bu dönemi yansıtır biçimde bu düşünceyi savunmaya devam eden insanlar bulunmaktadır. Girişte de belirtildiği gibi tesettür diğer ilahi dinlerde olduğu gibi İslam dininde de var olan bir emirdir. Dinimize göre tesettür hem erkek hem de kadın için gereklidir. Kur an da tesettür emri kadın merkezli anlatıldığından bu emir çoğunlukla kadınlarla ilişkilendirilmekte, erkeğin tesettürü çoğu zaman gündeme getirilmemektedir. İslam da kadın için tesettürün farz olduğu hususu hem ayetlerle hem de hadislerle sabittir: Mümin kadınlara da şöyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Ziynet yerlerini kendi kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizleyecekleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin umduğunuza nail olasınız. (Nur 24/31) mealindeki ayette kadınlar için başörtüsü ile birlikte (el, yüz ve ayaklar haricinde) vücutta ziynet olarak ifade edilen yerlerin mahremlerin olduğu ortamda örülmesinin farz olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İslam ı anlama ve yorumlama noktasında ilk kaynak olan sahabenin hanımları و ل ي ض ر ب ن ب خ م ر ه ن ع ل ى ج ي وب ه ن و da bu ayetin başındaki ifadesini başörtüsü olarak anlamış ve ي ب د ين ز ين ت ه ن ayet indiğinde üzerlerindeki kıyafetlerin fazla olan kesimlerinden yırtarak başörtüsü yapmış- Bir diğer ayette de Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken cilbablarını/dış örtülerini üzerlerine salsınlar. Bu, onların tanınması ve incinmemeleri için daha uygundur (Ahzab 33/59) buyurulmaktadır. Ağustos /

14 lardır (Ebû Davud, Sünen, Libâs, 33). Ayetin geri kalanındaki ziynetlerin örtülmesi konusunda da kastın kadının taktığı ziynetler ile bu takıların takıldığı yerlerin yani vücut olduğu belirtilmiştir (Elmalılı, Hak Dini, Azim Dağıtım, İstanbul, ts. VI, 14). On dört asırlık İslam medeniyetinde de ayet sahabe hanımların anladığı gibi anlaşılmış ve başörtüsü ile birlikte vücudun örtünmesini ifade eden tesettürü dinin bir emri olarak uygulanılmaya devam etmiştir. Bir diğer ayette de Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, dışarı çıkarken cilbablarını/ dış örtülerini üzerlerine salsınlar. Bu, onların tanınması ve incinmemeleri için daha uygundur (Ahzab 33/59) buyurulmaktadır. Bu ayette Mümin kadının dışarıya çıkarken yani bir önceki ayette belirtilen namahremleri yani nikâhlanmaları haram olan on üç kişi dışındaki kimselerle aynı ortamda olduklarında ile bir arada bulundukları ortamlara çıkmadan önce bedenin tamamını da pardösü, ferace v.b. dış kıyafeti ile örtmesi gerektiği yani örtünmesi anlaşılmaktadır (Sabuni, Safvetü t-tefâsîr, Kahire, 1997, II, 491; Elmalılı, Hak Dini, VI, 337). Bu iki ayet birlikte düşünüldüğünde İslam da kadının mahremine karşı başını ve vücudunu örtme sorumluluğu olduğu kolaylıkla görülecektir. Ayrıca ayetteki, cilbablarını/ dış örtülerini üzerlerine salsınlar ifadesinden gömlek gibi vücut hatlarını belli edecek ya da teni belli edecek tek bir kıyafet ile sosyal hayatta bulunmaması gerektiği anlaşılmaktadır (Bk. Elmalılı, Hak Dini, VI, 338). Bununla birlikte evlenme evlenmeyi düşünemeyecek kadar yaşlı olan bayanların dış örtülerini almayabilecekleri bununla birlikte ziynet kapsamına giren uzuvlarını gösterecek kadar açılıp saçılmamaları gerektiği ve dış örtüleriyle durmalarının daha uygun oluğu belirtilmiştir (Nur 2/60). Ayetin sonundaki Bu, onların tanınması ve incinmemeleri için daha uygundur ifadesi İslam daki tesettürün teşrii hikmetini yani farz kılınmasındaki sebebini net bir şekilde açıklamaktadır. Buna göre İslam da tesettürün hedefi, örtünen bayanın Müslüman olduğunun kolayca anlaşılmasını sağlamak ve iffet sahibi temiz Müslüman kadını kötü niyetli, kirli bakışlardan kurtarmaktır (Elmalılı, Hak Dini, VI, 338). Bu da ancak hedefine uygun bir tesettür ile mümkündür. Tesettürle ilgili bir diğer yanlış düşünce de tesettürün sadece kadına yönelik bir emir olduğu kanısıdır. Oysaki tesettür dinimizde kadın için olduğu gibi erkek için de farz olan bir husustur. İndiği dönemde erkeklerde örtünme konusunda problem yaşanmaması ve kadının örtünme alanının erkekten fazla olması, tesettür konusunda Kur an da kadın merkezli bir söylemin gelişmesine neden olmuş, bu üslup tesettürün sadece kadınla özdeş bir kavram olarak anlaşılmasına neden olmuştur. Oysaki İslam da { } İslam da tesettürün hedefi, örtünen bayanın Müslüman olduğunun kolayca anlaşılmasını sağlamak ve iffet sahibi temiz Müslüman kadını kötü niyetli, kirli bakışlardan kurtarmaktır (Elmalılı, Hak Dini, VI, 338). Bu da ancak hedefine uygun bir tesettür ile mümkündür. 14 Ağustos / 2017

15 tesettür erkek için de geçerli olan bir emirdir. Hz. Peygamber erkeğin göbek deliği ile diz kapağı dâhil ikisinin arasının örtülmesi gerektiğini belirterek (Tirmizî, Sünen, Edeb, 39-40; Ebû Davud, Sünen 37) erkeğin de tesettür alanını belirlemiştir. Bu sebeple Müslüman erkeğin de göbeği ile dik kapağı dahi bu bölgesinin örtülmesi yani bu bölgenin tesettürüne dikkat etmesi gerektiği anlaşılmakla birlikte birçok erkeğin tesettürünün bu emre uygun olmadığı da aşikârdır. Özelikle içinde bulunduğumuz şu sıcak günlerde havuz ve deniz kenarlarında giyilen şort v.b. giysilerin tesettür alanını örtmediği, kadınların olduğu gibi erkeklerin de bu hususa özen göstermeleri gerekmektedir. Bu itibarla kişinin hem kendisinin günaha girmemesi hem de başkalarını günaha itmemesi adına erkek ve kadının Kur an ve sünnette belirtilen bölgelerini tamamen örtecek şekilde tesettüre özen göstermeleri gerekir. Tesettürün uygulaması konusunda da sıkıntılarımız bulunmaktadır. Dinde daha fazla vurgu yapılması açısından kadının tesettürüne tekrar dönersek bu konuda yapılan yanlışlardan birinin de özellikle tesettür giyim adında sektör oluşturarak İslam ın bu emrini paraya döken firmaların da reklamlarında dayattığı şekliyle- tesettürün kadın için süslenme aracına dönüştürülmesidir. Reklamlar anlayışımızı dolayısıyla da yaşamımızı yönlendiren güçlerden belki de en güçlüsüdür. İslam da tesettür erkek için de geçerli olan bir emirdir. Hz. Peygamber erkeğin göbek deliği ile diz kapağı dâhil ikisinin arasının örtülmesi gerektiğini belirterek (Tirmizî, Sünen, Edeb, 39-40; Ebû Davud, Sünen 37) erkeğin de tesettür alanını belirlemiştir. Tesettürü para kazanmanın yeni bir yolu olarak gören firmaların reklamlar vasıtasıyla dinin kadının zarafetini mahremden gizlemesi için farz kılınan tesettürü dini bir emir olmaktan çıkarıp onun zarafetini ortaya çıkaran bir aksesuar olarak tanımlayarak, dini bir vecibeyi baltalamaktalar. Bu yönüyle İslam la ilgisi olmayan firmaların bile bu pastadan pay almak amacıyla bu sektöre yöneldiği bu yolla İslam dışı simgeleri eşarplara ve pardösülere basarak bizim dini değerlerimiz üzerinden kendi fikirlerini yaydıkları görülmektedir. Ayrıca ürettikleri küçük eşarplarla boyun ve baş bölgesinin tam örtülmemesi sebebiyle ayetteki Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar emrinin tam olarak yerine getirilmesine engel olmaktadırlar. Yine ülkemizde son dönemde yaygın olarak kullanılan ince şalların birçoğunda saçın yanı sıra kulak ve boyun bölgesinin görünmesi sebebiyle tesettür hedefinin gerçekleşmediğini hatırlatmalıyız. Pardösüler için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Dar kesimle üretilen pardösülerle de يدنين aynı hedef güdülmektedir. Çünkü ayetteki kelimesi elbisenin sarkıtılmasını yani bol olmasını (Merâğî, Tefsîri Merâğî, Mısır, 1946, XXII, 37), cilbab kelimesi ise baştan göğüse kadar örten geniş örtü için kullanıldığından (Zemahşerî, el- Keşşâf, Beyrut, 1407, III, 559) dış örtüsünün de tesettürü gerçekleştirecek ölçüde bol olmasını ifade eder. Bununla birlikte oluşturduğu marka üzerinden Mümin kadınların cebindeki paraları pervasızca sömürdüğü gibi marka takıntısıyla onların gönüllerini ve zihinlerini boşa yormakta ve israfa sevk etmektedir. Bu durumunda haram olduğu herkesin malumudur. Bununla birlikte Ağustos /

16 Şu sıcak günlerde havuz ve deniz kenarlarında giyilen şort v.b. giysilerin tesettür alanını örtmediği, kadınların olduğu gibi erkeklerin de bu hususa özen göstermeleri gerekmektedir. verdiğimiz yüzlerce liraya karşılık dinimizin tesettür emrinin tam olarak gerçekleştiğini ifade edebilmek mümkün değildir. Bu konuda yapılması gereken tesettür kıyafetleri üreten firmaların konuya önce dini çerçeveden yaklaşması, bu ürünleri alan hanımların da dinin hedefine uygun üretim yapan firmaların ürünlerini satın almalarıdır. Yani bayanların dinin sıklıkla vurguladığı emri bi l-marûf nehy-i ani l-münker yani iyiyi emret, kötüden sakındır mekanzimasını bu alanda da çalıştırarak dine uygun kıyafet üretmeleri noktasında firmaları yönlendirmeleri gerekmektedir. Tesettür konusunda ülkemizde yine medya sektöründe sıkça karşılaştığımız absürt uygulamalardan birine değinmeden de geçemeyeceğim. Reyting uğruna bayanın spor programları dâhil her alanda istihdam edildiği medya sektöründe Ramazan ayı başta olmak üzere tesettüre riayet etmeyen bayan sunucunun moderatörlüğünde -bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtecek türden- tesettür vb. dini konuları tartışmak egemen zihniyetin para kazanmak uğruna her değeri kullandığının bir diğer göstergesi olarak ülkemize has çelişkili uygulamalardan biri olarak karşımızda durmaktadır. Tesettür uygulaması konusunda kulağın ya da boyunun görünmesi önlemeyecek derecede ince ya da gevşek başörtülerinin kullanılması ya da geleneksel giyim tarzına bağlı olarak halayık türü eşarp bağlamalarla, bone ve bazı cemaatlerin hanım üyelerinin, mensubu olduğu cemaati temsil için kullandıkları eşarp bağlama yöntemlerinin de, yukarıda belirttiğimiz tesettür formuna uyum sağlamamalarından ötürü İslam ın ön gördüğü tesettürü sağlayabildiğini söyleyebilmek oldukça güçtür. Hz. Aişe nin, yanına gelen Hafsa bt. Abdirrahman ın ince başörtüsünü ikiye katlayarak kalınlaştırdığına dair rivayete bakıldığında (Malik, Muvatta, Libas, 4) başörtüsünün başı tamamıyla örtecek büyüklükte ve saçı, kulakları ve boynu göstermeyecek kadar kalın olması gerektiği anlaşılmaktadır. Özellikle son dönemde Müslüman bazı kadınların başlarını örtmekle birlikte kollarını açtıkları ve kısa etek giydikleri görülmektedir ki bunun da dinin farz kılığı tesettür hedefiyle bağdaşmayan bir giyim tarzı olduğu ortadadır. Başörtüsü uygulamasına yönelik toplumumuzda sıkça karşılaştığımız bir diğer yanlış da başörtüsünün saçın deve hörgücü gibi dik konuma getirilerek bağlanmasıdır ki bu örtü biçimi için hadiste ağır tehdit bulunmaktadır (Müslim, Libas, 34). Benzer şekilde Müslüman bayanın üzerine üst örtüsü almadan sadece gömlek ya da pantolonla sosyal hayata dâhil olması tesettürü eksik uyguladığı anlamına gelmektedir ki bu 16 Ağustos / 2017

17 özellikle vücut hatlarını belli eden kot pantolon gibi dar kıyafetlerle kişinin tenini belli eden bluz gibi ince kıyafetler Hz. Peygamberin hadisinde ağır tehditlerde bulunduğu (Müslim, Libas, 34; lanet ettiği Ahmed b. Hanbel, 5/418) ve tesettürün gerçekleşmediğini ifade ettiği giyim tarzı olarak karşımızda durmaktadır. Bu örtünme biçimi de İslam ın hedeflediği tesettüre uygun olmayıp Hz. Peygamberin, baldızı Esma yı bu tarz örtünmesi sebebiyle uyardığı belirtilir (Ebû Davud, Sünen, Libas, 34). Allah ın ayette ziynet olarak nitelediği bayanın namahrem kişilerin bakışlarından korumaya matuf bir emir olan tesettür konusunda İslam da kadın için belli tip kıyafet belirtilmese de ayet ve hadislerden anlaşılan el, yüz ve ayaklar dışındaki bölgelerin erin kapatılması emrolunmuştur. Bununla birlikte bayanların sade kıyaerifetler tercih etmeleri, dikkat çeken renk ve objeler içeren kıyafetlerden uzak durmaları tesettürün hedefine daha uygun görünmektedir. Ahzab suresi 33. ayette Hz. Peygamberin erin eşlerine yönelik İlk cahiliye dönemindeki gibi yıldızlaşmasınlar ifadesi ile yaşlı kadınları üst örtüsü olmadan namahremin bulunduğu ortamda olabileceğini ifade eden Nur suresi 60. ayette kullanılan yıldızlaşmadan ifadeleri bu hususu ifade etmektedir. Bu meyanda hadislerde sosyal hayatta kadının makyaj yaparak ya da koku sürünerek dışarı çıkmaması gerektiğine (Tirmizi, Sünen, Edeb, 34; İbn Mace, Sünen, Fiten, 19), illa sürünmesi gerekiyorsa da dikkat çekmeyecek ölçüde hafif olması gerektiğine dair (Tirmizi, Sünen, Edeb, 35) ifadeler bulunması bu hususu desteklemektedir. Tesettüre riayet edilmekle birlikte sosyal yaşamda bu örtünme biçimine uygun davranılması gerektiği de ortadadır. Ahzab suresi 32. ayette Hz. Peygamberin hanımlarına hitap edildiği üzere erkeklerle bayanların ilişkilerde seviyeli olmaları, yanlış anlamalara mahal verecek konuşma ve davranış biçimlerinden uzak durmaları gerektiği ifade edilmektedir. Ferdî olarak da Müslüman her iki cinsin davranışlarında mutedil davranması, tesettürün ruhuna aykırı hal ve hareketlerden uzak durması gerekmektedir. Dinimizde bayan ve erkeğin bedenini örtme sorumluluğu olduğu gibi gözlerini örtme sorumluluğu da bulunmaktadır. Bayanlar tesettüre riayet ederek bu sorumluluklarını yerine getirmekle birlikte özellikle erkeklerin nahoş bakışlarından rahatsız olmaktadırlar. Nur suresi 30. ve 31. ayetlerde Mümin erkek ve kadına ayrı ayrı gözlerini ve ırzlarını haramdan korumalarına yönelik emir bizlere, her iki tarafın da bu konuda dikkat etmesi Müslüman bazı kadınların başlarını örtmekle birlikte kollarını açtıkları ve kısa etek giydikleri görülmektedir ki bunun da dinin farz kılığı tesettür hedefiyle bağdaşmayan bir giyim tarzı olduğu ortadadır. gerektiğini, örtünme sorumluluğunun yanı sıra muhatabın da bakmama sorumluluğunun olduğu- nu hatırlatmaktadır. Hz. Peygambe- rin gözleri görmeyen Ümmi Mektûm un ya- nında bile yaşlı oldu- ğu halde Ümmü Seleme annemizle Meymûne annemizin örtülü durmalarını emretmesi (Ebû Davud, Sünen, Libas, 37) İslam daki tesettürün önemini belirtmesi açısından yeterlidir. Tesettür hem bayanı koruyan kalkan hem de İslam ın nişanesidir. Bu sebeple küçük yaştan itibaren bu bilinç çocuklarımıza verilmeli, Hz. Peygamberin de belirttiği gibi yedi yaşında namazla (Hâkim, Müstedrek, 1/311) birlikte kız çocuklarımız örtünmeye teşvik edilmeli, çocukluk döneminde ise evlatlarımız her ne kadar tesettürle sorumlu olmasalar da dinimizin çizdiği sınırlar çerçevesinde giydirilmelidir. Alınacak bu basit tedbirler tesettür bilinciyle yetişen nesillerin önünü açacak ve sosyal hayatta karşılaşılan bazı problemlerin de ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Ağustos /

18 Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sami YILDIZ Tesettürün En Hayırlısı Kişiyi Allah ın Gazabından Koruyanıdır 18 İnsan fıtratını örtünme üzerine kılan yüce Allah fıtrat dini olan Hz. Muhammed (as) ile son şeklini bulan İslam dininde de örtünmeyi emretmiştir. Bu emretme olayı İslam ın emrettiği diğer emir ve yasaklarda olduğu gibi bir sürece yayılmıştır. Ağustos / 2017 Nüzul Sırasına Göre Tesettür (Örtünme) İle İlgili Ayetlerin Sıralanışı A. Örtünme ile İlgili Mekkî Ayetler İçkinin yasaklanması, faizin yasaklanması, vb. diğer birçok emir veya yasağın son halini bulması Kur an ın nüzul süreci içinde belli bir süreye yayılmıştır. Aynı şekilde örtünme emrinin de son halini alması Kur an ın nüzul süreci içinde tedrici bir şekilde olmuştur: Kur an ı Kerim de örtünme emrinin aşamaları ve ilgili ayetler:

19 a- A raf sûresi, Ayetler: ي ذ ك ر ون ٢٦ ي ا ب ن ي ا د م ي ف ت ن ن ك م الش ي ط ان ك م ا ا خ ر ج ا ب و ي ك م م ن ال ج ن ة ي ن ز ع ع ن ه م ا ل ب اس ه م ا ل ي ر ي ه م ا س و ا ت ه م ا ا ن ه ي ر يك م ه و و ق ب يل ه م ن ح ي ث ت ر و ن ه م ا ن ا ج ع ل ن ا الش ي اط ين ا و ل ي اء ل ل ذ ين ي ؤ م ن ون ٢٧ و ا ذ ا ف ع ل وا ف اح ش ة ق ال وا و ج د ن ا ع ل ي ه ا ا ب اء ن ا و اهلل ا م ر ن ا ب ه ا ق ل ا ن اهلل ي أ م ر ب ال ف ح ش اء ا ت ق ول ون ع ل ى اهلل م ا ت ع ل م ون ٢٨ ق ل ا م ر م س ج د و اد ع وه ر ب ي ب ال ق س ط و ا ق يم وا و ج وه ك م ع ن د ك ل م خ ل ص ين ل ه الد ين ك م ا ب د ا ك م ت ع ود ون ٢٩ ف ر يقا ه د ى و ف ر يقا ح ق ع ل ي ه م الض ل ة ا ن ه م ات خ ذ وا الش ي اط ين ا و ل ي اء م ن د ون اهلل و ي ح س ب ون ا ن ه م م ه ت د ون ٣٠ ي ا ب ن ي ا د م خ ذ وا م س ج د و ك ل وا و اش ر ب وا و ت س ر ف وا ا ن ه ز ين ت ك م ع ن د ك ل ي ح ب ال م س ر ف ين ٣١ و ل ق د خ ل ق ن اك م ث م ص و ر ن اك م ث م ق ل ن ا ل ل م ل ئ ك ة اس ج د وا د م ف س ج د وا ا ا ب ل يس ل م ي ك ن م ن الس اج د ين ١١ ق ال م ا م ن ع ك ا ت س ج د ا ذ ا م ر ت ك ق ال ا ن ا خ ي ر م ن ه خ ل ق ت ن ي م ن ن ار و خ ل ق ت ه م ن ط ين ١٢ ق ال ف اه ب ط م ن ه ا ف م ا ي ك ون ل ك ا ن ت ت ك ب ر ف يه ا ف اخ ر ج ا ن ك م ن الص اغ ر ين ١٣ ق ال ا ن ظ ر ن ي ا ل ى ي و م ي ب ع ث ون ١٤ ق ال ا ن ك م ن ال م ن ظ ر ين ١٥ ق ال ف ب م ا ا غ و ي ت ن ي ق ع د ن ل ه م ص ر اط ك ال م س ت ق يم ١٦ ث م ت ي ن ه م م ن ب ي ن ا ي د يه م و م ن خ ل ف ه م و ع ن ا ي م ان ه م و ع ن ش م ائ ل ه م و ت ج د ا ك ث ر ه م ش اك ر ين ١٧ ق ال اخ ر ج م ن ه ا م ذ ؤ ما م د ح ورا ل م ن ت ب ع ك م ن ه م م ل ن ج ه ن م م ن ك م ا ج م ع ين ١٨ و ي ا ا د م اس ك ن ا ن ت و ز و ج ك ال ج ن ة ف ك م ن ح ي ث ش ئ ت م ا و ت ق ر ب ا ه ذ ه الش ج ر ة ف ت ك ون ا م ن الظ ال م ين ١٩ ف و س و س ل ه م ا الش ي ط ان ل ي ب د ي ل ه م ا م ا و ر ي ع ن ه م ا م ن س و ا ت ه م ا و ق ال م ا ن ه يك م ا ر ب ك م ا ع ن ه ذ ه الش ج ر ة ا ا ن ت ك ون ا م ل ك ي ن ا و ت ك ون ا م ن ال خ ال د ين ٢٠ و ق اس م ه م ا ا ن ي ل ك م ا ل م ن الن اص ح ين ٢١ ف د ل يه م ا ب غ ر ور ف ل م ا ذ اق ا الش ج ر ة ب د ت ل ه م ا س و ا ت ه م ا و ط ف ق ا ي خ ص ف ان ع ل ي ه م ا م ن و ر ق ال ج ن ة و ن اد يه م ا ر ب ه م ا ا ل م ا ن ه ك م ا ع ن ت ل ك م ا الش ج ر ة و ا ق ل ل ك م ا ا ن الش ي ط ان ل ك م ا ع د و م ب ين ٢٢ ق ا ر ب ن ا ظ ل م ن ا ا ن ف س ن ا و ا ن ل م ت غ ف ر ل ن ا و ت ر ح م ن ا ل ن ك ون ن م ن ال خ اس ر ين ٢٣ ق ال اه ب ط وا ب ع ض ك م ل ب ع ض ع د و و ل ك م ف ي ا ر ض م س ت ق ر و م ت اع ا ل ى ح ين ٢٤ ق ال ف يه ا ت ح ي و ن و ف يه ا ت م وت ون و م ن ه ا ت خ ر ج ون ٢٥ ي ا ب ن ي ا د م ق د ا ن ز ل ن ا ع ل ي ك م ل ب اسا ي و ار ي س و ا ت ك م و ر يشا و ل ب اس الت ق و ى ذ ل ك خ ي ر ذ ل ك م ن ا ي ات اهلل ل ع ل ه م Meal Andolsun sizi yarattık; sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem e secde edin diye emrettik. İblis in dışındakiler secde ettiler. O secde edenler arasında yer almadı. Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? İblis, Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın dedi. Allah, Öyle ise in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Artık sen aşağılıklardansın! buyurdu. İblis, Bana insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar mühlet ver dedi. Allah, Haydi, sen mühlet verilenlerdensin buyurdu. İblis dedi ki: Bundan böyle benim sapmama izin vermene karşılık, ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın. Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! Buyuruldu ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz şeyden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. Derken şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine Ağustos /

20 göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı dedi. Onlara, Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim diye de yemin etti. Böylece ikisini de ayartmış oldu. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara, Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi? diye seslendi. Dediler ki: Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz! Allah, Birbirinize düşman olmak üzere inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır buyurdu; Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan diriltilip çıkarılacaksınız dedi. Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık. Onlar bir kötülük yaptıkları zaman Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O na çevirin, kendisine içten bir inanç ve bağlılıkla O na yalvarın! İlkin sizi yarattığı gibi (yine O na) döneceksiniz. O, bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapkınlığa müstahak oldu. Çünkü onlar Allah ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar. Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. (31) Bu ayetler içerisinden direk örtünme ile ilgili olan ayetleri aralarından seçip çıkarma suretiyle vermedim; bu ayetlerin içinde geçtiği bağlam içinde vermeyi, bu ayetlerden çıkarılacak sonsuz mesajlar arasından aşağıdaki mesajları paylaşmak için daha uygun gördüm: 1- İblis insanı doğru yoldan alıkoymak için yemin etmiştir. 2- Allah ın doğru yolunun üzerine oturup yani İslam dininin üzerine oturup insanların onu yani doğru yolu yol edinerek Allah ın rızasına ulaşmasına engel olmayı en etkili yöntem olarak seçmiştir. 3- Hedefine ulaşmak için ısrarcı olacağını belirtmiş, insanların sağından, solundan, önünden arkadaşından yaklaşarak onları Allah ın doğru yolundan saptırmak için her bir imkânı kullanacağına yemin etmiştir. 4- Bu yöntemi de ilk olarak ilk insan olan Hz. Âdem (as) ve Havva annemizde denemiş ve başarılı olmuştur. { } İnsanoğlu ve İblis arasındaki en ciddi mücadelenin bu alanda geçeceğine, insanı, Allah ın rahmetinden uzaklaştırmak amacıyla onu tesettürsüz bir hale getirmenin iblis ve yardımcılarının en önemli hedeflerinden biri olduğuna yönelik çok ciddi ipuçları vardır. 20 Ağustos / 2017

21 5- Hz. Âdem (as) ve Havva dan gerçek niyetini gizleyerek onlara yalan söylemiştir. Onların sahip oldukları ebedi cennete kalma arzuları için Allah ın gerçek yoluna zıt bir yol önermiştir. Halbuki onların cennette kalmaları Allah ın onlara emrettiği: Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz şeyden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! emrine itaat etmekle mümkündü. Bu gerçeği bildiği halde içinde onlara beslediği kin ve nefreti yalan yere yaptığı bir yeminle gizlemiş kendini onların dostu gibi göstererek, Allah ın emrine zıt bir davranışı onlara olanca gücüyle güzel göstermiş, onların dinlerini, güvenlerini istismar ederek hataya düşmelerine rehberlik etmiştir. 6- İnsanoğluna İblis in ilk kurduğu tuzağın sonucunun insan oğlundan cennet elbiselerinin sıyrılıp avret yerlerinin görülmesine sebep olacak bir hata olmasında ve Kur an ı Kerim de de bunun apaçık bir şekilde anlatılmasında her işini hikmetine uygun olarak yapan Hakîm olan Allah Teâlâ yı tanıyanlar için önemli mesajlar vardır. İnsanoğlu ve İblis arasındaki en ciddi mücadelenin bu alanda geçeceğine, insanı, Allah ın rahmetinden uzaklaştırmak amacıyla onu tesettürsüz bir hale getirmenin iblis ve yardımcılarının en önemli hedeflerinden biri olduğuna yönelik çok ciddi ipuçları vardır. 7- İblis in kışkırtmasına kapılarak Allah ın yasağını çiğneyen Âdem (as) ve Havva annemiz birbirinin mahrem yerlerini gördüler ve hemen yapraklarla kapatmaya gayret ettiler. Şeytanın Âdem (as) ve Havva annemizi vesveseyle kandırması onun insanlığa ilk kötülüğü, onların yasak meyveyi yemeleri de insanlığın ilk günahı oldu. Âdem (as) ve Havva annemizin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda haya duygusunun fıtrattan geldiğinin, çıplaklığın ve vücudun belli yerlerini teşhir etmenin insandaki doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunun kanıtıdır. a) Kişinin ayıp yerlerini örtme imkânı varken açması, örtmemesi olayı Şeytanın insana telkin ettiği bir davranıştır. b) Allah ın rızasını kazanıp cennete girmek ve orada kalmak ile örtünme arasında sıkı bir ilişkinin olduğu gerçeği. 8- Âdem (as) ve Havva annemizin Rabbimizin onlara Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi? diye seslenmesi üzerine: Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz! şeklinde tevazu ile günahlarını itiraf etmeleri ve kendi nefislerini suçlu bulmaları, Rabbine karşı kibirlenerek İblis in Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın demesiyle karşılaştırıldığında: a) İnsanların tevazu ile suçunu kabul edip bağışlanma ve rahmet dilemesi sonucu cennete tekrar girme haklarını korumasını, b) İblis in ise kendi görüşünü Allah ın görüşünün üstünde tutup kibri ve kendini beğenmesiyle ebediyen cennetten kovulması ile oraya tekrar girme hakkını kaybetmesini görürüz. 9- Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. İlahi buyruğunda elbisenin üç işlevinden bahsedilmiştir: a) İnsanın ayıp yerlerini örtmesi, b) İnsana şıklık kazandırması, insanı süslemesi, c) İnsanı Allah ın gazabından koruması. Elbisenin bu üç işlevinden kişiyi Allah ın gazabından koruyanının daha hayırlı olduğuna vurgu yapılmış ayrıca burada giyinme konusunda ileride gelecek emirlere işaret edilmiş ve bu emirleri yerine getirmeyenlerin Allah ın azabına uğrayacağına dair imada bulunulmuştur. 10- Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. İlahi buyruğunda da şu iki şey çok açıktır: a) Kişinin ayıp yerlerini örtme imkânı varken açması, örtmemesi olayı Şeytanın insana telkin ettiği bir davranıştır. Ağustos /

22 Yine Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler yaptı, dağlarda size sığınaklar yarattı; size sıcağa karşı kendinizi koruyacak elbiseler, mâruz kalabileceğiniz düşman gücünden sizi koruyacak zırhlar yapma imkânı bahşetti. İşte Allah, teslimiyet gösteresiniz diye size nimetini böyle eksiksiz vermektedir. (Nahl; 81) b) Allah ın rızasını kazanıp cennete girmek ve orada kalmak ile örtünme arasında sıkı bir ilişkinin olduğu gerçeği. 11- Allah kötülüğü emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? De ki: Rabbim adaleti emretti. Buyruğunda ise: a) Avret yerlerini açmanın bir kötülük olduğuna, böyle bir kötülüğü Allah ın emretmeyeceğine işaret vardır. b) Allah ın ancak adaleti, konumuzla ilgili olarak değerlendirirsek avret yerlerini örtmeyi emrettiğine bir vurgu vardır. 12- O, bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapkınlığa müstahak oldu. Çünkü onlar Allah ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar. İlahi buyruğunda ise: a) Örtünmeyi Allah için yapanların doğru yolda olduklarına, b) Örtünmeyi terk edenlerin bu konuda şeytanın sözüne uyduklarına ve onları dost edindiklerine, böyle olmalarına rağmen kendilerinin bu durumunu doğru yol olarak sandıklarına işaret edilmiştir. 13- Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. İlahi buyruğunda ise: a) Namazlarımızda örtünmenin gerekliliğine, bu örtünme için seçeceğimiz elbiselerin temiz ve güzel olması emredilmiştir. b) Her konuda olduğu giyme ve yeme konusunda da sınırları aşmamak gerektiği bildirilmiştir. Görüldüğü gibi bu ayetlerde bir taraftan örtünmenin Allah Teâlâ nın bir emri olduğu, O nun insanın örtünmesinde hoşnut olacağı, insan fıtratının örtünmeye uygun yaratıldığı, örtünme ile kişinin kendisini Allah ın gazabından koruyacağı gibi örtünmenin önemi ve Allah Teâlâ nın katındaki değeri hakkında mesajlar verilmiştir. Diğer taraftan ise örtünmenin zıttı olan avret yerlerinin açılmasının Şeytanın istediği bir eylem olduğu, insanları bunu şeytanın emrettiği, örtünmeyi terk etmekle şeytanın dost edinme arasında doğrudan bir irtibat bulunduğu gibi örtünmeyi terk edenleri uyaran mesajlar verilmiştir. Bu mesajlarla inanan insanın zihni örtünmeye hazırlanmıştır. Bu hazırlama yönteminde insanlara örtünme emrini izah etmeye çalışan kimselere, aile fertlerine örtünme konusunda bilinç kazandırmak isteyen aile reislerine ve her bir Müslüman ciddi dersler vardır. b- Nahl sûresi, 81. Ayet و اهلل ج ع ل ل ك م م م ا خ ل ق ظ و ج ع ل ل ك م م ن ال ج ب ال ا ك ن انا و ج ع ل ل ك م س ر اب يل ت ق يك م ال ح ر و س ر اب يل ت ق يك م ب أ س ك م ك ذ ل ك ي ت م ن ع م ت ه ع ل ي ك م ل ع ل ك م ت س ل م ون Yine Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler yaptı, dağlarda size sığınaklar yarattı; size sıcağa karşı kendinizi koruyacak elbiseler, mâruz kalabileceğiniz düşman gücünden sizi koruyacak zırhlar yapma imkânı bahşetti. İşte Allah, teslimiyet gösteresiniz diye size nimetini böyle eksiksiz vermektedir. (Nahl; 81) Yüce Allah ın: Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler buyruğu ile kastedilenler, giyilen gömlek- 22 Ağustos / 2017

23 lerdir. Kendi kuvvetinizden koruyacak zırhlar buyruğunda ise, savaşta insanları koruyan zırhları kastetmektedir. Bu ayette, insanın karşılaştığı nimetleri Allah ın adıyla nasıl okuyup O na teslim olacağına yönelik güzel bir örneklik vardır. Soğukta güneşin ısısının sıcakta gölgenin serinliğinin, elbisenin sıcak ve soğuktan koruyucu olarak insana verilmiş olmasının, yine düşman karşısında savunmaya yönelik zırhların insana öğretilmiş olmasının insan yaşamının devamı için önemini kavrayan insan bunlara veren Rabbine şükreder ve O na inanır, güvenir ve teslim olur. Bütün burada sayılan ve sayılmayan birçok nimeti doğru anlamlandıran insan bütün bu nimetlerden onları kendisine bahşeden Allah ı memnun edecek şekilde yararlanır. Meal Ey peygamber hanımları! Kendinizi kötülüklerden korumanız şartıyla, siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Bu sebeple sözü yumuşatarak söylemeyin, sonra kalbi çürük olan umuda kapılır, sizden beklendiği şekilde konuşun. Evlerinizde oturun ve daha önce Câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah a ve resulüne itaat edin. Ey peygamber ailesi! Allah ın istediği, sizden kirliliği gidermek ve sizi tertemiz kılmaktan ibarettir. Ayette öncelikle peygamber hanımlarına hitap edildiği görülüyor. Ayrıca Allah ın razı olacağı bir kadının öncelikle hangi davranışlardan sakınması gerektiğine de işaret vardır. b- Ahzab sûresi, 53. Ayet ي ا ا ي ه ا ال ذ ين ا م ن وا ت د خ ل وا ب ي وت الن ب ي ا ا ن ي ؤ ذ ن ل ك م ا ل ى ط ع ام غ ي ر ن اظ ر ين ا ن يه و ل ك ن ا ذ ا د ع يت م ف اد خ ل وا ف ا ذ ا ط ع م ت م ف ان ت ش ر وا و م س ت أ ن س ين ل ح د يث ا ن ذ ل ك م ك ان ي ؤ ذ ي الن ب ي ف ي س ت ح ي م ن ك م و اهلل ي س ت ح ي م ن ال ح ق و ا ذ ا س ا ل ت م وه ن م ت اعا ف س ل وه ن م ن و ر اء ح ج اب ذ ل ك م اهلل و ق ل وب ه ن و م ا ك ان ل ك م ا ن ت ؤ ذ وا ر س ول ا ط ه ر ل ق ل وب ك م B. Örtünme ile İlgili Medenî Ayetler a- Ahzab sûresi, Ayetler c- Ahzab sûresi, 59. Ayet ي ا ن س اء الن ب ي ل س ت ن Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ك ا ح ك ا ح د م ن الن س اء ا ن ات ق ي ت ن ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, Ey iman eden- ف ت خ ض ع ن ب ال ق و ل ف ي ط م ع ler! Peygamberin evi- tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun ne size yemek için ي ف ي ق ل ب ه م ر ض و ق ل ن olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve ال ذ izin verilmediği vakit çok esirgemektedir. asla girmeyin, fakat م ع ر وفا ٣٢ و ق ر ن ق و çağrıldığınızda -erkenden gidip yemeğe ي ب ي وت ك ن و ت ب ر ج ن ت ب ر ج ف hazırlanmasını bek- lemeksizin- girin, yemeğinizi yiyince hemen ا و ل ى و ا ق م ن الص ل وة و ا ت ين الز ك وة و ا ط ع ن اهلل ال ج اه ل ي ة dağılın, söze dalıp oturmayın; bu davranışınız اهلل ل ي ذ ه ب ع ن ك م الر ج س ا ه ل ال ب ي ت peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye و ر س ول ه ا ن م ا ي ر يد çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey و ي ط ه ر ك م ت ط ه يرا ٣٣ istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır. م ن و ا ن ت ن ك ح وا ا ز و اج ه ع ن د ب ع د ه ا ب دا ا ن ذ ل ك م ك ان اهلل ع ظ يما Bu ayet, o topluma adâb-ı muaşeret kurallarını diğer bir ifade ile görgü kurallarını; özellikle Peygamber in hanımlarına karşı nasıl davranmaları gerektiğini öğretmektedir. Ağustos /

24 c- Ahzab sûresi, 59. Ayet ي ا ا ي ه ا الن ب ي ق ل ز و اج ك و ب ن ات ك و ن س اء ال م ؤ م ن ين ي د ن ين ع ل ي ه ن م ن ج ب يب ه ن ذ ل ك ا د ن ى ا ن ي ع ر ف ن ف ي ؤ ذ ي ن و ك ان اهلل غ ف ورا ر ح يما Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine bürünsünler. Bu, tanınıp rahatsız edilmemeleri için en uygun olanıdır. Allah ziyadesiyle bağışlamakta ve çok esirgemektedir. Bu âyet önemli bir noktaya işaret eder. Bu nokta da şudur: Davet ancak, davetçi o davete kendinden ve aile fertlerinden başlarsa meyve verir, işte Yüce Allah ın ilk örtünmeyi emrederken, Hz. Peygamber in eşleri ve kızları ile başlanmasının hikmetlerinden biri budur. ٣٠ و ق ل ل ل م ؤ م ن ات ي غ ض ض ن م ن ا ب ص ار ه ن و ي ح ف ظ ن ف ر وج ه ن و ي ب د ين ز ين ت ه ن ا م ا ظ ه ر م ن ه ا و ل ي ض ر ب ن ب خ م ر ه ن ع ل ى ج ي وب ه ن و ي ب د ين ز ين ت ه ن ا ل ب ع ول ت ه ن ا و ا ب ائ ه ن ا و ا ب اء ب ع ول ت ه ن ا و ا ب ن ائ ه ن ا و ا ب ن اء ب ع ول ت ه ن ا و ا خ و ان ه ن ا و ب ن ي ا خ و ان ه ن ا و ب ن ي ا خ و ات ه ن ا و ن س ائ ه ن ا و م ا م ل ك ت ا ي م ان ه ن ا و الت اب ع ين غ ي ر ا و ل ي ا ر ب ة م ن الر ج ال ا و الط ف ل ال ذ ين ل م ي ظ ه ر وا و ع ل ى ع و ر ات الن س اء ي ض ر ب ن ب ا ر ج ل ه ن ل ي ع ل م م ا ي خ ف ين م ن ز ين ت ه ن و ت وب وا ا ل ى اهلل ج م يعا ا ي ه ال م ؤ م ن ون ل ع ل ك م ت ف ل ح ون ٣١ Ayrıca ayette örtünmenin hikmetlerinden biri olarak inanmış kadınların tanınıp eziyet görmemeleri ifade ediliyor. Böyle örtü kalbi bozuk kimseyle mümin kadın arasında bir perde oluyor ki artık bu sayede iffet ve namus değerleri korunmuş olur. Karşıdaki kötü niyetli kimse eziyet etmek için ortam ve imkan bulamaz. d- Nur sûresi, Ayetler ق ل ل ل م ؤ م ن ين ي غ ض وا م ن ا ب ص ار ه م و ي ح ف ظ وا ف ر وج ه م ذ ل ك ا ز ك ى ل ه م ا ن اهلل خ ب ير ب م ا ي ص ن ع ون Meal Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Açıkta kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, hizmetlerinde bulunan köleleri { } e- Nur Sûresi, 60. Ayet Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınların, cinsel cazibelerini sergilemeksizin giysilerini çıkarmalarında onlar için bir sakınca yoktur, bununla beraber iffetlerini korumaya özen göstermeleri kendileri için daha hayırlıdır. 24 Ağustos / 2017

25 ve câriyeleri, cinsel arzusu bulunmayan erkek hizmetçiler, kadınların cinselliklerinin farkında olmayan çocuklar dışında kimseye süslerini göstermesinler. Yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz! Kur an ı Kerim kadınlardan önce erkeklere seslenerek, onların haramdan sakınma, namus ve iffeti koruma konusunda dikkatli olmalarını istemekte; onların, bu hususta, daha eğitici, yönlendirici ve otokontrolü sağlayıcı rol oynayabileceklerine işaret etmektedir. Aynı zamanda erkekler, kadınlardan daha ziyade cadde ve sokaklarda, çarşı ve pazarlarda bulunurlar. Onlar, karşılaştıkları her kadını din kardeşi bilip, şehvet nazarıyla değil de iş icabı baktıkları takdirde, toplum yapısında, güven, huzur, namus, edep vb. güzel değerler etkin olur. İslam dini bu şekilde kadın ve erkeği, haram bakışlardan koruyarak ırzı ve namusu meşru olmayan cinsel isteklerden sakındırır. Ayrıca kadını örtünmeyle sorumlu kılmıştır. e- Nur Sûresi, 60. Ayet و ال ق و اع د م ن الن س اء ال ت ي ي ر ج ون ن ك احا ف ل ي س ع ل ي ه ن ج ن اح ا ن ي ض ع ن ث ي اب ه ن غ ي ر م ت ب ر ج ات ب ز ين ة و ا ن ي س ت ع ف ف ن خ ي ر ل ه ن و اهلل س م يع ع ل يم Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınların, cinsel cazibelerini sergilemeksizin giysilerini çıkarmalarında onlar için bir sakınca yoktur, bununla beraber iffetlerini korumaya özen göstermeleri kendileri için daha hayırlıdır. Ayette görüldüğü gibi yaşlı kadınların ziynetlerini açmaksızın, dış elbiselerini bırakmalarında günah olmadığını belirtmekle, iki şeye işaret ediliyor: 1- Evlenme umudu olmayan kadınların dış elbiselerinin bırakmasında bir günah olmadığına yani bunların dış elbiselerini bırakabileceklerine, 2- Evlenme ümidi olan kadınların ziynetlerini ve avret yerlerini açmalarının günah olduğuna işaret etmektedir. Sonuç İnsan fıtratını örtünme üzerine kılan yüce Allah fıtrat dini olan Hz. Muhammed (as) ile son şeklini bulan İslam dininde de örtünmeyi emretmiştir. Bu emretme olayı İslam ın emrettiği diğer emir ve yasaklarda olduğu gibi bir sürece yayılmıştır. Önce Araf suresinde geçen ayetlerde örtünmenin fıtri olduğu, Allah ın razı olduğu bir davranış olduğu, gerektiği gibi örtünmemenin insan için kötü sonuçlara sebep olacağı, şeytanın da bunu bildiğini ve insanın ayıp yerlerinin açılmasına özel bir gayret gösterdiği farklı şekillerde belirtilmiştir. Daha sonra Hz. Peygamberin eşleri ve bütün mümin hanımları örtünme Ahzap ve Nur surelerindeki farklı ayetlerde emredilmiştir. Ayrıca Kur an-ı Kerim in farklı ayetlerinde elbisenin a- İnsana güzellik, şıklık kazandırma, b- İnsanın ayıp yerlerini örtme c- Soğuk ve sıcaktan korunma d- Savaş meydanında şiddetten korunma e- Kişiyi Allah ın gazabından koruma gibi görevleri olduğuna işaret edilmiş ama bu görevlerin en hayırlısının kişiyi Allah ın gazabından koruma olduğu vurgulanarak şöyle buyrulmuştur: Takva elbisesi, (Allah ın azabından koruyan elbise) işte o daha hayırlıdır. Bütün giyinmelerimizde Allah ın rızasını esas alıp O nun gazabından korunmayı amaçlayarak giyinmemizi Yüce Rabbimden niyaz ederim. Saygı ve sevgimi belirtir hepinizi Allah ın selamıyla selamlarım Ağustos /

26 Dr. İhsan ŞENOCAK Tefekkürü gibi Tesettürü de İslam Olan Kızlar 26 Hz. Meryem Rahmanî bir terbiyeyle büyüdü, iffetiyle bayraklaştı. Allah ın nizamından başka hiç bir sisteme meyletmedi, baş eğmedi. Gök sofrasıyla beslendi. Hz. İsa ya anne oldu. Bir kadın oğlu vasıtasıyla Allah yolunu açtı. Ağustos / 2017 İslam dan önce kız çocuklarını diri diri toprağa gömen Araplar, İslam dan sonra kız çocukları dünyaya gelince Akika kurbanı kesti. İslam, topyekün insanlık için olduğu gibi kadın için de milat oldu. İslam dan sonra bir baba çocuklarının kız ya da erkek olmasına değil, onlara karşı vazifelerini îfa edip, etmediğine baktı. Hz. Zekeriyya ahir ömründe davasının bekası için bir çocuğunun olmasını niyaz etmiş 1, Hz. Yakub da sekarât-ı mevtinde oğullarına, Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? diye sormuştu. 2 Bütün bunlar göstermektedir ki bir baba için asıl mesele, soyunun değil, yolunun devam etmesidir. Bu, erkekle olabileceği gibi kızla da olur. Kur an-ı Kerîm bu noktada misal olarak Hz. Meryem i zikr eder. İmran ın eşi, Hz. Meryem in de annesi olan Hanne hamile kaldıktan bir müddet sonra eşini kaybeder. Karnında taşıdığı yavrusunun erkek olacağını zannederek onu Beytü l-makdis in hizmetine adar. Ne var ki beklediği çocuk erkek değil, kız

27 olur. Hanne, Rabbim! Onu kız olarak dünyaya getirdim der. Adını da Abide anlamında Meryem koyar. Lakin Hanne çocuğunun kız olmasına üzülür. Erkek kız gibi değildir. 3 der. Ona göre insanlığı İslam a davet yükünü ancak erkekler omuzlayabilirdi. Kızlar zayıf, aciz, naif kullardı. Bu yüzden ağır yükleri erkekler gibi taşıyamazlardı. Aslında Hanne çocuğunun kız olduğuna değil de, manevi yükleri taşıyacak bir halde olmadığına bu yüzden de adayışının yerine gelmeyeceğine üzülüyordu. Lakin Allah Azze ve Celle Hanne den bu adayışı en güzel şekliyle kabul etti.4 Hz. Meryem Rahmanî bir terbiyeyle büyüdü, iffetiyle bayraklaştı. Allah ın nizamından başka hiç bir sisteme meyletmedi, baş eğmedi. Gök sofrasıyla beslendi. Hz. İsa ya anne oldu. Bir kadın oğlu vasıtasıyla Allah yolunu açtı. Mükafaat ve teşekkür beklemeden yapılan sadakalar ya da gece yarısında kılınan teheccüd namazları -diğerlerine nisbetle- daha farklı mazhariyetlere naildir. Ne böyle bir sadakanın, ne de namazın içinde riyanın bir tesiri vardır. Hanne nin adayışı da mahza Allah rızası içindi. Sadaka kadar saf, teheccüd kadar huşu doluydu. Lakin doğan çocuk kızdı. Kızlar Hakk a davet de erkekler gibi olmaz diye düşünmüştü ki Allah Azze ve Celle bütün kızların adanış ya da adayışları adına Hz. Meryem in adanışını ve adayışını kabul etti. Hz. Meryem in mihrabında sofrayı görünce, Bu sana nereden? geliyor diye soran, Allah tarafından cevabını alınca, ona bu ihsanda bulanan Allah Azze ve Celle bana da İslam davasının devam ve bekası için bir evlat lütfetmekten aciz değildir, diye düşünen ve orada, Rabbim! Bana tarafından temiz bir nesil ihsan eyle! diye dua eden Hz. Zekeriyya ya, Hz. Yahya nın geleceği müjdelenir.5 Kur an-ı Kerim Kızı/Meryem i, Erkekten/Yahya dan önce zikreder. Hz. Meryem in gök sofrasıyla beslenmesinde Allah ın sınırsız kuvvetini bir kez daha müşahade eden Hz. Zekeriyya cesaretini toplar ellerini kaldırır ve niyazda bulunur. Bu cihetle Hz. Meryem, Hz. İsa nın doğuşuna, Hz. Yahya nın da oluşuna sebeptir. Hz. Meryem; Hz. Hatice, Hz. Fatıma ve Hz. Ayşe gibi kadınlık ufkunun zirve noktasıdır. İslam babaya da, kıza da hedef olarak o zirveyi gösterir. Bu yüzden Müslümanlar, cinsiyet ayrımına gitmeden Allah Teala dan hayırlı evlat ister. Çünkü mahremiyetin zirvelerine tırmanan bir kadın, asi bir erkekten daha önemli, maddi mikyas cihetiyle de dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. Müslüman kendini de, doğan çocuğu da Allah yoluna adar. Kız öteki değil, Cennet e ya da Cehennem e gitmeye vasıtadır. Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya maruz kalır da onlara iyi davranırsa, o çocuklar onu ce- Bir kızı anne olarak yetiştirmek ise bizzat Cennet e girmeye vesiledir: Kim üç tane kız çocuğunun her türlü giderini üstlenir, onları güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, o kişi için cennet vardır. 7 Ağustos /

28 Bir kız babasının terbiye ettiği kıvamda durur, Hz. Meryem gibi İslam ın kızı olma ödevini hakkıyla yerine getirirse, insanlığın dirilişine binlerce erkekten daha büyük katkıda bulunabilir. hennem ateşinden koruyan bir perde olurlar. 6 Bir kızı anne olarak yetiştirmek ise bizzat Cennet e girmeye vesiledir: Kim üç tane kız çocuğunun her türlü giderini üstlenir, onları güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, o kişi için cennet vardır. 7 Erkek çocuk, asi olursa hakikatte soydan olsa da hükmen hariçten kabul edilir. Hariçte olan çocuk gerçekte bir hiç tir, hükümsüzdür. Hz. Nuh, Muhakkak ki oğlum da ailemdendir. deyince Allah Azze ve Celle bu aidiyeti reddederek, Ey Nuh! O senin ailenden değildir. buyurdu. 8 Erkek var ken, yok olabilir. O halde kız ya da erkeğin varlık ya da yokluğu bedenleriyle değil, ebeveynin onlara dair kulluk ödevini hangi mikyasta yerine getirdikleri ve onların da buna ne kadar sadık kaldıklarıyla alakalıdır. Bir kız babasının terbiye ettiği kıvamda durur, Hz. Meryem gibi İslam ın kızı olma ödevini hakkıyla yerine getirirse, insanlığın dirilişine binlerce erkekten daha büyük katkıda bulunabilir. Kadınlığıyla İsalara anne, iffetiyle de İslam ın kızlarına abla olur. Çağın hakim değerlerine, yaşam tarzlarına direnişin, Allah a kayıtsız ve şartsız teslim oluşun anıtı olarak efsaneleşir. Muhataplarına, hem hâl, hem de kâl diliyle konuşur. Babalarını Cennet e taşımaya namzet kızların hâl dilleri iffet ve hayanın manifestosu gibidir. Kur an-ı Kerîm de onların bu yönünü öne çıkarır; Peygamber evinde Nebevî terbiye ile büyüyen iki kızdan birinin utangaç bir eda 9 ile Hz. Musa ya gidişini anlatır. Hz. Meryem Kur an-ı Kerim deki haliyle müslüman kızlara, kızlar da küçük yavrulara abla olmalıdır. Hz. Meryem in çağdaş kardeşleri okuldan ya da medreseden eve döndüklerinde, mahallenin kızlarını toplamalı, onlara çağdaş değer yargılarına inat, nasıl Allah ın talimatlarına göre yaşayacaklarını anlatmalı. Ekranlarda arabası, çantası, ayakkabısı, dekolte kıyafeti, ya da ahlaki sefaletiyle konuşulan kadınlara inat, onlar izzetleri, iffetleri, hayaları ve Hakk a teslimiyetleri ile öne çıkmalıdır. İslam ın kızları Hz. Meryem gibi abide, zahide olurlarsa pek çok erkeğin hayal dahi edemediği güzelliklere ya vesile olacak ya da bizzat onları yapacaklardır. Çünkü salih amelleri yapmak bir cinsin tekelinde olmadığı gibi, rıza-i ilahi de yalnız erkeklere mahsus bir nâiliyet değildir. Allah a ve Onun yoluna adanmış kızlar, adayış ahlakına riayet ederlerse, Hakk a adanan Anadolu topraklarında bir daha namus yobazları tesettürlerini çiğneyemeyecek, umutlarına da kezzab dökemeyeceklerdir. Çünkü tefekkürü gibi tesettürü de Şeriat tan doğanların müdafii bizzat Allah Azze ve Celledir. Dipnotlar 1. Bkz. Meryem: Bakara: Âl-i İmran: Âl-i İmran: Âl-i İmran: Buharî, Zekat Ebû Davûd, H. No: Hûd: Kasas: Ağustos / 2017

29 İSTİKAMET ÜZERE OLMANIN EHEMMİYETİ وقال رضي اهلل عنه: اذا نشأ الرجل في غير الطريق فكيف يكون حاله فقيل له: اي سيدي يتمزق ويتعب و يصل الي مراده سريعا وربما رجع من بعض الطريق. وقال رضي اهلل عنه: وكذلك الفقير! اذا لم يستقم حاله ظاهرا وباطنا يتمزق و ينفعه شيخه. وتدخل عليه الدواخل من كل مكان ويبقي يصلح لشيخه و لربه ويهلك مع الهالكين. Seyyid Ahmed er-rufai (k.s.) hazretleri Yolun dışında (yürümeye çalışarak) büyüyen/serpilen bir adamın hali nedir? diye sordular. Cevaben denildi ki: Ey Efendim! Yorulur, yırtılır, paramparça olur ve dağılır gider. Hızlı bir şekilde istediği o şeye ulaşamaz. Ve (bu hale düşenler) nice kere yolun yarısından geri dönerler. Bunun üzerine Seyyid Ahmed er-rufai (k.s.) hazretleri buyurdular ki: İşte derviş de böyledir! Eğer zahirî ve batınî (iç ve dış alemi tamamen) istikamet üzere olmazsa paramparça olur ve dağılır gider. (sonra) ona şeyhi de fayda veremez. Ve onun üzerine her taraftan daha nice kötülükler gelir ve onda yerleşirler. Artık şeyhi onun ıslahı için bir yol bulamaz, Rabbi olan Allah u Teâlâ da onu ıslah etmez. Ve helak olanlar arasında helak olur gider. (Kılâdet ül-cevahir, S:174.) Ağustos /

30 Nureddin YILDIZ Başörtüsü Modelleri 30 Tesettür: Allah rızası gözetilerek başa konan veya bedene giydirilen kıyafettir. Bu kıyafet kalitelidir, temizdir, vakurdur. Ama gösteriş için değildir, teşhir etmez, gözleri davet etmez. Bedenin tamamını örter. Kıyafetin kendisi bir ziynet değildir; onu da bir kıyafetle örtmeye gerek bırakmaz. Bedene yapışık değildir. Çizgileri belirtecek kadar ince değildir. Ağustos / 2017 Tesettür, kadını daha cazip hale getirmek için değil, onu mahremi dışındakilere cazip olmaktan korumak içindir. Müslüman hanımın başındaki başörtüsü, bedenini örten kıyafeti tesettür içindir. Tesettür ise korunmaya yöneliktir. Müslüman kadından tesettüre bürünmesi istenmesi, gözlerden korunmaya sağlamaya yöneliktir. Gözlere açılan bir tesettür için tesettür deyimini kullanmak yerinde bir deyim olmayacaktır. Bu zaviyeden bakıldığında, Müslüman kadının başındaki baştan daha cazip bir başörtüsü, başı örtmüş olsa da maksadı tahakkuk ettirmiş olmaz. Müslüman kadının dış kıyafetinin ziynete dönüşmesi, moda ürünü olarak kullanılması İslam ın tesettürü emretmesindeki maksatlar açısından nasıl benimsenebilir? Başörtüsü kadar, Müslüman hanımların diğer dış kıyafetleri için de aynı şeyleri sorgulayabiliriz. Bedeni teşhir eden dar veya ince bir kıyafet, bak bana! diyen renkler, dikkat çeken yürüyüş ve oturuş

31 tarzları, ağır parfüm tesettürü yabancılaştıran etkenlerdir. Namazı, eğilip kalkma haline getiren anlayışı neden reddediyoruz? Çünkü namaz, eğilip kalkmaktan çok, bir anlayışın ve kulluğun simgesidir. O anlayış, hayata yansımıyor olduktan sonra, seccade başında namaz hareketlerinin tekrarlanmasını yeterli bulmuyoruz; Böyle bir namazın sahibini de kınıyoruz. Aynı şey bayanın tesettürü içinde geçerlidir. Eğer tesettür, bayanı daha cazip hale getirebilmek içinse söylenebilecek bir söz yoktur. Hayır, tesettür bayanı mahreminin dışındakiler için cazip olmaktan korumak içinse o zaman neyin tesettür olduğunu iyi tahlil etmemiz gerekmektedir. Zira tesettür, Müslüman kadının önünde mubahlardan bir mubah değildir. Bilakis ibadettir. İbadet ise şeklini kulun belirlediği eylemin adı değildir. Nasıl namazı biz, yaşadığımız çağın şartlarına göre şekillendiremiyorsak, namaz gibi bir farz olan tesettürü de zihniyetimizi şekillendiren anlayışların etkisinde bırakamayız. Çarşaf Ve TesettürTesettürün, ibadet olduğunu kabul etmekle, yöresel olduğunu kabul etmek arasındaki açı oldukça geniştir. Tesettür ne Arap kültürüdür ne de Osmanlı kültürüdür. Tesettür, İslam ın kadın için takdir ettiği tarzın adıdır. Ve tesettürün amacı, avreti gözlerin cazibesi olmaktan uzaklaştırmaktır. Şu veya bu nedenle tesettür bu ana çizginin dışına taştığında, dönülmesi gereken yanlış bir yola girilmiş olmaktadır. Tesettürün ilk bakışta çarşaf adlı kıyafeti hatırlatması da doğru değildir. Çarşaf, Kur an ın beyan ettiği kıyafete en yakın kıyafet olabilir. Bizden önceki neslin anlayışı da bu tarzda olmuştur. Ancak çarşaf bile, tesettürdeki maksat kollanmadığında İslami olma özelliğinden uzaklaşabilmektedir. Bir Müslüman hanımın üzerindeki çarşaf, hafifi bir rüzgârda bedenini şekillendirecek kadar ince ve desteksiz giyilmiş ise o kıyafetin adının çarşaf olması, renginin siyahlığı, Allah ın emrini ne kadar tahakkuk ettirecektir? Renklere ve şekillere takılmadan maksadı yakalamak zorundayız. Nasıl, namaz diyip geçiştiremiyor, onun ayrıntılarını da dikkate aldığımızda namaz ibadetinin hakkını verebiliyorsak, emirlerden bir emir olan tesettürün de aynı dikkate tabi olarak uygulanması gerekmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Müslüman kadınların kıyafetlerini, farz bir ibadeti eda etme anlayışının dışına taşırıp, zevklerini ve ihtiraslarını tatmin edecekleri bir anlayışla belirliyor olmaları esef vericidir. Bir yandan başörtüsü için yıllara yayılmış bir mücadele verilirken diğer yandan bizzat başörtüsünün, başı örten ama sefih zihniyeti teşhir eden seviyeye düşmesi, emirlerle zevkler arasındaki farkı yakalayamadığımızı göstermektedir. Başörtüsü, başka bir başörtüsü ile örtülmesi gerekecek halde olmamalıdır. Kıyafete kıyafet giydir- Tesettür, kadını daha cazip hale getirmek için değil, onu mahremi dışındakilere cazip olmaktan korumak içindir. Müslüman hanımın başındaki başörtüsü, bedenini örten kıyafeti tesettür içindir. Tesettür ise korunmaya yöneliktir. Müslüman kadından tesettüre bürünmesi istenmesi, gözlerden korunmaya sağlamaya yöneliktir. Ağustos /

32 mek durumunda kalmamalıyız. Başlar kapanır, kafalar dışarı açılırsa kaybeden biz oluruz. İslam şekilci bir din değildir elbette; kalplerdeki idrak önemlidir. Renklere ve santimlere de kilitlenmiyor dinimiz; ihlâs ve samimiyet yeterlidir. Ama Müslüman kadınların üzerlerine giydikleri tesettür kıyafetleri yabancıların kıyafetlerinden daha cazip, daha kamaştırıcı ise neyi örtüp neyi açtığımızı, neyi alıp neyi kaybettiğimizi muhasebe etmemiz gerekiyor demektir. Başta Ne Var Altta Ne Var? Müslüman hanımın başını örtme arzusu, onun Allah tan korkup başını örten bir Müslüman, Allah korkusunu sadece başın örtülmesi ile daraltırsa, o korkunun kendisinden beklenen korku olmadığı ortaya çıkar. Zira başı örtülü bir kadının, baş dışındaki bedenine uygun gördüğü kıyafet, baştaki örtüyü yalanlar mahiyette ise bu bir çelişki olur. Müslüman kadınların, kaliteli giyinmeleri, kıyafetlerine özenmeleri en tabi haklarındandır. Hatta Müslüman bir kadın becerebildiği ve imkânları dâhilinde olan en güzeli, en çekiciyi giyinmelidir; bedenini ve Allah ın ona verdiği güzelliği köhneleştirmemelidir. Fakat bu, onun nikâhlı eşine karşı olmalıdır. Mahremi olmayanları onun bedeni ve güzelliği hakkında bilgi sahibi olması ne kadar tesettür mefhumu ile bağdaşabilir? Kadınlarımızın bu ince çizgiyi ayırmaları git gide zorlaşmaktadır. Tesettür Allah yolunda cihaddır. Kadınların kendi çaplarında, bütün asırlarda ifa ettikleri en büyük cihad uygulamalarından biridir. Onların tesettürleri sadece onları temsil etmiyor. Bütün Müslümanların, yeryüzünde İslam adına yapmak istedikleri şeylerin özünü ihtiva eden bir eylem onların tesettüre bürünmeleri ile tezahür eder. Erkek mücahitlerin, kadınların tesettürleri uğruna cihad etmeleri neyi ifade ederse, Müslüman kadınların da tesettüre sahip olmaları o ifadenin içini doldurma olarak yerini alır. Bu nedenle, Müslüman kadınların başlarının açılması veya tesettürden uzaklaşmaları bir sorun olarak düşündürdüğü gibi, başörtüsünün farzı eda etmekten çok zevkleri tatmin etmeye dönüşmesi de düşündürür. Müslüman kadının tesettürü konusunda karşımıza farklı modeller çıkmaktadır: Birinci model: Anneden babadan görülen şekliyle kullanılan başörtüsü veya tesettür 32 Ağustos / 2017

33 Tesettürün ilk bakışta çarşaf adlı kıyafeti hatırlatması da doğru değildir. Çarşaf, Kur an ın beyan ettiği kıyafete en yakın kıyafet olabilir. Bizden önceki neslin anlayışı da bu tarzda olmuştur. Ancak çarşaf bile, tesettürdeki maksat kollanmadığında İslami olma özelliğinden uzaklaşabilmektedir. vardır. Bu tesettürde ibadet heyecanı yoktur. Allah rızası da gözetilmektedir. Yöresellik ekonomik şartlar, aile baskısı, vücut tipi gibi nedenler kıyafet tercihini etkilemiştir. Güneşten korunmak, tarlada çalışırken topraktan, tozdan kaçınmak için başa konmuş bir örtü, giyilmiş bir şalvar, dinle bağlantılı bir kavramı ifade etmektedir. Şüphesiz böyle bir kıyafetin şekli benzemiş olsa bile İslamiliğini iddia edemeyiz. Hıristiyan rahibeleri de benzer kıyafetler giymiş olabiliyorlar. Ne onlar ne de bunlar için çizilecek daire İslam dairesidir. Yine namaz örneğinden hareket ederek yapacağımız bir benzetme meseleyi daha iyi anlamamıza yardım edecektir: Bir spor hareketinin namazdaki secdeye benzemesi, o hareketin secde anlamını taşımasını ne kadar temin edebilir? İkinci model: Ahir zaman tesettürü: İmam Müslim in Sahih inde rivayet ettiği (Libas,34; 5547) bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu ahir zaman tesettürünü haber vermiştir. Bizzat hadiste bu kıyafet sahipleri için Giyinmiş Çıplaklar! denmektedir. Giyinmiş çıplakların nasıl olabileceğini yaşadığımız bu asırda çok açık bir şekilde gördük. Söz konusu bu hadisi şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, giyinmiş çıplaklar dediği kadınların, yürüyüşleri, kıyafetleri ile erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekeceklerinin haber vermektedir. Mucizevî hadislerden biri olarak gördüğümüz bu hadiste, bu tür kadınların oluşturacağı tehlikeye işaret edilmiş olmaktadır. (Hadisi şerif oldukça yaygındır. İbni Hibban, Mavsıli, Beyhaki, Ahmed, İmam Malik gibi meşhurlar tarafından da rivayet edilmektedir.) Mevlit törenlerinde, kandil gecelerinde başa konan göstermelik tüller herhalde başörtüsü olarak benimsenmiş bezler değildir. Ya da yaz kurslarına giden genç kızların, annelerinin başörtülerini, eteklerini kullanıp, komik bir şekilde camilere gitmeleri de tesettür değildir. İstanbul da saçının telini göstermediği halde, hacc için bulunduğu Mekke veya Medine de kendisini kardeşlerinin arasında güvende hissedip, entarisiyle dolaşan hacı teyzelerin ev kıyafetleriyle dolaştıkları Mekke sokaklarındaki tavırları da tartışılır anlayışları yansıtır. Çay bahçelerinde, ebeveynlerin rızası, hatta bilgisi olmadan okuldan edindiği arkadaşlarıyla muhabbet eden genç kızların başlarındaki bezin adı da başörtüsü değildir. Ona illa bir ad verilecekse onun adı ahir zaman tesettürü olabilir. Kudüs topraklarındaki kargaşa da o dur. Bazı Müslüman yazarçizerlerin, Müslüman kadınları Paris menşeli tesettüre davet etmeleri ise, olsa olsa tuz olur biber olur yaramıza. Üçüncü model: Allah rızası gözetilerek başa konan veya bedene giydirilen kıyafettir. Bu kıyafet kalitelidir, temizdir, vakurdur. Ama gösteriş için değildir, teşhir etmez, gözleri davet etmez. Bedenin tamamını örter. Kıyafetin kendisi bir ziynet değildir; onu da bir kıyafetle örtmeye gerek bırakmaz. Bedene yapışık değildir. Çizgileri belirtecek kadar ince değildir. İlk bakışta küfrün simgelerinin anımsatacak nitelikte değildir. Erkeklere mahsus bir kıyafet değildir. Bu model kıyafetin sahibi kadının seccadesi vardır, tesettürü vardır. Tesettürü seccadesidir, seccadesi tesettürdür. Ayıplayanların ayıplamasına aldırmaz, çağı ve çağdaşı taklit etmez. Vakurdur, kibirli değildir. Ciddidir; ciddiyeti gereği kıyafetini tartışmaz. Bu modelin sahipleri, evlendikleri gün için farklı bir kıyafet düşünmezler. evlilik bir defadır! gibi bir safsataya kapılmaz. Zaten evlilik bir defa olduğu için, o imtihanı kazanmam lazım, diye düşünürler. Onların başörtüleri, dış kıyafetleri bu ümmetin onurudur; onlar ümmetin sokaklarında yürüyen mücahidedirler. Allah onlardan razı olsun. Ağustos /

34 Abdullatif ACAR Tesettür Bir Kimliktir Allah korkusu günahlara karşı en büyük zırhtır. Tesettür, takvayla gerçek anlamına kavuşabilir. Tesettürün aslı; Allah a karşı gelmekten sakınmak, şekillerden çok o şekillerin ihtiva ettiği anlamı kalben yaşamaktır. Tesettür ve örtünme sadece insana mahsus ve insanı diğer canlılardan ayıran bir güzelliktir. Hayvanlar için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değildir. Tesettür, iffet ve hayânın, ahlak ve faziletin bir göstergesidir. Hayâ ve edebin insanların üzerine bu kadar uyan ve yakışan çok erdemli bir davranış olduğundan şüphe yoktur. Tesettür ve örtünme her şeyden önce fıtri bir ihtiyaçtır. Ta Hz Âdemden beri var olan örtünme, Müslümanların nazarında sadece bir korunma değil, her şeyden önce Allah ın bir emridir. Bu nedenle onun, her ibadette olduğu gibi bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok hikmetleri ve faydaları söz konusudur. 34 Ağustos / 2017 Yüce Allah(c.c.) buyuruyor ki: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle.

35 Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzap,59) İnsan kendisini, kardan kıştan, soğuktan ve sıcaktan birçok tehlikeden korumak için nasıl ki gerekli tedbirleri alıyorsa tesettür hususunda da namusunu, iffet ve hayâsını muhafaza etmek için tedbirler almalı; özenle tesettürün zarafetine, nezafetine bürünmeli. Evlerimizi inşa ederek sıcak ve korunaklı bir yuva kurma gereği niye duyarız? Çünkü insan korunmaya muhtaçtır, ne kadar toplumun bir ferdi olsa da, toplumla iç içe yaşamak mecburiyetinde bulunsa da kendine ait özelleri vardır. O özeller ve mahrem haller gizlenmeli ve kendisine helal olanların dışında kimseye açık olmamalı. Hırsız, arsız, namussuzun varlığını da hesap etmeli. Kimin eli kimin cebinde, kimin gözü kimin namusunda belli olmayan, güvenin olmadığı, inisiyatifin kötü niyetli insanların eline geçtiği bir toplumda huzur içerisinde bir hayat sürmek mümkün değildir. Yine tesettürün önemiyle ilgili başka bir ayeti kerimesinde yüce Allah, bizleri şöyle uyarıyor: Eğer(Allahtan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Maruf üzere, uygun, ciddi ve ağır başlı bir şekilde konuşun! Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namaz kılın, zekâtı verin, Allah ver Resulüne itaat edin! Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister. (Ahzap,32-33) Bu ayeti kerime Peygamber in hanımlarının sahip oldukları mükâfatı, Allah ın lütfu yanında kendilerinin de önemli bir katkısına bağlanmıştır. Bu emirle bütün Müslüman kadınların şeref ve haysiyetinin, vakar ve ciddiyetinin korunmasının nasıl sağlanacağını bildirmiştir. Bu sadece örtünme ile değil, başkalarıyla konuşmanın edep ve adabından tutun ses tonlarının ayarlanmasına, zaruret olmadıkça dışarıya çıkılmamasına kadar bir sürü önlemi içermektedir. Zira bu, korunmaya daha yakındır. Böyle olunca birilerinin dil uzatmasına, kötü söz söylemesine, kötü düşünce ve fikirlere kapılmasına da engel olunmuş olunur. Peygamberimizin(s.a.v.) buyuruyor ki: Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker (Tirmizi, Rada,18) ayrıca bununla beraber erdemli olmak her hususta gereklidir. Buda takva ile mümkündür. Tesettür Özgürlüktür Arap toplumunda örtünmek adet değildi. Cahiliye toplumunda kadına hürmet edilmez hak ettikleri değer verilmezdi. Cehalette alabildiğine ileri giden bu Yüce Allah(c.c.) buyuruyor ki: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Ahzap,59) Ağustos /

36 Sizi görenler kadınlık kimliğinize değil, Müslüman kimliğinize bir daha, bir daha baksınlar. Kafa ve düşüncelerindeki düşmanlıklarını eyleme dönüştürme hususunda kararlarını yeniden gözden geçirsinler. toplum, kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyor, kadınları bir eşya olarak görüyor, kullanılıp atılacak bir paçavra olarak algılıyordu. İslam ise kadına hak etmiş olduğu değeri vermenin yanında onun ismet ve iffetini korumanın yollarını da göstermiştir. Tesettür kadına verilen kıymetin en önemli göstergelerinden biridir. Hz Ayşe(r.a.) buyuruyor ki: Ensar kadınlarına,allah rahmet etsin, bu, Ey peygamber hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin kadınlarına da söyle (bknz Ahzap,59) ayeti indiğin de kadınlar mırtlarını yardılar, onlarla başlarını sardılar da Resulüllah ın arkasında öyle namaz kıldılar, sanki başlarında karga varmış gibi Evet, Tesettür bir mesajdır; o günün cahiliye toplumunda olduğu gibi bugün cehaletini medeniyet kılıfıyla gizleyen cahillerin, sapkın ve sapıkların; şehvet ve nefis pereselerin gözlerine sokarak hürriyet sahibi olduğunuzun, köle ve cariye olmadığınızın mesajıdır. Tesettür cahiliye döneminde hür olmanın işaretiyken bugün bağnazlığa ad koydular onu. O gün hürriyetleri elinde olmayanlara sarkıntılık edenler bugün, örtümüze dil uzatma cesaretini göstererek ona hakaret ediyorlar salyalarını akıta akıta. Onun için Tesettür kimliktir dedik. Kimliğinizi sormasalar da gösterin. Çünkü kimliksiz yaşamak en tehlikeli yaşam şeklidir. Herkes haddini bilsin diye gösterin normal hayatın akışı içerisinde Sizi görenler kadınlık kimliğinize değil, Müslüman kimliğinize bir daha, bir daha baksınlar. Kafa ve düşüncelerindeki düşmanlıklarını eyleme dönüştürme hususunda kararlarını yeniden gözden geçirsinler. Tesettür incinmemek ve incitmemek içindir; o olunca üzerinizde ne Allah ı ne Peygamberi ne insanları; ne de kendinizi incitmiş olursunuz. O olunca şeref ve haysiyetinizi korumuş olur, güzel olanı kendinize ve eşinize saklamış olursunuz. Onun güçlü mesajıyla kem gözleri eğdirirsiniz yere, onlar eğince düşmanlıklarını, siz dirilirsiniz. Siz Rabbinizle ve kulluğunuzla meşgul olursunuz. En güzeli de Takva Tesettürüdür Her şeyi hikmet üzere yaratan, insanı bütün güzelliklerle donatan Allah, insanın bu özelliklerini ve güzelliklerini kendisine ibadet ve itaat ederek korumasını emretmiştir. Namaz, fuhşiyat ve münkerata karşı tesettürken, zekat fakirin hakkının çiğnenmesine kilit, malın temizlenmesine kapı; hac kirlenen kalplere cila, fitne tohum- 36 Ağustos / 2017

37 larını eriten kezzap, birlik ve beraberliği tesis eden harç, ümmet bilincini uyandıran ruh; kurban Rab den uzaklaştıracak her şeye karşı bir örtü, O na yakınlaşmaya bir yol ve yordamdır. İşte bu yönüyle tesettür sadece bir örtünme değil, eylemdir. Hem bir hak hem de ahlak kavramıdır. Bir ismi de Settar olan Allah, insanın günah ve ayıplarını örttüğü gibi kuluna da hem başkalarının ayıp ve kusurlarını hem de başkaları için ayıp olan yerleri örtmesini emretmektedir. Hz Adem den beri var olan örtünmenin nice çirkinlikleri örteceğini yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor: Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takva söz etmek için bütün vücudun örtünmesi gerektiğini ele almamız gerekir. elbisesi (takva ile kuşanıp donanmak) ise daha hayırlıdır. İşte bunlar, Şeffaf vücut hatla- Allah ın ayetlerindenöğüt rını gösteren veya belli dir. Belki düşünüp Ey Âdemoğulları! Size çirkin eden bir örtünme şekli alırlar. (Araf, 26) tesettür sayılmaz. Bu yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise bağlamda tesettür bir aksesuar Bu ayeti kerimede indirdik. Takva elbisesi (takva ile kuşanıp değil, Allah ın emri en önemli olanın va elbisesi olduğuna una şeklidir. Dolaysıyla o tak- olan itaat ve boyun eğme donanmak) ise daha hayırlıdır. İşte bunlar, özellikle vurgu yapılı- Allah ın ayetlerindendir. Belki düşünüp itaatin makbul sayılyor. Çünkü Allah kusu günahlara karşı Peygamberinin talikor- öğüt alırlar. (Araf, 26) ması Allah ın emri en büyük zırhtır. Tesetmatları doğrultusunda tür, takvayla gerçek olması gerekir. anlamına kavuşabilir. ir. Tesettürün aslı; Allah a karşı gelmekten sakınmak, şekillerden çok o şekillerin ihtiva ettiği anlamı kalben yaşamaktır. Bir insan örtünmesine rağmen diğer ibadet ve itaatlerine devam etmiyor, yalan ve günahla hayatını geçiriyorsa, kısacası; vücudunu elbiselerle örttüğü gibi kalbini ve gönlünü günahlara kapalı, Allah a açık bir hale getiremiyorsa, o açık ve ulu orta ki haliyle şeytanın tuzağına düşmüş, erdem ve değerlerini kayıp etmiş demektir. Takvayı giymeyen bir insanın ya giydiği tesettür onu günahlardan uzaklaştıramaz ya da Allah ın emrettiği tesettürü değil, nefsinin hoşuna giden giyinme tarzını tesettür zanneder. Allah, kalplerdekini en iyi bilendir. Örtülerin altındakini de üstündekini de hakkıyla bilen yine O dur. Takva, kalplerde ki Allah tan korkmanın bedende tesettür, gözlerde harama bakmamak, kulaklarda haramı işitmemek, ayaklarda harama yürü- Tesettür, ifşa ve gösteriş aracı olarak kullanılır duruma geldi günümüzde maalesef. Yani örtüler amacının dışında bir gösteriş aracı ve dikkat çekme ve beğenilme sebebi olarak algılanır oldu. Sokaklar örtünen insanlardan çok örtüleriyle ve kıyafetleriyle bir podyumu andırmaktadır. Niye ve neden örtündüğünü bilmeyen insanların, o örtünün altında yaptıkları ahlak dışı davranışlar insanın hem vicdanını incitmekte hem de İslam a zarar vermektedir. Zira görüyorsunuz tesettürlü olduğu halde kol kola erkeklerle sarmaş dolaş gezen, tatillerde sahil beldelerinde tatildir, normaldir anlayışıyla İslami olmayan, o azıcık örtülerini dahi bir kenara itmekten çekinmeyen kızlarımızı. Ahlak dışı konuşmalarıyla, iffet ve hayâdan uzak, hal ve hareketleriyle tesettür dedikleri şeyi değil, nefisleri ve şehvetlerinin bayraktarlığını yapıyorlar böyleleri. memek, dillerde fahiş ve kötü sözleri söylememek şeklinde kendini gösterir. Tesettür, fıkıh teriminde şer an örtülmesi gereken, erkeklerde göbekten diz kapağı altına kadar, kadınlarda ise el, yüz ve ayakların dışında bütün vücudu kapsar. Bu bağlamda tesettürü sadece başı örtmekten ibaret görmek onu eksik anlamaktır. Adına ne denirse densin, bugün isim olarak kullanılan başörtüsü veya türban sadece tesettürün bir kısmıdır. Belki Müslümanların bedel olarak ödedikleri, özgürlüklerin onun üzerinden kısıtlandığı, mazlum Müslümanlar, mücadelelerini onun gölgesi altında yapmış olmaları nedeniyle farklı bir yeri ve değeri vardır. Ancak ifade ettiğimiz gibi tesettürden Ağustos /

38 Örtünmüş Çıplaklar Peygamber imiz(s.a.v.) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: Cehennemliklerden henüz görmediğim (daha sonra ortaya çıkacak) iki gurup vardır: Bunlardan biri, sığırkuyrukları gibi kırbaçlarla insanları döven bir topluluktur. Diğeri, giyinmiş oldukları halde çıplak görünen, başkalarını da kendileri gibi giyinmeye zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremezler. Hatta onun çok uzak mesafeden hissedilen kokusunu dahi alamazlar. (Müslim, cennet,52) Başka bir hadisinde ise şöyle buyuruyor: ümmetimin son dönemlerinde giyimli fakat çıplak bir takım kadınlar olacak, bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Bunları lanetleyin, çünkü onlar lanetlenmişlerdir. (Müslim, Libas, 125) hele hele konuşmalara bütün vücut hatlarının iştiraki, kelimelerin belini kıra kıra sarf edilen cümleler, adeta ben buradayım bana bir bakın dedirtmiyor mu? Bakışlara kilit vuran, onları geri püskürten değil, bir bakan ı bir daha bir daha baktıran bu tesettür şekli İslam ın asla kabul edeceği bir giyim tarzı değildir. Böylelerini Yüce Resul, giyinmiş çıplaklar olarak nitelendiriyor. Ana Babalar Dikkat! Çocukların giyim kuşamlarında anne ve babaların rolü çok büyüktür. Zira her çocuk ilk önce anne ve babasını model olarak kabul eder. Zamanla çevrenin etkisiyle görüşlerinde ve düşüncelerinde değişimlerin olacağı gibi, doğal olarak giyim kuşamlarında da farklı düşünceler söz konusu olabilecektir. Bu nedenle evlatlarımıza hem iyi bir rol model hem de iyi bir rehber olmalıyız. Onları çevrenin, çarşının pazarın, televizyon ve bilgisayar gibi iletişim araçlarının insafına bırakmamalı, maddi ihtiyaçlarını giderdiğimiz gibi manevi boşluklarını doldurmalıyız. Evet, bu gibi insanlar giyinik çıplaklardır. Bakışları üzerlere çeken bin bir türlü renkte başörtüleri, o örtünün altında deve hörgücü dediğimiz topuzlar, bunun altında sımsıkı kot pantolonlar, vücut hatlarını belli eden incecik bluzlar yırtmaçlı etekler, uzun topuklu ayaklarla adeta erkeklerin kalplerini döve döve, kıvırta -kıvırta yürümeler; kaş ve gözlerin boya ve cilaları, Tesettürü, namazı niyazı, ibadet ve itaati yapacak işi olmayan, emekli olan, yaşı iyice ilerlemiş büyüklerin görevi gibi algıladığınızda, anne ve babalar olarak siz, cennete talip olurken evlatlarınıza ateşi teklif etmiş olursunuz. Siz tesettürünüzle korunurken evlatlarınızı acımasız zamanın kucağına atmış bulunursunuz. Öyle { } Takvayı giymeyen bir insanın ya giydiği tesettür onu günahlardan uzaklaştıramaz ya da Allah ın emrettiği tesettürü değil, nefsinin hoşuna giden giyinme tarzını tesettür zanneder. Allah, kalplerdekini en iyi bilendir. Örtülerin altındakini de üstündekini de hakkıyla bilen yine O dur. 38 Ağustos / 2017

39 ki! Sakallı sakallı, nur yüzlü görünen dedelerin ve babaların, belki beş vakit namazında niyazında olan yâda örtüsüne dikkat eden anne ve ninelerin yanlarında, açılıp saçılmanın sınırlarını zorlayan kızları, torunları ve yakınlarını onurla gururla gezdirmelerine her gün şahit oluyor, bu ne perhiz bu ne lahana, demekten kendimizi alamıyoruz. Sözüm geçmiyor, zamane evladı asla bir bahane değil. Anne ve babalar! Sesinizin gür çıktığı, sözünüzün evlatlarınızın zihinlerinde tesir bıraktığı zamanları iyi değerlendirin. Yoksa iyice yaşlandığınız, Hayatın yorgunluğunu da sırtınızda hissettiğiniz de çocuklarınız birileri tarafından zaten eğitilmiş, iş işten çoktan geçmiş olur. O zaman sırtlarına zorla giydirdiğiniz örtüleri takmaktan utanır, toplumdan tecrit edilmiş hissederler kendilerini. Tesettür Ne Değildir? Tesettür, sadece ojesine, cilasına ve boyasına yetişemeyen, yüzlerindeki buruşukluğu bunlarla kapatamayan, artık manikürünü ve pedikürünü yapamayacak duruma gelen, yaşları iyice ilerlemiş ne anne ve babaların nede köylü ve hizmetçilerin çaresiz başvurdukları bir şey değildir. Örtü patron hanım efendi diye adlandırılan, boyalı cilalı, açık ve saçık zenginlerin hizmetini gören; falanca makam sahibinin çayını yapan, filanca patronun odasını temizleyen hanımefendilerin takması gereken bir iş elbisesi hiç değildir. Kısaca örtü ayak takımının değil baş olmanın Tesettür, ifşa ve gösteriş aracı olarak kullanılır duruma geldi günümüzde maalesef. Yani örtüler amacının dışında bir gösteriş aracı ve dikkat çekme ve beğenilme sebebi olarak algılanır oldu. Sokaklar örtünen insanlardan çok örtüleriyle ve kıyafetleriyle bir podyumu andırmaktadır. ve büyüklüğünü, şerefini ve haysiyetini muhafaza edebilenlerin rütbesidir. Müslüman kadının simgesidir. Örttü bir kimliğin göstergesidir. Mesajdır, nasihattir. İmanın dışa yansımış şeklidir. Örtü emri ilahiyi anlamak ve anlamlandırmaktır. Örtü sen kimsin sorusu karşısında ben bir Müslümanım cevabıdır. Örtü, bana sakın nazar etmeyin çünkü benim sahibim var, bani ve seni kayıt eden biri var, benden ve senden hesap soracak gerçek hüküm sahibi Allah var mesajıdır. Bugün Batı ve haçlı zihniyeti bizi, kendi değerlerimizle vurmak için nice planlarını uzun zamandır devreye sokmuş durumda. Bunun adına medeniyet dedi. Moda dedi. Hürriyet dedi. Kadın erkek eşittir dedi. Çünkü bu daha kolay ve etkili yöntemdi onlar için. Başarılı olmadılar diyebilir miyiz? Biz İslam a göre bir tesettür anlayışına sahip olamayınca bize sunulan bu şatafatlara boyun eğip, gayri Müslümlerin inandığı gibi yaşamaya, onların giyindiği gibi giymeye başlar olduk. Tesettürü bile moda anlayışına kurban ettik. Hâlbuki İslami bir tesettür, tabiri caizse, modası hiç geçmeyen, modeli yüce yaradan tarafından çizilen, işlev ve özelliğini kıyamete kadar devam ettirecek olan bir örtünme şeklidir. Gözlere Tesettür Giydirmeli Kimin gözü bir kadının güzelliğine takılır da hemen gözünü ondan çevirirse, Allah ona kalbinde halavetini hissedeceği bir ibadet sevabı ihsan eder. (Ahmet, heysemi) Ağustos /

40 Niye ve neden örtündüğünü bilmeyen insanların, o örtünün altında yaptıkları ahlak dışı davranışlar insanın hem vicdanını incitmekte hem de İslam a zarar vermektedir. Zira görüyorsunuz tesettürlü olduğu halde kol kola erkeklerle sarmaş dolaş gezen, tatillerde sahil beldelerinde tatildir, normaldir anlayışıyla İslami olmayan, o azıcık örtülerini dahi bir kenara itmekten çekinmeyen kızlarımızı. İlk önce gözlere tesettür giydirmeli; başları indirmeli, bakışları gizlemeli. Sokakta, çarşıda, pazarda gördüğünüz, günaha adeta davet eden, manzaralar nedeniyle başınızı yere eğdikçe kalbiniz doğrulur. Başları kaldırdıkça edep ve iffet sancağınızı indirmiş olursunuz imanın burçlarından. Nefsin ve şehvetin ağzını kapatmalı, şeytanı alt etmeli. Allah ayetinde ilk önce bakışları terbiye eder sonra bakılacak şeyi Ne bakarak günaha davetiye çıkarmalı ne baktırarak Kalbi, kötü niyetli bakışlar nedeniyle gelecek oklardan korumalı. Onu takva kalıbına sokmalı. Başkalarının bakmalarına demelerine değil Rabb inin seni nasıl görmesi gerektiğine yoğunlaşmalı. Göz bakınca o nazardan kalbe bir hücum başlar. Bu hücum ve saldırılar karşısında kalbin nuru zayıflar, kalpteki Allah korkusu azalır. Allah korkusu kayıp olunca her herşey meşru ve normal bil hal alır. Günahın kendisi bizzat yasaklandığı gibi günaha götüren her şeyde yasaklanmıştır yüce dinimiz İslam da. Bakış zina için bir kapı ve giriştir. Bu nedenle Allah, zinaya yaklaşmayın buyuruyorken oraya gidecek kapıları kapatın buyurmuş oluyor. Peygamberimiz(s.a.v.) ise bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: Harama bakış iblisin zehirli oklarından bir oktur. Her kim Allah korkusu sebebiyle bunu terk ederse Allah ona kalbinde halavetini hissedeceği bir iman bahşeder. (Hakim) Gözlerin sakınılması sadece erkekler için değil kadınlar içinde bir emirdir. Erkekler gözlerini namahremden sakındıklarında hem kadınların iffetlerini korumuş olurlar hem de kendi iffetlerini Bu hususta yüce Allah buyuruyor ki Mümin erkeklere söyle gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. (Nur, 30) yine bir ayette de: Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka süslerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları kendi kadınları, hizmetlerinde bulunan köle ve cariyeler, cinsel arzu taşımayan ve ailede barınan erkekler, kadınlarının cinselliklerinin farkında olmayan çocukların dışında kimseye süslerini göstermesinler yürürken, gizledikleri süsleri bilinsin diye ayak- 40 Ağustos / 2017

41 larını yere vurmasınlar. Ey müminler hepiniz Allah tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz! (Nur,31) buyuruluyor. Sahip olduğu değerleri ve kıymetleri bilmeyenler kendilerine ait olan şeyleri ifşa etmekten de çekinmezler. Her meyvenin bile kendine ait örtüsü kabuğu vardır. Soyulan meyve zamanla dış etkenler nedeniyle bozulur güzelliğini ve özelliğini kayıp eder. Kadının erkeğe göre yaratılış itibariyle daha cazip ve etkileyicidir. Nazenin bir çiçek ve cevher kadar değerlidir. O, Neslin devamı için çok kıymetli bir eğitmen ve muallimdir. Bu nedenle kadının ziynetlerini ifşa etmesi, güzelliğini herkesle paylaşması yetiştireceği neslinde bozulması ve yozlaşmasına neden olur. Yaşadığımız asır, bize ahiretsiz bir hayatı vaat etmektedir. Kadını bir meta haline getiren yüzyılın pık anlayışı, kadını adeta vitrin de bir aksesuar ha- çarline getirdi. Reklam aracı olarak gördü. Bunu kadın bile bile ve isteyerek kabul etti. Başkaları için her yolu meşru gören, desinler için giyim ve kuşama bürünen bunun adına, ister tesettür ettür desin, ister demesin, zilleti kabul etmiş, neslini heba etmek pahasına şehvetinin kurbanı olmuş demektir. Kim dünyada şöhret için elbise giyerse, Allah ona kıyamet gününde zillet elbisesi giydirir. Sonrada onu cehennemin ateşlerinde yakar (Ebu Davut, Libas, 5) Eşleriniz Sizi de Örtmeli Yüce Allah buyuruyor ki; onlar sizin için bir örtüdür, elbisedir; sizde onlara örtü, elbisesiniz (Bakara,187) Bir kadın tesettüründen taviz verdikçe helalinden uzaklaşmış, eşinin hakkını başkalarıyla paylaşmış olur. İşte aile huzursuzluğun başlıca sebeplerinden biri de budur. Gözü dışarıda olanın gönlü evinde ve yuvasında olur mu? Mümin erkek ve kadınlar birbirlerinin örtüsü olarak nitelendiriliyor yukarıdaki ayeti kerimede. Yani hanım erkeğin erkekte hanımın gözünü ve gönlünü haramlardan sakındıracak, açık yerlerine yama olacak. Sevgiyse ihtiyacı; koşacak. Saygıysa, gösterecek. Kötü günde beraber olmayan eşin, iyi günde yanında olması pek anlam ifade etmez kanımca. Ev yaptığı yuva kurduğu gibi huzuru da kuracak. Sıcaklığı da hissettirecek. Eşlerin birbirlerine karşı, görev ve sorumlulukları vardır. Kimse sorumsuz ve başıboş değildir İslam ın ön gördüğü evlilikte. Erkek, kadının yaratılış özelliklerini dikkate alarak maddi, manevi ve cinsel ihtiyaçlarını gidermeli. Başka yer- lere gözünü dikmemeli. Kadın da erkeğinin malının mülkünün ve namusunun bekçiliği- ni yapmalı, erkeğinin cinsel ihtiyaçlarını gidermede isteksiz olmamalı. Bugün en gü- zel elbiselerini düğünde dernekte gezide çarşıda pazarda giymek için bir tarafta saklayan, evde ve eşinin yanında pejmürde kıyafetleri tercih eden bakımsız kadınlar bundan sorumludur. Kadı- nın güzelliği evine, erine aittir. Buda hem neslin hem de nefsin korunması için önemlidir. Elbette ki kadın ve erkek gösteriş ve riyaya kaçmadan mahrem sınırları aşmadan tesettürü göz ardı etmeden dışarda da güzel giymeli. Ama bunun ölçüsünü aşmamaya dikkat etmeli. Kadının güzelliği evine, erine aittir. Buda hem neslin hem de nefsin korunması için önemlidir. Elbette ki kadın ve erkek gösteriş ve riyaya kaçmadan mahrem sınırları aşmadan tesettürü göz ardı etmeden dışarda da güzel giymeli. Ama bunun ölçüsünü aşmamaya dikkat etmeli. Ey bizi muhatap alarak değerli ve kıymetli hale getiren Allah ım! Ört bizim günahlarımızı! Ört bize verdiğin kıymet ve değerlerimizi! Örtemediklerimiz/ örtünemediklerimiz nedeniyle affınla ört! Settar isminle ört! Tevvap isminle ört! Rahman ve Rahim isminle merhamet et! Örtündüğümüzü zannedip ifşa ettiklerimizi geri ver bize! kayıp ettiklerimize kavuştur bizi. Bizi bize ver, ancak bizi bize bırakma. (Amin) Selam ve dua ile Ağustos /

42 Ersan BİLGİN Asil Bir Davranış; Harama Bakmamak Ve Tesettür 42 - Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Ağustos / (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, namuslarını (ırzlarını da) korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nur Suresi, 30. Ayet) - Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususi-

43 yetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz. (Nur Suresi, 31. Ayet) Müminlere yani mümin erkeklere söyle, gözlerini indirsinler; gerek dışarda, gerek içerde ve gerekse başkalarının evlerine girip çıkarken, otururken kalkarken gözlerini dikmesinler, harama bakmaktan, ayıp bir şey görmekten sakınsınlar. Sofiye den Şiblî (k.s.) ye: bu ne demektir? diye sormuşlar, demiş ki: Baş gözlerini haramlardan, kalp gözlerini de Allah tan gayri şeylerden çeksinler. Irzlarını da korusunlar, apış aralarını tamamen koruyup haramdan saklasınlar, avretlerini örtüp ırz ve namuslarını korusunlar (Bu en temiz ve asil bir davranıştır.) Şüphe yok ki Allah, her yaptıklarından haberdardır. Erkeklerin nelere göz diktiklerini, istekleriyle nelere doymak istediklerini, organlarını ne gibi duygularla tahrik ettiklerini, ne maksat beslediklerini, ne düzenler kurduklarını, ne işler çevirdiklerini, ne sanatlar yaptıklarını bilir. Hiçbiri O na gizli kalmaz. Bundan dolayı, Allah ın razı olmayacağı şeylerden sakınmak gerekir. Önce erkekler hakkındaki bu önemli emir ve ihtardan sonra Müslümanlar, şimdi de kadınlar hakkındaki şu emre dikkat etsinler. - (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, namuslarını (ırzlarını da) korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nur Suresi, 30. Ayet) Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti denince örfte, taç küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar, sürme, kına ve benzerleri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir. A râf Sûresi nde Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetler (elbiseler) giyin (A râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücutlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki ziynetleri bile açmasınlar Bazı alimler de yine bu delil ile demiştir ki, hanımlar yaratılıştan ziynetleri demek olan vücutlarının hiçbir tarafını açmasınlar Ancak görünen kısımları müstesna, bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de kadının bir zinetidir. Ebu Davud un Müsned inde rivayet edildiği üzere, Peygamberimiz (s.a.s) Hz. Esma ya; Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur. buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. Bunlardan geriye kalanlarının açılması, görül- - (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, namuslarını (ırzlarını da) korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nur Suresi, 30. Ayet) Ağustos /

44 mesi, bakılması haramdır ve namahremden örtülmesi gerektir. Buyuruluyor ki; baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (indirsinler), başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebileck baş örtüsü kullansınlar. Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç başörtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrilik (modernlik) sayılan açık saçıklık böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp başörtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır. Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız farz oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadının edeb ve temizliğinin en güzel ifadesi budur İşte böyle hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemli olduğundan, özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü (kapsamını) bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, (özellikle topuklu ayakkabılarla) çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır ve ilgi çeker. Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile mütenasiptir (erkekler meseleye sahip çıkacak), ve Allah ın yardımı gelecek. Onun için bu noktada Rasûlullah (s.a.s) den bütün Müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki: Ve ey müminler! Hep birden Allah a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, (hep beraber tevbe edip düzeleceğiz.) Toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek, hanım, bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tevbe ile Allah a dönüp Allah ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. { } (Hak dini Kur an dili, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır) - (Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, namuslarını (ırzlarını da) korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır. (Nur Suresi, 30. Ayet) 44 Ağustos / 2017

45 TESETTÜR ع ن ع ائ ش ة ق ال ت : " ف ل م ا ن ز ل ت : {و ل ي ض ر ب ن ب خ م ر ه ن { [النور: ٣١ ان ق ل ب ر ج ال ن ص م ن ا ار إ ل ى ن س ائ ه م ي ت ل ون ه ا ع ل ي ه ن ف ق ام ت ك ل ام ر أ ة م ن ه ن إ ل ى م ر ط ه ا ف ص د ع ت م ن ه ص د ع ة ف اخ ت م ر ت ب ه ا ف أ ص ب ح ن م ن الص ب ح و ك أ ن ع ل ى ر ء وس ه ن ال غ ر ب ان Hz. Aişe (radiyallahu anha): Kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine alsınlar. (Nur 31) ayeti kerimesi nazil olunca, Ensar-ı kiram ın erkekleri bu ayeti okuyarak (evlerine) hanımların yanına döndüler. (Allah ın emrini işiten o mü mine hanımlar) hemen peştemal veya eteklerinden birer parça kesip onları başlarından yakalarına kadar (uzanacak şekilde) örttüler ve sabah namazına sanki başlarında kargalar varmış gibi çıktılar. (Tefsir ul-kur an-il- Azim, İbni Ebi Hatem, ) Ağustos /

46 Fatih sultan SEMİZ Her Açıdan Tesettür 46 Dünya bizim olmasın demiyoruz belki. Fakirlik bizim yaşam biçimimiz olsun demiyoruz belki. Ama jipe binmek içinde illa pantolon giymek zorunda değiliz. Koca koca güneş gözlüklerinin o başörtüsünün altında ne kadar komik durduğunu fark edelim diyoruz. Afrika da bir kabilenin bir aylık erzak parasını bir pardüseye, bir elbiseye, bir eşarba vermeyelim diyoruz. Ağustos / 2017 Modern Müslümanlar olarak önümüze gelen soruları en başından almayı öğrenmeliyiz. Soruların cevaplarını en sondan başlayarak vermek bataklık kurutmaya değil sinekleri öldürmeye yarıyor. Kucağımıza bırakılan bombanın türünü, şeklini, etki gücünü ölçmeden önce neden bizim kucağımıza bırakıldığını sorgulamamız gerekir. Ne tür bir sorun olursa olsun bu yöntemin işletilmediği yani sorunun kökenine inilmediği her problem tekrar tekrar önümüze gelecektir. Hatta bu çoğu zaman daha fazla sorunla beraber gelecektir. O yüzden sorun çözme anlamında bir metodumuz olması gerekir. 15 Temmuz darbe girişimi neden oldu sorusuna sadece ajan bunlar demekle geçeceksek ve bu teröristleri bu duruma getiren süreci iyi okuyamazsak başımıza daha fazlası da gelecektir. Veya 15 Temmuz darbe girişimi engellendikten sonra Müslümanlar neden ca-

47 mileri daha fazla doldurmak yerine sanatçı bozuntularının konserlerini doldurmayı tercih ettiler sorusuna sondan başlayıp cevap veremeyiz. Meselenin kökenine inmeli ki ne bir daha darbe olsun ne de darbeler günahlara kılıf olsun. O yüzden kullandığımız cetvel düz olmalı ki düz çizgiler çizebilelim. Diktiğimiz ağacı düz yetiştirmeliyiz ki gölgesi düz olsun. Sorularımızı düzgün sormalıyız ki doğru cevapları alalım. Yoksa yamuk cetvelle, eğri ağaçla ve yanlış sorularla ileriyi göremeyiz, bataklıkları kurutamayız. Modern Kadının Problemi Günümüz kadınının en büyük problemi ilk baktığımızda tesettür gibi duruyor. Burnunu göstermeye utanan ninelerin başını örtmeye utanan torunları çıktı meydanlara. Başörtüsünü saç örtüsü diye algılayan genç kızlar peydah oldu. Belinin aşağısına başının üstünden daha az değer veren bir nesil geldi de geçiyor. Sokaklarımızda başörtülü sayısının arttığını söyleyebiliriz belki istatistiksel olarak ama tesettürlü oranı arttı mı cevabı tam tersini söylüyor. Peki, nasıl başladı bu süreç? Buraya nasıl geldi kızlarımız? Neden bu nineye bu torun taksimi yapıldı? Giydiklerini gösterme hevesini tetikleyen şeyler ne? Meselenin başına dönmeliyiz, eğer bataklığı kurutmak istiyorsak. Bu sürecin başına döndüğümüzde üniversite önlerinde başörtüsü mücadelesi verenlerin bile yıllar geçtikçe nasıl evrildiğini görüyoruz. Bu evrilmeye onları iten ilk sebebin ise imani bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Ne yazık ki biz inandığımız Allah a güvenmez olduk. O nun kurallarının en iyi ve en güzel olduğunu, bizim için en hayırlısının O nun bize tayin ettiği yasalar olduğunu artık düşünmüyoruz. Ama ayet demiyoruz da ayet ama diyoruz. Kur an-ı Kerim i sorgulanabilir, daha iyisi üretilebilir bir kitap olarak görüyoruz. Bunun kadınlar üzerinde tezahürü ise miras taksiminde, aile de yöneticiliğin erkeğe verilmesinde, erkekten izin alamdan hareket edememe de kendini gösteriyor. Belki uzun izahlarla bu durumların aslında kadınların lehine olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu izahlara kalmadan kadınların bu ayetlere, bu Hadislere iman ediyor olması gerekirdi. Kocam dediyse komşu kadını dinlemem ben diyebilmeliydi kadınlar. Madem Allah bana bir hisse erkek kardeşime iki hisse verdi, ben senden razıyım sende benden razı ol Allah ım diyebilmeliydi kadınlar. Evet, ben dört yıllık üniversite bitirmiş, yüksek ücretli bir işte çalışıyor olsam bile lise mezunu olan eşim evin yöneticisidir diyebilmeliydi kadınlarımız. Ama imani zafiyet farklı cümleler çıkardı ağızlardan. O yüzden tesettürün modaya döndüğü günümüzde tekrar eski haline dönmesi için kadınlarımıza iman aşısı yapmamız gerekir. İman aşısı yapılan kadın neden dışarı az çıkması gerektiğini, yalnız eşine güzel görünmesi gerektiğini anlatmadan anlayacaktır. Ama iman aşısı yapılmayan birine davulun sesi uzaktan hoş gelecektir. Tesettürün modaya dönüşmesinde ki ikinci büyük etken Müslümanların sermaye sahibi olmasıdır. Banka hesaplarında ki paralarımızla beraber artmayan takvamız bizi bu hale getirdi. Aşırı dünyevileşme, dünyaya kazık çakma mantığı elbiselerimizi küçülttü. Ölmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşıyor olmak bizi daha fazla arzı endam etmeye zorladı. Ölülerinin bile kefene sarıldığı bir yerde dirileri örtememenin başka Günümüz kadınının en büyük problemi ilk baktığımızda tesettür gibi duruyor. Burnunu göstermeye utanan ninelerin başını örtmeye utanan torunları çıktı meydanlara. Başörtüsünü saç örtüsü diye algılayan genç kızlar peydah oldu. Belinin aşağısına başının üstünden daha az değer veren bir nesil geldi de geçiyor. Ağustos /

48 Üniversite önlerinde başörtüsü mücadelesi verenlerin bile yıllar geçtikçe nasıl evrildiğini görüyoruz. Bu evrilmeye onları iten ilk sebebin ise imani bir durum olduğunu söyleyebiliriz. ne izahı olabilir ki? Dünya bizim olmasın demiyoruz belki. Fakirlik bizim yaşam biçimimiz olsun demiyoruz belki. Ama jipe binmek içinde illa pantolon giymek zorunda değiliz. Koca koca güneş gözlüklerinin o başörtüsünün altında ne kadar komik durduğunu fark edelim diyoruz. Afrika da bir kabilenin bir aylık erzak parasını bir pardüseye, bir elbiseye, bir eşarba vermeyelim diyoruz. Dünyevileşme hastalığı dünyanın üzerinde yaşarken tedavi etmemiz gereken bir hastalıktır. Bu yüzden zordur. Ama işte tam da bu yüzden bu zamanda dünyevileşme kervanına katılmadan tesettürünü muhafaza eden kadına mücahide deniyor. Farz namazı kılan birine kimse mücahid veya mücahide demez. Aynı şekilde tesettürlü olmakta namaz gibi farzdır. Ama günümüzde geldiği pozisyonda her türlü etkene rağmen tesettürünü muhafaza edene mücahide demek zorunda kalıyoruz. Çok fazla kapıldık yalan dünyaya. O yüzden burada ki bakışları önemsedik. Daha fazla görünmek istedik. Daha fazla ilgi çekelim, hep biz konuşulalım istedik. Oysa ahiret endeksli yaşayabilseydik kimseler görsün istemezdik bizi. Çünkü biz Allah ın, anne olmamız halinde ayaklarının altına cennet serdikleriydik. Kıymetliydik, korunmalıydık. Cam fanuslarda muhafaza edilmediydik. Güneş ışığı girmesin diye koyu koyu ambalajlara sarılmalıydık. Ama ah bu dünya yok mu? Aklımızı başımızdan alırken, başörtümüzü başımızda bırakmadı. Başörtümüzü bıraktıysa eteğimizi küçülttü. Tesettürün modaya dönüşmesinde ki üçüncü büyük etken kâfirle aramızda fark görmüyor olmamızdan kaynaklanıyor. Onlara meyletmeyi bir afet saymıyoruz. Onlar gibi konuşuyor ve gülüyor olmak içimizi acıtmıyor. Hatta onlara benzemeyi övünç kaynağı sayar olduk. Onlarda düşen gardımızı çok iyi kullandılar. Artık büyük büyük silah fabrikaları yerine kadınlar için pantolon fabrikaları yapıyorlar. Bizleri o kadar düşünüyorlar ki denize tesettürle girmemiz için mayo bile üretiyorlar. Ve bunları hep biz daha sağlıklı olalım ve daha iyi gülümseyelim diye yapıyorlar. Yoksa ninelerimizin namusunda gözü olanların bizim namusumuzda gözü yok. Çünkü onları Çanakkale den geçirmeyen biz değil çarşaflı ninelerimizdi. Bizi çanak antenlerle avladıklarını anlayamadık. Kandırıldık. Anlayamadık gemilerin bayrağından kime ait olduğunu. Anlayamadık askerlerin üniformasından kime ait olduğunu. Sahi modern Müslüman kimin bayrağı dalgalanıyor senin sırtında, kimin üniformasını giyiyorsun? Medine de tesettür ayeti indiğinde başı açık bir saniye dolaşmayı ar sayan ensar kadınlarının üniformasını mı yoksa Paris moda haftasında sahne de boy gösteren kâfirin üniformasını mı? Tesettürün modaya dönüşmesinde ki dördüncü büyük etken toplumun önünde duran liderlerin eşlerinin giyim kuşamlarının toplum 48 Ağustos / 2017

49 tarafından örnek alınıyor olmasından kaynaklanıyor. Ne yazık ki bu liderlerin eşleri düzgün bir tesettüre bürünmediği için toplumda bulunanları da kendi peşlerinden sürüklüyorlar. Hakkı ve hakikati öğrenmeden, gerçek tesettürü öğrenmeden tesettürlü olduğunu sandıklarımızın peşinden kızlarımız heba oluyor. Tesettür Bize Ne Söyler? Tesettür, kadına giden yolda kale kapısıdır. Nasıl kale kapısı olmadığında işgal edilme tehlikesi her an mevcutsa, tesettürü olmayan hanımlarda bu tehlike ile baş başadırlar. Tesettür, dokunulmazlık zırhıdır. Sadece mahremlerin şifresini bildiği bir mekanizmadır. Onun sayesinde toplum iffetini korur. Onun sayesinde evlerde huzur olur. Onun sayesinde geleceğimiz kurtulur. Tesettür yoksa bütün toplum tepetaklak olur. Tesettürlü bir kız sadece kendini değil toplumun namusunu kurtaran bir bekçidir. Erkekler onun sayesinde kendilerine çeki düzen verirler. Onun sayesinde gözler haramdan, toplum zinadan korunur. Tesettür, kadın için namazdan önce gelir. Tesettür, cinsiyetin değil şahsiyetin bir göstergesidir. İnsan olduğumuzun alametidir. İlk insanın imtihanının adıdır. Şeytanın planlarının ilk basamağıdır. Tesettürsüz bir hanıma her şeyi yaptırabileceğini biliyor şeytan. Kendini haram gözlerden korumayanın, namusunu, vatanını, dinini korumayacağını bilir şeytan. Müslüman kadının namahreme karşı gardıdır tesettür. O yüzden tesettür baş tacı yapılmalıdır. Tesettüre bürünen her hanım kalemizde yeni bekçidir. Tesettürden taviz veren ise bütün kaleyi işgale çağıran biridir. Her Yerde Tesettür Tesettür sadece dışarı çıkarken üzerimize aldığımız dış örtünün adı değildir. Tesettür sadece bez parçasına indirgenecek kadar basit bir şey asla değildir. Tesettür, topuklu ayakkabı giymemektir. Tesettür, ağzında sakızla cıyak cıyak etmemektir. Tesettür, yürümek ama ses çıkarmamaktır. Tesettür, bir kişinin değil milyonların olduğu sosyal medyada da zırha bürünmektir. Tesettür, bana bakma demektir. Tesettür, gülmeni birilerinin duymamasıdır. Tesettür, bulunduğu kabın şeklini almamaktır. Tesettür, bu dünyada yanıp diğer dünyada yanmamaktır. Tesettür, akşamdan sonra dışarı çıkmamaktır. Tesettür, gece olan teravih namazına camiye gitmemektir. Tesettür, mitinglerde slogan atmamaktır. Tesettür, olmak ama görünmemektir. Tesettür, dikkat çekmemektir. Tesettür, öküzlerin bakmaması için tren görevi görmemektir. Tesettür, ben açarım onlar bakmasın dememektir. Tesettür, makyajlı olmamaktır. Tesettür, profil resmine kendini koymamaktır. Tesettür, güneş gözlüğü takmamaktır. Tesettür, başı deve hörgücü gibi yapmamaktır. Tesettür, dışarda rengarenk elbiseler giymemektir. Tesettürün Ölçüsü 1- Tek parça olmalıdır. Etek ceket ile tesettür olmaz. Pantolonu konuşmuyorum bile. Denize girerken giyilen haşamadan Allah a sığınırız. Başımızın üstünden topuğumuza kadar tek parça olacak bir örtü olmalıdır. Buna ister çarşaf deyin, ister pardesü deyin, ister ihram deyin fark etmez. Tek parça olsun bizim olsun. 2- Vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde olmalıdır. Bel, kalça, göğüs hatlarının belli olduğu bir örtü tesettür değildir. Bunun en pratik ölçüsü hamile olduğumuzda ve kilolarımız artığında bunu tartıdan ve eşimizden başkası anlamıyorsa tesettürlüyüz demektir. Kilo alıp verdiğimiz herkes tarafından fark ediliyorsa genişletmememiz gereken elbiselerimiz var demektir. 3- Renk konusu hakkında kesin bir kanaat olmamakla beraber âlimlerimiz ağırlıklı olarak siyah rengi vurgulamışlardır. Aişe annemizin, Medine tesettür ayeti ile karakargalara bürünmüştü sözü kulağımıza küpe olmalıdır. Sıcaklığın beyni kaynattığı bir yerde hanım sahabiler siyah giyiyorsa bir bildikleri vardır elbet. Onlarla aynı cenneti arzulayanlarında tercihleri siyah olmalıdır. Ağustos /

50 Hatice FURHAN Başka Bir Açıdan Tesettür 50 Rasulullah s.a.v şöyle buyurur; Kâfir dağ gibi günahlar işler, onu burnunun ucuna konmuş bir sinek gibi görür. Mümin ise, bir sinek kanadı kadar günah işlese, onu üzerine yıkılacak bir dağ gibi büyük görür. (Buhari) Ağustos / 2017 Tesettür denince aklımıza hemen kadının örtünmesi geliyor. Bu kavramı sadece kadınlara has olarak algılıyor zihnimiz. Oysaki tesettür kavramı çok boyutlu olarak algılanması gereken bir kavramdır. Şöyle ki; Kadının tesettürü, erkeğin tesettürü, çocukların tesettürü ve en önemlisi örtülmesi gereken her şeyin tesettürü. Müslüman kardeşinin ayıbını örtmek, kusurunu gizlemek gibi. Kadının tesettürü için çok şey yazılıyor çiziliyor. Keza erkeğin tesettürü ile alakalı da öyle. Çocukları ise küçük yaşta örtünmeye alıştırmak gerektiğini biliyoruz zaten. Fıtratta zaten var olan haya duygusunu muhafaza ettiğimiz takdir de örtünmeleri noktasın da hiç zorlanmayacaklarını biliyoruz.

51 Ama bu yazımız da asıl dikkat çekmek istediğimiz tesettür çeşidi, ayıp ve kusuru gizlemek, örtmek, setretmek ile ilgili olandır. Zira bu konu, küçümsenip ikinci plana atılmayacak kadar önemlidir. Mümin örtmeli, örtücü olmalı, ayıbı örtmeli, hatayı örtmelidir. Allah azze ve celle nin isimlerinden bir tanesi de Settar dır. Settâr, sözlükte örtme, kapama, gizleme anlamlarına gelirken ıstılahta ise Allah ın bir ismi olarak, örten, gizleyen, kullarının günah ve ayıplarını, hatalarını örten ve bağışlayan anlamına gelmektedir. Yaratan, yoktan var eden, gizli aşikar her şeyi bilen Rabbimiz dahi kendisini ayıpları örten, kusurları affeden, hataları gizleyen olarak vasıflandırıyor. Kitabımızda yer alan ayetler de Rabbimiz şöyle buyuruyor; Mü minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz. (Nur, 24/19). Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin (kusurunu arayıp) tecessüs etmeyin, kimse kimseyi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?.. (Hucurat, 49/12). Ayetlerden anlıyoruz ki; Hatayı ortaya dökmek, konuşmak yayılmasına ve sıradan bir şey haline gelmesine sebep olmaktadır. Ve yine anlıyoruz ki; Mü mine yakışan şey, kusur araştırmak ve ortaya dökmek yerine hüsn-ü zan ile hareket ederek gizlemeye çalışmaktır. Ancak doğru olan davranış hata yokmuş gibi davranmak, umursuzca kafa çevirmek değildir elbette. Doğru olan davranış, kardeşimiz de gördüğümüz yanlışı, hatayı, ayıbı gizlice, kırmadan, incitmeden uyararak, düzeltmesi için yardımcı olmaktır. Rasulullah (s.a.v) bir hadis-i şeriflerin de şöyle buyurmaktadır; Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter. (Müslim, Birr 72.. Buhârî, Mezâlim, 3) Resulullah (s.a.s. ) başka bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil Rabbimiz şöyle buyuruyor; Mü minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azâb vardır. Allah bilir, siz ise bilmezsiniz. (Nur, 24/19). Ağustos /

52 Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin (kusurunu arayıp) tecessüs etmeyin, kimse kimseyi gıybet etmesin. Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır?.. (Hucurat, 49/12). eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85) İnsan başkalarının ayıp ve kusurunu değil, kendi ayıp ve kusurunu görmeye çalışmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun. (Aclûnî, Keşfu l-hafa, II, 46) buyurmuştur. Güzel ahlaklı olmak isteyen bir insanın yapacağı en önenmli şey, başkasının kusurları ile meşgul olmak yerine kendi kusur ve ayıpları ile meşgul olmak, onlardan kurtulmaya çalışmaktır. Başkasını ayıplamadan önce kendimize bakmalı ve sonra yargıladığımız, ayıpladığımız insanı anlamaya çalışmalıyız. Güzel bir söz de şöyle söylenir; Benim hayatımı yargılamadan önce, Benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, Sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç Benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, Benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin!... (B.Marley) Birinin yaşadığı şartları, geçirdiği evreleri bilmeden yargılamak kolaydır. Maalesef başkasın da büyük gördüğümüz hata her nedense kendimiz yaptığımızda gözümüz de sinek kanadı gibi küçülmektedir. Oysaki Rasulullah s.a.v şöyle buyurur; Kâfir dağ gibi günahlar işler, onu burnunun ucuna konmuş bir sinek gibi görür. Mümin ise, bir sinek kanadı kadar günah işlese, onu üzerine yıkılacak bir dağ gibi büyük görür. (Buhari) Yani kamil bir mü min e yakışan kendi hatası ile meşgul olmak, hata ve kusurlarını düzeltmeye çalışmak başkalarında gördüğü kusurları da edebi ve adabınca, kırmadan, incitmeden uyararak düzeltmesi için kardeşine yardımcı olmaktır. Ayrıca her durumda güzel düşünmek, güzel bakmak, güzel görmek ahlakına sahip olmak için gayret etmeliyiz. Rasulullah s.a.v in bu konuda dehşetli bir uyarısı vardır. Usame bin Zeyd in yaşadığı bir hadise günümüz de bize ibret olması için şöyle nakledilmiştir; Usame B.Zeyd in kendisi anlatıyor: Resulûllah (s.a.v) bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizden haberdar olarak kaçtılar. Biz bu grubun içinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca, Lâ ilahe illâllah deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürdük. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber aleyhisselâm a aynen anlattım. Peygamber aleyhisselâm: Kıyamet gününde o adamın söylediği bu tevhid kelimesinin kıymet ve büyüklüğünden dolayı sana kim yardımcı olacak? dedi. 52 Ağustos / 2017

53 Ben: Ey Allah ın Resûlü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi, diye cevap verdim. Peygamber Aleyhisselâm: Kalbini yarıp baktın mı ki, bunu başka bir sebepten dolayı söylemiş olduğunu bilesin! Kıyamet gününde Lâ ilâhe illallah kelimesinin karşısında kim senin yardımcın olacak? buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, keşke Müslümanlığa o günden sonra girmiş olsaydım, dedim. (Müslim (158); Ebû Dâvûd (2643) ] Evet bizler de kimsenin kalbini yarıp bakmıyoruz. Kimsenin için de kalbin de olanı bilemeyiz. Ama kendi kalbimizi ve için de olanı bilebiliriz. Bu nedenle önce özeleştiri yaparak hatalarımızı, kusurlarımızı tesbit edip manevi hastalık diye tabir edilen bu durumlardan kurtulmak zorundayız. Güzel ahlak sahibi olmak için gayret etmek elzem vazifelerimizdendir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur; Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. (Muvatta, Husnü l Halk, 8; Müsned, 2/381) Konu basite alınmayacak, ikinci plana atılmayacak kadar önemlidir. Bu sebeple hem dua hem gayret ile Rabbimiz den gerçek anlamda ayıpları örten, bu konuda ki tesettürü muhafaza edenlerden olabilmeyi isteyelim. Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh olan El-Kuddûs, Kulları mahcub olmasın diye ayıp ve kusurları örten Es-Settâr: Ey affetmeyi çok seven El-Afuvv olan Allah ım! Bizi affet Doğu ve batıyı uzak eylediğin gibi bizleri hata ve günahlardan uzak eyle. Ey ayıpları örten Allah ım! üstümüzdeki bizim günahlarımızı gizleyen perdeyi kaldırma! Kaldıracağın bu perdenin arkasından, bütün çirkinliği ile görünecek iç yüzümüzü görme ve gösterme! Başkalarında ayıp ve kusur gören gözlerimiz kapat. Bizlere Hakkı duyan kulak; hakikati gören göz nasip eyle. Bizleri hakiki anlam da hem maddi hem manevi olarak her anlamda ki tesettürü muhafaza edenlerden eyle. Ağustos /

54 Salih AYDIN Hz. Ebû Eyyub el-ensârî (r.anh) 54 Ebû Eyyûb el-ensari hazretleri, Hayber savaşından dönülürken Rasûlullah ın çadırının çevresinde kendiliğinden bütün gece nöbet tutmuş, Rasûlullah onun için, Allah ım, beni koruyarak gecelediği gibi, sen de Ebû Eyyûb u koru diye dua etmiştir (İbn İshâk, İbn Hişâm, es- Sire, III ). Ağustos / 2017 Medineli müslümanlardan ve hicret sırasında Hz. Peygamber i evinde misafir eden sahâbî. Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-ensarî en-neccârî (r.a.); Ensâr ın Hazrec kabilesinin Neccâroğulları koluna mensup olup, annesi Zehra binti Sa d dır. Abdülmuttalib in vâlidesi tarafından Rasûlullah la akraba olan Ebû Eyyûb, ikinci Akabe bey atında hazır bulunmuş, Rasûlullah a iman etmiştir (İbn İshâk, İbn Hişâm, es-sîre, II, 100; İbn Sa d, et-tabakat, III, 484; İbn Abdülberr, el-istiâb, IV, 1606; İbnü l-esir, Üsdü l-gâbe, VI, 25; ez-zehebî, Siyer A lâmü n-nübelâ, II, 288). Medine, müslümanlar için emin bir yer olduktan sonra Mekke de Rasûlullah (s.a.s.) ile birkaç müslüman kalmıştı. Rasûlullah da hicret yolculuğuna çıkınca bunu haber alan Ebû Eyyûb her gün Medine ye yakın Hire ad verilen yer-

55 de onun yolunu gözlerdi. Nihâyet Rasûlullah görününce bütün Neccar lıları toplayarak Rasûlullah ı karşıladı. Bütün müslümanlar Rasûlullah ı kendi evlerinde misafir etmek istiyordu. Bunun üzerine Rasûlullah devesini serbest bıraktı. Kusva adlı bu deve Ebû Eyyûb un evinin önünde çöktü. Ebû Eyyûb bu olayı şöyle nakletmiştir: Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) evimizin alt katına yerleşmişti. Ben de üst kattaki odada idim. Bir gün yukarıdan yere bir miktar su dökülmüştü. Suyun tavandan sızarak Rasûlullah ın üzerine gelmemesi için suyu bir bez parçası ile kurutmaya çalıştık. Bunun üzerine Rasûlullah ın yanına inip dedim ki: Ya Rasûlallah, senin bulunduğun bir yerin üstünde bulunmak bize yakışmaz, yukarıdaki odaya teşrif etmez misiniz? Rasûlullah o günden sonra üst kata çıktı (Müslim, Sahih II, 192). Ebû Eyyûb ile zevcesi Ümmi Eyyûb Rasûlullah ın yemeğini hazırlardı. Bir gün soğanlı bir yemeği Rasûlullah yemeyip, Onu yiyemedim, çünkü bu yemekte soğan olduğunu gördüm, ben ise soğandan hoşlanmam; fakat siz isterseniz yiyin onu yemekte bir sakınca yoktur demiş, Ebû Eyyûb da, Ya Rasûlallah, sizin hoşlanmadığınız şeyden biz de hoşlanmayız demiştir (Müslim, Sahih, II, 198). Rasûlullah, Ensâr ile Muhacirler arasında gerçekleştirdiği kardeşlik olayında Ebû Eyyûb e kardeş olarak Hz. Mus ab b. Umeyr i seçmiştir. Ebû Eyyûb un evinde yedi ay kalan Rasûlullah a Medine de mihmandarlık yapan Ebû Eyyûb, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazvelerde Rasûlullah ın yanında islâm cihad hareketlerine katılmıştır (İbn Sa d, et-tabakat, 485; Hâkim, el-müstedrek, III, 458; ez-zehebî, A lâmü n-nübelâ, 290). Rasûlullah ın vefâtından sonra da bütün gazâlarda yer almıştır. Hz. Ali nin hilâfeti döneminde onunla birlikte Hâricilere karşı savaşmıştır. Hz. Ali nin Medine deki kaymakamı olan Ebû Eyyûb un Halid ve Muhammed adlı iki oğlu, Umre adında bir kızı vardı. Hz. Ali (r.a.) devrinden sonra Muaviye zamanında Mısır a gitti. Mısır valisi bir akşam namazına geç kalmıştı. O zaman namaz konusunda çok titiz davranan her sahâbî gibi Ebû Eyyûb şöyle demiştir: Rasulullah ın, Ümmetim akşam namazını yıldızların gökyüzünü kaplamasına kadar tehir etmedikçe hayır üzeredir, fıtrat üzeredir dediğini duymadın mı? Duydum diyen Ukbe ye, O halde neden akşam namazını geciktirdin? diye sormuş; çok meşgul olduğunu söyleyen Ukbe ye şöyle demiştir: Senin bu yaptığını görerek, halkın Rasûlullah da böyle yapardı zehâbına düşmesinden endişe ederim (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 147). Rasûlullah (s.a.s.) İstanbul un fethini ashâbına anlatıp, İstanbul elbette fetholunacaktır; onu Rasûlullah devesini serbest bıraktı. Kusva adlı bu deve Ebû Eyyûb un evinin önünde çöktü. Ebû Eyyûb bu olayı şöyle nakletmiştir: Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) evimizin alt katına yerleşmişti. Ben de üst kattaki odada idim. Bir gün yukarıdan yere bir miktar su dökülmüştü. Suyun tavandan sızarak Rasûlullah ın üzerine gelmemesi için suyu bir bez parçası ile kurutmaya çalıştık. Ağustos /

56 Bunun üzerine Rasûlullah ın yanına inip dedim ki: Ya Rasûlallah, senin bulunduğun bir yerin üstünde bulunmak bize yakışmaz, yukarıdaki odaya teşrif etmez misiniz? Rasûlullah o günden sonra üst kata çıktı (Müslim, Sahih II, 192). fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335) diye müjdelemiştir. Hicrî 52. yılda Muaviye oğlu Yezid kumandasındaki müslümanlar İstanbul u kuşattılar. İslâm akîdesinin dünyanın dört bir yanına yayılması husûsunda çok canlı ve diri bir gayrete sahip olan müslümanlar İstanbul un fethi ve islâm devletinin sınırlarına dahil olmasını şiddetle arzuluyorlardı. Hz. Ebû Eyyûb el-ensâri bu seferin hazırlanması için çok çalışmış ve sefere karşı çıkanlara öğütlerde bulunmuştu. Uzun bir yolculuk yapan Ebû Eyyûb yaşının çok ilerlemesinden dolayı İstanbul a yaklaştıkları bir sırada hastalanmış, Yezid e, öldüğü takdirde cenazesinin hemen gömülmeyerek ordunun varacağı en ileri noktaya kadar götürülmesini ve o yerde gömülmesini vasiyyet etmişti. Burada defnedilen Ebû Eyyûb müslümanların İstanbul da bir sembolüdür. İstanbul, ashab devrinden başlamak üzere defalarca muhâsara edilmiş, nihâyet bu şehri fethetmek 1453 yılında Fatih e nasip olmuştur. Ebû Eyyûb un ölüm döşeğinde şu hadisi rivâyet ettiği zikredilir; Bir insan Cenâb-ı Hakk a bir ortak koşmaksızın ruhunu teslim ederse, Allah onu cennete koyar. Kişiliği, Ahlâkı, Fazileti: Ebû Eyyûb un fazîlet ve kemâl itibariyle yüksek bir makamı vardı. Rasûlullah ın eğitiminden geçmiş bir sahâbî olarak onun sünnetine çok önem verir, bir yanlışlık gördüğünde doğrusunu anlatır, hemen sünnetin uygulamasına çalışırdı. İslâm ordusu İstanbul u kuşattığında hastalanan Ebû Eyyûb, o hâliyle bile Allah Rasûlünden şu hadisi nakletmiştir: Kostantiniyye surunun dibine sâlih bir kişi gömülecektir. Umarım ki o kişi ben olayım (İbn Abd Rabbîh, el-ikdü l Ferîd, II, 213). Ordu komutanı Yezid Ebû Eyyûb un tabutunu askerlerin ortasına almış, askerler de çarpışmalarda bu tabutu koruyarak ilerlemişlerdir. İstanbul surlarını korumakta olan Bizans kumandanı bu garib durumu görünce, Bu nedir? diye sormuş, Yezid de, Bu bizim peygamberimizin sahâbisidir. Bize senin ülkende içerilere doğru götürülüp gömülmesini vasiyyet etti. Biz de onun bu isteğini yerine getireceğiz. Bizans kumandanı: Sen ne akılsız adamsın. Sen dönüp gidince biz onu köpeklere yem ederiz. Yezid: Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedine birşey yaptığınızı duyacak olursam ben 56 Ağustos / 2017

57 de bütün Suriye de öldürmedik hristiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan zat-ı Peygamber i (s.a.s.) inkâr etmiş olayım. Bunun üzerine kumandan şöyle demiştir: Ben onun kabrini elimden geldiğince koruyacağıma Mesih hakkı için söz veriyorum. Surların dışında defnedilen Ebû Eyyûb un kabrinin üzerinde sonradan bir kubbe yapılmış ve bu mübarek adamın kabri müslümanların ve hristiyanların saygı gösterdikleri bir yer olarak korunmuştur. Ebû Eyyûb el-ensari hazretleri, Hayber savaşından dönülürken Rasûlullah ın çadırının çevresinde kendiliğinden bütün gece nöbet tutmuş, Rasûlullah onun için, Allah ım, beni koruyarak gecelediği gibi, sen de Ebû Eyyûb u koru diye dua etmiştir (İbn İshâk, İbn Hişâm, es-sire, III ). mak düşmana hücum etmek değil, asıl tehlike mallarımızın bakımı ile uğraşıp cihadı terketmektir demiştir (Beyhâki, IX, 99; İbn Kesir, I, 228). Sâlim b. Abdullah ın rivâyetine göre, Abdullah b. Ömer, onun düğününe Ebû Eyyûb u da çağırmış; Ebû Eyyûb, Sâlim in evinin duvarlarının yeşil perdelerle süslenmiş olduğunu görünce, Siz de mi duvarlarınıza perde asıyorsunuz demiş, Abdullah b. Ömer de, Ya Eba Eyyûb, kadınlarla başa çıkamadık diye cevap vermiş; bunun üzerine Ebû Eyyûb Pek çok kimse kadınlarla başa çıkamasa da senin başa çıkamayacağını ummazdım. Ben ne sizin evinize girer, ne de yemeğinizi yerim demiştir (Kenzü l-ummâl, VIII, 63). Peygamber efendimizden şunu rivâyet etmiştir: Müslüman kişinin kardeşi üzerinde yerine Habib b. Ebî Sâbit in naklettiğine göre, Ebû yûb el-ensâri Muaviye ye Ey- İslâm ordusu İstanbul u kuşattığında getirmesi gereken altı hakkı vardır. Bunlar- dan birini yapmadığı gidip borçlu olduğundan dan hastalanan Ebû Eyyûb, o hâliyle bile zaman, altı hakkından yakınarak yardım istedi. birini yerine getirme- Allah Rasûlünden şu hadisi nakletmiştir: Muaviye ona yardım et- miş olur: 1- Ona rastladığında medi. Ebû Eyyûb, Mua- viye ye, Rasûlullah ın Kostantiniyye surunun dibine sâlih bir kişi gömülecektir. Umarım ki o kişi ben olayım selâm vermesi, 2- Onu yemeğe Benden sonra iş şındakilerden bencil- tine icâbet etmesi, 3- ba- çağırdığı zaman dâve- (İbn Abd Rabbîh, el-ikdü l Ferîd, II, 213). lik göreceksiniz diye Aksırdığı zaman ona buyurduğunu işittim im dua etmesi, 4- Hasta- dedi. Muaviye, Peygamber efendimiz bunu söylerken size de bir tavsiyede bulunmadı mı? dedi. Ebû Eyyûb, Sabretmeyi tavsiye etti dedi. Muaviye, O halde siz de sabrediniz deyince landığı zaman ona uğraması, 5- Öldüğü zaman cenazesinde bulunması, 6- Kendisinden nasihat ve yol göstermesini istediği zaman ona yol göstermesi (Buhâri, el-edeb, 134). Ebû Eyyûb ona, Vallahi bundan sonra sen- den hiçbir istekte bulunmayacağım diyerek Hz. Ali nin Basra valisi İbn Abbâs a gitmiş ve İbn Abbâs evini ona tahsis ettiği gibi yirmi bin dirhem para vermişti (Kenzü l-ummâl, VII, 95). İmam Ahmed den yapılan bir nakle göre Ebû Eyyûb şöyle demiştir: Kim Allah a ortak koşmadan ölürse, cennete gider (el-bidâye, VIII, 59). İstanbul muhasarası sırasında şehid olan Ebû Eyyûb el-ensâri bugün İstanbul un Eyüp ilçesindeki Eyüb Sultan Camii avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Kabri ile ilgili olarak, (bk. Taberî, Târih, III 2324 İbnü l-esir, Üsdü l-gabe, V, 143; Hâfız Huseyn b. Haccı, Hadîkatü l Cevâmî, I, 243) adlı kitaplarda sözedilmektedir. Türbesi yıllarca müslümanların ziyaret yeri olmuştur; bugün de halk Ebû Eyyûb un Ebû Eyyûb, savaş meydanında islâm askerlerini aşıp Rumlara tek başına saldırır, Rumların içine kadar ilerler ve geri dönerdi. Herkes onun kendini tehlikeye attığını söylediğinde de, kendimizi tehlikeye at- türbesini büyük kalabalıklar halinde ziyaret eder. II. Mahmud, Topkapı Sarayı hazinesindeki Hz. Peygamber e âit kutsal eşyadan Kadem-i Şerif i bu camiye koydurtmuştur. Ağustos /

58 Memduh ERGİN Devir Sizindir Beyler 58 Bu dünya bir sefer yeri. Hepimiz seferdeyiz. Başkalarının eğlenmesi, yemesi, sefa sürmesi bizi aldatmasın. Bizler Allah(cc) rızası için hicret edenleriz ve mükâfatını da Allah(cc)tan bekleyenlerdeniz. Bizler sessiz yığınlarız. Zamanı ve yeri geldiğinde vazifemizi yapar ve bu dünyadan sessiz, sedasız ayrılırız. Eğer samimiysek mükâfatımız Allah(cc) katındadır. Bunu bilir, buna inanırız Elhamdülillah. Ağustos / 2017 Beynim bomboş. Hiçbir şey düşünemiyorum. Hangi ruh halimde olduğumu da bilmiyorum. Hangi duygunun kontrolündeyim onu da bilmiyorum. Hiçbir duygunun kontrolünde değilim sanırım. Hırs yok, kızgınlık yok, öfke yok, istek yok, sevinç yok, mutluluk yok. Yok, yok, yok... Bu durum beni başlarda oldukça rahatsız ediyordu. Kendime kızıyor, işe yaramaz, değersiz biri olduğumu hissediyordum. Sonraları düşündüm de aslında böyle olmak çokta kötü bir şey değil, aksine çok güzelmiş. Kendimi özgür hissettim. Duygusuzluk demeyelim ama duyguların sizi esir almaması başlı başına bir özgürlükmüş. Bu hayatta hiçbir şey bana istemediğim bir şey yaptıramıyor. Ne mutlu bana. Duygular arasında iyi ya da kötü diye bir ayrım yapmıyorum. Bazen iyi dediğin duygular bile size yanlış yaptırabilir, acı çektirebilir. İnsan kendini yüce Yaratanına teslim ettiği anda özgürleşmeye başlıyor. Yüce Yaradana(cc) teslim ol-

59 duğun anda hiç bir şey seni esir alamıyor. Anladım gerçek özgürlük vazgeçebilmektir. Allah(cc)için her şeyden vaz geçebilmektir. O zaman hiçbir şeyin önemi olmuyor. Önemi olmayan bir şey için de üzülmeye değmez. Dünya namına ne varsa elinin tersiyle itebiliyorsan, vazgeçebiliyorsan işte özgürlük bu. Makam, mevki, servet, mal, mülk evlat, bağ, bahçe velhasıl dünya namına ne varsa hepsinden gönül rahatlığa ile vazgeçebiliyor musun? İşte dünyanın en özgür adamı sensin. Peygamber efendimiz(sav) en sevdiğimiz şeylerden hediye vermemizi tavsiye etmiştir. En sevdiklerimizi gönül rahatlığı ile verebilirsek ona bağlı kalmayız. Mecnun Leyla sından vazgeçebildiği için beşeri aşkın esiri olmaktan kurtulmuştur. Yoksa bir kadının oyuncağı olan bir zavallı olarak kalacaktı. Hani âlimin biri sohbet veriyormuş, yanına gelmişler ve söyle söylemişler: Efendim size on gemi miras kaldı. Âlim şöyle biraz durmuş ve : Elhamdülillah demiş. Bir gün sonra sohbet esnasında tekrar gelmişler âlimin yanına bu sefer şöyle söylemişler: Efendim size miras kalan on gemi batmış. Âlim biraz durmuş ve yine: Elhamdülillah. Demiş. Etrafındakiler merak etmişler : Efendim dün miras kaldığını duyduğunuzda da elhamdülillah dediniz, gemilerin battığını duyduğunuzda da elhamdülillah dediniz. Bunun sebebi nedir? Alim şöyle söyler: Miras kaldığını öğrendiğimde kalbimi şöyle bir yokladım, içimde bir sevinç oluştu mu? Oluşmadığını görünce: Elhamdülillah. dedim. Battığını öğrendiğimde kalbimi yokladım acaba içimde bir üzüntü oluştu mu diye? Oluşmadığını öğrendiğimde yine: Elhamdülillah. dedim. Şöyle bir düşünmenizi istiyorum dostlar. Biz ya da etrafımızdaki kaç kişi gerçekten özgür? Evlatlarımız, malımız, mülkümüz, makamımız bizi esir almışsa, biz onlara hükmedemiyor, onlar bize hükmediyorsa, dünyanın en zengin adamı da olsak, onlarca evladımız da olsa, padişahta olsak aslında birer zavallıyız. Çünkü birer esiriz ve esirlerde acınacak insanlardır. İnsanların zengin olmak için nasıl zalimleştiklerine, kul hakkı yediklerine vicdan sahibi insanlar olarak şahitlik etmiyor muyuz? İnsanların bir makamı elde etmek ya da elde edilen bir makamı elde tutmak için nasıl insanlıktan çıktıklarına şahitlik etmiyor muyuz? Bu olumsuz durum maalesef son zamanlarda içinde bulunduğumuz Müslümanlarında bir hastalığı haline geldi. Maalesef Müslümanların servet ve makamla imtihanı İslami ölçülerin çok dışında bir mercide ilerliyor. Özellikle bürokraside yalaka bir nesil yetişiyor. Aslında bu tip insanlar her devirde vardı ve olmaya da devam edecek, ama en azından İslami kesimlerde pek görünmüyordu. Daha çok liyakat ve dava adamları itibar görüyordu. Üzülerek ifade etmeliyim ki artık liyakat ve dava adamlığı ölçü değil. Artık tek ölçüt var o da yalakalık. Güç İnsan kendini yüce Yaratanına teslim ettiği anda özgürleşmeye başlıyor. Yüce Yaradana(cc) teslim olduğun anda hiç bir şey seni esir alamıyor. Anladım gerçek özgürlük vazgeçebilmektir. Allah(cc)için her şeyden vaz geçebilmektir. Ağustos /

60 Güç ve serveti ele geçiren Müslümanlar, nefislerle imtihanlarını kaybetmeye başladılar. Artık nefisler okşanmaya, kibirler tavan yapmaya başladı. Ayağımız yerden kesildi, gözümüz hiçbir şey görmez oldu. ve serveti ele geçiren Müslümanlar, nefislerle imtihanlarını kaybetmeye başladılar. Artık nefisler okşanmaya, kibirler tavan yapmaya başladı. Ayağımız yerden kesildi, gözümüz hiçbir şey görmez oldu. Kavramların içi boşaltıldı. Her şey sözde ve sadece vicdanlar rahatlatılıyor. Bakmayın koca koca laflar ettiğimize bizler sadece mış mışçılık oynuyor, ya da mış gibi yapıyoruz. Mış mışcılık oynayanlar münafıklar. Her devrin baş belaları. Mış gibi yapanlar başta samimi olanlar ama zamanla mışmışcıların oyuncağı olup ne yaptığını bilmeyen zavallılar. Şimdi sahne onların. Devir onların devri. Sürün sefanızı. Gerçek dava sahipleri ise seyirciler. Bu oyun ilk defa oynanmıyor. Biz bu oyunları daha önce defalarca seyrettik. Sahnedekiler yiyecek, içecek, eğlenecek, sonunda da her şeyi tarumar edip kaçacaklar. Gerçek dava sahipleri ise o tarumar edilmiş sahneyi içleri sızlayarak seyredecekler. Zamanı geldiğinde onların bozduklarını düzeltmek için çalışıp çabalayacaklar. Hiç boşuna bu sefer hiçbir şey yapmayacağım demeyin. İnancınız ve vicdanlarınız sizi rahat bırakmayacak. Vicdansızların tarumar ettiği o sahneyi düzeltmenin gayreti içine gireceksiniz. Ha şunu da peşin peşin şöyleyim, aptal yerine konmayı şimdiden göze almalısınız. Aslında buradaki en kritik soru şu. Dava adamları dediğimiz kişiler o sahneye dağıtmadan önce neden müdahale etmediler de her şeyin tarumar edilmesini, dağılmasını beklediler? Aslında bunu çok denediler. Gayret gösterdiler. Ama sahnedeki o vicdansızlar iflah olmaz bir aymazlıkla hareket ettiklerinden bir netice alamadılar, alamazlar da. Çünkü hiçbir değer yargıları yok bunların. Tek düşünceleri nefislerini doyurmak. Doymak bilmeyen nefisleri de her şeyi büyük bir iştahla tüketiyor. Aklınıza ne geliyorsa maddi ve manevi her şeyi tüketiyorlar. Bütün bu acımasızlıkların acı tarafı bozanlar bozduklarını kabul etmiyorlar. Kuranın ifadesi ile Biz bozguncular değil yapıcılarız diyorlar. Onlar her ne kadar öyle deseler de bizler biliyoruz ki eninde sonunda haklı bizler çıkacağız. Onun içindir ki öfkelenmeye, kızmaya, küsmeye hakkımız yok. Dünyanın kanunu bu. Kimisi nefsinin esiri olup yakıp yıkacak, kimisi nefsini esir alıp yıkılanları yapacak. Önemli olan hangi tarafta olduğumuzdur. Yıkan mı, yapan mı? Bütün mesele bu. Gerisi teferruat. Bu dünya bir sefer yeri. Hepimiz seferdeyiz. Başkalarının eğlenmesi, yemesi, sefa sürmesi bizi aldatmasın. Bizler Allah(cc) rızası için hicret edenleriz ve mükâfatını da Allah(cc) tan bekleyenlerdeniz. Bizler sessiz yığınlarız. Zamanı ve yeri geldiğinde vazifemizi yapar ve bu dünyadan sessiz, sedasız ayrılırız. Eğer samimiysek mükâfatımız Allah(cc) katındadır. Bunu bilir, buna inanırız Elhamdülillah. 60 Ağustos / 2017

61 Av. Bahaddin ELÇİ İslam ve Demokrasi İslam tevhid dinidir. Tevhidde vahdet (birlik) emredilip, tefrika yasaklanır. Hiçbir kimsenin, kavmin, sınıfın, kimliğin, ötekilerine takvadan başka bir üstünlüğü yoktur. Yönetim şeriata bağlıdır. Onunla sınırlıdır. Herkesin sorumluluğu vardır. Akıl yeterli olsaydı, vahye, peygamberlere ihtiyaç olur muydu? Anlaşıldı ki, beşeri (insan) düzen, reçeteler sorunlarımızı çözemiyor; tersine sorunları artırıyorlar. Çareler, çözümler, reçeteler, ilaçlar semavi olanlardadır, Semadan indirilen vahiyde, gönderilen elçilerdedir. İlminin, hikmetinin sınırı olmayan Allahu Teâla (c. c) anlamsız, abes birşey yapmaktan münezzehtir. İnsanlar yeryüzünde de ahirette de güzel bir hayat yaşayabilsinler, adalet ve barış içinde saadete ulaşabilsinler. Söz, egemenlik kavgası ile hayatları zindan olmasın; kimse kimseye kulluk etmesin. Kulluk sadece Allahu Teâlâ ya yapılsın Allahu Tealanın en büyük nimeti (İSLAM ) barış demektir. Barış ancak bununla sağlanabilir Adalet de Akıl şayet vahiyden beslenip, ona uymaz, onu redder, nefse tabi olursa, o zaman şaşırır/sapar, hep yanlış yapar, zulüm yapar. Sahibinin başına da bela olur. Vahye tabi olursa kurtulur, adalet ve barış saadet olur Ağustos /

62 Hukuku/düzeni insan üretirse adalet mümkün olmaz. Akıl sınırlıdır, her şeyi bilmez, şaşırır, yanılır ama; yanılmaz, şaşırmaz, yanlış yapmaz, sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi Allahu Teala nizam /din/yol koyarsa bu en mükemmeli, kusursuzu, yanlışsızı, doğrusu ve adaletlisi olur. İnsanın ahseni takvim, eşrefi mahlukat ve halife sıfatlarıyla yaratılmasının anlamı da Allahu Teala nın dininin, nizamının yeryüzünde egemen olması, uygulanması sorumluluğundandır. Biz insanların ise bu anlamda iki tercihimiz var; ya inanıp şükredenlerden, teslim olanlardan olacağız. Vahye tabi olacağız ki kurtulalım. Veya vahyi reddederek veya onu bölerek, ekleme ve çıkartma yaparak kendi hevamıza tabi olacak, şeytana tabi olacak ve zulme, helake, musibetlere mahkum olacağız İşte tevhidle şirkin, Allah a kullukla, yarattıklarına kulluk (şirk) arasındayız. Allahu Teala nın emir ve yasaklarına, hükümlerin, helal ve haram ölçülerine aykırılıklarda şeytan, tağut, nefis vb. gibi yaratıklar rab edinilir ve şirke saplanılır. Bu anlamda yani egemenlik Allahu Tealanın olmayıp, yarattıklarına kalınca bunun adı monarşi, oligarşi, demokrasi, cumhuriyet Ne olursa olsun sonuçta insan rab edinilmiş olur. Aslında söz, egemenlik insanın olduktan sonra bu bir kişide olmuş bir grup, sınıf veya çoğunlukta olmuş farketmez. Sonuçta söz halkın (yaratılmışların) olmuş olur. Bunun uygulamasında, yönteminde farklılıklar olsa da, değişmez. Kral, monark, sultan görünürde de gerçekte de söz sahibidir. Bu bilinir. Sınıf, parti, zümre, çoğunluk görüntüsü aldatıcıdır. Şöyle ki; Diyelim ki çok partili demokratik bir ülkede seçimle işbaşına gelmiş bir parti başkanı hem partisinde, hem hükümette, hem parti grubunda, hem de Cumhurbaşkanı yetkilerini elinde toplayabildiğinde çok partili, çoğulcu bir demokraside gerçekte bir kişinin egemenliği/sözü geçerlidir. Yani böyle bir durumda egemenlik öyle çoğunluğun, grubun değil bir kişinin elinde olabilmektedir. Böyle bir durumda şayet güçlü, tarafsız, adil bir yargı denetimi olmazsa kendisini bağlayan bir güç, yasa yoksa o zaman Allah korusun bir insan tanrılık, tağutluk, rablık tehlikesine düşebilir (güç zehirlenmesi). Vahiy nizamı İslam, heva düzenleri öteki tüm din, düzen, yol, görüşler, izmler, ideolojiler, fikirlerdir. Hepsi de yanlış ve batıldır. Rabbimiz peygamberlerine bile hevaya tabi olmayın buyurmuştur. Allahu Teala nın nizamı da Zatı, Kitabı, isim ve sıfatları, hükümleri de eşsiz ve benzersizdir. Tabiat kanunları ile kainata mükemmel bir nizam koyan Rabbimiz, insanlar için de teşri kanunlar koymuş, uyulursa mükemmel bir hayat adalet nizamı teklif ve tavsiye buyurmuştur. Teşri ayetler, tabiat ayetleri gibi kesin, doğru ve haktır. Dinimizle birlikte ümmetimiz, devletimiz parçalandı. Laiklilik, batılılaşma, partili ha- Biz insanların ise bu anlamda iki tercihimiz var; ya inanıp şükredenlerden, teslim olanlardan olacağız. Vahye tabi olacağız ki kurtulalım. Veya vahyi reddederek veya onu bölerek, ekleme ve çıkartma yaparak kendi hevamıza tabi olacak, şeytana tabi olacak ve zulme, helake, musibetlere mahkum olacağız 62 Ağustos / 2017

63 { } Tabiat kanunları ile kainata mükemmel bir nizam koyan Rabbimiz, insanlar için de teşri kanunlar koymuş, uyulursa mükemmel bir hayat adalet nizamı teklif ve tavsiye buyurmuştur. yat, ırkçılık bizi daha da ayrıştırıp böldü. Hem ümmeti, hem milleti hem de dini(islam) parçaladı. Hatta partiler aileleri bile parçaladı, böldü. Sürekli de bölünüyoruz. Savruluyoruz. Merhum Mehmet Akif 70 yıl kadar önce : Müslüman, fırka belasıyla zebun bir kavmi, medeni Avrupa üç lokma edip yutmaz mı? diye haykırmış, bu tehlikeye dikkat çekmişti. H. Şaban Efendi (k. s) de: Parti dini geçti, partili olmayanlara selam bile vermiyorlar. sözleriyle aynı şeye işaret ediyordu. Parti ayrılığı aile fertlerini, yıllık dostlukları bile bozacak boyuta geldi Partili hayat dışa bağımlılığı, sermayenin, ırkın, kabilenin, sınıfın zulmünü, egemenliğini de beraberinde getiriyor. İlim, ehliyet, emniyet, ahlak geçerli olamıyor. İslam ı reddeden Batı nın demokrasiye tutunması ise zorunludur. Semavi çözümü reddeden Batılı, çözümleri üretmeye yöneldi. İdeolojiler, izmler üretildi. İslam tevhid dinidir. Tevhidde vahdet (birlik) emredilip, tefrika yasaklanır. Hiçbir kimsenin, kavmin, sınıfın, kimliğin, ötekilerine takvadan başka bir üstünlüğü yoktur. Yönetim şeriata bağlıdır. Onunla sınırlıdır. Herkesin sorumluluğu vardır. Demokrasilerde sınıflaşmalar, imtiyazlar, farklılıklar, partiler vardır. Mevcut anayasada Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. denmektedir. Partisiz olmazsa tefrikasız nasıl olacak? İslam da tevhit (vahdet) olmazsa olmaz iken, demokrasilerde tefrika olmazsa olmazdır. Tevhidimiz demokrasiyle parçalandı. Hilafetin kaldırılmasıyla ümmet parçalandı, devlet parçalandı, din parçalandı. Kavimler ayrıştılar, onlar da kendi içinde bölündüler. Nihayet siyasi partiler aracılığıyla tekrar tekrar parçalandı, bölündü. En çok şikayetçisi olduğumuz şeylerden birisi de tefrika değil mi? Herkes, her parti birlik ve beraberlikten bir olmak, iri olmaktan dem vuruyor! Peki, bu çağrı ne kadar gerçekçi ve geçerli? Bu çağrı ancak yandaşlığı artırma çabasıdır. İslam ve ümmet ırkları ve renkleri birleştirdi. Arap Ali yi, Farslı Selman ı, Zenci Zeyd i, Rum Süheyb i birleştirdi kardeş yaptı. Ulus devletleri, ırkçılık, Türkleri, Arapları, Kürtleri kendi içlerinde parçaladı. Ulus devletle, partilerle birlik ve beraberlik sağlanması mümkün değil. Laiklik, ırkçılık, particilik tefrika ateşini daha da büyütüyor. Ve biz bu tefrika yangınını bunlarla söndürmeye çalışıyoruz. Ateşe benzinle gidiyoruz. Ve yangın giderek büyüyor. Bu yangını ancak tevhid suyu, iman kardeşliği, ümmet şuuru söndürebilir. Hz. Musa (a. s) nın elindeki Tevrat ı reddeden Firavun da halkını bölerek yönetiyor ve ben sizin en yüce rabbinizim (ayet) diyerek, hem kendine hem halkına, hem de İsrailoğullarına zulmediyordu. Sonu, helak oldu. Tefrika mukadder olsa da bizim tevhidde vahdete çağrı ve gayret sorumluluğumuz var. Kitabımızdaki Ahzab(partiler, hizibler) Suresi nin 73 ayet olduğu, Efendimizin (s. a. v) Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Birisi hariç ötekiler ateştedir. Bunların en zararlısı ise haramı helal, helali de haram sayan fırkadır. Hadis-i Şerifi oldukça ilginçtir. Rabbülalemin bizi fırkayı naciye ye keremiyle katsın, dileklerimizle Ağustos /

64 Ruçhan ŞAHİN Yanlış Ezberlemişsin İslamoğlu! 64 Birisi çıkıp size bu ümmetin senelerce peşinden gittiği, ilmî kudret ve dirayeti Müslümanlarca meşhur ve müsellem olan bir alim hakında indirilmiş dini tahrif ettiği, Kur anı anlamadığı, saçma sapan sözleri hadis diye naklettiği gibi insana Allah Allah dediretecek hezeyanlarda bulunuyorsa peşin hüküm vermeyin. Mümkünse bu işe ehil âlimleri bularak söylenen hususu tahkik edin. Ağustos / 2017 Hakikatin, tefekkürün, tedebbürün yerini sloganların, propagandanın, sathî düşüncenin aldığı bir devirde yaşıyoruz. Haliyle ifsadın irşada galebe çaldığı, batılın revaçta olduğu ve maalesef hakikatin garip kaldığı bir devir Başların ayak, ayakların baş olduğu; Osmanlı son dönem alimlerinden Muhammed Zahid el-kevseri merhumun ifadesiyle mahalle mescidinde bile imamlık yapması uygun olmayan kimselere el-imamü-l Hücce dendiği [1] bir devir İşte ben de bu yazıda yaşanmış bir hadise üzerinden; günümüzde dini meseleler hakkında konuşan, insanları hidayetin yegâne mercii olan Kur an ı Kerim e yani murad-ı İlahi ye davet ettiğini söyleyen, fakat gerek ilmî müktesebatlarının yetersizliği gerekse istikametlerinin problemli olması hasebiyle esasen süslü edebiyatla kendi hevalarına çağıran kimseler ile genellikle el-imamü-l hücce mesabesinde gördükleri bu kanaat önderlerinin peşinden giden, büyük çoğunluğu samimi olmakla beraber, iyi edebiyat yapmakla hakikati ifade etmenin farklı şeyler olduğunu kes-

65 tiremeyen samimi Müslümanların hâl-i pür melâlini tasvir etmeye çalışacağım. Ümmet-i Muhammed tarih boyunca çok zorlu dönemler atlattı. Bu herkesin malumu. Lakin Müslümanların İslamî meseleler hakkında kafasının bu kadar karışık olduğu, bir iki kitap okumak sureti yle allâme kesilenlerin bu derece fazla olduğu; insanların dinî meseleler hakkında konuşurken bu derece cesur davrandığı, hiçbir müktesebatı olmadığı konularda bile yalnızca kulaktan dolma bilgilerle büyük büyük iddialarda bulunabildiği başka bir devir olmamıştır herhalde. Söz gelimi, Bu dinin bin dört yüz senedir yanlış anlaşıldığını, bugün hadis diye nakledilen sözlerin çoğunun Emevîler döneminde uydurulduğunu, hadislerin sıhhat tesbitinde takip edilmesi gereken tek metodun onları Kur an ve akla arz olduğunu, Kur an ve Sünnet ten hüküm çıkarmak için öyle Arapça bilmeye falan gerek olmadığını meal okuyacak kadar Türkçe bilen herkesin bu işe ehliyet ve liyakat kesbedebileceğini ve daha buraya yazmadığım bir sürü hezeyanı belki yüzüne doğru düzgün Kur an okuyamayan Müslümanların bile diline pelesenk etmiş olmasına tarihî hiçbir kaynakta rastlanmamıştır. Bu büyük iddialara sahip olan Müslümanları toptancı bir tavırla ağır tenkidlere tabi tutmak elbette doğru bir tutum değildir. Şüphesiz onlar arasında çok samimi olanlar var. Gayesi Kur an a ittiba olan, murad-ı ilahiye teslim olmaya her an hazır bulunan fakat hasbe-l kader mezkür mudil ve müfsid kimselerin iyi edebiyatla süslediği batıl sözlerini hakikat zannedip bu üzücü duruma düşen kardeşlerimiz elbet çok fazla. Onlar kendilerine hakikat bir şekilde ulaşmamış ve bu işin ehli olan büyük âlimlerden hiçbirini tanıma fırsatı bulamamışlarsa, hatalarında mazur ve mafüvdürler inşaallah. Rahmet-i gadabına sebkat etmiş ve yüce şanına layık olduğu vech üzere hiçbir kuluna kıl kadar zulmetmeyeceğini beyan buyurmuş olan Cenab-ı Hakk adalet-i mutlakı, engin lütuf ve rahmeti îcabı samimi müsterşidleri irşada ehil kimselerle elbet bir gün buluşturur. Fakat insanların önüne çıkıp ben sizi Kur an a çağırıyorum, bakın ben söylemiyorum Kur an söylüyor! gibi beylik laflar ederek kendi hevalarına davet eden ahir zaman müçtehitleri var ya işte onlar için aynı şeyi söylemek çok zor. Çünkü onların çoğunun esas problemi ilmî dirayetsizliklerinden kaynaklanıyor değil. Zira problemi ilmî olan ve yalnızca hakikate talip olan kimse yaptığı bir hata kendisine iletildiğinde o hatadan dönmeyi erdem, kendini ikaz ve tashih eden kardeşine şükranı borç bilir. Lakin gelin görün ki bahsi geçen kimselerde malesef o erdemli tavırları görmek pek mümkün ve vaki değil. Yapmış olduğu hatayı iyi niyetle kendilerine ilettiğinizde teşekkür etmek şöyle dursun çoğu zaman sizi kale bile almıyorlar. Bundan daha üzücü Bir Müslüman için Kur an-ı Kerim i anlamaya gayret etmekten daha tabi bir şey olamaz. Hatta Rabbinin inzal buyurduğu kitabı anlamaya çalışmak her Müslüman üzerine düşen en büyük vazifelerden biridir. Zaten aklı başında hiç kimse Kur an-ı Hakîm i anlamaya çalışmaktan insanları men etmez. Ağustos /

66 Kur anı Kerim i anlama faaliyeti yalnızca mealler üzerinden sıhhatle icra edilemez. Evet okuduğunuz mealden bir şeyler anlarsınız; fakat anladığınız şey meal yazarının Kur an-ı Kerim den anlayabildikleriyle hatta çoğu zaman kendi anlayışını Kur ana söylettirdikleriyle sınırlı olur. olanı ise insanların önünde hata olduğunu bile bile aynı şeyleri tekrarlamaktan da imtina etmiyorlar. Siz ne derseniz deyin, duvara çarpıp geri geliyor yani. Defalarca tecrübe edilmiş bir hakikat olduğundan bu yazılanların o kanaat önderleri ve onlara taassup derecesinde bağlanmış olanlar için hiçbir kıymet ifade etmeyeceğini tahmin etmek çok zor değil. Fakat derdi murad-ı ilahiyi anlamak olduğu halde ilmî yetersizliklerinden ötürü söylenen her şeyi hakikat telakki eden samimi Müslümanlar için ifadelerimiz bir nebze istifadeye medar olabilirse maksad hasıl olmuş demektir. Gelelim paylaşmak istediğim o trajik hadiseye: Ülkemizde son dönemlerde bilhassa gençler arasında giderek yayılan meal halkalarının başını çeken ve hayli takipçisi olan bir hocanın (!) konuşmalarından birine rast geldim. [2] Mustafa İslamoğlu nun Âdeti olduğu üzere Kur an-sünnet ilişkisi bağlamında o muhteşem (!) metodolojisi olan hadislerin Kur an a arzından bahsetti, ardından indirilmiş dine paralel olarak ihdas edilen uydurulmuş dinin (!) inşa edicileri olarak gördüğü hadis imamlarından İmam Buharî ve İmam Müslim in (Allah ikisine de rahmet eylesin) Sahih lerinden birer rivayeti çarpıtmak suretiyle naklederek o müthiş retoriğiyle bu ümmetin büyük âlimlerini itibarsızlaştırma mekanizmasını işletti. Oradan İmam Gazzali ye sonra onun hocası Cüveynî ye, daha sonra Fahreddin er-razî ye de (Allah hepsinden razı olsun.) şöyle bir dokundurarak mevzuyu İmam Şafi ye getirdi ve İmam Şafi hakkında alaylı ve gevşek bir üslupla Hadisi sünnet ilan etti, sünneti de vahiy ilan etti. Güzel Şafii miz. Ellerinden öpüyoruz. Önce ellerinden öpüyoruz, sonra da itirazımızı koyuyoruz ortaya. gibi cümleler kurdu. İhkâk-ı hak adına tüm bu iddialara cevap vermek gerekliyse de bu yazının maksadı ve sınırları buna müsait değil. Zira İslamoğlu nun yazılarını inceleyen ihtisas sahibi hocaların çalışmalarından gördüğümüz kadarıyla bile şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; onun devirdiği çamları üst üste koysak neredeyse arşa değecek. Ben burada yalnızca örnek olması kabilinden, onun bu sözlerinden hemen sonra İmam Şafi nin nesh hakkındaki görüşlerinden bahsettiği cümlelerini nakldeceğim. İfadeleri aynen şöyle: Şafi ye göre Kur an sünneti nesh edemez, sünnet Kur an ı nesh eder. (Cemaatten Allah Allah sesleri) Evet, Allah Allah, Allah Allah. Ooo geçelim şimdi Efendim, Allah Allah, devam edin siz, Allah Allah Şunu hemen belirtelim ki, İmam Şafi nin Sünnet Kur anı nesheder. gibi bir şey söylemediğini mübtedî bir medrese talebesi bile bilir. Şayet orada bulunan cemaatte İmam Şafi nin bizzat kendi eserlerini görmüş yahut risale mahiyetinde bile olsa usûl kitabı okumuş bir kardeşimiz olsaydı; bu ifadenin yanlış olduğunu, 66 Ağustos / 2017

67 İslamoğlu nun söylediğinin tam aksine İmam Şafi nin Sünnetin Kur an ı nesh edemeyeceği görüşünde olduğunu belki söyleyebilirdi. Fakat ne yazık ki bu Allah Allah sesleri orada bulunan kardeşlerimizin ilmî müktesebatları hakkında müsbet kanaat sahibi olmamızın imkânını selbediyor. İfade etmemiz gereken bir diğer husus da şudur ki; her ne kadar çok fahiş bir hatayı içeriyor olsa da bu cümlelerin sehven sarf edilmiş olabileceğini, İslamoğlu nun da insan olması hasebiyle nisyan ile malul olmasından kaynaklı bir problem olabileceğini düşünmek isterdik. Zira hüsn-ü zan Müslüman ahlakının en temel unsurlarındandır. Ancak, bakalım kendisi İmam Şafi ile diğer tenkid ettiği âlimlerin eserlerine ve görüşlerine vukufiyeti konusunda ne düşünüyor? Aynı konuşmada devamla şöyle diyor: Cenab-ı Hak insanlara Kitab ın (Kur an-ı Kerim deki bir ayetin) ancak Kitapla (Kur anı Keimin başka bir ayetiyle) neshedilebileceğini beyan etmişir.sünnet Kitab ı neshedemez.kitap tan bir nass bulunan konularda sünnet ancak Kitab a tabidir ve (sünnet) Allah ın mücmel olarak indirdiği şeylerin manalarını tefsir eder. [3] er-risale isimli eserinden aktardığım busatırlar İmam Şafi nin, Sünnetin Kur anı neshedemeyeceği görüşünde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca İmam Şafi nin bu konu hakkındaki görüşleri bu satırlarla da sınırlı değildir. O, Sünnetin Kur anı neshedemeyeceği görüşünü destekleme adına yukarıdaki satırlarının hemen ardından aklî ve naklî birçok delil de serdetmektedir. Bunu size söylemek için, Risale yi (İmam Şafi nin er-risale isimli eseri kastediliyor.) yıllardır Görüldüğü üzere, İmam Şafi, işkembeden konuşmam diyen Mustafa İslamoğlu nun iddia etti- okutan biriyim. Şafi nin Arapça bilmeyen, usul, fıkıh, hadis, ğinin tam aksine, Sünne- Risalesini. Son okutmam ti n Kur anı neshedemeyeceğini söylüyor. belagat, fesahat gibi hiçbir ilmi ehlinden yeni bitti. Risale neredeyse eyse ezberimdedir. Yirmi yıldır tahsil etmeyen bir kardeşimiz herhangi bir Zaten usul-ü fıkıh ilmin- Risale okuturum. Şafi nin den azıcık haberi olanlar meal yazarının Kur ana doğru mana verip kitaplarını el-ümm dahî bilirler ki, Sün- başta olmak üzere okumuş vermediğini, ayetler arası ilişkiyi doğru net in Kur anı neshi biriyim. Bu cümleleri söy- meselesi Şafî usulcülerle kurup kurmadığını nasıl tahkik edecektir? lemek için çok ter döktüm. Hanefi usulcüler arasında Anlatabiliyor muyum? um? kadim bir ihtilaftır. İmam Yani, işkembeden konuşiçin iyi bir Gazali, iyi bir Razi okuyucusu olmadan bunları söylemem mam. Efendim, onun Şafi den sonra gelen Şafî usul âlimleri de zayıf delilin kuvvetli delili nes- hedemeyeceği hususundan hareketle Sünnet in Kur anı neshedemeyeceğini söylemişlerdir. [4] Yazının Peki İmam Şafi nin nesh hakkındaki görüşü nedir, bunu İslamoğlu nun defalarca okuttum, neredeyse ezberimdedir dediği er-risale isimli eserinden görelim: maksadı nesh meselesini tafsilatıyla incelemek olmadığından konuyla alakalı satırlarıma burada nihayet veriyorum. Neshin usul ilmindeki yeri, Hanefi-Şafi mezheplerinin nesh meselesine yaklaşımları, aralarındaki ihtilafın sebepleri, tarafların delilleri ve buna İmam Şafi nin Sünnet in Kur anı Neshi benzer hususları merak edenler âlimlerimizin usul-ü Haakkındaki Görüşü fıkıh alanında kaleme aldığı eserlere bakabilirler. و أبان اهلل لهم أنه إنما نسخ ما نسخ من الكتاب بالكتاب و أن الس نة ناسخة للكتاب و إنما هي تبع للكتاب بمثل ما نزل نصا و مفسرة معني ما أنزل اهلل منه جم Şimdi tekrar konuya dönüp yukarıda naklettiğim hadisenin iki taraf açısından bir değerlendirmesini yapmak isterim. Bu taraflardan birincisi konuşmacının kendisi, ikincisi de onu dinleyenlerdir. Yukarıda nakledilen konuşmadan çıkan netice şudur: Yıllardır er-risale yi okuttuğunu hatta Ağustos /

68 son okutmasının yeni bittiğini, er-risale nin neredeyse ezberinde olduğunu söyleyen İslamoğlu ya İmam Şafi nin bu risalesini hiç okumadı, ya okudu fakat senelerce yanlış anladı ve anlattı ya da sırf ümmet nezdinde itibarsızlaştırmak adına İmam Şafi nin sözlerini çarpıtıyor hatta tam aksi surete çevirerek hakikati tahrif ediyor. Onca iddialı cümleden sonra Yahu ne var canım unutmuş olamaz mı? demeninse fazla safdillik olacağı ortadadır. Zaten bu hata hangi ihtimalden kaynaklanırsa kaynaklansın netice değişmeyecek, öne sürülen hiçbir gerekçe durumun fecaatini, vehametini örtmeye yetmeyecek, şecaat arzedeyim derken sirkatin söylemekten öteye geçemeyecektir. Kalplere muttalî olan yalnızca Hz. Allah ve bize düşen zahire göre hükmetmek olduğundan işin bu kısmını Hz. Allah a havale edelim. Zaten bu hadiseyi nakletmemizin esas gayesi, konuşmayı yapan hocanın zaafını ortaya koymak, hatasını ifşa etmek değildir. Böyle bir şeyden hiçbir Müslüman da keyif almaz. Fakat görüldüğü üzere ortada bir cinnet durumu var. Kur an tefsiri dersleri yapan, binlerce insanımızın itikadını inşa eden (!), onlara önderlik eden hocanın bu ümmetin yetiştirdiği o koca âlimler hakkındaki sözleri bunlar. Konuşmadaki müstehzî, mütekebbir ve küçümseyici edası da işin cabası. Birkaç sene önce yayınlanmış olan bu konuşmasındaki hatalarını daha sonra kamuoyu önünde tashih etmiş midir bilmiyorum, böyle bir beyana rastlamadım. Lakin yukarıda da işaret edildiği üzere, İslamoğlu ne açıklama yaparsa yapsın, o köşeli cümlelerle ortaya attığı iddialarının altında ezilmekten kurtulamayacaktır. Hadisenin değerlendirmeye tabi tutulması gereken esas ve önemli kısmı ikincisi, yani bu olayın dinleyenler açısından ifade ettiği manadır. Malesef ülkemizde giderek yayılan bu meal halkalarının niyetleri ne olursa olsun insanımızı sahil-i selamete, murad-ı ilahiye vasıl etmediği; aksine bu ümmeti sürekli tenkide, geçmiş âlimlere karşı kayıtsızlığa (hatta kin ve nefrete), Kur an ve Sünnet hakkında fazla iddialı cümleler kurma cesaretine sevkettiği bir vakıadır. Evet, bir Müslüman için Kur an-ı Kerim i anlamaya gayret etmekten daha tabi bir şey olamaz. Hatta Rabbinin inzal buyurduğu kitabı anlamaya çalışmak her Müslüman üzerine düşen en büyük vazifelerden biridir. Zaten aklı başında hiç kimse Kur an-ı Hakîm i anlamaya çalışmaktan insanları men etmez. Fakat, gelin görün ki; sahih niyetle yola çıksanız bile nasıl gideceğinizi bilmiyorsanız menzile ulaşamazsınız. Eskilerin tabiriyle Usulsüz vusül olmaz. Kur anı Kerim i anlama faaliyeti yalnızca mealler üzerinden sıhhatle icra edilemez. Evet okuduğunuz mealden bir şeyler anlarsınız; fakat anladığınız şey meal yazarının Kur an-ı Kerim den anlayabildikleriyle hatta çoğu zaman kendi anlayışını Kur ana söylettirdikleriyle sınırlı olur. Buna en büyük şahitlerden biri de yukarıda nakledilen hadisedir. Orada dinleyicilerden hiç kimsenin Mustafa İslamoğlu nun sözlerine itiraz etmemesi fazlasıy- { } Piyasada yüzlerce mealin bulunması ve aynı ayete farklı meal yazarlarının farklı manalar vermiş olması gibi hususlar da şahittir. Bu mealleri önüne koyup, aklına ve eşya algısına uygun gelen manayı tercih etmekle murad-ı İlâhi ye vasıl olabileceğini iddia edenin gerçeklikten nasibi olmadığı ise izahtan varestedir. 68 Ağustos / 2017

69 la anormal bir durum değil midir? İmam Şafi yle alakalı bu hatayı anlayamayan kardeşlerimiz, aceba Mustafa İslamoğlu nun yahut başka hocaların ayetlere mana verirken yaptığı hataları (ki bu hatalara dair yazılmış eserler bile vardır [5] ) nasıl anlayacaklar? Oysa onlara sürekli aşılanan şey de taklitçiliğin mezmûm olduğu, Müslümana yakışanın muhakkik olması gerektiği değil mi? Peki Arapça bilmeyen, usul, fıkıh, hadis, belagat, fesahat gibi hiçbir ilmi ehlinden tahsil etmeyen bir kardeşimiz herhangi bir meal yazarının Kur ana doğru mana verip vermediğini, ayetler arası ilişkiyi doğru kurup kurmadığını nasıl tahkik edecektir? Bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkünse de netice olarak ortaya çıkan durum, orada bulunan cemaatin, konuşmacının Kur an anlayışına teslim olmaktan başka çaresinin olmadığıdır. Burada Kur an apaçık bir kitaptır, meal yazarının kanaati nasıl Kur anın manasından farklılık arzedebilir gibi bir itiraz hatrına gelenlere hemen söyleyelim ki bu yersiz bir itirazdır. Nitekim, tarih içersinde ortaya çıkmış tüm Müslüman fırkalar kendini Kur an-ı Kerimden bir kısım ayetlerle refere etmiş, hiç bir Müslüman Beni Kur an bağlamaz. gibi bir iddia öne sürmemiştir. Ayrıca sözlerimizin hakikatin ifadesinden ibaret olduğuna piyasada yüzlerce mealin bulunması ve aynı ayete farklı meal yazarlarının farklı manalar vermiş olması gibi hususlar da şahittir. Bu mealleri önüne koyup, aklına ve eşya İmam Şafi de, Buhari de, Müslim de, Gazzali de Razi de hatasız değildir şüphesiz. Ama bugün bin dört yüz küsür sene boyunca bu dinin yanlış anlaşıdığını söyleyenler o kıymetli âlimlere talebe olabilecek seviyede midir derseniz işte orası şüpheli algısına uygun gelen manayı tercih etmekle murad-ı İlâhi ye vasıl olabileceğini iddia edenin gerçeklikten nasibi olmadığı ise izahtan varestedir. Son olarak bu kardeşlerimize acizane bir tavsiyem var. Birisi çıkıp size bu ümmetin senelerce peşinden gittiği, ilmî kudret ve dirayeti Müslümanlarca meşhur ve müsellem olan bir alim hakında indirilmiş dini tahrif ettiği, Kur anı anlamadığı, saçma sapan sözleri hadis diye naklettiği gibi insana Allah Allah dediretecek hezeyanlarda bulunuyorsa peşin hüküm vermeyin. Mümkünse bu işe ehil âlimleri bularak söylenen hususu tahkik edin. Evet, İmam Şafi de, Buhari de, Müslim de, Gazzali de Razi de hatasız değildir şüphesiz. Ama bugün bin dört yüz küsür sene boyunca bu dinin yanlış anlaşıdığını söyleyenler o kıymetli âlimlere talebe olabilecek seviyede midir derseniz işte orası şüpheli Dipnotlar: [1] Muhammed Zâhid el-kevserî, Makâlât, terc: Ebubekir Sifil, Rıhle kitap, İstanbul, 2014, s. 309 [2] Mustafa İslamoğlu nun yaptığı bu konuşma için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=tokt- 5KqoPks [3] İmam Şafi, er-risale, thk: Ahmed Muhammed Şakir, Beyrut, s. 106 [4] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-u İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, c.1, s [5] Mustafa İslamoğlu nun mealinin güzel bir eleştirisi için Hidayet Zertürk hocanın Gerekçeli Mealin Gerekçesiz İddiaları isimli eserine bakılabilir. Ağustos /

70 Sağırın Hasta Ziyareti Bir gün anlayışlı yol, yordam, hal hatır bilen bir zat bir sağıra: Komşun hasta diye haber verir. Bunun üzerine sağır düşünür ve kendi kendine: Bu sağır kulaklarla komşumun sözünü anlamam mümkün değil, fakat yine de gitmek lazım gitmezsem olmaz. diye düşünür. Hastayı ziyarete giderim ona: Ey benim sevgili dostum nasılsın? derim o zaman elbette ki İyiyim yahut da hoşum şükürler olsun. diye cevap verir. Ondan sonra: Ne çorbası yedin? diye sorarım. O da: Mercimek çorbası. diye cevap verecek o zaman ben de: Afiyet olsun, dedikten sonra hekimlerden kim geliyor, seni kim tedavi ediyor? diye sorarım. O: Filan hekim. deyince: O hekimin ayağı çok uğurludur, o çok usta bir tabiptir o geldi mi işin yolunda demektir, biz de onu denedik neye elini sürerse, kimi tedavi ederse onun işi tamam demektir. derim. Sağır kafasında soruları ve cevapları kurarak komşusunu ziyarete gider; selam verir. Nasılsın komşu? diye sorar. Komşusu inleyerek: Ölüyorum. der. Sağır daha önce düşündüğü ve tasarladığı gibi: Çok şükür. deyince buna hastanın canı çok sıkılır. Bu ne biçim komşu, galiba benim kötülüğümü düşünüyor. Tam bu sırada: Sağır devam eder: Ne yedin? komşu Hasta kızgınlıkla: Zehir! der. Sağır sükunetle: Afiyet olsun. der. Bunun üzerine hasta iyice sinirlenir, fakat sesini çıkarmaz, sağır devam eder. Tedavi için hekimlerden kim geliyor? Artık dayanamayan hasta: Başımdan defolup git be adam, kim gelecek Azrail geliyor! diye bağırır. Bunun üzerine sağır: Ha o mu, onun ayağı çok uğurludur, artık üzüntüyü bırak sevin, neşelen. der. Artık hastanın üzüntüsünün sınırı yoktur, adeta kahrolmuştur. Sağır, komşuluk hakkını ödedim, hasta komşumun halini hatırını sordum diye sevinerek dışarı çıkar. Hasta bu sırada: Bu adam benim düşmanımmış, kötülüğümü istiyormuş, bugüne kadar anlayamamışım. diye düşünür. Mesnevi

71 Kavuk Bir gün Nasreddin hocaya bir mektup gelmiş. Mektup arapçaymış. Hoca mektubu ez çevirmiş düz çevirmiş okuyamamış. Yoldan geçen birine sormuş: Adamda okuyamamış. Daha sonra birine sormuş: o da okuyamamış. Hocaya: - Yaşından başından utan hoca kocaman kavukla gezersin sonrada bir mektup bile okuyamazsın. Çok sinirlenen hoca: - Kavuğu kendi kafasından çıkararak adamın kafasına takar, marifet kavuktaysa al sen oku bakalım. der. Dünyanın en küçük bebeği kimdir? Görünen köy ne istemez? İtfaiyeciler neden kırmızı kemer takarlar Türkiye nin en yalancı şehri hangi şehirdi? Duruşu ömür gözleri kömür Cevaplar:1.Gözbebeği 2. Dürbün 3.Pantolonları düşesin diye 4.Denizli (çünkü denizi yok) 5. Kardan adam Bilmeceler